Issuu on Google+

En büyük tehlike Topçu Kışlası’nın ticari bir girişime arka plan oluşturması

Kamusallığın dönüşümünü ne sadece siyasilere ne de özel sektöre bırakabiliriz

Alışılagelmiş çözümleri uygularsak düğümü kesmiş oluruz, çözmüş olmayız

İstanbul gibi bir yerde plan, bir şehir plancısına bırakılmayacak kadar ciddi bir konudur

BU DERGİ İÇİN AĞAÇ KESİLMEDİ

BİRSEL + SECK CM MİMARLIK HERZOG & DE MEURON KG MİMARLIK SARTOGO ARCHITETTI ASSOCIATI ŞEVKİ PEKİN MİMARLIK YALIN TAN & JEYAN ÜLKÜ

Murat Tabanlıoğlu, Korhan Gümüş, Murat Güvenç ve Mete Tapan sürekli yeni projelerle gündeme gelen Taksim Meydanı’nı tartışıyor

SAYI 103 EKİM 2011 11 TL (KKTC 12 TL)

yaz›sıyla GÜLSÜM BAYDAR

xxi.com.tr

XXI < MİMARLIK TASARIM MEKAN < SAYI 103 < EKİM 2011 < BİRSEL + SECK < CM MİMARLIK < HERZOG & DE MEURON < KG MİMARLIK < PEKİN < SARTOGO < TAN & ÜLKÜ < TAKSİM MEYDANI

TAKSİM DÜĞÜMÜ NASIL ÇÖZÜLÜR?

Y‹RM‹B‹R M‹MARLIK TASARIM MEKAN


Yirmibir Mimarlık, Tasarım, Mekân Depo Yayıncılık adına sahibi ve yayın yönetmeni

İNSANI DAHİL ETMEK

Kuyaş Örs yazı işleri müdürü (sorumlu) Hülya Ertaş hulya@depo.com.tr endüstriyel tasarım editörü Elif Esmez elif@depo.com.tr sektör editörü Tuğba Demirci tugba@depo.com.tr editör Özge Gürbüz ozge@depo.com.tr reklam müdürü Burcu Hinginar Akıncı okuyucu ilişkileri sorumlusu Manolya Nurgün kurumsal iletişim yönetmeni Mürüvvet Can grafik tasarım Aslıhan Özgen sayfa tasarım ve uygulama Doğukan Bilgin kapak tasarımı Emre Çıkınoğlu web tasarımı Anıl Dönmez Turgay Tuğsuz basım yeri Ofset Yapımevi Yahya Kemal Mahallesi Şair Sokak No: 4 Kağıthane, İstanbul yönetim yeri Depo Yayıncılık Hacı İzzet Paşa Sokak Rota 1 Apartmanı 12/2 34427 Gümüşsuyu İstanbul 0212 251 1811 xxi@depo.com.tr genel dağıtım DPP Yerel süreli yayın. Dergide yer alan yazı ve fotoğrafların tamamı ya da bir bölümü, Depo Yayıncılık’ın yazılı izni olmadan kullanılamaz.

XXI'ın bu ayki sayısında yer verdiği projelerin bir kısmı insan odaklı olmalarıyla öne çıkıyor. KG Mimarlık tarafından tasarlanan Toyota Genel Müdürlük binası, araba üreticisinin, çalışanların üretime ruhsal-duygusal katılımlarının da önemini vurgulayan yaklaşımına uygun olarak tasarlanmış. İç mekanlarda çalışanlara olabildiğince günışığı sağlamak ve çalışma alanları dışında ortak mekanlar kurgulamak gibi konuları önemseyerek gerçekleştirilen tasarım, yalın bir dile sahip. Yine böylesi kaygılarla gerçekleştirilen bir diğer ofis projesi Herzog & de Meuron'un Actelion İş Merkezi. Çalışanların çeşitli kent manzaralarına hakim olabilmeleri için farklı açılarla istiflenen kirişlerin kesişim noktalarına yerleştirilen çalışma dışı mekanlar ve herkese açık restoran, kafe gibi işlevler yapının canlı bir yaşam sürmesini sağlıyor. İnsan odaklı tasarlanan bir diğer proje CM Mimarlık tarafından tasarlanan Göktürk Karma Evler. Avlulu apartman tipolojisiyle oynayarak belirlenen kütle, yapı içindeki konumlarına göre dairelerin her biri için tasarlanan yaşam senaryosuyla görmeye alıştığımız özdeş plan ve kütle çözümlerinin aksine terzi işi bir mimarlık sunuyor.

Ayşe Birsel ve Bibi Seck ise Taboo projelerinde üretim aşamasını daha insancıl bir hale nasıl getirebileceklerini araştırıyorlar. Senegal'deki yerel üreticilerle işbirliğinde %75 geri dönüştürülebilir malzeme kullanılarak üretilen Taboo oturma birimi ve masa, bir yandan Senegallilere iş alanı sağlarken diğer yandan da tasarımcılara yerel zanaat kültürüyle tanışma fırsatı veriyor. XXI'in kapağına da taşıdığımız Taksim Meydanı tartışması ise insanın unutulduğu kentsel pratiklere nasıl bir alternatif üretilebileceğine odaklanıyor. Yıllardır iktidarların kendilerine ait müdahale mekanı olarak yorumladıkları Taksim Meydanı için o alanın kullanıcıları adına bütüncül bir projenin üretilip üretilemeyeceğini konuştuk. Korhan Gümüş, Mete Tapan, Murat Güvenç ve Murat Tabanlıoğlu deneyimlerini ve fikirlerini paylaşarak Taksim Meydanı için nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini tartıştılar.

XXI


güncel 8 güncel

16 eşik cinleri / gülsüm baydar

Kader Çizgileri

32 taksim düğümü nasıl çözülür?

Genel ideolojik ve sembolik bakış açılarının dışında bir perspektiften bakarak Taksim Meydanı üzerinde tartışmak da olanaklı olabilir diye düşündük ve Korhan Gümüş, Mete Tapan, Murat Güvenç ve Murat Tabanlıoğlu'nun yer aldığı bir toplantı düzenledik. Yayalaştırma adı altında meydanda planlanan ve Belediye Meclisi'nden onaylanan projeden, Topçu Kışlası'nın rekonstrüksiyonuna, AKM'nin atıl bir şekilde durmasına dek birçok konuyu teker teker masaya yatırsak da bütüncül bir yaklaşımın gerekliliği herkesin ortak fikri oldu.

EKİM 2011 - XXI 2

İçİndekİler

proje 40 istifle, kente açıl

Herzog & de Meuron'un İsviçre'deki yeni ofis yapısı Actelion İş Merkezi, yatay kirişlerin istiflenmesiyle oluşturulan kütlesi sayesinde kentin çeşitli noktalarına alışılmadık manzaralar sunuyor.

46 bağda eriyen

İtalya’daki Toskana peyzajıyla uyum içinde tasarlanan Ammiraglia şarap üretim yeri, kırsal ile teknoloji arasında bir bağ kuruyor.


50 çalışanlara yalın günışığı

76 yerelden küresele

KG Mimarlık tarafından projelendirilen Kartal'daki Toyota Genel Müdürlük binası, şirketin çalışanlarına verdiği değeri yansıtan yalın bir tasarım.

Transtech firması tarafından üretilen ve %75 geri dönüştürülebilir malzemeden meydana gelen Taboo, Ayşe Birsel ve Bibi Seck’in M'Afrique projesinden sonra Senegal’deki yerel üreticilerle gerçekleştirdiği ikinci proje.

ürün 80 ürün 86 masal ev

56 balkon apartmanı

Cem Sorguç tasarımı Karma Evler, avlu tipolojisiyle oynayarak oluşturulan kütlesiyle balkonların ve bahçenin belirleyici olduğu canlı bir yaşam öngörüyor.

Uluslararası Fiber Takviyeli Beton Birliği'nin (IGRCA) En İyi Proje ödülünü Zaha Hadid tasarımı Capital Hill projesiyle kazanan Fibrobeton, cephede kullandığı her bir parçayı özel olarak üretiyor.

88 tasarımın artısı

Geçtiğimiz dönemlere kadar dışarıdan tasarım desteği alan Çebi firması, hızlı bir gelişim ve anlık çözümler üretebilmek amacıyla bir süredir bünyesinde oluşturduğu tasarım ekibiyle çalışmalarına devam ediyor.

92 açık havada oyun keyfi

İstanbul Büyükçekmece'de bulunan Palmiye Merkez Ofisi'nin terasında, Palmiye'nin Four Seasons ürünleri kullanılarak bir kış bahçesi oluşturuldu.

95 ofis referans dosyası 96 farklı çalışma biçimleri

Birçok ofis projesine imza atan Net Mimarlık'tan Âli Doruk ile tasarladıkları çalışma mekanları üzerine konuştuk.

98 çevreye duyarlı

EKİM 2011 - XXI 4

İçİndekİler

62 kırmızı depo

Çandarlı ve Dikili arasında yer alan; Şevki Pekin Mimarlık tarafından tasarlanan zeytin çiftliğinin girişi, iki büyük yapının boş bir arsa üzerinde konumlandırılmasıyla kurgulanmış.

3XN tarafından Middelfart Savings Bank için tasarlanan ve 2006 yılında MIPIM Geleceğin Projesi ödülüne layık görülen merkez ofis binası, çevreye duyarlı bir duruş sergiliyor.

64 renkli karşılama mekanı

İngilizce hazırlık eğitiminin verildiği binada bulunan kütüphane, yeni üniversiteli olan hazırlık öğrencilerinin heyecanını karşılayabilmek adına, yine bu heyecan düşünülerek tasarlandı.

70 fabrikadan mağazaya

Yalın Tan&Jeyan Ülkü İç Mimarlık tarafından tasarlanan Ersa’nın yeni mağazası firmanın fabrikasından yola çıkılarak, "Kutu İçinde Kutu" konseptiyle çözümlenen bütünsel bir deneyim sunuyor.

100 eğlenceli fikirler

Stokholm merkezli mimarlık firması PS Arkitektur tarafından tasarlanan Skype’ın İsveç’teki merkez ofisi, ses ve video stüdyolarını, ofisleri ve 100 kişilik ortak alanı içeriyor.

102 sektör Bürotime Derin Design Diyalog Ofis Ersa Koleksiyon Mobilya TCC -The Chair Company

114 ajanda


KENTLİ İSTANBUL İÇİN DÜŞÜNÜYOR İstanbullaşmak sergisi, bünyesindeki farklı aktivitelerle İstanbullulara kentleri ile ilgili fikir ve proje üretme imkanı sağlayarak mekanı algılamalarına yardımcı olurken İstanbulla ilgili soruların tartışıldığı etkinliklerle de paylaşımlarını artırıyor. Salt’ın açtığı ikinci kapsamlı sergi niteliğindeki İstanbullaşmak; İstanbul’a odaklı 90 etkinlikten oluşan 90 programıyla birlikte, kent merkezindeki değişimleri inceleyen atölye ve sergi projesi Yapım Aşaması: Beyoğlu ile 13 Eylül-31 Aralık 2011 tarihlerinde Salt Beyoğlu’nda gerçekleştiriliyor. İstanbullaşmak, kentsel yapı içerisinde göz ardı edilen aktörleri ve olguları sorunsallaştıran sanatçı ve araştırmacıların görsel üretiminden karar ve icraat mekanizmalarının beyanatlarına, 1999’dan 2011’e kentin yakın zamanlı hafızasındaki durakları ve süreçleri interaktif bir veritabanında izlemeye açıyor. Bu veritabanı, sanatçı videoları, fotoğraf serileri, belgesel filmler, haber

klipleri, karikatürler ve mimari projelerin güncel bir istifinden oluşuyor. İçerik, kente dair tipik söylem ve tarifleri yeni bakış açıları önermek üzere araçsallaştıran 80 kavramın altında örgütlenerek, birbiriyle ilişkileniyor. Bu kavramların işaret ettiği sorunsallar, sergide yer alan 400’ü aşkın medya ile vurgulanıyor. Her bir katılımcı, serginin didaktik doğrusallıktan uzak yapısı sayesinde, interaktif veritabanındaki rotasını, bir başkasınca tekrarlanamayacak özgünlükte kurgulayabiliyor. İçerik bütününün tekil veritabanı gezilerinde algıya açılmayan içsel dinamikleri ise Burak Arıkan’ın kavramlar ve zaman arasındaki ilişkiyi deşifre eden işinde izlenebiliyor.

İstanbullaşmak sergisinin kavramsal çerçevesi, 2008 yılında Pelin Derviş, Bülent Tanju ve Uğur Tanyeli tarafından belirlendi. Üçlü aynı zamanda Türkçe, İngilizce ve Almanca dillerinde yayımlanan ve çokyazarlı bir eleştirel sözlük olan İstanbullaşmak: Olgular, Sorunsallar, Metaforlar kitabının editörlüğünü üstlendi. Proje kapsamında ayrıca, Meriç Öner’in editörlüğünde, Oğuz Meriç’in hava fotoğrafları üzerinden İstanbul’un kentsel dokusundaki değişimin neden ve etkilerini tartışan Tracing Istanbul (from the air) [İstanbul, Hava Fotoğraflarıyla İz Sürmek] ve Pelin Derviş ile Meriç Öner’in eş editörlüğünde, kentsel kurguyu haritalar aracılığıyla görselleştiren Mapping Istanbul [İstanbul’u Haritalamak] kitapları yayımlandı.

Salt, İstanbullaşmak, 90 ve Yapım Aşaması: Beyoğlu ile kentsel araştırmalar alanındaki heyecan ve birikimini tüm kent meraklılarının paylaşımına açıyor. Salt Beyoğlu’nun ikinci ve üçüncü katında yer alacak projelerin görsel ve mekânsal tasarımı, Project Projects ve Superpool’un işbirliğiye yürütülüyor. İstanbullaşmak veritabanını farklı boyutlarda, tek başına veya grup olarak izleme seçenekleri sağlayan keyifli tasarım çözümleri, katılımcıların mekânsal deneyimini de zenginleştirmeyi amaçlıyor.

Yapım Aşaması: Beyoğlu

• Emek Sineması / Mustafa Tazeoğlu / 15 Kasım

SALT, Rotterdam merkezli Bureau Venhuizen

• Yeni Konutlaşma / Mustafa Tazeoğlu / 26 Kasım

ile işbirliği içerisinde, Beyoğlu’nda görünen

• Emek Sineması / Hans Venhuizen / 10 Aralık

değişimleri farklı deneyimlerden katılımcılarla

• Beyoğlu’na Planlar / Moderatör Mustafa

tartışmaya açacak bir program geliştiriyor.

Tazeoğlu / 24 Aralık

Evren Yantaç’ın tasarımı ve Hüseyin Kuşçu’nun yazılımıyla oluşturulan veritabanına, database. becomingistanbul.org adresinden ulaşarak, istediğiniz rotayı belirlemeniz mümkün.

EKİM 2011 - XXI 8

güncel

Planlama süreçlerinin katılım sağlama ve dahil etme ilkeleriyle kurgulanması, günümüzün

90

şehircilik anlayışındaki yerini alıyor. İstanbul’un

İstanbul’la ilgili cevabı hala bilinmeyen birtakım

ciddi bir değişim potansiyeli barındıran bu

sorulara konuşma, gezi, sunum ve performanslarla

bölgesinde hâlihazırda planlanan uygulamaları,

yanıt arayan etkinlik programı 90, 13 Eylül-

planlama sürecine dahil olması hayal dahi

31 Aralık tarihlerinde SALT Beyoğlu’nun ikinci

edilemeyen katılımcılarla yeniden düşünmeye

katında gerçekleştiriliyor. Salıdan cumartesiye

davet ediyor.

beş gün boyunca düzenlenecek etkinlikler kentte

• Yayaların Taksim’i / Hans Venhuizen / 1 Ekim

merak uyandıran konulara odaklanıyor.

• Yeni Konutlaşma / Hans Venhuizen / 29 Ekim

• İstanbul'un çöpü şehir hakkında neler anlatıyor? /

• Yayaların Taksim’i / Mustafa Tazeoğlu / 12 Kasım

Ali Mendillioğlu / 1 Ekim


herkese açık plaza

EKİM 2011 - XXI 10

güncel

Kreatif Mimarlık tarafından tasarlanan TAO binası, bünyesinde ofisleri barındırırken aynı zamanda konumlandığı arsa üzerinde bir buluşma mekanı da yaratıyor.

Kreatif Mimarlık İstanbul Avrupa yakasında Levent-Maslak hattı, şirketlerin büyük bir istekle yerleştiği ancak hızlı küreselleşmenin sonucu olarak da kentsel planlaması ve altyapısı olmadan her geçen gün aynı plansızlıkla büyüdüğü bir finans aksı oldu. Ataşehir’deki İstanbul Finans Merkezi ile ilgili master plan çalışma grubuna ofis olarak davet edildikten sonra bir yıl içinde yaptığımız çalışmalarda Emlak Konut’a, Ziraat Bankası’na, SPK’ya ve TOKİ’ye İstanbul Finans Merkezi’nin çekim merkezi olması için gerekli olan estetik, teknik ve ekonomik koşulları açıklayan proje çalışmalarımızı sunduk. Master planda İFM de ofis işlevi dışında, otel, kiralanabilir ticaret alanları, kültür merkezi ve ortak teknik altyapı merkezleri işlevlerinin gerekliliğini açıkladık.

Tahincioğlu Holding'in patronu Özcan Tahincioğlu, Abdi İbrahim İlaç'ın sahibi Nezih Barut ve Mar Yapı'nın sahibi Münir Özkök'ün birlikte kurduğu TAO Gayrimenkul olmuştu.

Emlak Konut'un, İstanbul Finans Merkezi'ndeki ilk etap parsellerin satışı için düzenlenen ihalede kazanan taraf

İFM içinde yer alan arazinin konumu, hem Boğaziçi Köprüsü istikametinden hem de İFM içinden algısı çok kuvvetli

Bu arsa üzerinde inşa edilecek A sınıfı ofis binası için, TAO Gayrimenkul 3 Aralık 2010'da dört mimarlık ofisi arasında davetli bir proje yarışması düzenledi. Seçici kurulunu Özcan Tahincioğlu, Nezih Barut, Münir Özkök, Yusuf Sezer ve Alpaslan Çalım'dan oluştuğu bu yarışmaya giren mimarlık ofisleri ise Dante O. Benini & Partners, Kreatif Mimarlık, Nevzat Sayın Mimarlık Hizmetleri ve Suyabatmaz Demirel Architects idi. 25 Mart 2011'de sonuçlanan yarışma sonucunda Kreatif Mimarlık olarak ofisimizin ürettiği proje uygulanmak üzere seçildi.

bir yapı parseli. Bu nedenle tasarımda parselin içinde kompleksin tanımlayıcı imgesi olacak yüksek ofis kütlesinin konumu belirlenirken, ofis kütlesinin İFM içinden, dış çevreden ve trafik yollarından algılanışı, güneşin yönelimine göre gün içindeki gölge-ışık değerleri, komşu parsellerdeki kendisinden daha yüksek yapı kütleleri ile olan konumlanma ilişkisi ve parselin topoğrafik verileri üzerinden İstanbul İmar Yönetmeliği'nin sağladığı avantajların değerlendirilmesi dikkate alındı. Yoğun kent dokusunda inşa edilen yüksek ofis bloklarının parsellerinde emsallerinden kalan boşluklar genellikle bu blokların önünde plaza tabir edilen kamuya açık meydanlar olarak değerlendirilir. Bu nedenle “plaza” kavramı bir anlamda iş dünyasının mekansal karakterini tanımlamış ve ofis kulelerinin terminolojisi plaza olarak anılmaya başlandı. TAO Ofis Kulesi'nde

ise yoğun bir kent dokusu olmasa da İFM’deki herkesin ve TAO ofis çalışanlarının birlikte kullanabileceği herkese açık bir “plaza” yapmak esas amacımızdı. Bu nedenle parselin içinde, ofis kulesinin konumu ile birlikte toprak kotu seviyesinde İFM ile birlikte çalışabilen, kontrollü, kendine yetebilen ve dışa dönük bir buluşma alanı ve cidarlarında onu besleyen kiralanabilir ticari alanlar tasarlandı. Gün içinde sürekli yaşayan bir alan olarak düşünülen bu buluşma alanının açık havada olması, parsel dışından algılanabiliyor olması, boyutlarının insan algısına göre düzenlenmesi, kentin hakim rüzgarlarından korunmuş olması ile hem ofis kütlesinde çalışanların hem de dışarıdan gelen ziyaretçilerin tercih edeceği bir sosyalleşme düzlemi ve kendi içinde topoğrafyası olan bir plazaya dönüştü. Ofis kütlesinde ise çalışanların güncel ihtiyaçlarını karşılayacak sağlık kulübü,


kreatif mimarlık 1995 yılında İstanbul’da Aydan Volkan, Selim Cengiç ve Mehmet Cengiç tarafından kurulan Kreatif Mimarlık, projelerinde şehir planlama, mimarlık, iç mimarlık ve ilgili diğer disiplinleri bir bütün olarak değerlendirme hedefiyle, bugüne dek yaklaşık 1,250,000m2'den fazla sağlık, eğitim, turizm, ticari ve konut projesi tamamladı.

Projenin tamamında LEED Gold yeşil bina kritlerleri önemli parametrelerden biri oldu. Ofis kulesindeki teras bahçeleri dışındaki cepheleri çift cephe düzenlemesi yapılarak doğal havalandırma, günışığı kontrolü ve sıcak-soğuk farklarında yapının mekanik sistemine sağlayacağı enerji tasarrufu dikkate alınarak yapının LEED Gold yeşil bina sertifikası kapsamında cephe ile alakalı enerji tasarrufu sağlayacak mimari gereklilikleri yerine getirildi. Bunlara ek olarak teras bahçelerinde kontrollü doğal havalandırma şartları sağlandı.

vaziyet planı

11 XXI - EKİM 2011

self-servis restoran, kafeterya, kuaför, terzi ve kuru temizleme işlevleri tesis edildi. Aynı zamanda ofis katlarındaki firmaların kullanımı için düzenlenmiş ya da yapı dışından katılımcıların da kolay ulaşabileceği toplantı salonları ve bu birimin servis alanları da kule içinde ana giriş kotunda yer alacak şekilde düzenlendi.

güncel

proje yeri: Ümraniye, İstanbul işveren: TAO GYO tasarım ekibi: Aydan Volkan, Selim Cengiç, Evren Yıldırım, Onur Arat, Erhan Yıldız danışman: Arzu Nuhoğlu, Ersan Barlas, ALTENSİS, Kazım Beceren-Abdurahman Kılıç, CWG statik proje: Emir Mühendislik mekanik proje: GN Mühendislik Proje Teknik Müsavirlik elektrik proje: ENKOM ödüller: Ulusal Davetli Yarışma, Birincilik Ödülü toplam inşaat alanı: 80.000 m2 proje tarihi: 2011


açık çalışma alanları UltraRPM Ofisi, tüm bölümlerin birbiriyle ilişki içerisinde olması hedeflenen tasarımıyla, çalışma alanlarının kullanılabilirliğini ve mekanların işlevselliğini artırıyor. 2010 yılının başında birleşerek UltraRPM adlı bi ajans kuran RPM Radar ve Ajans Ultra, yönetimler birleşme sürecine girdikten sonra ajansların mevcut yerlerinden birinde çalışmak yerine; bu birleşmenin sinerjisini yansıtacak, geleceğe açık, loft stiliyle açık ofis olarak tasarlanabilecek yeni ve büyük bir yer arayışına girdi. Büyükdere Caddesi'nde bulunan Apa Giz Plaza’nın girişindeki, plaza katlarından bağımsız özel yer tercih edildi. Mekanın inşaat sonrası dokunulmamış ham beton hali, yalınlığı, asma kat yapmaya uygun yüksek tavan mesafesi, hemzemin büyük terası ve derinliği istenileni yapmaya olanak tanıyordu.

Bu çerçevede ofis, üç kat olarak planlandı. Asma katta üst yönetim ve ana toplantı odaları; giriş katta açık kapalı ortak çalışma buluşma alanları,

EKİM 2011 - XXI 12

güncel

Yöneticilerin istediği, çalışanların kişisel alanlara sahip olması ama gün içinde onların seçebileceği, bağımsız ya da bir arada çalışabilecekleri açık ve kapalı değişik mekanlar sunmaktı. Bu ortak mekanların hem kişisel çalışma alanlarıyla, hem yönetimle, hem de ofis girişiyle sürekli iletişim halinde olması kullanımı artırmak açısından çok önemliydi.

cem kaptan 1988 yılında İstanbul’da doğdu. 2009 senesinde Londra’da Westminster Üniversitesi'nden mezun oldu. Mezun olduktan sonra İstanbul'a dönerek kendi çalışmalarını başlatıp farklı projelere imza attı. 2010’da DB Mimarlık'ta çeşitli projelerde yer aldı. Şişli Lisesi Yarışması'nda mansiyon ödülü alan Cem Kaptan; Mustafa Tural ve Yıldırım Gigi ile çalışmalarına devam ediyor.

cafe ve barlar; alt katta ise kişisel alanlar ve prodüksüyon stüdyoları bulunuyor. Kullanımı serbest bırakılan; çalışanlara kendi çalışma alanları dışında mobil olarak ofis içinde fikirlerini paylaşabilme, tartışabilme ve üretebilme imkanı sağlayan; esnek ve rahat olması nedeniyle gün içerisinde en çok zaman geçirilen giriş kat, hem iç hem dış toplantılar için düşünülen aydınlık olan oturma alanlarını ve bu alana bakan şeffaf toplantı mekanlarını da içeriyor. Mekanın yüksek tavanı, giriş bölümünde korundu; kafe ve kanapeler konarak etkileyici bir karşılama mekanı oluşturuldu. Tavandan devam eden sarkıt küre avizeler bu etkiyi devam ettirerek mekana derinlik katmakla beraber açık toplantı mekanlarının aydınlatmasını oluşturdu. Derinlik hissini bozmadan ve yüksek tavandan faydalanarak yönetim ve ana toplantı salonu, hafif çelik konstrüksüyonla kolonlara asılan asma kata yerleştirildi. Ofisin açık çalışma düşüncesi devam ettirilerek tüm mekanik ve aydınlatma tesisatları dışarıdan galvaniz kanallarla döşendi. Tüm katların galeri boşlukları çelik merdivenlerle düşey olarak birbirine bağlandı. Mekan, kullanıcılarına, dolulukları ve boşluklarıyla hem yatay hem de düşey olarak algı imkanı sağlıyor.


KADER ÇİZGİLERİ

EKİM 2011 - XXI 16

Eşİk cİnlerİ

Semiha Berksoy’un resimleriyle ilk kez 2010 Mart’ında Yapı Kredi Kazım Taşkent Sanat Galerisi'nde açılan sergisinde tanışmıştım. Pek çok esinlendirici resim arasında “Bozulamayan Kader Çizgisi” (1972) adını verdiği otoportre, gerek ismi, gerek içeriği dolayısıyla özellikle ilgimi çekmişti. Aynı sergide yer alan yatak odasını daha önceki bir yazımda ele almıştım.1 O zaman, odanın doğrudan mekana dair olması XXI’in içeriğine daha uygun gelmişti. Oysa “Bozulamayan Kader Çizgisi”nde beni çeken özellik, maddesel olmayan niteliklerin tuvalin iki boyutluluğunda mekansal çağrışımlarla yüklenmeleri. Bunlar geleneksel anlamda tasarımın biçimlendirdiği mekanlara dair olmasa da mekan üretimlerinin varsayımlarına ışık tutacak çağrışımlar.

bağlanamayacağı açık. Bu resmi Berksoy’un aynı yıllarda yaptığı diğer otoportrelerle birlikte okumak aydınlandırıcı olduğu kadar esinlendirici de. Bunların hemen hemen tümünde baş ve yüz, yanı sıra cinsel kimliği alabildiğine vurgulanmış beden ya da beden parçası da resmediliyor. Ve gene hemen hemen tümünde koyu renk bir çizgi tuvali enlemesine bölüyor. Serginin küratörü Melih Güneş şöyle açıklıyor, “[Berksoy] resimlerinden birinde bu çizgiyi “kader çizgisi” olarak adlandırsa da “ölümle yaşam arasındaki çizgi”dir bu tuvali, yani ömrü boydan boya geçen.”2 Güneş, kader çizgisini zaman boyutuyla ele alıp tuvali ömürle özdeşliyor. Ben “ölümle yaşam arası” kavramını kronolojik bir olgu olarak değil, kadın bedeni ve mekan boyutunda, metaforik bir bağlamda ele almak istiyorum. “Bozulamayan Kader Çizgisi”ne böyle bakınca gökyüzü/yeraltı, yaşam/ölüm, baş/beden ikilileri, dil/dil-dışı, simgesel/gerçek gibi psikoanalitik kavramlarla örtüşmeye başlıyor.3 O zaman da psikoanalitik kuramın kadını ölümle özdeşleştiren tavrını anımsamak kaçınılmaz hale geliyor. Burada ölüm kavramı tabii ki sözlük anlamında kullanılmıyor. Toplumsal cinsiyet kuramlarının vurgulayageldiği gibi, kadının ölümü onun eril-merkezci egemen kurgularda yerinin olmayışıyla ilgili. Bu bakış açısından, “Bozulamayan Kader Çizgisi” bedeni baştan ayıran ve kadın bedenini toprak altına gömen kaçınılmaz bir düzenin işareti olarak okunuyor. Çizgiyi ve onunla birleşen elin baskın siyah konturlarını, bunların kadın bedeni üzerine “sonradan” eklendiğinin işaretleri olarak yorumlamak mümkün. Eksikli, bezgin ve çaresiz yüz ifadesi, ve resmedilen bedenin cansızlığı da bu yorumu destekler nitelikte.

“Bozulamayan Kader Çizgisi” çizgisel ifadesi ve çocuksu yalınlığıyla naif niteliklere sahip. Resimdeki en çarpıcı öğe, baş ve gövdeyi ayıran ve tuvali enlemesine bölen kalın siyah çizgi ile gene siyah konturlarla belirginleştirilmiş, orta parmağı boğaz hizasında çizgiye dokunan kesik el. Bu iki öğe kadın figürünün önünde, neredeyse özerk bir düzlemde algılanıyor. Kadın figürü toprak tonlarında çizilmiş. Bedenin, yani siyah çizginin altında kalan kısmın arka planı toprak rengiyken, başın, yani çizginin üstünde kalan kısmın arka planının gök mavisi olması bedenin toprağa gömülü olduğu algısını uyandırıyor. Daha ilk bakışta, alabildiğine sade çizgiler ve renklerle ifade bulan resmin anlatısal karmaşıklığı ilgimi çekiyor. Nedir bu kader çizgisi? Neden bozulamıyor? Ona dokunan kesik eli, baş ve bedenin toprak ve gökle ilişkisini nasıl okumalı? gülsüm baydar gulsum.baydar@ieu.edu.tr

“Bozulamayan” kader çizgisinin tuvaldeki konumunun tesadüfi olmadığı ve varlığının salt estetik kaygılara

“Ümit” (1972) başlıklı bir başka otoportrede kader çizgisi ile bedenin ilişkisi aynı derecede ilginç.


