Page 1

KONE DESTEĞİ İLE BU DERGİ İÇİN AĞAÇ KESİLMEDİ

A TASARIM MİMARLIK ATİLLA KUZU BASE MİMARİSTUDIO MATTHEW RITCHIE + ARANDA/LASCH

GMP ARCHITEKTEN’DEN DÜNYA KUPASI İÇİN ÜÇ YENİ STADYUM

SAYI 91 TEM/AĞU 2010 9 TL (KKTC 10 TL)

yaz›sıyla GÜLSÜM BAYDAR

xxi.com.tr

XXI < MİMARLIK TASARIM MEKAN < SAYI 91 < TEM/AĞU 2010 < A TASARIM MİMARLIK < BASE < GMP ARCHITEKTEN < KUZU < MİMARİSTUDIO < RITCHIE + ARANDA/LASCH

FUTBOL MABETLERİ

Y‹RM‹B‹R M‹MARLIK TASARIM MEKAN


Yirmibir Mimarlık, Tasarım, Mekân Depo Yayıncılık adına sahibi ve yayın yönetmeni Kuyaş Örs yazı işleri müdürü (sorumlu) Hülya Ertaş Ürer hulya@depo.com.tr endüstriyel tasarım editörü Elif Esmez elif@depo.com.tr

ya Dünya kupası'ndan sonra?

satış ve pazarlama koordinatörü Eda Ünsalan reklam müdürü Burcu Hinginar Akıncı okuyucu ilişkileri sorumlusu Biriçim Kalender grafik tasarım Aslıhan Özgen sayfa tasarım ve uygulama Doğukan Bilgin kapak tasarımı Emre Çıkınoğlu, BEK web tasarımı Ufuk Demirgüç Anıl Dönmez Turgay Tuğsuz kapak fotoğrafı Cape Town Stadyumu, Cape Town, 2010, © Marcus Bredt basım yeri Ofset Yapımevi Yahya Kemal Mahallesi Şair Sokak No: 4 Kağıthane, İstanbul yönetim yeri Depo Yayıncılık Hacı İzzet Paşa Sokak Rota 1 Apartmanı 12/2 34427 Gümüşsuyu İstanbul 0212 251 1811 xxi@depo.com.tr genel dağıtım DPP Yerel süreli yayın. Dergide yer alan yazı ve fotoğrafların tamamı ya da bir bölümü, Depo Yayıncılık’ın yazılı izni olmadan kullanılamaz.

Depo tüm yayınlarında KONE'nin desteği ile %100 dönüştürülmüş kağıt kullanıyor.

2010 Güney Afrika Dünya Kupası maçları için gereksinim duyulan üç yeni stadyum için açılan üç yarışmayı da kazanan gmp architekten, uzun yıllardır sahip oldukları büyük ölçekli yapı deneyimleri sayesinde üç farklı kentteki stadyumların uygulama projelerinin hazırlanmasını ve inşaatını üç yıl gibi kısa bir sürede gerçekleştirmiş. Bu üç yeni stat, bir ay boyunca milyonlarca kişinin sürekli gündemini işgal eden ve bugünün belki de en popüler küresel bir eğlencesi olan Dünya Kupası'nın mekansal temsilleri olarak da okunabilir. Böylesi geniş bir küresel izleyici -hem stattaki hem de televizyon başındaki izleyici- için üretilen bir yapının en büyük handikabı, izleyenlerin bir ay sonra bu yapılarla hiçbir ilişkilerinin kalmayacak olması ve tüm o kalabalık üzerinden akıp gittikten sonra bu seyirlik mekanların atıllaşma olasılığı. gmp architekten'in bu handikapla başa çıkmak için geliştirdiği birkaç çözüm var, henüz işleyip işlemeyeceğini söylemek için henüz çok erken olsa dahi en azından kupa sonrası statların yaşamaları konusunda mimari ekibin gösterdiği çaba okunabiliyor. Bunlardan ilki statların konumlandıkları kentsel bağlamı anlama çabası, örneğin

Port Elizabeth'teki Nelson Mandela Bay Stadyumu'nu kentin artık kullanılmayan bir alanında, göl kenarındaki rekreasyon alanını yeniden canlandırabilecek bir vaziyet planıyla yerleştirirken mimarların öncelikli uğraşının kentteki yaşam olduğu hissediliyor. Bir diğer çözüm ise projelerin her birine çok sayıda yerel firmanın dahil edilmesi. Almanyalı ofisin tüm bilgi birikimleri ve teknolojilerini ithal ettikleri bir yöntemin aksine yerel firmalarla oluşturulan ortaklıklar ve kurulan işbirlikleriyle sürdürülmeye çalışılmış projeler. Bu, tabi ki kısa süre zarfının dezavantajlarını azaltmış olabileceği gibi aynı zamanda daha fazla kişinin dahil olduğu projelerin tamamlanmasıyla yerel toplulukta yaratabilecekleri yabancılaşma hissi de önlenmiş olsa gerek. Böylesi büyük organizasyonların yarattığı heyecan ve canlılığın organizasyon bitiminde hızla sönerek kentleri sönük balon gibi bırakabildiğini biliyoruz, gmp architekten'in bunu önleme çabalarının sonuç verip vermeyeceği ise bir süre sonra belli olacak.. XXI


güncel 8 EŞİK CİNLERİ / GÜLSÜM BAYDAR

28 MEYDANA AÇILAN YOLLAR

Mimarlığın Özneleri, Nesneleri ve Pratikleri: Denise Scott-Brown’a Sormak İstediklerim

10 GELECEKTE HATIRLAMAK

Mark Wallinger'in Benim Kentim projesi kapsamında Çanakkale için önerdiği Sinema Amnezi, zamanın ve imgenin oyuncu doğası üzerine kurulu.

proje 12 OYUN EVİNE TIRMANIŞ

36 ÜÇ BOYUTLU FRAKTAL

Eminönü Meydanı'nda kurulan Morning Line, fraktal geometrinin üç boyutta nasıl çalışacağını gösterirken diğer yandan da sanatla mimarlık arasındaki sınırları bulanıklaştırıyor. Sanatçı Matthew Ritchie ve mimar Benjamin Aranda ile görüştük.

16 FUTBOL MABETLERİ

Güney Afrika'da oynanan Dünya Kupası futbol maçları için yeni yapılan üç stadyumun tasarımını, her biri ayrı ayrı açılan yarışmalar sonucunda gmp architekten üstlenmiş.

Tem/AĞU 2010 - XXI 2

İçİndekİler

Paris'teki Belleville Park'ta yer alan oyun alanı, eğimli yapısıyla farklı yaş gruplarından çocukların kendi hayal güçleri doğrultusunda çeşitli oyunlar üretmelerine olanak tanıyor.

Ankara'da yer alan Panora Alışveriş Merkezi, çeşitli işlevleri bünyesinde barındıran ve çevresindeki yeşille ilişkilenen kurgusuyla kutu alışveriş merkezi anlayışının dışına çıkıyor. Mimari projesini üstlenen A Tasarım Mimarlık'tan Ali Osman Öztürk, proje tasarım sürecine dair sorularımızı yanıtladı.

42 ŞEFFAF KURGU Astoria Residence içinde konumlanan Philip Morris firmasının yeni ofisi, çalışanlar arasında şeffaflığın öne çıktığı bir proje. Mekanı, iç mekan tasarımını gerçekleştiren mimaristudio'dan Önder Kul ve Ayça Akkaya Kul'dan dinledik.


48 YUMUŞAK GEÇİŞ

64 YALıN ÇALIŞMA ALANLARI İntema Mutfak'ın yeni Open serisi, alışılagelmiş geometrik ve düz formların hakim olduğu bir mutfak tasarımının aksine farklı bir anlayışla tasarlanmış. Tasarımcısı Atilla Kuzu ile ürün hakkında, İntema Mutfak Müşteri İlişkileri Müdürü Arzu Uludağ Elazığ ile de gerçekleştirilen bu işbirliği hakkında görüştük.

Promer Müşavirlik ve Mühendislik'in yeni ofis ve genel müdürlük binasında Alparda'nın ürünleriyle modern ofis anlayışında yeni çalışma alanları yaratıldı.

66 AYDINLIK BAHÇE

Farklı aydınlatmasıyla öne çıkan Jean Nouvel tasarımı Poblenou Parkı, mimarın Troll firması için tasarladığı ürünlerle birlikte ele alınmış. Troll'un Türkiye temsilciliğini üstlenen Era Aydınlatma bize park ve aydınlatması hakkında bilgi verdi.

ürün

Tem/AĞU 2010 - XXI 4

İçİndekİler

54 ürün haberlerİ 60 OFİS MOBİLYALARININ YENİ EVİ

Koleksiyon Contract&Office ürünleri firmanın Tarabya kampüsündeki büyük kırmızı binada teşhir edilmeye başladı.

70 peyzaj elemanları dosyası

62 YAP-BOZ MUTFAKLAR

Gaggenau'nun profesyonel mutfaklardaki çözümleri evlere taşıdığı yeni serisi Vario 200'ün soğutucu ve pişirme cihazları çeşitli kombinasyonlarla birçok gereksinimi karşılıyor.

78 Ajanda

Albayrak Barış Tente Cem Botanik EA Tasarım İCA Levent İzolasyon Mudo Concept Palmiye Rehau Park Peyzaj Schüco Q Too Sodizayn Twinson Sihir Mobilya


MİMARLIĞIN ÖZNELERİ, NESNELERİ VE PRATİKLERİ: DENıSE SCOTT-BROWN’A SORMAK İSTEDİKLERİM Bu yazı yayınlandığında Avrupa Mimarlık Tarihi Ağı’nın (EAHN: European Architectural History Network) 17-20 Haziran 2010 tarihlerinde düzenlediği ilk uluslararası konferans bitmiş olacak. Bu konferansa Denise Scott-Brown ile bir söyleşi gerçekleştirmek için davet edildim. Gerek mimarlığa gerek VSBA’nın (Venturi Scott Brown Associates) yaklaşımına bakış açım Scott Brown’ınkinden çok farklı. Ancak 50 yıllık kariyeri olan bir mimarla mimarlık ortamına önemi yadsınamayacak tarihsel katkıları bağlamında konuşmanın ilginç konuları gündeme getireceği kuşkusuz. Hem soruları hem yanıtları aynı yazıya sığdırmak yer açısından mümkün olamayacağından Scott-Brown’ın yanıtlarını ve konferansın genel değerlendirmesini bir sonraki yazıya bırakıyorum. Burada, bu söyleşiyi fırsat bilerek bir önceki yüzyılın ikinci yarısına mimarlığın neler sorabileceği konusunda düşündüklerimi dile getirmek istiyorum.

Tem/AĞU 2010 - XXI 8

Eşİk cİnlerİ

Scott-Brown’ın mimarlık ortamındaki kimliği genellikle “savunmacı” konumunda. Bu ortamın onu Robert Venturi’nin “eşi” olarak görmekte ısrarlı olmasının en belirgin kanıtı, tüm işleri VSBA’nın ürünü olmasına rağmen, 1991 Pritzker ödülünün sadece Robert Venturi’ye verilmiş olması. Yıllar içerisinde VSBA adına yapılan hemen tüm söyleşilerde Scott-Brown “eş” konumunda. Oysa daha yakın okumalar artık kült statüsü kazanmış olan Learning from Las Vegas (Las Vegas’tan Öğrenmek; 1972) kitabının bile Scott-Brown’ın başlattığı ve Venturi’yi sonradan davet ettiği bir stüdyo kapsamında kaleme alındığını gösteriyor. Venturi’nin ilgisi daha çok mimarlığın ikonik karakteri iken, günümüz mimarlık gündeminde yeri azalmış da olsa 1960’lı ve 70’li yıllarının ana konularını oluşturan katılımcı tasarım, gündelik yaşamın estetiği ve mimarlık sosyoloji ilişkisi gibi konuları ofise taşıyan kişi de Scott-Brown. Venturi’nin “Complexity and Contradiction in Architecture” kitabı mimarlıkta postmodernizmi başlatan manifesto niteliğinde görülse bile Scott-Brown kendilerini postmodernizmden tamamen ayrı tutmayı yeğliyor. Postmodernizmi biçimcilikle eleştirirken kendi işleri için sosyo-plastisizm (socioplasticism) nitelemesini uygun görüyor. Mimarlığın sosyal boyutuna olan ilgisini de 1952 yılına kadar Güney Afrika’da daha sonra ise Londra ve Amerika’ya kadar uzanan farklı kültürlerde geçen yaşam deneyimlerine atfediyor.

gülsüm baydar gulsum.baydar@ieu.edu.tr

Böyle bir çerçeveden bakınca söyleşimizin ana odağının öteki kavramı üzerinden kurulabileceğini düşünüyorum. Scott-Brown’ın bugün mimarlık üretiminin ana merkezlerinden biri olan ABD’de Amerikalı bir mimar olarak konumlanmasına rağmen ataerkil bir mesleğin içinde yer alması; ayrıcalıklı beyaz azınlıktan olmasına rağmen köklerinin Afrika’da olması; postmodernizmin ikonik

yaklaşımıyla özdeş tutulmasına rağmen gündelik hayat ve sosyal koşullara öncelik vermesi bunun başlıca gerekçeleri. Ona şunları sormak istiyorum: Öteki özneler

1. Meslek yaşamınız boyunca mimarlıkta kadınların konumu üzerine birkaç kez yazdınız ve konuştunuz. Daha 1970’li yıllarda “Room at the Top? Sexism and the Star System in Architecture” (Üst Kattaki Oda Mı?: Mimarlıkta Cinsiyetcilik ve Star Sistemi) makalenizi yazıp kadınların eğitimde ve meslek yaşamındaki ikincil konumunu mercek altına tuttunuz. Ama o zaman bile durumun daha öncesine göre giderek iyileştiğinden söz ediyordunuz. Yıllar sonra 2005’te ise Japonya'daki bir konuşmanızın feminist ifadeler taşıyan kısımlarının çevrilmeden bırakıldığını söylediniz. Kültürel farklılıkları da göz önüne alarak geçen yıllarda mimarlıkta cinsiyet ayrımcılığını nasıl değerlendiriyorsunuz? 2. Kadın mimarların meslek içindeki konumu ayrımcılığı tartışmanın bir yüzü ise kadın kullanıcılar öteki yüzü. Gündelik mekanların mimarlık ve kent içindeki yerinin farkındalığını sağlamak kariyerinizin önemli bir öğesi oldu. 1967’de kaleme aldığınız “Planning the Powder Room” (Kadınlar Tuvaletini Planlamak) yazınızda kadınlar tuvaletlerinin erkek mimarların göremeyeceği türden gereksinimlerine dikkati çekerek özgün tasarım önerileri sundunuz. Meslek yaşamınızda benzer önerilerinizi uygulamaya koyma fırsatınız oldu mu? 3. Luce Irigaray ve Helen Cixous gibi feminist kuramcılar hiyerarşiden, “kerameti kendinden menkul” doğrulardan bağımsız, çelişkilerden çekinmeyen dişil bir dil arayışını savundular. Sizin mimarlığın tarihsel ve sosyolojik boyutlarına olan vurgunuz, soyut planlamalara ve hatta “master plan” sözcüğüne karşı çıkışınız ve gündelik yaşama odaklanışınız eril yaklaşımlara eleştiri niteliğinde. Mimarlığa dişil bir yaklaşımın olası stratejileri üzerine biraz daha ayrıntılı tartışabilir miyiz? Biçimsel basitleştirmelere indirgemeden mimarlıkta dişil bir dilden söz etmek olası mı? Öteki nesneler

1. Planlama süreç ve disiplinlerinde gündelik hayatın önemine odaklanmanız mimarlığın nesnesini de söylem ve metodoloji açısından dönüşüme uğratma potansiyelini taşıyor. Potansiyeli diyorum çünkü mimarlık söylemi yeni nesnelerini basitçe asimile edip kendini sorgulama gereğini duymadan yoluna devam edebilir - tıpkı “yerel mimarlık” söyleminde olduğu gibi. Bu bağlamda konunun önemi sadece mimarlık tarihine yeni nesneler eklemek değil, yeni nesnelerin var olan tarihe bakış açısını dönüştürme gücünü olumlamakta yatıyor. Sizce gündelik hayat olgusu mimarlık ve mimarlık tarihi söylemlerini nasıl


solda: RVSB, Meilparque Nikko Kirifuri tatil sitesi, Nikko, Japonya, 1997 http://images.artnet.com/images_US/ magazine/news/artnetnews/ artnetnews5-31-07-7.jpg sağda: Denise Scott-Brown, Las Vegas, 1966 http://www.columbia.edu/cu/lweb/ indiv/avery/spotlights/Talking_ Architecture.html

3. Japonya’da yaptığınız Nikko tatil sitesinin planlama sürecini anlatırken gündelik hayatın geleneksel imgelerini araştırdığınızı, kimono, çiçek ve fener motiflerinden esinlendiğinizi vurguluyorsunuz. Batı kültürleri dışında geçen yaşamınızı sömürgeciliğin kültürel yaptırımlarını anlamanız açısından değerli bulduğunuzu; “olması gereken”i öne sürmeden önce “olan”ı anlama gereğini farkettiğinizi oldukça sık dile getirdiniz. Böyle bir bakış açısı daha sonra Japonya, Fas ve Çin’e kadar uzanan mimarlık pratiğinizde öteki kültürlere yaklaşımınızı belirlemiş olmalı. Ancak “olanı anlamak” her zaman ve ancak tarihsel olarak belirlenmiş bir bakış açısından mümkün. Neyi nasıl anladığımız kendi kişisel ve kültürel tarihimizden bağımsız değil. Kendiniz ve öteki arasında boyunduruk kurmadan ve boyunduruk altına girmeden üretken bir mesafe korumanın olasıkları konusunda ne düşünüyorsunuz? Globalleşen dünyada mimarlıkta kültürel farklılığın dekoratif farklılıktan öte bir boyutu kalmadı mı? Öteki pratikler

1. Mimarlıkta gündelik hayata yönelmeye verdiğiniz önemin kültürel farklılıkların ortadan kalktığı savına bir karşı çıkış olabileceğini düşünüyorum. Globalleşen ekonomilerde gerek tüketim kültürlerinin gerek iş gücünün göçlerinden kaynaklanan yepyeni mekansal gelişimler homojenleşmenin yanı sıra yeni farklılaşma biçimleri de ortaya çıkarıyor. Örneğin 1990’larda Singapur’da yaşadığım yıllarda McDonalds’ların liseli öğrenciler tarafından ödev yapma mekanları olarak kullanıldığına

2. Son yazılarınızda biçimsel değişimlerin yaşamsal değişimlerden kaynaklandığından ve günümüzde biçim tartışmalarının bilgisayar teknolojilerinin ve globalleşen ekonomik ve sosyal güçlerin getirdiği yeni iletişim biçimlerini içermesi gerektiğinden söz ediyorsunuz. Gerçekten de bugünün dijital teknolojilerinin mimarlıktaki etkisi CAD gibi programların ya da değişen görüntü ya da metinler içeren cephelerin çok ötesine geçti. Rhino ve Grasshopper gibi parametrik düşünceye dayalı programlar yeni bir biçimsel dağarcığa işaret ediyorlar. Örneğin artık bir duvarın bildiğimiz duvara benzememesi mimarının yaratıcılığı ya da isteklerinden değil, ışık ve ısı gibi değişkenlerin sağladığı ölçülebilir girdilerden kaynaklanabiliyor. 1980’li yıllarda endüstriyel dünyanın modernist soyutlamalarının yerini elektronik dünyanın ikonografik vurgusunun aldığını söylüyordunuz. Günümüzdeki gelişmeler mimarlığın soyutlama ve ikonografi dışında bambaşka bir bakış açısına gerek duyduğunun göstergesi olabilir mi? Scott-Brown’un bu çerçevenin hangi alanlarını seçip nasıl yanıtlar vereceğini henüz bilmiyorum. Ancak bu seçimlerinin kendilerinin bile en azından tarih yazımı açısından değerli ve önemli olacağı kuşkusuz.

