Page 1

XXI < MİMARLIK TASARIM MEKAN < SAYI 137 < MART 2015 < ERGİNOĞLU & ÇALIŞLAR < CHARLES RENFRO < I-AM < İYİ OFİS < K MİMARLIK < MİMARİ TASARIM FİKİRLERİ < MORDAĞ TASARIM < TEAMFORES

Yİ R M İ B İ R M İM A R L IK TASA R IM M E KA N SAY I 13 7 M A RT 2 0 15 11

İklimle Şekillenen Erginoğlu & Çalışlar tasarımı TAC-SEV Yeni Kampüsü

Roboski Müzesi

Bener Hukuk Bürosu

MİMARİ TASARIM FİKİRLERİ

TEAMFORES

CHARLES RENFRO

I-AM

İYİ OFİS

K MİMARLIK

MORDAĞ TASARIM

YAZILARIYLA

KORHAN GÜMÜŞ LEV ENT ŞENTÜRK

YAP İSTANBUL MODERN


Yirmibir Mimarlık, Tasarım, Mekan Puna Yayın adına sahibi ve genel yayın yönetmeni yazı işleri müdürü (sorumlu) Hülya Ertaş hulya@xxi.com.tr

KAMUSALI KAMUSAL YOLLARLA KURMAK

editör Güzin Öztok guzin@xxi.com.tr yardımcı editör Arzu Türk arzu@xxi.com.tr reklam sorumlusu Tuğba Demirci tugba@xxi.com.tr okuyucu ilişkileri Duygu Erdem duygu@xxi.com.tr kapak tasarımı Emre Çıkınoğlu kapak fotoğrafı TAC-SEV Yeni Kampüsü / Mersin © Cemal Emden sayfa tasarım ve uygulama Doğukan Bilgin web tasarımı Turgay Tuğsuz basım yeri Ofset Yapımevi Yahya Kemal Mahallesi Şair Sokak No: 4 Kağıthane, İstanbul yönetim yeri Puna Yayın Asmalımescit Mahallesi, Oteller Sokak 6/4 Beyoğlu, İstanbul 34430 0212 227 1317 bilgi@xxi.com.tr genel dağıtım Dünya Süper Veb Ofset A.Ş. Yerel süreli yayın. Dergide yer alan yazı ve fotoğrafların tamamı ya da bir bölümü, Puna Yayıncılık’ın yazılı izni olmadan kullanılamaz.

facebook.com/xxidergisi twitter.com/xxidergisi

XXI’in bu ayki sayısında YAP İstanbul Modern’in geçici yapısı için finale kalan beş ekibin ürettiği projelere yer verdik. New York’taki MoMA’nın otoparkındaki PS1 ile başlayan ve Roma’daki MAXXI Müzesi’nin ve İstanbul Modern’in katılımıyla bir zincir haline gelen YAP (Young Architects Program), genç mimarların deneysel çalışmalarını desteklemek adına düzenleniyor. Kent merkezlerindeki bu prestijli müzelerin etrafındaki alanlarda tasarladıkları geçici strüktürlerle hem genç mimarlar için bir üretim fırsatı sağlanmış oluyor hem de kentlilere mimarlığın tanımının hayal ettiklerinden daha geniş olabileceği gösteriliyor. İki yılda bir düzenlenen programda inşa edilecek yapının seçilmesi için çift aşamalı bir süreç yönetiliyor. Aday gösterilen ekiplerin portfolyolarıyla başvurmalarının ardından beş ekip seçilerek geçici yapının kondurulacağı alan için proje üretmeleri isteniyor. Ardından bu beş finalistin jüriye yaptığı sunumlar arasından bir proje uygulama için seçiliyor. 2013 Haziran’ında gerçekleştirilen ve yaz boyu İstanbul Modern’in yanındaki çakıllı alanda kalan SO? tasarımı Göğe Bakma Durağı’nın ardından 2015’teki geçici strüktür Pattu (Cem Kozar, Işıl Ünal) tarafından hayata geçirilecek. 2013’ün finalist projelerindeki yaklaşım çeşitliliği ve baskın deneysellik öğelerine karşın bu yılın finalistleri "uygulanabilir olan"ın arayışında daha ayağı yere basan, riskten kaçınan işler üretmişler. Birçoğu, basit

çözümlerle üretilen mekanlar ya da tekrar eden öğelerin alana yerleşimiyle konumlandığı yerden çok, strüktürün geçiciliğini öne çıkaran projeler. Yine güncel bölümde yer alan Hasan Cenk Dereli tasarımı Caravel de benzer bir kamusallığı bu kez Portekiz’in Lizbon kentinde yakalamaya çalışıyor. Lizbon’un La Alfama bölgesindeki bir kamusal meydan için açılan uluslararası yarışma için Dereli’nin ürettiği proje, ancak yirmi kişiyle taşınabilen ve bu sayede imeceyi teşvik eden mobil pavyonlardan oluşuyor. Farklı programlara göre farklı şekillerde bir araya getirilebilen beş pavyonun alt kısmı dükkan üstü oturma birimi olarak kullanılabiliyor. Pazar, sahne, forum ya da atölye gibi kullanımlar için zemine çizilmiş işaretler baz alınarak taşınan pavyonlarla tasarım, kamusal alanın kamusal bir şekilde kurulmasına aracılık etmeye çalışıyor. Taşındık!!! XXI, Mart itibariyle yeni adresinde olacak. Efsane semt Beşiktaş’tan kadim Pera’ya geldik. Yeni adresimiz: Asmalımescit Mahallesi Oteller Sok. 6/4 Beyoğlu İstanbul. XXI


GÜNCEL

PROJE

6 GÜNCEL

34 DOĞAL OYUN DENEYIMI

Vancouver’daki oyun parkı, çocukları ve yetişkinleri tasarim sürecine dahil ederek tasarlanmış. Maceralı bir yere dönüştürülen park alanı, farklı peyzaj tipleri içeriyor.

38 YAŞAYAN MÜZE Gönüllü iştirakiyle ilerleyen bir yarışma sürecinin sonunda kazanan Mimari Tasarım Fikirleri'nin Roboski Müzesi tasarımı, ev ile müze fikirlerini bir araya getirerek yaşayan bir müze öneriyor.

MART 2015 - XXI 2

İÇİNDEKİLER

42 IKLIMLE BIÇIMLENEN

10 KORHAN GÜMÜŞ / SORU IŞARETI

3. Köprü, 3. Havalimanı, Kanal İstanbul, Yeni İstanbul Gibi Projeleri Yaratan Yalan

28 LEVENT ŞENTÜRK / DÖNME DOLAP

Nemo’da Bilimin Deliliği: Çocuk Üretkenliği Kapitalist Üretkenliğe Karşı... Bir Bilim Merkezinden Birkaç Aforizma

Mersin, Tarsus Amerikan Koleji’nin karşısında bulunan Tac Sev yeni kampüsü, bulunduğu tarihi dokuya ve bölgenin sıcak iklim koşullarına güneş enerjisi kullanımı ile uyum sağlıyor.


48 BÜTÜNCÜL ŞEFFAFLIK

62 KATLANAN ÇEŞITLILIK

Mimari ve iç mekan tasarımı Teamfores tarafından yapılan Bener Hukuk Bürosu’nda ana tema, yapının Boğaz ile ilişkisini kesintiye uğratmamak üzerine kurulmuş ve cephe tasarımından iç mekan detaylarına dek bu fikir yansıtılmış.

Mukavvadan üretilen Kalahari, Antarktika ve Design Turkey 2014’te İyi Tasarım ödülü alan aydınlatma ünitesi Meke’yi tasarımcısı Mete Mordağ ile konuştuk.

66 KAPALI ÇARŞI'DA GEZINMEK

54 DENEYIM ARAŞTIRMASI

I-AM tarafından tasarlanan Brisa Otopratik mağaza zinciri, servis tasarımından beslenen mimari ve marka kimliğiyle müşteri deneyimini ana çıkış noktası olarak alıyor.

İyiofis’in tasarladığı Kapalı Çarşı mobil uygulaması, alışveriş tecrübesini iyileştirirken çarşı kullanımına teknolojiyle birlikte etkileşimi dahil ediyor.

SEKTÖR 68 SEKTÖR HABERLERI 78 ÇIN’DE BÜYÜYEN MOBILYA TASARIMI SEKTÖRÜ

Üretim alanındaki kabiliyetini tasarım alanına da yansıtmaya başlayan Çin’in mobilya fuarı CIFF, bu yıl Mart’ta Guangzhou’da ve Eylül’de Şanghay’da düzenleniyor.

80 ENDÜSTRIYEL KURGUYLA YENILENEN OFIS

Standard Profil'in yenilenen merkez ofisinde Koleksiyon'un Partita, Dastan, Path, Opera ve Botero ürünleri tercih edildi.

58 TERS HIYERARŞI

Ernst & Young’ın İstanbul ofisi, şirketin "geleceğin çalışma ortamı" başlığına sahip küresel konseptinin mekanlaşmış hali. 800 kişilik ofisin tasarımını mimarı Timur Kayserilioğlu ile konuştuk.

MART 2015 - XXI 4

İÇİNDEKİLER

82 KIVRIMLARIN DETAYI

84 AJANDA

Jansen Ag'nin yeni Viss Ixtra sistemi, Kilden Tiyatrosu'nun cephesinde inovatif çözümler sunuyor.


Modern Mobilya Mirasımız

MART 2015 - XXI 6

GÜNCEL

DATUMM PROJESI KAPSAMINDA 1930-1975 YILLARI ARASINDA TÜRKIYE’DE HAYATA GEÇIRILMIŞ MODERN MOBILYALAR BELGELENEREK BIR SERGI FORMATINDA 6 ŞUBAT’TA İZMIR AHMED ADNAN SAYGUN SANAT MERKEZI’NDE AÇILDI. HALEN DEVAM EDEN PROJE SÜRECINI, YÜRÜTÜCÜLERI BORVALI, ATMACA, ULTAV VE HASIRCI ANLATTI.

fotoğraflar: Ali İnceoğlu

Seren Borvalı1, Hande Atmaca2, Zeynep Tuna Ultav3, Deniz Hasırcı4 DATUMM_Dokümantasyon ve Arşivleme Türkiye’de Modern Mobilya başlıklı bilimsel araştırma projesinin bir parçası olan ve 1930-1975 yılları arasında Türkiye'de üretilen "modern mobilyalar"dan tarihi/özgün örnekler içeren sergi, İzmir Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde, 6 Şubat’ta açıldı. İzmir Ekonomi Üniversitesi tarafından desteklenen ve yaklaşık 2,5 yıldır üzerinde çalıştığımız bu proje; tarihi/özgün mobilyalar konusunda farkındalık yaratmak amacıyla 1930-1975 yılları arasında Türkiye’de üretilen “modern mobilyalar” için kapsamlı bir dokümantasyon ve arşivleme çalışmasının başlangıcını oluşturmaktadır.

Mobilya tasarımları, tasarımcıları ve üreticilerinin belgelendiği proje, sadece sergi ile sınırlı değil. Bilginin herkes tarafından ulaşılabilir olmasının önemiyle hareket edilen projede, serginin yanı sıra katalog, çevrimiçi sayısal arşiv, kolokyum ve belgesel olmak üzere beş bileşen bulunuyor. Bu çalışmanın, öncelikle tasarım dünyası olmak üzere, genel olarak toplum üzerinde “tarihi mobilya” konusunda değer oluşturma ve farkındalık yaratma anlamında etkin bir rol üstleneceğini ve yeni çalışmalar için temel oluşturacağını düşünüyoruz. İçinde öğrenciler, grafik ve web tasarımcıları, hukukçuların da yer aldığı geniş bir ekiple yürüttüğümüz projeyi, bundan sonra da geliştirerek devam ettireceğiz.

6-24 Şubat 2015 tarihleri arasında Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde gerçekleşen serginin küratörlüğünü Jörn Fröhlich yaptı. Uzun ve detaylı bir literatür araştırmasıyla elde edilen bilgiler ve projenin akademik danışmanlarıyla gerçekleştirilmiş görüşmeler yoluyla ulaşılan mobilyalardan oluşan sergi, 74 adet tarihi/ özgün modern mobilyanın kendisini, 113 adet mobilya ya da mobilya grubunun, mobil bir fotoğraf stüdyosu aracılığıyla Ali İnceoğlu tarafından çekilmiş olan profesyonel fotoğraflarını içeriyor. Sergi ürünleri, İzmir Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nin beş galerisinde eş zamanlı olarak çalışmanın belgeseliyle birlikte izleyicilere sunuldu.

Sergi için seçilmiş ürünler üç ana kategori altında toplanıyor: kurumlar, öncü firmalar ve tasarımcılar. Kurumlar kategorisinde en geniş yer, 1956 yılında açılmış İç Mekan Tasarımı yarışmasının birincilerinden iç mimar Prof. Sadun Ersin tarafından A Blok dinlenme alanları için tasarlanmış, 20 adet mobilya ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne aittir. Meclis mobilyaları arasında, dönemin önemli seramik sanatçılarından Füreya Koral ve Atölyesi’nin, Sadun Ersin ile ortak çalışmaları olan sehpalar da yer almakta. Florya Atatürk Deniz Köşkü de Seyfi Arkan ve Fazıl Aysu’nun mobilya tasarımlarının fotoğrafları ile sergide yerini aldı. Güner Mutaf’ın tasarımı olan bir koltuğun da yer aldığı beş mobilya ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi mobilyaları, içlerinde Nazımi Yaver’e ait


GÜNCEL 7 XXI - MART 2015

bir bank ve Zeki Kocamemi’nin tasarlayarak Akademi’nin atölyesinde ürettiği bir keson ve taburenin de bulunduğu Güzel Sanatlar Akademisi (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) mobilyaları, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi mobilyaları aynı salonda sergilendi. Ayrıca Türkiye İş Bankası Müzesi, TC Merkez Bankası ve Çınar Otel’e ait mobilya ve fotoğraflar da kurumlar kategorisi altında yer almaktadır. Öncü firmalar kategorisinde, İstanbul firmaları olarak, Baki Aktar ve Fazıl Aysu tarafından 1953 yılında kurulmuş olan Moderno firmasının mobilya tasarımlarına ait dönem fotoğrafları, 1955 yılında Sadi Öziş ve İlhan Koman

tarafından (daha sonra Şadi Çalık’ın katılımıyla) kurulan Kare Metal’e ait 12 mobilya ve Kare Metal tarafından üretilmiş olan bir kısmi Neptün Öziş Arşivi’ne ait 21 mobilyanın fotoğrafları, 1950’lerin sonunda Yıldırım Kocacıklıoğlu ve Turhan Uncuoğlu tarafından kurulmuş olan İnterno firmasına ait dönem fotoğraflarının yanı sıra; firmanın, halen Prof. Sadun Ersin’in evinde kullanılmakta olan bir sehpası sergilendi. Ayrıca sergide, Türkiye’nin ilk mobilya süpermarketi olan Medaş firmasına ait ahşap bir sandalye de yer aldı. Ankara firmaları arasında, Bediz ve Azmi Koz tarafından 1959 yılında kurulmuş olan MPD (eski adıyla Butik A) firmasına ait dönem fotoğraflarının yanı sıra, günümüzde halen kullanılmakta olan yemek masası, sandalye ve konsoldan

oluşan bir mobilya takımının fotoğrafları kullanıldı. Bir diğer Ankara firması olan ve 1958’de Metin Atabey Ata tarafından kurulmuş olan Ersa, sergide koltuk, tabure, sandalye ve Devlet Malzeme Ofisi için üretilmiş olan çalışma masası örnekleri ile yer aldı. İzmir firması olan ve zanaatkar Mehmet İrfan Dolgun tarafından, 1955 yılında kurulmuş olan Sim Mobilya Fabrikası’nın ise, sergide 10 mobilyası sergilendi. Tasarımcılar kategorisinde ise, iç mimar Baki Aktar’ın mobilya tasarımlarına ait dönem fotoğrafları, Prof. Sadun Ersin’in tasarlamış ve halen kendi evinde kullanmakta olduğu bir adet metal sandalye ve diğer mobilyalarına ait fotoğraflar, Prof. Önder Küçükerman’ın Gima, Kelebek Mobilya, Rüstem Paşa

Külliyesi ve Pamuk Eczanesi için tasarlamış olduğu mobilyalara ait, kendi arşivinden edinilen dönem fotoğrafları yer aldı. Aynı zamanda, Mimar Danyal Çiper’in yeğeni Yrd. Doç. Dr. Arıl Cansel tarafından, 2014 yılında İzmir Ekonomi Üniversitesi’ne bağışlanmış olan beş adet mobilya, Yrd. Doç. Dr. Yavuz Irmak’ın dört adet mobilyası ve Yrd. Doç. Dr. Babür Kerim İncedayı’nın “Sing Sing” adlı koltuğuna ait, kendi arşivinden edinilen dönem fotoğrafları, iç mimar Fikret Tan’ın tasarlamış ve üretmiş olduğu, halen kız kardeşi tarafından kullanılmakta olan mobilyaların kendisi ve fotoğrafları sergilendi. Serginin de açılış günü olan 6 Şubat’ta, İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde gerçekleştirilen kolokyumda ise, yukarıda


giriş sayfasında solda üstte: Danyal Çiper tasarımı koltuk solda altta: Fazıl Aysu ve Seyfi Arkan tasarımı Florya Atatürk Deniz Köşkü’ndeki komidin sağda üstte: Danyal Çiper tasarımı çalışma masası sağda ortada: Güner Mutaf tasarımı ODTÜ Mimarlık Fakültesi koltuğu sağda altta: Sadun Ersin tasarımı yemek masası önceki sayfada solda en üstte: Masis firmasına ait TC Merkez Bankası koltuğu solda ortada: Çınar Otel için tasarlanmış koltuk, tasarımcısı bilinmiyor solda altta: Kare Metal için Sadi Öziş’in tasarladığı Fishnet adlı sandalye sağda en üstte: Sadun Ersin’in TBMM için tasarladığı sehpa sağda ortada: Ersa firması için Metin Atabey Ata tasarımı sandalye sağda altta: MPD firması için Bediz ve Azmi Koz tasarımı konsol

MART 2015 - XXI 8

GÜNCEL

bu sayfada 6-24 Şubat tarihleri arasında İzmir Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde gerçekleştirilen sergiden görüntüler

söz edilen belgeselde de görüşlerine yer verilmiş olan dönemin tasarımcıları, yakınları, zanaatkar ve üreticilerinin yanı sıra, bu konuda çalışmalar yapan akademisyen ve tasarımcılar konuşmacı olarak yer aldı. Farklı tasarım disiplinlerinden öğrenci, akademisyen ve profesyonellerin izleyici olarak katıldığı kolokyumda, davetli konuşmacı olarak ODTÜ Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Cengizkan, mobilya üretim sektöründeki bileşenler, mobilya tarihi, mobilya-mimarlık ilişkisi ve mobilyanın sınırları üzerine bir konuşma gerçekleştirdi. Düzenlenen üç ayrı panelde ise konuşmacılar, “Türkiye’de Modern Mobilyanın Anlamı ve Korunması”, “Türkiye’de Modern Mobilya Tasarımı: 1950’ler-60’lar-70’ler” ve “Türkiye’de Mobilya Üretimi: Tasarım

Yaklaşımı, Teknoloji ve Malzeme” başlıkları altında, modern mobilyanın tarihselliği ve “modern”e yüklenen anlamlar, kendi deneyimleri ya da yakınları oldukları tasarımcılar üzerinden ilgili dönemlerin mobilya tasarım koşullarını ve tarihsel olarak Türkiye’de mobilya üretimi kapsamında teknolojik ve malzemeye ilişkin etmenler üzerine görüşlerini bildirdiler. Dönemin 15 tasarımcı, zanaatkar, üretici ve tanıklarından oluşan ve Ali İnceoğlu’nun yönetmenliğini yaptığı belgesel niteliğindeki filmde, iç mimar Bediz Koz, Prof. Sadun Ersin, Prof. Önder Küçükerman, iç mimar Yıldırım Kocacıklıoğlu, Yrd. Doç. Dr. Babür Kerim İncedayı, Yrd. Doç. Dr. Yavuz Irmak, iç mimar Baki Aktar hakkında oğlu Mimar

Sadık Aktar, Sadi Öziş hakkında oğlu mimar Neptün Öziş, iç mimar Fikret Tan hakkında oğlu iç mimar Yalın Tan, mimar Danyal Çiper hakkında yeğeni Yrd. Doç. Dr. Arıl Cansel; zanaatkarlar Mustafa Plevne ve Mehmet İrfan Dolgun, Minas Boyacıyan hakkında oğlu iç mimar Artun Boyacıyan, Metin Atabey Ata ve ERSA firması hakkında ERSA firması ortağı, oğlu Erol Ata ve torunu Yalçın Ata ile Delta mobilya firmasının kurucu ortağı ve “Dünden Bugüne Mobilya Tasarımı ve Teknolojisi” kitabının yazarı Adem Yılmaz yer almakta. İzmir Ekonomi Üniversitesi’ne ek olarak Ersa ofis mobilyaları, Delta Ofis Mobilyaları İzmir Büyükşehir Belediyesi, Ahmed Adnan Sanat Merkezi tarafından desteklenmiş olan DATUMM projesinin yukarıda belirtilen bileşenlerden oluşan ilk etabı

tasarım dünyasından oldukça olumlu eleştiriler aldı. Projeden çıkan bir sonuç olarak, tarihin akıp gittiği ve tasarım tarihini büyük bir hızla belgelemenin önemine dikkat çekildi. 24 Şubat’ta sona eren serginin ardından www.datumm.org adresinde ulaşılabilecek sayısal arşivde, proje kapsamında arşivlenmiş tüm mobilyaları, proje hakkında detaylı bilgiyi ve projenin gelecekteki aşamalarını izlemek mümkün. 1

İzmir Ekonomi Üniversitesi, İçmimarlık ve Çevre

Tasarımı Bölümü, Araş. Gör. 2

İzmir Ekonomi Üniversitesi, İçmimarlık ve Çevre

Tasarımı Bölümü, Araş. Gör. 3

Yaşar Üniversitesi, İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı

Bölümü, Yrd. Doç. Dr. 4

İzmir Ekonomi Üniversitesi, İçmimarlık ve Çevre

Tasarımı Bölümü, Doç. Dr.


3. Köprü, 3. Havalimanı, Kanal İstanbul, Yeni İstanbul Gibi Projeleri Yaratan Yalan Eğer safça, "Hadi açıkça söyleyin bakalım, bunları yaparken aklınızdan ne geçiyordu?" diye sorsanız akıllarından geçirip de söylemedikleri şuydu: "Aslında insanlarla, canlılarla, cansızlarla ilgili ne varsa, onların iyiliği için ne gerekiyorsa hepsini biz biliyorduk. Mekanları, kasabaları, şehirleri. Nereden çıktı bu kural tanımaz, söz dinlemez, cahil halk?"

zamanında da İstanbul’u planladık. Her dönem. Bilim adına oturuyoruz bu koltuğa. Anlaşılmıyor, görüldüğü gibi. Peki her dönem ruhunu vesayetten devşiren bu süreçte İstanbul'da neler oldu? Gene de olmuyorsa, zararı yok, oyuna devam!

Onlara göre bilim mutlak bir itaat gerektirir. Ama ya bir türlü olmuyorsa? Zararı yok, oyuna devam! Önce bilinçaltında “şarlatan” siyasetçiler, hatta biraz daha ileri gidersek, baştan çıkarılmış bir halk nosyonu olmalı. Bu cahillere gerekenden fazla yetki tanınmamalı. Laf dinlemezse, daha doğrusu otoriteyi hatırlatmak için gerektiğinde kafasına bir sopa indirilmeli. Sert önlemler alınmadan, mutlak kontrol sağlanmadan cahillikle baş edilmez. Daha da olmuyorsa, zararı yok, oyuna devam!

SORU İŞARETİ

Bilim adına, halk adına, ey şanlı, tarih yazmış kurtarıcılarımız, devletimizin yüce tanrısal kurumları neredesiniz? İşte suçlular karşımızda! Bu siyasetçiler bir kere başımıza gelmiş oldukları için onlarla kavga etmek yerine otoriteyi paylaşmaya teşne olmak ve zevahiri kurtarmak gerekir. Ne de olsa iktidar ayrıcalıkları ve imkanlar olmadan yaşamak mümkün değildir. Olmadı, gerektiğinde onların halka ihanet içinde olduklarını kulaklara fısıldarız.

MART 2015 - XXI 10

3. Köprü, 3. Havalimanı, Kanal İstanbul, Yeni İstanbul gibi projeleri yaratan yalan budur. Başka bir nosyon onların kötü niyetli olmalarıdır. Halkın, doğanın, ülkenin aklınıza ne gelirse, yararını düşünmediklerine göre bilinçli olarak kötüdürler. Kötülüklerinden utanmadıklarına göre, onların kendi inanışlarından, karakterlerinden dolayı kötü olduklarına kesinlikle kani olmak gerekir. Sahi, siz onların iyi niyetli olduklarına inanıyor musunuz? Yalanı anlamak kolay: Ne yaptıklarına bakın.