Kader çizgisinin sadece kadın bedeni üzerinden okunamayacağı, aşılması için verili toplumsal cinsiyet kategorilerinin de sorgulanması gerekliğini otoportre niteliği taşımayan “Ay Işığında Aşk” (1971) başlıklı resminde anımsatıyor Semiha Berksoy. Burada, cinsiyetleri belirlenmemiş iki bitişik figürün bel hizasının gerisinden geçiyor kader çizgisi. Figürler, adeta yerçekiminden bağımsız, çizginin önünden başlarının üzerinde ışıyan aya doğru havalanıyorlar. Tek renkli fon, yer ile gök arasındaki sınırı kaldırırken, yer yer kader çizgisinin üzerinden akarak onu yok etmenin de yolunu açıyor. İki figürün bütünleştiği orta çizgi ay ile bağlantılarının da aracı: Hem ayıran hem bütünleştiren bir çizgi bu. Belki de kader çizgisini ve kadını toprağa gömen verili cinsiyet kategorilerini geride bırakmanın yolunu açıyor bu resim: Bozulamayan kader çizgisini geride bırakmanın, farklılıkları sevebilmekle gerçekleşebileceğinin resmi çünkü.

1 “Yatak Odaları”, XXI, Mayıs 2010, s. 8-9 2 Melih Güneş, “a la Semiha,” Semiha Berksoy: Ben Yaşardım Aşk ve Sanatla (İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2010), s. 44 3 Lacan’ın terimlerinin Türkçe karşılıkları ve açılımları için bkz: http://felsefeforumu.com/viewtopic.php?f=59&t=415 karşı sayfada solda: Mine Haydaroğlu, ed., Semiha Berksoy: Ben Yaşardım Aşk ve Sanatla (İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2010), s. 74 sağda: Mine Haydaroğlu, ed., Semiha Berksoy: Ben Yaşardım Aşk ve Sanatla (İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2010), s. 64 bu sayfada en solda üstte: Mine Haydaroğlu, ed., Semiha Berksoy: Ben Yaşardım Aşk ve Sanatla (İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2010), s. 65 en solda altta: Mine Haydaroğlu, ed., Semiha Berksoy: Ben Yaşardım Aşk ve Sanatla (İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2010), s. 71 solda: Mine Haydaroğlu, ed., Semiha Berksoy: Ben Yaşardım Aşk ve Sanatla (İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2010), s. 102

17 XXI - EKİM 2011

Bu resimlerdeki halleriyle “bozulamayan” kader çizgisi, kadını nesneleştirerek olumsuzlayan eril düzenin simgesi. Ancak Berksoy’un kader çizgisi yerini, konumunu ve hatta varlığını hiç de mutlak görmediği diğer otoportrelerinde ortaya çıkıyor. Bunun en belirgin örneği isimsiz bir otoportre (1972).

Diğerlerinin aksine bu resim bezginlik, umutsuzluk, ölüm ve şiddet değil, sevinç ve yaşam izleri taşıyor. Pek çok öğe diğerleriyle aynı kalsa da bunların ifade biçimleri alabildiğine farklı. En önemlisi, bu kez kader çizgisinin bedeni bölmeyip baş seviyesinin üstünde konumlanmış olması. Çizginin orijinal konumunun izi, baş ve bedenin fon renklerinin farklılaşarak tuvali ikiye bölüşünde gözlenebiliyor. Siyahi alt kısım ile krem rengindeki üst arka plan “Bozulamayan Kader Çizgisi”ndeki toprak ve gökyüzü temsilleriyle örtüşüyor. Ancak ilk resimdeki çıplak, renksiz ve cansız bedenin tersine bu kez dans edercesine hareketli, cinsel kimliği coşkulu bir biçimde abartılmış, üstelik renkli ve şeffaf bir giysiyle kuşanmış bir beden çıkıyor karşımıza. Gülümseyen yüz ifadesi ve kızıl saçlar, diğer otoportrelerdekinin tersine, ölüme değil yaşama dair. Kader çizgisiyle ilişkisi kesildiğinde uyanan, hayata dönen bir kadın bedeni çıkıyor karşımıza.

Eşİk cİnlerİ

Buradaki figür neredeyse ipe asılmış bir çamaşır görünümünde. Bedenden kopuk kollar ve bacaklar parçalanmış bir kuklayı anımsatıyor. Kader çizgisinin parçaladığı, ama kandan, et ve kemikten yoksun bir beden bu. İfadesiz kocaman gözler, yanaklardaki kırmızı yuvarlaklar ve peruğu andıran saçlar da kader çizgisinin nesneleştirdiği kadın imgesini güçlendirir nitelikte. “Cendereye Vurulmuş Kadın”da (1972) ise kader çizgileri kontrol edilemez biçimde çoğalıp resmin başlığına uygun biçimde, bedeni iki yanından sıkıştırarak işlevsiz hale getiriyor. Boyun hizasından geçen ve tuvali enlemesine kateden çizginin üstündeki baş, alevlenmiş kabarık saçları ve camlaşmış gözleriyle isyan ve intikam kavramlarını çağrıştırıyor.


GÜNCEL dokular Kuzey Karolina'da yer alan Contemporary Art and Design (CAM) Müzesi, 24 Eylül 2011 - 2 Ocak 2012 tarihleri arasında Deep Surface: Contemporary Ornament and Pattern sergisin ev sahipliği yapıyor. Sergiye Türkiye'den Ela Cindoruk, Doily News tasarımıyla katılıyor. Deep Surface: Contemporary Ornament and Pattern sergisi, mimarlık, ürün, grafik, moda ve dijital medya tasarımları üzerine çalışmalarını yürüten çağdaş tasarımcıların işlerini bir araya getiriyor. Sergi, son 15 yılda süs eşyalarının ve desenlerinin tekrardan ele alınması konusunda

gerçekleştirilen en büyük etkinliklerden biri olma özelliği taşıyor. Müzenin, North Carolina State University’s College of Design ile işbirliğinde gerçekleştirdiği bu sergi, altı tematik bölümden ve 72 parça önemli işten meydana geliyor. Sergide 42 ayrı ülkenin tasarımcıları ve sanatçılarının işleri yer alıyor.

EKİM 2011 - XXI 18

güncel

AKDENİZ/GIDA/TASARIM 26-28 Nisan 2012 tarihleri arasında İzmir Ekonomi Üniversitesi'nde gerçekleşecek 2.Tarıma Dayalı Sanayilerde Ürün ve Hizmet Tasarımı Sempozyumu ve Sergisi'nin ana konsepti Akdeniz/Gıda/Tasarım. İzmir Ekonomi Üniversitesi yedi sene aradan sonra Tarıma Dayalı Sanayilerde Ürün ve Hizmet Tasarımı Sempozyumu ve Sergisi organizasyonuna tekrar ev sahipliği yapıyor. İlk sempozyumda ana konsept olarak Zeytinyağı-ŞarapTasarım işlenirken 2012’nin konsepti Akdeniz-Gıda-Tasarım olarak belirlendi. Bu çerçevede sempozyum temaları tüketici/üretici, yerel/küresel, ham/işlenmiş, hizmet/ürün, yavaş/ hızlı; konu başlıkları ise tasarım yönetimi, deneyim tasarımı, gıda tasarımı, mutfak sanatları, ambalaj tasarımı, ürün tasarımı, hizmet tasarımı, mekansal tasarım, görsel iletişim tasarımı olarak tanımlandı. Bu geniş çerçevede tasarımcıları, akademisyenleri ve araştırmacıları bir araya getirmeyi ve ortak bir paylaşım zemini oluşturmayı amaçlayan

sempozyumda bildirilerin yanı sıra sergi ve atölye çalışmaları da yer alacak. İzmir Ekonomi Üniversitesi Endüstriyel Tasarım Bölümü, Mersin Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü ve Politecnico di Milano INDECO Bölümü koordinatörlüğünde gerçekleşecek etkinliğin yeri İzmir Ekonomi Üniversitesi Balçova Yerleşkesi olarak belirlendi. Victor Margolin, Anna Meroni gibi dünyanın önde gelen tasarım tarihçisi ve tasarımcılarının davetli konuşmacı olduğu sempozyuma uluslararası arenada kabul gören pek çok tasarımcı, mimar, akademisyen, sektör temsilcisi, gıda uzmanı ve tasarımcısının katılması bekleniyor.. 26 - 28 Nisan 2012 tarihleri arasında gerçekleşecek sempozyuma katılım ve bilgi almak için: fadf.ieu.edu.tr/agd2012


İSİMSİZ DENEYİM

EKİM 2011 - XXI 20

güncel

12. İstanbul Bienali'nin sergi mekanları olan Antrepo 3 ve Antrepo 5'in iç mekanları Ryue Nishizawa tarafından tasarlandı. Nishizawa ile tasarımı ve sergi deneyimi üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

fotoğraflar: Office of Ryue Nishizawa

Hülya Ertaş: Bienali gezerken biraz kayboldum. Tam da bu sırada düşündüm ki mekanın tasarımının ardında yatan bir mantık olsa gerek, eğer onu çözebilirsem yolumu da bulabilirim. Gerçekten de kurguladığınız bu tasarımın altında yatan mantık nedir? Ryue Nıshızawa: Bir açıdan bakacak olursanız da her ne şekilde olursa olsun kaybolabilirsiniz. Hiçbir ana yol yok, yürüdüğünüz tüm yollar tali yol. Bu da şu anlama geliyor; kendi yolunuzu kendiniz üretebilirsiniz, önceden belirlenmiş, mimar ya da küratör tarafından kurgulanmış bir yol yok. Nasıl istiyorsanız öyle yürüyebilirsiniz. he: Mekandaki ana öğelerden biri de kapılar sanki. rn: Ben bu tasarımı, ziyaretçilerin kendilerini mekan içinde organize

edebilmeleri için yaptım. O kapılar sayesinde soldan sağa ya da ileri doğru uzanan çok uzun rotayı kolaylıkla görebilir, gitmek istenilen yönü de bu geniş bakış açısı sayesinde dilediğince belirleyebilirsiniz. he: Çok az çıkmaz sokak var olan bu yolda, tek bir kapısı olan çok az sayıda oda bulunuyor. Tek kapıdan girip çıkmak, normal bir sergileme düzeninde alışık olduğumuz bir kurgu olsa da burada o çıkmazlara düşünce insan kendini oldukça kıstırılmış hissediyor. rn: Evet. Bu mekan öncelikli olarak sanatçıların işlerini vurgulamak için tasarlandı. Sanatçıların istekleri doğrultusunda bazı odalarda tek kapı oldu, ya da bazı durumlarda kapıların konumları değiştirildi. Sonuçta orada

deneyimlediğiniz tek şey mimarlık değil, işin ne yöne bakıyor olduğu ve konumu da sizin deneyiminizin en önemli parçalarından biri. he: Ben sergi mekanındaki kurguyu eve benzettim. İçinde çok sayıda sanatçının işlerinin yer aldığı tema odalarını salon, her bir sanatçının sadece kendi işinin bulunduğu yerleri özel oda ve dolaşım alanlarını da koridor olarak düşündüm. Ancak bir yandan da bu odaların dış yüzeylerindeki metal panellerin verdiği endüstriyel his, beni tekrar içinde bulunduğum bağlama çekti. rn: İç ve dış arasında bir kontrast yaratmak istedim. İç mekanlarda sanat işleri yer alıyor, duvarları beyaz ya da açık griye boyalı. Dış ise içten farklı bir şey olmalıydı ki orasının sanat mekanı olmadığı hissedilsin. Bu endüstriyel

doku, aynı zamanda bu eski antrepolara da bir gönderme aslında. he: Tasarlanan dar koridorları iki nedenden ötürü sevdim: İlki kaybolmanız için olanak sağlıyor olması, ikincisi de çok samimi bir his vermesi. rn: O dar koridorların bir diğer amacı da sanat işleri için bir kulis işlevi görmesi, sanatçıların gereksinim duydukları makineleri, bilgisayarları ya da donanımları koyabilmelerine olanak tanıması. Bazı sanatçıların işlerini yerleştirebilmek için bazı makinelerin kurulması gerekiyordu, bu mekan aynı zamanda onun için de kullanılabiliyor. he: Burası aynı zamanda gelen ziyaretçinin zihnini tazelediğini bir mekana dönüşüyor.


güncel 21 XXI - EKİM 2011

proje adı: 12. İstanbul Bienali mekan tasarımı inşaat firması: Özsoy İnşaat işveren: İstanbul Bienali (İKSV) bienal direktörü: Bige Örer küratörler: Adriano Pedrosa, Jens Hoffmann mimari tasarım: Ryue Nishizawa tasarım ekibi: Yumiko Tokuno strüktür mühendisliği: Hiroki Osanai mimari tasarım uygulama: Duygu Doğan mimari tasarım uygulama asistanı: Yaşar Kayhan yapım süresi: 1 Temmuz - 15 Ağustos 2011

rn: Her bir odanın farklı bir yönelimi var ve mekan içinde gezinirken siz de istediğiniz açıdan bakabilirsiniz. Her bir odanın yüksekliği de farklı. Bu, benim tüm müze projelerinde denemeye çalıştığım bir şey: Farklı hisler uyandırmak. Bence içinde bulunduğunuz odanın yüksekliği en önemli şeylerden biri. Öte yandan farklı yüksekliklerde odalar olması da doğaldı çünkü sanatçılara ait işlerin gerektirdiği yükseklikler de farklı olabiliyordu. he: Proje kapsamında bienal küratörleriyle aranızdaki çalışma nasıl yürüdü? rn: Jens Hoffmann ve Adriano Pedrosa ile ilk kez birlikte çalıştık. Oldukça akıllı ve keskin bir tavır sergilediler, çok net bir vizyonları vardı. Bu açıdan onlarla çalışmak benim için büyük bir fırsat oldu.


GÜVENLİK NOKTASI Erbil'deki yapı, tüm güvenlik gereksinimleri doğrultusunda ve bulunduğu bölgenin hava koşuları dikkate alınarak tasarlandı. MTK Architects Consultans Irak'ın Erbil kentinde 100 hektarlık bir alanda yer alacak kompleks, başta genel müdürlük binası olmak üzere toplam dokuz farklı binadan oluşuyor. Genel müdürlük ve daire başkanlıklarından oluşan ana idari işlevlerin yanı sıra personel yemekhanesi, 400 kişilik çok amaçlı salon ve 200 kişilik konferans salonu da genel müdürlük binasında yer alıyor. Genel müdürlük binası'nın kütle organizasyonunda güvenliği göz önünde bulundurmak amacıyla, içe dönük avlulu üç parçadan oluşan bir yapı tercih edildi. Yapının kuzeyi ve güneyinde birer adet yapı kanadı yer alıyor ve her kanat üç adet idari bloktan oluşuyor. Kanatlar birbirine, içinde asansör-merdiven holü, tuvalet grubu, bilgi-işlem odalarını içeren ortak servis mafsallarıyla bağlanıyor. Makamın yanı sıra sosyal işlevlerin de yer aldığı genel müdürlük binası korunaklı bir biçimde bu iki kanadın arasında yer alıyor. Genel müdürlük ve sosyal işlevler, bloğun ortasından geçen yüksek hacimli, üstten ışık alan bir iç sokakla birbirinden ayrılıyor.

Kompleksin diğer binaları da güvenlik ve mimari bütünlüğün sağlanması adına brüt beton olarak tasarlandı ve binalar tamamen içten yalıtıldı. Yine güvenlik kaygısı nedeniyle kompleks içinde yer alan binalar birbirlerine ve genel müdürlük bloğuna yer altı galerisiyle bağlandı. Irak'ın yıpratıcı iklimsel özellikleri ve toz fırtınasının bina yüzeyinde kısa zamanda yarattığı kalıcı görsel rahatsızlık düşünüldüğünde, yapının brüt beton olarak şekillenmesi yerellik yorumu açısından da yapı ve yer ilişkisini güçlendiriyor.

EKİM 2011 - XXI 22

güncel

Brüt beton bina cephesi, güvenlik ve iklim parametreleri göz önünde

bulundurularak avlulu yapı tipine uygun olarak iki ayrı tavırla şekilleniyor. Dışa bakan cepheler olabildiğince az açıklık veren, verdiğinde de güneş kırıcı panellerle gizlenirken genel müdürlük bloğuna, avluya ve iç sokağa bakan iç cepheler açık ve şeffaf bir biçimde, kuzey-güney yönündeki güneşe karşı yatay güneş kırıcılarla şekilleniyor. Batıya bakan tek cephe olan genel müdürlük girişi ise dikey güneş kırıcılarla güneşe göre şekilleniyor. Kompleks genelinde, cephe açıklıkları boyutlandırılırken her mahalin gün ışığından maksimum düzeyde faydalanması amaçlandı.

işveren: Kürk İnşaat konum: Erbil-Irak mimari tasarım: Turhan Kayasü, Mert Kayasü tasarım ekibi: Turhan Kayasü, Mert Kayasü, Gökçe Ulusoy, Şebnem Gür, Ogün Tuzcuoğlu, Ezgi Balkanay, Duygu Sungur, Sedat Acar, Elif Köktaş, Aybüke Deringöz proje tarihi: 2010-2011 proje türü: Ofis-İdari yapım türü: Betonarme toplam inşaat alanı: 45,000m2 yapım: 2011 Sonu (Planlanan başlangıç)


görÜnür kamusallık Avcı Mimarlık'ın Prag'taki alışveriş merkezi projesi sadece ticari hedefler doğrultusunda ortaya çıkmıyor. Kentle ilişkilendirilmiş olması, kentlinin ve çalışanların kamusal alan beklentisini de karşılıyor. Avcı Mimarlık Yapısı Beyoğlu’na çok benzeyen Zizkov, Prag’ın modernleşen diğer bölgelerinin aksine geri kalmış bir bölge. Arazi, eski endüstriyel tren yolu alanı ve Zizkov’un tam merkezinde hala eski tren yolları ile depolar bulunuyor. Bu projedeki en önemli noktalardan biri, şehir genelinde ve toplu master planda doğru dengeyi yakalamaktı. Bu da, lokasyonun güçlü yanları artırılırken dezavantajları minimuma indirerek sağlandı. Diğer bir deyişle, büyük bir potansiyeli olan Zizkov’un repütasyonu ile karakteri arasında çekici bir uyum yaratıldı. Başlıca hedef ise bitişikteki sokakların ve yeşil alanın merkez ile doğal bağlantısını sağlamaktı. Arazi Organizasyonu ve Alanlar

EKİM 2011 - XXI 24

güncel

Projenin oryantasyonu Doğu-Batı aksında. Bu da sokak dışındaki yaya bağlantısını, ana olarak Jana Zelivskeho’dan ve arazinin doğusunda yeni bir Kuzey-Güney yolu ile sağlıyor.

Bina, kuzeydeki parkın köşesi ile güneydeki yola kadar olan alan ile arazinin genişliğini optimize ediyor. Bu girişlere eşit ölçüde önem verildi. Zira, bir tarafı toplu taşıma ile gelen yayalar kullanacakken diğer tarafı da hem zemin altı hem de gelecekte ikinci aşamada zemin seviyesindeki açık araç parkı kullanacak. Çok katlı otopark, merkezin farklı katlarına hizmet etmek için kuzey ucunda konumlandırıldı ve batıda zemin altında genişleyerek yoğun saatlerde ofise park alanlarına bağlanma şansı veriyor. Alışveriş Merkezi

Üç kata yayılan Alışveriş Merkezi, her iki girişin köşesini işaretleyen iki ankor ile organize edildi. Bir alışveriş sokağı alışveriş merkezinin güney tarafında yer alarak iki sokağı birbirine bağlıyor. Bu alışveriş unsurları, kentsel birer bağlantı görevi görerek, klasik bir alışveriş merkezindense üstü kapalı bir cadde

hissiyatı sağlıyor. En alt katta orta büyüklükte bir süpermarketin doğu tarafının ankor rolünü oynaması öngörülüyor.

bir sokaktakine benzer bir şekilde ofis kullanımı ile mağazalar arasındaki bariyerleri ortadan kaldırıyor. Park

Restoranlar ve Kış Bahçesi

Yeme ve içme mekanları, konut alanlarına kadar uzanan bahçelere bakacak şekilde düşünüldü. Restoran alanı, Prag’lıların kendilerine özgü eğlence tarzına özgü bir şekilde, klasik bir açık alan yerine daha sıcak bir atmosferde tasarlandı. Kış bahçesinin dışında, perakende ile ofisler arasında, moladaki ofis çalışanları ya da özel alanlar arayan ziyaretçiler tarafından kullanılabilecek gizli bahçeler konumlandırıldı. Buralar, kafe ya da restoran olarak da değerlendirilebilecek. Bu ilişikli bahçeler doğal bir şekilde ofislerin fuayelerine açılıyor ve buradaki çalışanları alışveriş merkezine davet ediyor. Bu tip alanlar, merkeze kentsel bir yön kazandırarak, şehir merkezindeki

Yeni park, doğal bir park ve çoğunluğu binaların çatılarında değil, yer yüzeyinde bulunuyor. Bölümler arasında yaşayan bir bağlantı noktası işleviyle park, özel, kamusal ve yarı özel katmanları ile girift kentsel ilişkilere izin veriyor. Parkın proje boyunca doğal akışı Central Park Praha ile devam ediyor ve böylelikle halk için yeni bir rota tanımlayarak, insanların burayı günlük rutinlerinin bir parçası haline getirerek organik bir şekilde kullanmalarını sağlıyor. Park, aynı zamanda konserler, sokak tiyatrosu, çocuk oyunları, buz pateni gibi daha bir çok farklı açık hava aktivitesine ev sahipliği yapabilecek. Doğru yönetim ile, alışveriş merkezine güç katacağı gibi, Prag’ın her noktasından insanı buradaki aktivitelere çekecek.


Ekolojik Tasarım

yaz dönemi iklimlendirme analizi

güncel 25 XXI - EKİM 2011

Alışveriş merkezi cam ve ahşap bir atrium’un çevresinde organize edildi ve tasarımı ile binayı doğal yoldan ısıtması ve havalandırması amaçlandı. Yaz ve kış dönemlerinde, cam çatının işleyişi değişerek güneş kazanımını, gölgelemeyi ve havalandırmayı optimize ediyor. Alışveriş merkezine ve ofislere ek soğutma ve ısıtma, gece soğunu ve zemin sıcaklığını kullanarak, havalandırma ve ısıtma sistemine verilen havanın sıcaklığını dengeleyen bir yeraltı labirenti ile sağlanıyor. Labirent, gelen serin gece havası ile temaslarını maksimize edecek şekilde konumlandırılmış 2 m’lik beton duvarlar serisinden oluşuyor. Yazın, gündüz sıcaklığı 30 dereceye ulaşırken, gece bu 18-20 dereceye kadar düşüyor. Bu sıcaklık farkı labirenti soğutmak için kullanılıyor ve sonrasında da bu serinlik gün içerisinde havalandırma ile atriuma besleniyor. Kışın ise bunun tam tersi bir döngü oluşuyor. Havalandırma sürecinde, bu ek sıcaklık yine dışardan gelen havanın ısıtılması için ek olarak kullanılıyor. Yaratıcı Ekip: Selçuk Avcı, Markus Lehto,

Burak Ünder, Koldo Gil, Tomasz Borowiak, Nil Aynalı, Alper Derinboğaz

kış dönemi iklimlendirme analizi

vaziyet planı


CODEX MİMARLIK KİTAPLIĞI Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Mimarlık Bölümü bünyesinde yayınlanmaya başlayan Codex’in ilk kitabı, Eylül 2011’de çıktı. Her yıl iki cilt halinde yayınlanacak olan Codex, bölümün öğretim kadrosu ve öğrencileri tarafından yayıma hazırlanıyor. Dizinin grafik tasarımı Koray Danışan ve Alper Bayrakdar’a ait. Codex’in bu ilk sayısının dosya konusu mimarlık eğitimine ayrıldı. Esogü Mimarlık Bölümü’nün son bir yıldır geçirdiği dönüşümün ve tasarım eğitiminin ele alındığı dosyanın editörlüğünü, bölüm öğrencisi Şerife Beydoğan gerçekleştirdi. Dosyaya yazılarıyla Emel Aközer, Selahattin Önür, Mine Özkâr, Can Onaner, Georgi Stanishev, Esin Kömez, Yiğit Acar, Osman Şişman, Gülşah Güleç ve bölüm başkanı Hakan Anay katkıda bulundu. Ürün bölümünde mimarlık birinci sınıf öğrencilerinin çalışmaları ve Pomi’nin ilk İstanbul sergileri ele alınıyor. Portfolyo bölümünde Doğan Onur Araz’ın illüstrasyonlarına yer veriliyor. Kent bölümünde Saadet

Tuğçe Tezer’in Haydarpaşa’ya ilişkin yazısına, Eskişehir bölümünde Sadun Özel’in bir değerlendirmesi bulunuyor. Yayın bölümünde mimarlık öğrencileri Hande Sözer ve Şerife Beydoğan, yeni mimarlık kitaplarını ele alıyor. Görüşme bölümü, İstanbul’da Yeni Mimarlar, 40 yaşın altındaki mimarlarla lisans ikinci sınıf öğrencilerinin röportajlarını bir araya getiriyor. Codex Mimarlık kitaplığının ilk cildi, ODTÜ’den Prof. Dr. Ali Cengizkan ve Prof. Dr. Aydan Balamir ve Mardin Artuklu Üniversitesi’nden Prof. Dr. Uğur Tanyeli’nin hakemliğinde yayınlandı. Yıl sonuna doğru yayınlanacak olan ikinci kitapta, PAB ve Tomris Akın, Ali Paşaoğlu atölyelerinin ürünlerine, öğrenci projelerine, toplumsal cinsiyetle ilgili geniş bir röportaj bölümüne, bölümde

geçtiğimiz yıl gerçekleştirilen Mimarlık Konuşmaları başlıklı 15 konferanslık diziyle ilgili bir değerlendirmeye, yeni dosyalara ve yayın tanıtımına yer verilecek. Codex, Esogü Mimarlık bölümündeki değişimin ilk ürünlerinden biri. Bölümde Hakan Anay yönetiminde yeni bir Codex Kuram Kitaplığı da yayın

aşamasında. Dizinin ilk kitabı Biçim ve İşlev sorunsalını ele alan makaleleri bir araya getiriyor. Satış fiyatı 7 TL olan Codex Mimarlık Kitaplığı'nın ilk kitabı kargo ücreti ekleyerek Esogü’den temin etmek için Levent Şentürk ile iletişime geçilebilir: leventsenturk@gmail.com, mimarlik@ogu.edu.tr

ANTALYA'DA HAVA GÜZEL

EKİM 2011 - XXI 26

güncel

Mimarlar Odası Antalya Şubesi tarafından 26 - 29 tarihleri arasında gerçekleştirilecek Uluslararası Mimarlık Bienali'nin teması “Kesişmeler” olarak belirlendi. Mimarlar Odası Antalya Şubesi Yönetim Kurulu her üç yılda bir yapılan Dünya Mimarlık Kongresi’nin 2023 yılında Antalya’da yapılması için 2008 yılından bu yana çalışmalar yürütmekte. Bu çalışmalara koşut olarak özellikle turizm kentlerinde örneğin Venedik’te düzenlenen mimarlık bienallerinin bir örneğini 2023’e hazırlık olarak düşünerek iki yılda bir Antalya'da düzenlemeyi hedeflemiş olan Oda, ilki ulusal ağırlıkta ve uluslararası katılıma açık olan IABA – Uluslararası Mimarlık Bienali'ni (Antalya) 26-29 Ekim arasında düzenliyor. Bienal kapsamında yer alacak sergiler:

* Tarihi kentler Birliği Ödülleri ve Sergisi * Anadolu’da Mimarlık * Çizgi ile Düşünmek / Çizgide Düşünmek * Koleksiyon / TSMD Mimarları Ağırlıyor * Kültür ve Eğitim Yapıları * Türkiye Mimarlık Haritası * Uluslararası Genç Mimarlar Bienali

“Leonardo Ödülleri” Kazananları 20052009 - Belarus / Minsk * Kıbrıs’ta Mimarlık Düzenlenecek yarışmalar:

* Antalya Kepez Belediyesi Kongre ve Sergileme Merkezi Ulusal Mimari Proje Yarışması * Antalya Kaleiçi Yönlendirme Tabelaları” Ulusal Tasarım Yarışması * Ulusal Karikatür Yarışması Ayrıca bu yıl bienal kapsamına dahil edilen ve altıncısı düzenlenecek olan Uluslararası Genç Mimarlar Buluşması bünyesinde Uluslararası Genç Mimarlar Fikir Projesi Ödülleri ve Sergisi de etkinlikler kapsamında. Antalya'nın çeşitli noktalarında gerçekleştirilecek atölye çalışmaları ve film gösterimlerini de içeren program, bienale davet edilmiş 13 projeden oluşan Deneysel Mimarlık İşleri adlı bir bölüme de yer veriyor.

fikret sungay, salih küçüktuna, güvenç topçuoğlu/kesişme

alişan çırakoğlu/deniz3


güncel 27 XXI - EKİM 2011


güncel 29 XXI - EKİM 2011

göstermeyi hedefledik fakat farklı bir şey söylemek, yapmak çok da kolay değil. bk: Le Corbusier'nin Doğu Seyahati'nden edindiklerini görsel olarak doğrudan aktarmak pek de mümkün değil zaten. Bu, çok spekülatif bir konu. Şimdiye kadar Doğu Seyahati’nin Le Corbusier’nin düşüncelerine, işlerine nasıl yansıdığıyla ilgili yazılmış çok şey var ama bir yazılanı bir başkası çürütüyor ya da onun eleştirisi çıkıyor. Çok doğrudan, net bir ilişki kurmak zor. Ben daha derin bir ilişki olduğunu düşünüyorum. 100 yıl önce gelip bu topraklara, yapılara bakmış. Şimdi, 100 yıl sonra da biz onun işlerini toplu olarak burada sergiliyoruz, yaptıklarına bakıyoruz. Karşılıklı olarak, çok daha derinden kurulabilecek bir ilişki olduğuna inanıyorum. he: Proje kapsamında çok sayıda yapıyı fotoğraflama şansı yakaladın. Onlar arasında nasıl bir ortaklık bulabiliriz? ce: Sergide kullanılan fotoğraf dili Le Corbusier’nin mimarisinin ne olduğunu

birebir gösteriyor. O mimariyi ifade etmeye yönelik bir dil kullandım. Diğer yandan da yapıların fotoğrafları daha önceden birçok defa çekildiği için mümkün olduğunca farklı ne söylenebileceğini, ne ifade edilebileceğini araştıran bir yaklaşım içindeydim. bk: Fotoğrafçılar mimariyi en objektif şekilde yansıttıklarını söylerler. Bunun tam olarak mümkün olmadığını düşünüyorum. İnsanlar bu sergide Le Corbusier’nin mimarisiyle Cemal’in bakış açısının çakıştığı noktayı görecekler. Le Corbusier’nin yapılarını tekrar izleyicilerin karşısına getirmenin en anlamlı gerekçelerinden biri bir fotoğrafçının bakış açısıyla sergileniyor olması. Orada hem mimari hem de fotoğrafik bir fenomen var ve sergide de bunların çakışması söz konusu. he: Konferansın alt başlığı Mimarın Formasyonunda Seyahatin Önemi. Bugün, her şeye erişimin çok kolay olduğu bilgi çağında, seyahatin hala önemi var mı?

ce: Gidip görmek, o mekanı hissetmek mimar için son derece önemli. Dokunmak ve mekanı hissetmek çok farklı. Bir yapıya yaklaşmak, içinde yürümek, çıkmak, inmek fotoğrafın getiremediği birtakım deneyimler. Yalnızca görmek değil de duymak, koklamak da başka deneyimler. ie: Bir yapıyı bir fotoğraf karesinde görmek haberdar olmak sadece, gidip o binayı görme isteği uyandırabilir ancak. Ama yapıyı gezmek mimarisine dair bir his verir. bk: Bir mekanı gidip gördüğünüzde o mekan, o yapı ile ilgili çok özgün bir deneyime sahip olmuş oluyorsunuz ama Cemal’in çektiği fotoğraflara bakmak da başka bir deneyim. İkisi de birbirinin yerini tutamaz çünkü fotoğrafa baktığınızda da oraya gidip göremeyeceğiniz bir şeyleri görebiliyorsunuz. Bir yorum, bir soyutlama, belli bir teknik olabilir. Hatta belki insan gözünün sahip olmadığı bir özellikle bakıyorsunuz. Birebir deneyim

ve fotoğrafik deneyim aslında birbirinin yerine tam geçebilecek şeyler değil. he: Kalebodur bu projenin içerisinde nasıl yer alıyor? Pelin Özgen: Kalebodur olarak uzun zamandır mimarlık kültürünün yanında olmayı tercih ediyoruz çünkü yapı malzemeleri sektörüyle mimarlık iç içe giren alanlar. Elimizden geldiğince işin içine girerek, gerçekten emek harcayarak, fikir üreterek elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Birebir bu organizasyonun her aşamasında içinde olmayı arzu ettim. Bunu sponsorluk değil de Bilgi Üniversitesi, Kalebodur, Santral İstanbul ve yeni aramıza katılan İsviçre Konsolosluğu olarak dörtlü bir ortaklık gibi düşünebilirsiniz. Cemal'in çekmiş olduğu fotoğraflardan oluşan sergiyi, buradaki sergi bittikten hemen sonra kendi mağazamızda iki hafta kadar sergilemeyi düşünüyoruz çünkü sergiyi biraz da şehre yaymak gerekiyor. Dahası serginin farklı kentlere taşınması planı da gündemde.


