Page 21

Kundmanngasse’de sınıfsal estetizasyonun peşinden değil, dikine gidildiği açık, Kundmanngasse’de bir karşı-estetiğin üretildiği de öyle. Yapının kapı ve pencerelerindeki metal işçiliği, düzeneksel olanla özdeşliğin ötesine gitmemek gibi bir temel prensibe yaslanıyor ama bunu mekanik bir işlevselcilikle karıştırmayalım. Wittgenstein’ın özellikle de evin zemin katındaki kapı ve pencere tasarımlarında benimsediği sadeleştirmeci tavır, pragmatik olana aşırı vurgusu, bir tür işlevselcilik; giderek de pozitivizm gibi algılanma tehlikesine sahipse de, gerçek böyle değildir: Düzeneksel olan, işlevseli değil, edimi ve oyunu çağırır gibidir. Dolayısıyla kapı ve pencerelerin dili minimalist değil, oyunsaldır. Diğer yandan, pencere ve kapılarda yatay bölüntülerin yokluğu, uzamı olası en az parçaya bölmenin ilkesine dönüşürken, aslında klasik mimarlığın düşey kanonlar kurma ilkesinin modernist bir karşılığına da dönüşür. Wittgenstein’ın yapının daha birçok noktasında, klasik mimarlığa -farkında olarak ya da bilmeyerek- göz kırptığına şahit olunur. Pencere bölüntüleri, cephe

kompozisyonunun düşeyleşmesini izleyerek bir süreklilik oluşturur. Cephe konfigürasyonları ise, bütün orana ve geometriye indirgenmişlikleriyle, klasik mimarlıkla hesaplaşmaya devam ederler. Cephe yüzeylerinin sürekliliği ön plandadır; pencereler beyaz düzlemselliğin vurgulanmasına katkıda bulunur. Mekanın işlevine göre pencere büyüklüğünün eşleştirilmesi, binadaki programatik hiyerarşinin (ya da odaların plansal görevlerinin) görsel tecessümlerini araması, neoklasikçilerin modern yönelimlerindendir. Wittgenstein evinde de pencereler yukarıya doğru küçülür ve kendi aralarında bütünsel bir ifade kazanırlar. Buradan, zemin kattaki programların daha sosyal, üst katlara çıkıldıkça da daha kişisel oldukları sonucunu çıkarırız ki öyledir de. İşlevsel hiyerarşi ile malzeme hiyerarşisi arasındaki koşutluk, neoklasik mimarlığın bir başka izdüşümüdür: Zemin katın çelik kapıları ve granit benzeri zemin kaplamaları, üst katlarda parkeye ve ahşap kapılara dönüşür. Bu işlemlerle Wittgenstein aslında salt geometrik bir kodlama yapmaz, doğrudan doğruya yapının sahibinin sosyal statüsünü de mimarlık diline tercüme etmiş olur farkında olmadan. Wittgenstein’ın modernist anıtsalcılığı, bu yanıyla neoklasikliği ve üst sınıfın yaşam biçimini bünyesinde uzlaştırıp barıştırır, ama kendine özgü kavgacı prezisyonizmiyle. Wittgenstein’ın aşırılığa varan sadeciliği, kendini mimarlığın ifade olanaklarından bile isteye mahrum edişi, paletini fırlatıp atan bir ressamın modern radikalizmiyle örneklenebilir. Sanki, dilden vazgeçmeyi dener: Bütün bezemeci işçilikleri saplantılı bir biçimde dışlaması, binada siyah, beyaz ve metal renginin dışında rengin neredeyse yokluğu, zemin katın zemininde sadece siyah yapay graniti tercih ederek ahşaptan ve başka birçok kaplama olanağından vazgeçmesi, bütün yüzeylerde yansımadan, ciladan uzak durarak uyguladığı matlık perhizi, beyazın içeride ve dışarıda kült mertebesindeki sürekliliği, uzamlara tuhaf bir güncellik kazandırır. Bu durum, 1920’lerin sonlarında inşa edilmiş, aşırı derecede pahalıya mal olmuş bu eve, ancak modern-sonrası mimarlıkta karşılaştığımız kasıtlı ifadesizliğin ve boşluğun/yokluğun yarattığı müphemlik duygusunu zerk eder. İki savaş arası kıta Avrupa’sının erken metropollerinden birinde, Viyana’da hayata geçme olanağını yakalamış olan bu ev fikri, yalnızca kendi zamanının neoklasizmini aşmakla kalmaz. Loos’un modern, radikal

