Page 1


Teşekkürlerimizle Thanks to

Hamit Hamutçu hamit.hamutcu@mixerarts.com KURUCU | FOUNDER

Bengü Gün bengu.gun@mixerarts.com

Yiğit Altıparmakoğulları, Can Aytekin, Umut Germeç, Marcus Graf, Mine Kaplangı, Ahmet Sarı, ArtSümer, Dirimart, Pi Artworks, Galeri Nev Ankara, Galeri Nev İstanbul, Galeri Siyah Beyaz, Galeri Apel, Jealous Print Studio, Öktem&Aykut, Piramid Sanat, Space Debris, The Empire Project, Zilberman Gallery Basım Yeri

DİREKTÖR | DIRECTOR

Seçil Ofset Eda Oslu eda.oslu@mixerarts.com SANAT DANIŞMANI | ART CONSULTANT

100. Yıl Mahallesi, 100. Yıl Mahallesi Massit Matbaacılar No:77, Site Sk., 34218 Bağcılar/İstanbul Birinci Basım: Nisan 2018, 1000 adet

Fulya Baran fulya.baran@mixerarts.com İLETİŞİM VE PROJE YÖNETİCİSİ COMMUNICATIONS AND PROJECT MANAGER

Emrah Çoban emrah@mixerarts.com GALERİ ASİSTANI | GALLERY ASSISTANT

Özhan Kakış ozhan.kakis@mixerarts.com GALERİ ASİSTANI | GALLERY ASSISTANT

Elif Arayıcı, Esma Kızılırmak, Rocío Díaz Fernández STAJYERLER | INTERNS

Elif Arayıcı, Elif Hamutçu Çevİrİler | TRANSLATIONS Bench Allen, Nancy Atakan, Filiz Başaran, Bora Başkan Eren Bayrak, Sinan Demirtaş, Mert Diner, İpek Duben, Tracey Emin, Desen Halıçınarlı, Mehmet Koyunoğlu, Katharine Libretto, Zsofia Schweger, Gaurab Thakali fotoğraflar | photography by

Nazlı Erdemirel Mert Gümren GRAFİK TASARIM | GRAPHIC DESIGN

kemankeş mahallesi, mumhane caddesi no: 46-50 kat | floor 0 & -1 karaköy, istanbul www.mixerart.com

katkılarıyla


19 Nisan April- 2 Haziran June 2018


autumn ahn

alİ Kabaş

Mustafa Akkaya

aslıhan Kaplan Bayrak

Bench allen

Mehmet Koyunoğlu

Nancy atakan

Razİye Kubat

Fİlİz Başaran

Katharine Libretto

Bora Başkan

Melİs Önalan Altıparmak

Sena Başöz

Ece Öz

Bedrİ Baykam

Cem Öztürk

Eren Bayrak

Burcu Perçİn

Ozan Bİlgİner

Zeynep Perİnçek Signoret

İsmet Değİrmencİ

Zsofia Schweger

Sİnan Demİrtaş

Erİnç Seymen

Mert Dİner

Eda Soylu

Abİdİn Dİno

Suzanne Stroebe

İpek Duben

Mİthat Şen

Tracey Emİn

alİ Şentürk

Gökçe Er

Gaurab Thakali

Nermİn Er

Fevzİ Tüfekçİ

Hayrİ Esmer

Medİha Dİdem Türemen

Umut Germeç

Sezİn Türk Kaya

Mehmet Güleryüz

Damla Yalçın

Selma Gürbüz

Kemal Yıldız

Desen HalIçınarlı

Bahar Yürükoğlu


Mixer, farklı baskı teknikleri ile üretilen işler ve limitli edisyon fikrinin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması konusunda Türkiye’nin en uzun soluklu projelerinden biri olan Printed’ın dördüncüsünü düzenliyor. İlk üç yıl farklı dönem ve coğrafyalardan eserler sergilenirken bu sefer sanat tarihi içerisinde en az 500 yıl boyunca yer alarak çeşitlenmiş baskı tekniklerine odaklanıyoruz. Gravürden litografiye, serigrafiden üç boyutlu yazıcılara kadar farklı tekniklerle üretilen eserleri gösterirken, baskı işlerin arka planındaki yaratıcı sürece ve seçilen tekniğe göre son derece karmaşık olabilen ve ciddi ustalık gerektiren üretim detaylarına ışık tutabilmeyi amaçlıyoruz. Kendi içinde sanatçılara çok zengin üretim seçenekleri veren baskı dünyası aynı zamanda belirli bir sayıda çoğaltılmaya imkan sağlayarak sanatseverlere geniş bir yelpaze de sunmuş oluyor.

Mixer presents the fourth edition of Printed, one of Turkey’s most long-term projects for developing and disseminating printed artworks and the idea of limited edition. While the works of the first three exhibitions were selected from different periods and geographies, this time we focus on the printing techniques that have been diversified over the course of 500 years in art history. In the exhibition we show works produced with various techniques ranging from etching to lithography, from serigraphy to three-dimensional printers. In doing so, we aim to shed light on the creative processes behind the prints and on the production details, which can be extremely complicated and require serious craftsmanship based on the selected technique. The printing world, which provides very rich production opportunities for artists, also offers art lovers a wide range by allowing a certain number of reproduction.

Mixer Editions markamızla gittikçe genişlettiğimiz limitli edisyon portföyümüz Mixer’in sanatı daha çok kişinin hayatına sokma misyonunu da doğrudan destekliyor. Umarız bu seneki seçkiyi beğenir, düzenlenecek atölye ve söyleşilere katılarak baskı teknikleriyle daha yakından tanışabilir ve bizler gibi baskının çok renkli dünyasını daha da fazla seversiniz.

Our limited edition portfolio, which we have been expanding with our Mixer Editions brand, directly supports Mixer’s mission to make art a part of more people’s lives. We hope you enjoy this selection and get acquainted with printing techniques by participating in the workshops and conversations we organize, and like us, further embrace the vibrant world of prints. Hamit Hamutçu


Renkler kağıda dokunur ve sonsuz bir iz bırakır. Çoğalan desenler kağıdın dokusuyla bütünleşir ve yeni bir form yaratır. Tıpkı baskı işlerin yola çıkış hikayesinde olduğu gibi, Printed sergisi edisyonlu bir sergi olarak her yıl bambaşka bir seçkiyle izleyiciyle buluşuyor. Serginin 4. edisyonunu gerçekleştirirken odak noktamız özgün baskıdan modern metotlara kadar farklı baskı tekniklerini bir araya getirmek ve görünür kılmaktır.

Colors touch the paper and leave an infinite mark. Multiplying designs become one with the texture of the paper and create a new form. Similar to the story of how printed works come about, the Printed exhibition meets the audience with a new selection of editions every year. At the forth edition of the exhibition, our focus is to bring together and make visible different printing techniques, from original editions to modern methods.

Bu sergi ile birlikte resim yapabilmenin ve baskı tekniği uygulamanın diyalektiğinde, yüz yıllar öncesine dayanan ve gelişerek bugüne kadar gelen bir geleneğin içinde barındırdığı özveriyi izleyiciye aktarmayı hedefliyoruz. Özgün baskıda detaylar önemlidir, bu nedenle hata payına neredeyse yer yoktur. Ressam boya fırçası ve paletle değil bu kez özel bıçaklar, baskı malzemeleri ve kimyasallarla haşır neşir olur, tıpkı bir laboratuvardaymış gibi temiz çalışması ortaya çıkacak olan eserin kalitesini doğrudan etkiler. Sanatçının malzemeyi tanıması ve sindirmesi bu işin ruhunda yatar.

With this exhibition we aim to convey the commitment harbored in the dialectic of painting and printing technique application, a centuries-old tradition that kept developing into today. Details matter in original prints, which is why there is nearly no space for mistake. Instead of a painting brush and palette, the painter becomes closely acquainted with special knives, printing materials, and chemicals; as if in a lab, the painter’s diligence directly affects the artwork’s quality. The artist’s familiarity with the material lies in the core of his process.

Baskının tarihçesine baktığımızda antik dönemlere kadar uzandığını görüyoruz. Bir takım yazı ve şekilleri çoğaltmak için kullanılmaya başlanan baskı teknikleri zamanla geliştirilerek en çok Asya bölgesinde dini ve siyasi metinleri çoğaltmak için kullanılmıştır. Uzun yıllar boyunca da gazete, film afişi ve poster üretimi için matbaa alanında kullanılan özgün baskı yöntemleri ilk kez Orta Çağ’da sanatsal bir üretim olarak karşımıza çıkıyor. Üç temel eksen (litografi, serigrafi, gravür) etrafında gelişen baskı, bugün farklı malzemeler ile geliştirilerek onlarca ayrı tekniğe doğru evrilmiştir. Manuelin alternatifi olarak sanatçıların teknolojiden yararlanıp dijital baskı ve üç boyutlu edisyonlu işler ürettiğini görüyoruz. Sergide ustalardan genç sanatçılara bir çok önemli isim yer alıyor. Geçtiğimiz yıl da sergide işleri yer alan Abidin Dino ve bu yıl ilk kez seçkide yer alacak Nancy Atakan, İpek Duben, Mehmet Güleryüz’ün ipek baskıları, Sinan Demirtaş, Burcu Perçin, Nermin Er, Erinç Seymen ve masalsı karakterleri ile Selma Gürbüz’ün litografileri, Hayri Esmer, Fevzi Tüfekçi, Umut Germeç ve naif çizgileriyle Tracey Emin’in gravürleri sergideki önemli özgün baskı örneklerinden. Gravürün en bilinen tekniklerinden ağaç baskı, kuru kazıma, akuatint, linol baskı, mezotint, aside yedirme ve kolografi de sergide görülebilecek. Aynı zamanda Ali Kabaş ve Sena Başöz’ün fotoğraf çalışmaları, Ali Şentürk’ün UV baskı çalışması ve Eren Bayrak’ın gofre baskı tekniği ile ürettiği işi, Mustafa Akkaya’nın 3D print heykeli ve Eda Soylu’nun üç boyutlu edisyonlu yerleştirmesi sergide görülebilecek diğer baskı türleri. Sergi içerisinde ayrı bir bölümde Fotoğraf Uygulama ve Araştırma Merkezi (FUAM) atölyelerinde oluşturulmuş edisyonlu fotokitaplar ile Komet ve Bengisu Bayrak’ın sanatçı kitapları yer alıyor. Farklı baskı tekniklerini keşfetmeye ve özgün baskının doğasını anlamaya odaklanan Printed ‘18 yerli, yabancı ve usta, genç sanatçıların edisyonlu işlerinden geniş bir seçki sunuyor.

The history of printing goes back to ancient times. It was initially used to replicate certain words and shapes, then was developed and used, especially in Asia, to reproduce religious and political texts. Original printing techniques were first seen in the Middle Ages in artistic reproductions, and were later used in the printing press for newspapers, movie posters, and banners. It developed around three axes (lithography, serigraphy, and gravure); today, it has evolved into dozens of separate techniques, each developed with different materials. We can also see artists replace the manual by taking advantage of technology and create digital prints and 3D editions. The exhibition features many important artists from masters to young artists. Some examples of original prints are those of Abidin Dino (who was also featured in last year’s exhibition), Nancy Atakan, İpek Duben, Sinan Demirtaş, Burcu Perçin, Nermin Er, Erinç Seymen, Hayri Esmer, Fevzi Tüfekçi, and Umut Germeç, as well as Mehmet Güleryüz’s silk prints, Selma Gürbüz’s lithographies with their story-like characters, and Tracey Emin’s gravures with their naive strokes. Among the most known techniques of gravure; wood printing, dry scraping, aquatint, linoleum printing, mesotint, acid frying, can be seen at the exhibition. Additionaly, Ali Kabaş and Sena Başöz's photographic works, Ali Şentürk's UV printing work and Eren Bayrak's waffle printing technique, Mustafa Akkaya's 3D print sculpture, and Eda Soylu's three-dimensional scrolling installation is exhibited in the show. Edition photo books created in the workshops of the Photograph Application and Research Center (FUAM) and the artist’s books of Komet and Bengisu Bayrak are also featured in the exhibition. By presenting a selection of editions by native and foreign artists, by experts and young artists, Printed ‘18 focuses on discovering new printing techniques and understanding the nature of original prints. Eda Oslu Ünlü


g ra vĂźr


Gravür sözcüğü, Yunanca’da “grafikes/grafein” (yazmak/çizmek) sözcüğünden türemiştir. Tahta, linolyum, bakır, çinko, plastik vb. gibi oyulabilen ya da üzerinde iz bırakılabilen kalıpların üzerine metal uçlu aletlerle bir desen çizilir. Daha sonra kalıbın çukurlarına ya da tümseklerine bazen de her ikisine boya sürüldükten sonra oluşturulan desenin, baskı yolu ile kağıt veya daha farklı bir nesne üzerine aktarılması ile elde edilen resim tekniğidir. En eski baskı metotlarından biri ağaç gövdesinin kazınarak yüksekte kalan kısımların üzerindeki mürekkebin kağıda aktarılması ile üretilen ağaç baskıdır. Sümerler, Çinliler ve diğer birçok medeniyetten kalma oyma ve çizme sanatından fikir alarak doğan gravür sanatı Avrupa’da 15. yüzyılda görülmeye başlanmıştır. Özellikle Almanya ve Hollanda’da ağaç oyma baskı resim, yoğun bir şekilde sanatçılar tarafından tercih edilmiş ve buna karşılık okullar açılmaya başlanmıştır. Kendi içinde birçok baskı yöntemine sahip olan bu teknikte genellikle armut, kiraz, ceviz ve şimşir ağaçlarından kalıp alınmaktaydı.

The term gravure originates from the Greek word “grafikes/grafein,” which means to write or draw. It is the painting technique where a pattern is drawn upon a surface that can be carved (such as wood, linolium, copper, zinc, plastic, etc.) with metal tipped tools. Then, the ups and downs of the mold are painted and the design is pressed upon another object. One of the oldest printing techniques is woodblock printing in which the trunk of a tree is carved and the ink on the bumps left are transferred onto paper. Gravure art was first seen in 15th century Europe and took its inspiration from the carving and drawing arts of Sumer, China, and many other civilizations. Woodblock printing was popular especially in Germany and the Netherlands where schools concerned with such printing were opened. This printing technique had many variations within itself, and generally, pear, cherry, walnut trees and boxwoods were used as molds.

Woodblock printing shortly became widespread, and one Hızlı bir şekilde sanatta yaygın hale gelen ağaç baskının of the main reasons it was so high in demand was the need çok talep görmesinin en büyük sebeplerinden biri ise dini to increase the production of paintings included in religious konuların halka ulaşmasını sağlamak üzere yapılan dini story books. The technique that became popular and hikaye kitaplarına ilave edilen resimlerin çoğaltılmasına developed nearly all over Europe started to lose its popularity duyulan ihtiyaçtır. Neredeyse Avrupa’nın tamamında with the invention of litography in 1797. Then with one of hızla yayılan, popülerleşen ve gelişen teknik 1797 yılında the biggest inventions of the 19th century, photography, litografinin ortaya çıkmasıyla yavaş yavaş eski popülerliğini painting and gravure lost their tasks of documenting and kaybetmeye başlamıştır. storytelling. 19. yüzyılın en büyük Gravür, tahta, linolyum, bakır, çinko, In Turkey, especially keşiflerinden biri olan during the rule of plastik vb. gibi oyulabilen ya da üzerinde iz fotoğraf ile hikayeleşen Ottoman Emperor anlatımlar ve belgeleme bırakılabilen kalıpların üzerine metal uçlu Abdulhamit II, the palace görevleri resim ve showed great interest in aletlerle bir desen çizilmesi ve daha sonra gravürün elinden iyice this technique as well. kalıbın çukurlarına ya da tümseklerine, alınmış oldu. The first gravures to be

Genel olarak halkın giyim tarzını yansıtmalarının yanı sıra dönemin mimari yapıları da sıklıkla işlenmiştir. 1927 yılında Sanayi Nefise Mektebi’nin Güzel Sanatlar Akademisi olarak değişmesiyle birlikte gravür alanında da yeniden gelişmeler başlatılmış ve yurt dışından tekrar sanatçıeğitmenler getirilmiştir. 1937 yılında Fransız Leopold Levy resim bölümü başkanı olduktan sonra özgün baskı atölyesi kurmuş ve atölyenin sorumluluğunu Sabri Berkel’e bırakmıştır. Böylece akademide ilk defa özgün baskı sanatı için bir atölye kurulmuştur. Bu dönemde atölyede çalışan bazı sanatçılar arasında, Nuri İyem, Mustafa Pilevneli, Avni Arbaş gibi önemli isimler vardır.

Klasik ve modern gravür teknikleri diye günümüzde ikiye ayrılan tekniğin 40’a yakın alt tekniği vardır. Ağaç baskı, kuru kazıma, akuatint, mezotint, linol baskı, yumuşak vernik, asitli oyma, rölyef bunların arasından en çok bilinenlerdir.

gravure and international artist-educators were re-invited.

After the French Leopold Levy became head of the painting department in 1937, he started his independent printing studio and left it to the care of Sabri Berkel. This was the first studio opened only for printing art. Some of the important artists who worked in the studio at this time were Nuri Iyem, Mustafa Pilevneli, and Avni Arbas. Today the gravure technique is separated into two as classical and modern and has around 40 sub-techniques that include woodcut printing, drypoint, aquatint, mezotint, linocut, soft lacquer, etching, and relief.

M I X E R

bazen de her ikisine boya sürüldükten sonra Ülkemizde özellikle translated into Turkish Osmanlı Dönemi’nde oluşturulan desenin, baskı yolu ile kağıt veya were world maps made II. Abdülhamit devrinde up of six apple trees daha farklı bir nesne üzerine aktarılması ile azınlıklar ve elçiler and was made bu Haci tarafından icra edilen bu Ahmet of Tunus. The elde edilen resim tekniğidir. sanat saray çevresinde first academic examples 11 de ilgiyle karşılanmıştır. were seen in the Avrupalı sanatçı ve gezginler tarafından yapılan gravürlerin Sanayi-i Nefise School. In 1892 French educator Stanislas dışında ilk Türkçeye çevrilmiş gravürler 1559 yılında Tunuslu Arthur Napier came to teach this form of art, also called Hacı Ahmet tarafından yapılmış 6 adet elma ağacından oluşan “hakkaklık” in Ottoman. dünya haritalarıdır. Akademik ilk örnekler ise Sanayi-i Nefise In addition to reflecting society’s dressing style, gravures Mektebi’nde ortaya çıkmıştır. Osmanlı’da hakkaklık olarak also showed the architectural structures of the time. When bilinen bu sanat için 1892 yılında Fransa’dan eğitmen olarak in 1927 the Sanayi-i Nefise School became the Fine Arts Stanislas Arthur Napier getirilmiştir. Academy, new developments were made in the field of


lİ TOg RaFİ


Antik Yunanca kökenli “λίθος” Lithos (taş) ve “γράφειν” Graphein (yazmak) kelimelerinden türemiş olan litografi, yağ ve suyun karışmamasına dayalı bir düz yüzey baskı türüdür. Kireç taşı üzerine yağlı mürekkeple çizilmiş şekil ve yazıların uygun kağıtlara basılması sonucunda oluşmaktadır. Taş baskı olarak da anılan bu teknik günümüzün ofset baskı tekniğinin de başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Modern ofset litografi disiplini esaslarını taş baskı usulünden almaktadır. Kireç taşı yerini matris denilen fotokimyasal metotlarla hazırlanmış çinko ve alüminyum levhalara bırakmıştır. Litografi tekniğinin ortaya çıkışı 1796 yılında yazar ve oyuncu olan Alman Alois Senefelder tarafından tiyatro afişlerinin daha az maliyetli üretilmesi açısından geliştirilmiştir. Fakat bu teknik Vollstandiges Lehrbuch der Standrickerey (kapsamlı taş baskı kitabı) isimli esere kadar sırrını korumuştur.

The term lithography originated from the Antique Greek words “λίθος” Lithos (stone) and “γράφειν” Graphein (to write). It is the printing technique that is based on the demulsibility of oil and water. The print is achieved through drawing on like stone with ink and pressing it onto the appropriate papers. This technique is also considered the starting point of the contemporary offset printing technique where instead of lime stone, matrises (alluminium and zinc plates made through photochemical methods) are used. The lithography technique was developed by German author and actor Alois Senefelder in 1796 in order to decrease the production cost of theater posters. However this technique kept its secret until the book Vollstandiges Lehrbuch der Standrickerey (the expansive book of stone printing) was published. The lime stone used in lithography has a porous structure made up of calcium carbonate. The lime stone is formed into a 6-8 cm plate and is leveled until smooth. After drawing or writing on the surface with a special kind of ink, the stone is pressed onto paper. The ink constitutes one of the most important aspects of the print.

Uygulamayı sağlamak için kullanılan kireç taşı, kalsiyum karbonattan oluşan gözenekli bir yapıya sahiptir. 6-8 cm arasında hazırlanan levha şeklindeki kireç taşı kağıda uygulanmadan önce pürüzsüz bir hale gelene kadar tesviye edilmektedir. Pürüzsüz hale gelen yüzeye yazı ve/veya resim özel bir mürekkeple uygulandıktan Litografi, yağ ve suyun sonra kağıda bastırılır. karışmamasına dayalı bir düz Kullanılan mürekkep baskı için en önemli unsurlardan birini yüzey baskı türüdür. Kireç oluşturmaktadır.

M I X E R

The ink is oil-based and is made of a mix of Arab mystic dilution and nitric acid. A change in the color of the ink results in the change of the print’s color. In order to ensure taşı üzerine yağlı mürekkeple Yağlı yapıya sahip mürekkep good quality print, the surface çizilmiş şekil ve yazıların uygun arap sakızı eriyiğinin bir is wiped with turpentine and kağıtlara basılması sonucunda iki damla nitrik asitle then the mold is put through karışımından oluşmaktadır ve oluşmaktadır. Taş baskı olarak da water. During this process the mürekkep rengi değiştirilerek anılan bu teknik günümüzün ofset ink is emmitted everywhere farklı renklerde baskılar except for areas with water baskı tekniğinin de başlangıcı elde edilebilir. Kalıp, baskıya because of its oil base. Finally olarak kabul edilmektedir. hazırlandıktan sonra baskı the mold is pressed on paper 13 kalitesinin sorunsuz olması and the intended design is için önce yüzey terebentin ile silindikten sonra kalıp achieved. In the beginning this technique was done by sudan geçirilir. Gözenekli yapısından dolayı yüzeydeki hand but with the development of technology, it began resim ve/veya yazılar dışındaki tüm kısımlar suyla being produced by machines. dolar. Bu süreçte baskı taşına sürülen mürekkep yağlı Lithography was first seen in Turkey in 1831. The yapısından dolayı sulu kısımlar dışındaki tüm alanlar first lithography studio was established in Istanbul tarafından emilir. Son olarak kalıp kağıda bastırılarak University by the French Henry Cayol during the rule istenilen baskı elde edilmiş olur. İlk zamanlar elle of Sultan Mahmut II. It was used initially for military uygulanan bu yöntem teknolojinin gelişmesiyle training books and then for the reproductions of makineler yardımıyla uygulanmıştır. representations of folklorik tales. Antonie Zellich and Tekniğin ülkemizdeki ilk yansımaları ise 1831 yılında görülmüştür. İlk taş baskı atölyesi bugün bilinen ismiyle İstanbul Üniversitesi’nde II. Sultan Mahmut döneminde İstanbul’a gelen Fransız Henry Cayol tarafından kurulmuştur. İlk başta askeri eğitim amaçlı kitaplar için kullanılırken zamanla kaynağını halk kültüründen almış anlatım resimlerinin çoğaltılması için kullanılmıştır. Türk baskı resmin gelişiminde Cayol ailesinden sonra başta Antonie Zellich olmak üzere oğlu Greguar Zellich önemli bir yere sahiptir. Şu anda birçok sanat okulunda litografi atölyesi bulunmakta fakat bölüm olarak varlığını sadece Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde devam ettirmektedir.

his son Greguar Zellich also played an important role in the development of Turkish lithography printing. Currently many art schools house litography studios but it is a department only in Eskisehir Anatolia University.


se rİg RaFİ


Serigrafi, latince “sēricum” (kumaş) ve antik yunanca “ γράφειν” Graphein (yazmak) kelimelerinden türemiş, bir mürekkebin kalıbın delik kısımlarından baskı altı malzemesi üzerine aktarıldığı bir baskı tekniğidir. Teknik ilk olarak Çin’de Song Hanedanlığı (960-1279) zamanında ortaya çıkmıştır. Daha sonra önce Japonya daha sonra diğer Asya ülkelerine yayılıp geliştirildi. Avrupa’ya ise 18. yüzyılın sonlarında ulaşmıştır. Baskı tekniğinin en önemli özelliği, diğer baskı teknikleriyle basılamayan ya da basılması zor olan yüzeyler üzerine baskı yapılabilmesidir. Kısaca gazların ve sıvıların dışında her şeye baskı yapılması bu tekniğin hızlıca gelişmesini sağlamıştır. Baskı kalıbının ana malzemesini ise ipek, plastik ya da metal kılcal dokumalar oluşturmaktadır. Bu dokumaların sıklığı ise baskının kalitesini etkiler.