KORHAN GÜMÜŞ

İktidar içerikten çok içeriği imal eden yöntemdir. İktidarın demokratik olup olmadığını belirleyen ana meselelerden biri kendi işleyiş mantığını gizlemesidir. Bu sözlerde saklanan birçok sorun var elbette... İhale ile işin verilmesi, farklı alternatiflere, yaratıcılığa kapalılık, dışlayıcılık vs bir dolu konu var. Bizi iktidar ile işbirliği yapıyoruz diye eleştiriyorsunuz ama biz Sözen zamanında, hatta Dalan zamanında, Gürtuna

Bıraksalar İstanbul’u mükemmel bir şekilde planlayacaklardı. Ancak siyasal otorite, çıkar gruplarıyla işbirliği yaptığı için onlara izin vermedi. İşte otoriter iktidarları yaratan yalan da budur. İktidar alanındaki hazza (juissance'a) şirk koşmak. İktidar hakikat kılığında yalan söylemenin aracıdır. Sorunun kendisine tercüme edilmesidir. İktidarı için yapar, yaptığı için iktidardır. Egemenler her şeyi kabul edebilirler, bir tek yöntemin konuşulmasını kabul etmezler. Bu yüzden eğer bir değişiklik yaratmıyorsa, egemen konumlar çatışmalı bir uyum gösterirler. Hakikat tahakkümün nesnesine kazınmasıdır. Ortak normlar, vatandaşlık hukuku çoğu zaman herkesi kapsayacak şekilde değil, topluluklardan yalnızca bir bölümünü temsil edecek şekilde yapılandırılır. Kapitalist toplumların içinde bu kodların başka türlü işlediğini söyleyebiliriz. Modern sivil toplum birbirinden çok farklı kodlama süreçlerinin iç içe olduğu, katmanlı grupların eklemlenmesinden oluşur. Bunlardan belki de en ayırt edici olanı uzmanlar topluluğu ile sivil toplumun eklemlenmesi. Sivil toplum dediğimiz de genellikle donanımlı bireylerden oluşur. Bu topluluklarda, kodlar farklılaşsa da ortak işleyişler bulunmakta. Bunlardan biri de iktidarın tercihten ibaretmiş gibi gözükmesi. Özcü işleyiş temsil edileni salt gerçeğe dönüştürür. Bir bakıma nesnenin kendi üzerinden bilgi temsil edilirken görüş sahibi de kendisini merkeze yerleştirir. Bu durumda muhalefetin, kutsal bagajın arkasına saklanarak sınıflar arasındaki gelir paylaşımını kontrol eden, gücüne güç katan iktidarlardan bir farkı kalır mı? Bildiğini bilen özneler olarak bu yalan söyleme (ve yalanla yaşama) hazzını yaşıyoruz. Bilmediğini bilmeyen özneler olarak da haksızlıkların, şiddetin kaynağındayız. Garip bir şekilde bir taraftan birtakım sorunların varlığına işaret eden, bir taraftan da bu sorunların kaynağında bulunan şizofrenik bir dünyanın içindeyiz. Örneğin İstanbul’un surlarını ele alalım. Yok edilen yalnızca İstanbul’un eşsiz kültür mirası mıdır? Yoksa yaratıcılık, zihinsel bir enerjiyle yaşam kazanabilecek


bir şehrin, o şehirdeki insanlarının aklının, beyninin gelişmesinin engellenmesi, ya da katli midir? Hangisi daha önemli? Bence böyle bir soru yok. Hem kültürel miras hem de onu inşa eden ve anlayan insan zekası bir kağıdın iki yüzü gibi. İstanbul’da kaybolan doğal ve kültürel mirasa, çevreye atıfta bulunuyoruz. Yeter ki daha vahim bir duruma, insanların zekasına, beynine yapılan haksızlığa dokunulmasın!

Yetmiyorsa, ki yetmediği çok açık, fazlasına gerek var. Özellikle neoklasik modernleşmenin kalıntıları olan ve eğitimle edinilmiş kimlikleri ile “yaratıcı” denilen niteliklere, işlevlere sahip siyaset, tasarım, planlama, mimarlık gibi faaliyetlerle uğraşan insanlar olarak. Çünkü bu “yaratıcı” insanların çıkarları için, ayrıcalıklarını korumak için bağımlı hale gelmeleri insanların başına gelebilecek en büyük felaket. Şehirlerin ve toplulukların bir bütün olarak tasarlanabileceğini varsayan korporatist planlama faşizmin bir kalıntısıdır. Faşizm ile piyasa ekonomisi türdeştir. Birincisi şehrin bir bütün olarak, tıpkı bir bina gibi tasarlanacağını varsayar. İkincisi ise bir malzeme deposunu andıracak şekilde araçsallaştırır. Bu praksislerinin konusu olan mekan, yani uzmanların kendi disiplinlerine göre tanımladıkları ve söylemleştirdikleri nesne, gerçekte kalıcı bir şekilde temsil edilene dönüştürülmüş insandır. Mekan dediğimiz aslında insandır. Şiddet yoluyla temsil

için kapalı kapılar ardında plan yapmak yetmiyor. Başka bir şeyler daha yapmak gerekiyor. Öncelikle şehrin kendi dinamiklerinin temsil edileceği bir ilişki kurmak lazım. Çünkü planlama hiç şüphesiz sembolik bir faaliyet ama temsil ettiği de öyle. 2. Kendisini merkeze alan, özcü bir yöntemle temsil ettiğini tanımlayan planlama modeli bir işe yaramıyor. Şimdi bu planın içeriğine değil de bizden neyi gizlediğine, neyin üstünü örttüğüne bir bakalım: Planı hazırlayan şirket (Bimtaş) ihale ile işi alıyor ama sermayesi İBB’ye ait. Kamu tarafı hem ihale ediyor, hem hazırlıyor, hem onaylıyor. Bu yöntemle hazırlanan planlar, alınan kararlar şehirdeki hareketliliği, dinamikleri, farklı kamu yararı anlayışlarını, toplulukların isteklerini

Bütün “yaratıcı” insanlar olarak mı? Elbette ki hayır.

temsil edemez. Oysa İMP’nin yaptığı iş, bağımsız kişi ve kuruluşlara açılmış olsaydı, bu harcanan kaynağın onda biri ile çok daha nitelikli

Sorunun çözüldüğüne inanılır. Oysa sorun çözülmüş değil, yalnızca görünmez kılınmıştır. Üniversite eğitimi almaya hak kazanan kişi, önünde açılan kapıdan aynı zamanda sembolik sınıfa katılmak için bir adım atar. Edinilmiş kimliklerin “tarihin motoru” olan sınıf mücadelesiyle dönüştüğü varsayılır.

bir çalışma ortaya çıkardı. Bağımsız kişilerin ve kuruluşların enerjisi harekete geçirildiği için İstanbullular da bilgilenmiş olurdu. Merkezi yönetimin vesayetçi müdahaleleri engellenebilirdi. 3. Küba ve Meksika’ya yaptığı ziyaretin dönüşünde Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kanal İstanbul’u yapacak firma yetkilileri ile görüştüğünü ve onlara işi hızlandırma talimatı verdiğini söylemiş. Bu sözlerden Kanal

Zenginliğin, gücün beş para etmediğini dünyevi her türlü ihtiras ve başarıyla alakası olmayan sanatçılar gösterir. Modern dünyaya yaşam öpücüğünü onlar verir. Evet, onlar da sermaye sahibidirler. Ama sahip olmaktan vazgeçmek ve sermayelerini başkalarına devretmek için. Evet, ne de olsa aynı soyağacının diğer dalındaki akrabaların, şairlerin, romancıların, sanatçıların böyle bir dertleri yok. Onlar bildikleri, gördükleri şeylerin, şeylerin kendileri olduğunu pek düşünmezler. Ancak siyaset, mimarlık gibi edinilmiş kimliklerle bildirişim alanını paylaştıkları için bunların kendi hayal dünyalarında olduğunu bilirler. Bağımsızlık bulaşıcıdır. Bu yüzden otoriter iktidarlar bağımsızlığın bulaşmasını engellemek için ellerinden geleni yaparlar. Bu amaçla bağımsızlığı hayırseverlik alanına izole ederler, kamu alanına çıkmasını istemezler. Böylece modernleşmenin yarattığı sınıfsal çelişki, asimetri karşıtlıkla gizlenir. Mimarlık, tasarım, kültürel miras gibi faaliyetlerde deneysellik üst sınıfların bir tercihi gibi gösterilir. Sermaye ile sermayesizler arasındaki ilişkilerin kontrol altında tutulması, haksızlıkların, adaletsizliklerin, şiddetin gizlenmesi için öncelikle bu “yaratıcı sınıf”ın bağımlı olması zorunludur.

İstanbul’un ve çevresinde yer alacağı varsayılan yerleşim alanlarının planlandığı anlaşılıyor. Bu aşamada plan formalite icabı Büyükşehir Belediyesi’nin şirketine devredilecek. Sonra da plan tadilatı olarak meclisten geçirilecek. Bu projelerin iktidar tarafından geliştirildiğini düşünenler olabilir. Oysa bunlar girişimciler tarafından finansman piyasalarının desteği alınarak geliştiriliyor, sonra iktidarın onayına sunuluyor. Kent yönetimi de uzaktan izliyor, kendisine görev verilirse yerine getiriyor. 4. Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş göreve geldiği zaman İstanbul Metropoliten Planlama Merkezi (İMP) adıyla bir planlama bürosu kurdu. Bu büro yıllarca çalıştı, neredeyse birkaç üniversite kurmaya yetecek kadar bir bütçeyle (zamanın parasıyla 70 trilyon lira) şehrin master planı hüviyetindeki İstanbul’un Çevre Düzeni Planları’nı hazırladı. 2009 yılında bu planlar Büyükşehir Meclisi’nde oybirliği ile onaylandı. Topbaş bu planların şehrin anayasasını oluşturacağını açıkladı. Yaptığı konuşmalarda defalarca kimsenin bunun dışında hareket edemeyeceğini, İMP’ye sorulmadan İstanbul’da çivi bile çakılamayacağını belirtti. Geçtiğimiz yıl içinde İBB’nin kendi resmi sitesindeki açıklamaları taradım. Birkaç yıl öncesine kadar neredeyse her gün adı anılan İstanbul Çevre Düzeni Planları’ndan bir yıl boyunca hiç söz edilmemiş! (En son 2013 yılında bir kere değinilmiş.) Son yapılan bu açıklama da şöyle: İTO toplantısına katılan ve bir konuşma yapan Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş İstanbul’da göreve gelir

İktidarlar bu unutkanlık üzerinde inşa edilir. Kural nasıl bilindiğinin bilinmemesidir. Bu nedenle bilinenden söz edilir, nasıl bilindiğinden söz edilmez. İktidarların becerisi bildiğini göstermek, bilmediğini gizlemektir. En önemli becerileri bilginin nasıl bir yöntemle ve nasıl elde edildiğini, yani bu eşitsizlik yaratan iktidar makinesinin nasıl çalıştığını gizlemektir. Bu yüzden demokratik topluluklar politika ile poetika arasında dengeli bir ilişki kurmaya çalışırlar. Ne de olsa bürokratik devletlerin normal işleyişinin Nazizmle, faşizmle aynı şey olduğunu öğrenmişlerdir.

gelmez beşyüz uzmanın çalıştığı bir büro oluşturulduğunu, şehri uzmanlara incelettiğini söylüyor. Ancak bu uzmanların niye bu işi yaptıklarını, hazırladıkları belgenin İstanbul’un Çevre Düzeni Planı (master planı) olduğunu söylemiyor! Belediyenin çıkardığı bültenler ve resmi web sitesi incelendiğinde son birkaç yıldır bu planlardan hiç söz edilmediği görülüyor. Açıkçası yöneticiler İstanbul’u daha iyi tanısınlar diye o zamanın parasıyla yetmiş trilyon harcanması… Şaşırtıcı bir durum. Birkaç üniversite kurmaya fazlasıyla yetecek bir kaynak harcanan ve üzerinde yıllarca çalışılan master planın İstanbul’u yönetenler şehri daha iyi tanısınlar diye hazırlanmış bir rehber niteliği kazandığı anlaşılıyor. Yılda 1500 plan tadilatı yapılan bir şehirde bir master plana ihtiyaç bulunmadığı açık.

Notlar: 1. Merak ettim, İstanbul’un 2004’ten 2014’e uydu görüntülerini karşılaştırdım. İstanbul’un Çevre Düzeni Planı’nın hazırlandığı bu süreç içinde, aradaki fark son derece çarpıcı. Bu on yıl içinde şehrin ormanlarının, yeşil alanlarının neredeyse yarısının yok edildiği görülüyor. 1990'lı yıllarda mücadelesini verdiğimiz yerler bu süreçte

11 XXI - MART 2015

Tasarım, mimarlık, şehircilik gibi faaliyetler sembolik faaliyetlerdir, temsil ettikleri insanların yaptıklarını, hayatlarını ilgilendirir. Kendi üretim sürecini görünür hale getiren sorgulama, yani düşünsel olma yükümlülükleri vardır. Dünyadan söz ettiğimizde kendisinden değil, kendi bildiğimiz bir dünyadan söz ederiz. Bunu düşünsel bir uğraşla bildiğimizden dolayı değil, belki de tarihsiz (antropolojik) deneyimlerden, din, gelenek gibi bilgilerle elde ettiğimiz için. Her sözlerine hakikatin dünyanın dışında olduğunu söyleyerek başlayanlar, insandan insana aktarılan, tarih ötesi bir deneyime işaret etmişlerdi. Büyük ihtimalle tanrılar yer yüzüne indiğinde, hayatlarının çekilmez hale geldiğini fark ettikleri için. Bilmiyorum bu deneyimi hala günde tekrar tekrar (beş vakit) hatırlamaya gerek var mı?

yapılaşmaya açılmış! Demek ki yalnızca oturup İstanbul’un iyiliği

SORU İŞARETİ

Taksim ve İstanbul’un bütün meydanları için saçma sapan projeler hazırlayan, sonra da itiraz ettiğimiz için her defasında “Ulaşım teknik bir konudur tartışılmaz” diye bizi azarlayan uzmanlar ile onların sundukları bu plan ve projeleri uygulatmak için yukarıdan “Ne olursa olsun yapılacak, laf dinlemezlerse müdahale edilecek” diyen otorite arasındaki benzerlik çarpıcı. Polisler şiddetle hiç alakası olmayan, ancak itiraz eden, yani laf dinlemeyen gençlerin kafalarına nişan alıp gaz fişeklerini atıyorlardı. Bu yüzden ondan fazla genç öldü, kör ya da felç oldu. Her iki işlevde de aslında “Kafalarına sık” talimatı bulunuyor. Her ikisi de aynı şiddeti uyguluyorlar. Bu projeleri, planları hazırlayanlar şiddet yoluyla şehirlilerin müşterek anlam dünyasını felç etmeyi hedefliyorlar. Diğerleri ise doğrudan kafalarımıza nişan alarak, sıkarak bunu fiziksel olarak gerçekleştiriyorlar.

edilenin temsil edene dahil edildiği bir praksistir bu. Bu sürecin içinde şiddetin sembolik alanda yeniden üretimi bulunur. Hiç şüphesiz tasarım sembolik bir faaliyettir ancak temsil ettiğinin de sembolik bir faaliyet olduğunu anlamak gerekir. Onların planlama dedikleri tam da buydu işte. Bu yüzden İstanbul’da hiç bir zaman planlama olmadı. İktidar, yoksul halkın girişimcilik ruhunu okşayarak bu sorunu görünmez kılıyor. Muhalefet ise merkezci siyasal konularda hiçbir zaman anlaşamadıkları iktidar ile yereldeki reel koşullarda uzlaşma içinde. Böylece sorunla yüzleşme fırsatı ortadan kalkıyor.


Geçiciliğe Dair Fikirler YAP İSTANBUL MODERN: YENI MIMARLIK PROGRAMI’NIN IKINCI GEÇICI YAPISI BELIRLENDI. PATTU (CEM KOZAR, IŞIL ÜNAL) TARAFINDAN TASARLANAN KATI OLAN HER ŞEY BAŞLIKLI PROJE, HAZIRAN BAŞINDA İSTANBUL MODERN’IN BAHÇESINDE UYGULANACAK KATI OLAN HER ŞEY PATTU (CEM KOZAR, IŞIL ÜNAL)

MART 2015 - XXI 12

GÜNCEL

Yapılar, belki de insan ömründen daha uzun süre ayakta kaldıkları için anılarımızı bağladığımız birer çapa gibidir. Peki ne denli sağlamdırlar? Taş, çimento ya da mermerden yapılmış olmaları onları ebediyen ayakta tutmaz aslında. Bir günde kolayca yok olup gidebilirler. Marx’ın ünlü “Katı olan her şey buharlaşıyor” sözünün bir kısmını bu nedenle ödünç aldık. Yaklaşımımız,

İstanbul Modern’i çevreleyen alanı tüm bileşenleriyle birlikte parçalara ayırmak ve mimarinin geçici yüzünü gözler önüne serecek şekilde yeniden bir araya getirmekti. Tasarım burada inşa edilmiş önceki binaların geometrilerini alıyor ve bunları birbirleriyle çarpıştırarak kaotik bir biçime sokuyor. Fakat gün içinde şeffaf şekiller matlaştıkça bu kaos da bir anlam ifade etmeye başlıyor. Geçmişin geometrileri bir görünür bir görünmez oluyor. Bölgenin endüstriyel tarihinden beslenen “Katı Olan Her

Şey”, hem geçmişe dair bir hatırlatma hem yakında yeniden değişecek olan bölgenin geleceğine dair bir bildiri, geleceğe daha eleştirel bakmamızı öneren. Bölgenin endüstriyel tarihi, malzeme seçimlerimizi de etkiledi. Ana biçimler okside metalden yapılacak. Gölgeliklerde ise sıcağa tepkime veren akıllı metal alaşımlardan faydalanılarak hava ısındığında kapanan, soğuduğunda açılan yüzeyler elde

edilecek. Bunların altında ise paletler, çalılar, yastıklar ve şezlonglardan oluşan bir peyzaj uzanacak. Proje: Pattu (Cem Kozar, Işıl Ünal) Ekip: Ilgın Külekçi, Hürcan Emre Yılmazer, Dilan Çelik, Ömer Talha Yağcı Mühendislik ve Ar-Ge: Metal Yapı, Bülent Özgül, Aylin Özgül, Burhan Ergüner Teşekkürler: Fatih Küçükçolak, Vassilis Danellis, Funda Cinoğlu


AĞAÇLARIN FISILTISI ALİ SİNAN, HASAN OKAN ÇETİN Sürdürülebilirlik ve geçicilik kavramlarının bir araya gelmesiyle oluşan zihinsel ikilemden hareketle, İstanbul Modern için yaptığımız tasarım, kendine ayrılan mekansal ve zamansal süreçten çıkarak muhtemel tehditlere açık olan ormanlarda kendine yer bulacak ve tahriplere karşı bir tepki olarak kendini var edecek.

Proje: Ali Sinan, Hasan Okan Çetin Görselleştirme: Olsi Kafeja Katkıda bulunanlar: Cem Dursun, Fatih Zorer, Gökhan Yıldırım, Nuran Özkam, Turan Türkal

13 XXI - MART 2015

Bu metafor ile insanların geçmişe dair yakarışlarının ve geleceğe dair umutlarının belleği olarak tasarlanan bir imge üzerinde toplamayı ve gelecek nesillere aktarmayı hedefledik. Sarkan zincirler ve üzerine bağlanan dilekler, doldurulan bir denizden geriye kalan tek doğal unsur olan rüzgarın yardımıyla bir melodiye dönüşüp evrene savrulacak ve tahrip edilen doğanın sessiz fısıltılarını duymamızı sağlayacak.

GÜNCEL

Kesilen bir ağacın yerine yeni bir ağaç dikmek ya da üzeri doldurulan bir denizle yapay bir ilişki kurmak yerine tercihimizi insanın bencil ve gereğinden fazla tüketen tavrı ile savaşmaktan yana kullandık. Bunu yaparken, geçmişten bu yana insan tarafından tahrip edilenlerin bir simgesi olarak dilek ağacı metaforunu, gelecekte tahrip edileceklerin bir göstergesi olarak somutlaştırdık.


HALAT EVİ FLAT C (SELİM BAYER, BULUT CEBECİ)

MART 2015 - XXI 14

GÜNCEL

“Halat Evi” basit malzemelerin karmaşık bir uzam deneyimi oluşturacak şekilde eklemlenmesini gözler önüne seriyor. Pavyon, yerden beş metre yükseğe asılı bir güvenlik filesi sisteminden sarkan, dar aralıklı ve eş uzunlukta halatlardan oluşacak. Pavyona erişimi sağlayan zemin kısmında serbestçe asılı duran halatlar, ziyaretçilerin kendi alanlarını devinim içinde biçimlendirmelerini gerektiren bir mekan meydana

getirecek. Böylece pavyonun yoğunluğu yavaş yavaş değişecek ve halatların gruplanması denize doğru uzanan ara mekanlar yaratacak. Serbest ve gruplar halindeki halat yığınının etkin halde oluşturduğu sürekli saçak, gündüz siper olurken gece de ışık saçacak. Proje: Flat C (Selim Bayer, Bulut Cebeci) Grafik Tasarım: Eren Butler Animasyon: Alek Sonman Strüktür Mühendisliği: Manja van de Worp


KOLEKTİF ZEMİN HERKES İÇİN MİMARLIK Kolektif Zemin, İstanbul Modern’in bahçesinde birçok tasarımın bir araya geleceği bir buluşma mekanı yaratıyor. Herkes İçin Mimarlık "beraber yapmak" söylemi doğrultusunda, üç ay boyunca bahçe alanında yerel örgütlenmeler, sivil toplum kuruluşları, öğrenci grupları ve bireysel inisiyatiflerle beraber, bu grup ve kişilerin ihtiyaçlarına yönelik sosyal fayda içeren üretimler gerçekleştirecek. Alan her üretimin ihtiyacına göre planlanan bir ızgara sistemine bölünecek ve bu ızgara sistemi alanın üstünde balonlar ile taşınan bir üst örtüyle tanımlanacak. İstanbul Modern’de kalma süresi bittikten sonra yapılan üretimler, üretimleri gerçekleştirilenlerin kullanacakları yerlere taşınarak hayatlarına devam edecek. Kolektif Zemin, beraber ve fayda sağlayan mimari üretimler yapmanın imkanlarını araştıran ve uygulayan bir tasarım süreci olacak.

MART 2015 - XXI 16

GÜNCEL

Proje: Herkes İçin Mimarlık Ekip: Herkes İçin Mimarlık üyeleri ve katılımcılar


SU KORUSU YOUNG & AYATA Geleneksel bir koruya sahip avlu formu, doğa ile insan elinden çıkma yapılar arasında bir mekan olarak uzun zamandır kullanılagelen mimari bir tipoloji. Bu formu alışılmadık bir hale sokan Su Korusu, sıradan endüstriyel yapı malzemelerinden inşa edilen bir koru öneriyor: beton, çelik çubuk, bağlantı elemanları ve bahçe hortumu. Elyaf örgülü şeffaf hortumlar, dallar halindeki çubuk yapıları kaplıyor ve yayılıp titreşen ışıktan oluşan yoğun bir düşey alan şeklinde aşağıya sarkıyor. Böylece yapı, yoğun ve neredeyse akışkan olan bir atmosfer deneyimi yaratıyor. Yapının batırılabilirliğine dair bu nitelikleri, ters çevrildiğinde suni bir balık habitatı olarak Boğaz sularına yerleştirilerek yeniden kullanılabileceğine işaret ediyor. Yerüstü pavyondaki ışık geçiren yapılar, zamanla yerlerini suni bir resifteki biyolojik ve jeolojik birikintilere bırakıyor.

