Page 1

666 |1


666 |2

Bölüm 1

Nora, organizasyon işinden olumlu yorumlar alabildiği için mutluydu. Tabii dostu Yasmine’in de yardımları yadsınamayacak kadar büyüktü. Bu işte birlikte çalışıyorlardı ve oldukça emek vermişlerdi. Şimdi ise meyvesini topluyorlardı. Hazırlanan bu bağış gecesine sosyeteden bir çok kişi katılmıştı. Ama ünlülerden çok, ismini duyuramamış olanlar vardı. Zaten bağış gecesine yardım için değil, isimlerini yaymak için katılıyorlar, diye düşündü Nora. Bu arada Yasmine onun kulağına yaklaşmıştı. “Sosyete Kraliçesi Victoria buraya doğru geliyor. Bizi tebrik edip, azad etse iyi eder. Buluşmam gereken biri var.” “Hiç şansın yok. Gece bitene kadar burada olmak zorundayız.” “Bir kereliğine beni idare edebilirsin diye düşünmüştüm.” Bu cevaba karşılık Nora, dostuna şöyle bir bakmakla yetindi. Bu arada bağış gecesinin sahibi Victoria, eşiyle birlikte yanlarına ulaşmıştı bile. “Sanırım sizi tebrik etmeliyim; Bayan Wescott, Bayan Barnes.” Victoria’nın yüzünde abartı bir gülümseme vardı. “Özellikle yemek bölümünün dekorasyonları harika.” “O bölümün dekorasyonuyla Yasmine bizzat ilgilendi,” dedi Nora gülümseyip dostuna bakarak. “Bayan Barnes,” diyerek başını Yasmine’e doğru hafifçe eğen Victoria onu gülümsemesiyle ödüllendirdikten sonra misafirlerinin arasına karıştı. Arkasından bakan Yasmine laf yapıştırmadan edemedi. “Benim dekorasyonum ne kadar güzelse, yüzündeki gülümseme de o kadar sahte. İnsanlar samimiyetine gerçekten inanıyor mu?” Yasmine, soruyu Nora’ya yöneltmişti. Nora dostuna baktığında birlikte kıkırdadılar. Bu arada Yasmine’in telefonundan gelen ses dikkatlerini dağıttı. Yasmine’in elleri titreyerek telefona gitti ve mesajı okudu. Heyecanı her halinden anlaşılıyordu. “O kim?” “Gerçekten buluşmam gereken biri ve ben buradan ayrılıyorum.” “Bağış gecesi ne ola-“ “Benim yokluğumu farkettirmezsin, eğer şimdi gitmezsem hayatımın geri kalanını büyük pişmanlıklar içerisinde geçireceğim. Bugün bana o çıkma teklifini edicek.” “Son iki buluşmada da bunları söylemiştin ve büyük hayal kırıklığı