9 XXI - Tem/AĞU 2010

2. Meslek yaşamınız boyunca modernizmin “mekan olarak mimarlık” anlayışını eleştirip yerine “iletişim olarak mimarlık” kavramını getirmeye çalıştınız. Dolayısıyla her ne kadar biçimciliğe karşı çıksanız ve “biçimci estetizm”i (formalist aestheticism) “bağlamsal ikonografi”den (contextual iconography) ayırmaya çalışsanız da savunageldiğiniz manyerist yaklaşımda biçimi iletişimin ana ögesi olarak gördünüz. Ama iletişim sadece göz ile gösterilen arasında kurulmuyor ve sadece görsellik ve sözellikle kısıtlanamıyor. Bedenlerle mimarlık arasındaki iletişim mekan yoluyla kurulmuyor mu? Bu bağlamda bedenlerle mimarlık arasında var olandan farklı ilişkiler kurmayı öngören bir mekansal manyerizmden söz etmek mümkün değil mi? Mekanı mimarlık söyleminden dışlamak olası mı?

şahit olmuştum. Masalara yayılan öğrenciler tüm tasarımı hızlı müşteri döngüsüne dayalı bu fast-food zincirinin kendine özgü mekanlarında saatlerini geçirebiliyorlardı. Bu kullanım biçimi kolektif ders çalışma pratiğinin olmadığı batı kültürleri için oldukça yabancı ve McDonalds’ın kimliğine de olabildiğince aykırı. Eğer artık homojen kültür birimlerinden söz etmek mümkün değilse günümüzde mimarlıkta farklılığı hangi ölçekte temellendirmek gerekir? Hala özgün Japon, Çin, Afrika, Asya mimarlıklarından söz etmek mümkün mü; böyle bir arayışa girmek üretken mi?

Eşİk cİnlerİ

dönüştürür? Bu yeni söylemin terimleri neler olabilir? Böyle bir söylemi kim, hangi pozisyondan dile getirebilir ve daha da önemlisi kim dinler?


sanat - yerleştİrme - çanakkale Tem/AĞU 2010 - XXI 10

Sinema Amnezi için Mark Wallinger'in yaptığı eskiz

GELECEKTE HATIRLAMAK Mark Wallinger'in Benim Kentim projesi kapsamında Çanakkale için önerdiği Sinema Amnezi, zamanın ve imgenin oyuncu doğası üzerine kurulu. Hülya Ertaş

Benim Kentim; British Council, Platform Garanti ile Anadolu Kültür'ün ortaklaşa geliştirdiği bir proje. Avrupa ile Türkiye arasında bir sanatçı değişim programı öneren Benim Kentim, Türkiye'deki beş farklı kentte (İstanbul, Çanakkale, Konya, Mardin ve Trabzon) gerçekleştirilecek. Projenin odak noktasındaki kent, kamusal mekanda üretilecek işlerle daha da vurgulanıyor olacak. Geniş bir zaman dilimine yayılan proje, Avrupa'dan Türkiye kentlerine misafir olarak gelip çalışacak sanatçılar için “yer”i kavrama ve projelerini o “yer”e temellendirme şansı sunuyor. Çanakkale'de gerçekleştirilecek projenin tanıtımı geçtiğimiz günlerde Çanakkale'deki eski Ermeni Kilisesi'nde yapıldı. Sanatçı Mark Wallinger ile

projeye küratöryel danışmanlık yapan Andrea Schlieker'in konuşması, Wallinger'in daha önce gerçekleştirmiş olduğu işlerin anlatılmasıyla başladı. Schlieker'e göre her biri altında politik, tarihi, dini ya da toplumsal kavramlar barındıran işler hem ölçekleri hem de araçları açısından bir çeşitlilik barındırıyordu. Londra'daki Trafalgar Meydanı'ndaki boş kaide üzerine yerleştirdiği ve her şeyin gereğinden fazla büyük olduğu meydanla tezat oluşturan cılız heykeli Ecce Homo'dan Berlin'deki Neue Nationalgalerie'ye kapanarak kentin simgesi olan ayı kostümü içindeki kendisini filme çektiği projesi The Sleeper'a dek birçok projesinin altında yatan fikirleri paylaştılar. Wallinger mitolojinin, Truva, Gelibolu ve Kurtuluş savaşlarının yaşandığı, farklı tarih katmanlarını barındıran Çanakkale'de çalışmak için Boğaz'a bakan bir nokta seçmiş. Çanakkale Boğazı'nın yarattığı doğu-batı aksının

devasa kargo gemilerinin sürekli geçişine tanıklık ettiğini belirten Wallinger'a göre: “Tarihi ve coğrafi olarak Truva ve Gelibolu arasında yer alan Çanakkale’de yaşam, boğazdan geçen kargo gemilerine aldırmaksızın ve geçenlerin dikkatini bir neslin kayboluşuna çekmek istercesine karşı kıyıda, şatafatlı bir şekilde dağlara kazınmış bir davetin farkına bile varmadan, gündelik dokusunda umursamazca ve tüm canlılığıyla devam ediyor.” Tüm bu fikirler ışığında Wallinger sahile kurulacak olan bir sinema salonu öneriyor: Sinema Amnezi bize bildiğimiz, zaten daha önce görmüş olduğumuz bir filmi izlemeye davet ediyor, tam da konumlandığı yerdeki 24 saat öncesinin manzarasını. James Joyce'un 24 saatlik zaman diliminde geçen romanı Ulysses'in adının konulduğu bu film, Wallinger'a göre hatırlama ile unutma, anı ve bellek meselelerini çok basit bir şekilde yeniden yorumluyor.


Peyzaj Mİmarlığı - parİS Tem/AĞU 2010 - XXI 12

fotoğraflar: ©BASE

OYUN EVİNE TIRMANIŞ Paris'teki Belleville Park'ta yer alan oyun alanı, eğimli yapısıyla farklı yaş gruplarından çocukların kendi hayal güçleri doğrultusunda çeşitli oyunlar üretmelerine olanak tanıyor. BASE

Belleville Park'ta Oyun alanı

base (bıen aménager son environnement)

tasarımında bize esin veren kendiliğinden gelişen ve hiç bitmeyen, her yaştan çocukların gruplar halinde oynayabilecekleri bir oyuncaktı: oyun evi.

Tasarım 2003'te CODEJ (Comité pour le Développement de l’Espace pour le Jeu, Rekreasyon Alanlarının Gelişimi Komitesi) tarafından yürütülen danışmanlık sürecinin sonunda gündeme geldi. Sözlü, yazılı ve grafik ifade biçimlerine başvurulan, çocuklar ve yetişkinlerle yürütülen atölye çalışmaları, ilgili topluluğun isteklerinin doğru şekilde anlaşılarak uyarlanmasını ve projenin tasarım hedeflerinin tanımlanmasını olanaklı kıldı. Çalışmamız kamu beklentilerini sentezleyerek ve yorumlayarak onların hem samimi hem de özgün mekansal karşılığını bulmak üzerine kuruluydu.

Oyun evi, çok çeşitli şekillerde tasarlanabilir; ağaç, mağara ya da orman evi gibi. En az onlar kadar iyi işleyen kentsel, iç mekana da sahip ve minimal bir türü de var: Pazar öğleden sonraları yatak odasında bir yatağın sandalye ya da süpürge sapı gibi bir şeyle desteklendiği ve havlularla bezendiği bir oyun evi bu. Bu, sırasıyla bir bot, bir ortaçağ kalesi olabilir, tüm yorumlamalara ve soyutlamalara açıktır: bu akıllı bir nesnedir. Bu perspektiften bakıldığında dağ peyzajı, inşaat sahası, uçan halı, kule, ortaçağ kalesi, korsan gemisi, tren yolu, gibi çeşitli olası çağrışımları üst üste bindirerek birbirine karıştırdık.

Serbest akışlı ve sağlam yapısıyla oyun alanında çocukların hayal güçlerinin ortaya çıkması için belirgin dekorlara başvurulmadı. Oyun alanının

Çok eğimli bir arazide konumlanan oyun alanı farklı kotlar ve yaş grupları için geliştirilen çeşitli eğimlere sahip bir tırmanma rotası.


Peyzaj Mİmarlığı - parİS 13 XXI - Tem/AĞU 2010

karşı sayfada Oyun alanının park ve kent içindeki görünümleri bu sayfada üstte ve en üstte: Çeşitli çağrışımlara olanak tanıyan ahşap yüzeyleriyle oyun alanı sağ sırada: Oyun alanının eğrisel yüzeylerinin sunduğu oyun olanakları


plan

Tem/AĞU 2010 - XXI 14

Peyzaj Mİmarlığı - parİS

base BASE (Bien Aménager Son Environnement) Versay Ulusal Peyzaj Mimarlığı Okulu'ndan mezun üç peyzaj mimarının -Franck Poirier, Bertrand Vignal and Clément Willemin- kurduğu bir ofis. BASE kentsel (mimari, peyzaj) ve estetik (bahçe sanatı, güncel sanat) yaklaşımlar arasında yürüttüğü çapraz-analizlerle projelerini yürütüyor.

üç boyutlu çizim

oyun alanında olası çeşitli oyunlar

işveren: City of Paris, Direction des Parcs, Jardins et Espaces Verts tasarım: BASE mühendislik: TERRASOL danışman: Luc Mas yüklenici: Eiffage, Pyrrhus bütçe: 1,1 milyon Euro yüzey alanı: 1000 m2 bitiş tarihi: 2008


FUTBOL MABETLERİ Güney Afrika'da oynanan Dünya Kupası futbol maçları için yeni yapılan üç stadyumun tasarımını, her biri ayrı ayrı açılan yarışmalar sonucunda gmp architekten üstlenmiş. Nelson Mandela Bay Stadyumu, Port Elizabeth Güney Afrika’nın en büyük kentlerinden biri olan Port Elizabeth, Hint Okyanusu’ndaki Algoa Bay’da konumlanıyor. Ülkenin en büyük üçüncü limanına sahip kent, Güney Afrika motor endüstrisinin ana merkezi olmasından kaynaklanan bir ekonomiye sahip. Dahası kent, çok çeşitli su sporları olanağı, tüm yıl boyunca ılıman olan iklimi ve önemli milli parklara yakınlığı sayesinde hem yurtiçinden hem de yurtdışından önemli sayıda turist çekiyor. 2010 Dünya Kupası için seçilen mekanlardan biri olunca o kalitede yeni bir stadyuma ihtiyaç duyuldu. Çeyrek finallerin oynanacağı stat, 46 bin kişilik kapasitesiyle Port Elizabeth’teki en büyük etkinlik mekanı.

Tem/AĞU 2010 - XXI 16

yapı - stadyum - port elızabeth

fotoğraflar: Marcus Bredt

Nelson Mandela Bay, Moses Mabhida ve Cape Town Stadyumları

volkwın marg, hubert nıenhoff, holger betz, robert hormes

Kent merkezine iyi ulaşım bağlantılarıyla yakın bir konumda ve bugüne kadar zayıf altyapısıyla kentin yok sayılan alanlarından biri olan Kuzey Ucu Gölü çevresinde bulunan stadyum, parkın az eğimli topoğrafyasının ortasında, gölün hemen yanındaki yükseltilmiş bir podyum üzerinde yer alıyor. Stat, topraktan çıkan bir çiçek gibi açıyor ve sudaki yansımasıyla birlikte eşsiz bir görüntü sunuyor. Stadın

silüetinde çatı kirişlerinin eğrileri ve altındaki beton ana strüktürün iki katlı kolonadlı bir galeri meydana getiren net düzeni fark ediliyor. Bu kolonadlı galeri tüm stat boyunca sürüyor ve maç olmadığı günlerde parka gelenler tarafından kullanılabiliyor. Locaların yer aldığı kottaki camlı yüzey, kolonadların yataydaki bitişini ve çatı kirişlerinin üzerine oturduğu noktayı belirliyor ve kirişlerin uçları locaların olduğu kottaki zemin seviyesine doğru alçalıyor. Çatının geometrisi yerel koşullara uygun olarak, izleyicileri yalnızca güneşten değil, aynı zamanda sert rüzgarlardan da koruyacak şekilde biçimlendirildi. Çatının farklı tasarımı kirişler ve onlar arasında gerilmiş membranlı alanların değişken düzeninden kaynaklanıyor. Açık bırakılmış çatı kirişlerinin net düzeni içeriden de belirgince görülebiliyor. Opak ve yarı-saydam çatı örtülerinin değişken kurgusu, iç mekanda ilginç bir ışık-gölge oyunu yaratıyor. Gün boyunca membranla kaplı alanlar, altındaki alanlara doğal aydınlatma sağlıyor. Oyun alanı üzerindeki gölge çizgilerinin yumuşatılması için çatı membranının yarı-saydam kısımları çatının iç köşelerine doğru artırıldı. Tasarım bir yandan tüm işlevsel, teknik ve iklimsel koşulları karşılarken, diğer yandan da kültürel konuları


yapı - stadyum - port elızabeth 17 XXI - Tem/AĞU 2010

da göz önünde bulunduruyor. Mevcut ya da yerel olarak kullanılan tipik yapı malzemeleri yeniden yorumlanarak kullanıldı. Stat çevresinde ve otoparkta kullanılan tuğla kaldırım kaplamasının koyu kırmızı rengi, farklı tonlarda kırmızılarla oturma birimlerinde ve VIP alanlarında da sürdürüldü. Gün boyunca beyaz çatı birincil strüktürün açık renkli betonu üzerine hafif bir çelenk gibi otururken geceleyin membran arkasından yapılan aydınlatmayla devasa bir deniz feneri gibi görünüyor. Kolonadlı galeriyi çevreleyen cephe bu görünümün arkaplanını oluşturuyor ve stadyuma adını veren Nelson Mandela'ya simgesel bir referansta bulunuyor. Nelson Mandela'nın sözlerinden oluşan grafik bir düzenlemeye yer verilen 700 m uzunluğundaki galeri, “uzun bir yürüyüş” olarak yorumlanarak hem mücadele hırsına hem de eşitler arası fair play'a gönderme yapıyor. Nelson Mandela Bay Stadı, Port Elizabeth kentinin bir kısmının tümünü yeniden canlandıracak bir spor tesisi. Bu da stadın Dünya Kupası'ndan sonra optimumda işlev görmesi şansını artırıyor. Örneğin stadın tüm basın ve ofis alanları spor ve boş zaman kullanımları ya da gönüllü çalışmalar için dönüştürülebiliyor, statla göl arasındaki alan da su kenarında dinlemek için kullanılabiliyor.


en kesit

6.kat planı

Tem/AĞU 2010 - XXI 18

yapı - stadyum - port elızabeth

boy kesit

vaziyet planı

proje adı: Nelson Mandela Bay Stadyumu, Port Elizabeth, Güney Afrika işveren: Nelson Mandela Bay Belediyesi yarışma tarihi: 2005 tasarım: Volkwin Marg, Hubert Nienhoff, Holger Betz proje yöneticileri: Holger Betz, Silke Flaßnöcker tasarım ekibi: Alberto Franco Flores, Robert Hormes, Martin Krebes, Burkhard Pick, Tobias Schaer uygulama ekibi: Margret Böthig, Martin Krebes, Michèle Rüegg, Susan Türke, Carl Christian Wentzel işbirliği yapılan mimarlar: DBA Architects, ADA, GAPP Architects, NOH Architects strüktür konsepti ve çatı tasarımı: Schlaich Bergermann und Partner - Knut Göppert ile Lorenz Haspel strüktür mühendisliği: SDD8E Joint Venture, KV3, Exstrado, Iliso, BKS (Pty) elektrik mühendisliği ve yangın korunumu: Clinkscales Maughan-Brown tesisat ve iklimlendirme: WSP Consulting Engineers proje yönetimi: BKS (pty) Ltd/BTKM-PMSA ana yüklenici: Grinaker LTA/Interbeton inşaat tarihi: 2007-2009 brüt zemin alanı: 50.000 m2


Moses Mabhida Stadyumu, Durban 2006'da verilen yarışma şartnamesinde Durban kentinde 70 - 85 bin izleyici kapasiteli ve kent için bir ikon haline gelecek çok işlevli bir stadyum tasarımı isteniyordu.