BİR ASIR ÖNCE, BİR ASIR SONRA Doğu Seyahati'nin 100. yılında 7-8 Ekim tarihlerinde Le Corbusier üzerine gerçekleştirilecek konferansa, biri belgelere odaklı, diğeri Cemal Emden'in Le Corbusier yapıları fotoğraflarından oluşan iki sergi eşlik ediyor. Sergiler 8 Ekim - 13 Kasım tarihleri arasında ziyaretçilere açık. Hülya Ertaş: Konferans ve sergi süreci nasıl başladı? Burcu Kütükçüoğlu: Fondation Le Corbusier, 2011 Le Corbusier’nin Doğu Seyahati’nin 100. yılı olacağı için bir dizi konferans düzenlemeyi planladı. Vakfın yönetim kurulunda olan Fransız mimarlık tarihçisi Jean Louis Cohen İstanbul, Atina ve Napoli’de konferanslar düzenlemesi söz konusu olunca, vakfa İstanbul’daki konferansın Bilgi Üniversitesi’yle ortaklaşa düzenlenmesini önermiş. 2010 yılında vakıf bizimle iletişime geçti ve birlikte çalışabileceğimize karar verdik. Vakıf sadece konferansın üst başlığını belirledi: Doğu Seyahati'nin 100. yılı. Sonrasını ise bize bıraktılar. Bilgi Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekanı İhsan Bilgin bir alt başlık önerdi: Mimarın Formasyonunda Seyahatin Rolü. Böyle bir alt başlık belirlenince diğer konferans yapılacak kentlere de alt başlık önerileri gitti. Konferansa davet edilecek konuşmacılar konusundaysa biz daha etkin olduk ve bir liste belirledik.

EKİM 2011 - XXI 28

güncel

fotoğraflar: Cemal Emden

Proje ilk başta sadece iki günlük bir konferanstan ibaretti. Sonrasında vakıfla birlikte çalışma kararımız kesinleşince buna bir de sergi eklemeyi, serginin de bir yayını olmasını düşündük. Böylece proje sadece konferans olmaktan çıkıp, konferans, sergi ve onun yayını haline dönüştü. Vakıf, Cemal Emden’in gezileri ve orada başvuracağı kişiler konusunda çok yardımcı oldu, kolaylık sağlanması için yazılar yazdı. Organizasyonla ilgili bu tür işlere yardımcı oldular fakat serginin konseptiyle ya da formatıyla çok fazla ilgilenmediler; daha çok konferans ayağıyla meşgul oldular. Serginin kataloğu niteliğinde bir de kitap ve onun yanı sıra konferansın bir yayını olacak. Bu projenin bütün şekliyle hayata geçebilmesi için maddi destek almamız gerekiyordu ve bu aşamada Kalebodur devreye girdi. Dolayısıyla proje Fondation Le Corbusier, Bilgi Üniversitesi ve Kalebodur olmak üzere üçlü bir iş birliğine dönüştü.

İdil Erkol: Bu proje kapsamında iki sergi düzenliyoruz. Biri Cemal Emden’in fotoğraflarından oluşuyor, diğeriyse Doğu Seyahati ile ilgili belgelerden meydana geliyor. Cemal'in Le Corbusier’nin yapılarını fotoğrafladığı bu mimari fotoğraf sergisi kapsamında yaklaşık olarak mimarın 40 yapısı yer alıyor. Cemal, önce Hindistan, ardından Fransa, İsviçre ve Almanya’ya giderek bu yapıları fotoğrafladı. İkinci sergi ise konferansın esas amacı olan Doğu Seyahati’yle ilgili. Burcu’yla ikimiz hem Paris’te hem de Le Corbusier’nin doğduğu La Chaux-de-Fonds’daki arşive girdik ve oradaki malzemeyi taradık. Biraz daha kapsamlı ele alabilmek için gezinin sadece Türkiye ayağına odaklandık.

malzemeler ancak biz daha kapsamlı olarak sergileyeceğiz. Mesela kitaplarda çok yer almayan eskizleri ve Türkiye’de çektiği fotoğrafları yer alacak; sergi konferansa gelenleri karşılayacak bir odak noktası olacak.

bk: Bizim düzenlediğimiz sergi daha küçük, onu konferansın fonu olarak görüyoruz. Konferansın teması gezinin Türkiye kısmına odaklı olduğu için o da konferans mekanının hemen yanında yer alacak. Orada sergilenecek malzeme aslında daha önce çok basılmış, bilinen

he: Le Corbusier'nin bir mimar olarak doğu seyahatinden edindiği deneyimi binalarına nasıl yansıttığını göstermek adına bir kaygınız oldu mu? ce: Öyle bir arayışım olmadı. Çok büyük bir ilişki kuramıyorsunuz aslında. Pek de görülmemiş olanları ortaya çıkarmayı,

he: Proje için çekmiş olduğun fotoğraflarla doğu seyahati nasıl ilişkileniyor? Cemal Emden: Aslında başta çok farklı düşünüyorduk ve Doğu Seyahati’nin görselliğini göstermek istiyorduk. Bunun için bir Edirne çalışması yaptık. Le Corbusier'nin Edirne’de yaptığı eskizlerin benzerlerini çektik fakat eskizler o kadar güzel ki Selimiye eskizinin yanına fotoğrafını koymanın çok anlamlı olmadığını gördük.


ADVERTORYAL EKİM 2011 - XXI 30

ELBİ ELEKTRİK, 'MODA' İLE DAİMA FAZLASINI SUNUYOR Ürün gamına kattığı yeni koleksiyonlarla farklı ihtiyaçlara değişik seçenekler sunan ELBİ Elektrik'in yeni serisi 'Moda' Ekim ayında satışa çıkıyor. 'Moda', anahtar ve priz serileri arasında modülerliği ile ön plana çıkacak.

ELBİ Uluslararası Tİc. VE SAN. AŞ

mehmet akif ersoy mah. maltepe caddesi no: 72 taşoluk, arnavutköy istanbul / türkiye t 0212 682 09 09 f 0212 682 09 90 www. el-bi.com el-bi@el-bi.com

Elektrik sektöründeki deneyimini Ar-Ge ekibinin yoğun çalışmalarıyla birleştiren ELBİ Elektrik, yeni serisi 'Moda'nın modüler olma özelliğiyle, fonksiyonları daha az yer kaplayacak şekilde bir araya getiriyor. Kompakt yapıda olan seri; ikili, üçlü ve dörtlü çerçeveleri ile maksimum sayıda fonksiyonu birleştiriyor. 'Moda' anahtar ve priz serisi, mekanların tüm ihtiyaçlarını karşılıyor. Farklı renk seçenekleri olan seriyle yapılabilecek kombinasyonlar evlere renk katacak.

ELBİ Elektrik, yeni ürünlerinin yanı sıra yeni açtığı ofislerle de müşterilerine en kaliteli hizmeti sunmayı hedefliyor. 2010 yılında Ukrayna ofisini hizmete açan marka, bu sene de yurtdışı pazarlarını yakından analiz etmek için Rusya ofisini açtı. Sektörde uzun yıllardır sürdürdüğü tecrübesiyle çalışmalarına devam eden ELBİ Elektrik, Rusya'daki ofisi sayesinde hedef pazarlarıyla sıcak bir iletişim kurabilecek. Karadeniz ülkeleri, Balkanlar, Avrupa, Kafkasya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'yı da kapsayan bölgede toplam 30 ülkeye satış yapan firma, Ukrayna ofisinden sonra Rusya ofisinin de bünyesine katılmasıyla yurtdışı pazarındaki gücünü artıracak.

ELBİ HAKKINDA ELBİ Elektrik Uluslararası, Elbistan Hırdavat adı altında 1987 yılında kuruldu. Uluslararası piyasalardan gelen talep nedeniyle ürün yelpazesini genişleterek 1996 yılından itibaren elektrik tesisat malzemeleri üretimine başladı. Üretim kapasitesini, ihracatını, satışını artıran Elbistan Hırdavat, ismini ELBİ Elektrik İthalat İhracat San. ve Tic. Ltd. Şti. olarak değiştirdi. 2002 yılında Arnavutköy'deki modern üretim tesislerine taşınan ELBİ Elektrik Uluslararası, 2005 yılında ünvanını ELBİ Elektrik İth. İhr. San. Tic. A.Ş. olarak değiştirmiştir. Finlandiyalı Ahlstörm Capital ile bir ortaklığa giderek Mayıs 2007 tarihinde ELBİ Elektrik Uluslararası Ticaret ve Sanayii A.Ş. adını aldı.


TAksİM DÜĞÜMÜ nasıl çözülür?

EKİM 2011 - XXI 32

TAKSİM MEYDANI

Taksim Meydanı, sadece İstanbul'un değil, Türkiye'nin merkezi. Sokaktaki adamla röportaj yapılacaksa oraya gidiliyor, eylem düzenlenecekse Taksim'e çıkılıyor, sabahlara kadar eğlenmek için, alışveriş yapmak için, sinemaya gitmek için yine Taksim. Meydan ve İstiklal Caddesi, İstanbul'un tüm kamusallığını üstleniyor. Böyle olunca da bu alanın kendisi bir temsiliyet mekanına dönüşüyor. Cumhuriyet dönemi ile başlayan bu yaklaşım bugün de aynı şekilde ve aynı yöntemle sürdürülüyor. Erkin mekanı araçsallaştırıyor olduğu, kamuya da mekan aracılığıyla kendi gücünü ispat etmeye çalıştığı bir gerçek. Burada konu, sizin hangi erkin mekanında yaşamak istiyor olduğunuza kilitleniyor her tartışmada. Oysa başka açılardan bakarak Taksim Meydanı üzerinde tartışmak da olanaklı olabilir diye düşündük ve bu toplantıyı düzenledik. Korhan Gümüş, Mete Tapan, Murat Güvenç ve Murat Tabanlıoğlu deneyimlerini ve fikirlerini paylaştılar. Yayalaştırma adı altında meydanda planlanan ve Belediye Meclisi'nden onaylanan projeden, Topçu Kışlası'nın rekonstrüksiyonuna, AKM'nin atıl bir şekilde durmasına dek birçok konuyu teker teker masaya yatırsak da bütüncül bir yaklaşımın gerekliliği herkesin ortak fikri oldu. Yine bu parçalı iktidar alanları içinde hareket edebilmek için yeni bir yapılanmanın ne kadar zaruri olduğu da konuştukça ortaya çıktı. Toplantı katılımcılarına ve toplantıyı gerçekleştirmemiz için bize kapısını açan Salt'a teşekkür ederiz. Hazırlayan: Hülya Ertaş


Fotoğraflar: Yunus Argan

Burayı asıl değiştiren 1930'lardaki Prost Planı; büyük bir değişiklik oluyor. Cadde-i Kebir adı İstiklal Caddesi ile değiştiriliyor, bütün sokak adları değişiyor. Kışla da 1940'larda yıkılıyor, Lütfi Kırdar operasyonunun bir parçası olarak. Prost Planı'nda Gezi Parkı ve Hilton'un yapıldığı düzlük birbirinin tamamlayıcı parçaları olarak düşünülmüş. Bu bütünlüğü sağlamak adına Lütfi Kırdar tarafından yapılan büyük operasyonun içerisinde önce ahırlar yıkılıyor, sonra kışla. Yine bu müdahalenin bir parçası olarak Mete Caddesi'nin açılması, spor salonunun ve açık hava tiyatrosunun yapılması sayılabilir. Gezi Parkı, Cumhuriyet döneminde modernitenin etkisiyle yapılan çok önemli bir operasyonun parçası. Bütün o çevre, simgesel bir alan olarak ele alınıyor.

Dördüncü dönem olan 1980'lerle birlikte siyasetin önem kaybetmesine paralel olarak meydan, Burak Boysan'ın tabiriyle “her şeyin merkezi”ne dönüşüyor. Özetle Taksim Meydanı zaman içerisinde sırasıyla “şehrin bittiği yer”, “modernitenin simgesi”, “siyasi güç merkezi” ve “her şeyin merkezi” kimliğiyle karşımıza çıkıyor. Korhan Gümüş: Henri Prost 1936 yılında Atatürk'ün davetiyle İstanbul’un planlama işini üstlendiğinde, burada kendisinden beklenen sıradan bir iş değil. Bir bakıma Cumhuriyet’in manifestosunu bu alanda gerçekleştirmekti. Belki de bundan sonra Taksim’in bir siyasal gösteri ve çekişme alanı haline gelmesi bundan kaynaklanıyor. Bu düzenleme 19. yüzyıl kapitalizminin dönüştürmüş olduğu Pera ile 20. yüzyıl başında gelişmeye başlayan Şişli semtleri arasında kalan bölgeyi Cumhuriyet’in programına göre yeniden biçimlendirmeyi amaçlıyor. Lütfü Kırdar, Yenileşen İstanbul başlıklı kitabında Taksim (İnönü) Gezisi için şöyle diyor: “Burası alelade bir park değil, bir benzerlerini Avrupa’nın büyük kentlerinde gördüğümüz bir 'promönad' alanıdır.” Dolayısı ile bu bölge bir rekreasyon ve murat güvenç kültür alanı olarak tanımlanıyor. Pera’nın tiyatro, sinema, kafe gibi özel kültür mekanlarına karşılık stadyum, sergi alanları, tiyatrolar, çok amaçlı salon, Spor ve Sergi Sarayı, Açık Hava Tiyatrosu, ve nihayet Opera.

“Meydan, çok partili dönemle birlikte, siyasi bir simge haline geliyor.”

Üçüncü dönemdeyse meydan, çok partili dönemle birlikte, siyasi bir simge haline geliyor. Taksim'de toplanılıyor, büyük mitingler ve törenler burada düzenleniyor.

Özellikle Opera önemli çünkü yapılmasındaki sorunlar, yakılması, bugün yaşadıklarımız buranın hala geçmişten kalan bir kutsal bagajı olduğunu gösteriyor. Cumhuriyet’in ulus-devlet programı Kemalizm, her ne kadar burada görülen simgelerle örtüşse de bir başka milli programın da bir dip akıntı olarak onunla rekabet halinde olduğu söylenebilir. Örneğin 53 yılında bu dip akıntı İstanbul’un Fethi’nin 500. Yılı etkinlikleri dolayısı ile su yüzüne çıkar. Bu yüzden bu kamusal

33 XXI - EKİM 2011

Hülya Ertaş: Taksim Meydanı'nın ideolojik ve simgesel bir anlamı var ve bu pratik yaşamdaki meydan özelliğinin önüne geçiyor. Meydanın kamusallığını, ideolojik ve simgesel özelliğini ve bunların alt kümeleri olan Topçu Kışlası, AKM ve diğerlerini tartışmaya başlamadan önce Taksim'in ideolojik ve sembolik öneminin altında yatan nedenleri, tarihsel bir çerçeveden bakarak kısaca aktarmanızın faydalı olacağını düşünüyorum. Murat Güvenç: İstanbul 1910-2010 sergisi içerisinde Y. Mimar Burak Boysan ve ekibi Taksim Meydanı için bir bölüm oluşturdu. Bu sergi İstanbul'un kent tarihini dört bölüm altında ele alıyordu: 1910-1930, 1930-1946, 1946-1980'lerin ortası ve 1980'ler sonrası. Sergide kent tarihinin dört evresiyle meydanın nasıl bugünkü haline geldiğine ilişkin dört öykü anlatılıyor. Birinci dönemde Taksim Meydanı, aşağı yukarı şehrin bittiği yer. Bu kadar büyük bir meydan değil ve Harbiye'ye kadar uzuyor. Harbiye'ye doğru giden tramvay hafif bir şekilde dönüyor, Kristal Bahçesi var, köşede bir benzinci var, Topçu Kışlası olduğu gibi duruyor.

TAKSİM MEYDANI

murat güvenç


korhan gümüş

alanın, özellikle de AKM’nin bu iki milli programın arasındaki fay hattında yer aldığını söylemek abartılı olmaz.

EKİM 2011 - XXI 34

TAKSİM MEYDANI

Taksim’in dolayısı ile yakın geçmişten gelen kutsal bir bagajı var. Cumhuriyet programlarının hem örtüşme hem de çekişme alanı burası. Birincisi yeni Osmanlıcı milli program ki, bu savaşın kaybedilmesi ile zayıflıyor, arka plana çekiliyor. Ama etkisini yitirmiyor. İkincisi ise arınmacı, daha evrenselci, zaman zaman radikal bir Cumhuriyet programı. Topçu Kışlası'nın bugün gündemde olmasının nedenlerinden biri de belki 31 Mart olayında padişaha bağlı güçlerin direndiği yer oluşu. Bu açıdan da bugün hala bir gerilimin bir simge mekanı. Osmanlı döneminden kalan birçok görkemli yapının bu kadar kolayca yıkılmasını sadece ihtiyaçlarla açıklayamayız. Ancak diğer taraftan bu iki milli programın ortak bir açmazı var: Kamusal alanın öznesi meselesi. Daha yapıldığı andan itibaren neredeyse otel yapılacak bir boş alan diye görülüyor. Bugün kentin en büyük salonlarının nasıl yönetileceği bilinmiyor, otel işletmesine devrediliyor. Taksim Meydanı ile ilgili benim bildiğim, Bedrettin Dalan zamanından beri bir dönüşüm arayışı var. Daha doğrusu kamusal alanların öznesi yok. Dalan zamanında bir yarışma yapılıyor ama programı, öznesi olmadığı için bir işe yaramıyor. Nurettin Sözen zamanındaysa şimdi yine gündemde olan bu trafiğin yeraltına alınması projesi ortaya çıkıyor. Ama o zaman itirazlarla karşılaşıyor. Ondan sonra Tayyip Erdoğan'ın belediye başkanlığı zamanında aynı proje, ancak üzerinde üç tane cami önerisiyle gündeme geliyor. Düşünebiliyor musunuz? Sözen zamanında İTÜ’nün hazırladığı söylenen projenin üzerine biri (partinin ilçe başkanı) tam Gezi’nin ortasında olmak üzere üç ayrı çember (daire) çizmiş. Kıyamet bundan kopuyor. Kimsenin dalış tünelleri, kentin merkezinin otoyol kavşağı haline gelmesi, kesilen ağaçlar vs umrunda değil.

tarafından verilen ilk görev Taksim projesiydi. 28 Şubat sürecinde yapmak isteyip de yapamadıkları bir proje olduğundan. Ancak henüz koşullar oluşmamıştı. Sorunlar o zaman henüz bitmemiş olduğundan o zaman da yapılmasına imkan olmadı. Bunun yerine Topkapı’da Fetih Müzesi yapıldı. Bugün plan tadilatının oybirliğiyle geçmesinin nedeni de üzerinde bu çemberlerin olmaması. CHP kışlanın taklidinin yapılmasına itiraz etmiyor, hatta seviniyor. Demek ki aralarında bir uzlaşma oldu. Mete Tapan: Böyle bir proje yapmak istediklerini belirterek belediyeden projeyi bize, Anıtlar Kurulu'na getirdiler. Projeyi bütüncül bulmadık. Çünkü olay sırf trafik meselesi değil, bütüncül bir konu. Şimdiki projede detay yok, yalnızca trafiği, ana arterleri yer altına alma önerisi var. Orada varolan binalara (otele, AKM'ye) ulaşım meselesi var, bunların hepsi birer sorun. Asıl mesele ise burasının batının ta Ortaçağ'dan itibaren oluşturduğu meydan anlayışından çok farklı olması. Burası bir meydan değil aslında; bir tarafı akıp giden, ne olduğu belli olmayan, boyutları biraz geniş bir alan. Oysa meydan insanı sınırlar. Buranın insanların rahatlıkla gezebileceği, yürüyebileceği bir alan olmasını her zaman istemişimdir. Korhan Gümüş: Peki bu kapsamdaki bir projenin bir yarışmayla elde edilmesi gerekmez mi? Mete Tapan: Şu anda proje yok ki, yalnızca 1/5.000 plan var. Korhan Gümüş: Bütün arterlerin dalışı, kurpları çizilmiş, Büyükşehir sitesinde 1/200 detayında bir proje gördüğümüz. Mete Tapan: Ama şu anda belediye meclisinde onaylanan 1/5.000, kurula gelen de o. Topçu Kışlası rekonstrüksiyonu onaylanmış diyorlar; halbuki ona dair hiçbir şey gelmedi.

Bu çemberler, yani güya camiler nedeniyle bu proje 28 Şubat döneminin en önemli tartışma konularından biri oldu. Biz sivil girişim olarak kamusal alanın yönetimini, projenin yalnızca bir ulaşım projesi olarak tasarlanmasını, tünelleri tartışmak istemiştik. Fakat bir takım çevrelerin özellikle işi yönlendirmesi ile yalnızca bu çemberler tartışıldı. Konu bu iki milli programın çatışma alanı haline geldi. Cami meselesinin bu şekilde savuşturulması belki bazı çevreleri rahatlattı ama problemi çözmedi. Mesele bugüne taşındı. Kadir Topbaş seçildiğinde kendisine Erdoğan

Korhan Gümüş: Ama ortada bir proje var, Hükümet programında dahi yer alan. Onaylandıktan sonra haberimiz olur belki. Zaten yönetim planı, işletme planı, her şeyiyle bir planlama ihtiyacı neredeyse otuz yıldır konuşuluyor. O zaman kurumlar arası bir ilişki içinde programın hazırlanması ve proje sürecinin yarışmaya açılması gerekmez mi? Anlaşılan bazı kurumlar işlerini yalnızca evet ve hayır demekten ibaret görüyorlar. Asıl sorun burada.

“Taksim’in yakın geçmişten gelen kutsal bir bagajı var. Cumhuriyet programlarının hem örtüşme hem de çekişme alanı burası.” korhan gümüş

Murat Tabanlıoğlu: Burada tartıştığımız konu aslında bugünün konusu. Günümüzün mimarlığında ve gelecekte trafik, güvenlik, peyzaj vs gibi alanların tümü bütün olarak ele alınmak durumunda. Eskiden mimar her şeyi bilirdi, oysa artık farklı, çok disiplinli bir yol izlememiz lazım ve bu Türkiye'nin bilmediği bir yol. Ben mesela tek başıma bir mimar olarak Taksim meydanını tasarlayamam. Benim içinde başka uzmanlık alanlarından profesyonellerin de olduğu bir ekiple birlikte çalışmam gerekir. Bütün mesele burada bence. O açıdan Taksim Meydanı için


açılacak bir yarışma da yanlış olur. Yarışma olursa mimarın yanına şehirci alması şart koşulacak, mimar da şehirciye rapor yazdıracak ya da 10 dakika onunla konuşacak, bu yeterli olmaz. Çok disiplinli bir şekilde karar verilmesi lazım. Hülya Ertaş: Sözünü ettiğimiz ideolojik ve sembolik yükünden ötürü Taksim Meydanı hiçbir zaman tek bir kuruma bırakılmayacak kadar kıymetli bir alan. Dolayısıyla burası, içinde belediyenin, STK'ların ve merkezi hükümetin yer aldığı çok parçalı bir iktidar alanına dönüşüyor. Bu parçalı iktidarlar dahilinde bütüncül bir plan için nasıl bir yöntem izlenebilir?

Korhan Gümüş: Evet, sorun yalnızca bir mimari düzenleme yapmaktan ibaret değil. Keşke o kadar basit olsaydı. Zaten siyaset de artık farklı bir kamusal sistemin işleyişini gerektiriyor. İmar planları ile kent planlanabilir mi?

Korhan Gümüş: İşte böyle olduğuna göre yeni bir formül bulunması gerekiyor. Çok katmanlı bir şekilde hem merkezi otoriteyi hem kamu kurumlarını hem STK'ları hatta yatırımcıları bu işin içine katacak, profesyonel anlamda mimarlığı bunun kadrajı olarak ele alacak, bu sürecin örgütlenmesini sağlayacak, kurgusal alana yatırım yapabilecek yeni bir kamusal özneye ihtiyaç var. Bu sivil inisiyatif Avrupa Kültür Başkenti adaylığını bu amaçla başlattı. Avrupa Kültür Başkenti olmuş kentlerdeki projelere baktığımızda hep ana proje olarak bu kamusallığı güncelleme meselesi vardı. Meydanlar, kültür merkezleri, endüstriyel alanlar. 94 yılında Selanik ile ilişki kurduk, onlar bize Aristo meydanını nasıl tasarladıklarını anlattıktan sonra Kültür Başkenti programına dahil olmamızın faydalı olacağını düşündük. Ama bu yeni özne bu girişimle de maalesef kurulamadı, halen de yok. Program başka amaçlara alet edildi. İstanbul'da merkezi otoritenin desteklediği bir ajans olması lazım, tıpkı Venedik'te olduğu gibi. Bütün kamusal programları oluşturacak, kurumları ilişkilendirecek, birlikte iş yapmalarını sağlayacak ve kentlileri de katarak buradaki mimari projenin yaratıcılığa açılmasını sağlayacak bir ajans gerekli. Yalnızca itiraz etmek yetmez. Ben bugün ortaya atılmış olan fikre karşı değilim, sadece başka fikirlerin de olabileceğine inanıyorum. Hangi proje yapılırsa yapılsın bazıları “bu proje yanlıştır” diyerek başlıyorlar tartışmaya ve bu, konuyu çok daraltıyor. Oysa bizim daha büyük

Mete Tapan: Buna katılmamak mümkün değil. Bu işin daha katılımcı ve senin tabirinle kamu yönetimi anlayışıyla gerçekleştirilmesi lazım. Buna kimse itiraz etmiyor ama bir de işin pratik tarafı var. O da bir gerçek. Bu proje için fırsat hala kaçmış değil. 1/5.000 ölçekli plana göre bir imar faaliyeti olmaz. 1/5.000 plan bir leke çalışmasıdır, genel arterleri gösterir. Ardından onaylanması gereken koruma amaçlı imar planında 1/1.000, 1/500, hatta 1/200 ölçekli çalışılır. Bu çalışmalar yapılarak proje düzeltilebilir; bir şey kaybetmiş değiliz. Asıl konuysa genel bir yaklaşım olarak Cumhuriyet meydanını nasıl gerçek bir meydan haline getirebileceğimiz. Korhan Gümüş: Bizim önümüze sunulmuş olanın yalnızca bir öneri olduğunu varsayalım. Başka fikirler de olabileceğini düşünelim. Kamuyu kamusal nitelikli bir davranış üretmeye zorlayalım. AKM’de olduğu gibi bir inatlaşma haline getirmeyelim. O zaman sorunu çözmek için daha fazla imkan yaratılabilir. Örneğin 2010 programında istenseydi AKM, Sulukule, UNESCO meselesi, bunlar için az kalsın farklı bir yöntemle sorunlar çözülüyordu. Ama çözümleri yalnızca iktidar değil, statükocu muhalefet de engelliyor. Bu tepeden inmeci ulus-devlet anlayışı, iktidarıyla, muhalefetiyle zaten bunu hep yapıyor ve kenti yaratıcı düşünceye kapatıyor. O zaman biz hep şiddetle üretilmiş bir gerçeklik üzerinden konuşuyoruz ve çatışıyoruz. Oysa sorunun bilgi üretimi, kurgulama olduğunu bilerek, herkesin fikrine saygı göstererek, demokratik bir ortam oluşturmamız lazım, daha önce oluşan girişimde yaptığımız gibi, AKM'de olduğu gibi. Bu yöntem izleniyordu ve o sayede çözülüyordu problem. Sonra eski çatışmacı duruma geri dönüldü. Ondan da ders çıkararak bu projeyi genişletilmiş bir alanda konuşarak, toplantılar yaparak kamuoyunu bilgilendirmek lazım. Murat Tabanlıoğlu: Peki bunu var olan birtakım projelerin üzerinden tartışmak daha iyi değil mi? İlk önce bir program oluşturulsa mesela. Korhan Gümüş: Belediyeyi, Başbakanı daha büyük düşünmeye, bunu iki Cumhuriyet programının çatışması olarak ya da onun yerini alan neoliberal ve tamamen fikirsiz bir kamu programı şeklinde değil de yeni bir model olarak ele almaya ikna etmeliyiz. Nasıl Başbakan'ın eşi sanatın önemsendiğinin göstergesi olarak İstanbul Modern'deki sergi açılışına geldiyse mimarlık da ciddiye alınabilir.

mete tapan

35 XXI - EKİM 2011

Murat Tabanlıoğlu: Ya da Prost gibi bir üstat çağrılarak bu plan yaptırılıyordu. Bugünse mimarın üstat devri bitti artık.

düşünmemiz lazım. Madem ki bu Cumhuriyet'in simgesel mekanı, daha demokratik, katılımcı ve yaratıcılığa açık, farklı bir Cumhuriyet'in düşünü kuruyorsak; o zaman farklı bir özne ve farklı bir yöntem oluşturmalıyız.