666 |3 içinde dönmüştün,” diye patlattı cevabı Nora. Ama Yasmine bu cevabı duyamadan çoktan Nora’nın yanından ayrılıp, insanların arasına karışmıştı bile. Matt Miller çok şık bir restoranda iki kişilik yer ayırtmıştı ve Yasmine bunu kesinlikle kaçıramazdı. Ne de olsa onu seviyordu. Matt’in de onu sevdiğini düşünüyordu ancak bir türlü beklediği teklifi alamıyordu. Birlikte oldukça vakit geçiriyorlardı. Yemek yiyorlardı, geziyorlardı, eğleniyorlardı, birbirlerini evlerinde ziyaret ediyorlardı. Yasmine o teklifi bugün alacaktı. Hissediyordu. Bu kendisine bağlı olmasa da bunu başaracaktı. Bağış gecesinden çıktığı için de ayrıca mutluydu. Artık o gürültüyü ve Victoria’nın kaprislerini çekmek zorunda değildi. Ayrıca bağış gecesi için aldığı ve şuanda üzerinde olan şık elbise de gidecekleri restorana oldukça uyumluydu. Ne çok hafifti, ne de çok ağır. Tek bir konuda huzursuzdu. Bağış gecesinden zar zor ayrıldığı için Matt’i bekletmişti. Bunun onda olumsuz etki yaratmamasını umarak bindiği taksiyle hızlıca buluşacakları restorana gitti. Matt, Yasmine sandelyeye otururken sandelyesini centilmenlikle masaya doğru itti. Daha sonra aceleci adımlarla kendi sandalyesine oturdu. Yasmine’in samimi bir gülümsemeyle gözlerinin içine baktığını farkettiğinde başını hafifçe eğip, boğazını temizledi. Hemen ardından garson yanlarında bitmişti bile. Hızlı bir hareketle mönülerini verdi ve yanlarından ayrıldı. Yasmine tuttuğu mönünün üzerinden çaktırmadan Matt’e bakıyor ve çeşitli düşüncelere dalıyordu. Kumral saçları ipek gibiydi ve kahverengi gözleri öylesine derin bakıyordu ki, etkilenmemek elde değildi. Matt’le tanıştığı ilk zamanları düşündü. Başlarda nasıl tartıştıklarını, kavga ettiklerini. Ama bunların her birinde de ayrı bir renk vardı. Her birinin ayrı bir samimiyeti vardı. Aslında; ona olan kızgınlığını bile sevebiliyordu bazen. “Yasmine, karar verdin mi?” Yasmine; mönüyü masaya bırakmış, başını yan yatırmış halde Matt’i izlediğini fark edince, büyük bir utançla silkelendi ve kendini toparladı. Matt resmen gözlerinin içine bakıyordu. Sersemlemesini üzerinden atmaya çalıştı. Pek de kolay değildi. “Ahh, tabii, evet. Ben bir somon balığı alayım,” dedi utangaçlığını gülümsemesinin ardında saklayarak. Garson başıyla onayladıktan sonra Matt devam etti: “Ortaya iki salata alalım, üzerinde sos da olsun. Ben de ıstakoz alayım.” “Tabii,” diyen garson masadaki mönüleri alıp yanlarından ayrıldı. Yasmine daha fazla hayallere dalmamak için etrafı incelemeye başlamıştı. Gözlerini hafifçe tavana kaldırdı. Restorantın tavanı oldukça yüksekti. Duvarlarda beyaz renk hakimdi. Bazı masaların yanında kolonlar, kolanların üzerinde boydan boya aynalar vardı. Dekorasyonda beyaz duvar


666 |4 rengiyle, aynanın tercih edilmesi ortamı daha da ferah kılmıştı. Son detay olarak masalarda beyaz örtü üzerine kırmızı desenli runnerlar vardı. “Sessizsin.” Matt’in konuşması, etrafı inceleyen Yasmine’in dikkatini kendi üzerine çekmişti. “Bilmem, dalgınım sanırım. Eee, nasıl gidiyor?” “İyi, ya senin?” “İyi.” Sessizlik oldu. Bu sessizlik iyi değil. Bir şeyler konuş, hadi n’olur. Yasmine içinden bunu ne kadar tekrarlasa da ağzından herhangi bir cümle çıkmıyordu. Ne konuşabileceğini bile bilmiyordu. Aklında gezip dolaşan tek şey, o çıkma teklifini bugün almak istemesiydi. “Bağış gecesi nasıldı? Seni işinden alıkoymadım ya?” “Hayır, hayır. Nora beni idare ediyor.” Matt anladığını belirtme anlamında hafifçe başını salladı. Sessizlik. Sessizliğin verdiği huzursuzluk, garsonun getirdiği yemeklerle bozuldu. Yasmine derin bir oh çekerken, garson; salata tabaklarını, ardından da yemek tabaklarını masaya bıraktı. “Başlayalım mı?” diye sordu Matt gülümseyerek. Yasmine o anda o gülümsemeye vurularak sersemledi. Yine de bekletmeden cevap verebildi: “Tabii, afiyet olsun.” Nora kendini nasıl eve attığını bilmiyordu. Sonunda bağış gecesi bitmiş, onca gürültüden ve en önemlisi sosyete kraliçesi Victoria’dan kurtulmuştu. Artık derin bir oh çekebilir, kendini sıcacık yatağına atıp, uyuyabilirdi. Üzerindeki siyah abiye tulumu çıkarmaya öyle üşeniyordu ki onunla birlikte yatabilirdi. Yine de son bir enerjiyle tulumunu çıkararak pijamalarını giydi. Sweatshirt’ünün altında kalan; siyah beline kadar uzanan saçlarını arkaya atarak yorganını açtı ve yatağına girdi. İşte o an kendini bulutlara bırakmış gibi hissetti. Yatağı o kadar yumuşaktı ki. Tüm bedenine bir rahatlama yayıldı ve sanki tüm stresini birden attı. O anki o rahatlık, mutluluk, huzur tarif bile edilemezdi. Her şey aklından silinmişti ve hiçbir şey düşünemiyordu. Yalnızca rahatlık vardı. Bu mutluluk ve huzuru, bir iPhone sesi böldü. Nora sinirle ellerini yatağa vurdu. Nerdeyse ağlayacaktı. Telefon çalacağı zamanı, her zamanki gibi mükemmel ayarlamıştı. Yatağında doğruldu. iPhone’unu alıp ekrandaki ismi okumaya çalıştı. Yasmine. Muhtemelen bugün ona uyku yoktu. Yasmine - Matt ilişki dramasıyla ilgilenmesi gerekecekti. İstemeye istemeye de olsa, en yakın dostuna telefonu açtı. Tek kelime bile edemeden Yasmine konuştu. “İçecek bir şeyler ayarla. Bugün sendeyim.” Telefon kapandı. “Harika,” diye kendi kendine bağırdı Nora ve kendini tekrar yatağa bıraktı.