Tem/AĞU 2010 - XXI 20

yapı - stadyum - durban

Bizim de içinde bulunduğumuz Ibhola Lethu konsorsiyumumuz yarışmayı kazandı, ardından da uygulama projesinin yapılması ve şantiyenin yönetilmesinden de sorumlu oldu. Bu proje grubu toplamda Güney Afrikalı 32 tane mimarlık firmasından ve danışman olarak von Gerkan, Marg and Partners'tan (gmp) ve strüktürel mühendislik konusunda konsept desteği veren Schlaich, Bergermann und Partner'dan (sbp) oluşuyordu. Moses Mabhida Stadyumu, Hint Okyanusu kıyısındaki merkezi spor parkında yükseltilmiş bir platform üzerinde konumlanıyor. Kentten ve istasyondan birkaç geniş basamakla ulaşılan stadyum üzerinde yükselen 105 metrelik kemer çok uzaklardan dahi görülebilen bir landmark. 1,5 km uzunluğundaki lineer parkın güney ucundaki ana giriş stadın kente giriş kapısını simgeliyor ve büyük kemerin çatallanmasıyla biçimleniyor. Kuzey ucunda bir teleferik ziyaretçileri kemerin tepesindeki manzara platformuna taşıyor; buradan kentin ve Hint Okyanusu'nun panoramik manzarası izlenebiliyor. Kemer yeni stadın varlığını vurguluyor ve çeşitli etnik kökenlerden gelen nüfus için birleştirici bir gökkuşağı gibi, yukarıdan bakıldığındaysa ulusal bayrağın yeniden temsili gibi Durban'ın kent silüetine yerleşip stadı bir ikon olarak konumlandırıyor. 2010 Dünya Kupası için stadyum 70 bin izleyiciye uygun halde; sonrasında bu sayı 56 bine düşürülecek ancak önemli etkinlikler için 85 bine kadar çıkarılabilecek. Çok amaçlı stat yalnızca FIFA gereksinimlerini karşılamakla kalmıyor, aynı zamanda İngiliz Uluslar Topluluğu Oyunları ya da Olimpiyat Oyunları'na da ev sahipliği yapabilecek düzeyde. Yapı VIP alanları, Başkan ve Okyanus Atriumları (ki her ikisi de 6 kat yüksekliğinde), klüp odaları ve 130 adet izleyici kabiniyle katılımcılar, gazeteciler ve izleyiciler için iyi koşullar sunuyor. Stadın biçimi dairesel çatı strüktürünün alanın üç-çaplı geometrisiyle etkileşiminden kaynaklandı. Büyük kemer iç çatı membranının ağırlığını taşıyor. Kablo sistemin alışkın olmadığımız geometrisi strüktürün mantığından elde edildi. Işınsal öngermeli kablolar tüm stat boyunca çatının dış ucuna, bir kenarından büyük kemere ve diğer ucundan çatının iç ucuna eklemlendi; böylelikle çatının bademe benzer bir şekil almasına neden oldu. Çatı membranı gün ışığının %50'sinin stada girmesini sağlayarak gölge de yaratıyor. Cephedeki delikli metal kaplama çatının dış köşesine doğru yükselerek canlı bir ışık-gölge dokusu oluşturuyor, dışarıdan içeriye doğru bakışlar sunarken stada hafif ve havadar bir görünüm kazandırıyor. Basınç halkası ve cephe altlarındaki prekast beton kolonlar ve üstlerindeki çelik kutu profil kolonlarla taşınıyor; stat çevresi boyunca farklılaşan sistem 90°’lik 30 metre yüksekliğinden 60°’lik 50 metre yüksekliğe dek değişebiliyor.


yapı - stadyum - durban

21 XXI - Tem/AĞU 2010


kesit perspektif

yapı - stadyum - durban

en kesit

Tem/AĞU 2010 - XXI 22

boy kesit

proje adı: Moses Mabhida Stadyumu, Durban, Güney Afrika işveren: Durban Belediyesi Stratejik Projeler Birimi yarışma tarihi: 2006 tasarım: Volkwin Marg, Hubert Nienhoff, Holger Betz proje yöneticileri: Holger Betz (06/200609/2007), Burkhard Pick, Elisabeth Menne (09/2007-02/2009) tasarım ekibi: Christian Blank, Alberto Franco Flores, Rüdiger von Helmolt, Jochen Köhn, Martin Krebes, Helge Lezius, Florian Schwarthoff, Kristian Uthe-Spencker uygulama ekibi: Barbara Düring, Robert Essen, Alberto Franco Flores, Chris Hättasch, Martin Paul, Michèle Rüegg, Susan Türke planlama konsorsiyumu: Ibhola Lethu Consortium, Theunissen Jankowitz Architects, Ambro Afrique Architects, Osmond Lange Architects, NSM Designs, Mthulusi Msimang Architects, SA strüktür konsepti ve çatı tasarımı: Schlaich Bergermann und Partner - Knut Göppert ile Markus Balz strüktür mühendisliği: BKS (Pty) Ltd proje yönetimi: Ibhola Lethu Project Management JV ana yüklenici: Group Five, WBHO + Pandev JV inşaat tarihi: 2006-2009 brüt zemin alanı: 92.300 m2

6.kat planı

vaziyet planı


Cape Town Stadyumu, Cape Town Cape Town’un ufuk çizgisine Masa Dağı, Sinyal Tepesi ve Atlantik Okyanusu hakim. Cape Town Stadyumu Sinyal Tepesi’nin eteklerinde çevresine saygıyla uyum sağlayan bir landmark oluşturuyor. Bu projenin zorluğu bu çok özel konumda, dünyaca ünlü kartpostal manzarasını bozmaktansa zenginleştirecek bir yapının tasarlanmasındaydı. Masa Dağı’nın yatay çizgisi ve Sinyal Tepesi’nin yuvarlak zirvesiyle birlikte stadyumun eğrisel konturları ahenkli bir tiradın alt notaları gibi. Konseptine uygun olarak hafif olan dairesel stadyum, çevresine uyumlu ve alçakgönüllü bir yapı. Yarı-saydam dış kabuğuyla günün ya da mevsimin farklı dönemlerinde farklı hava ve gün ışığı koşullarına uyum sağlıyor.

Tem/AĞU 2010 - XXI 24

yapı - stadyum - cape town

Bu tasarım konsepti tamamen işlevsel olan gereksinimlerle birleştirildi. İzleyicilere mantıklı ama

diğer yandan da duyulara hitap eden bir strüktür sunuyor ve stat içinde futbol, Amerikan futbolu ve konserler gibi etkinliklerde müthiş bir atmosfer sağlıyor. Üç kademede düzenlenen stat 68 bin izleyici kapasiteli. En üst kademenin keskin eğrisi çatı ucunun daha sakin eğrileriyle kontrast oluşturuyor. 2010 Dünya Kupası esnasında en üst kademenin her bir kenarına geçici oturma sıraları eklenecek, bunlar daha sonra suitler ve klüp odalarına dönüştürülerek kapasite 68 binden 55 bine düşürülecek. Böylesi küçük ölçekli bir alanda inşa edilecek bu stat için önemli konulardan biri de yükseklikti. Kaya katmanları nedeniyle oyun alanı ve en alt kademe zemine gömülemiyordu. Stadın görünür yüksekliğini azaltmak için statla çevresi arasında arabuluculuk işlevi gören ve stadın algılanan yüksekliğini azaltan bir

yükseltilmiş platforma başvurduk. Bu platforma çıkan geniş rampalar ve üç kenardaki basamaklar altında 1.200 araçlık otopark, servis girişi, itfaiye arabası ve acil durum servis girişleri yer alıyor. Aerodinamik kaldırma gücüne karşı koymak ve yağmur suyu akışını pompalar olmaksızın sağlamak için düz asma çatının ağırlığını azaltmak amacıyla yenilikçi bir strüktürel çözüm geliştirdik: semer biçimli eğrisel asma çatı ile kiriş-hatıl sisteminin bir sentezi ve yukarı doğru çatının atmasını önleyen ağır cam çatı çözümü. Cephe yatay profilli bir membran olarak tasarlandı. Ondüle silüeti stadyumu büyük ölçekli, yarı-saydam bir heykele dönüştürüyor. Cape Town’ın değişken hava koşullarında bu cephe, tıpkı günün ışık koşulları gibi sıklıkla değişen yansımalar sunuyor, aydınlık yaz günlerinde beyaz ve parlak, fırtınalı kış günlerinde ise örtük ve gri.


yapı - stadyum - cape town

25 XXI - Tem/AĞU 2010


proje adı: Cape Town Stadyumu, Cape Town, Güney Afrika işveren: Cape Town Belediyesi yarışma tarihi: 2006 tasarım: Volkwin Marg, Hubert Nienhoff, Robert Hormes proje yöneticisi: Robert Hormes çatı projesi lideri: Martin Glass proje yönetimi: Michèle Rüegg ekip: Sophie Altrock, Holger Betz, Christian Blank, Margret Böthig, Lena Brögger, Maike Carlsen, Chris Hättasch, Patrick Hoffmann, Andrea Jobski, Martin Krebes, Helge Lezius işbirliği yapılan mimarlar: Louis Karol Architects, Point Architects strüktür konsepti ve çatı tasarımı: Schlaich Bergermann und Partner - Knut Göppert ile Thomas Moschner strüktür mühendisliği: BKS (Pty) Ltd, Iliso Consulting, Henry Fagan & Partners, KFD Wilkinson, Arcus Gibb teknik ekipman: BKS (Pty) Ltd, WSP (Pty) Ltd, Ilsio Consulting, Goba Consulting kentsel tasarım: Comrie Wilkinson Architects & Urban Designers, Jakupa Architects and Urban Designers, OvP Associates Landscape Architects peyzaj tasarımı: OvP Associates Landscape Architects şantiye mimarı: BKS (Pty) Ltd genel proje yönetimi: MDA Mitchell du Plessis Associates, BKS (Pty) Ltd, Ariya project managers ana yüklenici: JV Murray & Roberts, WBHO (çatı), JV Pfeifer Seil- und Hebetechnik & Birdair inşaat tarihi: 2007–2010 brüt zemin alanı: 110.000 m2

Tem/AĞU 2010 - XXI 26

yapı - stadyum - cape town

6. kat planı

boy kesit

en kesit

vaziyet planı

kesit perspektif


yapı - alışverİş merkezİ - ankara Tem/AĞU 2010 - XXI 28

fotoğraflar: Cemal Emden

MEYDANA AÇILAN YOLLAR Ankara'da yer alan Panora Alışveriş Merkezi, çeşitli işlevleri bünyesinde barındıran ve çevresindeki yeşille ilişkilenen kurgusuyla kutu alışveriş merkezi anlayışının dışına çıkıyor. Mimari projesini üstlenen A Tasarım Mimarlık'tan Ali Osman Öztürk, proje tasarım sürecine dair sorularımızı yanıtladı. Hülya Ertaş

PANORA ALIŞVERİŞ MERKEZİ

a tasarım mimarlık

he: İşveren tarafından sunulan proje tanımı nasıl bir alışveriş ortamı talep ediyordu? Projeniz bu talebe nasıl bir yanıt önerdi? Ali Osman Öztürk: Panora, aynı işveren grubuna yaptığımız ikinci alışveriş merkezi. Yaklaşık on yıl kadar önce aynı gruba Armada Alışveriş ve İş Merkezi'ni tasarlamıştık. Armada, ofisimiz için önemli bir yapı oldu. Uluslararası ortamda Avrupa’nın en iyi alışveriş merkezi ödülünü ve dünya başarı ödülünü kazandı. Armada’dan sonra projesini yaptığımız Panora’da daha büyük bir proje alanı ve daha büyük bir yapı programıyla karşılaştık. Yatırımcı grupla yaklaşım ve talep edilen proje istekleri kuşkusuz kısa sürede oluşturulmuş değil. Yapı ile ilgili gerek programın, gerekse mimari yaklaşımın uzun sürelere dayalı bir altyapısı var. Önceden birlikte çalıştığımız bir gruba proje yapmak, talep edileni anlama, yorumlama ve

yönlendirme sürelerini azaltabiliyor. Aynı işverenle birçok kez toplantılarda bir arada olma, yurtiçi ve yurtdışı uygulamaları yerinde görüp değerlendirme fırsatımız oldu. Çankaya, onun uzantısı olarak gelişen Yıldız, devamında TRT Mahallesi ve Or-An yerleşimi, kentin yüksek gelirli ve belli bir sosyal statüye sahip kesiminin yaşadığı bölgeler. Bölgenin ihtiyacı olan bir alışveriş merkezi yapısına uygun arsa, yıllarca pek çok yatırımcının hedeflemesine rağmen bulunamamıştı. İşveren grubu konuyu bize getirdiğinde mevcut birikimlerimizle çözüm önerdik. Proje koordinasyonunu üstlendiğimiz Panora’da mekansal zenginlik üzerinde durduk. Kentin bu bölgesinde gündelik yaşamın içinde olan, karma işlevleri barındıran bir mekanlar düzeni oluşturduk. Merkez işlevlerini üstlenebilecek çeşitlilik programa dahil edildi. Sinema ve eğlence mekanları, müzik ve kitap satış mekanları, yemek yeme mekanları tasarladık. Alışveriş merkezinden bağımsız daha esnek düzenlemeler imkanı sunduk. Ön cephede tasarladığımız restoran ve kafeler sabah erken saatlerden gece geç saatlere kadar çalışabiliyor. Bu da


karşı sayfada Yapının saydam ana giriş cephesi

yapı - alışverİş merkezİ - ankara

bu sayfada altta ve solda: Cephe düzenlemelerindeki çeşitli opak-saydam ilişkileri altta ortada: Giriş kapısı en altta: Yapının çevresindeki yeşil peyzaj içindeki görünümü en altta solda: Ağaç dizisiyle çevrili bina

29 XXI - Tem/AĞU 2010


klasik alışveriş merkezi konsepti dışında, yeme-içme işleviyle yapının işletilmesinde bir yenilik getirdi. Sabah koşusuna çıkanların kahvaltılarını yapabilecekleri, arkadaşlarıyla akşam yürüyüşüne çıkanların da gece geç saatlere kadar uğrayabilecekleri bu mekanların kentin sosyal yaşamına katkıda bulunabileceğini düşündük.

Tem/AĞU 2010 - XXI 30

yapı - alışverİş merkezİ - ankara

he: Panora AVM'nin çevresindeki kentsel dokunun özellikleri nelerdi ve bu özellikler yapının tasarımını nasıl etkiledi? aoö: 1970’lerin başında Or-An kenti için master plan hazırlanmış, planlamanın bir bölümü uygulanmıştı. Az katlı konutlardan oluşan ilk yerleşiminin merkezinde ve giriş ekseninde yüksek yapılar planlanmıştı. 20 yıllık süre içinde bölge, ilk planlamanın dışında birçok değişime uğradı. Or-An yerleşimi ve yakın çevresi farklı yönlerde gelişti. Yakın doku, konut ağırlıklı bir yerleşime ve diplomatlar sitesine dönüştü. Eski milletvekili lojmanları arsasıysa devlet politikası olarak artık milletvekillerine lojman tahsil edilmemesi kararıyla birlikte dönüşüm alanı olarak belirlendi. Mevcut yapılardan bir kısmı korundu. Boşaltılan alan üzerinde de kuzeyde alışveriş merkezi, güneyde 1.800’ün üzerinde yeni konutu içeren bir kentsel plan hazırlandı. Panora’nın tasarımına başladığımızda, bölgede yapılmış ya da planlanan herhangi bir alışveriş merkezi yoktu. Öncelikli olarak etrafındaki yollarla ileriye dönük kentsel bir kurgu oluşturduk. Yapının dış mekan oluşumu projeye paralel sürdürüldü. Şimdi yapılmakta olan yeni inşaatlar Panora’yı merkez alıyor, bir başlama noktası olarak kabul ediyor. Yakın çevrede Or-An bölgesinde belediyenin düzenlemiş olduğu koşu pisti ve sağlıklı yaşam parkuru, zaman içerisinde halk tarafından ilgiyle karşılandı ve burası özellikle sabah ve akşam saatlerinde düzenli olarak kullanılan bir kentsel spor alanına dönüştü. Bu spor faaliyeti Eymir Gölü ve ODTÜ ormanına doğru uzanıyor. Panora arsasının karşı yamacını kamuya açık yeşil alan olarak tasarladık. Böylece projeyi kısıtlı bir arsa üzerinde inşa edilecek tekil bir yapı değil, çevresel etki yaratacak büyük bir düzenleme olarak ele aldık. Mevcut yeşil doku ile ilişkili bir yapı düşündük. Yakın çevredeki yaya hareketlerini de dikkate alarak proje kapsamı “kentsel tasarım planı” olarak genişletildi diyebiliriz. he: Yapı, alışveriş merkezleri için alışık olduğumuzdan daha fazla şeffaf cephesiyle farklılaşıyor. Cephe tasarımından söz edebilir misiniz? aoö: Kentsel ölçekte yeşil doku sürekliliğini oluşturduk. Burada, Dikmen Vadisi'nden ODTÜ ormanına kadar uzanan bir yeşil alan sürekliği söz konusu. Bu kapsamda öncelikle yapının önündeki park düzenlemesini ele aldık. Önde tasarlanan meydan, yeşil alan düzenlemesiyle birlikte gelişti. Yaklaşık 40.000 m2'lik bir alanda yürüyüş parkurları, amfi tiyatro ve havuzların bulunduğu bir park alanı yapıyla ve yakın çevreyle bütünleşti. Ana giriş kuzey cephesinden verildi. Kuzeyde olmanın avantajı kullanılarak şeffaf bir cephe tasarımı geliştirdik. Önde oluşturduğumuz yeşil doku içeriden görülüyor, içteki


bu sayfada solda: Kubbenin alttan görünümü solda altta: Kubbe altındaki ana meydana giden bulvardan bakış altta: Tasarım sürecinden eskizler

yapı - alışverİş merkezİ - ankara

karşı sayfada üstte solda ve üstte sağda: İç sokaklar ortada solda: Atrium ortada sağda: Kubbe altındaki ana meydana doğru bakış altta: Restoran alanı

31 XXI - Tem/AĞU 2010

yaşam da dışa yansıyor. Saydam cephe, gün ışığını doğrudan içeri almamızı sağladı. Yapıyı tamamen dışa kapalı bir kutu gibi düşünmedik. Yapı ile yol arasında kalan dış mekanı da bir kent bulvarı gibi düşündük. Burada çeşitli etkinliklerin düzenlenebilmesi için gerekli peyzaj düzenlemelerini yaptık. Panora’nın önündeki dış mekanın yaşaması amacıyla üst zemin kat seviyesinde kuzey cephe boyunca bağımsız restoran ve kafeler yer alıyor. Birinci kat seviyesinde ön cephede doğal ışık alınmasını sağlayan yine şeffaf bir sokak tasarladık. Bu sokakta dolaşırken bir tarafta mağazalar, bir tarafta da park manzaralı keyifli bir mekan oluşturmak istedik. Şeffaflık Panora’yı klasik alışveriş merkezi kutusu kapsamından çıkaran önemli bir özellik.

duran kişi sokağın sonunu göremiyor. Doğrusal bir eksen değil. Dolaşım mekanlarının geometrik düzeninde yayların tekrarı var. Simetrik bir kurgu var. Giriş ekseninde yer alan dairesel, merkezi atriumu ana etkinlik alanı olarak tasarladık. Burada daire gibi temel bir formu kullandık. Bu mekanı bir tür kent meydanı gibi düşündük. Galerilerden görülen ana meydan ile “high street” konsepti ile tasarlanan sokaklarda bütüncül, ferah ve zengin bir atmosfer yaratmak istedik. Sokaklar üst katlarda kesitte açılarak giderken yukarıdan da doğal ışık alıyor. İç sokaklar üzerinde kiosklar, doğal bitkiler ve çeşitli etkinlik alanları düzenledik. Hareketli bir dolaşım mekanı olsun istedik. Düşey dolaşımların da içinde bulunduğu mekik formundaki ikincil atriumlar her iki yanda yer alıyor.

he: Geniş bir kubbenin altındaki meydana bağlanan bulvarlar ve bunun haricindeki görece dar sokaklar dolaşım şemasını meydana getiriyor. Mekanlar arasında ne türden bir hiyerarşi, buna bağlı olarak nasıl bir dolaşım kurgusu planladınız? aoö: Arazinin ince ve uzun yapısını dikkate alarak iç sokak etrafında şekillenen temel ve güçlü bir şema tasarladık. Bu tür yapılarda dolaşım kurgusu en önemli tasarım konularından biri. Mağaza düzenlemeleri dolaşım düzenine paralel yerleştiriliyor. İç sokakta seçilen yay formu yürüdükçe değişen perspektifler sunuyor. Yürürken algınız değişiyor. Sokağın başında

Üç kat yüksekliğindeki atriumun üstü 39 metre çapında çelik kubbe ile örtülü. Yapı organizasyonunda yatırımcı ve kiralamacı firmanın da istekleri doğrultusunda çocuk sokağı, tekstil sokağı gibi farklı konseptlerde sokaklar tasarladık. he: Böylesi geniş bir oturum alanına sahip yapıda inşaat süreci nasıl ilerledi? Bu süreçte ne türden zorluklarla karşılaştınız? aoö: İnşaatın yapımı aşamasında şantiyede bir ofis kurduk. İnşaat süresince kontrol hizmetlerimiz devam etti. Düzenli olarak şantiye toplantıları yapıldı. İlk defa

uygulanan detaylarda elbette birtakım zorluklar yaşandı. Yapıyı kiracılara zamanında teslim etme zorunluluğu hızlı bir yapım aşamasını beraberinde getirdi. Pek çok malzeme üzerinde performans testleri yapıldı. Malzeme seçimlerinin, numunelerinin görülmesi ve onaylanması inşaatın takibi sırasında yapıldı. Mock-up imalatlar değerlendirilip, uygulamalar yönlendirildi. Kontrol hizmetleri, karşılaşılan sorunların daha kısa sürede çözüme ulaşmasını sağladı. he: Yapının daimi kullanıcıları olan kiracılar ile yapıyı ziyaret edenlerden herhangi bir geri bildirim aldınız mı? aoö: Yapının kullanışlılığı ve dış mekan kullanımı konularında olumlu değerlendirmeler alıyoruz. Yapının net bir şemasının olması da ziyaretçiler için büyük bir avantaj oldu. Mağaza birimleri kolaylıkla bulunabiliyor. Yapı sadece içeriden kullanılan bir kurguda değil, aynı zamanda dışarıdan bağımsız da işleyen kurgusundan dolayı olumlu görüler aldık. İlk defa olarak bir alışveriş merkezi yapısında sekiz metre yükseklik önerdik. Yüksek mekanlar, dolaşımı rahat ve ferah bir atmosfer sağladı. Kendi içinde asma katlı mağazalar kurgusu var. İsteyen kiracı istediği yükseklikte asma kat yapabiliyor. Esneklik sağlayan iç mekan yüksekliği kiracılar için de olumlu oldu. Ziyaretçiler için de mekanların yüksekliği rahat bir dolaşım ortamı sağladı. Ferah, aydınlık, gün ışığı alan mekanlar düzeni genellikle ziyaretçilerde olumlu etkiler bırakıyor.