The term serigraphy originated from the Latin word sēricum” (fabric) and the Antique Greek word “γράφειν” Graphein (to write). It is the printing technique in which ink is transferred onto a sub-printing material through the holes in the mold. It was first used in China during the rule of the Song Dynasty (960-1279). It later spread to and developed in Japan and other Asian countries and reached Europe only around the end of the 18th century. Serigraphy allows printing on surfaces that are hard to or impossible to print on with other techniques. It can print on anything excluding gases and liquids, which is why it spread and developed so fast. Usually the main materials for the mold are made of silk, plastic, or metal capillary weaving. The frequency of these weaves affect the print quality.

Serigrafi; ipek baskı, film-druck, şablon baskı Serigraphy is also know as silk print, film-druck, adlarıyla da bilinmektedir. Kalıbının hazırlanması and schema print. During the preparation for the mold, sırasında dokuma üzerine ışığa duyarlı emülsiyon, ince light-sensitive emmulsion is spread on the weaving in bir tabaka halinde sürülür ve kurutulur. Üzerine film a thing layer and is dried. A film is exposed and put on koyulup pozlandırılır ve suyla banyo edilir. Resim ve/ top and then it is bathed in water. The emmulsion layer veya yazının olduğu yerdeki emülsiyon tabakası poz where there are drawings don’t see pose thus they görmediğinden çözünür ve dissolve and are thrown away banyoda atılır. in the bath. Serigrafi; ipek baskı, film-

druck, şablon baskı adlarıyla da bilinmektedir. Kalıbının hazırlanması sırasında dokuma üzerine ışığa duyarlı emülsiyon, ince bir tabaka halinde sürülür ve kurutulur. Üzerine film koyulup pozlandırılır ve suyla banyo edilir. Resim ve/veya yazının olduğu yerdeki emülsiyon tabakası poz görmediğinden çözünür ve banyoda atılır.

Asya menşeli bu sanat 1915’de ilk fotografik yöntemin bulunmasıyla yeni bir hayat kazandı. Tekstil endüstrisi bu yeni yöntemi benimseyerek gelişimine oldukça önemli bir katkı sağladı. 1920’lerde tasarımcılar foto şablonla çalışmaya başladılar. 30’larda Amerika ve Avrupa’nın çeşitli yerlerinde serigrafi çok amaçlı kullanılmaya başlandı. Kişisel atölyeler açıldı. İşlevsel ve sanatsal amaçlı olarak kullanılan bu teknik 1947 yılında Fransa’da renkli hale geldi. Ülkemizde uygulanmaya başlanmasına kesin tarih vermemekle birlikte Avrupa’daki gelişimlere paralel olarak çalışmalar yapıldığı gözlenmiştir. II. Dünya Savaşı sonrasında malların markalanarak işaretlenmesine çok uygun bir baskı tekniği olması nedeniyle bizde de benzer amaçlarla kullanılıp yaygınlaşmıştır. 1950’den sonra serbest piyasa anlayışıyla reklam, tanıtım ve grafik uygulamalarda kullanılmaya başlanan teknik daha sonra resim alanına geçmiştir. İlk kullanan sanatçılar arasında en önemli isimlerden biri Bedri Rahmi Eyüpoğlu’dur. Çağdaş sanatçılar arasında ise Süleyman Saim Tekcan, Devrim Erbil gibi isimler bulunmaktadır.

The hoop reaches the printing floor by closing the other areas in such a way that the desired areas of the hoop are opened by the special method and passing the printing paint over the hoop through the thin spaces by stripping. Then, once the printing process is complete, it is cleaned by selulosic solvents and is made ready for another print.

The Asian originated technique resurfaced with the invention of photographic method. The textile industry helped the development of this new technique by embracing it. During the 1920s artists started working with photo schema. In the 30s, serigraphy was use multipurposefully around America and Europe. Personal studios were opened. The technique that was both functional and artistic became colorful in France in 1947. In Turkey, the exact date of the first use of serigraphy is unknown, however its development was similar to that in Europe. It was a very appropriate printing tecnique to mark goods after World War II; it followed a similar function in Turkey, too. With the liberal economy after 1950, serigraphy was used in advertisements and graphical applications. Bedri Rahmi Eyipoğlu was among the first artists to use it. Contemporary artists who use serigraphy include Sülayman Saim Tekcan and Devrim Erbil. Tarihçeleri Derleyen Compiled By Özhan Kakış

M I X E R

Gerilen kasnak özel yöntemle resmedilmesi istenilen yerlerin açık kalacak şekilde diğer alanların kapatılması ve baskı boyasının kasnağın üzerinden ince boşluklardan sıyırma yoluyla alt tarafa geçirilmesi ile baskı zemine ulaşır. Daha sonra baskı işlemi tamamen bittikten sonra selülozik solventler yani çözücüler tarafından temizlenir ve başka bir baskı için hazır hale getirilir.

15


autumn ahn M I X E R

16

mahzen perisi IV (xerox lithmaster fotoğraf baskısı serisinden) basement nymph IV (xerox lithmaster photographic print series) (2013) dut lif kağıdı üzerine plastik toner ile mono baskı toner plastic and mulberry fiber paper, monoprint 63 x 48 cm


M I X E R

17


Mustafa akkaya M I X E R

18

tipolojiler serisi no:17 typologies series no:17 (2017) 3D yazıcı ile üretilmiş ABS plastik 3D print out ABS plastic 35 x 21 x 41 cm, ed. 10+1AP.


Bench allen M I X E R

19

Vogel (Avian II) (2018) 200 gr beyaz heritage kağıt üzerine iki renkli ipek baskı two colour screenprint on heritage white 200 gsm paper 20 x 20 cm, ed. 20


Nancy atakan M I X E R

20

kรถy ve mor รงiรงekler village and purple flowers (1986) serigrafi silkscreen, 50 x 70 cm, ed. 30+1AP.


Fİlİz Başaran M I X E R

21

böcek insect (1975) çinko gravür zinc etching 35 x 23 cm, ed. 30+1AP.


Bora BaĹ&#x;kan M I X E R

22

isimsiz untitled (2017) litografi lithography 35 x 72 cm, ed. 35


M I X E R

23


Sena Başöz M I X E R

24

paravan folding screen (2016) arşivsel pigment baskı archival pigment print 50 x 32 cm, ed. 3+1AP.


Bedrİ Baykam M I X E R

25

bu daha önce yapıldı this has been done before (1991) mono baskı monoprint 83 x 123 cm


Eren Bayrak M I X E R

26

izler traces (2017) gofre baskÄą gofre print 72 x 55 cm, ed. 5+1AP.


Ozan Bİlgİner M I X E R

27

masa table (2017) kağıt üzerine serigrafi silkscreen on paper 91 x 98 cm, ed. 3+1AP.


Sİnan Demİrtaş

M I X E R

28


ayaklar feet (2006) litografi lithography 39 x 85 cm, ed. 10

M I X E R

29


İsmet Değİrmencİ M I X E R

30

güney rüzgarları southern winds (2009) litografi lithography 50 x 70 cm, ed. 35+1AP.


Mert DÄ°ner M I X E R

31

isimsiz.gp1, lovely fucking greys serisinden untitled.gp1 from the series lovely fucking greys (2017) serigrafi silkscreen, 70 x 55 cm, ed. 33+1AP.


abİdİn DİnO M I X E R

32

son izler final traces (2012) tek renkli ipek baskı, numaralı ve mühürlü single-color silkscreen, numbered, stamped 82 x 55 cm, ed. 100


M I X E R

33


Ä°pek Duben M I X E R

34

Kosova I Kosovo I (2010) serigrafi silkscreen 60 x 80 cm, ed. 35


Tracey Emİn M I X E R

35

kapalı closed (2013) somerset beyaz kağıt üzerine gravür etching on somerset soft white 38 x 36,5 cm, ed. 200+1AP.


Gökçe Er M I X E R

36

bir vücutta iki parça two parts in one body (2018) litografi lithography 73 x 60 cm, ed. 37+1AP.


M I X E R

37


NermÄ°n Er M I X E R

38

isimsiz untitled (2018) litografi lithography 47 x 78 cm, ed. 35


HayrÄ° Esmer M I X E R

39

isimsiz untitled (2009) gravĂźr etching 34,5 x 34,5 cm, ed. 35


Umut Germeç M I X E R

40

aylı dikit stalagmite under the moon (2013) tümsek baskı (X6) relief printing (X6) 100 x 70 cm, ed. 11


M I X E R

41


Mehmet GĂźleryĂźz M I X E R

42

isimsiz untitled (1977) serigrafi silkscreen 47 x 60 cm, ed.100


Selma Gürbüz M I X E R

43

femme III litografi lithography 75 x 55 cm, ed. 75+1AP.


Desen Halıçınarlı M I X E R

44

Taksim tarlasında Gezi walking at Taksim square (2017) linol baskı linocut 70 x 100 cm, ed.10+1AP.


Alİ Kabaş M I X E R

45

Yumurtalık 3 (2016) arşivsel pigment baskı archival pigment print 100 x 150 cm, ed. 5+1AP.


aslıhan Kaplan Bayrak M I X E R

46

isimsiz untitled (2013) ağaç ve linol baskı woodcut and linocut 40 x 35 cm, ed. 16


Mehmet Koyunoğlu M I X E R

47

çiçeğin tutkusu serisi la passion des fleurs (1992) gravür etching 35 x 25 cm, ed. 30+1AP.


Razİye Kubat M I X E R

48

yan yanayız, sırt sırtayız, babam tavşan olmuş ben kedi! serisinden we are side by side, back to back, from the series daddy is a rabbit and i am a cat! (2004) ağaç baskı woodcut print, 30 x 40 cm, ed. 50


M I X E R

SaNaTÇILaR aRTISTS

49


AUTUMN AHN Ahn’ın atölye pratiği, araştırma odaklı ve oldukça multidisiplinerdir. Sanatçı, performans ve videoyu, insanın tarihiyle ve felaketlerden, ritüellerden, hafızadan anlam çıkaran inanılmaz kapasitesiyle ilişkisini göstermek için kullanır. Hem buluntu hem de orijinal görseller ve işitsel öğeler kullanan Ahn’ın deneysel işleri, canlı mekanlarda var olan uzaklık spektrumlarını katılımcı içerik ve maddesellik yoluyla araştırır. Haloid Standart Format Kamera #4, aracı bir kopya makinesidir ve Xerox makinelerinin öncüsüdür. Kameranın sistematik işlevi tarafından tanımlanan boşluğa dikkat çekerek Ahn, gerçek mekan ile "dönüşen" arasındaki aralıkta performansını gerçekleştirir. Ritim, hareket, üsluplar ve nefeslerin ayarlanmasıyla birlikte kağıda pozitif bir baskı olarak yansır. Autumn Ahn (d. 1986, Philadelphia, ABD) şu anda Harvard Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde öğretim üyesidir. İşleri Cine Tonalá ile Fería ARTBO (Bogota Sanat Fuarı)’da, Centre National d’Art Contemporain-Grenoble; İstanbul Büyükelçiliği ile WRONG Bienali’nde; Gallery Space Debris ile Contemporary İstanbul’da, Maison du Portugal, Cité Universitaire, Paris; AIDS Eylem Komitesi ile Miami Art Basel’de, Montserrat College of Art & Design, Boston’s City Hall Plaza’da gerçekleşen HUBweek’de ve Brooklyn’deki The Chimney’de sergilendi. M I X E R

50

Ahn’s studio practice is largely multidisciplinary and research-based, using performance and video to address humanity’s splintered relationship with histories and its fantastic capacity to layer meaning from disaster, rituals, and memory. Using both found and original imagery and sounds, her experiential pieces investigate the spectrums of distance present in live spaces through participatory content and materiality. The Haloid Standard Format Camera #4 was an intermediary copy machine, a predecessor to the Xerox machine. Addressing the space defined by the systematic function of the camera, Ahn performed within its intervals of translation between real space and translation. Arranging cadence, movements, mannerisms, and breaths, to finally rest together composed as a positive print on paper. Autumn Ahn (b.1986, Philadelphia, USA) is currently a Fellow within the Department of Philosophy at Harvard University. Her pieces have been presented at Cine Tonalá for Fería ARTBO (Bogota Art Fair); Centre National d’Art Contemporain-Grenoble; Istanbul Embassy, WRONG Biennale; Contemporary Istanbul with Gallery Space Debris; Maison du Portugal, Cité Universitaire, Paris; Art Basel, Miami for the AIDS Action Committee; Montserrat College of Art & Design, with Castledrone for HUBweek in Boston’s City Hall Plaza and with The Chimney in Brooklyn, NY.

MUSTAFA AKKAYA 3D tarayıcı ve yazıcılarını kendisi tasarlayan Akkaya, sanatsal üretimlerini de bu cihazlar ile yapmaktadır. Sanatçının gündelik hayattaki karakterlerden oluşturduğu Tipolojiler Serisi, 3D tarama fotogrametri tekniği ve 3D yazıcı teknolojilerinin bir arada kullanımı ile dijital ortamda müdahale edilerek oluşturulmuştur. Seride yer alan karakterler duruş ve tavırlarıyla her gün otobüs durağında karşılaşabileceğimiz kişileri anımsatırken, bazı uzuvlarındaki modifikasyonlar onları farklı bir kişiliğe büründürmektedir. Mizahla birleştirdiği üslubu ile toplum içerisinde bireylerin ne kadar edilgen olduğuna dair vurgu yapar. Mustafa Akkaya (d. 1976, Ankara), 2012 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Heykel Sanatta Yeterlik programından mezun oldu. Sanatçı, 2014 yılından beri Trakya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. İkisi yurt dışında olmak üzere 5 kişisel sergi açan sanatçı, ulusal ve uluslararası birçok çağdaş sanat fuarı, sergiler ve sempozyumlara katılmıştır. Sanatçı halen İstanbul’daki atölyesinde çalışmalarına devam etmektedir. Akkaya uses 3D scanners and printers, designed by himself, to create his artistic productions. The Typologies Series was created from everyday characters, and was produced through the combination of 3D scanning photogrammetry technique and 3D printer technology, and manipulated digitally. While the characters in the series remind us of the people we can meet at the bus stop every day, with their stances and attitudes, the modifications of some limbs transform them into different personalities. The manner in which he combines his tone and style with humor place emphasis on the passivity of individuals in society. Mustafa Akkaya (b. 1976, Ankara) graduated from the Sculpture Art Proficiency Program at Mimar Sinan Fine Arts University in 2012. The artist is a member of faculty in the Department of Sculpture, Faculty of Fine Arts at Trakya University since 2014. He has opened 5 solo exhibitions, two of which were abroad, and participated in many national and international contemporary art fairs, exhibitions and symposiums. The artist is still working at his studio in Istanbul.

BENCH ALLEN Bench Allen, Plymouth College of Art illüstrasyon ve baskı mezunu olup Londra’da yaşamına ve çalışmalarına devam etmektedir. Doğa Ana tarafından yetiştirilen ve denizle evlenen işleri, doğal ve doğal olmayan dünyanın güzelliğinden esinlenmiştir. Sanatçı, kendi pratiği içinde, “sözsüz anlatı” fikrini araştırıyor, işini yoruma açık bırakıyor, ancak doğaya istikrarlı bir şekilde dayanıyor. Bench Allen is a London-based artist and an llustration and print graduate of Plymouth College of Art. Raised by Mother Nature and married to the Sea, his work is inspired by the beauty of the natural


and unnatural world. Within his practice he explores the idea of the "wordless narrative", leaving his work open to interpretation but with a consistent grounding in nature.

NANCY ATAKAN 1980-90 yılları arası daha çok sulu boya, akrilik boya, serigrafi ve üç boyutlu tahta üzerine varak, fotokopi ve küçük nesneler içeren kolajlar yapan Nancy Atakan, o dönemde Lebriz Nişantaşı, Artizan Ortaköy ve MD Galeri Taksim’de üç kişisel sergi açtı. 1990-95 yılları arası Mimar Sinan Üniversitesi’nde doktorasını tamamlayıp sanat pratiğini değiştirdi. 1998 yılında Süleyman Saim Tekcan’ın serigrafi atölyesinde sulu boya desenlerinden esinlenerek eserler üretti. Sanatçının bugünkü pratiği o günlerden bazı izler taşıyor. 1980 yıllarında yazılan bir basın bülteninde Atakan “Benim için yaşayan yapım süreci, bitirilmiş üründen daha önemli...” diyor. Atakan bugün de süreç ve kavramı bitmiş eserden daha çok önemsiyor. Atakan son yıllarda ise nakışa olan ilgisine geri döndü. Nancy Atakan, 1980-90 yılları arasında Lebriz Nişantaşı, Artizan Ortaköy ve MD Galeri Taksim’de kişisel sergiler açtı. 1990-95 yılları arası Mimar Sinan Üniversitesi’nde doktorasını tamamladı. Ayrıca Toronto, Kanada; Philadelphia, Pennsylvania; ve Taos, New Mexico’nun yanı sıra Almanya, Mısır, İngiltere ve Yunanistan’da sergilere katıldı. Son solo sergisi “A Community of Lines” bu sene Pi Artworks’te gerçekleşti.

Nancy Atakan opened solo exhibitions at Lebriz Gallery in Nisantaşı, Artizan Gallery in Ortaköy, and MD Gallery in Taksim in the 1980s and 90s. In 1995, she received her doctoral degree from Mimar Sinan

FİLİZ BAŞARAN Sanatçının düşünce ve duyarlılığın iç içe geçtiği ince bir teknikle çinko ve bakır plaka yüzeylere iğne uçlarıyla kazarak oluşturduğu gravürlerinde, insan ve doğa yorumları ön plana çıkıyor. Kadınlar, kuşlar, aslan, odalar, batan iğneler, yanık kibritler, baharlar, dikenli bahçeler, öğrenciler, askerler, kendi hikayelerini anlatırken izleyiciye yeni bir serüven izleme olanağı sunuyor. Filiz Başaran (d. 1951, Balıkesir) 1973’te İstanbul Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu (Marmara Üniversitesi) Resim Bölümü’nden lisans diploması aldı. 1977’de Avusturya hükümetinin bursuyla Salzburg Uluslararası Yaz Akademisi’nde Prof. Jose Cuiha ile resim çalışmaları yaptı. 1987’de Çamlıca Sanat Evi’nde özgün baskı çalışmaları yaptı. 1983’te öğretim üyeliğine kabul edildiği İstanbul Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu Resim Bölümü’nde çalışmalarını sanatçı ve eğitimci olarak sürdürmektedir. Interpretations of nature and humans come to the fore in the composition of her engravings, created by scratching surfaces of zinc and copper plates with needle points, using a subtle technique in which thoughts and sensitivities intermingle. While women, birds, lions, chambers, sinking needles, burned matches, springs, barbed gardens, students and soldiers are telling their stories, it offers the viewer a novel perceptual adventure. Filiz Başaran (b. 1951, Balıkesir) graduated from Istanbul State Academy of Applied Fine Arts (Marmara University) Painting Department in 1973. In 1977 she studied painting at Salzburg International Summer Academy with Prof. Jose Cuiha. She worked at Çamlıca Printmaking Studio in 1987. In 1983 she was accepted as teacher in the same department. She has continued her work as an artist and trainer at the same institution ever since, where she is also continuing to produce her works.

BORA BAŞKAN Başkan, sanatsal üretiminde derin ve metafiziksel bir anlayışın peşinden gidiyor. “Yaşayan bir varlık olmak ne anlama geliyor? Yaşayan bir varlığa ait duyumlar nelerdir? Bu duyumları yaratan ve değerlendirilmelerini etkileyen faktörler nelerdir?” Böylece sanatçının işleri “kişisel bir konu olmaktan sıyrılıp yaşayan bütün varlıkların yaşama biçimlerini ve sebeplerini kapsayan evrensel bir konuya dönüşüyor.” Bora Başkan (d. 1982, İstanbul) bir çizim sanatçısı, illüstratör, grafik tasarımcı ve müzisyendir. Marmara Üniversitesi’nde grafik tasarımı eğitimi alarak mezun olduktan sonra günümüze kadar bağımsız bir sanatçı

M I X E R

In the 1980s and 1990s Nancy Atakan made watercolours, acrylic paintings, 3-dimensional wood collages (using gold leaf, small objects, and photocopy), and serigraphy. Between 1980 and 1990, and applying these techniques, she opened three solo exhibitions, namely at Lebriz Gallery in Nisantaşı; Artizan Gallery in Ortakoy, and MD Gallery in Taksim. After receiving her doctoral degree from Mimar Sinan University in 1995, Atakan’s art practice has transformed. In 1998, she started working in Süleyman Saim Tekcan’s serigraphy studio. The serigraph prints that Atakan made in this studio were based on the designs of her watercolours. While Atakan’s present art practice appears to be far removed from these early works, based on her statements and critique from that period, some traces of these early practices can still be found. In a press release from the 1980s Atakan said, “For me the themes of the work are secondary to the process of making, but of course, the works do have names.” In her present practice, Atakan still emphasizes process and concept over the aesthetic qualities of the finished product. In the last few years, Atakan has returned to do in depth research on Turkish embroidery and needlework.

University. She has participated in exhibitions in Toronto, Canada; Philadelphia, Pennsylvania; and Taos, New Mexico, Germany, Egypt, UK and Greece. Her latest exhibition “A Community of Lines” is realized at Pi Artworks this year.

51


ve sanat direktörü olarak çalıştı. Başkan, Türkiye’de Öktem&Aykut Galeri, Torun ve PAKT’ta kişisel sergiler açtı ve birçok uluslararası karma sergide yer aldı. In his artistic production, Başkan aims for a deep, metaphysical understanding of questions such as: “What does it mean to be a living entity? What is the sensation that belongs to a living entity? What creates the sensation, and what are the factors that affect the evaluation of sensation?” His works can thus “transform from a very personal matter to a universal one that covers all living creatures’ way of and reason for living”. Bora Başkan (b. İstanbul, 1982) is a drawing artist, illustrator, graphic designer and musician. He graduated with a degree in graphic design from Marmara University and has since worked as a freelance artist and as an art director. In addition to numerous internal group exhibitions, Başkan has participated in solo exhibitions at Öktem&Aykut Gallery, Torun, Ankara and PAKT galleries in Turkey.

SENA BAŞÖZ

M I X E R

52

Sanatçının çalışmalarında çıkış noktasını, bedeni ve yaşadığı mekan arasındaki sürtüşme oluşturur. Çalıştığı ofis ortamına karşı hissettiği yabancılaşma, bir dizi performans ve videosuna konu olmuştur. Üretimlerine devam ettikçe üzerinde çalıştığı konular politika, tarih, din, görev, toplumsal cinsiyet rolleri ve mekanla ilişkili olarak sosyal konumlara uzanır. İnsan doğasındaki yaratıklığın, insanı ve doğayı birbirine bağlayan yegane bağ olması, sanatçı için insanın en güvenilir yanını oluşturur. Çünkü organizma kendi kendini onarır ve kötüye giden her şey uzun vadede düzelmeye yönelir. Sanatçı, son dönem çalışmalarında ise dünyanın durumunu deneysel olarak anlatmanın yollarını araştırır. Travma sonrası iyileşme ve rejenerasyona odaklanır. Sergilenen Paravan başlıklı çalışması, doğaya bırakılmış medikal bir paravan metaforuyla, bizlere ayrışmak yerine birleşmeyi, zamana bırakmayı, doğanın iyileştirici gücüne inanmayı hatırlatıyor. Sena Başöz (d. 1980, İzmir) 2002 yılında Boğaziçi Üniversitesi İktisat Bölümü’nden mezun olduktan sonra 2010 yılında Bard College’da Film/Video alanında yüksek lisansını tamamladı. Çalışmaları DEPO, Siemens Sanat, Badgast, LAXART gibi mekanlarda sergilendi ve Jihlava IDFF, Cannes Film Festivali, Crossing Europe, Gran Paradiso (Progetto Natura Ödülü), Documentarist gibi festivallerde gösterildi. Frischzelle Intermedia Performans Festivali ve UnStumm gibi platformlarda performanslar gerçekleştirdi. Linz’de Atelierhaus Salzamt ve Paris’te Cite Internationale des Arts Misafir Sanatçı Programlarına katıldı. Sanatçı, Boğaziçi Üniversitesi’nde güncel sanat üzerine dersler veriyor. Yaşamına ve çalışmalarına İstanbul’da devam ediyor. The friction between the body and the artist’s lived environment serves as the point of departure for the

artist’s works. The alienation she felt towards the office environment within which she worked was the subject of a series of performances and videos. As she continues her creative endeavour, the topics that her work revolves around extends to her views on social positions in relation to politics, history, religion, duty, gender roles and space. Creaturehood - being the only bond that connects humans and nature - is the most reliable aspect of being for the artist. This is connected to the idea that the organism repairs itself, and everything that turns bad tends to recover in the long run. In her recent studies, the artist explores ways of experimentally describing the state of the world. There is a focus on post-traumatic healing and regeneration. The work titled Paravan reminds of the belief in the healing powers of nature, leaving it to time, uniting rather than separating, with a metaphor of a medical paraplegic left to nature. Sena Başöz (b. 1980, İzmir) graduated from Boğaziçi University, Department of Economics in 2002, and completed her master’s degree on Film / Video at Bard College in 2010. Her works have been featured at venues such as DEPO, Siemens Sanat, Badgast, LAXART and Jihlava IDFF, Cannes Film Festival, Crossing Europe, Gran Paradiso (Progetto Natura Award), Documentarist, and performed on platforms such as Frischzelle Intermedia Performance Festival and UnStumm. She joined the Atelierhaus Salzamt in Linz and the Cite Internationale des Arts Resident Artist Program in Paris. She currently lives and works in İstanbul, and lectures contemporary art at Boğaziçi University.