19 XXI - ŞUBAT 2013

Atladığı nokta şudur aslında: Kundmanngasse’nin sadeliğinin müsebbibi, yalnızca Ludwig Wittgenstein’ın özel yaşamına içkin olduğu varsayılan bu pitoresk sadelik değildir, olamaz da: Buradan büyütülecek mitolojiyle bir yere gidemeyiz. Çünkü Kundmanngasse, Margaret-Stonborough için de işlevsel bir çevredir; ev öncelikle onun yaşadığı yerdir ve onun izin verdiği biçimde inşa edilmiştir bu yapı.5 Aksini düşünmeye eğilimimiz, modernizmin öncü mimarlarının geriye doğru yazılan mitolojik yaşam öykülerinin etkisinden kaynaklanır. Sanki işin içinde bir kadın yokmuş gibi düşünülür modernist deha figürlerinin inşasında. Kavga, bir 19. yüzyıl hanımefendisi gibi yaşayan varsıl birine, bir geç 20. yüzyıl minimalistinin (Wittgenstein’ın mekansal yaklaşımı çünkü postmodernizme daha yakındır) mekan düşlerini giydirmeye çalışmaktan çıkıyor. Kız kardeşi Hermine de bunu hissetmiş olmalı ki, evin anıtsallığıyla barışamamıştır bir türlü: “Evi çok beğenmeme karşın, ne içinde yaşamayı istiyordum, ne de yaşayabilirdim. Daha çok benim gibi bir ölümlüden ziyade, tanrılar için yapılmış bir ev gibiydi, ve hatta ilk başlarda bu ‘ev haline gelmiş mantık’ olarak tanımladığım şeye, bu mükemmeliyetçiliğe ve anıtsallığa karşı, belirsiz bir içsel karşı koyuşla baş etmem gerekmişti.”6

dönme dolap

denebilecek her şeyden arınmış bir mekan olduğu rahatlıkla söylenebilir, der Wijdeveld.

derecede sade ama iç mekan bakımından sahnelemeci evlerinin mantığının bile ötesinde, -Baudrillard’dan ödünçleyebileceğimiz- bir boşluk ve hiçlik kapasitesine erişir, özellikle de zemin katında. Kimi nitelikleri bakımından Wittgenstein evi, öyle kraldan-çok-kralcı derecesinde sadecidir ki, Loos bile yanında manyer kalabilir. Yapı teknolojisi bakımından aynı şeyleri söylemek mümkün olmaz yine de: Yapının duvar kalınlıklarına bakınca, strüktürünün geleneksel tarzı izlediği görülür. Betonarme karkas sistemin yaygınlaşmadığı bir dönemde, bu yapı da hibrit bir strüktüre sahiptir. Yapısal bilgiler Wijdeveld’den: Yazar, taşıyıcı dış duvarların beton desteklere sahip olduğunu, sırlı tuğlalar kullanıldığını, kullanılan bu tuğlalardan bazılarının ön gerilmeli olduğunu belirtir. İç duvarlarda taşıyıcı olmayan prefabrike elemanlar kullanılmıştır. Dış duvarların taşıyıcı oluşu, giriş katının ve üst katların açık bir plan anlayışıyla oluşturulmasına olanak tanımıştır. Taşıyıcı sistem, aynı zamanda teras çatıları da tutar. Düzgünce sıvanmış iç duvarlar, doğal bir açık gri renkle boyanmıştır. Ana bloğun çatısı, ikinci kattan üç noktada doğal ışık alacak açıklıklara sahiptir. Koridorun üzerindeki bu pencerelerin doğramaları çinkoyla kaplıdır. Eğimli çatı, parapetin yanında yer alan bir gidere bağlanır ve birçok kez tamir görmüştür. Çatı terasları, kızıl kahve, kare Çek karolarıyla kaplıdır. Kapı ve pencereler, kullandıkça parlaklaşmayan soğuk tunç rengindedir. Zemin katın hesaplı soğukluğu, kamusal hayata tavır alışın bir ifadesi midir, yoksa bir mimarlık manifestosu mu? İkisini birbirinden ayırt etmek çoğu kere mümkün

Profile for XXI

XXI Subat 2013  

XXI Mimarlik Tasarim ve Mekan dergisi

XXI Subat 2013  

XXI Mimarlik Tasarim ve Mekan dergisi

Profile for xxi_dergi
Advertisement