Issuu on Google+

12 KASIM 2005 CUMARTESÝ SAYI: 153 ZAMAN’LA BÝRLÝKTE SATILIR

www.zaman.com.tr/ailem

Ailece bir ‘özür’le yaþamak Fatih ve iki papaz Çocuk eðitiminde 23 altýn kural


ailem EDÝTÖR

ÝÇÝNDEKÝLER Mesnevi’den: Dua hâli 7 8

Fatih ve iki papaz

Onlar hep yanýmýzda oldu, artýk sýra bizde 12 Ailece bir ‘özür’le yaþamak 20 Çocuk yetiþtirmede 23 altýn kural 24 ‘Çocuk dinden, imandan, ahlâktan ne anlar?’ dememeli 26 28

Dr. Can sizlerle Ýman, insaný insan eder 30

ailem 12 KASIM 2005 CUMARTESÝ SAYI: 153

Feza Gazetecilik A.Þ. Adýna Ýmtiyaz Sahibi Genel Yayýn Müdürü Yayýn Danýþmaný Yayýn Editörleri

Katkýda Bulunanlar Tasarým Kapak fotoðrafý Sorumlu Müdür ve Yayýn Sahibi Temsilcisi Reklam Koordinatörü Yayýn Türü

Ali Akbulut Ekrem Dumanlý Hamdullah Öztürk Serhat Þeftali Mustafa Aydýn Þemsinur B. Özdemir Ali Demirel Ali Budak Mehmet Þimþek Mehmet Demirci Yakup Akalýn Yakup Þimþek Yaygýn Süreli

Zaman Gazetesi 34194 Yenibosna/Ýstanbul Tel: 0212 454 1 454 (pbx) www.zaman.com.tr Baský: Feza Gazetecilik AÞ Tesisleri

Direncimiz artýyor mu, düþüyor mu? Ýnsan vücudu mükemmel yaratýlmýþtýr. Vücudumuz, öyle koruma programlarýyla donatýlmýþ ki, olumsuz her þeyi yenebilecek mekanizmalara sahiptir. Zaten týp da vücudun mikroplara karþý verdiði tepkileri ölçerek hastalýðý tespit etmeye çalýþýyor. Hele kýþýn baþladýðý þu günlerde vücut direncimizi artýracak þeylerle beslenmeli, direnci düþürecek yorgunluk, stres, sigara gibi þeylerden uzak durmalýyýz. Ýþte insanda maddi anlamda olduðu gibi bir de manevi anlamda bir dirençten bahsedilebilir. Nasýl ki vücut mikroplara karþý kendini koruyor, vücudun dengesini hastalýða göre ayarlýyor; týpký bunun gibi biz de manevi anlamda direncimizi güçlendirmeli, en ufak bir sýkýntýda düþüp de sürünme pozisyonunda kalmamalýyýz. Peki bunu nasýl baþarabiliriz? Ýþte yaþanmýþ bir örnek: Soðuk bir oda, yorgan içinde yatan yaþlý bir insan. Yaþý epey ilerlemiþti. Vücudunun yorgunluðu maruz kaldýðý muamele ile daha da artmýþtý. O gün gelenlere, gelmeseydiniz, size zararlarý dokunabilir diyecek kadar da ince ruhluydu. Önceleri bir semt karakolunda ikamet etme mecburiyeti getirilmiþti. Sonra karakolun karþýsýnda bir ev tutulmuþ, göz hapsi burada devam etmiþti. Tam sekiz yýl bu böyle sürdü. Dile kolay; sekiz yýl kimsenin sizin yanýnýza yaklaþtýrýlmadýðýný, o þehirden bir yere ayrýlamadýðýnýzý ve psikolojik baskýnýn en üst düzeyde olduðunu

http://www.zaman.com.tr/ailem Öneri ve teklifleriniz için: ailem@zaman.com.tr

Serhat Þeftali

s.seftali@zaman.com.tr

düþünün. Fikirleri pörsümüþ, inançlarý zayýflamýþ, ayaða kalkma gücü kalmamýþ, yaþama sevinci silinmiþ bir insana dönüþürdük. Ýmtihanlar farklý tezahür edebilir. Ama en zorlarýndan biri herhalde uzun süre tecrit edilmek olmalýdýr. Yaþýnýz ilerlemiþ, yardýma ve bakýma ihtiyacýnýz var. Ama sizi yalnýz, bilmediðiniz bir þehirde, soðuk bir evde ikamete zorlasalar, gelecek yardýmlarý engelleseler sekiz yýlý nasýl bir halet-i ruhiye içinde geçirirdiniz? Ama o zat için öyle olmamýþ. Onlarca mektup yazmýþ sevdiklerine. O mektuplarýn postaneden gönderilmesine bile engel konulmuþ bir zaman sonra. *** Engeller insanlarý daha dirençli, daha kuvvetli ve inançlý yapabilir. Ama unutmamak lazým ki engeller karþýsýnda kaybedenler de çoktur. Gidilen mekanlar deðiþse de, çevresindeki insanlar farklýlýk arz etse de, zulmedenler kýlýk deðiþtirse de o insanlarý yollarýndan alýkoyamayan unsurlarý iyi bilmek gerekir. “Saðlam inanç” bu unsurlarýn en temel öðesi olmalýdýr. Allah’a olan baðlýlýk insaný yücelten en güzel haslet ki, tecritleri, küfürleri, hakaretleri, iftiralarý, þantajlarý hep boþa çýkarmýþtýr. Dosdoðru olabilmek, iyi bir sabýr hazýrlýðýný gerektiriyor. Bunun için devasa deðil, minik hedefler koymalý, o hedefleri haftalýk, aylýk olarak yapmaya çalýþmalýdýr. Gerisi gelecektir…


ailem

Salih Yusufoðlu

BÝR TEKLÝF

s.yusufoglu@zaman.com.tr

Mektup adresi: Ailem Dergisi (Salih Yusufoðlu) Zaman Gazetesi 34194 Yenibosna/Ýstanbul

Ezana gereken

deðeri veriyor muyuz? E

zan-ý Muhammedî, rüyalardan kalplere huzur bulmasý için nakþedildi ilkin. Sonra Hazreti Bilal’in (ra) billur sesi duyulabilecek en güzel ses olarak kaydedildi zihinlere. Bu sýrlý sesi duyan müminler kemal-i edeple dinlediler onu, yokluðunda ise hasretle yandý içleri, acý çekti yürekleri. Hele o sese âþýk sevdalý yiðitler ondan uzak kalýnca büsbütün hüzünlendi. Bu yazýyý, ezana karþý vurdumduymazlýðýmýz ve yurtdýþýnda yaþayan bir dostun yüreðinin derinliklerinden gelen þu sözleri yazdýrdý: “Ben burada ezan sesini duyamýyorum. Ne olur benim için, benim kulaðýmla, benim yüreðimle, huþu içinde dinle ezaný...” Þimdilerde ezana eskisi kadar önem verilmiyor. Belki çoðumuz ezan sesini bile duyamýyoruz. Doðumumuzda kulaðýmýza, ‘hayatýn boyunca ayrý kalma’ duasýyla okunan ezanlarla buluþamýyor artýk kulaklarýmýz. Ona deðerini hissettirmiyoruz hal ve hareketlerimizle. Büyüklerimiz Ezan-ý Muhammedî okunurken ona nasýl hürmet edeceðimizi þöyle sýralýyorlar: “Ezan okunurken mümkünse konuþmayý kesin ve ezanýn edebine uygun olmayan bir durumda iseniz bu durumdan çýkýn. Müezzinin okuduklarýný tekrar edin. ‘Hayyalessalah ve Hayyalelfelah’ bölümlerini tekrarlamayýn, bu arada ‘La havle ve la kuvvete illa bil12 KASIM 2005 CUMARTESÝ

ailem 4

lah’ (Güç ve kuvvet yalnýz Allah’tandýr) duasýný okuyun. Sabah ezanýnda ise ‘Essalatü hayrun mine’nnevm’ (Namaz uykudan hayýrlýdýr) bölümünden sonra ‘Sadakte ve berirte’ (Doðru ve iyi söyledin) þeklinde tasdik ifadesini tekrarlayýn.” Ecdadýmýz ezana o kadar ehemmiyet vermiþ ki; her yöreye her vakite özel makamlar geliþtirmiþ. Bugün çocuklarýmýz ve gençlerimiz ezana verilmesi gereken deðerin farkýnda deðil. Boylu boyunca uzanan genç ezan okunduðu zaman Allah’ý ve Peygamber’i hatýrýna getirmiyor, kýlýný dahi kýpýrdatmýyor, açtýðý müzik kanalýný býrakýn kapatmayý sesini kýsmayý bile düþünmüyor... Belli ki ailesindeki büyükler ezan okunduðu zaman bunlarýn hiçbirini yapmamýþ... Gelin bu mübarek günlerde, hem kendimiz hem de eþ ve çocuklarýmýzla Ezan gerektiði deðeri vermeye çalýþalým ve bu davranýþýmýz hayat boyu sürsün. Mesela, ezaný duyduðumuz zaman televizyonu kapatalým, Allah’a, ezanlarýn gürül gürül okunduðu böyle bir ülkede yaþadýðýmýz için þükürler edelim. Minaresiz þehirlerde ezana hasret anlaþýlabilir; fakat her gün 5 defa okunan bu ülkede ezana hasret kalmak gerçekten anlaþýlamayan bir hasret... Bugün ezana göstereceðimiz ilginin yarýn karþýmýza çýkacak olan ilgi olacaðýný unutmayalým.


ailem

EDÝTÖR: ALÝ BUDAK

KISA KISA

BiR HADiS

Ýnne’d-dêlle ale’lhayri ke-fâýýlihî

“Hayýrlý bir iþe vesile olan, onu yapan gibidir.” (Tirmizî, Ýlim, 14)

Bahtiyar kimdir? Ebû Hüreyre radýyallahu anh’ten rivayet edildiðine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem þöyle buyurdu: “Allah yolunda çift sadaka veren kimse, cennetin muhtelif kapýlarýndan, ‘Ey Allah’ýn (sevgili) kulu! Burada hayýr ve bereket vardýr’ diye çaðýrýlýr. Sürekli namaz kýlanlar namaz kapýsýndan, mücahidler cihad kapýsýndan, oruçlular reyyân kapýsýndan, sadaka vermeyi sevenler de sadaka kapýsýndan (cennete girmeye) da-

vet edilirler.” Ebû Bekir radýyallahu anh, ‘Anam babam sana kurban olsun ey Allah’ýn Resulü! Gerçi bu kapýlarýn birinden çaðrýlan kimsenin diðer kapýlardan çaðýrýlmaya ihtiyacý yoktur; ama bu kapýlarýn hepsinden birden çaðrýlacak kimseler de var mýdýr?’ dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Evet, vardýr. Senin de o bahtiyârlardan olacaðýný ümit ederim.” buyurdu. (Buhârî, Savm 4)

