Page 1

M i i T ZiN E K E AZiZ MiS EN

Ri AFi

MEML

24 EYLÜL 2005 CUMARTESÝ SAYI: 146 ZAMAN’LA BÝRLÝKTE SATILIR

EYÜP

SULTAN

www.zaman.com.tr/ailem

Ramazan geldi çattý, hazýrlýðýnýzý yaptýnýz mý? Mü’minlerin annesi Hz. Aiþe (r.anha)


ailem EDÝTÖR

Durmak yok, deðiþim kapýda!

ÝÇÝNDEKÝLER Bir gencin gördüðü gariplikler 7 Kur’an, her asrý aydýnlatýyor 8

Ailem ekibi olarak yoðun ve hareketli yaz aylarýnýn ardýndan yeni dönem için bir dizi çalýþma yaptýk ve “Neden Ailem?”, “Yazýlan her bir yazý okura ne fayda saðlayacak?”, “Hayatýn neresindeyiz?” gibi sorularý kendimize sorduk. Yapmamýz gerekenler listesi epeyi kabarýk oldu. Önümüzdeki sayýlarýmýzda okurlarýmýzý mizanpajý yenilenmiþ, yeni ve ilk defa dergide yer alan konularýyla farklý bir Ailem bekliyor. Birçok dosya ve yazý da yayýnlanmak için gün sayýyor. Bu noktada okurlarýmýzýn da katký ve önerilerini bekliyoruz. Mirac, ardýndan eðitim sayýsý iki farklý çalýþma olarak okurlarýmýzdan büyük beðeni topladý. Her iki sayýnýn da yol gösteren, bilgi veren bir içerik taþýmasýna dikkat edildi. Okurlarýmýzýn yoðun ilgisine teþekkür ederiz. Bu iki önemli çalýþmaya önümüzdeki hafta Ramazan’a özel sayýmýzý da ekleyeceðiz. Ramazan öncesinde oruçla ilgili bilinmesi gerekenler, sorulara cevaplar, haberler her insaný Ramazan atmosferine hazýrlamayý amaçlýyor. Bu sayýmýzda her gün yüzlerce insanýn en derin gönül baðýyla ziyaret ettiði, sabah namazlarý adeta birer bayram namazý havasýnda kýlýnan Eyüp’te medfun bulunan Eyüb Sultan Hazretlerini evlerimize misafir etmeyi düþündük. Yeni sayýlarda buluþmak dileðiyle…

Namaz vakitlerinin esrarý 10 Eyüp Sultan, niye ‘Sultan’?

15

Siz hangisini besliyorsunuz?

24

Dr. Can sizlerle

26

Ezvâc-ý Tâhirât: Hz. Aiþe (r.anha) Peygamberimiz’in zevcesi, müminlerin annesi

ailem 24 EYLÜL 2005 CUMARTESÝ SAYI:

Feza Gazetecilik A.Þ. Adýna Ýmti-

yaz Sahibi Ali Akbulut

Genel Yayýn Müdü-

Yayýn Danýþmaný

Hamdullah Öztürk

Yayýn Editörleri

Serhat Þeftali Mustafa Aydýn Þemsinur B. Özde-

Katkýda Bulunanlar Tasarým Kapak Fotoðrafý

Ali Demirel Ali BudakÞimþek Mehmet Ýsa Þimþek

Sorumlu Müdür ve Yayýn Sahibi Temsil-

cisi

Reklam KoordinatöYayýn Türü

rü Yaygýn Süreli

Fevzi Çakmak Mah. A. Taner Kýþlalý Cad. No:6 34194 B.evler/Ýstanbul Tel: 0212 454 1 454 (pbx) www.zaman.com.tr

http://www.zaman.com.tr/ailem Öneri ve teklifleriniz için: ailem@za-

Serhat Þeftali

s.seftali@zaman.com.tr


ailem

EDÝTÖR: ALÝ BUDAK

KISA KISA

Ana babaya isyan eden cennete giremez Efendimiz (sas) þöyle buyurmuþtur: “Akrabasýyla ilgisini kesen kimse cennete giremez.” (Buhârî, Edeb 11; Müslim, Birr 18, 19) Ebû Saîd el-Hudrî’nin (r.a) rivayet ettiði bir hadiste Peygamberimiz (sas) ahirette Allah’ýn bazý insanlarý cennetine koymayacaðýný bildirmiþtir. Bu insanlar þu kimselerdir: “Anne babasýnýn hukukunu çiðneyip onlara zulmedenler, alkolik olup içki tiryakisi hâline gelenler ve yapmýþ olduðu herhangi bir iyiliði o kiþinin baþýna kakanlar” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned 3/44; el-Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ 8/288) Bir defasýnda Efendimiz’in (sas) yanýna bir adam gelmiþ ve huzurunda “Eþhedü en lâ ilâhe illâllah ve eþhedü enne Muhammeden abduhu ve rasûluhu” diyerek kelime-i þehadet getirmiþti. Ardýndan sözüne þöyle devam etti: “Ey Allah’ýn Rasûlü! Beþ vakit namazý kýlýp, zekâtýmý veriyorum. Ramazan ayý orucumu da tuttum.” Peygamber Efendimiz (sas) bunu duyunca parmaklarýný yan yana getirerek dikti þöyle dedi: “Her kim senin söylediðin bu þeylere inanýr ve yaparsa kýyamet günü Peygamberler, sýddîkler (hayatýný doðruluk üzerine yaþayýp, yalana hiç yer vermeyenler) ve þehitlerle beraber olur. Ancak anne babasýna isyankâr olanlar buna eriþemez.” (elHeysemî, Mecmau’z-Zevâid 8/147) Ana babaya isyan edip baþkaldýran insanlar, sýrat-i müstakim ehli olan peygamberler, sýddîkler (hayatýný Hazreti Ebû Bekir gibi doðruluða adamýþ vefakârlar) ve þehitlerle beraber olamayacak. Ne büyük bir kayýp. 24 EYLÜL 2005 CUMARTESÝ

ailem 4


ailem KISA KISA

Hayvanlardan alacaðýmýz çok dersler var Þimdiye kadar hiçbir kuþ komþusundan daha çok sayýda bir yuva yapmaya uðraþmadý. Þimdiye kadar hiçbir tilki saklanacak tek bir deliði olduðu için üzülmedi. Þimdiye kadar hiçbir sincap bir yerine iki kýþ yetecek kadar ceviz toplayýp saklayamadýðý için endiþeden ölmedi. Ve hiçbir köpek yaþlýlýk yýllarý için birikmiþ kemiði olmadýðý gerçeði üzerine uykusuz geceler geçirmedi... (Herkimer Citizen dergisinden aktaran John C. Maxwell - Jim Dornan, Baþarý Ýçin Stratejiler)

Ýþ çok ciddi, ahireti boþ vermeyelim Esved b. Yezîd en-Nehâî hazretleri, oruç ve ibâdet konusunda nefsini renkten renge girip, sararýp soluncaya kadar zorluyordu. Alkame (ra) ona: “Yazýk sana! Nefsine bu kadar eziyet etme!” derdi. Bunun üzerine o büyük Hak dostu: “Hayýr hayýr, iþ senin bildiðin gibi deðildir. Ýþ çok ciddidir ve ciddiyet istemektedir “Ýnne’l-emra ciddün!” der. Yûsuf b. Esbât da þöyle diyor: “Ciddî ol, zira iþ çok ciddîdir. Artýk uzandýðýn yerden kalk, doðrul ve gafletten uyan. Kaçýrdýklarýný, önceden yaptýklarýný bir bir hatýrla; kusûrlar 24 EYLÜL 2005 CUMARTESÝ

ailem 6

ettin, bâzen de aþýrýya gittin.”; Rabî’ b. Abdurrahman da: “Kalbin her dâim deðiþip durduðu halde, gündüzleyin hayvanlar gibi baþýboþ yaþamana, bütün bir geceyi de uykuda geçirmiþ olmana raðmen sen hâlâ kendinden hoþnutsun, kendinden râzýsýn, kendini beðeniyorsun. Halbuki senin önündeki iþ çok ciddî!” demektedir. Görüldüðü üzere ciddiyet, iþi sýký tutma, lâubaliliðe düþmeme bu iþin temel disiplinlerinin hemen baþýnda gelmektedir. Rabbim bizleri laubalilikten korusun!


BÝR GENCiN GÖRDÜÐÜ GARiPLiKLER

Vaktiyle bulunduðu küçük yerde geçim sýkýntýsý çeken dürüst ve temiz yaratýlýþlý genç bir adam bir gün memleketine çok uzakta bulunan bir þehir merkezine giderek iþ bulup çalýþmaya, kendine yeni bir hayat düzeni kurmaya karar verdi. Bu niyetle vakit kaybetmeden hazýrlanýp yola koyuldu. Genç adam, bu yolculuðu sýrasýnda izahý kendisi için imkansýz birtakým olaylarla karþýlaþtý: Bazý kimseler bu tarlaya buðday ekiyorlar, hasat ediyorlar, sonra da bunlarý ateþe verip yakýyorlar. Ýkinci olarak bir adam gördü. Büyük bir taþý kaldýrmaya çalýþýyor, kaldýramýyor; ama bu taþa bir tane daha ekleyince kaldýrabiliyor, bir üçüncüyü ekleyince de daha da rahat kaldýrabiliyor.3’üncüsü de þu idi: Bir adam koyuna binmiþ, onun üzerine birkaç kiþi daha binmiþ koþturuyorlar, arkalarýndan birileri de onlara yetiþmek için çabalýyor; ama yetiþemiyordu. Adam bunlarla kafasý karýþmýþ bir halde uzun yolculuðun nasýl geçtiðini anlamadan þehrin kapýsýna geldi. Burada nurani bir ihtiyar kendisini durdurup nereden geldiðini, niçin geldiðini, yolculuðunun nasýl geçtiðini sordu. Adam her þeyi anlattý ve yolda karþýlaþtýðý alýþýlmamýþ hadiseleri de serüvenine eklemeyi unutmadý. Bunun üzerine ihtiyar, bu genç adama rastladýðý olaylarý bir bir açýkladý: “Senin yolda ilk rastladýðýn buðday ekip hemen hasat eden ve sonra ateþe verip yakan insanlar, iyilik edip de onu saðda solda konuþarak deðerini sýfýra indiren insanlarý simgeler. “Taþ kaldýrmaya çalýþan kimse de þunu anlatýr: Ýnsana ilk iþlediði günah aðýr gelir, onun altýnda ezilir. Ama tövbe etmeden baþka günahlar iþlemeye devam ederse günahlar ona hafif gelmeye baþlar. “Koyun ve ona binenlere gelince... Koyun cennet hayvanýdýr, sýrtýndakileri cennete taþýmaktadýr. Koyuna ilk defa binenler alimlerdir, ondan sonra binenler her sýnýftan müminlerdir. Bunlara yetiþmek için koþanlar ise inanmayanlardýr.”


