Issuu on Google+

XXI < MİMARLIK TASARIM MEKAN < SAYI 128 < NİSAN 2014 < BEYAZ ATÖLYE MİMARLIK < HABİF MİMARLIK < HATIRLI MİMARLIK < HELEN & HARD < LA KREA ARCHITECTURE & EAE AYDINLATMA < YALIN MİMARLIK

Yİ R M İ B İ R M İM A R L IK TASA R IM M E KA N SAY I 12 8 N İ SA N 2 0 14 1 1 ( KIB R IS 1 2 )

Boşluğu Şaşırtmak Hatırlı Mimarlık tasarımı Ege Plaza

Emscherkunst Merkezi

Trendyol Ofisi

OOZE ARCHITECTS

HABİF MİMARLIK

BEYAZ ATÖLYE MİMARLIK

HELEN & HARD

YAZILARIYLA

KORHAN GÜMÜŞ LEVENT ŞENTÜRK OTTO VON BUSCH

LA KREA ARCHITECTURE & EAE AYDINLATMA

YALIN MİMARLIK


Yirmibir Mimarlık, Tasarım, Mekan Puna Yayın adına sahibi ve genel yayın yönetmeni yazı işleri müdürü (sorumlu) Hülya Ertaş hulya@xxi.com.tr

KARMAŞIKLIK İÇINDE KARMAŞIKLIK

editör Beste Sabır beste@xxi.com.tr yardımcı editörler Şule Kurşuncu sektör editörü & reklam sorumlusu Tuğba Demirci tugba@xxi.com.tr okuyucu ilişkileri Duygu Erdem duygu@xxi.com.tr kapak tasarımı Emre Çıkınoğlu kapak fotoğrafı Ege Plaza © Fethi Mağara

sayfa tasarım ve uygulama Doğukan Bilgin web tasarımı Anıl Dönmez Turgay Tuğsuz basım yeri Ofset Yapımevi Yahya Kemal Mahallesi Şair Sokak No: 4 Kağıthane, İstanbul yönetim yeri Puna Yayın Serencebey Yokuşu 16/4 Beşiktaş, İstanbul 34349 0212 227 1317 bilgi@xxi.com.tr genel dağıtım DPP Yerel süreli yayın. Dergide yer alan yazı ve fotoğrafların tamamı ya da bir bölümü, Puna Yayıncılık’ın yazılı izni olmadan kullanılamaz.

facebook.com/xxidergisi twitter.com/xxi_dergisi

İçinde bulunduğumuz yüzyıl, karmaşıklık (complexity) kavramıyla özdeşleştirilerek başladı. Veriler, teknolojiler, söylemler, gündelik yaşam karmaşıklaştıkça doğal olarak bunların vuku bulduğu mekanlara da bu yansıyor. Programlar, işlevler, geometriler, tasarım süreçleri karmaşıklaştıkça bununla yola çıkmak için mimarlar da farklı yöntemler geliştiriyorlar. Kimisi için bu karmaşıklık verimli bir toprak, kimisi içinse bir kenara bırakılması gereken olumsuz antinitelik. Yine de tüm bu çeşitli yapma biçimlerinin içinde karmaşıklığı yalınlaştırabilen işler öne çıkıyor. Bu ay kapakta yer veriyor olduğumuz Hatırlı Mimarlık tasarımı Ege Plaza, çok işlevi ve yoğun programının getirdiği karmaşıklığı çözmek için küplere başvuruyor. Altışar kattan oluşan dört şeffaf kübün üst üste bindirilmesiyle elde edilen kütle, bu karmaşıklığı geometrisine yansıtırken aslen çok basit bir çözümle hem iç mekanlara ışığın alınmasını sağlıyor hem de çeşitli işlevler için gerekli alanların ayrışmasına olanak tanıyor.

Yalın Mimarlık tasarımı İMES Yeşil Tepe Cami ise ardında çok uzun bir birikime sahip bir tipoloji olan camiyi yeniden ele alırken bu karmaşık arkaplanı ele alış biçimiyle öne çıkıyor. Hem mevcut cami örneklerine bakan hem de yeni bir şey söyleyen bir caminin nasıl yapılabileceği sorusunu zihninde tutan mimarlar, öte yandan yerine özgü bir çözümün peşine düşerek yapının kent içindeki konumu ve topoğrafyasını tartışmaya dahil etmişler. Bunu yaparak konuyu daha da karmaşıklaştırmış görünseler de bu durum en nihayetinde sakin bir mimari dilin yaratılmasına olanak tanımış. Yapının inşa süreci askıya alınmış olsa da İMES Yeşil Tepe Cami, tasarım süreçlerinde mimarların karmaşıklıkla başa çıkma yöntemlerinden bir yenisini sunmak adına önemli.

XXI


GÜNCEL

PROJE

6 GÜNCEL

24 MEKANIN RENGI

Kullanılmış malzemelerin yeniden kullanımıyla inşa edilen merkez, oluşturduğu rotayla ziyaretçilerine renkli bir sanat deneyimi sunuyor.

28 BOŞLUĞU ŞAŞIRTMAK Ankara’da konumlanan Hatırlı Mimarlık tarafından tasarlanan Ege Plaza’da, katların şaşırtılmasıyla ortaya çıkan boşluklar binanın nefes alma noktaları haline geliyor.

NİSAN 2014 - XXI 2

İÇİNDEKİLER

34 YÜKSEKLIĞI FORMLA TOLERE ETMEK

8 KÜÇÜK MÜDAHALELER / OTTO VON BUSCH

İki El ve Güçlendirmenin Limitleri

14 SORU IŞARETI / KORHAN GÜMÜŞ

Tersaneler'deki Asıl Sorun Kamu Fikrinin Felç Edilmesi

20 DÖNME DOLAP / LEVENT ŞENTÜRK

Kamusal Mekan: Kutsal ve Dindışı

Rundeskogen konut projesinde 15 kata kadar yükselen kulelerle yatay düzlemdeki alan minimize edilirken cephedeki formlar sayesinde manzara ve ışık kaliteleri de korunmaya çalışılıyor.


38 SAMIMIYET VE MEKAN

50 DUYGULARI YÖNLENDIREN YALINLIK

Yalın Mimarlık, İmes Yeşil Tepe Cami tasarımında yıllardır var olan cami tipolojisi ve yaklaşımlarını yeniden yorumlayarak alternatif bir düşünce geliştirmeyi amaçlıyor.

42 FERAH MEKAN ALGISI

Habif Mimarlık; tasarım ve uygulama projesini gerçekleştirdiği Trendyol ofisinde izlediği esnek yerleşim düzeni ile çalışanlar arasında iletişim kolaylığı sağlarken aykırı malzemelerin bir arada kullanımı ile dengeli bir tasarım dili oluşturuyor.

İyi bir aydınlatma tasarımıyla kullanıcılarına kendini iyi hissettirip ilham veren bir projeyi amaçlayan tasarım ekibi, ışığın tıpkı müzik gibi, mekanın kullanıcılarının duygularını yönlendiren bir etkiye sahip olduğuna inanıyor.

SEKTÖR 54 SEKTÖR HABERLERI 62 YÜRÜYÜŞ KONFORU

NİSAN 2014 - XXI 4

İÇİNDEKİLER

Capacity Alışveriş Merkezi’nde yürüyen merdivenleri çevreleyen bütün göbeklerin zeminleri Tarkett iD Inspiration ile yenilendi.

46 HAFIZADA YER ETMEK

Beyaz Atölye Mimarlık çalışması Cafe Zone Restoran’ın iç mekan tasarımı derinlik ve canlılık gibi konulara odaklanırken kullanıcılara dinlenebilecekleri bir mekan sunuyor.

64 ESNEK VE HAREKETLI ÇÖZÜMLER

TRIMline, yeni tasarlanan eğitim yapılarında da mimarların çözüm ortağı oluyor.

66 REFERANS PROJE - ÇATI VE CEPHE DOSYASI ACO Baumit BTM Jansen Kalebodur Mitsubishi Plastics Euro Asia Nevra Yapı Trakya Cam VMZINC

84 AJANDA


Kentlerin Biyolojisi

NİSAN 2014 - XXI 6

GÜNCEL

TERREFORM GRUBU KURUCUSU MITCHELL JOACHIM İLE BİYOLOJİ - MİMARLIK - KENT VE GELECEK GİBİ KONULAR PARALELİNDE SOHBET ETTİK.

Beste Sabır: Son dönemde yaptığınız çalışmalardan ve Terreform ONE’ın temellendiği ana konulardan bahsedebilir misiniz? Mıtchell Joachım: Projelerimiz ve sosyal yardım çabaları yoluyla New York kentinin çevresel olanaklarını aydınlatıp bu paralelde çözümler geliştirmeyi teşvik etmeyi amaçlıyoruz. Bilim insanları, sanatçılar, mimarlar, öğrenciler ve pek çok farklı disiplinden gelen bireyler için; keşfedebilecekleri ve daha büyük bir ölçekte sosyo-ekolojik tasarımın çerçevesini geliştirebilecekleri benzersiz bir laboratuvarı yönetiyorum. Bu grup; enerji, ulaşım, altyapı, bina, atık arıtma, gıda ve suyun yerel sürdürülebilirliği için yenilikçi çözümler ve teknolojiler geliştiriyor. Ayrıca Sürdürülebilirlik Sonrası: Ekolojik Tasarımda Yeni Yönelimler (Post-Sustainability: New Directions in Ecological Design) adlı yeni kitabımız çıkmak üzere. bs: Victor Papanek Sosyal Tasarım Ödülü kazanan Urbaneering Brooklyn

2110 projeniz hangi başlıklar üzerine odaklanıyor? Kentlerin geleceği için kurduğunuz hayallere dair ip uçları verebilir misiniz? mj: Yeşil düşünce için yankılanan çözüm, genel olarak üç meta tema içinde yorumlanıyor: Vahiy şeklinde (apocalyptic), teknolojik ve geleneksel. Her kategori bizim var olan çevresel felaketimiz için çözüm ve / veya yorumlama umudu veriyor. Bu ikilemi aydınlatan her yardım meta teması için filozofik, artistik ve bilimsel pozisyonları araştırıyorum. William Cronon, Bill McKibben, Bruce Mau, Mike Davis, Marshall McLuhan, Bjorn Lomborg, David Orr, Paul Virilio, Marshall McLean, Laurence Buell ve diğerleri gibi pek çok yazar ve düşünürün ürettiği proje ve yazıları değerlendirip sentezliyorum. Urbaneering Brooklyn 2110 projesinde; kent nüfusu için bütün önemli ihtiyaçları sağlayan Brooklyn’in yoğunlaştırılmış bir versiyonunu tasarladık. Şehirdeki

yiyecek, su, hava, enerji, atık, hareketlilik ve korunma gibi noktalar köklü olarak yeniden yapılandırıldı. Bu paralelde tasarlanan konutlar altyapıyla birleşti. Kentin var olan dokusu, yeni ağ sistemlerine elverişli olacak şekilde kurgulandı, yenilenebilir enerji kaynakları, yeni ulaşım çeşitleri ve üretken yeşil alanlar bu sistemlere entegre edildi. Önceki caddelerin ızgara planlı dokusunu kullanan ve yeni ağlar için bir temel olan plan, kullanılmayan caddeleri yeniden yapılandırarak, tamamıyla güçlü ve ekolojik aktif yollar kuruyor. Bu faaliyetler sadece yarının şehrinin kapsamlı bir modeli hakkında değil ama söylemsel olarak da birer platform yaratıyor. Geleceğin, büyük bir döngüsel kaynak ağı ile birleşmiş olağanüstü konutlar gerektireceğini düşünüyoruz ve oraya nasıl varacağımız planlanmış hazırlıklarımızla ve eşitlikçi geri beslemelerimizle bağlantılı.

bs: Geleceğin koşulları ve kentleri için fikir ve proje geliştirmenin radikal yönlerinden bahsedebilir misiniz? mj: Terreform ONE kar amacı gütmeyen ama aynı zamanda eğitimi kapsayan bir organizasyon. Tasarımlarımızın geleceğin kentlerini şekillendirmesinden bahsedecek olduğumda: Urbaneering projesi gelecekte karşılaşacağımız şehri çevreleyen kompleksi tartışabilen ve yeniden keşfedebilen yeni bir uğraş. Kimin mesleği şehir yaratır? Amacımız şehri çevreleyen kompleks karışımı yeniden keşfedebilen ve tartışabilen yeni bir mesleği hızlıca başlatmak. Gelecek kentsel dünyasını yeniden oluşturmak, öncü olmak ve sürdürülebilmek için esaslı bir yeni meslek tanımı yaptık. Bu yenilikçi, çok disiplinli taraflar “Urbaneer” olarak adlandırılıyor. Onların engin görevleri City 2.0’ı dünya genelinde beyan etmek. Her “Urbaneer” çok yönlü daha önceki apayrı mesleklerle entegre olmuş yeteneklerinin farklı


karşı sayfada solda: Brooklyn Urbaneering modeli planı sağda: Bio City projesi bu sayfada en solda: Bio City projesi solda: Terreform yeşil beyin parkı (Green brain park) altta Fab Tree Hub, Et evi (Meat House) solda altta: Terreform Future Brooklyn

GÜNCEL 7 XXI - NİSAN 2014

kümesi ile bireyseldir. Onlar şehir plancı ve geliştirici temelli hareket ile ekolojik mimarlar ve mühendislerin birleşimi arasında değişiyor. Kentleşmenin ihtiyaçlarının durmaksızın değiştiğiyle yüz yüze geldikçe neredeyse yeniden birleşen hiç bir profesyonel aktivite çalışmayacak. Urbaneer’lar Jane Jacobs’a benzer bir rol sergiliyorlar. Frederick Law Olmstead, Urbaneer’ın tarihsel en iyi örneğidir. Yıllarca bu görüş üzerine gelişmiş ONE Lab adı verdiğimiz bir okul şekillendirdik. ONE Lab Urbaneering sanatı üzerine dersler veriyor, yaşayanların kente katılmasına alan açıyor. Bu paralelde One Lab’ın müfredatını daha çok geliştirmek istiyoruz. ONE Lab kentsel düşüncenin sentezi içinde araştırma ve eğitimle ilişkili kar amacı gütmeyen kentsel bir grup olarak kuruldu. Öğretim ve profesyonel pratiğin geleneksel biçimlerine alternatif arayan mimarlar, mühendisler, medya sanatçıları, biyologlar, endüstri ürünleri

tasarımcıları, kentsel ekologlar, fizikçiler ve plancıların alışılmamış bir beyin takımı olarak başladı. Karşılıklı etkileşimimiz boyunca küresel topluluk üzerinde pozitif etkileri olan öğrencilerin ve pratik yapan kimselerin bol bol tartışabilecekleri ve tecrübelerini iletebilecekleri disiplinler arası pedagojik bir serbest bölge için ihtiyaca maruz kaldık. ONE Lab değişimi beslemek için dengelendi. ONE Lab, Urbaneer’ların ilk jenerasyonu için gerekli olan araştırma ve bilginliği de destekliyor. Sonuç olarak şehir oluşturma işinin, bir hayli eğitimli yeni uzman kadroyu kapsayan herkese ait olduğunu düşünüyoruz. bs: ONE Lab nasıl işliyor? mj: ONE Lab’a 2009’da kar amacı gütmeyen oluşumumuz Terreform ONE’la başladık. Tam zamanlı olarak konferanslara, workshoplara ve stüdyo derslerine katılan 200’ü aşkın yaz öğrencimiz oldu. ONE Lab’ın büyüyen başarısı aynı zamanda DIY(kendin yap) ve uygulamanın kolektif yoluyla

ilgilenen insanların sayısındaki artışa da dikkat çekiyor. Downtown Brooklyn’de yer alan Metropolitan Exchange binamızda, konferanslara destek sağlamak, workshoplar yürütmek ve toplu sergiler düzenlemek için yaklaşık 1400 m2’lik bir mekana yayılıyoruz. Brooklyn Navy Yard Turbine Binası 128’i, etkileyici eski gemi inşaatı fabrikası, yaratıcılığı destekleyen ortak tasarım ve teknoloji merkezine dönüştürmek için Macro Sea Inc.’le birlikte çalışıyoruz. ONE Lab 2014 sonbaharda diğer tasarım okulları ve keskin kenarlı tasarım ofisleri ile birlikte NYC Belediye Başkanı tarafından desteklenen yenilik merkezi oluşturmak için Navy Yard’a katılmış olacak. bs: Büyüyen ev projenizin temellendiği kavramlardan bahsedebilir misiniz? mj: Yaşayan Strüktür (Fab Tree Hab) %100 yaşayan bileşenlerden oluşan bir konut. Projede; antropoloji odaklı geleneksel doktrinler tersine çevrilerek insan hayatı karasal ortamlarla

sınıflandırılıyor. Bu bağlamda ev, belirsiz, muğlak bir hal alıyor, kendini simbiyotik olarak çevresel ekosisteme uyumluyor. Geçerliliği olmayan, kullanımdan kalkmış ev konseptine dair tasarım çözümlerini yenileriyle değiş-tokuş etmeyi amaçladık. Ağaçlardan yetiştirilen ve büyüyen evlere dair bir metod geliştirdik. Prefabrike, CNC ile üretilmiş şekillere aşılanmış olan yaşayan strüktürler paralelinde konutların tamamıyla ekolojik bir topluluğun parçası olmalarını sağlıyoruz. %100 yaşayan bileşenlerden oluşuyor, ekosisteme efektif katkılar sağlıyor, insan etkilerinin ortadan kaldırılması, ağaçları içine katan tarım ve üretim, yeryüzü ortamlarını içeren teknoloji, su ve metabolik akışların simbiyotik sirkülasyonu, yaşam döngüsünü kullanımdan atıkların uzaklaştırılmasına kadar düşünen bir proje.


İki El ve Güçlendirmenin Limitleri

parçası kendimiz olduk. Her nasılsa, workshoplar ve projelerde ortaya çıkarılan becerilerin sistemli bir yanı yok, dayandıkları daha büyük sistemlere etki edemiyorlar. Hatta belki de düş kırıklığı yaratarak uzun dönemli umutları aşağıya çekiyorlar. Yerel olarak “güçlendirilmiş” bir usta; çok yetenekli olabilir, işini sevebilir, piyasadan biraz para kazanabilir hatta küçük bir iş bile kurabilir, yine de sosyal ve politik bir seviyedeki yerel konumunu etkileyecek şekilde soyulacaktır. Bu durumda onun kişisel güçlendirilmesinden yararlananlar tarafından yine de sömürülüyor durumdadır. Tipik bir örnek, evsiz bir insan için “iyi” uyuma koşullarının tasarımı olabilir. Bu bireysel olarak yararlı olabilecek bir bank olabilir (üzerinde rahat uyuması vs.) ya da eşyalarını içinde taşıyabileceği bir araç olabilir. Ama bu, sistemli veya uzun zamanlı bir değişim sağlamaz. Tasarım çözümleri, evsizliği üreten topluma meydan okuyamaz.