proje adı: Panora proje yeri: Or-An, Ankara proje tarihi: 2004 - 2009 yatırımcı: Merkez Müteahhitlik, Turizm ve İşletmecilik inşaat alanı: 180 000 m2 mimari proje: A Tasarım Mimarlık, Ali Osman Öztürk statik proje: Yüksek Proje mekanik proje: GMD Mühendislik elektrik proje: Yurdakul Mühendislik yangın danışmanı: Alara Proje kiralama danışmanı: Jones Lang Lasalle-Türkiye peyzaj proje: Dalokay Design Studio çelik çatı uygulaması: Atak Mühendislik çatı işleri: Botek İnşaat giydirme cam cephe: Dekoral Alüminyum Sanayi ve Ticaret zemin mermer işleri: Seçkin Nejdet Ltd. Şti. aydınlatma: Siemens asansör ve yürüyen merdivenler: Otis mozaik uygulama: Silkar

2. kat planı

Tem/AĞU 2010 - XXI 32

yapı - alışverİş merkezİ - ankara

zemin kat planı

ali osman öztürk Ali Osman Öztürk 1965 yılında Ankara’da doğdu. 1987 yılında ODTÜ Mimarlık Bölümü’nü bitirdi. 1992 yılında yüksek lisansını bina bilgisi dalında tamamladı. 1987-1993 yılları arasında ODTÜ Mimarlık Bölümü tasarım stüdyosunda araştırma görevlisi olarak çalıştı. 1997 yılına kadar ODTÜ’de, 1998 yılında Gazi Üniversitesi’nde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak çalışmalarına devam etti. Birçok ünlü mimarlık ofisinde çalıştıktan sonra 1997 yılında A Tasarım Mimarlık ofisini kurdu. TMMOB Mimarlar Odası, Türkiye Serbest Mimarlar Derneği, ODTÜ Mimarlık Fakültesi ve Arkitekt Dergisi’nde çeşitli görevlerde bulunmuştur. Katıldığı yarışmalardan birçok birincilik kazanmıştır. (Fotoğraf: Fethi Mağara)

boy kesit üç boyutlu çizim

en kesit

hava fotoğrafı


Mimarlık, ürün tasarımı, kentsel tasarım, fotoğraf, peyzaj mimarlığı, moda tasarımı alanlarında Türkiye'deki bloglara "editoryal bir çatı" sunan Blog Yuvası, bugün 80'i aşkın bloga ev sahipliği yapıyor. Geçtiğimiz ayki postlardan bir seçki sunuyoruz.

tem/aĞu 2010 - XXI 34

XXI Blog Yuvası

www.blogyuvasi.net düğümküme Tekno-kültürel üretim eleştirisi 4 Haziran

Ömer Çavuşoğlu Af samme stof som stof 30 HAZİRAN

Haydarpaşa Garı Urbanscreenıng Projesi, Nerdworkıng (...) ..: Haydarpaşa Garı’nda Bahar :.. Haydarpaşa Garı'nda Bahar, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetmenliği ana projelerindendir. İstanbul siluetinin en önemli sembollerinden olan Haydarpaşa Garı, kenti tren yoluyla Anadolu'ya ve Anadolu'yu da İstanbul'a ve Avrupa'ya bağlarken pek çok romana, öyküye ve şiire konu olmuştur. Gar aynı zamanda İstanbul'un yoğun göçle değişen sosyal yapısının, gündelik hayatının konu edildiği tiyatro, sinema ve diğer görsel sanatlar eserleri için her zaman bir esin kaynağıdır.

London to Copenhagen A beautiful summer's evening in London. After a pub's affair for World Cup with S., I cycle back home through the usual route with Billie Holiday in my ears. Usual yet unusual... High Holborn's thrre the same way, so is the City, but something isn't or rather ought not be. Yet, still there, that's the Foudry at the edge of Great Eastern Street and Old Street. The haven for many who passed through here, now a subject of completedemplition to make way to a new fancy hotel the neighbourhood communitydon't want. Maybe the international agency of leather suit travellers want it. (...)

Kuşkusuz Haydarpaşa Garı'nı anlatan en güzel eserlerden biri, Nazım Hikmet'in "Haydarpaşa Garı'nda 1941 baharında saat on beş. Merdivenlerin üstünde güneş yorgunluk ve telaş" dizeleriyle başlayan "Memleketimden İnsan Manzaraları" adlı şiiridir. (...)

pelin tan 26 Haziran

So spoke the semıcolon Visual arts, performing arts, architecture, design, utopias, et cetera 18 HAZİRAN Orta Doğu Modern Sanat Müzesi, Dubai, Birleşik Arap Emirlikleri (9 Ocak 2010 tarihinde BoltArt'ta yayımlanmıştır.) Orta Doğu Modern Sanat Müzesi, Jadaf, Dubai'de inşa edilen, yaklaşık 3.7 kilometrekarelik araziye sahip olan Kültür Köyü'nde yer alacak. 1998'de kurulan Hollanda merkezli mimarlık ofisi UNStudio tarafından tasarlanan bina, Dubai ile ilişkilendirilen denizcilik ve gemicilik kavramlarını mimari ile buluşturuyor. Müze binası, Hint Okyanusu ve Afrika kıyılarında çalışmış olan büyük Arap yelkenlilerinin (dhow) başını andıran bir şekilde yükselerek müzedeki izleyicilere Kültür Köyü'nün yapısını ve dokusunu sunacak bir manzara vaat edecek. 25.000 metrekarelik bir alan kaplayacak olan binanın 2011'de tamamlanması öngörülmekte. UNStudio'nun projeleri arasında Gooi, Hollanda'daki Möbius Evi (1993-1998), Stuttgart, Almanya'daki Mercedes-Benz Müzesi (2001-2006) ve Graz, Avusturya'daki Müzik Tiyatrosu (2006-2008) yer alıyor.

Radikal Estetik / Radıcal Aesthetıcs (ASF/ ESF istanbul) 1-4 Temmuz arası İstanbul'da gerçekleşecek Avrupa Sosyal Forumu 2010(European Social Forum 2010 Istanbul) kapsamında DEPO İstanbul'da Radical Aesthetics (Radikal Estetik) başlığı altında seminer, sanatçı sunumları ve film gösterimlerinden oluşan bir program hazırladık. Seminer, siyasal ve sanatsal temsiliyet ve ilişkili problemler üzerine odaklanacaktır. Program İçeriği: 1 Temmuz/July Perşembe 16.00 - 18.00 Seminer: Radical Aesthetics / Radikal Estetik Sunum: Pelin Tan & Önder Özengi Konuşmacılar: Burak Delier, Hale Tenger, Mürüvvet Türkyılmaz Tartışmacı: Ayşe Çavdar 2 Temmuz/July Cuma Film Gösterimi 14:00 Aernout Mik, "Raw Footage", 2006. 16:00 Heidrun Holzfeind, "Mexico 68", 2007. (...)


yerleştİrme - İstanbul Tem/AĞU 2010 - XXI 36

fotoğraflar: Murat Durusoy, T-B A21

ÜÇ BOYUTLU FRAKTAL Eminönü Meydanı'nda kurulan Morning Line, fraktal geometrinin üç boyutta nasıl çalışacağını gösterirken diğer yandan da sanatla mimarlık arasındaki sınırları bulanıklaştırıyor. Sanatçı Matthew Ritchie ve mimar Benjamin Aranda ile görüştük. Hülya Ertaş

the mornıng line

matthew rıtchıe + aranda\lasch

he: Morning Line'da benim çok önemli bulduğum nokta disiplinler arasındaki sınırları eritiyor olması. Bunun bir mimari eser mi yoksa bir sanat işi mi olduğu belirsiz. Morning Line'ın genel olarak disiplinler üzerine sürdürülen tartışmaya ne türden bir katkıda bulunduğunu düşünüyorsunuz? Matthew Rıtchıe: Sanat, sonradan üretilmiş, yapay bir kavram. Ta 18. yüzyıla dek sanat ve mimarlık aynı pratik içinde, aynı türde değerlendiriliyordu. Bu ayrışma yeni; tarihe baktığımızda sanatla mimarlığı tamamen ayrı şeyler olarak görmemizi sağlayacak biz zemin pek yok. Yine de böylesi bir ayrışmaya sıkı sıkı tutunan birçok kişi olduğu malum. Son 15-20 yılda disiplinlerin altyapıları çok radikal bir şekilde değişti, bu da tüm sınırları anlamsızlaştırdı. Hepimiz dijital bir mekanda (bilgisayar mekanında) çalışıyoruz ve bu mekanın tek bir amacı var ki o da bilgiyi orijinalinin geometrik dengine dönüştürmek.

Diğer bir deyişle bilgisayara aktardığınız her şeyi bilgisayar geometriye, müziğe, sanata, mimariye ya da tıbba, vs dönüştürüyor. Her ne yaparsak yapalım hepimiz aynı dijital mekanda çalışıyoruz. Ve bu dijital mekan yalnızca ona aktardığınız geometrilerle tanımlanmış bir dizi pratik ilişkiyi kurmakla kalmıyor aynı zamanda etik bir mekan da sunuyor, yani davranışları belirliyor. 21. yüzyılda karşılaşacağımız iş kollarından biri siber mekanda gösterilmesi gereken davranışı tanımlamak ve tarif etmek; beynin davranışını, disiplinlerin davranışını ya da dünya görüşümüzü değil, hepsinden önce bu yeni mekana uygun davranışları tanımlamalıyız. Bu yeni mekan insan aktiviteleriyle oluşturulan tüm diğer mekanlardan oldukça farklı, Öklid geometrisine sahip değil ve çok özel çünkü öncekinden oldukça farklı biçimde kültürel olarak yoğun. Bu projeyi ben disiplinlerarası değil, süper disiplinli olarak


yerleştİrme - İstanbul 37 XXI - Tem/AĞU 2010

karşı sayfada Morning Line'ın arka plandaki camiyle birlikte görünüşü bu sayfada üstte ve en üstte: Yerleştirmenin detayları solda: Alüminyum yüzeyiyle Morning Line, endüstriyel bir görünüme sahip


yerleştİrme - İstanbul Tem/AĞU 2010 - XXI 38

tanımlıyorum. Disiplinleri üst üste koyuyor ve siber mekanda mantıksal olarak nasıl dizilebileceklerine bakıyor. Bu süreç disiplinler arasında kimin kazanacağına ya da hangisinin diğerinden üstün olduğuna dair bir yarışma gibi yürümedi, onun yerine daha fazlasını keşfedebilmeleri için disiplinlerin paylaşıyor oldukları ortak nitelikleri görmelerini sağladı. Benjamın Aranda: Bir şeyler inşa edebilmek için onları nasıl ayrıştıracağınızı biliyor olmalısınız, bu yalnızca fiziksel bir ayrıştırma değil aynı zamanda dilin ayrıştırılmasını da kapsıyor. Bu, Morning Line'ın çok önemli yönlerinden biri, strüktürü inşa eden bir çeşit görsel dil öneriyor ve bu dil, Matthew'in mekanda bir hikayenin nasıl okunabileceği üzerine yapmış olduğu önceki çalışmalarından türüyor. Gelişmiş bir mimari eser yaratmak gibi bir derdimiz yoktu, bizim derdimiz birçok hikayenin, kişinin, aktörün ve disiplinin dahil olmasına olanak tanıyan yapıcı bir yapı üretmekti.

he: Proje sürecinde rolleri nasıl paylaştınız? mr: Bence bu çok özel bir durumdu. Projenin başlangıcında aklımda bir yapı yoktu. Sanatçı ve mimar olarak hiçbir fiziksel tanımın olmadığı bir mekanı paylaşıyorduk ve bu da konvansiyonel rollerden tamamen sıyrılmamıza olanak tanıdı. Birinin diğerinden üstün olduğu birçok mimar-sanatçı ilişkisi var ama bu bizim ilgimizi çekmiyordu. Bu noktadan sonra bu yeni dijital mekanın olağanüstü avantajlarını göz önünde bulundurduğumuzda, bu zihin yapısı belirginleştiğinde, yeni bir dil geliştiriyorsunuz ve o noktadan sonra kurduğunuz ilişki biçimleri de yeni oluyor. ba: Sürtüşmeli değil, oldukça entegre bir süreç yaşandı. Bunun nedenlerinden biri çok net bir şekilde Matthew'in çizdiği her çizginin, projedeki her bir çizginin strüktürel olması kararıydı. Bu basit kararın anlamı çizgilerin her birini bir diğerinin yanında işler kılmak ve onların strüktür boyunca bağlantılarını sağlamak için bir sistem geliştirmemiz gerektiğiydi. Her bir çizgi bir mekan meydana getirmeliydi ve

strüktürel olmalıydı, bunu sağlamak için kurduğumuz iletişim çok rahattı, kimse bir şeyin sunumunun yapılmasını ya da çiziminin tamamen bitirilmesini beklemek zorunda kalmıyordu. he: Bu çizgiler nasıl üç boyutlu bir mekana dönüştürüldü? mr: Başlangıçta çizgilerin tümü serbestti ve birbirlerine teker teker bağlanıyorlardı ancak ortaya çıktı ki bunu bilgisayarda sürdürmek de mekana aktarmak da çok zor olacaktı. Sonrasındaysa doğal bir model olan kristal örgülerle (lattice) çalışmaya başladık. Bu örgüleri yarattıktan sonra çizimin kendisi aynı zamanda kabuk haline de geldi, bu kabukla strüktür arasındaki ayrımı da ortadan kaldırdı. ba: Bu üç boyutlu bir fraktal. Çok uzun süre üzerinde çalıştığımız konulardan biri bu fraktalın nasıl ve hangi periyotta olacağıydı. Bunun yanıtını ararken örgüleri yalnızca üretmek ve birbirine bağlamakla kalmayan aynı zamanda onları ölçeklendirebilen yenilikçi bir sistem geliştirdik. Neredeyse bir molekül gibi davranan


kristal örgüyle elemanları kurduk ve onları geri kendilerine bağladık. Bu ölçeklendirme fraktallaşma olanağı da veriyor. he: Morning Line'ın üretimi nasıl yapıldı? ba: CNC tezgahlarında lazer kesimli alüminyum panellerden ve birleşim noktalarında standart üretim malzemelerden yararlanıldı. Karmaşık bir parça ama eğer çıktı alacak olursanız çizimler en çok altı sayfa tutar. Çok basit bir şekilde üretiliyor, hem de bir sürü çeşitlemeye olanak tanıyor. Üretim sürecinin zorluklarından biri bu çeşitliliğin ve karmaşıklığın yönetilmesiydi. he: Morning Line'da yer alması planlanan müziğin türü ne ve bu pavyonla nasıl ilişkileniyor? mr: Pavyona müzik eklemek Francesca von Habsburg'un fikriydi; ben de uzun zamandır elektronik müzikle ilgileniyordum ve Iannis Xenakis'in işleri, özellikle de Philips Pavyonu ilgimi çekiyordu. Philips Pavyonu farklı bir model, bizim ürettiğimizse daha açık süreçli, disiplinlerarası bir proje. Yine de ben bir müzisyen değilim ve bu nedenle birkaç küratörü projeye dahil ederek müzik seçimini onlara bıraktık. Küratörlere verdiğimiz tek proje tanımı bu pavyonun fraktal olduğu, dolayısıyla içinde çalınacak müziğin de bu yeni mekana uygun olması, bu yeni mekandan üretilmesi, bir şekilde bilgisayarla yapılan bir müzik olmasıydı.

Tem/AĞU 2010 - XXI 40

yerleştİrme - İstanbul

ba: Sesin çıktığı, yani hoparlörlerin konumlandığı noktalar, alttaki kristal strüktürü tınlatıyor. Fraktalın oranı, müzikteki çok klasik bir armoni dizisininkiyle aynı, yani müzikle mimari aynı orana sahip. he: Morning Line'ın ilk versiyonu Sevilla'da daha sakin ve daha az kentsel bir dokuda yer alıyordu. İstanbul'da, Eminönü Meydanı'nda ise tamamen farklı bir bağlam var. bu iki farklı bağlama uygun olarak pavyon bu iki konumda nasıl farklılaşıyor? ba: Morning Line'ın İstanbul'daki versiyonu daha açık, daha geçirgen. Sevilla'daki daha kompaktken İstanbul'daki kendini daha fazla kente açıyor, ziyaretçinin tüm dış etkenlerden soyutlanıp içine daldığı yapıda değil, kentsel özellikleri daha ön planda.

işveren: Thyssen-Bornemisza Art Contemporary küratör: Daniela Zyman ve Francesca von Habsburg konsept ve tasarım: Matthew Ritchie mimari ve mühendsilik: Aranda\Lasch (Benjamin Aranda, Chris Lasch, Clay Coffey) ile Arup AGU (Daniel Bosia, Nicolas Sterling) ve Matthew Ritchie Studio (Mike Koller, James Case) ses küratörleri: Russell Haswell ve İTÜ – MIAM (Melih Fereli, Kamran İnce, Cihat Aşkın) ses sistemi tasarımı ve uygulaması: Tony Myatt ve York Üniversitesi Müzik Araştırma Merkezi üyeleri

yazılım sistemi programlama: York Üniversitesi Müzik Araştırma Merkezi, Tony Myatt, Oliver Larkin, Peter Worth, Theo Burt, David Malham interaktif programlama: Oliver Larkin imalat: Sheetfabs, Nottingham açık olduğu tarihler: 26 Mayıs – 19 Eylül sponsorlar: Vienna Insurance Group, OMV, Ray Sigorta, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti, Meyer Sound Laboratories, Inc., Vehbi Koç Vakfı tüm yapı ölçüsü: 24x12x8 metre malzeme: Alüminyum alaşım, çelik toplam ağırlık: 17.000 kg önceki sayfada Eminönü Meydanı içinde Morning Line bu sayfada Geçirgen yapısıyla Morning Line kent yaşamına dahil oluyor.

mr: Projenin başlarındaki ilk hedefimiz de Morning Line'ı daha kentsel bir bağlamda konumlandırmaktı. İstanbul'daki özgün fikre daha yakın bir uygulama, ses yerleştirmesini eklememizin nedenlerinden biri de kentin bir parçası haline gelebilecek bir mekan istememizdi. Parkta sanat ekinliği gibi durmamasını istiyorduk, bu endüstriyel malzemenin kullanılmasının nedeni de bu. ba: Projenin başlarında Matthew, bu eserin yenileyici olması, her gittiği yeni yerde yeni bir yaşam kurması fikrini gündeme getirmişti. Bu yapılar için oldukça radikal bir fikir ama aynı zamanda da oldukça mimari bir fikir. Yeniden kullanılmasından ziyade her gittiği yerde başka bir şey olması fikri. Kendisini yeni bağlamlara uydurabilen evrensel bir bina parçası tasarlamanız anlamına geliyor. Her bir yeni konumda eser kendisini yeniden üretiyor.