MART 2015 - XXI 18

GÜNCEL

Proje Ekibi: Young & Ayata (Kutan Ayata, Michael Young, Sina Özbudun, Isidoro Michan, Alastair Stokes, Julia Fleckenstein, Bob Simon) Strüktürel Danışman: Shaina Saporta, Arup Mühendislik


Ev Hikayeleri

MART 2015 - XXI 20

GÜNCEL

AVUSTRALYA’NIN VICTORIA EYALETININ ÇEŞITLI BÖLGELERINDEN SANATÇILAR, ÖĞRENCILER VE KENTLILERIN KATILIMIYLA HAYAT BULAN HOME ADLI KENTSEL SANAT PROJESI, KIŞISEL HIKAYELER ÜZERINDEN EV VE YUVA KAVRAMLARINI SORGULUYOR.

fotoğraflar: Yasemin Tekmen Aracı

Yasemin Tekmen Aracı Her ne kadar sözlükler "house" ve "home" kelimelerinin her ikisinin de Türkçe karşılığı olarak "ev" kelimesini uygun görse de "home" aslında "ev"den farklı olarak fiziksel yapısından sıyrılmış ve kişiyle özdeşleşmiş, yani somutluktan uzak ve gayet öznel bir kavram. "Home" aslında "ev"den ziyade "yuva" anlamına gelir. Yuva dediğimiz şey, içinde yaşadığımız fiziksel yapı değil, kendimizi güvende ve mutlu hissettiğimiz yerdir. Bir evi satın alabilirsiniz, ancak yuvayı kendiniz yaparsınız, o hazır gelmez. Yani nedir yuva? Bize özel, bizim olan, hatıralarımızın olduğu, kendi kişiliğimizle bağdaştırdığımız soyut bir kavram. Bir "ev"i "yuva"ya dönüştüren nedir peki? Tabi ki evde yaşayan bireyler, bazen kocaman bir aile, bazen yalnız bir

insan, belki bir de kedi... Kimsenin yaşamadığı bir eve yuva diyemezsiniz. Yuva, yaşanmışlık olan yerdir. Aslında bu sözcüğün anlamını ne kadar iyi kavradığımız, "yuva" kelimesini çocuklarımızın bakımını sağlayan kreşler için kullanmamızdan belli. Batılılar çocuklarını "kindergarden"a yani "çocuk bahçesi"ne bırakırken biz çocuklarımızı "yuva"ya bırakırız. Çünkü yuva demek, sıcaklık, samimiyet, rahatlık, insanın kendini ait hissettiği yer demektir. O nedenle çocuklar da kendi yuvalarının sıcaklığından diğer yuvaya giderler. İnsan evle bir bağlantı kurmaz, yuvayla kurar, ona bağlanır. Yuva illa da evin olduğu yer değildir bazı zaman; insanın kalbi neredeyse orasıdır. Misal benim evim Melbourne’de, ancak yuvam Ege’de.

İşte bu "ev" kavramının "yuva"ya dönüşümünü sorgulatan interaktif bir sanat projesine ev sahipliği yaptı Melbourne: "Home". Bir tane kocaman ev merkezde beklerken, 7000 tane de küçük ahşap ev, şehrin sokaklarında gezdi durdu. Geçen yaz Melbourne’ün caddelerine, köprülerine ve parklarına "Beni çal, seninim" (Play Me, I’m Yours) sloganı altında 24 tane birbirinden güzel dekore edilmiş piyano yerleştirilmiş, üç hafta boyunca halkın kullanımına açılmış ve binlerce kişi bu piyanoları tıngırdatmıştı. BAPP’ın (Betty Amsden Participation Program) bu projesinin ardından, 2015 yılının etkinliği ise yine Melbourne Sanat Merkezi (Arts Centre Melbourne) bünyesinde düzenlenen "Home" adlı bu proje oldu.

Ocak ayının yaza denk geldiği Victoria eyaletinin her yerinden kimi sanatçı, kimi öğrenci, kimi ise sadece konuya meraklı yurttaşlar bir araya geldi. Her biri küçük ahşap maket evleri, kendi kişisel hayatlarını anlatacak, kendilerini ifade edecek bir şekilde birbirinden farklı biçimlerde tasarladı, boyadı, dekore etti. Home büyük ölçekli bir sokak sanatı projesi oldu ve bu etkinliğe katılan bireyler, aileler ya da toplum, yuvanın ne anlama geldiğini hem keşfetti hem de birbiriyle paylaşma fırsatı buldu. Ücretsiz bir sanat etkinliği olan Home, herkesin yuva anlayışının birbirinden ne kadar da farklı olduğunun göstergesiydi. Tüm bu evler, etkinliğin açılış günü sanat merkezinde sergilendi ve yine halk tarafından alınıp kentin dört bir yanına, sokaklara, bahçelere, parklara dağıtıldı. Şehrin neresine


GÜNCEL 21 XXI - MART 2015

giderseniz gidin bir köşede bu küçük evlerden birine rastlamak mümkün; bir heykelin dibinde, bir posta kutusunun üzerinde, restoranda bir masada, bir bahçe duvarında, sokak sanatçısının para bağışlama kabında... Halka açık bu projenin amaçlarından biri ise evlerin kendi eşsiz yolculuklarına devam etmesini sağlamak. Bunun için projenin tanıtımında, eğer şehrin herhangi bir yerinde o evlerden birine rastlarsanız, alıp gezdirin, yerini değiştirin, fotoğraflayın ve dilerseniz kendi hikayenizle birlikte web sitesine yükleyin, başkalarıyla paylaşın mesajları verildi. Son birkaç aydır sanat atölyelerinde dekore edilen evlerden 1100 tanesi ise Melbourne Sanat Merkezi’nin bahçesinde bulunan Büyük Ev’in duvarlarındaki raflarda sergilendi. Burası sanat etkinliğinin ana merkezi olarak

düzenlendi ve 10-26 Ocak tarihleri arasında bahçesinde çeşitli konserler, sohbetler, partiler ve dans geceleri organize edildi. Slogan ise, "Gelin, açıkhava ev partimizde bize katılın ve kendinizi evinizde hissedin." Ayrıca Ocak ayı boyunca, atölyeler başka küçük evleri dekore etmek amacıyla burası açık tutuldu. Etkinlik sırasındaki sohbetlerden biri ise evsizler üzerineydi. Evsiz olmak ya da evinizi kaybetmek nasıl bir şey? Eğer kafanızın üzerinde bir çatı olsaydı kendinizi hala evsiz hisseder miydiniz? İnsan neden evsiz kalır? Bu soruların cevabı kültürlere göre değişkenlik gösteriyor elbette. Melbourne’de çok olmasa da özellikle şehir merkezinde yol üzerinde evsizlere rastlamak mümkün. Ancak bazen

evinden yeni çıkmış gibi yıkanmış taranmış saçlarıyla ve tertemiz battaniyeleriyle sokakta yatan gençleri gördükçe hep düşünüyorum: Bu insanlar gerçekten imkansızlıklardan dolayı mı evsizler, yoksa evsizliği bir yaşam biçimi olarak mı görüyorlar? Onların yuvası da sokaklar mı? 26 Ocak Avustralya gününde ise, tüm dünyadan ve Avustralya’nın diğer bölgelerinden gelip Melbourne’ü kendilerine ev olarak benimsemiş sanatçılarla birlikte Home projesinin finali yapıldı. Darryl Cordell tarafından tasarlanmış ve SummerSalt Sanat Festivali ortaklığında gerçekleştirilmiş olan Home projesinin web sitesi ise www.artscentremelbourne.com.au/ whats-on/families-and-youth/home


Üçgen Prizmaların Bütünselliği SUYABATMAZ DEMIREL MIMARLIK TARAFINDAN MAR YAPI IÇIN TASARLANAN VE GÜNEŞLI’DE HAYATA GEÇIRILECEK OLAN G YOO, CEPHEYI VE GÜNIŞIĞINI MAKSIMIZE ETMEK AMACIYLA ÜÇGEN PRIZMALAR HALINDE TASARLANAN IKI KONUT BLOĞUNDAN OLUŞUYOR.

MART 2015 - XXI 22

GÜNCEL

Güneşli’deki inşaatı devam eden G Yoo konut blokları, cepheyi ve günışığını maksimize etmek amacıyla üçgen plan şemasındaki iki prizmatik kule halinde tasarlandı. Arsanın batısından geçen Basın Ekspres Yolu’nun mevcut trafik yoğunluğu, Taş Ocağı Caddesi’nin gelecekteki olası trafik yoğunluğu ve doğal aydınlatmanın verimli kullanılması kaygısı, biçim kararlarına doğrudan etki eden etmenler olarak ele alındı. Arsaya konumlanacak tek bir prizma, söz edilen problemleri çözemeyeceği için diyagonal bir kesimle iki parçaya ayrılmış üçgen plan şemasında iki kule tasarlanarak ve yapı parçalarını arsanın karşıt sınırlarına dayandırarak iki yoldan da iyi bir şekilde algılanması sağlandı. Böylece yol

mimari proje: Suyabatmaz Demirel Mimarlık (Arif Suyabatmaz, Hakan Demirel) ekip: Orhun Ülgen, Eda Yazkurt, Mustafa Uzman, Cenk Toyhan işveren: Mar Yapı iç mimari proje: YOO (Philippe Starck) statik proje: Yapı Teknik Proje mekanik proje: Dinamik Proje elektrik projesi: Vega Mühendislik yer: Güneşli, İstanbul proje alanı: 17.226 m2 toplam alan: 95.000 m2 tasarım tarihi: 2012 inşa tarihi: 2014 - 2016

taraflarına dayanan köşeler sayesinde gürültüden etkilenen mekanlar, en aza indirildi. Mekan çözümleri olarak birbirlerinden farklı iki alt parçadan birinin çekirdek ve şaftları hipotenüs kenarına dayanarak kuzeye yönelirken, diğer parça uzun kenarına dayanarak kuzeye baktırıldı. Böylece doğal ışık olabildiğince verimli kullanılarak pasif iklimlendirmeye yardımcı olundu. Üçgen plan şeması başta bir problem olarak algılanabilmesine rağmen, tasarımda bir avantaja dönüştürülerek, daha yaşanabilir mekanlar yaratmak için kullanıldı. Bu form sayesinde konutlarda cephe ve gün ışığı maksimize edilirken bu bölgede yaşayan kullanıcı profiline uygun olarak tasarlanan küçük daireler

için çok avantajlı bir iç mekan düzeni elde edildi. Cephe tasarımıyla iki farklı bina olarak değil, bir bütün olarak algılanan G Yoo blokları, altlarına aldıkları sosyal ve ticari donatılar ile kamusal alanlar sayesinde zeminle zengin bir ilişki kuruyor. Bütün ayrışırken oluşan kesim düzlemi zemin kotunda da devam ederek bir yarık oluşturuldu. Arsanın batı ve doğusundaki donatılar yarıktan ışık alacak şekilde konumlandırıldı. Projenin önerdiği işlevsel süreklilik, mekanların ve cephe boşluklarının modüler organizasyonuyla sağlandı. Siyah cephe üzerindeki her mekan üç farklı boyutta boşluk içerirken, beyaz

cephe ise tek bir modül içerecek şekilde tasarlandı. Böylece mekanların cepheyle kurduğu ilişkiyle, cephede rastgele konumlanmış gibi gözüken fakat altında matematiği olan bir doku oluşturuldu. Böylece gelecekte planların değişmesi durumunda dahi, cephede benzer bir dokunun oluşabilmesine imkan sağlandı. Cephelerin birbirleriye yaptıkları güçlü kontrast ve yapıların konumlandırılma stratejisi sayesinde çok farklı vistalarla kullanıcıya farklı perspektifler sunulan konut bloklarında, bir adım önce görülenle bir sonraki adımda görülen görüntülerin bu denli farklı olması sayesinde sinematografik bir durum elde edildi.


GÜNCEL 23 XXI - MART 2015

vaziyet planı

kütle şeması

tipik kat planı

kesit


Kentsel Huzursuzluk KASIM AYINDA DÜZENLENEN KONUT KONFERANSI’NDA KONUŞMACI OLAN DILLER SCOFIDIO + RENFRO EKİBİNDEN CHARLES RENFRO İLE İŞLERİ VE ÖZELLİKLE HIGH LINE PROJESİ ÜZERİNE KISA BİR SÖYLEŞİ GERÇEKLEŞTİRDİK.

MART 2015 - XXI 24

GÜNCEL

fotoğraflar: Iwan Baan

güzin öztok: Diller Scofidio + Renfro’nun projelerinde sanat ve mimarlık birbiriyle nasıl ilişki kuruyor, bunu nasıl tarif edersiniz? Charles Renfro: Ana akım olmayan tiyatrolarla sanat konusuna başladık. Kamusal sanatla birlikte yaptıklarımız sokaklara taşındı. Toplumun özellikle mekana ve kamusal mekana dair güncel fikirleriyle tanımlanan kültürel koşullar, üretimimizin tetikleyicisi oldu. Ayrıca kimlik, cinsiyet, politika, duygu gibi başlıklara da önem verdik. Dünyada nasıl bir yol izlediğimiz, güncel kültürün bedenimizin hareketlerine nasıl yerleşik olduğu da işlerimiz üzerinde etkili. Bu meseleler sanat projelerini tetikledi ve ardından son 15 yıldır yapılandırdığımız mimari işlere doğru yol aldı. Bu nedenle ikisinin arasındaki ilişki, deneyime dair bir fikirden kaynaklanıyor. Deneyim, sınırlı bir mekanda sabit izleyicilerle elde edilebilir ya da daha fazla izleyici

için bir kentte, kentsel mekanda benzer şekilde inşa edilebilir. gö: Deneyim söz konusu olunca beni en etkileyen işiniz Blur sanırım. Mekanın belirsiz, geçici ya da tekinsiz olabilmesine de iyi bir örnek, çünkü mekanı çoğu zaman daha katı hayal ederiz. Bu bağlamda sizin mekan tanımınız nedir? cr: Çalışmalarımızın odağı deneyim inşa etmek, bina ya da herhangi başka bir şey değil. Bu nedenle sürekli ve biçimsel bir pozisyonumuz yok, bunun yerine belli bir deneyimi yaratacak olan gerekli formu araştırıyoruz. Blur projesinde formsuz, köşesiz, tanımsız, sürekli değişen bir mimarlık yapmakla ilgileniyorduk, daha da önemlisi bu mimarlığın görme yetisini ortadan kaldırmasını ve insanların görmeyi yeniden değerlendirmesini istiyorduk. Blur’a girdiğinizde bir şey göremiyordunuz, böylece diğer

duyularınız devreye giriyordu. Bu açıdan düşününce formsuz bir mimarlık yaratmak esas mesele değildi. Form, mimarlığın yan ürünü gibiydi. Blur projesinde mimarlık buhar ve sisten oluşuyordu. Sis ise tanımı gereği formsuzdur. gö: Blur’un içindeyken ziyaretçilerin aynı anda hem korkmuş hem de meraklanmış olduğunu okumuştum. cr: Evet, pek çok işimizde beklenmedik durumlar yaratmayı deniyoruz. En son mimari üretimimizde mesela binayı, dünyayı farklı bir şekilde görme ve anlama aracı olarak ele aldık. Boston Güncel Sanat Enstitüsü’ndeki medya odası, binanın yanındaki suyu çerçeveliyor, böylece çevredeki binaları ya da nesneleri görmemiş oluyorsunuz. Bu şekilde su ve odanın çevresindeki alan, soyut bir konsept haline geliyor. Bu mekana giren insanlar, çerçevelenmiş alana bakınca bir TV ekranına baktıklarını

sanıyorlar. Oysaki sadece odanın çevresindeki alanı farklı bir şekilde çerçeveledik. gö: Peki, kamusal alana geri dönersek High Line projesinin üçüncü etabı da tamamlandı. High Line, kentsel bir alanın dönüşümü konusunda referans bir proje. Dönüşümün ve geri kazanımın arka planındaki metodolojiyi anlatır mısınız? cr: High Line, kullanılmayan endüstriyel mimarlığın bir parçasını alıp, uyum sağlayabilen, yeniden kullanım alanına dönüştüren bir projeydi. Bence bütün şehirler yaşayan ve birlikte çalışan bir yapıda olmalı. Eğer şehirde terk edilmiş bir bölge varsa orayı muhtemelen yeniden düşünmek için bir fırsat da var demektir. Bu yüzden High Line, endüstriyel bir bölgenin yeniden kullanımı için bir yöntem öneriyor. Bununla birlikte High Line’ın şartları, formu ve gerçekleşme süreci New York


GÜNCEL MART 2015 - XXI 26

şehrine ve New York’un özellikle o bölgesine ait. Diğer bir deyişle High Line’daki öneri ve çözümlerin başka bir alana taşınması mümkün değil. Her bir bölge kendine has ihtiyaçlara göre cevaplar bekliyor. Bu zor, çünkü o bölgenin meselelerinin içine detaylı bir şekilde dalmak gerekiyor. Yerel halkın ihtiyaçlarını anlamak, tarihi koşullara hizmet etmek, bir alanın geleceğine karar vermek gibi zor meseleler var. Bütün bunlar, paylaşımcı bir şekilde ve eşzamanlı olarak cevaplanmalı. O alana ve probleme has bir çözüm üretilmeli. gö: High Line’ın giriş ve çıkış saatleri var. Bu neden? cr: Öncelikle kişisel olarak High Line’ın bir park olduğunu düşünmüyorum. High Line kentsel bir altyapı birimi. Biraz da müze gibi, yani kültürel bir tesis. Alanın düzgün bir şekilde korunması için parkın açılış ve kapanış saatleri var. 24 saat boyunca açık olsaydı geliştirmek ve

sürdürmek mümkün olmazdı. Ama bir açıdan bu, ne tamamen kamusal ne de halka kapalı bir müze gibi, yani High Line yeni bir tür kentsel deneyim diyebiliriz. Bir şekilde bu iki durumun melezlenmesi söz konusu. Ama giriş serbest olduğu için kamusal park tipolojisini kök olarak kabul ediyor, öte yandan bazı katmanlarda özel bir kurumun verebileceği yararlara sahip. gö: İstanbul’u dolaşma şansınız oldu mu? cr: Bu üçüncü gelişim ama 15 yıldır gelmemiştim. Kentsel peyzajda değişen çok şey olduğunu görüyorum. Süslü dükkanlardan yüksek katlı yapılara kadar çok değişim var. Ama öte yandan burada özellikle gençlerin huzursuzluğuna çok dikkat ediyorum. Dünyadaki pek çok şehirde benzer bir huzursuzluk ortamı var, hatta şimdi Amerika Birleşik Devletleri’nde bu meseleler var, daha ırkçı bir sebebe sahip ve pek çok şehirde

protestolar var. Yani çok fazla hoşnutsuzluk var ama meselenin kökleri birbirine benziyor. Parası olan ve olmayan insanlar arasında büyük bir ayrışma var. Amerika şehirlerindeki ırksal haklara dair problemlerin kökeni de bu parasal bölünmeye dayanıyor. Bu, hükümetlerin açık bir şekilde belirtmediği büyük bir problem. Ama toplumları dengeleyecek kollara sahibiz, mimarlık vasıtasıyla bunu yapmayı deneyebiliriz ya da en azından yardım edebiliriz. Mesela hükümetleri kamusal işlere ikna ederek doğru yola yönlendirebiliriz. Bugün buraya konut hakkında konuşmak için geldim. En çok zorlandığım şey, pek çok kurumsal iş üretmiş ve görece az özel konut üretmiş bir batılının ya da New Yorklu’nun gözünden konut tartışmasını nasıl konumlandıracağım konusu oldu. Yani hükümetin durumu, kamunun konut ya da şehir üretiminde durduğu noktanın hassasiyeti meseleyi zorlaştırıyor. Çünkü

şehir, temel olarak içinde yaşayanlardan oluşur. İstanbul hakkında düşünmek ilgi çekici, özellikle ziyaret ettiğim bu günlerde insanlardaki hoşnutsuzluğu deneyimleyebilecek miyim, merak ediyorum. gö: Gezi protestoları kamusal alan için daha fazla düşünmemizi sağladı sanırım. cr: Tabi ki, şimdi High Line’ın giriş çıkış saatleri hakkındaki sorunu daha iyi anladım. Bu soru, kamusal alanların özelleştiğine dair potansiyel bir sonuca yönlendiriyor. Bununla birlikte High Line projesinde artık kullanılmayan bir alan söz konusuydu. Hatta bu alan halkın erişimine bile açık değildi, üzerine çıkmak yasaktı. Bu bağlamda High Line sokaklar ve caddeler gibi davranmıyor olsa da bu projeyle birlikte kamuya bir hediye verildi. Zaten High Line’ın sokak gibi olması gerektiğini ya da buna ihtiyaç duyduğunu düşünmüyorum.


Nemo’da Bilimin Deliliği: Çocuk Üretkenliği Kapitalist Üretkenliğe Karşı... Bir Bilim Merkezinden Birkaç Aforizma

-Enis Batur için-

MART 2015 - XXI 28

DÖNME DOLAP

“Gençlerden can sıkıcı bilgeliği uzaklaştırıyor ve böylelikle hazların çekici güzelliğini onların üzerine yayıyorum; ve burada size havadan masallar anlattığımı sanmamanız için, insanları, büyüyüp yetiştikleri, deneyim ile dersler sayesinde bilge olmaya başladıkları zaman göz önünde tutunuz, görürsünüz ki onlarda güzellik hemen solmaya başlar, neşe söner, kuvvet azalır, çekicilik uçar gider, onlar benden [delilikten] uzaklaştıkça, hayat gitgide onları terk eder ve sonunda, kendilerine ve başkalarına yük olan şu neşesiz ihtiyarlığa erişirler.” Rotterdamlı Erasmus, 2002, Deliliğe Övgü, 13. Çev. Nusret Hızır, Kabalcı Yayınları, İstanbul, s. 30.

LEVENT ŞENTÜRK

Çocuk olmak, üretken hissetmektir. Bu üretkenliği, kapitalist toplumun "verimlilik" ve "işlevsellik" kavramlarıyla karıştırmamak gerekir. Kapitalist üretimde hedefe yönelik bir dizi epistemoloji, bir dizi metodoloji vardır; oysa çocuk üretkenliğinde şizofrenik bir hedefsizlik söz konusudur. Kapitalist üretkenlikte girdilerin ve işlemlerin hesaplı hale getirilmesi vardır; çocuk üretkenliğinde geçici hesaplamalar, yer değiştirebilir girdiler ve zamansız işlemler vardır. Kapitalist üretkenlik, sistem içindeki özel bir konuyu ve ihtiyacı maddileştirir. Ama çocuk üretkenliği, her konuyu ve durumu kapsar. Kapitalist üretimde hayatın bütününün biyopolitik bir analizi neticesinde bir ihtiyacın icat edilmesi vardır. Oysa çocuksu üretkenlik, hayatın her anındaki yaratıcı üretkenliğe tekabül eder; bu yanıyla da, yetişkin dünyası için öğretici bir üretkenlik tanımıdır.

Kapitalist üretimde yeniliğin sürekli üretimiyle ayakta duran bir tüketim ekonomisi vardır. Çocuksal üretimde nakaratlar ve tekrarlar üzerine kurulu bir belleksizlik ya da adacıklar ekonomisi vardır. Bunlar bellek adacıklarıdır, hareket halindedirler ve canları ne zaman isterse o anda öne çıkıp zihni uyarır ve ekonomik yasalarını devreye sokarlar. Çocuk için yeniliğin tanımı yetişkinlerin dünyasındakine hiç benzemez. Tekrar yeniliktir; bilinenin tekrarı her seferinde bir zaferdir. Bu nedenle yetişkinler çocukların bir filmi defalarca bıkmadan izlemelerini delirtici bulurlar çünkü çocuğun yenilik ve tekrar konusundaki yaratıcılığı, sıradan bir yetişkinin aklını yakabilecek kadar güçlüdür. Kapitalist ekonomi, bütün kaynakları kendine mal ettikten sonra arkasında bir enkaz bırakır; yıkım onun menzili ve sömürüsünün göstergesidir. Kapitalizmin bir yerden geçtiğini, o mekanın fiziki tükenmişliğinden okuruz. Çocuksu üretkenlik terminolojisi açısından "enkaz" ve "yıkmak" tamamen hazcı kavramlardır. Kapitalizmin asla yapmayacağı şekilde, kurduğu şeyleri bir anda yerle bir eden bir hazcılıktır bu. Kapitalist ekonomi, inşa ettiği sömüren makinanın üzerinde oturur ve onu özenle ayakta tutar. Oysa çocuksu ekonomi, kendi icatlarından birinin ona hükmetmesine izin vermeyip en incelikli makinelerini bile parçalar, sonra üzerinde bir dev olup dinozorumsu bir dehşetle yürür, enkazı tekmeleyerek parçalarını kıyametsi bir acımasızlıkla her yana saçar, makinenin kalıntılarına kükreyişiyle seslenir ve patronun kim olduğunu öğretir: Yıkma hazzını asla elden bırakmaz. Kapitalist üretkenlik çok-bileşenli, titiz bir aklileştirmeler zincirine dayanır; bu nedenle de birçok kuvvetin uzamda düzenlenmesinden oluşur; oysa çocuksu üretkenlik salt diyagramdır veya dizginsiz bir yaratımın tüm uzamı kaplamasıdır. Kapitalist üretim ideolojisi, "gölgesini satamadığı ağacı kesmeye" dayanır. Çocuksu üretkenlik, "satmak", "gölge" ve "ağaç" kavramlarını birbirinin yerine kullanabilir: Çocuk üretkenliği önce "gölgeye ağacı satar", ardından "ağacın ağlamaya başladığını" görünce hemen "baltayı kapıp gölgeyi parçalar, altınları karanlığa fırlatır". Sonra da uçan baltanın üzerine ağacı ve gölgesini arka arkaya oturtup havada bir tur attırır. (Sonra başka bir nesneye geçer ve böyle devam eder.) Kapitalist narrative (anlatı) ona işlemez çünkü çocuğun şizofrenik/akışkan zihinselliğinde sülük gibi yapışabileceği bir damar bulamaz kendine; çocuğun akıl damarları devamlı hareket halindedir; bedeninin içinden dışına, dışından içine doğru. Kapitalist ekonominin anlatısı tüketiciyi hazırlayan bir giriş, yükseliş ve final jeneriğine sahiptir. Oysa çocuk ekonomisindeki anlatı hep kaldığı yerden devam eder ve yetişkinleri hep hazırlıksız yakalar. Kapitalist ekonomi, karmaşık bir simgeler ve işaretler sistemi üzerine inşa edilmiştir; bu simgeler bazen yasaklamaya, durdurmaya ve denetim altına almaya


DÖNME DOLAP

Kapitalist ekonomi, "hemen, şimdi" tatmin etmeye yönelik olmasıyla çocuğun dünyasına sızar; ama çocuk ekonomisinin "hemen, şimdi"si, kapitalist süjeyi (orta sınıfın tüketici öznesi) yoracak ve yıldıracak kadar enerjiktir çünkü onlar gibi, yani kapitalist ana-baba gibi yorgun argın ve bezgin değildir. Kapitalist ekonomi bireyi bilgeleştirmek için birçok bilgi teknolojisi üretmiştir. Çocuk ekonomisinin bilge bireye karşı şok tedavi niteliğinde şiddet teknolojileri vardır. Çocuk, bilgelik hastalığını sarsıcı bir biçimde iyileştiren, harika bir şifacıdır. Şöyle ki; bilgece vaazlar veren ak sakallı bilgiç profesörün suratına bir tokat, hayalarına bir tekme, ve son olarak da, "novaljin iğnesi gibi acıtan" küçük ve sivri yumruklarıyla, karnına bir yumruk indirir. Ak sakallı bilge profesör, alı al-moru mor, bilgeliğiyle, marka değeriyle, yılana dokunamayan sahte eleştirelliğiyle, çıkarcılığının bitmez tükenmezliğiyle, derinleşmiş sinsiliğiyle; Hristiyan kültünden devraldığı hıncıyla, kuzuları için çoban olmaya ayarlanmış öldürücü insancıllığıyla, muhteşem bir bilgelik taşıyan tokadın, bilgece yumruğun ve pek bilgece atılmış isabetli tekmenin (hayalardaki kıvrandırıcı) acısıyla; kan-ter içinde, kalakalır.