666 |5 “Aç şu kapıyı Nora!” Yasmine iki dakikadır kapıda bekliyor, sürekli zile basıyordu. Kapının tokmağına tam vuracakken kapının çok ağır ağır açıldığını farketti. Kapının ardındaki Nora gözleri neredeyse kapalı ona bakıyordu. “Hoşgeldin,” diyiverdi Nora belli belirsiz, boğuk bir sesle. “Yine teklif etmedi,” dedi burnundan soluyan Yasmine ve Nora’yı kenara iterek sinirli adımlarla içeri geçti. Nora kaplumbağa hızında kapıyı kapattı ve salyangoz misali ayaklarını yerde sürte sürte salona geçmiş oturan Yasmine’in yanına kadar geldi. “Hem sen nerelerdesin, kaç dakikadır kapıyı çalıyorum.” Konuşurken, diğer bir yandan da abiye kıyafetinin üzerindeki şalı çıkartıyordu. “Sağol, benim bağış gecem de çok güzel geçti. Bütün gün Victoria’nın kaprisleriyle uğraştım. Sağa koştum, sola koştum ve şimdide uyumak istiyorum iznin olursa. Bunları yarın konuşsak olmaz mı?” Nora cevap vermişti ama bu kelimeleri öyle yavaş söylemişti ki Yasmine cümleyi bitirmesinin iki dakika süreceğini sanmıştı. Sonunda burnunu kıvırdı. “Burada kalbi kırık dostun sana gelmiş ve sen uykunu düşünüyorsun!” “Yasmine sence de bu teklif gelmeyen her gece benim evime gelip içmen klasikleşmedi mi? Gel birlikte uyuyalım, düşünmemiş olursun.” Nora cevabı beklemeden tekrar salyangoz gibi ayaklarını sürükleye sürükleye odasına kadar gitti ve kendini yatağa bıraktı. Yasmine de derin bir iç çekerek arkasından onu takip etti. Nora’nın yataktaki yorgun yayılmış halini görünce gülmeden edemedi. Onun dolabından seçtiği bir pijama giydikten sonra Nora’nın geniş, iki kişilik yatağında kendine yer bularak uyumaya çalıştı. Ama bu imkansızdı çünkü aklı asla değiştiremeyeceği birisine odaklatnmıştı: Matt’e. “Günaydın uykucu kafa,” diyerek yatakta uyuyan Yasmine’in suratına bakan Nora, gidip odasının beyaz perdesini açtı. Gün ışığı içeri keskince girdiğinde Yasmine gözlerini açtı. “Kendimi sersemlemiş gibi hissediyorum.” “Mutfağa gel hadi kahvaltı hazırladım. Gardrobun kapağına senin için bir kaç giysimi astım, aşağıda bekliyorum.” Nora odadan çıktığında Yasmine kendini yataktan çıkardı. Nora’nın ona ayırmış olduğu giysilere baktı. Dar paça mavi bir kot; üstüne de uzun kollu, şık, nar çiçeği rengi bir blüz. Oyalanmadan giyindi ve Nora’nın beyaz ile sütlü kahve renklerinin hakim olduğu odasından ayrıldı. Başını tutarak merdivenlerden inerek alt kata geldi. Mutfağa doğru yürürken yabancı sesler işitti. “Bu Kevin denen çocuk, çok uzun yıllar ikisinin de öğrencisi olmuş. Sizin arkadaşınız olduğumu duyunca, son arkeoloji kazılarıyla ilgili sebeplerden dolayı gazete; onlar hakkında haber yapmamı istedi.” “Babalarımızın isimlerinin hala hatırlanması mutlu edici ama onlar hakkında konuşmak gerçekten zor.” diye yanıtladı Nora. Yasmine ise bu yabancı sesin kime ait olduğunu anlamıştı. Mutfağa girdiğinde ise tahmini kesinleşmişti. O, Matt’ti. Buradaydı.