İç mekan - ofİs - İstanbul Tem/AĞU 2010 - XXI 42

fotoğraflar: Uğur Bektaş

ŞEFFAF KURGU Astoria Residence içinde konumlanan Philip Morris firmasının yeni ofisi, çalışanlar arasında şeffaflığın öne çıktığı bir proje. Mekanı, iç mekan tasarımını gerçekleştiren mimaristudio'dan Önder Kul ve Ayça Akkaya Kul'dan dinledik. Elif Esmez

Philip Morris Seyahat Perakende Satış Ofİsİ

mimaristudıo

Firma ve mekanda çalışanların ihtiyaçları doğrultusunda size gelen proje tanımından söz edebilir misiniz? 2008 yılı Mayıs ayında Philip Morris SA, Ankara ve Güneşli satış ofislerinin yenileme çalışmalarıyla ilgili olarak seçilen proje konseptimizle aynı süreçte, Astoria Residence içinde yer alan Philip Morris Travel&Sales ofisi için de ayrı bir proje konsept çalışması istedi. Mevcut çalışma sistemlerinde, kapalı ofis alanları içinde devam eden çalışmalarını, şeffaf bir çalışma ortamına geçirme düşünceleriyle yola çıkıldı. Genel olarak bizden istenilen, çalışanların pozisyonları arasında mekan hiyerarşisi olmayan, modern bir çehreye sahip ve mekan içerisinde çalışan kişiyi olumlu olarak motive eden bir mekan kurgusu sağlanmasıydı. Projeye başladıktan sonra, Güneşli ve Ankara projeleri konsepti için davet edildiğimiz Philip Morris International Lozan Ofisi izlenimlerimizden de yola çıkarak, cam bölücülerle ayrılmış, şeffaflığın ön planda tutulduğu, ortak ofis içi ihtiyaçların aynı zonda

çözümlendiği bir mekan kurgusu yarattık. Proje sürecinin tamamlanmasıyla birlikte, yaşanan bir rezidans içerisindeki sıkıntılı çalışma koşullarına rağmen, 28 gün gibi kısa bir sürede uygulama çalışmalarını tamamladık. Proje tanımından sonra mekan için almış olduğunuz tasarım kararlarından bahseder misiniz? 180 m2'lik alan içerisinde, işlevleri iyi kurgulayarak, talep edilen tüm birimleri çözümledik. Projelerimizde malzeme ve renk karmaşasını tercih etmeyen bir tasarım ofisi olarak, bu projede de olabildiğince sade bir mekan yaratmaya çalıştık. Bir bekleme ve karşılama alanıyla girilen mekanın, bir tarafında lambri ve aynaların olduğu siyah bir zon bulunurken, diğer tarafındaysa daha çok şeffaflığın ön plana çıktığı ofis kısımları yer alıyor. Ofis içerisinde yer alan ıslak hacimler, çözümleri ve kullanılan malzemeleriyle, birer kapı ile ana mekandan ayrılmış servis hacimlerinden öte, ayna ile entegre edilmiş parlak akrilik siyah renkli lake panolardan oluşturulmuş bir mimari kabuk içinde mekanın bir parçası olarak tasarlandı. Mekanda hali hazırda bulunan yükseltilmiş döşemenin üzerine, ofis hacimlerinde karo halı, ana sirkülasyon ve servis hacimlerinde ise özel kauçuk


bu sayfada Ofislerden görünümler

İç mekan - ofİs - İstanbul

karşı sayfada Ofisin girişinden genel görünüm

43 XXI - Tem/AĞU 2010


şilte üzeri poliüretan uygulaması yapıldı. Zeminde yapılan bu malzeme geçişleri de, mekanın mimari planlamasındaki çalışma ve sirkülasyon alanlarındaki ayırımı daha da belirginleştirmiş oldu. Girişte yer alan televizyon paneli, banko ve ortak hacimlerdeki tüm ahşap birimler bu mekana özel olarak tasarlandı ve üretildi. Hareketli ofis mobilyaları ise hazır alındı.

Tem/AĞU 2010 - XXI 44

İç mekan - ofİs - İstanbul

Ofis çalışanlarının ne gibi ihtiyaçları vardı? Ve siz bu doğrultuda ne gibi çözümler sundunuz? Çalışmaya, ilgili mekanın çalışma sistemi, kaç kişi ile hizmet vereceği, ofis içindeki departmanlar arası mekan ilişkileri gibi bilgileri içeren bir ihtiyaç programıyla başlayıp, mekanı çalışma bölümü ve servis bölümü olarak bir ana sirkülasyon hattı ile iki zona ayırdık. Bu aksın amacı ofis içindeki tüm birimleri doğrudan birbirine bağlamaktı. Proje konsepti oluşturulurken tartışılan bir diğer konu ise ofis içinde bir toplantı odası ihtiyacıydı. Mekan metrekaresini daha fazla büyütmemek için, ofis içi toplantıların yönetici odasında, daha büyük çaplı ve uzun toplantıların ise, rezidans içinde yer alan, kiralanabilir toplantı odalarında yapılmasına karar verildi. Bu sebeple, toplantılar için ayrı bir alan ayrılmazken, yönetici odasına çalışma amacının yanı sıra bir toplantı odası işlevi de kazandırılmış oldu. Yönetici odası için tasarlanan dolap ünitesinin, hem bir yazı panosu görevi görmesi, hem de görsel sunumlar için bir ekran olarak kullanılması, mekanın bu işlevi için düşünülen bir detay oldu. Aynı zamanda özel görüşmeler sırasında kullanılması için de yarı geçirgen bir perde sistemi düşünüldü.

bu sayfada en üstte solda ve sağda: Ofisin bekleme ve karşılama bölümü üstte: Siyah renk lake panolardan oluşan kabuk

Açık ofis alanlarının en büyük sıkıntılarından biri olan akustik ve mekanlar arasındaki ses geçişi problemini bu projede, özel yalıtımlı alçıpan duvarlar ve sesle ilgili tüm yansımaları emen akustik alçıpan asma tavan uygulamalarıyla çözümledik. Mekanları birbirlerinden ayırırken de, farklı işlevleri bir araya getirmeye önem verdik; örneğin iki departman

arasındaki cam bölücü sistemine, odalardaki arşivleme ve depolama ihtiyacına cevap verebilecek, her iki taraftan da kullanıma olanak tanıyan bir dolap ünitesi entegre ettik. Mekana bakıldığında boyutlarının küçük ve barındırdığı işlevlerin yoğun olmasına rağmen oldukça ferah ve aydınlık bir ofis görüyoruz. Mimari tasarım konsepti ile birlikte, mekanın kullanım amacına uygun, o mekana özel aydınlatma tasarımını da tamamlayıp, aydınlatma firmalarından seçilen ürünlerle ilgili danışmanlık hizmeti alıyoruz. Bu projede, Kroma ve Kreon aydınlatma firmalarından bu çalışmalar için destek aldık. Çalışma alanları için standart olarak önerilen aydınlatma değerlerini, projede daha üst değerlerde uyguladık. Kullanım alanlarının sınırlı olması nedeniyle hissedilen sıkışıklık hissini, renk ve malzeme seçimleri, mekan boyutları ve aydınlatma değerleriyle dengelemeye çalıştık. Bu bağlamda, günün değişik zamanlarındaki aydınlatma ihtiyacının farklılık göstermesi sebebiyle aydınlatma kontrolü de projeye entegre edildi. Odalar arasındaki şeffaflık bizi tavanların bir bütün olarak algılanmasına ve aydınlatmanın sürekliliğinin sağlanmasına yönlendirdi. Her odada tekrar eden, ayarlanabilir barrisol tavan uygulamasının yanı sıra masalara özel aydınlatmalar yerleştirildi. Mekanda tercih edilen renklerin, firmanın kurumsal renklerinden bağımsız olduğunu görüyoruz. Alınan bu karardan bahseder misiniz? Mekanda ağırlıklı olarak, güvenin, zihinsel ve duygusal sakinliğin rengi olan yeşili kullanmayı tercih ettik. Her ne kadar firmanın kurumsal rengi farklı bir renk olarak algılansa da, genel konsept içinde kullanılan yeşil renk konsepti kabul gördü. Oda bölücülerinin şeffaf olarak kurgulanması, zeminde ve duvarda açık renklerin kullanılmasının yanı sıra siyah ve yeşil renklerle de kontrastlar meydana getirildi.


üç boyutlu bilgisayar çizimleri

proje adı: Philip Morris Seyahat Perakende Satış A.Ş. Ofisi proje yeri: Kempinski Residence Astoria işveren: Philip Morris Seyahat Perakende Satış A.Ş. proje iç mekan alanı: 200 m2

Tem/AĞU 2010 - XXI 46

İç mekan - ofİs - İstanbul

iç mimari tasarım: mimaristudio iç mimari peyzaj: mimaristudio aydınlatma tasarımı: mimaristudio zemin kaplamaları: Poliüretan zemin kaplama uygulaması: YKS-Basf (Hit Zeminler) karo halı uygulaması : Lees (Klassis) mobilyalar: Nurus, mimaristudio bölücü sistemler: Strahle 3400 (Trimline) aydınlatma Elemanları: Zumtobel (Kroma Aydınlatma), Kreon Aydınlatma, Tobias Grau (Studio Dekor) proje tarihi: 2009 yapım tarihi: 2009 yapım: mimaristudio, BMD Mimarlık elektrik proje: Aktif Elektrik mekanik proje: Ema Mühendislik

plan

a-a kesiti

b-b kesiti

mimaristudıo Önder Kul, 1997 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Bölümünden mezun olduktan sonra, aynı üniversitenin Fen Bilimleri Enstitüsü, Mimarlık Ana Bilim Dalı, Yapı Bölümü’nde lisansüstü eğitimini tamamladı. Ayça Akkaya Kul ise, 2000 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Bölümünden mezun olduktan sonra, İstanbul Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Endüstri Ürünleri Tasarımı Ana Bilim Dalı’nda lisansüstü eğitimini tamamladı. İstanbul’un önde gelen tasarım ofislerinde çeşitli mimari ve iç mimari projelerde görev alan ikili 2004 yılında mimaristudio çatısı altında serbest mimarlık ve iç mimarlık çalışmalarına başladı. Belli başlı projeleri arasında, Abdullah Kiğılı Evi, Yıldırım Demirören Evi, Önder Fırat Evi, Philip Morris SA İstanbul ve Ankara merkez satış ofisleri, DHL Global Forwarding Merkez Ofisi, Köşebaşı Maslak, Rain Forest Cafe, Yapı Kredi Koray Ankara Çankaya projeleri iç mekan tasarımları yer alıyor.


ürün tasarımı - mutfak bİrİmİ Tem/AĞU 2010 - XXI 48

fotoğraflar: İntema Mutfak

YUMUŞAK GEÇİŞ İntema Mutfak'ın yeni Open serisi, alışılagelmiş geometrik ve düz formların hakim olduğu bir mutfak tasarımının aksine farklı bir anlayışla tasarlanmış. Tasarımcısı Atilla Kuzu ile ürün hakkında, İntema Mutfak Müşteri İlişkileri Müdürü Arzu Uludağ Elazığ ile de gerçekleştirilen bu işbirliği hakkında görüştük. Elif Esmez

Open

atilla kuzu

ee: Firmadan gelen proje tanımından bahsedecek olursak sizden istenilen tam olarak neydi? Atilla Kuzu: İntema, pazarda şu anda var olan örneklerden daha farklı bir mutfak tasarımı talebiyle geldi. Her ne kadar pazarda gördüğümüz mutfaklar seri üretime dönük, esnek, modern ya da günümüzün çizgisini taşıyan mutfaklar olsa da firmanın buradaki isteği var olanlardan daha değişik bir mutfak yorumuydu. Bu yoruma günümüzün teknolojisiyle ekleyebileceğimiz birtakım işlevlerin olabileceğiyle ilgili birçok görüşme yaptık. Bunun neticesinde de ortaya Open serisi çıktı. Tasarlarken de çizgisi, duruşu ve renkleriyle kendi içinde hem geçmişe biraz atıfta bulunan hem de ileriye dönük olarak çizgisinin etkisini de uzun süre koruyabilecek, belki ilerleyen dönemlerde değişik bir çizgi haline bile gelebilecek bir ürün arayışına gittim. Ürünle ilgili hiçbir kısıtlama yapılmadı, sadece düşünülen tasarımların uygulanabilir olma sınırları vardı ve biz de o sınırları zorladık. Görünürde belki de burada yapılmayacak bir şey yok gibi dursa da aslında ciddi

teknik kısıtları olan, birbirlerine bağlı birçok işlevi barındırdığı için de eklenen herhangi yeni bir işlevin, tasarımın diğer kısımlarına engel olduğu bir projeydi. ee: Proje tanımından sonra siz nasıl bir fikirle yola çıktınız? ak: Ben tasarımı, hep bir şeyin doğması olan en sancılı süreç olarak düşünürüm. En zevkli kısmı da en başıdır, çünkü fikirle oynamaya başlarsınız. İşveren yaratıcılığınızın kısıtlanmaması adına sizi serbest bıraktığında ise aslında işiniz daha zordur. Ben de bu proje için araştırma yaparken yapılmış mutfak örneklerine baktım, ağırlıklı olarak geometrik ve düz formların çokça kullanıldığını gördüm ve yapmam gerekenin bunların dışında bir şey olmasına karar verdim. Seçtiğim bu yol, bizi üretim açısından zorladıysa da o sıradan çizgiden kaçtığımızı düşünüyorum. Son dönemlerde de tasarımlarda kendine daha fazla yer bulan yuvarlak ve organik bir form arayışına gittim. Köşelerin hep yumuşak olmasına, bitişlerde sivri bir köşe olmamasına özen gösterdim. 1950'li ve 1960'lı yıllarda üretilen birçok ürünün bugün klasikleşmiş bir çizgisi vardır. Bugün bakıldığında işin içinde olmayan birisi bile o dönemde ortaya çıkan işleri 2000'li yılların ürünleri olarak yorumlayabilir. Bu, oradaki modern çizginin hala değerini koruyor


bu sayfada solda: Farklı ahşap seçeneklerinin kullanılmasına olanak tanıyan ahşap-beyaz Open altta solda ve ortada: Mutfağın genel formuna referans veren açık raf sistemleri altta: Open'in lavabosu arka sayfada Siyah renk seçeneğiyle Open

ürün tasarımı - mutfak bİrİmİ

karşı sayfada Orta adası ve davlumbazıyla beyaz renk Open

49 XXI - Tem/AĞU 2010

olduğunu gösteriyor. Yapılan tasarımın kalıcı olmasına önem veriyorum. Burada da bu anlayışla yola çıktık. ee: Open serisi kaç farklı mutfak tipinden oluşuyor? Her mutfak kendi içinde kaç birime ayrılıyor? ak: Open serisinde, kendi içlerinde boyutları farklı ancak form olarak aynı olmak üzere üç mutfak tipi yer alıyor. İlerleyen dönemlerde daha da çeşitlenerek hatta kendi içerisinde mevcut işlevlere ek olarak kullanıcının kendi ihtiyaçlarına yönelik eklemlenebilecek parçaları da bulunuyor. Siyah, ahşap-beyaz ve beyaz olmak üzere üç renk alternatifi bulunuyor. Bunlar arasında ahşapla birleştirilen mutfak tipinde şu anda İntema Mutfak'ın yer alan tüm ahşap seçenekleri kullanılabiliyor. Diğer mutfaklardan farklı olarak içinde kullanıcının isterse buradan yemek tariflerine bakabileceği ya da mutfakla ilgili birtakım işlevlere cevap verebilen bir dokunmatik ekran yer alıyor. Orta adası hem form olarak hem de işlevselliği açısından kullanıcıya diğer mutfaklardan farklı bir deneyim sunan bir birim oldu. Burada davlumbaz masa ile aynı formu taşıyan ve aynı kalıptan üretilebilen bir yapıya sahip. Mutfağın bütününün form anlayışına referans veren açık raf sistemleri bulunuyor. Bunun yanı sıra yaşam kalitesinin belli noktalara taşındığı mekanlarda lavabo altlarının

kapatılmasının hijyenik olmadığını gözlemledik. O yüzden Open'da bu kısımda bir boş alan yarattık. Bu boşluk aynı zamanda burada kullanıcının farklı işlevleri yükleyebileceği bir alan da olabilir. ee: Malzeme seçiminden ve malzemenin formla olan ilişkisinden bahseder misiniz? ak: Her ne kadar kısıtlarımız yoktu desek de projede bizi kısıtlayan bazı durumlar oldu. Örneğin; bu formdaki bir mutfağı tamamıyla Corian malzemeden de üretebilirsiniz, hatta öyle örnekleri de mevcut. Ama bu hem bütçeyi zorlayacaktı hem de beraberinde üretim güçlüğü getirecekti. Aslında cam elyaf dediğimiz fiberglas malzemenin tercih sebebi, tek bir kalıptan çıktığı için üründe oluşabilecek işçilik hatalarının olabildiğince sıfır olması. Arkasındaki ana gövde, tezgah dahil olmak üzere fiberglastan üretiliyor ve burada kapak montajı dışında işçilik gerektirmiyor. Hem tasarlanan formu en iyi şekilde üretebildiğimiz hem de belli bütçeleri yakalayabildiğimiz bu malzeme, belli ısı seviyelerine dayanımı olacak şekilde üretiliyor. ee: İntema Mutfak ile gerçekleştirdiğiniz bu işbirliği süreci nasıl yürüdü? ak: İntema'nın mutfak konusunda çok deneyimli bir kadrosu var. Benim daha öncesinde mutfak tasarımıyla

ilgili bir çalışma gerçekleştirmemiş olmamdan dolayı onların bu konudaki pratik bilgilerinden yararlandım. Onlar içinse benim, dışarıdan bir göz olarak projede yer almış olmam iyi bir işbirliği doğurdu. Dışarıdan bir tasarımcıya bu şekilde destek olabilecek ve bu özgürlüğü tanıyabilecek firma sayısı gerçekten az. Türkiye'nin endüstriyel geçmişine bakıldığında zaten mihenk taşı olabilecek dediğimiz firmaların yurtdışındaki hazır tasarımların üzerine atlayıp, doğrudan onları üreterek işin kolayına kaçtığını ve son derece güzel karlar elde ettiklerini biliyoruz, eğer amaç para kazanmaksa. Türkiye'deki sanayicinin kalkıp Avrupa, Amerika ya da Japonya'dakilere örnek olabilecek farklı bir ürün geliştiremediğini ve hatta sadece mevcut ürünü yapmak ya da orada üretilmiş modelin burada belli parçalarını yapıp onlara yerli demek gibi birtakım sanal başarılar edinildiğini görüyoruz. Zaten bugüne kadar bir isim ya da marka olamamamızın nedeni bu tip işbirliği imkanlarının tanınmamasından ya da kolaycılığa kaçılmasından kaynaklanıyor. O yüzden bu proje için bana bu özgürlüğü tanıdığı için İntema'ya teşekkür ediyorum. Aslında bu şekilde başlıyor; tasarıma değer veren bir firma, tasarıma değer veren bir ülke.


