a product message image
{' '} {' '}
Limited time offer
SAVE % on your upgrade

Page 1

DENİZ KÜLTÜRÜ VE ÇEVRE DERGİSİ

OCAK I ŞUBAT 2020 SAYI: 56

YAKIN GELECEK BELIRSIZLIĞI: SU STRESİ


Denizin ve Mavi’nin Dostları, Çeyrek asır evvel denizleri korumak amacıyla çıktığımız mavi yolculukta, tüm ülkeye yayılmış bir farkındalık ve sahiplenmeyi hayal ettik. Bugün geldiğimiz noktada ise denizlerimizin ve su kaynaklarımızın temiz tutulması ve gelecek nesillere aktarılmasında toplumumuzda bir farkındalık yarattığımızı görüyoruz. Toplumun her kesimi tarafından benimsendik, sevildik. Bu yolda gösterdiğimiz sabır, ortaya koyduğumuz strateji ve projelere ülkemizin tüm kesimleri, kurumları, sektörleri dahil oldu. Böylece kuruluş felsefemizin temelini oluşturan birlikte hareket etme, toplumsal bilinç oluşturma aşamasını başarmış olduk.

ŞADAN KAPTANOĞLU DenizTemiz Derneği/ TURMEPA Yönetim Kurulu Baflkan›

Yönetim Kurulu Kurucu ve Onursal Başkan Rahmi M. Koç Yönetim Kurulu Başkanı Şadan Kaptanoğlu Geçmiş Dönem Başkanı Tezcan Yaramancı Yönetim Kurulu Başkan Vekili İbrahim Yazıcı Sekreter Üye Turgut Konukoğlu Sayman Üye Jonathan Beard Üyeler Aldo Kaslowski, Ali Ülker, Tamer Kıran, Diane Arcas, Pelin Akın Özalp, Ali Gürün, M. Akşit Özkural, Erdal Bahçıvan, Eşref Cerrahoğlu, Şükran Güzeliş, Vera Bulgurlu Nakkaştepe, Aziz Bey Sokak No: 32 34674 Üsküdar - İstanbul / Türkiye Telefon: 0216 310 93 01 Faks: 0216 343 2177 www.turmepa.org.tr

Eğitim ve farkındalık çalışmalarımız ülke çapında bir duyarlılığa dönüştü. TURMEPA’nın geride bıraktığı 25 yıl, ülkenin aydınlık geleceğine herkesçe yapılan katkıların çekilmiş bir fotoğrafı. Haklı gururumuzun bir başka sebebini de senelerdir işaret ettiğimiz problemlerin sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada karşılık bulması oluşturuyor. Su kaynaklarının korunması, gezegeni tehdit eden iklim değişikliği, plastiğin yarattığı problemler ve geri dönüşüm meselelerine yönelik çağrılarımız küresel çapta bir harekete dönüştü. Bu da 25 yıldır sürdürdüğümüz mücadelenin önemini daha da gözler önüne seriyor. Bıkmadan altını çizdiğim gibi yine vurgulamak istiyorum: Aldığımız iki nefesten birini denizlerimiz sağlıyor. En önemli yaşamsal ihtiyacımızı karşılayan denizlere nefes vermek hepimizin görevi. Biz TURMEPA olarak 2019 yılı ile beraber, pek çok görevimizi yerine getirmiş olmanın yanında, hedefimiz ışığında büyük bir dönüşümün de parçası olduk. Dört sene evvel Cumhurbaşkanımızın Eşi Sayın Emine Erdoğan’ın öncülüğünde hayata geçirilen Sıfır Atık Projesi’nin mavi ayağını başlattık. Denizlerin ve su kaynaklarının daha etkin korunabilmesi için hayata geçirilen mavi proje, daha ilk yılında büyük bir dalgaya dönüştü. 2019 yılını 1 Kasım’da gerçekleşen Sıfır Atık Zirvesi’nde, Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız’dan aldığımız ödülle kapatmış olmak, 2020’de daha mavi denizler için yapacağımız çalışmalarda bize itici güç oldu. Artık görevlerimiz ve sorumluluklarımız çok daha fazla. Sıfır Atık ve Sıfır Atık Mavi, sadece bir seferberliği değil, ülke olarak yaşam biçimimizi değiştirmemizi ifade ediyor. Biz de TURMEPA olarak tüm özel sektörü, çalışanlarını, kamuyu, eğitim kurumlarını bu seferbeliğe dahil olmaya ve denizlerimizi ve su kaynaklarımızı koruma mücadelemize daha sıkı sarılmaya davet ediyoruz. Gelin, hep birlikte bu projeye sahip çıkalım, kendi kapımızın önünden başlayarak çevremizi, denizlerimizi ve ülkemizi hep birlikte koruyalım. Değerli okuyucularımız, Bu vesileyle, ömrünü bu ülkenin doğasının korunmasına adamış, daha yeşil bir Türkiye için verdiği mücadele ile yolumuzu aydınlatmış, TEMA Vakfı’nın Kurucusu ve hepimizin Toprak Dede’si Hayrettin Karaca’yı minnetle anıyorum. Kurduğu vakıf aracılığıyla, ortaya koyduğu hayırseverlik örnekleri ile Türk halkının gönlünde taht kuran Hayrettin Bey, bıraktığı kalıcı izler ve kıymetli eserleriyle her zaman hatırlanacaktır. Kendisine Allah’tan rahmet ve başta ailesi olmak üzere, tüm yol arkadaşlarına başsağlığı diliyorum.


42

OCAK I ŞUBAT 2020 SAYI: 56 Yayın Sahibi DenizTemiz Derneği/ TURMEPA İktisadi İşletmesi adına Yönetim Kurulu Başkanı Şadan KAPTANOĞLU DİKİCİ Sorumlu Genel Yayın Yönetmeni Genel Müdür Semiha ÖZTÜRK PİŞİRİCİ semihao@turmepa.org.tr Editör Merve ERMİŞ mervee@turmepa.org.tr YAYINA HAZIRLIK

Genel Yayın Yönetmeni Selda YEŞİLTAŞ selda@viyamedya.com Yayınlar Koordinatörü Murat ERDOĞAN murat@viyamedya.com Yazı İşleri Müdürü Burak MERİÇ burak@viyamedya.com Görsel Yönetmenler Ercan YAVUZ Erkan ALTINDAĞ Yılmaz MERMER Baş Editör Peri ERBUL peri@viyamedya.com Editörler Can EMİR can@viyamedya.com Ebru PAKSOY ebru@viyamedya.com Muhabir Gizem İRİS gizem@viyamedya.com Fotoğraf Editörü Fatih YALÇIN Reklam ve Kurumsal Satış Angel Gözde ZAMAN angel@viyamedya.com İlknur ULUSOY ilknur@viyamedya.com Suat YEŞİLTAŞ suat@viyamedya.com Adres Rumeli Cad. Rumeli Pasajı Yunus Apt. No: 45 Kat: 3 Nişantaşı - Şişli / İSTANBUL Tel: 0 (212) 236 00 50 viya@viyamedya.com Baskı Özgün Ofset www.ozgun-ofset.com Yasal uyarı: Dergimizde yayımlanan yazı ve fotoğraflar izinsiz kullanılamaz. Dergimizde yer alan yazı ve fotoğrafların sorumluluğu Viya Medya Yayıncılık Organizasyon A.Ş.'ye, ilanların sorumluluğu reklam verenlere aittir. Yayın Türü: 2 Aylık süreli yayındır.

İÇİNDEKİLER 8

Mavi Canlı: Su Samuru

14

Mavi Yarış: Grenada Yelken Haftası

18 Mavi Söyleşi: Levent Çakıroğlu 24 Yakın Rota: Türkiye'nin Can Damarları 32 Mavi Kaşif: Jonathan Beard

18

38 Mavi Destek: Dilara Koçak 42 Uzak Rota: UNESCO'nun

Mavi Fenomenleri

48 Duayen Bakış: Metin Ataç 50 Mavi Söyleşi: Doç. Dr. Burcu Özsoy 56 Yakın Tehdit: İstanbul'un Su Krizi 62 Mavi Sanat: Ayşen Can 68 Mavi Süvari: CNR Avrasya Boat Show

8

70 Mavi Genç: Ayşe Sena Kayalı 72 Mavi Gönüllü: Çanakkale'de

Deniz Elçileri Topluluğu

76 Mavi Haberler 78 Bizden Haberler 94 Mavi Kitap 96 Mavi Lezzet: Bir Ülke Bir Lezzet

32


Algeciras • Amsterdam • Antwerp • Athens • Barcelona • Ceuta • Copenhagen • Geneva • Gibraltar Houston • Las Palmas • London • Los Angeles • Malaga • Malta • Monaco • Montevideo • Nakhodka New Orleans • Panama • Rotterdam • Shanghai • Singapore • Tenerife • Tokyo

DOING NOW WHAT SHIPPING NEEDS NEXT Peninsula Petroleum is the leading global integrated marine fuel supplier. With over 20 years’ experience and operations in all major shipping and oil hubs, Peninsula is the most trusted brand in bunkering. We’re the largest physical supplier in our main ports providing the most comprehensive regional bunkering solutions, including IMO 2020 compliant fuels. Our physical supply base, global reselling capabilities, technical expertise, fleet management, yachting services & lubricants enables us to supply the future of bunkers today.

Contact us +350 200 52641 Bunkers@peninsulapetroleum.com www.peninsulapetroleum.com Leading global integrated marine fuel supplier and reseller


mavicanlı

KIYI EKOSİSTEMİNIN MUHAFIZLARI

SU SAMURLARI DEĞERLI KÜRKLERI SEBEBIYLE, SENELERCE KÜRK TICARETI AMACIYLA YASAL OLMAYAN ŞEKILDE AVLANAN SU SAMURLARININ SAYISI DRAMATIK ŞEKILDE AZALDI. BUGÜN ÇIKARILAN YASALARCA KORUMA ALTINA ALINMIŞ OLSALAR DA HENÜZ YETERLI SAYIYA ULAŞABILMIŞ DEĞILLER. KALDI KI, BUGÜN DE KIRLILIK VE KÜRESEL ISINMA TEHDIDI ILE KARŞI KARŞIYALAR. ANCAK BU SADECE ONLARIN DEĞIL, BIZIM DE SORUNUMUZ ÇÜNKÜ SU SAMURLARI HER ŞEYDEN ÖNCE KIYI EKOSISTEMI IÇIN BÜYÜK BIR DENGE UNSURU KONUMUNDA.