666 |6 “Matt; günaydın,” dedi Yasmine dişlerinin arasından. “Günaydın, bugün nasılsın Yasmine?” “Teşekkürler.” Yasmine kahve makinasının yanına gidip kendine biraz kahve doldurdu. “Biliyor musun Yasmine,” Nora, Yasmine’e baktı. “Matt babalarımızla ilgili haber yapmak istiyor.” “Neden?” dedi Yasmine şaşkınlığına engel olamadan. Bu arada kahve fincanıyla birlikte, Nora ve Matt’in oturduğu kahvaltı sofrasına oturdu. “Kevin Northman adında bir arkeolog bir kazı gerçekleştirdi. Çok uzun yıllar sizin babalarınızın öğrencisi olmuş,” dedi Matt, Yasmine’i incelerek. Sözünü sürdürdü. “Kendi röportajında babalarınızdan bahsetmiş. Şimdi de gazete babalarınız hakkında haber istiyor.” “Bunun için mi geldin?” dedi Yasmine, kahvesinden bir yudum alarak. Matt bu cevaba şaşırmış gibi Nora’ya baktı. Nora hemen sandelyesinde kıpırdanıp Yasmine’i dürttü ve ona gözlerini ayırarak baktı. Yasmine omuz silkerek karşılık verdi. “Sanırım biraz kızgınsın. Dün gece kötü mü geçti?” “Yoo, çok güzeldi.” Gülümsedi. “Sayende.” Yasmine’in sesi fazlasıyla alaycıydı. Kahve kupasını da alarak hızla mutfaktan çıktı. Matt kalakalmış arkasından bakıyordu. “Sen ona aldırma, uykusuzluktan huysuz biraz.” Nora durumu kurtarmaya çalıştı ama ne kadar başarılı olduğunu bilemiyordu. “Neyse ben kalkayım o zaman, gazeteye gitmem lazım. Yığınla iş var.” Matt masanın üzerindeki dosyaları ve hemen sandalyesinin yanındaki çantasını alarak ayağa kalktı. “Tabii, seni geçiriyim,” dedi Nora kapıyı işaret ederek. Matt’le birlikte kapıya kadar yürüdü. Matt kapıdan çıkarken, arkasından konuştu. “Arayı açma, yine gel.” Göz kırpmasına, Matt de göz kırparak cevap verdi. Matt arabasına doğru yürürken Nora kapıyı kapattı. Şimdi kalbi kırık arkadaşıyla ilgilenmesi gerekiyordu. “Matt’e bu şekilde davranman hiç hoş değildi!” “Onunda beni her seferinde umutlandırması hiç hoş değildi.” Nora derin bir nefes verdi. “Ahh, şuna sen çıkma teklifi etsene.” “Asla! Bir kızın ettiği nerede görülmüş.” Yasmine bitirdiği kahvesinin fincanını önündeki sehpaya bıraktı. “Devir değişti,” diye cevap verdi Nora bıkkınlıkla. “Ben olsam şimdiye etmiştim.” “Hadi ordan; sevgilin olsa, ve şuan yanında olsa sen o gidine kadar masanın altında saklanırsın.” Yasmine cevabını verdikten sonra Nora’nın konuşmasına fırsat vermeden iki elini hava kaldırıp susmasını işaret etti. Nora sustu ama burun kıvırmadan edemedi. “Peki-” diye lafına tam başlayan Nora konuşamadı. “Sus dedim.” “Peki Ma-“ “Susar mısın!”