BEDRİ BAYKAM Bedri Baykam’ın eserlerinin çoğu zorunlu ve bilinçli olarak sanat çevresinin yakın geçmişini ve bugünü yansıtmasına rağmen özünde sanatçının kendi yaşamından referans almaktadır. Sanat hayatının ilk yıllarında açık kompozisyon kullanan sanatçı zamanla kapalı kompozisyona geçiş sağlamıştır. Öyle ki kompozisyondan bir figür dahi çıksa tüm sistemi kopartabilir. Aynı zamanda bu kapalı kompozisyon durumu Baykam’ın eserlerinde bir denge unsuru oluşmasına sebep olmuştur. Eserlerinde bırakılan büyük boşluklar ya da koyuluklar gözü dinlendiren bir denge yaratmaktadır. Bedri Baykam’ın (d. 1957, Ankara) işleri, altı yaşından itibaren Bern, Geneva, New York, Washington, Paris, London, Rome, Munich, Stockholm, San Francisco, Berlin başta olmak üzere tüm dünyada sergilenmeye başladı. Sorbonne Üniversitesi’nde Ekonomi, L’Actorat’da aktörlük tahsili yaptı. California College of Arts and Crafts’da Resim ve Sinema eğitimi gördü. 80’li yıllarda başlayan uluslararası yeni dışavurumculuk akımının öncülerinden olan Baykam, 1987 yılına kadar Amerika’da yaşadı. O tarihte İstanbul’a geri dönen sanatçı bugüne kadar yarısı uluslararası olmak üzere 138 kişisel sergi açtı, sayısız grup sergisine katıldı. 80’lerden itibaren politika ve erotizmi çağdaş sanat ortamına taşıdı. UNESCO’ya bağlı Uluslararası


Plastik Sanatlar Derneği’nin de kurucularından ve halen bu örgütün Türkiye Ulusal Komitesi Başkanı olan Baykam, aynı zamanda 2015 yılında düzenlenen UNESCO resmi partneri International Association of Art (IAA) 18. Dünya Sanat Birlikleri Genel Kurulu’nda Dünya Başkanı seçildi.Taksim’de bulunan Piramid Sanat’ın (2006) kurucusu olan sanatçı, çalışmalarını İstanbul’da sürdürmektedir. Although most of Bedri Baykam’s work necessarily and consciously reflects the recent past and present of the art environment, it is essentially a reference to the artist’s own life. In the early years of his art life, the artist used open composition, but has gradually switched to closed composition. So much so that even if a figure from the composition comes out, the entire system can be broken. At the same time, this closed composition situation led to the formation of a balancing element in Baykam’s works. The large voids or darkness left in his works create a balance that settles the eye.

EREN BAYRAK İşlerinde çoklu üretim için geliştirilen görsel algılama biçimlerini sorgulayan Eren Bayrak, çoğunlukla görsel medyadan toplamış olduğu hazır imgelerin kompozisyon ve grafik değerlerini manipüle ederek farklı bağlamlara yerleştiriyor. Sanatçı, özgün konumlarından koparılan bu imgeleri farklı medyumlar kullanarak yeniden inşa ediyor ve yeni anlamlar yaratarak kitle iletişim araçlarının holografik yansımalarına göre şekillenen görsel gerçekliğimizi sorguluyor. Sanatçı, fotoğrafa dair şunları söyler: "Bir fotoğrafın analojik veya kodlanmış olup olmadığını sormak iyi bir analiz yöntemi değildir. Önemli olan, fotoğrafın kanıtsal bir güce sahip olması ve ifadesinin nesneye değil, zamana dayanmasıdır." Sinemanın

Eren Bayrak (d. 1992 İstanbul) 2016 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nü bitirmiştir. Sanatçı Londra’da Goldsmiths Üniversitesi Güzel Sanatlar bölümünde yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. Questioning the forms of visual perception developed for multiple production in his works, Eren Bayrak manipulates composition and graphic values of ready-made images - which are mostly collected from the visual media - and places them in different contexts. The artist reconstructs these images, plucked from their original positions, using different mediums. In the process he creates new meanings, questioning our visual reality that is shaped by the holographic reflections of mass media. The artist talks about the photography as follows: "To ask whether a photograph is analogical or coded is not a good means of analysis. The important thing is that the photograph possesses an evidential force and that its testimony bears not on the object but on time.” Unlike cinema, the photograph holds this recorded moment of stillness, capturing and offering up for contemplation a trace of something lost, lending it a ghostly quality. In the work exhibited at "Printed", he used a photograph of traces in snow and transformed it into an embossing. The reason that he has chosen this medium is because embossing is a method of producing ghostly traces; the plate imprints its form onto paper just as foot prints constitute a trace in the snow, capturing the shadowy presence of what has been forgotten. The image reveals itself very slowly: first it has the appearance of subtle abstract forms, but as the eye begins to become accustomed to the image it perceives the traces in a manner which is similar to the way that memories constantly change and undergo transformations. Eren Bayrak (b. 1992 Istanbul) graduated from the Painting Department of Marmara University Fine Arts Faculty in 2016. The artist continues his master degree at the Goldsmiths University Fine Arts department in London.

OZAN BİLGİNER Sanatçı, illüstrasyon ve baskı sanatını, sihirbazların gerçeklikte bir kayma yaratan performanslarına benzetir. Sanatçı bu süreci şöyle açıklar: “Baskı sanatçısı da kendi sanatsal ifadesini ortaya koyacak

M I X E R

Bedri Baykam (b. 1957, Ankara) who started painting at the age of two, began to be exhibited all over the world at the age of six, especially in Bern, Geneva, New York, Washington, Paris, London, Rome, Munich, Stockholm, San Francisco and Berlin. He studied Economics at Sorbonne University, and underwent actor training at L’Actorat. He continued his education on Painting and Cinema at California College of Arts and Crafts. Baykam, who was one of the forerunners of the international new expressionist movement that started in the 80s, remained in America until 1987. The artist returned to Istanbul in 1987 and has so far made 138 solo exhibitions, half of them being international, and participated in numerous group exhibitions. From the ‘80s, he carried politics and eroticism into contemporary art environment. He is the co-founder of The International Association of Art and current president of its Turkish National Committee. The artist was elected as the World President of the IAA at the 18th IAA (Official partner of UNESCO) General Assembly in 2015. He is also the Founder of Piramid Sanat (2006) in Taksim. He lives and works in Istanbul.

aksine, fotoğraf bu kaydedilmiş anın durgunluğunu yakalar ve kayıp bir şeylerin izini izlemeye sunar. Sanatçı bu çalışmasında kardaki izlerin fotoğrafını kullanarak bir kabartma haline dönüştürür. Bu tekniği seçmesinin nedeni, ortaya çıkan kabartmaların hayalet izlerini oluşturabilmesidir. Plaka, karda iz bırakan ayak izlerinin ve unutulmuş olanın gölgeli varlığını yakaladığı şekliyle kağıdın üzerine baskı yapar. Görüntü kendini çok yavaş ortaya çıkarır. İlk önce ince soyut formların görünümü vardır. Ancak göz imgeye alışık olmaya başladıkça izleri, anıların sürekli olarak değiştiği ve değişime uğradığı şekle benzer bir şekilde algılar.

53


görselin baskısını yaparken bir kalıp/matrik kullanır. Bu kalıpta, görsel ilk önce onu temsil edecek dokuya dönüşür. Baskı aşamasından sonra ise doku, aynı sihirde olduğu gibi, bakışın zaaflarını kullanarak bir gerçeklik iddiası haline gelir.” Sanatçının Masa başlıklı baskı projesini gerçekleştirmedeki motivasyonu, baskı sanatı ile oynanan oyunun ne kadar ileri gidebileceğine dair merakından gelmektedir. Sorunları aşmak için tekniği, sadece estetik tecrübeyi ortaya çıkaran bir araç olarak görmeyi bir tarafa bırakarak kavramsallaştırmaya çalışır. Sonunda vardığı nokta ise kendi deyimiyle belki de başladığı yer olur: Öznenin bakışına karşı bir oyun. Ozan Bilginer (d. 1979 Ankara) 2001 yılında Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nü bitirdikten sonra yine aynı üniversiteden 2004 yılında yüksek lisansını tamamlamıştır. Sanatçı çalışmalarına ve hayatına Ankara’da devam etmektedir. The artist likens the art of illustration and printing to the performances of magicians, who create a shift in reality. The artist explains this process as follows: “The printing artist uses a pattern/matrix when she prints the visual to reveal her artistic expression. In this mold, the visual first becomes the texture that will represent it. After the printing phase, the texture becomes a reality claim, using the weaknesses of the eye, similar to magic.” M I X E R

54

A curiosity in how far the game played with print art can go served as the artist’s primary motivation for the creation of the printing project titled Table, which forms part of this exhibition. It attempts to conceptualize the technique to overcome the problems by leaving it aside as a tool that only reveals aesthetic experience. In the end, the point he finally reached is perhaps his initial point of departure: a play against the gaze of the Subject. Ozan Bilginer (b. 1979, Ankara) graduated from Hacettepe University, from the Fine Arts Faculty’s Painting Department in 2001. He continued to complete his masters degree at the same university in 2004. The artist currently lives and works in Ankara.

İSMET DEĞİRMENCİ Doğa karşısında ve içinde olma durumu, yaşamla ilgili bize etik yükümlülüklerimizi hatırlatan bir sınava dönüşür. İşte o anda sevgi ve nefret arasında salınan başıboş duyguların ordo amoris’le (sevgi düzeni) denetim altına alınması varoluş ile ilgili bir gereksinime dönüşür. Bu gereksinim sadece şeylerin bilgisi üzerine kurulmuş entelektüel bir yargının değil, aynı zamanda insan doğasında saklı sezgisel güdülerin de ürünüdür. Ritmik bir düzeneğe sahip cephesel uzaklık içeren, kozmik derinlikler halinde devingen oluşum hallerini yansıtan kompozisyonları hiç şaşmayan bir boşluğun denetimi altındadır. Aslında; doğanın sessizliği üzerinden varmaya çalıştığı uyum, zen sanatının odaklandığı boşluğun

ta kendisidir. Son dönem kent resimlerinde ise kent yaşamının zamanla insanın kendi varlığına yabancılaşan bir akışı yer alıyor, sesler, görüntüler öylesine geçişken ve öylesine hızlı bir titreşim kapsıyor ki insan yaşadığı mekana belli bir mesafeden bakma gereği duyuyor; aslında bu kendisiyle ve kentle kurduğu diyalog yüzeyleridir. İsmet Değirmenci (d. 1964, Marmara Adası) 1991 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü’nden mezun oldu ve ilk sergisini 1994 yılında açtı. 2002 yılında günümüze kadar Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Akademisi’nde öğretim görevlisi olan İsmet Değirmenci, Girne’de bulunan Arkın University of Creative Arts and Design’da (ARUCAD) eğitim vermeye devam etmektedir. Yaşamına ve çalışmalarına İstanbul ve Kıbrıs’ta devam etmektedir. Fighting against nature or being a part of it is a test that reminds us of our ethical responsibility toward life. It is in that moment that the uncontrolled emotions created between love and hate is transformed into ordo amoris (the regulation of love), which turns into a need for existence. This need is not only an intellectual judgment based on knowledge, but also a product of human the intuitive instincts present in human nature. His compositions that reflect the dynamic state of formation of cosmic depth has a frontal place with a rhythmic arrangement. In fact, the harmony that nature is attempting to achieve through silence is in itself the void that forms the focus point of zen art. In his recent paintings of urban cities, we can observe a stream of urban life that is alienating to human existence over time. The sounds, images and vibrations are so fast paced that the individual is forced to perceive the place where he lives from a certain distance. In fact, this created the surfaces which the individual has himself and with the city. İsmet Değirmenci (b. 1964, Marmara Island) graduated from Marmara University, Faculty of Fine Arts, Department of Sculpture in 1991. Değirmenci opened his first solo exhibition in 1994. He has been working as a lecturer at Yeditepe University Fine Arts Academy from 2002 until present. He continues to teach at Arkın University of Creative Arts and Design in Girne. He currently lives and works in İstanbul and Cyprus.

SİNAN DEMİRTAŞ Sinan Demirtaş, tek bir açıdan görülmeyen bedeni betimler. İki boyutlu yüzeyde, figür yatay ve dikey pek çok plandan (açıdan) görünür. Öyle ki figürü gözümüzle yatay ve dikey izler, mekan içindeki varlığını sorgularcasına o anını belgeleriz. Bu bir fotoğraf karesinin yapabileceği bir şey değildir. Bunun için yatayda ve dikeyde pek çok karelenmiş fotoğrafa ihtiyaç vardır. Figürün o anki durumunu detaylarla belgelemek gibidir. İzleyen göz onu her detayda belgeler ve bir araya getirir (oluşturur). Detaylar arasındaki ilişkiyi kurarken yanılsamaları


ortadan kaldırır. Figür kendi iç dünyasındayken, bedeni dışarıya çıkma eylemi (yanılsaması) içindedir. Sinan Demirtaş, (d. 1966, İstanbul) Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü’nden mezun olmuştur. 1997 yılında Sinan Demirtaş Litografi Atölyesi’ni açmıştır. 1998 yılında Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı ve halen aynı üniversitede eğitim vermeye devam etmektedir. En son geçtiğimiz sene Gaia Galeri’de “Homo Ludens” başlıklı kişisel sergi açmıştır. Sinan Demirtaş describes the figure as an object that cannot be viewed from a single perspective. On a two dimensional surface, the figure is visible from many different planes (perspectives), both horizontal and vertical. Thus, we observe the figure horizontally and vertically, in a manner questioning its existence while documenting that moment in time. Photography or one photograph cannot capture this moment, since one would need many squares at horizontal and vertical levels. However, the work documents the situation and the existence of the figure in its details. Sinan Demirtaş, (b. 1966, İstanbul) has graduated from Mimar Sinan University Fine Arts Faculty, Painting Department. He founded Sinan Demirtaş Lithography Studio in 1997. He has been a faculty member at Yeditepe University of Fine Arts since 1998. The artist’s last solo exhibition entitled “Homo Ludens” took place at Gaia Gallery.

MERT DİNER

Mert Diner (d. 1976, İskenderun) 1999 yılında Uludağ Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünü bitirdi. 2005-2007 yılları arasında ressam İrfan Önürmen ile çalıştı. 2007-2009 arasında burslu olarak New York’ta (NYSS - New York Studio School of Drawing, Painting and Sculpture) Bill Jensen ve Graham Nickson atölyelerinde eğitim gördü. Bu dönemde Princeton Üniversitesi’nde ressam ve öğretim görevlisi Eva Ascheim, ressam Carol Robb ve Graham Nickson’ın çizim maratonlarına katıldı. 2008’de Çatalhöyük kazı alanında eski medeniyetlere ait figürler üstünde çalışmalar yaptı. 2009’da Siena’da Bill Jensen’in asistanlığını yaptı. Sanatçı yaşamına ve çalışmalarına İstanbul’da devam etmektedir.

Untitled.gp1 belongs to the artist’s last series, titled Lovely Fucking Greys. The idea comes from the walls of the city, which can also be defined as eye-

Mert Diner (b. 1976, İskenderun) graduated from Uludağ University, Faculty of Mechanical Engineering in 1999. He worked with İrfan Önürmen between 2005-2007, and received a scholarship from NYSS (New York Studio School of Drawing, Painting and Sculpture) where he was trained by Bill Jensen and Graham Nickson. He participated in drawing marathons, organized by artists Eva Ascheim, Carol Robb and Graham Nickson, at Princeton University. He studied antique figures at the Çatalhöyük archaeological excavation site in 2008, and worked as Bill Jensen’s assistant in Sienna in 2009. He currently lives and works in Istanbul.

ABİDİN DİNO Çeşitli dergilerde yaptığı çizimler ve yazılarıyla halktan yana, gerçekçi bir sanat görüşünü savunan sanatçı başlangıçta Picasso’nun etkisinde kalmışsa da daha sonraları yapıtlarında özgün ve yerel bir senteze ulaşmıştır. Sanatta çok yönlülüğe inanan sanatçının üretimleri, düşünmeye ve duyguların değerlendirilmesi üzerine kurulmuştur. Sanatçı, genellikle resimlerinde rengi ikinci plana alarak duyguları daha dolaysız bir biçimde anlatabilen çizginin gücünü ustalıkla kullanmıştır. Resimlerinde gerçek ile düş, gerçek ile gerçeküstü öğelerin iç içe geçerek birbirine karıştığı görülmektedir. “Printed ‘18”de sergilenen Son İzler serisini sanatçı, “İz bırakmak. Bundan başka ne ki resim yapma dürtüsü? Her şey ellerle başladı, ellerle bitecek.” şeklinde tanımlamaktadır. Seri, neredeyse portre gibi algılanmakla birlikte, büyük, küçük, birleşen, birbirine sarılan, dolaşan eller dayanışmayı, bütünlüğü, paylaşımı dile getirmektedir. Abidin Dino (d. 1913, İstanbul), İsviçre ve Fransa’da uzun yıllar yaşadı. Robert Kolej’de gördüğü eğitimini kendini resme ve yazıya adaması sonucunda bıraktı. 20 yaşında D Grubu’nu, 26 yaşında Liman Grubu’nu kurdu. 1933’te Sovyetler Birliği’ne davet edildi, Lenfil Stüdyoları’nda Sovyet yönetmenlerle beraber yardımcı yönetmen ve sahne tasarımcısı olarak çalıştı. 1937 yılında gittiği Paris’te iki yıl kaldı. Burada, Gertrude Stein ile bir operanın dekorları üzerinde çalıştı. II. Dünya Savaşı sırasında çizimlerinde işlediği politik konulara yaklaşımı nedeniyle 1941’de Anadolu’ya sürgün edildi. Sürgünde geçen yılları onun için oldukça verimli oldu. 1951’de sona eren cezasının ardından önce Roma’ya gitti, 1952’de ise Paris’e yerleşti. Tristan Tzara’nın aracılığıyla kısa

M I X E R

Sanatçının Lovely Fucking Greys başlıklı serisi, şehrin duvarlarından, bir çeşit göz hizası gerçekliğinden faydalanır ve duvarlarda üzeri griler tarafından kapatılana, kapatılandan arta kalana odaklanır. Griler, var olanı sadece anlamını yitirene kadar kapatma kaygısı ve aciliyeti güderler. Bu sebeple de grilerin altından anlamsız kapanmamış parçalar çoğunlukla görünür haldedir. İşte tam da bu nokta plastik bir değer barındırdığı için serinin tutunduğu yerdir. Seriye ait olan isimsiz.gp1 başlıklı iş de bu fikirden yola çıkan iki boyutlu düzlemdeki temsili olmayan olasılıklardan biridir.

level reality. The series focuses on the expressions or things covered by grays on the walls and their leftovers. Greys have a concern and urgency to cover things just till the meaning disappeared. That is why it is mostly possible to see some random uncovered parts which feel like coming out under those greys. Parts that belong to something else. So this series is interested in those parts which has a plastic quality to hold on. And untitled.gp1 is just one of the nonrepresentational possibilities in the two dimensional plane, leading from that idea.

55


bir süre Picasso’nun Valluaris’deki stüdyosunda çalıştı. 1955’te Galerie Kleber’de açtığı ilk kişisel sergisini takip eden yarım asırda eserleri New York, Moskova, Amsterdam, Atina, Prag, Zürih, Milano, Roma ve Paris’in de aralarında bulunduğu pek çok farklı kentte izlendi. Paris, Musée de l’Art Moderne de la Ville, Adibin’in resimlerini koleksiyonuna kattı. 1979’da Fransa Plastik Sanatlar Derneği (UNAP) onur başkanlığına seçildi. İşleri ilk kez 1964’de İstanbul’da yer alan Galeri 1’de sergilendi. Dino’nun kişisel sergileri ardından Ankara, İzmir ve İstanbul’da devam etti, işleri sayısız karma sergide yer aldı. (Galeri Nev Ankara’nın izniyle) The artist advocates a realistic artistic view, with drawings and writings published in various magazines. Originally influenced by Picasso, he later developed a unique and local synthesis in his works. The productions of the artist - who believes in versatility in art - is based on thinking and evaluating emotions. The artist usually uses color secondarily, purposing the power of the line which expresses the feelings more directly and masterfully. Dream, reality and surreality are intertwined in his paintings. The artist has described his series Final Traces, exhibited in “Printed ‘18”, as “Leaving a trail. What else is the urge to paint? Everything has begun by hands, and it will end by hands.” While the series is almost perceived as portraits, the hands (large, small, united, intertwined, linked) express solidarity, wholeness and sharing. M I X E R

56

Abidin Dino (b. 1913, Istanbul) lived in Switzerland and France for long years. After his return to Turkey, Dino continued his education at the American high school Robert College of Istanbul, but dropped out to devote himself to painting and writing. His articles and cartoons were soon being published in newspapers and magazines. He founded the “D Group” at the age of 20 and the “Liman Group” when he was 26 years of age. He was invited to the Soviet Union, to work with Soviet directors as a scenery designer and assistant director at Lenfil Studios. He moved to Paris in 1937, where he lived for two years. There, he worked with Gertrude Stein and designed the decor for an opera. In 1941, during World War II, he was exiled to Anatolia due to his treatment of political subjects in his drawings. These were artistically productive years for him. In 1951 he was allowed to leave the country, so he first went to Rome, and settled in Paris in 1952. He entered Picasso’s atelier in Valluaris - where he worked for a short period of time - through his friend Tristan Tzara. During the fifty years that followed, his first solo exhibition took place at Galerie Klébér, Paris in 1955, and his works were displayed in a numerous world cities, including New York, Moscow, Amsterdam, Athens, Prague, Zurich, Milan, Rome and Paris. Dino’s paintings were also represented in the Musée de l’Art Moderne de la Ville collection in Paris. In 1979, he became the honorary chairman of the French Association of Plastic Arts (UNAP). His first exhibition in Turkey was held at Gallery 1

in Istanbul in 1964. His solo exhibitions continued in Ankara, İzmir and İstanbul, in addition to countless group exhibitions. (Courtesy of Gallery Nev Ankara)

İPEK DUBEN İpek Duben, enstalasyon, heykel, resim ve video sanatı yapmaktadır. Siyaset bilimi, sosyoloji ve sanat alanlarındaki eğitimi ile çalışmalarını kimlik meselesi, siyasi ve sosyal eleştiriler etrafında konumlandırır. Sergilenen Kosova başlıklı serisi göç ve değişen mekanlara değinir. 1999’da Kosova Savaşı’nın başlamasıyla oradaki etnik köken ve inançlarından dolayı insanların katledilmesini konu alır. İpek Duben (d. 1941, İstanbul) Chicago Üniversitesi'nde yüksek lisansını, New York Studio School ve Mimar Sinan Üniversitesi'nde doktorasını tamamlamıştır. Aktif sanat kariyerinin yanı sıra sanat yazarlığı, eleştirmenlik ve editörlük yapmaktadır. Son sergisi LOVEGAME, Merdiven Art Space’te 2017 yılında gerçekleşti. Yer aldığı diğer sergilerden bazıları; THEY/ONLAR video enstalasyon, Fabrica, Brighton, (2017) ve the Brighton Festival (2017); THEY/ ONLAR), Salt Galata, İstanbul, Türkiye (2015); 2012 Zilberman Gallery, İstanbul (2012). Solo sergilerin dışında katıldığı karma sergilerden bazıları; Evliyagil Müzesi, Ankara, Türkiye (2017); 13. İstanbul Bienali (2013); Poetry and Exile: British Museum (2014); 3. European International Book Art Biennale, Moskova (2014); 4. Ve 5. Bibliotheca Alexandrina International Biennale for the Artist’s book (2010, 2004); İstanbul Modern (2009,2011); The National Museum of Women in the Arts (Washington D.C. 2010); King St. Stephen Museum, (Hungary 2013,2006); 5. Uluslararası Sharjah Bienali (2001). (Pi Artworks'ün izniyle) The artist’s repertoire includes installation, sculpture, painting and video art. The focus of her works includes identity issues, and social and political criticism, bringing together her backgrounds in political science, sociology and arts. Kosovo series in the exhibition refers to the immigration of people due to their ethnic origins and beliefs during Kosovo War in 1999. İpek Duben (b. 1941, Istanbul) holds a master's degree from the University of Chicago, New York Studio School and Mimar Sinan University. In addition to being an active artist, she is also a writer and editor of many books, and has written articles on art and art critique. Her recent exhibition LOVEGAME is realized at Merdiven Art Space, Istanbul, Turkey in 2017. (2017); THEY/ONLAR video installation, Fabrica, Brighton, (2017) and the Brighton Festival (2017); THEY/ONLAR), Salt Galata, Istanbul, Turkey (2015); 2012 Zilberman Gallery, Istanbul (2012). Besides solo exhibitions she has participated in Evliyagil Museum, Ankara, Turkey (2017); the 13th Istanbul Biennial (2013); Poetry and Exile: British Museum (2014); 3rd European International Book Art Biennale, Moscow (2014); The Fourth and Fifth Bibliotheca Alexandrina International Biennale for the Artist’s


book (2010, 2004); Istanbul Modern (2009,2011); The National Museum of Women in the Arts (Washington D.C. 2010); King St. Stephen Museum, (Hungary 2013,2006); The Fifth Sharjah International Arts Biennial (2001). (Courtesy of Pi Artworks)

TRACEY EMİN Tracey Emin, yağlı boya, çizim, video ve enstalasyondan fotoğrafa, dikişten heykele birçok alandaki sanatsal üretimlerinde, hayatını ilham kaynağı olarak kullanır. Emin, ümitlerini, aşağılanmalarını, başarısızlıklarını ve başarılarını samimi ve bazen de hem trajik hem de esprili olan işlere ulaştırır. Emin’in çalışması, feminist söylem geleneğindeki yerini sağlam bir şekilde yerleştiren dolaysız ve sıklıkla cinsel açıdan kışkırtıcı bir tavır sergiler.