TAKSİM MEYDANI

Mete Tapan: Bir plan, özellikle İstanbul gibi bir yerde bir plan, sadece bir şehir plancısına bırakılmayacak kadar ciddi bir konudur. Olayın ekonomik tarafı var, halkın talepleri var, tarihi boyutu var. Hepimiz bunları esasında derslerde de söylüyoruz ama pratiğe geldiği zaman bu böyle olmuyor. Kuramla pratik arasındaki o mesafeyi aşmak lazım. Ama bunun sonunda herkesin tatmin olacağı bir planın ortaya çıkmasının mümkün olmadığını da belirtmek lazım.

“Özellikle İstanbul gibi bir yerde bir plan, sadece bir şehir plancısına bırakılmayacak kadar ciddi bir konudur.” mete tapan


imkanları 1960'lardan çok farklı. Yetkiler ve para var ama yapmak zorunda oldukları şeyler de çok. Siyasi açıdan önemli buldukları projeler de farklı olabiliyor. Mesela bir metro tüneli ya da yeni bir istasyon daha cazip geliyor. 1980 sonrasında bir çok ülkede bu tip projelerde kamu-özel sektör ortaklığı (public private partnership - 3P) veya çok iyi bildiğimiz yap-işlet-devret ile müdahale ediliyor. Bir tarafta para var, diğer tarafta yetki var. İki taraf müzakereye giriyor. Projenin nihai şekli müzakere sürecinde belli oluyor. Mücadeleci veya teslimiyetçi tutumlar fark yaratabiliyor. Bazı iyi örnekleri de var. Burada bence en önemli konu siyasi kararlılık ve yaklaşım. “Güç bende ben bunu yaparım” diye işe girmek veya alternatifleri düşünmek fark yaratabilir. “Kentin bu en önemli noktasına nasıl müdahale ederiz?” sorusunu sormak önemli. Mekan kuramı, kent tarihçiliği uzun vadede tüm iktidarları kent mekanında bir iz bırakma çabası içinde olduğunu ve bunu başardıklarını gösteriyor. Bugün tartıştığımız Taksim Meydanı problemi bir vesile, bizi düşünmeye iten bir katalizör.

belediye meclisince onaylanan projenin görseli

Belki öyle başlaması lazım sürecin. Kamuya biz bunu kabul ettirmeliyiz. Yeni bir programın, Cumhuriyet için çok daha farklı bir düşüncenin, çatışmacı modellere alternatif, daha farklı bir gelişmenin olabileceğine dair Başbakan’ı ikna etmeliyiz. AKM'deki gibi olmasın, AKM böyle bir kilitlenme yüzünden yapılamadı, yoksa çok güzel olacaktı. Başbakan küstürüldü, yapılıyordu halbuki. Eğer AKM çözülseydi iyi bir örnek oluşturacaktı.

EKİM 2011 - XXI 36

TAKSİM MEYDANI

Murat Tabanlıoğlu: AKM'yi 1. derece tarihi eser olarak tescilleyen kurul üyelerinden biri de Mete Tapan'dır. Sonra bir mahkeme açılıyor, ne kendisine ne bana danışmadan, bizim meslektaşlarımız bir bilirkişi raporu yazıyor; o rapor uyarınca da yürütmeyi durdurma kararı çıkıyor. Ne Anıtlar Kurulu Başkanı'nın ne de projeyi tasarlayan grup olarak bizim bir işlevimiz kalmıyor bu durumda. Mete Tapan: Bir eserin 1. grup tescilli bina olması için çok çeşitli kriterler var; bunlardan biri de sembol olması. Burası Cumhuriyet meydanı olduğundan AKM'nin bir sembol değeri var, yoksa 2. grup olarak tescillenirdi. Korhan Gümüş: Burası bir sit alanı ve yeni otoyol projesi, doğal tarafını bir kenara koysak bile kentsel ve tarihsel bir topoğrafyaya ciddi bir müdahale içeriyor. Alman Konsolosluğu'ndan itibaren 11 metre istinat duvarları var. Proje ilk izlenimde bir yayalaştırma projesi görüntüsü veriyor; dümdüz, tanımsız, aynı İstanbul Kongre Merkezi'nde yaptıkları gibi granit kaplı bir alan. Oysa oranın yaşaması lazım. Yaşaması için de içinde kültürel etkinlerin yer alması, öznesi olması lazım. Hülya Ertaş: Kent yaşamının kendi pratiği Taksim Meydanı konuşulduğunda tamamen yok sayılıyor. Bir kişinin güneşin altında granit zeminde dakikalarca yürümesini en son tartışıyoruz mesela. Projeler üzerine yapılan tartışmalar pratik üzerinden yapılmıyor. Korhan Gümüş: Herkesin kendine göre bir bakışı var işte. Bir inşaat şirketi gelse diyebilir ki burada kentin en değerli toprağı var, buraya bir AVM yapılsın. Bu alan piyasa mekanizmalarına terk edilemez, siyasi mekanizmalara da. Bugün bıraksan yönetecek özne yok ortada. Kime bıraksan özel sektörden bile beter eder burayı. Murat Tabanlıoğlu: Bu arada bence ticari açıdan bakıldığında Türkiye'nin en değerli yeri burası. Devletin vermesi gereken bir karar var, ya burada kamu yararı için ticari bir kaygı gütmeden bir proje geliştirecek ya da yurtdışı örneklerinde olduğu gibi bir kısmını özel sektöre verecek. Murat Güvenç: Özellikle 1980 sonrası dönemde şehrin ortasında emlak değeri açısından ilgi çeken, cazibe merkezi olabilecek yerlerle ilgili kamusal müdahale

Biz artık yeni bir dönemim eşiğindeyiz ve yeni dönemde bu büyük kentsel müdahaleleri nasıl tasarlayacağız? Bunların aktörleri, özneleri, referansları neler olmalı? Bunu tartışmak geçerli mi değil mi? Bir yol ayrımındayız aslında. Bu bir iktidar meselesi haline gelirse yetkili kimse; Şehircilik Bakanlığı ve mecliste çoğunluğa sahip siyasi parti bunu yapar. Bu, birinci yoldur ve belki de olasılığı en yüksek olan yol. Çünkü sonuçta iktidarlar kent merkezinde bir simge ister. Başka yaklaşımlar imkansız olmasa da şu an olasılığı düşük. Bir kayıkçı kavgasına dönüşmeden soruna alternatif bir yaklaşım bulunabilir mi asıl soru ve sorun burada. Mete Tapan: Bu, böyle olmaz diyorsak nasıl olması gerektiğini tarif etmemiz lazım. Korhan Gümüş: Burada STK'ların, mimarların vs artık kendi çıkarlarını temsil etmektense süreçleri destekleyecek şekilde birlikte hareket etmeleri gerekli. Siyaset bir dönüşüm geçirirken, mimarların ve mimarlığın da değişmesi lazım. Mimarlık sadece basit bir projelendirme işi olarak görülebilir mi? Murat Tabanlıoğlu: Bu açıdan AKM'nin projelendirme sürecini ben çok doğru buluyorum. Korhan Gümüş: AKM’deki girişim yaratıcı ve meseleyi sorgulayan kritik bir muhalefetti. Sürekli görüştük, devamlı bir ilişki yaşandı. Taksim Meydanı için de benzer bir süreç üretilmeli. Yarışmaya açılabilir ama yarışmaların da şöyle bir problemi var: Onları da üstatlar düzenliyor ve beş-altı kişilik jürinin meydan kararını belirlemesi de doğru olmaz. O sebeple yavaş ve devamlı bir ilişki kurmak lazım. Bugün zaten profesyonellikten böylesine bağımsız bir işlev anlaşılmalı. Murat Güvenç: Yarışmanın kendisi de saatli bomba. En iyisini de yapsan, uygulama safhasında projelerin geldiği hali görüyoruz. Alternatif üretmenin ve muhalefet etmenin daha buluşçu, yaratıcı, yorulmamış biçimlerini icat etmemiz gerekiyor. Korhan Gümüş: Yanlış yorumlanan demokrasi, gücü olanın kendi görüşlerini dayattığı, alternatif fikirlerin söndürüldüğü ve kenti, kamusal alanı fethettiği bir eğilim getirdi. Oysa demokraside esasen bağımsız düşüncenin güçlendirilmesi gerekir. Temsil iddiası yetmez, temsilin de demokratikleşmesi gerekir. Bu bağlamda mimarlık da yalnızca piyasa mekanizmalarına terk edilemez, bugünse durum böyle. Mimarlar AVM yapmaktan, zenginlere hizmet vermekten bu tip kamu projelerine yönelemiyorlar, bir yandan da kamu da basmakalıp problemler yüzünden mimarlarla çalışamıyor. Mete Tapan: Mimarlığı çok önemsiyorsun, oysa o da bir meslek. Korhan Gümüş: Mimarlığı önemsediğim için söylemiyorum, deneysellik olmadan mimarlık olamayacağını vurguluyorum. Uygulama üzerinde tartışıyoruz hep,


“En büyük tehlike, Topçu Kışlası rekonstrüksiyonunun ticari bir girişime arka plan oluşturması.” murat tabanlıoğlu halbuki sorun en başta gayet güzel çözülebilir. Bu durum, uygulama ve kurgulama arasına bir mesafe koyamadığımızı gösteriyor. Oysa ki modernlik bu mesafenin görülmesinden doğar. Bu mesafeyi üretmesi beklenen kurumlardan biri de üniversiteler.

Mete Tapan: Bu, pratiğe nasıl dönüşür? Taksim'le ilgili nasıl bir inisiyatif olmalı? Kamu nasıl dahil olmalı, siyaset işin içine nasıl girmeli? 2010 Kültür Başkenti girişim grubu, karma bir yapıydı. Yaklaşım modeli olarak iyi bir olanak doğmuştu ama olmadı.

Yolların yeraltına alınması konusuna gelirsek buradan otobüs trafiği tabi ki kalkmalı, araç trafiğini tamamen kaldırmaksa daha sonra tartışılmalı. Onun yerine yavaşlatılmış trafiğin, yayayla trafiğin yan yana olduğu bir fikri de tartışmak gerek. Burada araçların yeraltına girmeleri için birçok problem de olacak, onlar çözülürken sokaklarda tahribat olabilir. Korhan Gümüş: Yenikapı projesi bittiğinde Taksim projesi yeniden ele alınacak. Çünkü Yenikapı projesi yapıldığı zaman Taksim’in böyle kalması mümkün değil. Düşünmeye başlamak için geç bile kaldık ama hazır Yenikapı’yı düşünüyorken Taksim’i de düşünmenin tam zamanıdır. Mete Tapan: Yenikapı projesi yarışmaya açılmıştı, o ne durumda? Korhan Gümüş: Aynı problem nedeniyle süreç durdu. Yenikapı için proje yarışması açabilecek bir kurum olmadığı için mevcut kurumlar bu yarışmayı kendi pratiklerine geri tercüme ediyorlar. AKM’de olduğu gibi ilerliyorsun, son noktada her kurum ayrışarak kendi gerçekliğiyle yaklaşıyor meseleye ve konu kilitleniyor. 2010 Ajansı Yenikapı projesini yönetmek için, AKM, Hasanpaşa Gazhanesi, antrepolar için çok işe yarayabilirdi ama olamadı. Bugün Yenikapı projesi nasıl çözülmüş değilse Taksim projesi de çözülmüş değil. İkisi arasında birlikte yol bulmak iyi olabilir.

Taksim'in neyi sembolize ettiğine dair yere bağlı bir yanıt vereceğim. İstanbul’un birçok bölgesinde büyüme yeninin eski dokunun yerini alması (superposition) şeklinde gerçekleşirken Beyoğlu’nda ise büyüme bitişme (juxtaposition) şeklinde gerçekleşiyor. Farklı dönemlerin cadde peyzajları birbirine bitişiyor. O yüzden Tünel’den Taksim’e kadar yürüdüğünüzde İstanbul’un Art Nouveau’sunu; Taksim ile Harbiye arasında 1930’ları ve “şık” apartmanlarını, oradan Şişli'ye doğru devam ettiğinizde 1970’lerin küçük müteahhit apartmanlarını, Şişli-Maslak hattında da 1980’lerden sonra özel olarak tasarlanmış büro yapıları ve alışveriş merkezlerini izliyorsunuz. Taksim bunları birbirine bağlayan bir mafsal/eklem olarak işliyor. O yüzden kent mimarisinde hem işlevsel hem görsel olarak çok önemli bir yer. Bu yere karşı bir müdahalenin de çok özenli olması beklenir ve umulur. Burada gözetilecek duyarlılıklar şehrin başka yerleri için de yol gösterici olabilir. Ama bu düşüncelerim başka önceliklere sahip karar vericiler açısından hiçbir şey ifade etmeyebilir. Hülya Ertaş: Topçu Kışlası’nın yeniden yapılması bir katkı sağlayabilir mi bu yeni duruma?

murat tabanlıoğlu

37 XXI - EKİM 2011

Murat Tabanlıoğlu: Buradaki zemini yapmak değil, çevresiyle beraber bu meydanı ele almak önemli. Orada kamunun yerleri, özel sektöre ait alanlar var. Öyle bir matris var ki burada, içinde AKM de Maksem Galerisi de kilisenin önünü kapatmış olan hamburgerciler de var. Bütün bunları düşünerek bir plan yapmak gerek.

İkinci olarak yerin özelliklerine işaret etmek isterim İstanbul 1910-2010 sergisi için yaptığımız Tünel-Maslak hattının batı yakası panosunda okunuyor. Tünel’in çıkışından başlayıp Maslak’ta biten 60 metre uzunluğunda bir fotoğraf bu. Beyoğlu Yakası topoğrafik açıdan tersine kapatılmış bir kayık gibi, burun tarafı Galata’ya bakar. Tünel’e gelindiği zaman bir su ayrım çizgisine (İngilizce divide line veya eski dilde hattı bala) varılıyor. Kotu 75-80 metre, Maslak’a vardığınız zaman bu kot 130 metre oluyor. Yani 12 km’de sadece 30 metre yükseliyor. İstanbul’da üzerinde dolaşabileceğiniz, düz yürüyebileceğiniz ender bir güzergah burası. Hattın gelişimi tarih boyunca olağanüstü gelişmelere bağlı olmuş. 1870’lerin başında tünelin yapılması, sonra tramvayın elektrikli hale getirilmesi, 1. Boğaz Köprüsü ve nihayet 1989'da İkinci Köprü.

TAKSİM MEYDANI

Murat Güvenç: Üniversiteyi ya da mimarlığı bir kenara bırakarak, öncelikle kentli kimliklerimizle bu soruna yaklaşmalıyız.

Murat Güvenç: İki saptama yapacağım. İlki bizim kültürümüzde Gordion düğümü diye bir söylence vardır: Gordion düğümü aslında çözümsüz bir toplumsal yaşamın simgesi. İskender de gelmiş kılıcını vurmuş ve düğümü kesmiş ama çözememiş. O problem kılıç darbesiyle çözülmüyor. Kendini yeniden başka biçimlerde başka yerlerde üretiyor. Eski alışılagelmiş çözümleri Taksim’e uyguladığımız zaman İskender’in çözümüne gitmiş oluruz, yani düğümlerden birini sadece kesmiş ama çözmüş olmayız. Bu tür düğümlerden etrafımızda epeyce var, Haydarpaşa, Galataport, Yenikapı vs. Bu gösteriyor ki biz gerçekten önemli kamusal alanların sorunlarını çözemiyoruz ya da çözdüğümüz zaman da kötü çözüyoruz. Onun için bu, bizi bir kez daha düşünmeye yöneltmeli. Eğer bir fikrim olursa bu milyonlarca fikirden biri olur. Bu tek bir uzmanın bakış açısıyla, profesör unvanıyla vs çözülebilecek bir konu değil, çok kompleks bir mesele. Bunu beraber tartışarak, bütün iddia sahiplerinin hakkında konuşabileceği bir platformu nasıl kurabileceğimizi gündemimize almamız gerek.


“Kamusallığın dönüşümünü ne sadece siyasilere ne de özel sektöre bırakabiliriz.” korhan gümüş Murat Tabanlıoğlu: Dünyadaki örneklere bakacak olursak üç yaklaşım olduğunu görüyoruz: rekonstrüksiyon, aynı kütle yapısını koruyarak bugünün yapısını yapmak ya da hiçbir şey yapmamak. Topçu Kışlası'nın yeniden yapılmasının arkasında yatan neden ona ticari bir işlev kazandırmak olabilir, belki bir kısmına süs olarak sanatkültür programı eklerler. En büyük tehlike, Topçu Kışlası rekonstrüksiyonunun ticari bir girişime arka plan oluşturması. Hülya Ertaş: Topçu Kışlası’nın rekonstrüksiyonuyla zihinlerdeki nostaljik İstanbul kent sahnesinin yeniden inşası mı amaçlanıyor? Mete Tapan: O zaman İstanbullular, eski İstanbul'u yeniden inşa etmeye başlar. Murat Tabanlıoğlu: Bu, Haliç'e kadar gider. Avrupa'nın geçirmiş olduğu postmodernist dönemi Türkiye de yaşıyor. Selçuklu, Osmanlı mimarisine benzer binalar yapılmaya başlandı. Bu rekonstrüksiyon, en azından temelsiz bir taklittense yeniden yapım yoluyla ona bir alternatif olarak düşünülebilir mi acaba?

EKİM 2011 - XXI 38

TAKSİM MEYDANI

Korhan Gümüş: Demirören AVM için öyle diyorlar mesela. Koruma Kurulu ve Yenileme Kurulu'ndaki yetkililere sordum, “tarihten iz taşıması gerektiğini” belirttiler. Sorun tam da burada, burada bir mimari fikir geliştirilecekse bunun açık uçlu olması, başlangıçta tanımsız bırakılması gerekir. Bu fikir geliştirilirken sonuçta rekonstrüksiyona karar verilebilir ama bunu minimal bir çerçeveye baştan oturtmamak lazım. Başta açık uçlu olması lazım, proje geliştikçe kapalı uçlu hale gelebilir. Bizse tam tersini yapıyoruz, başta rekonstrüksiyon yapılması yönünde kapalı uçlu bir karar alıyoruz, bu noktadan sonra açık uçlu bir süreç yaşanamaz. Burası yeniden düşünülecekse her alternatifin serbestçe konuşulması gerekir, kışla yapmak da dahil olmak üzere. Ben rekonstrüksiyon seçeneği dışarıda kalsın demiyorum, o fikir de çok değerlidir. Kışla yeniden yapılabilir ama bu ancak mimari bir düşünce sürecinin sonunda olabilir. Mete Tapan: Rekonstrüksiyon, aynı malzeme ve aynı teknikle, aynı plan şemasıyla ve aynı işlevle eski binanın yeniden yapılması demek mevzuata göre. Rekonstrüksiyon sadece fiziksel bir durumu tariflemiyor. Bu açıdan bakıldığında rekonstrüksiyon olarak sunulan projelerin çoğunun bu tanıma uymadığını görürsünüz. Rekonstrüksiyon yaptığınız bir bina zaten eski eser olarak tescillenmiş oluyor. Peki tescil ettiğim her binayı işlev olarak korumak zorunda mıyım? Buna ilişkin yasada bir boşluk var. Örneğin hamam olarak rekonstrüksiyonu yapılan bir yapı, artık öyle bir işlev geçerli olmadığından mobilyacıya dönüştürülebiliyor. Olacak şey değil, bu rekonstrüksiyonun felsefesine aykırı. Buraya yapılacak bir yapı da zaten kışla olarak kullanılamaz. Ama siyasi erk kışlanın rekonstrüksiyonunu istiyor. Asıl yapılmak istenen orayı bir imar alanı olarak göstermek. İmara açmanın yolu illa ki bu yapının rekonstrüksiyonunu yapmak değil, oraya çağdaş, günün koşullarına göre bir yapı da yapılabilir. Korhan Gümüş: İngiltere'de de Shakespeare'in Globe Tiyatrosu'nu yeniden inşa ettiler, varsayımlar üzerine kuruldu geleneksel bir yapı olduğu için. Bu, o dönemin yapım tekniklerini araştırmak için bir fırsattı. Aynı dönemin tekniklerini araştırarak, ağaçları ormanda arayarak Kraliçe'nin görevlendirdiği iki mimar Globe Tiyatrosu'nun varsayımsal bir taklidini yaptılar, sadece anlatılanlara dayanarak bir kurgu mekan yarattılar. İstanbul'da başarılı restorasyon diye bakılan projelerin çoğu çok iyi rekonstrüksiyonlar, restorasyon projeleri o kadar başarılı değil. Rekonstrüksiyonlarda ise özellikle de cami projelerinde, epey teknik geliştirdiler, harcını kullanıyorlar vs. Giderek taklidi daha da mükemmel yapmaya başladılar. Bu açıdan Kışla da bir örnek olabilir, o dönemin yapım teknikleri araştırılarak inşa edilebilir.

Mete Tapan: Cumhuriyet'in yapıtlarından biri olan Gezi Parkı'nın tartışılması önemli bir konu. Park tescilli değil ama sit alanı içinde. Bir yandan belediyecilik de yaptığım için söyleyebilirim ki devlet erkini kolay kolay paylaşıma açmaz. Murat Tabanlıoğlu: Burası son dönemde çok değişik rolleri olan bir meydan ve en büyük problemi organize olmaması, altyapısının kötü olması. Yoksa insanlar burada toplanıyorlar, yürüyorlar. Burada yapılacak tek müdahalenin buranın altyapısını düzenlemek olduğunu düşünüyorum. Burada bir konser ya da gösteri olacaksa doğru dürüst bir konser olabilmeli. Konser olduğu zaman tribünlerin kurulabileceği, fuar gibi bir işlev olacağı zaman gerekli donanımın sağlanabileceği bir altyapı oluşturulmalı. Buraya kalıcı yapılar yapılması yerine daha esnek kullanımlara olanak sağlayan bir düzenin kurgulanması daha önemli. Araç trafiğinin yoğunluğunun azaltılması, üzerinde yürünen kaldırımın düzgün döşenmesi, gece ile gündüz, yaz ile kış kullanımlarının düşünülerek tasarlanması bugünün meydan anlayışına daha yakın. Bir San Marco Meydanı gibi etrafına arkatlar koyarak bir düzenleme olamaz.

“Siyasi erk kışlanın rekonstrüksiyonunu istiyor.” mete tapan Murat Güvenç: Beni en çok bu Taksim projesinin sunulma biçimi etkiledi. "Taksim Meydanı yayalara açılıyor, yayalaştırılıyor" diye sunulan imgeler incelendiğinde Topçu Kışlası'nın "projeye teyellendiği" görülüyor. Topçu Kışlası bir küçük tarihsel tashih mi yoksa müdahale mi? Bence projenin sunulma biçimi ve dili kentli yaşama dair daha derin sorunlara işaret ediyor. Mete Tapan: Metropoliten bir ölçek için karar verme sürecinin nasıl işlemesi gerektiği üzerinde konuşmak için biz aslında bir araya geldik, Taksim bu konuşma için bir vesile. Esasında biz bu modeli sağlıklı bir şekilde siyasi erkle, özel sektörle ve akademik dünya ile birlikte nasıl geliştirebileceğimizi, katılımı nasıl sağlayabileceğimizi araştırıyoruz. Katılımın mümkün olabilmesi içinse bir bilinçlilik olması lazım, katılımcıların çok boyutlu olarak o konuya kafa yormuş olması lazım. Bizde maalesef o da yok, siz katılacak olan kişilere birtakım şeyleri açıklamaya başladığınızda sizin açıklamalarınız dahi onu etki altında bırakabiliyor. Katılımı sağlamanın da çeşitli yöntemleri var dünyada, onlar içinde bize uygun olanı üretmeliyiz. Dahası gerçek anlamda bir disiplinlerarası çalışma yürütülerek şehirciler, siyasiler, kent sosyologları, kent ekonomistleri, mimarlar vs ortaklaşa hareket ederek bu konuda kamu yararının ne olduğunu ortaya koymalı. Bir inisiyatif ancak böyle kurgulanabilir. Korhan Gümüş: 30 yıllık bir gecikme var bu inisiyatif için, kent bu dönüşüm eşiğine 30 yıl önce geldi. Taksim bu süreci yönetebilecek bir fırsat olabilir. Burada bir deney fırsatı var. Bu sadece piyasa mekanizmalarıyla yönetilebilecek bir süreç değil. Kamusallığın dönüşümünü ne sadece siyasilere ne de özel sektöre bırakabiliriz. Kamu yönetimini yapılandırmak için birtakım kurumların bir araya gelerek çatışma olmaksızın makul bir yol izleyebileceklerini düşünüyorum. Bunun mimarlık ayağının yani profesyonelliğin kamu yönetimine yol açma ihtimali de çok yüksek.


yapı - ofİs - allschwıl EKİM 2011 - XXI 40

İSTİFLE, KENTE AÇIL Herzog & de Meuron'un İsviçre'deki yeni ofis yapısı Actelion İş Merkezi, yatay kirişlerin istiflenmesiyle oluşturulan kütlesi sayesinde kentin çeşitli noktalarına alışılmadık manzaralar sunuyor. Herzog & de Meuron

Actelıon İş Merkezİ

herzog & de meuron

Actelion İş Merkezi, keskin hatlarla belirlenmiş şekillere sahip yapılarla kaplı yoğun bir yapılaşma alanında yer alıyor. Bu alana kontrast oluşturacak şekilde kirişi andıran öğelerle oluşturulmuş açık bir strüktür tasarladık. Birbiri üstüne istiflenen bu öğeler sayesinde yapının görünümü bakış açısına göre değişiyor. Kiriş strüktürleri arasındaki mekanlar, hem yapının kendi içine yönelik hem de yanındaki laboratuar binası, yakındaki ofis binaları ve spor alanlarına doğru dışa yönelik görsel bağlantılar kuruyor. Kirişlerin gelişigüzel görünen düzeni, yalnızca içe ve dışa dönük alışılmadık manzaralar sunmakla kalmıyor, aynı zamanda farklı büyüklük ve özelliklerde teraslar ve avlular meydana getirerek çalışanların mola vermesi, işlerini yapması, bir araya gelmesi ve resmi ya da resmi olmayan toplantılar düzenlemesine olanak sağlıyor.

Ofislerdeki çalışma alanları lineer bölmeler şeklinde düzenlendi ki özellikle üst katlarda gün ışığı mekanın içine olabildiğince çok girebilsin. Modüler yerleşim ve kolonsuz alanlar sayesinde çok çeşitli iş kollarından ve farklı büyüklüklerdeki ofislerin gereksinimleri karşılanıyor. Şirket içindeki bölümler arası iletişimin kuvvetlendirilmesi amacıyla toplantı odaları ve lounge tarzı oturma alanları kirişlerin kesişim noktalarında konumlandırıldı. Restoran, kafe, oditoryum, servisler gibi ek işlevler ve de zemin kattaki dış mekanlar kamuya açık bir şekilde düşünüldü. Çok iyi tanımlanmış bir gelişim ilkesi ve net bir strüktürel konsept ofis bölmelerinin yerleşimini belirledi ve düzenledi, diğer yandan da oldukça karmaşık görünen bu mekanın erişilebilirliğini ve oryantasyonunu olanaklı kıldı. Tüm çalışanlar ve ziyaretçiler zemin kattaki merkezi bir fuayeden yapıya giriyor, böylelikle üst katlardaki ofislere kontrollü giriş sağlanmış oluyor. Ofis katlarına hizmet eden asansörleri ve merdiven kovalarını barındıran dört dikey çekirdek yer alıyor, bunlar aynı zamanda yangın kaçışı için de kullanılabiliyor.


yapı - ofİs - allschwıl

strüktür gelişim diyagramları

41 XXI - EKİM 2011

karşı sayfada Genel görünüm bu sayfada solda: Teras ve avlulara bakış üstte solda: İç mekandan görünüm


EK襤M 2011 - XXI 42

yap覺 - of襤s - allschw覺l


yapı - ofİs - allschwıl 43 XXI - EKİM 2011

karşı sayfada Kirişlerin oluşturduğu görünüm, avlu ve teraslar bu sayfada solda: İç mekandaki toplanma alanı üstte: Konsept maketleri üstte solda, en üstte solda ve en üstte sağda: İç mekandan görüntüler


EKİM 2011 - XXI 44

yapı - ofİs - allschwıl

zemin kat planı

3. kat planı proje adı: Actelion İş Merkezi işveren: Actelion İlaç proje tasarımı: Jacques Herzog, Pierre de Meuron, Stefan Marbach proje mimarı: Martin Fröhlich, Michael Fischer proje ekibi: Enzo Augello, Peter Becker, Laetitia Buchter, Stephan Burger, Oliver Franke, Nikolai Happ, Fabienne Hoelzel, Yasmin Kherad, Manuel Lucas Klauser, Martin Krapp, Kenan Liu, Sebastian Lippert, My Long, Lush Manrecaj, Adriana Müller, Michel Pauli, Ella Ryhiner, Gabriele Schell, Hee-Jun Sim, Hendrik Steinigeweg, Thomas von Girsewald, Xinyuan Wang, Thomasine Wolfensberger, Tanjo Klöpper, Daniel Zielinski yapım: Proplaning strüktür mühendisliği: WGG Schnetzer Puskas Ingenieure AG yapım yönetimi: ARGE GP Headquarters Actelion; Herzog & de Meuron; Proplaning peyzaj tasarımı: Tita Giese proje tasarımı: 2005 - 2009 inşaat: 2007 - 2010

1. kat planı

1 avlu 2 ana giriş 3 fuaye 4 kafe 5 mutfak 6 destek ofisleri 7 oditoryum 8 restoran 9 sınıf 10 meclis salonu 11 iletişim alanı 12 toplantı odası 13 ofis 14 teknik alan 15 özel oda 16 teras

5. kat planı

kesit


bağda erİyen İtalya’daki Toskana peyzajıyla uyum içinde tasarlanan Ammiraglia şarap üretim yeri, kırsal ile teknoloji arasında bir bağ kuruyor. Luca Orlandi

EKİM 2011 - XXI 46

yapı - şarap üretİm yerİ - grosseto

fotoğraflar: Studio Jemolo: Andrea Jemolo-Roberto Ceccacci, Piero Sartogo S.A.A Arşivi, Frescobaldi Arşivi

Şarap kültürü, İtalyan kültürünün başlıca yansımalarından biri. Tüm İtalya Yarımadası'ndaki farklı mikroiklimler sayesinde bağların çeşitliliği ve kalitesi tanınan, değerli bir hale geliyor. Özellikle son yıllarda farklı şarap evlerinin kendi firmalarının ve bağlarının projelerini tanınmış ve konunun uzmanı mimarlara markalarının devamını sağlamak ve ürünlerinin kalitesini doğrulamak adına emanet etmeleri bir rastlantı değil. Bu son dönemlerde özellikle mimarlık ofisleri, başarılı birçok bağın koşullarını güçlendirerek bu alanları tamamen kırsal peyzaj içerisinde kendi içlerinde gerçek birer ikona dönüştürmüş. Yeni şarap üretim yerleri, her ne kadar şarabı üretmek, tatmak ve satmak için tasarlansalar da aynı zamanda pazara toprağın değerlendirilmesi üzerinden modern mimarlık ve şarap kültürü arasındaki özel ilişkiyi sunma fırsatı da veriyor; böylece İtalya’daki şarap turizminin gelişmesine de katkı sağlıyor.