Çocuklarýnýza verdiðiniz sözün arkasýnda mýsýnýz? Birçok ebeveyn, bozulmuþ anlaþmalar, tutulmayan sözler, ceza ve intikama dönüþecek sonuçlarla uðraþýr. Ebeveynler sözünü tutma sanatýný öðrendiklerinde, çocuklarýna; beceri kazanma, sorumluluðu kabul etme ve gerçek iþbirliði içinde çalýþma konusunda yardýmcý olabilirler. Sözünü tutma, çocuklarýn direncine raðmen onlara iþbirliði, beceri ve sorumluluk kazandýran dört adýmlýk bir yöntemdir. Sorun üzerine taraflar için durumun ne olduðunu paylaþmak 12 KASIM 2005 CUMARTESÝ

ailem 6

üzere dostça bir tartýþma yapýn, daha doðrusu dinleyin. Beraberce çözümleri araþtýrýn, çocuðunuzun ve sizin yapmaya istekli olduðunuza karar verdiðiniz bir tanesini seçin. Süre konusunda anlaþýn. Sürenin sonunda sadece sözünüzü tutun ve saygýlý bir þekilde çocuðunuza güvenin. Sözünü tutma kavramý, aþaðýdaki dört tuzaða düþerek zorlaþtýrmadýðýnýz sürece oldukça kolaydýr. Sözünüzü tutmayý kullanýrken karþýlaþacaðýnýz dört tuzak: 1. Çocuklarýn ebeveynlerle ay-

ný önceliklere sahip olmalarýný, sözlerini tutma konusunda heyecanlý olmalarýný ve ebeveynler için önemli olan þeyleri yapmalarýný istemek. 2. Sorun veya göreve eðilmek yerine eleþtirmek, yargýlamak ve alay etmek. (”Anlaþmamýz odaný saat altýda temizlemeni söylüyordu” yerine “Odanýn ahýrdan bir farký yok! Ne kadar sorumsuz bir insansýn. Seni kimse iþe almaz.”) 3. Belirli anlaþmalarý önceden yapmamak. 4. Saygýyý koruyamamak.


ailem KISA KISA

Mesnevi’den: Dua hâli Dua edenin, ‘Rabb’im’ demesi, Allah’ýn ‘Buyur ey kulum’ demesinin ta kendisidir... Birisi her gece kalkýp Allah’ý anýyor, O’na dua ediyordu... Þeytan ona dedi: Ey Allah’ý çok anan kiþi! Bütün gece Allah deyip çaðýrmana karþýlýk seni buyur eden var mý? Sana bir tek cevap bile gelmiyor, daha ne zamana kadar dua edeceksin? Adamýn gönlü kýrýldý, baþýný yere koydu ve uyudu. Rüyasýnda ona þöyle dendi: Kendine gel, uyan! Niye duayý, zikri býraktýn? Neden usandýn? Adam: Buyur diye bir cevap gelmiyor ki, kapýdan kovulmaktan korkuyorum, dedi. Bunun üzerine dendi ki ona: Senin Allah demen, O’nun buyur demesi sayesindedir... Senin yalvarýþýn, Allah’ýn senin ruhuna haber uçurmasýndandýr... Senin çabalarýn, çareler araman, Allah’ýn seni kendine yaklaþtýrmasý, ayaklarýndaki baðlarý çözmesindendir... Senin korkun, sevgin, ümidin Allah’ýn lütfunun kemendidir... Senin her Ya Rabbî demenin altýnda, Allah’ýn buyur demesi vardýr... Gafilin, cahilin caný, bu duadan uzaktýr... Çünkü Ya Rabbî demeye izin yok ona... Aðzýnda da kilit var, dilinde de... Zarara uðradýðý zaman, aðlayýp sýzlamasýn diye Allah ona dert, aðrý, sýzý, gam, keder vermedi... Bununla anla ki, Allah’a dua etmeni, O’nu çaðýrmaný saðlayan dert, dünya saltanatýndan daha iyidir... Dertsiz dua soðuktur. Dertliyken yapýlan dua gönülden kopar... ailem 7

12 KASIM 2005 CUMARTESÝ


ÝLLÜSTRASYON: OSMAN TURHAN

Fatih ve iki papaz Ýstanbul’un fethinden sonra Hazreti Fatih bütün mahkumlarý serbest býraktýrmýþtý. Fakat bu mahkumlarýn içinden iki papaz zindandan çýkmak istemediklerini söyleyerek dýþarý çýkmadýlar. Papazlar Bizans imparatorunun halka yaptýðý zulüm ve iþkence karþýsýnda ona adalet tavsiye ettikleri için hapse atýlmýþlardý. Onlar da bir daha hapisten çýkmamaya yemin etmiþlerdi. Durum Hazreti Fatih’e bildirildi. O, asker göndererek, papazlarý huzuruna davet etti. Papazlar hapisten niçin çýkmak istemediklerini Hazreti Fatih’e de anlattýlar. Fatih o dünyaya kahreden iki papaza þöyle hitap etti: “Sizlere þöyle bir teklifim var: Sizler Ýslam adaletinin tatbik edildiði memleketimi geziniz, Müslüman hakimlerin ve Müslüman halkýmýn davalarýný dinleyiniz. Bizde de sizdeki gibi adaletsizlik ve zulüm görürseniz, hemen gelip bana bildiriniz ve sizler de evvelki kararýnýz gereðince uzlete çekilerek hâlâ küsmekte haklý olduðunu ispat ediniz.” Hazreti Fatih’in bu teklifi papazlar için çok cazip gelmiþti. Hemen padiþahtan aldýklarý tezkere ile Ýslam beldelerine seyahate çýktýlar. Ýlk vardýklarý yerlerden biri Bursa idi... Bursa’da þöyle bir hadiseyle karþýlaþtýlar: Bir Müslüman bir Yahudi’den bir at satýn almýþ, fakat hiçbir kusuru yok diye satýlan at hasta imiþ. Müslü-


man’ýn ahýrýna gelen atýn hasta olduðu daha ilk akþamdan anlaþýlmýþ. Müslüman sabýrsýzlýkla sabahýn olmasýný beklemiþ, sabah olunca da erkenden atýný alýp kadýnýn yolunu tutmuþ. Fakat olacak ya, o saatte de kadý henüz dairesine gelmemiþ olduðundan bir müddet bekledikten sonra adam kadýnýn gelmeyeceðine hükmederek atýný alýp ahýrýna götürmüþ. Atýný alýp götürmüþ ama at da o gece ölmüþ. Hadiseyi daha sonra öðrenen kadý, atý alan Müslüman’ý çaðýrtýp meseleyi þu þekilde halletmiþ: - Siz ilk geldiðinizde ben makamýmda bulunsa idim, saðlam diye satýlan atý sahibine iade eder, paranýzý alýrdým. Fakat ben zamanýnda makamýmda bulunamadýðýmdan hadisenin bu þekilde geliþmesine mademki ben sebep oldum, atýn ölümünden doðan zararý benim ödemem lazým, deyip atýn parasýný Müslüman’a vermiþ. Papazlar Ýslam adaletinin bu derece ince olduðunu görünce parmaklarýný ýsýrmýþlar ve hiç zorlanmadan bir kimsenin kendi cebinden mal tazmin etmesi karþýsýnda hayret etmiþler. Mahkemeden çýkan papazlarýn yolu Ýznik’e uðramýþ. Papazlar orada þöyle bir mahkeme ile karþýlaþmýþlar: Bir Müslüman diðer bir Müslüman’dan bir tarla satýn alarak ekin zamaný tarlayý sürmeye baþlar. Karasabanla tarlayý sürmeye çalýþan çiftçinin sabanýna biraz sonra aðzýna kadar dolu bir küp altýn takýlmaz mý? Hiç heyecan bile duymayan Müslü-

man bu altýnlarý küpüyle tarlayý satýn aldýðý öbür Müslüman’a götürüp teslim etmek ister: “Kardeþim ben senden tarlanýn üstünü satýn aldým, altýný deðil. Eðer sen tarlanýn içinde bu kadar altýn olduðunu bilseydin herhalde bu fiyata bana satmazdýn. Al þu altýnlarýný.” Tarlanýn ilk sahibi ise daha baþka düþünmektedir. O da þöyle söyler: “Kardeþim yanlýþ düþünüyorsun. Ben sana tarlayý olduðu gibi, taþý ile topraðý ile beraber sattým. Ýçini de dýþýný da bu satýþla beraber sana verdiðimden, içinden çýkan altýnlarý almaya hiçbir hakkým yoktur. Bu altýnlar senindir dilediðini yap.” Tarlayý alanla satan anlaþamayýnca mesele kadýya, yani mahkemeye intikal eder. Her iki taraf iddialarýný kadýnýn huzurunda da tekrarlarlar. Kadý, her iki þahsa da çocuklarý olup olmadýðýný sorar. Onlardan birinin kýzý birinin de oðlunun olduðunu öðrenir ve oðlanla kýzý nikahlayarak altýný çeyiz olarak verir. Papazlar daha fazla gezmelerinin lüzumsuz olduðunu anlayýp doðru Ýstanbul’a Hazreti Fatih’in huzuruna gelirler ve þahit olduklarý iki hadiseyi de aynen nakledip þöyle derler: “Bizler artýk inandýk ki, bu kadar adalet ve birbirinin hakkýna saygý ancak Ýslam dininde vardýr. Böyle bir dinin salikleri baþka dinden olanlara bile bir kötülük yapamazlar. Dolayýsýyla biz zindana dönme fikrimizden vazgeçtik, sizin idarenizde hiç kimsenin zulme uðramayacaðýna inanmýþ bulunuyoruz.”


ezvâc-ý tâhirât Hazýrlayan: SÜMEYYE GÜRGEN

Efendimiz’in (sas) oðlu Ýbrahim’in annesi:

Hz. Mâriye (r. anha)

Efendimiz’den çok etkilendi Hz. Mâriye, Mýsýr’da güzel bir hayat sürerken, birdenbire küçücük bir odada yaþayacaðý Medine’ye gelmiþti. Hz. Peygamber oldukça mütevazý bir hayat sürüyor, çok az yiyor, bazen aç yatýyor, sade giyiniyor, ot bir yatakta uyuyordu. Ahlâký ve kibarlýðý akýl almayacak güzellikteydi. Hz. Mâriye, Efendimiz’den Hz. Ýsa Aleyhisselam’ýn ilah deðil, kul ve resul olduðunu öðrendi. Kalbi Ýslam’a iyice yatýþtý.

ki Cihan Serveri Efendimiz (sas), vefatýndan üç yýl önce bazý ülke liderlerini mektuplarla Ýslam’a davet etmiþti. Bu mektuplarýn birini de Mýsýr hükümdarý Mukavkýs’a göndermiþti. Bu mektup þu an Topkapý Sarayý’nda sergilenmektedir. Mukavkýs, bu mektuba bir cevap ile birlikte bazý hediyeler ve Hýristiyan olan Mâriye ile Sirin adlarýnda iki kýz kardeþi cariye olarak göndermiþti. Hz. Muhammed (sas), kýzcaðýzlardan Sirin’i þair Hasan b. Sabit’in uhdesine vermiþ, Mâriye’yi de kendi himayelerine almýþtý. Hz. Risaletpenâh, Mâriye’yi yanýnda bir cariye olarak alýkoymuþtu. Efendimiz’in (sas) ilk hanýmý, validemiz Hz. Hatice’den Kasým adlý bir oðlu dünyaya gelmiþti. Hz. Mâriye’den (r. anha) Ýbrahim adlý

bir oðlu oldu. Hicrî sekizinci yýlda doðan minik Ýbrahim, 2 yaþýna girdiði sýralarda vefat etti. Hz. Muhammed’e (sas) oðlu Ýbrahim’in hastalýðý haber verildiðinde, Abdurrahman b. Avf ile birlikte yanýna gitmiþ, çocuðunun ölüm pençelerinde kývrandýðýný görerek üzülmüþ ve mübarek gözyaþlarýný tutamamýþtýr. Ayrýca Ýbrahim’in vefatý anýnda güneþ tutulmuþtu. Halk, güneþin de Hz. Peygamber’in matemine iþtirak ettiðini söylemiþ; ancak O bu duruma hemen müdahale ederek; “Güneþ ve Ay, Allah’ýn birliðine ve büyüklüðüne iki þahittir. Onlar hiç kimsenin ölümü ve dirimi ile ilgili deðildir.” buyurarak oðlunun ölümünden dolayý güneþin tutulmadýðýný belirtmiþtir.