ürün tasarımı - mutfak bİrİmİ

ee: Atilla Kuzu'ya nasıl bir proje tanımıyla gidildi? İntema Mutfak,

gözle bakmayı öğrenmek. Belki kendi iç süreçlerinizde bu çalışma

yeni mutfak serisiyle ne amaçladı?

sırasında daha önceden göremediğiniz birtakım geliştirmeye açık

Arzu Uludağ Elazığ: Biz Atilla Bey'e ürüne dair çok da net tarifleri

alanlar görüyorsunuz. Bu işbirliğinin bütünde verimli olduğunu

olan bir proje tanımıyla gitmedik. Bakıldığında İntema'nın ürün

düşünüyorum.

gamında her türlü kullanıcının tariflenmiş ihtiyacına uygun 300'den fazla birim, doku ve renk seçeneği sunuluyor. Yapmak istediğimiz

Bunun yanı sıra Atilla Bey de işbirliğine açık bir tasarımcı; biz onu

bunların ötesinde, yenilikçi olarak, tasarıma değer vererek,

sınırlamadık ama o da aynı şekilde kendi istediklerini anlatmak,

kullanıcısına belki de hayal etmediği ve ihtiyacını hiç duymadığı

bizim ekiplerimizin de birtakım konularda işbirliğine gönüllü

birtakım ürünler sunabilmekti.

olmasını sağlamak adına ciddi bir sabır gösterdi. Çünkü her ne kadar fikir tasarımcıdan çıkmış da olsa son hali ekibimiz tarafından

Atilla Bey ile iki yıl önce bir başlangıcımız olmuştu. Ürün gamımız

geliştirildi.

Tem/AĞU 2010 - XXI 50

içerisindeki ürünlerden bize bir koleksiyon mantığında bir seri hazırlamıştı. Bunun ötesinde kimsenin yapmadığı neler yapabiliriz

ee: Serinin üretimi için firma bünyesinde nasıl bir çalışma

diye görüştük. Çünkü öyle bir hedef kitle var ki aslında ne istediğini

gerçekleştirildi?

belki tariflemiyor ama iyi olanı gördüğünde de bunu hissederek fark

aue: Bu seri bizim şu ana kadar yaptığımız üretimlerden farklı

ediyor. O yüzden biz de firma olarak ölçüsü ya da işlevini söylemek

bir tasarım olduğu için farklı bir anlayışta üretildi. Bir kısmını

yerine, bizim ürün gamımızdan, toplam pazardaki rekabetten farklı

kalıpla ürettiğimiz ürünü, halihazırda üretmekte olduğumuz kapak

olacak, anlayışımızı bir adım daha ileriye götüren, standartların

sistemiyle belli noktalarda kombine ettik. Gereken yerlerde işlevi

dışında bir durum tarifleyen ve bizi de zorlayan bir ürün yaratmak

dahil etmek için o konunun uzmanı firmalardan geniş aksamlar alıp

istedik.

oraya en doğru nasıl entegre edilir diye inceledik. Aslında bizim için bu aşamada üzerinde durduğumuz konu, mevcut üretimimizden

ee: Open serisi için kendi ekibinizle değil de dışarıdan bir

farklı olup olmaması değil, ne üretiyor olduğumuz. Bu projede

tasarımcıyla işbirliğine gitmeyi tercih ettiniz. Gerçekleştirilen bu

üretim sürecinden öte, fikir ile yönetim süreci ve tüm bunların

işbirliği İntema Mutfak için nasıl bir deneyim oldu? Dışarıdan

kullanıcıyla buluşmasının zihinsel süreçleri bizim için daha önemli.

alınan bu tasarım desteğinin firmaya getirdiği artılardan bahseder

Çünkü markanın altında kullanıcıya anlatmaya çalıştığınız her şeyi

misiniz?

bu unsurlar destekliyor; diğer türlü bugün, her şeyin üretimini zaten

aue: Kendi bünyemizde farklı disiplinlerden üretim ve ürünlerimizi

gerçekleştirebiliyorsunuz.

geliştirmek adına çalışan bir ekibimiz var. İlk defa İntema Mutfak

üç boyutlu çizimler

için dışarıdan bir tasarımcıyla çalıştık. Firmaya getirisini iki türlü

Atilla Kuzu ile mutfak tasarlamanın ötesinde, mutfağın kullanıcıya

düşünmek olanaklı; ilki kendi ekibimize bir dış ortakla çalışma

ulaşacağı mekanları tasarlamak adına mağazalarımızın

tecrübesi vermek ki bu çok önemli çünkü o zaman kendinizi de

konseptlerinde de beraber çalıştık. Bunun oluşturmak istediğimiz

daha çok eleştirme şansınız olabiliyor. İkincisi ise daha farklı bir

algıyı desteklemek adına önemli olduğunu düşünüyoruz.


eskizler

51 XXI - Tem/AĞU 2010

proje adı: Open Mutfak işveren: İntema tasarım: Atilla Kuzu tasarım ekibi: Esra Demiray, Seda Camgöz, Özge Uğur, Serkan Özkan, Selami Gündüzeri, Jakub Kosma Poplawski kullanılan malzemeler: Kompozit, Üzeri desenli asit çökertme cam proje başlangıç ve bitiş tarihi: Şubat 2009 Mayıs 2010

ürün tasarımı - mutfak bİrİmİ

atilla kuzu 1963 yılında İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü, İç Mimarlık Anasanat Dalı'ndan mezun oldu. Redesign şirketinin beş ortağından biri oldu. 1994 yılında Levent Çırpıcı ile birlikte ZOOM TPU (Tasarım Proje Uygulama) firmasını kurdu. Halen büyük mağaza, ofis, konferans salonu, hastane, poliklinik, otel projeleri üzerine çalışırken, Türkiye’de Nurus, B&T design, 888 Design firmalarına, Japonya’da Conde House firmasına mobilya tasarımlarını, İntema için mutfak tasarımlarını sürdürüyor.


Yeni Mimar Kent ve Mimarlık Gazetesi, Türkiye'deki kent ve mimarlık alanlarında gündemi belirleyen konulara yorum yazılarıyla yer veriyor. Türkiye'deki tüm mimarlık ve şehircilik bölümlerinde bedelsiz dağıtılmaya başlanan Yeni Mimar'ın Haziran sayısındaki yorumlardan birkaçını paylaşıyoruz. www.yenimimar.com

tem/aĞU 2010 - XXI 52

yenİ MİMAR

BELEDİYE YASASI’NDAKİ DEĞİŞİKLİK GİRİŞİMLERİ Erhan Demirdizen

BİR KENTSEL TASARIM YARIŞMASININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ Devrim Çimen (...) Birinci mesele yarışmanın konusu ve bir çalışma alanının, uğraş mecrası olan konunun ele alınışındaki sorunlar, yani belirli bir strüktürü ve yönelişi olan kentsel tasarım yaklaşımının geliştirilememesi. Kavram olarak ilk kez 1980 yılında yarışmalara giren kentsel tasarım, o günden bu güne giderek kabul görmüş, bu kapsam ve programdaki tüm yarışmalar bu kavram çerçevesinde açılır olmuştur. İlk açıldığı yıllarda çok net ve izleri üretilen dökümanlardan da takip edilebilecek bir yaklaşım sergilenirken, günümüz kentsel tasarım yarışmalarında bu yaklaşımlar giderek muğlaklaşmış ve jüri kendi içerisinde tartışmalarını olgunlaştırma noktasında yetersiz kalmaya başlamıştır. Bunun pek çok nedeni olabilir ancak bizim için nedenlerinden çok, sonuçları önemlidir. Edirne yarışmasının jürisi de ne yazık ki çok fazla boyutu olan bu konuyu yeteri kadar içselleştirip ortak bir yaklaşım geliştirme konusunda yetersiz kalmış. Bunu anlamak çok zor değil. Hem yarışma şartnamesi hem de soru-cevap dökümanı konuyu ele alış açısından önemli konularda net ifadeler ve bakış açılarına sahip ancak jüri değerlendirme sürecinde tüm bu hususlar göz ardı ediliyor. Yani jüri önce benim bu konuda kararım net ve ortada deyip sonradan aslında o kadar da net değilmiş canım diyor. Hatta tersi kararlar verip bunları jüri raporu vasıtası ile açıklamaktan aciz kalıyor. (...)

(...) Bu düzenleme çabası çeşitli sorunları beraberinde getiriyor. Bir kere, 5366 Sayılı Yasa’nın ‘planlama’ ve ‘koruma’ kavramlarıyla kurduğu yanlış ilişki çoğaltılmış oluyor. Söz konusu yanlışın sit alanlarıyla sınırlı olan sonuçları kentin tamamını etkisi altına alıyor. Bu da öyle kolayca görmezden gelinecek bir durum değil. Zira hemen her “yenileme” ve “dönüşüm” alanının daha baştan birer çıkmaza sürüklenmesinin altında yatan sebep, planlama ve koruma olmadan yenileme ve dönüşüm yapılmaya çalışılması. Denilebilir ki, İstanbul gibi depremi bekleyen bir metropolde hızla yenileme ve dönüşüm yapılması gerektiği halde planlama ve koruma konularıyla zaman kaybediyoruz, kolları ne kadar hızlı sıvayıp işe girişirsek depremi o kadar az hasarlı atlatırız. Böyle düşünmenin tartışılmaz bir meşruiyeti var. Ancak, TBMM komisyonlarında görüşülen yasa taslağının depreme karşı çare olamayacağı son beş yıldaki uygulamalardan biliniyor. Sözgelimi, deprem riskinin fazla olduğu yerleşim alanlarıyla kentsel dönüşüm ya da yenileme projelerinin yapıldığı alanlar birbirinden epeyce farklı. Nitekim yasa taslağında da “deprem riskine karşı tedbirler almak” konusu biraz daha tali bir unsur olarak ele alınmış görünüyor. Bütün bunlar bir şeyi açıkça gösteriyor: Deprem ya da başka hangi sebeple olursa olsun, eğer yenileme ve kentsel dönüşüm projeleri yapılacaksa, bunların hem teknik hem de hukuksal yönlerden sıkı bir denetime tabi tutulması gerekiyor. Aksi halde projeler amacından sapmış tehlikeli silahlara dönüşebiliyor. Bu noktada yasa taslağının çok önemli bir sorunu ortaya çıkıyor. Bugünkü yasaları her ne kadar teknik yönden tartışıyor olsak da, orada ilçe ve büyükşehir belediyelerinin tanımlanmış bazı rolleri vardı. İlçe belediyelerinin belirlediği yenileme alanlarını büyükşehir belediyeleri uygun görüyor ve bakanlar kurulu da onaylıyordu. (...) Yeni yasa taslağıyla Büyükşehir Belediye Yasası’ndan gelen tüm bu kamusal denetim mekanizmaları ortadan kaldırılmış durumda. Taslağa göre, hem bu alanların nereler olduğunu belirlemek, hem de bu alanlardaki imar yetkilerini kullanmak büyükşehir belediyelerinin inisiyatifine bırakılacak. Dolayısıyla, büyükşehir belediyeleri kentin tamamını “kentsel dönüşüm ve gelişim alanı” olarak ilan edip, tüm imar yetkilerini de ilçe belediyelerinden alabilecek. (...)


7000 SERİSİ Schindler 7000 serisi asansörler, özellikle yüksek katlı binalarda ve gökdelenlerde tercih ediliyor. Seyir mesafesi 500 metre olan ve bu özelliğiyle yüksek binalarda tercih edilen ürün, trafik yönetim sistemiyle gereksiz kullanımı ortadan kaldırarak, daha az enerji tüketilmesini sağlıyor. Farklı hız seçenekleri sunan seri, 2,5 ile 10 metre aralığındaki mesafelerin 1 saniyede kat edilmesini mümkün kılıyor. Çift, tek kabin ya da isteğe bağlı olarak farklı iç tasarım ve renkte kabin seçeneği sunan serinin en fazla yük taşıma kapasitesi 4.000 kg.

Tem/AĞU 2010 - XXI 54

YENİ - ÜRÜN

www.schindler.com

CELEST

E-CORE

Legrand’ın yeni anahtar priz serisi Celest, işlevselliği, estetik ve teknolojiyle birleştirerek birbirinden farklı renk ve malzemeleriyle öne çıkıyor. Ürün, deri, ahşap, cam, porselen, Corian ve metal gibi birçok malzeme seçeneğini yalın renklerden, parlak renklere kadar birçok alternatifle kullanıcılara sunuyor. Ayrıca Celest, Legrand'ın ev otomasyon sistemi My Home ile ev ve ofislerin ihtiyaçlarına ve kullanımlarına yönelik çözümler sunuluyor. Ayrıca sistemini mevcut altyapısına istenilen işlevleri eklemek olanaklı. ZigBee radyofrekanslı ürünlerle, duvarlara zarar vermeden istenilen değişiklerin ya da ilavelerin yapılması mümkün oluyor. Celest 10 inç’lik dokunmatik panellerle evler tek noktadan yönetilebiliyor.

Toshiba LED ampuller 40.000 saate varan kullanım ömürleri, geri dönüştürülebilir yapıları, açıldığında anında verdiği tam aydınlatma gücüyle öne çıkıyor. Ev ve ofiste kullanılabilecek duy tipi lambaların yanı sıra mağaza, otel, restoran gibi ışıkların uzun süre

www.legrand.com.tr

MOOVIT Häfele'nin yeni ürünü Moovit modüler çekmece sistemi, renkli bordürleri ve özel çekmece içi aksesuarlarıyla sunuluyor. Her tip mekana ve mobilyaya kolayca uyarlanabilen tasarımıyla hem işlevsel hem de estetik yaşam alanları yaratıyor. Mutfaklarda tezgah altı dolaplara uyarlandığında, özellikle çatal bıçaklar için kolay ulaşılan, geniş iç hacme

sahip çekmeceler elde etmek olanaklı oluyor. Banyolarda ise makyaj malzemeleri, bakım ürünleri ve diğer gereçler, Moovit’in suya dayanıklı çekmece içi organizasyonları sayesinde hijyenik koşullarda saklanabiliyor. Dekoratif bantlar, tek renklilerden desenli olanlarına kadar birçok seçenek sunuyor. www.hafele.com.tr

açık kaldığı ortamlarda enerji tüketimini önemli ölçüde azaltan, armatür tipi entegre tavan aydınlatma sistemleri de mevcut. Bu sistemdeki lambaların hareket özelliğinin yanı sıra beyaz ya da sıcak beyaz renk seçenekleri bulunuyor. www.toshibatr.com


UNICA Schneider Electric'in Unica serisinin geniş malzeme ve renk seçenekleri kullanıcıya kendi tasarımlarını yapmaya olanak tanıyor. Seride yer alan Unica Top Metal, kullanıcıya malzemesinden dolayı uzun süreli dayanıklılık sağlarken geleneksel ve modern çizgileri de bir araya getiriyor. www.schneider-electric.com.tr

DUŞ SİSTEMLERİ

CAVALLINO

Grohe duş sistemlerinde bulunan DreamSpray® teknolojisi, geniş duş başlıklarında dahi suyun tüm yüzeyden eşit akmasına olanak tanırken, SpeedClean teknolojisi ise duş başlıklarındaki su çıkış yüzeyinin kolayca temizlenmesini sağlıyor. İhtiyaca göre seçenekler sunan sistemlerin, el, tepe ya da yan duş alternatifleri bulunuyor. EcoJoy™ özelliğiyle de ürünün performans düzeyi düşmeden su akışının sınırlandırılması ve tüketimin azaltılması sağlanıyor.

Seranit’in, modern ve ferah mekanlar oluşturmak için ideal çözümler sunan Cavallino serisi, 46x46 cm boyutlarında mat ve lappato olarak beş farklı renkte üretiliyor. Ürün, homojen renk geçişleriyle, renkler arasındaki uyumu en yüksek seviyeye çıkaran özellikleriye dikkat çekiyor.

www.grohe.com.tr

www.seranit.com

Ürün, renk, boyut çeşitliliğinin yanı sıra iç ve dış mekanlarda geniş uygulama seçeneklerine de imkan sağlıyor.

UNLIMITED

Tem/AĞU 2010 - XXI 56

YENİ - ÜRÜN

Ideal Standard'ın yeni banyo dolapları serisi Unlimited, beyaz lake, beyaz meşe ve ovenkol olmak üzere üç farklı renk alternatifiyle kullanıcıya sunuyor. Üründe kullanılan seramik tezgah, özel yapısı sayesinde suyun banyo dolabında oluşturduğu yıpranmayı önlüyor. 100 ve 120 santimetrelik boyutlarıyla tüm banyolar için ideal çözümler sunan Unlimited’ın yedi

TWO VE THREE Dendro'nun temsilcisi olduğu Avusturyalı Kaindl firmasının Two ve Three serileri kullanıcılara ileri teknoloji, mürekkep püskürtme tekniğiyle sınırsız tasarım seçeneği sunuyor. En üst katmanı doğal ağaç kaplamadan oluşan Kaindl parkeler sayesinde ev ya da ofislerde tasarımcının isteğine bağlı olarak, mevcut desen ve renklerle üretim yapılabildiği gibi, her çeşit tasarım da laminat parke zemine işlenebiliyor. www.dendro.com.tr

farklı lavabo alternatifi bulunuyor. Çift gözlü lavabosuyla banyonun iki kişi tarafından aynı anda kullanılmasına olanak verirken, tek lavabolarda ise sağdan, soldan ve ortadan hazneli lavabo seçenekleriyle dikkat çekiyor. Güçlendirilmiş özel kaplaması sayesinde ahşap bölgelerde neme karşı en yüksek derecede koruma sağlanmış oluyor. www.idealstandardturkey.com


BASF, CognIs Holding ile anlaştı

VAILLANT'A TEŞEKKÜR PLAKETİ

Vaillant’a, Şile İlçe Kaymakamlığı tarafından teşekkür plaketi verildi. Vaillant, büyük çaplı eğitim projelerine verdiği teknik bilgi desteğinin yanı sıra okulların çeşitli ihtiyaçlarının giderilmesi konusunda da desteklerini sürdürüyor. Bu kapsamda, Şile Necda Moralıgil İlköğretim Okulu’na 15 adet bilgisayar armağan ederek kurulumunu

gerçekleştirmiş, ayrıca kesintisiz güç kaynağını sağlamıştı. Vaillant adına plaketi teslim alan Vaillant Group Türkiye Halkla İlişkiler Müdürü Handan Kanuni konuyla ilgili olarak Vaillant’ın Türkiye genelinde eğitim projelerine destek verdiğini belirterek, geleceği şekillendirecek olan gençlerin modern ve gelişmiş eğitim olanaklarına sahip olmalarının çok önemli olduğunu vurguladı. www.vaillant.com.tr

FİRMA HABERLERİ Tem/AĞU 2010 - XXI 58

sunulan karo ve banyo ürünleriyle yenilikçi mutfak sistemleri yer alıyor. Villeroy & Boch’un Caddebostan, Ankara ve İzmir’den sonra Türkiye’de açılan dördüncü mağazası olan Nişantaşı mağazasında markanın en yeni banyo ve karo koleksiyonları yer alıyor. Mağazanın üçüncü katında ise bulthaup mutfak koleksiyonları sergileniyor. www.intema.com.tr

GERHARD NÜSSLER İSTANBUL'DAYDI

Siemens Marka Tasarım Başkanı Gerhard Nüssler, Siemens Ev Aletleri’nin davetlisi olarak İstanbul’a geldi. Nüssler, tasarıma bakış açısından ev aletleri tasarımlarının özelliklerine kadar uzanan geniş bir yelpazede görüşlerini aktardı. Gerhard Nüssler, Siemens’in tasarım anlayışına yönelik şunları söyledi: “Kimi zaman teknoloji tasarımın, kimi zamansa

tasarım teknolojinin yaratım sürecine yön veriyor. Ankastre alanında en geniş ürün yelpazesine sahip olan Siemens Ev Aletleri’nin küresel bir anlayış ile oluşturduğumuz tasarımlarını, estetik ve teknolojiyle harmanlayarak yenilikçiliği ortaya çıkarıyoruz. Tasarımlarda geleceğin fikirleri bir araya geliyor ve ortaya çıkan bütün her zaman bu fikirlerin özetinden fazlası sunuluyor.” www.siemens-home.com