8


KÜNYE Ortak ad: Su Samuru Bilimsel isim: Lutra Lutra Tür: Memeli Diyet: Etobur Ortalama ömür: 15-20 yıl Ortalama boy: 80 cm Ağırlık: 4,5 - 40 kg

S

Su samurları zamanlarının çoğunu nehir kıyısında ve denizde geçiren, huzursuz, hareketli ve gizli memeli canlılardır. Tıknaz bacakları, uzun ve aerodinamik gövdeleri ve belirgin hassas bıyıkları olan geniş bir ağıza sahiptirler. Yarı sucul yaşama mükemmel şekilde adapte olmuş bu canlılar, perdeli ayakları ve uzun kaslı kuyrukları sayesinde rahatça yüzebilirler; balık yakalamak ve tehlikelerden kaçmak için suya kolayca dalabilirler. Gelincik ailesinin bir üyesi olan karizmatik ve bir o kadar da sevimli su samuru, Avustralya ve Antarktika hariç, her kıtada bulunur. Kısa kulakları ve burunları, uzun gövdeleri, uzun kuyrukları ve yoğun kürkleri ile pek çok tür gibi kendine has bir görüntüye sahiptir. Küçük pençeli samurdan dev su samuruna kadar 13 türe sahip olan bu canlı, göllerde, sulak alanlarda yaşıyor olsa da deniz su samuru, Kuzey Amerika’nın Pasifik kıyılarında yaşar. Su samurlarının çoğu doğum yapmak için karaya çıkar, hatta bazen kunduz gibi diğer hayvanların açtığı çukurlarda çocuklarını dünyaya getirirler. Ancak deniz samuru istisnadır; o, suda doğurur. Yuvalarına çok özen gösteren su

samurları, etraftan topladıkları yaprakları ve yosunları yuvalarının içine taşıyarak bebekleri için rahat ve konforlu bir alan oluşturmaya çalışırlar. Yavru su samurları bir yaşına kadar anneleri ile kalırlar. 2-3 arası yavru yapabilen su samurları için bir doğum peridoyu bulunmuyor. Sene boyunca doğurabilirler. Bu arada deniz samurları her doğum esnasında yalnızca bir yavru dünyaya getirir. Su samurları, kabuklu deniz canlısı, balık, fare, kurbağa, böcek gibi diğer canlılarla beslenen uzman avcılardır. Deniz samurlarının kabuklu deniz hayvanlarını açmak için ustaca bir yöntemi bulunuyor.

Deniz samuru, alet kullanan birkaç hayvandan biridir. Deniz tabanından avlandıktan sonra, yemek için yüzeye geri döner. Sırtında yüzen ve göğsünü bir masa olarak kullanan deniz samuru, avını açmak için genellikle bir kaya kullanır; özellikle akşam yemeği bir yengeç, istiridye veya midye ise...

9


mavicanlı

Bu tür, sırtüstü yüzerken göğsüne bir kaya yerleştirir; ardından da yumuşakçaları ortaya çıkana kadar kabukluyu kayaya vurur. Deniz samurları alet kullanabilen birkaç hayvandan biridir. Yiyecek aramak için suya daldıklarında buldukları gıdaları, koltuk altlarındaki gevşek derinin içinde depolayarak su üzerine çıkarır. Yetişkin bir su samuru kendi ağırlığının yüzde 25-30’unu yiyebilir. Deniz samurları uyumak istediklerinde kendilerini yosunlara dolarlar, böylece yüzmek zorunda kalmazlar. Ayrıca bazen ayaklarını başka bir samur ile iç içe geçirerek de denge sağlayabilirler. Nehir ve su kenarlarında yaşayan su samurları ise daha ziyade karada olurlar. Bu şekilde yaşayan samurların yavruları daha iki aylıkken anneleri tarafından suya itilerek, yüzme eğitimine başlarlar. Su samurlarının en bilinen dört türünü; Avrasya su samuru, deniz su samuru, Kuzey Amerika nehir su samuru ve dev su samuru oluşturuyor. Avrupa samuru olarak da adlandırılan Avrasya samurları genellikle Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika’nın belirli bölgelerinde yaşıyor. Dev su samuru ise Güney Amerika’da özellikle Amazon Nehri havzasında bulunuyor ve diğer türlerden farklı olarak iki metre boya ulaşabiliyorlar. Nehir kenarında yaşayan samurlara oranla daha iri olan deniz samurları, suda doğum yapan tek cins. Anneler yavrularını sırtlarında yüzerek besler. Bebekleri emzirmek için göğüslerinde tutarlar. Bu şekilde onlara hızla yüzmeyi ve avlanmayı öğretiyorlar. Yavruların kürkü çok fazla hava tuttuğundan dalış yapamazlar. Yaklaşık dört haftalıkken yüzmeyi öğrenmeye başlarlar ve hayatlarının ilk sekiz ayını anneleri ile geçirirler. Su samurlarının en belirgin fiziksel özelliklerinden biri su geçirmeyen ve onları sıcak tutan kürkleri. Bu canlıların kürkleri herhangi bir hayvanınkinden çok daha yoğun kıllara sahip; inç kare başına bir milyon kıl. Su samurları kürk ve tüylerini suya kapalı tutmak 10

13

DÜNYADAKI SU SAMURU TÜRÜ

için çok dikkatli olmalılar çünkü diğer deniz canlıları gibi vücutları yağlı bir tabaka ile kaplı değil. Kürkleri iki kattan oluşur, bir astar ve daha uzun koruma tüylerinden. Bu sistem, cildinin üzerinde bir hava tabakası hapseder, böylece ciltleri ıslanmaz. Su samurları son derece titiz hayvanlardır. Yemek yedikten sonra kendilerini suda yıkarlar. Kürklerini dişleri ve pençeleri ile temizlerler. Bu kadar temizlik meraklısı olmalarının sebebi yine kürklerinin çok değerli olması ile alakalı ancak bu manto sadece onlar için değil, bazı insanlar için de değerli!

Su samurları ve onların akrabaları olan sansargillerin pek çoğu, değerli kürkleri sebebiyle neredeyse yok olma noktasına gelecek şekilde avlandı. Onları korumak için tasarlanmış düzenlemelere rağmen, birçok tür, bu kez de kirlilik ve habitat kaybından dolayı risk altında.


mavicanlı

KÜRKLERİ SEBEBİYLE TÜRLERİ TEHLİKE ALTINDA Su samurları ve onların akrabaları olan sansargillerin pek çoğu, değerli kürkleri sebebiyle neredeyse yok olma noktasına kadar kapsamlı bir şekilde avlandı. Onları korumak için tasarlanmış düzenlemelere rağmen, birçok tür, bu kez de kirlilik ve habitat kaybından dolayı risk altında. Deniz samurları, Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN) tarafından risk seviyesinde kırmızı listede (2004’ten beri) yer alıyor. Deniz samurları; kirlilik, böcek ilaçları ve balık yemelerini engelleyen balıkçılar sebebiyle baskı altındayken, diğer su samuru türleri de yasa dışı evcil hayvan ticaretinden kaynaklanan tehditlerle karşı karşıya. Dünyada her yıl, 75 milyondan fazla hayvanın kürkleri için öldürüldüğü tahmin ediliyor. Su samurları da bunlar arasında yer alıyor. 18. yüzyıldan bu yana bu canlı

75 MILYON

HER YIL KÜRKLERI IÇIN ÖLDÜRÜLEN HAYVAN SAYISI

12


türünün kürkü büyük gelir kaynağı oldu. Bir kürk manto elde etmek için 10-15 arasında su samurunun yok edilmesi gerekiyor. Yapılan çalışmalarla yasak avlanma azaltılmış olsa da henüz yeterli düzeye ulaşabilmiş değil. 1950’lere kadar yoğun bir nüfusa sahip olan Avrasya su samurunun nüfusu 1980’lerle beraber çok düşük seviyelere indi. Pek çok bölgede biyoçeşitlilik eylem planları ile koruma altına alınan türün sayısında bir artış olsa da hâlâ yeteri oranda değil. Dev su samuru, kaçak avlanma, habitat kaybı, altın madenciliği ve kirlilik sebebiyle nadir görünen türler arasındaki yerini almış durumda.

Deniz samurları, 1911 tarihli Kuzey Pasifik Kürk Mühür Sözleşmesi ile belirli bir koruma ortamı yakaladılar ancak henüz istenen başarı elde edilebilmiş değil. 20. yüzyılın başlarında sadece bin ila 2 bin tane kaldılar. Bir zamanlar ise sayıları Meksika’dan Alaska’ya hatta Japonya’ya uzanacak kadar çoktu. Su samurları özellikle deniz samurları şimdi koruma altında olmasına rağmen, hâlâ sınırdaki türler arasında yer alıyorlar. Kürk ticaretinin yasaklanması ve cezalar nedeniyle biraz rahat nefes alsalar da bu kez de kirlilik ve küresel ısınma ile mücadele ediyorlar. Bazı bölgelerde ise sınırlı gıda tedariki gibi sorunlar yaşıyorlar. Ticari balıkçılık nedeniyle, diyetlerinde yer alan bazı balık türlerine yeterince ulaşamıyorlar. Ayrıca bazen balık ağlarına takılıp boğuluyorlar. Sudaki ve gıda kaynaklarındaki hastalıklara ve parazitlere maruz kalmaları da yaşadıkları önemli tehditler arasında yer alıyor. Petrol sızıntıları da deniz samurları için büyük bir tehdit oluşturuyor. Çoğu deniz samuru petrol sızıntısında hızlıca ölüyor. 1989