Mýsýrlýlarýn gönlü kazanýldý Efendimiz’in Hz. Mâriye’yi himayesine almasý, Mýsýrlýlar üzerinde gerçekten güzel bir etki býrakmýþtý. Müslümanlar Mýsýr için Bizanslýlarla savaþtýðýnda ahalinin tarafsýz kalmasýnýn bir sebebi de bu olmuþtur. Hz. Mâriye, hicretin on altýncý senesinde vefat etmiþtir. (Muhammed Hamidullah, Ýslâm Peygamberi, II, 745 vd) FOTOÐRAF: AFP

Ý


Onlar geçmiþte bizim için aðlamýþ, bizim derdimizle dertlenmiþlerdi. Þimdi kardeþliðimizi gösterme zamaný.

ALÝ DEMÝREL

Y

eryüzünün neresinde yaþýyor olurlarsa olsunlar, hangi dili konuþuyor olurlarsa olsunlar, hangi kavme mensup olurlarsa olsunlar veya hangi renge sahip olurlarsa olsunlar bütün mü’minler birbirlerinin kardeþleridirler. Nitekim bu hakikati bizzat Cenab-ý Hak dile getirmektedir. (Hucurat, 49/10) Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadislerinde, bir vücudun herhangi bir azasý rahatsýz olduðunda nasýl ki bütün bir vücut ayný rahatsýzlýðý, ayný acýyý duyuyorsa, bir tek mü’minin dünyanýn ta öbür ucunda olsa bile çektiði acýyý, duyduðu ýzdýrabý diðer mü’min kardeþlerinin de derinden hissetmesi gerektiði üzerinde duruyor. (Buhârî, Salat, 88; Müslim, Birr, 65) Þanlý tarihimiz böylesi kardeþlik tablolarýyla dopdoludur. Ýþte onlardan sadece bir tanesi: 1900’lü yýllarýn baþýnda memleketimiz üst üste felaketlere maruz kalýyordu. Çanakkale’den, Ýstanbul’dan Ýngiliz toplarýnýn sesi geliyordu. Bir zamanlar Bel-

12 KASIM 2005 CUMARTESÝ

ailem 12

FOTOÐRAF: AFP

Onlar hep yanýmýzda oldu, artýk sýra bizde grad’a yönelen toplar, kuvvetli bir alternatif bulamayan dýþ güçlerin elinde üzerimize dönmüþ bizi bombalýyordu. Mehmetçiðin bunun karþýsýnda mücadele edecek gücü kalmamýþtý. Sadece süngüsü vardý. Ýngiliz toplarýnýn gürlemelerine karþý o, süngüyle karþý koyuyordu. Yirmibirinci asrýn nâdânlarý anlayamasa da Mehmetçik topa karþý süngüyle selam duruyor, düþmanýna “geçemezsin” diyor ve böylece Bedr’in arslanlarýnýn arkasýnda yerini alýyordu. Çanakkale Boðazý’nda Ýngiliz toplarý bir vahþet hazýrlarken Trablusgarb’da da Ýtalyanlar ölüm saçýyordu. Altý asýr insanlýðýn kaderi üzerinde hükmetmiþ koskocaman bir devlet, yaralý arslan halinde morga kaldýrýlýrken bu muhteþem bünyeye musallat olmuþ parazitler saðdan soldan alçakça saldýrýlar ve tecavüzler yapýyordu. Bu arada âlem-i Ýslam da bizimle beraber inliyor, bir zamanlar idare ettiði her bölgeye huzur ve güven getiren Devlet-i Âliye-yi Osmaniye’nin bitiriliþi karþýsýnda gözyaþý döküyordu.


ailem FOTOÐRAF: AP

FOTOÐRAFLAR: MEHMET DEMÝRCÝ

KARDEÞLÝK

Þimdi sýra bizde 7,6’lýk bir depremle sarsýlan kara gün dostumuz Pakistan halký, þimdilerde aðlýyor. Bu zor günlerde ülkenin en çok ihtiyaç duyduðu þey þüphesiz bir yudum suyu kendisiyle paylaþacak, uzattýðýnda elini tutacak sýcak bir el. Bize düþen onlarýn elinden tutmak, yaralarýný sarmak. Kurtuluþ savaþý yýllarýnda Müslüman kardeþinin çiðnenen vatan topraklarýnýn sesini ta Asya’nýn uzaklarýndan duyan Pakistan’a þimdi yardým zamaný. Ayný zamanda bu, bizim için bir vefa borcu. Bire binlerin, yüzbinlerin verildiði böylesi bereketli günlerde Pakistanlý kardeþlerimizin çýðlýklarýna kulak vermeli, onlarýn dertleriyle dertlenmeli, maddi-manevi her türlü desteðimizle yanlarýnda olduðumuzu göstermeliyiz.

Lahor sokaklarýndan insan seli akýyor Sözün burasýnda dikkatlerinizi bir toplantýya çekmek istiyoruz. Hadiseyi bize Süleyman Nedvi naklediyor: O gün Pakistan’ýn Lahor þehrinde büyük bir toplantý, þimdinin diliyle miting yapýlacaktý. Müslüman Türk’ün içinde bulunduðu durum deðerlendirilecekti. Þehit edilen Mehmetçikler adýna gözyaþý dökülecek, eller yüce Mevla’ya kaldýrýlacaktý. Ben de toplantý mahalline gittim. Lahor sokaklarýndan insan seli akýyordu. Ýðne atsan yere düþmeyecek þekilde kalabalýk vardý. Kürsüye sýrayla hatipler geliyor, çok güzel þeyler anlatýyorlardý. Halkýn gözlerinden akan yaþlar yere düþmüyor, birbirlerinin sýrtlarýný ýslatýyordu. Türk insanýna yardým olarak göndermek için ceketler, gömlekler çýkarýlýyordu. Her þey veriliyordu. Halk coþmuþtu. “Canýný verecek yok mu?” dense süngüsünü eline alan Çanakka-

le’ye, Maraþ’a, Antep’e koþacaktý. Rasulullah’ýn on dört asýr evvel bina ettiði yapýnýn ruhuydu bu.

Dr. Ýkbal’in Efendimiz’e verdiði hediye Ve nihayet beyaz elbiseler içerisinde iki büklüm birisi kürsüye geliyordu. Muhtemelen bu tatlý þiire kafiye koyacak, bu muhteþem ahenge ayrý bir dem getirecek, son sözü söylecekti. Sonra öðrendim ki bu zat sözleriyle çok sineleri yaralayan Doktor Muhammed Ýkbal’di. Batý’nýn dersini almýþ ama Batýlýlaþmamýþ, Ýslam ruhuyla olgunlaþmýþ, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in rahle-i tedrisinde ders görmüþ bir insandý. Öyle konuþmuþtu ki halk kendinden geçmiþ can vermeye teþne hale gelmiþti. Son sözlerini þöyle bitiriyordu: - Cemaat, ben þu anda kendimi Efendimiz’in karþýsýnda görüyorum. Bana diyor ki: “Ýkbal ne hediye getirdin?” Diyorum ki: “Ya Rasulallah sultana sultanlýk gedaya gedalýk yaraþýr. Benim gibi bir köle sana ne hediye getirebilir. Asýrlar var ki sana bir hediye getiremedik. Bedr’in arslanlarý, Uhud’un kahramanlarý gibi seni memnun edemedik. Fakat sana aziz bir hediye takdim edeceðim. Bu hediye, Trablusgarb’da Ýtalyanlara karþý savaþan Mehmetçiðin, senin uðruna akýttýklarý þehit kanlarýdýr.” Cemaat kendinden geçmiþti. Rasulü Ekrem’e en son takdim edilen þey, yarým bardak kandan ibaretti. Ve bu kan oradaki kardeþlerimiz tarafýndan cennet kevserlerinden üstün tutuluyordu. Onlar, bizim için aðlýyor, ýzdýrap çekiyorlardý. ailem 13

12 KASIM 2005 CUMARTESÝ


OÐR

FOTOÐ

FOT AR: MEH MET DEM ÝRCÝ

Sadaka, tüm hayatýmýzý kuþatýr. Ruhumuzu inceltir. Sorumluluklarýmýzý ve bir kul olduðumuzu hatýrlatýr. Afetzedelere, hastalara, darda kalmýþlara uzanacak her yardým öte dünyada þefaatçimiz olacaktýr.

SADAKA BAYRAM KUSURSUZ

G

enel anlamýyla sadaka, bir kimseye göstermiþ olduðumuz “tebessüm”den tutun da farz olan yardýmlara kadar Allah rýzasý için yapýlan tüm maddî-mânevî fedâkârlýklarý içine alacak kadar kapsamlý bir kavramdýr. Hadis-i þeriflere baktýðýmýzda bu anlamda bir sadakanýn birçok faydasýný ve neticesini görmekteyiz. Bunlarý sýralayacak olursak:

1. Sadaka, Rabb’in gazabýný söndürür Allah Resûlü (Aleyhisselâm); “Ýnne’ssadakate le-tütfiu gadabe’r-Rabb” (Mecmeu’z-Zevâid, III/110) “Sadaka Rabb’in gadabýný söndürür.” buyurmaktadýr. Bu, gazabýn sönme hâdisesinin dünya ve âhireti kapsadýðý da belirtilmektedir, (Feyzü’l Kadîr, IV193). Benzer rivâyetler çoktur. Meselâ; “Sadakatü’s-sirri tütfiu gadabe’r-Rabb!” (Keþfü’l-hafâ, II/28) “Gizli verilen sadaka Rabb’in gazabýný söndürür.” sözü de bunlardan bir baþkasýdýr. Sað elin verdiðini sol elin

12 KASIM 2005 CUMARTESÝ

ailem 14

bilmemesi önemlidir. Alimlerimiz, “vâcibât” denilen farz mâhiyetindeki ibâdetlerin dýþýnda kalan “tatavvu/nâfile” babýndaki ibâdetlerin riyâ tehlikesinden dolayý gizlenmesinin daha uygun olduðu kanaatindedirler. Mümkünse ve baþka daha önemli maksatlar yoksa farzlarýn açýkça yapýlmasý, nâfilelerin gizlenmesi daha uygundur. Bu konuda âyetler de vardýr. Ancak ulemâ bunlarýn istisnasýnýn olabileceðini de belirtir. Riyâ tehlikesini aþan yiðitler ve bu konuda örneklik ve rehberlik yapýlmasý gereken yerlerde bulunan kimseler açýkça da verebilirler. Öyle bir zamanda belki bu daha faziletli de olabilir. Yani durum, verenin ve verilenin hâlet-i ruhiyesine göre deðiþebilir. Yukarýda bildirilen hüküm “genellikle bu böyledir” tâbiriyle kayýtlýdýr, (Kurtubî, III/332). Gazab, Cenâb-ý Allah’ýn sýfatlarýndan bir sýfattýr. Ýrâde gibi o da sýfât-ý zâtiyye’dendir. Ýsyan edenlere karþý Allah’ýn suhtu, onlardan yüz çevirmesi, cezalarýný vermesi.. gibi anlamlara gelir, (Feyzü’l-Kadîr, II/362).