Kapitalist ekonominin mekanı, yetişkinlerin dünyasını muhasara altında tutan, birbirinden etkileyici ve renkli, kesin biçimde uzamsal, geçici ve sonsuz bir imgeler bombardımanına dayanır. Oysa çocuk ekonomisi, uzamın boyutlarını çarpıtıp değiştirir ve bu yanlış imgenin mekanına derin ve kalıcı biçimde tutunur. Kapitalist ekonominin imge-kodlamalarına dayalı teknolojik oyuncakları, tüketiciyi duraklatmak, kodun etkisini böylece süreye yaymak için yapılmıştır. Bu kodlar çocuklar üzerinde de yıkıcı bir duraklatma gücüne sahiptir. Oysa çocuk ekonomisinin imgekodları her zaman dilseldir ve hep hareket halinde, sayıklamalı, nakaratlıdır. Kapitalist ekonomi, tüketicinin bilinçaltındaki boş, sonsuz büyüklükteki düşsel gezegende kendini kurmak için devamlı yığınak yapar. Tüketici birey, bu boş gezegene, vanaları sonuna kadar açılmış bir imge kanalizasyonu borusundan bütün imgeleri sürekli akıtır. Zihin, bu imgeler bu akıntısının parçalarını bilinçaltının gezegeninde düzenler. Bu, tüketici bireyin hayal gücüdür. Bu, bilinçaltının göğündeki güneştir, güneşe benzeyen dev boru ağzından tüm imgeler dökülür. Kısa süre sonra vanalar bozulur, kireçlenir, paslanır ve kapatılması imkansız hale gelir. Böylece sonsuz debili imge nehri bilinçaltına akışını engelleyecek hiçbir şeyle karşılaşmadan akınını sürdürür. Çocuk üretkenliğinin kendi ozmotik iç basıncı yüksek olduğundan bu kanalın imge nehri, kapıda bekler ve çocuk imgeleminin iç ortamına difüzyon yoluyla yayılsa bile, orada çözünür ve ortamın parçası haline gelir. Şayet çocuk üretkenliğinin gezegeni kurur ve suları çekilirse, o zaman kapitalist imge kanalizasyonu burayı ele geçirir. Çocuk, muhafazakar toplumun aile yapısının son ötekisidir. Kadını, madunu ve LGBTIQ bireyleri içeren bir ötekilik bilinci geliştirmemeye meyleden muhafazakar ailenin son kalesi çocuktur. Çocuğun üretim koşulları, genetik soyacağı ve eğitilmesi konusundaki bütün sistemleri gözden geçirdiğimizde, bu sıkı birliğin atomunu görebiliriz. Ve bu atom parçalanmalıdır. Devlet sistemleri geleneksel olarak

çocuğu apolitik/masum, zayıf/güçsüz olarak kabul eder. Oysa günümüzde bu ön kabul, metropolitan anlamda tepetaklak edildiğinde, sistem ön kabulünün gereği ve tabii sonucu olarak hazırlıksız yakalanır. Çocuğun kentsel anlamda çok güçlü bir politik varlık olduğu görülür. Böylece masumiyet kavramı "üretken olmayan gücün zayıflığı"nın bir işlevi olmaktan çıkarak kenti ele geçirir; tüm kent çocuk isyanının mekanı haline geldiğinde devletin şiddeti askıda kalır. Eski, geleneksel yetişkin dünyasının meşruiyetinin başlıca kurucuları, az önce de belirttiğim gibi, çocuğun politik bakımdan geri, seksüel açıdan masum, psikolojik olarak güçsüz ve fiziksellik bağlamında zayıf addedilmesiydi. Ama eğer kentsel dönüşüm kavramına iade-i itibar sağlayacaksak, tam sırasıdır. Gerçek bir kentsel dönüşüm, kenti çocuklaştırır ve kenti her noktasında çocuklara ait hale getirecek biçimde dönüştürür. Kapitalist güçler, kentin çocuklaştırılmasını güvenlikçi reflekslerini yaymak için bir fırsat gibi görseler de mesele bu kadar yüzeysel değildir. Kentin çocuklaştırılmasını neoliberal aile değerlerinin kenti ele geçirmesi gibi görmüyor ve adlandırmıyorum. Kentin çocuklaşması, kentin isyankarlaşmasıdır. Bana göre, çocuklaşma ve politikleşme arasında bir çelişki yok. Kent mekanında çocuksal üretkenlik biçimleriyle köprü kurmamızı sağlayan nadir yerlerden biri de bilim ve teknoloji müzeleri ve merkezleridir. Bir bilim müzesi ya da merkezi kurma fikri, başlangıçta faydacı bir yatırım kılığındadır. Her okulda temel bilimlerin ya da doğa bilimlerinin yasalarını kapsamlı ve detaylı biçimde deneyimletecek ekipmanlar bulundurmak mümkün olamayacağına göre, bir bilim ve teknoloji merkezinde kentin tüm çocuklarına bu hizmeti üst düzeyde sunmak hem daha ucuza mal olur, hem de akılcı ve sosyal bir çözümdür. Dahası bu yapıyı bir kentsel imgeye dönüştürdüğünüzde, bu yolla izler-çevreyi küresel ölçeğe çıkarmak da mümkündür. Metropolitan kentlerdeki çocuk müzeleri, çocukluğun temsiliyetine (toplumda o güne kadar var olan bütün muhafazakar anlamlarına) yönelmez ve işi sulandırmazlar. Ancak çeşitli seküler fenomenleri temsil ederek öğretmeye

29 XXI - MART 2015

yarar. Çocuksal simge ve işaretler ekonomisi, bir "yanlış anlamalar" ve sonra da, o "yanlış anlamaları yeniden anlamalar" üzerine kurulu daha karmaşık bir sistemdir; bu nedenle de yasaklamalar, durdurma girişimleri veya denetim çabaları karşısında çocuk mutlak bir isyankarlık ve reddiye içindedir. Kapitalist ekonomi, libidinal ekonomiyle ortaklaşmış bir koreografi içindedir. Çocuksal ekonomide, organlaşmamış bedenin çok yönlü cinselliği, heteronormatif tahrik makinelerinin iki kutuplu vektörel cinselliğinden bambaşka anlamlar çıkarır. Kapitalist ekonominin beden tahayyülünde çıplaklık en vurucu silahtır ve sadece libidinal uyarıcı olarak dikkatle kullanılır. Oysa çocuğun cinsel ekonomisinde çıplaklık başlıca kuraldır ve "Çıplak olmak güü-zel! Çıplak olmak güü-zel!"dir.


giriş sayfasında Amsterdam’daki Nemo Bilim Merkezi önceki sayfada Amsterdam’daki Nemo Bilim Merkezi'nin iç mekanlarından kareler bu sayfada sağda: Amsterdam’daki Stedelijk Modern Sanat Müzesi'nin lego odası en sağda ve altta: Berlin’deki Technik Museum'un iç mekanlarından görüntüler

MART 2015 - XXI 30

DÖNME DOLAP

mecbur kalırlar. Kent müzeleri çocuklara ait özel nişler açarlar ve burada yetişkinler için "büyük ahlaki dersler" vardır çünkü çocuklar, fırsat verildiğinde "dehaları açığa çıkabilen olağanüstü canlılar"dır. Bu anlayış, Batı düşüncesini zehirlemiş olan meşum, sömürgeci doğa tarihi müzeciliğinin tersyüz edilmiş, vicdanileştirilmiş versiyonu mu? Sözgelimi Amsterdam’daki Stedelijk Modern Sanat Müzesi'nin lego odası, yeni bir primitif sanatı muştulamıyor mu? Bu yeni vahşiler, aileleriyle beraber yeni mucizeler yaratan çocuklardır. Artık vahşiler, uzaklardaki kıtalarda yaşayan kabileler değil, evlerimizin içindeki minik veletlerdir: Algı tersine dönmüştür. Berlin’deki Technik Museum, kara, hava, deniz taşıtlarının ve haberleşmenin, ölçüm cihazlarının ve üretim sistemlerinin, zanaatların tarihselliğiyle, yaratıcı düşüncenin ve çocuksu isyankarlığın zengin bir bileşimini sunan etkileyici mekanlardandır. Technik Museum, gerçek trenlerle, uçaklarla, bilgisayarlarla, sualtı taşıtlarıyla, gemilerle, bisikletlerle ve sayısız eski teknolojik cihazla doğrudan karşılaşma olanağı sağlamakla kalmaz; onların son derece kaliteli ve zahmetli ölçekli modellerini, etkileyici bir sunumla çocukların ve meraklıların önüne serer. Müzede, makineleri başka teknolojik nesnelerle bağlamsallaştıran ve böylelikle tarihsellik fikrini güçlendiren sahnelemeler, çocuklarda kalıcı imgeler bırakmaya adaydır. Technik Museum, yetişkinlerle çocukların özgürce ve koşulsuzca eşitlenebildikleri fırsatlardan birini sunmasıyla da önemlidir. Technik Museum’da çocukların etkileşimli katılımı da önemsenir. Berlin’deki Kommunikation Museum, hem girişindeki aktif robotlarla, hem de yirminci yüzyıldaki ve öncesindeki iletişim ve posta teknolojileriyle oyuncul bir müze deneyimini birleştirir. Müze, yetişkinlerle çocuklara ayrı ayrı merak ve oyun nişleri kurar; aynı zamanda binanın sunduğu neo-klasik tarihsel dekorla teknolojik nesne arasındaki yaratıcı karşıtlık sayesinde belleklerde kalıcı bir imge yaratır. Çocuklarla kurduğu kentsel ve zihinsel bağ bakımdan rakipsiz yerlerden biri, Amsterdam’daki Nemo Bilim Merkezi olsa gerek. Nemo, kent içindeki eşsiz konumu,

mimarisi ve bütün bunların ötesinde, içerdiği çoğulcu dünyanın zenginliği açısından şaşırtıcı bir yerdir. Nemo, mimarisi Renzo Piano’ya ait, 1997’den beri faaliyet gösteren bir bilim merkezi olarak, Amsterdam’ın büyük tren garının Doğusunda, Doğu limanında, bir karayolu altgeçidinin üzerinde konumlanır. (Merkez, 2000 yılından beri bu adı taşımaktadır.) Nemo güçlü bir imge-yapıdır ama iç dünyası bundan çok daha fazlasını vaat eder. Merkez, çocuklara, ergenlere ve yetişkinlere hitap edecek pek çok aktivite barındırır. Bilimle tanışma birinci katta başlar ve dört kat boyunca sürer. İlk katta ince zarlar, palangalar, elektromanyetizma, elektrik üretimi, itme kuvvetleri, ses fenomeni, santrfüj, DNA ve soyağaçları; biyoloji ve canlılık gibi konularda pek çok yerleştirme ve etkileşimli mekanik düzenek vardır. Özellikle de zincirleme reaksiyon, bir dizi düzeneğin bir araya getirildiği çılgın bir fizik gösterisine sahne olur. Bu kattan deniz kotundaki atölye alanlarına geçilebilir. Atölye alanında, depolanmış ve ziyaretçilerin kullanımına sunulmuş teknolojik atıklarla, maketler, makinalar, düzenekler imal etmek için büyük bir çalışma alanı ve bu alanın hemen yanında bir restoran bulunur. İkinci katta, doğanın fiziksel gücünü ele alan makineler, gerilme kuvvetlerinin ele alındığı ve büyük bir köprü ayağıyla simgelenen bir bölüm vardır. Yanında, rüzgar enerjisini yakalayan ve elektriğe dönüştüren, fanlardan oluşan başka bir bölüm bulunur. Sonra da, fraktallerin ve şekillerin dünyası, ışık ve yansıma, küresel mesafeler gibi temalı bölümler vardır. Bunlardan başka, büyük bir fabrika düzeneği ve bir maket atölyesi bulunur. Fabrikada, seri üretimin dağıtım, kontrol ve yeniden dağıtım aşamaları bir sürü topun hareketleri aracılığıyla çok canlı biçimde takip edilir; bu düzenek aynı anda birçok çocuğa üretim sürecine dahil olma olanağı verir. Maket atölyesinde basit mimari strüktürler ya da bilimsel temalı maketler yapılır ve çocuklara eğitmenler eşlik eder. Bu katta, ayrıca, yağmur suyundan evlere kadar gelen kullanma suyunun elde edilmesini sağlayan bir arındırma fabrikası vardır. Çocuklar aşama aşama su üretirler; suyla oynamak onları deliye döndürür. Üçüncü kat ergenlere ayrılmıştır. Burada hormonlar, cinsel yaşam,

cinsellik ve hayatın kaynağı üzerine video ve audio düzenekleri ve zaman geçirmek için nişler vardır. Bu alanın hemen karşısındaki bilim laboratuvarında ortaokul ve lise çağındakiler için gerçek bir laboratuvar ortamı kurulmuştur; görevli uzmanlar deneylerin yapılmasına katkıda bulunur. Dördüncü plato, yapay zeka, teknoloji gibi temalara ayrılmıştır. Ayrıca burada bir de küçük restoran vardır; acıkan ziyaretçiler burada yemek de yiyebilir; bira ve şarap da içebilirler. Gemi biçimindeki yapının çatısı, basamaklı bir açık hava oditoryumu olarak tasarlanmıştır; buradan geri planda Amsterdam’ın yerel konut dokusunun ve anıtsal simge yapıların; ön planda da limanın etkileyici manzarasını izlemek mümkündür. Ayrıca, vistanın tümünü kuşatan ve her binanın tek tek hangi mimar tarafından, ne zaman ve hangi anlayışla inşa edildiğini gösteren panoramik bir enstalasyon, kentin mimari mirası hakkında benzersiz bir görsel/ansiklopedik kaynak görevi görür. Nemo’dan, tutucu bir anlayışla, insan türünün cinselliği ve üremenin temelleri gibi bir olgu veya yetişkinlerin "food court"ta sandviçin yanında bir bira ya da bir bardak şarap içebilme olanağı kapı dışarı edilmemiştir –zaten böyle yapılmış olsaydı buraya "bilim merkezi" değil, "muhafazakar ahlakçılığa göre bilim merkezi" adını vermek daha doğru olurdu. İstanbul’da yüzden fazla AVM var ve bu sayı bir Avrupa metropolündeki (Berlin, Paris, Amsterdam vb) AVM sayısının en az on katı ediyor. AVM’lerin içinde, çocuklar için küçük lunaparklar inşa edilmesi adettendir; böylece yeni orta sınıfın müstesna insanları olarak sadece kendi kendimizi alışveriş yoluyla bönleştirmekle ve kentsel eşitsizliği kural haline getirmekle kalmayıp, çocukları da paralı ve içeriksiz eğlencelerle aynı bönlüğün parçası haline getiriyoruz. Mevcut bilim merkezleri ise birkaç müzenin içine sıkışmış kısmi özgürlük nişleri olmanın ötesine geçemiyor. İstanbul’da ve başka kentlerde süregiden "kentsel dönüşüm", az önce sözünü ettiğim kapitalist bönleşmenin ta kendisi. Oysa gerçek bir kentsel dönüşüm, "kentlerin çocuklaşması"ndan geçiyor.


Yeniden Programlanabilir Müşterek Mekan

MART 2015 - XXI 32

GÜNCEL

H. CENK DERELI’NIN OPEN ROOM LIZBON YARIŞMASI IÇIN TASARLADIĞI CARAVEL PROJESI, KENT MEYDANINI HAREKETLI KÜÇÜK PAVYONLARLA BEZEYEREK KENTLILERIN FARKLI KULLANIMLAR IÇIN DÖNÜŞTÜREBILECEĞI BIR ALAN AÇIYOR.

bir mahalle forumu

H. Cenk Dereli 2008 yılından beri yaşanan finansal krizler, değerler krizine dönüştü. Gelişmiş ülkelerdeki kötümserliğin yükseldiği zamanlarda borsalar hızla düşüyor. Tüketici güven oranları en düşük seviyelere vurdu, Amerika ve diğer gelişmiş ülkelerde işsizik rakamları radikal şekilde arttı. Avrupa’nın güneyindeki, dev şantiyelere dönüşen İspanyol ve Portekiz kentleri bu krizden özellikle emlak balonunun patlamasıyla oldukça etkilendiler. Fransa, Almanya ve İtalya’da inşa edilen yıllık konut sayısından daha fazla konutun inşa edildiği İspanya, bu trendin devam etmesi için Bilbao’da yaratılan etkiyi tekrarlamaya çalıştı. Ama yaşanan kriz ile elde ettiği sadece eğitim ve sağlık giderlerini azaltmak için kamusal ve özel harcamalara ayrılan kaynakların

daralması oldu. Tüm yaşananlar farklı vatandaş hareketlerinin ortaya çıkmasına yol açtı. Portekiz ise finansal krizden en çok etkilenen ülkelerden biri olarak Avrupa bölgesi ülkelerin kurtarma paketini kabul etti. O zamandan beri işsizlik ve gençler için imkanlar bağlamında problemlerle baş etmeye çalışıyor. Yarışma bu bağlamdan yola çıkıp, “krizden fırsata” başlığı altında farklı etkinliklere ev sahipliği yapabilecek özgün bir mimarlık örneği yaratmayı amaçlıyor. Yarışmacılardan kamusal yatırımların azaldığı ve harcamaların kısılmaya çalışıldığı bu zamanda yapının çok farklı etkinliklere ev sahipliği yapabilmesi ve farklı kullanımlar yaratabilmesi isteniyor. Bu yapı tüm kentliye açık olacak, çevresindeki kamusal binaları

etkinleştirecek ve iyi mimarlığı sınırlı bütçelerle var etmeye çalışacak. Dergi kapağı mimarlığından daha farklı olarak bu yapının, yerin tarihi bağlamına, sosyo-ekonomik durum ve etik sürdürülebilirliği sağlaması talep ediliyor. Bu, referanslarını Portekizli yapı ustalarında, yerel mimarlıkta ve tarihte arayacak bir öneri olmalı. Lizbon’un La Alfama bölgesindeki proje alanı, Sao Vincente de Fora ile Penteao Nacional arasında ve “el Tajo” ile görsel ilişkide bulunarak kentin en güzel manzaralarından birine sahip. Yarışmacılardan beklenen, farklı nitelikteki etkinliklere ev sahipliği yapması beklenen, çevresindeki tarihi yapıları yaratacağı müdahaleler ile

yeniden programlayacak çok amaçlı bir pavyon tasarlamaları. Etkinlik ve aktiviteler, çevredeki kamu yapılarını ve insanları harekete geçirecek esas motor olacak. Özgün kullanımları esnek bir programla barındırması talep edilen 600 m2’lik büyüklüğün ziyaretçi resepsiyonuna, kokteyllere, sergilere ve sunumlara imkan verecek nitelikte olması isteniyor. Yarışmacılardan boyut kısıtlaması da gözetilerek önerdikleri tasarım bağlamına uygun işlevler üretmeleri bekleniyordu. PROFESYONEL KATEGORIDE DERECEYE GIRENLER:

Öğrenci ve genç mimar olmak üzere iki kategoride açılan yarışma 27 Kasım’da sonuçlandı. Genç mimarların yarıştığı profesyoneller kategorisinde 67 adet proje önerisi


GÜNCEL

iki farklı tipteki caravel aracının kesit ve görünüşleri

sunuldu. Üç mansiyon Cecilia Furlan, Nele Aernouts, Yen Van Der Voort, Koen Van den Troost’tan oluşan ekip ile bireysel katılımcılar Filipe Taboada, Sara Lopez Camus arasında paylaşıldı. Bu kategoride verilen ana ödülü ise Bumhin Kim ve Minyoung Kim’den oluşan ekip, inşaat iskelelerini alternatif kullanımlar için bir araya getirdikleri projeleri ile kazandılar. Ödül alan ve katılan tüm projeler archmedium web sitesinde incelenebilir. CARAVEL

Dünyanın dört bir yanındaki kentsel protestolar bize insanların bir araya gelerek yapılar, barikatlar, çadırlar ve anıtlar yaratma kabiliyetini gösterdi. Bu müşterek güç, pek çok ülkede yeni ortaklaşa var olma biçimleri, etkinlikler ve kutlamalar ile kentsel mekanın

kullanılma alışkanlıklarını yeniden düzenledi.

potansiyel kullanım şablonları

geleneğin ve bilginin anıtsal kanıtları olan Portekiz geleneksel gemilerinden ilham alıyor.

Bu deneyimlerden öğrenen bir tasarımcı olarak benim sorum şu: “İnsanlara kullanım şablonlarını ve basit yapıları birer başlatıcı olarak vererek özgürce yeniden yaratabilecekleri ve programlayabilecekleri bir 'açık mekan' sunabilir miyim?”

Meydana yerleştirilen ve kentin farklı noktalarından görülebilen balon, bu müşterek mekanın kullanılmasına dair bir çağrıdır. Yere işlenmiş pazar, forum, atölye, sahne gibi kullanımlara altlık olacak yerleşim şemaları yalnızca birer “başlatıcı” işlevinde.

Yaratılan öneri, proje alanına neredeyse hiçbir yapısal müdahalede bulunmuyor. Yarışma programında istenildiği gibi 600 m2’lik çok amaçlı bir bina/yapı yerine, beş adet, ancak yirmi kişi ile itilerek hareket ettirilebilen araç öneriyorum. Bu araçlar sadece Portekiz için değil, onları var eden bilgiyi ilerletmiş ve nesilden nesile aktarmış tüm medeniyetler için büyük bir

Meydanda araçların alternatifli ya da sürprizli bir araya getirilme ihtimalleri, mekan ve kullanım yaratımında kullanıcıların doğrudan katılımını ön görüyor, beraber el ele vererek bir kamusal alanı tekrar tekrar yaratmayı, kışkırtmayı ve tek amaç için bir araya gelmiş örgütlü insanların gücünü, yeniden programlanabilir müşterek bir mekanda görünür kılmayı amaçlıyor.