Using her life events as inspiration for works ranging from painting, drawing, video and installation, to photography, needlework and sculpture, Tracey Emin’s art can be described as one of disclosure. Emin reveals her hopes, humiliations, failures and successes in candid (and at times excoriating) work that is frequently both tragic and humorous. Emin’s work has an immediacy and an often sexually provocative attitude that firmly locates her oeuvre within the tradition of feminist discourse. Tracey Emin (b. 1963, London) graduated from Maidstone College of Art (1986) and the Royal College of Art, London (1989). She has exhibited extensively internationally, including solo and group exhibitions in Holland, Germany, Japan, Australia and America. In 2007, Emin represented Britain at the 52nd Venice Biennale, becoming the second female artist to ever achieve this feat. That same year, Emin was made a Royal Academician and was awarded an Honorary Doctorate from the Royal College of Art, a Doctor of Letters from the University of Kent, and a Doctor of Philosophy from London Metropolitan University. In 2011 she became the Royal Academy’s Professor of Drawing and in 2012, Queen Elizabeth II appointed her Commander of the Most Excellent Order of the British Empire for her contributions to the visual arts.

Gökçe Er’e göre, karakterlerini tanımladığı ortamı yaratması için bir araç görevi gören "motif", sıradan tüketimcilik için bir araca dönüşmüştür. Bu yüzden bu ögeyi alıp yeni bir şey olarak yeniden tanıtırken gündelik göze aşina bırakır. İşlerinde gizleme kavramı, dış çevreyi ve iç mekanı bir araya getirmenin bir yoludur. Bunu yaparak, motifin gerçekliğini bozmayı başarır. Yüksek Lisans tezini “Bir tüketim objesi olarak Motif” olarak adlandıran sanatçı, kişisel sergilerinde de bu konuya odaklanmıştır. Sergide yer alan Bir Vücutta İki Parça eserinde bir bedende iki parçayı tanımlamaktadır. Sanatçı, bir arada duran bir bütün oluşturan bu parçaların ayrı ayrı öyküleri varken yalnızca birlikte olduklarında hikayenin doğrusunun okunabileceğini savunmaktadır. Gökçe Er (d. 1982, Çorlu) 2005 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Resim Bölümü’nden mezun olduktan sonra 2009 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Resim Bölümü’nde ve eş zamanlı olarak Bologna Güzel Sanatlar Akademisi’nde yüksek lisans yaptı. Yurt içi ve yurt dışı birçok sergiye katılan sanatçı yaşamına ve çalışmalarına İstanbul’da devam etmektedir. Gökçe Er uses motif as a tool to create the environment that she needs to describe her characters. According to her, "motif" has been transformed into a tool for mundane consumerism; so she takes this element and reintroduces it as something new, whilst at the same time keeping it familiar. In her works, the concept of concealing is utilised as a way of merging the inner and outer space. Through this, she manages to distort the reality of the motif. The title of her thesis was “Motif as a visual consumption object”, and this concept has been revisited in her solo exhibitions. The work Two Parts In One Body, included in this exhibition, is related to the pieces that can only make sense together, even though they have different stories alone. Gökçe Er (b. 1982, Çorlu) graduated from the Painting Department at Mimar Sinan University in 2005. She obtained her MA degree from the Painting Department at Mimar Sinan Fine Arts University, and Accademia di Belle Arti di Bologna in 2009. She currently lives and works in Istanbul.

NERMİN ER Animasyon ile de iç içe olan sanatçının işlerinde minimal bir anlayışla yer verilen kağıt malzeme, ışık-gölge ile birleşerek bir hikaye yaratılmasını sağlar. Silüet biçiminde kurgulanan sinematografik sahnelerde, günlük hayatın içerisindeki insan, şehir, doğa gibi unsurlar yorumlanır. Alışık olduğumuz ışık ve gölge oyunlarını içeren işlerinden farklı olarak sergide 2018 yılı içerisinde Akbank Sanat Atölyesi’nde ürettiği litografi işi yer almaktadır. Nermin Er (İstanbul) 1995 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi heykel bölümünden mezun oldu. 2004 yılından beri Galeri Nev İstanbul’da (2004, 2009, 2011) düzenli olarak kişisel sergiler açmakta. Katıldığı karma

M I X E R

Tracey Emin (d. 1963, Londra) 1986 yılında Maidstone Sanat Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra 1989 yılında Royal College of Art'da eğitim aldı. Hollanda, Almanya, Japonya, Avustralya ve Amerika’da solo ve karma sergilerde işleri uluslararası alanda sıklıkla sergilendi. 2007’de, 52. Venedik Bienali’nde İngiltere’yi temsil eden Emin, bunu yapan ikinci kadın sanatçı oldu. Aynı yıl, Royal College of Art’tan Fahri doktora unvanını alarak Kraliyet Akademisyenleri listesine eklendi ve Kent Üniverstesi’nden yüksek doktora derecesi (Doctor of Letters) ve Londra Metropolitan Üniversitesi Felsefe bölümünden Fahri Doktora dereceleri almıştır. 2012’de Kraliçe II.Elizabeth tarafından sanata olan katkıları nedeniyle İngiliz İmparatorluğu’nun "Commander of the Most Excellent Order of the British Empire" ünvanını aldı.

GÖKÇE ER

57


sergiler arasında mental:KLİNİK-İstanbul (2002), Aksanat-İstanbul (2004), K2-İzmir (2005), Siemens Sanat Galerisi-İstanbul (2005), Helene Nyborg Contemporary-Kopenhag (2006), Grafist (2012) ve İstanbul Modern (2013) yer alır. Er, yaşamını ve çalışmalarını halen İstanbul’da sürdürmektedir. (Galeri Nev İstanbul’un izniyle) In the works of the artist, who is also acquainted with animation making, paper as material appears as a result of a minimalist percept and caters for the creation of a story when merged with Chiaroscuro (light and shadow). The cinematografic scenes, which are designed in silhouette-like assemblings, interpret components of daily life such as the human, urban settings and nature. As distinct from her lightshadow practice, she is participating in the exhibition, showcasing the new lithography prints which she has recently completed at the Akbank Sanat Print Studio. Nermin Er (Istanbul) graduated from the Mimar Sinan University of Fine Arts in 1995. Since 2004, she has had regular solo exhibitions at Gallery Nev İstanbul (namely in 2004, 2009, 2011). She has participated in various group exhibitions, including mental:KLİNİK-Istanbul (2002), Aksanat-Istanbul (2004), K2-Izmir (2005), Siemens Sanat GalerisiIstanbul (2005), Helene Nyborg ContemporaryCopenhague (2006), Grafist (2012) and Istanbul Modern (2013). She currently lives and works in Istanbul. (Courtesy of Gallery Nev İstanbul)

HAYRİ ESMER M I X E R

58

Hayri Esmer, çağdaş toplumun huzursuz ve tedirgin edici gerçekliğini çatışmalar üzerinden, düşünsel ve kurgusal bir çerçevede yapıtlarında konu edinir. Çalışmalarında, soyutlayıcı ve minimal bir kavrayış ile birey ve toplum arasında biçimlenen ilişkilere kendine has görsel bir yorum getirmektedir. Öteden beri, şiddet, parçalanmışlık, kapatılmışlık gibi olguları mimari ve mekan ile ilişkilendirerek bireyin huzursuz edici, kaotik dünyasını konu edinen sanatçı, son dönem yapıtlarında da bu tedirgin edici kültürel atmosferi, labirent metaforu üzerinden kendine has bir teknik ve görsellikle yorumlamaktadır. Hayri Esmer (d. 1966, Diyarbakır) 1987 yılında Gazi Üniversitesi Resim Bölümü’nden mezun olduktan sonra 1997 yılında Hacettepe Üniversitesi Resim Bölümü’nde yüksek lisansını tamamladı. 2001 yılında ise Hacettepe Üniversitesi Resim Bölümü’nde Sanatta Yeterliliğini vermiştir. Sanatçının işleri yurt içi ve yurt dışında birçok müze ve koleksiyonda yer almaktadır. Yaşamına ve çalışmalarına Eskişehir’de devam etmektedir. Hayri Esmer focuses on the restless and unsettling reality of contemporary society in his works through conflicts in an intellectual and fictional framework. In his works, he brings a unique visual interpretation of the abstraction and the minimal connection between the individual and society. The artist - who has always been involved in the unsettling, chaotic world of the individual by associating phenomena such as

violence, fragmentation and closure with architecture and space - has interpreted this unsettling cultural atmosphere in his recent works, applying his own technique and vision through the labyrinth metaphor. Hayri Esmer (b. 1966, Diyarbakır) graduated from Gazi University Fine Arts Department in 1987, and obtained his MA degree from Hacettepe University Fine Arts Department in 1997. In 2001, he received his proficiency in arts degree in the same university. His artworks have been acquired by many local and international collections. He currently lives and works in Eskişehir.

UMUT GERMEÇ Umut Germeç işlerinde insan ve doğanın bütünselliğini yorumlamaktadır. Ona göre “Elmanın kokusu yitmişse, resimden, edebiyattan, dilden, kültürden de yitirilmiştir.” Yrd. Doç. Dr. Solmaz Bunulday Hasgüler sanatçının çalışmalarını şöyle yorumlar: ”Germeç’in resimlerinde beden ve doğa arasındaki yarılmayı görürüz. Bu yarılmayı gösterirken bize doğayla insanın özdeşlik ilişkisi içinde olması gerektiğinin kaçınılmazlığını vurgulamaktadır. Aynı zamanda henüz ruhunu yitirmemiş insanları, "toplu durmaya eğilimli”, “kardeşçe” yaşayan insanları yüreklendirme çabasındadır.” Şiiri sanatsal üretiminin bir parçası olarak gören Germeç, litografi, ağaç baskı ve gravür tekniği ile ürettiği işlerle doğaya yakınlık kurmaktadır. Sergide yer alan Aylı Dikit işine de yine doğanın bir parçası olan şu an Louvre Müzesi'nde yer alan Akad kabartması, Naram-sin Steli kaynaklık etmiştir. Doğal öğeler, insanlar ve dağın oluşturduğu bütünlük işin çıkış noktasını temsil eder. Umut Germeç (d. 1963, Tokat) 1987’de Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nden mezun oldu ve gravür atölyesinden sertifika aldı. Aynı bölümde yüksek lisansını 1990’da tamamlayarak, litografi üzerine çalışmalar yaptı. Aynı üniversitede Sanatta Yeterlik Programını 2002’de “Ağacın Konu ve Teknik Bağlamında Resim Sanatı İçerisinde Yeri ve Önemi” başlıklı çalışmasıyla tamamladı. 2006-09 yılları arasında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü Gravür Atölyesi’nde ve Temel Eğitim Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 2009-2014 yılları arasında da İTÜ Güzel Sanatlar Bölümü'nde Kazı Resim dersini verdi. Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde öğretim üyesi olarak 2009 yılından beri görevini sürdürmektedir. Son dokuz yıldır, Türkiye’deki özgün baskı teknikleri ile işler üreten sanatçıları bir araya getiren "Gravürist" oluşumu ile sergiler düzenlemekte ve kitaplar yayımlamaktadır. Umut Germeç’s works provide an interpretation of the relation between people and nature. According to him, "If the scent of the apple has been lost, it has also been lost from painting, literature, language, culture." Associate Prof. Dr. Solmaz Bunulday Hasgüler interprets Germeç’s productions as


follows: "In Germeç’s paintings, we see the splitting between the body and nature. While demonstrating this distinction, it emphasizes the inevitability of the need for human beings and nature to be in an identical relationship. At the same time, it is in an effort by people who have not lost their souls to encourage people who are 'unite' and live 'fraternally'." These traces can also be observed in the work of Stalagmite Under the Moon in this exhibition. He uses poetry as a part of his artistic production and establishes close relations with nature through works produced by lithography, wood printing and engraving technique. An Akkadian relief, the Naram-sin Steli, which is currently exhibited at the Louvre Museum, served as inspiration for the work. It symbolizes the wholeness of the natural components: mountain, sun and humans.

MEHMET GÜLERYÜZ Desen çalışmaları üretim pratiğinin önemli bir bölümünü teşkil eden Mehmet Güleryüz’ün işlerinde gelişi güzel bir araya gelmiş gibi görünen ama detayları zengin bir geçmiş ile planlanmış belli belirsiz insan figürleri dikkat çekmektedir. Sanatçı desenlerinin üretim sürecinden bahsederken “Aklımda olmayan şeyler, durumlar çıkıyor ortaya. Ben bu durumları resimliyorum, herkes hikaye anlattığımı düşünüyor ama asla...“ demektedir. İstanbul Modern Sanat Müzesi direktörü Levent Çalıkoğlu, sanatçının retrospektif sergisinin kataloğu için yazdığı yazıda Mehmet Güleryüz desenlerini şu şekilde değerlendirmiştir: “İnsan olmak için içinden geçilen süreçleri, dönüşümlere tutunmak için geliştirmemiz gereken yeni mekanik uzuvlarımızı ve her şeyden önemlisi de doğa karşısındaki çaresizliğimizi görünür kılıyor.” Mehmet Güleryüz (d. 1938, İstanbul) 1966’da İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nü birincilikle bitirdi. Akademiye paralel olarak oyunculuk eğitimini farklı aktör stüdyolarında ve önemli amatör tiyatrolarda aldı. Desen ağırlıklı ilk kişisel sergisini 1963’te İstanbul’daki City Gallery’de açtı. 1970-1975 arasında devlet bursuyla gittiği Paris’te yüksek resim ve litografi eğitimi

Illustrations and design constitute an important part of the production practice in Mehmet Güleryüz’s works, which bring vague human figures that appear to have come together randomly, but with a rich and detailed history. When the artist refers to the production process of these patterns, he says “Things and situations that are not in my mind come to the fore. I'm painting these situations. Everyone thinks that I'm telling a certain story, but it is never the case.” Levent Çalıkoğlu, Director of Istanbul Museum of Modern Art, wrote about Mehmet Güleryüz's patterns in the article written for the catalog of the artist's retrospective exhibition as follows: "He uncovers the processes of being a human, our new mechanical limbs that we need to develop to survive the transformation and most importantly our despair again the nature." Mehmet Güleryüz (b. 1938, İstanbul) graduated from The Istanbul State Academy of Fine Arts, Department of Painting in 1966. He was also trained in acting whilst studying at the academy, taking part in various "actor’s studios" and important amateur theaters. He opened his first personal art exhibition, featuring drawings, in 1963 at City Gallery, İstanbul. Between 1970 and 1975 he received advanced training in painting and lithography during a state scholarship to Paris, creating his first sculptures and performance at the Pont des Arts in 1971. During that period, until 1985 when he returned to Turkey, he produced exhibitions in Paris, Brussels and New York. Güleryüz’s works has been extensively exhibited as a retrospective at Istanbul Museum of Modern Art in 2015, and have been included in major collections worldwide. The artist continues his work in Istanbul and Paris. (Courtesy of The Empire Project)

SELMA GÜRBÜZ Masallar, büyücüler, cinler ve periler, şaman ayinleri gibi öğelerden oluşan kendine has bir dünya yaratmış olan Selma Gürbüz, Ferit Edgü tarafından “hem geçmişin hem geleceğin çağdaşı” olarak tanımlanıyor. Üretiminde nerelerden ilham aldığını 2017 yılında Kaan Kemerli ile Timeout İstanbul için yaptığı röportajda, Selma Gürbüz şu şekilde anlatıyor: “Doğu ve Batı sanatını iyi biliyor ama kendimi onlara ait hissetmiyorum, aralarındaki mesafeyi ya da yakınlığı kurgulamıyorum, modernist bir alt yapım var çünkü sanat eğitimimi ilk o şekilde aldım. Bu kuvvetli alt yapının üzerine Osmanlı sanatı, İran, Türk ve Hint minyatürü, Çin-Japon sanatı, Hindistan doğası, Orta Doğu ışığı, Velázquez’in Meninas’ları, Manet, St. Petersburg bahçeleri gibi daha burada sayamayacağım sonsuz birikim durmaksızın ekleniyor.”

M I X E R

Umut Germeç (b. 1963, Tokat) graduated from Mimar Sinan Fine Arts University in 1987 and received a certificate from the engraving workshop. He completed his master’s degree in the same department in 1990 and worked on lithography. He completed his Proficiency in Arts Program, also at Mimar Sinan Fine Arts University in 2002, with the thesis title “Place And Importance In Painting Art In The Subject And Technical Context Of The Tree”. Between 2009 and 2014 he gave engraving classes at İTÜ. Fine Arts Department. He has been serving as a faculty member at the Çanakkale Onsekiz Mart University Faculty of Fine Arts, Painting Department since 2009. For the last nine years he coordinates the “Gravürist” project, which brings together the artists who create works with unique printing techniques, organizing exhibitions and publishing books.

aldı. 1985’te İstanbul’a dönmeden önce Paris, Brüksel ve New York’ta kişisel sergiler açtı. 2015’te İstanbul Modern’de geniş kapsamlı bir retrospektif sergisi yapan Güleryüz’ün yapıtları bir çok önemli koleksiyonda yer almakta ve çalışmalarına İstanbul ve Paris’te devam etmektedir. (The Empire Project’in izniyle)

59


Selma Gürbüz (d. 1960, İstanbul) 1980-82 yılları arasında İngiltere’de Exeter College of Art Design’da sanat eğitimine başladı. 1984 yılında ise Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden mezun oldu. Son solo sergisi “Karnavalesk” 2017 yılında Rampa’da gerçekleşti. Selma Gürbüz’ün işleri The British Museum, London; Galerie Maeght Collection, Paris; Santral İstanbul, İstanbul Bilgi Üniversitesi; İstanbul Modern; Project 4L, İstanbul; ve Ankara Resim Heykel Müzesi gibi önemli koleksiyonlarda yer almaktadır. Sanatçı, İstanbul’da yaşamakta ve çalışmalarını sürdürmektedir. (Galeri Nev Ankara'nın izniyle) Selma Gürbüz, who has created a unique world consisting of things like sorcerers, magicians, chimps and shaman rituals, is described by Ferit Edgü as “contemporary of both past and future”. In an interview with Kaan Kemerli at Timeout Istanbul in 2017, Selma Gürbüz explains: “I know eastern and western art well, but I do not feel a belonging to neither of them, I do not apprehend the distance or closeness between them, I have a modernist background because it is the first art education I have had. On this strong infrastructure, I add Ottoman art, Iranian, Turkish and Indian miniatures, ChineseJapanese art, Indian nature, Middle Eastern light, Velázquez’s Meninas, Manet, St. Petersburg gardens and an endless accumulation which is ceaselessly added to my works.”

M I X E R

60

Selma Gürbüz (b. 1960, İstanbul) started her BA in Art and Design at Exeter College in England in 198082 and graduated in painting from Marmara University of Fine Arts in Turkey in 1984. She has been exhibited extensively in Turkey and internationally. Her latest solo exhibition, "Carnivalesque", was exhibited at Rampa Gallery in 2017. Selma Gürbüz's works are included in several public collections, namely The British Museum, London; Galerie Maeght Collection, Paris; Santral İstanbul, İstanbul Bilgi University; İstanbul Modern; Project 4L, İstanbul; and The Painting and Sculpture Museum, Ankara. (Courtesy of Gallery Nev Ankara)

DESEN HALIÇINARLI Kent, sayılarla tasvir edilecek bir fiziksel birim olduğu kadar, kendi içerisinde sınırların çizilerek bölündüğü, gündelik tekrarlarda bu sınırların yeniden çizildiği bir resim sunuyor. Yüzyıllardır üst üste eklenen kültürlerden, kentsel dönüşümle -bir nevi yıkımla- yenilenen çehre ve sosyal çevre, İstanbul’un hafızamızdaki biçimini hızla değiştirmekte. Damar yollarının yüreğe bağlanırcasına Taksim’e bağlandığı noktanın kendi kendine kavga eden bir arenaya dönüştürülüyor olması ve uzaktan izlemeye mahrum kalmanın yansıması aslında yok olmanın diğer önermesi. Yeşile hasret sıfırdan başlama arzusunun topoğrafik görüntüsünün farklı bir belgeleme biçimi. Haritalara telefonlarımızdan ulaştığımız biçimde de Taksim Meydanı’nın “yıldızlı” görüntüsü son güncellemeye kadar dijital bir anı olarak hafızamızda.

Desen Halıçınarlı (d. 1983, İzmir) 2006 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden mezun olduktan sonra yine aynı üniversitede 2009 yılında yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. Karaköy’deki atölyesinde çalışmalarını sürdürmekte; İTÜ Mimarlık Fakültesi Güzel Sanatlar Bölümü’nde Öğretim Görevlisi olarak Gravür ve Basic Design dersleri vermekte; ajans, dergi, gazete ve kitaplar için illüstrasyonlar; mekanlar için duvar resmi, tipografik çalışmalar yapmaktadır. The city offers a portrait of itself as a physical unit, in which the boundaries are drawn by itself, and these boundaries are redrawn every day. From the culture that has been accumulated for centuries, with the urban transformation - with a kind of destruction - the refurbished face and the social environment rapidly change the shape of Istanbul in our memories. As a self-fighting arena of the roads that connect to Taksim as the vasculars connect to the heart and being forced to watch it remotely is another proposition of extinction. It is a different form of documentation of a topographic image that represents a start from scratch with a longing for the green. Taksim Square's "star" image will stay in our digital memories until the next update. Desen Halıçınarlı (b. 1983, İzmir) graduated from Mimar Sinan University Fine Arts Faculty, Painting Department in 2006 and completed her master's degree at the same university in 2009. She continues to work at her studio in Karaköy, and teaches Engraving and Basic Design courses at ITU Faculty of Architecture, Fine Arts Department. She produces illustrations for agencies, magazines, newspapers and books, and also produces wall paintings and typographic works.

ALİ KABAŞ Fotoğraflarıyla doğanın ve insan unsurunun inceliklerini göstermeyi hedefleyen sanatçıya göre fotoğraf bir seçme sanatıdır. Sanatçının eserleri, doğal dünyayı, insanları ve nesneleri yakalayıp; grafik ama aynı zamanda doğal nitelikli hikayeler anlatan; çağdaş ve geleneksel yöntemlerle izleyicisine sunan bir çeşitliliği barındırıyor. Sergide yer alan Yumurtalık 3 isimli eseri son çalışmalarında olduğu gibi paramotor ile uçarak havadan çekilmiştir. Bu teknik eşsiz bir bakış açısı ile dünya üzerinde farklı bir şekilde tecrübe edilemeyecek “seçme sanatını” uygulamasına izin vermektedir. Ali Kabaş (d. 1957, Adana) 1980 yılında Worcester Polytechnic Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra 1982 yılında Columbia Üniversitesi'nde İşletme masteri yapmıştır. Sanatçı bir aileden gelen Ali Kabaş, İstanbul merkezli bir fotoğraf sanatçısıdır. Fotoğraf dersleri verip seminerler düzenlemektedir. Birçok kez fotoğraf yarışmalarında jüri üyeliği ve başkanlığı yapmıştır. Türkiye ve Amerika’da birçok sergide eserleri izleyici ile buluşmuştur. Çalışmalarına İstanbul’da devam etmektedir.