S EUTER RAF: R

AFL

Rabb’imize (cc) sadâkat duygusunun en güzel belirtisi:


FOT OÐR REU

FP RAF: A

AF:

FOTOÐ

TER S

Herkes zengin olup sadaka verme imkanýna sahip olmayabilir. Ama iþleri güçleþtirmeyip, kolaylaþtýrmak, insanlara karþý iyi niyetli ve mütebessim olmak bile sadaka sevabý kazandýrýr.

“Ve bâû bi-gadabin minallah” (Âl-i Ýmrân, 112); “Ve gadiballahü aleyhim” (Fetih, 6) þeklinde Kur’an-ý Kerim’de de birçok yerde geçer. Allah Resûlü de þöyle buyurur: “Ümmetimin amelleri bana cuma günleri iki kez arz olunur. Görüyorum ki Allah’ýn gazabý zinâkârlara daha þiddetli oluyor.” (Kurtubî, XII/167) ve “el-Veylü li-men yaðdab ve yensâ gadaballah!” (Keþfü’l-hafâ, II/464) sözü de vardýr ki “Öfkelenen ve bu arada Allah’ýn gazabýný unutan kimseye yazýklar olsun!” demektir. Süfyân b. Uyeyne, “Allah’ýn gazabýna dûçâr olmanýn onulmaz bir dert/belâ olduðuna” iþâret etmektedir. Ancak hemen arkasýndan reçete de verilmektedir: “Devâühü el-istiðfâr bi’l-eshâr ve’t-tevbetü’nnasûh!” “Bunun devasý, seherlerde istiðfar ve gerçek bir tevbe olan tevbe-i nasûh’tur!” Abdullah b. Amr; “Ya Resûlallah! Allah’ýn gazabýna dûçâr olmaktan beni hangi þey korur?” deyince Allah Resûlü çok defa buyurduðu gibi, “Kýzmamak” buyurmuþtur, (Feyzü’l-Kadîr, VI/414). Efendimiz’in bir ikazý da þöyle: “Eðer Allah’ýn rahmetinin enginliðini bilseydiniz ona güvenir tembellik yapardýnýz. Siz bundan çok azýný biliyorsunuz. Allah’ýn gazabýnýn þiddetini bilseydiniz zannederdiniz ki bundan asla kurtuluþ yok!” (Feyzü’l-Kadîr, V/315; Mecmeu’z-

Zevâid, X/213) Tebessümün de bir sadaka olduðunu unutmayalým.

2. Sadaka belâlarý def eder “Es-Sadakâtü bi’l-gadavât tüzhibu bi’l-âfât” (Keþfü’l-Hafâ, I/329; Deylemî, II/414) buyrulmaktadýr; yani, günün evvelinde/baþlangýcýnda/kuþlukta verilen sadaka kazâ ve âfetleri giderir. Hâfýz Münâvî yorum babýnda þunlarý ekler: Buradaki ‘âfât’ dinî ve mânevî âfetleri de içerir. Akþam sadakasý geceki belâlara engel olur anlamý da çýkarýlabilir. Sadakanýn verilmesinde fitneden kurtuluþ ve selâmet vardýr. Mallar ve çoluk çocuklar bile fitne ve imtihan unsurudur. Cenâb-ý Hak; “Ýnnemâ emvâlüküm ve evlâdüküm fitnetün” (Teðâbün, 15) buyurmaktadýr. Ýman edip sadaka veren, ruhunu ve mâlýný Allah’a teslim etmektedir. Mal ki canýn yongasýdýr. Bu sayede gerçekten Allah’ýn tam bir kulu olur (Feyzü’l-Kadîr, IV/237).

Ýslam, cemiyeti bir bütün olarak görür. Saðlýklýlar hastalara, zenginler fakirlere, güçlüler güçsüzlere, gençler yaþlýlara yardým etmelidir. Ta ki, Rabb’imizin rahmeti hepimizin üstünde tecelli edebilsin.

3. Sadaka vermede acele edin “Bâkirû bi’s-Sadakâti fe-inne’lbelâe lâ yetehattâhâ” (Mecmeu’zZevâid, III/110; Mu’cemu’l-Evsat, VI/9) buyrulmaktadýr ki; “Sadaka vermede acele edin. Çünkü belâ sadakanýn önüne geçemez.” Dua gibi, sadaka da kazâ’nýn oluþmasýný engeller ve sanki onu reddedip geri çevirir (Feyzü’l-Kadîr, II/333). ailem 15

12 KASIM 2005 CUMARTESÝ


FO TO ÐR AF P :A

Kiþi, Allah rýzasý için evinin nafakasýný helalinden kazanmak için koþtursa, sonra o kazandýðýyla ev halkýný doyurup giydirse kendisine sadaka sevabý yazýlýr.

4. Emanet sadaka kesinlikle þahsî mala karýþtýrmamalýdýr Sadakayý kesinlikle kendi þahsî malýmýza karýþtýrmamalýyýz. Bu konuda gelen rivâyetler gerçekten ürperticidir: Hz. Âiþe’den (ra) gelen zayýf bir rivâyette: “Mâ Hâletat es-Sadakatü Mâlen Ýllâ ehlekethü” (Sünenü’lKübrâ, IV/159; Keþfü’l-Hafâ, II/245-398) meselenin önemi vurgulanmaktadýr. Bunun yorumunda þunlar söylenmiþtir: Sadaka karýþtýðý malý telef eder, yok eder, kökünü kazýr, siler süpürür... Çünkü bu mânâda bir infak, malý koruyucu bir kalkandýr. Bu artýk baþkasýnýn hakkýdýr ve haramdýr. Haram da bir helâle karýþýrsa onu helâk eder, derler. Ýmâmý Þâfii: “Þüphesiz sadaka hýyâneti, karýþmýþ olduðu malý telef eder!” demiþtir (Feyzü’l-Kadîr, V/443).

5. Sadaka malý bereketlendirir “Tesaddekû mimmâ razakakümüllahü! Fe-inne’s-sadakate lâ tünkisu velâkin tüzîd!” (Keþfü’l-Hafâ, I/363). “Mâ nakasat sadakatün min mâlin!” (Deylemî, IV/87; Keþfü’l Hafâ, II/232) “Sadaka (zekat), maldan hiçbir þey noksanlaþtýrmaz.” Sadaka, zâhiren malý eksiltiyor gibi görülse de Allah’ýn bereketine mazhariyetle devamlý artmaktadýr. Zira her þey elinde olan Allah, sadakasýný veren insana malýný artýrma yollarýný ilham etmektedir ki, bunu aydýnlatan pek 12 KASIM 2005 CUMARTESÝ

ailem 16

çok müþahhas misal bulmak mümkündür. Kalpler Allah’ýn elindedir. O, istediði ve hikmeti iktiza ettiði zaman, kalpleri, emrini yerine getirip sadakasýný veren kimselere doðru yöneltir ve o insanýn ticaretinde ciddi canlanmalar görülür. Bu, Allah’ýn, bahþettiði bir berekettir. Ayný zamanda bu mesele, sadece tecrübelerin ürünü olarak ortaya çýkmýþ bir hüküm de deðil, Allah’ýn vaadi, Rasûlü’nün müjdesi ve meleklerin de duâsýnýn neticesidir. Allah (cc); “Ýnsanlarýn mallarý içinde, artmasý için verdiðiniz faiz, Allah katýnda artmaz. Fakat Allah’ýn rýzasýný isteyerek verdiðiniz zekata gelince iþte onu verenler, (sevap ve mallarýný) kat kat artýranlardýr.” buyurmaktadýr. Demek ki mallarýný artýrma düþüncesiyle faize yatýranlar gerçekte, maksatlarýnýn aksiyle tokat yemektedirler; Allah’ýn rýzasý istikametinde tasaddukta bulunanlar ise daha fazlasýyla berekete kavuþmaktadýrlar. Sadaka ve zekat vermede, þeytan ve nefsin menfî baskýsý vardýr. Her biri, insana, zekat ve sadakanýn malda eksikliðe sebep olacaðýný ve neticede fakirlikle karþý karþýya kalýnacaðýný telkin ederler. Bu konuda Kur’an, onlarýn telkinlerine karþýlýk bizlere þu uyarýda bulunur: “Þeytan sizi fakirlikle korkutur ve size çirkin þeyleri yapmayý emreder.”


FOTOÐ

FOTOÐ

FP RAF: A

RAFLA HM R: ME M ÝR ET DE CÝ

6. Sadaka kötü ölümü engeller

Mü’min mü’minin kardeþidir. Her hali onu da ilgilendirir. Sevinciyle memnun olup, üzüntüsüyle hüzünlenir. Zorda kaldýðýnda yardýmýna koþar. Elinden geleni maddi-manevi olarak ardýna koymaz. Bilir ki, “verdiði” ahirette kendisini hayýrla karþýlayacaktýr.

“Ýnne’s-sadakâte le-tedfeu mîytete’s-sûi” Sadaka, kötü ölüm çeþitlerini engeller (Mecmeu’zZevâid, III/110; Tirmizî, III/52). “Açýktan verilen sadaka kötü ölümleri engeller” rivâyeti de vardýr ki, demek ki bâzý zamanlarda sadaka vermenin açýktan verilmesi bile daha hayýrlý olabilir (Keþfü’l-Hafâ, II/29). Bu konuda þu tür yorumlar da yapýlmaktadýr ki; “kötü ölüm” ibâresini açýklar mâhiyettedir: Israr ederek günah iþleyenlerin o günah üzerinde ölmemeleri, Allah’ýn rahmetinden ümit kestirmemesi, kötü amellerle kalbinin mühürlenerek ölmemesi.. veya zehirli yaratýklarýn sokmamasý, boðulmamasý, yanmamasý.. vb. Efendimiz Aleyhisselâm’ýn Allah’a sýðýndýðý türden kötü ölümlerden korumasý da bu mânâya dahildir. Özetle, âkýbeti iyi olmayan ölümler kastedilmektedir. Çok fakir bir sûrette ölmek, acýtýcý bir musibetle ölmek, fecî þekilde ölmek, sû-i hâtime ile ölmek... (Allah muha-

faza buyursun) hepsi bunlardandýr (Feyzü’l-Kadîr, II/193, 362).