Ammıraglıa

sartogo archıtettı assocıatı

Sadece şu ana kadar yapılmış benzer projelerden bir kısmını hatırlamak yeterli. Bunlardan; Walter Angonese ve Rainer Köberl ekibi tarafından tasarlanan Trentino-

Alto Adige bölgesinde yer alan Manincor şarap mahzenleri, Archicura tarafından tasarlanan Piyemonte bölgesindeki Cuneo şehri yakınlarındaki la Cascina Adelaide di Barolo, Suvereto’da mimar Mario Botta tarafından tasarlanan Petra Mahzeni; Renzo Piano Building Workshop tarafından yine Toskana bölgesinde yer alan Grosseto’da inşa edilen Rocca di Frassinello şaraphanesi. Bir şarap üreticisi olan Marchesi de’ Frescobaldi, 700 yıldan daha fazladır Toskana bölgesindeki Siena, Floransa ve Livorno’da sahip oldukları Castello di Nipozzano, Castello di Pomino, Castel Giocondo, Tenuta di Castiglioni, Costa di Nugola ve Santa Maria arazilerinde faaliyetlerini sürdürüyor. Üretimine son olarak Grosseto vilayetinde yer alan Magliano’daki çağdaş bir yapı olan Ammiraglia’yı ekledi. Ammiraglia projesi, Sartogo Architetti Associati'nin (SAA) kurucuları Piero Sartogo ve Nathalie Grenon tarafından geliştirildi ve hayata geçirildi. Mimarlık ofisi, bu tarz projelere çok da yabancı değil; bundan önce 1995-1999 yılları arasında yine Toskana bölgesinde yer alan Monti’deki bir şarap yapım kompleksini Chianti Classico bölgesinde gerçekleştirmişlerdi. Buradaki binalar köy peyzajıyla içerisinde ilişkilenerek tuğlalardan yapma geometrik bir hacimde yer alıyor. Ammiraglia projesinde ise bu hacimler yerine benzer mimari, peyzajın kendisine


yapı - şarap üretİm yerİ - grosseto 47 XXI - EKİM 2011

karşı sayfada Yapının peyzaj içindeki görünümü bu sayfada en üstte: Üçgene benzer bir okla sonlanan saçak üstte ve solda: Cephe boyunca süren saçak solda üstte: Çatı peyzajı arka sayfada üstte solda: Üretim yerine bakış üstte sağda: Mahzene bakış altta solda: Toplanma mekanı altta sağda: Dolaşım alanı


yapı - şarap üretİm yerİ - grosseto EKİM 2011 - XXI 48

dönüştürülüyor. Toskana peyzajıyla mükemmel bir uyum içerisinde ilişkilenen Ammiraglia şarap üretim yeri, yere doğru uzanan mekanik metal kanat formu sayesinde toprağa usulca sokuluyor ve toprak üstünden yukarıya doğru kalkan küçük bir elemanıyla da altında ne olduğunu görmeye olanak tanıyor. Bina çelik sütunlardan ve ince ahşap plakalardan oluşmuş bir strüktürden meydana geliyor. Çinkotitanyumdan oluşan düz bir örtüyle kaplı. Yapı, onu çevreleyen bağ ya da yerel mimarlıkla saklanmaya ya da örtülmeye gerek duymuyor. Bu durumda kullanılan malzemeler ve işlevleri açısından teknolojik olan bu bağ, onu çevreleyen peyzajın içerisinde tamamen modern elemanlarıyla, o toprakların değerini düşürmeden ve tehlikeye atmadan kendine bir yer ediniyor. Uzaktan bakıldığında Ammiraglia, yatay bir düzlemde giden çizgiyi ve toprağın içindeki bir kesiği ortaya seriyor. Proje mimarlarının sözlerinde peyzaja olan dikkatlerini ve Toskana bölgesi içerisinde modern bir çizgiye sahip bir “parça”yı yerleştirme konusundaki bilinçlerini şu sözlerinden de anlayabiliyoruz: “Şarap üretim yerinin tasarımı bir kamuflaj/örtü gibi değil, tıpkı yukarı kaldırdığımız göz kapaklarımız gibi formları ve peyzajın çizgilerini iyi bir şekilde ortaya sermeli.”

Örtü, bu projenin en temel öğesi. Alanları tanımlanırken binanın açıklıklarını ve girişlerini de belirliyor. Bütünüyle toprakla kaplanmış tavanın kalınlığı bazı noktalarda 1,5 metreye kadar yükseliyor, bu şekliyle alt kısımlarında oluşacak mikroiklime de izin verecek bir konuma geliyor. Mahzendeki şarap yapımını kolaylaştırmak adına, fıçıların içindeki küçük üretim kısmı için ayrıca bodrum katlarına gereksinim duyulmamış. Hemen hemen üretime ayrılmış tüm yerler doğal bir havalandırma sistemine sahip. Bağlardan gelen üzüm, kuzey taraftaki bir yoldan, elverişli yüksek alanlardan doğrudan üretimin ortasına geliyor. Yaklaşık 130 metrelik bir uzunluğa sahip bina, toprağın doğal kıvrımlı katmanlarını takip eden eğrilerden oluşturulmuş bir profille devam ediyor. Vadiye bakan ve güneye doğru konumlandırılan bütünüyle camdan oluşan özel bir yapı bu. Ziyaretçiler, binaya sol taraftan içeri giriyor. Tam olarak çatının üçgenimsi bir oka benzer şekilde sona erdiği noktada çatı, topraktan yükselerek bir sundurmaya dönüşüyor. Bu sundurma aynı zamanda binayı güneşin yansımalarından korumuş oluyor. Bu girişin hemen ardından birbirini lineer olarak takip eden işlevler arasında karşılama ve tadım alanları da yer

alıyor. Daha sonra üretime ayrılmış mekanlardan geçiliyor, burası ayrıca çalışanlar için ayrı bir taraftan bağımsız bir girişe sahip. Bu durumda satış ve üretim her ne kadar birbirinden ayrı gibi gözükse de mekan, gelen ziyaretçilerin tüm üretim sürecini görebilecekleri bu iki alan arasında bir gezinti yapmalarına olanak tanıyor. Yönetim mekanlarının bu alan içerisinde çözümlenme problemi ve misafirler için düşünülen odalar için mimari ekip bir çözüm geliştirdi. Tadım alanının arkasında bir iç avlu yaratıldı. Bu avlunun orta kısmına büyük bir zeytin ağacı yerleştirildi. Bu alan ofislere ayrılmış mekanların merkezi haline geldi. Bir üst kata yerleştirilmiş misafir odalarınaysa içeriden bir merdivenle ulaşım sağlanıyor. Üstte konumlanan çatıbahçe peyzajı var olan tarla-bağ manzarasını deneyimlemek adına çok iyi bakış açıları sunuyor. Firma sahipleri bu çevrede faaliyetlerini sürdürmek adına, güçlü bağcılık deneyimlerine başvurarak mimarlar ve bu teknolojik makineleri satın aldıkları firma danışmanlarıyla birlikte bir çalışma yürüttüler. Bu projeyle beraber görülüyor ki; gelenek ve inovasyon bir arada bir uyum sergileyerek bu tarihsel ve kırsal alanda tamamen çağdaş mimarlığa ait bir tat bırakabiliyor.


yapı - şarap üretİm yerİ - grosseto

en kesit

boy kesit

49 XXI - EKİM 2011

plan

sartogo archıtettı assocıatı Sartogo Architetti Associati, Piero Sartogo ve Nathalie Grenon tarafından kuruldu. Piero Sartogo, Bauhaus’un kurucusu Walter Gropius’u yanındaki çıraklık döneminden sonra, 1971 yılında Roma’da Ordine dei Medici binasını tasarladı ve bu yapı hemen çağdaş mimarlığın en önemli hareketlerinden biri haline geldi. Nathalie Grenon Kanada’da doğdu. 1984 yılından beri Piero Sartogo ile ortak olarak çalışıyor. 1996 yılından beri de Siena Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapıyor.

proje yeri: Magliano, Toskana, İtalya işveren: Ammiraglia Società Agricola S.r.l. dei Marchesi de Frescobaldi s.p.a. proje: Sartogo Architetti Associati, Piero Sartogo e Nathalie Grenon tasarım ekibi: Piero Sartogo, Nathalie Grenon, Maurizio Pappalardo işbirliği/katkıcı: Paola Vaglio, Sergio Micheli, Daniele Pettenò yapım tekniği: Çelik sütun, ahşap panel, çinkotitanyum kaplama proje alanı: 3.500 dönüm maket: Andrea De Caro, Andreas Gerlsbeck danışman: Nicolò d’Afflitto yapı strüktürü: Studio ARCO: Mauro Checcoli ve Luca Rossi yapı tesisatı: Luigi dell’Aquila güvenlik: Mario Romani proje yürütücüsü: Giomarelli Anterivo S.r.l. ahşap paneller: Moretti-Interholz çinko-titanyum kaplama: Rheinzink ahşap sürgü sistemi: Grandi Progetti demir sürgü sistemi: Coima mobilya: Falegnameria Salvini peyzaj: Andrea Mati elekrik proje: Tecnoluce şarap fıçıları: Zorzi Inox mutfak elemanları: Zanussi proje tarihi: 2004-2008

maket fotoğrafı


yenİleme - ofİs - İstanbul EKİM 2011 - XXI 50

fotoğraflar: Gürkan Akay

ÇALIŞANLARA YALIN GÜNIŞIĞI KG Mimarlık tarafından projelendirilen Kartal'daki Toyota Genel Müdürlük binası, şirketin çalışanlarına verdiği değeri yansıtan yalın bir tasarım. Kurtul Erkmen

toyota genel müdürlük binası

kg mimarlık

" 1937 Yılında, Toyoda ailesinin Japonya’da'verimli pirinç tarlası' anlamına gelen soyadı, tanıtım kampanyasını yürüten reklam şirketinin önerisiyle Toyota olarak değiştirilmiş ve şirket dünya çapında bir otomobil devi olmaya kadar gidecek başarılı yaşamına başlamıştı"1 Toyota Genel Müdürlük binasını anlatmaya başlamadan evvel firmanın tarihine ve felsefesine kısa bir göz atmak faydalı olur.Taiichi Ohno'dan alıntı yapacak olursak "Firmanın ilk yıllarında, dev Amerikan şirketlerinin doldurduğu otomobil piyasasında tabiri caizse, esamesi okunmuyordu. Ürettiği otomobillerin toplamı, Ford’un Rouge’daki fabrikalarında "bir tek günde" gerçekleştirilen üretimin yarısı bile (Ford’un günlük 7000 araçlık üretimine karşı yıllık 2685 otomobil) değildi. (...) Aynı Toyota Motor Company 1983’lerin başında piyasaya sürdüğü 3,5 milyon otomobille dünya

üreticileri arasında bir anda ikinci sıraya yerleşmişti."2 Firmanın bu olağandışı başarısının altında yatan sebepler acaba nelerdi? Bu soru yıllardır araştırmacılar tarafından incelenmekte, çeşitli yayınlara konu olmakta ve izlenmekte. Elbette tüm unsurlardan bahsetmek ancak kitap ölçeğinde yazılara konu olabilir. Ancak yine Ohno'ya göre "Çalışanların üretime ruhsal-duygusal yakınlaşmalarının sağlanması, kendilerini başarının bir parçası olarak görmeleri ve bu konuda bir otokontrol geliştirmeleri de Toyotizm’in altı çizilmesi gereken duruş ve çıkış noktalarından biridir." Tüm bu bilgiler ışığında firmanın genel müdürlük binası Toyota felsefesine uygun çalışma ortamını yaratma bilinciyle tasarlanmalıydı. Çalışma ortamının fiziksel kalitesi kadar duygusal kalitesinin de tasarıma dahil edilmesi gereği, çözümün rasyonel, işlevsel olan gereksiz şatafattan


yenİleme - ofİs - İstanbul 51 XXI - EKİM 2011

karşı sayfada Yapının giriş cephesi bu sayfada Cephelerden görünümler


bu sayfada sağda: Çok amaçlı salonun giriş fuayesinden görünümü sağda altta: Çok amaçlı salon altta: Yapıdan taşan çok amaçlı salon kütlesi altta ortada: Fuayeyi ferahlatmak adına birinci kat zemininde açılan boşluk en altta: Giriş fuayesi

EKİM 2011 - XXI 52

yenİleme - ofİs - İstanbul

karşı sayfada solda üstte: Etkinlik mekanı solda ortada: Kafeterya sağ sırada: Çalışma mekanlar

ve gösterişten uzak, yalın hali ve elbette Toyota’nın dünyada öncülük ettiği sürdürülebilirlik prensibi bu binada karşılığını bulmalıydı. Örneğin "sürdürülebilirlik" anlayışı planlamada, malzeme seçimlerinde, mekanik ve elektrik projesi çözümlerinde ön plana çıktı. Kullanılmış atık sular arındırılarak ve yağmur suları toplanarak araç yıkamada yeniden kullanılmakta, gri su uygulaması ile yine kullanılan bazı sular arındırılarak rezervuarlarda değerlendirilmekte. Islak hacimlerde fotoselli armatürler ve su tasarruflu rezervuarlar kullanılmakta. Binanın plan gereği cepheden doğal ışık alamayacak olan tek odasında Solartube uygulaması yapılarak ve çatıdan gün ışığı alındı. İki ayrı blok olarak çalışan binanın kot farkları merdiven, asansör gibi düşey sirkülasyon elemanlarına ilaveten rampalarla birbirine bağlanarak kullanıcı ve engelli dostu bir ortam yaratılmasına özen gösterildi.

Bodrum katta yer alan yemekhane, arşiv, depo gibi birimlerin haricinde, çalışanların boş zamanlarını değerlendirebileceği düşüncesiyle, fitness aletleri ile donatılmış ping pong masalı bir spor salonu ve onu destekleyen duş, soyunma gibi birimleri içeren bir etkinlik mekanı yer almakta. Ayrıca birinci katta yer alan kafe-bar, yine çalışanların dinlenebileceği, sosyalleşebileceği, çeşitli konular üzerinde sohbet ederek kendilerini yenileyebilecekleri önemli bir çalışma dışı mekan. İster çalışma, ister dinlenme (ister uyku)ile geçirilsin zamanın nasıl algılandığı konusunun, içinde yaşanılan mekanla kurduğu yakın ilişki mimari çözümlemede ön plana çıkıyor. Bir Japon atasözünün dediği gibi "Zaman eylemin gölgesidir". 1 Michael A. Casumano, The Japanese Automobile Industry, The Council on East Asian Studies, Harvard University Press , 1985 2 Taiichi Ohno, Toyota Ruhu, Scala Yayıncılık, Çeviren: Canan Feyyat


yenİleme - ofİs - İstanbul

53 XXI - EKİM 2011


sistem kesiti

EKİM 2011 - XXI 54

yenİleme - ofİs - İstanbul

zemin kat planı

proje adı: Toyota Genel Müdürlük Binası yeri: Kartal, İstanbul işveren: Toyota Pazarlama A.Ş. kontrol: Sabancı Üniversitesi - Üniversite Hizmetleri proje alanı: 6500m2 yılı: 2008 hizmet: Tasarım+projelendirme statik proje: Bürostatik mekanik: Meta Mühendislik elektrik: Esan Mühendislik

çok amaçlı salon planı


Yapı - konut - İstanbul EKİM 2011 - XXI 56

fotoğraflar: Cemal Emden

BALKON APARTMANI Cem Sorguç tasarımı Karma Evler, avlu tipolojisiyle oynayarak oluşturulan kütlesiyle balkonların ve bahçenin belirleyici olduğu canlı bir yaşam öngörüyor. Hülya Ertaş

Göktürk Karma Evler

cm mimarlık

Göktürk'te Kemer Country'nin yüksek site duvarlarını geçip Çamlık Caddesi'ne girdiğinizde İstanbul'un birçok semtinde gördüğünüz yapılaşmayla karşılaşıyorsunuz önce. Sonrasında cadde boyunca ilerledikçe ölçek yavaştan değişmeye, kütleler irileşmeye başlıyor. Ardından sol tarafınızda irili ufaklı balkonlarla cephesini hafifletmiş Karma Evler karşınıza çıkıyor. Her biri ait olduğu dairenin gereksinimlerine göre tasarlanmış hissi uyandıran balkonlar, aksak bir ritimle cepheye yerleşiyor. Bazen cepheden çıkıyor, bazen ona gömülüyor, kimi zaman da yan balkonla arasına duvar örüyor. Mimarına göre bu balkonlar “yarım özgürlük mekanları”, dışarı çıkamayıp sokağı balkondan izleyen çocukların mekanları, bir diğer yandan da konutu üçüncü boyuta taşımaya en müsait öğe. Çamlık Caddesi'ne bakan bu balkonlar hem malzeme skalasıyla (soğuk, antrasit taş

kaplamalar ile sıcak ahşap korkuluklar) hem cephe yüzeyinin gömülme-çıkma oyunlarıyla yapının kütlesini ortaya koyuyor. Yapı davet edici değil, izleyici olarak sokağa eklemleniyor. Parselin etrafında dönüp de Karma Evler'in girişine vardığınızdaysa başka bir sahneyle karşılaşıyorsunuz. Evler, bu kez geniş balkonlarıyla avluya katılıyorlar. Diğer yandan da giriş katlardaki avluyla hemzemin bahçelerde süren yaşam oradaki canlılığı besliyor. Bahçelere alan açmak, bir yandan da avluyu genişletmek adına kütlenin sol köşesinde alttaki iki kat eksiltilmiş, bu alanın üzerinde devam eden kütleler oraya daha da mahrem bir hava katmış. Herkese açık avlu ile evler arasındaki bu bahçeler yarımahrem kurgularını yere kadar inen cam cepheler ve bahçeyi hem sınırlandıran hem de peyzajın içinde eriten tik yer döşemelerle pekiştiriyorlar. Yapı, kapalı kutu avlu tipolojisinden bir kolu koparılıp açılı olarak yerleştirilmiş bir kütleye dönüştürülmüş. 90°'lik düzende yaratılan bu karşıtlık, parsel sınırlarına


karşı sayfada Çamlık Caddesi'ne bakan cephe bu sayfada üstte solda: Ana giriş cephesi üstte sağda: Aksak ritimli balkonlar altta: Çamlık Caddesi'nin köşesinden bakış

Arka cepheden farklı olarak bu kez derin ve uzun olan balkonların yer aldığı cephe, saydam yüzeylerle çeşitleniyor. Mimar bu saydam alanları, düşey sirkülasyona ve onun yatay sirkülasyona geçtiği noktalara olabildiğince günışığı almak ve kullanıcıların avluya bakabilmelerini sağlamak için tasarlamış. Avlunun içinden geçerek girdiğiniz yapının içinde kendi dairenize gidene dek de avluya dahilsiniz.

57 XXI - EKİM 2011

Burası Göktürk'te karşılaşmaya alışkın olduğumuz özdeş bloklardan oluşan sitelerden farklı olarak avlulu bir apartman. Avluya dönen, avluda öngördüğü canlılığı her biri kütle içindeki konumlarına göre teker teker düşünülüp tasarlanmış hissi veren dairelerdeki yaşamla pekiştiren terzi işi bir mimarlık.

Yapı - konut - İstanbul

uzanarak sokağa açılan yollar ve kütleden boşaltmalar sayesinde burada bir kuşatılmışlık hissinden ziyade bir “mekan” içerisinde olma hissi hakim.


bu sayfada sağda: Morfolojik gelişim diyagramı altta: İlk iki kat boşaltılarak avluya dahil edilen alan altta sağda ve en altta: Avluya bakış

EKİM 2011 - XXI 58

Yapı - konut - İstanbul

karşı sayfada solda üstte: Batı cephesi doku diyagramı solda altta: Açılı yerleştirilen kütleye bakış sağda üstte: Plan diyagramı sağda ortada: Avluya giriş rampası eskizi sağda altta: Güvenlik kulübesi eskizi


Yapı - konut - İstanbul

59 XXI - EKİM 2011


Yapı - konut - İstanbul

1. kat planı

2. kat planı

çatı katı planı

EKİM 2011 - XXI 60

zemin kat planı

kesit proje adı: Göktürk Karma Evler proje yeri: Göktürk, Eyüp, İstanbul mimarlık ofisi: CM Mimarlık mimar: Cem Sorguç proje ekibi: Çağrı Küçükay, Barış Kıldiş, Tolga Yağlı, Sezin Ergene, Seda Kayalar işveren: Akro Yapı proje tarihi: 2007 yapım tarihi: 2009 - 2011

arsa alanı: 3226 m2 toplam inşaat alanı: 17.115 m2 ana yüklenici: Akro Yapı statik projesi: AYS Mühendislik elektrik projesi: Arsel Mühendislik mekanik- tesisat projesi: Kurt Mühendislik proje tipi: Konut / apartman yapım türü: Betonarme

vaziyet planı


yapı - depo BİNASI - İzmİr EKİM 2011 - XXI 62

fotoğraflar: Cemal Emden

KIRMIZI DEPO Çandarlı ve Dikili arasında yer alan; Şevki Pekin Mimarlık tarafından tasarlanan zeytin çiftliğinin girişi, iki büyük yapının boş bir arsa üzerinde konumlandırılmasıyla kurgulanmış. Şevki Pekin

Depo Binası

şevki pekin mimarlık

Çevresinde imar edilmiş yapılar bulunmayan, sadece boş bir tabiat alanında yer alacak binaların mimari kararları her zaman zorlayıcı olur. Çevreye uyumlu ya da aykırı olması yapıların tanımlanması sırasında en çok üzerinde tartışılan mimarlık konularından biri. Bu çiftlik yapıları böyle karşıt görüşlerin ötesinde kullanıcıya sunulan bir avlu ve mimarın iç güdüsü ile ortaya çıktı. Kırmızı renk bir sembol, bir ifade şekli olmaktan çok mimarın kişisel tercihi olarak görülebilir. Kimilerinin iki sevgili, kimilerinin ise iki arkadaş olarak nitelendirdikleri bu yapılar Çandarlı ve Dikili arasında yer alan büyük zeytin çiftliğinin girişi olarak düşünüldü. Bekçi evi, traktör garajı, depo ve mutfak, WC gibi yardımcı mekanlardan oluşan binalar, çevre duvarları ve çatılarla birlikte beşer cepheden meydana geliyor ve bir platform üzerine yerleşiyor.


yapı - depo BİNASI - İzmİr

plan

maketler

63 XXI - EKİM 2011

görünüşler


İç mekan - kütüphane - İstanbul EKİM 2011 - XXI 64

fotoğraflar: Ozan Avcı, Ahu Sökmenoğlu Sohtorik

RENKLİ KARŞILAMA MEKANI İngilizce hazırlık eğitiminin verildiği binada bulunan kütüphane, yeni üniversiteli olan hazırlık öğrencilerinin heyecanını karşılayabilmek adına, yine bu heyecan düşünülerek tasarlandı. Ozan Avcı, Ahu Sökmenoğlu Sohtorik

İTÜ Şehir Yerleşkesi Maçka Yabancı Diller Yüksekokulu Kütüphanesi İç Mekan Tasarımı

ozan avcı, ahu sökmenoğlu sohtorik

İTÜ’nün şehir kampüsü, birbirine yakın üç tarihi binada konumlanan Taşkışla, Gümüşsuyu ve Maçka yerleşkelerinden oluşuyor. Yabancı Diller Yüksekokulu da Maçka yerleşkesinde yer alıyor. İstanbul Teknik Üniversitesi’ni kazanan bütün öğrenciler İngilizce hazırlık eğitimlerini burada alıyor. Dolayısıyla karşılaşma mekanı olması açısından Yabancı Diller Yüksekokulu’nun önemi büyük. Lise eğitimi ile üniversite eğitimi arasında geçiş dönemi rolü üstlenen hazırlık aşamasında öğrencilerin Yabancı Diller Yüksekokulu’nda geçirdikleri süre, üniversiteye adaptasyon açısından önem taşıyor. Bu süreçte öğrencilerin çokça vakit geçirebileceklerini

öngördüğümüz kütüphane biriminin içeriği ve mekansal özellikleri de bu noktada önem kazanıyor. Proje bize teklif edildiğinde aklımızda oluşan ilk tasarım düşüncesi yeni öğrenciler ve yeni heyecanlar üzerinden oluştu. Öyle bir kütüphane olsun ki, kullanıcıları özellikle orada olmak istesinler, orada olmaktan heyecan duysunlar istedik. Dolayısı ile kitap rafı tasarımlarından zemine, aydınlatma elemanlarından bilgisayar bankolarına, kitap okuma masalarından bireysel çalışma bankolarına kadar her detayını tasarladık. Bizdeki bu heyecanın kullanıcıya da yansıyacağını hayal ettik hep. Özellikle uygulamada emek anlamında bizi oldukça zorlayan bu tasarım yaklaşımı beklediğimiz gibi kütüphaneyi kullanan öğrencileri de heyecanlandırdı, çok güzel tepkiler aldık. Proje, 240 m2 zemin ve 72 m2 asma kat olmak üzere toplam 312 m2’lik bir alanı kaplıyor. Kütüphane


karşı sayfada Genel görünüm

İç mekan - kütüphane - İstanbul

bu sayfada solda: Ofisin yer aldığı bölüm allta: Kitap okuma ve çalışma alanlarında bulunan masalardan örnek en altta solda: Bilgisayarla çalışma alanları en altta sağda: Asma kattan kitap okuma ve çalışma alanlarına bakış

65 XXI - EKİM 2011

alanındaki kitap sergileme işlevi iki farklı tipte raf düzeneği ile sağlanıyor. Ana sergi düzeneği kütüphanenin giriş kapısının yer aldığı duvar boyunca başlayan ve iki yan cepheye de dönen, zeminden tavana kadar 4.7 metre yüksekliğinde ve 35 metre boyunda uzanan beyaz lake cilalı MDF kitap sergileme rafları. Bu raflar, içerisindeki gizli çelik konstrüksiyon taşıyıcı sistem tarafından taşınıyor. İkinci düzenek ise ana düzeneğe paralel giden saçtan bükülen ve pembe renkli şeffaf pleksi plakalar ile bölümlenen metal kitap sergileme rafları. Bu iki sergileme düzeneği arasında kalan alan bir nevi kitap sergi koridoru görevini görüyor ve düşeyde çelik gergiler ve zeminde renk farklılığı ile tanımlanıyor.

ve çalışma bölümlerinde füme olmak üzere kütüphanenin alan kullanımlarını tanımlayacak şekilde düşünüldü.