TEKNOLOJİ GÜNÜ

112 yılllık kimya firması Dow Chemical, dünyanın ve Türkiye’nin en önemli sorunlarından olan su ve enerji ikilisine dikkat çekmek amacıyla DOW Teknoloji Günü’nü düzenledi. Rusya’nın yanı sıra bu yıl ilk kez Türkiye’de

konumunda bulunuyor. Cognis’in diğer bir ana ürün gamı ise madencilik, yağ ürünleri, kaplama ve tarım gibi sektörlere hitap ediyor. Satın almaya yönelik görüşlerini dile getiren BASF SE Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Jürgen Hambrecht şunları söyledi: “Cognis’in aramıza katılmasıyla güçlü ve karlı birçok yeni iş alanına giriyor ve dünyanın önde gelen kimya şirketi pozisyonumuzu sağlamlaştırıyoruz.” www.basf.com.tr

INTERSOLAR EUROPE FUARINA KATILDI

NİŞANTAŞI MAĞAZASI AÇILDI Karo ve banyo ürünleri markası Villeroy & Boch ile mutfak markası bulthaup, Nişantaşı’nda aynı çatı altında birleşiyor. Eczacıbaşı’nın iki markasını bir araya getirdiği mağazasında, geniş bir yelpazede

BASF SE, 700 milyon avroya karşılık gelen hisse alımıyla Cognis Holding Luxemburg S.à r.l.’ye ait özel kimyasallar şirketi Cognis’i satın aldı. Cognis, sağlık ve beslenme pazarı yanında kozmetik, deterjan ve temizlik ürünleri sanayilerine de tedarik sağlayan dünya çapında bir üretici

Baymak, 9-11 Haziran tarihleri arasında Almanya’da gerçekleşen dünyanın en büyük güneş enerjisi fuarı Intersolar Europe’da yenilikçi teknolojileriyle yedinci yılında da Türkiye'yi temsil etti. Fuarda Baymak güneş kolektörü, boyler ve kazan ürünleri yer aldı. Intersolar Europe fuarıyla ilgili olarak

Baymak İhracat Müdürü Ayfer Özdemir şunları söyledi: “Yedi yıldır katıldığımız Intersolar Europe fuarına gösterilen ilgi her geçen yıl hem sayısal hem de uluslararası çeşitlilik anlamında artıyor. Intersolar fuarında gördüğümüz ilgi bize Baymak’ın geniş ürün gamı, dünya standartlarında üretim teknoloji ve kalitesiyle her bölgeye uygun ürünlere sahip olduğunu bir kez daha gösterdi.” www.baymak.com.tr

“İlk İşim, Okullarda Değişim” Projesi

Kale Grubu’nun sosyal sorumluluk faaliyetlerini yürüten ve eğitim alanında çalışmalar yapan Dr. (h.c.) İbrahim Bodur Kaleseramik Eğitim, Sağlık ve Sosyal Yardım Vakfı (KSV) “İlk İşim, Okullarda Değişim” sloganıyla başlattığı sosyal sorumluluk projesine Trabzon’da yenilediği okulla devam

ediyor. Kale Grubu’nun markaları Çanakkale Seramik, Kalebodur, Kalekim ve Kale’nin sponsorluğunda gerçekleştirilen projeyle Kayseri, Denizli, Isparta, Erzurum olmak üzere 2009 yılında dört hedef bölgede sekiz okul yenilendi. Proje 2010 yılında Trabzon’un ardından Urfa, Mersin, Erzurum ve Sivas illerinde yenilenecek 10 okul ile devam edecek. www.kale.com.tr

Indesit Company'e iki ödül de gerçekleştirilen DOW Teknoloji Günü’nde, DOW’ın gelişen teknolojisi ve en son inovasyonları da anlatıldı. Yerli ve yabancı uzmanlar tarafından su, enerji ve neredeyse sıfır enerji tüketen çevreci pasif evler konularında mevcut durum ve çözüm önerileri masaya yatırıldı. www.dow.com

Indesit Company İtalya Cumhurbaşkanlığı’nın inovasyon alanındaki iki prestijli ödülü “Prize of Prizes” ve “2010 İnovasyon” ödüllerine layık görüldü. 2010 yılı “Büyük Girişimci” kategorisinde düzenlenen “Premio

Imprese x Innovation” ödül töreninde Indesit Company’nin sistematik ve entegre inovasyon yönetimindeki başarısından dolayı ödüle layık görüldüğü ve bu başarının kalite ve müşteri memnuniyetini artırmada rekabetçi güç olarak kullanılmasının firmayı başarıya götürdüğü belirtildi. www.indesit.com.tr


Tem/AĞU 2010 - XXI 60

showroom - ofİS mobİlyası

altta ve sağda: Galeri sayesinde görsel olarak da birbirleriyle ilişkilendirilebilen ofis mobilyaları sağda altta ve en altta: İki kat yüksekliğindeki kitaplık ve önündeki oturma alanı

fotoğraflar: Cemal Emden

OFİS MOBİLYALARININ YENİ EVİ Koleksiyon Contract&Office ürünleri firmanın Tarabya kampüsündeki büyük kırmızı binada teşhir edilmeye başladı. Hülya Ertaş

Koleksiyon'un Tarabya Kampüsü'ndeki merkez showroomu, Koleksiyon Contract&Office ürünlerinin sunulduğu bir mekan haline dönüştürüldü. Önceleri Koleksiyon Ev ürünlerinin yer aldığı bu endüstriyel yapının yeni sakinleri ofis mobilyaları. Bu dönüşüm esnasında önemli bir yapısal tadilat geçirmeyen yapının endüstriyel doğasından gelen yüksek tavanı ve geniş hacimleri ofis mekanları için Koleksiyon'un geliştirdiği çözümlerin bir arada sunulmasına olanak tanıyor. Çalışma, depolama, toplantı, bekleme gibi çeşitli gereksinimlere yönelik ürünlerin yan yana nasıl görüneceğine dair

ipuçları sunan düzenleme, binanın galerili yapısı sayesinde farklı katlarla kurulabilen görsel iletişimin de yardımıyla showrooma geleceklerin tercih yapmasını kolaylaştırıyor. Zeminlerdeki Emre Çıkınoğlu tasarımı tipografik uygulamayla etiketlenen ofis mobilyası alanları, geniş hacim içinde birbiri içine akan, diğer yandan da kendi mekanlarını yaratan bir düzenlemeye sahip. Yapının hemen girişinde kurulan iki kat yüksekliğindeki kitaplıkta yer alan eserlerin seçimini Cem Alphan yapmış. Dewey sınıflama sistemiyle bir kütüphaneye dönüştürülmesi planlanan bu kitaplık, mimarlık ve tasarımın çeperlerinden bu alanlara eğilen kitapları barındırıyor.


Tem/AĞU 2010 - XXI 62

ürün - beyaz eşya

YAP-BOZ MUTFAKLAR Gaggenau'nun profesyonel mutfaklardaki çözümleri evlere taşıdığı yeni serisi Vario 200'ün soğutucu ve pişirme cihazları çeşitli kombinasyonlarla birçok gereksinimi karşılıyor. Varıo coolıng 200 soğutucu serisi İleri düzeyde esneklik, kullanım kolaylığı ve etkin enerji kullanımı, Gaggenau’nun yeni Vario cooling 200 serisi soğutucularının özellikleri arasında yer alıyor. Bu yeni seri, farklı model ve seçenekleriyle her türlü soğutma, dondurma ve saklama ihtiyacına uygun yaratıcı çözümler sunuyor. Gaggenau’nun sunduğu Vario cooling 200 serisi yeni soğutucu ve dondurucular, estetik tasarımın yanı sıra, üst düzey teknolojiyi ve performansı da akıllı iç mekan kullanımıyla birleştiriyor. Gaggenau’nun 2007 yılında lansmanını yaptığı Vario cooling 400 serisi, evdeki mutfaklarda profesyonel soğutma imkanı sunan modüler ve tam entegre bir sistemdi. Yeni 200 serisi ile Gaggenau bu konsepti bir adım daha yukarı taşıyor ve soğutucudaki iç mekan kullanımını en yüksek düzeye çıkaracak yenilikçi bir yaklaşım sergiliyor. Modüler yapılı Vario cooling 200 serisinde soğutucu, dondurucu ve karma modellerden oluşan on farklı seçenek

mevcut. Bu seride, soğutma birimi kabinin alt kaidesine yerleştirildiğinden, yüksek kapasiteli geniş iç hacim net 306 litreye kadar çıkabiliyor. Bu benzersiz özellik, aşırı düşük enerji tüketimiyle birlikte değerlendirildiğinde, Gaggenau’nun bu serideki tüm cihazlarını doğruca A++ sınıfı enerji düzeyine taşıyor. Bu serideki tüm modeller, standart 60 cm genişlikleriyle tüm mutfaklara kolayca entegre edilebiliyor. Farklı bireysel beklentilere yanıt verebilecek biçimde, 140 ya da 178 cm yükseklik seçenekleri de mevcut. Ayrıca cihazları yan yana monte ederek, bir “soğutma duvarı” yaratmak da mümkün. Saydam malzemeler ve göz kamaşmasını önleyen LED aydınlatma sayesinde tüm cihazlara dışarıdan bakıldığında içlerini görmek olanaklı. Raflar ve çekmeceler, erişimi gayet kolaylaştıracak biçimde açılabiliyor. Özel yastıklı kapı kapama sistemi, en az çabayla ve yumuşak bir hareketle kapının kapanmasını sağlıyor. Varıo pişirme cihazları 200 serisi Kolay ve sezgisel kullanımlı Vario pişirme cihazları serileri, akla gelebilecek her türlü gereksinime cevap

verebilecek ürünleri kapsıyor: Serideki çeşitler, klasik cam seramik gazlı ve indüksiyonlu ocaklardan, fritözler, buharlı pişiriciler ve bu cihazlara uygun havalandırma cihazlarına kadar uzanıyor. Birbirleriyle kombine edilebilen bütün cihazlar, bu özellikleri sayesinde kişisel yemek pişirme alışkanlıklarına uygun özelliklerde tercih edilebiliyor. Vario pişirme cihazları 200 serisinin görüntüsündeki yalınlık münferit cihazların yüzeylerini vurgulayan ve homojen bir şekilde birleştirilmiş bir bütün şeklinde görünmelerini sağlayan çizgi diliyle yassı bir kontrol paneli tarafından sağlanıyor. Serinin tasarımı, yüzeyleri öne çıkarılan düz kapaklarla tamamlanıyor. Alüminyum cihazların yanı sıra 28 cm genişliğindeki Vario pişirme cihazları 200 serisi programı, bağlantı çubukları ve kapakları dahil, paslanmaz çelik olarak da sunuluyor. Tüm bu özelliklerin neticesinde, serinin içinde, gerek bilyeli yüzey dövme işleminden geçirilmiş alüminyum, gerekse fırçalanmış paslanmaz çelik malzeme tercih edilsin, fırınlama ve pişirme alanlarına ait ankastre mutfak cihazları arasında en iyi şekilde bir işbirliği mümkün oluyor.


uygulama - ofİs - ankara Tem/AĞU 2010 - XXI 64

fotoğraflar: Batur Gökçeer, Hakan Ertek

yalın ÇALIŞMA ALANLARI Promer Müşavirlik ve Mühendislik'in yeni ofis ve genel müdürlük binasında Alparda'nın ürünleriyle modern ofis anlayışında yeni çalışma alanları yaratıldı. Alparda Group T Tasarım

Promer Müşavirlik ve Mühendislik’in Ümitköy'de konumlanan ve çağdaş ofis anlayışının Ankara'daki örneklerinden biri olan yeni ofis ve genel müdürlük binası, 346 m2 alana oturan beş katlı ve yaklaşık 1.700 m2 kapalı alana sahip. Yapıda çalışma birimleri, yönetim bölümleri, servis hacimleri ve sosyal alanlar yer alıyor. Group T Tasarım ve Alparda Mobilya’yı bir araya getiren proje, modern ofis anlayışının gereği olarak çalışanlar ve yöneticiler için nitelikli bir çalışma ortamı yaratma fikrine dayanıyor. Bu anlamda araştırmacı, yaratıcı bir kadro için ekip çalışması ve dayanışmanın etkin olduğu bir mekanın yaratılması amaçlandı. Bütüncül bir tasarım yaklaşımıyla ele alınan yapıda, mimari ve iç mimari tasarımıyla mobilya ve ekipman

yaklaşımlarının Group T Tasarım ofisi tarafından gerçekleştirilmesi, projenin genel tutarlılığını artırdı. Bunun yanı sıra proje, Alparda Mobilya’nın üretim aşamasında yakaladığı kalite ve bilgi birikimiyle de bir adım öteye taşınmış oldu. Yapının gerek mimari gerekse iç mimari tasarımında, kullanıcı ve ziyaretçilere firmanın teknik ve dinamik karakterini ifade edebilmek amacıyla, öncelikle biçim kararlarında; kabuk, iç mekan ve mobilyada form sürekliliği sağlandı. Bu yaklaşım, salt biçimci ya da işlevci bir anlayıştan öte, biçimin kendisini sorgulayan, azaltılmış ve ayıklanmış bir anlayıştan kaynaklanıyor. Örneğin sabit ekipmanlarda kullanılan masa ayaklarının biçim anlayışıyla yapı girişinde kullanılan omurgalı kolon kirişlerinin biçim anlayışı arasındaki paralelliğin yapının genelinde form sürekliliğini sağladığı söylenebilir. Mekanda kullanılan tüm malzemeler, renk ve doku seçimleri, teknik detaylar, mekan kurgusu, iç mekan örüntüsü, firmanın kurumsal kimliğini vurguluyor. Yapının bir mühendislik firmasının

ofis binası olması dolayısıyla, teknik karakterini ifade etmek adına, mekanik ve elektrik tesisat açıkta bırakılarak, zemin döşemelerinde endüstriyel epoksi malzeme, tavanlarda çıplak beton ve duvarlarda dokulu dış cephe sıvası kullanıldı. Yüzey bitişlerinde kullanılan masif ahşap, döşemelerde ve yüzeylerde kullanılan parlak turuncuyla bir tezat oluşturdu. Mekanların aydınlatılmasında doğal aydınlatmanın yanı sıra yönetici ofislerinde endirekt ve belirli noktalarda lokal aydınlatmalar, çalışma bölümleri ve servis birimlerinde ise doğrusal direkt aydınlatmalar tercih edildi. Modern çalışma mekanlarının bir gereği olarak kurgulanan açık ofis birimlerinde kullanılan şeffaf bölücü malzemelerle, mekanın açıklık duygusu yitirilmeden, yarı özel alanlar oluşturuldu. Yapı kabuğunun bir uzantısı niteliğindeki, söz konusu mekanlara özgü birimler, ofis çalışanlarının tüm gereksinimleri göz önünde bulundurularak tasarlandı.


uygulama - park - barselona Tem/AĞU 2010 - XXI 66

AYDINLIK BAHÇE Farklı aydınlatmasıyla öne çıkan Jean Nouvel tasarımı Poblenou Parkı, mimarın Troll firması için tasarladığı ürünlerle birlikte ele alınmış. Troll'un Türkiye temsilciliğini üstlenen Era Aydınlatma bize park ve aydınlatması hakkında bilgi verdi. Barselona’daki Poblenou Parkı'nın tasarımcısı Jean Nouvel, burada aydınlatma ve mimarlığı anlama ve bunları pazara aktarmayla ilgili daha önceden çözülmemiş ihtiyaçları keşfederken aynı zamanda mekan yaratmadaki deneyimiyle de kendi katkısını ortaya koydu.Parkın aydınlatması, kendini çevreleyen alanla ilişki kuraran iyi tasarlanmış ürünler geliştirme kavramına dayanıyor. Poblenou Parkı, ışıkgölge oyunları, gür bitki örtüsü ve onu çevreleyen, bitkilerden yapılmış duvarlarıyla ziyaretçileri, şehirden

soyutlayarak sessiz bir alan yaratıyor. 2008’deki resmi açılışına kadar 18,1 milyon Euro yatırım yapılan park, 55.600 metrekare alana yayılıyor. Parkın giriş kapıları, yaratılan aydınlatma konsepti ve samimi çevresiyle ziyaretçilerine rahatlama hissi veriyor. Sardana Meydanı adı verilen 32 m çaplı yuvarlak alan, parka gelen ziyaretçilerin grup aktivitelerine olanak tanıyor. Parkta ziyaretçileri dinlenme ve rahatlama alanlarına çeken, bitkilerle halı gibi kaplanmış kuytu sığınaklar yaratılmış. Parkın içinde farklı noktalarda çelik tel ve sepet hasırı gibi çeşitli malzemelerden yapılmış koruyucu yağmur kabinleri yer alıyor. Krater adı verilen ve kazılarak elde edilerek park seviyesinin altında kalan bir alan çeşitli renklerdeki çiçeklere de

ev sahipliği yapıyor. Parkın sınıra yakın bölgesinde iki farklı sarmaşığın kapladığı bir de çiçek tüneli yer alıyor. Sekiz adet küçük bahçe, her biri ziyaretçilere çeşitli kokuları keşfettiren farklı aromatik bitki türlerini içeriyor. Gündüzleri güneşten gelen ışık, ağaçlar ve bitkiler tarafından filtre ediliyor. Tasarlanan yapay aydınlatma da gece aynı etkiyi tekrardan yaratıyor. Parkta yer alan Jean Nouvel tasarımı aydınlatma çözümü Riddle, oluşan ışık patlaması sayesinde kendini çevreleyen gölgeler ve bitki örtüsüyle karışıp gidiyor. Bu parkın baş kahramanları arasında; bitki örtüsü, tematik elemanlar ve aydınlatma sistemi yer alıyor. Poblenou Park insanlara bir rahatlama dünyası sunarken aynı zamanda da sessizliği teşvik eden bir yer.