666 |7 “Peki Matt’in a-“ “Susa-“ “Peki Matt’in ağzını arasam!” Nora, Yasmine bir türlü konuşturtmadığı için sonunda bağırarak bir çırpıda söylemişti. “Bunu gerçekten yapar mısın?” Yasmine’in gözleri büyümüştü. “Ama kesinlikle ima etmeden, yalnızca ağzını arayacaksın?” “Yeter ki somurtma, mutlu ol; ben her şeyi yaparım.” “Hiiih, canım arkadaşım benim,” diyerek fırladığı koltuktan üstüne atlayan Yasmine’i tutmaya çalıştı Nora. Neredeyse ikisi de yere devrilecekti. “E tabii, sonra suratını çekecek olan benim, ondan.” “Hı, hı,” diyerek dediğine inanmış gibi başını salladı Yasmine. O anda çalan ev telefonu dikkatlerini dağıttı. Yasmine’in kollarından kurtulan Nora ev telefonunu açtı. Yasmine’de kimin aradığını merak ederek hemen Nora’nın peşinden geldi. Ama duyabildiği tek ses Nora’nın verdiği cevaplardı. “Ama önümüzdeki hafta hiçbir iş almayacaktık. Böyle anlaşmıştık.” Yasmine ne olduğunu merak ederek el işaretleriyle sorular soruyordu ama Nora onunla ilgilenmiyordu bile. “Bizzat mı?” Biraz düşündü. “Tamam bugün uğramaya çalışırız.” Telefonu kapattı. Yasmine’in soru sorar gibi yüzüne baktığını görünce açıkladı. “İşten aradılar. İş varmış.” “Bu hafta iş almayacaktık.” “Bütün tatilimizi mahvediyorlar. Önemliymiş, büyük bir şirket ile anlaşmışlar. Şirket özellikle bizimle çalışmak istiyormuş.” “Hangi şirketmiş bu?” “Duyduğun üzere sormadım canım. Artık bugün gidersek öğreneceğiz.” “E hadi çıkalım o zaman. Önce benim eve uğrayalım; kendi kıyafetlerimi giyip bir çanta falan alıyım.” “Tamam sen arabanın anahtarlarını al, arabaya git. Giyinip geliyorum ben de hemen.” Nora üstünü giyindikten sonra arabanın yanında buluştular. İlk önce 15 dakikalık bir yol kat ederek Yasmine’in evine geldiler. Yasmine, Nora’nın verdiği kıyafetleri çıkararak kendine uygun bir şeyler giydi. Daha sonra çantasını da alıp çıktı. Daha sonra şirkete gitmek üzere yola koyuldular. İkisinde de bir şeyin merakı vardı: Neden şirket özellikle ikisiyle çalışmak istiyordu? Yüksek yerlerden tanıdıkları yoktu. Aslında neredeyse hiç tanıdıkları yoktu. Akrabalarının bile çoğu vefaat etmişti. Biri referans göstermiş olabilir miydi? Hayır imkansızdı. Hiç büyük şirket organizasyonlarında bulunmamışlardı. Tanıdıkları en tanınmış kişi sosyete kraliçesi Victoria’ydı ki o kadın referans vermeyi değil, günahını bile vermezdi kimseye. Bizzat kendilerinin seçilmelerinin nedenini organizasyon şirketine gidince öğrenmeyi umut ediyorlardı.