KÜÇÜK MÜDAHALELER

1960’lardan bu yana tasarım ve uluslararası kalkınma alanları birbirlerine paralel olarak gelişmiş gibi görünüyor. Günümüzde çoğu tasarım eğitimi; kullanıcıların tasarım sürecine dahil oldukları ve uygulanmasında aktif olarak rol alabilecekleri katılım, servis ve sosyal tasarım konularını hedefliyor. Aynı şekilde kalkınma projelerinde bölge sakinleri; sadece kullanıcı ya da seyirci olmadan, projelere yakın bir şekilde dahil olmaya başladılar.

NİSAN 2014 - XXI 8

Tasarımcılar “güçlendirme” başlığı altında; toplulukların büyük tasarım projeleri ile ilgili yerel fikirlerini ve endişelerini ifade etme fırsatına sahip oldukları durumlar için, yeni becerilerin ve sosyal yenilik programlarının tanıtımını yapan aracılar haline gelmeye başladılar. Bu durumda, tasarımcılar da “değişim aracıları” da; süreci yöneten, tavsiye veren ve paydaşları destekleyen kolaylaştırıcılar konumundalar. Sonuçta önemli olan; yerel özellikler, kullanıcıların kendi hayatlarını inşa etmedeki becerileri, kendi işlerini kurabilmeleri ve kendi topluluklarını yönetebilmeleri. Küçük ölçekli proje sonuçlarından izlediğimiz kadarıyla; mütevazi bir şekilde, mutlu ve başarılı bir iş için kendi sırtımızı sıvazlayan tasarımcılar oluruz. Yani günün sonunda, gerçek bir “güçlendirme” ortaya çıkardık diyebiliriz. Fakat bu çok yararlı becerilerin aktarımı bittikten sonra bile, kendi mütevaziliğimizin ve köklü deneyimlerimizin limitli perspektiflerinin tuzağına düşebiliriz. Çoğu güçlendirme ve beceri geliştirme bireysel ölçekte oluştuğu için, meseledeki sistemli perspektifi kaçırabiliriz: “Güçlendirme” başlığı altında, değişim sorumluluğu gibi yetenekler sonunda bireyin sorumluluğundadır. OTTO VON BUSCH TASARIMCI

Bir tasarımcı için bu normal görünebilir – bizler de ayrı bireyleriz, değişim ve yapım sürecinin en büyük

Tasarımcılar olarak genellikle aynı anda sadece tek bir ölçek ya da metotla çalışmakla sınırlandırılmış gibi görünüyoruz. Bina işlerinde, eğitimde, küçük ölçekli değişim ve müdahalelerde, aşağıdan yukarı şekilde ya da sistem analizleri, “hassas tasarım”, kapitalizm eleştirisi, yanlış giden hiyerarşi ve politika gibi konular üzerinde yukarıdan aşağıya çalışıyoruz. Aynı anda simultane olarak nasıl iki seviyede de çalışabiliriz? Feminist Barbara Deming’in fikirlerini takip ederek uygulamalarımızda “iki elimizi” de kullanmalıyız. Bir eli bir haksızlığın yapılmasını durdurmak için, diğerini de alternatif konuları inşa etmek, toplumsal değişim yönünde öncü olmak için kullanmalıyız. Bu metaforu tasarımda da kullanabiliriz: Hem zanaat hem de sistemsel seviyede daha iyi çalışır hale gelmeliyiz, direnerek, inşa ederek ve eş zamanlı olarak. Yereli ve küçük ölçekli müdahaleleri oluşturduktan sonra, onların sistemli olarak çalışmalarını, politik elemanlar ekleyip toplulukları yasalara ve protokollere birlikte meydan okumaya yönlendirmeyi, benzer grupları desteklemeyi, sivil hareketi eğitmeyi ve sistemle gücün diliyle konuşmayı sağlamalıyız. Bir sonraki sefer bir evsiz için bank tasarladığımız zaman, evsizlik meselesini ortaya çıkaran adaletsiz kanunlarla, sosyal ve maddi koşullarla mücadele eden lokal bir çözüm oluşturmalıyız. Yasal korumaya, kalıcı olarak ev ve iş sahibi olmaya, haklara ve vatandaşlığa, kalıcı ve sürdürülebilir neşeye, esenliğe giden yolu sağlamadan bankın tasarımı tamamlanmış sayılmaz. Demokrasilerde kuralları fakirler koymalıdır, çünkü her zaman fakirlerin sayısı zenginlerden fazla olacaktır.


Stüdyo Etkisi

NİSAN 2014 - XXI 10

GÜNCEL

ARCHİSTANBUL TASARIMI NUROLLIFE PROJESİ GÜNEŞLİ SATIŞ OFİSİ BİRBİRİNE AKAN, BÜTÜNLEŞİK, TAMAMLAYICI HACİMLERİN YANI SIRA RENKLİ, CANLI VE KENDİ KENDİNİ TAZELEYEBİLEN BİR İÇ MEKAN YARATMAYI AMAÇLIYOR.

fotoğraflar: Gürkan Akay

Mekan, Nurol GYO’nun NurolLife Güneşli projesinin satış ofisi olarak tasarlandı. Araziye komşu binalardan birini uzun süreli kullanıma alan işverenin ana isteği; girişteki asmakatlı alanın satış ofisi olarak tasarlanması ve tasarımların anahtar teslim uygulamalarının gerçekleştirilmesi oldu. Tipik bir şantiye satış ofisi senaryosu üzerinden hareket edildi. Archistanbul; mekan tasarımı, mobilya, ürün tasarımı, elektrik - mekanik koordinasyon ve anahtar teslim uygulama olarak sürecin tek sorumlusu konumunda hizmet verdi. Satış Ofisi giriş cephesi; arazi yönüne bakmakla birlikte çift yönlü ve oldukça da dar olan ana cadde üzerinde bulunuyor. Işık alan tek yan cephe ise; doğal ışık kullanımını özendirmeyecek bir

yoğunluğa bakıyor. Bunun yanı sıra bölge; gelişim ve yatırım dinamikleri altında. Archistanbul sürecin baştan itibaren, bu olumsuz şartı zorlamadan alanı stüdyo etkisi olan bir mekan olarak tasarlamaya yöneldi. Satış Ofisi mekansal derinliğiyle, ışık oyunlarıyla, maket sunumuyla sizi sarmalıyor ve dışarıdan koparıyor. Yüksek hacimli giriş alanındaki lake organik formlu tavan plakaları, yukarıya dönük mavi ortam aydınlatmalarıyla birlikte asma katın derinliklerine doğru devam ederken, renkli ışık veren armatürleri taşıyan yüksek duvarlar yalın maket alanını sınırlıyor, asma katın alnındaki ışıklı, kayan yazı kurumun karşılama mesajını ve projenin ismini kırmızı ışıkla vurucu bir şekilde yansıtıyor. Asma katın da

baktığı yüksek tavanlı giriş alanında, akrilik platformun üzerinde büyük proje maketi bulunuyor. Misafirler kendileriyle ilgilenecek satış temsilcisi ile maket başında tanışıyorlar, ilk sunum sonrasında detaylı bilgi alabilmek için temsilci istasyonlarında görüşmelere devam ediliyor. Yoğunluk durumları için, her iki katta da bekleme alanları mevcut. Giriş kapısının aksındaki karşılama masası beyaz akrilik masif meşe kombinasyonuyla tasarlandı. Arkasındaki ahşap panel duvar, arka plandaki temsilci istasyonlarını ve bekleme alanını girişten koparıyor. Ziyaretçiler ilk adımlarında, karşılama masası ve maket ile tanımlanmış giriş bölümünde, hiç beklemeden karşılık buluyorlar ve meraklarını giderecek ilk

incelemelerini yapabiliyorlar. Beş satış temsilcisi istasyonu bulunuyor, iki tanesi giriş katta, hemen maket alanının arkasındaki alanda, üç tanesi ise maket alanını yukarıdan rahatlıkla görebilen asma katta. Böylelikle bekleyen veya görüşmedeki ziyaretçiler, tekrar aşağıya inmek zorunda kalmadan makete bakabiliyorlar. Giriş kat ile asma kat arasındaki trafiğe ise, masif meşe basamakları ve cam korkuluklarıyla tasarlanan, üstüste dizilen dikdörtgen prizma kutularla oluşturulan merdivenler yardımcı oluyor. Zemin kaplaması tüm satış ofisinde tek tip malzemeyle oluşturuldu. PVC zemin kaplamasıyla bütüne yayılan bir yalınlık ifadesi amaçlandı. Zemin aynı


GÜNCEL

giriş kat planı

zamanda; duvar kağıtları ve ahşap kaplamalarla kombine edilmiş duvarların, corian ve masif meşe ile kombine edilmiş maket alanı etkisinin, renkli ışıkların, lake tavan plakalarının, satış temsilcisi istasyonlarının ve rengarenk koltukların akışkanlığına ve dinamiğine stabil bir fon oluşturuyor. Hareket ettikçe değişken renk ve ışık algısıyla karşılaşıyorsunuz, ancak bu asla mekandaki ana unsurları bölücü, algıyı dağıtıcı nitelikte ve oranda değil. Giriş kattaki temsilci istasyonlarının paralelinde yine rgb ledlerle aydınlatılan cam duvar, mekan algısındaki enerjiyi sürekli olarak tazeler nitelikte. Satış Ofisinin tamamında kullanılan özel yüzey formuna sahip duvar kağıdı, akustik kontrol konusunda değerli bir ayrıntı. Koyu tonlarda seçilmesi, öğle

güneşinin ön cepheden direkt etkili olduğu saatlerde ışığın içeride kontrolsüzce yansımaması ve stüdyo etkisinin bozulmaması konusunda yardımcı. Farklı tasarım ve renklerdeki koltuklar, hem farklı ergonomi arayışındaki misafirlere bir zenginlik sunuyor hem de mekanın dinamik ve zevkli bir şekilde algılanmasına katkıda bulunuyor. Satış temsilcisi istasyonları ise bu proje için Archistanbul tarafından özel olarak tasarlandı. Archistanbul tasarımı satış temsilcisi istasyonları, temel olarak karşılıklı oturan temsilci ve misafirlerin aynı masa üzerinde hem birbirleriyle hem de masanın ucundaki ekranla göz teması kurarak sıcak ve verimli bir iletişim üzerinden proje görüşmesi yapmaları kurgusuyla tasarlandılar.

asma kat planı

Ebeveynlerin görüşmeleri esnasında, çocuk misafirlerin sıkılımamaları için oluşturulan oyun odası da giriş katta bulunuyor. Yarı şeffaf filmli cam ile sınırlanan odanın mekanla görsel ilişkisi kesilmemiş durumda. Merdiven kullanamayacak durumdaki misafirlerin asma kata ulaşımı için ise binanın asansörü kullanılıyor. Asma katta yarı geçirgen bir deseni olan filmli camlarla çevrili satış müdürünün odası, temsilci istasyonlarının hemen arkasında. Diğer tarafta ise sekiz kişilik bir toplantı odası bulunuyor. Asma kattaki ve giriş kattaki mimari öğeler ve mobilyalar birbirleriyle tam bir bütünlük içindeler. İşçiliklerdeki detaylara, misafirlere kalite konusunda vereceği mesajın bilinciyle dikkat edildi.

karşı sayfada üstte solda: Satış ofisi olarak tasarlanan asma katın iç mekanla ilişkisi ve maket sunum alanı altta solda: Lake organik formlu tavan plakaları ve satış ofisleri sağda: Asma kattaki bekleme alanlarından bir kare bu sayfada solda: Giriş kattaki büyük bekleme odası

11 XXI - NİSAN 2014

proje adı: Nurol GYO Merkez Satış Ofisi proje konumu: Nurol Life Projesi, Basın Ekspres Yolu, Güneşli işveren: Nurol GYO proje tasarım ekibi: Archistanbul; Barış Özdöl, Emine Aydın Özdöl proje uygulama: Archistanbul proje başlangıç - teslim tarihi: Nisan Haziran 2013 proje alanı: 350 m2


Rastlantısallığa İzin Veren

NİSAN 2014 - XXI 12

GÜNCEL

MANÇO MİMARLIK’IN DOĞAL HAVALANDIRMAYI DESTEKLEYEREK TASARLADIĞI ADCO OFİS BİNASI, ŞARABIN KADEHTEKİ DALGALANMASINA GÖNDERME YAPAN DEĞİŞKEN, EĞRİSEL ÇİZGİLERİ İZLEYEN SÜREKLİ BİR PARAPETLE ŞEKİLLENİYOR.

Şarap ithalatçısı ve dağıtımcısı ADCO firmasının bir yatırımı olan ve Dolapdere’de, Kurtuluş Deresi Caddesi üzerinde üçgen biçimli bir arsada konumlanan proje; zemin katta mağaza, normal katlarda kiralık ofis alanlarını içerecek biçimde tasarlandı. Plan çözümünde olabildiğince esnek ofis alanları oluşturmak ve doğal aydınlatma / havalandırmadan en üst düzeyde yararlanmak amaçlandı. Bu doğrultuda, ofis alanları ana caddeye paralel biçimde güney cephesi boyunca konumlandırıldı. Doğu cephesinde giriş holü üzerinde bina boyunca yükselen bir galeri boşluğu oluşturuldu. Uygun mevsimlerde kontrollü biçimde yapı içine alınan taze havanın baca etkisi ile yükselerek dışarı atılması yoluyla doğal havalandırmanın desteklenmesi amaçlandı. Üçgen biçimli yapının ofis ve atrium alanlarını çevreleyen cepheleri saydam tasarlandı. Cam yüzeyler önünde güneş ışınlarını gölgeleyen, aynı zamanda cephe bakımı için kullanılan kedi yolları oluşturuldu. Kedi yolları önünde, şarabın kadehteki dalgalanmasına gönderme yapan değişken, eğrisel çizgileri izleyen sürekli bir alüminyum parapet oluşturuldu. Yapıyı bir kurdele gibi saran parapet için güneş ışınlarını geliş açısına göre gün boyunca farklı tonlarda yansıtan metalik şampanya / beyaz şarap tonu tercih edildi. Alüminyum levhalarda, şarap üretiminde kullanılan metal fermantasyon tanklarının yüzeyini andıran bir doku elde etmek için ise rastlantısal perforasyon uygulandı. Cephedeki diğer tüm opak elemanlarda, dıştaki parapetleri öne çıkarmak amacıyla antrasit rengi tercih edildi. Yapım süresini hızlandırmak ve daha geniş açıklıkları geçebilmek adına çelik taşıyıcı sistem tercih edildi.

proje adı: ADCO Ofis Binası proje konumu: Dolapdere, İstanbul mimari tasarım: Manço Mimarlık; Ali Manço, Zühtü Usta işveren: Kemer Gıda proje alanı: 5.983 m2 proje tarihi: 2013


Tersaneler'deki Asıl Sorun Kamu Fikrinin Felç Edilmesi

SORU İŞARETİ

Camialtı ve Taşkızak Tersaneleri, Özelleştirme İdaresi tarafından Temmuz 2013 tarihinde bir turizm şirketine verildi. Birkaç ay önce mimari proje işlerini Han Tümertekin’in, proje danışmanlığını da Oğuz Ceylan’ın üstlendiği duyuldu. Bu duyumlar özelleştirme sürecini yakından takip eden ve STK’lardan, eski tersane çalışanlarından ve bilim insanlarından oluşan Haliç Dayanışması’nı harekete geçirdi. Han Tümertekin'e şeffaflık çağrısı yapan Dayanışma’nın basın duyurusunda şu ifadeler yer alıyordu: "Haliç Dayanışması olarak Temmuz 2013'ten bu yana, söz konusu alanın, Haliç Tersaneleri bütünlüğünün, Haliç'in ve dolayısı ile kente / bize ait değerlerin korunması, yaşatılması konusunda söz hakkımız olduğundan örgütlenmiş durumdayız. Tersane emekçileri, mahalleler, meslek örgütleri, STK'lar, uzmanlar ve kent hakkını savunan bireylerden oluşan Haliç Dayanışması örgütlenmesi olarak, altı asırlık geçmişi olan bu alanın varlığını, üretim ve eğitim programları ile şeffaf bir süreçte sürdürmesini talep ediyoruz. Bu bağlamda, Han Tümertekin, Oğuz Ceylan ve ekibinin -eğer yeni bir Taksim Kışlası mimarları olarak anılmak istemiyorlarsa- hazırlamak üzere oldukları projelerini kamuoyu ile paylaşmalarını bekliyoruz."

NİSAN 2014 - XXI 14

Bu çağrıya Han Tümertekin, projenin müellifi olmadığı, yalnızca yatırımcının görüşmekte olduğu mimar adaylarından biri olduğunu belirten bir cevap verdi. Cevaptan henüz proje işlerini üstlenen mimarın kesinleşmediğini anlıyoruz. "Şimdilik bu, yatırımcı ile benim aramdaki bir konu. Hele proje müellifi olayım, o zaman belki ne düşündüğümü söylerim." derken Han Tümertekin'in söyledikleri zannedersem bu anlama geliyor. Aslında haklı, şu anda herhangi bir sorumluluğu yok. Başka bir durumda da, örneğin Tarlabaşı’nda olduğu gibi “Orada yaşayanların ne istediği, ne yapacağı beni ilgilendirmez. Benim işverenim inşaat şirketi. Ben onun istediğini yapmak zorundayım.” diyebilir. Bu durumda aklıma takılan soru şu: "Bu mesele beni ilgilendirmez, benim müşterim, bana para ödeyen, işveren bu alana yatırım yapan şirket. Ben projemi onun isteklerine göre yaparım. Siz de beğenmiyorsanız itiraz edersiniz" diyebilir mi?

KORHAN GÜMÜŞ

Piyasa mantığına göre bu sözleri söylemekte haklıdır. Çünkü piyasa mantığı içinde yatırımcı açısından kar amaçlı olmayan bir girişimin önceliğinin olmasını bekleyemeyiz. Örneğin Emek Sineması’nı dönüştüren yatırım şirketinin “ben bu tarihi mekanı korumak için aldım, amacım karımı maksimize etmek, bu amaçla bir mimari proje hazırlatmak değil” demesini bekleyebilir miyiz? Şehrin neredeyse bütün kamu alanlarında piyasa mantığı ile bir dönüşüm

gerçekleşirken, merkezi yönetimin kuruluşları bu alanları ayrıcalıklı şirketlere pazarlarken bu temel sorunun dönüp dolaşıp bu işi üstlenen mimarda düğümlenmesi, onun kamu yararı adına davranması ne ölçüde yeterli olabilir? Mimarlığın bu şehrin kamusal hayatına bu koşullarda, yani bağımlı bir şekilde katılması en başta bu şehre, bu şehrin halkına karşı bir haksızlık değil mi? Mimarlığın kamusal işleyiş üzerinde bir sorumluluğu bulunur. Bu sorumluluğun yerine getirilmesinde meslek kuruluşları işlev görür. Bu nedenle mimar, proje sorumluluğunu üstlendiğinde mimarlığın kamusal boyutunu konuşmak, ihale yapıldıktan sonra projeyi tartışmak hiçbir zaman yeterli olamaz. Çünkü sorun tek bir konudan veya bir uygulamadan ibaret olamaz, süreklilik gösterir. İhale yapıldıktan sonra mimarlığı tartışmak, buzdağının yalnızca suyun üstünde kalan ve görünen parçasını dikkate almaya benzer. İhale kapalı uçlu bir süreçtir. İhale yapıldıktan sonra, uygulama aşamasında bu sorunu tartışıyor olmak, koşullandırılmış bir sürece katılmayı kabul etmek, onaylamak anlamına gelir. Bu nedenle sürecin piyasa mantığına göre biçimlenmemesi için genellikle programlar, ne yapılacağını belirleyen yönetim planları, kullanım amaçlarını belirleyen fikir üretimi, şeffaf bir süreçte bağımsız kuruluşlarla birlikte yapılır. Meslek kuruluşları bu süreçlerde düzenleyici olarak yer alır. BAŞKA BIR YÖNTEM YOK MU?