According to the artist, who aims to illustrate the subtleties of nature and human element through his photographs, photography is ‘the art of selection”. The artist’s works include a variety of ways to capture the natural world, people and objects and present them to his audience through traditional and contemporary methods, which are graphic but at the same time a narrative of natural qualities, in order to provide the viewer with variety. His latest works, titled Yumurtalık 3, which forms part of this exhibition, were taken from the air by flying his paramotor. This unique perspective for art allows him to practice the “art of selection” in a distinctive way that cannot otherwise be experienced in our world. Ali Kabaş (b.1957, Adana) graduated from Worcester Polytechnic University in 1980, and completed the MBA programme at Columbia University in 1982. Ali Kabaş comes from a family of artists, and is a photographer based in Istanbul. He teaches photography and organizes seminars. He has been on the jury panel for numerous photography competitions. He has participated in exhibitions locally and internationally. He continues to live and work in Istanbul.

ASLIHAN KAPLAN BAYRAK

Aslıhan Kaplan Bayrak (d. 1975, Zonguldak) 1997 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Elektronik Haberleşme Mühendisliği Bölümü’nü bitirdikten sonra, 2007’de Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü’nden mezun oldu. Fevzi Tüfekçi ve Umut Germeç ile gravür atölyesinde çalıştı. Sanatçı çalışmalarına ve yaşamına İstanbul’da devam etmektedir. The perception of presence/ego is not independent from space. From this perspective, by playing on our perception of space, Aslıhan Kaplan Bayrak aims to make us feel the pleasant tension between cosmos and chaos while traveling around the boundaries of order and disorder. By composing overlapping spaces with reflections, curves and intersecting lines, the artist makes the viewer question the essence of space

Aslıhan Kaplan Bayrak (b. 1975, Zonguldak) graduated from Yıldız Technical University Department of Electronics and Communication, and pursued her artistic career at Mimar Sinan Fine Arts University Fine Arts Department, graduating in 1997. She practiced etching with Fevzi Tüfekçi and Umut Germeç. She currently lives and works in Istanbul.

MEHMET KOYUNOĞLU Koyunoğlu’nun resimlerindeki alet edevat ve onlara eşlik eden büyülü işaret ve formüller bir mekanik hayal aleminin kendisi değil, onun projelerini ve çizimlerini temsil ederler. Onun projeleri birer oyundur, hiledir. Akıl değil hayal ürünüdür aslında. Bir desene başlarken oluşacak şeyden habersiz bir kenarından başlar ve sonra ortaya bir figür çıkar. Figürün içinde bir başka hikaye, bir başka olay daha gerçekleşir. Genellikle her resimde bir görünen ve bir de ikinci planda görünen bir başka hikaye oluşur. Sanatçının resimleri Tarot kartları gibidir. Tekrar tekrar karıştırarak kurduğunuz kombinezonlarda öbür yanınızla, hayal dünyanızla, alter egonuzla, bilinçaltınızla, bilinç üstünüzle ilgili ip uçlarıyla karşılaşılır. Sergide sanatçının 1992 yılında Paris Leblanc atölyesinde hazırladığı Çiçeğin Tutkusu başlıklı gravür dizisinden bir iş yer almaktadır. Seri daha önce Galeri Nev, Galerie Tête D’or (Brüksel) ve Galeri Artimex’te (Düsseldorf) sergilendi. Mehmet Koyunoğlu (d. 1956 - ö. 2001, İstanbul), 1982 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ni bitirdi. Mezuniyetinin ardından Paris’e giden sanatçı çok geçmeden Phillippe Fregnac Galerisi’nde ilk kişisel sergisini açtı. Daha sonra Louvre Müzesi küratörlerinden Marguerite Lamy’nin tavsiyesiyle Paris Güzel Sanatlar Okulu’na kabul edildi ve iki yıl daha Paris’te kaldı. Henüz 19 yaşındayken Londra’da düzenlenen uluslararası bir grafik yarışmasında pek çok profesyonel sanatçıyı geride bırakarak ödül kazanan Mehmet Koyunoğlu’nun desenleri, Paris ertesinde Ulusal Grafik Sanatlar Sergisi’nin illüstrasyon dalında verilen birincilik ödülüne layık görüldü. 2001 yılı sonbaharında, henüz 46 yaşındayken vefat eden sanatçının retrospektif sergileri, 2004 yılında Yapı Kredi Kazım Taşkent Sanat Galerisi’nde, 2005’te ise Ankara Galeri Nev’de düzenlendi. (Galeri Nev İstanbul'un izniyle) The figures, formulas and magical signs portrayed in the works of Koyunoğlu are not mere images of

M I X E R

Varlık/benlik algısı mekandan bağımsız değildir. Sanatçı, bu düşünceden hareketle, mekan algımızla oynayarak düzen ile düzensizliğin sınırlarında gezerken kozmos ile kaos arasındaki hoş gerilimi sezdirmeyi amaçlar. Sanatçı, yansımalarla, eğrilerle ve kesişen doğrularla, mekanı üst üste kurgularken mekanın ve zamanın ruhunu sorgulatır. Resimlerindeki mekan algısı, bizi rahatsız ettiği ölçüde doğa ile bağımızı yeniden düşünmeye davet eder. Bir ahşap plaka ve iki linolyum plakadan (biri iki kez farklı renklerde) oluşan bu baskıda ayrıca yaprak dokusu alınarak kolaj tekniği de kullanılmıştır. Bu özgün baskı işinin edisyonları aynı kalıplar ve aynı formda fakat farklı renklerde üretilmiştir. Klasik baskı tekniğinden farklı olarak her bir edisyon aslında tektir. Konu olarak ağaç formu ile merdiven soyutlaması, doğal olan ile insan yapısının karşıtlığını vurgular.

and time. The sense of space created in her paintings invites us to reconsider our bonds with nature - in other words our sense of being - to the extent that it disturbs us. Her print being exhibited consists of a wooden plate and two linoleum platters (one in two different colors), as well as collage technique with leaf tissue. The various editions were produced in the same molds and form of this original print, but in different colors. Unlike classical printing techniques, each edition is actually unique. As a matter of fact, the tree form and ladder abstraction emphasize the contrast between the natural and human constructs.

61


his mechanical dream world, but they represent his projects and drawings. They are products of the brain and not emotions. As he starts a pattern, unaware of what will emerge, the figure appears. There is a different scenario happening behind the figure. In each painting, there is a story that comes to the fore and another that is hidden. His paintings are like Tarot cards. Everytime you shuffle the deck, you can create a combination which will reveal secrets from your alter ego, subconscious and supraliminal mind. Between 1990 and 1991, the artist was engaged in etching in Belgium, and in 1991 he was invited to the Print Biennial in Japan. His series of etchings, entitled “The Passion of the Flower”, produced by the artist at the Paris Leblanc atelier in 1992, were exhibited at Gallery Nev, Galerie Tête D’or (Brussels) and at Gallery Artimex (Düsseldorf).

M I X E R

62

Mehmet Koyunoğlu (b. 1956 - d. 2001, İstanbul) graduated from the National Academy of Fine Arts in Istanbul in 1982, and traveled to Paris shortly after. There he immediately opened his first solo exhibition at Galerie Phillippe Fregnac. Later, through the recommendation of Marguerite Lamy, one of the curators of the Louvre Museum, he was accepted to the École de Beaux-Arts, and remained in Paris for a further two years. At the early age of 19, Koyunoğlu’s drawings surpassed that of many professional artists, and won him the award at an international graphics contest held in London. While in Paris, his designs won him the first prize in the illustration branch at the National Exhibition Graphic Arts. In the autumn of 2001, the artist passed away at the young age of 46. His posthumous retrospective exhibitions were organized in 2004 at the Yapı Kredi Kazım Taşkent Art Gallery in Istanbul and in 2005 at Gallery Nev in Ankara. (Courtesy of Gallery Nev İstanbul)

RAZİYE KUBAT Serilerini oluştururken masalsı hikayeler, rüyalar, kitaplar ve doğadan beslenen Kubat’a göre onu resim yapmaya iten ilk dürtü "oyun"du. Oluşturduğu renkler ve dokular aslında bu oyunun ve hikayenin bir parçası olarak içgüdüsel ilerliyordu. İlk dönem üretimlerinde kağıt ile çalışan sanatçı daha sonra ahşap oyma, ağaç baskı, tuval, fotoğraf ve video ile pratiğini zenginleştirdi. Sergide yer alan Babam Tavşan Olmuş Ben Kedi! isimli 14 sayfadan oluşan kitabın her bir sayfası bir ağaç baskı olup sergide hem kitap hem de eser olarak yer alacaktır. Kubat, ağacın ve doğanın kendisi için önemini şu şekilde anlatıyor: “Galiba ben ağaca dokunmasını seviyorum, seyretmesini seviyorum, dost olduğunu düşünüyorum.” Raziye Kubat (d. 1968, Malatya) 1989 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü’nden mezun oldu. Pratik Gravür Atölyesi’nde gravür konusunda uzmanlaştı ve eğitimler verdi. Kubat birçok kişisel sergi düzenledi, yurt içinde ve yurt dışında birçok karma sergiye katıldı. Sanatçı, her bir parçayı farklı kavramsal bağlamlar ve deneysel uygulamalar altında sergilemekle ilgileniyor. Yaşamına ve çalışmalarına İstanbul’da devam ediyor.

According to the artist, who drew inspiration from fairy tales, dreams, books, and nature while creating the series, the first impulse urging her to draw was the notion of “game”. The colours and textures created during the production of these works were instinctive, forming part of a game and a story. In the early days, the artist worked with paper and then enriched her productions with wooden carving, wood printing, canvas, photography and video. Each page of the book, which consists of 14 pages and is entitled Daddy is a rabbit and i am a cat!, is printed as a woodcut and will be exhibited both as a book and as a work of art in itself. Kubat describes the importance of the tree and nature for herself as follows: “I guess I love to touch the wood, and I love watching it. I perceive it as a friend.” Raziye Kubat (b. 1968, Malatya) graduated from the Painting Department at Mimar Sinan Fine Arts University in 1989. She studied in Practical Engraving Ateliers and specialized in engraving. Kubat held several solo exhibitions and participated in many group exhibitions in Turkey and abroad. The artist is frequently interested in exhibiting her pieces under different conceptual contexts and experimental practices. She continues to live and work independently in İstanbul.

KATHARINE LIBRETTO Libretto’nun işleri hem kırsal hem de kentsel çevrelerde doğal ve insan yapımı öğelerin bir arada bulunmasına yönelik bir ilgi ile körükleniyor. Sanatçı çalışmalarında zamanın belirli noktalarındaki kent ve doğa manzaralarını yeniden kurarak betimler ve yorumlanmasını gözlem ve hayal gücünün olasılıklarına açık bırakır. Geçmiş ya da bugünden yola çıkan bu çalışmaların temel karakterini ise mekanın kimliği oluşturur. Libretto’nun gerçek ve hayali mekanların iç içe geçtiği çalışmaları, izleyiciye eşsiz bir algılama alanı açmaktadır. Katharine Libretto, 2007’de New York’taki C.W. Post Koleji, Long Island Üniversitesi’nde Grafik Tasarım alanında yoğunlaşarak Güzel Sanatlar Lisans derecesini aldı. 2009-2011 yılları arasında New York City’de Görsel Sanatlar Okulu’nun Sürekli Eğitim programında tam zamanlı baskı yapma pratiğini geliştirmek için Londra’ya taşındı. 2012 yılında Camberwell College of Art, University of the Arts’ta yüksek lisans onur derecesi aldı. The artist’s practice is fueled by an interest in the coexistence of natural and man-made elements in both rural and urban environments. Through observation and imagination, the work views and deconstructs landscapes and cityscapes at a particular point in time, but allow for many possible interpretations. Along with time - both historical and contemporary - an identity of place is a key characteristic of her work, providing a unique perception and understanding. It offers a composite of real and imagined places, fused into compositions that could be everywhere and anywhere.


In 2007, Katharine Libretto obtained her Bachelor of Fine Art, specialising in Graphic Design, from C.W. Post College/Long Island University in New York. From 2009-2011 she studied at The School of Visual Arts’ Continuing Education program in New York City until she moved to London to develop her printmaking practice full time. In 2012 she completed Masters degree in printmaking with Merit from Camberwell College of Art/University of the Arts London.

MELİS ÖNALAN ALTIPARMAK Eserlerinin ortak özelliği, mantıklı olmayan çizgi ve formlarla nesnelere çağrışım yapan görüntüler elde ediyor olmasıdır. Hafızaya kazınan silik görüntülerin dışa vurumu olan karalamalar, çizgiler halinde birleşerek formlar haline gelir. Doğa ve yapay dünyanın birleşiminin insanla olan etkileşimi, hayali ve bazen illüzyon yaratan soyutlamalarla ifade kazanıyor. Hepsi farklı sahneler halinde bir araya geldiğinde, bir hayal dünyasının temsili haline geliyorlar. Bu da izleyicinin hayal dünyasıyla kendi hikayesini oluşturmasına olanak tanıyor. Sergide yer alan işleri, iğne uç kullanılarak çinko plaka üzerine gravür tekniğiyle çizilen anlamsız görünümlü özgür çizgilerden oluşur. Çizgilerin kırılgan hareketi ve ton farklılıkları ile yeni katmanlar oluşur. Bu yaklaşım, bir imgenin daha derindeki anlamdan gelen baskınlığını, baskıcılığını ve yüzeysel estetik görüntüsünü sorgulamaktadır.

Achieving images that evoke specific objects composed of irrational lines and scribbles is the common feature of her artworks. The outlines of obscure images, which are scraped into memory, become forms merging into lines that create the whole. The interaction of nature and the artificial world with the human being is taking on a new meaning, through imaginative and sometimes illusional abstractions. When they all come together as different scenes, they become representations of an imaginary world. This allows the viewer to create his/her own story in this imaginary world. The works in this exhibition are made up of free lines drawn with a needle point and drawn on a zinc plate using the gravure technique. New layers are formed with the fragile motion and tone differences of the lines. This approach questions the dominance, the oppression and the superficial aesthetic appearance of an image. Melis Önalan Altıparmak (b.1989, Istanbul) has completed her masters degree at University of Arts London, in 2014, after graduating from

ECE ÖZ Sıklıkla defter tutan sanatçı, bu defterlerde karşılaştığı durumları olduğu gibi ya da istediği gibi muhafaza etmektedir. Yan yana gelen cümleler sayesinde yeni hikayeler ve fikirler ortaya çıkarmaktadır. Baskı işlerinin kaynağı ise bu defterlerdir. Sergide yer alan Satürn’de Yaşam. sal isimli eseri Kozmik serisinin son halkasını oluşturmaktadır. Birbirleriyle temas halindeki karakterlerin hikayesinden oluşan gravürlerin son sözünü Satürn söylemektedir. Ece Öz (d. 1988, İstanbul) 2008 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’ne başlamıştır. 2016 yılında Mixer’de düzenlenen "Mixer Sessions" sergisinde Kozmik serisinden işleri yer almıştır. Çalışmalarına İstanbul’da devam etmektedir. The artist, who is in the habit of keeping notebooks, records the situations that she encounters in these notebooks: either as it is, or in a way that she wishes. With these side-by-side recordings that come together, new stories and ideas emerge. These notebooks form the source of inspiration for her print works. Life in Saturn, presented at the exhibition, constitutes the last ring of her Cosmic series. Saturn is the last word of the engravings that consist of the story of the characters in contact with one another. Ece Öz (b. 1988, İstanbul) graduated from the Painting Department at Mimar Sinan Fine Arts University’s Faculty of Fine Arts in 2008. Her Cosmic series has been exhibited previously at Mixer previously during the gallery’s “Mixer Sessions” exhibition in 2016. She currently lives and works in Istanbul.

CEM ÖZTÜRK Eski çocuk kitapları, kabuslar, hayali yaratıklardan, orta çağ gravürlerinden etkilenerek işler üreten Öztürk; geleneksel linocut, woodcut ve mezzotint teknikleriyle çalışmaktadır. Saflık ve masumiyetin sembolü olan çocuk imgesini grotesk dünyalarla iç içe geçirerek görmeye alışık olmadığımız tekin olmayan kompozisyonlar sunar. İşleri günümüzden uzakta, masalsı ve kadim zamanlara aittir. Kullandığı motifler ve imajlar da daha çok geleneksel ahşap baskı tekniklerinin kullanıldığı dönemlere aittir. Sergideki işi Yolculuk’ta, sanatçı bireyin çocukluk döneminde yaşadığı bilinçaltının bir yansıması olan "sapmış korku" olgusuna odaklanır. Uyumsuzluk ve bozukluğun bir araya gelmesi çoğu zaman bilinç altımızdaki gizli korkuları ortaya çıkarır. Çocukluk

M I X E R

Melis Önalan Altıparmak (d. 1989 İstanbul) 2013 yılında Sabancı Üniversitesi Yönetim Bilimleri Bölümü ve Sanat Kuramı ve Eleştirisi Yan Dal Programı’ndan mezun olduktan sonra 2014 yılında Londra Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptı. Şu an Yeditepe Üniversitesi’nde Sanatta Yeterlik ve Plastik Sanatlar Doktora Programı’na devam etmektedir. İlk solo sergisini GSOB Tekno Park’ta 2013 yılında açan sanatçı birçok karma sergiye katılmıştır. Yaşamına ve çalışmalarına İstanbul’da devam etmektedir.

the Management Undergraduate Program and the Art Theory and Criticism Minor Program at Sabancı University in 2013. Currently she pursues a Proficiency in Art degree from the Yeditepe University Plastic Arts Ph.D. Program. Her first solo exhibition took place at the GOSB Techno Park in 2013, and she attended various group exhibitions internationally. She lives and works in Istanbul.

63


dönemi, karmaşanın ve bilincimizin derinliklerine gömdüğümüz kıyamet senaryolarının en sık ve en belirsiz yaşandığı dönemlerdir. Karanlıktan korkarız çünkü belirsizlikten korkarız. Yokluk kavramı bizi o kadar ürkütür ki, o sırada garip yaratıkları ya da doğaüstü senaryoları kurgulamak bize daha olumlu gelir. Bir bakıma "sapmış korku" denilen şeyle yüzleşiriz. Bu ne doğrudan tehditkar bir nesneyle karşılaşmaktan kaynaklanır, ne de daha önce böyle bir nesneye maruz kalmış olmamızdan. Daha ziyade belirsizlik ve yokluk hissi olarak dışa vuran bir korku türüdür. Tüm diğer duygular gibi korku da en saf haliyle çocukların dünyalarının bir parçasıdır. Yolculuk, bu duygular gibi çat kapı karşımıza çıkabilecek o dünyanın tasvirleridir. Cem Öztürk (d. 1981, İzmir) 2006 yılında Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi İletişim Sanatları ve yan dal olarak Grafik Tasarım Bölümü’nden mezun oldu. Çalışmalarına ve yaşamına İstanbul’da devam etmektedir.

M I X E R

64

Inspired by medieval gravures and traditional woodcut techniques, the artist works on quirky, oldschool linocut & woodcut artworks at his studio. He combines children’s images - which he sees as a symbol of innocence and naivety - with a grotesque world. He features them in unknown and uncanny compositions. The images and drawings are rather from a faraway world where traditional woodcut print techniques has been used. His working method consists firstly of charcoal drawing, then transferring the sketch on surface and tracing the image. Thereafter, he presses the image with his traditional linocut press. Cem also produces drypoint and mezzotint gravures. His work being showcased as part of the exhibition, and entitled Travel, focuses on the phenomenon of “directed fear”: a reflection of the child’s subconscious awareness. The convergence of incompatibility and impairment or disorder often reveals hidden fears in our subconscious. Childhood is the period characterized by the greatest uncertainty and apocalyptic scenarios buried in the depths of complexity and consciousness. We are afraid of the dark because we are afraid of uncertainty. The concept of absence terrifies us to such an extent that constructing ideas around strange creatures or supernatural scenarios are more favorable to us. In a way, we face something termed “directed fear”. It does not originate from a direct encounter with a threatening object, nor from having been exposed to such an object previously. It is more of a form of fear that exposes it as a feeling of uncertainty and absence. Like all other emotions, fear is part of the worlds of children in its purest form. Travel is the portrayal of that world that can come out unexpectedly, like these feelings. Cem Öztürk (b. 1981, İzmir) graduated from Anadolu University in 2006 with a double major, obtained from the Departments of Communication Arts and Graphic Design. He is currently living and working in Istanbul.

BURCU PERÇİN Görsel anlatılarında sıklıkla insandan arındırılmış ve onun tarafından değiştirilmiş, tüketilmiş doğa ya da işlevini yitirmiş üretim alanları görüntülerini işleyen Burcu Perçin, terk edilmiş fabrika yapılarından, mermer ocaklarına kadar uzanan serilerinde, her defasında bir son duygusunu derin bir yalınlık içinde sunar. Sanatçı kaybedilenin sadece doğanın kendisi değil insanın geleceği olduğuna da vurgu yaptığı bu çalışmasında doğanın sessiz çığlığını kendisine özgü estetik bir dil üzerinden görselleştirerek insanın doğa ile olan ilişkisinin ne denli sorunlu olduğunun altını çiziyor. Küreselleşmenin endüstriyel düzen içinde yaratmış olduğu işsizlik, yokluk gibi temaların yanı sıra bireyin mekan içinde kilitli kaldığı, yalnızlaştığı daha kişisel anlara da ışık tutan sanatçı, çıkar ilişkilerinin çevre üzerine yarattığı zararları ve insan tarafından üretilen yapay doğa peyzajlarını da fırçasının temel konularından biri olarak görür. Burcu Perçin (d. 1979, Ankara) Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden 2002’de mezun olmuştur. Sanatçı, resmin yanı sıra heykel ve fotoğraf disiplinleri üzerinden de kendisini ifade etmektedir. Foto-kolaj, fotoğraf üzerine yağlı boyayla müdahale ettiği işler ve doğal taşlardan oluşturduğu rölyef işleri resimleriyle güçlü bir paralellik gösterir. İlk solo sergisini 2005 yılında açan sanatçı, son solo sergisi ‘Yeşili Doldurmak’’ı 2017 yılında X-ist’te gerçekleştirdi. (Galeri Nev Ankara izniyle) Burcu Perçin frequently renders images of natural settings or production areas that have been altered, depleted, and left abandoned. Her portrayals of settings such as abandoned factory buildings and marble quarries present a lasting sensation of a deep simplicity. In the work included in this exhibition - which emphasizes the idea that the loss is not limited to nature itself, but also extends to the future of humankind Perçin visualizes the silent scream of nature through a specific aesthetic language, and underlines the problematic relationship between humans and nature. In addition to themes such as unemployment due to industrial globalization, the artist also sheds light on the more personal moments in which the individual remains locked in the space and sees the harmful effects of its relation with the natural environment and artificial landscapes - a relationship based on selfinterest - as one of the basic subjects presented in her work. Burcu Perçin (d. 1979, Ankara) graduated from Mimar Sinan University, Faculty of Fine Arts, Department of Painting in 2002. Besides painting, the artist also uses photography and sculpture to express herself. Photo-collage, oil paintings on photos and reliefs made from natural stones are all building blocks of her works. Her first solo exhibition took place in 2005, and her latest solo exhibition "Fill in the Plants" took place in 2017 at x-ist. (Courtesy of Gallery Nev Ankara)


ZEYNEP PERİNÇEK SIGNORET Zeynep Perinçek Signoret üretimlerinde teknik kaygılardan arınmış, malzemenin ve renklerin kendi ahengi içinde bütünleşmesine olanak sağlamayı amaçlamıştır. Çalışmalarında deneysellikten kaçınmayan sanatçı melankoli ile huzurun bir arada olduğu ince bir duyguya odaklanır. Sergideki Dorukta isimli mono baskı çalışmasında var olan ve olmayan formlar arasında geçişler yaparak bireyin inişli çıkışlı duygularını dengeli bir biçimde ön plana çıkarmayı hedefler. Çeşitli baskı teknikleriyle yağlı boyayı birleştirerek işler üreten sanatçının ana kaynağı ise kendi duygularıdır. Zeynep Perinçek Signoret (d. 1970, Ankara) 1992 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümünden mezun olduktan sonra Avignon Sanat Okulun’da eğitimini 1995 yılında tamamladı. Aynı süre içinde Helsinki’de bulunan Melek Mazıcı’ya ait gravür atölyesinde staj gördükten sonra Fransa’da önemli müzelerde görev aldı. Sanatçının Koza isimli ilk kişisel sergisi, 1995’de, Ankara Galeri Ars’ta açıldı. Ulusal ve uluslararası birçok sergiye katılan sanatçı 1995’den beri Marsilya’da yaşamakta, çalışmalarına İstanbul, Marsilya arasında devam etmektedir. (Galeri Apel'in izniyle)

After graduating from Middle East Technical University, Department of Industrial Design in 1992, Zeynep Perinçek Signoret (b. 1970, Ankara) completed her education at Avignon Art School in 1995. During this time she worked at important museums in France, following an internship at Melek Mazıcı’s engraving workshop in Helsinki. The artist’s first solo exhibition, titled Koza, was opened at Ankara Gallery Ars in 1995. She has been living in Marseilles since 1995, and continues to work between Istanbul and Marseilles. (Courtesy of Gallery Apel)

ZSOFIA SCHWEGER Zsofia’nın işleri kendi deneyimlerinde yola çıkarak, ev ve aidiyet, yerel kimlik ve göçmen kavramlarını araştırmaktadır. Schweger, sıradan iç mekanlardaki resimlerinde, hem rahatlık hem de yabancılaşma hissini aktarabilmek için indirgeyici boya uygulaması, düz renk paneller ve sessiz bir palet kullanmaktadır. Zsofia Schweger (d. 1989, Szeged) Londra

Schweger’s paintings are informed by her experience of moving countries. She researches the notions of home and belonging, local identity and the immigrant experience. In her paintings of mundane domestic interiors, Zsofia uses reductive paint application, flat panels of colour and a muted palette in order to express a sense of both comfort and alienation. Zsofia Schweger (b. 1989, Szeged) is a Hungarian artist based in London. She had lived in the US for 5 years and studied at Wellesley College in the Boston area before she moved to London in 2013. She then attended the Slade School of Fine Art, graduating with an MA in 2015. Zsofia was selected for Bloomberg New Contemporaries 2016 and has been supported by several generous prizes. These include the Jealous Prize, Griffin Art Prize, the Alice C. Cole Award, and the ‘One To Watch’ Award by Artistic Spaces. Her first solo exhibition will open in August 2016 at Griffin Gallery.