EKOLOJİK ÖNEMLERİ ÇOK YÜKSEK Su samurları, ekosistem için kritik önemdeki canlılardan biri, özellikle de deniz samurları. Onların rolleri diğer türlerden daha büyük etkiye sahip. Besin trofisindeki basamakları dengelemesi yönüyle bu tür, ekolojik önem taşıyor. Deniz samuru kıyıya yakın yosun ekosistemlerinin dengesini korumak için kritik önemde. Deniz su samurları olmadan, deniz kestaneleri, diğer birçok deniz hayvanı için örtü ve yiyecek sağlayan kelp ormanlarını yiyip bitirirdi. Bu nedenle, deniz su samurları, dolaylı olarak, yaygın bir sera gazı olan atmosferik karbondioksit seviyelerini azaltmaya yardımcı oluyor, çünkü yosun ormanları kıyı ekosistemlerinde karbonun yakalanmasında önemli bir rol oynuyor. Deniz samuru sentinel bir tür olarak kabul ediliyor çünkü sağlıkları Kaliforniya’nın kıyı sularının güvenliğini yansıtıyor. Bu sebeple de bu bölgede sayılarının artması için sürekli yasalar çıkarılıyor ve araştırmalar yapılıyor.

yılında gerçekleşen Alaska Valdez’deki Exxon petrol sızıntısında binlerce deniz samuru öldü. Kaliforniya’nın güney deniz su samuru, 1977’den beri Nesli Tükenmekte Olan Türler Yasası kapsamında tehdit altındaki bir tür olarak belirtiliyor. 2006 yılında, Yaban Hayatı Savunucuları, eyalet vergi formları üzerindeki gönüllü vergi bağışı onay kutusu aracılığıyla deniz samuru araştırması için California Deniz Samuru Fonu kuracak mevzuatı çıkartmak için için California milletvekilleri ile birlikte çalıştı. Bu fonlar, deniz su samurlarından yararlanan önemli bilimsel araştırmalar ve halk eğitiminin ödemesinde kullanılıyor. Su samurları Amerika’nın dışında Birleşik Krallık, Rusya gibi ülkelerde de yasalarca koruma altında bulunuyor. Bunun nedeni, yaşadıkları koşulların kolayca tehlikeye girebilmesi ve bu, çok kısa sürede sayılarında önemli bir azalmaya yol açabilir. Kürkleri temiz tutulmalı; yoksa su, kimyasallar veya yağlarla kirlendiğinde onları öldürebilir. Hayatta kalmak için gerekli vücut sıcaklığını koruyamazlar.

Kaliforniya’nın güney deniz su samuru, 1977’den beri Nesli Tükenmekte Olan Türler Yasası kapsamında tehdit altındaki bir tür olarak belirtiliyor.

15

BIR KÜRK IÇIN ÖLDÜRÜLEN SU SAMURU SAYISI

13


maviyarış

RENKLİLİK VE REKABET

DÜNYANIN DÖRT BIR YANINDAN DENIZCILER; UZUN ZAMANDIR YELKEN, BALIKÇILIK VE TEKNE INŞASI GELENEĞINE SAHIP OLAN VE KARAYIPLER IÇIN BIR MÜCEVHER NİTELİĞİNDEKİ GRENADINLER ÇEVRESINDEKI YEREL DENIZCILERE KARŞI REKABET ETMEK IÇIN GRENADA’DA BIR ARAYA GELIYOR.

GRENADA YELKEN HAFTASI 14


B

Buz ve kar kuzey enlemlerine düşmeye başladığında Karayipler için yarış sezonu açılmış demektir. Baş döndürücü kumları, “gerçeklikten uzak” hissi veren manzaraları, reggae’si, eğlenceli insanları ve ortamı ile Karayipler, mücadelenin içine renklilik ve keyif katmak isteyen denizcilerin ve yarışçıların mekanı. Teknelerin ve sahiplerinin kendilerini son derece rahatta hissettiklerinin farkında olan Karayipler, kuzeyin mevsimsel dezavantajından oluşan yarış boşluğunu en sıkı şekilde doldurarak, yarış meraklılarını en güzel şekilde oyalayıp, ağırlıyor. Öyle ki, yılın ilk üç ayında neredeyse her gün bir yarış yapılıyor. Barbados, Antigua, St. Maarten Heineken, St. Barth Bucket gibi geleneksel ve köklü yarışların yanına sürekli yenilerini ekleyen Karayipler’in yeni “eğlenceli mücadele”lerinden biri de “Island Water World Grenada Yelken Haftası”. Bu sene sekizincisi 26-31 Ocak tarihleri arasında yapılacak olan Grenada Yelken Haftası, Karayip’in üretkenliği göz önünde bulundurulduğunda eskimiş bile sayılabilir.

PANORAMİK MANZARA Sıkı rekabet ve büyük dostluk dolu bu samimi yarış, ilk kez 2013 yılında gerçekleşti ve son beş sene içinde kesin bir şekilde kendini kabul ettirdi. Yarış haftası 2012 yılında bir grup yelken meraklısı ve denizcilik endüstrisi tarafından hayata geçirilmiş olmasına rağmen, yarışın temelleri 1993 senesinden bu yana devam eden Grenada Yelken Festivali içinde gerçekleştirilen yerel tekne yarışlarına dayanıyor. Katılımcı ve tekne sayısını her geçen sene üzerine koyarak artıran Grenada Yelken Haftası, daha rekabetçi yarışlar için daha ince ayarlarla desteklendi ve bugünkü yapısına kavuştu. Henüz Antigua Yelken Haftası veya St. Maarten’deki Heineken Regatta’nın ününe sahip değil ancak denizciler arasında giderek daha popüler hale geliyor. Şu an sahip olduğu uluslararası statüyle, dünyanın dört bir yanından tekne, yarışçı ve ziyaretçi kabul ediyor. 2019 yılında 15 ülkeden 350’nin üzerinde yarışçının kayıt yaptırdığı Grenada Yelken Haftası’na, ABD, İngiltere, Kanada, Fransa, İsviçre, Lüksemburg, Trinidad, Barbados, Antigua, St. Lucia, Martinik, İngiliz Virgin Adası’ndan denizciler ve ziyaretçiler katıldı. Grenada yelken yarışları; geniş yelpazede tekne ile mücadele verilebilmesi için CSA, Klasik, Carricou Sloops ve J24 kategorilerinde düzenleniyor. Organizasyon ekibi ayrıca geçtiğimiz sene ile beraber bot ve salma bot arasındaki boşluğu doldurmaya yardımcı olmak amacıyla “gençlik yelken” programını da devreye aldı. Grenada Yelken Birliği Ulusal Gençlik Yelken Takımı, adada faaliyet gösteren yelken kulüplerinden optimist ve laser deneyimi olan 16-20 yaş arası gençlerden oluştu. Organizatörler, genç yelken takımı sayısının artırılması adına çalışmalar yapıyor. Yarıştan önce organizatörler tarafından adayı, yarış rotasını tanıtmak adına kurslar da veriliyor. Kararlı bir ekibe ve özel bir düzenleme komitesine sahip olması, yarış deneyimini de güvenilir kılıyor. Yarış filosu, Secret Harbour Marina’ya ve sert güney sahiline götürülmeden önce daha sakin olan batı kıyısında yer alan Camper&Nicholsons Port Louis Marina’ya getiriliyor ve start hem daha eğlenceli hem de daha naif şekilde başlamış oluyor. 15


maviyarış

GRENADA YELKEN HAFTASI PROGRAMI • 26 Ocak: Regatta’ya Hoş Geldin Partisi • 27 Ocak: 1. Yarış Günü • 28 Ocak: 2. Yarış Günü • 29 Ocak: Lay Day • 30 Ocak: 3. Yarış Günü • 31 Ocak: 4. Yarış Günü, Ödül Töreni ve Final Wrap Up Party

Grenada Yelken Haftası, henüz Antigua Yelken Haftası veya St. Maarten’deki Heineken Regatta’nın ününe sahip değil ancak denizciler arasında giderek daha popüler hale geliyor.

16

GRENADA AYNI ZAMANDA BİR TURİZM HİZMETİ

BOL PARTİLİ YARIŞ PROGRAMI

Yarışın bir diğer amacı olan Grenada’nın güzelliğini gözler önüne sermek için de adanın farklı mekanları, yarışın renkli tarafını yansıtmak adına organizasyona dahil edilmiş durumda. Grenada'nın güneyindeki aile ortamı ve güzel sahil şeridi, Yelken Haftası'nı özel bir deneyim haline getiriyor. Diğer yandan organizasyon ekibi ve ülke yönetimi, Grenada Yelken Haftası’nı, Karayipler’in en dost canlısı, en temiz ve en güvenli bu yerini aynı zamanda ülkenin en fazla satan ve en turistik noktalarından birine dönüştürmek adına büyük bir fırsat olarak görüyor. Dünyanın dört bir yanından denizci ve ziyaretçi için farklı kültür deneyimlemek, muhteşem yemekler tatmak, Karayip partilerine tanıklık ettirmek ve yeni bağlantılar kurmak adına büyük bir fırsat olan yarışa her sene büyük yatırımlar yapılıyor.

Karayipler’in yarış sezonunu başlatan Grenada, misafirlerini 26 Ocak tarihinde büyük bir parti ile karşılıyor. Camper & Nicholson Port Louis Marina ve Secret Harbour Boutique Hotel ve Marina’nın ev sahipliği yaptığı organizasyon, Grenada'nın en iyi canlı eğlencelerini sergiliyor; her gece muhteşem partilere imza atılıyor. 26 Ocak tarihinde “hoş geldin” partisi ile başlayan yarış haftası, Camper & Nicholson'un Port Louis Marina'da verilecek brifing ve skippers çantalarının dağıtımı ile devam edip Port Louis Marina’da yapılacak olan “Island Water World” kapanış partisi ile ilk günü tamamlamış olacak. Haftanın ilk mücadelesi 27 Ocak Pazartesi günü saat 10.00’da Port Louis Marina’dan başlayacak. Saat 18.30’da ilk günün kazananları ödüllerini aldıktan sonra yine marinada bir parti yapılacak. İkinci gün yarışının ardından yapılacak ödül töreninden sonra marinadaki Zafer Bar’da “Korsan Partisi” yapılarak, Karayipler’in meşhur korsancılık tarihine keyifli bir denizcilik selamı durulacak. Yarış, temeline her şeyden önce dostluğu ve eğlenceyi aldığından bir haftalık yarış programında bir günlük “yatma günü” (Lay Day) de unutulmamış. Bu tembel günde yarışmacılar ve ziyaretçiler, adanın güzelliklerini keşfediyor ve kaynaşma imkanı buluyor. Gün boyunca organizasyon ekibi tarafından çeşitli etkinlikler gerçekleştiriliyor. Üçüncü gün yarışı ise Port Louis’den başlayıp Harbour Marina’da bitiyor. Ancak yarış bittikten sonra yeniden parti başlıyor. Son gün ise Harbour Marina’dan start alan tekneler, büyük ödül töreni ve onu takip eden meşhur “Mount Gay Red Cab Party” ile yorgunluk atıp, bir sonraki sene için kucaklaşıp ayrılıyor.


mavisöyleşi röportaj. Peri Erbul

KOÇ HOLDİNG CEO’SU LEVENT ÇAKIROĞLU

"2020 SONUNA KADAR TEK KULLANIMLIK PLASTİĞE SON VERECEĞİZ”

PLASTIĞIN 21. YÜZYILIN EN BÜYÜK TEHDITLERINDEN OLDUĞUNU IFADE EDEN KOÇ HOLDING CEO’SU LEVENT ÇAKIROĞLU, 2020 YILI SONUNA KADAR KOÇ TOPLULUĞU ŞIRKETLERI VE KURULUŞLARINDA TEK KULLANIMLIK PLASTIK TÜKETIMINE SON VERILECEĞINI SÖYLÜYOR.