Birkaç yıl önce üniversitedeki proje değerlendirme jürisinde yer almıştım. Proje konusu Haliç Tersaneleri'ydi. Öğrencilerin içinde az sayıda da olsa, iki üniversite arasında ortak bir çalışma olduğu için Avrupa’dan gelenler vardı. Dikkatimi çeken konu şu oldu: Misafir öğrencilerin hepsi önce çevreyi ve mekanı tanımakla başlıyorlardı ve bir inşaat yapılmasını öngörmekten çok kullanıma dair fikirler sergiliyorlardı. İstanbul’daki öğrencilerin neredeyse tamamı ise birkaç tescilli yapıyı güya koruduktan sonra konuya bir inşaat müteahhidi gibi yaklaşıyorlardı. O sıralarda Sulukule’de de benzer bir durumu gözlemlemiştim. Güya üniversite adına Sulukule projesini yapan mimar ve plancılar semti inşaat yapılacak boş bir alan gibi görmüşlerdi. Aynı alanda ve aynı üniversite ile çalışan bir Avrupa üniversitesinin öğrencileri önce bu insanlar neyle uğraşır, buradaki istihdam alanları nelerdir gibi bir araştırma sonucunda, burada yaşayan insanların görüşlerini alarak sosyal hayatı kazımayan projeler hazırlamışlardı. Tersaneler’de de merkezi otorite bu kararları alırken sorumluluğu çok katmanlı bir yerel yönetim otoritesi ile paylaşmış olsaydı, Haliç’teki dönüşüm piyasa odaklı olarak değil, kamusallığı yeniden canlandırabilecek bir yapılanma ile gerçekleştirilmiş olsaydı, şehrin tarihinin önemli bir parçasını oluşturan bu alan bir ürün geliştirme ve eğitim merkezi olarak İstanbul’un kamusal hayatını zenginleştirir, özel tersanelerin de daha iyi işlev görmesini ve istihdam koşullarının gelişmesini sağlardı. İstanbul’un Avrupa Kültür Başkenti olma sürecinde bu konu defalarca gündeme getirilmeye çalışıldı ancak bu gelişmeye en başta kendileri için


fırsat kollayan çıkar grupları direndi ve program merkezi yönetim ve çıkar odakları tarafından felç edildi. Bu dönüşümün nasıl şekillendiğini anlamak için biraz geriye gidelim, 1987 yılına kadar uzanalım.

Sonuç: Bu girişim iki ayrı eksende okunabilir. Büyükşehir tersanelere Yeni Osmanlıcı bir yaklaşımla müdahale etmeyi planlamıştır. Bu niyet hala Kasımpaşa için geçerliliğini korusa da, herhangi bir düşünsel enerji üretemediği için kenarda durmaktadır. Diğer eksen ise özelleştirme yöntemidir. Bunun zaman içinde geçerli olduğu görülmektedir. Neo-liberal dönüşüm bu ikili yapının bir işlevidir: Kamusal alanı tepeden inmeci yöntemlerle tasarlama idealleri ile piyasa mantığı ile dönüştürme girişiminin birbirine eklemlenmesi. Neo-liberal işleyiş ve iktidar sonuçta toplumu tasarlama idealleri ile şekillenen oligarşik yapı ile piyasa güçlerinin eklemlenmesinin bir sonucudur. Birincisi arkada duran, üzeri örtülen bir “kutsal bagaj” olarak işlev görür ve kamusallığı felç eder. Kamu yapılarının ayakta kalmış olması, işlevlerini sürdürdükleri anlamına gelmez. Tam tersine kamusal nitelik oluşmadığı için kamu alanları işgal edilmeyi bekleyen boşluklar gibi şehrin içinde yer alırlar. Kamu yararı kavramının, kültür mirası konusunu yalnızca iktidardan pay almak isteyen oligarşik, kapalı bir yapı tarafından temsil edilmesi, kamusal niteliğin oluşumunu engeller, halkla seçkinler arasında bir iktidar asimetrisi yaratır, piyasa işleyişinin mantığını hakim kılar. Sorun; şehirde eski, merkeziyetçi, tepeden inmeci kamu fikri dönüşürken onu canlandıracak kurumsal alternatiflerin yaratılmamasıdır.

15 XXI - NİSAN 2014

Bu arada İstanbul’da halen çalışmakta olan kaliteli gemiler masraflarının yüksek olması gerekçesi ile seferden kaldırılır. Haliç’te endüstrinin desantralize edilmesini amaçlayan operasyon Menderes yıkımlarını anımsatmaktadır. Yıkımla, endüstrinin desantralize edilmesi özdeşleştirilmiştir. Oysa Haliç için bir yönetim planı hazırlansa, değerli kültür mirasını içeren bu yapılar ve üreticiler korunarak, çevreye verilen zarar engellenebilirdi. Sütlüce’de yirmi seneden fazla süren ve sonunda müteahhide devredilen “Avrupa’nın en büyük kültür merkezi” inşaatı her ne kadar destek alsa da, bu işi kamunun yönetemediğini göstermiştir. Bu

Büyük sermaye kuruluşlarının özellikle Deniz Kuvvetleri’ne ait olan Taşkızak’a talip olması ise değişen konjonktür içinde merkezi otoriteye devir ile akamete uğramıştır. Bu tür bir girişimin özelleştirme gibi kar getirmemesinin yanında, bu işi üstlenmeyi amaçlayan sermaye grubuna karşı da bir tavır ortaya çıkmıştır.

SORU İŞARETİ

Öncelikle İstanbul’un yaşadığı en berbat yıkım olduğunu düşündüğüm Bedrettin Dalan’ın Haliç’i temizleme operasyonunun Haliç Tersaneleri’ne uzanmadığı söylenebilir. Çünkü üç kamu yönetimi arasında bölüşülmüş bulunan Haliç Tersaneleri’nin büyük bir bölümünün Taşkızak Tersanesi’nin Deniz Kuvvetleri’nin mülkiyetinde olduğunu ve Türkiye Denizcilik İşletmeleri’ne ait olan Camialtı Tersanesi’nin yenilenmiş bir durumda çalıştığını belirtmek gerekir. Bu iki büyük tersane dışında, Balat tarafında küçük özel sektör tersaneleri bulunmaktadır. Ancak bu küçük tersanelerin diğer ikisi gibi bir altyapısı yoktur ve yıkılarak Tuzla’ya taşınırlar. Buna karşılık kuru havuzların bulunduğu, Unkapanı Köprüsü’nün hemen yanından başlayan Kasımpaşa Haliç Tersanesi ise zaten yeni Şehir Hatları gemilerinin yapımının ve onarımının halen sürdüğü, önemli işlev gören bir bölümüdür. Bu nedenle yıkımlar bu tersanelere uzanmaz. Ancak tuhaf bir gelişme olur. Galata Köprüsü’nün yerine yapılan basküllü köprünün teknik hatalar nedeniyle açılmasının tehlikeli olduğu ortaya çıkar. Bu nedenle Deniz Kuvvetleri buradaki Taşkızak Tersanesi’ni savaş gemilerinin Haliç’te hapis kaldığını, bunun ülke savunmasında sorun teşkil ettiğini belirterek kapatmak zorunda kalır. Türkiye Denizcilik İşletmeleri de gemi yapım tezgahlarını yenilemiş olmasına rağmen aynı gerekçelerle üretime son verir. Epey bir süre sonra da Şehir Hatları, Büyükşehir Belediyesi’ne devredilir ve gemi sayısı azaltılır. Tersaneler için Büyükşehir Belediyesi boş durmamış, bu arada bir takım kuruluşlara Haliç Tersanesi için projeler hazırlatmıştır. Ciddiye alınacak bir niteliği olmayan bu projelerde Haliç Tersanesi’nin Sütlüce’deki Kültür ve Kongre Merkezi gibi “kültür amaçlı” bir dönüşüm yaşayacağı öngörülmektedir. Bu süre içinde sendika Kasımpaşa Haliç Tersanesi’nin kapatılmasına direnir. Ancak bu direniş kısa sürer, işçilerin sayısı kademeli olarak azaltılır ve bu tersanenin yönetimi o zaman Büyükşehir Belediyesi’nin Şehir Hatları işletmesini devralan şirket İDO tarafından üstlenilir. İDO kamu sermayeli özel bir şirkettir ve Haliç Tersanesi’ni devraldıktan sonra artık işleri ihale ile alan müteahhitlere, taşeronlara yaptırmaktadır.

yüzden Büyükşehir’in müze ve kültür merkezi yapma girişimi bir hayal olarak kalmıştır.


Pazar ve Çok İşlevlilik

NİSAN 2014 - XXI 16

GÜNCEL

SUYABATMAZ DEMİREL MİMARLIK, TÜRKİYE’DE PAZAR KÜLTÜRÜNÜN ÖNEMİNE VURGU YAPAN BİR BAKIŞ AÇISIYLA TASARLADIĞI PROJESİNDE, PAZARIN KURULMADIĞI ZAMANLARDA BOŞ KALAN ALANLARIN OTOPARK OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİ, GÜVENLİĞİ, SOKAKLA İLİŞKİSİ, MAHALLENİN YEŞİL ALANI VE SERVİS ALANLARI İHTİYAÇLARININ KARŞILANMASI GİBİ FAKTÖRLER ÜZERİNDE DURUYOR.

Sultangazi Belediyesi İstanbul’un Avrupa yakasında kentsel dönüşüm kapsamında gelişmekte olan bir bölge. Belediyeye ait olan ve yoğun konut dokusuyla çevrili olan proje alanı, ciddi bir eğim üzerinde konumlanıyor. Çevresine yapacağı etki ve getireceği yeni işlevi nedeniyle bulunduğu alanda kritik bir rol oynayan projede; pazar yeri olarak da düzenlenebilecek bir otopark alanı ve bu alanla entegre olması beklenen yaklaşık 1000 m2’lik sosyal - idari bir bina oluşturulması öngörüldü. Pazar kültürü Türkiye’nin hemen hemen her yerleşim yerinde karşımıza çıkar. Haftanın belirli bir günü belirli

bir semtte açılan pazarlar, devam eden günlerde başka semtlerde açılır ve kentin farklı bölgelerine farklı zamanlarda hizmet verirler. Pazarlar genelde sokaklarda veya meydan gibi kamusal alanlarda kurulmalarına rağmen özellikle büyük şehirlerde trafik işleyişini bozmamak için özel olarak ayrılmış pazar alanlarında kurulurlar. Pazarların kurulmadığı zamanlarda da belediyeler bu alanları otopark olarak işleterek bu alanın kullanımını sürekli hale getirerek bu şekilde bölgede bulunan otopark sorununa bir çözüm bulur. Pazar alışverişinin kesintisiz bir güzergah üzerinde zorlanmadan

yapılması gerektiğinden projenin kaldırımla doğrudan ilişki kurması önemli bir nokta. Yaklaşık olarak 7500 m2 büyüklüğünde olan proje arazisindeki 13 metrelik kot farkı bir avantaj olarak görülerek yapı, her katta zeminle doğrudan ilişki kuracak şekilde kurgulandı. Tasarımda temel prensip erişilebilirliği maksimuma çıkarmak ve sokakla aktif bir ilişki kuran mekanlar yaratmak oldu. Programın yoğunluğu aslen zeminden yükselen bir yapıyı işaret ediyor, lakin bir pazar alanı için bu negatif bir etki yaratıyor. Diğer yandan da otopark olarak kullanılacak zaman diliminde ise güvenlik ön plana

çıkıyor. Bu kriterlere göre hem sokakla doğrudan bağlantı kurabilecek, hem de güvenlik problemini ortadan kaldıracak şekilde girişler düzenlendi. Aynı zamanda yapı içerisindeki araç rampaları pazardaki insanların da katlar arasında konforlu bir şekilde hareket edebilmeleri için %8’lik bir eğimle tasarlandı. Yeni pazar alanında yoğun bir kullanım öngörülüyor. Bu ise büyük toplulukların ihtiyaçlarını rahat bir şekilde karşılayan mekanların tasarlanması anlamına geliyor. Bu yüzden normal katlarda kat yükseklikleri 5,2 metre olarak tasarlandı, bununla hem pazacıların


GÜNCEL 17 XXI - NİSAN 2014

zemin kat otopark planı

hem de kullanıcıların konfor ortamı sağlandı. Bodrumda konumlanan kurban kesim alanı ve pazar araçlarının park alanı için daha büyük bir hacim yaratmak amacıyla bu alanın kat yüksekliği 5.7 metre olarak belirlendi. Yapının konumlandığı çevrenin aşırı yoğun bir bölge olması ve çok kısa bir sürede kalitesiz bir şekilde oluşması sosyal donatı yoksunluğuna yol açmış. Mahalle halkının yakın çevrede sağlık, eğitim ve rahatlama gibi ihtiyaçlarını karşılayamaması bu çevreyi yalnızca konaklama olarak kullanılan bir yere dönüştürüyor. Ayrıca mahalle de bu sebeplerden ötürü değersizleşerek içinde yaşayanları mağdur durumda

zemin kat pazar yeri planı

bırakıyor. Tasarım bu durumu tam tersine çevirmek için alana sürekli olarak hizmet edebilen sosyal donatı alanlarını içerecek bir şekilde kurgulandı. Diğer yandan deprem faktörünü göz önüne almadan yapılan yapılar bölgede bir endişe konusu olmuş ve yapının bir afet anında mahalle için bir toplanma alanı olarak da kullanılması istenmiş. Bundan dolayı yapının hem mahalleye hizmet verecek işlek bir alan olarak kullanılması, hem de kendi kendine yetebilecek mekansal özelliklere ve işlevlere sahip olması amaçlandı. Yaklaşık 1000 metrekare alana yayılan eğitim, sağlık, idari birimler ve servis alanlarından oluşan servis alanları,

yapının üç ve dördüncü katlarında konumlanıyor. Tüm bunların yanı sıra, plansız yapılaşma sebebiyle yakın çevre boşluksuz bir şekilde yapılanmış ve mahalle halkı yeşil alanlardan yoksun kalmış. Buna bir çözüm oluşturmak amacıyla yapı teraslanarak yükselecek şekilde tasarlandı ve en üst katta kafe, yeşil alanlar ve seyir terası oluşturularak çevrede yaşayanların rahatlayayıp sosyalleşebileceği bir kullanım alanı yaratıldı. Mahalle ölçeğinde bakıldığında yapılaşacak alanın büyüklüğünün bir yapı adası büyüklüğünde olduğu görülüyor. Çekme sınırlarına

3. kat planı

yaslanarak yükselen bir yapının mahalle için kasvetli bir ortam yaratacağı düşünüldüğünden tasarım kararı yapının daha narin olması gerektiğini savunuyor. Bu sayede yapı yükseldikçe kat sınırları içeriye doğru çekilerek bodrumdan en üst kata kadar doğal ışık ve doğal havalandırmadan yararlanabilen, etrafındaki konut alanına gerektiği ölçüde yaklaşan bir kamusal alan elde edildi. proje adı: Sultangazi Pazar Alanı ve Kat Otoparkı Projesi mimari tasarım: Suyabatmaz Demirel Mimarlık; Arif Suyabatmaz, Hakan Demirel mimari tasarım ekibi: E. Yazkurt, O. Ülgen, G. Ersel, A. Yıldırım, E. Yılmaz, M. Gören, G. Bayar işveren: İstanbul Büyükşehir Belediyesi proje konumu: İstanbul, Türkiye proje alanı: 14.600 m2


Mahalle Ölçeği ve Hizmet AKYÜREK ELMAS MİMARLIK TASARIMI KÜÇÜKÇEKMECE BELEDİYESİ YEŞİLOVA MAHALLESİ HİZMET BİNASININ İNSAN ÖLÇEĞİNİ ÖNEMSEYEN, DİNAMİK VE KOLAY OKUNAN PLANLARI PEYZAJ İLE BİRBİRİNİ TAMAMLAMAYI AMAÇLIYOR. Küçükçekmece Belediyesi’nin gerçekleştirmeyi planladığı mahalle muhtarlığı ve sağlık ocağı fonksiyonlarına sahip olan yapının arazi üzerine yerleşiminde, hizmet binası peyzaj ile bir bütün olarak düşünüldü ve tasarım kararları alınırken bina ile peyzajın birbirini tamamlayıcı nitelikte olması amaçlandı. İç mekanlarda olduğu kadar dış mekanlar; yeşil alanlar, çocuk oyun alanları, dinlenme ve buluşma alanlarının en verimli şekilde kullanılması hedeflendi. Bunun için sert zemin yumuşak zemin oranı dengeli bir şekilde araziye yayıldı. Peyzaj üzerindeki bu farklı doku oluşumlarının işlevleri birbiri ile etkileşim halinde.

Peyzajdaki hareketlilik cephede de devam ederek sert zemin - yumuşak zemin ilişkisi cepheye saydamlık opaklık olarak yansıyor. Böylece pencerelerin farklı açılarla şekillenmesi ile cephede hareketlilik devam ediyor. Kenetli metal kaplamanın hem cephede hem de çatıda kullanılmasıyla yatayda ve düşeyde malzeme sürekliliği sağlanıyor.

proje adı: Yeşilova Mahallesi Hizmet Binası mimari tasarım: Akyürek Elmas Mimarlık; Can Elmas, Çağla Akyürek Elmas statik proje: TG Proje mekanik proje: SOEM Mühendislik elektrik proje: Sıcakyüz Elektrik işveren: Küçükçekmece Belediyesi proje tarihi: 2013 - 14 proje arsa alanı: 546 m2 toplam inşaat alanı: 556 m2

NİSAN 2014 - XXI 18

GÜNCEL

İnsan ölçeğini önemseyen kamusal yapı, kütle olarak dinamik olmasına rağmen kolay okunan planlara sahip. Bodrum kat ve zemin kat sağlık hizmetinde. Bodrum katta muayenehane odaları, laboratuvarlar, emzirme ve aşı odası ile

teknik hacimler yer alıyor, zemin katta ise bekleme alanı, muayenehane odaları ve acil servis birimleri bulunuyor. Birinci kat muhtarlık hizmetinde işliyor ve bu katta mahalle sakinleri için vezne, bekleme alanı, ofisler ve toplantı odası planlandı.

kesitler

zemin kat planı

1. kat planı


Kamusal Mekan: Kutsal ve Dindışı Berkin Elvan’ın anısına -Halil Duranay ve Kamil Savaş içinTürkiye’de birçok yerde dünyevi alan, gitgide kutsiyet çerçevesinde tanımlanırken, kutsallık da dünyeviliğin tek belirleyicisi haline gelmekte. Kutsalın dünyayı belirlemesi ve sağ politika bağlamında dünyevi olanın dinsel argümanların dar marjına sıkıştırılması, ne yeni bir olgu ne de şaşırtıcı bir gelişme. Burada mahalle baskısı olgusunu kat be kat aşan yepyeni bir reel-politik biçime ulaşıldığını tekrar söylemeye gerek yok. Sonuçlarını uyandığımız her yeni günde yaşamaya devam ediyoruz: Berkin’in terörize edilişinden tape’lere, twitter yasağından seçim hegemonyasına, hatta siz bu yazıyı okurken vuku bulup da bu yazıda yer almamış, beklenen diğer skandallara kadar... Kutsiyetçe çerçevelenmeye dair değinime geçebilirim: Güneydoğu Anadolu’daki kentlerde dünyevi alanın kutsalın egemenliğinde olmasının çeşitli veçheleri bir çırpıda gözlemlenebilmekte. Erkeklerle kıyaslandığında kadınların kent sahnesindeki görünürlüklerinin eşbiçimliliği ve ikincilliği, bunların en başta geleni.