33 XXI - MART 2015

forum düzeni

insanlar kamusal alanı yeniden düzenliyorlar


PEYZAJ TASARIMI – OYUN PARKI – VANCOUVER MART 2015 - XXI 34

fotoğraflar: Hapa Collaborative

Doğal Oyun Deneyimi VANCOUVER’DAKİ OYUN PARKI, ÇOCUKLARI VE YETİŞKİNLERİ TASARIM SÜRECİNE DAHİL EDEREK TASARLANMIŞ. MACERALI BİR YERE DÖNÜŞTÜRÜLEN PARK ALANI, FARKLI PEYZAJ TİPLERİ İÇERİYOR. Hapa Collaborative

TERRA NOVA MACERA PARKI

hapa collaboratıve

Terra Nova Macera Parkı (TNAPE), doğal oyun parklarının ilkelerini tarımsal peyzaja ve alandaki ekosisteme aktarıyor. Fraser Nehri’nin Middle Arm kısmında yer alan park, sayısız peyzaj tipi sunuyor. Ayrıca okul öncesi çocuklar için doğal alan ve kamusal bahçeleri içeriyor. TNAPE, alanın mevcut karakterleri yansıtan bir yapıda. Park, merakı kışkırtacak ve hayal gücünü harekete geçirecek, korkuyu değil meydan okumayı ve riski kucaklayan, hikayelerin farklı yollarla kendini anlattığı bir alan. Projenin tasarım aşamasında yetişkin ve çocuk danışmanlarla birlikte çalıştık. TNAPE, içinde “büyük çocuklar” olarak nitelendirebileceğimiz halkın ve “küçük çocuklar” olarak adlandırabileceğimiz iki yerel

okuldaki dördüncü, beşinci, altıncı sınıf öğrencilerinin katıldığı tasarım süreciyle şekillendi. Bu katılımcı süreçte danışmanlarımız alanda vakit geçirip fikirlerini anlattılar ve istediklerini belirttiler. TNAPE’nin nasıl oynamamız gerektiğini anlatan geleneksel oyun parklarıyla belirsiz ve kışkırtıcı bir zıtlık yaratmasını. Terra Nova, iki bölge olarak tasarlandı. Çiftlik ismini verdiğimiz oyun parkında farklı elemanlar mevcut. Alandaki pek çok oyun elemanı, fabrika çıkışlı hazır ürünler yerine sedir ağacı ve sürdürülebilir tasarım ilkeleri kullanılarak hayata geçirildi. Etrafında altı metrelik spiral kaydırak bulunan 10 metrelik bir kule, ahşap tırmanma strüktürü, dokuz farklı tırmanma alanı sunan ve havada devam eden halatlı yol, kaydırak ve su havuzuyla kum havuzunun bulunduğu oyun alanı çiftliğin içinde yer alıyor. İkinci bölge, yani atların ve ahırların bulunduğu çayır bölgesiyse teleferik, büyük salıncaklar, döner kaydırak, labirent ve piknik alanını içeriyor.


PEYZAJ TASARIMI – OYUN PARKI – VANCOUVER

giriş sayfasında Ahşap ve halatla kurulan oyun elemanları

35 XXI - MART 2015

bu sayfada solda: Çocukların tasarladığı oyun alanı modeli solda ortada: Çocukların modeline benzer tasarlanan oyun elemanı solda altta: Oyun alanı eskizi altta ve en altta: Çocukların eskizleri


bu sayfada solda: Kaydırak kulesi altta, ortada ve en altta: Oyun elemanlarından kesitler

MART 2015 - XXI 36

PEYZAJ TASARIMI – OYUN PARKI – VANCOUVER

karşı sayfada Asılma oyuncağı

Sonuçta tasarladığımız parkta yerel ve doğal malzemeler iç içe geçti, böylece oyun kavramının içeriğine ve yeniden düşünülmesine cevap veren bir tasarım ortaya çıktı. Park risk almayı, eğlenceyi ve dış mekanlarda aktif olmayı hatırlatıyor. TNAPE süreci, özgün tasarıma, içerisindeki bileşenlere ve olağandışı bir oyun deneyimine yanıt veren bir park olarak sonuçlandı. Tasarım, çocukların doğa ile iletişimlerinin kopmasıyla artan “Doğa Yoksunluğu Sendromu” endişelerini gidermeye çalışıyor. Açıldığından bu yana TNAPE, Richmond ve Vancouver Şehirlerindeki oyun deneyimini keşfetmeye istekli aileler için önemli bir mekan haline geldi. Parkta yüzlerce çocuğu tırmanırken, kayarken, yuvarlanırken ve koşarken görmek şaşırtıcı değil. Sonuç olarak park, yetişkinlerin ve çocukların eğlenmesi için tasarlandı.


vaziyet planı

kesitler

37 XXI - MART 2015

sarah sıegel New York’ta görsel sanatlar ve sanat tarihi okuduktan sonra Toronto Üniversitesi’nde peyzaj mimarlığı bölümünde yüksek lisans derecesi aldı. Bir süre Michael Van Valkenburgh Associates ile çalıştıktan sonra Hapa Collaborative ekibinin ortağı oldu.

PEYZAJ TASARIMI – OYUN PARKI – VANCOUVER

joseph fry Guelph Üniversitesi peyzaj mimarlığı bölümünden 1994 yılında mezun oldu. 2009 yılında Hapa Collaborative isimli peyzaj mimarlığı ofisini kurdu. Vancouver Urban Design Panel’in ve BC Society of Landscape Architects’in etkin bir üyesi.


YARIŞMA - YAPI - ŞIRNAK MART 2015 - XXI 38

Yaşayan Müze GÖNÜLLÜ IŞTIRAKIYLE ILERLEYEN BIR YARIŞMA SÜRECININ SONUNDA KAZANAN MIMARİ TASARIM FIKIRLERI'NIN ROBOSKI MÜZESI TASARIMI, EV ILE MÜZE FIKIRLERINI BIR ARAYA GETIREREK YAŞAYAN BIR MÜZE ÖNERIYOR.

Mimari Tasarım Fikirleri

ROBOSKI MÜZESI

mimari tasarım fikirleri

ROBOSKI MÜZESI FIKRI Roboski Müzesi fikri ilk olarak, olayın yıldönümü olan 28 Aralık 2012’de Roboskili aileleri ziyaret eden SGDF’liler (Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu) ile Roboskililer arasında geçen görüşmelerde ortaya çıktı. Sonrasında bu fikir etrafında bir araya gelen toplumun farklı kesimlerinden insanlar Roboski Müzesi Girişimi’ni ve nihayetinde Roboski Müzesi yapımı sürecini yürütmek üzere Roboski Müzesi Derneği’ni kurdular. Bu süreçte, üç aşamalı olarak olgunlaştırılan Roboski Müzesi Kampanyası fikri, Roboskili ailelerle bir kez daha paylaşıldı. Yakınlarını bu olayda kaybeden Roboskili köylüler Roboski Müzesi’ne ev sahipliği yapmayı kabul ettiler ve yitirdikleri yakınlarının mezarlarının bulunduğu alanın hemen yanında bu proje için bir araziyi müze için hibe ettiler. Roboski mezarlığının içinde Roboskili aileler ile görüşülerek bir “anıt” projesi hazırlandı. Anıt’ın yapımı, Roboski Müzesi ile birlikte ele alınacaktır.

YAPININ ELDE EDILME SÜRECI Yapının elde edilme süreci Türkiye bağlamında ilk olma özelliği taşıyor. Süreç, gönüllü iştirakiyle kolektif bir çalışma bütününe tekabül ediyor. İlk aşaması tamamlanan süreç üç aşamalı olarak öngörülüyor: Yapının projesinin elde edilmesi için mimari tasarım yarışmasının düzenlenmesi, yapının inşaatı için gerekli finansmanın sağlanması için destek kampanyası yapılması ve yapının inşa edilmesi için bir kolektif inşaat atölyesi kurulması. Herhangi bir maddi ödülün bulunmadığı mimari tasarım yarışması 16 Nisan 2014’de kamuoyuna duyuruldu. 25 ekibin katılım sağladığı yarışmada seçici kurul tarafından belirlenen beş eş değer proje için 12 Temmuz 2014’te Ankara’da ön kolokyum düzenlendi. Ön kolokyumda proje sahipleri Roboskili ailelere ve seçici kurula projelerinin sunumlarını gerçekleştirdiler. Süreç sonunda Ozan Öztepe, Derya Ekim Öztepe ekibinin projesinin uygulanması yönünde görüş birliği sağlandı. PROJE Yarışma konusu olan Roboski Müzesi ve Anma Yeri, hali hazırda bir sürekliliği olan “Perşembe” günleri


YARIŞMA - YAPI - ŞIRNAK 39 XXI - MART 2015

ziyaret ritüelinin bir parçası olması dolayısıyla tek başına bir yapı tasarımından ziyade kamusal alan ve onunla ilişkili bir yapı olmalıydı. Tasarımın çıkış noktası, yapının ritüel aksı üzerinde konumlandırılması, mezarlık yanında yer alan “anıt” projesi ve mezarlık ile ilişkisi üzerine kurulu. Yapı, ritüel aksı üzerinde geçirgen bir alan sunar. Ziyaretçileri karşılayan çatı, gündelik yaşantının sürdüğü bir avluya açımlanır. Kırma çatının eksik kalan parçasıdır bu avlu, kesintiye uğrar ama yaşam devam eder. Geriye kalan çatı “Anma Yeri” özelliğine bürünen basamaklı alana yüzünü döner ve yapı mezarlık alana bağlanır. Tasarım sürecinde “Roboski müzesi nasıl olmalı?” sorusu üzerine düşüncemiz “yaşayan” bir yer olması yönündeydi. Roboskili ailelerin ve herkesin ziyaret ettiği, çocukların içinde kitap okuyabildiği, yitirilen yaşamlara ait anıların yaşam bulduğu, paylaşıldığı bir yer. Roboski Müzesi geleceğin ortak bir şekilde yeniden kurgulanması için bir mekan yaratmalı, yaşamalıydı. Ötekileştirmeden herkesi kucaklamalıydı. Geçmiş, her zaman anılması gereken bir bilgi olarak muhafaza edilmeli; gelecek ise bugünden kurgulanmalıydı. Proje, gelecek kurgusu ile hep “yaşayacak” ve paylaşıldıkça çoğalan anlam katmanlarına ev sahipliği

yapacak. Müzenin klasik tanımının dışına çıkarak süreklilik ve yaşantı olgularına karşılık gelen yapının "ev" olmaya yakın bir duruşu var. Aynı zamanda sergi alanları, açık anma yeri ve anıt işlevleri ile müzenin kamusallığını da içerir. Bu bağlamda yapı, "ev" ve "müze" işlevlerinin bir araya getirilmesiyle beden bulur. Tasarımın mimari fikri bu iki işlevin tek yapıda dengelenmesi sorunsalı üzerine kurulu. Kırma çatılı arkaik ev formu, tasarımın biçimlenişindeki en belirgin özellik. Olayda yaşamını yitiren ailelerin yaşadıkları evler "ortak bir metafor" olarak yorumlandı. 28 Aralık 2011 günü yaşanan olay sonucu "parçalara ayrılan evler" Roboski Müzesi aracılığıyla yeniden kurgulanarak bir araya getiriliyor. Önerilen kurguda yapının tamamen bütünlenmemesi, kimi bölümlerinin / duvarlarının eksik bırakılması özellikle vurgulanmaya çalışıldı. Ortaya konulan yeni form ile hem "hafıza"nın muhafaza edilmesi hem de yaşamın direnç ile sürekliliğinin vurgulanması amaçlanıyor. MEKANSAL ÖZELLIKLER Yapının kullanım alanları, yarışma sonrasında ailelerle ve Roboski Derneği ile yapılan toplantılarla birlikte değerlendirilerek geliştirildi. Yapı, bodrum

kat dahil üç kattan oluşuyor. Yaklaşık 600 metrekarelik inşaat alanına sahip olan yapının bodrum katında servis ve teknik mahaller yer alıyor. Zemin kat müzenin sergi salonundan ibaret. Bu alanda 28 Aralık 2011 günü yaşananlar, yıldönümleri ve adalet beklentisi ile ilgili sunumlar yer alacak. Olayda yaşamını yitiren 34 kişinin gündelik yaşamda kullandıkları giysiler, objeler, çocuklara ait karneler, okul defterleri, kitaplar vb şahsi eşyalar sergilenecek. Eşyaların geleneksel müze anlayışı bağlamında "cam arkasında" sergilenmesinden ziyade ziyaretçiler ile aktif etkileşim içinde sergilenmesi amaçlanıyor. Sergilemede işitsel ve görsel malzemeler de eşzamanlı olarak ziyaretçilerin bilgisine sunulacak. Yapının üst katı Roboskili ailelerin düşünceleri ve yaşantıları esas alınarak biçimlendiriliyor. Üst katta ailelerin yaşamlarının bir bölümünü geçirebilecekleri mekanlar öngörüldü. Bu katta misafir odası, çok amaçlı oda, okul yaşındaki çocuklar için etüt odası, kütüphane ve küçük yaştaki çocuklar için oyun odası tasarlandı. Yapıyı ziyaret edeceklerin bu katta Roboskili aileler ile bir araya gelebilecekleri düşünüldü.


bodrum kat planı

kesit

MART 2015 - XXI 40

YARIŞMA - YAPI - ŞIRNAK

zemin kat planı

vaziyet planı

üst kat planı proje adı: Roboski Müzesi proje yeri: Gülyazı Köyü, Uludere, Şırnak işveren: Roboski Müzesi Derneği, Roboski Köy Halkı projelendirme süreci: Mayıs 2014 - Mart 2015 mimarı: Mimari Tasarım Fikirleri tasarım ekibi: Ozan Öztepe, Derya Ekim Öztepe, Deniz Ekim Çubukçu, Zsofia Török, Umut Sert danışmanlar: İsmail Yıldırım, Âba Müslim Çelik, Erkut Tokman statik: İz Mühendislik mekanik: Yakup Uğurlu elektrik: Esan Mühendislik

derya ekim öztepe 1976'da İstanbul’da doğdu. 2000’de Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden mezun oldu. 2004 yılında İTÜ’de yüksek lisans derecesini aldı. Karabük Fethi Toker ve Bahçehir Üniversitesi’nde akademik kadroda görev aldı. 2007 yılında Ozan Öztepe ile Mimari Tasarım Fikirleri’ni kurdu.

deniz ekim çubukçu 1976 yılında İstanbul’da doğdu. Ön lisansını Yıldız Teknik Üniversitesi Restorasyon Bölümü’nde tamamladı. 2002 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi İç Mimarlık Bölümü’nde lisans öğrenimi gördü. 2008 yılında Mimari Tasarım Fikirleri’ne katıldı.

ozan öztepe 1976 yılında İstanbul’da doğdu. 1999’da Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden ikincilik derecesi ile mezun oldu. 2001 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’nde yüksek lisans derecesini aldı. 2007 yılında Derya Ekim Öztepe ile Mimari Tasarım Fikirleri’ni kurdu.

zsofia török 1985'te Macaristan’da doğdu. Moholy-Nagy Sanat ve Tasarım Üniversitesi’nde lisans ve yüksek lisans öğrenimi gördü. 2010'da Marmara Üniversitesi İç Mimarlık Bölümü’nde Erasmus yaptı. 2011 yılından itibaren Mimari Tasarım Fikirleri yarışma projeleri ekibinde yer almaya devam ediyor.


YAPI - KAMPÜS - MERSİN MART 2015 - XXI 42

fotoğraflar: Cemal Emden

İklimle Biçimlenen MERSİN, TARSUS AMERİKAN KOLEJİ’NİN KARŞISINDA BULUNAN TAC SEV YENİ KAMPÜSÜ, BULUNDUĞU TARİHİ DOKUYA VE BÖLGENİN SICAK İKLİM KOŞULLARINA GÜNEŞ ENERJİSİ KULLANIMI İLE UYUM SAĞLIYOR. Erginoğlu & Çalışlar

ERGINOĞLU & ÇALIŞLAR

tac-sev yeni kampüsü

TAC SEV Yeni Kampüsü, mevcut Tarsus Amerikan Koleji’nin (TAC) karşı parseline inşa edildi. Yeni kampüsün, içinde bulunduğu tarihi doku ile birlikteliği göz önünde bulundurularak arasından geçen bir yolla ayrıldığı TAC kampüsüyle bir bütün olarak algılanması öncelikli tasarım ilkesi oldu. Eski ve yeni kampüsü fiziksel olarak ayıran bu yolun ileriki bir tarihte yayalaştırılarak iki kampüsün fiziksel ve algısal olarak birleşmesini geleceğe dair önemli bir senaryo olarak gördük. Bölgedeki tarihi dokunun önemli parçalarından olan Aziz Paul Kilisesi ve Ulu Cami’ye kampüsün çeşitli noktalarından bakış açıları sağlayıp yakın çevredeki tarihi doku ile ilişki kurulmasını amaçladık. BÖLGENIN ÖZELLIKLERI Akdeniz Bölgesi’nin sıcak noktalarından biri olan Tarsus,

kış aylarında ortalama en düşük sıcaklığın 7 derece olduğu bir bölgede bulunuyor. Yılın büyük çoğunluğunda sıcak hava etkisini hissettiriyor. Isıtmadan çok soğutma ihtiyacının olduğu bir iklimde yer alacak kampüs için yönlenme önemli bir tasarım ilkesi halini aldı. Bina içi ve bina dışı iklim önlemlerini peyzajdaki ağaçlar, cephedeki güneş kırıcılar ve bahçede bir güzergah oluşturan saçaklarla destekleyip bina konumlanmalarını mevcut kampüse ve yönlere göre oluşturduk. Ayrıca güneş enerjisinden en yüksek düzeyde faydalanılmasını ve bu enerjinin kampüsün ısıtma sisteminde kullanılmasını amaçladığımız için blokların güneye bakan çatılarında güneş panelleri kullandık. KAMPÜS PROGRAMI Kampüs ihtiyaçlar doğrultusunda 3600 m2 eğitim binası, 3520 m2 yurt binası ve 5250 m2 çok amaçlı kullanımların olduğu bina olarak üç bloktan oluşuyor. Eğitim binasını, ileri tarihlerde bir kütüphaneye dönüştürülmesi planlanarak


YAPI - KAMPÜS - MERSİN 43 XXI - MART 2015

karşı sayfada Yeni kampüsün tarihi yapıyla ilişkisi bu sayfada en üstte: Avlu etrafına dizili kampüse genel bakış üstte: Kolonatlı bölme solda: Avluya bakan cephe düzeni


YAPI - KAMPÜS - MERSİN MART 2015 - XXI 44

projelendirilen tarihi Sadık Paşa Konağı ile birlikte bir avlu yaratacak şekilde oluşturduk. Sınıfları kuzeyden gelen doğal ışığa göre konumlandırıp kuvvetli güney ışığının geldiği bölgeleri de bina dışına yerleştirdiğimiz panellerle gölgelendirdiğimiz koridorlar olarak planladık. Yurt odalarını üç kişilik olacak şekilde düzenledik ve her öğrenciye kendi özel bölgesini eşit olarak verdik. Bu anlamda bölgeleri hacimsel olarak değerlendirip, optimum insan ihtiyaçlarına göre şekillendirdik ve tavan yükseklikleri net 290 cm olarak ayarladık. Ortak kullanım alanlarını ve idari birimleri zemin katta iç bahçenin kenarında düzenledik, odaları da arka bahçeye ve üst katlara aldık. Çok amaçlı kullanımların olduğu binada, yemekhane, spor salonu, çok amaçlı salon ve sığınak gibi teknik hacimler yer alıyor. Hem TAC eski ve yeni kampüsünün hem de şehrin çeşitli ihtiyaçlarını karşılayacağını öngörerek spor salonunu ve çok amaçlı salonu uluslararası standartlarda detaylandırdık. Bölgede yapılacak hafriyat çalışması sırasında çıkabilecek tarihi kalıntıları zedelememek maksadıyla derin kazılardan da kaçındık.


YAPI - KAMPÜS - MERSİN

bu sayfada solda: Yapının kolonatlı çeperi altta solda: Çok amaçlı salon altta: Spor salonu en alt sırada: Yapının iç mekanlarının avluyla ilişkisi

45 XXI - MART 2015

karşı sayfada solda: Sokağa bakan cephe düzeni sağda: Avlu cephesinde güneş kırıcıların oluşturduğu ritm altta sağda: Genel yerleşim kararları diyagramı


YAPI - KAMPÜS - MERSİN

zemin kat planı

eğitim binası kesiti

vaziyet planı

MART 2015 - XXI 46

karma bina kesiti

yurt binası kesiti hasan çalışlar 1969’da İstanbul’da doğdu. İstanbul Saint Michel Fransız Lisesi’nin ardından başladığı Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden 1992'de mezun oldu. 1993 yılından bu yana mesleki çalışmalarını Erginoğlu Çalışlar Mimarlık Ltd. Şti. adı altında İ. Kerem Erginoğlu ile beraber sürdürüyor. Bursa Uludağ Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde davetli öğretim görevliliği yaptı. Mimarlık yarışmalarından kazandığı çeşitli ödülleri bulunuyor.

kerem erginoğlu 1966'da Zonguldak'da doğdu. İstanbul Saint Joseph Lisesi'nin ardından 1986 yılında Mimar Sinan Üniversitesi'nde mimarlık öğrenimine başladı. 1996 yılında aynı üniversitede yüksek lisansını tamamladı. 1993 yılından bu yana mesleki çalışmalarını Hasan C. Çalışlar ile beraber sürdürüyor. Ayrıca, Bursa Uludağ Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde davetli öğretim görevliliği yaptı. Mimarlık yarışmalarından kazandığı çeşitli ödülleri bulunuyor.

tasarım ekibi: İ. Kerem Erginoğlu, Hasan C. Çalışlar, Arın Tanrıkulu, Işık Süngü, Ayça Taylan, Sezen Bilge, Zeynep Şankaynağı, Yasemin Hacıkura, Onat Över, Emre Cestel işveren: Sağlık ve Eğitim Vakfı proje başlangıç bitiş tarihi: 2011-2013 inşaat başlangıç bitiş tarihi: 2012-2014 proje yeri: Tarsus, Mersin arsa alanı: 9399 m2

toplam inşaat alanı: 12650 m2 kapalı alan: 11827 m2 peyzaj alanı: 3930 m2 peyzaj yeşil alanı: 1300 m2 statik proje: Denge Mühendislik mekanik proje: Beta Teknik Mühendislik elektrik projesi: Enkom Mühendislik cephe danışmanı: Mimpa peyzaj tasarımı: Peyzaj Tasarım


YAPI - OFİS - İSTANBUL MART 2015 - XXI 48

fotoğraflar: Cemal Emden

Bütüncül Şeffaflık MIMARI VE IÇ MEKAN TASARIMI TEAMFORES TARAFINDAN YAPILAN BENER HUKUK BÜROSU’NDA ANA TEMA, YAPININ BOĞAZ ILE ILIŞKISINI KESINTIYE UĞRATMAMAK ÜZERINE KURULMUŞ VE CEPHE TASARIMINDAN IÇ MEKAN DETAYLARINA DEK BU FIKIR YANSITILMIŞ. Serter Karataban

BENER HUKUK BÜROSU

teamfores

Bir mimarın, aynı binanın hem mimari hem de iç mimari projesini farklı işverenler için hazırlamasına ender rastlanır. Balmumcu'dan Ortaköy Dereboyu caddesine inen Itri Sokak'ın hemen başında yer alan Erol Soylu'ya ait, 960 m2 büyüklüğündeki eğimli arsada 2012 yılında tasarladığımız projenin 2014 yılında tamamlanmasıyla binayı Bener Danışmanlık ve Bener Hukuk şirketleri kiraladı. Bener şirketleri de binanın yapısına ve mimarisine duydukları beğeni ve saygı nedeniyle yaklaşık 75 kişinin çalışacağı şirket binaları için iç mimari proje ve uygulama işlerinin yapılmasında Teamfores ekibiyle çalışmaya karar verdi, fakat bu defa projelendirilecek olan iç mekan 2.230 m2 olacaktı. Muhteşem Boğaz Köprüsü manzaralı dik bir yokuşun, tam da kıvrıldığı noktada yer alan arsa, form itibariyle tasarıma çok da hareket alanı bırakmayan yapıdaydı.