18


K

Koç Topluluğu olarak 2020 yılı sonuna kadar tek kullanımlık plastik tüketimine son vereceklerini taahhüt ettiklerini dile getiren Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu, bu hedefi gerçekleştirmek kadar farkındalığı artırıp, bireysel sorumlulukları da geliştirme hedefinde olduklarını söylüyor. Koç Topluluğu olarak sürdürülebilirlik alanında yaptıkları tüm çalışmalarda, paydaşlarla iş birliğine önem verdiklerini vurgulayan Çakıroğlu, bunun bir yansıması olarak da “İş Dünyası Plastik Girişimi” oluşumuna destek verdiklerini belirtiyor. Plastikten arındırılmış ve daha mavi bir dünya için sürekli çalışmalar yaptıklarını ve Topluluk olarak yol gösterici bir misyon edindiklerini aktaran Çakıroğlu, Koç Holding’in 2020 yol haritasını ve çevre politikalarını dergimiz Deniz Temiz’e değerlendirdi. İş Dünyası Plastik Girişimi nedir? Nasıl bir sistemle çalışıyor? Bu oluşumu bir sürdürülebilirlik şirketi gibi mi okumak gerekiyor, bir sivil toplum kuruluşu mu? 21’inci yüzyılda karşı karşıya olduğumuz en büyük krizlerden biri şüphesiz iklim değişikliği. Plastik kirliliği de iklim değişikliği ile birlikte en önemli çevre sorunları arasında yer alıyor. İnsan sağlığına, çevreye, ekonomiye büyük zararlar veriyor. Sorunuzun tam yanıtını vermeden önce bizi bu noktaya getiren süreci özetle aktarmak istiyorum… Bildiğiniz gibi Koç Holding olarak dünyanın önde gelen sanat etkinlikleri arasında gösterilen İstanbul Bienali’nin ana sponsoruyuz. 2019 yılında gerçekleşen 16’ncı İstanbul Bienali temasını, okyanuslarda yüzen devasa atık yığınına bilim çevrelerinin verdiği isim olan “Yedinci Kıta”dan alıyordu. Bienal sanat aracılığıyla, plastik tüketimi konusunda kendimizi daha fazla sorgulamaya ve bu konuda cesur adımlar atmaya davet ediyordu. Geçtiğimiz Bienal’in hepimizde bu konuya dair bir farkındalık penceresi açtığına inanıyorum. Örneğin biz Koç Topluluğu olarak Bienal ile bir kez daha gündeme gelen bu küresel sorunun çözümüne yönelik bir kararlılık ortaya koyduk ve 7 Kasım 2019 tarihinde bir taahhütte bulunarak 2020 sonuna kadar tüm Koç Topluluğu şirketleri ve kuruluşlarında tek kullanımlık plastik tüketimine son vereceğimizi duyurduk. Koç Topluluğu olarak sürdürülebilirlik alanında yaptığımız tüm çalışmalarda, paydaşlarla iş birliğinin gücüne inanıyoruz. Bu sürece çalışırken de üyesi olduğumuz Global Compact Türkiye, İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği ve TÜSİAD ile yaygınlaşabilir ve kalıcı etki bırakacak çözüm yolları üzerine değerlendirmeler yaptık. Türkiye’de ve dünyada plastik kirliliğine yönelik geliştirilecek çözümlerin aciliyeti göz önünde bulundurulduğunda, bu karmaşık ve büyük sorun için hep birlikte harekete geçmenin çok önemli olduğu konusunda hepimiz aynı fikirdeydik. Böylece, Koç Holding olarak “İş Dünyası Plastik Girişimi”nin oluşumuna destek veren kurumlar arasında yer aldık.

İş Dünyası Plastik Girişimi’nin yaptığı çağrıya şu ana kadar cevap vererek çözümün parçası olmak isteyen 26 şirket, 17 Kasım’da gerçekleştirilen tanıtım toplantısında 2021 yılına kadar plastik taahhütlerini belirleyeceklerini açıkladı. İş Dünyası Plastik Girişimi’ni tanımlayan en iyi kelime “iş birliği”. Çok özetle aktarmak gerekirse, özel sektör kuruluşlarının plastiğe yönelik taahhüt oluşturmalarını teşvik etmek ve şeffaf bir şekilde taahhütlerini yıllık olarak raporlamalarını sağlamak için Global Compact Türkiye, İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği ve TÜSİAD’ın öncülüğünde kuruldu. Bu girişimin çağrısına şu ana kadar cevap vererek çözümün parçası olmak isteyen 26 şirket, 17 Kasım’da gerçekleştirilen tanıtım toplantısında 2021 yılına kadar plastik taahhütlerini belirleyeceklerini açıkladı. Küresel ölçekte özel sektör tarafından geliştirilen iş birliklerinin sayısı ve kapsamının hızla artmasını geleceğe dair umut verici bir gelişme olarak yorumluyorum. Döngüsel ekonomi modellerini desteklemekten, plastik kirliliğini azaltacak yenilikçi çözümlere yatırım yapmaya, sektörel rehberler geliştirmekten birincil plastik kullanımını azaltmaya kadar geniş bir yelpazede çalışmalar yürütülüyor. İş Dünyası Plastik Girişimi’ni bir araya getiren kararlılığı çok önemli buluyorum. Bir araya gelen bu dev şirketler nasıl bir ortak yol haritası çiziyor? Şirketler bünyesindeki bu proje tabana nasıl yayılacak? Girişim, sosyo-ekonomik kalkınma adına ne anlam ifade ediyor? Plastik meselesi, özel sektörün inovasyon ve teknoloji kapasitesi ile hızlı ve fark yaratan çözüm üretebileceği konuların başında geliyor. İş Dünyası Plastik Girişimi de özel sektör kuruluşlarının plastiğe yönelik taahhüt oluşturmalarını teşvik etmek ve şeffaf bir şekilde yıllık olarak raporlamalarını sağlamak üzere ortaya çıktı. Bu doğrultuda, plastik konusunu kamuoyu ve paydaşların gündemine getirmek, çözüme yönelik farkındalık çalışmaları yürütmek, şirketlerin plastik taahhütlerini düzenli olarak gözden geçirmelerinden iyi uygulamaları yaygınlaştırmalarına kadar bir dizi çalışma yapılacak. Özellikle, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları doğrultusunda, küresel ve ulusal sivil toplum kuruluşları ve üniversiteler ile birlikte geliştirilecek destek mekanizmalarının değerli olacağına inanıyorum. Girişimin önemli hedeflerinden bir tanesi de ortaya çıkacak bilgi ve tecrübenin plastik konusunda oluşturulacak politikalara kaynak sağlaması. Bu noktada girişimin konuyu kamuoyu ve paydaşların gündemine getirerek güçlü bir iş birliği zemini oluşturacağını düşünüyorum. 19


mavisöyleşi

Koç Grubu’nun 2020 Plastik taahhüdü hangi aşamalardan geçerek nihai hedefine varacak? Taahhüdümüz doğrultusunda 90 bini aşkın çalışma arkadaşımızın yer aldığı tüm Koç Topluluğu şirketleri ve kuruluşlarında 2020 sonuna kadar tek kullanımlık plastik tüketimine son vereceğiz. 2020 yılı içerisinde bu taahhüdü gerçekleştirmeye yönelik bir dizi çalışmayı aynı anda başlattık. Öncelikle Topluluğumuzda kullanılan tek kullanımlık plastiklerin envanterlerini çıkararak yerine kullanılabilecek yenilikçi alternatifleri belirliyoruz, yeniden kullanıma, geri dönüşüme ve kaynak kullanımının azaltılmasına odaklanıyoruz. Yeniden kullanım, tek kullanımlık plastik ihtiyacını azaltmak için en önemli yöntem. Geri dönüşüm de önemli olmakla birlikte, önceliğimiz tek kullanımlık plastiklerin hiç kullanılmaması. Çevre Kurulumuzla birlikte belirlediğimiz KPI ve hedefler ile performansımızı düzenli olarak takip ediyor, gözden geçiriyor ve iyileştirme çalışmalarını devreye alıyoruz. Bu dönüşümü tüm çalışma arkadaşlarımızın desteği ve sahiplenmesiyle hayata geçireceğimize yürekten inanıyorum. Tam da bu nedenle, Topluluk içinde eğitim ve iletişim çalışmaları gerçekleştirmeye hazırlanıyoruz. Tek kullanımlık plastik tüketimine yönelik davranış değişikliğinin Koç Topluluğu çalışanlarından başlayarak, onların ailelerine ve toplumun daha geniş kesimlerine dalga dalga yayılacağını umuyoruz. Peki ya işin üretim ayağı… Koç Topluluğu şirketlerinde buna yönelik ne gibi çalışmalarınız olacak? Tek kullanımlık plastik taahhüdümüz sadece bir başlangıç. Önümüzdeki dönemde plastiğe yönelik çalışmalarımızın kapsamını daha da genişleteceğiz. Halen Koç Topluluğu şirketlerinde plastik kullanımının azaltılmasından, plastiğe alternatif üretmeye veya döngüsel sistemler kurmaya kadar farklı odak alanlarında