NİSAN 2014 - XXI 20

DÖNME DOLAP

Son on yıl içinde oluşmu�� kentsel çehrelerin anonimliği bu ayrımcılığı ilk bakışta ele vermiyor olabilir. Bugün Midyat’a gittiğinizde, karşılaştığınız kentin Bursa, Bozüyük, Adana veya Denizli’den bir farkı yoktur. Aynı bölünmüş yollar, apartman blokları, aynı peyzaj düzeni ve ticaret / konut bileşiği sizi karşılar. Bu anonimleşmenin, söz konusu erilliğin / ataerkilliğin dolayımsız sonucu olduğunu itiraf edecek gücü kendinde bulanlar, epeyce azınlıkta olsa gerek.

LEVENT ŞENTÜRK

Urfa’da kadim bir dini kampus niteliği taşıyan balıklı göl ve çevresi, dünyeviliğin kutsiyetçe sarılıp sarmalanmasının en somut örneklerinden biri. Fiziksel mekânı sarıp sarmalayan mitolojik anlatılar, dini turizmin başlıca sermayesi olarak yaşatılmaya devam ediyor. Yine de balıklara İbrahim efsanesinin yaşayan tanıkları rolü verilmesinde belki ana akım islam açısından tekinsiz karşılanabilecek bir yan var; çünkü balıklar, sembolik olmanın ötesinde bilfiil yaşayan varlıklar olarak kutsiyetin bir parçası sayıldıklarından aykırı bir varlık biçimine gelmenin, deyim yerindeyse tabu, put olmanın sınırında yer alıyor. Balıklar, mutlak kötülükten mutlak iyiliğe dönüştürüldükleri, tehlikesiz, nötr ve sessiz yaratıklar oldukları ve son olarak da, hayvansal varoluşları suyun total mecrasına hapsedilebildiği için kutsiyet kültünün meşru bir parçası olarak kalabiliyor. Uzatmayalım; kimse onları kadim bir mutant kültünün parçası saymıyor; alev alev yanan cehennemi odunlardan dönüşmüş oldukları darb-ı meselde kalmış. Urfa’nın balıklı gölündeki tatlı su balıkları “queer” hayvanlar da sayılmıyor; ki yukarıdaki yorumun kuir teolojiye uzandığını söylemek de zor görünmüyor.

fotoğraflar: Levent Şentürk

Balıklı göl ve çevresi, islami kutsiyet motiflerinin baskın çıktığı bir dini merkeze dönüşmüş durumda. Alana yayılan merkezi “uhrevi” müzik yayını, alanı ziyarete gelen kitlenin sosyokültürel karakteri, alanda saçaklanan ticaret biçimleri, ziyaret “makam”larına yüklenmiş yoğun dinsel anlam ve islami pratiklerin sürekliliği, burayı bir hac yerine dönüştürüyor. Bunlardan daha azıyla kamusal bir mekânı dinselleştirebilirsiniz. Farklı tarihsel ve dinsel katmanlara sahip heterojen bir tapım alanı olmasına karşın, islami motifler tüm alana egemen oluyor. Pagan, Hristiyan ve Müslüman unsurların kaynaşmış olması da durumu değiştirmeye yetmiyor. Alan mimari bakımdan hegemonik bir islami kült bölgesi olsa da, burada zaman geçirmeye gelenlerin taşıyıcısı olduğu “halk tipi”/devletli olmayan müslümanlık, dinselliği teğet geçiyor: Düpedüz dünyevi, gevşek, alelade, sere serpe haller içindeki kalabalıklar, çimenlerin üzerine yayılarak buranın tadını çıkarıyor. Çıkarılan dünyeviliğin mi yoksa dinselliğin ve kutsiyetin tadı mı? Başka bir zamanda ve başka bir yerde, sözgelimi sıradan bir kent parkında bu kadar çok kadının, çoluk çocuk, uzun uzun, bir sürü yabancı erkeğin gözü önünde olmasına rağmen “huzur içinde”, meşru bir biçimde zaman geçirebileceğini düşünmek saflık olurdu. Buradaki dindar halk, dinin şemsiyesi altında dünyevileşme olanağını buluyor. İnsanların ezici bir çoğunluğu, ancak dinselliğin yoğun ve kesintisiz varlığı sayesinde kendine bir sosyal ve dünyevi niş bulabiliyorlar. Böylece erkek egemen toplumun hemen duvarların arkasına hapsettiği kadınlar burada bir parkta dışsallaşabiliyor. Dini yerlerde ibadet benzeri bir huşu içinde vakit geçirmenin büyüsü, dünyeviliğin aylaklığı için mükemmel bir kamuflaj sağlıyor ve günah işleme düşüncesini kısa süreliğine uzaklaştırabiliyor. Erkek egemen toplum, açık alanda, ilan edilmemiş olsa da pratikte şaşmaz şekilde uygulanan haremlik selamlık


DÖNME DOLAP 21 XXI - NİSAN 2014

veya homososyal gruplaşma, temelinde kadınlara bir miktar avans veriyor ve kuralları kısa süreliğine gevşetiyor. Gençler, kadınlar, çocuklar, yaşlılar; herkes dinsel figürlerin tarihsel gücünü arkalarına alarak baskın erkekliğin hegemonyasından anlık bir kaçış sağlıyor. Sığınılan şey din ve kutsiyet de olsa, kutsal balıkların yüzdüğü aynı sularda genç aşıkların sandalla gezmesi, dar çemberdeki kamusallık imkânının mı yoksa imkansızlığın ve arıziliğin mi bir işareti? Böylece yazının başındaki önermemin ikinci parçasını açmış oldum. Şimdi ilk yarısına dönebilirim: Dünyevi olan ne varsa, kutsiyet tarafından boyunduruk altına alınıyor; katı olan her şeyin uçup gittiği twitter çağında hala insanların sırtına din kisveli semerler vurulmak isteniyor. Dünyevi alan, dünyanın tamamını eşek yerine koymaya çalışanlarca, güvensiz ve tekinsiz bir yer olarak tahayyül edilmek “zorunda”. Çünkü başka türlüsünü kavrayamıyorlar. Kendilerini sıradanlığın sularına bırakmaktan korkanlar kendi kültlerinin hayaliyle huzur bulmak isterken, kendilerini bu hayali benliklerine kapatmaktan başka bir şey yapmıyorlar. Ama dünyanın tamamını bu dev aynasının arkasına hapsetme tehdidini savurmayı da ihmal etmiyorlar. Asker ve polisle örülmüş aşırı güvenlik çemberleri, dağı taşı örtmeye yeltenen tekil portre, devletle örtüşerek insanüstü bir nitelik kazanmanın, sembolleşmenin, dünya dışına kaçabilmenin ve kutsallaşmanın hezeyanlı yanına işaret etmekte. Halk, ancak dinselin şemsiyesi altında kendi dünyeviliğini yaşayabildiği duygusuna kendini hapsettiğinden, egemen iktidar da dünyeviliği geride bırakmak için yanıp tutuşmakta. Kendini kutsallığın dokunulmaz alanında var etmek norm haline geldiğinde, geçerli tek egemenlik biçimi de o kutsallığın ele geçirilmesi olmakta. Sorun, gerçekte, ortada ele geçirilecek bir kutsalın olmaması. Ne tarihsellik

ne efsane ne tek tek teolojik / mitolojik anlatılar ne de onların aurası ele geçirilebilir nitelikte: Bunların etkilerini yeniden üreten “mecra”, öznenin ta kendisi. Türkiye’de, kutsallaşa kutsallaşa dokunulmaz ve erişilmez hale gelme vehmince büyülenmiş egemen iktidarlar, özneleri bu projelerine ikna edebilmek için bütün güç göstergelerini bir arada ve çelişkili biçimde kullanır. Bunun somut kanıtlarını 30 Mart 2014 yerel seçimleri öncesindeki miting hazırlıklarında gördük. Liderlerini karşılamaya hazırlanan kentler, liderine liderin imgesini bütün gücüyle iade etmeye çalışırken, her yanı onun göstergeleriyle kesintisiz biçimde donatır. Bunun başka bir kamuflaj taktiği olduğu söylenebilir. Güç karşısında kendi varlığını en alt sınıra çekerek

narsistik efendiye istediğini sonuna kadar vermek, bir yandan efendi-köle diyalektiğini yeniden üretirken diğer taraftan da köle rolündeki ezilen figürünün son bir kandırmacayla efendisini kendi imgesiyle baş başa bırakarak ortadan kaybolma taktiğidir. Bu ilişkide karşılıklılıktan başka her şey vardır: Başta ikiyüzlülük olmak üzere... Yerellik, hegemonik figürlere göre yeniden üretilirken, hiçbir ayrıntı atlanmaz: Temiz ve tertipli bir imaj için görülmedik bir çalışkanlık sergilenir. Sokakların yıkatılması, yol kenarlarının süpürülmesi, refüjlerin düzenlenmesi gibi göstermelik işler öteden beri hegemonyaya yaranmak için Türkiye’de izlenen yollardan sadece biridir. Böylece yerellik, tam bir kendini aşağılamayla kendi gücünü ortadan kaldırır ve merkeze biat için bütün koşulları yeniden üretmiş olur.


Görsel Kültür ve Tasarım BU YIL 18. KEZ GERÇEKLEŞEN GRAFİST SERGİLERİ 14 NİSAN - 18 MAYIS ARALIĞINDA ZİYARETE AÇIK. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Grafik Tasarım Bölümü tarafından düzenlenen “Grafist18: 18. İstanbul Grafik Tasarım Günleri” Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fındıklı Kampüsü’nün yanı sıra Bahçeşehir Üniversitesi Galata Yerleşkesi, Ark Kültür ve Salt Beyoğlu Forum’da gerçekleşiyor. Etkinlik dahilinde yer alan sergi, seminer ve atölye çalışmaları, uluslararası grafik tasarım camiasından usta grafik tasarımcı, genç profesyonel ve grafik tasarım öğrencilerinin yanı sıra, görsel kültür tarihi ve görsel iletişim tasarımı alanından tüm ilgililere sesleniyor.

Salt Beyoğlu Forum’daki "Henryk Tomaszewski 100 Yaşında" üst başlığında düzenlenen afiş sergileri, hem Henryk Tomaszewski’nin afişlerinden, hem de Tomaszewski’nin akademideki öğrencilerinin üretimlerinden oluşan iki önemli arşivi bir araya getiriyor. "Henryk Tomaszewski 100 Yaşında" sergileri, Türkiye ve Polonya arasındaki diplomatik ilişkilerin 600. yıldönümü kapsamında, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Grafik Tasarım Bölümü, Polonya Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu, Krakow Afiş Müzesi Dydo Afiş Kolleksiyonu ve Salt Beyoğlu işbirliğiyle düzenleniyor. Grafist 18 hakkında detaylı bilgi için: www.grafist.org

lech majewskı, beckett

NİSAN 2014 - XXI 22

GÜNCEL

Grafist18, bu yıl İspanya’dan Pablo Martin, Astrid Stavro, Türkiye’den Burcu Dündar, Fransa’dan Pierre Bernard, Hollanda’dan Niels Schrader ve Polonya’dan Lech Majewski’nin afiş, kurum kimliği ve yazı karakteri tasarımı alanlarındaki üretimlerinin yer aldığı üç sergiyi ağırlıyor. Bunun yanı sıra, II.

Dünya Savaşı sonrasındaki Polonya Afişi Ekolü’nün öncü temsilcilerinden Henryk Tomaszewski’nin yüzüncü doğum yıldönümü anısına iki afiş sergisine de ev sahipliği yapıyor.

pıerre bernard, amerıques latınes

pıerre bernard, erasmusprıjs


pablo martın

GÜNCEL

arcadıa, travesıas

23 XXI - NİSAN 2014

nıels schrader, robstolk

nıels schrader, heartbeat

son brusque, grıs


YAPI - ZİYARETÇİ MERKEZİ - OBERHAUSEN NİSAN 2014 - XXI 24

Mekanın Rengi KULLANILMIŞ MALZEMELERİN YENİDEN KULLANIMIYLA İNŞA EDİLEN MERKEZ, OLUŞTURDUĞU ROTAYLA ZİYARETÇİLERİNE RENKLİ BİR SANAT DENEYİMİ SUNUYOR. Yerel sanat kurumları için bir sanat kampı olan geçici ziyaretçi merkezi, farklı programlar sağlayan denizaşırı konteynırların yeniden kullanımıyla yapıldı. Düzeni tam anlamıyla zemin kotunda koruyarak ve köy üzerinden bir yola yönlendirerek sadece konuları içine alarak değil, ama aynı zamanda çeşitli mekanlar arasında, bir çatıyla veya açık havayla kapatıldı. Böylelikle arazi geçirgenliği bütünüyle korunurken sosyal mekan çeşitliliği sağlandı.

EMSCHERKUNST 2013 ZIYARETÇI MERKEZI

ooze archıtects

Ziyaretçi merkezinden sanat kampına kadar olan kısmı kapsayan ve Rhein-Herne kanalını Lindnerstrasse’ye bağlayan bu yol boyunca farklı aktiviteler mekana yerleştiriliyor. Köy boyunca seyahat ve aktiviteler dizisi bisiklet kiralama, bilgi, kafeler, market, sinemadan çıkıp, sanat üretimi ve eğitimle beraber sanatçı köyüne doğru ilerliyor ve

nihayetinde sanatçı konutlarına ulaşıyor. Yol; çakıl, bahçe, çiçek alanları gibi farklı zemin malzemeleri ve yüzeyleriyle tanımlanıyor. Çatı ise; konteynırları gölgeliyor, elemanların altından korunaklı bir alan yaratıyor ve kullanıcılara mekansal bir renk deneyimi sunuyor.

proje adı: Emscherkunst 2013 Ziyaretçi Merkezi proje konumu: Stadtsportbund, Oberhausen mimari tasarım: Ooze Architects tasarım ekibi: Eva Pfannes, Sylvain Hartenberg, Augustin Roy-Verger işveren: Emschergenossenschaft proje alanı: 1263 m2 strüktür mühendisi: Reto Bonomo proje bitiş - başlangıç tarihi: Haziran - Ekim 2013


YAPI - ZİYARETÇİ MERKEZİ - OBERHAUSEN

karşı sayfada Renkli çatıyla gölgelendirilen konteynırlar

25 XXI - NİSAN 2014

bu sayfada solda: Merkezin sosyal mekan çeşitliliğini gösteren bir kare altta solda: İlgi çekici renkleri ve formuyla çatı altta: Merkezden genel bir görünüş en altta solda: Ziyaretçiler en altta: Mekanda ve yer döşemelerindeki çeşitlilik


YAPI - ZİYARETÇİ MERKEZİ - OBERHAUSEN NİSAN 2014 - XXI 26

bu sayfada en üstte: Kamp alanının peyzaj ile ilişkisi üstte: Merkezdeki salon ve sinema girişi üstte sağda: Bilgilendirme alanı sağda: Geçiş mekanı


YAPI - ZİYARETÇİ MERKEZİ - OBERHAUSEN

sylvaın hartenberg Lisansını Strasbourg ENSAIS'te, yüksek lisansını ise Londra Bartlett'te tamamladı. Terry Farrel ve Sheppard Robson ile Londra'da çalıştı. 2004 yılında mimar Eva Pfannes ile birlikte mimarlık ve kentsel araştırmalar ofisi Ooze'yi kurdular. eva pfannes Stuttgart Art Academy ve Londra Bartlett'de okudu. Maxwan, Studio Makkink-Bey ve Zaha Hadid ile Rotterdam ve Londra'da çalıştı. 2004 yılında mimar Sylvain Hartenberg ile birlikte mimarlık ve kentsel araştırmalar ofisi Ooze'yi kurdular. Günümüzde Eindhoven Design Academy'de kamusal mekanlar üzerine dersler veriyor.

27 XXI - NİSAN 2014

eskiz çalışması

üç boyutlu çalışma

ziyaretçi merkezi plan şeması

ziyaretçi merkezi detaylı planı


YAPI - OFİS - ANKARA NİSAN 2014 - XXI 28

fotoğraflar: Fethi Mağara

Boşluğu Şaşırtmak ANKARA’DA KONUMLANAN HATIRLI MİMARLIK TARAFINDAN TASARLANAN EGE PLAZA'DA KATLARIN ŞAŞIRTILMASIYLA ORTAYA ÇIKAN BOŞLUKLAR BİNANIN NEFES ALMA NOKTALARI HALİNE GELİYOR. Konya Yolu'nda otomobil showroomları ve servis birimlerinin yanında konumlanan ofis kulesindeki kompleks; showroom yapıları ve markaların tip proje standartları ile tasarlanıp bodrum katlarda yer alan servis birimleri ile bütünleşik olarak çözüldü. Ofis bloğu tasarlanırken kent silüetinde formu, malzemesi ve alternatifli gece aydınlatma sistemleri ile mevcut yapı stoğu içinde ayrışan, simgesel bir yüksek yapı tasarlamak hedeflendi.