ailem KUR’AN-I KERÝM

Kur’an, baþucu kitabýmýz olmalý. Zira, dünya ve ahiret saadetimizin kaynaðý olan Kur’ân birçok ilmî ve teknik bahse de ana maksatlar çerçevesinde özlü ve i’cazlý bir biçimde yer veriyor. ÝLKNUR TUBA

Kur’an, her asrý aydýnlatýyor ainat için “kitab-ý kebîr”, “büyük kitap” denmiþtir. Kur’âný Kerim’in, Kitab-ý Kebir olan kâinatý hem okuduðu hem de imanlýlarýna öðrettiði ifade edilmiþtir. Kur’an hem hidayet, hem de ilim rehberidir. Kur’an’ýn öðütlediði tarzda yapýlan tefekkür ruhlara gýda, canlara safâdýr. Yüce Yaratýcý’nýn kudret, azamet ve hikmetlerinin bilinmesi namýna varlýkta cereyan eden birçok olaya bazen açýkça bazen de iþaretler ve ipuçlarý halinde temasý söz konusudur ki, bunlarýn birkaçýný þöyle sýralayabiliriz: “Allah kimin hidayetini murad ederse, onun göðsünü Ýslâm’a açar. Kimi de saptýrmak isterse onun göðsünü göðe çýkýyormuþ gibi dar ve týkanýk yapar..” (En’am, 6/125) Bu ayetle Kur’ân þu gerçeði dile getirmektedir: Ýnsan yükseðe çýktýkça basýnç düþer ve nefes almasý zorlaþýr. Þöyle ki, her yüz metre yükseldikçe hava basýncý bir derece düþmektedir. Bu yüksekliðin yirmi bin metreyi geçmesi durumunda ise, özel cihazlar olmadýkça insan nefes alamaz ve ölür. “Rüzgârlarý aþýlayýcý olarak gönderip gökten su indirdik, böylece sizi suladýk. (Yoksa) siz su-

K

1

2

24 EYLÜL 2005 CUMARTESÝ

ailem 8

yu depo edemezdiniz.” (Hýcr, 15/22) Bu ayet de, henüz yirminci yüzyýlda anlaþýlan ilmi bir gerçeðin Kur’ân tarafýndan asýrlar önce ifade edildiðinin bir göstergesidir. Rüzgârlar su buharýndan meydana gelen bulutlarý birbirine çarpýþtýrýr. Bu çarpýþmada bulutlarda pozitifnegatif elektron geçiþmesi olur, þimþek meydana gelir. Rüzgârlar bulutlarý sýkýþtýrarak yere yaðmuru aþýlar. Ayný zamanda rüzgârlar, bitkiler üzerinden eserken, erkek tohumlarý diþi tohumlar üzerine kondurmak suretiyle onlarý aþýlar. Böylece bitkilerde döllenmeye yardým eder.

Cenab-ý Hak, Kur’an’ýyla kullarýyla konuþuyor, onlarý þefkatle kendi emirlerine uymaya davet ediyor.


ailem KUR’AN-I KERÝM Yine bu ayet gökten inen yaðmur sularýnýn yerin dibinde depo edildiðini ve böylece oradan çeþmeler ve kuyular açmak suretiyle canlýlarýn sulanabileceðini anlatmaktadýr. “Her þeyi çift yarattýk” (Zariyat, 51/49); “Her tür eksiklikten uzak olan Allah, yerin bitirdiklerinden, nefislerinden ve daha bilmedikleri nice þeylerden bütün çiftleri yaratmýþtýr.” (Yasin, 36/36) Ýlim adamlarýnýn kýsa bir zaman önce keþfettiði bir hususu Kur’ân asýrlar öncesinden haber vermiþtir. Bugün çok iyi bilinmektedir ki, insanlar nasýl çiftse, diðer canlýlar da öyle çifttir. Hatta her þeyin asýl maddesi olan atomlar da çifttir. Onlarýn bir kýsmý artý, bir kýsmý eksi yüklüdür. Ayrýca her þeyde cazibe (çekme) ve dafia (itme) olmak yönüyle de bu ikilik deðiþik bir þekilde kendini göstermektedir. Ýkinci ayette ise, o günün insanýnýn müþahedesine arz edilen tablonun dýþýnda, o devre göre bilinmeyen bir kýsým þeylerden de bahsedilerek ‘daha sizin bilmediðiniz þeyleri de çift yarattý’ deniyor. “Göðü biz çok saðlam bir þekilde bina ettik, onu geniþleten biziz.” (Zariyat, 51/47) Bu ayette, ilim mahfillerinde aðýrlýðýný devam ettiren ‘mekân geniþlemesi’ bin dört yüz küsur sene evvel Kur’ân’da söz konusu edilmektedir. “Güneþ de kendi ekseni etrafýnda bir vakte kadar hareket eder.” (Yasin, 36) Kur’ân asýrlar önce, eski kozmolojiye raðmen, Güneþ’in sabit olmadýðýný ve kendi ekseninde hareket ettiðini bildirmiþtir. “Sen daðlarý görür de onlarý hareketsiz sanýrsýn, oysaki onlar bulutlar gibi yüzer geçer.” (Neml, 27/88) Yine Kur’ân-ý Kerim, dünyaya ait parçalar olan daðlara dikkat çekmek suretiyle arzýn hareket ettiðine iþaret etmiþtir. Görüldüðü gibi, kâinat kitabýnýn bir tercümesi olan Kur’ân’da -en mükerrem bir varlýk olarak kâinata gerçek deðerini kazandýran- insanla alâkalý ilmî meseleler ve gerçekler de ihmal edilmeyip, önem ve mahiyetlerine göre yerini almýþtýr.

3

4

5

6

ailem 9

24 EYLÜL 2005 CUMARTESÝ


ailem NAMAZ

Namaz vakitlerinin esrarý Âlem öyle bir nurlu hâle içinde ki, her namaz vaktinin ayrý özellikleri var. O vakitlerin öyle güzel sýrlarý var ki, bize kulluðumuzu ve ahireti hatýrlatýyor. ALÝ OSMAN KARDEMÝR

24 EYLÜL 2005 CUMARTESÝ

ailem 10

Öðle vakti

Sabah yepyeni bir baþlangýçtýr Biz, sabah vaktine aydýnlýðýn doðmasýyla birlikte yeni ve aydýn bir güne kavuþma neþ’esi içinde girer, biz de böyle bir gün gibi doðmuþtuk deriz. Zira bu yeni gün, hem bizim anne karnýna düþtüðümüz günden, hem de kâinatýn yaratýlmasýnda geçen altý günün ilk gününden haber verir. Belli bir þeritten büyük saate doðru týrmanýr, yani baþýmýza doðan bir günün fecrinden, anne karnýna düþmemiz ânýna, ondan da kâinatýn yaratýldýðý ilk güne intikal eder, Allah’ýn (celle celâluhu), nimetleriyle eteklerimizi doldurmasý adýna bu günleri yaratmasýný hatýrlarýz. Sonra da O’ndan onca uzaklýðýmýza raðmen, kurbiyetiyle bize yakýn olmasýný tazim, tekbir ve tesbih için huzura geliriz. Ýþte bu mânâ içinde eda edilen sabah namazý ne denli yerinde bir ibadettir.

Ýþlerin yoðunluðunda O’nun ferahlýðýna sýðýnýrýz. Öðle vakti, günlük iþlerin kemale erdiði ve Allah’ýn nimetlerinin doruða ulaþtýðý âný hatýrlatýr. Ýnsan, o vakitte günlük iþlerin sýkýntýsýndan âdeta boðulacak hale gelir. Bu anda o, bir taraftan bütün bu sýkýntýlarý atýp kurtulmak, diðer taraftan da günün o saatine kadar Rabbin baþýndan aþaðýya yaðdýrdýðý nimetlere karþý þükürde bulunmak maksadýyla mescide koþar ve dünya iþlerinden muvakkaten sýyrýlarak bir nefes alma fýrsatý bulur. Bütün bunlar, ruh için öyle bir teneffüstür ki, insan gerçekten ruhunu dinlese ve kalbinin atýþlarýna kulak kesilse, âdeta onda dersten bunalan talebenin teneffüse kavuþma heyecan ve helecanýný duyacaktýr. Yine Efendimiz’in: “Þiddet-i hararet cehennemin bir kabarmasýdýr..” (Buhari, Mevâkit, 9, 10; Ezan 18; Bedü’l-Halk 10; Müslim, Mesâcid 184; Ebu Davud, Salât 4; Tirmizi, Salât 119) buyurduðu öðlenin þiddetli hararetinin baþlarý okþadýðý zaman mescide koþma, Allah’a teslim olup hiçbir gölgenin bulunmayacaðý günde O’nun isim ve sýfatlarýnýn gölgesi altýna sýðýnma, Resul-i Ekrem’in Livâü’l-hamd sancaðý altýna girme ferahlýðý taþýr.


ailem NAMAZ

Ýkindi vakti

Akþam vakti

Ýhtiyarlýðý hatýrlatýr. Ýkindi vakti, güneþin artýk gurûba meyl zamanýdýr. Dolayýsýyla bu vakit insanlýðýn ihtiyarladýðý âný ve son peygamber Fahr-i Kâinat’ýn tulûuyla birlikte gurûbunu da hatýrlatýr. Biz, ikindiyi eda ederken, her þeyin gurûba doðru yüz tuttuðunu ve birkaç saat sonra yeryüzünde her þeyin silinip, kaybolacaðýný ve ayaklarýmýzdaki sýzý, belimizdeki aðrý, baþýmýzdaki beyaz tüylerle kendi nefsimizin de fâni olduðunu ve zevale doðru yaklaþtýðýný anlarýz. Ýþte tam ümitsizliðe düþeceðimiz böyle bir vakitte ezan sesi kulaklarýmýza gelir ve bu fâni hayatý bâkileþtirme yolunu bulduk diye sevinir, bu neþ’e ile namaza koþarýz.