20

Taahhüdümüz doğrultusunda 90 bini aşkın çalışma arkadaşımızın yer aldığı tüm Koç Topluluğu şirketleri ve kuruluşlarında 2020 sonuna kadar tek kullanımlık plastik tüketimine son vereceğiz. çalışmalarımız mevcut. Ürün kısmında tasarımdan başlayarak tüm süreçlerde plastiğe alternatif malzemelerin kullanımı konusunda Ar-Ge çalışmaları yürütüyoruz. Örneğin Ford Otosan’da, atık plastiklerin geri dönüşümü ile elde edilen plastikler, kamyon fan davlumbazının ham maddesi olarak kullanıldı. Arçelik, çamaşır makinelerinin deterjan bölmesinin arkasına çok katmanlı filtreler koyarak, okyanuslara ve denizlere karışan mikroplastik liflerin yüzde 90 oranında suya karışmasını engelleyen bir teknoloji geliştirdi. 2020 yılında piyasaya sürülmesi planlanan çamaşır makinesi, dünyanın ilk yerleşik mikrofiber filtreleme sistemine sahip çamaşır makinesi olarak tasarlandı. Mısır nişastası, soya veya yumurta kabuğu gibi ürünler kullanmak suretiyle yenilikçi çözümler bulmaya gayret ediyoruz. Odağımıza bu çalışmaların yaygınlaşması ve hızlanmasını alarak bu kapsamda bir yol haritası geliştireceğiz. Koç Holding’in sürdürülebilir faaliyetlerinin bir ayağını da sanat oluşturuyor. Bu seneki bienalin konusu olan Yedinci Kıta, başarılı bir örnek teşkil etti. Sürdürülebilir endüstrinin oluşumunda sizce sanat nerede duruyor? Koç Topluluğu olarak, ekonomik ve sosyal kalkınmayı her zaman bir bütün olarak görüyoruz. Çağdaş sanatı da özellikle özgür düşünceyi


mavisöyleşi

desteklemesi ve farklı bakış açılarını temsil etmesi sebebiyle çok kıymetli buluyoruz. İnsanlığın kendi eliyle, tek yaşam kaynağı olan dünyaya verdiği büyük zararın geleceğimizi nasıl tehdit ettiğini anlatmak için sanat şüphesiz çok etkili bir araç. 20 senelik bir sponsorluk ilişkisi içinde olduğumuz İstanbul Bienali, her sergi döneminde farklı başlıklar altında önemli toplumsal meseleleri konu ediniyor. 16. İstanbul Bienali de “Yedinci Kıta” teması ile yine küresel çözüm bekleyen çok önemli bir soruna dikkat çekti. Her birimiz tüketim alışkanlıklarımızın tüm canlılar üzerindeki etkisiyle bu defa sanat yoluyla yüzleştik. Plastik atıkların deniz ekosistemlerini bozarak canlıların doğal yaşam alanlarını nasıl etkilediğini, biyolojik çeşitliliğin azalmasına nasıl yol açtığını, tüm vahametiyle fark ettik. Kullanımı ortalama 12 dakika süren bir plastiğin parçalanması, doğada yüzlerce yıl zaman alırken, bu konuda en az bireyler kadar kurumların da harekete geçmesi büyük önem taşıyor. Koç Topluluğu’nun Bienal iletişimi aracılığıyla yarattığı farkındalığın etki gücü sizce ne oldu? Bienal iletişimimizi bu yıl ilk kez sanata davet odağından çıkararak kavramsal çerçeveye dayandırdık. Reklam filmimiz çok ilgi gördü. Kamu kuruluşlarından akademik kadrolara, ilköğretim okullarından düşünce önderlerine ve medyaya kadar birçok farklı paydaşta karşılık buldu. 42 milyonluk televizyon erişimi ve 27 milyonluk dijital medya görüntülenmesi ile yaratılan kitlesel farkındalığın ötesinde, birçok paydaş tarafından samimiyetle sahiplenilmesi ve içselleştirilmesi bu hassas konuda yaşanacak gelişmelere ilişkin bir umut ışığı oldu. Özellikle gençlerin çok hızlı bir şekilde bu konuyu sahiplendiklerini, bu konudaki duyarlılıklarını çok net, samimi bir şekilde ifade ettiklerini gösteren videolar gördük sosyal medyada. Ben de bunları takip ettim ve gerçekten mutlu oldum. 2020 ve sonrası için devreye alacağınız başka projeler olacak mı? 2019 yılında Koç Holding bünyesinde çevre ile ilgili olarak Topluluk genelini kapsayacak uzun vadeli stratejilerin, yol haritalarının, yönetim sisteminin ve standartların oluşturulması amacıyla İş Sağlığı, Güvenliği ve Çevre Birimi kuruldu. Bu kapsamda, Topluluğumuzu daha da öteye taşıyacak holistik bir yaklaşımla oluşturulan Çevre Yol Haritası’nı da açıkladık. Bu yol haritası çerçevesinde önümüzdeki dönemde Topluluğumuzun ana odak konuları; iklim değişikliği, atık ve sıfır atık yönetimi, su ve atık su yönetimi olarak belirlendi. Önümüzdeki dönemde Topluluk şirketlerinin katılımı ile yürütülen Çevre Kurulu ile birlikte yol haritamız kapsamındaki çalışmaları sürdürmeye devam edeceğiz. Tüm bu süreçler içinde TURMEPA ile ne gibi iş birlikleriniz olacak? Şeref Başkanımız Rahmi M. Koç’un Kurucusu ve Onursal Başkanı olduğu TURMEPA, 25 yıldır hem ulusal hem de uluslararası platformlarda birçok başarılı projeye imza atıyor; çalışmalarını memnuniyetle takip ediyorum. TURMEPA’nın gerçekleştirdiği 22

Koç Holding Dış İlişkiler ve Kurumsal İletişim Direktörü Oya Ünlü Kızıl, Koç Holding CEO'su Levent Çakıroğlu, Koç Holding İnsan Kaynakları Direktörü Özgür Burak Akkol

eğitim projeleri, kıyı temizleme etkinlikleri ve atık toplama tekneleri ile yaptığı çalışmaları Topluluk olarak desteklemeye devam edeceğiz. Son dönemde TURMEPA, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile birlikte başlatmış olduğu Sıfır Atık Mavi projesiyle, deniz ve su ekosistemlerinin kara kaynaklı kirliliği konusunda önemli bir farkındalık yarattı. Topluluk genelinde başlattığımız tek kullanımlık plastiklerin kullanımının sonlandırılması taahhüdü ile de TURMEPA’nın başlattığı bu proje büyük ölçüde örtüşmekte. Bu çerçevede TURMEPA, Topluluğumuza, tek kullanımlık plastiklerin sonlandırılması projesinde eğitim ve farkındalık faaliyetleri kapsamında önümüzdeki süreçte de destek vermeye devam edecek. Son olarak dünyanın plastiksiz geleceğine yönelik neler eklemek istersiniz? Sohbetimizin genelini de özetlemek gerekirse, görünen o ki, 20. yüzyılın en önemli buluşlarından biri kabul edilen plastik, 21. yüzyılda iklim değişikliğiyle birlikte gezegenimizin sağlığı ve tüm canlı yaşamı için en büyük tehditlerden biri haline geldi. Okyanuslarda plastik atıkların toplandığı beş plastik adası bulunuyor. Bunların ikisi Pasifik Okyanusu’nda, ikisi Atlas Okyanusu’nda, biriyse Hint Okyanusu’nda yer alıyor. Akdeniz ise altıncı en büyük deniz çöpü birikim alanı konumunda. Ne yazık ki, Akdeniz’de mikroplastik yoğunluğu rekor seviyelere ulaştı. Yoğunluk kilometrekarede 1,25 milyon parçacık ile okyanuslardaki beş plastik adasının her birinden neredeyse dört kat daha fazla. Plastiklerin doğada kaybolmasının yüzlerce yıl sürdüğü dikkate alındığında; denizlerdeki plastik çöp miktarının küresel çözüm bekleyen en önemli sorunların başında geldiği görülüyor. Tam da bu nedenle, tek kullanımlık plastiklerden vazgeçilmesi, dünyada plastik tüketiminin ve buna bağlı kirliliğin azaltılması yolunda atılacak ilk adım. Koç Topluluğu olarak ilk adımı atmış olmayı çok önemli buluyorum. Daha fazlasını yapacak güce ve kararlılığa sahip olduğumuza da inancım tam.

C

M

Y

CM

MY

CY

CMY

K


yakınrota

TÜRKIYE’NIN CAN DAMARLARI BIRLEŞMIŞ MILLETLER VE UNESCO BAŞTA OLMAK ÜZERE ILGILI KURULUŞLARIN RAPORLARINA GÖRE, DÜNYA VE TÜRKIYE’DE ARTAN NÜFUS, KÜRESEL ISINMA, KURAKLIK GIBI NEDENLERLE HER GEÇEN YIL SUYA OLAN TALEP ARTARKEN, TATLI SU KAYNAKLARI AZALIYOR. DÜNYANIN 4’TE 3’Ü SU OLMASINA RAĞMEN (TOPLAM SU MIKTARI 1,4 MILYAR KM3) IÇME SUYU OLARAK KULLANILACAK KAYNAKLAR MAALESEF SINIRLI. DÜNYADA VAR OLAN SULARIN SADECE YÜZDE 2,5’I NEHIR VE GÖLLERDE TATLI SU OLARAK BULUNUYOR. Bu nedenlerle bugün dünyada 1 milyar insan suya ulaşımda sıkıntı yaşıyor. Türkiye, doğal kaynaklarının zenginliği bakımından Fransa ve İspanya’dan sonra dünyadaki sayılı ülkelerinden biri olmasına rağmen önlem alınmazsa önümüzdeki yıllarda su fakiri ülke durumuna gelebilir. Türkiye’nin hemen hemen her bölgesinde farklı kaynaklar bulunuyor. Türkiye’de doğal su kaynaklarının yoğunlaştığı noktalar, Adapazarı ve Bursa civarı ile Doğu Anadolu ve Akdeniz bölgeleri. Diğer yörelerde de doğal kaynak suyu çıkmakla birlikte debileri düşük oldukları için ekonomik değerleri bulunmuyor. Türkiye’de kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı bin 500 metreküp olarak belirtiliyor. Ancak 2030’da bu miktarın yıllık bin 100 metreküpe kadar düşeceği öngörülüyor. Dünyada tatlı su kaynakları gittikçe tükeniyor. Diğer taraftan yüzyıllardır var olan içme suyu kaynakları, Türkiye’nin can damarları olarak yaşamını sürdürüyor. Başta Uludağ olmak üzere, Sapanca Gölü, Kaz Dağları, Samanlı Dağları ve Manavgat Nehri Türkiye’yi yaşatmak için direniyor.