Zemin malzemesi beton üzerine epoksi dökme uygulaması ve renk seçimleri sergileme koridorunda yeşil; giriş kapısı aksı boyunca kitap karşılama ve kitap alışveriş bankosuna kadar pembe; kitap okuma

Kütüphanenin en büyük bölümünü kitap okuma ve çalışma alanları oluşturuyor, bu alanda füme renkli laminat malzemeden 12 masa ve 72 kişilik bir oturma ekipmanı mevcut. Her sandalye başına birer masa

Kitap sergileme dışında yaklaşık 12 metre uzunluğunda bir alan da zemin kattan asma kat seviyesine kadar boylu boyunca saç levha ve çelik ip gergilerden oluşturulan bir düzenek ile dergi rafı olarak tasarlandı. Bilgisayarlı katalog tarama bankoları da ayakta hızlı kullanım için toplam dört ekran taşıyacak biçimde bar masası yüksekliğinde, içerisinde gizli çelik konstrüksiyonu ile saç levhadan tasarlandı.

lambası bulunuyor ve lambalar ışık ihtiyacına göre masalar üzerinde bulunan elektrik düğmeleri ile açılıp kapatılabiliyor. Yine masalar üzerinde bulunan elektrik prizleri ile dizüstü bilgisayar ile çalışma için gerekli düzenek sağlandı. Tüm kablolama zeminden masa altına taşınıyor ve bu noktadan masa altında boylu boyunca uzanan delikli saç levhalar arasından masa yüzeyine ulaşıyor. Kütüphane personelinin ihtiyaçlarına göre tasarlanan zemin kattaki iki adet kapalı ofiste birer uzman çalışabiliyor. Kitap alışverişinin yapıldığı beyaz lake cilalı MDF karşılama bankosu ise girişin tam karşısında bulunuyor ve iki kişinin çalışmasına imkan verecek şekilde yine uzmanların ihtiyaçları doğrultusunda tasarlandı. Kütüphanenin asma kat bölümüne bükülmüş sac levha basamaklardan tasarlanmış ve çelik gergiler


EKİM 2011 - XXI 66

İç mekan - kütüphane - İstanbul

bu sayfada sağda: Asma katla bağlantıyı sağlayan merdiven ve raf düzenlemesi altta: Asma katta bulunan raflı koridor altta ortada: Asma katta bulunan bireysel çalışma alanı ve rahat okuma köşesi en altta: Asma kattan alt kata bakış ve aydınlatma

tarafından taşınan birer merdiven ile girişin her iki yanından ulaşılıyor. Bu merdivenler kullanıcıları toplam 72 m2 alana yayılan bir delikli metal döşemeye ulaştırıyor. Bu katta da zemin kat seviyesinden gelen beyaz lake cilalı MDF kitap raflarında kitap sergilemesi yapılıyor. Asma kat bölümünde bireysel çalışma bölümü ve rahat okuma köşeleri de tasarlandı. Bireysel çalışma bölümleri, her birini dört kişinin kullanabileceği beyaz lake cilalı MDF banko şeklinde düşünüldü. Rahat okuma köşeleri ise zemin kattaki uzman ofisleri bölümlerinin tam üzerinde üçer kişilik olarak düşünüldü. Çalışma masalarının üzerine sarkan aydınlatma elemanları yapının ruhuna ve geleneğine uygun olarak beyaz cam küre formlu sarkıt armatürler olarak seçildi ve buna ek olarak yeni kütüphanenin hareketli ve renkli atmosferini tamamlamak üzere

girişin hemen üzerinde bir büyük küre sarkıt armatür grubu tasarlandı. Bu grup, pembe, yeşil ve beyaz renklerde pleksi ve cam malzemeden yapılmış, farklı boy ve çaptaki küre sarkıt armatürlerden oluşuyor. Görünen bu aydınlatma tasarımının yanı sıra beyaz lake cilalı MDF kitap sergileme rafları içerisine gizlenen floresan armatürler aracılığı ile endirekt bir aydınlatma da sağlandı. İTÜ Maçka Yabancı Diller Yüksekokulu kütüphanesi; eski ve yeni arasındaki gerilimi vurgulayan, heyecanı yüksek yeni öğrencileri karşılama mekanı olarak bütünsel bir yaklaşımla tasarlandı. Bugünün kütüphane gereksinimlerini eksiksiz yerine getirirken farklı noktalarında farklı çalışma-okuma deneyimleri yaşatmayı hedefliyor. Kitap ödünç alınıp çıkılan ve hızlı tüketilen bir yer yerine, içinde zaman geçirilen, heyecan ve merak uyandıran bir kütüphane tasarlandı.


zemin kat planı

asma kat planı

İç mekan - kütüphane - İstanbul

kesit

EKİM 2011 - XXI 68

kesit

döşeme renk planı ozan avcı Lisans ve Yüksek Lisans eğitimini İTÜ Mimarlık Bölümü’nde tamamladıktan sonra 2008 yılında İ.T.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü’nde Mimari Tasarım Doktora Programı’na başladı. 2005 yılından bu yana İ.T.Ü. Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü’nde Araştırma Görevlisi olarak çalışıyor ve mimari tasarım stüdyosu yürütücülüğü yapıyor. Araştırma konularını beden-zaman-mekan ilişkileri, mimarlığın diğer disiplinlerle ilişkisi – özellikle moda tasarımı, tasarım süreçleri, algı kuramları, duyumsama, bedensel deneyim ve temsil oluşturuyor.

ahu sökmenoğlu 1997’de Galatasaray Lisesi’nden, 2002’de İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü'nden ve 2005’de İTÜ Mimari Tasarımda Bilişim Yüksek Lisans Programı'ndan mezun oldu. 2002-2005 yılları arasında Meda Mimarlık’da görev aldı. Aralık 2005’den beri İTÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü’nde Araştırma Görevlisi olarak görev yapmaktadır. Halen İTÜ FBE Mimari Tasarım ve TU Delft Building Technology Chair of Informatics Programlarına kayıtlı, Beyoğlu üzerine ilişkisel kent analizi araştırmaları konulu ortak doktora çalışmasını sürdürmektedir.

proje adı: İTÜ Şehir Yerleşkesi Maçka Yabancı Diller Yüksekokulu Kütüphane Onarım, Tadilat, Yenileme İnşaatı başlama ve bitiş tarihi: 27.05.2010-15.10.2010 toplam inşaat alanı: 240 m2 + 72 m2 (asma kat ) = 312 m2 proje yönetimi: Ahsen Özsoy, Pelin Dursun, Ayşe Nil Türkeri, Murat Çıracı mimari tasarım projesi: Ozan Avcı, Ahu Sökmenoğlu Sohtorik statik proje: Oğuz Cem Çelik, Özkan Yalçın ve Mehmet Akkafa

statik danışmanı: Oğuz Cem Çelik elektrik projesi: CEDETAŞ restorasyon danışmanı: Gülsün Tanyeli yüklenici firma: Azim İnşaat Tesisat ve Taşımacılık mobilya İşleri yüklenici firma: Decart Mimari Tasarım Dekorasyon ve İTÜ Vakfı yapı İşleri kontrol: Sis Alkan inşaat kontrol: Nihat Özkök mimari kontrol: Ozan Avcı, Ahu Sökmenoğlu Sohtorik, Esin İnal elektrik kontrol: Doğan Cabbar Top


İç mekan - mağaza - İstanbul EKİM 2011 - XXI 70

fotoğraflar: Kenan Özcan

FABRİKADAN MAĞAZAYA Yalın Tan&Jeyan Ülkü İç Mimarlık tarafından tasarlanan Ersa’nın yeni mağazası firmanın fabrikasından yola çıkılarak, "Kutu İçinde Kutu" konseptiyle çözümlenen bütünsel bir deneyim sunuyor. Elif Esmez

Ersa Showroom

yalın tan & jeyan ülkü

ee: Ersa’nın yeni mağaza projesi için firmayla nasıl bir araya geldiniz? Yalın Tan: Firma bize ilk olarak İstanbul pazarında taze ve tamamen farklı bir kimlikle yer alabilecekleri bir mekan ihtiyacıyla geldi. Markanın kendini piyasada bulunan diğer rakipleriyle aynı, hatta birkaç adım ötede konumlandırabilecek bir durumu tarifleyen kısa görüşmeler gerçekleştirdik. Görüşmelerin ardından firmayı derinlemesine araştırmaya ve incelemeye başladık. Bütün projelere yaklaşım biçimimizde olduğu gibi burada da markanın hikayesinden yola çıktık. Ersa, üç kuşağı bir araya getiren bir aile firması ve bu durum bizi oldukça heyecanlandırdı. Tüm bu süreçte konu sadece ürünlerin sergileneceği bir alan yaratmaktan öte, markanın bugünden sonra yürüyeceği dünya

içerisinde de kendini konumlandırabilecek bir durum yakalamaktı. Firmanın Ankara’daki fabrikasını gezdikten ve firmayı yavaş yavaş tanımaya başladıktan sonra aslında var olan kendi değerlerini tüketiciden sakladıklarını fark ettik. Üretimi bu kadar kuvvetli bir fabrika elimizde varken, bunun üzerine gitmeye karar verdik. Çünkü fabrika demek günün sonunda özellikle böyle bir sektör içerisinde yapmış olduğunuz ürünün arkasındaki güçlü duruş demek. Böylelikle fabrika bizim ana çıkış noktamız oldu. ee: Ana fikir kafanızda oluştuktan sonra süreç nasıl şekillendi? yt: Fabrikayı dolaşırken tüm ekip fabrikayı fotoğrafladık, ardından tasarım ekibiyle masaya oturduk ve topladığımız tüm bilgileri ortaya döktük. Fabrikayı gezerken yakaladığımız o dünyayı ve kapsamlı bilgiyi, her zaman için fabrikayı deneyimleme fırsatı bulamayacak insanlar için bu mekanda doğru bir şekilde nasıl sunabiliriz diye


düşündük. Bu noktada, bir çocuğun Lego’larla ya da küplerle yarattığı bir dünya fikri kafamızda canlanmaya başladı ve bu fikir zamanla gelişerek “Kutu İçinde Kutu” konseptine dönüştü. Hikayemiz de bu kutunun içinden sadece fabrikanın değil, firmanın ilerleyen dönemlerde gerçekleştirmeyi planladığı diğer faaliyetleriyle de her zaman başka sürprizin çıkabileceği üzerine kurulu. Asıl amaç, firmanın çıkış noktasının sadece bir mağazayla değil, arkası sürekli desteklenen bir dünyanın parçası olduğunu göstermek ve bunu da mekana gelen kişilere yansıtabilmek. Bu kurguyu yaratırken her ne kadar ofis üzerine bir dünyayı yansıtıyor olsak da aslında bugün ofis dediğimiz bu kavramın içerisinde geçirilen tüm vakitler, deneyimlenen tüm aksesuarlar da dahil olmak üzere bu noktadan beslenerek, bütünsel bir dünya sunuyor olacak. ee: Firmanın farklı ürün ve ürün grupları “Kutu İçinde Kutu” konsepti içerisinde nasıl konumlanıyor?

yt: Konsepte karar verdikten sonra ürün ve ürün gruplarını inceledik. Bu süreçte firma ile sadece tasarım anlamında değil birtakım stratejiler ve pazardaki eksiklikler konusunda da görüşmeler gerçekleştirdik. Bunun sonucunda tasarlayacağımız mekanda başta görüşülmeyen birçok ürüne de yer açma kararı aldık. Contract projeleri için çalışma istasyonları, bunların grup olarak net bir şekilde ayrılması ve her kutu içerisinde kendine ait bir dünyayı yansıtması düşünüldü. Ayrıca numaralandırma sayesinde her kutunun da kendi içinde kategorize edildiği hiyerarşik bir düzen oluşturuldu. Mekanda yer alacak koltuk, sandalye, aksesuar gibi tekil ürünleri daha farklı bir düzen içerisinde sergilememiz gerekiyordu. Bu bıçak üstünde duran bir denge gibi. Çünkü mekanı çok fazla kutuya bölerseniz bu sefer de bu mekanı deneyimleyecek insanlar için mekanın klostrofobik ve konsantrasyon dağıtan bir hale dönüşme riski var. O yüzden buraya

biraz da bir tiyatro sahnesiymiş gibi mümkün olduğunca burada vakit geçirecek insanların o hayatı gerçek bir şekilde, bazen grafik bir öğe bazen bir yer malzemesiyle deneyimlemelerini istedik. Kullanılan tüm malzemeler, bugün çağdaş ofislerde görülebilecek dokuları yansıtıyor. Buraya gelecek kullanıcı sadece bir mobilya almanın ötesinde aynı zamanda bir hayat tarzı alabilecek. Her ürün bir kutunun içerisinde çözülse de firma için çok hızlı değişen ve gelişen yeni çıkan ürünleri için bir lansman alanına ihtiyaç duyduk. Diğer tarafta bu kadar bilgi birikiminin olduğu, mimar ve tasarımcılarla ilişkilenilmesi hedeflenen bu mekanda yine doğru sunumların yapılabileceği belli bir metrekare ayrıldı. Mekanın dezavantajını avantajına dönüştüren ise yine mekana derinlik katan fabrikadan görüntüler oldu. İlerleyen dönemlerde projeksiyonla buradan fabrikaya ait canlı görüntüler de yer alacak. Bu sayede de fabrikanın güçlü duruşunu buraya gelen herkes daha fazla deneyimleme fırsatı yakalayabilecek.

71 XXI - EKİM 2011

Bu sayfada solda: "Kutu İçinde Kutu" konsepti içinde çözülen ürün sergileme alanları solda altta: Çalışma istasyonları boyunca ilerleyen koridor sağda altta: Hemen giriş bölümünde yer alan ürün sergileme alanı

İç mekan - mağaza - İstanbul

karşı sayfada Mağazanın girişinde yer alan karşılama bankosu


İç mekan - mağaza - İstanbul EKİM 2011 - XXI 72

bu sayfada solda üstte: İlk çalışma istasyonu solda altta: Hiyerarşik bir düzende yer alan kutular sağda üstte, ortada ve altta: Her kutu içinde başka bir kurgu yaratılan çalışma istasyonları arka sayfada üstte: Masaüstü aksesuarları ve kütüphane için ayrılan alan solda altta: Yeni ürünlerin sergilendiği lansman alanı sağda: Seminer alanı

ee: Mekanda ürün sergileme alanları dışında, gelen kullanıcının farklı ihtiyaçlarına cevap verecek; kütüphane, seminer alanı, masaüstü aksesuarları için bir alan ve ufak bir çalışma istasyonu görüyoruz. yt: Ofis projelerinde birçok farklı firmayla çalışmış olmamızın getirdiği tecrübeleri Ersa ile de paylaştık. Bugün yaptığınız herhangi bir proje, sizin bazı noktalarda elinizin değemediği çözümleri karşınıza çıkarıyor ve bu noktalarda ister istemez o yaratmış olduğunuz dünyanın bir iki bacağı kırılmaya başlıyor. Tabi ki bu anlayışı her ufak noktaya kadar yansıtabilmek önemli. Bugün bu mekana bir mimar kendi müşterisiyle birlikte geldiği zaman, bir ofis için sadece mobilyaya karar vermenin ötesinde, bir su bardağının da o kurumun kimliği için bütünleyici bir unsuru olduğunu aktarmak ve buranın komple bir destek verebileceği hissini artırmak buradaki asıl hedeflerden bir tanesi. Bu sayede firma, sadece ticari ve kazanç amacıyla değil, gün sonunda insanlara sunduğu değerli fikirleriyle de katkı sağlayabilecek.

ee: Burada tariflediğiniz durum sadece iç mekan tasarımı gibi teknik bir proje gerçekleştirmenin ötesinde, firmaya tasarım danışmanlığı yapmak aslında. yt: Evet kesinlikle katılıyorum. Verdiğimiz destek teknik bir projeden öte yaratılan bu dünyanın danışmanlığını da paralel bir şekilde vermek. Her ne kadar hep ofis ve perakende projeleri gerçekleştirsek de bizim için tasarım; sadece güzel renkler ve işlevsellikten daha fazlası demek. O mekana beğeniden öte para da kazandırabiliyorsak bence gerçek başarı aslında bu. Ama biz özellikle perakende markalarla çalışa çalışa burada koymuş olduğumuz stratejilerin onlara farklı kazançlar açabildiğini göstermiş oluyoruz. Bir projeye farkındalıklarınız ve tecrübelerinizle bakıldığında pazarlama unsuru ve ürünün satılabilirliğini test ettiğiniz zaman o size büyük bir kazanç oluyor. Tasarımcılar da işe bu yönden bakacak olurlarsa onlar için de farklı bir bakış açısı olabilir diye düşünüyorum.


ee: Ersa firması olarak yeni bir mağaza ile beraber bir kabuk değiştirme fikri nasıl doğdu? Yalçın Ata: Her alanda bir yapılanmaya giderken üretimin dışında farklı bir mağazalaşma yapısına geçmek ve bunu yaparken de doğru bir ekiple çalışmak istedik. Bizim üretimimizin yüzü olabilecek mağazalaşma mantığını var olan örneklerinden biraz daha farklı bir şekilde yansıtmayı düşündük. Bunu bir markalaşma süreci olarak düşünebiliriz. Burada en önemli şey firmanın hikayesi ve bunun da iyi anlatılması gerekiyordu. Ersa’nın bir aile firması olmasının getirmiş olduğu bazı değerleri bu yeni yapılanmada görebilmek, üretimin yine aynı şekilde yansıması firmayı gelen kullanıcıya aktarabilmek adına önemliydi. ee: Peki bir tasarım firmasıyla çalışıyor olmak ve onlardan alınan bu danışmanlık hizmeti sizin gibi bir sanayi firması için nasıl bir deneyim oldu? Bu iş birliğinin firmanıza getirdiği artılardan bahsedebilir miyiz? ya: Bu süreçte hep yaratıcı insanlarla çalıştığınız için çok keyifli bir durum. Ama bu çalıştığınız süreçte de kendinizi sürekli geliştirmeniz gerekiyor. Çünkü bazen onların kafasındaki fikirler sizin var olan yapma biçiminizle örtüşmeyebiliyor. O yüzden de sürekli çalışmak zorunda kalıyorsunuz. Süreçte beraber tartışıp, yenilikler ortaya çıkarıyorsunuz. İlk bakıldığında firma için kolay bir süreç olmasa da firmaya zorlamalar sonucunda çok şey katan bir süreç aslında. Siz kendinizi geliştirdiğiniz için de sürecin sonunda her iki taraf da

EKİM 2011 - XXI 74

İç mekan - mağaza - İstanbul

kendini daha iyi bir şekilde ifade edebiliyor.

yalın tan Yalın Tan 1969’da doğdu. Bilkent Üniversitesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı bölümünden mezun olduktan sonra 2000 yılına kadar çeşitli bireysel ve ortaklı çalışmalarını sürdürdü. 2000 yılında Jeyan Ülkü ile kendi adlarını taşıyan iç mimari tasarım ve uygulama firmasını kurdu. Firma kurulduğu günden itibaren ağırlıklı olarak ofis, perakende ve konut projeleri üzerine çalışmalarını sürdürüyor.

jeyan ülkü Jeyan Ülkü 1969’da doğdu. 1992 Yılında Bilkent Üniversitesi İç Mimari ve Çevre Tasarımı'ndan mezun oldu. 2000 yılına kadar çeşitli bireysel ve ortaklı çalışmalarını sürdüren Ülkü aynı yıl Yalın Tan ile kendi adlarını taşıyan iç mimari tasarım ve uygulama firmalarını kurarak yurtiçi ve yurtdışında çalışmalarını ağırlıklı perakende/ofis projeleri yönetimi ve uygulaması üzerine yoğunlaştırıyor.


proje - ürün tasarımı - oturma bİrİmİ / masa EKİM 2011 - XXI 76

YERELDEN KÜRESELE Transtech firması tarafından üretilen ve %75 geri dönüştürülebilir malzemeden meydana gelen Taboo, Ayşe Birsel ve Bibi Seck’in M'Afrique projesinden sonra Senegal’deki yerel üreticilerle gerçekleştirdiği ikinci proje. Elif Esmez

Taboo

birsel + seck

ee: Taboo’nun hikayesi nasıl başladı? Ayşe Birsel: Uzun bir süredir ekip olarak Senegal'deki yerel üreticilerle bir araya gelip projeler gerçekleştiriyoruz. Taboo için de aslında Dakar’da su varilleri ve bidonları üreten, üretim kapasitesi küçük Transtech firması ile bir işbirligi gerçekleştirdik. Firma sahibi vefat eden eşinin yeni buluşlardan ve geri dönüştürülmüş malzemelerden çok etkilendiğini, eşi hayattayken birçok kez geri dönüştürülmüş malzeme ve plastiklerden mobilya üretmeye çalıştığını ama her seferinde de hiç kimsenin bu ürünlerle ilgilenmediğinden bahsetti. Biz de tabureden başlayarak ona, yeni bir ürün serisi tasarlayabileciğimizi söyledik. Böylece birlikte çalışmaya başladık, çıkan ürüne de Fransızcadaki tabure (tabouret) kelimesinden esinlenerek Taboo adını verdik. Taboo, Senegal ile batının bir sentezi gibi. Onlar da bizim kültrümüzde de var olan alçak sehpanın üzerine konulmuş büyük bir sini tepsi içinde yemek yiyorlar. Taboo da aslında yere

yakın büyük bir masası ve onun etrafındaki tabureleriyle var olan bu kültürü, sade ve modern bir tasarım anlayışıyla yansıtıyor. Taboo’yu ilk olarak tasarladığımız ve ürettirdigimiz sırada Modern Sanat Müzesi’ne (MoMA) ait Long Island City'deki PS1’in kafesinin iç mekan tasarımını bizden istediler. Taboo’nun masa ve taburelerini de ilk defa orada kullandık. Böylelikle ortaya çıkmış üründen böyle bir başlangıç yakalandı. MoMA bu seriyi müze mağazasında satmak istedi ve kataloğuna girdi. Şimdi Japonya’daki MoMA, Taboo'yu yine kendisi için istiyor. Bu proje için Senegal’den çıkıp dünyaya yayıldı demek doğru olur. Bir taraftan da Türkiye için müze, bahçe ya da kafe gibi Taboo’nun serisini burada da kullanmak adına birkaç yer araştırıyoruz. ee: %75 geri dönüştürülebilir malzemeden oluşan ürünün üretim sürecinde firmayla nasıl bir çalışma yürüttünüz? ab: Senegal’de de her yerde olduğu gibi büyük bir çöp problemi yaşanıyor. Bu yüzden Taboo'nun, %75 geri dönüştürülebilir malzemeden meydana geliyor olmasi bizim için çok önemli. Burada kadınlar, plastik şişeleri


bu sayfada solda: Su varilleri üreten Transtech firmasının fabrikasından görünüm. solda altta: Taboo prototipleri solda en altta: Siyah Taboo altta: Taboo, Senegal'de toplanan ve %75 kullanılmış plastik şişe ve ambalajlardan meydana geliyor.

proje - ürün tasarımı - oturma bİrİmİ / masa

karşı sayfada MoMA’nın PS1 binasındaki kafede kullanılan Taboo masa ve tabureleri.

77 XXI - EKİM 2011

ve torbaları geri dönüştürmek için topluyor ve renklerine göre ayrıştırıyor. Toplanan bu plastikler de çok ufak parçalara bölünerek kalıplara aktarılıyor. Kalıptan çıkan her ürün, içerisindeki malzemenin farklılığından ötürü ortaya mozaik bir görünüm çıkarıyor. Böylelikle kendinden güzel bir renge sahip, her seferinde başka bir ürün ortaya çıkıyor. Bu projede atık malzemeleri tekrardan değerlendirmenin yanı sıra bir ürün tasarımcısı olarak ürünün endüstriyel anlamda üretilebiliyor olması da bizi tatmin ediyor. Ama yine de bu her ne kadar endüstriyel bir süreç de olsa, enjeksiyon kısmında çok da seri bir üretim olamadığı için üründe bir insan eli değme durumu, bir lokal üretim söz konusu oluyor. ee: Benim aslında bu projede ilgimi çeken bu tip var olan değerleri yerinde keşfedip, ortaya çıkarmak ve bu durumun aynı zamanda o yerel üretime bir katma değer de sağlıyor olması. ab: Evet bu fayda karşılıklı. Biz Bibi ile uzun bir süre önce Senegal’de bunu deneyimlemek için kendimiz çalışmalar ve prototipler yapmaya başladık. Oradaki zanaat kültürünü, örgü yöntemlerini bilenler gibi belli bir konuda uzman olanların bu bilgisini kendi

bilgimizle birleştirerek bir ortak sentez yaratmaya çalışıyorduk. Süreç bu şekilde başladı. Taboo projesinden bir önceki projemizde Moroso firması ile M'Afrique projesi için bir araya gelince durum, ev yapımı bireysel prototiplerden daha disiplinli bir çalışmaya dönüştü. Endüstrinin ve pazarlamanın gücü hem tasarımı hem de kalitesi açısından ürünü geliştirdi. O proje de, farklı bir durum yakalayarak hem yerel üreticiler hem de sanayi firması için geliştirici oldu. Yerel üreticiye de ürünün kalitesi, dünya pazarına ürün üretmek ya da satmak nedir, bu konularda kendilerini değerlendirme fırsatı yarattı. Özgün üretimin ve ürünün aslında bir değer olduğu, aynı kalitede üretim yaptığında diğer ülkelerden hiçbir farkının olmadığı ve bunun da aslında sağlıklı bir rekabete yol açmadığı ortaya çıktı. Ürünü tasarladığında ise onun getirdiği farklılık, güzellik ve kullanımlılık ile onu diğerlerinden farklılaştırabiliyorsun. Oradaki yerel üreticiler de kendine pazar payı alabileceğini birebir görüp deneyimleme firsatı yakaladı. Her iki taraf için de yeni ve kısa sürede bir ürün çıkararak bir şey ispatlanabildı. Bunu Moroso firmasıyla çalışırken gördük. O projeyi bence başarılı kılanlardan biri de firmanın aradığı İtalyan kalitesinin Senegal’deki yerel

üreticiler tarafından sağlanabilmesiydi. Firma, o proje için atölyede çalışanlara değer verip, yapabileceklerini gösterdi. Artık onlar da bunu bir kez deneyimlediklerinde kendileri de yapılabileceğini görme fırsatı yakaladılar. ee: Senegal'deki yerel üreticilerle bir arada çalışma ve ürün geliştirme süreci tasarımcı olarak sizler açısından nasıl bir deneyim oldu? ab: Bizler de tasarımcı olarak küçük bir üreticiyle çalışmanın, bizi diğer ülkelerdeki büyük üreticilerle çalışmaktan daha çabuk sonuca ulaştırdığını gördük. Amerika’da çalışırken ürünün ayarlamalarını daha çok bilgisayarda gerçekleştirirken, Senegal’de ise bizim çalışma yöntemi olarak da çok sevdiğimiz birebir örnek prototip üzerinden çalıştık, olmazsa bir tane daha yine olmadı bir tane daha yaptık. Ürünü yaparken görmek ve elle tutulur bir süreçte çalışmak çok keyifliydi. Senegal gibi ülkelerde iş sahası açmak, yeni bir ürünle ekonomik olarak değer kazandırmak da bir o kadar anlamlı oldu bizim için. Bir deney olarak başladığımız projede ben bir ürün tasarımcısı olarak nasıl tasarlarız diye düşünürken Bibi’nin de girişimciliğiyle proje bir şekilde ortaya çıkmış oldu.


proje - ürün tasarımı - oturma bİrİmİ / masa

gerek. Bu da her yaratıcı süreçte olduğu gibi belli sınırlar içinde

Tasarımcı olmasak bile hepimiz bir şekilde hayatımızı tasarlamaya

Ayşe Birsel

belirlediğin en önemli odak noktan ve ardından bulduğun onu

çalışıyoruz. Bunu yaparken de aileden ve kültürümüzden gelen

Tüm bunların yanı sıra bir süredir; Deconstruction/Reconstruction

destekleyen iki parça. Eğer bu parçalar hiç bir araya gelemeyecek

birtakım ön yargılarımız var. Ama dünya o kadar hızla değişiyor

(Bölme/Yeniden Birleştirme) adı altında nasıl düşündüğümü bir

parçalar ise “Dichotomy Resolution” (ikiye ayrılma) yöntemiyle

ki bizim on sene önce öğrendiklerimiz bugünün şartlarına artık

tasarım yöntemi olarak geliştirmeye başladım. Bize hep bir iş

bir araya getiriyoruz. Bu duruma benim sevdiğim bir örnek olan

yetmiyor ve herkes de benim gibi bu değişime nasıl ayak uyduracağı

aldığımızda, o işe başlarken tasarım yöntemimizin ne olduğunu

Amerikalı büyük şef Julia Child’i verebilirim. 1960-1970'li yıllarda

konusunda bir arayış içerisine giriyor. Tasarım da zaten hep değişen

soruyorlardı. Her ne kadar bunu açıklamaya çalışıyorsak da aslında

Fransız ve Amerikan mutfağını sentezleyerek yarattığı ve tamamen

üzerine ve bu değişime nasıl ayak uyduracağın üzerine kurulu. Hayata

bu çok kişiye özel ve kendi kafanın içinde yaşamakta olduğun bir

yeni bir durum olan “Mastering the Art of French Cooking” isimli

bakış açımızda tasarım araçlarını kullanabilir miyiz? Bunun için bir

süreç. 20 yıl hatta daha fazladır tasarımın içinde olunca bunun

kitabı aslında, Fransız mutfağının lezzetini Amerikan mutfağının

tasarım projesi olmasına gerek yok yöntem yine aynı. Önümüzdeki

cevabı birden aslında tanımlayamadığın ama hep seninle var olan bir

pratikliğiyle sentezliyor. Dichotomy Resolution dediğimiz şey de bu

sene bu konu hakkında School of Visual Arts'da yüksek lisans

şeye dönüşüyor. Ben de tasarıma nasıl yaklaştıgım konusu üzerine

örnekte de olduğu gibi düşünüldüğünde bir araya gelemeyecek iki

seviyesinde “Deconstruction/Reconstruction” adı altında ders

bir sene kadar çalıştıktan sonra Deconstruction/Reconstruction

durumun duvarlarını kırarak ikisi arasındaki ilişkiyi sentezleyebilmek.

vermeye de başlıyorum.

diye adlandırdığım bir yaratım süreci ortaya çıktı. Buna, bir şeyi

Ön yargıları kırarak sürecin sonunda bu iki durumdan bir değer

parçalara bölerek başlıyorsun, parçalara böldüğün zaman da var

yaratabilmek. Bu durum bir şirkette çalışırken de aynı şekilde. Tasarım

*Design the Life Workshop'u ile ilgili ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz;

olan ön yargılarını değiştirebiliyorsun. Zaten bunu yapabildiğin

ekibiyle bunu büyük bir firmaya uygulayabiliyoruz. Şirketin var olan

http://birselplusseck.com/index.php?page=design-the-life-you-love-2

zaman da yaratıcılık tetiklenmeye başlıyor. Aslında yaratıcılığın bir

sınırları içerisinde nasıl birtakım yeni değerler yaratabiliriz bunun

http://www.huffingtonpost.com/linda-tischler/forget-new-years-

açıklaması da bu. Hiç kimsenin bakmadığı bir yönden olayı görebilir

üzerine düşünüyoruz. Bu yöntemi sadece tasarım yaparken değil aynı

resoluti_b_798710.html

ve değerlendirebilirsen bu parçaları da tekrar bir sentezle bir araya

zamanda tasarım stratejisinde de kullanmak olanaklı. Bunu da şu ana

http://productsofdesign.sva.edu/curriculum/first-year/fall/deconstruction-

getirebiliyorsun. Bir araya getirirken de bir hiyerarşi içinde ele alman

kadar tasarım sektöründe olmayan firmalarla bile gerçekleştirdik.

reconstruction/

EKİM 2011 - XXI 78

Deconstructıon/Reconstructıon

bu sayfada Üstte: Deconstruction/Reconstruction yönteminin dört temel basamağı: DE, Deconstruction: Bölme POV, Point of View: Bakış Açısımı Değiştirme RE, Reconstruction: Yeniden Birleştirme EXP, Expression: İfade Etme Eskiz: Ayşe Birsel sağda: PS1 Kafesi


EMPERADOR DARK Kale Grubu’nun seramik alanındaki tecrübe ve uzmanlığını doğal taş sektörüne taşıyan markası Kale Doğal Taş, Emperador Dark serisiyle İspanyol esintilerini kullanıcısıyla buluşturuyor. Dünyaca ünlü orijinal İspanyol mermeri kaynaklı seri, yoğun damarlı ve beyaz kalsit yapısıyla

BAMBINO 2013

www.kale.com.tr

Parçalı desenlerin farklı şekillerde kullanıldığı koleksiyonda korsan karakterinden el-ayak izlerine, hayvan figürlerinden puantiyelere kadar birçok seçenek yer alıyor. Rasch, dekorasyonda bütünlüğü sağlamak amacıyla duvar kağıtlarıyla uyumlu perde ve kumaş seçenekleri de sunuyor. www.hannahome.com.tr

INVENTOR LT SUITE Autodesk’in yeni ürünü Autocad Inventor LT Suite’in içinde hem 2B hem de 3B çizime olanak sunan Autocad LT ve Autodesk Inventor LT bulunuyor. Autocad LT’de oluşturulan 2B çizim verisi kopyalanarak Autodesk Inventor LT çalışma sayfasına yapıştırıldığında 3B model elde ediliyor. Autodesk Inventor LT,

EKİM 2011 - XXI 80

YENİ - ÜRÜN

Rasch’ın yeni Bambino 2013 koleksiyonu bebek ve çocuk odaları için özel olarak tasarlanmış ve üretilmiş duvar kağıdı seçenekleri sunuyor. Silinebilme özelliği ve dayanıklılığı sayesinde bebek ve çocuk odalarında kullanım olaylığı sağlayan yeni Bambino koleksiyonu, çeşitli renk ve desen seçeneklerine sahip.

mermeri en şık biçimde mekanlara yansıtıyor. Mutfak ve banyoların zeminlerinde, duvarlarında ve tezgah arasında rahatlıkla kullanılabilen Emperador Dark, Akdeniz havasını yansıtan doğal bir tasarım öğesi olarak yerli ve yabancı birçok mimarın projelerinde tercih ediliyor.