Yine de proje bize geldiğinde ve arsayı gördüğümüzde, hissettiğimiz ilk şey, ne kadar derin ve ferah bir nefes alabildiğimizdi. Demek ki, buraya yaptığımız projenin kullanıcıları her kim olacaksa, bu binada rahat nefes almalı, İstanbul’un keşmekeşinden soyutlanarak, eşsiz İstanbul Boğazı'nın ve Boğaziçi Köprüsü'nün manzarasını, binanın her köşesinden seyre dalmalıydı. Müşterimiz, Türkiye’nin en önemli holdinglerinden birinin eski CEO’suydu. Bu nedenle profesyonel hayatın zorluğunu, sıkıcı ofislerde yaşanan verimsizliği, İstanbul’da ofislerdeki açık alanların, kapalı mekanlar kadar değerli olduğunu kendisine anlatmamız hiç de zor olmadı. Böylece, otoparkından çatısına kadar yeşille iç içe, garaj ve garaj üstündeki iki kattaki yeşil kıvrımlardan oluşan saçakları ve her katta ayrı bir korunaklı terası olan, Boğaziçi'ne yönelmiş, her metrekaresinden ferah, derin nefesler alınabilen bir ofis ortaya çıktı. Binanın ana yönlenmesindeki en büyük dezavantaj, İstanbul’daki manzaraya hakim birçok diğer bina gibi, manzaraya ağırlıklı olarak güney ve batı cephelerinden hakim olmasıydı. Bu manzarayı görmezden gelmek ve güneşi kontrol altına almak için


YAPI - OFİS - İSTANBUL 49 XXI - MART 2015

kapatmak mecburiyetinde kalacak olmak, kabullenilmez bir durum olduğundan Türkiye'nin bu çağdaki ilk CTB (cam lif takviyeli beton) uygulamasını yapmaya karar verdik. Bu basit ve kolay kullanımlı güneş kırıcı elemanlar, açıkken dahi, güneşten asla etkilenmeden manzaranın rahatlıkla izlenmesini sağlarken, binanın orta giriş kotu üzerindeki çıkmalar sonrasında monoblok görüntüsünün de algısını güçlendirecekti. Otomatik olarak kullanılmaları sayesinde son derece kullanıcı dostu bir bina ortaya çıktı. İç mimari çalışmalar başladığında ise, aynı hassasiyetler bizim için yine önemli oldu. Tüm projelerimizde yalın, işlevsel, akıllı ve bütünleyici tasarımdan yana olduğumuz için, binayı da iyi tanımanın sağladığı avantajla çalışmalar çok kısa sürede tamamlandı. Binanın detaylarında gösterdiğimiz hassasiyeti iç mekanlarda da gösterdik. Her cephenin ayrı ölçüde bir taşı, her taşın ince zarif bir bağlantı detayı vardır. İçeride de, kullandığımız doğramaların 36 mm’lik görüntüde olabilmesi için özel tasarım profiller çektirildi. Zeminle birleştiği noktada yakaladığı 60 mm’lik toplam görüntüyü 50 mm’lik süpürgelik ve 10

mm fuga detayı ile devam ettirdik. Tüm tavanlardaki birleşimleri yine 10 mm fuga detayıyla oluşturduk. Mobilyaların tamamı Bener Hukuk ve Danışmanlık şirketlerinin çalışanlarına özel olarak tasarlandı. Üzerlerindeki deri kısımların, panellerle birleştiği yerlerde özel eloksallı 1,2 mm’lik alüminyum profiller kullanıldı. Aynı profiller dayanıklılığı artırmak için tüm açıktaki tablaların cumbalarında da kullanıldı. İç mekan bölme sistemlerinde, masalarda ve diğer mobilyalarda kullanılan tüm profil kalınlıkları ve boyaları aynı seçildiği için, binanın bütünüyle de uyum sağlamasına çalışıldı. İç mekanlarda tüm duvarlarda sadece siyah beyaz, iğne deliği (pinhole) kamera ile çekilmiş fotoğraflar kullanıldı. Bu fotoğrafların tamamının deniz temalı oluşu, binanın her iki sahibinin de deniz ve denizcilik tutkusunun bir yansıması olması nedeniyle kendileri için de büyük bir sürpriz oldu. "Doğa, sadelik ve bütünlüğü sever" sözünden aldığımız ilham, bu projenin de ana fikri ve tüm detayların çözümlenmesinde yol göstericimiz oldu.


giriş sayfasında Projeye genel bakış önceki sayfada üstte solda: Sokaktan binaya bakış üstte sağda: Dış mekandan görüntü altta sağda: Cepheye yakın bakış bu sayfada sağda: Açık çalışma alanı altta: Toplantı odası altta sağda: Lobi en altta ve en altta sağda: Şeffaf ofislerden görüntüler

MART 2015 - XXI 50

YAPI - OFİS - İSTANBUL

son sayfada Projeden görüntüler


serter karataban Mimar Sinan Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi’nde gördüğü mimarlık eğitiminin ardından felsefe eğitimi aldı. 1997 yılında, Fores Mimarlık, 2005 yılında Fores Akustik şirketlerini kurdu. Ulusal ve uluslararası çeşitli yarışmalarda ödüller kazandı. Aralarında İstanbul Teknik Üniversitesi, Işık Üniversitesi, Yeditepe Üniversitesi, Muğla Üniversitesi, Akdeniz Üniversitesi’nin bulunduğu çok sayıda okulda davetli mimar olarak mesleki seminerler verdi. Birçok kez yarışmalarda ve diploma projelerinde davetli jüri üyeliği görevlerinde bulundu.

kesit

MART 2015 - XXI 52

YAPI - OFİS - İSTANBUL

vaziyet planı

proje adı: Bener Hukuk Bürosu proje yeri: Balmumcu, İstanbul tasarım ekibi: Serter Karataban, Berke Debensason yardımcı mimarlar: Ayşe Kimyacıoğlu, Büşra Koçak işveren: Erol Soylu proje tarihi: 2012 yapım tarihi: 2013-2014 arsa alanı: 2268 m2 toplam inşaat alanı: 2325 m2 danışman: Toz Mimarlık-Belediye ve Yangın Danışmanı statik projesi: Betonarme-Cebir İnşaat Proje, Çelik-Gelişim İnşaat Proje elektrik projesi: Emas AŞ mekanik projesi: ACC Mekanik Mühendislik ve İnşaat aydınlatma projesi: Yenigün Aydınlatma akustik projesi: Talayman Mühendislik tesisat projesi: ACC Mekanik Mühendislik ve İnşaat iç mekan tasarımı: Team Fores - Serter Karataban, Ceyda Atıcı, Fidan Eray peyzaj projesi: Hande Aydıngün proje yöneticisi: İzzet Mete, Cengiz Yılmaz ana yüklenici: Soylu Denizcilik yapım türü: Karma engelli erişimine uygunluğu: Evrensel tasarım kriterlerine tam uygundur

normal kat planı


YENİLEME - MAĞAZA ZİNCİRİ MART 2015 - XXI 54

fotoğraflar: İbrahim Özbunar

Deneyim Araştırması I-AM TARAFINDAN TASARLANAN BRISA OTOPRATIK MAĞAZA ZINCIRI, SERVIS TASARIMINDAN BESLENEN MIMARI VE MARKA KIMLIĞIYLE MÜŞTERI DENEYIMINI ANA ÇIKIŞ NOKTASI OLARAK ALIYOR. Türkiye’nin lastik pazarında lider markası Brisa, binek ve hafif ticari araçların kullanım ömürleri boyunca ihtiyaç duyabilecekleri ürünlerin sunulduğu ve temel bakım hizmetlerinin verildiği Otopratik mağaza zincirini hayata geçirdi. Otopratik için müşteri deneyimini öne çıkaran bir servis tasarımı ortaya koyarken, bunu destekleyecek şekilde mimari ve marka dili de geliştirildi.

BRISA OTOPRATIK

ı-am

Kullanıcı araştırmalarıyla çalışmalara başlanarak sektörün uzun vadedeki değişim potansiyelini ve müşterilerin temel ihtiyaçlarını göz önünde bulunduran bir tasarım kurgusu yaratıldı. Bir aracın ihtiyacı olan tüm farklı hizmetleri tek bir çatı altında toplayarak müşterilerine daha geniş yelpazede ürün ve hizmet sunmak isteyen Otopratik için müşteri ve ihtiyaçlarını merkeze alan bir deneyim tasarlandı.

KULLANICI ARAŞTIRMASI Öncelikle Otopratik’in mevcut mağaza yapısı ve tasarımı kapsamındaki müşteri deneyimi ve davranışları analiz edildi. İdeal müşteri yolculuğu deneyimini yaratmak adına, servis süreçlerinin ve temas noktalarının (touchpoints) yeniden tasarlanması ve her mağaza için müşteri deneyimindeki süreçlerin iyileştirilerek standardize edilmesi, projenin temel çıkış noktaları oldu. Projenin araştırma aşaması, mevcut problemlerin belirlenebilmesi için gerekli olan servis deneyimi haritalarının oluşturulmasıyla başladı. Müşteri deneyimi ölçümleme anketi ve davranış gözlemlerinin ardından elde edilen sonuçlar ışığında, mevcut tasarım problemleri belirlendi. Adım sayıları ile müşterilerin farklı alanlarda geçirdikleri süreler ölçümlendi, farklı alanlar için davranış paternlerinin neler olduğu ortaya çıkarıldı. Belirlenen problemlere kullanıcı odaklı


YENİLEME - MAĞAZA ZİNCİRİ 55 XXI - MART 2015

iyileştirme önerileri getirilerek ve mekan yerleşim planları, hedef müşteri grupları gibi özellikleri göz önünde bulundurularak iyileştirilmiş servis akış şemaları oluşturuldu. Tasarlanan servis akış şemalarına göre mağaza yerleşim planlarının nasıl olması gerektiği leke çalışması (zoning) yöntemiyle belirlendi. Projenin tasarım araştırmalarını yürüten I-AM Insight’ın yönetici ortağı Erdem Demir’e göre: ‘’Tasarım süreçlerindeki kullanıcı araştırmaları iyi bir tasarım ortaya çıkarabilmenin ön koşulu, özellikle de perakende alanındaki mekan ve servis tasarımı süreçlerinde. Bu proje sırasında kullanıcılara odaklanmak bize bazen ilham verici vakalar bazen de tasarım kararlarını dayandırabileceğimiz nesnel çıkarımlar sundu. Bu bulguların tasarım ekibine etkin bir şekilde aktarılması sürecin en önemli aşaması bence. Ancak bu şekilde kullanıcıların ve bizim müşterimizin ihtiyaçlarını karşılayan bir deneyimi hayata geçirmek mümkün oluyor.’’

TASARIM ÇÖZÜMLERI Araştırma aşamasında belirlenen problemler mimari ve marka tasarımı sürecine yön veren ana unsur oldu; bayi ve hizmet kapsamının görünürlüğü, ürün bilgilendirmeleri, sergileme yöntemleri, bekleme alanı ve araç takip düzenlemeleri gibi problemli alanlar, tasarım çözümleriyle iyileştirildi. Güçlü, pratik bir servis ve perakende odaklı bir kurguyla müşterilerin kolayca anlayabilecekleri ve kendi lastiklerini seçebilecekleri bir sistem uygulamaya geçirildi. Bekleme ve araç takibi aşamasındaki problemlerin önüne geçmek içinse, müşterilerin arabalarının bakım ve tamirat sürecini rahatlıkla izleyebilecekleri, vakit geçirebilecekleri ve bir şeyler içebilecekleri bir bekleme alanı tasarıma dahil edildi. Servis alanı işlevsellik ağırlıklı tasarlandı; bilgilendirici panolar, araba servis numaraları, zemin işaretlendirmeleri gibi grafik uygulamalarla müşterilerin bekleme esnasında rahatça arabalarını gözlemleyebilecekleri ve süreci takip edebilmelerine izin veren olanaklar sağlandı.

I-AM kurucu direktörlerinden Ertuğrul Yurdakul şöyle dedi: “Müşterinin olduğu her yerde, sektörden bağımsız olarak deneyimi merkeze almak önem taşıyor. Zira, ihtiyaçlarını karşılamak üzere gelen müşterinin beklentilerinin üzerine çıkan bir deneyim sunduğunuz zaman sadık müşterileriniz oluyor. Biz bu projede başından beri müşterilerinin hayatlarını kolaylaştıran ve akıllı-hizmet sunan bir mekan dili sunmayı amaçladık. Lastik servisine alışık olmayanların da tedirgin olmadan ve çekinmeden yararlanabileceği davetkar ve sıcak bir ortam kurguladığımızı düşünüyorum.” MARKA DILI Yeni mimari tasarımla beraber marka dili de mekan tasarımı ve markanın değerlerini yansıtacak ve destekleyecek şekilde yeniden ele alındı. Lastiğin formundan esinlenilerek yuvarlak hatlı, davetkar ve sıcak bir tasarım çalışıldı. Piktogramlarla merkezde sunulan servislerin müşterilere kolayca anlaşılabilir bir şekilde aktarılması sağlandı.


MART 2015 - XXI 56

YENİLEME - MAĞAZA ZİNCİRİ

ı-am I-AM, mimarlar, endüstriyel tasarımcılar, iletişimciler, grafik tasarımcılardan oluşan multidisipliner bir tasarım ve marka deneyimi ajansı. Dünya standartlarında perakende deneyimleri yaratırken, bunları destekleyecek etkileyici online uygulamalar da kurguluyor. Markalar ve müşterileri arasında güçlü duygusal bağlar kurmak için, önce derinlemesine araştırma ve analizler yürütüyor. Bankacılıktan, yeme içmeye kadar birbirinden farklı sektörlere iş üretiyor.

akış önerileri eskizi

davranışsal haritalama


İÇ MEKAN - OFİS - İSTANBUL MART 2015 - XXI 58

fotoğraflar: Ernst & Young

Ters Hiyerarşi ERNST & YOUNG’IN İSTANBUL OFISI, ŞİRKETİN "GELECEĞİN ÇALIŞMA ORTAMI" BAŞLIĞINA SAHİP KÜRESEL KONSEPTİNİN MEKANLAŞMIŞ HALİ. 800 KİŞİLİK OFİSİN TASARIMINI MİMARI TIMUR KAYSERILIOĞLU İLE KONUŞTUK. Güzin Öztok

ERNST & YOUNG İSTANBUL OFİSİ

k mimarlık

gö: Ernst & Young nasıl bir ofis düzenine ihtiyaç duyuyor, binanın sunduğu imkanlar nelerdi? Timur Kayserilioğlu: Ernst & Young’ın bize verdiği proje tanımında binanın genel bir otomasyon sistemi vardı. Tasarıma başlamadan önce Ernst & Young’da çalışanların sayısına göre kapasite analizleri yaptık. Müşterimiz yüksek tavanlı bir ofis olmasını istiyordu. Biz de bunu sağlarken bütün mekanik ve elektrik sistemi belirli bir düzene yerleştirdik ve görsel dil açısından da uygun hale getirdik. Havalandırma kanalları, yangın sprinterleri, elektrik kabloları görünür halde bırakıldı. Bu sayede ofiste istenen kapalı mekanları “Room in Room” konseptiyle gerçekleştirebildik. Bu konsept küçük ortak kullanım alanları oluşturmaya yarıyor. Bütün mekanik ve elektrik sistem bir otomasyon ile çalışıyor. Kullanıcılar istediği ısı derecesini ayarlayabiliyor. Aydınlatmalar da

otomasyonlu. Çizgisel aydınlatma elemanları cepheye yakınlığına göre ışık şiddetini ayarlıyor ve gün ışığı alan bir yeri daha az aydınlatırken gün ışığının azaldığı bölgelerde ışık şiddetini artırıyor. gö: Genel mekansal kurguyu anlatır mısınız? tk: Simetrik bir kat planı çalıştık. Ortada çekirdek mevcut. Mekansal ayrımı Doğu ve Batı diye isimlendirdik. Doğu ve Batı hacim olarak birbirinin aynı olan mekanlar ama değer olarak farklı. Biri cepheye daha yakın diğeri daha uzak konumlandı. Doğu ve Batı’yı kıyasladığımızda genel olarak eş bir düzenleme var. Binanın bize verdiği girdi ve sınırlar vardı. Çekirdek noktası, ıslak hacim ve servis alanlarını yerleştirmemiz için uygun olan mekanik şaftlara yakın yerler vardı. Dolayısıyla bütün servis bölgesini şaftlara yerleştirdik. Mekan dolaşımını çekirdeği içine alacak şekilde tasarladık. Mekansal kurguda çekirdeği biraz daha düzenli bir hale getirmek istedik. Kaplama malzemesi ve grafik dille çekirdeğe


bütünsellik kazandırdık. Aynı zamanda gerekli işlevlere de yanıt vermesini istedik. Bu bağlamda çekirdekte arşiv dolabı, kişisel eşya dolabı, geri dönüşüm noktası gibi birimler yer alıyor. Eşya dolaplarının arkasına da teknik hacimleri gizleyebildik. Ernst & Young’ın küresel olan ofis yerleşim düzenini bu binaya uyarladık. Onların birkaç yıl önce ürettiği Geleceğin Çalışma Ortamı adında bir konsept var. Bu konsepte göre çalışanlara ait belirli masalar yok. Herkes boş bir çalışma alanına gidip çalışabiliyor. Bu düzene göre kimse masalarda eşyasını bırakmıyor. Kesin olarak belirlenmiş tek şey katların kendi arasındaki geçişsizlik. Dördüncü katta çalışan biri birinci kata inip çalışamıyor yani. Bina doğrusal bir formda. Önceliğimiz gün ışığından en iyi ve eşit şekilde faydalanmak oldu. Masa yerleşimleri buna göre belirlendi. Ofis çalışanlarını dış cepheye yakın konumlandırmamız radikal bir tercih oldu çünkü genellikle büyük ofislerde unvanı

yüksek olanların odaları cepheye yakın konumlandırılır. Ernst & Young ofisinde kapalı odalar binanın çekirdeğinde kaldı, açık çalışma alanları ise çekirdek çevresinde konumlandırıldı. gö: Bu kararın çalışanlar açısından sonuçları nasıl oldu? tk: Psikolojik olarak olumlu etkiliyor olmalı. Cepheler tamamen cam olduğu için çalışma mekanları doğal ışıkla aydınlanıyor. Kapalı ve sabit kalma diye bir şey söz konusu değil. İnsanlar kendilerini daha ferah bir ortamda hissediyor. gö: Binanın taşıyıcı sistemi ile mekansal kurgu arasındaki ilişki nasıl? tk: Binanın strüktürüyle iç planı iyi bir şekilde oturttuk. Bina genelinde 8x10 metrelik akslar var. Bu tipoloji tekrar ediyor. Buradaki kolonları dekoratif unsur olarak görüyorum çünkü herhangi bir işleve engel olmuyor ve hiçbir yapıya değmiyor. Bu nedenle proje, binanın strüktürüyle iyi örtüşüyor. Binanın aks sistemi, cephe düzeninin tekrar özellikleri gibi şeyler

bize bu planlama için olumlu girdiler sundu. Çekirdekteki odalar bütün çalışanlara açık ama dönem dönem partner seviyesindeki çalışanlar daha sık kullanabiliyor bu birimleri. Başlangıçta 800 kişilik bir ofis sistemine ihtiyaç vardı. Şirket zamanla 1500 kişiye büyüyeceği için mekansal değişimin kolay olacağı bir planlama gerçekleştirdik. Bu bağlamda masaların, aydınlatmaların, dolapların hareketli olması mekan değişimine izin veriyor. gö: Çalışma birimlerinin içeriğini anlatır mısınız? tk: Üç tip iş istasyonu var: altı kişilik ve basit olanlar, 120 derece açılı yıldız biçimdekiler ve grup çalışmasına daha elverişli olanlar. Ernst & Young 1500 kişilik bir ekibe dönüştüğünde yıldız şeklinde olanlar kaldırılabilir. “Tam zamanında” konseptine sahip olan küçük odacıklarda elektrik sistemi yok. Yüksek dikkat gerektiren anlarda işe yarayan bir oda. Tekil ya da ikili çalışmalara uygun. Yan yana olan konferans odaları birleştirilip daha büyük mekanlar elde edilebiliyor. ortak çalışma odasında ekran paylaşım sistemi mevcut, çok amaçlı bir oda.

59 XXI - MART 2015

bu sayfada solda: İş birliği alanından bir kesit solda altta: İş istasyonu ve depolama üniteleri altta: İş birliği alanı

İÇ MEKAN - OFİS - İSTANBUL

karşı sayfada İş istasyonundan bir kesit


timur kayserilioğlu 1967 yılında Almanya’da doğdu. 1993 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesinden mezun oldu. 1998 yılında kurucu ortağı olduğu K Mimarlık’ı kurana dek muhtelif bürolarda çalıştı. Bu çalışmalar içinde Borçelik Genel Müdürlüğü ofis binası tasarımı 2007 yılında Ağahan Mimarlık Ödülüne aday oldu. Konut, ofis, otel ve endüstriyel yapı projelerine devam ediyor.

MART 2015 - XXI 60

İÇ MEKAN - OFİS - İSTANBUL

bu sayfada sağda: Kütüphaneden bir kesit altta: Teras ve dinlenme alanı altta ortada: Mutfaktan bir görünüş altta sağda: Dinlenme odası

“İşbirliği alanı” isimli kısımda kütüphane yer alıyor ve daha doğal toplantılar için kullanılabilen bir mekan. Açık çalışma alanlarında data alt yapısı olan koltuklar tercih ettik, böylece herkes bilgisayarıyla herhangi bir yerde çalışabiliyor. Belirli noktalarda cephe kaplaması yazı tahtası laminatıyla kaplandı. Bu cephelerin mıknatıslanma özelliği var. Bu şekilde de sunum ve çalışmalara esneklik kazandırdık. İnsanların çalışmalarını mekandan bağımsızlaştırabilmesi önemli. Bu tip uygulamalar ofiste esneklik kararlarına dahil oluyor. Ani toplantıların gerçekleştirilmesi önemli. Ayrıca Ernst & Young’ın küresel konseptinden gelen talebe göre emzirme odası tasarlamamız gerekiyordu. Bu bağlamda tasarladığımız küçük kabinlerde bir koltuk, lavabo ve mini buzdolabı yer alıyor. Şirket içi resim ya da fotograf yarışmaları düzenlediği için onlara uygun bir yer açmak adına giriş katta küçük bir sergi alanı tasarladık. Bu katta video konferans odaları yer alıyor. gö: LEED sertifikasına başvurma kararını nasıl aldınız?

tk: Mekansal kurguya karar verdikten sonra işletme ve enerji tüketimi açısından iyileştirme süreci önem kazandı. Çizgisel bir aydınlatma ile bu tür işlevleri sağladık. Islak hacimlerde su tasarrufu yapan ürünler tercih ettik. Tuvaletlerde en fazla hijyenle birlikte en az bakım ihtiyacını hedefledik. Kağıt havluların, çöpün, lavabonun ve muslukların doğru konumlandırılışıyla etrafa su damlalarının saçılmasını engelledik. Kapılar dışarı doğru açıldığı için elinizi yıkadıktan sonra dirseğinizi ya da omzunuzu kullanarak kapıyı kolayca itebiliyorsunuz. gö: Renklerle ilgili nasıl bir çalışmanız oldu? tk: Çok yorucu olmayan tarafsız renkler elde etmek istedik. LEED sertifikasına başvuracağımız için tercih edebileceğimiz ürün tipolojileri ortaya çıktı. O ürünlerin bize sunduğu renk seçeneklerinin içinde kalarak sakin ve uyumlu renkleri tercih ettik. Ernst & Young’ın İstanbul ofisi olmasını nasıl vurgularız diye düşünerek şeffaf E & Y logosunun ardındaki ekran düzenlemeleri fikri üzerine çalıştık. Ekranda sokak görüntülerini anlatan videoları yayınlıyoruz.