24


ULUDAĞ Bursa’nın Türkiye’nin en önemli kaynak merkezlerinden biri olmasını sağlayan Uludağ, aynı zamanda doğal içme suyu açısından en zengin kaynaklarından biri. Altı da üstü de su kaynakları ile dolu. Kaplıcalarda kullanılan termal sular, sağlık kaynağı maden suları, içme suları ve barajlarda toplanan yüzey sularını barındırıyor. Doğal kaynakları sayesinde Bursa, suyun, maden suyunun ve gazozun başkenti olmuş durumda. Ancak yeryüzündeki tüm kaynaklar gibi Uludağ’ın da suyu sınırsız değil. Bu nedenle geçtiğimiz yıl Uludağ’ın yaşam kaynağı için ‘Su Yönetim Planı’ hazırlandı. Uludağ’ın suyunun önce dağ ve çevresindeki yaşamın sürdürülebilmesi, sonra kamu yararına ve son olarak da ticari amaçlı olarak kullanılmasını hedefleyen plan, Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından onaylandıktan sonra yürürlüğe girecek. Bugün oldukça kıymetli olan Uludağ, tarihe de geçen öneme sahip. Öyle ki Antik Çağ’ın ilk tarihçilerinden Heredot eserlerinde, eski adı ‘Keşiş’ olan Uludağ’dan ‘Olimpos’ olarak bahsetti ve bu yeryüzü cennetindeki kralların yaşamlarını konu etti. İnanılmaz olsa da Truva savaşları, Apollon ve diğer Yunan tanrıları tarafından Uludağ’dan izlendi. Yıllar önce Uludağ'ın zirvesinden koparılan buz parçaları kervanlarla imparatorluğun sayılı kentlerine taşınarak yılın en sıcak günlerinde halka sunuldu. Tarihte yüzlerce membaya kaynak olan Uludağ'ın benzersiz lezzetteki suyu, günümüzde de hayat vermeye devam ediyor. Uludağ'ın binlerce yıl önce oluşmuş jeolojik katmanları suya doğal mineraller katıyor. Uludağ, 2 bin 543 metre yüksekliği ve yaklaşık 130 kilometrekare yüzölçümüyle Güney Marmara ve Batı Anadolu’nun en büyük dağı olarak yükseliyor.

25


yakınrota

SAPANCA GÖLÜ Uzun yıllardır Türkiye’ye can suyu olan bir diğer önemli kaynak Sapanca Gölü’dür. Sakarya ve Kocaeli tarafından içme suyu kaynağı olarak kullanılan göl, dağlardan inen küçük derelerin dibindeki kaynaklardan besleniyor. Gölün suyu kış ve ilkbahar aylarında yükselirken sonbahara doğru alçalıyor. Her ne kadar hakkında sık sık ‘mevsimsel kuraklıkla birlikte çekilmeye devam ediyor’ haberleri yapılsa da Dünya Sağlık Örgütü ve Sağlık Bakanlığı’nın belirlediği kriterlere göre seviyesini ‘iyi’ koruyor. Geçmişi milattan önceye dayanan Sapanca Gölü’nü en iyi Evliya Çelebi’den dinlemek evladır. Evliya Çelebi Sapanca’yı şöyle anlatır: "Sapanca Gölü'nün çevresi 24 mildir. Dört çevresinde kasaba gibi yetmiş altı köy vardır. Cümle halkı bu halicin

26

suyundan içtiklerinden yüzlerinin rengi kırmızıdır. Ürünleri çok ise de bağları yoktur... Gölün derinliği ekseri yerlerinde yirmi kulaçtır. Suyu gayet saf ve berraktır..." Yeniden bugüne dönecek olursak ekleyelim: Geçtiğimiz yıl Başiskele’deki Yuvacık Barajı'nda su seviyesinin yüzde 20’lere düşmesinin ardından Sapanca Gölü’nden su takviyesi yapıldı. Kasım ayında çıkan haberler üzerine açıklama yapan Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce, göldeki su seviyesinin tehlike arz etmediğini söyledi. Diğer taraftan Sapanca Gölü'ne alternatif içme suyu kaynağı oluşturmak amacıyla Pamukova Eskiyayla bölgesinde Akçay Barajı inşa edildi. Geçtiğimiz Kasım ayında su tutmaya başlayan barajda, bu kış depolanacak yağmur suları, 2020 Haziran ayına kadar biriktirilip şehre verilecek.


KAZ DAĞLARI Bir ucuyla Çanakkale’ye, bir ucuyla Balıkesir’e yaslanan Kaz Dağları, sahip olduğu görkemli doğasıyla Edremit Körfezi kıyısında Biga Yarımadası boyunca uzanır. Çanakkale, Balıkesir, Gökçeada ve Bozcaada'nın yanı sıra, Yunanistan'ın Midilli Adası'ndaki yer altı sularına kaynak oluşturur. Kaz Dağları, elbette tarihe de geçmiştir. Homeros, İlyada'sında İda Dağı (Kaz Dağı) için "Bol pınarlı vahşi hayvanlar anası" diye bahseder. Kaz Dağı'nın her yerinden kaynaklar çıkar. Derin vadi ve kanyonlara sahiptir. 1500 metre rakımda dahi yaz kış suyu olan kaynaklar bulunur. Zirvesinde karların erimesiyle ya da yağışlarla gelen su, toprak parçaları arasından süzülerek yerin dibine kadar ulaşabiliyor. Bu sular yerin bin metre dibine kadar gidebiliyor. Bunlar da yer altı suyu kaynaklarını oluşturuyor. Yer altı suları da kendilerine açtıkları kanallar vasıtasıyla adalara kadar uzanıyor. Edremit, Akçay ve Altınoluk'un buz gibi soğuk içme ve kullanma suyu, Kaz Dağı'nın eriyen kar sularıdır. Gidenler bilir, Kaz Dağı eteğindeki Çanakkale’nin Bayramiç ilçesine bağlı Pınarbaşı köyünde, yılın büyük bir bölümünde köylerin her yerinden kaynak suyu çıkar. Kaz Dağları son günlerde maalesef, yapılmak istenen altın madenciliği ile konuşuluyor oldu. Binlerce ağacın kesildiği görüntülerin sosyal medyada yayılması büyük tepki çekti. Geçtiğimiz Temmuz ayında başlatılan, Kazdağları'nda yaşanan doğa katliamı ve atın madenciliğine karşı duran ‘Su ve Vicdan Nöbeti’ hâlâ sürüyor.

Homeros, İlyada'sında Kaz Dağı için "Bol pınarlı vahşi hayvanlar anası" diye bahseder. 27


yakınrota

SAMANLI DAĞLARI Samanlı Dağları, Türkiye’nin en güzel doğal kaynak sularının bulunduğu Sapanca bölgesinin el değmemiş doğasına sahip. Doğanın devasa bir anıtı gibi Armutlu Yarımadası ile Düzce arasında uzanıyor. Eteklerindeki gelişmiş kentlere rağmen yaylaları, gölleri, kanyonları, su kaynakları ve zengin biyoçeşitliliği ile Marmara Bölgesi’nin “yağmur ormanları”nı oluşturuyor. Bölgenin tektonik yapısı suyun bulduğu her noktadan fışkırmasına neden oluyor ve kaynağı Marmara’nın kuzeyinde uzanıyor. Samanlı Dağları ormanları, kuzeyde Sapanca, güneyinde İznik gibi iki önemli gölü, yaylaları, yaz aylarında bile şırıl şırıl akmayı sürdüren sayısız dereyi ve su kaynaklarını barındırıyor. Bu haliyle Marmara Bölgesi’nin yağmur ormanları olmasının yanı sıra suyun doğup canlandığı topraklar olarak öne çıkıyor. Ormanların arasına gizlenmiş geçitlerin ardından karşınıza çıkan kaynak sular, uzun yıllardır tertemiz suyuyla hem bölge halkını ferahlatıyor, hem de fabrikalarda şişelenip bize kadar geliyor.

28


yakınrota

MANAVGAT NEHRİ Antalya’nın en büyük ikinci ilçesi olan Manavgat’ın her tarafı su. Kuzeyi su, güneyi sonsuz Akdeniz, doğusu su, batısı su. Manavgat Nehri de ilçenin ana su kaynaklarından biri. Türkiye'nin akım rejimi en düzenli nehri olan Manavgat, dünyanın en uzun yer altı akarsularından biri. Yanı sıra turkuaz yeşili suları, mineral bakımından oldukça zengin olmasıyla birlikte temiz ve berrak. Manavgat Nehri de tıpkı Uludağ, Kaz Dağları, Samanlı Dağları ve Sapanca gibi oldukça eski bir tarihe sahip. Antik adıyla Melas olan nehir, Toroslar'da doğarak Antalya'da Akdeniz'e dökülüyor. Uzunluğu 93 km olan nehir, Batı Toros sıradağları arasından doğan kolların birleşmesiyle oluşuyor. Güney batıya yönelerek dar ve dik yamaçlı kanyonlar arasından geçip ünlü Manavgat Şelalesi'ni meydana getiriyor. Manavgat Şelalesi şüphesiz, ülkemizde şelale denince akla ilk gelen yerlerden biri oluyor. Dahası Manavgat Nehri üzerinde 588 MW kurulu güce sahip iki hidroelektrik santrale sahip. Son günlerde etkili olan yağışlar nedeniyle nehrin beslediği Manavgat ve Oymapınar barajlarında su seviyesi oldukça yükseldi. Bu nedenle Manavgat Şelalesi'nde alt ve üst kısımlarındaki su seviyesi eşitlenirken bölgede bulunan iş yerleri büyük tehlike atlattı. Manavgat Nehri üzerinde hâlâ yapımı süren iki baraj var.