Bir gün sona ermektedir; artýk ölüm kapýmýzdadýr. Akþam vakti güneþin batma ânýdýr; gün biter, güneþ batar ve biz ayrý bir zaman dilimine gireriz. Bu hal, yirmi dört saatlik bir günün ölümüyle birlikte bizim ölümümüzden de haber verir; gün gelip ölecek, bir kefen içine sarýlýp el, ayak ve çenemiz baðlanarak kabre konacaðýz. Baþýmýza bir çift taþ dikilip kabrimiz belirlenecek, eþ-dost býrakýp gidecek ve orada yalnýz kalacaðýz... Güneþin batmasýyla birlikte, sâniyenin hareketi saatin hareketini haber verdiði gibi, doðan her þeyin batýþýný, bütün sistemlerin batýþýný hatýrlar, “Güneþ katlanýp dürüldüðünde, yýldýzlar (kararýp) döküldüðünde, daðlar (sallanýp) yürütüldüðünde..” (Tekvir, 81/1-3) hakikatine þahit oluruz. Bu dehþet ve hayret içinde dâðidâr olan kalbimize teselli vermek ve ruhumuzu inþiraha kavuþturmak için akþam namazýna koþarýz. Akþam vakti, bir gurûb baþýnda ya aðlamak veya öbür âlemdeki durumumuzu mamur kýlma heyecanýný yaþamanýn ifadesidir. Her þeyin birbirine “elveda” deyip ayrýlýk türkülerini çaðýrdýðý ve bin bir vâveyla ile inkisarýný dile getirmek istediði böyle bir hengâmede duyulan ezan sesleri bize gurûbun içinde yeni bir fecrin haberini verir; ölümümüzle birlikte yeni bir diriliþ ve varoluþu bütün kuvvetiyle ruhumuzda yaþarýz. Hz. Ýbrahim’in: “.. batanlarý sevmem” (En’am, 6/78) dediði gibi, batýp gidenlerden, benimle hemdem olup sabah-akþam benimle beraber bulunmayanlardan razý olamam deyip bâki ve lemyezel olan, batanlar karþýsýnda batmayan Allah’a yönelme manasý taþýr.

Yatsý vakti Gün gibi ömür de artýk bitmiþtir. Yatsý vakti, akþam þafaðýnýn bütün bütün kararýp güneþe ait hiçbir emarenin kalmadýðý zamandýr. Bu zamanda, arkada býrakýlan bir günün mevcudiyeti hakkýnda, bize fikir verecek hiçbir þey yoktur. Zira, gün gittikten sonra, akþam vakti izini ýþýklýk veya kýrmýzýlýk halinde þafaða býrakmýþ, “beni bir parça daha hatýrla” demiþti.. O kýzýllýk da gidince, her þey gitmiþ ve bitmiþ olmaktadýr. Yatsý vakti, her þeyin bitiþiyle birlikte insan ömrünün de bitip kaybolmasýný hatýrlatýr. Demek insan, aradan seneler geçtikçe hiç yaþamamýþ gibi olur. Ýþte yatsý vakti, insana her þeyin bitip tükendiði ve kendisinin kabirde her türlü ýþýk ve ziyadan mahrum kalacaðý bir âný hatýrlatýr. ailem 11

24 EYLÜL 2005 CUMARTESÝ


ailem RAMAZAN-I ÞERÝF

11 ayýn sultaný Ramazan-ý Þerif geliyor. Hazýr mýyýz? Gönüllerimiz, ruh dünyamýz onun teþrifinin heyecanýný yeterince duyabiliyor mu? Evimiz ve çevremizde nasýl bir hazýrlýk var? DR. HAYREDDÝN BULUT

Ramazan-ý Þerif’e hazýr mýyýz? aðlýk ve mutluluðun sâdece mideyi doldurmakla olmadýðýný öðreten, ruhu yükselten, özlenip sevinç ve ümitle karþýlanan mukaddes günler geliyor. Ramazan, bedenlere þifa, gönüllere safa bahþeden, rahmet, maðfiret, bereket ve müjdelerle dolu bir ay. Deðeri gittikçe daha iyi anlaþýlan oruç, ki gözümüzün nuru, ruhumuzun enerji kaynaðý... Hayatýn içinde bambaþka bir hayat yaþatan, melekleri insanlara gýpta ettiren, hýrs ve bencilliðin önünü alan kutsal gün ve geceler. Hepsi birbiri ardýna geliyor. Mevsime göre nimetlere apayrý lezzetler kazandýran, her yer ve devirde geçerli deðiþmez bir Ýlahi ferman: Oruç. Mühim hakikatleri yaþatan ve sonsuzluk neþ’esini tattýrarak iç açan Ramazanlar, hayatýmýzda en nâdide hatýralar býrakan münasebetlerle dolu. Mahalle aralarýnda oynayan çocuklarýn iftara doðru evlerine çekilip ana baba ve kardeþlerinin bulunduðu sofrada yer alýþlarý... Ýftariye satan dükkanlarda hareketlenme, camilerin yolunu tutanlar ve güneþin batýp iftar topunun atýlýþýyla duadan inip nimetlere uzanan eller... Yol ve caddelerin vasýtalardan boþalmasýyla ortalýða çöken sessizlik... Gözyaþlarý ile duaya açýlan eller...

S

Son Ýlahi mesaj Kur’an-ý Kerim’in vahyedilmeye baþlandýðý ve bin aydan daha hayýrlý Kadir Gecesi’nin bulunduðu zaman bölümü. Ýstifade edebilenler için mühim bir fýrsat ve insanlýk çapýnda rahmet anlayýþýna eriþmenin yolu bu ayda... Kulluðun manasýný her yönüyle anlatan ve duygularý yücelten oruç, her eve ayrý bir neþeyle geliyor. Diðer ibadetlerde olduðu gibi baþkalarýný düþündürerek kardeþlik anlayýþýný ve dayanýþmayý kuvvetlendiren oruç. Fakirin, darda kalmýþýn, garibin özlemle beklediði yardýmlaþma mevsimi. Sâdece câmileri doldurarak deðil, avlu, cadde ve meydanlara taþarak kýlýnan bayram namazlarýnda kubbelerde çýnlayan tekbirlerle hep birlikte secdeye kapanmanýn, yeniden kardeþ olmanýn mevsimi... Günün erken vaktinde, nura koþan, ümitle coþan, birlik ve beraberlik þuuru sergileyen Ýlahi bayram günleri. Yaklaþtý, geliyor. Nesillere intikal eden ve kitaplara geçen kutsal günler. Hemen yanýmýzda gibi... Bayramlarda hiç fark gözetilmeden milyonlarý bir araya getiren gürültü ve kargaþalýða yer vermeden örnekleþen Rabbâni günler. Hepimize hayýrlý olmasý temennileriyle... Ramazan’ýnýz þimdiden mübarek olsun... ailem 13

24 EYLÜL 2005 CUMARTESÝ


Eyüp Sultan niye ‘Sultan’? HAZIRLAYAN: CEMAL KALEMLÝ


ailem BÜYÜKLERÝMÝZ 22 yýlýnýn bir nisan günüydü. Günlerdir güneþ ortalýðý iyice ýsýtana kadar aðaçlarýn, damlarýn üzerinden kutlu misafirlerin yolunu gözleyenler, yine evlerine dönmeye hazýrlanýyordu. Birden ortalýðý tarifi imkansýz bir sevinç kapladý. Ýki Cihan’ýn Sultaný (sas) yanýnda ‘ikinin ikincisi’ Sýddýk-ý Ekber ile Veda Tepeleri’nde görünmüþtü. Dillerden dökülen A ‘ y doðdu üzerimize Veda Tepeleri’nden/Þükür gerekti bizlere Allah’a davetinden/Ey bize gönderilen/Ýtaat edilecek emirle geldin/Geldin Medine’ye þeref verdin/ Merhaba ey hayýrlý davetçi’ beyitleri, sevinç gözyaþlarýna karýþtý. Küçük masum kýzlar “Bizler Neccaroðullarýnýn kýzlarýyýz. Muhammed’in (sas) komþuluðu ne hoþ komþuluk, onun yakýnlýðý ve hýsýmlýðý ne mutluluktur.” diyerek istikbale çýktý. O kutlu günü Hazreti Enes (r.a), “Medine Allah Resûlü’nün þereflendirdiði günden daha aydýnlýk bir gün yaþamadý.” diyerek anlatýr. O gün Medine halký Resûlüllah’ý (sas) aðýrlayabilmek için birbiriyle yarýþ içindeydi. Çünkü daha önceden Akabe’de elini tutmuþlar, O’nu muhafaza edeceklerine söz vermiþlerdi. Evet, bu tarihten üç yýl önce Allah Resûlü (sas) bir hac mevsiminde Mina’daki Akabe bölgesinde çadýr kuran Medinelilerin yanýna uðramýþ, onlara Ýslâm’ý teblið etmiþti. Ertesi yýl 12 Medineli gelerek ayný yerde Allah Resûlü’ne biat etti. Üçüncü yýl ise 73 erkek ile 2 kadýn kendi canlarýný ve evlâd ü ýyallerini nasýl koruyorlarsa O’nu da (sas) bütün tehlikelerden koruyacaklarýna söz verdi. Bu grubun içinde Eyüp Sultan Hazretleri de bulunuyordu. Resûlüllah’ýn elini tutarak verilen sözler ta-