ERİNÇ SEYMEN Erinç Seymen, güç dengelerini konu alan işleriyle metaforları ve insan biçimli formları birleştirerek, son eserlerinde özellikle kendini gösteren modern ve heteronormatif gerçeklikleri eleştiren bir söylem ortaya koyuyor. Çizim, video ve görsellerle çalışarak tartışma ve asimetri ile maksatlardaki tutarsızlığın ayrımını alaycı bir şekilde ele alıyor ve sadakatin kalıcı etkisini, ortak değerleri ve ait olma kültürünü araştırıyor. Seymen’in Homo Fragilis’inde, bir kadın figürü tanımlanamaz soyut bir uzamda süzülürken bir erkek figürü oturmakta ve onun sigarasını yakmaktadır. Kadın mantık dışıdır, erkek sabit ve sağduyuludur. Onları bir araya getiren şeyler birbirlerini onayladıklarını belli eden nesnelerdir; sigara ve çakmak. Bunlar iki ayrı beden değildir, etkileşim halindedirler. Tepe taklak olmuş bir kadın, sabit ve kendinden emin takım elbiseli bir centilmenin yardımını alıyor, ata erkin fabllarını görselleştirmek için bundan daha iyi bir yol ne olabilir ki? Ve bunun için sigaradan daha kullanışlı bir nesne olabilir mi? Yıkıcı kapitalizmin ve sömürgeciliğin en yüksek seviyesindeki endüstriden ve bu sebeple de beyaz üst orta sınıfın sembolü bir nesne. (Nicole O’Rourke'un metninden alınmıştır) Erinç Seymen (d. 1980, İstanbul) Mimar Sinan Üniversitesi Resim Bölümü'nden mezun oldu. 2006 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi, Sanat ve Tasarım Fakültesi’nde Bob Flanagan üzerine yazdığı tez ile yüksek lisansını tamamladı. Militarizm, cinsiyet

M I X E R

Stripped from technical concerns, Zeynep Perinçek Signoret’s aim is to enable the integration of materials and colors in their own specific harmony. The artist, who does not shy away from experimentation in her works, focuses on a subtle feeling that melancholy is in tune with peace. The mono-print work titled “On The Crest”, and which is showcased in this exhibition, aims at balancing the ups and downs of the individual by making transitions between the existing and nonexisting forms. The artist combines oil painting with various printing techniques during the production of her works. Her personal feelings forms the primary source and subsequent point of departure for the artist’s works.

merkezli bir Macar sanatçısıdır. Sanatçı 5 yıl ABD’de yaşamış ve 2013 yılında Londra’ya taşınmadan önce Boston’da Wellesley College’da öğrenim görmüştür. Bloomberg New Contemporaries 2016 için seçilmiştir ve çeşitli ödüller tarafından desteklenmiştir. Bunlar arasında Jealous Ödülü, Griffin Sanat Ödülü, Alice C. Cole Ödülü ve Artistic Spaces tarafından “Takip Edilmesi Gereken” Ödülü yer alıyor.

65


kimliği, cinsel yönelim kodları, toplumsal cinsiyet, milliyetçilik gibi konular üzerine çeşitli konferanslara katıldı. Siyahi, Kaos GL gibi dergilerde yazıları yayınlandı. 2002 yılından itibaren, İstanbul, Ankara, Berlin Viyana, Paris, Londra, Helsinki, Lizbon ve Eindhoven'da kişisel sergiler açtı ve karma sergilere katıldı. Erinç Seymen yaşamına ve çalışmalarına İstanbul’da devam etmektedir. Erinç Seymen’s work looks at power relationships, and use metaphors and anthropomorphic forms which coalesce to create a narrative that directly critiques and curtails modern and traditional hetero-normative realities. This is especially apparent in his latest series. He cynically addresses the controversy and asymmetry stemming from the discrepancies in intentions, tracing the permanent impact of devotedness, shared values and the culture of belonging.

M I X E R

66

In Seymen’s Homo Fragilis, a female figure floats in an nondescript abstract space while a male figure sits and lights her cigarette. She is illogical, he is fixed and sensical. It is the objects, the cigarette and the lighter, that bring them together, that make it clear that they acknowledge each other. These are not two separate bodies: they interact. What better way to visualize the tale of patriarchy than a woman turned upside down, getting help from a stable and assured gentleman in a suit. And, what better object to use than the cigarette, an object from an industry at the highest levels of ruinous capitalism and colonialism and therefore the epitome of upper middle class white status. (Excerpt from a text written by Nicole O’Rourke) Erinç Seymen (b. 1980, İstanbul) graduated from Mimar Sinan University of Fine Arts, Painting Department in 2006, and received his MA from Yıldız Teknik University Art and Design Faculty, with his thesis focusing on Bob Flanagan. He participated in conferences and his articles have been published in various magazines on topics such as militarism, nationalism and gender issues. Since 2002, he has participated in several solo and group exhibitions in İstanbul, Ankara, Berlin, Vienna, Paris, London, Helsinki, Eindhoven and Lisbon. Erinç Seymen currently lives and works in İstanbul.

EDA SOYLU Eda Soylu yerleştirme sanatı ile uğraşmaktadır. Sanatçı; ev, barınma, ezilme, bastırılma gibi kavramları ele aldığı yerleştirmelerinde, mekanı ve işlerin bulundukları alana aidiyetlerini önemser. Sanat eseri, mekan ve insan ilişkine odaklanır. Birbirlerinin devamı niteliği taşıyan kişisel sergileri, Ve Evin Yüzü Burkuldu serisine ait olup, sanatçının hem kişisel yaşantısından, hem de parçası olduğu kültürden izler taşır.

Ve Evin Yüzü Burkuldu adlı seriye ait Duvar Kağıdı, kabalık ve kırılganlık ilişkisini, ezilmek ve bastırılmak kavramları çerçevesinde ele alır. Çiçek betona gömüldüğü an üç farklı tepki açığa çıkar: öldürmek, barınmak, korumak. Betona gömülen çiçekler öyle hemen ölmezler, gözlemlenilebilir bir

ölümleri vardır. Zamanla güçsüzleşirler, ancak bu ölüm şekli renklerini korumalarını sağlar. Bir yandan hayatları alınırken, diğer yandan ölümsüzleştirilirler. Gitmek ve kalmak eylemleri arasındaki ikilem bu noktada ortaya çıkar. Gerçek manasıyla bastırılmış bir şekilde, sessizce kendi içlerinde bir süreçten geçerler. Bu süreçte kimi çıkmak ister, kimi sımsıkı tutunur, kimi yer çekimine karşı gelemez; can çekişirler. Güzelliği hastalandırmak fikri bağlamında beton ile çiçek arasındaki bu diyalogda, çiçek kadar narin bir materyalin beton gibi kaba bir materyale iz bırakarak ondan daha güçlü olabilmesi bu işin temelini oluşturur. Eda Soylu (d. 1990, İstanbul) liseyi bir senesi Michigan’da değişim öğrencisi olmak üzere Üsküdar Amerikan Lisesi’nde bitirdi. Sonrasında 2013’te Rhode Island School of Design’da Güzel Sanatlar’dan onur deceresi ile mezun olmuştur. İlk kişisel sergisi “Unutulmuyor, Ne Tuhaf!” İstanbul’da Berlin Art Projects’de gerçekleştirildi. 2016’da “Evi Yeniden Kurmak” isimli ikinci kişisel sergisi Kadir Has Üniversitesi’nde Gallery Khas’ta yapıldı. İstanbul’da çalışıp yaşamaya devam etmektedir. Eda Soylu focuses her art practice on installation. While she deals with concepts such as home, dwelling, oppression and suppression in her installations, she pays close attention to the space and the belonging of her works within the space. Soylu centers her practice upon the relationship between the artwork, the space and the visitor. Her solo exhibitions, which are a continuation of each other, belong to the series And The House Frowned, which carries pieces from the artist’s personal life, along with the culture she is a part of. From the series And the House Frowned, Wallpaper dwells on the relationship between brutality and fragility within the concepts of oppression and suppression. Through the embedding of flowers in concrete, three actions occur: killing, housing and preserving. The flowers that are embedded in concrete do not die immediately; their death is observable. They get weakened in time, but this way of dying makes them preserve their color. On the one hand their lives are taken, on the other hand they are given immortality as a result of being housed permanently. The duality between coming together and coming apart has become apparent at this point. They go through an inner process in a suppressed manner, in the real sense of the word. Some struggle to go out, some hold onto it, some cannot resist gravity; they die in agony.Basing its frame on the idea of sickening of the beautiful, a dialogue between concrete and flower occurs. Wallpaper stands on the conceptual ground of a material as fragile as flower leaving a mark in a material as hard and rough as concrete, causing there to arise power struggles. Eda Soylu (b. 1990, İstanbul) school degree in Istanbul, at Academy, with a year abroad exchange student. She then

completed her high Üsküdar American in Michigan as an graduated with a


Bachelor’s degree with Honors in Fine Arts from Rhode Island School of Design in 2013. She had her first solo exhibition in Istanbul, in 2014, with Berlin Art Projects, “Not Being Forgotten How Strange!”. In 2016, she had her second solo exhibition “Constructing the House Anew” at Kadir Has University, Gallery Khas in Istanbul. She currently lives and works in Istanbul.

Suzanne Stroebe Nemesis’i Aramak (güneşin ölüm yıldızı arkadaşı) sanatçının kutsal geometri diliyle ilgili araştırmasının bir devamı niteliğindedir. Sanatçı çok çatışmalı ve kutuplaşmış bir dünyada geometrinin evrensel ve doğru bir şeye konuştuğuna inanıyor ve geometrinin soyutlanmasıyla evrensel bir dilin arayışına başlıyor. Geometri, doğada, uzayda, bedenlerimizde, dünyadaki sanatsal ve kutsal alanların hepsinde bulunuyor. Bu çalışma, evrensel dil ve gerçekler üzerine, evrenin oluşumundan ve çoklu evrenlerin olasılığından, insanların birbirleriyle iletişim kurmalarına (veya iletişim kurmamalarına) dair bir çeşit meditasyon niteliğinde. Suzanne Stroebe (d. San Francisco, California) California, Santa Cruz Üniversitesi’nden çizim üzerine lisans, Parsons the New School’dan ise master derecesini aldı. New York’taki stüdyosunda ders vermektedir. Çalışmaları, New York, Miami, Los Angeles, San Francisco, Kanada, Avrupa ve Türkiye’de sergilendi. Sanatçı New York'ta Brooklyn'de yaşamaktadır.

Suzanne Stroebe (b. San Francisco, California) received an MFA in Fine Arts from Parsons the New School and a BA in Drawing from the University of California, Santa Cruz. She is a teaching artist with Studio in a School in New York City. Her work has been exhibited in galleries, museums, and alternative spaces in New York, Miami, Los Angeles, the San Francisco Bay Area, Canada, Europe, and Turkey. Stroebe lives and works in Brooklyn, New York.

MİTHAT ŞEN Mithat Şen eserlerinde soyut organik biçim şemaları üzerinde, gerçeklikle gerçek dışı olanın ilişkilerini, kendine özgü bir teknik düzeyinde yansıtmakta, insan bedeninin yapısından kaynaklanan bir bütünlüğü, görsel organizmanın da yapısal

Mithat Şen (d. 1957 İstanbul) 1981 yılında Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu (Marmara Üniversitesi) Resim Bölümünü bitirmiştir. İlk solo sergisini 1982’de İstanbul Galata’da düzenleyen Şen, 1990’da 44. Venedik Bienali’ne katılmıştır. Ülke içinde ve yurt dışında birden fazla solo sergi ve karma sergiye katılan sanatçı yaşamına ve çalışmalarına İstanbul’da devam etmektedir. Through the application of his peculiar technique in his paintings, Mithat Şen exposes the relationship between the real and the unreal, through abstract organic forms. He considers the wholeness emanating from the structure of the human body as a general characteristic of visual organisms. The artist’s work entitled Body Series, and which is on display as part of the exhibition, forms part of a series consisting of 6 pieces, and was first shown at Gallery Nev Istanbul in 1992. The body’s abstraction is completed in the form of a repetition of the rhythm of one another. The inner color of the previous one forms the outer color of the next one. Mithat Şen (b. 1957, Istanbul) graduated from the Painting Department at Istanbul State Academy of Applied Fine Arts (Marmara University) in 1981. In 1982 he organized his first solo exhibition in Galata in Istanbul, and in 1990 he participated in the 44th Venice Biennial. During his career, the artist has participated in several solo and mixed exhibitions in Turkey and abroad. The artist currently lives and works in Istanbul.

ALİ ŞENTÜRK Ali Şentürk üretimlerini kendi deneyimlerinden, günlük hayatında yolunun kesiştiği hikayelerden ve gerçek yaşanmış olaylardan yola çıkarak oluşturduğu yeni anlatılar etrafında kurgular. Bir yandan haberci gibi hikayelerin izini sürerken diğer taraftan bu öyküleri dokümante ederek izleyiciye hikayenin olağan akışını gözlemleme imkanı sunar. Sanatçının hikayeleri birbiriyle örme eylemi tuval ve kağıt üzerine yaptığı çizimlerinde de görülür. Özetler serisi, sanatçının uzun süre tuval üzerine tellerle işlediği figürlere referans veriyor. İnce çizgilerle oluşturduğu birbirini tekrar eden figürler, izleyiciyi zihnin bir paradoks içinde algıladığı biçimleri sorgulamaya ve sanatçının hafızasında tekrar eden imgelerin nesnel yansımalarına tanık olmaya davet eder. Ali Şentürk (d. 1985, Ankara), Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Heykel bölümünü 2012 yılında bitirdikten sonra aynı yıl aynı okul ve bölümde yüksek lisans yapmaya başladı. Şentürk, Ankara’da

M I X E R

The Search For Nemesis (the sun’s death star companion) is a continuation of the artists’ investigation into the language of sacred geometry. She seeks a universal language with the abstraction of geometry and believes that in a world so conflicted and polarized, geometry speaks to something universal and true; it is found in nature, in space, in our bodies, in art and sacred spaces across the globe. The work is a thoughtful meditation on the universal languages and truths, from the formation of the universe and possibility of multiple universes, to the way humans communicate (or fail to communicate) with one another.

karakteri olarak değerlendirmektedir. Sanatçının çalışmalarında karşılaştığımız soyut imgeleri farklı dönemlerde renk ve form değiştirmiştir. Sanatçının sergide yer alan Beden Dizisi isimli eseri ilk defa 1992 yılında Galeri Nev İstanbul’da gösterilen 6 parçadan oluşan bir seriye ait. Beden soyutlaması olan şemanın, birbirini tekrarlayarak, birbiri içinden doğması şeklinde tamamlanır. Bir öncekinin iç rengi, bir sonrakinin dış rengini oluşturur.

67


yaşıyor, Hacettepe Heykel Bölümü’nde yüksek lisans programına devam ediyor ve ODTÜ Müzik ve Güzel Sanatlar Bölümü’nde heykel dersleri veriyor. Ali Şentürk fictionalizes his productions around his own experiences, the stories that cross his way in his daily life and the new narratives he set out from real events. On the one hand, while tracing the stories like a messenger, he documents these stories and gives the audience the opportunity to observe the ordinary course of the story on the other side. The artist’s action of weaving stories can also be observed in his drawings on canvas and paper. The Summaries series refers to the figures that the artist engraved on canvas over a long interval. The figures, which he created with recurring thin lines, invites the audience to challenge the forms that the mind perceives inside a paradox and to witness the tangible reflections of the repetitive images that exists in the artist’s mind. Ali Şentürk (b. 1985, Ankara), graduated from Hacettepe University Fine Arts and Sculpture Department in 2012. Following his graduation, he immediately commenced his master’s studies within the same school and department. Şentürk lives in Ankara, and continues his master’s program at Hacettepe Sculpture Department. He also gives sculpture classes within the Fine Arts Department at Middle East Technical University.

GAURAB THAKALI

M I X E R

68

Gaurab Thakali, şu anda yaşamına ve çalışmalarına Londra'da devam etmektedir. Çalışmaları, müzik, etkinlik, gece vb. gibi temaları kullanarak hikaye anlatımı üzerine odaklanır. The New Yorker, Pitchfork, Carhartt, Vinyl Factory Boiler Room gibi marka ve yayınlarla çalışır. Gaurab Thakali (d. Nepal) 2014 yılında Camberwell Üniversitesi’nden baskı alanında derece ile mezun oldu. Çalışmalarında caz kültüründen ilham alan sanatçı, yaşamına Londra’da devam etmektedir. Gaurab Thakali is an illustrator/artist currently living and working in London. His work focuses on narrative and storytelling, using themes such as music, events, nights, and so forth, and he often works with brands and publications such as The New Yorker, Pitchfork, Carhartt, Vinyl Factory, and Boiler Room, among others. Gaurab Thakali (b. Nepal) graduated from Camberwell University in 2014, with a degree in print. Inspired by his work on Jazz culture, the artist continues his work in London.

FEVZİ TÜFEKÇİ Fevzi Tüfekçi sanatsal pratiğini baskı resim üzerine geliştirmiştir. Baskı resmin, içinde barındırdığı teknik olguların, dekoratifliğin, ‘’tuzakların’’ içine düşmemeye çalışan sanatçının gravürleri genelde birden fazla kalıplardan alınan baskılardan oluşmakta, bu kalıplardaki renklerin kağıtla buluşmasında elde edilen zengin renk armonisi baskılarına daha özgün haller katmaktadır. Mekan illüzyonunu arttırmak,

farklı bir boyut kazandırmak amacıyla zaman zaman kolaj, üç boyutlu nesneleri de dahil ederek, sundukları olanaklar eserlerinde görülebilir. Sanatçı, gravürün çoğaltılabilmesi özelliğinin yanı sıra zengin ifade olanakları sunabilmesini eserlerinde renk ve malzeme kullanımı bakımından bir avantaja dönüştürmektedir. Çadır ve Kuşlar isimli eserinde kullandığı boş ve dolu yüzeylerde uyum ve denge ilkesini göz önünde bulundurur. Sanatçının, figürleri soyut bir kompozisyon içinde ele aldığı çalışmasında, kaligrafik ögelerin görsel elemanlara dönüştürülmüş biçim anlayışının egemen olduğu gözlemlenir. Fevzi Tüfekçi (d. 1948, Prizren) 1970 yılında Priştine Pedagoji Yüksek Okulu Resim Bölümü’nden mezun oldu. 1971 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü’nde eğitimini tamamlayan sanatçı yaşamına ve çalışmalarına İstanbul’da devam etmektedir. Fevzi Tüfekçi tries not to fall into the "traps" of the technicalities and decorativeness printmaking harbours. His engravings usually consist of prints from more than one mold. The rich color harmonies obtained from the meeting of the colors of these molds with the paper add more specific forms. In order to enhance the space illusion, to incorporate a different dimension, occasionally collages, including three-dimensional objects, can be seen in the works that they offer. The artist turns engraving reproducibility, as well as the rich possibilities for expression that it offers, into an advantage in terms of color and material usage in his works. In his work Tent and Birds, the artist takes the principle of harmony and balance on the empty and full surfaces used into account. In his works figurines are in an abstract composition, and it is observed that the conception of form, transformed into visual elements of calligraphic elements, is dominant. Fevzi Tüfekçi (b. 1948, Prizren) graduated from the Painting Department of the Higher School of Pedagogy in Pristina in 1970. He graduated from Istanbul State Fine Arts Academy, Department of Painting in 1971. He continues his life and work in İstanbul.

MEDİHA DİDEM TÜREMEN Mediha Didem Türemen fotoğraf ve gravürü kullanarak iki farklı türde eserler üretir. Fotoğrafın tanıklık ettiği anın dışında kurduğu düşsel zamanı senaryolaştırmaya odaklanır. Geçmiş ve olası gelecek arasında bağ kurarak oluşturduğu hikayelerinde ilham aldığı doğa olaylarına, mitolojik kahramanlarına ve ustalarına olan saygı bağını ilan eder. Gravür ve fotoğrafın doğasındaki çoğaltılabilirliği, bugünün efsanelerini yayma aracı olarak ele alarak, belirsiz zamanlarda gerçekle kurmaca arasındaki “Bin Yıllardır Buradayız" diyen sessiz karakterlerine gravürlerinde ve fotoğraflarında sözler verir. Albrecht Dürer’e Saygı isimli eserinde ilk dönem çalışmalarında izini sürdüğü kurgusal ve mitolojik roller üstlenen kanat figürünü ele alan sanatçı, bu


çalışmayı Albrecht Dürer'in Mavi Kuzgunun Kanadı (1512) eserinden esinlenerek yorumlamıştır. Ağaç baskı olarak çalıştığı ve ilk edisyonu Albertina Müzesi'nin daimi koleksiyonuna giren Albrecht Dürer'e Saygı adlı eseri, gravürün çoğaltılabilirliğini kullanarak zamanlar arası bir bağ kurmayı hedefler. Mediha Didem Türemen (d. 1982, Kuş Adası) İstanbul Üniversitesi SBF Uluslararası İlişkiler Bölümü'ndeki eğitimi sonrasında Mimar Sinan GSÜ Sinema TV yüksek lisansına başladı. Aynı üniversitenin Temel Sanat ve Tasarım Bölümü'nde çalışmalarına devam etti. Sinemada yapım tasarımı ve sanat yönetmenliği alanında çalışmalar yaparken aynı zamanda 2013'te ilk solo fotoğraf ve gravür sergisini açtı. Aynı yıl, gravürleriyle katıldığı Floransa Bienali'ndeki "Lorenzo il Magnifico" ödüllerinden birine layık görüldü. Fotoğraf ve gravür alanında pek çok bienal ve sergiye katıldı. Albertina Müzesi başta olmak üzere farklı ülkelerin müze koleksiyonlarında gravürleri bulunmaktadır. Sanatçı yaşamına ve çalışmalarına İstanbul'da devam etmektedir.

Mediha Didem Türemen (b. 1982, Kuşadası) graduated from Istanbul University SBF International Relations Department and started her MA degree at Mimar Sinan University of Fine Arts Cinema TV. She continued to work in the Department of Basic Art and Design at the same university. Whilst working as production designer and art director in the field of filmmaking, she opened her first solo photography and engraving exhibition in 2013. In 2013 she was awarded as one of the "Lorenzo il Magnifico" awards at the Florence Biennial with her engravings. She participated in many biennials and exhibitions with her photography and engraving. Her engravings are in reputable collections in different countries, including the Albertina Museum. The artist continues to live and work in Istanbul.