C

M

Y

CM

MY

CY

CMY

K

30


• Kıyı Tesisi Acil Müdahale Hizmeti • Deniz Ve Kara Döküntü Olaylarına Müdahale • Risk Değerlendirme Ve Amp Hazırlama • Eğitim Ve Tatbikat Düzenleme • Ekipman Üretimi Ve Satışı • Dalgıçlık Ve Sualtı Hizmetleri • Batıktan Yakıt Çıkartma • Kara Depolama Ve Endüstriyel Tank Temizliği • Bölgesel Acil Müdahale Merkezleri Kurulumu • Ar-ge Çalışmaları Ve Yayınlar

www.mareclean.com Ramazanoğlu Mh. Çukurova Cd. No:21 34906 Kurtköy/Pendik İstanbul-Türkiye

mareclean +90 216 377 27 00

+90 216 377 07 17


mavikaşif röportaj. Peri Erbul

CATONI YÖNETİM KURULU BAŞKANI JONATHAN BEARD

“FİNANS KURULUŞLARININ ARTIK EKOLOJİK GÜVENCE ALMASI GEREKİYOR” DENIZLERIN VE DOĞANIN GELECEĞINI KURTARMANIN IKI ÖNEMLI KONSANTRASYONA DAYANDIĞINI IFADE EDEN TURMEPA YÖNETIM VE İCRA KURULU ÜYESI JONATHAN BEARD, BUNLARIN EVDEKI DISIPLIN VE FINANS OLDUĞUNU SÖYLÜYOR. EVDEKI DISIPLININ KIRLETMEMEYI ÖĞRETTIĞINI SÖYLEYEN BEARD, FINANS IÇINSE “FIRMALARI VE GIRIŞIMLERI FINANSE EDEN KURULUŞLARIN ARTIK EKOLOJIK GÜVENCE DE ISTEMESI GEREKIYOR” DIYOR. 32


K

Kuşaklardır denizci bir ailenin bir ferdi olan Catoni Yönetim Kurulu Başkanı ve TURMEPA Yönetim ve İcra Kurulu Üyesi Jonathan Beard, bu ailenin Türkiye’de yaşayan üçüncü kuşağı. Sıkı bir denizci ve deniz aşığı olan Beard, teknesi Afrodit ile beraber denizlerin hakkını sonuna kadar veriyor. Gerçek deniz aşığı pek çok insan gibi, denizleri her türlü yaşayan Beard, karadaki zamanını ise “dünyamızın koruyucusu” olarak tanımladığı denizlerin korunması ve gelecek nesillere aktarılabilmesi için harcıyor. Yönetim Kurulu Üyesi olarak yer aldığı TURMEPA bünyesinde çalışmalar yapan Beard, TURMEPA’nın sektörün yapamadığı pek çok şeyi yaptığını ve sorumluluklarının boyutunun çok yüksek olduğunu söylüyor. Denizci bir aileden geldiğinizi biliyoruz ama sizin kendi denizcilik hikayeniz nasıl evrildi? Yelken maceram beş yaşında, Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta başladı. Dedem; doğup çocukluğumun ilk evrelerini geçirdiğim bu şehrin yat kulübünde komodordu. Onunla beraber tüm zamanımı yelkenlilerde geçiriyordum. Sonrasında İstanbul’a taşındık. Teknelerle olan yakın ilişkim, burada babam üzerinden devam etti. Babamın İstanbul Boğazı’nda, Bebek’te demirli bir teknesi vardı. Bu arada, o dönemde tekne sayısı 10-15 civarındaydı. Daha 8-9 yaşındayken teknenin ön güvertesinde görevliydim; yelkenlerin değiştirilmesi, çapanın atılması, yanaşma esnasında bilgi verme gibi görevlerim vardı; küçük bir gemi adamıydım. 1975 senesinde, babam büyük bir yat satın aldı. O yatta “denizde nasıl kaptan olunur”u ve bir gemiye her türlü durumda hakim olabilmeyi, aksamlarını, onu nasıl onarabileceğimi öğrendim. Derken yaşım geldiğinde kendi yelkenlimi aldım. Yelkeni özellikle belirtiyorum çünkü ben motorcu değil, yelkenciyim.

Bitiremediğim yarışlar oldu ama önemli olan bitirip bitirmemek değil; o heyecanı, tutkuyu yaşamak, denizde olmak. İnsanları denize teşvik etmek, deniz kültürünün gelişmesini sağlamak. Nasıl bir karakter veya kültür farkından bahsediyoruz? Belirli bir zamandan sonra genelde insanlar motora geçiyor çünkü daha kolay geliyor. Bu bir hayıflanış değil, aslında natürel bir geçiş. Kardeşim de motorcu. Aramızdaki fark şu, ben bir yere varmaya çalışıyorum; o ise ne zaman varması gerektiğini düşünüyor. Ben bir yelkenci olarak yola çıkarım; amacım sadece belirlediğim koya, kıyıya varmaktır. Oraya varana kadar kaç kez yelken değiştireceğimi; kaç kez mola vereceğimi, nasıl bir hava ile karşılaşacağımı bilemem. Doğa ile birlikte ya da ona karşı hareket ettiğinizi hesaba katarsanız, cevabı tam bilinmeyen bir denklemden bahsediyoruz. Ben doğanın bana sunduğu yolda ve onun kuralları doğrultusunda hareket ediyorum. Motorda durum farklı; kaptana gideceğin yeri ve varmak istediğiniz saati söylersiniz ve gerçekten de istediğiniz saatte istediğiniz yere varırsınız. Bu, motorcunun lüksü. Miliniz de hızınız da belli. Motorun en büyük atraksiyonu bu, varış yerine, belirlenen saatte varmak. Yelkencinin atraksiyonu ise seyri. Bu benim adıma karakterimin de bir yansıması. Mücadeleyi seviyorum. Varış noktasına her daim varabildiniz mi peki? Denizlerde yarışmaya, İngiltere’deki öğrenciliğim esnasında başladım. Türkiye’de ve İngiltere’de pek çok yarışa katıldım, 33


mavikaşif

arkadaşlarımla beraber. 2000 yılına kadar yarışlara katılmaya devam ettim ve sonrasında kendime “yarış defterini kapatıyorum” dedim ama kendime olan bu sözü 2004 yılında bozdum. Her yıl katıldığım Londra’daki boat show’da, bir sene, dünya turunu kapsayan bir yarışın varlığından haberdar oldum; Global Challenge. 2004 yılında bu yarışa katılmaya karar verdim. Elbette, anında tepkiler yükselmeye başladı: “Sen artık 30 yaşında değilsin ki…” Evet, ancak benim de tecrübem var ve bu benim son ve en güzel yarışım olsun, dedim. 18 kişilik bir ekiple, Londra’dan, 5-6 ay süren bu yarışa başladık. 7 etaptan oluşuyordu ancak iki etabına iş yoğunluğumdan dolayı katılamadım. Bu yarış benim için finaldi ta ki, komodor Bernard Kitchens’ın “Biz Cows Haftası’nda yarışacağız, ne dersin” sorusuna kadar. Bu da dünyaca kabul gören büyük ve önemli bir yarış. Her sınıf ve kategoriden tekne yarışabiliyor. Yarışın yaş ortalaması 65’ti. Bir hafta boyunca tüm yarışlara “son” diyerek katıldık. Yarışların bir ikisini çok ağır kaldığımızdan bitiremedik. Bu, sorunuzun cevabı ancak burada önemli olan insanlara herkesin yapabileceğini göstermekti. Mesele yaş ya da bitirip bitirmemek değil; o heyecanı, tutkuyu yaşamak, denizde olmak. İnsanları teşvik etmeye çalışıyoruz. Deniz kültürünün dünya çapında büyümesini, denizlerin sadece belirli bir yaşa ait olmadığını göstermek istiyoruz.

Elbette kirlilik ve küresel ısınma sadece bizim ülkemizde değil, tüm dünyada yaşanıyor ancak onlar kesinlikle bizden daha temiz ve bilinçliler. Bu iki şeye dayanıyor: Evdeki disiplin ve finans yönetimi.

34

Deniz kültürünü nasıl tarif ediyorsunuz? Deniz, benim için doğanın en güzel yeri. Çok şanslı bir insanım ki, çok güzel bir tekneye sahibim. Tekneme ailem ve aynı duyguları taşıyan arkadaşlarımı davet ederim. Çünkü teknedeyken tamamıyla natürel bir hayat yaşamayı tercih ediyorum. Kendimle ilgileniyorum, keyif aldığım şeyleri yapıyorum: Kitap okumak, yüzmek, sahilde yürüyüş yapmak, misafirlerime yemek yapmak, teknemle ilgilenmek... Bu, doğanın bana sunduğu çok kıymetli bir zaman. Büyük İstanbul’da ve diğer dünya şehirlerinde uğraşmak zorunda kaldığınız çok fazla şey var; trafik, gürültü, kirlilik… Sürekli bir mücadele içindeyiz fakat deniz öyle değil. Eğer ona saygı gösterirseniz, size dünyanın en değerli kavramlarını yaşamayı bahşeder; zaman, sessizlik, doğallık. Bu sebeple teknemde, denizde olmayı çok seviyorum. Tekneniz şu an nerede duruyor? Maalesef İstanbul’da duruyor. 12 sene önce tekneyle İstanbul’dan ayrıldım ve dedim ki, bir daha asla teknemi İstanbul’a getirmeyeceğim ama olmadı. O kadar kirli ki havası, teknem, tabiri caizse ağlıyor. Ben nesnelerin ruhları, enerjileri olduğuna inanıyorum. Şunu görüyorum, teknem bu şehirde olmak istemiyor. Bugün gezegenimizin uğraşmak zorunda kaldığı pek çok fenomen var; kirlilik, şehirleşme, ısınma... Bu şehir, bunların hepsine maruz kalıyor. Bir kirlilik bulutu dolaşıyor şehrin üzerinde. İstanbul gibi yaklaşık 20 milyon insanın yaşadığı bir şehri nasıl temiz tutacaksınız? Bunu sadece İstanbul için mi söylüyorsunuz, diğer kıyılar için ne düşünüyorsunuz? Ege, Akdeniz ve Karadeniz kıyılarına sahip bu ülkede elbette çok güzel ve hâlâ temiz yerler var. Ancak tüketiyoruz. Bugün baktığınızda Kaş, Kalkan ve Kekova bölgesi, dünyanın en güzel yerlerinden fakat kirlenmeye başladılar. Bundan 10 sene evvel, Monte Carlo’da TURMEPA adına Akdeniz Konferansı’na katıldım. Akdeniz’in ne denli hızlı kirlendiği konuşuluyordu. Bunda denizlerdeki ısınma ile beraber artan bakterilerin payı büyük; yine de bu sorundan insanları ayrı tutamıyorsunuz. Kaldı ki, ısınmada da payımız çok büyük. Elbette kirlilik ve küresel ısınma sadece bizim ülkemizde değil, tüm dünyada yaşanıyor ancak onlar kesinlikle bizden daha temiz ve bilinçliler. Burada iki şey devreye giriyor. İlki evdeki disiplin. Daha evdeyken atıkların çöp olmadığı, ayrıştırılması gerektiği fikri edinilirse, doğaya zarar veren ürünler ve yöntemler hakkında bilgiler öğretilirse otomatik olarak kirletmemeyi öğreniriz. İkinci konsantrasyon ise finans. Bugün dünyanın her yerinde yeni fabrikalar açmak için girişimciler ve iş insanları büyük kuruluşlar ve devletler tarafından finanse ediliyor. Bunun karşılığında ise ekonomik güvence alınıyor. Ben diyorum ki, bundan sonra “ekolojik güvence” de alınmalı. Açılacak bu yeni yapının çevreyle,