EGE PLAZA

hatırlı mimarlık

Farklı büyüklüklerde 110 adet ofis birimini barındıran kule, 6 katı yer altında olmak üzere 33 kattan oluşuyor. Zemin katında, yanındaki diğer yapılar ile bütünlük oluşturan ve bağımsız girişli ticari bir kütleye sahip olan yapı, bu ticari birimden kütlesel olarak koparak ofis bloğu olarak yükseliyor. Altışar kattan oluşan dört şeffaf “kübün” şaşırtmalı olarak üst üste yerleşmesi,

bu şaşırtmaların açığa çıkardığı yeşil teras bahçeler, bu korunumlu teras bahçelere üst katlardan bakan ofis balkonları, yapıyı karakterize eden başlıca mimari unsurlardır. Modüler kütleler (küpler) teras bahçeler aracılığı ile kentsel boşluklar oluşturacak biçimde 90 derece dönerek yükseliyor. Teras bahçeler yapının ‘ekolojik yapı’ kimliği için önemli bir eleman olarak görev yapıyor. Bu boşluklara bakan ofis cephelerinde balkonlar yer alıyor. Yapıda yeşili üçüncü boyuta taşıyan bu mekanlar sosyalleşme alanları olarak tasarımdaki en çarpıcı unsurdur. Bu boşluklar ile yapıda cephe yüzeyleri arttırıldı, böylelikle tüm ofislerin daha çok gün ışığından yararlanması sağlanarak , aydınlatma enerjisi tüketimi minimuma indirildi. Ofis bölünmelerinde esnek tasarım ilkesi gözetildi. Bu planlama kullanıcı ihtiyaçları / talepleri doğrultusunda katlar 2, 4, ya da 6 ya bölünerek farklı büyüklüklerde ofis tiplerine imkan tanıyor. Ege Plaza’nın zemin katında asma katlı bir


YAPI - OFİS - ANKARA 29 XXI - NİSAN 2014

showroom tasarlandı, kule girişi mimari bir üst örtü ile vurgulanarak showroom giriş cephesinden ayrıştırıldı. Bu alçak katlı kütlenin üstünde, ikinci kattaki kafeterya ve yeşil teras, üstteki ofis kütlelerini (küpleri) zemindeki showroomdan koparırken ofis çalışanları için de kamusal alan yaratıyor. Yapının bodrum katlarında teknik hacimler ve tüm ofisler için yeterli sayıda kapalı garaj yer alıyor. Yapıyı saran giydirme cephedeki cam renklerinin şaşırtmalı olarak farklılaşması, yukarıda tariflenen kütle etkisini vurgularken, yapının dolu-boş etkisini güçlendiren özel ışıklandırma tasarımı ile kentin gece silüetinde dikkat çekici bir unsur olacağı öngörüldü. Ege Plaza, iş yaşamında ihtiyaç duyulabilecek her türlü ayrıcalık, teknik donanım ve üst düzey imkanlar sunan bir ofis projesi. Özgün mimari tasarımının yanısıra, akıllı bina tasarım unsurları, iklim kontrol sistemleri, enerji etkin yapı ögeleri, güvenlik ve otomasyon sistemleri ile teknolojik altyapı bu projenin öne çıkan unsurları.


giriş sayfasında Bina, form, çevre ilişkisi önceki sayfada Cephe detayları bu sayfada sağda: Plazanın çevre ilişkileri altta: Cephedeki doluluk - boşluk oyunları sayesinde oluşan kamusal alan

NİSAN 2014 - XXI 30

YAPI - OFİS - ANKARA

arka sayfada soldaki üçlü sıra: Cephe detayları altta solda: Plazanın girişi üstte sağda: Zemin katı çevreleyen araç ve yaya yolu altta sağda: Giriş - çıkış saatlerindeki yoğunluğu bina içinde çözümleyen boşluk


YAPI - OFİS - ANKARA 31 XXI - NİSAN 2014


proje adı: Ege Plaza konum: Konya Yolu-Balgat, Ankara tasarım ekibi: Yeşim Hatırlı, Nami Hatırlı yardımcı mimarlar: Nazan Çapoğlu, Orçun Köken, Özge Bahar Albostan, Berrak Pınar Ünal, Çiğdem Çoban, Başak Çevik mimarlık ofisi: Hatırlı Mimarlık işveren: Ege Grup Yapı Endüstri proje tarihi: 2010-2011 yapım tarihi: 2011 - 2013 arsa alanı: 3.800 m2 toplam inşaat alanı: 120.000 m2 statik: Prota Mühendislik: Danyal Kubin, Ümit Kaçmaz mekanik: Bahri Türkmen Mühendislik: Bahri Türkmen elektrik: Yurdakul Mühendislik: Özgür Ulupınar iç mekan tasarımı: Profit: Neşet Güne yapımcı: Ege Grup Yapı Endüstri

nami hatırlı ODTÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü'nden 1984 yılında mezun oldu, 1984 - 87 arasında INA Proje-Naim Bekitoğlu firmasında çalıştı. Serbest meslek faaliyetlerine 1987 yılında Can Kubin ve Nejat Sert ile birlikte kurduğu NCN Mimarlık ve Şehircilik firmasında başlayan Hatırlı, 1993 yılından beri kurucu ortağı olduğu Hatırlı Mimarlık'ta proje tasarımcısı ve yöneticisi olarak sürdürüyor.

yeşim hatırlı ODTÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü'nden 1990 yılında mezun olan Hatırlı, kariyerine aynı yıl MNG Targem firmasında başladı. 1993 yılından bu yana Nami Hatırlı ile birlikte Hatırlı Mimarlık'ta kurucu ortak, proje tasarımcısı ve yöneticisi olarak çalışıyor, 2003 yılından beri ODTÜ Mimarlık Bölümü 4.sınıf stüdyosunda yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak görev yapıyor.

YAPI - OFİS - ANKARA

kesit

NİSAN 2014 - XXI 32

9. kat planı

zemin kat planı

15. kat planı


YAPI – KONUT – SANDNES NİSAN 2014 - XXI 34

fotoğraflar: Alex DeRijke, Sindre Ellingsen

Yüksekliği Formla Tolere Etmek RUNDESKOGEN KONUT PROJESİNDE 15 KATA KADAR YÜKSELEN KULELERLE YATAY DÜZLEMDEKİ ALAN MİNİMİZE EDİLİRKEN CEPHEDEKİ FORMLAR SAYESİNDE MANZARA VE IŞIK KALİTELERİ DE KORUNMAYA ÇALIŞILIYOR. Rundeskogen, Norveç’in doğu kıyısındaki, üç merkezi birbirine bağlayan ahşaptan yapılmış bir tepe. Bekar, aile evleri ve küçük ölçekli konut projeleri, projenin istisnai yüksekliğini ve hacmini vurgulayan bir bağlam yaratarak bölgede hakimiyet sağlıyor. Projenin yoğunluğu ve konsantrasyonu, aynı tepede bulunan ve henüz keşfedilmiş olan bir Viking mezarlığına olan mesafeye dikkat edilerek geliştirildi.

RUNDESKOGEN KONUTLARI

helen & hard

Üç kule toplamda; büyüklükleri 60m2 ile 140m2 arasında değişen, en yükseğinin 15 katlı olduğu 113 adet üniteden oluşuyor. Ana taşıyıcı betondan, yardımcı taşıyıcılar ise keresteden imal edildi. Temel

tasarımda ana taşıyıcıların da keresteden olması planlanmıştı ancak müşterilerin daha geleneksel bir yolu tercih etmek istemeleri üzerine çözüm olarak hibrit beton ile kereste bir arada kullanıldı. Yapının zemininde verimli ve çekici yeşil alanlara sahip olan yüksek binalara vurgu yapılmak istendi. Bununla amaç, kulelerin kapladıkları alanı minimize ederek komşuların fiyort manzarasına engel olmamaktı; binaların ilk katları zeminden yükseltildi, konsol çıkmalar oluşturuldu. Böylelikle zemin katlarda korunmuş açık alanlar oluşturuldu. Tüm projeyi organize eden eleman, kanatların uzatılarak katlar arasındaki duvarları ayırmada kullanıldığı yıldız şeklindeki beton strüktür. Planın prizmatik şekli; kat planlarının, kuleler arasında ve çevresindeki çapraz görüş açılarının yaratılması kadar, manzaraya ve güneşe de en


bu sayfada solda: Yapının ahşap cephesi ve yükseltilmiş zemin katı altta: Topografya ve binaların ilişkisi altta ortada: Zemin kattaki giriş ve sirkülasyon alanları en altta: Projenin çevreden algılanışı

YAPI – KONUT – SANDNES

karşı sayfada Konut bloklarının genel görünüşü

35 XXI - NİSAN 2014

uygun şekilde yapılmasına dikkat edilerek oluşturuldu. Bu düzen plana özel hacimsel özellikler kazandırdı -ışığın ve gölgenin sırayla ve yavaş yavaş cephelerin etrafında dönmesi, üçgen yüzeyli panellerin gün ışığını farklı açılarla binalara yansıtması. Zemin katta yer alan gövde benzeri çekirdek kanatlar ve destekleyici elemanlar; sosyal buluşma alanlarını, oyun ve spor faaliyetlerini, giriş hollerini ve ortak buluşma mekanlarını entegre eden kaynaklar olarak yayılıyorlar. Her binanın, yıl içinde değişen kullanım ihtiyaçlarına göre esnek kullanıma izin veren, tamamen yalıtımlı cam cepheleri olan kış bahçeleri oldu. Diğer çevresel özellikler de bunlara eklendi: Çatıdaki güneş kolektörleri, kirli su ve toprak kaynaklı ısı pompaları ile ısınmayı sağlama. Her apartman dairesine kendilerine ait bisiklet alanları ve meyve ağaçları verilerek peyzaj alanları yaratıldı.


YAPI – KONUT – SANDNES NİSAN 2014 - XXI 36

bu sayfada Projenin iklim, topografya ve sirkülasyon ilişkileri karşı sayfada Yapının gece görünüşü


proje adı: Rundeskogen Konutları proje yeri: Sandnes, Norveç mimari tasarım: Helen & Hard (Siv Helene Stangeland, Reinhard Kropf, Njål Undheim, Ane Dahl, Randi Augenstein, Nadine Engberding) ve dRMM (Alex de Rijke, Mirko Immendorfer, Jonas Lencer, Saskia Koopmann, Junko Yanagsawa, Satoshi Isono) işveren: Kruse Eiendom / Otium proje tarihi: 2006 inşaat bitiş tarihi: 2010 - 2013 proje alanı: 14.250 m2

YAPI – KONUT – SANDNES

helen&hard 1996 yılında Norveçli mimar Siv Helene Stangeland ve Avusturyalı mimar Reinhard Kropf tarafından kurulan ofis, sürdürülebilirlik üzerine odaklanıyor. Sadece mekanların tasarımıyla değil tasarım, inşaat ve üretim süreçlerinde de sürdürülebilirlik ilişkisini kurmayı amaçlıyor. Siv Helene Stangeland 1986-1993 yılları arasında AHO Oslo-Norveç ve ETSAB Barcelona-İspanya’da, Reinhard Kropf ise 1986-1994 yılları arasında TU Graz-Avusturya ve AHO Oslo-Norveç’te eğitimini tamamladı. Ofisin sahip olduğu başlıca ödüller arasında Treprisen 2013, WAN 2012, Mies van der Rohe Ödülü 2013 adaylığı bulunuyor.

37 XXI - NİSAN 2014

vaziyet planı

11.kat planı

16.kat planı


YAPI - CAMİ - KOCAELİ NİSAN 2014 - XXI 38

Samimiyet ve Mekan YALIN MİMARLIK, İMES YEŞİL TEPE CAMİ TASARIMINDA YILLARDIR VAR OLAN CAMİ TİPOLOJİSİ VE YAKLAŞIMLARINI YENİDEN YORUMLAYARAK ALTERNATİF BİR DÜŞÜNCE GELİŞTİRMEYİ AMAÇLIYOR.

İMES YEŞIL TEPE CAMI

yalın mimarlık

Bir ibadet mekanı olarak cami yüzyıllar içerisinde ihtiyaçları ve alışkanlıkları en az değişmiş olan yapı türlerinden birisi… Oysa günün koşulları insanı, onun düşüncesini ve algısını tamamen değiştirdi. Buna rağmen biçimin, mekanın değişmemesi, bu yapı türü üzerinde günün gerekliliklerini ve tüm düşünsel birikimin kullanılarak alternatif düşünceler üretilememesi en büyük sıkıntılardan birisi. Alternatif düşünceler, yüzyıllarca geliştirilmiş tipoloji ve yaklaşımları dışlamak zorunda değiller. Bu

yaklaşımların ana fikirlerini mekan kurma becerilerini, yeniden yorumlayan mekanların oluşturulması bu tasarımın temel hedeflerinden bir tanesi. Cami de her ne kadar aksi gibi görünse de, birçok işlev gibi yerden bağımsız kendi biçimini ve imgesini kurabilecek bir yapı türü değildir. Kent içinde cami, çarşıda cami, deniz kıyısında cami, farklı coğrafyada camiler başka anlam ve mekansal kurgulara sahip olabilmelidir. Bu çerçevede tasarımın ilk sorusu; kent hayatından kopuk bir organize sanayi bölgesinde yoğunlukla cuma günleri kullanılacak bir cami nasıl olmalıdır? Bu sorunun cevabı aranırken çevrenin analizi, caminin anlaşılması ve yorumlanması gibi aşamalardan geçilmelidir. Caminin bir tipoloji olarak olgunlaşma


karşı sayfada üstte: Caminin sanayi bölgesi içinde beliren formu altta: Fazlalıklardan kaçınan tasarımıyla cami girişi

YAPI - CAMİ - KOCAELİ

bu sayfada solda: İç mekana ferahlık hissi veren tavan boşlukları altta: Caminin doğal peyzaj ile uyumu en altta solda: Süslemelerden arındırılmış iç mekan en altta sağda: İç mekanın doğa ile ilişkisine odaklanan tasarım

39 XXI - NİSAN 2014

süreci, bu sürecin altında yatan düşünceler ve İslam dini düşüncesinin mekandaki yansımaları iyi analiz edilmelidir. Her şeyden önce modern mimarlık düşüncesinin sebep sonuç odaklı rasyonel paradigması yerine, dinin kendine özgü kural ve düşüncelerinin konulması ve düşünceyi bu inancın ekseni etrafında mekansallaştırabilmek tasarımın samimiyetine işaret edebilecektir. Tasarım yeni kurulmakta olan bir İMES organize sanayi bölgesinde, Dilovası gibi yoğun, kirlenmiş sanayi alanlarının yanı başında bir bölgede geliştirildi. Bu çerçevede çevre ile sınırlı ilişki kuran, kendi içinde eşiklerle nispeten izole edilmiş bir arınma mekanı

kurgulanmaya çalışıldı. Bu arınma mekanı dışarıdan yeşil şevler üzerinde hafifçe yükselen, nasıl havada asılı durduğu tam anlaşılamayan bir örtü algısı ile tamamlanır. Dışarıdan algılanan yeşil şev ve devamındaki kubbe tüm sanayi bölgesinin başlangıç referansı olması düşünülen doğal peyzajın çıkış noktası. Bu yeşil doku, hem mevcut sanayi bölgesinin olumlu yönde değişimine, hem de üst ölçekte Dilovası ve onun kirletici unsurlarının olumsuz algısına küçük ölçekte bir iyileştirme çabası olarak algılanabilir. Yapı yığma taş duvarlarla çevrili 4000 kişilik yarı açık, 1000 kişilik kapalı ibadet mekanlarını içeren üzeri kısmen kubbemsi bir kabuk ile örtülü tanımlı tek bir

mekan olarak algılanır. Bu mekan açık, yarı açık ve kapalı mekan geçişlerini mümkün olduğunca yumuşak eşiklerle kademeleyen bir mekan düzenine sahip. Giriş boğazı taşla çevrili avluya gelindiğinde taş duvarlara gömülmüş destek işlevleri algılanır. Kubbemsi örtü yaklaşan insanları kendine doğru yavaşça çeker. Yapı süsleme ve fazlalıklardan mümkün olduğunca arındırıldı. Mihrap cephesinde sürekli devam eden taş duvar kesintiye uğrayarak yeşil bir şeve dönüşür ve iç mekana doğru akar. Bu etki, yeşil doğal bir peyzaja doğru ibadet ederken saf tutan insanların düşüncelerini berraklaştıracak, bir huzur mekanı olarak tahayyül ettiğimiz cami imgesini alternatif şekilde güçlendirecektir.


proje adı: İMES - Yeşiltepe Camii işveren: İMES VI OSB konum: Dilovası, Kocaeli proje ofisi: Yalın Mimarlık tasarım ekibi: Ömer Selçuk Baz, Ege Battal, Lebriz Atan, Ece Özdür, Ozan Elter proje tarihi: Aralık 2012 inşaat alanı: 5.640 m2 mimari illüstrasyon: Cihan Poçan

NİSAN 2014 - XXI 40

YAPI - CAMİ - KOCAELİ

diagramlar

plan

vaziyet planı

kesit


İÇ MEKAN - OFİS - İSTANBUL NİSAN 2014 - XXI 42

fotoğraflar: Gürkan Akay

Ferah Mekan Algısı HABİF MİMARLIK; TASARIM VE UYGULAMA PROJESİNİ GERÇEKLEŞTİRDİĞİ TRENDYOL OFİSİNDE İZLEDİĞİ ESNEK YERLEŞİM DÜZENİ İLE ÇALIŞANLAR ARASINDA İLETİŞİM KOLAYLIĞI SAĞLARKEN AYKIRI MALZEMELERİN BİR ARADA KULLANIMI İLE DENGELİ BİR TASARIM DİLİ OLUŞTURUYOR. Türkiye’nin ilk online giyim alışveriş sitelerinden biri olan Trendyol için tasarladığımız genel merkez ofisini, firmanın kurumsal yapısını göz önünde bulundurarak hayata geçirdik. Dinamik, interaktif, hızlı ve her daim kendini yenileyen bu firma için aynı paralelde bir tasarım dili oluşturmaya çalıştık. Açık ofis çalışma sistemine göre tasarlanan birimler, bu birimler arasında belli akslarla düzenlenen ve mümkün olduğunca herkesin kolayca ulaşabileceği ortak mekanlar ile tüm bunlar arasında ulaşımı kolayca sağlamaya yarayacak raylı sistem, tasarımdaki en önemli unsurlardı.

TRENDYOL OFISI

habif mimarlık

Tek kat üzerinde 6.000 m2’lik alana sahip ofis, yaklaşık 400 kişiye çalışma imkanı veriyor. Bünyesinde ana idari birimlerin yanında,

prodüksiyon, mal kabul, seminer salonu ve kafeterya gibi farklı alanları da barındıran ofis, tasarım süreci de dahil olmakla birlikte üç ay gibi kısa bir sürede tamamlandı. Oldukça geniş bir alana yayılmasına rağmen iki buçuk metreden az tavan yüksekliğiyle ferah mekan algısını zorlayan ofis katında, mümkün olduğunca yatay kesitli mekanik ve elektrik üniteler kullanarak, açık tavanlı bir yerleşime karar kıldık. Aynı sebepten dolayı, yalın ve ziyaretçileri yormayan bir resepsiyon tasarımını tercih ettik. Gelecekte öngörülen departmanlar arası alan değişiklikleri nedeniyle, tüm çalışma birimlerini aralarında herhangi bir engel ya da bölücü olmadan konumlandırdık. Böylece esnek bir yerleşim düzeni sağladık. Tüm toplantı odaları, oyun odaları gibi ortak mekanları ise ofisin ortasındaki ana kolon aksının etrafına belli bir uyum içinde yerleştirmeyi amaçladık. Konseptin en güçlü kısmını oluşturan bu ortak alanları adeta birer tren istasyonu gibi kurgulayarak


İÇ MEKAN - OFİS - İSTANBUL 43 XXI - NİSAN 2014

aralarında şu aşamada gerçekleştirilmemiş ama gelecekte tamamlanacak bir raylı sistem düşündük. Bizler için bu sistem, hem çalışanlar ve ürünler için bir ulaşım aracı olacak hem de sembolik anlamıyla tasarıma güçlü bir katkıda bulunacak. Diğer renkli bir tasarım elemanı da orta kolon aksının arasına zigzaglar şeklinde iz olarak işlenen bisiklet yolu. Bu yol üzerine yerleştirilen sabit bisikletleri, iç mekanda antrenman yapmaya olanak tanıyarak ofis çalışanlarının gün içindeki stresini atmaları ve egzersiz yapmaları için tasarladık. Çeşitli açılarla biçimlendirdiğimiz ve farklı yüksekliklerde tasarladığımız toplantı odaları, koridorlar boyunca belirli bir uyumla diziliyor. Toplantı odası dış kabuklarını ahşap malzemeden; farklı amaçlara hizmet veren diğer sosyal mekanlarıysa kaba inşaat demirlerinin neon renklerde PVC ile kaplanmasıyla elde ettik. Ofis genelinde ahşap, taş gibi doğal ve sıcak malzemeleri; cam, çelik, plastik gibi sert ve işlenmiş malzemelerle birlikte kullanarak, dengeli bir tasarım dili oluşturmaya gayret gösterdik.