FOTOÐRAF: MEHMET DEMÝRCÝ

6

rihe Akabe Biatlarý olarak geçti. Ýþte hicret emri de gelmiþ, kâinâtýn yüzü suyu hürmetine yaratýldýðý Yüce Paygamber (sas) kendilerine bu sözü veren Medinelilerin yurdunu þereflendirmiþti. Mirac Gecesi arþ üstüne çýkan kademini acaba hangi evin eþiðine basacaktý? Her geçtiði mahalde insanlar önüne çýkýyor, yularýndan tutarak deveyi çevirmeye çalýþýyor, “Bizi teþrif buyur Yâ Resûlallah. Ýþte canlarýmýz, iþte mallarýmýz emrine âmâdedir. Bizim malýmýz çok, çocuklarýmýz kuvvetli, sözümüz geçer. Bize misafir ol, seni biz koruyalým.” diyorlardý. Zat-ý Risâletpenâhîlerinden (sas) ise hep ayný söz sadýr oluyordu: “Deveyi býrakýn. O emredilmiþtir.” Cibrîl-i Emîn tarafýndan yedilen deve (nâka), nihayet bugün Mescid-i Þeriflerinin bulunduðu, o gün ise Neccaroðullarý’ndan iki yetime ait olan arsada çöktü. Allah Resûlü (sas), buraya akrabalarýndan en yakýn kimin evinin olduðunu sordu. Devenin çöktüðü arsa, bizim Eyüp Sultan diye bildiðimiz Halid bin Zeyd Ebû Eyyûb elEnsâri’ye ait evin önündeydi. Mescid-i Nebî ve hane-i saadet yapýlana kadar Âlemlerin Ýftiharý (sas) onun evinde misafir kaldý. Sonra hikmetle buyurdu ol Resûl Hangi câya nâka’m eylerse nüzûl Ben dahî ol hânenin mihmânýyým O güzel evcin meh-i tâbânýyým Nâka-dârý çünki Cibrîl-i Emîn Çekdi beyt-i Hâlid’e kýldý mekîn Hâlid ibni Zeyd-i Ensârî budur Hem Resûlüllah alemdârý budur Bu þerefle buldu gayet imtiyaz Cümle ashab oldu gýbtasâz Kabil-i tarif olmaz devleti Mihmandarlýkdýr ânýn izzeti ailem 15

24 EYLÜL 2005 CUMARTESÝ


ailem BÜYÜKLERÝMÝZ

24 EYLÜL 2005 CUMARTESÝ

ailem 16

Eyüb Sultan Camii, Ýstanbullularýn dini, milli hatta ailevi özel gün ve gecelerinde buluþma yeridir. Ziyaretler yapýlýp, dualar edilir. FOTOÐRAF: MEHMET DEMÝRCÝ

Þimdi de o tarihten asýrlar öncesine gidelim... Yemen meliklerinden Tübbâ, ordusuyla sefere çýkar. O zamanki ismi Yesrib olan Medine-i Münevvere’den geçerken, yanýndaki, alimler, Mekke’den Ýsmailoðlullarý’na mensup bir peygamberin çýkacaðýný, daha sonra bu þehre gelip yerleþeceðini haber verir. Alimlerin sözleri, Melik Tübbâ’nýn gönlünde Âhir Zaman Nebîsi’ne (sas) karþý büyük bir muhabbet uyandýrýr. Kendisini irþad eden âlimleri bu þehirde yerleþtirir. Þanlý Peygamber hicret ettiði zaman ikamet buyursun diye bir ev yaptýrýr. Ayrýca O’na (sas) teslim edilmek üzere bir mektup yazýp mühürler. Mektubun nesilden nesile vasiyet edilerek ulaþtýrýlmasýný ister. Ýþte Resûlüllüh’ýn (sas) devesinin çöktüðü Eyüb Sultan Hazretleri’ne ait ev, bu evdir. Yemen Meliki’nin hicreti müteakip Fahr-i âlem Efendimiz’e takdim edilen mektubunda ise þunlar yazmaktadýr: “Melik-i Tübbâ Ümeyr bin Dürû’dan Allah’ýn resûlü ve nebîsi olan Muhammed bin Abdullah’a. Emmâ ba’dü, ben sana, senin ve her þeyin Rabbine, Ýslâm ve iman þeriati hususunda Rabb’inden sana gelene iman ettim. Ve dedim ki; eðer sana eriþirsem ne mutlu. Eriþemezsem kýyamet gününde bana þefaatçi ol, beni unutma. Zira ben senin evvel ümmetindenim. Daha gelmeden, Allah, peygamber olarak göndermezden önce Sana biat ettim. Senin ve Ýbrahim Aleyihsselâm’ýn milleti üzereyim.” Mektup okunur, Resûlüllah Aleyhisselâm, üç kere “Merhaba salih bir kardeþ olan Tübbâ.” buyururlar. Yaratýlmýþlarýn en hayýrlýsý (sas), Hazreti Hâlid’in evinde yedi ay kaldý. Önce alt kattaki odaya yerleþti. Ama Ebû Eyyûb ile hanýmý Ümmü Eyyûb, Resûl-i Ekrem’in (sas) üst katýnda oturmaya tahammül edemedi. Hatta gece testileri devrildi. Alt kata sýzmasýn diye yorganlarýyla suyu kurulamaya çalýþtýlar. Sabah da þanlý misafirlerinin huzuruna varýp kendisinin üst katý þereflendirmesini istediler.

FOTOÐRAF: MEHMET DEMÝRCÝ

Melik Tübbâ’dan asýrlar sonrasýna mektup


ailem Evlerindeki yüce misafirlerine muhabbetleri öyle derindi ki, ikram ettikleri yemek kaplarýnda parmak izlerini arayýp bereketlenmeye çalýþýyorlardý. Bir gün Allah Resûlü’nün (sas), ikram ettiði yemeði yemediðini görüp sebebini sordular. Ýçinde sarmýsak olduðunu, kendisine vahiy meleði geldiði için yemediðini; ama baþkalarýnýn yemesinde mahsur olmadýðýný beyan buyurdu. Hazret-i Ebû Eyyûb, müsaade edilmesine raðmen Rasûllulluh’a tâbi’ olmak için çið soðan-sarmýsak yememeye karar verdi. Efendimiz’in (sas) teþrifiyle Hazret-i Halid’in evine bereket yaðdý. Bir defasýnda Allah Resûlü için yemek hazýrlamýþtý. Bir-iki kiþiye ancak yetecek yemek için Resûlullah (sas) Ensar’dan otuz kiþiyi davet etmesini emir buyurdu. Otuz kiþi geldi, doyup gitti. Ardýndan altmýþ, yetmiþ ve yirmi kiþi daha çaðýrýldý. O gün hazýrlanan yemek, yüz seksen kiþiyi doyurdu. Efendimiz (sas) kendi hanelerinin tamamlamasýndan sonra oraya intikal etti; ama Hazret-i Halid’e komþuluðu devam etti. Halid ibni Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensârî, Rasulullah’la birlikte bütün harplere katýldý. O’nun (sas) vefatýndan sonra da cihaddan yüz çevirmedi. Mýsýr’ýn, Kýbrýs adasýnýn fethi, Suriye, Filistin muharebeleri onun iþtirak ettiði savaþlardandýr. Hazret-i Osman (ra) devrinde fitneler zuhur edince halife namaza çýkamadý. Ýmamsýz kalan cemaat Hazret-i Ali’ye (ra) müracaat etti. O da Mescid-i Nebevi’nin imamlýðýna Hz. Halid’i layýk gördü.

Ýstanbul’un fethine katýldý Hicretin 43. senesinde (bir rivayette 48) Ýstanbul üzerine açýlan sefere sahabe-i kiramýn ileri gelenlerinden pek çok zatla birlikte iþtirak etti. Bu seferde Ýslam ordusu, sýkýntýlara düþ-

FOTOÐRAF: ÝSA ÞÝMÞEK

BÜYÜKLERÝMÝZ

tüðünden muhasarayý kaldýrýp geri dönmek zorunda kaldý. 49 yýlýndaki ikinci sefere de katýldý. Çatýþmalarýn bütün hýzýyla devam ettiði sýrada zaten yaþý ilerlemiþ olan Hazret-i Hâlid hastalandý. Hazreti Peygamber’den (sas) ‘Kostantiniyye surlarý önünde salih bir adamýn vefat edeceðini’ duyduðunu, bu þahsýn kendisi olacaðýný ümit ettiðini söyleyerek cenazesinin askerlerin ulaþabildiði en son yere defnedilmesini vasiyet etti. Vasiyeti mucibince tabutu ayný zamanda harbetmekte olan askerlerin baþlarý üzerinde taþýnarak varýlan en ileri noktaya defnedildi. Bu manzarayý kale burçlarýndan seyreden Bizans kayseri, ordu komutaný Yezid’e haber göndererek “Senin baban iþittiðimize göre çok zeki bir adam olduðunu iddia ediyormuþ ve seni bu memleketi fethetmek için buraya göndermiþ. ailem 17

Teravihler, cumalar ve bayram namazlarý Eyüb Sultan Camii’nde bir baþka atmosferde eda edilir.