Sanatçı son çalışmalarında yapıları bozarken lirik bir anlatı dilini tercih etmiştir. Kolografi tekniğiyle tanınan sanatçı genellikle siyah-beyaz ve sepya tonlarını tercih etmektedir. Çalışmalarında bütünden ziyade öznel kısımları merkez alması yeni bir form yaratma çabasının getirisidir. Sergilenen Yirminci Kat Okyanus isimli eseri, evleri konu alır ve yıkımla ilgilidir. Örneklediği, model aldığı şeyin bazı yanlarını, görünüşlerini ortadan kaldırıp yıkıp, göstermek istediği biçimiyle yeniden düzenleyip sunar. Bu yüzden model olanın görüntüsünü kimi çalışmalarında bulamayız. Burada sanatçının gündemindeki asıl mesele güzelin estetiği değil sanatsal bir ifade yakalamaktır. Sezin Türk Kaya (d. 1980, İzmir) 2004 yılında Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resimİş Öğretmenliği Bölümü’nden mezun olduktan sonra 2007 yılında Hochschule für Angewandte Wissenschaft und Kunst/Almanya Üniversitesi ve eş zamanlı olarak Anadolu Üniversitesi Baskı Sanatları Ana Sanat Dalı’nda yüksek lisans yaptı. 2011 yılında ise Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Resim Ana Sanat Dalı Sanatta Yeterlilik programını bitirdi. Sanatçı yurt içinde ve dışında pek çok karma sergiye katılmış ve bugüne kadar üç kişisel sergi açmıştır. Çalışmalarına ve yaşamına Bursa’da devam etmektedir. In her recent works, the artist selected a lyrical narrative whilst distorting subjects and structures. The artist, who is known for her kollagraphy technique, usually prefers black and white and Sepia tones. In an effort to create a new form, she selectively takes the subjective parts of the work out of context. The exhibited work entitled Twentieth Floor Ocean deals with houses and demolition. The artist removes some of the aspects of that which she is modeling and what she is perceiving, and reconstructs it in a manner that she wishes to portray. That is why we are unable to find the image of the model in some of her works. The primary point on her agenda is thus not an aesthetic of beauty, but rather the artistic expression. Sezin Türk Kaya (b. 1980, İzmir) graduated from Anadolu University, Faculty of Education, Department of Arts and Craft Teacher Education in 2004. She went on to concurrently complete her master’s degree at Hochschule für Angewandte Wissenschaft und Kunst / Germany University in 2007, and in Printmaking Arts at Anadolu University. In 2011, she completed her Master of Fine Arts Art Competence programme at Anadolu University’s Fine Arts Institute. The artist has participated in various group exhibitions locally and abroad, and has opened three solo exhibitions to date. She continues her studies and life in Bursa.

DAMLA YALÇIN Damla Yalçın sanatsal pratiğinin merkezinde insanın yaşamı boyunca anıları ile bütünleşen obje ve mekanları konumlandırır. Bunu yaparken bireysel çerçevelerin dışına çıkarak toplumun

M I X E R

Mediha Didem Türemen produces works of two different kinds using photography and engraving. With a focus on depicting an imaginary timeframe which could not be captured by photography, the artist’s new series presents an interpretation of nature, forced into metamorphosis. She declares a bond of respect for inspirations of the stories she has created by linking the past and the future: events of nature, mythological heroes and masters. Reproducibility in the nature of gravure and photography, as a means of dissemination of present day legends, gives voice to the silent characters who say "We Have Been Here For Thousands of Years" between uncertain times and reality and fiction in its engravings and photographs. In her work Homage To Albrecht Dürer the artist, who traces the wing figure which embraces the conceptual and mythological roles in her early works, interprets this work inspired by the work of Albrecht Dürer's Wing of a Blue Roller (1512). The first edition of woodcut print Homage To Albrecht Dürer, which is now a part of the permanent collection of the Albertina Museum, aims to establish a link through times using engraving reproducibility.

SEZİN TÜRK KAYA

69


hafızasına dokunur. Sanatçı üretimlerinde kadınlara ait olan veya olması gerektiği düşünülen objeleri kullanarak Türkiye’de kadınlara biçilmiş rolleri ve kadının toplumdaki yerini sorgular. Sanatçı sergide yer alan Geçmişin Tiyatrosu isimli çalışmasında bireyin hayat akışı içinde bulunduğu mekanlara, eve odaklanır. İnsanın yaşam bilincine varması kendini bir yere konumlandırdığında başlar, geçmiş ve bugün arasındaki fark mekanla özdeşleşen duygularla ve anılarla nesnellik kazanır. Sanatçıya göre anılarımız, ev sayesinde yerleşik bir alan bulur. Karanlıkta bile koridorumuzdan ilerleyip, odamıza ulaşıp, gıcırdayan dolap kapağını ışığı yakmadan bulabiliriz. Damla Yalçın (d. 1995, Ankara) 2017 yılında Marmara Üniversitesi Resim Bölümü'nü bitirdi. Bu sene ilki düzenlenen BASE isimli Güzel Sanatlar Fakülteleri Mezunlar sergisinde işleri yer almıştır. Çalışmalarına İstanbul’da devam etmektedir.

M I X E R

70

Damla Yalçın’s artistic practice focuses on objects and spaces that integrate with her memories. In doing so, she goes out of her individual history and touches the memories of the community. By using objects that belong to women, the artist questions the position of women within the society and the roles that are attributed to women. The work named Reacting the Past at "Printed ‘18" focuses on the place where the individual lives and spends most of his/her life. The person feels alive after positioning himself/ herself in a place. The difference between today and the past is more visible with the emotions identified with the spaces we live in and the memories we collect. According to Yalçın, our memories find a place to survive thanks to the houses we live in. Even in the dark, we can walk through our corridor, find our room, and even find the creaky cabinet door without turning on the lights. Damla Yalçın (b. 1995, Ankara) graduated from Marmara University Painting Department in 2017. She participated in the first BASE event - a group exhibition showcasing works from selected graduates of Fine Art Departments. The artist currently lives and works in Istanbul.

KEMAL YILDIZ Sanatçı uzak doğu stili su bazlı mürekkepleri batı stilindeki yağ bazlı mürekkeplerle birlikte kullandığı baskı resimlerinde insan doğasını anlatan film sahnelerini duygusal anlamda vurgulayan bir atmosfer oluşturma amacı taşımaktadır. Filmler aracılığıyla dünyanın farklı bölgelerindeki yaşama biçimlerine dair izlenimler elde ederek bu izlenimlerini yeni birer görsel bilgi aktarım biçimine dönüştürür. Sanatçının Deserto Rosso isimli eseri, karakterlerin iç dünyalarının işlendiği Antonioni’nin "Kızıl Çöl" (Il Desorto Rosso, 1964) filminden alınmış bir ekran görüntüsüne dayanmaktadır. Ana karakter Giuliana’nın akıl hastanesinde tanıdığı bir kadından söz ettiği sahnede hiç kimseyi ve hiçbir şeyi sevemeyen kişi olarak dolaylı yoldan kendi iç dünyasını aktarmaktadır. Son derece vurucu olan

bu yabancılaşma anına odaklanan eser Antonioni’ye ilişkin hazırlanan serinin bir parçasıdır. Kemal Yıldız (d. 1983, Ankara) 2009 yılında Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Eğitimi’nden mezun olduktan sonra 2015 yılında Gazi Üniversitesi’nde Uygulamalı Sanatlar Eğitimi bölümünden yüksek lisans derecesini aldı. Halen Hacettepe Üniversitesi Resim Anasanat Dalı’nda sanatta yeterlik çalışmalarını sürdürmekte ve aynı kurumda yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. The artist utilizes water based inks typically used in the traditional style of the Far East, together with Western-style oil-based inks, to create an atmosphere that emphasizes film scenes depicting human nature in an emotional manner. Through the camera frame, events observed by the traveler is seen in the form of pieces belonging to a whole. A wide diversity of visual information or impressions pertaining to various ways of living in different parts of the world can be obtained through film. The artist’s work, titled Deserto Rosso, is based on a screenshot taken from Antonioni’s "Red Desert" (Il Desorto Rosso, 1964). Here, the characters’ inner worlds form the focus of the work. The main character, Giuliana, is conveying her inner world indirectly, as she speaks of a woman whom she knows in a mental hospital and who loves no one and nothing on stage. The work, that focuses on this extremely striking moment of alienation, forms part of the series about Antonioni. Kemal Yıldız (b. 1983, Ankara) graduated from the Department of Fine Art Education program at Gazi University in 2009. Following his graduation, he pursued his masters studies at the same university. He continues to study on Proficiency in Art on Painting at Hacettepe University and works as faculty member.

BAHAR YÜRÜKOĞLU Fotoğraf, video, ses ve enstalasyon araçlarını kullanan Bahar Yürükoğlu’nun sanat pratiği iki boyutlu yüzey ile üç boyutlu mekan arasında gidip gelirken, birinin diğerine dönüşme imkanlarını araştırır. Sanatçı fotoğraf çalışmalarında insan elinin değmediği yerleri kaydederken, doğal yapıya ayna, pleksi ve benzeri yapay malzemeler ile geçici müdahalelerde bulunarak manzara fotoğrafı olgusunu yeniden yorumlar. Fiziksel ve duygusal algıyı sorgularken gerçek ve sahte, doğal ve yapay, arzu ve nefret arasındaki gerilime işaret edererek sosyal mekanın var olduğu ütopya ve distopya arasındaki çizgiyi ortaya çıkarır. Bir Çizim isimli fotoğraf çalışması Bahar Yürükoğlu’nun geçtiğimiz yıl ArtSümer’de gerçekleşen kişisel sergisi ‘’Belki De Senin Gibi Olmak İstiyorum’‘un bir parçası olarak sergilendi. Sanatçı bu işinde halka açık yeşil bir alana yaptığı müdahaleyi fotoğraflar ve doğal çevrenin korunmasına dair duyduğu endişeleri görünür kılmayı hedefler. Bahar Yürükoğlu (d. 1981, Washington DC) 2003’te New York School of Visual Arts’da fotoğraf eğitimini


tamamladı. 2011 yılında Massachusetts College of Art & Design’dan yüksek lisans derecesini aldı. Yurt içinde ve yurt dışında bir çok kişisel ve karma sergide yer alan sanatçının 2017 yılında ArtSümer’de ‘’Belki De Senin Gibi Olmak İstiyorum’’ ve 2016 Arter’de gerçekleşen “Devridaim” önemli kişisel sergileri arasındadır. Uzun bir süre Londra’da yaşayan sanatçı şu anda yaşamını ve çalışmalarını İstanbul’da sürdürmektedir. (ArtSümer'in izniyle) The art practice of Bahar Yürükoğlu, who uses photography, video, sound and installation tools, explores the possibilities of transforming from one to another while traveling between two-dimensional surface and three-dimensional space. While recording the places where the human hand does not touch, her photographs reinterprets the landscape photography by making temporary interventions with natural materials such as mirrors, plexi, and similar artificial materials. When questioning the physical and emotional perception, she reveals the thin line between utopia and dystopia in which social space exists, pointing to the tension between real and fake, natural and artificial, desire and hate. The work exhibited in the exhibition; A Drawing is a photo work from Bahar Yürükoğlu's personal exhibition at ArtSumer last year; "Maybe I Wanna Be Like You". In this work, the artist aims to photograph the intervention she made in a public green space to reflect her concerns about preserving the natural environment. M I X E R

Bahar Yürükoğlu (d. 1981, Washington DC) completed her education on photography at the New York School of Visual Arts in 2003. In 2011, she received her master's degree from the Massachusetts College of Art & Design. The artist, who is involved in many personal and group exhibitions both in Turkey and abroad, made major personal exhibitions in 2017, "Maybe I Wanna Be Like You" at ArtSumer and "Circulation" in 2016 at Arter (İstanbul). The artist, who has lived in London for a long time, continues her life and works in İstanbul. (Courtesy of ArtSümer)

71


M I X E R

72


Katharine Libretto M I X E R

73

time just slips away (2017) 330 gr somerset satin kağıt üzerine arşivsel inkjet baskı archival inkjet on somerset satin enhanced 330 gsm paper 71 x 55 cm, ed. 20


Melİs Önalan Altıparmak M I X E R

74

isimsiz untitled (2016) kuru kazıma drypoint 53 x 39 cm, ed. 3+1AP


Ece Öz M I X E R

75

Satürn’de yaşam.sal life in Saturn (2018) akuatint ve metal gravür aquatint and metal etching 25 x 28 cm, ed. 8+1AP.


Cem Öztürk M I X E R

76

yolculuk travel (2016) kağıt üzerine linol baskı linocut on paper 65 x 42 cm, ed. 3+1AP.


M I X E R

77


Burcu Perçİn M I X E R

78

isimsiz untitled (2012) ofset litografi üzerine yağlı boya oil on offset lithography 92 x 100 cm, ed. 5+1AP.


Zeynep Perİnçek SIGNORET M I X E R

79

dorukta on the crest (2013) baskı ve yağlı boya print and oil 53 x 38 cm, mono baskı monoprint


Zsofia Schweger M I X E R

80

Sandorfalva Hungary #1 (2016) 410 gr somerset satin kağıt üzerine 12 renk ipek baskı 12 colour screenprint on somerset satin 410 gsm paper 48 x 40 cm, ed. 35


Erİnç Seymen M I X E R

81

homo fragilis (2016) litografi lithography 75 x 55 cm, ed. 23


Eda Soylu M I X E R

82

duvar kağıdı, ve evin yüzü burkuldu serisinden wallpaper, from the series and the house frowned (2014) çiçek ve beton, flower and concrete değişken boyutlar variable dimensions sınırsız edisyon unlimited editions


M I X E R

83


Suzanne Stroebe M I X E R

84

Nemesis’i aramak the search for Nemesis (2015) linol baskı ve akrilik linocut and acrylic 35,5 x 30,5 cm, mono baskı monoprint


MÄ°that Ĺžen M I X E R

85

beden dizisi body series (1991) serigrafi silkscreen 70 x 70 cm, ed. 100+15AP.


alİ şentürk M I X E R

86

özetler serisi summaries series (2018) hahnemühle asitsiz kağıt üzerine lake baskı lacquer printing on acid-free hahnemühle paper 49 x 34 cm, ed. 3+1AP.


Gaurab Thakali M I X E R

87

Cannes (2017) 300 gr somerset kağıt üzerine arşivsel pigment baskı archival inkjet on somerset satin enhanced 300 gr paper 29,7 x 42 cm, ed. 45


Fevzİ Tüfekçİ M I X E R

88

çadır ve kuşlar tent and birds (2017) ahşap baskı woodcut 67 x 50 cm, ed. 5+1AP.


Medİha Dİdem Türemen M I X E R

89

Albrecht Dürer’e saygı homage to Albrecht Dürer (2016) ağaç baskı woodcut, 21 x 30 cm, ed. 5+1AP.


SezÄ°n TĂźrk Kaya M I X E R

90

yirminci kat okyanus twentieth floor ocean (2017) kolografi collography 45 x 80 cm, ed. 8+1AP.


M I X E R

91


Damla Yalçın M I X E R

92

geçmişin tiyatrosu re-acting the past (2018) foto akuatint, çizim photo aquatint, drawing 24,5 x 17,5 cm, ed. 10+1AP.


Kemal Yıldız M I X E R

93

desorto rosso (2015) ağaç baskı woodcut 20 x 23,5 cm, ed. 4+1AP.


Bahar Yürükoğlu M I X E R

94

bir çizim a drawing (2016) arşivsel pigment baskı archival pigment print 40 x 60 cm, ed. 3+1AP.


M I X E R

95


M I X E R

96


SaNaTÇI KİTaPLaRI M I X E R

aRTIST BOOKS

97


M. CEVAHİR AKBAŞ Istanbul Express Ways (2016), Ed. 20 Patika doğaldır. Yapımı için ek malzemeye gerek olmadığı gibi terk edildiği zaman arkasında iz bırakmadan yok olur fakat ısrar üzerine varlığını sürdürür. İstek ve süreklilik karşısında oluşumuna kimse engel olamaz. Bu dürtüsel durum alternatif yollar sunarken var olan düzenin içerisinde aykırı durur. “Burayı kullanınız” otoritesine karşı kural tanımaz, tepkiseldir. Akbaş, Patika projesinde, bir yaşam alışkanlığı olan kestirme yol ihtiyacını metropol bir şehir olan İstanbul ekseninde incelemektedir. Konuyu demagojik unsurlar açısından farklılıklar gösteren kesimlerden örneklem yaparak, alışkanlığın belli bir kesimin değil aslında toplum kültürünün bir parçası olduğunu da gözler önüne sermeye çalışır. İstanbul Express Ways isimli fotokitap, proje kapsamında çekilmiş fotoğraflarla haritalardan alınan konumları, sanatçının çizdiği kuş bakışı haritalarla bir araya getirir. M. Cevahir Akbaş (d. 1985, İstanbul) 2013 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fotoğraf Bölümü'nde başladığı eğitimine aynı bölümde yüksek lisans yaparak devam ediyor.

M I X E R

98

Foothpath is natural. It doesn't need any material for its production and disappears without any trace left if abandoned, but keeps its presence by perseverance. With will and continuity, nothing can stay against its creation. This impulsive aspect stays divergent inside the existing system while offering alternative ways. It opposes against the rules of the "use this way" authority, stays reactive. The Foothpath project analyses the shortcut necessity as a daily life habit on the Istanbul axis as a metropolis. By sampling from locations with differing demagogic sections, it tries to capture the idea that it is not only a habit of a specific segment but a part of the socio-cultural environment. Istanbul Express Ways brings together photographs taken from the project and locations taken from the maps and birdseye view drawn by the artist. M. Cevahir Akbaş (b. 1985, İstanbul) began his education at the Department of Photography at Mimar Sinan Fine Arts University in 2013 and currently continues his master’s degree at the same department.

Bengİsu Bayrak Unutuşun Kitabı The Book of Forgetting (2018), Ed. 40

Unutuşun Kitabı, Milan Kundera'nın Gülüşün ve Unutuşun Kitabı'ndan (1979) alıntılarla, dönüştürmelerle ve yeniden yazımlarla birlikte kurgulanmış imgelerle hatırlamak ve unutmak üzerine bir anlatı sunar. Bengisu Bayrak (d. 1978, Almanya) Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden lisans (2001), İstanbul Bilgi Üniversitesi

Sosyal Bilimler Enstitüsü Sinema ve Televizyon Programı’ndan yüksek lisans (2005), Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Resim Ana sanat Dalı’ndan sanatta yeterlik (2008) ve University of Wales’den işletme alanında yüksek lisans (2011) derecelerini aldı. Aralarında “Günümüz Sanatçıları İstanbul Sergisi” (2001, 2004, 2006, Akbank Sanat, İstanbul), “Bir Cinayet Bir Öpücükle Geçmez” (2008, Galerist, İstanbul) “İstanbul’da Yaşıyor ve Çalışıyor” (2010, Antrepo 5, İstanbul) sergilerinin de bulunduğu pek çok ulusal ve uluslararası sergiye katıldı, çeşitli ödüller aldı. İstanbul ve New York'ta dört kişisel sergi açtı. Öğretim üyesi olarak Nişantaşı Üniversitesi ve Işık Üniversitesi'nde dersler veren sanatçının Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, Hong Kong ve Almanya’da özel koleksiyonlarda yapıtları bulunuyor. Bengisu Bayrak (b. 1978, Germany) has a BA degree from Marmara University, Faculty of Fine Arts, Department of Painting (2001), an MA degree from Istanbul Bilgi University Institute of Social Sciences Film and Television Program (2005), a Doctorate in Arts degree from Marmara University Fine Arts Institute Art Department (2008) and an MBA in marketing from the University of Wales (2011). She has participated in many national and international exhibitions including "Contemporary Artists Istanbul Exhibition" (2001, 2004, 2006, Akbank Sanat, Istanbul), "You Can't Kiss Away a Murder" (2008, Galerist, Istanbul), "Lives and Works in Istanbul (2010, Antrepo 5, Istanbul), and received awards. She had four solo exhibitions in Istanbul and New York. She works as an associate professor at Nişantaşı University and Işık University. The artist's works are included in private collections in Turkey, United Arab Emirates, Hong Kong, and Germany.

The Book of Forgetting appropriates, modifies and rewrites quotes from Milan Kundera's The Book of Laughter and Forgetting (1979) juxtaposed with images, and presents a narration on remembering and forgetting.

Giorgio Caione Kafkasya'da bir vadi hayal etti She dreamt about a valley in the caucasus (2017), Ed. 15

Kafkasya'da Bir Vadi Hayal Etti, Ermeni manzarasında imgeler ve şiirlerle, rüya gibi bir yolculuk. Kafkasya'nın bu bölgesinde belirsiz ama sürekli bir Sovyet mirası var. Hantal anıtlar, modernist mimariler, kışlalara benzeyen geniş konut blokları. Fakat daha derin ve daha az görünür bir şey var. Bu da Ermeni yollarını kesen gezginlere ve şairlere eşlik eden kalıcı atmosfer. Giorgio Caione (d. 1981, Borgomanero, İtalya), İtalya ve Türkiye arasında yaşayan İtalyan küratör ve fotoğrafçıdır. Sanat Yönetimi alanında lisans ve Brera Güzel Sanatlar Akademisi'nde (Milano) Çağdaş Sanat Yüksek Lisansı aldı. 2007'den beri İtalya, Türkiye ve diğer Avrupa ülkelerinde müzeler, kurumlar ve sanat dernekleri ile çalıştı. 2015 ve 2017 yılları arasında İstanbul Teknik Üniversitesi'nde fotoğraf eğitimi


verdi. Bir fotoğrafçı olarak ilgisini beklenmedik, sapma, ihmal edilen nesnelerin ve yerlerin şaşırtıcı şiiri çeker.

She Dreamt about a Valley in the Caucasus is a dreamlike trip through images and poems into the Armenian landscape. A vague but constant Soviet legacy lingers in this region of the Caucasus. Bulky monuments, modern architecture, vast residential blocks that resemble barracks. But there's something deeper and less visible. A persistent atmosphere that accompanies the travellers and poets who cut through these Armenian roads. Giorgio Caione (b. 1981, Borgomanero, Italy) is an Italian freelance curator and photographer who lives between Italy and Turkey. He obtained a BA in Studies and Management of Arts and a MA in Contemporary Art at Brera Academy of Fine Arts (Milan). Since 2007 he's been working with museums, institutions and art associations in Italy, Turkey and other European countries. Between 2015 and 2017 he taught Photography at Istanbul Technical University. His interest as a photographer goes to the unexpected, the deviation, the surprising poetry of daily neglected objects and places.

Sİnem Dİşlİ İntiba First Impression (2016), Ed. 20

Sinem Dişli (d. 1982, Urfa) Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Heykel bölümünden 2004 yılında mezun oldu. “20.yy sanat akımlarında fotoğrafın kullanımı ve Avangart kavramı ile ilişkisi” başlıklı tezi ile Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fotoğraf Bölümü'nde yüksek lisans eğitimini tamamladı. 2005 ve 2008 yılları arasında Engin Özendes ile birlikte İstanbul Modern Sanat Müzesi'nin Fotoğraf Bölümünün, (Magnum Photographers, André Kertész, Lars Tunbjörk, and Othmar Pferschy gibi sergiler

Photography is inherently constructed. The tension stemming from the essential ambiguity of an image extracted from time and space provides the raw material for İntiba (First Impression). The artist believes that our eyes and minds gather visual information from photographs to then create a larger story. A picture of the ground strewn with detritus and a teddy bear might initially remind us of a picture of an astronaut because of our previous knowledge and experiences. We live in a construction of errors that becomes supported by images and first impressions. An unprecedented surface might evoke moon because of the scientific theories and pictures to which we have been exposed. Photography can extract an answerless question from a common event: as one’s body position and its observer’s perspective change, the existence of gravity might become unfamiliar. The artist hopes that her photographs grow over time in the imagination of viewers. The response or rather, the responsiveness of the viewer is what grows into their own story. The askew angles of her camera and the off-beat framings contribute to the inherent tension and ambiguity in the darkness of images. Sinem Dişli (b. 1982, Urfa) earned her Bachelors of Fine Arts degree in sculpture at the Dokuz Eylul University and earned her Master of Fine Arts degree in Photography at the Marmara University with the dissertation thesis titled: “The Use of Photography in the Art Movements of the 20th Century and Photography’s Relationship with the Concept of Avant-Garde”. Between 2005 and 2008, she worked for photography department at the Istanbul Museum of Modern Art, and she co-curated exhibitions, such as Magnum Photographers, André Kertész, Lars Tunbjörk, and Othmar Pferschy. In 2008, she was awarded a scholarship to attend the School of Visual Arts in New York with her project “Resistance” which combines photography and visual arts elements. She also participated in the fine art education programs at the International Center of Photography, and Cooper Union. In addition to four solo exhibitions titled ''İntiba'', ''Sürgün'', ''Cereyan'' and ''Rutubet'', she has also participated in numerous group

M I X E R

Fotoğraf malzemesini kendi doğasında barındırır. Zaman ve mekandan süzülen görüntünün belirsizliğinden kaynaklanan gerilim, İntiba'nın ham maddesini oluşturur. Sanatçıya göre göz ve akıl daha kapsamlı bir hikaye oluşturmak adına fotoğraflardan görsel bilgiler toplar. Yere saçılmış bir dağınıklık ve oyuncak ayı, daha önceki bilgi ve deneyimlerimize dayanarak bize bir astronotun resmini hatırlatabilir. Gördüğümüz imgeler ve eski tecrübelerimizin birleşimi olan bir hatalar dünyasında yaşıyoruz. Bize farklı görünen bir yüzey, okuduğumuz ve maruz kaldığımız teoriler ve imgelerle bize ‘ay’ı çağrıştırabilir. Fotoğraf, normal bir olayın içinden cevabı olmayan bir soru yaratabilir: kişinin durduğu yer ve gözlemcinin bakış açısı değiştikçe, yer çekiminin varlığı bile sorgulanabilir. Sanatçı fotoğraflarını izleyenin hayal gücünde zamanla büyüyerek dönüşmesini beklemektedir. İzleyicinin tepkisi ya da daha doğru bir şekilde ifade etmek gerekirse tepkiselliği fotoğrafı onun kendi hikayesine dönüştürmesini sağlar. Dişli’nin kullandığı çarpık açılar ve olağan dışı çerçeveler, imgelerin doğal gerilimine ve belirsizliğine katkı sağlar.

düzenleyerek) yürütücülüğünü yaptı. 2008 yılında, Fotoğraf ve Görsel Sanatlar öğelerini birleştiren projesi "Özdirenç" ile School of Visual Arts New York’ da burs kazandı. ABD’de ICP International Center of Photography ve Cooper Union okullarında sanat eğitimleri aldı. Disiplinler arası çalışmalarını içeren ''Intiba'', ''Sürgün'', ''Cereyan'' ve ''Rutubet'' isimli dört kişisel serginin yanı sıra, Avrupa ve Amerika’da birçok ülkede çok sayıda uluslararası karma sergiye katıldı. 2008’den bu yana İstanbul ve New York’ta yaşayan sanatçı 2015 yılında Triangle Arts Residency ve ISCP (International Studio & Curatorial Program, New York) programlarına seçildi. New York’ta Ayzart Independent artist-run space, İstanbul’da TOZ Artist-Run Space’in ve HER H L Kolektif’in ortak kurucularından olan Dişli, The Empire Project Gallery tarafından temsil edilmektedir.