Tem/AÄ&#x17E;U 2010 - XXI 68

uygulama - park - barselona


ALBAYRAK Albayrak Tente'nin, yurtiçi ve yurtdışına Vera markası altında sunduğu sistemlerinden Suntech, amacına uygun farklı taşıyıcı konstrüksiyonlardan üretilen, olumsuz hava şartlarına dayanıklı, kış şartlarında da mekanları rahatça kullanılabilir hale getiren raylı bir tente sistemi. Sistemdeki kumaşın hareketi, uzaktan kumanda yardımıyla kumaşın raylarda katlanarak çekilmesiyle sağlanıyor. Sistemin etrafı katlamalı sürgülü cam ya da dikey çalışan rüzgar kırıcılarla

kapatılan mekanlar, kışın da olumsuz hava şartlarından etkili bir şekilde korunabiliyor. Ürün, emprenye edilmiş ahşap alüminyum ya da inox konstrüksiyonla üretiliyor. Kumaşı Black-Out (karartma) olan ürünün en büyük özelliği UV ışınlarını içeriye almaması ve alev yürütmez oluşu. Suntech sistemlerinde tahliye sistemi modeline göre konstrüksiyon içerisinde gizlenebiliyor. Uzaktan kumandalı dimer sistemi kullanılabiliyor. www.uniqueoutdoorlife.com

Tem/AĞU 2010 - XXI 70

DOSYA - Peyzaj elemanları

BARIŞ TENTE Dünyadaki en yeni ürünlerin ve en son teknolojik gelişmelerin yakın takipçisi olarak konseptini sürekli geliştiren Barış Tente'nin kullanıcıların beklentilerini karşılayacak yaklaşımla sunduğu yeni çözümlerden All Seasons hareketli tavan sistemleri, alışılmışın ötesinde bir çizgiye sahip, istenirse tamamen alüminyum ya da ahşap malzemeden oluşuyor. Açılır kapanır pergola sistemi olan ürünü diğerlerinden farklı kılan dört mevsim kullanılabilir olması. All Seasons, en fazla 13 metreye ulaşan uzunluk ve dokuz metre derinliğiyle tek parçaya kadar tasarlanabiliyor. All Seasons, gerek ayaklar üzerinde gerekse askılı şekilde monte edilebiliyor. www.baristente.com.tr

CEM BOTANİK 1974 yılından beri peyzaj tasarım ve uygulaması, danışmanlık ve bitki kiralama hizmeti veren, bitki hastanesi ve bitki oteli bulunan ve satış sonrası periyodik bakımı gerçekleştiren bir firma olan Cem Botanik'in yaklaşık üç dönümlük bir bahçede yaklaşık 160 m2 büyüklüğünde gerçekleştirdiği biyolojik gölet çalışması, kimyasal bir temizlik yapmaya gerek kalmadan, suyun bitkiler ve ortamdaki bakteriler yoluyla temizlendiği ekolojik bir oluşum. Göletler, işlevsellik açısından doğal tüm elemanları beraberinde barındırmakla beraber doğal yüzme havuzu olarak da kullanılabiliyor.

Doğal yüzme göletlerinin doğal bahçe göletlerinden farkı, iki temel alan içermesi; bunlardan ilki merkezi derin bölüm, diğer bölüm ise toplam alanın 1/3’ü ölçüsündeki suyun farklı derinliklerinde farklı su bitkisi çeşitleriyle tamamen suyu temizleyen, oksijen sağlayan doğal filtrasyon ve yenilenme alanlarından meydana gelmesi. Bu doğal filtrasyon alanları ve göleti inşa ederken yerleştirilen filtrasyon pompaları sayesinde göletin içine herhangi bir kimyasal madde koymaya gerek kalmadan filtrasyon sağlamak mümkün oluyor. Bu sayede özel yüzme havuzundan daha az bakım gerektiriyor. www.cembotanic.com.tr


EA TASARIM

DOSYA - Peyzaj elemanları

EA Tasarım’ın temsilcisi olduğu İtalya’nın tasarım markalarından Pedrali'nin yeni ürünü Tetris, hem iç mekanda hem de dış mekanda bar ya da banko olarak kullanıma olanak tanıyan bir tasarım. İstenildiği takdirde bar tezgahının üstü ve ürün konulacak yüzeyler paslanmaz çelik özel bir malzemeyle kaplanabiliyor. Ürün, 145 cm uzunluğundaki birimlerden meydana geliyor. Yine istenildiğinde ışıklı da üretilebilen üründe, bu birimlerin birbirine eklenmesiyle, esnek çözümler oluşturmak da mümkün oluyor. Ekoloji dostu bir ürün olan Tetris, %100 geri dönüşebilen malzemeden üretiliyor.

GARDEN LIFE Poly rattan örgü diye adlandırılan dayanıklı plastik örgü ürünlerinde farklı doku, renk ve model seçeneği sunan Garden Life mobilyalar, bahçede kullanılmaya başlanan plastik bazlı örgü çeşitleriyle tamamen eski tarz hasır mobilyaları anımsatan dokularda, her türlü dış mekan koşullarına dayanıklı olabilecek şekilde ama aynı zamanda hasır doğallığını yansıtan ürünler sunuyor. Tik mobilyalarda ise çelik ve alüminyum malzeme desteğiyle

İCA İCA'nın, Fransa’dan ithal ettiği D’un Jardin duş sistemleri bahçe ya da teras kullanıma olanak tanıyor. Tik ağacı ve iroko olarak iki alternatifi bulunan ürün, estetik tasarımıyla pratik kullanımı bir arada sunuyor. Duş sisteminin bir de galvaniz boyalı ferforje modelleri de bulunuyor. Çalışma sistemi, özel tesisat gerektirmeyecek şekilde tasarlanan D’un Jardin duşlara, sadece bahçe hortumunu bağlamak yeterli oluyor. www.ica.com.tr

modern tasarımlar koleksiyonda yer alıyor. Garden Life, hafif ve dayanıklı plastik örgülü yemek gruplarıyla oturma grupları bakım gerektirmeyen ürünlerin yanı sıra dış mekanda ömürlük olan tik ağacından yapılmış olan ürünleri de kullanıcıya sunuyor. Ayrıca bahçe mobilyalarının durduğu alana göre dış mekana dayanıklı mobilya kumaşları seçilebiliyor. www.gardenlife.com.tr

71 XXI - Tem/AĞU 2010

www.ea.com.tr


LEVENT İZOLASYON Kompozit inşaat ürünleri üreticisi Amerikan A.E.R.T. firması tarafından üretilen yüksek kaliteli ve uzun ömürlü kompozit ahşap döşeme malzemesi olan LifeCycle, %90 oranında geri dönüştürülmüş ham madde içerirken, üretiminde kullanılan ürünlerin geri dönüştürülme oranı ise %60'ı buluyor. Ürünün üretim süreci, ağaç liflerini ve polietileni temizleme, ısıtma ve birleştirme sistemiyle

işliyor. LifeCycle kompozit ahşap her türlü hava koşuluna ve suyun yan etkilerine karşı üstün dayanım sağlıyor. Doğal tasarımını korumak amaçlı vernik, boya ya da kaplamaya ihtiyaç duymayan ürün, çürümeye, paslanmaya, küflenmeye ya da kıymık oluşumuna karşı garantili. Sürekli kullanıma elverişli diğer açık hava zemin kaplamaları gibi LifeCycle ürünleri de yalnızca periyodik olarak temizlik gerektiriyor. www.leventizolasyon.com.tr

MUDO CONCEPT Hem iç mekan hem de dış mekanda kullanılabilen estetik oturma grupları sunan Mudo Concept ürünleri, kullanım rahatlığı ve estetik özellikleriyle öne çıkıyor. Mudo Bahçe koleksiyonunda, koltuktan salıncağa, sandalyeden koltuğa, renkli minderlere kadar her türlü hava koşuluna dayanıklı, kış boyunca dışarıda da bırakılabilecek tik mobilyalara dek zengin ürün alternatifleri bulunuyor.

Tem/AĞU 2010 - XXI 72

DOSYA - Peyzaj elemanları

www.mudoconcept.com.tr

PALMİYE Özel transmisyon gergi sistemi sayesinde tüm hava şartlarında kullanılabilen, açılır kapanır özellikteki tavan sistemi Four Seasons, Bofor ölçeğinde 11 şiddetine karşılık gelen 118 km/h rüzgar gücüne dayanacak

biçimde, alüminyum, galvaniz metal, ahşap ya da paslanmaz çelik gibi farklı malzemelerle üretiliyor. Kullanıcının isteğine uygun özel tasarımlar yapılabilen ürünün alternatif renk seçenekleri de bulunuyor. Sistemde bulunan su tahliye sistemi sayesinde yağmur suyunu en iyi şekilde

boşaltarak iç mekanın kuru ve temiz kalması sağlanıyor. Bazı modellerde ise bu sistem ön sütunlar içinde saklanabiliyor. Üç boyutlu tasarlanmış PVC tavan örtüsünün yanı sıra yalıtımlı tavan örtüsü IZO-PRO® seçeneği ile

karartma özellikli ve dimerli kumandalı spot ışık sistemi de bulunuyor. Four Seasons ürünler, etrafı farklı türde katlanarak, sürgülü ya da sabit cam panellerle kapanarak kış bahçesine de dönüştürülebiliyor. www.palmiye.eu


REHAU Rehau'nun binaya bitişik olarak kullanılabilen kış bahçeleri, hava koşullarından bağımsız olarak bahçe ferahlığını ev sıcaklığıyla birleştiriyor. İstenildiği takdirde kullanılan özel camlar ve katlanabilir tentelerle güneşi engellemek olanaklı. Çatıdan ya da cepheden pencerelerle kullanıcıya farklı havalandırma alternatifleri sunuyor. Bahçenin evden ayrı kullanıldığı kameriye tipi kış bahçesinde, her hava koşulunda rahat mekanlar sunuluyor. www.rehau.com.tr

PARK PEYZAJ

Tem/AĞU 2010 - XXI 74

DOSYA - Peyzaj elemanları

2000 yılından bu yana dikey bahçe, süs havuzları, su duvarları, kaya bahçesi, pergola, gazebo ve deck uygulamaları, otomatik sulama tesisi, drenaj, yürüyüş yolları, otoparklar, çevre duvarlar, doğal taş ve prekast beton elemanları döşemesi, spor alanları ve çocuk oyun alanları uygulamalarında hizmet veren Park Peyzaj'ın 500 m2'lik alan üzerinde gerçekleştirdiği villa bahçesi her köşesinde farklı fikirlerin gerçek hayata geçirildiği bir uygulama. Sadelik ve tam mahremiyetin ön planda tutulduğu bahçede, bahçe jakuzisi, nilüfer havuzu, dinlenme alanları, satranç köşesi, tik alan içinde gizlenmiş süs havuzu ve koi havuzu bulunuyor. Bitkilerin içinde bırakılan geniş çim alan birçok dış mekan aktivitesine de olanak tanıyor. www.park-peyzaj.com

SCHÜCO Schüco’nun kış bahçesi sistemleri, renk, form ve işlevsellik açısından kullanıcıya özel çözümler sunuyor. Sistem, tasarım çeşitliliği ve montaj kolaylığı sayesinde biçim ve boyut konusunda tasarımcıya birçok alternatif sunuyor. Basit tek eğimli çatıdan çokgen modellere kadar her türlü form uygulanabilen sistem, hemen hemen her türlü mimari karakterdeki yapıya uygun çözümün üretilmesine olanak veriyor. Bir mekanın

oluşturulmasında en yüksek kullanım alanının sağlanabilmesi adına, küçük alanlara özel dar alüminyum profiller kullanılıyor. Schüco’nun kış bahçesi sistemi, var olan yapıyı mimari açıdan tamamlayarak değişik açılardaki çatı eğimlerine tam olarak uyum sağlıyor. Sistem aydınlık mekanlar yaratmanın yanı sıra gölgeleme ve havalandırma gibi konularda da kullanıcıya özel çözümler sunuyor. www.schueco.com.tr


Q TOO

SODİZAYN

2000 yılından bu yana paslanmaz çelikten aksesuar üretimi gerçekleştiren ve bugün 600'ün üzerinde ev, ofis, bahçe ve teknede kullanılabilecek mobilya ve aksesuar ürünlere sahip Q Too'nun İskandinav tasarımı ürünlerinden biri olan, Danimarkalı tasarımcı Niels Hvass tasarımı yalın ve estetik Cutter bank, tik ağacından üretiliyor. Hem iç hem de dış mekanlarda rahatlıkla kullanılabilen ürün, 121x40x43,5 cm boyutlarına sahip. Aynı Cutter serisi içinde bir de mini portmanto ve tabure yer alıyor.

Sodizayn'ın temsilciliğini üstlendiği dış mekan mobilya firması Mamagreen'in bahçe mobilya serisi, kaliteli ve renkli yaşamı evin dış alanlarına da taşıyor. Oturma grubundan mini sehpaya, şezlongdan bar masalarına zengin ürün yelpazesiyle dış mekanlar için

Belçikalı tasarımcı Vincent Cantaert tarafından tasarlandı. Koleksiyon, tik, paslanmaz çelik ve dış mekanlara dayanıklı kumaş, askı ve kaplamalardan oluşuyor. Geri dönüşümlü tik ürünler FSC belgesine sahip. www.sodizayn.com.tr

www.qtoo.com.tr

Tem/AĞU 2010 - XXI 76

DOSYA - Peyzaj elemanları

TWINSON Ahşap ve PVC karışımından elde edilen özel ve yeni bir ürün olan Twinson kaplamaları, PVC’nin kullanım kolaylığı, sağlamlığı, suya dayanıklılığı ve bakım gerektirmemesiyle, ahşabın estetik görüntüsü, doğallığı ve sıcaklığını bir araya getiriyor. Twinson, 40 yıldan fazla bir deneyimle yapı endüstrisi için profiller geliştiren ve imal eden Deceuninck Grubu tarafından Belçika’da üretiliyor. İç ve dış mekanlarda kullanılmak üzere tasarlanan kaplamalar terastan havuz kenarına, cephe kaplamasından iç

mekanlara kadar farklı kullanım alanlarında uygulanabiliyor. Ürünün diğer bir avantajı da çift taraflı olarak kullanılabilmesi. Az oluklu yüzeyi ya da daha koyu renkli, daha oluklu ve cilalı olan yüzeyi tercih edilebiliyor. Böylece, iyi görünümlü bir pervaz etkisi yaratmak için ikinci bir renk seçmeye gerek kalmadan, eğimli mekanlarda güvenlik önlemi olarak kullanılabiliyor. Özel kenetlenme sistemiyle hızlı ve kolay montaj olanağı sağlayan ürün, %100 geri dönüştürülebilir yapısıyla çevre dostu ve sert ahşaba alternatif bir ürün. www.twinson.com

SİHİR MOBİLYA Sihir Mobilya’nın temsilcisi olduğu İtalyan Varaschin firması, dış mekan mobilya tasarımlarını farklı ahşap doku ve krom alternatifleriyle kullanıcılara sunuyor. Alcova dinlenme koltuğu işlevsel ve estetiğin yanı sıra özellikle UV ışınlarına, tuza ve suya dayanıklı malzeme kullanılarak üretiliyor. Ayrıca üründe çabuk kuruyan minderler tercih ediliyor. www.sihirmobilya.com


Temmuz/ağustos ajandasI 1 - 31 Temmuz

Kent Düşleri Atölyeleri

Atölyeler, “Kamusal Mekanlar; Meydanlar, Sokaklar, Kıyılar…” alt başlığıyla düzenleniyor.

4 - 7 Temmuz

12 - 15 Temmuz

19 Temmuz (son başvuru)

25 - 31 Temmuz

22. ENHR (European Network for Housing Research) Avrupa Konut Araştırmaları Ağı Konferansı

Konferansın teması “Kent Dinamikleri ve Konut Değişimi:

14. Uluslararası Planlama Tarihi Birliği 2010 İstanbul Konferansı

Konferanstaki tartışmaların 2010 Avrupa Kültür Başkenti

1. Sanat ve Tasarım Eğitimi Sempozyumu: Dün Bugün Gelecek

Başkent Üniversitesi'nin düzenlediği sempozyum, farklı

“Baykuşlar Toplanıyor” Yaz Okulu

Mimarlar Odası İzmir Şubesi Öğrenci Üyeleri tarafından

üçüncü bin yılın ikinci on yılına girerken” olarak belirlendi.

İstanbul'un kentsel değişim/dönüşüm sürecindeki çalışmalara

Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Karaköy Binası, Karaköy, İstanbul

www.mimarist.org

İTÜ Mimarlık Fakültesi, Taşkışla, İstanbul

www.enhr2010.com

İTÜ Mimarlık Fakültesi, Taşkışla, İstanbul

www.iphs2010.org

Başkent Üniversitesi, Bağlıca, Ankara

sanattasarimegitimi2011.baskent.edu.tr

İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, İzmir

baykuslartoplaniyor.org

Yeditepe Üniversitesi 26 Ağustos Yerleşimi, Ataşehir, İstanbul

0 216 578 0857

Düzce Sanayi ve Ticaret Odası, Düzce

www.duzcetso.org.tr

Marmara Tanıtım Fuarcılık, Bahçelievler , İstanbul

www.ledfuari.com

UNAM, Meksika, Meksika Mimarlar Odası İzmir Şubesi,

docomomomexico2010@gmail.com

Alsancak, İzmir

www.izmirmimarliksergisi.org

Venedik, İtalya

www.labiennale.org

Archmedium

en.archmedium.com

önemli ölçüde yarar sağlaması bekleniyor.

disiplinleri bir araya getirerek önemli bir tartışma açmayı planlıyor.

kurulan Yaz Okulu Komisyonu'nca düzenlenen etkinlik, yurt çapında mimarlık öğrencilerini bir araya getirmeyi, İzmir'de bir "iz" bırakmayı amaçlıyor.

28 Temmuz - 6 Ağustos

"Intersections / Kesişmeler" Yaz Atölyesi

Yeditepe Üniversitesi ve Miami Üniversitesi İç Mimarlık Bölümleri'nin ortaklaşa düzenlediği yaz atölyesi kapsamında Tophane-i Amire binası için bir iç mekan tasarım önerisi geliştirilecek.

6 Ağustos (son başvuru)

Düzce Ticaret ve Sanayi Odası Hizmet Binası Yarışması

Serbest, ulusal ve tek kademeli olarak açılan yarışmanın amacı; mimarlık, mühendislik, sanat anlayışı, işletme ve ilk tesis maliyetleri yönünden ekonomik, işlevsel ve yenilikçi çözümleri seçmek.

TEM/AĞU 2010 - XXI 78

ajanda

16 Ağustos (son başvuru)

Türkiye'nin İlk LED Yarışması

“Ar-Ge” (LED ve OLED) ve “LED’li Ürün Geliştirme” olmak üzere iki kategoride düzenlenecek olan yarışmaya amatörler ve profesyoneller başvurabiliyor.

19 - 27 Ağustos

23 Ağustos (son başvuru)

11. Docomomo Konferansı: “Living in the Urban Modernity / Kent Modernitesinde Yaşamak”

Meksika Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nin ev sahipliğinde

İzmir Mimarlık Sergisi ve Ödülleri

İzmir, Aydın, Manisa ve Uşak kentlerinde mimarlık eyleminin

gerçekleştirilecek olan konferans, mimarları, araştırmacıları, tarihçileri ve yenileme, koruma ve dönüşüm alanlarında çalışan uzmanları bir araya getirmeyi planlıyor.

tanıtılması, özendirilmesi, ödüllendirilmesi; mimarlığın kamuoyunun gündemine taşınması, mimarlık ürünlerinin belgelenmesi ve şube-üye ilişkilerinin güçlendirilmesi amacıyla bu yıl ilk kez düzenliyor.

29 Ağustos - 21 Kasım

12. Uluslararası Mimarlık Bienali “İnsanlar Mimarlıkta Buluşur/ People Meet in Architecture)

54 ülkenin katılımıyla gerçekleştirilen bienalin bu yılki küratörlüğünü mimar Kazuyo Sejima üstleniyor. Bienalin kült mekanları Giardini ve Arsenal’in haricinde, Venedik’in çeşitli farklı mekanlarına da dağılacak olan sergi, birtakım yeniliklere de imza atacak.

15 Eylül (son başvuru)

Atina'da Olimpiyat Müzesi İçin Uluslararası Öğrenci Yarışması

Yarışmanın konu ettiği “Olimpiyat Müzesi” projesi, Atina’nın klasik eserleri, yeni donanımları ve kompleks strüktürünü bir araya getiren yeni bir ikon olma amacını güdüyor.


xxi_tem_agu_2010  

xxi mimarlik, tasarim, mekan dergisi

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you