24 EYLÜL 2005 CUMARTESÝ


FOTOÐRAF: MEHMET DEMÝRCÝ

Türbesi, Ýstanbul’un manevi merkezi Eyüb Sultan Türbesi ve civarý, asýrlar boyunca Ýstanbul’da mânâ ikliminin en yoðun yaþandýðý mekan haline geldi. Ýnsanlar doðumdan evliliðe, sünnetten hac için yola çýkmaya her vesilede, kandilden cumaya her özel günde Alemdar-ý Resulullah’ý ziyarete koþtular. Fahr-i Cihan’ýn (sas) Medine’deki kapý komþusuna kabir komþusu olabilmek için Karyaðdý tepesinden Edirnekapý’ya kadar mezar þehir oluþtu. Hazreti Halid’in ziyaretçileri 1400 küsur sene sonra hâlâ eksik deðil. Gecenin bir vakti sýcak yataklarýný terk edenler otomobillere, otobüslere doluþup Eyüp Sultan Camii’ne sabah namazýna gidiyor. Sabahýn alacakaranlýðýnda türbe önünde yapýlan hatim duasýnda binlerce aðýzdan amin sadâlarý göðe yükseliyor.


FOTOÐRAFLAR: MEHMET DEMÝRCÝ

Ayak ucundan çýkan su þifa niyetine içiliyor Sol sayfadaki büyük fotoðrafta sandukanýn ayak ucunda az kýsmý görülen kuyu ve su dolabý yandaki fotoðrafta daha net görülüyor. Çýkrýk düzenin hemen izdüþümünde ise (sað alttaki fotoðraf) suyun çýktýðý bölüm görülüyor. Temiz olarak korunan mahzen çok fazla yüksek deðil. Hz. Halid’in defnedildiði mekanýn hemen ayak ucunda bulunmak ise tarif edilmez bir duygu. MUSTAFA AYDIN

Sen de peygamberin sahabesine hüsnüzan ederek cenazesini bizim memleketimize gömmeyi istiyorsun. Düþünmez misin ki, siz buradan dönüp giderken biz onu kabrinden çýkartýr ve köpelere yediririz.” dedi. Yezid de verdiði cevapta böyle bir hareketle karþýlaþtýklarýnda Arap yarýmadasýnda öldürülmedik bir Hýristiyan, çan çalan bir kilise býrakmayacaklarýný söyledi. Bunun üzerine Kayser, hicri 52’de vefat eden Eyüb Sultan Hazretleri’nin kabrini muhafaza etmeye söz verdi. Hatta Hazreti Hâlid’in kabri, Bizans zamanýnda da mukaddes bir mekan olarak biliniyor, hastalar kabrin ayak ucundan çýkan suyu þifa niyetiyle içiyorlardý. Bu kuyu kim ol nezir suyu âlem içre zemzemân Alemdâr-ý Resûl’ün

ayaðýna yüz sürer Zühreyân Çün defn ittiler ashabýn guzâtý bunda bu þâhý Bu câhý, ayaðý ucunda kazýp eylediler inþâ Eyüb Sultan Hazretleri’nin kabr-i þerifi bir rivayette Latin istilasý sýrasýnda belirsiz hale geldiði, bir diðer rivayete göre de sur dýþýndaki birçok ayazmadan hangisi olduðu bilinmediði için Ýstanbul’un fethi sýrasýnda Akþemseddin’in manevi keþfiyle yeniden ortaya çýktý. Muhasaranýn ilk günlerinde Akþemseddin’in gösterdiði yer kazýldýðýnda ‘Bu Ebû Eyyub’ün kabridir’ yazýlý bir taþ bulundu. Fatih, kabrin üzerine türbe, etrafýna da cami ve medrese yaptýrdý. Cami daha sonra yenilendi, türbeye ilaveler yapýldý. Çeþitli padiþahlar ve hayýr sahipleri tarafýndan vakýflar tahsis edildi. ailem 19

24 EYLÜL 2005 CUMARTESÝ


Eyüb Sultan niçin ‘Sultan’? Eyüb Sultan Hazretleri’nin asýl adý Halid, babasýnýn adý Zeyd’dir. Ama Araplarda bir þahsý baba ya da oðlunun adýyla anmak âdet olduðundan Ebû Eyyub (Eyyüb’ün babasý) künyesiyle tanýnýr. Ensar’dan olduðundan ‘Ensarî’, Hazrec kabilesine mensubiyetinden dolayý ‘Hazrecî’, Medineli olduðu için ‘Medenî’ denilir. Türkler arasýnda ise ‘Eyüb Sultan’ olarak bilinir. Eyüb Sultan’a bu topraklarda ‘Sultan’ lakabý layýk görülmüþtür. Çünkü o:

Ýlk sahabelerdendir Allah Resulü’ne (sas) 2. Akabe biatýnda söz vererek iman etmiþtir. “Andolsun ki o aðacýn altýnda sana biat ederlerken Allah, o müminlerden razý olmuþtur. Kalplerinde olaný bilmiþ, üzerlerine sekine indirmiþ ve onlarý pek yakýn bir fetihle ödüllendirmiþtir.” ayetinin bahsettiði bahtiyar kullardandýr.

Ensârdandýr “Ýyilik yarýþýnda önceliði kazanan Muhacirler ve Ensar ile, onlara güzelce uyanlardan Allah hoþnut olmuþtur, onlar da Allah’tan hoþnud24 EYLÜL 2005 CUMARTESÝ

ailem 20

durlar. Allah onlara, içinde temelli ve ebedi kalacaklarý, içlerinden ýrmaklar akan cennetler hazýrlamýþtýr; iþte büyük kurtuluþ budur.” (Tevbe Sûresi-100) ve “Daha önceden Medine’yi yurt edinmiþ ve gönüllerine imaný yerleþtirmiþ olan kimseler, kendilerine hicret edip gelenleri severler; onlara verilenler karþýsýnda içlerinde bir çekememezlik hissetmezler; kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onlarý kendilerinden önde tutarlar. Nefsinin tamahkârlýðýndan korunabilmiþ kimseler, iþte onlar saadete erenlerdir.” (Haþr Sûresi-9) müjdesine kavuþan Ensar’dandýr.

Alemdâr-ý Rasulullah’týr Gerçi Ebu Eyyüb’ün harplerde sancak-ý þerifi taþýdýðýna dair rivayet bulunmamaktadýr. Ancak, Bera’ ibni Âzib’den gelen bir rivayete göre, Hazreti Halid (ra), Peygamber Aleyhisselam tarafýndan, ashabdan bazý zatlarla birlikte elinde sancak olduðu halde bir kiþiyi cezalandýrmak üzere gönderilmiþtir. Bir hadiste de bir yerde vefat eden sahabelerin elinde nurdan bir sancakla kabirle-

rinden kalkacaklarý ve insanlara önder olacaklarý rivayet edilmiþtir. Bu yüzden Ýstanbul halký mahþer gününde onun sancaðý altýnda toplanmayý ümit eder.

Kahraman bir gazidir Efendimizle bütün gazalara katýldý. Meleklerle desteklenen ve þanýnda “O vakit siz Rabb’inizden yardým istiyordunuz. O da ‘Ben size peþpeþe gelecek bin melaike ile imdad edeceðim’ diye duanýzý kabul buyurdu.” (Enfal Sûresi-9) denilen Ashab-ý Bedir’dendir. Efendimiz (sas) Ashab-ý Bedir hakkýnda “Ne biliyorsun, Allah Teâlâ, Bedir ehlinin haline muttali oldu da ‘Dilediðinizi yapýn, sizlere cenneti vacip kýldým ya da sizleri maðfiret ettim’ buyurdu.” demiþtir. Cebrail (as) bir gün Efendimiz’e (sas) gelerek, “Yâ Resulallah, içinizdeki Bedir kahramanlarýna nasýl bir deðer veriyorsunuz?” diye sordu. Efendimiz (sas) de “Müslümanlarýn en faziletlisi.” buyurdu. Bunun üzerine Cebrail, “Biz de Bedir’e katýlan melekleri en faziletlilerimiz olarak kabul ediyoruz.” dedi.


ailem BÜYÜKLERÝMÝZ Hadis râvisidir Efendimiz’den (sas) 200 kadar hadis-i þerif rivayet etti. Bu hususta o derece titizdi ki sadece “Her kim bu dünyada bir müminin ayýbýný örterse, Allah da kýyamet gününde onun kusurunu örter” hadisi hakkýndaki þüphelerini gidermek için deve üstünde Mýsýr’a gidip Ukbe bin Amir’le (ra) görüþtü. Hadisi teyit ettirdikten sonra gerisin geriye Medine’ye döndü.

Sözleri “âyet” oldu!

Efendimiz’le akrabadýr Efendimiz’le (sas) akrabadýr. Efendimiz’in (sas) dedesi Abdülmuttalib’in annesi de Medinelidir ve Hazrec kabilesindendir. Hazreti Peygamber’i (sas) hicretten sonra yedi ay evinde misafir etmiþtir.

Efendimiz’in duasýna mazhardýr Bir defasýnda Hazret-i Fahr-i Cihan Aleyhissalâtü ve’s Selâm Efendimiz’in sakal-ý þeriflerine kuþ tüyü konduðunda hemen koþarak kaldýrdý. Bunun üzerine Peygamber Aleyhisselâm’dan “Ey Ebâ Eyyûb

sana kötülük isabet etmez.” müjdesi sadýr oldu. Bu müjdenin bereketlerindendir ki kabri asýrlar boyu Bizans topraklarý içinde bulunduðu halde ayaklar altýnda kalmadý. Hýristiyanlar ayak ucundan çýkan su sebebiyle buraya kudsiyyet atfetti, ayazma olarak muhafaza etti.