666 |8

2. Bölüm

Nora ve Yasmine girişinde kocaman Antrix yazan binadan içeriyle girdiler. Bu organizasyon şirketinin adıydı. İkisinin de düşüncesine göre iğrenç bir isimdi. Herhangi bir anlamı bile yoktu. Patronlarından da memnun değillerdi. Sadece maaşları iyiydi. Girişte geniş bir hol karşıladı onları. Çevrelerinde bir sürü kolonlar ve kolanların ikisinin arasında genişçene bir danışma masası vardı. Güvenliği geçer geçmez sağa dönüp asansörle üçüncü kata çıktılar. Asansörün hemen çıkışında patronları Grace Moeser’ın sekreteri Becca onları karşıladı. “Merhaba Bayan Wescott, Bayan Barnes,” diyerek onları selamladıktan sonra hemen Grace Moeser’ın odasını işaret etti. “Bayan Moeser gelir gelmez sizi görmek istedi, buyrun.” “Kaç aylıkmış acaba?” diye fısırdadı Nora. Yasmine kıkırdamadan edemedi. Becca’nın, patronunun kapısını çalarak; Nora ve Yasmine’in geldiğini haber vermesinin ardından içeri girdiler. Bayan Moeser’in odası gerçekten işini bilen bir mimar tarafından döşenmişti. Oda içerisinde bir ferahlık vardı. Mobilyalar oldukça pahalı ve kaliteli gözüküyorlardı. Yerleştirilmeleri ise kesinlikle bir usta işiydi. Bu modernize odanın içerisindeki bariz bağıran tek şey, Bayan Moeser’in masasıydı. Aynı bir tahtı andırıyordu. “Ah, en sevdiğim çalışanlarım gelmiş.” Bayan Moeser tahtından ayağa kalkıp kollarını açmıştı. Nora ve Yasmine birbirlerine baktılar. Bu samimiyetin nereden geldiğini anlamamışlardı. Odada yabancı birinin olduğunu da farketmişlerdi. Gri takım elbiseli, uzun boylu, yapılı, oldukça yakışıklı bir adam. Onlara bakıp gülümsüyordu ayrıca. “Merhaba Bayan Grace,” dedi Yasmine şaşkın bakışıyla. Nora’da şaşkınca Yasmine’e bakıyordu. O anki tipleri tam karikatürlüktü. “Ah tatlım, lütfen bana Grace de. Kaç kere söylüyorum bunu size.” Yasmine anlamamışçasına Nora’ya baktı. Nora da hala şaşkındı.