İÇ MEKAN - OFİS - İSTANBUL NİSAN 2014 - XXI 44

plan

habif mimarlık 2005 yılında Kemerburgaz'da kurulan Habif Mimarlık, mimari, iç mimari proje, tasarım ve uygulama alanlarında çalışmalar yapıyor. Projelerinde esnek ve deneyimlere dayalı mimari tasarım anlayışıyla yola çıkan ekip, müşteri memnuniyeti odaklı tasarımlar ortaya koymayı amaçlıyor. proje adı: Trendyol genel merkezi proje yeri: Maslak İstanbul işveren: DSM Grup Danışmanlık İletişim ve Satış tasarım tarihi:Mart2013 uygulama tarihi: Nisan-mayıs 2013 mimari tasarım: Erhan Kılıç mimari tasarım ekibi: Erhan Kılıç, Hakan Habif, Çağrı Kaan Çetin yüklenici: Habif Mimarlık toplam alan: 6000 m2


İÇ MEKAN - RESTORAN - İSTANBUL NİSAN 2014 - XXI 46

fotoğraflar: Çetin Keçeci

Hafızada Yer Etmek BEYAZ ATÖLYE MİMARLIK ÇALIŞMASI CAFE ZONE RESTORANIN İÇ MEKAN TASARIMI DERİNLİK VE CANLILIK GİBİ KONULARA ODAKLANIRKEN KULLANICILARA DİNLENEBİLECEKLERİ BİR MEKAN SUNUYOR. Nişantaşı semti, artık sadece alışveriş değil aynı zamanda İstanbul’un önemli yeme-içme ve gece hayatı merkezlerinden biri. Bu yüksek tempolu ve çoğu zaman yorucu semtte kullanıcıların dinlenebilecekleri ve aynı zamanda tazeleyici bir atmosferle buluşacakları bir mekan yaratmak istedik. 1999’dan bugüne kadar kafe konseptiyle hizmet veren mekan, bu proje ile birlikte alanını iki katına çıkarırken iç mekanı bahçe ile bütünleştiriyor

CAFE ZONE RESTORAN

beyaz atölye mimarlık

300 m2 kapalı, 70 m2 açık alana sahip olan mekanda yemek salonuna 220 m2, mutfak ve servis hacimlerine ise 80 m2 ayırdık. Zemin katta bar ile ilişkilendirilmiş lounge, bistro ve dj kabini fonksiyonları öne çıkarken birinci katın tamamını

yemek salonu olarak tasarladık. Bahçe cephesinde boylu boyunca yer alan kayar katlanır doğramalar mekanın gün ışığından daha çok faydalanmasını sağlarken yazın ise bu alan bahçe ile bütünleşiyor. Malzeme seçimi noktasında mümkün olduğunca doğal ve az sayıda malzeme ile çalışmayı seven bir ekibiz. Bu projede üç tane doğal malzemeden yola çıktık: Gri-bej mermer, meşe ve siyah metal. Bu üç malzemeye dingin renkler eşlik ederken, ana salonun iki kısa kenarında derinlik ve canlılık vermesi için turkuaz lake camın çarpıcı etkisinden ve salon bitkilerinden faydalandık. Az sayıda malzemeyi farklı yüzey ve fonksiyonlarda kullanırken dikkat ettiğimiz konu, malzemeyi farklı ebat ve detaylarda kullanmak oldu. Bu sayede malzeme kalabalığından kurtulduk. Odağımızda mekana özel tasarlanan aydınlatmalar ve metal heykel işleri bulunuyordu. Mekanı deneyimleyen müşterilerin zihninde bu objeler ile daha hatırlanır olmayı amaçladık.


İÇ MEKAN - RESTORAN - İSTANBUL 47 XXI - NİSAN 2014

karşı sayfada Sedir arkasındaki turkuaz duvar ve bitki hattı, mekanın dingin havasına enerji katıyor bu sayfada en üstte solda: Bar üstte solda: Birinci kata geniş açı bakış üstte: Farklı tasarım ayrıntıları ve malzemeleri solda: Mekanın aydınlatma karakteri oluşturulurken masa, bar gibi kullanıcıların bir araya geldiği yüzeylerde sıcak ve lokal ışıklar, mekanın geri kalanındaki aydınlatma ise daha loş tercih ediliyor arka sayfada soldaki üçlü seri: Beyaz Atölye tarafından tasarlanan pirinç sarkıt ve aplikler sağda: Kafenin mekan tasarımı ile bütünleşen girişi


NİSAN 2014 - XXI 48

İÇ MEKAN - RESTORAN - İSTANBUL

çiğdem tabak Mimarlık eğitimini Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde tamamladı. 2005-2006 yılları arasında l’Ecole d’Architecture'de Nancy'de ekolojik tasarımlar üzerine çalıştı. 2010 yılından beri ortağı olduğu Beyaz Atölye Mimarlık bünyesinde mimarlık yapıyor.

proje adı: Cafe Zone Restaurant konum: Nişantaşı, İstanbul mimari tasarım: Beyaz Atölye Mimarlık mimari tasarım ekibi: Çiğdem Tabak, Selim Tabak, Seçil Yavuz, M.Can Günay proje tasarım ve uygulama yılı: 2013 proje alanı: 300 m2 demir işleri: Batuhan Engin ve Beyaz Atölye ortak çalışması

selim tabak Mimarlık eğitimini Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde tamamladı. 1999 - 2005 yıllarında mimarlık ofislerinde proje ve saha mimarlığı yaptı. 2005 yılından beri kurucu ortağı olduğu Beyaz Atölye Mimarlık bünyesinde mimarlık yapıyor.

seçil yavuz Mimarlık eğitimini Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde, yüksek lisansını Bilgi Üniversitesi Mimari Tasarım’da tamamladı. 2009 yılından beri ortağı olduğu Beyaz Atölye Mimarlık bünyesinde mimarlık yapıyor.

m.can günay Mimarlık eğitimini Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde, yüksek lisansını Bilgi Üniversitesi Mimari Tasarım’da tamamladı. 2005 yılından beri kurucu ortağı olduğu Beyaz Atölye Mimarlık bünyesinde mimarlık yapıyor.


AYDINLATMA TASARIMI - OFİS - İSTANBUL NİSAN 2014 - XXI 50

fotoğraflar: Sahir Uğur Eren

Duyguları Yönlendiren Yalınlık İYİ BİR AYDINLATMA TASARIMIYLA KULLANICILARINA KENDİNİ İYİ HİSSETTİRİP İLHAM VEREN BİR PROJEYİ AMAÇLAYAN TASARIM EKİBİ, IŞIĞIN TIPKI MÜZİK GİBİ, MEKANIN KULLANICILARININ DUYGULARINI YÖNLENDİREN BİR ETKİYE SAHİP OLDUĞUNA İNANIYOR.

ENTEK PLAZA BINASI

la krea archıtecture & eae aydınlatma

Projede başlıca tasarım kriteri; firmanın bulunduğu sektörde bugünkü durumunu ve vizyonunu göz önüne alarak , sadece güncel ihtiyaçları karşılayan değil, hızla gelişen firma yapısına uyum sağlayabilecek esneklikte mekanlar yaratmaya çalışmak oldu. Açık ofis alanlarının ön planda olduğu proje, çalışanların motivasyonlarını artırmaya yönelik özelliklerde tasarlanıp detayları incelikle düşünüldü, abartıdan uzak yalın mekanlar paralelinde dinamik bir ofis ortamı kurguladık. Proje bütününde, mekan tasarımını oluşturan bileşenlerden herhangi birinin ofis içerisindeki iş akışının önüne geçmemesini hedefledik ve çalışanların kendilerine değer verildiğini hissedecekleri

ortamlar yaratma bilinciyle projeyi ele aldık. Yapı elemanları, mobilyalar ve aydınlatma armatürlerinde, dış ve iç mekanlar arasında ortak bir mimari dil oluşturmaya çalışırken tüm malzeme seçimleri ve detaylarda benimsemiş olduğumuz yalınlık anlayışını devam ettirmeye özen gösterdik. Bina gün ışığını son derece iyi alan bir mimariye sahip, dolayısıyla binanın bu mimari özelliğinden faydalanarak projede aydınlatma tasarımına henüz yerleşim planlarını hazırlarken başladık. Ofislerde, çalışma birimleri ve toplantı masalarını gün ışığını en doğru alabilecek şekilde yerleştirmek, çalışma alanlarında gün ışığı ile dengeli bir aydınlatma sağlamaya çalışmak ve bina genelinde enerji verimliliği yüksek özellikte çevreci armatürler tercih etmek aydınlatma tasarımında öncelikli konular oldu. Entek binasında aydınlatmayı, işlevselliğin yanında aynı zamanda bir atmosfer yaratma aracı ve mekan tasarımına ait detayların altını çizen bir bileşen


bu sayfada solda: Girişten açık çalışma alanlarına genel bir bakış altta: Toplantı odası en altta: Giriş ve çalışma birimi arka sayfada sağda: Çeşitli elemanlarla aydınlatılmış lobi altta: Dinlenme odası

AYDINLATMA TASARIMI - OFİS - İSTANBUL

karşı sayfada Açık çalışma alanı

51 XXI - NİSAN 2014

olarak kullanmaya özen gösterdik. Açık ofis alanlarında çalışma gruplarının iz düşümlerine uygun olarak yerleştirilen lineer LED armatürler ile çalışma masalarında homojen bir aydınlatma sağlarken, armatür yerleşiminin tavanda yarattığı grafiği mekanın atmosferine estetik bir unsur olarak dahil ettik. Işığın tıpkı müzik gibi mekanın kullanıcılarının duygularını ve enerjilerini yönlendiren bir etkiye sahip olduğuna inanıyoruz. Sirkülasyon alanları ve ıslak hacimler de dahil olmak üzere binadaki tüm hacimlerde, iyi bir aydınlatma tasarımıyla, kullanıcılarına kendilerini iyi hissettiren ve ilham veren bir proje ortaya çıkarmayı amaçladık. proje adı: Entek Plaza Binası proje konumu: İkitelli, İstanbul işveren: Entek Otomasyon Ürünleri mimarı tasarım: LA Krea Architecture, Lale Akgün Hacıahmet aydınlatma tasarımı: LA Krea Architecture: Lale Akgün Hacıahmet, EAE Aydınlatma: Sümeyra Gün proje başlangıç - bitiş tarihi: Ocak 2012 Haziran 2013


NİSAN 2014 - XXI 52

AYDINLATMA TASARIMI - OFİS - İSTANBUL

lale akgün hacıahmet 1997 yılında YTÜ Mimarlık Fakültesi’nden mezun oldu. Öğrencilik yıllarından itibaren çeşitli mimarlık ofislerinde çalışarak başladığı meslek hayatına, 2003 yılında İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde tamamladığı yüksek lisans eğitiminin ardından, Jumbo Madeni Mutfak Eşyaları bünyesinde perakende / ofis projeleri tasarım ve uygulamalarının yanında kurumsal iletişim faaliyetleri konularına yoğunlaşarak devam etti. 2011 yılından itibaren işlerini serbest yürütmekte olan Akgün Hacıahmet, faaliyetlerine 2013 yılında kurduğu LA Krea Mimarlık firmasında devam ediyor.


ALBATROS Bien, 140 ülkeden üç bini aşkın tasarımcının katıldığı Design Award 2014’te, Albatros Aile Lavabosu ile banyo mobilyaları ve vitrifiye kategorisinde gümüş ödüle layık görülerek, vitrifiye alanında Türkiye’den ödül alan tek katılımcı oldu. Serinin ortaya çıkış hikayesine ilişkin bilgiler aktaran Bien Vitrifiye Tasarım Müdürü Tolga Berkay, “Bu tasarıma, Albatros kuşunun kanatlarından esinlenerek hayat verdik.

Albatros, özgürlüğü ve sevecenliği temsil eder. Bu tasarımın ergonomisi, engelli, yaşlı ve çocuklar için rahat kullanım sağlayabilmek amacıyla oluşturuldu. Bu ürün ayrıca geniş bir alt hazne ile çocuklarımızın, yaşlı ve engelli aile bireylerimizin daha rahat kullanmasını ve temizlik ihtiyacını daha pratik bir şekilde karşılayabilmelerini hedefliyor” dedi. www.bienseramik.com.tr

AQUA CREATIONS TEPTA’DA

NİSAN 2014 - XXI 54

SEKTÖR HABERLERİ

Albi ve Ayala Serfaty’nin kurucusu olduğu Aqua Creations 1994’te kurucularının evlerindeki sanat atölyelerinde üretime başladı. Şu anda 4500 m2’lik üretim tesisine sahip markanın tüm ürünleri tamamen el yapımı olarak üretiliyor. Aqua Creations, heykelsi oranlardaki aydınlatma armatürleri üzerindeki ipek kumaş uygulaması ile yıllar içinde önemli bir marka haline geldi. Koleksiyonlardaki renkler tamamen el boyaması ile elde edildiğinden tonlarda değişkenlik gösterebiliyor. 18 standart rengin dışında istenen

AQUACLEAN SELA Geberit, otomatik taharet özelliğine sahip klozet sistemi AquaClean Sela ile konfor ve sadeliği bir araya getiriyor. Mimar ve tasarımcı Matteo Thun tarafından tasarlanan ürünün otomatik taharet özelliği, tam temizlik ve tuvalet hijyeni sunuyor. Sade tasarımı sayesinde normal bir klozet gibi görünen AquaClean Sela, tek bir tuşla uygun sıcaklık ve yoğunlukta taharet sağlıyor. Titreşimli masaj spreyine sahip ürün, kumanda ile de kullanım imkanı veriyor. Masaj fıskiyesi ve kurutma işlevleriyle konforu, çocuk emniyet kilidi ile güvenliği bir arada sunarken tüm gömme rezervuarlara

uygulanabiliyor. Yumuşak kapanma özelliğine sahip klozet kapağı kullanıcıya ekstra konfor sağlıyor. Bakmadan da kullanılabilecek şekilde tasarlanmış sağ taraftaki kontrol paneli ve sadece beş tuşa sahip kumandası kolay kullanım imkanı veriyor. Kullanıcı algılama özelliği sayesinde WC’ye yaklaşıldığında su ısınmaya başlıyor. Tüm AquaClean modelleri Avrupa ekotasarım koşullarına uygun olarak üretiliyor ve enerji tasarrufu özelliği sayesinde bekleme modunda bile tasarruf sağlıyor. www.geberit.com.tr

renklerde de üretim yapılabiliyor. Küflenmeye ve alev almaya karşı özel işlemden geçirilen ürünlerde farklı dim sistem seçeneği bulunuyor. Pek çok üründe birden fazla ampul kullanılırken genellikle kompakt floresan tercih ediiyor. İsteğe göre özel bir reçine kaplama ile kumaş üzerinde ekstra koruma sağlanabiliyor. Böylece kamuya açık alanlardaki duman ve rutubet gibi etkilere karşı büyük oranda koruma sağlanmış oluyor. www.tepta.com


ADORA Yenilikçi çizgisiyle modern mutfak tasarımları sunan İntema Mutfak’ın UNICERA Fuarı’nda ziyaretçiler tarafından ilgi gören Adora modeli yalın bir şıklığa sahip. Darbelere karşı dayanıklı mat polimerik kapaklar, özel renk seçeneklerindeki “soft touch” özelliği ile ahşap efektini görsel olarak sunarken aynı zamanda dokununca hissedilmesini de sağlıyor. Özünde yalın ama mutlu bir yaşamı temsil eden tasarımlarıyla dikkat çeken İntema Mutfak, Adora ile mutfaklara sade ve ipeksi renklerin huzurunu getirerek fark yaratmayı hedefliyor. www.intemamutfak.com.tr

NİSAN 2014 - XXI 56

SEKTÖR HABERLERİ

GRANİSER YENİ SERİLERİNİ TANITTI

İşlevsel ve estetik yer ve duvar karosu tasarımlarıyla UNICERA Fuarı’na katılan Graniser, bu yıl standında Toscana, Lancester, Granada, Ferrara, Almeria ve Melrose ürünlerinden oluşan yeni serilerini ziyaretçilerin beğenisine sundu. UNICERA’da yeni serilerini sektör profesyonelleri ile buluşturmaktan ve farklı ülkelerden

ziyaretçilerin beğenisini kazanmaktan mutlu olduklarını ifade eden Graniser Genel Müdürü Erol Hacıoğlu, “Yaptığımız modernizasyon yatırımlarıyla teknolojimizi sürekli yenileyerek dünya standartlarında ürünler üretiyoruz. Graniser olarak 2014 yılında da gerek yurtdışı gerekse yurtiçi pazarlarda çıtamızı daha da yükseltmek için çalışmalarımıza hız kesmeden devam edeceğiz.” diye konuştu. www.graniser.com.tr

BİRİM WEB SİTESİNE AWWWARDS ONUR ÖDÜLÜ Tasarımda yaratıcılık ve yeniliğin ödüllendirildiği Awwwards, dünyanın en önemli internet ödüllerinden biri olarak kabul ediliyor. Web sitelerinin uluslararası kriterlere göre, uluslararası kullanıcılar tarafından oylanmasıyla verilen Awwwards’ın ölçüm kriterleri %50 tasarım, %25 yaratıcılık, %15 kullanışlılık ve %10 içerikten oluşuyor.