7. Güzel koku ve sadaka “Sadaka, bunu isteyenin eline düþmeden önce Rahman olan Allah’ýn yed-i kudretine düþer.” (Mu’cemu’lKebîr, 9/109). “Allah tevbeleri kabûl buyurur ve sadakalarý da alýr!” anlamýnda bir âyet de vardýr. Bir baþka hadiste; “En temizinden -ki Allah en temizini kabul eder- veren birisinin sadakasýný Rahman olan Allah alýr. Bu bir hurma bile olsa, Rahman’ýn elinde öyle bereketlenir ki, Uhud’dan daha büyük olur. Aynen sizden biriniz, tayýný veya deve yavrusunu besleyip büyüttüðü gibi, Allah da (cc) sizin sadakalarýnýzý öyle geliþtirir. Allah, fâizi mahveder; ancak sadakalarý bereketlendirir, âyeti de bunun þâhididir.” buyurulmuþtur. (Mecmeu’z-Zevâid, III/111) Hz. Âiþe validemiz, tasadduk edeceði paralara güzel kokular sürermiþ, sebebini sorduklarýnda da þöyle cevap verirmiþ: “Ben Efendimiz’den, sadakanýn fakirin eline geçmeden evvel Allah’ýn eline geçtiðini iþittim. Bu paralarýn güzel kokularla Allah’ýn eline varmasýný istediðim için onlara koku sürüyorum.” Bu yüzden zarurî ihtiyaçlarýmýzdan artakalan mal, para, neyimiz varsa Allah için din, ülke ve insanlýk hizmetinde sadaka olarak harcanmalýdýr. ailem 17

12 KASIM 2005 CUMARTESÝ


Hz. Halid’in (ra) elinde 9 kýlýç parçalandý Mûte Savaþý, genç Ýslâm devletinin Medine’de kurulmasýndan sonra Müslümanlarla Rumlar ve Hýristiyan Araplar arasýnda yapýlan ilk savaþtýr. Birçok güzide sahabi þehit olmuþtur.

Mu’te Savaþý AHMET CAN

M

ûte, Þam bölgesine giren Belka yakýnlarýnda bir yerin adýdýr. Hz. Peygamber, ashabdan Hâris b. Umeyr (ra)’i Busra (Havran) Emiri Þurahbil b. Amr elGassânî’ye Ýslâm’a davet mektubunu sunmak üzere yollamýþ; ama bu sahabi Gassaniler tarafýndan þehid edilmiþti. Halbuki; “elçiye zeval yoktur” anlayýþý gereðince düþman ülkeler bile birbirlerinin elçilerine dokunmazlardý. Hz. Peygamber, ashabýna çok düþkündü, onlardan birinin baþýna bir sýkýntý geldi mi ondan çok rahatsýz olurdu. Bu sebeple ashabýndan birinin küstahça öldürülüþüne seyirci kalamazdý. Hemen 3000 kiþilik bir ordu ha-

12 KASIM 2005 CUMARTESÝ

ailem 18

zýrladý. Ordunun kumandaný Zeyd b. Hârise idi. Þayet bu zât þehid düþerse yerine Cafer b. Ebi Talib, o da þehid düþerse Abdullah b. Revâha geçecekti. Düþman önce Ýslâm’a davet edilecekti, kabul etmez ve cizyeye de razý olmazsa Ýslâm elçisini öldüren bu cânilerle savaþýlacaktý. Peygamberimiz (sas) orduyu Seniyyetü’l-Veda’ya kadar yürüyüp uðurladý. Halid b. Velid gibi yüksek askerî bir deha ve üstün strateji bilgisine sahip bir kimse de bu savaþa bir nefer olarak katýlmýþtýr. H.8/M.629 yýlýnda Ýslâm ordusu Medine’den çýkýp Mûte’ye ulaþtýðýnda karþýlarýnda Bizans’ýn desteðinde Hýristiyan Araplardan oluþan 100.000 kiþilik bir ordu bulmuþlardý.


ailem ÝSLAM TARÝHÝ Ýslâm ordusunun kumandanlarý meseleyi tartýþtýlar; geri dönmek ve Hz. Peygamber’e haberci yollamak hususlarýný görüþtüler. Ancak savaþ görüþü aðýr basmýþ ve iki ordu karþýlaþmýþtý. Zeyd. b. Hârise (ra) þehit düþünce, sancaðý, Cafer aldý Cafer’in sað eli kesildi; bu sefer sancaðý sol eliyle tuttu. Sol eli de kesilince sancaðý yine býrakmadý; kesik iki elinin kalan kýsýmlarýyla sýkýþtýrarak göðsü arasýnda tuttu. Nihayet o da þehid düþtü. Bundan sonra Sevgili Peygamberimizin emrine uyularak sancaðý, sahabenin þâirlerinden Abdullah b. Revâha aldý; o da þiirler söyleyerek harp etti ve þahâdet þerbetini içti. Ýþte bu sýrada askerde genel bir çöküntü doðmak üzereydi ki, askerin hemen hepsinin isteði üzerine Hâlid b. Velid kumandayý ve sancaðý eline aldý. O gün akþama kadar savaþ yapýldýktan sonra Halid, ertesi sabaha kadar sað kanatta bulunan Müslüman askerleri sol kanada, sol kanattakileri sað kanada, arkadakileri öne ve öndekileri arkaya alarak yerlerinde deðiþiklik yaptý. Böylece düþmana yeni destek kuvvetleri geliyormuþ izlenimini vermek istiyordu. Bir yandan da Ýslâm ordusunu kesin hezimete uðramaktan ve bütünüyle kýlýçtan geçirilmekten korumak için yavaþ yavaþ geriye çekiliyordu. Hatta ric’atten evvelki bir hücumunda Hâlid, düþmana bir hayli kayýp verdirmiþ ve bol ganimet de elde etmiþti. Ýþte bu þekilde Ýslâm ordusunu Medine’ye sað salim geri getirdi.

Ýslam’ýn bahadýr erleri birer birer þehid oldu

Ýslam sancaðý yere düþmedi Rasûlullah (sas) savaþýn bütün safhalarýný, Medine’ye henüz hiçbir haber ulaþmadan, ashâbýna bildirmiþti. Cenab-ý Hak, savaþ meydanýný olduðu gibi göstermiþti. Mescid-i Nebî’de minber üzerine oturmuþ bulunan Allah Rasûlü (sas) gözlerinden yaþlar akarak; “Ýþte sancaðý Zeyd aldý, Zeyd vuruldu, þehid düþtü. Sonra Câfer aldý, o da þehid oldu. Sonra Ravâhaoðlu aldý, o da þehid oldu. En sonunda sancaðý, Allah’ýn kýlýçlarýndan bir kýlýç, Velîdoðlu Hâlid aldý. Allah O’na fethi müyesser kýldý.” buyurdu. (Buhârî, 2/72) Rasûlullah (sas), Zeyd, Câfer ve Abdullah’ýn þehid düþtüklerini haber verdikçe, her biri için istiðfâr etmiþ ve cennete girdiklerini de müjdelemiþti. Sancaðý Hâlid alýnca ise; “Allah’ým, Hâlid senin kýlýçlarýndan bir kýlýçtýr. Sen O’na nusret ihsan buyur.” diye duâ etmiþti. Bundan sonra Hâlid’e “Seyfullah” (Allah’ýn kýlýcý) denildi. Câfer’in (ra) þahadet haberini duyunca, âilesi feryâda baþladýlar. Rasûlullah (sas) da son derece üzgündü. Çok sevdiði, en deðerli arkadaþlarýný kaybetmiþti. Câfer’in âilesini teselli etti. Acýlýdýrlar, yemek yapamazlar, diye evine yemek gönderdi. “Allah Câfer’e, Mûte’de kesilen iki koluna bedel, iki kanat verdi. O’nu cennette meleklerle birlikte uçuyor gördüm.” diye müjdeledi. Bu sebeple Hz. Câfer, bundan sonra “Câfer-i Tayyâr” diye anýldý.

Hâlid b. Velid diyor ki: “Mûte Savaþý’nda elimde dokuz kýlýç parçalandý.” Bu ifadeden Mûte Savaþý’nýn ne kadar þiddetli geçtiðini anlýyoruz. Bu savaþa katýlmýþ bulunan Abdullah b. Ömer diyor ki: “Mute günü ben Ca’fer’i þehid edilmiþ olarak gördüm. Onun vücudunda süngü ve kýlýç darbesiyle elli yara saydým. Bu elli yara-

dan hiçbiri arkasýnda deðildi.” Bundan Ca’fer b. Ebu Talib’in ne kadar korkusuzca ve sanki arkasýna hiç dönmeden düþmanla savaþmýþ olduðu anlaþýlmaktadýr. Allah yolunda kesilen iki koluna karþýlýk Cenab-ý Hak ona iki kanat ihsan etmiþtir ki, bu; onun mânen yüce mertebelere eriþtirildiðine iþarettir, denilmektedir. ailem 19

12 KASIM 2005 CUMARTESÝ


ailem ÝNSAN

Özürlü olmak yada ailede bir özürlünün bulunmasý ilk anda katlanýlmasý zor bir þey gibi algýlanýyor. Ama, tüm sýkýntýlar inanç, sevgi ve Hak’tan gelene sabýr duygusu ile aþýlabiliyor. ÖMER ÞAMÝL KAFKAS

Ailece bir ‘özür’le yaþamak G

urbetçi Baloðlu ailesinin hayatý tam bir sabýr ve dayanýþma hikayesi. Evlendiklerinden kýsa bir süre sonra ve ilk çocuklarý daha iki yaþlarýndayken yakalandýðý MS (Multiple Sclerosis) hastalýðýyla, hýzla bir felç hayatýna sürüklenivermiþ Ýrfan Bey. Ve yeni baþlayan bu evlilik ve aile hayatýnda çok zor dönemler geçirmiþ. Bu dönem içerisinde ailenin, özellikle evin annesi Nafiye Haným’ýn gösterdiði sebat ve sabýr herkese çok güzel bir örnek teþkil ediyor. Toplumda yüz binlerle ifade edilebilecek sayýda engelli ve özürlü insanýmýz bulunuyor. Onlarýn çilesine ve hayatýna ýþýk tutmak, örnek hikayeleri tüm insanlýða duyurmak gerekiyor. Önce Nafiye Haným gelmiþ Ýsveç-Stockholm’e, ablasý vesile olmuþ. Sonra Ýrfan Bey gelmiþ, 14 Mart 1982’de. Ve 21 Mart’ta evlenmiþler. Kýsa bir süre sonra da bu hastalýðýnýn belirtileri baþ göstermeye baþlamýþ. Yürürken aniden düþmeye baþlamýþ Ýrfan Bey. Ýþi þakaya vurup, “Her seferinde de ayaðým bir yerlere takýlýyor.” diyormuþ. Ama iþ ciddi bir hâl alýnca doktora gitmiþler. Uzun tetkikler neticesinde MS teþhisini koymuþ doktorlar. Sonra hastalýðýn 12 KASIM 2005 CUMARTESÝ

ailem 20

evrelerini anlatmýþlar onlara; zamanla yürüyemeyecek ve bazý kabiliyetlerinde yavaþlama olacak, diye. Kucaðýnda minik oðlu, yanýnda kocasýyla; bu teþhis karþýsýnda dona kalýyor Nafiye Haným. Çok sýkýntýlý ve bunalýmlý bir döneme giriyor. Onun bu dönemlerinde en çok yardým beklediði yakýnlarý dahi sýrt çeviriyorlar! Onun oraya gelmesine öncülük eden ablasý, Ýrfan Bey’in aðabeyiyle evli… En çok destek beklediði bu aile de geri durunca, en büyük hayal kýrýklýðýný da orada yaþýyor. Hatta bu aile apar topar Türkiye’ye taþýnýyor. O hafta Nafiye Haným da eþini yanýna alarak Türkiye yolunu tutuyor. Zira eþinin hastalýðýna bir türlü inanamamaktadýr Nafiye Haným ve tam emin olmak istemektedir. Ýstanbul’da bu sahadaki uzman bütün doktorlarý dolaþýyorlar, netice hep ayný! Hatta bazý doktorlar, kaþ-göz iþaretleriyle; Ýrfan Bey’in durumunun umutsuz olduðunu, bir an önce onu ‘terk etmesi’ gerektiðini ima ediyorlar. Tam bir þok halindedirler o dönemlerde. Stockholm’e döndüklerinde artýk bu hastalýðýn varlýðýný kabul etmektedirler. Böyle bir kabulleniþ, o hastalýðý daha bir katlanýr kýlmýþtýr.


ailem FOTOÐRAFLAR: ÖMER ÞAMÝL KAFKAS

ÝNSAN

Bir özrün perdeleyemediði, hayýrla yoðurduðu ve olgunlaþtýrdýðý hayýrlý bir aile tablosu.