Fitnelerden hep uzak durdu Asr-ý Saadet’te çýkan fitnelerden uzak kalarak herkesten hürmet gördü. Medine-i Münevvere âsîlerin eline geçip, Hazreti Osman’ýn (ra) imamlýðý engellenince Hazreti Ali’nin (ra) tavsiyesiyle Mescid-i Nebevi’de bir müddet o imamlýk yaptý.

Vahiy katibidir Vahiy kâtibi ve Ensar’ýn önemli hâfýzlarýndandý.

FOTOÐRAFLAR: ÝSA ÞÝMÞEK

FOTOÐRAFLAR: MEHMET DEMÝRCÝ

Hazreti Aiþe’ye iftira edildiði meþhur ‘ifk’ hadisesinde hanýmý Ümmü Eyüb, bu konudaki fikrini sordu. Hazret-i Halid (ra) “Bu apaçýk bir iftiradýr.” dedi. Ve bir müddet sonra bu sözler diðer mü’minleri ikaz manasýnda Rabb’imiz tarafýndan âyet-i kerime olarak nâzil oldu. Cenab-ý Hak, Ümmü’l

Mü’minîn Aiþe (r.anhâ) Validemiz hakkýnda “Onu iþittiðiniz zaman, erkek kadýn müminlerin, kendiliklerinden hüsnü zanda bulunup da ‘Bu apaçýk bir iftiradýr’ demeleri gerekmez miydi?” (Nur Sûresi-12) âyetini indirdi.

Efendimiz’e ait “Nakþ-ý Kadem-i Peygamberî” (ayak izi) camekan içinde.

Türbe içindeki perdeler Kabe örtüsü. Hicaz elden gidince buraya kýsmet olmuþ.

Sanduka örtüsündeki yazýlar gümüþ tellerle bir oya nefasetinde yazýlmýþ. ailem 21

24 EYLÜL 2005 CUMARTESÝ


ailem FOTOÐRAFLAR: MEHMET DEMÝRCÝ

BÜYÜKLERÝMÝZ

Hz. Eyüb Sultan, Ýstanbul halký tarafýndan Peygamber Efendimiz’in bu þehirdeki temsilcisi olarak kabul edilir ve sürekli ziyaret edilir.

Valileri hakka çaðýrdý Emeviler döneminde Medine Valisi olan Mervan’ý namazý geciktirdiði için, yine Muaviye’yi (ra) de sünneti ihlal ettiði için uyarmýþtý.

Türbe içinde her biri ayrý kýymetli sanatkâr tarafýndan yapýlmýþ gümüþ iþleri sýra sýra asýlýdýr.

Sahabenin büyüðü idi Abdullah bin Abbas (ra) Basra valisi iken, Hz. Eyüp onu ziyarete gittiðinde, hürmetle “Senin, Peygamber’e (sas) hizmet ettiðin gibi ben de sana hizmet etmek istiyorum.” deyip konaðýný ona býrakmýþtý.

Müjdelenen askerlerdendi Kýbrýs’ýn fethinde ve ilk Ýstanbul muhasarasýnda bulundu. “Ümmetimden ilk deniz seferine çýkan askerler ve Kayser’in memleketine giden askerler maðfiret olmuþtur.” hadis-i þerifinde müjdelenen her iki sýnýf içinde de bulunmaktadýr.

Hadis’teki müjdelenen zât oldu Sahabe-i kiram tarafýndan gerçekleþtirilen 2. Ýstanbul muhasa24 EYLÜL 2005 CUMARTESÝ

ailem 22

rasýnda þehid düþerek “Kostantiniyye surlarýnýn yanýnda bir salih kimse defnolunalacak.” hadisinin müjdesine kavuþtu.

Kabrini Akþemseddin keþfetti Kabri, Ýstanbul’un muhasara edildiði günlerde Akþemseddin tarafýndan keþfedildiði için, “Kostantýniyye elbette fetholunacaktýr. O komutan ne mutlu komutandýr. O asker ne mutlu askerdir.” hadisinde bahsedilen ve askerleri þevke getiren en mühim manevi dinamiklerden biri oldu.


ailem BÜYÜKLERÝMÝZ

III. Selim’in þiiri Alemdâr-ý Kerîm-i Þâh-ý Ýklîm-i Risâletsin Muînim ol benim dâim behakk-ý Hazret-i Bârî Selîm-i Ýlhâmî her dem yüz süre bu ravza-i pâke Þefaatle kerem kýl Yâ Ebâ Eyyûbe’l Ensârî

Eyüb Sultan Camii

Silahdar Aða’nýn hatýrasý çýnarlar Ýstanbul muhasarasýnýn ilk günleriydi. Sultan Mehmed, Akþemseddin’e gönlündeki bir muradý arzetti: “Tarihî kaynaklarýn verdiði malumata nazaran Resûl-i Ekrem’in (sas) mihmandarý Ebû Eyyüb el Ensari, Bizans surlarý yakýnýnda medfun imiþ. Himmetinizle onun kabr-i þeriflerini bulmayý arzulamaktayým.” Akþemseddin, padiþahýn sözleri üzerine eliyle bir mevkii iþaret ederek “Her gece þu semte bir nur indiðini görmekteyim. Muhtemelen Resûl-i Ekrem’in mihmandarý Halid bin Zeyd’in kabri o caniptedir.” buyurur. Hep birlikte iþaret edilen semte gelinir. Hazreti Þeyh’in tarifi ile kabrin baþ ve ayak ucuna birer çýnar fidaný dikilir. Fatih, o gece silahdar aðayý çaðýrýp yüzüðünü verir. Kabir olarak gösterilen yerin ortasýna bu yüzüðü gömmesini, fidanlarý ise sökerek yirmi adým kýble tarafýna dikmesini ister.

Ertesi sabah Sultan, Akþemseddin’i de yanýna alarak tekrar kabre gider. Buraya türbe yaptýracaðýndan iyice emin olmak için bir daha göstermesini rica eder. Akþemseddin, bir gün evvel diktiði fidanlarla hiç ilgilenmeksizin yüzüðün gömüldüðü yere gelir. Burayý kazdýklarýnda Arapça üzerinde “Burasý Ebû Eyyüb’ün kabridir.” ibaresi bulunan bir taþ bulacaklarýný söyler. Toprak kazýldýðýnda tarif edilen þekilde bir mermer taþ bulunur. Akþemseddin, kenarda bekleyen aðanýn mahcubiyetini gidermek için çýnar fidanlarýnýn silahdar aðanýn hatýrasý olarak yerlerinde býrakýlmasýný ister. Bugün Eyüp Sultan Camii’nin avlusundaki parmaklýk içinde göðe ser veren çýnarlar iþte beþ yüz küsur sene evvel dikilen o fidanlardýr. Bazýlarý burasýnýn ayný zamanda Eyüb Sultan Hazretleri’nin cenazesinin yýkandýðý yer olduðunu da rivayet eder.

Eyüp semtinin merkezinde Haliç kenarýndaki Eyüp Sultan Külliyesi içinde bulunan Eyüp Sultan Camii, Ýslam aleminin önemli ziyaretgahlarýndan biridir. Caminin içinde de yer aldýðý Eyüp Sultan Külliyesi; cami, türbe, hamam ve günümüze ulaþmayan medrese ve imaretten oluþmaktaydý. Külliyenin ilk inþa edilen kýsmý türbedir. 1459 yýlýnda ise yine Fatih Sultan Mehmed tarafýndan türbenin yanýna cami, medrese, imaret ve hamam yaptýrýlmýþ böylece külliye oluþmuþtur. Yaptýrýlan bu ilk cami 1766 yýlýndaki depremde çok büyük zarar görmüþ ve tamir edilemeyeceði anlaþýlýnca, Sultan III. Selim tarafýndan 1798’de tamamen yýktýrýlarak yerine yeni bir camii yaptýrýlmýþtýr. Bu yeni camii 1800 yýlýnda tamamlanmýþ ve padiþahýn da katýldýðý bir törenle ibadete açýlmýþtýr. Günümüze kadar ulaþmayý baþaran bu ikinci camidir. Katkýda bulunan: Mustafa Aydýn

ailem 23

24 EYLÜL 2005 CUMARTESÝ


ailem HAYAT

Bütün mesele, beslenme meselesidir. Ýmanýmýzý mý, nefsimizi mi besliyoruz? Unutma, hangisini besliyorsan hayatýn onun etkisindedir. AHMED ÞAHÝN

Siz hangisini besliyorsunuz? nsanda hem akýl ve iman vardýr hem de nefis ve þeytan... Her ikisi de insana hükmetme durumundadýr. Ýnsan ya aklýnýn, imanýnýn etkisinde kalýr ya da nefsinin ve þeytanýn etkisinde... Bilinen bir gerçektir ki, kimse aklýnýn, imanýnýn etkisinden çýkmak istemez. Hep bu iki melekenin yönetiminde kalmayý arzular. Bunda hayýr kesindir çünkü. Buna raðmen zaman zaman aklýnýn, imanýnýn istemediði, tasvip etmediði yanlýþlarý da yapar insan. Niçin yapar istemediði yanlýþlarý? Çünkü aklýný, imanýný besleyip kuvvetlendirme yerine, nefsini ve þeytanýný besleyip kuvvetlendirmiþ de onun için. Ýþte bütün mesele burada. Beslenme meselesinde. Þayet nefsini ve þeytanýný besliyorsa, onlarý kuvvetlendirip azgýnlaþtýrýyorsa, artýk bu kimsenin akýllý, imanlý olmasý yeterli deðildir. Aklý tasvip etmemesine, imaný rýza göstermemesine raðmen günahlara yönelir, yanlýþ yapar. Hatta bu kötülüklere vicdanýndan feryatlar yüksele yüksele sürüklenir gider. Çünkü nefsi ve þeytaný öylesine beslenip azgýnlaþmýþ