666 |9 “Ama siz-” Yasmine karşılık verecekken Grace onun sözünü kesti. “Buyrun, oturun. Sizi bu beyefendiyle tanıştırayım.” Grace koltuğu işaret etti. Nora ve Yasmine birbirlerine şaşkınca bakışmayı sürdürerek, adamın karşısındaki ikili koltuğa oturdular. Grace ise her zamanki kraliyet köşkünün çok değerli masasının ardındaki geniş ve rahat koltukta oturuyordu. “Bayanlar bu bey, Brian Grey Connor; Hawkins şirketini temsilen geldi.” “Hawkins mi? Amerika’nın ve neredeyse dünyanın en önde gelen, en ünlü şirketlerinden olan Hawkins şirketi mi?” Yasmine çaktırmadan Nora’nın bacağına cimcik attı. Şaşkınlıktan görgüsüzleşmişti çünkü. Nora şaşkınlıkla sorduğu sorudan pişman olup, oturduğu yerde kıpırdanarak boğazını temizledi. Yanakları kıpkırmızı olmuştu. “Evet sanırım o Hawkins şirketi oluyor,” diye cevap verdi gri takım elbiseli, Nora’nın tepkisine gülümseyerek. “İzninizle Bayan Moeser.” Grace kendisinin yerine durumu bu beyefendinin açıklaması için kafasıyla ona onay verdi. Nora ile Yasmine ise 4 kulak dinliyorlardı. “Hawkins şirketi olarak birçok alanda faaliyet gösteriyoruz. Mutlaka çalışmalarımızdan birkaçını duymuşsunuzdur. Elimizde eski yıllara dayanan bir proje var. Bunun için de özel bir kokteyl gecesi yapmak istiyoruz.” “Bu tam olarak ne projesi oluyor?” Soru Nora’ya aitti. “Bayan Wescott ve Bayan Barnes; şirketimiz çok uzun yıllar Alexander Wescott, Maryann Wescott ve Richard Barnes’a arkelojik kazılarında maddi olsun, manevi olsun destek çıkmıştı. Şimdi onların öğrencisi olan Kevin Northman adında bir genç arkeolog onların yarım bıraktığı kazıyı tamamlamak istiyor.” Nora ve Yasmine birbirlerine bakındılar. Adam anlatmaya devam etti. Grace de pür dikkat kesilmişti. “Aynı zamanda şirketimizin sahibi sizin babalarınızın oldukça yakın bir arkadaşıydı da.” “Babam bana bundan hiç bahsetmemişti,” diye mırıldandı Nora kendi kendine ama gayet anlaşılır konuşmuştu. Bunun üzerine Yasmine ona cevap verdi. “Benim babam da hiç sözetmemişti.” Brian Grey Connor denen adam şaşkınlıkla bir an Grace’e dönüp baktı. Daha sonra tekrar kızlara yöneldi. Bu arada Nora konuşmasını böldü. “Durun biraz, Hawkins şirketinin başında genç birinin olduğunu sanıyordum. Babamla yani babalarımızla ne kadar süredir arkadaşmışlar?” “Şirketimizin asıl sahibi maalesef vefaat etti. Şuanda şirketin başında


6 6 6 | 10 onun oğlu var. Ama babalarınızın oğlunu oldukça etkilediği belli. Çünkü kendisi babalarınıza karşı oldukça bir sempati duyuyor.” Nora ve Yasmine tekrar birbirlerine bakındılar. “Açıkçası bunları bilmiyor olmanıza çok şaşırdım. Özetlemek gerekirse bir hafta sonra Nevada’da bu arkeolojik kazılara başlanacak. Üç gün sonra ise bunu basına duyurmak için güzel bir akşam düzenlenmesini istiyoruz. Babalarınızın anısına bu günün özellikle sizin tarafınızdan düzenlenmesini istedik.” Nora ve Yasmine’in gözleri dolmuştu. İkisi de ailesini çok özlüyordu. Onları kaybetmeleri çok trajikti. Üstelik ikisinin babasının da aynı gün hayatını yitirmesi onlarda hiç kapanmayacak bir yaraya sebep olmuştu. Nora aslında üzüntüsünün yanında biraz da kızgındı. Arkelojiye karşı bir nefreti vardı çünkü annesi bir arkeojik kazı sırasında kayaların altında kalarak can vermişti. Gözleri sulanan ve ağlamamak için ağızlarını şekilden şekile sokan Nora ve Yasmine dönüp birbirlerine sarıldılar. İkisinin gözlerinden de yaşlar geliyordu. O anki o karmaşık his tarif edilemezdi. Öfke mi? Sevinç mi? Gurur mu? Yoksa üzüntü mü? O duygu karmaşası içinde cevap veremeden birbirlerine sarılarak bir kaç dakika sakinleşmeye çalıştılar. Sonunda da kolları birbirlerinden ayrıldı. İkiside burunlarını çekerek yaşlarını sildi. “Bay Connor öncelikle ne kadar gururlandığımızı bilmenizi isteriz,” dedi Nora ve ardından Yasmine devam etti. “Ailelerimizin çalışmasında bize de bir emek hakkı vermenizden dolayı çok mutlu olduk.” Nora’ya baktı. Nora başını sallayarak Yasmine’in söylediğini onayladı. “Seve seve bu geceyi düzenlemeyi çok isteriz.”


6 6 6 | 11


6 6 6 | 12


6 6 6 | 13


6 6 6 | 14


6 6 6 | 15


6 6 6 | 16

666  

http://www.tumblr.com/customize/altiyuzatmisalti

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you