DIGIFEL PREMIX

OSMANLI RENKLERİ

Airfel’in ürettiği Digifel Premix Yoğuşmalı Kombi tasarruf ve kullanım özellikleri ile dikkat çekiyor. Yakıt tasarrufu sağlayan ürün, özel tasarlanmış kabartmalı kontrol paneline sahip. Dış hava sıcaklığına göre oda sıcaklığını kendi ayarlayabilen Digifel Premix, Türkiye’de üretilen yoğuşmalı kombiler içinde bir ilki sunarak güneş enerjisine entegre çalışabiliyor. Düşük emisyon değerleriyle çevreci bir ürün olan Digifel Premix, düşük karbonmonoksit değerleriyle yanma sonucu oluşacak sera gazı salınımını azaltıyor.

AkzoNobel Marshall Boya, tüketicilerin beğenisine sunduğu Marshall Osmanlı Renkleri İç Cephe Koleksiyonu ile evleri sonbahara hazırlıyor. Koleksiyon Lokum, Akide, Şerbet ve Kahve olmak üzere renk ve tat olarak ifade edilebilen dört ana temadan oluşuyor. Koleksiyonun ana teması olan Lokum, pudralı renkleri içeriyor. İkinci tema olan Akide’nin temsil ettiği grupta ise güneş ve baharat tonları yer alıyor. Şerbet teması mekanlara gizemli ve çekici renkler sunarken, Kahve grubu asalet ve derinliği temsil ediyor.

www.airfel.com

www.marshallboya.com

Autodesk Inventor’ın parça modelleme ve görselleştirme özelliklerini içererek 3B çalışma sonrasında sayısal modellemeye geçişi sağlayan bir ürün. Autodesk Inventor LT’de 3B modellenen tasarım verileri istendiğinde Autodesk Inventor ve Autodesk Inventor Professional içinde veri kaybı olmadan kullanılabiliyor. www.autodesk.com


COSMOPOLITAN Grohe’nin Cosmopolitan serisinde yer alan Euroeco ve Eurosmart elektronik ve zaman ayarlı bataryalar, tasarım ve performansları ile dikkat çekiyor. Elektronik armatürler suyun gereksiz akışını önlüyor, kullanım ömürleri lityum piller sayesinde dört yıldan yedi yıla kadar uzatılarak yaklaşık iki katına çıkıyor. Tek su girişi bulunan tesisatlarda Euroeco Cosmopoltan E, çift su girişli tesisatlarda ise Eurosmart Cosmopolitan E tercih edilebilir. Zaman ayarlı bataryalarla, su akış süreleri ayarlanarak su ve enerji tasarrufu sağlanıyor. Bu bataryalar tek kumandalı armatürlere göre yaklaşık %60 su tasarrufu sağlıyor. www.grohe.com.tr

LOOP

EKİM 2011 - XXI 82

YENİ - ÜRÜN

Durlum'un yeni metal tavan sistemi LOOP, tavana dizilimi, yuvarlak ve kesintisiz olması, ürünün yenilikçi ve çok fonksiyonlu yönünü ortaya koyuyor. Ürünün en önemli özelliği akustik ve aydınlatma sistemlerine uyarlanabilen bir yapıya sahip olması. Her mekanda ayrı bir tavan kesiği gerekmeksizin aydınlatma, akustik ve

MY NATURE Villeroy&Boch’un yeni serisi My Nature, geniş kapsamlı lavaboya ve ince bir gövdeye sahip. Villeroy&Boch’un gelişmiş ürün teknolojisi Castana Dekoru, derin dokulu bir yüzey ile telkari elementlerin kullanımına izin veriyor. Kestane rengindeki konsol bir yenilik olarak öne çıkarken, duvara geçiş imkanı sağlayan lavabo özellikle alışılagelmişin dışında bir estetik sunuyor. Fonksiyonel depolama alanı sunan My Nature, ayna ve yıkama standının altında ve ayna üzerinde bulunan LED aydınlatma ile de fark yaratıyor ve enerji tasarrufu sağlıyor. Kullanıcı isteklerine göre mobilyaların kaplamalarını değiştirme imkanı bulunuyor, kestane rengine ek olarak kaplamalar kum, gri ve aqua renk seçenekleri sunuyor. www.villeroy-boch.com

havalandırma sistemlerinin metal asma tavana kolayca uygulanması sağlanıyor. LOOP ile döşenen mekanlar, klasik açılı asma tavan ile kaplanmış koridor ve yollara kıyasla daha düzenli ve iyi aydınlatılmış olarak ön plana çıkıyor. LOOP, her mekanda işlevsellikle yaratıcılığı, estetikle teknolojiyi bir bütün haline getiriyor. www.durlum.com.tr


3M DÜNYANIN EN YEŞİL İKİNCİ MARKASI OLDU Bir asrı aşkın süredir yeni fikirler geliştiren ve bu fikirleri ürüne dönüştüren 3M, Interbrand tarafından yapılan En İyi Global Yeşil Markalar araştırmasına göre dünyanın en yeşil ikinci markası seçildi. Şirketlerin kamu tarafından algılanan çevresel sürdürülebilirlik performansına göre yapılan ve 3M’in

ikinci olduğu araştırma, altı kritere dayanıyor: yönetim, operasyonlar, tedarik zinciri, ürünler ve servisler, ulaştırma ve lojistik, paydaşlarla olan ilişkiler. Interbrand'ın yaptığı araştırma 10.000 tüketici üzerinde gerçekleştirdi ve her marka en az 1.250 tüketici tarafından değerlendirildi. www.3m.com

KONE DÜNYANIN EN YENİLİKÇİ FİRMALARI ARASINDA

EKİM 2011 - XXI 84

FİRMA HABERLERİ

Amerikan ekonomi dergisi Forbes, Kone’yi dünyanın en yenilikçi 39’uncu şirketi olarak seçti. Kone, ilk 50 firma içinde yer alan tek asansör ve yürüyen merdiven firması oldu. Forbes Dergisi'nin derecelendirmesi yenilikçi ürün ve hizmetleri içeren “Inovasyon Değeri” adlı bir kritere

dayanıyor. Firmanın Finlandiya, Çin, İtalya, Amerika ve Almanya'da yedi ayrı Ar-Ge merkezi bulunuyor. Yüksek katlı binalara yönelik geliştirmeler, dünyanın en yüksek asansör test kulesini bünyesinde barındıran Kone'nin Finlandiya'daki Tytyri asansör Ar-Ge merkezinde gerçekleştiriliyor. www.kone.com

MAVİ KALE SOSYAL MEDYADA Mavi Kale tüm dünyada yeni mecra olarak kabul edilen sosyal paylaşım sitelerindeki yerini almaya hazırlanıyor. Dünya pazar lideri Dow Chemical, ısı yalıtım sistemlerinde uzman Mardav A.Ş. ile yapı kimyasalları ve cephe kaplamaları üretiminde uzman Kalekim A.Ş.’nin

Türkiye seramik sektöründe dijital teknolojiyi kullanan ilk üç firmadan biri olan Bien Seramik, yurtdışı yatırımları ile dikkat çekiyor. Firma, Suriye, Irak, Romanya, Bulgaristan gibi komşu ülkelerin yanı sıra Cezayir başta olmak üzere Kuzey Afrika ülkelerinde de yoğun

faaliyetlerine devam ediyor. Katıldığı Cersaie, Unicera, MosBuild gibi fuarlarda yer alarak portföyünü geliştiren firma, Amerika, Kanada, İspanya, İsrail ve Yunanistan başta olmak üzere 42 ülkeye ihracat yapıyor. Bien Seramik, Irak, Suriye, Pakistan, Ukrayna, Rusya, Avusturya, Katar, Suudi Arabistan, Fransa ve İtalya’yı da portföyüne katarak dünya üzerindeki satış alanını genişletmeye devam ediyor. www.bienseramik.com

MITSUBISHI PLASTICS INC. TÜRKİYE OFİSİNE YENİ İSİM

Mitsubishi Plastics Inc., altı yıldan bu yana Türkiye irtibat ofisiyle hem Türkiye hem de çevre ülkelere hizmet veriyordu. 2011 yılında tamamen özerk bir yapıya kavuşan ve Mitsubishi Plastics Euro Asia (MPEA) adını alan firma, yeniden yapılanarak sektöre daha hızlı hizmet vermeyi amaçlıyor. Mitsubishi Plastics Euro Asia, şimdiye kadar sorumlu olduğu

Doğu Avrupa ve Balkan ülkeleri, Türki Cumhuriyetler ve Orta Doğu ülkelerinin bir kısmını kapsayan ülkelerin yanı sıra, aralarında Romanya, Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Bulgaristan, Arnavutluk, Kıbrıs, Gürcistan, Irak, Lübnan, İsrail, Cezayir, Tunus ve Fas'ın da bulunduğu yirmiden fazla ülkeden sorumlu olacak. www.alpolic.com

KORAMIC YAPI KİMYASALLARI CERMIX’İ TANITTI ısı yalıtım pazarına hizmet etmek için güçlerini birleştirdikleri Blue’Safe Mavi Kale, günümüzün en etkin iletişim yollarından biri olan sosyal medyada doğru bilgiyi takipçilerine aktarmaya başlıyor. Mavi Kale, faaliyetlerini, kampanyalarını, etkinliklerini Facebook, Twitter ve Mavi Kale blog üzerinden en hızlı şekilde ulaştırmayı hedefliyor. www.mavikale.com

KLİMAPLUS RENEX FUARI’NDA

KlimaPlus, 20-23 Ekim tarihleri arasında düzenlenecek Enerji Teknolojileri ve Enerji Verimliliği Fuarı Renex’te yeni ürünlerini sergiliyor. Mitsubishi Electric Klima sistemlerinin Türkiye’deki tek yetkili distribütörü olan KlimaPlus'ın standında, güneş enerjisiyle elektrik

BIEN SERAMİK DÜNYAYA AÇILIYOR

8-11 Eylül tarihleri arasında CNR Expo Center’da düzenlenen Megabuild Avrasya Yapı Fuarı’nın en yeni markası olan Cermix standı büyük ilgi gördü. 170 m2’lik alanda kurulan Cermix standında yeni ürünler ve teknolojileri hakkında bilgi verildi. Cermix ürünleriyle pazar payını artırmayı hedefleyen

Koramic Yapı Kimyasalları, geniş ürün portföyüyle profesyonellerin beğenisini kazandı. Epoxy, poliüretan sistemler, seramik yapıştırıcıları, derz dolgu ve bakım ürünleriyle ziyaretçilerinin beğenisini topladı. İlk etapta 58 profesyonel ürünle Türk yapı sektörüne giren Cermix’in epoxy ve poliüretan ürünlerine en çok mimar ve mühendisler ilgi gösterdi. www.koramic.com.tr

VESTEL LED AYDINLATMA SEKTÖRÜNDE üreten fotovoltaik panellerle ısıtmasoğutma-havalandırma ve sıcak-soğuk su ihtiyacına tek bir sistemle çözüm sunan CityMulti sistem ve Hydrodan üniteler, karbondioksit emisyonlarını azaltan CityMulti Low CO2 serisi, Lossnay ısı geri kazanımlı havalandırma cihazları, Ecodan ısı pompaları, Jet Towel el kurutma cihazları ve Thermoscreens hava perdeleri de ziyaretçilere sunuluyor. www.klimaplus.com.tr

Vestel LED aydınlatma konusunda pazar lideri olan ABD'li Cree firmasıyla %100 yerli üretimi hedefleyerek LED aydınlatma sektörüne girdi. Vestel LED aydınlatma çözümleri için ilk aşamada 70 kişilik bir kadro oluşturdu. Endüstriyel tasarımın yanı sıra mekanik tasarım, elektronik

devre tasarımı, güç tasarımı ve Türkiye'de sadece Vestel'in sahip olduğu optik tasarım için Ar-Ge departmanlarında özel proje takımları kuruldu. Vestel'in piyasaya sunduğu LED aydınlatma ürünlerinin %80'e varan enerji tasarrufu sağlaması ve yaklaşık 35.000-40.000 saatlik yüksek kullanım ömrüne sahip olması bekleniyor. www.vestel.com.tr


UYGULAMA - CEPHE KAPLAMASI - MOSKOVA EKİM 2011 - XXI 86

masal ev Uluslararası Fiber Takviyeli Beton Birliği'nin (IGRCA) En İyi Proje ödülünü Zaha Hadid tasarımı Capital Hill projesiyle kazanan Fibrobeton, cephede kullandığı her bir parçayı özel olarak üretiyor. Dünyaca ünlü mimar Zaha Hadid tasarımı “21. yüzyılın masal evi” olarak tanımlanan ve Rus bir iş adamının kışlık konutu olarak tasarlanan Moskova'daki Capital Hill'in tüm iç ve dış cepheleri Fibrobeton tarafından kaplanıyor. Yapım aşamasında olan projenin yer aldığı arazinin eğimli yapısından dolayı topoğrafyayla birleştirilen ilk iki kat genel kullanıma ayrıldı, üçüncü kat ise 22 metrelik bir yükseklikte konumlandırıldı. Tasarım aşamasında mimari ekip, cephe kaplaması için doğal taş, GRC, GRP ve prekast betonu tercih etti. İlk aşamada tüm çatı ve cephe elemanları taşıma, uygulama ve üretim kapasiteleri göz önünde bulundurularak tasarlandı.

Moskova'da önemli bir tehlike arz eden yoğun kar nedeniyle, özellikle sabit yüke karşı dayanıklılık tasarım kriterlerini belirlemede temel etken oldu. Cephe kaplamaları 1,20-2,50 metrelik parçalara ayrıldı ve kalınlaştırıldı. Proje, ana bina, güvenlik yapısı ve hamam olmak üzere üç bağımsız bölümden oluşuyor. Birbirinden farklı 1100 panelin üretilebilmesi için aynı sayıda kalıp oluşturuldu, kullanılan toplam GRC yüzeyi 3.500 m2'ye ulaştı. Hamam için GRC'den üretilen, keskin köşelere sahip özel çatı elemanları kullanıldı. Öncelikle üçüncü katın çatı örtüsü tamamlandı, ardından ikinci ve üçüncü katı birbirine bağlayan kulede uygulamaya başlandı. İkinci aşamada birleşim yerleri ve alüminyum çerçeve bağlantıları Türkiye'de hazırlandı. 2011 yazında ana bina ve güvenlik binasının

cephe kaplamaları tamamlandı. Bu proje için her zamankinin aksine, yapının en üst kısmından başlayarak aşağıya doğru uygulamaya izin veren özel bir yöntem geliştirildi. Her parçanın sökülebilme ve ayarlanabilme özellikleri sayesinde uygulama sonrasında yapılmak istenecek değişikliklere imkan tanıyor. Capital Hill projesinde Fibrobeton'un geliştirdiği Fibrobeton Multiform, temel tasarım elemanlarından biri haline geldi. Bu teknoloji, yapının görüntüsünü farklı kılan cephe detay ve çözümlerini yaratmak için hem tasarımcı hem de uygulayıcıya çok büyük destek sağladı. 3B ve dijital olarak tasarlanan birbirinden farklı paneller, rüzgar, kar ve yangına dayanıklılık kontrollerinin yapılmasının ardından üretildi. Çevreye duyarlı olan bu cephe kaplaması, rengi ve doğal görünümü sayesinde boyamaya gerek bırakmıyor.


söyleşİ - ÜRÜN tasaRIMI EKİM 2011 - XXI 88

TASARIMIN ARTISI Geçtiğimiz dönemlere kadar dışarıdan tasarım desteği alan Çebi firması, hızlı bir gelişim ve anlık çözümler üretebilmek amacıyla bir süredir bünyesinde oluşturduğu tasarım ekibiyle çalışmalarına devam ediyor. Elif Esmez

ee: Ülkemizde tasarım olgusu yeni yeni oturmaya başlarken, sanayi firmalarının tasarıma değer veriyor olması ve hatta bünyelerinde bir tasarım ekibi bulundurmasını sanayi-tasarım iş birliği açısından önemli buluyoruz. Buradan yola çıkacak olursak Çebi firmasının tasarım ekibi, firmaya dahil olduktan sonra firma ve sektör adına ne gibi değişiklikler gerçekleştirdi? Bu anlamda öncesiyle ve sonrasıyla ekibin firmaya getirmiş olduğu artılardan bahseder misiniz? Süleyman Çebi: Öncelikle bir tasarım ekibinin firmaya katkı sağlayabilmesi için firmanın bu katkıya açık olması gerekiyor. Tasarımcı çalıştırmak

anlayışından çok “tasarımcı ile çalışmak” olgusu benimsenmeli. Çebi bu iş birliğine yeterince hazırken 2008 yılında firma bünyesinde bir ekip oluşturduk. Uzun yıllardır aynı sektörde faaliyet gösteren firma, modern üretim tekniklerini takip ediyor ve deneyimlerini artırıyor. Fakat yalnızca kaliteyi artırmanın yeterli olmadığının bilincinde özgün ürünler piyasaya çıkararak firmanın sektördeki yerini sağlamlaştırmak adına tasarımcı ile çalışma kararına vardık. Firma olarak geçtiğimiz yıllarda dışarıdan tasarım desteği alınıyorsa da firma bünyesinde bir ekip oluşturmak hem hızlı bir gelişim hem de anlık çözümler yaratabilmek açısından daha faydalı oldu. Ekip, yalnızca ürün tasarımı yapmakla kalmayıp, sürecin tasarımından ürün sunumu ve tanıtımına kadar geniş bir yelpazede tasarımdan bahsedilebilecek her noktada faaliyet gösteriyor. Örneğin firmanın bayilerindeki sergileme birimlerinden kullandıkları görsellere

kadar uyumlu bir çizgi yaratılması adına çalışılıyor. Bu da firmayı tutarlı ve kurumsal bir sonuca daha hızlı ulaştırıyor. Çebi Tasarım Ekibi, yaklaşık tüm ürün gruplarımızda her sene yeni bir koleksiyonla hem kullanıcıya yeni seçenekler sunarak marka bilinirliğini artırıyor, hem de sektörde rekabet anlamında firmayı bir adım öne taşıyor. Ayrıca bu durum sektördeki diğer firmaları da tasarım desteği almak ve özgün ürünler piyasaya çıkarmak açısından pozitif yönde etkiliyor. Tasarım hem bir tanıtım hem de rekabet aracı olarak sektörde yerini aldı. Bu durum satışlara da pozitif yönde yansıyor ve tasarıma yapılan yatırımın kısa vadede maddi anlamda da katkısının somut bir örneğini oluşturuyor. Ayrıca uluslararası sektörde de bilinirliğin özellikle tasarıma dair yapılan çalışmalarla artığını da söylemek


söyleşİ - ÜRÜN tasaRIMI EKİM 2011 - XXI 90

mümkün. Uluslararası ortamda takipçi konumundan takip edilen ve her yeni fuarda yenilikleri merak edilen bir firma konumuna geldik. Son olarak katıldığımız Interzum Cologne fuarında inovatif ürünlerin ve trendlerin sunulduğu Interzum Hit Guide kataloğuna ürünlerimizin seçilmesi bunun bir kanıtı. ee: Tasarım ekibi kaç kişiden oluşuyor ve kullanıcı ihtiyaçlarının belirlenmesinden ürünün ortaya çıkmasına kadar ekip, nasıl bir tasarım süreci geçiriyor? Bu süreçte hangi araçlar kullanılıyor? sç: Şu anda dört kişiden oluşan bir tasarım ekibimiz var. Mobilya sektörüne doğrudan bağlı ürünler ortaya çıkardığımız için öncelikle mobilya sektörünü ve trendlerini yakından takip etmemiz gerekiyor. Bu yüzden ulusal ve uluslararası mobilya fuarlarını ve firmalarını takip ediyor, firmalarla ortak çalışmalar yürütüyoruz. Sektördeki yönelme ve kullanıcı isteklerine paralel olarak önce bir dizi eskiz çalışma

hazırlıyor, ardından bir ön eleme gerçekleştiriyoruz. Hem iç hem de dış pazara ve bu pazarların değişen ihtiyaçlarına karşılık verebilmek adına yurtiçi/yurtdışı satış ve pazarlama ekiplerimizle ikinci bir eleme daha yapıyoruz. Ardından seçilen ürünleri modelleyip prototiplerini hazırlıyoruz. Departmanımızda bulunan hızlı prototipleme makinemiz sayesinde kalıplama sürecine geçilmeden önce ürünü birebir görebilme ve gerekli değişiklikleri yapabilme şansımız oluyor ki bu da bize hem süreci kısaltmak hem de üretim maliyetlerini azaltmak açısından fayda sağlıyor. Ekip endüstri ürünleri tasarımı kökenli olduğundan malzeme ve üretime dair de fikir üretebiliyor. Bu da Ar-Ge çalışmalarını daha verimli hale getiriyor. ee: Yeni ürün tasarlama ve geliştirme sürecinde Ar-Ge, ürün iletişimi konusunda ise Pazarlama bölümleriyle nasıl bir çalışma yürütüyorsunuz?

sç: Yeni ürün tasarımı sürecinde oluşacak ilginç fikirlerin önüne geçmemek adına ilk fikirlerin ortaya çıktığı eskiz aşamasında herhangi bir kıstasa bağlı kalmadan olabildiğince bağımsız bir çalışma yürütüyoruz. Ardından pazarın ihtiyaçları ve ilgisine göre ortaya çıkan fikirlerin hangileri üzerine gidileceği konusunda Pazarlama departmanımızla bir araya gelerek değerlendiriyoruz. Ayrıca tasarım brieflerinin hazırlanması konusunda da Pazarlama bölümü etkili oluyor diyebiliriz. Hem mobilya üreticileri hem de son kullanıcı bazındaki istek ve önerilerin tasarım ekibine ulaşması konusunda Pazarlama bölümü kilit bir görev üstleniyor. Zaman zaman da mevcut ürün iyileştirmesine dair alınan geri bildirimlerle hareket ediyoruz. Kullanıcı anketleri ve ürün sunumu ile ilgili de yine Pazarlama bölümü tasarım ekibi ile koordineli bir çalışma yürütüyor.

ee: Bazı projeler için farklı tasarımcılarla işbirliği gerçekleştiriliyor. Bu anlamda ekip nasıl bir çalışma yürütüyor? Dışarıdan alınan bu tasarım desteği gerek firma içi ekip için gerekse dışarıdan destek olan tasarımcı için nasıl bir deneyim oluyor? sç: Belli projelerde ve kısmen de ekip olarak çalıştığımız koleksiyona farklı bir bakış daha katmak adına farklı tasarımcılar ile işbirliği yürütüyoruz. Bu süreçte dışarıdan destek veren tasarımcı, ürüne farklı bir gözle yaklaşarak yeni bir soluk getiriyor. Bu anlamda özgün yaklaşımları olduğuna inandığımız tasarımcılarla çalışmaya gayret ediyoruz. Ekip için faydalı bir süreç deneyimi olurken dışarıdan destek veren tasarımcı içinse üretime ve malzemeye dair bilgi sahibi olma şansı yaratıyor. Tasarım adına yaratılan bu birliktelikten oldukça verimli sonuçlar aldığımızı söyleyebiliriz.


UYGULAMA - GÖLGE SİSTEMLERİ - İSTANBUL EKİM 2011 - XXI 92

AÇIK HAVADA OYUN KEYFİ İstanbul Büyükçekmece'de bulunan Palmiye Merkez Ofisi'nin terasında, Palmiye'nin Four Seasons ürünleri kullanılarak bir kış bahçesi oluşturuldu. Palmiye Merkez Ofisi'nin terasında yaratılan kış bahçesinde misafirler ağırlanıyor, şirket toplantıları düzenleniyor ve gökyüzünün altında bilardo oynamanın keyfi yaşanıyor. Kış bahçesinde kullanılan ürün, Bofor ölçeğinde 11 şiddetine karşılık gelen 117 km/h rüzgar gücüne dayanacak şekilde tasarlandı. Su tahliye sistemiyle yağmur suyunun boşaltılması, iç mekanın kuru ve temiz kalması sağlandı. Motor ve otomasyon sistemlerinde Somfy RTS teknolojisi, tavan örtüsü olarak ise Palmiye ürünleri için İtalya'da üretilen “black-out” özellikli, PVC esaslı kumaş kullanıldı. Etrafı cam ile

kapatılan kış bahçesi, dört mevsim kullanılan açılır-kapanır tavan sistemine sahip. Gölgelendirme sektörünün öncü markalarından Palmiye, yenilikçi ve özel çözümlerle, içerinin konforunu dışarının özgürlük hissiyle birleştirerek, kullanıcılarına ferah bir mekanda olmanın keyfini yaşatıyor. Four Seasons ürünlerinde güneş geçirmez özellikli ve dimerli kumandalı spot ışık sistemini müşterilerine sunan Palmiye, farklı türde katlanabilen sürgülü veya sabit cam panellerle ürünlerinin etrafını kapatarak, kış bahçesi olarak kullanılmalarını sağlıyor. Palmiye, ofislerinde yarattığı kış bahçesiyle misafirlerine açık havada, dört duvarsız bilardo oynamanın keyfini sunuyor.


OFİS REFERANS DOSYASI 96 farklı çalışma biçimleri Birçok ofis projesine imza atan Net Mimarlık'tan Âli Doruk ile tasarladıkları çalışma mekanları üzerine konuştuk.

98 çevreye duyarlı 3XN tarafından Middelfart Savings Bank için tasarlanan ve 2006 yılında MIPIM Geleceğin Projesi ödülüne layık görülen merkez ofis binası, çevreye duyarlı bir duruş sergiliyor.

100 eğlenceli fikirler Stokholm merkezli mimarlık firması PS Arkitektur tarafından tasarlanan Skype’ın İsveç’teki merkez ofisi, ses ve video stüdyolarını, ofisleri ve 100 kişilik ortak alanı içeriyor.

102 sektör

Bürotime

Derin Design

Diyalog Ofis

Ersa

Koleksiyon Mobilya

TCC -The Chair Company


söyleşİ - Ofİs Tasarımı EKİM 2011 - XXI 96

farklı çalışma bİÇİMleRİ Birçok ofis projesine imza atan Net Mimarlık'tan Âli Doruk ile tasarladıkları çalışma mekanları üzerine konuştuk. Tuğba Demirci

td: Net Mimarlık olarak birçok ofis projesi tasarladınız. Genel olarak bakıldığında ofis tasarımı yaparken sizi en çok zorlayan konu ne oluyor? Âli Doruk: Müşterinin bize verdiği program ve çalışma biçimi arasında tutarlılık olması gerekiyor. En çok bu programların açığa çıkartılması konusunda zorlanıyoruz. Her bir proje için şirketin içerisindeki bünyelerin birbirleriyle işlev ilişkilerini, çalışma şekillerini ve nasıl çalıştıklarını anlamak zorundasınız. İşlevleri iyi işleyen bir ofis kurgusunda onların başarısı sizin başarınıza dönüşüyor. Projenin görselliğinin de işlevselliğiyle birleştirilmesi önemli. Bunun dışında bütçede çok zorlanıyoruz. Türkiye'deki

inşaat bütçelerinin çok değişik kavramlarla ilerlemesi yüzünden yapılan tasarımların standartlarının zaman zaman çok düşük olduğuna inanıyorum. td: Son yıllarda Türkiye’de çalışma ortamlarının hiyerarşik düzenden daha eşitlikçi bir yapıya doğru dönüştüğünü söylemek mümkün mü? Bu yeni durum tasarımı nasıl etkiliyor? âd: Yapılan mimari tasarımlar şirketlerin çalışma biçimlerine göre kurgulanıyor. Çok farklı istekler ve farklı stratejilerle karşılaşıyoruz. Bazı firmalar çok demokratikken bazıları çok hiyerarşik olabiliyor. Bazıları ise yeni birtakım oluşumlar deniyor; bu oluşumlarda da bazen bizim için heyecan verici fikirler ortaya çıkıyor. Çok geleneksel olan şirketlerde 150-200 yıldır değişmeyen ofis tasarımına yönelmek zorundasınız ki; bu da çok zor bir iş. Benim gördüğüm daha rahat çalışma ortamlarının

yaygınlaşmaya başladığı. Özellikle büyük şirketlerde son beş senedir insanların bir araya gelmesini sağlayacak bazı ortak mekanlar yaratmaya başladık. Bu mekanlar kafeterya, kütüphane ya da beraber etkinlikler yaptıkları bir salon olabiliyor. Bunlar aslında çok faydalı, şöyle ki; çalışan insanların zaman zaman birbirlerinden haberleri bile olmuyor. Ayrı bölümlerde çalışan insanlar birbirlerini görmüyorlar, ne iş yaptıklarını bilmiyorlar. Aynı şirketin içinde e-posta yoluyla tanışanlar var. Bunları en aza indirgemek, işlerin daha iyi yürümesini sağlayacak birtakım oluşumlara sebebiyet veriyor. Mesela Amerika'daki Google'ın merkezinde yerde minderler var. Çalışanların çoğu büyük sedirlerin yer aldığı gibi bir ortamda oturup iş yapıyorlar, buna şirket yöneticileri de destek veriyor. Farklı çalışma şekilleri firmaya avantaj kazandırıyor.


karşı sayfada Novo Nordisk ofisi

söyleşİ - Ofİs Tasarımı

bu sayfada altta: Pronet ofisi solda: Apple İMC Türkiye Genel Müdürlük ofisi solda altta: Raymond James Türkiye Müdürlük ofisi

97 XXI - EKİM 2011

âli doruk 1997’de Galatasaray Lisesi’nden, 2002’de İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü'nden ve 2005’de İTÜ Mimari Tasarımda Bilişim Yüksek Lisans Programı'ndan mezun oldu. 2002-2005 yılları arasında Meda Mimarlık’da görev aldı. Aralık 2005’den beri İTÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü’nde Araştırma Görevlisi olarak görev yapmaktadır. Halen İTÜ FBE Mimari Tasarım ve TU Delft Building Technology Chair of Informatics Programlarına kayıtlı, Beyoğlu üzerine ilişkisel kent analizi araştırmaları konulu ortak doktora çalışmasını sürdürmektedir.

td: Bir ofis tasarımı yapacağınız zaman sadece üst düzey yöneticilerle mi görüşüyorsunuz, çalışanların ihtiyaçları neye göre belirleniyor? âd: Mimari grubun seçim aşamasında doğrudan üst yönetimlerle görüşülüyor. Fakat biz tasarım sürecinde senelerdir mutlaka bölümlerle de ilişkiye girmeye çalışıyoruz. Tasarımın ve yaratılacak olan mekanın hangi boyutlarda yapılacağı, hangi bölümlerle ilişki kurulacağı gibi konularda onlara da danışıyoruz. Bazı şirketler yaptığımız tasarımı kendi çalışanlarına da sunuyor, şirketin içerisindeki kendi dinamiklerine bağlı olarak. Biz de elimizden geldiğince tasarımımızı ve sunduklarımızı onların anlayabileceği şekilde yapmaya özen gösterip, işin içine günümüzün mimari tatlarını da katmaya çalışıyoruz. Açıkçası bu konuda biz de kesin bir yol bulmuş değiliz ama çoğunlukla yöneticilerle görüşülüyor. Ama tasarımın hazırlık

aşamasında, mümkün olduğunca departmanlara yönelmek ve onların da fikirlerini alıp işleyişin daha iyi ilerlemesini sağlayacak unsurları onlarla birlikte ortaya çıkarmak istiyoruz. td: Sizce İstanbul'daki ofis binası stoğu yeterli mi? âd: Ne yazık ki iş dünyasına ayrılan bölgeler gerçek bir şehir planlamasıyla yapılmıyor. İhtiyaç olduğu zaman yeni alanlar açılıyor ya da eski mekanlar kullanılmaya çalışılıyor. Altyapısıyla, çevresiyle ve diğer özellikleriyle bir türlü gerçek görevlerini kazanamıyorlar. Mesela Ümraniye’de yeni yapılan 30’dan fazla yapı var ama onlara ulaşmak için araba sanayisinin içinden geçiyorsunuz. Bu yapılarda çalışanların oraya erişmek için geçtiği çevrenin görselliğiyle, yapılan binaların görselliğini yok ediyorsunuz. Bunun yanında altyapı eksiklikleri de var. Yollar, parklar, otoparklar yetersiz oluyor

böyle durumlarda. Şu anda İstanbul’da boş ofis binası konusunda ciddi bir eksiklik olduğunu düşünüyorum. Ofis binası denilince yüksek binalar akla geliyor fakat birçok firmanın dört ya da beş katlı 5.000-10.000 m2'lik alana sahip binalara ihtiyaç duyduğunu biliyoruz. Pek çok inşaat şirketi ofis binası yapmak yerine yaptıkları diğer yapıları sonradan ofis binasına çevirmeyi planlıyorlar. Bu konuda da standartlar açısından çok büyük dezavantajlar olduğunu düşünüyorum. Havalandırmalar, yatay ve düşey sirkülasyon sistemleri eksik yapılıyor, tavan yükseklikleri yetersiz kalıyor. Böyle olunca da standartları çok yüksek yapılar için şirketler sıraya giriyor. Bu tür yapılara ihtiyaç var. Düzgün yapılan her yapının İstanbul’un ofis binası pazarında yeri var. td: Ofis iç mekan tasarımı yaparken ofis binası olarak inşa edilmiş bir

binayla, sonradan ofise dönüştürülmüş bir bina arasındaki farkı açabilir misiniz? âd: Tasarım sürecinde pek bir fark olmuyor fakat ofis binası olarak tasarlanmamış alanlarda çalışacak insanların o mekanda rahat edemeyecekleri aşikar. Tavan yüksekliği 3 metre olan ofiste çalışan kişiyle 2,20 metre olan ofiste çalışan arasında ciddi bir perspektif farkı oluyor. Müşteriler içine yerleşecekleri yapıları seçerken değil de tasarım aşamasında mimarlara danışıyorlar, oysa ki tavan yüksekliği gibi bazı yapısal sorunlar sonradan çözülebilecek nitelikte değil. Henüz yatırımı yaparken kaliteli mimari ürünü seçebilmek için danışılabilen “mekan analizi” (space analysis) adlı bir uzmanlık alanı var. Türkiye'de henüz başvurulmuyor, oysa bu sistem yerleştiğinde çok faydalı olacağına inanıyorum.