Fakat yardým görmediði çevresinden de sürekli olarak þu telkinleri almaktadýr Nafiye Haným: “Yatalak böyle bir eþi ne diye çekeceksin, onu yardým kurumlarýna býrak ve kendine yeni bir hayat kur!” Ama böyle bir þeye gönlü bir türlü razý olmaz. Bu dönemlerde bir “ýþýk” aramaktadýr. Çok dua eder Rabb’ine, kendisine bir yol göstermesi için! Ve ikinci evladý Rabia’ya hamile olduðunu öðrenir. Bunu bir ýþýk olarak kabul eder ve baþýna her ne gelirse, katlanmaya kendisini daha bir hazýrlar.

Bakýcýlar iþi karýþtýrýyor Stockholm Belediyesi, Ýrfan Bey’in bakýmý için bakýcýlar göndermeye baþlar. Her gün farklý birileri gelmektedir eve. Her birinin elinde bir anahtar vardýr ve aniden içeri girebilmektedirler. Özel hayatlarý hiç kalmamýþtýr, sürekli bir teyakkuz halinde yaþamaktadýrlar; zira her an içeriye birileri girebilecektir. O bakýcýlardan bir bayan, henüz anaokuluna gitmekte olan kýzý Rabia’ya bir sabah; “Senin okulda erkek arkadaþýn var mý?” diye sormuþtur! Bunu du-

yunca kan beynine çýkar Nafiye Haným’ýn. Teklifsizce hayatlarýna giren bu insanlarýn, bir de zihinlerine girmeye baþlamasý artýk çok rahatsýz etmeye baþlar. Evin maneviyatý, huzuru kalmamýþtýr. Bir gün de erkek bakýcýlardan birisi eve içkili bir þekilde gelince, canýna tak etmiþtir artýk. Her namazdan sonra; “Ya Rabbi, bize hayýrlý bir çözüm ver!” diye dua etmeye baþlar. Bir gün, apartmanlarýnýn giriþ katýnýn boþaldýðýný görür. Hemen burayý tutmaya karar verir. Buralarýn kiralama iþlerine bakan ev kurumuna gider. Oranýn þefine durumunu açar; ama reddedilir. Çünkü böyle kiralamalarda sýra usulü geçerlidir ve bu þartlarda onlara vermeleri imkansýz gibi gözükmektedir. O kadar bunalmýþtýr ki Nafiye Haným, bütün içtenliðiyle der ki oranýn þefine: “Evim, baþkalarýnýn iþyeri oldu. Kendim ve çocuklarým için istiyorum bunu!” Yol boyunca sürekli dua eder. Eve geldiðinde bir telefon alýr, ev kurumundan aramaktadýrlar ve istisnai olarak o daireyi onlara vereceklerini haber vermektedirler. 1994 Ocak’ýnda Ýrfan Bey alt kata taþýnmýþtýr. ailem 21

12 KASIM 2005 CUMARTESÝ


ailem ÝNSAN

Ýrfan Bey, maddi-manevi sýkýntýlarýný ibadetlerine devam ederek aþýyor.

O günden beridir de bakýcýlar rahat rahat o daireye girip çýkabilmektedirler. Nafiye Haným’lar da sürekli olarak onun yanýna gidip gelerek ihtiyaçlarýný görmeye çalýþmaktadýrlar. Böyle sýkýntýlý dönemleri nasýl atlattýðýný soruyoruz kendisine; “Allah’ýma olan inancýmla.” diyor tek cümleyle. Sonra ekliyor: “Ýlk hastalýðý öðrendiðimiz zamanlarda, yanýmda kimseleri göremeyince, güvendiklerim çevremden kaçýþýnca; Rabb’imi buldum! Hakiki Dost’umu. O’nun gücünü buldum! O vakitler güzide bir toplulukla tanýþtým, beni sohbetlerine çaðýrdýlar. O güzel atmosferi soluklarken, dertlerim, problemlerim daha bir hafifledi. Kendimi sohbetlere, hayra verdim; nerede ‘hayýr var!’ derlerse oraya koþmaya çalýþtým.”

Ya o sandalyede ben olsaydým Ýrfan Bey’le evliliðini hangi duygular içinde sürdürdüðünü soruyoruz: “Ýrfan Bey’in yerine, o tekerlekli koltukta kendimin oturduðunu hayal ederim. Rüyalarýmda 12 KASIM 2005 CUMARTESÝ

ailem 22

hep kendimi oturuyor görürüm. Halbuki hiç oturmadým ömrümde, ödüm kopar! Kollarýmýn feri gittiðinde ‘Ýrfan Bey de böyle hissediyor demek’ diyorum. Kendimi onun yerine koyarým sürekli ve sorarým o zaman kendime: ‘Ben olsam ne isterdim?’ Ailem hep yanýmda olsun isterdim, bana karþý güzel davransýnlar isterdim. Böyle empati yapýnca, ona daha çok yakýnlaþmak geliyor içimden!” Burada oðullarý Þemsî söze giriyor: “Ben de büyüdükçe düþünmeye baþladým; bir gün ben de böyle hastalanabilirim diye. Babama karþý iyi olayým ki, benim çocuklarým da bana karþý iyi davransýnlar diye düþünmeye baþladým. Okulda özürlülerle dalga geçenleri görünce hep kýzardým; bilirdim ki babam özürlü.” Rabia özürlü olmanýn kendisi için hep hassas bir konu olduðunu ve “her olaydan” alýndýðýný söylüyor. Sonra Þemsi biraz daha açýlýyor: “Ýnsanýn babasýný sürekli böyle görmesi kolay deðil. Ne çocukluðumda, ne de gençliðimde babamla þöyle sokaða çýkýp dolaþamadýk. Ama babam hep bizi düþündü, o haliyle gider bizim ihtiyaçlarýmýzý almaya çalýþýrdý. Çoðu zaman daha biz demeden, ne istediðimizi anlardý. Bize verdiði çok þeyler oldu, birçok saðlýklý babanýn veremediði.” Tekrar Nafiye Haným’a yöneliyoruz; “Ben küçükken nazlý, zayýf, çýtkýrýldým ve mýz mýz bir kýzdým. Babam bana ‘nane molla’ derdi. Dokuz çocuðun en küçüðüydüm. Ama bu yaþadýklarým beni olgunlaþtýrdý, güçlendirdi. Dost bildiklerim, yakýnlarým el çekince omuzlarýmda buldum bu yükü. Ve bu kamçýladý beni. Kaderin bir cilvesi de; daha evlenmeden önce iki yýl kadar bir iþte çalýþmýþtým.


ailem ÝNSAN

Nafiye Haným, sadece eþine karþý yardýmsever deðil, gurbette okuyan talebelere de elinden gelen yardýmý yapmaya çalýþýyor.

Özürlülerin bakým ve temizliðiyle ilgili bir iþti. Demek Rabb’im beni hazýrlýyormuþ böyle bir duruma!” Acaba, ev hali ve sorumluluklar nasýl gidiyor? Rabia, “Hayatý, doðuþtan itibaren babama göre ayarladým. Okuldan çýkýp hemen eve geliyordum. Çünkü biliyorum ki annemin yardýma ihtiyacý var. Sürekli omuzlarýmda bir sorumluluk hissetmek beni olgunlaþtýrdý. Doðar doðmaz karþýmda bulduðum olaðan bir durumdu. Bu olaðanlýkla, ileride büyüyünce benim de böyle olacaðým düþüncesini taþýdým hep içimde.” diyor. Þemsi ise, “Babamý bazen 1-2 haftalýðýna götürdüklerinde evde bir boþluk oluyordu. Geldiðimde, yardýmcý olabileceðim babam olmuyordu artýk evde. Bir gün babamý yerinde ziyaret ettim. Onu bakýmsýz görünce çok aðýrýma gitti. Bir daha babamýn yanýmýzdan ayrýlmasýný istemedim.”

Namaz kýlmasý bize gurur veriyor Rabia “Ona yapýlan her güzelliðin cennete yönelik olduðunu bilmek, hastalýðýn en güzel tarafý bizler için.” diyor ve ekliyor: “Sýkýntýlarýna raðmen, babamýn hep namaz kýlýyor olmasý bana huzur ve gurur veriyordu. Arkadaþlarýma gururla söylüyordum bunu, onlar þaþýrýyorlardý: ‘Bizim babamýz saðlýklý olduðu halde kýlmýyor, seninki nasýl kýlabiliyor ki!’ diyorlardý. Ben baþlarda her mevzuda babamýn tarafýný tutardým, an-

nem en ufak bir yorgunluk emaresi gösterecek olsa ona içten içe kýzdýðým olurdu. Ama büyüdükçe annemi daha iyi anlamaya baþladým, þimdi ona daha çok saygý duyuyorum!” Sözün burasýnda, titrek bir sesle Ýrfan Bey, “Allah razý olsun sizlerden! Bugün yaþýyorsam, önce Allah’ýn, sonra sizlerin sayesinde!” diye teþekkürlerini ifade ediyordu. Evet bu ruh ve þefkat ortamý, Ýrfan Bey’in bu zamana kadar gelmesine vesile olmuþ. Zira doktorlar onun çok yaþayacaðýna ihtimal bile vermemiþler. Onun hastalýðýný 30 basamaklý bir merdivene benzetmiþler; kimisi koþarak çýkar ve bitirir, kimisi ise yavaþ yavaþ. Hastalýðýnýn baþlarýnda, rahatsýzlýðý çok hýzlý ilerliyormuþ. Ama ailesinin sahiplenmesi, sýký dayanýþmasýyla birden yavaþlamýþ. El ve ayaklarýndaki kötüye gidiþ durmuþ. Yüzüne sürekli olarak tokat atýlýyormuþ hissinden kurtulmuþ artýk. Onu muayene eden doktor, “Ýyi bir hayatýn, güzel bir ailen var. Saðlýðýnda bunun çok etkisi var.” demiþ ona...