Üretim kalitesini ödüllü tasarımlarla birleştiren Birim, 2014 yılında yayına açtığı web sitesiyle uluslararası Awwwards Onur Ödülü’nü alarak sadece mobilya konusunda değil, tasarımın her alanında iddialı olduğunu gösteriyor. www.birim.com

PONCEBLOC BAUHAUS’DA

Arkas’ın yapı sektöründeki iştiraki PonceBloc, Kozyatağı Bauhaus mağazasında kullanıcıyla buluşuyor. Farklı ülkelerdeki faaliyetlerinin yanı sıra Türkiye yapı sektörüne de giriş yapan PonceBloc, duvar blokları, lentolar, asmolenler, paneller ve toz grubundan

ORKA® ZET ORKA® Banyo’nun UNICERA Fuarı’nda sergilediği yeni lavabo modeli ORKA® ZET, farklı görünümü ve modern tasarımı ile özel tasarım ürün sınıfında bulunuyor. Z formundaki çift lavabodan oluşan ürün, çocuklu ailelerin ve her yaş grubundan bireylerin ihtiyacına göre tasarlandı. Suya ve kimyasal maddelere dayanma direnci yüksek olan hijyenik Corian lavabosu ile ORKA® ZET’in minimalistik ve bütünsel formdaki çift lavabosu, her yaş grubuna hitap ediyor. Suya ve toza dayanıklı Avrupa standartlarında IP44 normunda biçimli LED’li aynası gizli ışığa sahip. Lavabo altı LED aydınlatmalı ürün, çocuk ve engelliler için kullanım kolaylığı sağlarken süt beyazı renginde sunuluyor. www.orkabanyo.com.tr

oluşan ürün gamı ile oluşturduğu stant ile Kozyatağı Bauhaus mağazasında ürünlerini tanıtıyor. PonceBloc Pazarlama Müdürü Özge Sipahioğlu, satış ekipleri ve bayi kanalı vasıtasıyla perakende sektördeki projelerde varlığının yanı sıra Bauhaus gibi büyük bir yapı market grubuyla son kullanıcıya da ulaşarak marka bilinirliğini artırmayı hedeflediklerini belirtti. www.poncebloc.com.tr


ÜMİT ÜNAL VE DERİN SARIYER’DEN YENİ RENK EĞİLİMLERİ Filli Boya’nın “Coloration İkibinonbeş / İkibinonaltı Renk Eğilimleri” adlı yeni koleksiyonu geleceğin trend ve renklerini yansıtıyor. Koleksiyon, Uluslararası Renk Örgütü (ICC)’nin Türkiye temsilcisi olan tasarımcı Ümit Ünal tarafınan oluşturulurken, tasarımcı Derin Sarıyer ise Filli Boya için bir enstalasyon gerçekleştirdi. 2015-2016 yıllarında

Kozmik ve Panoptik olmak üzere iki kavramın dikkat çekeceğini belirten Ümit Ünal, buna bağlı olarak öne çıkacak 70 rengi seçti. “Filli Boya Coloration 2015/2016, 2 kavram – 70 renk” adıyla hazırlanan kataloğun stil çalışmasını da tasarımcı Derin Sarıyer gerçekleştirdi. www.filliboya.com.tr

NİSAN 2014 - XXI 58

SEKTÖR HABERLERİ

AMADEA ROYAL Villeroy&Boch’un sunduğu Amadea banyo koleksiyonunun devamı niteliğinde olan lüks klasik mobilya serisi Amadea Royal, Murano camından kulpları, altın kaplama cam tezgahı ve kadife kaplamaları ile dikkat çekiyor. Amadea Royal için geliştirilen beyaz ve altın uyumlu arabesk konsept, mobilya çizgisi ile uyum sergiliyor. Süslemelerinde 22 ayar gerçek altın dekorlar kullanılan koleksiyon, pahalı ve lüks seramik

serisi ile de klasik ve zamansız bir görünümü birleştiriyor. Klasik mobilya stili ve yeni ürün yelpazesi ile seramik ve mobilya arasında ideal bir etkileşim kuran seri, seramik koleksiyonunun değerini artırıyor. Kapı ve çekmecelerindeki farklılıklar ile iki alternatif sunan koleksiyonun zarif tuvalet masası ve taburesi de dikkat çekiyor. www.villeroy-boch.com

İNTERFİKS YAŞAM ALANLARININ KONFORU İÇİN ÇALIŞIYOR Ekonomik kalkınmanın, doğal varlıkları ve çevreyi tahrip etmeden gerçekleşmesi gerekliliğini yönetim anlayışının temel ve değişmez unsurlarından kabul eden İnterfiks Yapı Kimyasalları, Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşması ve gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakabilmek için çalışmalarına devam ediyor. İnterfiks; tüm yapıların ekonomik ömrünün uzatılması, tasarruf sağlanması ve yaşam konforunun artırılması amacına yönelik olarak geliştirdiği nitelikli ve çevre dostu ürünleri ile sektörde

kalitenin sürekliliğinin korunmasına katkıda bulunmak ve bu ürünlerin doğru kullanılması konusunda sistematik çözümler üretmek misyonu ile hareket ediyor. Kuruluşunun 25. yılı kapsamında, EKODesign konferansının ana sponsorları arasına katılan firma, TEMA Vakfı öncülüğünde Manisa’nın Salihli Köyü’nde, tedarik edilen her ton malzeme karşılığında müşterileri adına fidan bağışında bulunarak bir projeyi daha hayata geçiriyor. www.interfiks.com.tr


PURAVIDA Philippe Starck tasarımı mobilya serisi ile Duravit, beyazın kontrastı ile siyahın saf estetiğini bir araya getiriyor. Parlak siyah lake yüzeyler ile lavabo dolabı, Starck 1 lavabolar veya Starck 2 çanak lavabolar ile tamamlayıcı bir zıtlık oluşturuyor. Siyah temel Starck 2 serisinin organik formlarını dikkat çekici bir şekilde ortaya koyuyor. Starck mobilya serisinin ayırt edici bir detayı alüminyum kenar detayları monokrom renk paletini birleştiriyor. PuraVida’nın yuvarlatılmış hatları ile tutma bölümü birbirini tamamlıyor. www.duravit.com.tr

NİSAN 2014 - XXI 60

SEKTÖR HABERLERİ

SWIRL DİFÜZÖR XARTO İşlev ve tasarımı bir arada sunan TROX’un XARTO tipi yeni difüzörleri bunun önemli örneklerinden. 10 farklı konfigürasyona sahip difüzör ön plakası, iç tasarım danışmanlarına her türlü yaratıcı veya mimari konsepti gerçekleştirebilecekleri geniş bir ince tasarım yelpazesi sunuyor. Çelik ön plaka arkasına yerleştirilmiş plastik swirl ünitesi, etkin bir türbülans sağlamak için üç boyutlu kanatlara sahip. Ancak plastik teknolojisinin kullanımı optimum kanat geometrisi sağlayabiliyor.

PHILIPS’E SEKİZ FARKLI İF TASARIM ÖDÜLÜ

VINTAGE

Philips’in ses ve bağlı eğlence ürünleri 2014 yılında sekiz ayrı iF ürün tasarım ödülüne layık görüldü. Philips’in yüksek ses kalitesi, gelişmiş bağlantı gücü ve sofistike tasarım odağını yansıtan bu ödüllerin sahipleri arasında kulaklıklar, taşınabilir kablosuz hoparlörler, ev sinema ses sistemi, kablosuz HD ev monitörü ve DJ Armin van Buuren ile birlikte geliştirilen taşınabilir DJ masası ve ses sistemi yer alıyor.

Kale Parke, doğal ahşabın yeni serisi Vintage ile şık ve kullanışlı yaşam alanları yaratıyor. 10 milimetre kalınlığında, derin rölyefli ve kenarlarındaki pahlı yapısıyla masif parkeden ayırt edilemeyen Vintage serisi, doğal ahşabın güzelliğini, strüktürlü, derin fırçalanmış mat-parlak

www.philips.com.tr

Dolayısıyla işgal edilen alandaki çok düşük hava hızı ve sıcaklık farkları mükemmel konfor seviyesi sağlıyor. Plenum kutusunun yenilikçi konsepti, nispeten düşük ses gücü seviyelerinde yüksek hava debileri sağlıyor. Çift contalı spigot, hava kanallarıyla hemen hemen sızıntısız bağlantı sağlarken, akustik olarak optimize edilmiş damper, sistemin devreye alınmasını kolaylaştırıyor. www.trox.com.tr

yüzey yapısıyla perçinliyor. Amerikan cevizinin en güzel yansımasını mekanlara taşıyan seri, kızıl, açık ve koyu Amerikan cevizi seçenekleriyle üretiliyor ve 1285x192x10 milimetre boyutlarında sunuluyor. www.kale.com.tr


UYGULAMA – ZEMİN KAPLAMASI – İSTANBUL NİSAN 2014 - XXI 62

fotoğraflar: Gökçe Oryan

Yürüyüş Konforu CAPACITY ALIŞVERİŞ MERKEZİ’NDE YÜRÜYEN MERDİVENLERİ ÇEVRELEYEN BÜTÜN GÖBEKLERİN ZEMİNLERİ TARKETT ID INSPIRATION İLE YENİLENDİ.

Bakırköy’de yer alan Capacity Alışveriş Merkezi, misafirlerine farklı bir deneyim yaşatmak için zeminlerini Tarkett ile zenginleştirdi. Her katta üç adet bulunup, yürüyen merdivenlerin etrafını çevreleyen göbek alanlarında Tarkett iD Inspiration lüks vinil karoları uygulandı. Ahşap ve metalik görünümlü vinil karolar, mekanın havasını değiştirmenin yanı sıra parkeye oranla topuk sesini azaltarak konforlu bir mekan oluşturulmasını sağladı. Yaklaşık 4000 m2’lik alana uygulanan Tarkett iD Inspiration, alışveriş merkezine prestijli bir görünüm sunmasının yanı sıra, AVM gibi hızlı montaj gerektiren alanlar için kolay ve

hızlı uygulama ve söküm özellikleriyle büyük avantaj sağlıyor. Yoğun yaya trafiğine maruz kalması nedeniyle 0,55 ve 0,70 aşınma tabakası seçenekleriyle dayanımı yüksek olan ve çizilmeyen ürün, taşa göre daha sıcak bir malzeme olduğu için misafirlere ev sıcaklığını hissettiriyor ve yürüme konforu sunuyor. Farklı boyut seçenekleriyle müşterilerin zevk ve taleplerine uygun en ideal çözüm bulunabiliyor. Şeritlerde 150x25, 122x25, 122x20, 122x16,6, 100x16,6 cm, karolarda ise 61x30,5, 91,5x30,5, 61x91,5, 30,5x30,5, 50x50, 61x61 cm seçeneklerinin birbiriyle kombine edilecek şekilde tasarlanmış olması mimarlara tasarım esnekliği sunuyor. Özellikle alışveriş merkezleri gibi insanların bir yerden başka bir yere yönlendirilmesi istenen yerlerde iD Inspiration bir yürüme yolu işlevi görebiliyor.


UYGULAMA – BÖLME DUVAR VE KAPI

sağda ve altta: Özyeğin Üniversitesi sağda altta: Acıbadem Üniversitesi

NİSAN 2014 - XXI 64

fotoğraflar: Gürkan Akay

Esnek ve Hareketli Çözümler TRIMLINE, YENİ TASARLANAN EĞİTİM YAPILARINDA DA MİMARLARIN ÇÖZÜM ORTAĞI OLUYOR. Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi, Acıbadem Üniversitesi, Özyeğin Üniversitesi, Piri Reis Üniversitesi, Melikşah Üniversitesi, Balıkesir Üniversitesi, Fenerbahçe Koleji, Fatih Koleji gibi yeni tasarlanmış pek çok eğitim yapısında TRIMline ürünleri tercih ediliyor. Modüler bölme duvar sistemleri ve duvar kaplama serileri ile ofis ve

mekan bölümlemeleri çözülürken T.H.E DOOR serisi Ayarlanabilir Teleskobik Kasalı Kapı Sistemleri ile tüm kapılarda detaylar bitiriliyor. Akustik konfor çözümü için TRIMline interiors’un geliştirdiği Ahşap Akustik Paneller ile kontrollü geniş mekanlar elde ediliyor. Çok amaçlı salonların işlevsel olarak bölünebilmesi ve gerekli olduğunda daha geniş olarak toplanıp açılabilmesi için de Nusing Serisi Hareketli Bölme Duvarlar mekanlara zenginlik katıyor.

Eğitim yapılarının gerek plan tasarımlarında, gerekse üçüncü boyutta renk, doku, derinlik gibi kavramlarına yanıt verebilen ürünlerin tümünde mimarlara tam bir çözüm ortağı olarak yaklaşan TRIMline, “Ölçülerin Özgür Dünyası” temel felsefesi ile mimari sınırlamaları oluşturmadan projelerin gerçekleşmesine yardımcı oluyor.


ACO Su yönetimi alanında dünya pazar lideri olan ACO, kalitesinden ödün vermeden geliştirdiği ürünlerle yenilikçi çözümler sunuyor. 12 farklı ülkede 31 üretim tesisi bulunan ACO, konutlardan alışveriş merkezlerine, otellerden havaalanlarına kısaca yaşama dair her yerde suya yön veriyor.

NİSAN 2014 - XXI 66

REFERANS PROJE - ÇATI VE CEPHE

Alışveriş merkezlerinin, iş yerlerinin, depoların ve otoparkların geniş çatıları ve zeminleri için ACO Spin Çatı Süzgeçleri, drenaj uygulamalarında işlevselliği, güvenilirliği ve dayanıklılığı sayesinde planlamacı, müteahhit ve tesisatçılar için ideal çözümler sunuyor.

zorlu center

ACO’nun modüler sistemi DIN EN 1561 standartlarına göre DN70, DN100, DN150 nominal genişliklerde, tek parçalı ya da çift parçalı süzgeçlerden aksesuarlardan oluşuyor. ACO Spin Süzgeci, özellikle tavan ve zeminler için yangına dayanım yönetmeliklerinin bulunduğu otel, hastane, bakım evleri ve okul binaları için yangın koruma sertifikasına sahip. Düz Spin süzgeci çatıların, otoparkların ve terasların drenajı için kullanılıyor. Toplanan su dahili drenaj boruları ile atılıyor. www.acoturkiye.com • İŞ GYO, İstanbul, 2014 • Rönesans Küçükyalı Ofispark, 2014 • Başbakanlık Sarayı, Ankara, 2013 • Erbil Stadyumu, Irak, 2013 • Özdilek AVM ve Otel, İstanbul, 2013 • Rönesans Tower, İstanbul, 2013 • Baht Köşkü, Aşkabat/Türkmenistan, 2012 • Marmara Forum, İstanbul, 2012 • National Gym, Bakü/Azerbaycan, 2012 • Zorlu Center, İstanbul, 2012

marmara forum

baht köşkü


BAUMİT Yapı malzemeleri alanında inovatif ürünleri ile dikkat çeken Baumit, dış cephelere doku, renk ve koruma anlamında geniş bir ürün yelpazesi kazandırıyor.

NİSAN 2014 - XXI 68

REFERANS PROJE - ÇATI VE CEPHE

Baumit’in ürün grubunda bulunan cephe kaplamaları ve boyaları, binaların cephelerini güzelleştirmekle kalmıyor; aynı zamanda güneş, rüzgar ve yağmur gibi dış etkenlere karşı da koruyor. Dekoratif sıva üzeri dış cephe boya uygulamasına alternatif olarak, ürün gamında kullanıma hazır ve kendinden boyalı olan dekoratif kaplama ürünleri de bulunuyor. Kullanıma hazır dekoratif kaplamalar hem kolay hem de pratik bir şekilde uygulanabildiği için uygulama esnasında zamandan ve işçilikten tasarruf sağlıyor. Yaygın olarak kullanılan toz mineral kaplamaların aksine, Baumit Hazır Dekoratif Kaplamalar daha dayanıklı, daha uzun ömürlü olmaları sebebi ile dış cephe ısı yalıtım sistemleri için de daha uzun sistem garanti süreleri sunuyor. İçerdiği boya sayesinde, hazır dekoratif kaplamalar uygulandıktan sonra tekrar üzerine boya uygulaması yapılmasına da gerek kalmıyor. Baumit’in özgürce şekillendirilebilen CreativTop dış cephe kaplamaları 758 farklı renk tonuna sahip ve yaratıcı kombinasyonlara imkan sağlıyor. CreativTop ile çizgi dokulu, düz yüzeyli veya kaba dokulu ve benzeri sayısız dış cephe dokusu uygulanabiliyor. Avrupa’nın dış cepheler için en zengin renk sistemi Baumit Life ise, 888 renk alternatifi ile çok çeşitli ve kişisel renk kullanımına imkan veriyor. www.baumit.com.tr • Ağaoğlu MyWorld Ayazma, İstanbul • City Forever, İstanbul • Esilakent, İstanbul • Mil Park Konutları, İstanbul • Sinpaş Altınoran, Ankara • Sinpaş İncek Life, Ankara


NİSAN 2014 - XXI 70

REFERANS PROJE - ÇATI VE CEPHE

BTM Merkezi İzmir'de olan Türkiye'nin öncü yalıtım şirketi BTM'nin temelleri 1976 yılında Türkiye Şişe Cam Topluluğu tarafından İstanbul'da atıldı. 1986 yılından bu yana İzmir Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi'ndeki üretim tesislerinde faaliyetlerini yeni ve teknolojik yatırımlarıyla artırarak sürdüren BTM'nin su yalıtımı, ısı yalıtımı ve çatı kaplama malzemesi üretilen beş tesisi bulunuyor. BTM Grup şirketlerinden Polpan Kz ise, Kazakistan'da faaliyet gösteren ve yılda 75.000 m3 ısı yalıtım plakası üretimi yapılan bir tesis. Türkiye’de ilklere imza atan BTM, 1989'da polimer bitümlü su yalıtım örtüsünü (BREEAM kitabına göre C sınıfı), 1994'te kapalı gözenekli XPS ısı yalıtım levhasını, 1997'de çatı kaplama malzemesi Shingle’ı ilk kez üretti. 2008'de ise sentetik örtü üretimine Polyplan (BREEAM kitabına göre B sınıfı) markası ile başladı. Kuruluşundan bugüne hızla ürün yelpazesini genişleten BTM’nin ürünleri, çatıdan temele, kullanıcıların her ihtiyacına cevap verebilen, zengin bir yelpazede sunuluyor. BTM her geçen yıl önemi artan sürdürülebilir ve çevreci ürünleri bu zengin yelpaze içine katıyor. 2011’de ürettiği Optigreen yeşil çatı sistemleri ve 2012’de ürettiği BTM Cool Shingle ile doğayı koruma altına alıyor. BTM, çatısını shingle ile kaplatmak isteyen kullanıcılara, geniş model ve renk seçenekleri konusunda karar vermelerini kolaylaştırmak için www.btmshingle.com sitesinde “Kendi Çatını Kendin Yarat” uygulamasıyla yardımcı oluyor.

urla itokent sitesi

konya japon kyoto parkı

rönesans mecidiyeköy ofis binası

www.btm.co • Ankara Kaşmir Göl Evleri • Apec Çelik Sakura Park Evleri, Yalova • Ataköy Ağaoğlu Konutları, İstanbul • Folkart Narlıdere, İzmir • Kadıköy-Kartal Metrosu Ayrılık Çeşme İstasyonu Marmaray Bağlantı Şaftı • Mesa Yamaç Evler, İstanbul • Nidakule, İstanbul • Orman Bakanlığı Afyon Bitki Üretim Tesisi, Afyon • Rize-Erzurum Ovit Dağı Tüneli • Rönesans Mecidiyeköy Ofis Binası • Silivri Sun Flower Evleri • Soyak Mavişehir Konutları, İzmir • Teos Sığacık Yat Limanı, İzmir • Trabzon Hilton INN Oteli • Tuzla Piri Reis Üniversitesi, İstanbul