Ý

24 EYLÜL 2005 CUMARTESÝ

ailem 24

ki, artýk imanýný da, aklýný da dinlemez hale gelmiþler. Bu yüzden sürükleye sürükleye götürür zayýf kalmýþ iman ve akýl sahibini. Burada ortaya çýkan gerçek þudur: Aklýn, imanýn tasvip etmeyeceði yanlýþlýklara düþmemek için nefsi ve þeytaný besleyip de azgýnlaþtýrmamalý, aklý ve imaný da etkisiz hale düþürmemelidir. Günümüzde nefis ve þeytaný besleyen vasat oldukça fazladýr. Kendi haline býraktýðýnýzda bile nefis ve þeytanýn beslenmesi söz konusudur. Sizin özel bir gayret sarf etmenize bile gerek yoktur. Hatta okuduðunuz bazý gazete ve seyrettiðiniz bazý ekran görüntüleri nefsi ve þeytaný beslemek için yeterlidir. Þayet kullanýmda sýnýr koymadýðýnýz bilgisayarýnýz da varsa onun beslemesi daha da korkunçtur. Bir de bakarsýnýz ki, imanýndan, aklýndan þüphe etmediðiniz saðlam kimseler bile günahlara maruz. Direnememiþ, dayanamamýþ, sürüklenmiþ... Çünkü nefsi beslenmiþ, þeytaný kuvvetlenmiþ... Beslenip kuvvetlenen, zayýf kalaný elbette yener, boðar, kendisi de isyan bayraðýný çeker.


Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol vardýr!

Onun için söylemiþ Müceddidü’z-zaman meþhur sözü: - Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol vardýr! Þayet nefsi ve þeytaný besleme devam eder de aklý ve imaný zayýf býrakma sürdürülürse... Akýl ve iman feryat ede ede gider insan günahlara, yanlýþlara, hatalara ve Allah korusun (devam ederse) küfre... Kuvvet meselesi bu. Kim kuvvetleniyorsa o etkisini sürdürecek, hakimiyetini gösterecektir insanda. Demek bütün mesele, beslenme meselesidir. Ýman mý, nefis mi?.. Bunun için arkadaþ mühim, bunun için çevre mühim. Bunun için okunan kitap, dinlenen radyo, seyredilen televizyon mühim. Neyi besliyorlar, aklý ve imaný mý, yoksa nefsi ve þeytaný mý?.. Unutma, hangisini besliyorsan hayatýn onun etkisindedir... Hatta sen istemesen de...


ailem

Fevzi Çakmak Mah. A. Taner Kýþlalý Cad. No:6 34194 Bahçelievler/Ýstanbul

dr.can@zaman.com.tr

DR. CAN

Sen sen ol her þey ahsen olur... Cansu Taner Can abi. Benim kimlik arayýþý problemim var. Özendiðim kiþilere benzemek istiyorum. Özellikle kýyafet konusunda. Kapalý olduðumdan her þeyi giyemiyorum. Ayrýca, çok küçük yaþta babamý kaybettim. Ondan kalan maaþ ve benim gayretlerimle geçiniyoruz. 19 yaþýndayým. Bir abim askerde. Diðer abim 23 yaþýnda, iþsiz ve çok savurgan. Sorumsuz. Evin reisi olmasý gerekirken arkadaþlarýyla gezip tozuyor, har vurup harman savuruyor ve kötü davranýyor. Annem kahrýndan ölecek. Hiç olmazsa abimin ýslahý için neler yapabilirim?

24 EYLÜL 2005 CUMARTESÝ

ailem 26

Dr. Can “Bir gün þampiyon olacaðým. Ve o günün sonunda gözüme kara gözlüklerimi, kafama beremi takýp yýrtýk kot pantolonumu geçireceðim üstüme. Bu halimle komþu kasabaya gidip yürüyeceðim. Beni o þekilde görüp beðenen yani ‘ben’ olduðum için kabul eden kadýna evimi göstererek. Sevgilim bu 750 bin dolarlýk ‘havuzlu bahçeli ev ve park yerinde duran 2 araba ile en az bir o kadarlýk mücevherat senindir. Çünkü sen beni þampiyon Muhammed Ali Clay olarak deðil sokaktaki bir garip ben olarak sevdin. Benimle evlenir misin?’ diyeceðim. Evet kendi olmak istiyordu. M. A. Clay. Öyle de yaptý. Evlendi o hatunla. Gerisini Sn. Nevzat Yalçýntaþ hocamýzdan nakledeyim: “Londra’ya bir kongre için gitmiþ otel lobisinde oturuyorduk. Ayný otelde þampiyonun da kaldýðýný duyduk ve görüþme talep ettik. Biraz sonra önünü ilikleyerek geldi. Hýzla sarýldý. Uzun dakikalar býrakmadý. Bir yandan aðlýyor diðer yandan kemiklerimi kýracakmýþ gibi sarýlýyordu. Dakikalar sonra ben de yaþlý gözlerle sordum “Seni aðlatan nedir þampiyon.” dedim. “Hocam” dedi. “Þampiyon olalý þu kadar yýl oldu. Ama bana sarýlan ilk beyaz sizdiniz, o yüzden çok duygulandým.” dedi. Evet Cansu kýzým. O hep kendi olma mücadelesi veriyordu. Baþardý da. Yanýlmýyorsam 1996 Atlanta Olimpiyatlarý’nda Sn. Clinton en güçlü insan, en þerefli Amerikalý olarak olimpiyat meþalesini M. Ali Clay’ýn yaþlý ve titreyen ellerine teslim ediyordu. Baþkasý olma kendin ol. Böylesi daha güzelsin... Aksi halde böylece, seni Yaratan’ý üzersin... Çünkü sen Cansu’sun. Baþkasý olamazsýn. Olmak üzere yola çýkýnca, “Cansu”luktan da çýkmýþ olacaðýndan arada kalýr esas o zaman kimlik sorunu yaþarsýn. Sen sen ol. Dimdik ayakta dur. Kendin ol ve sabra devam et. O zaman etrafýndaki her þey bir gün çok güzel (ahsen) olacaktýr güzel kýzým. Baþarýlar.


ailem DR. CAN

Deðerli okurlarým Ýyi ki gazetemizden bana bir teklif gelmiþ. Ýyi ki ben bunun üzerine görüþmeye katýlmýþým. Ýyi ki yazmayý kabul etmiþim. Ýyi ki Dr. Can adýnda bir köþem olmuþ. Ýyi ki sizler de bana yazmýþsýnýz. Ýyi ki ben de cevaplamaya çalýþmýþým. Binlerce, on binlerce iyi ki, iyi ki, iyi ki... Ne var ki, yine bazý mektuplar ya isimsiz ya da adressiz ve maalesef çoðu acil ve direkt cevaplanmasý gerek. Ayrýca bazý telefonlar da açýlmýyor ya da kapalý veya servis dýþý. Lütfen listeye göz atýnýz ve eðer adýnýz varsa kýsacýk ve adresli bir mektup ya da e-mail daha gönderiniz. Hayýrlý günler...

Ahmet Günaydýn-Gölcük A.K.-Akçay Hatice Y.-Zeytinburnu XYZ-Balýkesir Niksar, Ülkü Sitesi Yýldýz Kýlýç-Sefaköy M. Rukiye-Çekmece Cennet Aðacý-K.M.P Leyla-Keban Tülay Bayer-Tariþ Sare Haným-Eyüp Lale Zar-Baðcýlar Gizem-Kayseri Erdal-Diyarbakýr Damra-Diyarbakýr Yaðmur-Çarþý Zelal-Batman Ferda K.B.-Malatya G. Bingöl-Malatya Ebru Demirel-Seydiþehir M.K.-Ereðli/Konya A. A.-? N. A.- Antalya Elele-Ankara/Emek G. E-Malatya Yasemin Diniz-Eskiþehir Melin Biçer-Eskiþehir Umut Deniz-Sakarya

Adreste bilinmiyor Adres yok Adres yok Adres yok Ýsim yok Adres yok Adres yok Adres yok Adres yok Adres yok Adres yok Adres yok Adres yok Adres yok Adres yok Adres yok Adres yok Adres yok Adres yok Adres yok Ýsim yok Ýsim yok Adres yok Adres yok Adres yok Adres yok Adres yok Adres yok

Telefonlar Mübeccel Savran-0222 Mehmet Geyikpýnar-0332 Emine Çoban-0226 31 yaþ.-0555 Komplexli-0364 Esre Y. Kaya-0536 Nurefþan Altuð-0363 Ümmühan Algan-0536 Tuðba-0272 H. Çopur-0536 Zafer-0536 Ayþe Kelleci-0532 Fatih Irak-0536 Nilgün Kýran-0378 Mahmut Çobanoðlu-0535 Cennet K. Durak-0535 Sinan Keskin-0505 Hamide Akbýyýk-0533 Ayþe Aðýrbaþ-0236 Sümeyra Çokyaþar-0544 Ayþegül Öðüt-0535 Abd. Tuþkan-0272 Elif Eser-0536 Münire Doðan-0344 Saniye Yaman-0232 Sümeyra Þ.-0536 Gülser Gök-0482

Telefonlar Evde yok Evde yok Evde yok Cevap yok Çaldý, cevap yok Hattý kapalý Çaldý, cevap yok Cevap yok Ulaþýlamadý. Çaldý, cevap yok Cevap yok Cevap yok Cevap yok Ulaþýlamadý Hattý kapalý Hattý kapalý Çaldý, cevap yok Çaldý, cevap yok Evde yok Çaldý cevap yok Ulaþýlamadý Ulaþýlamadý Cevap yok Cevap yok Cevap yok Ulaþýlamadý Ulaþýlamadý


ezvâc-ý tâhirât

HZ. AÝÞE

(r. anha)