Sabýr, sevgi ve dayanýþma Nafiye Haným’ýn hayat tarzý ise tam bir örnek teþkil ediyor çevresine. Birisi hastalansa, hastaneye götürecek birisi aransa, akla hep artýk Nafiye ablalarý gelir olmuþ Stockholm’deki Türk ailelerin. O tam bir eðitim, hayýr iþleri tutkunu, hayatýný buna adamýþ bir insan! Evet o, elinin yettiðince buradaki öðrencilere daha fazla burs ayarlayabilmek için çýrpýnmakta. Hatta Nafiye ablamýz tanýdýklarýnýn evlerine temizliðe gidiyor ve iþ bittikten sonra o aileye diyor ki: “Bunun parasýný gidip þu eðitim kurumuna verirsiniz artýk!” Bu bereketli paralarla da gençler okuyorlar bu gurbet ellerde. ailem 23

12 KASIM 2005 CUMARTESÝ


Çocuk yetiþtirmede

23 ALTIN KURAL Çocuk yetiþtirmek aslýnda her anne babanýn kendini eðitmesi anlamýna gelir. Ýyi bir evlat için yanlýþlarýnýzdan vazgeçmeli, azmetmeli ve gayret göstermelisiniz.

1

2 Aile fertlerinin birbirine karþý sevgi ve saygý duyduðunu çocuklara hissettirmeliyiz.

3 Çocuklarýn bazý yanlýþ sözlerine veya küçük suçlarýna hakaret ve alayla karþýlýk verilmemelidir. Onlarýn da Onurlarýnýn kýrýlmamasý gerektiði unutulmamalýdýr.

7

PROF. DR.

FOTOÐRAF: MEHMET DEMÝRCÝ

ÝBRAHÝM EMÝROÐLU

4

Çocuklarýn da birbirlerine hakaret etmelerine izin verilmemelidir.

8

5 Ortada çocuklarýn iþlediði bir suç varsa, suçlu olan araþtýrýlmalý, sadece suçlu olana ceza verilmelidir.

6

9

Anne-baba, çocuklarýnýn önünde münakaþa ve kavga etmemelidir. Çocuklarýn bu gibi durumlarda sarf edilmesi muhtemel hakaret içeren sözleri duymalarý doðru deðildir.

Çocuklarýmýza, yaratýlmýþlarý Yaratan’dan dolayý sevmeyi öðretmeli, anlatmalýyýz.

Onlara büyük muamelesi yapmalý, fakat büyüklerden bekleneni istememeliyiz.

Hatalarýný sayýp dökmekten ziyade sorumluluklarýný hatýrlatmak daha az can sýkýcý olur.

Cezalandýrma ve ödüllendirmede âdil olunmalýdýr. Bu konuda kardeþler (veya öðrenciler) arasýnda eþit davranýlmalýdýr.


FOTOÐRAF: MUSTAFA SAÐLAM

10 Çocuða örnek alacaðý þahsiyetler olarak kahramanlýk, cesaret, yiðitlik, doðruluk ve mertlik timsali kiþileri göstermeliyiz.

11 Sosyal faaliyetlerde bulunmasýna imkân saðlanmalý.

12 Spor ve müzik konusunda teþvik etmeliyiz.

16

13

El, yüz, diþ, týrnak, elbise, beden ve çevre temizliði konularýnda onlarý hassas yetiþtirmeliyiz.

Baþkasýnýn malýna göz dikmenin, doðru olmadýðýný, “hak” kavramýnýn önemini, helal kazancýn gerekliliðini iyi anlatmalýyýz.

14

17 Çocuklarýmýzýn her istedikleri yere, kontrolsüz bir þekilde, gitmelerine izin vermemeliyiz. Bulunduklarý yerleri araþtýrarak onlarla yakýndan ilgilenmeli ve (baskýcý bir tutum izlemeden) inisiyatifimizi elden býrakmamalýyýz.

Çocuklarý, küçük yaþta öcü, cadý, canavar, gulyabani, hayalet, hortlak gibi hayali ve gerçek dýþý þeylerle korkutmamalýyýz.

20 Seviyeyi fazla düþürmeden onlarýn sorunlarýna bir arkadaþ gibi yaklaþmalýyýz.

21

Çocuk, iyi bir iþ yaptýðýnda övülmeli ve hediyelendirilmeli.

22 15 Çocuklarýmýzýn bütün kusurlarýný görüp cezalandýrmamalý, bazý ufak kusurlarýný görmezlikten gelerek, yanlýþýný îmâ yoluyla anlatmaya çalýþmalýyýz. Bilmeyerek veya istemeyerek yaptýðý hatadan dolayý cezalandýrma yoluna gitmemeli, ikna ederek hatasýný düzeltmesini saðlamalýyýz.

18 Uluorta sorular sorsalar dahi, onlarýn öðrenme meylini kýrmadan, anlayabilecekleri þekilde sabýrla cevap vermeliyiz.

19 Unutmayýn onlar çocuk ve her hareketinizi izleyip, rol model olarak sizin davranýþlarýnýzý kaydediyorlar.

Temiz ve tertipli olmada da örnek olmalýyýz.

23 Çocukluðunu yaþamasýna, oynamasýna müsaade etmeliyiz.


ÝLMÝHAL

Acaba biz milletçe nereye gidiyoruz? “Ben öðretmen emeklisiyim. Çocuklarýma, çevredeki gençlere baktýðým zaman çok kaygýlar yaþýyorum. Bu kaygýlarýmda ne kadar haklý olduðumu geçenlerde yaþadýðým þu olay da kanýtladý: Bazý ihtiyaçlarýmý almak için uzak bir mesafeye gitmiþ, geri dönmek için de otobüse binmiþtim. Otobüs doluydu ve oruçluydum. Ýçimden defalarca; ‘Allah’ým biri yerini verse de otursam’ diye geçiriyordum ki, birden düzgün giyimli bir delikanlý, kibar tavýrla yerinden doðrulup kalktý. Küçük sesle ‘þükürler olsun’ dedim ve delikanlýnýn boþalttýðý koltuða oturmaya yeltendim. Ama hayret veren bir þey oldu; delikanlý gergin bir yüzle ‘size deðil, þu hanýmefendiye’ dedi. Yanýmdan bir genç kýz hoyratça sýyrýldý, þýmarýk bir eda ile boþ yere oturup, hemen de ayak ayak üstüne attý. Sözde ‘hanýmefendi’, aðzýndaki sakýzý çiðnemeye devam ederek, yanýmdaki, teþekkür borçlu olduðu delikanlýya döndü; ‘Çok mersi, çok yorulmuþtum.’ dedi. Yorgunluðuma eklenen sýkýntýyla kan-ter içinde kalmýþtým. Dakikalar uzadýkça uzadý. Eve nasýl geldiðimi, iftarý nasýl ettiðimi bilmiyorum. Ancak, orucumu açarken aðlayarak uzun uzun çocuklarým ve gençlerimiz için dua ederek Allah’ýn (cc) Ramazan ayý hürmetine onlarý doðru yola iletmesini istedim. Fakat gençlerimizin bu denli kimliklerini unutmalarýný, inançlarýnýn zayýflamasýný anlayamýyorum. Ben ki dünün eðitmeniyim!... Acaba biz milletçe bir hata mý yapmaktayýz?” 12 KASIM 2005 CUMARTESÝ

ailem 26


Dr. Jale Þimþek

FOTOÐRAF: TURGUT ENGÝN

‘Çocuk dinden, imandan, ahlâktan ne anlar?’ dememeli Çoðu gençlerimizin kimlik sorunu yaþadýklarý ve inançlarýnýn zayýfladýðý atlanmayacak önemli bir olgu. Çocuklarýmýzýn bomboþ bir kafayla, güncel kültüre kapýlýp gittikleri de ayrý bir gerçek. Bu duruma sebep, çocuklarýmýza daha küçücükten dinî ve ahlâkî deðerlerimizi aktarmadaki eksiklerimiz ve ihmallerimizdir. Onlarý büyütürken bazen; “Þimdi bir sürü emir ve yasakla baský yapmayalým, serbest yetiþsinler. Büyüyünce onlar doðruyu bulur muhakkak” dedik. Bazen de; “O daha çok küçük, dinden, imandan ne anlar, ahlâktan ne anlar. O sadece derslerini çalýþsýn, sýnavlarýnda baþarýlý olsun. Þimdi yarýþý kazanma zamaný” dedik. Ama öyle olmadý ve her iki halde de yanýldýk. Bizim çocuklarýmýza vermediðimiz dinî, ahlâkî, kültürel deðerlerimizin bilgileri yerine; çevrede uçuþan, serbestçe dolaþan, sokakta, çarþýda, sinemada, evdeki ekranda önlerine çýkan her türlü ahlâk dýþý þeyler; deðersizlikler, zýtlýklar ve aykýrýlýklar onlarýn davranýþlarýna, düþüncelerine, hayallerine yerleþti, çocuklarýmýz hepsini benimsedi. Çünkü çocuklarýn aileleri tarafýndan ihmal edilen, boþ býrakýlan maneviyat ihtiyaçlarýný; uluorta bir þekilde toplum doldurmakta. Biz bu geçekten habersizdik önceleri. Hiç fark etmedik, taa ki çocuklarýmýz ergen olup karþýmýza; beklemediðimiz düþünce ve davra-

nýþlarla dikilene kadar. Bugün, birçok gencimiz ahlâkî bakýmdan geldiði nokta ile bizi üzmekle beraber çocuklarýmýz için yapýlacak þeyler bitmiþ deðildir. Unutmayalým ki onlar bizim halâ yavrularýmýzdýr. Hal ve hareketleriyle bizi incitseler de sevgi ve þefkatle baðrýmýza basmaktan, hatalarýný affetmekten geri durmamak ebeveyn olarak bizim görevimizdir. Bunun için yanlýþlarýný emirlerle deðil, güzel konuþmalar ve ricalarla düzeltme yolunu seçelim. Hemen sonuç alacaðýz beklentisine girmeden sabýrla ve hoþ görü ile iliþki kurmak da bugünkü görevimiz. Çünkü çocuklarýmýz’ýn kolaylýkla terbiye aldýklarý dünün ‘küçük yaþ dönemini’ ihmallerimizle kaçýrdýk. Artýk çocuk eðitiminin temel amacý; ‘bilgide ve ahlâkta’ çocuklarýn yeterli ve dengeli donaným almalarýný saðlamak olduðu konusunu iyice anlayýp uygulamaya koymamýz þarttýr. Ayrýca çocuklarýmýzýn eðitimini zararlý dýþ etkenlerden koruyan tedbirlerin her alanda alýnmasý önemle gerekmektedir. Hz. Peygamberimizin buyurduðu gibi; “Hiçbir baba çocuðuna güzel terbiyeden daha deðerli bir miras býrakamaz” ve “Ýlim talep etmek her Müslüman’a farzdýr”. Bu anlamlý sözlerden sonra þu temenniyi yapmak yerinde olacak: “Çocuklarýnýn güzel amelleri yüzünden cennet makamlarý kazanan ebeveynlerden olmak hepimize nasip olsun, inþaallah”. ailem 27

12 KASIM 2005 CUMARTESÝ


Zaman Gazetesi 34194 Yenibosna/Ýstanbul

ailem

dr.can@zaman.com.tr

DR. CAN

FOTOÐRAF: MEHMET DEMÝRCÝ

Allah’ým bu ne sevgi? Büþra 8 - Dörtyol “Sevgili doktor Can amca, Sen çok iyi bir insansýn. Hem de nasýl oldunuz büsürü ünimerste bin tane ünimerste okumuþsun. Bin tane ünimerste keþke ben de okuyabilsem. Ben büyüyünce BEBEK DOKTORU olucam. Bak ne diycem. Ablamýn okulu mayýsta bitince sen de gel. Seni gezdircem. Babam balýk tutup sana yedirecekmiþ. Annem de zeytin yapcak. Not: Gelirseniz çok memnun olurum. Size DUÐA edicem.”