99


exhibitions throughout Europe and the US. Dişli joined the Cosmos section of the 2016 and 2017 Arles Photography Festival with her books Intiba and Rutubet. Dişli was awarded by the Triangle Arts Residency program and ISCP for 2015. Since 2008, she splits her time between Istanbul and New York, and she is a co-founder of the independent artist-run space Ayzart in New York, TOZ Artist-Run Space and HER H L Kolektif in Istanbul. She is represented by The Empire Project Gallery.

VOLKAN KIZILTUNÇ Petit Paquette Kitap Maketi (2015), Ed. 10

M I X E R

100

Gaps of Memory Projesi’nin bir parçası olarak üretilmiş olan bu kitap maketi, tamamı Türkiye'den bulunmuş 8mm ve super 8mm filmlerin dijital hale getirilmesi ve bunlardan elde edilen videoların fotoğraf karelerine dönüştürülmesiyle üretilmiştir. Makaraların üzerlerinde yazılı bilgilerden anlaşıldığı üzere çoğunlukla 1960-1985 yılları arasında çekilmiş olan görüntüler Türkiye’de ekonomik, politik ve toplumsal açıdan birçok kırılmanın yaşandığı bir döneme işaret eder. Kişisel anılar perspektifinden bakarak toplumsal tarih ve kişisel bellek arasındaki yarıktan beslenmekte ve hızla değişen ekonomik ve sosyal sınıflar üzerinden yarı belgesel, yarı kurgusal bir anlatı ortaya koymaya çalışmaktadır. Hareketli görüntülerin kitapta yer alacağı sayfalar için seçimin yapılması ise sanatçının en doğru bulduğu anı seçmesi ile bir nevi fotoğraftaki "karar anı" fenomenine gönderme yapmakta ve durağan görüntü ve hareketli görüntü arasındaki gerilime işaret etmektedir. Volkan Kızıltunç (d. 1976, Ankara) hareketli ve durağan görüntüler arasında işler üreten bir sanatçıdır. İstanbul Üniversitesi’nde Arkeoloji eğitiminin ardından Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fotoğraf Bölümü’nden 2005 yılında mezun olmuştur. Halen aynı bölümde Araştırma Görevlisi olan sanatçı Fotoğraf Uygulama ve Araştırma Merkezi (FUAM) ekibinde yer almakta ve İstanbul Fotoğraf Kitabı Festivali’nin koordinatörlüğünü yürütmektedir. Kızıltunç aynı zamanda 2015-2017 yılları arasında faaliyet gösteren TOZ Artist Run Space’in kurucu ortaklarındadır ve halen faaliyet gösteren NOKS Bağımsız Sanat Alanı’nın kurucu ortağı ve yürütücüsüdür. Sanatçı, İstanbul’da yaşıyor ve çalışıyor. This mockup book which is a part of Gaps of Memory Project, is produced firstly by digitising 8mm and super 8mm films found in Turkey and then by converting the videos into photo frames. As seen by the written information found on the images, they are mostly shot in Turkey between the years 1960-1985, referring to a period of many economic, political and social refraction. Looking through the perspective of personal memories and inspired from the gap between social history and personal memory, he is trying to put forth a semi-documentary, semifictional narrative about the fast-changing economic

and social classes. Kızıltunç points out the tension between the still image and the moving image by selecting a section of the moving images that will be included in the book, and he refers to the phenomenon of the "decision moment" of an artist while taking a photograph. Volkan Kızıltunç (b. 1976, Ankara) is an artist working in between still and moving image. He completed his education on Archeology at Istanbul University and Photography at Mimar Sinan Fine Arts University in 2005. He has been a faculty member in the same university and a team member of the Photography Application and Research Center (FUAM). He also works as coordinator of Istanbul Photobook Festival. He is the co-founder of a nonprofit artist run space, TOZ Artist Run Space, initiated between 2015- 2017 and he’s the founder of NOKS Independent Art Space focuses on photography, photobooks and video projects. The artists lives and works in İstanbul.

KOMET Merak Bir (2013), Ed. 500

Merak Bir, 60’lı yıllardan günümüze ressam Komet’in arşivinden notları, günlükleri, şiirleri, mektupları içeren müsveddeleri ve daktiloya çekilmiş metinleri, özel bir tasarımla bir araya getiriyor. Sanatçının sayfa köşelerine, satır aralarına çizdiği desenler, daldığı düşüncelere eşlik eden karalamalar, metinler üzerine el yazısıyla yaptığı düzeltiler, okuru sanatçının iç dünyasının derinliklerine çekiyor, düşünce akışının izinde ilginç bir yolculuğa çıkarıyor. 500 adet basılan kitabın tamamı sanatçı tarafından numaralandırılmıştır, sanatçının kişiye özel attığı imzasıyla sunulmaktadır. Komet (d. 1941, Çorum). Asıl adı Gürkan Coşkun olan sanatçı İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nde resim eğitimi aldı, Zeki Faik İzler ve Bedri Rahmi Eyüboğlu atölyelerine katıldı. 1971 yılında aldığı bursla Fransa’ya Vincennes Üniversitesi’ne gitti. İlk kişisel sergisini 1974’te Rouen’da açtı. Yeni Gerçeklikler, Salon de Mai ve Montrouge başta olmak üzere Türkiye’de ve dünyanın çeşitli şehirlerindeki önemli galerilerde çok sayıda kişisel ve grup sergileri olmuştur. Eserleri Lozan, Viyana, Kopenhag, Paris, İstanbul gibi şehirlerin müzelerinin koleksiyonlarında bulunmaktadır. Fantezi ile gerçek, düş ile yaşanmışlık onun resminde iç içedir. Ölüm, grotesk, saçma, satir sanatında egemen olan temalardır. Kullandığı doğa dışı ışıkla izleyicide gerçeküstü çağrışımlar uyandırır. Çeşitli dergilerde yayımlanan şiirleri 2007’de kitaplaştırıldı. 1971’den bu yana Paris ve İstanbul’da yaşıyor ve çalışıyor.

Merak Bir gathers manuscripts and typewritten notes, diary entries, poems, letters of painter Komet from 60’s to our day, with a special design. Drawings of the artist on page corners, between the lines, his scribbles accompanying his contemplations, and his handwritten corrections on texts draw the reader


into the inner world of the artist, taking him/her into an interesting journey following the artist's flow of thoughts. The book has been published 500 copies and each copy is numbered by the artist; each copy is presented with his signature specially addressed to the owner. Komet (b. 1941, Çorum). His real name is Gürkan Coşkun. He graduated from Department of Painting of Istanbul Academy of Fine Arts and attended Zeki Faik İzler’s and Bedri Rahmi Eyüboğlu’s studios. He educated at the University of Vincennes in France with the state scholarship. He held his first solo exhibition in 1974 in Rouen. He has been extensively exhibited in Turkey and abroad starting with important galleries such as Yeni Gerçeklikler, Salon de Mai, and Montrouge. His works are held in collections of Lausanne, Vienne, Copenhagen, Paris, Istanbul museums. In his paintings, phantasy and reality, dreams and experiences are intertwined. Death, the grotesque, the absurd, satire are main themes in his art. The supernatural light he uses in his paintings triggers surreal associations in the viewer. His poems published in various magazines are compiled in a book in 2007. Since 1971, he lives and works in Paris and Istanbul.

Aslı Narİn Dalga Die Welle (2016), Ed. 20

Aslı Narin (b.1985, İstanbul) 2008 yılında Sabancı Üniversitesi Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarım Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisansını aynı alanda Goldsmiths, University of London’da tamamladı. Şu ana kadar iki kişisel sergisi Kasa Galeri ve Öktem&Aykut Galeri’de gerçekleşmiş olan Narin’in katıldığı önemli grup sergileri arasında Dünden Sonra, İstanbul Modern Fotoğraf Koleksiyonu (İstanbul, 2012), Acting In The Library, 1st Tbilisi Triennial-Offside Effect, (Tiflis, Gürcistan, 2012), Istanbul Modern-Bahreyn, Bahrain National Museum, (Bahreyn, 2013), Edisyonlar III, Elipsis Galeri, (İstanbul, 2013), İkinci Göz-Türkiye’den Kadın Fotoğrafçılar, Sismanoglio Megaro, İstanbul, 2013), Buluşma, Sakip Sabanci Müzesi (İstanbul, 2015), Things that Count...Things That Don't, The Abrazo Interno Gallery, (New York, Amerika, 2015) ve CICA Contemporary Photography Exhibition Summer/Fall 2016, CICA Müzesi (Gyeonggi-do, Kore, 2016), The Photobook Exhibition, Athens Photo Festival, Benaki Müzesi (Atina, 2017) bulunmaktadır. Eğitimine Yıldız Teknik Üniversitesi Sanatta Yeterlilik bölümünde

Die Welle can be defined as a sketchbook of a photographer. Named after Rainer Maria Rilke’s poem, the pattern of waves is used metaphorically as a form of production. It is a combination of two visual exercises formed over the years: the photographer’s found image archive and Instagram posts which she defines as her visual diary. These two practices intertwined like waves and together, they formed a map of the photographer’s existence as an image maker in the form of a photobook. Asli Narin (d. 1985, Istanbul) received her BA degree from Visual Arts and Visual Communication Design Department at Sabanci University (2008) and her Master of Arts degree at Goldsmiths University of London (2009). Until today, she had two solo exhibitions in Kasa Gallery (2014, Istanbul, Turkey) and Oktem&Aykut Gallery (2015, Istanbul, Turkey). She has been participating at several exhibitions all around the world, including After Yesterday, Istanbul Museum Photography Collection (Istanbul, 2012), Acting In The Library, 1st Tbilisi Triennial-Offside Effect, (Tbilisi, Georgia, 2012), Istanbul ModernBahrain, Bahrain National Museum, (Bahrain, 2013), Editions III, Elipsis Gallery, (Istanbul, 2013), Second Eye-Women Photographers from Turkey, Sismanoglio Megaro, (Istanbul, 2013), Reunion, Sakip Sabanci Museum, (Istanbul, 2015), Things that Count...Things That Don't, The Abrazo Interno Gallery (New York, USA, 2015) and CICA Contemporary Photography Exhibition Summer/Fall 2016, CICA Museum (Gyeonggi-do, South Korea. 2016), Imago Mundi -Mediterranean Routes, Group Exhibition, Zona Arti Contemporanee (Palermo, Italy, 2017), The Photobook Exhibition-Athens Photo Festival, Group Exhibition, Benaki Museum (Athens, Greece, 2017). Currently, she teaches photography and design courses at Kadir Has University Visual Communication Design Department, while pursuing her doctoral degree at Yildiz Technical University.

YUSUF MURAT ŞEN Fading Away (2018), Ed. 50 Sanatçı, buluntu fotoğrafların tekrar değerlendirilmesi üzerinden olgusal ve kurgusal olan ile geçmiş ve bugün arasındaki bir sınırda ürettiği çalışmalarını sergiliyor ve kitaplaştırıyor. “Üretilen bir imgenin kalıcı hale getirilmesi” konusu sanatçının çalışmalarının çıkış noktasını oluşturuyor. Buluntu fotoğrafları farklı bir teknikte ve bağlamda yorumlayan Yusuf Murat Şen, kaybolmaya, dağılmaya, sararmaya başlayan bu imgelere yeni bir yaşam kazandırıyor. Kitap, başlığını imgelerin solması, canlılığını yitirmesi, diğer bir deyişle ‘yok olması’ndan alıyor: Fading Away. Yusuf Murat Şen (d. 1968, Şırnak) ilk ve orta öğrenimini Gaziantep’te tamamladı. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik

M I X E R

Dalga bir fotoğrafçının eskiz defteri olarak tanımlanabilir. Adını Rainer Maria Rilke’nin şiirinden alan kitap, dalga metaforunu bir üretim biçimi olarak kullanılır. Kitap, yıllar içinde oluşturulan iki görsel alıştırmanın, fotoğrafçının topladığı bulunmuş fotoğraf arşivinin ve bir görsel günlük olarak kullandığı Instagram paylaşımlarının birleşimidir. Bu iki pratik, dalgalar gibi birbiriyle iç içe geçmiş ve fotoğrafçının bir imge üretici olarak varlığının göstergesi halinde bir fotoğraf kitabı olarak sonuçlanmıştır.

doktora yaparak devam eden Narin, halen Kadir Has Üniversitesi Görsel İletişim Tasarım bölümünde fotoğraf ve tasarım dersleri vermektedir.

101


Bölümü’ndeki lisans eğitiminin ardından Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde Fotoğraf Programı yüksek lisans ve sanatta yeterlik eğitimlerini tamamladı. 1994 yılında Salzburg Yaz Akademisi’nde Nan Goldin atölyesine devam etti. 2002 yılında doçent, 2009 yılında profesör oldu. 1991 yılından bu yana MSGSÜ Fotoğraf Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapmakta olup 2007-2013 yılları arasında bölüm başkanlığı görevini yürütmüştür. Öğretim üyeliğinin yanı sıra kurucuları arasında yer aldığı Fotoğraf Uygulama ve Araştırma Merkezi (FUAM) yöneticisi olarak görev yapmaktadır. FUAM bünyesinde Fotokitap Atölyeleri organize etmekte ve İstanbul Photobook Festivali’nin yöneticiliğini yapmaktadır. Fotoğrafın antik yöntemleri ve fotoğraf koleksiyonculuğu alanlarında uzman olan sanatçı, alanı ile ilgili bir çok atölye çalışması yapmış, sergiler organize etmiş, danışmanlıklar ve jüri üyelikleri yapmıştır. Eserleri bir çok ülkede sergilenmiştir. The artist exhibits and publishes works which he has produced in the boundaries of the past and the present, from the factual and fictional through the re-evaluation of the photographs of the found photos. The starting point of his works is the "making of a produced imagen permanent". Yusuf Murat Sen, who interprets the found photographs in a different technique and context, is giving a new life to these images which started to perish, disperse and decay. The book is based on the fading of images, the loss of its vitality, in other words, its disappearance: Fading Away. M I X E R

102

Yusuf Murat Şen (d.1968, Şırnak) completed his primary and secondary education in Gaziantep. Marmara University, Faculty of Fine Arts, Department of Graphic Arts, Mimar Sinan Fine Arts University, Photography Program graduate and completed arts proficiency training. In 1994, he attended the Nan Goldin workshop at the Salzburg Summer Academy. He became Associate Professor in 2002 and Professor in 2009. Since 1991, he has been working as a lecturer in the Department of Photography at MSGSU and has served as departmental chairperson between 2007-2013. In addition to his teaching membership, he is also the manager and one of the founders of the Photo Application and Research Center (FUAM). FUAM organizes Photocopy Workshops and is the executive officer of Istanbul Photobook Festival. The artist, who is an expert in the fields of antique photography and photo collecting, has done many workshops related to his field, organized exhibitions, made consultancy and jury memberships. His works have been exhibited in many countries.

Umut Altıntaş / Toros Mutlu (KARTONKİTAP) Kumpanya (2017), Ed. 5

Kumpanya’nın hikayesi, sanatçılar Umut Altıntaş ve Toros Mutlu’nun 2014 yılında bir online açık artırma sitesinde buldukları fotoğraflara dayanıyor. İlk bakışta 20’lerin yıllanmış efemeraları gibi gözüken bu fotoğrafların bir süre sonra çok daha fazlası olduğu fark ediliyor. Fotoğraflara bakan kişi, bu 24 fotoğrafta sadece taşra hayatının içindeki çocukların enerjisini ve sahne sanatlarına olan yatkınlığını değil, aynı zamanda bir film yapma konusundaki ilham verici hikayesini de keşfediyor. Bu durumu bir görev olarak ele alan KartonKitap (Umut Altıntaş & N. Toros Mutlu), bu hayali gerçekleştirmeye ve filmi tamamlamaya çalışıyor. KartonKitap, Umut Altıntaş (d. 1983, İzmir) ve N. Toros Mutlu (d. 1986, İzmir) tarafından kurulan, bağımsız bir fotokitap inisiyatifidir. Sanatçıları iş birliğine davet veya dahil eder ve ortak üretim süreci dahilinde onların belirli çalışmalarını kitap formunda yeniden yorumlarlar. Her kitap, sanatçının orijinal eserinden yola çıkılarak üretilmiş yeni bir iştir ve KK ile içeriği sağlayan sanatçı kitabın ortak müellifidir. Temel ilgi alanları tipografi ve kitap tasarımı olan Umut Altıntaş İzmir’de yaşayan ve çalışan bir grafik tasarımcı ve akademisyendir. İlgi alanları arasında heterotopyalar, vernaküler belgesel imajlar ve şiirsel gerçekçilik olan fotoğrafçı ve akademisyen N. Toros Mutlu da halen İzmir’de yaşamaktadır. The story of Kumpanya goes back to 2014, when the artists first found the images on an online auction website. What seem to be some old ephemeral photographs of 20’s at first glance, soon reveals itself to be much more. In 24 photographs, the viewer not only discovers the energy of a rural community of kids and their inclination to performing arts, but also an inspiring story of the same kids wanting to make a film. Taking this as a mission statement, KartonKitap (Umut Altıntaş & N. Toros Mutlu) attempts to make this dream come true and finish this film. KartonKitap is an independent photobook initiative, established by Umut Altıntaş (b. 1983, İzmir) and N. Toros Mutlu.(b. 1986, İzmir) KK invites artists to collaborate and reinterpret their artworks in the book form. Every book is a unique piece based on the original artwork in which KK and the artist has the co-authorship. Umut Altıntaş is an independent graphic designer and academic, based in İzmir, Turkey whose main focus is on typography and book design. N. Toros Mutlu is a photographer and an academic, based also in İzmir. Mutlu’s interests are representation, heterotopic space, vernacular documentary image and poetic realism.


SERKAN TAYCAN Agora ## (2013-2014), Ed. 8 Çalışmalarında kentsel ve kırsal mekânların dönüşümüne, bu dönüşümün fiziksel, toplumsal ve ekolojik etkilerine, gelecek tahayyüllerine ve bu süreçlerin parçası olan insanlık durumlarına odaklanır. Araştırma tabanlı işlerinde öncelikli olarak fotoğraf, video, haritalar ve yürümeyi kullanır. Fotoğraflarla İstanbul’daki kent meydanlarının karşılaştırmalı analizini yapmayı amaçlayan

Agora ##, kentteki kamusal alanların başlıcaları olan meydanların tarihsel bağlamda nasıl oluşup dönüştüğünü, günümüzde nasıl kullanıldığını ve kentlilerin bu mekanlarda kendilerini nasıl ifade ettiklerini inceliyor. Agora’nın ilk gösterimi 2014 yılında 14. Venedik Mimarlık Bienali Türkiye Pavyonu’nda yapılmıştır. Agora #04, Mimar Sinan Üniversitesi FUAM tarafından 2016 yılında organize edilen Matthieu Charon & Rémi Faucheu atölyesi sonucunda kitaba dönüşmüş ve Nikon tarafından desteklenen İstanbul Fotoğraf Kitabı Festivali Maket Kitap Ödülü’nü (2016) kazanmıştır. Agora serisinin limitli sayıda üretilen kutu setin ilk edisyonu TATE Modern’in kitap koleksiyonu için Martin Parr tarafından satın alınmıştır.

In his artistic practice, he focuses on the transformation of urban and rural spaces, and the physical, social and ecological impact of this transformation, diverse imaginations and projections regarding the future and conditions of humanity as part of these processes. He works primarily with photography, video, maps, and walking.

Agora ## is an attempt to make a comparative analysis of a group of public squares in Istanbul through photographs. The work investigates how squares - the most significant public spaces in the city - have emerged and transformed over time, how they are currently used, and how city dwellers express themselves through them. Agora was first shown at the 14th Venice International Architecture Biennale (2014), at the Turkish Pavilion. Later, Agora was turned into a book during Matthieu Charon &

Serkan Taycan (b. 1978, Gaziantep), after studying civil engineering at Yıldız Technical University in Istanbul, completed a master-class on documentary photography at Nordens Fotoskola, Sweden. He received his MFA degree in Visual Arts at Sabancı University, Istanbul, and in Photography at Aalto University, Helsinki. His works have been exhibited in various biennials and venues, among which are Venice Architectural Biennial, Istanbul Biennial, Helsinki Photography Biennial, Sinop Biennial, Cappadox, and Thessaloniki Photography Biennial as well as in public institutions such as SALT Istanbul, Istanbul Museum of Modern Art, MAXXI, MuCEM, and Malmö Museum. Most recently, he was a resident at Cité des Arts, Paris in 2015 and Delfina Foundation, London in 2016. He has been teaching courses that address the themes of city, geography, and visual arts at Bilgi and Bahçeşehir Universities in Istanbul. He is a member of RecCollective, and lives and works in Istanbul. M. Cevahir Akbaş - Istanbul Express Ways, Giorgio Caione - Kafkasya'da Bir Vadi Hayal Etti , Sinem Dişli - İntiba, Volkan Kızıltunç - Kitap Maketi, Aslı Narin - Dalga, Yusuf Murat Şen - Fading Away, Toros Mutlu & Murat Altıntaş - Kumpanya, Serkan Taycan - Agora kitapları, Fotoğraf Uygulama ve Araştırma Merkezi (FUAM) kapsamında gerçekleştirilen fotokitap projeleri atölyelerinde üretilmiştir. The books; M. Cevahir Akbaş - Istanbul Express Ways, Giorgio Caione - She Dreamt About a Valley in the Caucasus, Sinem Dişli - First Impression, Volkan Kızıltunç - Petit Paquette, Aslı Narin - Die Welle, Yusuf Murat Şen - Fading Away, Toros Mutlu & Murat Altıntaş - Kumpanya, Serkan Taycan - Agora; has been produced during the workshops within the photobook projects of The Photography Applications and Research Center (FUAM).

M I X E R

Serkan Taycan (d. 1978, Gaziantep), Yıldız Teknik Üniversitesi’nde aldığı inşaat mühendisliği eğitiminin ardından Nordens Fotoskola’da belgesel fotoğraf eğitimi gördü. Yüksek lisans eğitimini Sabancı Üniversitesi Görsel Sanatlar ve Helsinki Aalto Üniversitesi Fotoğraf bölümlerinde tamamladı. Çalışmaları Venedik Mimarlık Bienali, İstanbul Bienali, Helsinki Fotoğraf Bienali, Sinop Bienali, Cappadox, Selanik Fotoğraf Bienali’nin yanı sıra SALT, İstanbul Modern, MAXXI, MuCEM, Malmö Müzesi gibi kurumlarda sergilenmiştir. 2015 yılında Cité des Arts, Paris ve 2016 yılında Delfina Vakfı, Londra misafir sanatçı programlarına katılmıştır. Bilgi ve Bahçeşehir Üniversiteleri’nde kent, coğrafya ve görsel sanatlar içerikli dersler vermektedir. Bir sanatçı kolektifi olan RecCollective’in üyesidir. İstanbul’da yaşamakta ve çalışmaktadır.

Rémi Faucheu’s photo book workshop organized by FUAM in 2016. It has been awarded the Istanbul Photobook Festival Dummy Book Award (2016) which was supported by Nikon.

103


+90 212 243 54 43

| www.mixerarts.com | info@mixerarts.com

Printed 18  

Catalogue for the exhibition Printed 18 at Mixer, Istanbul

Printed 18  

Catalogue for the exhibition Printed 18 at Mixer, Istanbul

Advertisement