ÜRÜN TASARIMI - SEHPA / LAMBADER / KİTAPLIK MART 2015 - XXI 62

fotoğraflar: Mordağ Tasarım

Katlanan Çeşitlilik MUKAVVADAN ÜRETILEN KALAHARI, ANTARKTIKA VE DESIGN TURKEY 2014’TE İYI TASARIM ÖDÜLÜ ALAN AYDINLATMA ÜNITESI MEKE’YI TASARIMCISI METE MORDAĞ ILE KONUŞTUK. Güzin Öztok

MORDAĞ TASARIM

kalahari & meke & antarktika

gö: Kartonworks firması için Kalahari, Antarktika ve Meke isimli ürünleri tasarladınız. Kartonworks ile çalışmaya nasıl başladınız? Mete Mordağ: Boğaziçi Üniversitesi’nde endüstriyel tasarımda estetik ve mühendisliğin buluşması konulu bir seminer veriyordum. Oradaki konuşmacılar arasında Onur Kuru ve Ömer Faruk Kahya vardı. Onların Teknik Mukavva isimli bir firması var. Firmalara karton ambalaj konusunda destek veriyorlar. Özellikle mobilya sektörüyle çalışıyorlar. Ömer, kartonu iyi tanıyoruz, nasıl farklı katma değer üretebiliriz dedi. Güzel ve çevreci bir proje olduğu için onlarla çalışmak istedim. Geçtiğimiz iki yılda Kalahari, Antarktika ve Meke’yi ürettik.

gö: Şu anda başka ürün tasarlıyor musunuz Kartonworks için? mm: Evet henüz ismi olmayan bir masa tasarımı üzerine çalışıyorum. gö: Mukavva ile çalışmak nasıl, zorlukları ve kolaylıklarından bahseder misiniz? mm: Mukavva, genellikle altı milimetre kalınlığındaki düşük kaliteli malzemedir. Öte yandan çok yüksek kaliteli mukavvalar var, bunlar 2 mm, 4 mm, 6 mm ve 12 mm kalınlığında olabiliyor. Mukavvanın çok büyük yararları var; birincisi katlanabiliyor, yani kalıp yatırımı yapılmasına gerek yok. Öte yandan plastik ürünlerin her birinin ayrı bir kalıbı var. Ayrıca başka malzemelerin üretim sonrasında yeniden gözden geçirilmesi de ciddi yatırım gerektiriyor. Kartonsa herhangi bir kalıba ihtiyaç duymuyor. Sadece ufak maketlerle çalışabiliyorsunuz. Lojistik anlamda da çok büyük artılar var. İstediğiniz kadar ürünü üst üste koyarak bir yerden bir yere kolayca taşıyabiliyorsunuz. Üzerine istediğimiz deseni basabiliyoruz. Malzemenin


ÜRÜN TASARIMI - SEHPA / LAMBADER / KİTAPLIK 63 XXI - MART 2015

yıllar geçmesine rağmen eskime gibi bir özelliği yok. Bazı ürünleri akrilik siyah boya ile boyuyoruz ve akrilik su geçirmeyen bir malzeme olduğu için üzerine sıvı dökülse de şişmiyor, silinebiliyor. gö: Peki bunların üretimi nasıl gerçekleşiyor? mm: Bir tane karton plakası bir bıçak vuruyor ve ürünün katlanmadan önceki halini ortaya çıkarıyor. Zaten sürecin en eğlenceli kısmını da bu oluşturuyor. Her ürünün katlanmadan önceki halleri çok iyi. Taşıma kapasiteleri de çok yüksek. Mesela Kalahari sehpanın taşıma kapasitesi 280 kilogram. Ana gövde dört milimetre yüksek kalite mukavvadan oluşuyor. İçindeki tarak, parçaları bir arada tutuyor ve o parçayı üzerine katlayıp yapıştırdığınızda ürün ortaya çıkıyor. Hiçbir ürün bir kilogram ağırlığını geçmiyor gö: Yani bir bağlantı detayı yok mu? mm: Hayır hiç bir şey yok. gö: Peki bu ürünler nerelerde kullanılıyor?

mm: Antarktika kitaplıklar şu anda Karaköy sahilde birkaç tane kafede kullanılıyor. Kendi ofisimizde kullanıyoruz. Kitaplığın güzel yanı aslında tek modül olması. Bu şekilde modülleri istediğiniz kadar çoğaltabiliyorsunuz. Karaköy’deki kafelerden birinin duvarını tamamen Antarktika ile kaplıyoruz. Antarktika’yı ya da kartonla üretilen bir başka ürünü istediğiniz renk ve desenle kaplamak da oldukça önemli bir özellik. gö: Peki modüller ne şekilde çoğaltılabiliyor? mm: Bir alüminyum T profille ürünleri bir araya getiriyoruz. Sağa ve sola doğru çoğaltabiliyoruz. Her bir raf 20-30 kilogram arası ağırlık taşıyabiliyor. Örneğin sehpa 280 kilograma kadar ağırlık taşıyabiliyor. Ofisimizde içinde LED bulunan lambaderi bir buçuk senedir kullanıyoruz. Eski modelde üzerine bastığımızda aşağı doğru göçme durumu yeni modellerde yok. gö: Bu ürünleri çocukların olduğu mekanlarda da kullanmak eğlenceli olabilir.

mm: Evet zaten Meke’nin çizimlerini hep çocuk odasında yaptık, çocuk üzerine düşse de hiçbir şey olmayacak şekilde tasarladık, yani ürünler çok hafif. gö: Çocuklar bu ürünleri boyamak da isteyebilir. mm: Aslında anaokullarında kullanılabilir. gö: Bugün mukavva kullanmak kullanıcıya ve üreticiye ne söylüyor? mm: Tasarımın yapması gereken en önemli şey herhangi bir işlevi olabildiğince çevreci bir yaklaşımla az malzemeyle ve ucuza çözmek olmalı. O yüzden kartonla üretmek iyi bir tasarım yaklaşımı. Çünkü bir tabureyi, aydınlatma ürününü ya da bir kitaplığı mevcut olan en çevreci, en hafif, en ucuz şeyle yani kağıtla çözüyorsunuz. Onun bir alt basamağı ürünün olmaması. gö: Peki karton geri dönüştürülmüş malzemeden mi üretildi? mm: Hayır, yüksek kalite mukavva. Geri dönüştürülmüş malzemeyle aynı şeyi çıkartabilirsiniz ama yüzey


MART 2015 - XXI 64

ÜRÜN TASARIMI - SEHPA / LAMBADER / KİTAPLIK

mete mordağ 1996’da İstanbul Alman Lisesi, 2001’de Boğaziçi Üniversitesi makine mühendisliği bölümünü tamamladı. Sydney New South Wales Üniversitesi’nde endüstriyel tasarım yüksek lisans programını tamamlayarak 2005’te İstanbul’a döndü. 2007’den bu yana mutfak eşyaları, aksesuarlar, mobilyalar, dalış ekipmanları, kentsel mobilyalar, mimari donatılar tasarlıyor.

kalitesini yakalayamazsınız. Örneğin bir müzik festivali için 300 tane tabure siparişi verdiler. Onu geri dönüştürülmüş mukavvadan üretebilirsiniz çünkü konserden sonra çöp olacak tabureler. Ama eve satın alacağım ürünün yüzeyinin pırıl pırıl olmasını tercih ederim. gö: Bu durumda her birinin çevrecilik değeri farklı oluyor. mm: Evet ama her birini yüksek kalitede ya da ikinci kalitede mukavvayla karşılaştırdığınızda çok iyi bir noktadasınız. Ne yaparsanız yapın dünyaya çöp üretiyorsunuz. Bu o anlamda çok etik bir proje. Kullanıcının ürünü birleştirmesi de önemli. Ürünün hedef kitlesi gençler, üniversiteler, yatılı üniversiteler, öğrenci yurtları. İkincil olarak fuarlar ve konserler. Fuar, dünyanın en korkunç tüketim etkinliklerinden birisidir. Bir günde yüzlerce firma koskoca yapıları kurar ve ertesi gün onların hepsi çöptür. Yapım şirketleriyle kurduğunuz ürünleri gelip alacaksınız diye anlaşırlar. Plastik sandalyeler, metal yapılar

çöpe atılır. Aklımızdaki şeylerden biri mukavvadan modüler bir fuar standı yapmak. Yine atılır ama ikna edici olur. Bir de yurtdışındaki diğer firmalarda iki farklı üretim şekli var. Birincisi Kalahari lambaderdeki her bir parçanın farklı kesilmesi gibi biraz daha farklı kesip yan yana yapıştırıyorlar. Aynı şeyi yapıyor ama gereksiz bir şekilde fazla kağıt kullanılıyor. Çünkü katlamak yerine yapıştırılıyor. Her bir kartonu mükemmel bir şekilde yapıştırıp kullanıcıya hazır hale getirmek zor bir şey. gö: Yapıştırılarak üretildiğinde o ürün daha sabit olmalı, aksine, Kalahari mesela sökülüp takılabiliyor. mm: Evet o modüler olabilir ama bu değil. Tamamen katlama yöntemiyle kullancıya yaptırılıyor. Üzerinde hiç yapıştırma detayları yok. Kartonworks’ün her bir ürün isminin çöl ismi olması fikri çok güzel ayrıca. Çöller aslında en etkileyici ortamlardan biri. Çölde çok farklı çeşitlilikte hayvan yaşayabiliyor. Kartonla da aynı şeyi yapıyorsunuz aslında. Bir aydınlatmayı, tabureyi ya da kitaplığı en az fiyat ve malzemeyle

çözmeye çalışıyorsunuz. Dünyanın en büyük çöllerinden biri olmasına ve “büyük susuzluk” anlamına gelen ismine rağmen yaşam verdiği inanılmaz çeşitliliğiyle dünyanın en çelişik habitatlarından biridir Kalahari. İyi tasarımın azla ne kadar çoğu başarmak istediğine dair bu isim üzerinden gönderme yaptık. Kalahari sehpa da 1.75 kg ağırlığı ve 280 kg ağırlık taşıma kapasitesiyle üstün bir mukavamet / ağırlık oranına sahip. Ürünlerin hepsi 4 ve 6 mm kartonla üretildi. Yeni ürünümüz masa için de bu geçerli. Biri dar ayaklı biri geniş ayaklı olmak üzere yanına bir de sehpa gelecek. Bunlardan bir tane katlanarak üretilen tabure grubu da yapmayı planlıyoruz. Farklı malzemelere kıyasla karton gerçekten çok keyifli. Bir yandan çok fazla ekipman ve teknolojik ürün tasarımıyla uğraşıyorum, diğer taraftan da kartonla. İkisi de çok ayrı süreçler. Teknolojik ürünlerin süreçleri daha stresli ve uzun. Kartonun öyle değil, karton çevreci ve proje süreci barışçıl gerçekten.


MOBİL UYGULAMA - İSTANBUL MART 2015 - XXI 66

fotoğraflar: iyiofis

Kapalı Çarşı'da Gezinmek İYİOFİS’İN TASARLADIĞI KAPALI ÇARŞI MOBİL UYGULAMASI, ALIŞVERİŞ TECRÜBESİNİ İYİLEŞTİRİRKEN ÇARŞI KULLANIMINA TEKNOLOJİYLE BİRLİKTE ETKİLEŞİMİ DAHİL EDİYOR.

konumu görüntülenebiliyor ve rotası çizilebiliyor; çarşıda rahatça dolaşarak dükkanlar, kapılar, ATM ve tuvaletler de dahil olmak üzere aranan her şey kolayca bulunabiliyor.

61 kapalı sokağı ve 1.800‘den fazla dükkanıyla Kapalı Çarşı, dünyanın en büyük ve eski kapalı pazarlarından biri olarak günde 250.000 ile 400.000 arasında ziyaretçi alıyor. Düzensiz bir sokak ağı ve çok sayıda hana sahip çarşının labirentimsi sokaklarında kaybolmak çok kolay. İtalyan girişimci ve iş adamı Roberto Condello ile Kapalı Çarşı’daki gezi ve alışveriş tecrübesini iyileştirmeyi hedefleyen bir mobil uygulama geliştirdik.

Uygulama, 1.800 dükkanı kategoriler halinde görüntüleyebiliyor, belirli bir dükkan ya da ürün arayan, özel bir rotada gezmek isteyen kullanıcılar için dükkanları filtreleme imkanı sunuyor. Şu anda Kapalı Çarşı’da bulunabilecek binlerce farklı ürünü 12 kategori altında grupladık. Dükkan ismi ya da ürün etiketiyle doğrudan arama yaparak harita üzerinde aranan yeri anında bulabilmek uygulamanın en kullanışlı özelliklerden biri. Kullanıcılar, dükkanları puanlayabiliyorlar ve çok yakında e-mail ve sosyal medya üzerinden de paylaşılma özelliğine sahip olacak özel listelerine kaydedebiliyorlar. Şu anda Türkçe ve İngilizce dillerinde kullanılabilen uygulamanın çok yakında yeni dil seçenekleri de sunmasını planlıyoruz. IOS ve Android telefonlarda kullanılabilen uygulama, iTunes ve GooglePlay store’lardan ücretsiz olarak indirilebiliyor.

KAPALI ÇARŞI MOBIL UYGULAMASI

iyiofis

Kapalı Çarşı uygulaması, bir rehber ve navigasyon aracı. Uygulamanın en önemli özelliği, bir mimar ve bir grafik tasarımcı yönetimindeki ekip tarafından güncellenerek tekrar çizilen, iyi tasarlanmış, detaylı ve etkileşimli bir harita sunuyor olması. Türkiye’de henüz yeni gündeme gelmekte olan iç mekanda pozisyonlama teknolojisi sayesinde, kullanıcının anlık


MOBİL UYGULAMA - İSTANBUL 67 XXI - MART 2015

elif ensari sucuoğlu 2004 yılında ODTÜ mimarlık bölümünden mezun olduktan sonra Southern California Institute of Architecture'dan bilgisayar ortamında mimarlık konusunda özelleştiği yüksek lisans diplomasını aldı. Los Angeles'taki Gehry Technologies Firması'nda çalıştıktan sonra Türkiye'ye döndü ve Ankara ve İstanbul'da çeşitli tasarım ve uygulama projeleri gerçekleştirdi. 2011 yılından beri İyiofis'te mimari ve iç mimari projeleri üzerine yoğunlaşırken Bilgi Üniversitesi ve İzmir Ekonomi Üniversitesi'nde yarı zamanlı öğretim görevliliği yapıyor ve İstanbul Teknik Üniversitesi'nde doktora programına devam ediyor. gizem şıkman korfalı 2004 yılında Bilkent Üniversitesi grafik tasarım bölümünden mezun olduktan sonra İtalya’da Birleşik Devletler ve Fransa merkezli kitabevleri için çocuk kitapları üzerine çalıştı. Türkiye’ye döndükten sonra İstanbul’da basılı ve dijital medya üzerine çeşitli tasarım ofislerinde çalıştı ve 2011 yılından beri İstanbul'da, İyiofis firmasında çeşitli tasarım, dijital uygulama ve danışmanlık projeleri gerçekleştiriyor. İyiofis ile birlikte gerçekleştirdiği çalışmaları birçok ulusal ve uluslararası yarışmada ödül aldı ve aralarında New York’taki Ideas City Festivali'nin de bulunduğu yerel ve ulusal etkinliklerde sergilendi.


MITSUBISHI ALPOLIC BAU 2015 FUARINDAYDI Almanya’da faaliyete geçen yeni ALPOLIC üretim tesisiyle bölgedeki gücünü artıran Mitsubishi Plastics firması ALPOLIC markalı metal kompozit levhalarını sergilediği standıyla Almanya'nın Münih kentinde düzenlenen BAU Fuarı'nın katılımcıları arasındaydı. Mitsubishi Plastics, Inc. (Japonya), Mitsubishi Polyester Film GmbH (Almanya) ve Mitsubishi Plastics Euro Asia (Türkiye) firmalarından yetkililerin hazır bulunduğu standı fuar boyunca binin üzerinde kişi ziyaret etti. Türkiye’den ve dünyanın çeşitli ülkelerinden birçok mimar, yatırımcı, müteahhit, cephe uygulama firması ve cephe danışmanı standın ziyaretçileri arasındaydı. Standın ana duvarına üç

boyutlu olarak uygulanmış alüminyum kompozit levhaların yanı sıra stant içerisinde sergilenen paslanmaz çelik, titanyum, bakır ve çinko kompozit levhalar da ziyaretçilerin büyük ilgisini çekti. A2 yangın sınıfında, dünyada sadece ALPOLIC Almanya fabrikasında üretimi gerçekleştirilebilen 2000 mm enindeki bir adet alüminyum kompozit levha da stantta sergilendi. 40 yılı aşkın süredir ALPOLIC markalı metal kompozit levhaların üretimini gerçekleştiren Mitsubishi Plastics, şimdiye dek olduğu gibi gelecek BAU fuarlarında da yenilikleriyle modern mimariye yön vermeyi hedefliyor. www.alpolic.com

MART 2015 - XXI 68

SEKTÖR HABERLERİ

ACRYLIC PANEL Kastamonu Entegre'nin Adana tesislerinde Acrylic Panel markasıyla üretimine geçilen ürün, yüksek derinlik hissi verirken çizilmelere ve ultraviyole ışınlara karşı da tam direnç gösteriyor. ABS/PMMA’den üretilen ve PVC içermeyen plastik yüzeyler olarak tanımlanan akrilik levhalar, MDF ve sunta yüzeyine laminasyon yöntemiyle kaplanıyor. 18 mm kalınlıkta ve 1220x2800 mm ölçülerinde üretilen Acrylic Panellerin ön yüzeyinde; sektördeki en iyi marka olan Senosan’ın (Avusturya) çizilmeye üst düzey dayanımlı en iyi ürünü Senosan AM 1800 TopXscratchresistant akrilik plakalar kullanılırken, arka yüz ise ön yüz ile

TENSO ESTERNI uyumlu olarak aynı renkte astar plakalar ile kaplanıyor. Ofis, mutfak, banyo, ray dolap gibi yoğun kullanılan mekanlarda rahatlıkla uygulanabilen Acrylic Panel, yüksek parlaklık seviyesi, çizilmelere ve UV ışınlarına karşı gösterdiği yüksek dayanımla çevre dostu ürünler olarak ön plana çıkıyor. Küçük çiziklerin cila ile rahatlıkla yok edilebildiği ürün kimysallara karşı da dayanıklılık gösteriyor. Acrylic Panel, ürün kartelasında sektörde en çok talep edilen renklerden beyaz, krem, capuccino, siyah, kırmızı, bordo, mürdüm, metalik gümüş ve metalik bej renklerinde üretiliyor. www.keas.com.tr

Cini & Nils için Luto Bettonica ve Mario Melocchi tarafından 2011 yılında tasarlanan Tenso Esterni, öncelikli olarak çok yüksek tavanlı mekanlardaki aydınlatma sorununu çözmek için üretildi. Sonraları, tavanı olmayan ya da yapısal özellikleri sebebiyle tavandan bir aydınlatmayı barındıramayan mekanların aydınlatması için ideal çözümler haline geldi. Artık yalnızca iç değil dış mekanların aydınlatma çözümleri için dış mekana uygun tipleri de mevcut. Tavanın çok yüksek olması, ürünün montajı için değil ama sonrasındaki bakım süreci açısından çok büyük zorluklar çıkartıyor. Ürün, teras ve bahçe gibi tavanı olmamasına karşın geniş

satıhlarda aydınlatma ihtiyacı olan mekanlar için de ideal. Sanat eseri ya da tarihi eser gibi mekanlarda da, ortama gerekli ışığı bu kablo gergi sistemi, mekanın dokusunu ve yapısını bozmadan veriyor. Bu kablo sistemi, elektrik kaynağını tek bir yerden alarak tüm ortamı aydınlatan gergi sistemi boyunca dolaşabiliyor, 30 metreyi lineer olarak destek almadan geçebiliyor. Yanlızca düz değil, eğimli ya da zikzak formlar da verilebiliyor. LED, enkandesan, halojen, kompakt fluoresan ya da metal halide gibi geniş ampul seçenekleri mevcut. www.tepta.com


BETONART FRESH Türkiye'de ilk kez Kalekim tarafından geliştirilen brüt beton görünümlü dekoratif sıva Betonart Fresh, özel formülü sayesinde uygulandığı alanlardaki kötü kokuları gideriyor. Kullanıma hazır olarak kova ambalajında sunulan Betonart Fresh, mekanları estetik brüt beton görünümüne kavuşturmasının yanı sıra, kötü kokularla birlikte kimyasal gazları da gideriyor. Ortamın nem dengesini sağlayan ve içerideki nemi dışarıya atabilme kabiliyetiyle yapılara nefes aldıran ürün, başka hiçbir katkı malzemesine ihtiyaç duyulmadan mala

ile kolayca uygulanabiliyor. Akrilik emülsiyon esaslı Betonart Fresh, çimento içermediği için uygulama sırasında ve sonrasında da tozuma gibi bir problem yaratmıyor. Solvent içermeyen su bazlı yapısı ile insan ve çevre sağlığına dost bir ürün olarak öne çıkıyor. Hafif bir yapıya sahip son kat dekoratif sıva Betonart Fresh, kara sıva, beton, çimento levha gibi mineral yüzeylerin yanı sıra alçı sıva, alçıpan, sabitlenmiş kontrplak ve eski boyalı yüzeylere uygulanabiliyor. www.kalekim.com.tr

DERİN DESIGN ANKARA MAĞAZASI AÇILDI

MART 2015 - XXI 70

SEKTÖR HABERLERİ

Ulusal ve uluslararası platformda önemli başarılara imza atan Derin Design, Ankara’da açılan ilk mağazası ile modern mobilya tasarımı ve üretimi alanındaki başarılarını başkente taşıyor. Tasarımda sadeliği ve işlevselliği ön plana çıkartan ürünleri ile Derin Design, 38 yılı aşkın süredir sektörde faaliyet gösteren Tekaral İnşaat firmasıyla gerçekleştirdiği işbirliği ile markaya yeni bir boyut katıyor. Ofisler, oteller, bankalar ve evler için mobilya tasarımlarını hayata geçiren Derin

BO6209B01 FIRIN Silverline Ankastre, güvenliği ön planda tutan fırın modelleri tasarlamaya devam ediyor. Önemli işlevler eklenen Silverline BO6209B01 fırının otomatik soğutma fan sistemi pişirme biter bitmez devreye girerek fırının soğumasına ve mutfak kabinlerinin fazla ısıdan korunmasına yardımcı oluyor. Fırının kapak iç camının reflektif özelliği fırının içindeki ısının düşmesini sağlıyor. İki camlı fırın kapağı ve özel soğutma sistemi sayesinde fırın dış yüzeyi soğuk kalıyor. Her iki işlev de mutfaklardaki olası kazaları ortadan

kaldırıyor ve güvenle çalışmayı sağlıyor. Ürünlerinde çevreye dost teknolojiler kullanan Silverline, BO6209B01 ürününde kullandığı A-20% enerji tasarrufu özelliği ile standart bir A sınıfı fırına göre yüzde 20 daha az enerji tüketiyor. Yeni fırın altıgen konstrüksiyonlu procook tepsisi sayesinde ısı daha işlevsel dağıldığı için pişirmede daha iyi sonuç veriyor. BO6209B01 fırın aynı zamanda 66 litrelik geniş iç hacme sahip. www.silverline.com

Design, mekanın ve kişinin ihtiyaçları doğrultusunda özel imalat mobilya üretimi de gerçekleştiriyor. Derin Design bundan böyle Ankara’daki önemli yatırımlara değer katmak üzere Çankaya’da açılan mağazasıyla markanın etkinliğine ivme kazandırıyor. 2014 koleksiyonuna ait ürünlerin de görülebileceği Ankara mağazası, tasarım odaklı mobilyaya yönelik beklentileri karşılamak amacıyla ziyaretçilere kapılarını açıyor. www.derindesign.com


SUNTECH AEROLUX Suntech Aerolux, hareketli/katlanabilir alüminyum güneş kırıcı panelleriyle güneş, yağmur gibi hava koşullarına karşı açık alanların kullanımına olanak sağayan modern bioklimatik pergola ve tavan sistemi. Opsiyonel LED aydınlatma seçeneği ve gizli aydınlatmadaki RGB renk dönüşümleri, açık alanlarda lüks ve şık bir görünüm sağlıyor. Dimmer seçeneği sayesinde ortama göre ışık

yoğunluğu ayarlanabiliyor. Albayrak 20.000 m2 kapalı alana sahip modern ve teknolojik entegre üretim tesislerinde uluslararası standartlarda ürettiği Suntech açılır kapanır pergola, tavan, kış bahçesi ve tente sistemlerinin Avrupa, Amerika, Afrika, Asya ve Avustralya kıtalarında 72 ülkeye ihracatını yapıyor. www.albayrak.com

MART 2015 - XXI 72

SEKTÖR HABERLERİ

TRIMLINE MW - HAREKETLİ BÖLME DUVAR SİSTEMLERİ TRIMline MW Hareketli Bölme Duvar Sistemi; oteller, ofisler, eğitim yapıları ve konferans salonlarında, iç mekan tasarımının bütünleyici parçasıdır ve mekanın istenilen işlevlere göre bölünmesi için sınırsız tasarım olanağı sunar. TRIMline MW ile panel stok alanları istek ve ihtiyaçlara göre planlanıyor. Paneller, tamamen gizlenebildiği gibi üst üste istiflenerek oda içerisinde tasarımın diğer elemanları ile kombine edilebiliyor. Tavandan gizli bir ray ile asılan paneller, zeminde herhangi bir kılavuz rayına ihtiyaç duymuyor. Paneller, manuel olarak kolayca hareket ettiriliyor ve park alanına götürülüyor. Ahşap kaplamadan tekstile kadar sınırsız farklı yüzey

kaplama seçenekleri sunan, TRIMline MW, sadece iki mekanı birbirinden ayıran bir bölme duvar sistemi değil, üç boyutlu bir eleman olarak tek başına bir tasarım objesi. Sistem bütününde uygulanan detaylar, üstün ses yalıtımı değerlerini sağlamak üzere tasarlandı. Hareketli bölmelere adapte edilen akustik paneller ile mekanlarda ses konforu ve kontrolü sağlanıyor. Akustik paneller ses konforu sağlamanın yanında, farklı yüzey seçenekleri ile mekanlara görsel zenginlik de katıyor. TRIMline teknik desteği, projelerin tasarım aşamasından, satış sonrası hizmetlerine kadar hissediliyor. www.trimline.com.tr