DOKTOR AMCASI! Amcan sana kurban olsun Büþracýðým. O ne güzel bir mektup öyle. Kaðýdýn her yerini renkli fosforlu kalemlerle süslemiþsin. Çiçekler, kalp resimleri yapmýþsýn. Kokulu mektubunu çok beðendim. Babanýn gönderdiði balýklarý ve annenin zey-

tinlerini bir güzel yedik. Teþekkür ederiz. Sen benim en küçük, en cici, en þeker okurumsun. Büyüyünce bebek doktoru olunca seni de aramýzda görmek istiyoruz. Güzel gözlerinden öpüyorum caným BÜÞRACIM... Can amcan.

Platonik takýntý Kefci 12 Fýrat Üniversitesi’nde öðrenciyim. Orta 1’den bu yana 7 yýl süren ve hayatýmý altüst eden platonik bir tutkum oldu. Bu durum bana hayatý zehir etti. Ondan nefret etmeye uðraþtým, lakin baþaramadým. Yeniden sýnavlara gireceðim. Memlekette hazýrlanmam gerekiyor. Lakin orada yine karþýma çýkacak. Sizce beni olumsuz etkilemez mi? Dr. Can Sevgili Kefci. Platonik ilgiler özellikle toplumumuzda sayýsal olarak faz12 KASIM 2005 CUMARTESÝ

ailem 28

lalýk arz etmektedir. Platoniklerin, yazlýk, mahalle, okul ve/veya okul servisi, ünlüler ve iþyeri çeþitleri vardýr. Sizinki mahalle ya da yöre bölümüne giriyor. Bu çeþidine çok rastlanýr. Sonuçta oturduðunuz mahallede olduðu için bu normaldir. Büyüdükçe ve mahalleden ayrýldýkça olay baþka yönlere kayar. Heyecaný ve büyüsü zaten platonik olmasýndandýr. Karýþýktýr ve uzaktan gördüðünüz, ara sýra içini gezip dolaþsanýz ya da yanýna yaklaþsanýz bile bir sarayýn ya da binanýn hayallerinizle ýþýklandýrýlýp

süslenmesinden ibarettir. Sanal bir abartýdýr. Ýçine girip yaþayýnca o binanýn huzur konusunda hiç de hayalinizdeki gibi olmadýðýný anlarsýnýz. Genelde P’ler ya özgüven eksikliðinden, ya kültür, yaþ ve statü farklýlýðýndan olur. Ama hepsinde de güçlü bir hayal gücü devrededir. Ben sizin bu konuyu “üstüne giderek ve unutmaya çalýþarak” deðil özgüveninizle aþacaðýnýza inanýyorum. Çalýþmalarýnýza mani olacaðýný da sanmam. Belki bilakis olacak ve size bu duygular teþvik olacaktýr. Baþarýlar.


ailem DR. CAN

Hâlâ, güzel yurdumun onurlu insanlarý var…

Dr. Can Sevgili Juan. Mektubunu okuyunca epey hüzünlendim. Diðer mektuplara geçtim. Daha deðiþik sorunlarý okuyayým ve Juan’ýn mektubundan oluþan halet-i ruhiyem ve kafam daðýlsýn istedim. Peþi sýra bir buçuk saat öyle mektuplar tevafuk ettirdi ki Allah; bana da ilaç gibi geldi onlar. Dinle de sen de paylaþ sevincimi. 1) Hâlâ komþu evler, bir kap yemeði bölüþüyor bazý mahallelerde. 2) Hâlâ dini kullanarak tüccarlýk yapanlara inanmayan insanlarla kaynýyor ortalýk. 3) Hâlâ “Allah sevgisinin ardýnda, hiçbir karþýlýk beklemeden yardým ediliyor” yoksullara. 4) Hâlâ hatýrlý ve paralý kim-

selerin kurumlarý deðil, akýllý, inançlý ve yoksul çocuklarý okutan müesseseler harýl harýl çalýþýyor. 5) Hâlâ, bilgisayar çocuklarý yarýnýn ýþýk Türkiye’sinin kapýlarýný zorluyor. 6) Hâlâ güneþ batarken, yürekleri kýpýr kýpýr insanlarýn. Ve cebindeki son kuruþu bölüþüyor delikanlýlar. 7) Hâlâ, aþk için, sevgi için gözyaþý dökülüyor, mektuplar yazýlýyor. 8) Hâlâ, otobüs duraklarýnda beklerken lüks otomobiline buyur eden oðlanlara yüz vermeyen kýzlarýmýz var. 9) Hâlâ, yaþlý insanlara el uzatabiliyor gençlerimiz. 10) Hâlâ, birçok camide, sadece Allah adýna buluþuyor insanlar, politikadan uzak. 11) Hâlâ, yýrtýk papucu ve iþsizliðine aldýrmadan, ülkeyi karanlýða sürükleyenlerin 1 kg. pirincine yan gözle bakmayan babalar var. 12) Hâlâ, ayný topraðýn çocuklarý “biz kardeþiz” diyebiliyor bu ülkede. 13) Belki de bütün bunlar yüzünden hâlâ, yüzleri asýk insanlar var bu dünyada, bu ülkeyi bölemeyeceðiz, bu kardeþlik mozayiðini kýramayacaðýz diye. Sanýrým. Sevgili Juan; Bu kadar çamurlar ya da bu kadar nilüferler arasýnda ne yapýp

yapýp, aile içi kýrgýnlýklara son vermeli diyorum. Ýster askere git, ister okula devam et, ister sevdiðinle evlen; ama ne yap et, aldýðýn soluk için bu hayatý sev. Yaþamýný güzelleþtirecek þeyler yap. 20’li yaþlarda bu günkü yaþadýklarýna, 30’lu yaþlarda 20’lilere bakýp bakýp güleceksin. Babanýn elini öp, açýk konuþ onunla. Sosyal aktivitelere gir. Kafaný daðýt. Daðlara, denizlere bak. Aðaçlarý, çiçekleri, böcekleri incele. Bir, yemek ya da tuvaletten sonra kendini nasýl temizlediðini gözle ve tefekkür et. Neciyim nereden geldim, nereye gidiyorum bulmacasýný çöz. Rahatlayacaksýn. Saðlýklý günler.

Bir seyahatte nasýl geride kalan manzaralara takýlýp kalmýyorsak, hayat yolculuðunda da öyle olmalý aslýnda.

FOTOÐRAF: ALÝ ÜNAL

Juan Dr. Bey. Babamla aramýzda baba-oðul olarak hemen hiçbir þey kalmadý. Belki bana þimdiye dek maddi olarak her bir þey saðlandý; ama dertlerimin hiçbirine ortak olunmadý. Oturulup ailecek sorunlar görüþülmedi. Hep bir þefkat, ilgi, alaka ve sevgi eksikliði yaþadým. Ne zaman babamla oturup bir þeyleri konuþmak istesem sonu hüzünlü bitti. Babam kendisini benim para kaynaðým olarak görüyor. Evde huzurum yok. Kendimi dýþarý attýðýmdan her türlü malayani ve pis iþler beni buluyor. Yuvamýz yýkýlmak üzere. Annemse benim askere gidip gelmemi bekliyor. Tavsiyeleriniz?


iman Hazýrlayan: ALÝ DEMÝREL

Ýman, insaný insan eder man, insaný fizik âleminin dar, statik ve boðucu sýnýrlarýndan kurtarýp onu kendi dýþýndaki âlemlerle bütünleþtiren, önünü aydýnlatan bir ýþýk kaynaðýdýr. Ýman, kiþiyi bütün varlýðýn tek sahibi Allah’a muhatap kýlmasý ve O’na baðlamasý itibarýyla, insana huzur ve þeref veren büyük bir güç merkezidir. Ýman sayesinde insan, Yaratýcýsýna baðlanýr. Bu sayede insan, iman ile insanda görünen ilâhî sanatlarý ve Cenab-ý Hakk’ýn isimlerinin nakýþlarý itibarýyla kýymet kazanýr. Ýnançsýzlýk ise o baðý koparýr. Ýnsanýn Rabb’iyle arasýndaki bað kopunca, Allah’ýn insan üzerindeki sanatý gizlenir. Böyle bir insanýn kýymeti sadece madde itibarýyla olur. Madde fani ve geçici olduðu için kýymeti hiç hükmündedir. Bunu þöyle bir misalle açýklayabiliriz: Ýnsanlarýn sanatý içinde maddenin kýymeti ile sanatýn kýymeti ayrý ayrýdýr. Bazen madde ile sanat birbirine eþit, bazen madde daha kýymetli, bazen de beþ bin liralýk demir gibi bir maddede beþ milyon liralýk sanat oluyor. Bazen madde itibarýyla beþ bin lira eden antika bir sanat eseri milyonlarca liralýk deðerdedir. Böyle antika bir sanat eseri, antikacýlar çarþýsýna götürülse, pek eski ve hünerli sanatkarýna nispet ederek satýþa sunulsa milyonlarca fiyata satýlabilir. Eðer demirciler çarþýsýna gidilse, beþ bin liralýk bir demir fiyatýna satýlýr. Ýþte insan, Cenab-ý Hakk’ýn böyle antika bir sanatýdýr. Nazik ve nazenin bir kudret mucizesidir. Allah insaný bütün isimlerinin tecellisine mazhar ve kâinatýn küçük bir misali olarak yaratmýþtýr. Eðer iman nuru insana hakim olup, üzerindeki bütün manalý nakýþlar o ýþýkla okunur. “Ben, Rabb’imin bir sanat eseriyim, mahlûkuyum. O’nun rahmet ve ikramýna mazharým” gibi manalarla insandaki ilâhî sanatlar görünür. Böyle bir insanýn kýymeti, o ilâhî sanata göre olur.

FOTOÐRAF: AP

Ýnsanýn Allah ile olan baðýný koparmaktan ibaret olan inkârcýlýk, insanýn içine girerse o manalý sanat eserleri karanlýða düþer ve okunmaz. Yüce sanatlarýn çoðu gizlenir. Görünenler ise sebeplere, tabiata ve tesadüfe verilir.

Ý

Ýmanýn geçerli olmasýnýn þartlarý nelerdir? 1. Ýman hür iradeyle yapýlmalý, ümitsizlik, baský ve tehdit gibi durumlarda gerçekleþmemiþ olmalýdýr. 2. Ýman esaslarýndan birini inkâr anlamýna gelen bir tutum ve davranýþ imaný geçersiz kýlar. 3. Mümin, “çok günahým var, ben kesinlikle cennete giremem, benim yerim cehennem” türünden ifadelerle Allah’ýn rahmetinden ne ümitsiz ne de “nasýl olsa imaným var, cennetim garanti” diyerek emin olmalý, devamlý korku ile ümit arasýnda bulunmalýdýr. 4. “Namaz ve oruç da neymiþ” þeklinde ibadetlerin ve dinî hükümlerin hikmetsizliði ve gereksizliði yorumunda bulunmak kiþinin imanýný ortadan kaldýrýr.



153