YAPI - OFİS - MIDDELFART EKİM 2011 - XXI 98

fotoğraflar: Adam Mørk

ÇEVREYE DUYARLI 3XN tarafından Middelfart Savings Bank için tasarlanan ve 2006 yılında MIPIM Geleceğin Projesi ödülüne layık görülen merkez ofis binası, çevreye duyarlı bir duruş sergiliyor. Middelfart kentinin temel kuruluşu olan Middelfart Savings Bank, Danimarka’nın Funen Adası’nda yer alıyor. Middelfart Savings Bank, yeni merkez ofisinin yerel halk için yeni bir kamusal alan sağlamasını, aynı zamanda kent için mimari bir ikon yaratmasını istedi. Yapı, canlı çatı peyzajı ve birçok farklı işleve sahip. Yapının geometrisini tanımlayan ve ahşap iskeleti çevreleyerek denizciliğe referans veren 83 adet prizma benzeri tavan penceresi oluşturuldu. Yeni merkez ofis boyut, ölçek ve çatısıyla eski kent dokusuna uyumlu olarak tasarlandı. Çatı ve cephe tasarımı yapılırken güneş ışığından ve deniz manzarasından

yararlanılması hedeflendi. Böylece tasarım ve işlevler arasındaki uyumun ifade edilmesi sağlandı. Yapının merkezinde kafe, kitabevi, emlak ofisi ve bankamatik konumlandırılarak bir toplanma alanı yaratıldı. Middelfart Savings Bank’ın çalışma alanları geniş merdivenlerle birbirine bağlı üç adet açık terasta konumlanıyor. 3XN’in Ar-Ge bölümü, yaptığı araştırmalar sonucunda en son teknolojileri ve sürdürülebilir yenilikleri kendi projesine uyguladı. Danimarka Teknik Üniversitesi ile birlikte geliştirilen enerji etkili ısıtma-soğutmada en son teknolojilerin uygulanmasıyla alışılmadık bir yapı ortaya çıktı. Cephede kullanılan termoaktif beton bloklar, iç mekanın ısısını ayarlamaya yardımcı oluyor. Bu

termoaktif beton elemanlarla ısıtma için %30, soğutma ve mekanik iklimlendirme için %85’e kadar, toplamda ise %30-50 enerji tasarrufu sağlanıyor. Sistem, alternatif enerji kaynaklarının doğru kullanımına izin veriyor; yerden ısıtma ile kışın bitkiler yetişebiliyor, yaz aylarında ise soğutma için yüzey suları ve deniz suyu kullanılabiliyor. Kısmen otomatik olan sistem sayesinde suyun, ısıtma ya da soğutma için istenilen oda sıcaklığının birkaç derece civarında olması, büyük ölçüdeki enerji tasarrufu için temel oluşturuyor.

proje adı: Middlefart Savings Bank proje konumu: Middelfart, Danimarka işveren: Trekantens Ejendomsselskab A/S alan: 5.000 m2 mimari proje: 3XN peyzaj mimarı: Schønherr mühendislik: COWI bitiş tarihi: 2010


YAPI - OFİS - MIDDELFART

99 XXI - EKİM 2011


İÇ MEKAN - OFİS - STOKHOLM EKİM 2011 - XXI 100

fotoğraflar: Jason Strong

eğlencelİ FİKİRLER Stokholm merkezli mimarlık firması PS Arkitektur tarafından tasarlanan Skype’ın İsveç’teki merkez ofisi, ses ve video stüdyolarını, ofisleri ve 100 kişilik ortak alanı içeriyor. Stokholm'da yer alan Skype merkez ofisinin iç mekan konseptini belirleyen ana etmen yazılımın kendisi oldu. Temel fikir, Skype’ın kullanışlı ve eğlenceli bir araç olması, internet üzerinden sesli ve görüntülü görüşmelere imkan vermesi üzerine kurulu. Bu düşünceden yola çıkarak soyutlanmış noktalar arasında kalan boşluklar birbirine bağlı bir dünya fikrinden ortaya çıktı. Bu soyut kavramın şeması iç mekan tasarımında ve zeminde kendi kendini tekrar etti. Skype logosunda yer alan bulut figürü yeniden yorumlanarak bir aydınlatma armatürü ve yine bu şekilden esinlenilerek yeni mobilyalar tasarlandı.

Eski bira fabrikası içinde düzenlenen ofisin akustiğini en iyi şekilde düzenlemek için yumuşak duvarlar tasarlandı ve yerleştirildi. Kullanıcılarının ses ve görüntü geliştirme üzerine çalışanlar olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu konuya ağırlık verilmesinin gerekli olduğu anlaşılıyor. Ses ve görüntü gelişimine odaklanan yapı, iç mekanda yer alan özgün duvar kağıtları, yazılar, tasarımda kullanılan kablolar ve diğer aletlerle ifade ediliyor. Tasarımda kullanılan canlı renkler ve grafikler firmanın eğlenceli yapısını ortaya koyuyor. Sadece göze hitap eden bir mekan değil, aynı zamanda enerjik bir çalışma ortamı yaratıldı. Hücre şeklinde odalardan oluşan klasik ofis tasarımına sahip çalışma alanları yerine, bu yeni iç mekan, dahice fikirlerin ortaya çıkmasına olanak veren eğlenceli bir atmosfer yaratıyor.


proje adı: Skype Merkez Ofisi proje konumu: Stokholm, İsveç alan: 1.680 m2 mimari proje: PS Arkitektur proje ekibi: Mette Larsson-Wedborn, Peter Sahlin, Beata Denton, Therese Svalling, Erika Janunger bitiş tarihi: Nisan 2011

İÇ MEKAN - OFİS - STOKHOLM 101 XXI - EKİM 2011


EKİM 2011 - XXI 102

REFERANS PROJE - OFİS MOBİLYASI

BÜROTİME Bürotime deneyimli uzman kadrosu, modern hizmet anlayışı ve uluslararası vizyonuyla Türkiye'nin en büyük ofis mobilyası üreticisi. Tosunoğulları A.Ş.'nin 1980 yılından bugüne uzanan deneyimiyle 1997 yılında Konya Organize Sanayi Bölgesi'nde kurulan Bürotime, fonksiyonel tasarımları ve üstün kalitesiyle modüler ofis mobilyalarının lider markası haline geldi. Bireysel ve kolektif çalışma alanlarına en yaratıcı ve en yenilikçi çözümleri sunan firma, sahip olduğu global vizyon, girişimci ruh ve dinamizm ile geleceğin ofislerini bugünden tasarlamayı amaçlıyor. Sadece Türkiye çapında değil, dünyanın dört bir yanına ihraç ettiği ürünleriyle uluslararası arenada da adından sıkça söz ettiren Bürotime, “Türkiye'nin Ulusal Markası” olmanın gururunu ve mutluluğunu yaşıyor. Dinamik ve genç yapısıyla doğru zamanda doğru stratejiler üretmiş ve bunları kararlılıkla uygulayarak uzun dönemli hedeflerini 10 yıl gibi kısa bir sürede gerçekleştirip sektör liderliğine ulaşma başarısını gösterdi. Zirvede kalmanın zirveye ulaşmaktan daha zor olduğunu bilen ve faaliyetlerinin her alanında bu sorumlulukla hareket eden firma, Türkiye'de 70 noktada, dünyada 40'ın üzerinde ülkede satışlarıyla yer alıyor. www.burotime.com • Ziraat Bankası Şubeleri, Tüm Türkiye, 2011 • AKİB, Mersin, 2010 • Google Türkiye, İstanbul, 2010 • Peugeot Türkiye, İstanbul, 2010 • TRT, Ankara, 2010 • Cevahir Holding, İstanbul, 2009 • Eximbank, Ankara, 2009 • Sheraton Çeşme, İzmir, 2009 • Temsa Showroomları, Tüm Türkiye, 2009 • THY, İstanbul, 2009 • Enka Holding, İstanbul, 2008 • Mercedes Benz Türk A.Ş., Aksaray, 2008 • Netaş, İstanbul, 2007 • ODTÜ, Ankara, 2007 • Turkcell Call Center, Erzurum, 2007


DERİN DESIGN Derin 2000 yılından bu yana çağdaş mobilya koleksiyonu üzerine çalışıyor. Derin koleksiyonunun karakteristiği hem ofis hem ev ortamları için uygun, modern ve hızlı şehir yaşam tarzını yansıtan, iyi tanımlanmış hatlarla oluşturulmuş sadelik olarak tanımlanabilir. Derin koleksiyonunun stratejik felsefesi ise oldukça net; koleksiyondaki tüm ürünler aynı karakteri ve ruhu paylaşıyor. Buna rağmen her tasarım tekil olarak da kullanıldığı için yalnızca bir seri ya da grup olarak değerlendirilmesi söz konusu değil. Derin aynı zamanda gerek tasarım gerekse üretim süreçlerinde doğal uzun ömürlülük ilkesini benimsemiş bir firma. Bu anlamda malzeme seçiminden kullanılan yapıştırıcıya, nakliyeden enerji tüketimine kadar çevreci bir stratejiye sahip. www.derindesign.com • 360 Restaurant, İstanbul, 2011

EKİM 2011 - XXI 104

REFERANS PROJE - OFİS MOBİLYASI

(üstte sağda)

• Borusan Otomotiv, İstanbul, 2011 • Four Season Hotels, Bakü/ Azerbaycan, 2011 • Medical Park Hastanesi, İzmir, 2011 • Acıbadem Fulya Hastanesi, İstanbul, 2010 • Dumankaya Satış Ofisi, İstanbul, 2010 (üstte solda ve ortada)

• Levent Loft Bahçe Lobi, İstanbul, 2010 • Memorial Hastanesi, Antalya, 2010 • Meydan Merter AVM, İstanbul, 2010 • Novartis, Ankara, 2010 • The National Gallery of Victoria, Melbourne/Avustralya, 2010 • Venn Boutique Hotel, Samsun, 2010 (altta sağda)

• W Hotel Akaretler, İstanbul, 2010 • Yogen Fruz 1st Store, Dubai, 2010 (altta solda)

• Natural Sciences Museum, Brüksel/ Belçika, 2007


Dİyalog Ofİs 2000 yılından bu yana, ofis mobilyasında Sedus, Kinnarps, Renz, Ragnars, genel alanda Lammhults, Italiana Divani, halıda Toucan-T, konferans koltuklarında Caloi, aydınlatmada &’Costa ve Saas gibi markaların temsilciliğini üstleniyor. Tüm bu markaların önderliğinde Diyalog Ofis, modern, estetik ve teknolojik çözümleriyle, mimarlara bilgi birikimini aktarıp, en yüksek seviyede destek sağlıyor. Firma misyonunu, ofis ve genel alanlarda, insan ve yaşadığı çevre faktörünü göz önüne alarak, verim, işlev, ergonomi ve estetiği harmanlayıp, temsil ettiği ürünlerle mimarlara en doğru ürün ve çözümü sunmak olarak belirliyor. Avrupa kökenli ürünlere sahip, yeşil akımın öncülerinden olan Diyalog Ofis'in temsil ettiği ürünler, sade ve yalın çizgisiyle, çalışma alanları, konferans, oditoryum, seminer ve toplantı salonları gibi mekanlarda ritim ve akıcılık yaratıyor.

EKİM 2011 - XXI 106

REFERANS PROJE - OFİS MOBİLYASI

www.diyalogofis.com • Armaggan, İstanbul, 2011 • Coca Cola, İstanbul, 2011 • Doğan Holding, İstanbul, 2011 (ortada ve en altta)

• Ewe Doğalgaz, 2011 • HP, Ankara-İstanbul, 2011 • S.Ü. Nano Teknoloji, İstanbul, 2011 (en üstte)

• Sabiha Gökçen Havaalanı Wings Lounge, İstanbul, 2010 • IBM İzmir Data Center, İzmir, 2009 • SS Mardin Kent Müzesi, Mardin, 2009 • SSM The Seed, İstanbul, 2009 • The Point Hotel, İstanbul, 2009 • YKB Bankacılık Akademisi, Kocaeli, 2009 • MEB, Ankara, 2007 • The Marmara Pera-Mikla, İstanbul, 2006 • Nokia Genel Müdürlüğü, İstanbul, 2005


EKİM 2011 - XXI 108

REFERANS PROJE - OFİS MOBİLYASI

ERSA Çağdaş çalışma hayatının en önemli unsurları arasında yer alan verimliliğe motivasyonla ulaşılabileceğine inanan Ersa; işlevsel, pratik, ergonomik ve kişiselleştirilebilen tasarımlarla, çalışanların ofis ortamındaki mutluluğunu artırmayı hedefliyor. Ürünlerini, doğal malzemeler, aydınlatma üniteleri, teknoloji ürünlerini entegre eden parçalar gibi, kullanıcılara kendini iyi hissettiren küçük ayrıntılarla destekliyor. Renkli, kimi zaman neşeli tasarımlarıyla, çalışma ortamının enerjisini yükseltiyor. Tasarımlarının odağına insanı koyan Ersa, modern çalışma ortamına rahatlık ve değer katan, pratik, kullanıcı dostu ürünler üretiyor. Çevre ve insan sağlığıyla dost hammadde ve aksesuarlar kullanarak ergonomik, sıhhi, kullanıcıyı daha az yoran, geri dönüşümü mümkün mobilyalar tasarlıyor. Kendi tasarımlarını yaratan Ersa; Aykut Erol, Ece Selamoğlu Yalım, Murat Erciyas, Oğuz Yalım, Sezgin Akan, Tamer Nakışçı, Yalın Tan gibi Türk, Claudio Bellini, Paola De Francesco, João Ramos Silva gibi uluslararası tasarımcılarla çalışıyor. Ersa’nın, Ece ve Oğuz Yalım tarafından tasarlanan Frame adlı yönetici masa takımı, “Design Turkey 2010” kapsamında “Üstün Tasarım”, Twins adlı koltuk ise “İyi Tasarım” ödüllerinin sahibi oldu. Twins ayrıca dünya çapındaki en önemli tasarım ödüllerden “Red Dot”a layık görüldü. www.ersaofis.com.tr • Hacettepe Üniversitesi Yurdu, Ankara • İnanlar İnşaat Ofis ve Satış Ofisi, İstanbul • Kaya İzmir Thermal & Convention, İzmir • Yaşar Üniversitesi, İzmir • Cidde Sheraton Hotel


EKİM 2011 - XXI 110

REFERANS PROJE - OFİS MOBİLYASI

KOLEKSİYON MOBİLYA Koleksiyon, 70’li yıllardan itibaren çizgiyi tasarıma dönüştüren, tasarımda kaliteyi simgeleyen bir marka olarak Türk mobilya sektöründe tasarımı endüstrinin hizmetine sunuyor. Geçmişin güzelliklerine, biçimlerine ve renklerine dokunan ve sahip çıkan Koleksiyon, erdemli ve anlamlı olanı, yüzyılların bilgisini değerlendirerek arıyor. Kendisini zengin bir tarihin parçası olarak konumlandırarak geleceğin, geçmişi ve ait olduğu coğrafya üzerinden kurgulanması gerektiğini, evrensel değerlere ancak yerel değerleri tanımak ve değerlendirmek vasıtasıyla varılacağını söylüyor; sanatın ve zanaatin, tasarımın coğrafyasını teşkil ettiğini, zira tasarımın özünün ve değerinin burada yattığını düşünüyor. Koleksiyon Mobilya, 4 yılı aşkın bir süredir yaratıcı ofis ve çalışma ortamları yaratmak adına sürdürdüğü çalışmalarını “ortak yaratım” süreci altında topluyor. Koleksiyon “ortak yaratım” çatısı altında farklı bakış açılarını bir araya getirirken, yeni çağın durmadan değişen çalışma şartlarını ve gerekliliklerini daha iyiye taşımayı hedefliyor. Çalışmalarını baş tasarımcısı Faruk Malhan ve Koray Malhan’ın önderliğinde sürdüren Koleksiyon tasarım ekibi Koleksiyon Design Partners, aynı zamanda Pentagon Design, Wertell & Oberfell Design Studio, Studio Kairos ve Gerhard Reichert & Heinrich Igleseder gibi uluslararası tasarım ekipleri ile işbirliğine giderek "ortak yaratım" teması altında toplanan bu farklı bakış açılarıyla yaşam ve çalışma alanı kavramlarının yeniden yaratılmasına yardımcı oluyor. www.koleksiyon.com.tr • BNP Paribas, Mısır, 2011 (altta) • EFG Hermes, Mısır, 2011 (ortada solda) • Glaxo Smith Kline, İstanbul, 2011 • Trump Towers, İstanbul, 2011 • Beltone, Mısır, 2010 • Ecolog International, Tetova, 2010 • Garanti Bankası, Rusya, 2010 • Ing Bank, Türkiye Tüm Şubeler, 2010 • İzmir Ekonomi Üniversitesi, İzmir, 2010 • Mardin Valiliği, Mardin, 2010 • Pfizer, İstanbul, 2010 • Philips, Mısır, 2010 • Sapphire, İstanbul, 2010 • Tobb Ekonomi Üniversitesi, Ankara, 2010 • Türkiye Basketbol Federasyonu, İstanbul, 2010


ADVERTORYAL 111 XXI - EKİM 2011

TRUMP TOWERS İSTANBUL'UN REZİDANS VE OFİSLERİNDE KOLEKSİYON İMZASI Brigitte Weber imzası taşıyan ve Trump'ın Avrupa'daki ilk projesi olan Trump Towers İstanbul'un rezidans ve ofislerinde Koleksiyon Mobilya ürünleri kullanıldı.

KOLEKSİYON MOBİLYA

hacıosman bayırı, cumhuriyet mah. bağlar cad. no: 35 kefeliköy - sarıyer / istanbul t 0212 363 63 63 www.koleksiyon.com.tr blog.koleksiyon.com.tr

Dünyanın en büyük gayrimenkul geliştirme ve işletme şirketlerinden Trump’ın, Avrupa’daki ilk projesi Trump Towers İstanbul’un ofis ve rezidanslarında mekanlar Koleksiyon’un üstün tasarım ve kalitesi ile şekillendiriliyor. Dev projenin rezidans ve ofislerinde kullanılan, tüm detayları ustalıkla çözümlenmiş ve kusursuz bir işçiliğin örneği olan ahşap kapılar, dolaplar ve ahşap yüzeyler Koleksiyon’un uzman ekipleri tarafından monte ediliyor.

En yüksek kalitede malzeme ile üretilen her bir parçada, birleşim yerlerinde ve köşelerde çağdaş üretim teknolojisi ile zanaat buluşuyor, gizli işçiliğin ustalığı okunuyor. İstanbul’un silüetine bir süredir çarpıcı formu ile eklenmiş olan Trump Towers İstanbul, rezidans, ofis ve alışveriş merkezi ile birçok ilkleri Türkiye’ye getiriyor, yeni bir yaşam alanı ve farklı bir yaşam stili sunuyor. İstanbul Şişli’de 260 bin m2 inşaat alanında 39 katlı rezidans ve 37 katlı ofis kuleleri ile 43 bin beşyüz m2 kiralanabilir alanda 175 mağazalık bir alışveriş merkezinden oluşan proje, mimar Brigitte Weber imzasını taşıyor.

Projede 201 adet rezidans ile 85 adet ofis ve bir de AVM bulunuyor. Koleksiyon ofis, yönetim binaları, iş merkezleri, bankalar, sağlık merkezleri, oteller ve dinlenme tesisleri gibi her ölçekte mekanda, üst yönetim alanlarından çalışma alanlarına, toplantı, bekleme, karşılama, hizmet ve servis alanlarından arşiv ve kütüphanelere kadar pek çok alanı insanların düşleriyle özgürleşebilecekleri ortamlar haline dönüştürüyor.


EKİM 2011 - XXI 112

REFERANS PROJE - OFİS MOBİLYASI

TCC -The Chair Company Türkiye’nin ilk amortisörlü büro koltuğunu Bursa tesislerinde üreten Alman menşeili TCC-The Chair Company, ergonomiyi ön planda tutarak geliştirdiği tasarımlarıyla ürünlerini pazara üç farklı markayla sunuyor: Grammer Office, TCC ve Projects. Büro, sinema ve konferans koltukları alanında uzmanlaşan TCC-The Chair Company, koltuklarını kullanıcıya özel bir anlayışla geliştiriyor. Almanya’daki Ar-Ge merkezinde ergonomi konusunda uzmanlaşmış bilim adamları, ortopedi uzmanları, ergonomistler, fizyoterapistler ve doktorlarla birlikte tasarımı gerçekleştirilen vücuda tam uyumlu koltuklar, bedene, ağırlığa ve sırt yapısına göre ayarlanabiliyor. Chuck Pelly, Ray Carter, Stauss & Pedrazzini, DesignWorks, Françoise Hélène Jourda tasarımı ürünler, ideal form, ergonomi ve işlev, anlam ve estetik, değer ve yeni buluşların bir birleşimini sunuyor. Firma pazarın üst segmentinde gerek ergonomik, gerekse tasarım ve özgünlük olarak çok üst düzeydeki ürünlerini Grammer Office markası adı altında kullanıcılara sunuyor. Türkiye'deki ofis mobilyası pazarının orta segmentinin hedeflendiği ürün grubu ise TCC markasıyla sunuluyor. Firmanın diğer ürün alanları arasında sinema, konferans, dershane, okul, havaalanı, bekleme salonları gibi toplu kullanım amaçlı proje koltukları yer alıyor. www.grammerburo.com.tr • BASF, Türkiye Geneli, 2011 • Garanti Bankası, Tüm Şubeler, 2011-... • Albaraka Türk, Tüm Şubeler, 2010 • Eurobank Tekfen, Tüm Şubeler ve Genel Merkez, 2010 • Hilton/HiltonSA, Ankara-Adana-Mersinİstanbul-İzmir, 2010 • Ülker, İstanbul, 2010 • Astra Zeneca, İstanbul, 2009 • Media Markt, Tüm Şubeler, 2008-... • Bank Asya, Tüm Şubeler ve Genel Merkez, 2007-... • Eczacıbaşı, İstanbul, 2007-2009 • Florance Nightingale, İstanbul, 2007 • Axa Oyak, Merkez ve Bölge Müdürlükleri, 2006-... • Henkel, İstanbul, 2006-... • THY, Türkiye Geneli, 2005-... • Türk Demirdöküm, Türkiye Geneli, 2004-...


ekİM Ajandası 28 Eylül - 3 Ekim

İstanbul Design Week

Tasarım haftası boyunca seminer, panel ve konferans organizasyonlarına katılım, herkese açık.

3 - 8 Ekim

3 - 9 Ekim

V. İstanbul Uluslararası Mimarlık ve Kent Filmleri Festivali

Ulusal dalda yarışan 37 belgesel ve canlandırma filminden 24’ü

Mimarlık Haftası Etkinlikleri: Mimarlık ve İnsan Hakları

Hafta boyunca gerçekleşecek etkinliklerde mimar-öğrenci-kentli

gösterim programına alındı.

ilişkisinin yoğun olarak yaşandığı bir ortam sunulması

Eski Galata Köprüsü, Haliç, İstanbul

www.istanbuldesignweek.com

Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Karaköy ile Nazım Hikmet Kültür Merkezi Bahariye

www.archfilmfest.org

Mimarlar Odası İzmir Şubesi, Konak, İzmir

www.izmimod.org.tr

İTÜ Taşkışla, Elmadağ, İstanbul

www.mimarlik.itu.edu.tr

Santralİstanbul Ana Galeri, Eyüp, İstanbul

www.santralistanbul.org

www.yemetkinlik.com

amaçlanıyor.

3 - 22 Ekim

“Yenikapı - Mimarlık, Altyapı ve Arkeoloji Sempozyumu” Sergisi

Fatih Belediyesi, İTÜ ve Politecnico di Milano Mimarlık

4 Ekim - 15 Ocak 2012

İklim Değişikliği Sergisi

Amerikan Doğal Tarih Müzesi'nin 2009 yılında New York'ta

6 Ekim

Dominique Perrault Konferansı: Doğal & Yapay

Konferans saat 19.00'da başlıyor.

Yapı Endüstri Merkezi, Fulya, İstanbul

6 - 8 Ekim

IRENEC 2011 Yenilenebilir Enerji Konferansı ve Sergisi

Katılımcılar yenilenebilir enerji vizyonunu paylaşmak için bir

www.irenec2011.com Grand Cevahir Hotel ve Kongre Merkezi, Şişli, İstanbul

Gramsci Konferansı

Antonio Gramsci'nin 120. doğum yılı anısına düzenlenen

7 - 8 Ekim

Okulu'nun işbirliğiyle gerçekleştirilen sempozyumun sergisi Taşkışla'ya geliyor.

açtığı sergi Türkiye'de gösterime giriyor.

araya geliyorlar.

Felsefe ve Sosyal Araştırmalar Topluluğu Derneği (Fesato-der), Büyükada ve MSGSÜ Fındıklı Kampüsü

fesatoder.wordpress.com

Hotel Inter-Burgo, Daegu, Kore

www.iaps2011symposium.kr

Mekan, Kültür, Konut” teması ile düzenleniyor.

Avrupa Mimarlar Konseyi’nin (ACE) kuruluşunun 20. yılı

Hatay

mimarlarodasi.org.tr

Koleksiyon Ankara Merkezi, Kavaklıdere, Ankara

www.tsmd.org.tr

Kültürpark Fuar Alanı, İzmir

www.yapiizmir.com

konferans, Gramsci'de Din, Sivil Toplum ve Politik Toplum başlığını taşıyor.

ajanda

10 - 14 Ekim

12 - 21 Ekim

Avrupa’da Sürdürülebilir Mimarlık Sergisi

Sempozyum “Yapılı Çevrede Değişim ve Süreklilik: Yaşam Boyu

kapsamında hazırlanan sergi, Avrupa’nın çeşitli yörelerinden sürdürülebilir mimarlığın en iyi uygulama örneklerini içeriyor.

12 Ekim - 11 Kasım Ekİm 2011 - XXI 114

2011 IAPS Sempozyumu

Koleksiyon / TSMD Mimarları Ağırlıyor: Ven Mimarlık Bürosu

Ven Mimarlık Bürosu'nun büyük ölçekli binalardan, iç mimarlık ve restorasyon projelerine dek çeşitlenen projeleri sergileniyor.

13 - 16 Ekim

Uluslararası Yapı Fuarı İzmir

Yapı sektörü özellikle Ege Bölgesi’nde hızla büyüyen inşaat sektörünün yapı profesyonelleriyle bağlantı kurarak ürünlerini, teknoloji ve hizmetlerini tanıtma fırsatı buluyor.

Mimari Tasarım Eğitimi: Bütünleşme 2

Sempozyumda mimarlık eğitiminde kuram, kavram ve pratiğe

Yıldız Teknik Üniversitesi, Beşiktaş, İstanbul

www.mteus.yildiz.edu.tr

dayalı yöntem ve yaklaşımlar irdeleniyor.

26 - 29 Ekim

Uluslararası Mimarlık Bienali Antalya 2011

İlki bu yıl düzenlenen bienalin teması “Kesişmeler”.

Antalya

www.iaba2011.org

26 - 29 Ekim

Tarihi Yapıları Koruma ve Onarım Sempozyumu

Sempozyum ile; farklı disiplinlerde uzmanlar bir araya

Yıldız Teknik Üniversitesi, Beşiktaş, İstanbul

www.taykon2011.yildiz.edu.tr

20 - 21 Ekim

getirilerek koruma - onarım sorunlarının ve çözüm önerilerinin paylaşılabileceği akademik bir ortam oluşturmayı, bilgi alışverişinde bulunmak ve ortak bir bilgi birikimi sağlamayı amaçlıyor.



xxi ekim 2011