Hazýrlayan: SÜMEYYE GÜRGEN

Peygamberimiz’in zevcesi,

müminlerin annesi z. Aiþe (r.anha), Allah Resûlü’nün sâdýk dostu Hz. Ebu Bekir’in kýzýdýr. Annesi Ümmü Ruman’dýr. Hz. Ebu Bekir’in kýzý olmasý ve iman nurunun parýl parýl aydýnlattýðý bir hanede doðup büyümesi dolayýsýyla, Hz. Aiþe þirkten ve küfürden uzak kalmýþ, daha küçük yaþta Müslüman olarak Ýslam’ýn hep güzelliði ile yaþamýþtý. Peygamberimiz (sas), çok sevdiði en büyük destekçisi hanýmý Hz. Hatice’yi (r.anha) kaybetmiþti. Hüzün senesindeydi. Osman B. Maz’un’un hanýmý Havle bint-i Hakim, Resulullah’a gelerek Hz. Aiþe ile evlenmesini teklif etti. Resulullah kabul edince Hz. Aiþe’ye dünürlüðe gitti ve Peygamberimiz (sas)

H

ile evlenmesine öncülük etti. Hz. Aiþe’nin (r.anha) Resulullah’la nikahlanmasý hicretten iki veya üç yýl önce oldu. Peygamberimiz (sas) Hz. Aiþe (r.anha) annemizle evlenmeden önce Cebrail (sas) onun suretini bir ipek kumaþ içinde Resulullah’a getirdi ve “Bu senin dünya ve ahiret zevcendir.” dedi. (Üsdü’l Gabe, 7/ 191) Peygamberimiz’in eþleri arasýnda bakire olarak evlendiði tek hanýmý Hz. Aiþe (r.anha) annemizdir. Hz. Aiþe’nin hiç çocuðu olmamýþtýr. Arap geleneklerinde, doðan ilk çocuða izafetle künye konurdu. Bundan dolayý, Hz. Aiþe (r.anha) çok üzülüyordu. Bu sýkýntýsýný Resulullah’a açtý.


Efendimiz, Hz. Aiþe’yi çok severdi. Zeki ve edebi yönü çok kuvvetliydi. Dinî ilimlere çok vâkýftý.

Sonuçta, kýz kardeþi Esma’nýn oðlu Abdullah’ý evlat edindi ve onunla “Ümmü Abdullah” künyesini aldý. Hz. Aiþe, Efendimizin hanýmlarý arasýnda yaþça en küçük olanýydý. Bundan dolayý, dinî meselelerde çok mesafe kat etmiþ ve binlerce hadis rivayet etmiþtir. Hz. Aiþe küçük yaþta Peygamberimiz’le evlenmesine raðmen, ona sonsuz hürmet ve muhabbette kusur etmedi; sýkýntý ve dertlerinde hep yanýndaydý. Tam bir Peygamber hanýmýna yakýþan en güzel meziyetlere sahipti... Resulullah (sas) sefere veya savaþa çýkacaðý zaman hanýmlarý arasýnda kura çekerdi. Hangisinin ismi çýkarsa onu da götürürdü. Kura Hz. Aiþe’ye çýktý ve sefere katýlýp diðer sahabe hanýmlarý gibi harpte yaralýlarýn tedavisiyle bizzat meþgul oldu... Hz. Aiþe, Benî Mustalýk kabilesine Resulullah’la beraber katýldý. Gazve dönüþü abdest bozmak için konaklama yerinden uzaklaþtý. Gecikince sahabeler Hz. Aiþe’nin yokluðunu fark edemediler ve Medine’ye doðru yol tuttular. Hz. Aiþe döndüðünde ordunun artçýlarýndan olan Sahabi Safvan ile karþýlaþtý. Hz. Safvan, Aiþe annemizle Medine’ye döndü. Ýkisinin dönüþünü gören münafýklar dedikodu yapýp çirkin sözler söyleyerek Peygamber hanýmýna iftira attýlar. Bu iftiralara bazý Müslümanlar da dahil olunca Hz. Aiþe çok üzüldü. Medine’ye ulaþtýðýnda çok hastalandý. Ýftira, dedikodu her tarafa yayýlmýþtý. Peygamberimiz (sas) ve sahabeler bu durumdan çok muzdarip olmuþtu. Hz. Aiþe, babasý Hz. Ebu Bekir’in evine gitmek için Efendimiz’den izin istedi. Orada da sýkýntýlý günler geçirdi. Yüce Rabbine dua edip bu iftiranýn temize çýkmasý için yalvarýyordu. Bir gün

Peygamberimiz (sas) Hz. Aiþe’nin yanýna geldi ve, “Aiþe, senin aleyhinde bana birtakým sözler geldi. Eðer sen bunlardan uzak isen, Allah senin temiz ve bu iftiralardan uzak olduðunu açýklayacaktýr. Þayet, böyle bir günaha yaklaþtýysan Allah’tan af dile ve O’na tevbe et. Muhakkak ki, Allah tevbeleri kabul eder.” dedi. Resûlullah’ýn mübarek sesinden dökülen cümleleri iþiten Hz. Aiþe’nin gözyaþlarý birden kesildi. Peygamberimiz’e ve ailesine kendisinin temiz ve iffetli olduðuna dair kýsa bir konuþma yaptý ve sonunda : “Vallahi, ben sizin için Yusuf’un babasýnýn (Yakup’un) sözünden baþka bir misal bulamýyorum.” O þöyle demiþti: “Artýk, bana düþen güzelce sabredip katlanmaktýr. Sizin þu söylediklerinize karþý yardýmýna sýðýnýlacak ancak Allah’týr.” dedi. (Yusuf/18) Hz. Aiþe (r.anha) þöyle diyor: “Temiz ve iffetli olduðumu ve Allah’ýn beni temize çýkaracaðýný biliyordum; ama hakkýmda ayet indireceðine hiç ihtimal vermiyordum. Daha Resûlullah (sas) yerinden kalkmadan yüzünde vahiy alameti belirdi. Hz. Cebrail Allah’tan müjdeyi getirmiþti. Vahiy tamamlanýnca Rasûlullah (sas) gülmeye baþladý ve ‘Müjdeler olsun ya Aiþe! Allah seni temize çýkardý.’ dedi. Annem bana þöyle dedi: ‘Kalk, Resûlullah’a teþekkür et.” Hz. Aiþe þu cevabý verdi: “Vallahi kalkmam! Allahü Teala’dan baþkasýna da þükretmem. Çünkü, Rabbim beni ayet-i kerimesi ile tenzih etti.” dedi. Peygamber Efendimiz, Hz. Aiþe’yi çok severdi. Akýllý, zeki ve edebi yönü çok kuvvetli bir þâire ve dinî ilimlere vâkýf olmasý sebebiyle Rasûlullah’ýn ona karþý apayrý bir muhabbet ve temayülü vardý.


Hz. Aiþe Validemiz, hadis, tefsir ve fýkýhta selahiyet sahibi idi.

Hatta, Peygamberimiz (sas) hastalanýnca son günlerini Hz. Aiþe’nin evinde geçirmiþti. Mübarek baþý Aiþe validemizin göðsüne yaslý olduðu halde vefat etmiþti. Bir defasýnda, Amr b. El-As, Efendimiz’e (sas) en çok kimi sevdiðini sordu. O (sas) “Aiþe’yi” cevabýný verdi. “Peki, erkeklerden kimi seviyorsunuz?” dediðinde: “Onun babasýný” buyurdu. Hz.

ný ve yine ne zaman dargýn olduðunu bilirim.” Hz. Aiþe “Bunu nereden biliyorsun?” dedi. Peygamberimiz (sas) “Bana dargýn olmadýðýnda Muhammed’in Rabbine yemin olsun dersin. Dargýn olduðunda ise Ýbrahim’in Rabbine yemin olsun dersin.” buyurdu. Hz. Aiþe (r.anha) hayatýný hep Ýslam’a adadý. Talebe yetiþtirdi, fýkhî meselelerde fetvalar

Aiþe (r.anha) þöyle der: “Rasûlullah benimle koþma yarýþýna girdi ve ben onu geçtim. Bir süre sonra ben þiþmanladým ve benimle bir daha koþma yarýþlarý yaptý. Bu defa o beni geçti.” Hz. Aiþe tüm ashap tarafýndan da sevilir ve kendisine hürmet edilirdi. Müslümanlar ilmî meselelerde eksik kaldýklarý noktalarý Hz. Aiþe’ye sorup öðrenirlerdi. O müfessire, muhaddise ve müçtehide bir hanýmdý... Yine bir gün, Resûlullah (sas) Hz. Aiþe’ye þöyle dedi: “Ben senin bana ne zaman dargýn olmadýðý-

verdi. Evi adeta bir mektep hüviyetindeydi. Ýlim deryasýnda birçok sahabenin üstündeydi. Yetiþtirdiði yüzlerce âlim ve alime vardý. Hanýmlar arasýnda en þerefli ve en üstün mevkie sahipti. Ahlak ve faziletleriyle Cenab-ý Hakk’ýn rýzasýný kazanan bir kul oldu. Müminlerin annesi Hz. Aiþe (r.anha) hicretin 58. senesinde, Ramazan ayýnýn 17 Salý gecesinde vefat etti. Hz. Ebu Hüreyre cenaze namazýný kýldýrdý. Vasiyeti üzerine Baki kabristanýna defnedildi. (Üsdü’l Gabe, 7/192)


146  

EN AZ i Z M i S A F i R i EN AZ i Z M i S A F i R i M E M L M E M L Mü’minlerin annesi Hz. Aiþe (r.anha) Ramazan geldi çattý, hazýrlýðýnýzý...

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you