NURUS ALLDESIGN 2015'TEYDİ 4. Alldesign Yaratıcı Endüstriler ve Gelişen Teknolojiler Fuarı kapsamında teknoloji entegreli ürünlerini tanıtan Nurus'un alanı fuarda ziyaretçiler tarafından oldukça ilgi gördü. Nurus, Alldesign 2015'te teknoloji entegreli Isola, Picnic ve Stone serilerini kullanıcıların beğenisine sundu. Nurus Grubu Yönetim Kurulu Üyesi ve Nurus Design Lab Yöneticisi, tasarımcı Renan Gökyay fuarın açılışında yaptığı konuşmada gelişen teknolojinin tasarım dünyasına etkisini katılımcılarla paylaştı. Renan Gökyay, üçboyutlu yazıcı teknolojisinin hızlı gelişimi ve üçboyutlu yazıcı

fiyatlarının daha erişilebilir bir noktaya gelmesiyle birlikte endüstrinin ve buna bağlı olarak endüstriyel tasarımcılığın da etkileneceğini belirtti. Gökyay, “Teknolojinin tasarım dünyasına etkilerinin riskler doğurabileceğini de öngörmemiz gerekiyor. Dünyada açık kaynak kodlu tasarım anlayışı hızla yayılıyor. Bu gelişmenin profesyonel tasarımcıları nasıl etkileyeceğini ve mülkiyet haklarında nasıl bir dönüşüm yaratacağını önümüzdeki yıllarda hep birlikte göreceğiz” dedi. www.nurus.com.tr


THEA IQ DOKUNMATİK YÖNETİM PANELİ Viko tarafından geliştirilen Thea IQ Dokunmatik Yönetim Paneli tüm mekanlarda ısıtma, iklimlendirme, aydınlatma ve jaluzi/panjur kontrolünün tek noktadan ya da mobil cihazlar kullanılarak uzaktan erişim ile kolaylıkla yapılamsına ve güvenlik sistemleri entegrasyonunun sağlanmasına olanak tanıyor. İsteğe göre oluşturulabilen senaryolara göre tek dokunuşla tanımlanan tüm kontroller sağlanıyor. IP tabanlı interkom özelliğine sahip Thea IQ Dokunmatik Yönetim Paneli, sesli ve görüntülü görüşme ve IP telefonlar ile görüşme yapılmasına imkan veriyor. Kapı zili butonu, su basma, gaz, duman ve hareket dedektörleri gibi güvenlik

ürünleri direkt olarak Thea IQ Dokunmatik Yönetim Paneli’nin inputlarına bağlanarak güvenlik sistemi oluşturulabiliyor. Ürün, istenilen RSS haber kaynaklarından sürekli olarak haber yayını, resmi kaynaklardan güncel döviz bilgilerinin alınması, Twitter’ı kullanarak sosyal paylaşım ve takip gerçekleştirme, hava durumu bilgisini canlı olarak paylaşıyor. Ayrıca Apple Store ve Play Store’da bulunan uygulamalar kullanılarak ev içindeki ekran, tablet ya da akıllı telefon üzerinden istenilen işlevler gerçekleştirilebiliyor. www.viko.com.tr

MART 2015 - XXI 74

SEKTÖR HABERLERİ

EKOS KLİNKER TUĞLA Türkiye'nin ateş tuğlası tekniğiyle klinker tuğla üretimi gerçekleştiren tek fabrikası konumundaki Ekos Klinker Tuğla'nın özel maksat kaplamalar kategorisinde yer alan restorasyon tuğlaları ve çubuk tuğlaları dayanıklı olmaları sayesinde dekoratif özelliklerini de uzun süre koruyor. Farklı duvar kalınlıkları için tasarlanmış harpuştalar; farklı boyutlarda merdiven detayları, havuz ve çevre bordürleriyle birlikte diğer Ekos ürünleriyle de uyum sağlayan Ekos restorasyon tuğlaları, farklı mimari tasarımlar için de geniş yelpazede çözümler sunuyor. Nar (Ekos kırmızı),

doğal (Ekos sarı) ve kahve (Ekos kahverengi) tonlarında üretilen Ekos restorasyon tuğlaları, 15x30x3 cm ölçüleri ile uygulamada kolaylık sağlıyor. Ürün, restorasyon projelerinde tamir amaçlı olduğu kadar eski görünüm verilmek istenen binalarda da sıklıkla tercih ediliyor. Çubuk tuğlalar da Ekos Klinker Tuğla’nın binalarda estetik görünüm arayanlara sunduğu seçenekler arasında yer alıyor. Nar ve doğal renklerinde üretilen çubuk tuğlalar ile farklı ölçü alternatifleri yaratılabiliyor. www.ekos.com.tr

COREX Üretim teknolojisi ile sektöre pek çok yenilik kazandıran Dalsan Alçı, iç mekan kuru duvar ve asma tavan imalatları için özel olarak tasarlanmış geleceğin teknolojisi ile üretilen COREX'i kullanıcıların beğenisine sunuyor. COREX, bölme duvar ve asma tavan yapımı esnasında bütün ihtiyaçlar araştırılarak ve bu araştırmalar sonucunda levhanın gerekli katmanlarına farklı yoğunluklar uygulanarak üretildi. COREX teknolojisi, "üstün katman teknolojisine sahip güçlendirilmiş çekirdek" olarak adlandırılıyor. Farklı çekirdek katmanları sayesinde ürünün

yoğunluk oranları istendiği şekilde ayarlanabiliyor. Böylece üstünde gereksiz hiç bir ağırlık bulundurmuyor. Bu özelliği sayesinde tek seferde daha fazla m2 taşıma ve uygulandığı binaları gereksiz yüklerden kurtarma gibi birçok avantaj sağlıyor. Çekirdeği güçlendirilmiş COREX, üretim esnasında daha düşük karbon salınımı, yüksek vida tutma performansına sahip kenarları, daha düşük sehim değerleri, uygulamada kolaylık sağlayan esnekliği gibi özellikleriyle dikkat çekiyor. www.dalsan.com.tr


STEELCASE THINK Think ofis koltuğunun varoluş amacı, ofis içinde özgürce hareket etmek isteyen çalışanlara konforlu ve mobil bir hayat sunabilmektir. Bunu da, kullanıcısının ihtiyaçlarına akıllıca tepkiler vererek başarır. Think, ileri teknolojisi sayesinde kullanıcı özelliklerine göre şekil alır ve kişiselleştirilmiş bir rahatlık sunar. Vücut yapısı ve oturma pozisyonlarına göre ayarlanabilen Think, ağırlık baskısına orantılı olarak düzgün oturma desteği sağlar ve sırt itiş gücünü otomatik ayarlayabilir. Bu esnekliği sayesinde, her türlü iş yerinde, her türlü çalışma pozisyonu için uygundur.

MART 2015 - XXI 76

SEKTÖR HABERLERİ

Think ofis koltuğunun kullanımı da basittir; çünkü minimum ayarla,

maksimum konfor sunar. Ürün, farklı yüzey materyalleri ve geniş ürün seçenekleriyle her mekana kolayca entegre edilebilir. Think ofis koltukları, çevrecilik anlayışıyla geri dönüşümlü malzemelerden üretilir. Bu sayede karbon emisyonu ciddi oranda düşürülür ve sürdürülebilir tasarıma katkı sağlar. Think Çevresel Etki Sonuçları'na göre sadece ABD için üretilen koltuklarda, yıllık olarak azaltılan karbon emisyon miktarı, bir aracın 4 milyon kilometrede ortaya çıkaracağı karbon emisyonu kadardır. 4 milyon kilometre ise, dünya çevresinde tam 100 tur anlamına gelir. www.klassis.com


FUAR - MOBİLYA - ÇİN MART 2015 - XXI 78

Çin’de Büyüyen Mobilya Tasarımı Sektörü ÜRETIM ALANINDAKI KABILIYETINI TASARIM ALANINA DA YANSITMAYA BAŞLAYAN ÇIN’IN MOBILYA FUARI CIFF, BU YIL MART’TA GUANGZHOU’DA VE EYLÜL’DE ŞANGHAY’DA DÜZENLENIYOR. CIFF (China International Furniture Fair – Çin Uluslararası Mobilya Fuarı) 2015 yılında önemli değişiklikler ve inovatif adımlarla gerçekleştirilecek. Mobilya sektöründe dünyanın en büyük fuarı olan CIFF, bu yıl itibariyle yılda iki kez düzenlenecek. Mart ayında bugüne dek fuara evsahipliği yapmış olan Guangzhou kentinde açılacak fuarı Eylül ayında Şanghay’da açılacak fuar takip edecek. Bu sayede mobilya sektöründe üretimin yoğun olduğu bölgeye yakın Guangzhou ile Çin’in uluslararası

yüzünü temsil eden Şanghay kentleri mobilya endüstrisi için buluşma noktaları yaratarak fuarın etkisini artıracak. İlk aşaması 18-22 Mart tarihleri arasında Guangzhou’daki Çin İhraçat İthalat Fuar Merkezi’nde ev mobilyaları, aksesuarları ile dış mekan mobilyaları ve döşemelik kumaşlara yer verecek olan CIFF, bu tarihin hemen ardından 28 Mart - 1 Nisan tarihleri arasında aynı yerde ofis mobilyalarına odaklanacak. 350 bin metrekarelik fuar alanında ofis mobilyası, otel mobilyası, aksesuarlar, kamusal alanlar ve bekleme alanları mobilyalarının yanı sıra hammaddeler ve mobilya makina ekipmanları da yer alacak.

Fuarın son aşaması ise 8-12 Eylül tarihleri arasında Şanghay’daki yeni Ulusal Kongre ve Fuar Merkezi’nde 400 bin metrekarelik bir alanda gerçekleşecek. Ev, ofis ve dış mekan mobilyaları ile kumaşlar, aksesuarlar, makina ekipmanları ve hammaddelerin sergileneceği fuarda Amerika, İtalya, Fransa, İngiltere, Belçika, Portekiz, Avustralya ve Türkiye başta olmak üzere dünyanın birçok noktasından firma katılımcı olarak yer alacak. CIFF’a yaklaşık 190 ülkeden 100 bine yakın mimar, tasarımcı ve alıcının katılması bekleniyor.


iPAD’DEYİZ

XXI’in tüm içeriğine, hatta daha çok görsele ve videoya interaktif bir şekilde ve kolay kullanımla Apple Store’dan erişebilirsiniz.

Üstelik ücretsiz!


UYGULAMA – MOBİLYA – İSTANBUL MART 2015 - XXI 80

fotoğraflar: Gürkan Akay

Endüstriyel Kurguyla Yenilenen Ofis STANDARD PROFİL'İN YENİLENEN MERKEZ OFİSİNDE KOLEKSİYON'UN PARTİTA, DASTAN, PATH, OPERA VE BOTERO ÜRÜNLERİ TERCİH EDİLDİ. Otomotiv yan sanayiinde sızdırmazlık profili üreten Standard Profil'in merkez ofisleri Emre Arolat tasarımı LEED sertifikalı binada konumlanıyor. Minimalist bina kurgusunun içerisinde yer alan Standard Profil merkez ofisi aldıkları yenileme kararı ile genç bir mimarinin izlerini sürmek üzere İdem Dinçer Mimarlık ile değişim yolunu izlemiş. Bu yenileme sürecinde proje planlaması iki, uygulama ise dört ayda tamamlanmış. Merkez ofisler; Volvo, Mercedes gibi markalara üretim yapan Standard Profil'in şirket kimliğinden

yola çıkılarak yapılan yenilemeyle endüstriyel bir görünüm kazanmış. 1500 m2 alanda 92 kişi için kurgulanan çalışma alanında endüstriyel çizgiler ham masif, doğal beton gibi malzemelerle harmanlanmış. Standard Profil merkez ofis binası LEED sertifikalı olduğu için kullanılacak tasarımların malzeme seçimlerine özen gösterilmiş. Çalışma alanlarının kurgusunda Koleksiyon ürünlerinden Faruk Malhan tasarımı Partita çoklu çalışma masaları, Koray Malhan tasarımı Dastan sandalyeler ve Path kesonlar bir arada kullanılmış. Bekleme alanları için ise Opera kanepeler ve Botero koltuklar tercih edilen ürünler arasında bulunuyor.


UYGULAMA - CEPHE - KRISTIANSAND MART 2015 - XXI 82

fotoğraflar: Jansen AG

Kıvrımların Detayı JANSEN AG'NİN YENİ VISS IXTRA SİSTEMİ, KILDEN TİYATROSU'NUN CEPHESİNDE İNOVATİF ÇÖZÜMLER SUNUYOR. Norveç'in Kristiansand bölgesindeki Kilden Tiyatrosu'nun 2006 yılında açılan uluslararası yarışmayı kazanan Finlandiyalı genç mimarlar tasarladı. Projenin başarısı, yerin ruhuna (genius loci) duyarlı mimarinin yaratılması ön şartına ek olarak karmaşık bir mimarinin nasıl olabileceği, disiplinlerarası işbirliği ve uzmanlardan öğrenerek nasıl uygulanabileceğini gösteriyor. Binanın kuzeyinde konser salonu, merkezinde çok amaçlı odalar ve güneyinde tiyatro salonu yer alıyor. Sanatçıların giyinme odaları, enstrümanları, kostümleri ve malzeme odaları ile ofisler doğu kısmında bulunuyor. Sergileme alanları içinse farklı kullanım amaçları düşünüldü. Sahne sanatlarıyla ilgili tasarım konsepti fuaye

ve halka açık yan odalar gibi kamusal alanlarla sınırlandırıldı.

mekan yapının bulunduğu çevreyle ilişki kuruyor.

Proje ortakları başlangıcından beri kıvrımlı strüktürün zorlayıcı olacağını biliyorlardı. Ancak kıvrımlı yapı Güney Kristiansand'ın suya bakan cephesindeki tek işlevli sanayi bölgesini değiştirmeye, burayı sanatsal bir bakış açısıyla geniş bir eğlence ve dinlenme alanına dönüştürmeye yardımcı oldu. Gelecekte konutların olabileceği bu bölgede, insanların boş vakitlerini geçirebileceği kimlikli bir bina yaratılmak istendi. Denizden görülebilen kültür yapısı, zeminden yukarı doğru cam bir cephe ile denize bakışı sağlıyor. Cam cephenin hemen üzerinde meşe ağacından yapılmış kaplamalı kıvrımlı sonlandırma parçası yapıya kendine özgü bir görünüm katıyor. Düzenli kafes sistemli ve büyük ölçekli panoramik cam panellerle bina cephesi şeffaflığa kavuşuyor, hiçbir engel olmadan gemi ve vinçlerin hakim olduğu limana bakış sağlıyor. Bu sayede de iç

Bazı bölümlerinde 16 metreye kadar uzanan, serbest duran cam cephenin uygulanması, meşe ağacı kaplamalı yüzeyinin parametrik konstrüksiyonu kadar zorlu oldu. Projenin ilk aşamalarından itibaren Jansen AG çelik sistemler departmanının bilgi birikimi ve yeteneğinden faydalanıldı. Yeni VISS Ixtra sistemi, inovatif teknolojik cephe çözümünü sağladı. Mimarlar yarışma esnasında parametrik bilgisayar programlarından faydalanmıştı. Kıvrımlar, düz çatı kenarı olan zemin katının kıvrımlı ara duvarı ile bağlantısı sayesinde oluşturuldu. Mimarların da vurguladığı gibi tasarlanan hattın, çatı kenarı ile bağlantısının prensibi, tasarımın ayrıntılarını oluştururken hiç sorgulanmadı. Burada en önemli konu, mimarların parametrik tasarımlarına göre yapılabilirliğinin


sayede kesim maliyetleri iyileştirildi ve projenin tamamında maliyet tasarrufu sağlandı. Projenin başlangıcından itibaren devrede olan doğrama işleri yapan Norveçli şirket CNC ahşap işleme konusunda öncü bir firmayken dalgalı yapı konusunda herhangi bir deneyimi yoktu. Diğer yandan bu alan tamamen İsviçreli Designtoproduction firmasının uzmanlığıydı. Metz şehrinin Pompidou Merkezi'ndeki Trondheim tasarım projesindeki ilk ahşap yapı projesinde (Bu projede de Jansen çelik profilleri kullanılmıştı) ve Güney Kore’de Shigeru Ban'ın bir başka projesinde İsviçreli ustalar bilgi birikimine sahip olmuş ve Kilden projesinde mimar, inşaat mühendisi ve doğrama işleri yapan şirket arasında arayüz olma konusunda uzmanlaşmışlardı. Çeşitli yapıların parametrik modellerini oluşturdular. Bu modellerde her bir bileşen üç boyutlu olarak, tüm bağlantı ayrıntılarıyla

tanımlandı. Sonra yapılar, inşaat mühendisleri tarafından incelendi ve her bir parça bilgisayar kontrollü makinelerde üretildi. Norveç’te meşe kaplamanın üretimi ve montajı gemi inşaatçıları Risør Trebåtbyggeri AS, Risør tarafından üstlenildi. 2009'un Ekim ayında cephenin şekli kesin olarak tanımlanmıştı. 126 parçanın ön üretimi yapılabilecekti. 2010'un Mart ayından itibaren tüm fabrikalarda üretim başladı. 14,309 bileşenin verileri İsviçreli firmanın bilgisayarlarında oluşturuldu ve doğrudan üretim hatlarına dijital olarak iletildi. Mayıs ayında Risør’un tersanelerinde ön üretim başladı. Parçalar buradan deniz yolu ile taşındı ki bu boyuttaki parçaların doğrudan 100 km uzaklıktaki montaj yerine taşınması için tek yoldu. En son parça 14 Aralık 2010 tarihinde yerine yerleştirildi. Bununla birlikte Norveçli ve İsviçreli inşaat uzmanlarının işbirliği sayesinde böylesine karmaşık ve zorlu bir geometri sağlandı.

83 XXI - MART 2015

sınırlarını test etmeleriydi. Kilden Tiyatrosu'nun cam cephesi sadece çelik profiller ile oluşturulabilecek mimari bir çözüm. Doğrudan denize baktığından yoğun rüzgara maruz kalan projenin cephesinde inşaat mühendisliği ile ilgili şartları sağlamak için lazer kaynaklı özel profiller kullanıldı. Projedeki diğer zorluk ise yanal-burulma bükme ile ilgiliydi. Burada da sadece ilave çelik açılar kullanarak özel bir yapı çözümü oluşturulacaktı. 500 mm profil derinliği kullanıldı. Ancak öne bakan yüzey genişliği sadece 20 mm'ye kadar et kalınlığı olan 60 mm eninde. Bu değerler kısıtlamasız bir şekilde parçanın uzunluğuna bağlı olarak yapı şartlarına göre değişebiliyor. Profil boyutlarının farklı kullanılabiliyor olması sayesinde malzeme iyileştirmesi yapılabildi ve yapının tamamıyla ekonomik olması sağlandı. Profiller boyutları istenilen uzunlukta kesilmiş şekilde teslim edildi. Bu

UYGULAMA - CEPHE - KRISTIANSAND

proje: Kilden Tiyatro Salonu konum: Kristiansand, Norveç açılış tarihi: 6 Ocak 2012 mimari tasarım: ALA Architects, Helsinki, Finlandiya (SMS Arkitekter, Kristiansand, Norveç ile birlikte) parametrik tasarım: designtoproduction GmbH, CH-8703 Erlenbach, İsviçre çelik/cam cephe montajı: Profilteam AS, Hamar, Norveç


MART 2015 AJANDASI 2 Mart

MTU Mimarlık ve Salih Seymen İnşaat sergisi

İzmir Serbest Mimarlar Derneği ve Koleksiyon Mobilya’ nın işbirliğiyle düzenlenen uzun soluklu fakülte sergileri, MTU

Gediz Üniversitesi,Menemen, İzmir

www.izmir-smd.org.tr

Uluslararası Fuar Merkezi, Kiev, Ukrayna

www.kievbuild.com.ua

Excel Fuar Merkezi, Londra, İngiltere

www.ecobuild.co.uk

Sakarya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fuarı, Sakarya, Adapazarı

www.gsf.sakarya.edu.tr/tr

Yapı Endüstri Merkezi, Fulya, İstanbul

www.gelecekhane.com

Palais des Festivals, Cannes, Fransa

www.mipim.com

KTÜ Osman Turan Kongre Merkezi, Trabzon

kentiz.spotrabzon.org

TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi, Beylikdüzü, İstanbul

www.istanbulpencerefuari.com

Cezayir Salonu, Galatasaray, İstanbul

www.cezayir-istanbul.com

Milano Fuar Alanı, Rho, Milano

www.madeexpo.it

CNR Expo Fuar Merkezi, Florya, İstanbul

www.zow.com.tr

İstanbul Deniz Müzesi, Beşiktaş, İstanbul

www.arkitera.com

Yapı Endüstri Merkezi, Fulya, İstanbul

www.prosteel.org

TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi, Beylikdüzü, İstanbul

www.asansoristanbul.com

İstanbul Modern, Tophane, İstanbul

www.vitracagdasmimarlikdizisi.net

Nakilbent Sarnıcı, Sultanahmet, İstanbul

www.yogunluk.org

Mimarlık - Erdal Kemahlıoğlu ve Salih Seymen İnşaat - Salih Seymen mimari proje sergisiyle devam ediyor.

3 - 5 Mart

Kiev Build

İnşaat ve mimarlık sektörüne hitap eden Kiev Build Fuarı, teknoloji, malzeme, makine ve servis konusunda üretim yapan yerli ve yabancı üreticileri ziyaretçilerle buluşturuyor.

3 - 5 Mart

Ecobuild

Sürdürülebilir tasarım ve enerji konusunu ele alan Ecobuild; Sürdürülebilir Yapı Teknolojileri Fuarı’nda konferanslar, seminerler ve sergiler olacak.

3 - 16 Mart

Dört Köşe

Dört Köşe Sergisi, Müge Göker Paktaş’ın temel geometrik formlardan olan kübün açılımından yol çıkarak ürettiği modülleri konu ediniyor.

12 Mart

Şehir 2.0: Akıllı Şehir, Daha Akıllı Vatandaş

Etkinlikte, teknoloji ve planlamayla şehirlerin nasıl daha yaşanır hale gelebileceği farklı disiplinlerden uzmanlar tarafından ele alınacak.

10 - 13 Mart

MIPIM

MIPIM, emlak sektöründe yer alan ofis, konut, perakende, sağlık ve endüstri sektörlerini bir araya getiriyor.

11 - 14 Mart

Kent Merkezlerinde Yaya İzleri

Sempozyum ve atölye çalışması TMMOB Şehir Plancıları Odası Trabzon Şubesi, KTÜ şehir ve bölge Planlama, mimarlık ve peyzaj mimarlığı bölümlerinin işbirliğiyle düzenleniyor.

11 - 14 Mart

İstanbul Pencere Fuarı

Pencere, panjur, cephe sistemleri ve aksesuarları ile profiller, üretim teknolojileri ve makineleri fuarda yer alıyor.

13 Mart

Yeni İstanbul Çalışmaları'nı Tartışmak

Panelde Ayfer Bartu Candan ve Cenk Özbay'ın hazırladığı "Yeni İstanbul Çalışmaları: Sınırlar, Mücadeleler, Açılımlar" kitabı

AJANDA

tartışılıyor.

18 - 21 Mart

Made Expo

Milano'da düzenlenen Made Expo, uluslararası katılımcıları olan bir yapı fuarı.

19 - 22 Mart

ZOW İstanbul

Uluslararası fuar, mobilya endüstrisi, iç tasarım aksesuar ve

MART 2015 - XXI 84

ekipmanlarını bir araya getiriyor.

21 Mart

Yarışmayla Yapanlar Buluşuyor

Arkitera Mimarlık Merkezi, Yarışmayla Yap projesi kapsamında hayata geçirilen projelerin müelleflerini, jüri üyelerini ve işverenlerini buluşturuyor.

25 Mart (teslim tarihi)

PROSteel Çelik Yapı Tasarımı Öğrenci Yarışması

"Rekreasyon Alanında Sosyal Odak Tasarımı” temalı yarışma, öğrencilerin çelik yapı tasarımı ve uygulamaları konusunda deneyim kazanmasını amaçlıyor.

26 - 29 Mart

Uluslararası Asansör İstanbul Fuarı

İFO Fuarcılık tarafından Asansör ve Yürüyen Merdiven Sanayicileri Derneği desteği ile düzenlenen fuara 30 ülkeden 500 firmanın katılımı bekleniyor.

26 Mart - 31 Mayıs

"Dikkat! Kaygan Zemin"

TSMD ve Vitra işbirliğiyle gerçekleştirilen VitrA Çağdaş Mimarlık Dizisi'nin dördüncüsü mimarlık kültürüne odaklanıyor.

28 Mart - 28 Nisan

Su Ruhu

Yoğunluk ekibinin ikinci sergisi, sarnıcın asırlar boyu içinde barındırdığı suyu mekanda su zerrecikleri halinde yeniden oluşturarak, içine girildikçe keşfedilen bir deneyim üretmeyi amaçlıyor.


XXI Mart 15  

XXI Mimarlik Tasarim ve Mekan

XXI Mart 15  

XXI Mimarlik Tasarim ve Mekan

Advertisement