çeşme şato ayasaranda oteli


JANSEN

NİSAN 2014 - XXI 72

REFERANS PROJE - ÇATI VE CEPHE

Avrupa’nın önde gelen kapı, pencere ve cephe çelik doğrama profil sistemleri üreticisi Jansen geçtiğimiz aylarda açtığı irtibat bürosu ile artık İstanbul’da. İsviçreli aile şirketi böylece büyüyen Türkiye pazarındaki varlığı ile mimarların, tasarımcıların, doğramacı ve cephe üreticilerinin yanında duruyor. 1923 yılında İsviçre’de küçük bir atölye olarak kurulan Jansen, uluslararası seviyede faaliyet gösteren ve yüksek teknoloji kullanan bir şirkete dönüştü. Jansen bu süreç boyunca geleneksel değerlerini koruyup, İsviçre hassasiyetini ve inovasyonunu birleştirerek kapsamlı kapı, pencere ve cephe uygulamaları geliştirdi. Şirket özellikle azami yangın dayanımlı çelik doğrama profil sistemleri üretiminde öncü bir kuruluş. Çelik ilham verici bir hammaddedir: Hem dayanıklıdır hem de istenen şekle sokulabilir. Jansen bu iki özelliği eşi olmayan bir şekilde birleştirip geniş boyutlu ve ince profilli, stil ve işlevselliği mükemmel bir şekilde barındıran doğrama sistemleri üretiyor. Dünya çapında mimarlar, tasarımcılar, doğramacılar ve cephe üreticileri bu kalitenin farkında. Jansen çelik doğrama profil sistemlerinin tutarlı kaliteleri, evrensel kullanım alanları, Jansen’in oturmuş teknik desteği ve güvenilir lojistik altyapı hizmetleri beklentilerini fazlasıyla karşılıyor. Jansen VISS (tam yalıtımlı cephe sistemi) mulyon-transomlu sistemlerde ısı yalıtımlı çelik sistemdir. Az sayıda modüler yapıya sahip bileşenle her türden cephenin yapılması mümkündür. Ekstra sistem bileşenleriyle isteğe bağlı ısı yalıtımı, ses izolasyonu ve yangın dayanımı cephe tasarımı aynı kalacak şekilde sağlanır. Sistemin uygulama kolaylığı teknik ve finansal açıdan ciddi avantajlar getirir.

yeni fuar alanı G (kıelce ticari fuarlar)

fundacıon sancho el sabıo

vogtlandhalle (şehir salonu)

www.jansen.com/turkey • Fundacion Sancho el Sabio, Vitoria/ İspanya • Glas Trösch Üretim Tesisi, St. Gallen/ İsviçre • Planateryum Kopernik Merkezi, Varşova/Polonya • Vogtlandhalle (Şehir Salonu), Greiz/ Almanya • Yeni Fuar Alanı G (Kielce Ticari Fuarlar), Kielce/Polonya planateryum kopernik merkezi

glas trösch üretim tesisi


NİSAN 2014 - XXI 74

REFERANS PROJE - ÇATI VE CEPHE

KALEBODUR Kalebodur'un sunduğu dünyanın en ince, büyük boyutlu ve tek esneyebilen porselen karosu Kalesinterflex mimari tasarımlara yeni bir bakış açısı kazandırıyor. Fotokatalitik, antigrafiti ve antibakteriyel özel yüzeye sahip Kalesinterflex, yeni fikirlerin uygulanmasına ve modern yaşam alanları yaratılmasına imkan sağlıyor. Doğanın büyüleyici taş dokuları, mimarların vazgeçemedikleri çimento yüzey efektiyle Kalesinterflex C-Stone serisinde hayat buluyor ve başta cephe uygulamaları olmak üzere büyük ebat kullanımının artı değer kattığı projelere avantaj sağlıyor. Güçlü tipolojisi ile öne çıkan C-Stone, dayanıklı full body porselen yapısı, üstün yüzey dayanımı ve zengin renk çeşitleriyle hem uzun ömürlü ve kullanışlı hem de modern bir seri oluşturuyor. Sadece 7 kg/m2 ağırlığındaki Kalesinterflex C-Stone serisi binaya binen yükleri azaltırken 1000x3000x3 mm ebatıyla dış cephelerde bütünsel bir görünüm yakalama fırsatı veriyor. Antigrafiti, antibakteriyel ve fotokatalitik özelliği ile dış cephede kendi kendini yağmur ve güneş ışığıyla temizleyen seri dış cephe temizlik masraflarını da minimuma indirgiyor. Üstün özellikleriyle günümüzün en çok tercih edilen dış cephe malzemelerinden olan Kalesinterflex çevreye duyarlı bir teknolojiyle üretiliyor ve geleneksel üretim teknolojilerine göre %60-70 daha az enerji, hammadde ve su tasarrufu sağlıyor.

zorlu center - emre arolat mimarlık

www.kale.com.tr • Adliye Sarayı, Kayseri (Ven Mimarlık) • Adliye Sarayı, Kırşehir (Sütiçen Mimarlık) • Avrupa Konutları Acıbadem Hastanesi (Arta Mimarlık) • Barcelona Metro İstasyonu, Barcelona • Carrefour AVM Bahçelievler, İstanbul (Era Mimarlık) • Darüşşafaka ve Hacıosman Metro İstasyonları (Yüksel Proje) • İTOB Menderes, İzmir (Pao Mimarlık) • Misia Konutları, Bursa (Emre Arolat Mimarlık) • Ramada Plaza (M Office) • Swiss Otel Grand Efes Otel, İzmir (Nida İnşaat) • TOKİ İncek Konutları (Nazan Sağlam Mimarlık) • Zorlu Center, İstanbul (Emre Arolat Mimarlık)

avrupa konutları acıbadem hastanesi - arta mimarlık

itob menderes - pao mimarlık


MITSUBISHI PLASTICS EURO ASIA Mitsubishi Plastics Inc. firması 40 yıldan beri kompozit levha üretiminde faaliyet gösteriyor. Firmanın alev almayan özel mineral dolgulu Alpolic marka metal kompozit levhaları, son yıllarda modern mimarinin en fazla rağbet gösterilen yapı malzemesi haline geldi. Türkiye’de de yaygın bir kullanım alanı bulunan yüksek teknoloji ürünü bir cephe kaplama malzemesi olan Alpolic levhalar, birçok yapıda mimarlar tarafından tercih ediliyor. Yangına dayanıklı Alpolic levhaların üreticisi Mitsubishi Plastics Inc., Türkiye ofisini 2006 yılında İstanbul’da açtı. 2011 yılında Mitsubishi Plastics Euro Asia olarak şirketleşen bu yapı, aynı zamanda Doğu Avrupa ve Balkan Ülkeleri, Türk Cumhuriyetleri ve Orta Doğu Ülkeleri’nin bir kısmını da kapsayan 20’den fazla ülkeden sorumlu olarak faaliyetlerine devam ediyor.

buyaka avm

radısson blu otel

NİSAN 2014 - XXI 76

REFERANS PROJE - ÇATI VE CEPHE

www.alpolic.com • Adana Sheraton Otel, Adana, 2013 • Ağaoğlu Andromeda Plus, İstanbul, 2013 • Next Level, Ankara, 2013 • Şişli Marriott Otel, İstanbul, 2013 • Acıbadem Hastanesi, Ankara, 2012 • Brandium Otel&AVM, İstanbul, 2012 • Buyaka AVM, İstanbul, 2012 • Büyükhanlı Residence, İstanbul, 2012 • Double Tree Hilton Otel Avcılar, İstanbul, 2012 • Hilton Hampton, Bursa, 2012 • Konya Kent Plaza AVM, Konya, 2012 • Melek İpek Öğrenci Yurdu ve Gençlik Merkezi, Ankara, 2012 • Nida Tower, İstanbul, 2012 • Odak Plaza, İstanbul, 2012 • Radisson Blu Otel, İstanbul, 2012

adana sheraton

nida tower

hilton hampton

şişli marrıott otel


NEVRA YAPI MGO Esaslı Yeni Nesil Ekolojik Yapı Levhası, Eskişehir’de yeni kurulan NevPanel Yapı Maden Tesisleri’nde geliştirilen üretim teknolojisiyle üretilerek Nevra Yapı kalitesiyle Türk ve dünya pazarına sunuluyor.

NİSAN 2014 - XXI 78

REFERANS PROJE - ÇATI VE CEPHE

Yapılarda dış cephe, iç ara bölme ve çatı yalıtımında kullanılan, DragonBoardTR® markası altında nano teknolojiyle üretilen patentli paneller, doğal hammaddeler olan magnezum oksit ve magnezyum klorür bileşenlerinin cam elyaf ile güçlendirilmesiyle üretilen yeni nesil yapı levhasıdır. DragonBoardTR® yapı levhalarının amacı, yapı alanlarının birim m2’sine düşen kullanım alanını artırmak, yapım sürecini hızlandırmak, maliyeti düşürmek ve hafif olmaları nedeniyle bina üzerindeki yükü azaltmak. Levhalar bu avantajları sunarken, A1 yanmazlık sınıfında bulunma, yüksek ısı ve ses yalıtımı sağlama, su ve nemden etkilenmeme, ekolojik olma, zehirli gaz çıkışına neden olmama, bakteri ve mantar oluşumunu engelleme gibi özellikleri ile binaların nitelik kazanmasına katkıda bulunuyor. Dış cephe kaplamalarında, iç ve dış mekan bölmelerinde, zemin ve ara kat döşemelerinde, çatılarda, çelik ve prefabrik yapılarda, asma tavanlarda, yangın, ısı, ses, su ve nem yalıtımı gerektiren her yerde uygulanabiliyor. Nevra Yapı ürün gamına NEOLITH markalı yeni nesil porselen levhaları ve ekolojik yapı malzemelerinin yanı sıra doğal havalandırma ve fan sistemlerinde LUNOS markasının yenilikçi ürünlerini eklerken, birçok yeni ürün için de çalışmalarına devam ediyor. www.nevrayapi.com • Asal Otel, Ankara • BiaPort, Bursa • By Otell, İstanbul • Flame Towers, Bakü • GoldenAge Otel, Bodrum/Muğla • Maçka / Taşlık Otel, İstanbul • MarmaraPARK, İstanbul • Radisson Blu, Kayseri • TAV Yeşilköy, İstanbul • Vertia Otel, Antalya


TRAKYA CAM Trakya Cam’dan Temperlenebilir Solar Low-E: Isıcam Konfor T, Trakya Cam’ın yüksek kaliteli düzcamı TRC Helio clear üzerine hat dışı kaplama teknolojisiyle ince bir metal oksit tabakanın uygulanmasıyla elde ediliyor. Isıcam Konfor T şeffaf kaplaması sayesinde gün ışığı girişini engellemeden; yazın güneş ısısı girişini kontrol ederek soğutma yüklerinizi azaltıyor, kışın da standart çiftcama göre iki kat daha iyi ısı kontrolü sağlıyor.

NİSAN 2014 - XXI 80

REFERANS PROJE - ÇATI VE CEPHE

Ayrıca yaşanılan mekanlarda temperlenebilme özelliği ile emniyet ihtiyacını karşılıyor. Isıcam Konfor 62/44 T ve Isıcam Konfor 60/43 T; yüksek ışık geçirgenliği talep edilen projelerde gün ışığından maksimum faydalanılmasını sağlarken, güneş ısısı girişini standart çiftcama göre %40 sınırlayarak yazın soğutma yüklerini azaltıyor.

aska lara de luxe oteli, antalya

Isıcam Konfor 50/33 T ise; optimum ışık geçirgenliği ve düşük güneş ısısı girişi talep edilen LEED ve BREEAM gibi yeşil bina sertifikalı projelere çözüm sunuyor. Rezidans, ticari binalar ve kış bahçelerinde tercih edilen Isıcam Konfor T, kullanıcılara yıl boyunca konforlu yaşam alanları sunarken, ısıtma ve soğutma giderlerinden tasarruf sağlıyor. Bu özelliklere ek olarak CO2 emisyonunu azaltarak, çevreye ve doğaya saygılı çevre dostu binalar yaratılmasına olanak veriyor.

merit royal oteli, kıbrıs

Isıcam Konfor T'nin tercih edildiği projelerin bir kısmı aşağıda listelenmiştir. www.trakyacam.com.tr • Aska Lara de Luxe Oteli, Antalya • Dumankaya Miks Halkalı, İstanbul • Eclipse Maslak, İstanbul • Espadon Kartal, İstanbul • Fatih Kolejleri • İş GYO Operasyon Merkezi Tuzla, İstanbul • Merit Royal Oteli, Girne • Milli Eğitim Bakanlığı Okulları • ODTÜ Lisansüstü Öğrenciler Konukevi ve Öğrenci Yurdu, Ankara • Otonomi, Ankara • Özak Hayattepe Bayrampaşa, İstanbul • Quasar Mecidiyeköy, İstanbul • TED Koleji, Çorum • Vadistanbul Ayazağa, İstanbul

quasar mecidiyeköy

espadon kartal

vadistanbul

iş gyo tutom, tuzla


VMZINC Çatı mimarisinde devrim yaratacak çinko, ilk kez 1837 yılında kurulan VMZINC tarafından üretildi. Dünya lideri VMZINC birçok farklı en, boy, kalınlık ve yüzey rengine sahip mamul veya yarı mamulü piyasaya sunuyor. Titanyum alaşımlı çinko ve yedi farklı doğal patinası sayesinde suda çözünmeyen, paslanmayan, tüm iklim koşullarına dayanabilen ve estetiğini ilk günkü gibi koruyan kimlikli binalar inşa edilebiliyor. Doğaya dost, çevre ve tüm doğal yapı malzemeleri ile uyumlu VMZINC® çatı ve cephe kaplamaları EN 988 standartlarının da üzerinde kalite ve prestiji garanti ediyor. Tüm çevre sertifikaları ve garanti belgelerine sahip VMZINC®, bugün bir dünya markası ve 2010 yılından itibaren Türkiye’deki irtibat ofisinden mimarlara ve yatırımcılara direk ulaşıyor. Ürün satışı yanında mimarlara yönelik tasarım desteği ve seminerler, mimarın görmek istediği kaliteyi garantileyen (uygulayıcılara yönelik) teknik destek ve eğitimler veriliyor.

vmz flat lock cephe kaplama

vmz kompozit cephe kaplama - quartz-zınc®

NİSAN 2014 - XXI 82

REFERANS PROJE - ÇATI VE CEPHE

www.vmzinc.com.tr • Ahi Evran Külliyesi, Kırşehir 2013 • Altunizade Şehrizar Konakları, İstanbul 2013 • Atatürk Kültür Merkezi, İzmir 2013 • Beyoğlu Corpera Hotel, İstanbul 2013 • Bilkent Ünivesitesi, Erzurum 2013 • Bomonti Bira Fabrikası renovasyonu, İstanbul 2013 • Bülent Ecevit Üniversitesi, Zonguldak 2013 • İpek Üniversitesi, Ankara 2013 • LA Şarapçılık, İzmir 2013 • Makam Camii renovasyonu, Tarsus 2013 • Marmara Park Restoranları, İstanbul 2013 • Next Level AVM, Ankara 2013 • Pera Sunset Zekeriyaköy, İstanbul 2013 • Vahidettin Köşkü, İstanbul 2013 • Zeytinburnu Belediyesi, İstanbul 2013

vmz tonoz cephe kaplama - quartz-zınc®

vmz kenet çatı cephe kaplama - anthra-zınc®

vmz perfore mesh ikincil cephe giydirme - quartz-zınc®


NİSAN AJANDASI 2 Nisan

Yapısal Camlarda Yeni Teknoloji ve Buluşlar – II

Yapı Endüstri Merkezi, İstanbul

www.yem.net

Karaköy Rum İlkokulu, İstanbul

www.mekanveolasiliklar.com

Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul

www.kadikoytasarim.org

Atılım Üniversitesi Güzel Sanatlar Tasarım ve Mimarlık Fakültesi, Ankara

www.md1927.org.tr

adı altında sergiliyor.

8 - 13 Nisan tarihleri arasında Ila Bêka ve Louise Lemoine’in

SALT Beyoğlu, İstanbul

www.saltonline.org

Milano, İtalya

www.cosmit.it

Pilkington, ikincisini düzenlediği konferansta cam teknolojisindeki yenilikleri ve buluşları, enerji verimliğini, güvenlik ve tasarım konularını Türk inşaat sektörüyle paylaşıyor.

3 - 5 Nisan

Mekan ve Olasılıklar: Mekansal İletişimde Yeni Yaklaşımlar

Mekansal iletişim ve tasarım alanında yeni yaklaşımlara yer veren “Mekan ve Olasılıklar” sektör yetkililerini, profesyonelleri ve akademik çevreyi bir araya getiriyor.

3 Nisan - 5 Haziran

Mimarlarla KonTAK Konferansları

TAK hazirana kadar sürecek olan “Mimarlarla KonTAK Konferansları” programı kapsamında Nisan ayında her perşembe sırasıyla Umut İyigün, Aydan Volkan, Brigitte Weber ve Bünyamin Derman’ı ağırlıyor.

8 Nisan

8 - 13 Nisan

Sessizlik ve Işık Sergisi

Living Architectures

Aykut Köksal siyah - beyaz çektiği fotoğraflarını Sessizlik ve Işık

film serisi “Living Architectures” SALT Beyoğlu’nda gösteriliyor.

8 - 13 Nisan

Milano Tasarım Haftası 2014

Bu sene Milano Tasarım Haftası 8 - 13 Nisan tarihleri arasında gerçekleşiyor.

10 - 12 Nisan

Maltepe Üniversitesi Uluslararası Mimarlık Öğrencileri Kongresi

Maltepe Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi tarafından gerçekleştirilen uluslararası öğrenci kongresinin teması “Değişen Dünyayı Mimari Tasarım Stüdyoları Üzerinden Anlamak” olarak belirlendi.

11 Nisan

“İnşaat Sektöründe Mimari Haklar” Semineri

Dr. Levent Bıçakçı Hukuk Bürosu, Kadir Has Üniversitesi ile ortaklaşa olarak “İnşaat Sektöründe ‘Mimari Haklar’

muiscarch.maltepe.edu.tr Maltepe Üniversitesi, Mimarlık ve Tasarım Fakültesi, İstanbul Kadir Has Üniversitesi, Cibali Kampüsü, İstanbul

seminer@leventbicakci.com

ODTÜ Mimarlık Fakültesi, Ankara

www.mo.org.tr/ulusalsergi

Yapı Endüstri Merkezi, İstanbul

www.kadikoytasarim.org

Koleksiyon Tarabya Kampüsü, İstanbul

www.ismd.org.tr

Milano

www.domusacademy.com

Sempozyumu” düzenliyor.

NİSAN 2014 - XXI 84

AJANDA

11 - 20 Nisan

XIV.Ulusal Mimarlık Sergisi: Ankara

Türkiye’de mimarlık mesleğini ve kültürünü geliştirme hedefiyle gündem yaratan ilk kurumsal girişim olan Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri Programı 14. kez düzenleniyor.

15 Nisan

EKODesign 2014

Bu yıl yedincisi düzenlenen EKO Design “şeffaflık” teması ile birbirinden beslenen bir çok disiplini bir araya getiriyor.

30 Nisan

Koleksiyon / İstanbulSMD Mimarları Ağırlıyor

Koleksiyon ile İstanbul Serbest Mimarlar Derneği’nin ortak çalışması “KOLEKSİYON / İstanbulSMD Mimarları Ağırlıyor” mimari proje sergi serisinin on ikinci konuğu URAS X DİLEKCİ Mimarlık.

30 Nisan (Son Başvuru)

Domus Academy Mimarlık Masterı Burs Yarışması

Domus Academy Eylül 2014’de başlayacak olan master programları için açtığı yarışmayla kazananlara burs imkanı sağlıyor.



XXI Nisan 14