C

M

Y

CM

MY

CY

CMY

K


TÜRKİYE’DE

BİR İLK

HEM MUTFAKTA OCAĞA TAKILIR, HEM DIŞARIDA KULLANILIR.


mavikaşif

TURMEPA’nın ön ayak olması ile Bakanlığımız tüm okullara denizlerin ve doğanın korunmasına yönelik bir ders içeriği hazırlattı. Biz, büyük sorumluluklar üstlenmiş bir STK’yız. Üstlenmiş olduğumuz pek çok vazife, sektörün görevlerinin bir parçası aslında.

doğayla, denizle uyumlu olmasına dikkat edilmeli. Elde edilen çıktı, büyük bir yıkıma sebep olmamalı. Bunun da garantisini artık firmalar, iş insanları sağlamalı. Günümüzde sadece ekonomik güvencenin dünyayı ve ülkeleri kurtarmadığını görüyoruz, biliyoruz. O nedenle işin finans tarafına büyük sorumluluklar düşüyor. Peki sizi TURMEPA’ya çeken bu yüksek hassasiyet miydi? Bugüne dek gelen başkanların ve yöneticilerin hepsi yakinen tanıdığım ve saygı duyduğum insanlar. Her birine bugüne dek doğa ve denizler için yaptıklarından dolayı çok teşekkür ediyorum, sonsuz saygı duyuyorum. Ben de bu değerli insanların yaptıklarına katkı sunmak, bu takımın bir parçası olmak istedim ve burada olabildiğim için şanslıyım. Bugüne dek TURMEPA’yı yurt dışında üç kez temsil ettim. Bunlardan biri Kıbrıs’taydı. Orada bir konuşma yaptım ve hiçbir “MEPA” üyesinin yapmadığı bir şeylerden bahsettim. Biz, bir sonraki nesle denizlerin ne olduğunu, neden korunması gerektiğini ve bunu nasıl yapabileceklerini anlattığımızdan, eğittiğimizden bahsettim. TURMEPA olarak her yaştan çocuğa gence ulaşıyoruz. Bugüne dek ulaştığımız çocuk sayısı 8 milyonu aştı. TURMEPA’nın ön ayak olması ile Bakanlığımız tüm okullara denizlerin ve doğanın korunmasına yönelik bir ders içeriği hazırlattı. Biz, büyük sorumluluklar üstlenmiş bir STK’yız. Üstlenmiş olduğumuz pek çok vazife, sektörün görevlerinin bir parçası aslında. Başkanımız Şadan Hanım, bugün dünyanın önde gelen uluslararası denizcilik organizasyonlarından birinin başında. En yüksekteki bu temaslar, Türkiye denizciliğinin gelişmesi adına önemi bir avantaj sunuyor. Bugüne dek sektörün yapamadığı bir şey bu ve yine TURMEPA’nın imzası var. Sektörün, iş dünyasının daha aktif, gönüllü ve gönüllülüğe yaklaştırıcı olması gerekiyor. 36

Son yıllarda sadece denizcilik sektörü değil, iş dünyası genel olarak çok fazla sosyal sorumluluk ve bilinç yaratma projesinin içinde yer alıyor. Sizce bunlar toplum nezdinde nasıl bir etki yaratıyor? 1846 yılından bu yana aile olarak bu topaklarda yaşıyoruz. Ben bu güzel memlekette neredeyse bütün hayatımı yaşadım ve bunun nezdinde şunu rahatlıkla söyleyebilirim; her şeyi yapmaya hazır bir ülkeyiz. Yeter ki önünde bir model bulunsun. Dünyanın içinde bulunduğu bu trajik durumda ise artık bir adım daha ileri gitmeliyiz. Herkesin bir şeyler yapıp birbirine rol model olması gerekiyor. Kolektif bir yapı oluşturmak zorundayız. Bunu sadece bizim ülkemiz için demiyorum. Dünyada denizleri korumaya yönelik çok güzel organizasyonlar var, çok güzel işler yapıyorlar. Ben diyorum ki, bunu ilerletelim. Neden denizlerin de bir “Dünya Bankası”, “NATO”su olmasın. Dünya denizlerinin acilen bir “dünya deniz organizasyonu” oluşumuna ihtiyacı var, daha büyük rol modeller yaratabiliriz. Son olarak neler söylemek istersiniz? Sürekli büyüyen ve tüketen bir dünyada yaşıyoruz. Bugün dünyanın nüfusu 9,3 milyar. Uzmanlar, 25 yıl sonra 12 milyar, 50 yıl sonra 18 milyar olacağını söylüyor. Çok sevdiğim yedi tane torunum var; yaşları 7 ile 14 arasında değişiyor. 50 yıl sonra içinde olacakları gezegeni düşündüğümde ürküyorum; gıda ve su sıkıntısı, açlık savaşları yaşanıyor olacak. Bilirkişiler bunlar ile alakalı olarak bir süredir bizi sıkı bir şekilde uyarıyor. Lütfen artık ciddi şekilde dinlemeye başlayalım. 2050 yılında nüfusun ne kadar olacağını biliyoruz ama o tarihe ne kadar temiz deniz, su, doğa ve gıda bırakacağımızı bilmiyoruz. Bu çok saçma! Torunlarımız için daha da geç kalma lüksümüz kalmadı.


“O” artık bir Dünya Starı! BRIG EAGLE 8

Şık, Dengeli, Üstün Sürüş Hakimiyeti! Brig ile açık deniz de özgürsünüzdür. Eğer heyecan verici bir maceraya atılmak ve mavi suların heyecanını doyasıya yaşamak istiyorsanız, Brig’te geçireceğiniz kısacık bir an bile size kalabalıktan ve karada sıkışıp kalmanın stresinden mükemmel bir kaçış fırsatı yaratacaktır.

EAGLE 8, şık tasarımı ve göz alıcı profili ile segmentinde farklılık yaratmış, Paris ve Düsseldorf Boat Showlarında, kategorisinde yılın RIB Botu seçilmiştir. Uzun su hattı boyu ve derin 38° V omurgası ile hız yaparken dengeyi korur, üstün sürüş hakimiyetiyle konforlu ve keyifli bir gezinti sağlar. Tam da aileniz ile hafta sonları tercih edeceğiniz bir deniz vasıtasıdır.

Tasarımı; içine bir tuvalet alabilen geniş konsol bölmesi ile bir buzdolabı alabilen güverte dolabı, 340 litrelik yakıt deposu, elektrikli demir ırgatı, iki sintine pompası, 45 litrelik bir temiz su tankı, duş imkânı, katlanabilir merdiven ile kayak direğini içerir.

www.burla.com /burlamarine

/burlamarine

/burlamarine

Bankalar Cad. No: 23 Karaköy-İstanbul T: +90 212 256 49 50 I yamaha@burla.com CNR AVRASYA

BOAT SHOW 2020

22 ŞUBAT - 1 MART

15. ULUSLARARASI DENİZ ARAÇLARI EKİPMANLARI VE AKSESUARLARI FUARI

CNREXPO YEŞİLKÖY

HALL NO: 4 STAND NO: A02


mavidestek röportaj. Peri Erbul

BESLENME UZMANI VE DİYETİSYEN DİLARA KOÇAK

“İYİ YAŞAM GÜNLÜĞÜ 2020 HEM BEDENİ HEM GEZEGENİ BESLİYOR”

B

DILARA KOÇAK’IN TURMEPA IŞ BIRLIĞI ILE YAYINA HAZIRLADIĞI “İYI YAŞAM GÜNLÜĞÜ 2020” DIĞER GÜNLÜKLERDEN FARKLI OLARAK BU KEZ HEM INSAN BEDENININ HEM DE GEZEGENIN SAĞLIKLI BESLENMESINE YÖNELIK IPUÇLARI IÇERIYOR. Beslenme Uzmanı ve Diyetisyen Dilara Koçak’ın 2006 yılından bu yana kaleme aldığı “İyi Yaşam Günlüğü”, bir diyetisyen tarafından kaleme alınmış ilk tematik ajanda. Yıl boyunca okuyuculara ve sağlıklı beslenmek isteyenlere rehberlik eden bu ajanda kitabın sonuncusu olan “İyi Yaşam Günlüğü 2020” raflardaki yerini aldı ancak bu sefer, diğerlerinden küçük bir farkla. Koçak’ın 2020 ajandası bu kez hem bedenin hem de gezegenin sağlıklı beslenmesini içeriyor. Buradan baktığımızda da aslında çok büyük bir farktan bahsediyoruz. Dilara Koçak, TURMEPA iş birliği ile yayınladığı bu yeni günlükte, gıda israfının doğaya, denizlere, insanlığa ve gezegene ne denli zararlar verdiğini anlatarak, insanlarda bu konuda bilinç ve farkındalık yaratmaya çalıştığını aktarıyor. Neden İyi Yaşam Günlüğü dediniz bu “proje”ye, insanların neler yazmasını bekliyorsunuz? İyi Yaşam Günlüğü, 13 farklı konuda bilgi veren bir kitap ajanda. İnsanların yediklerini, duygu durumlarını yazarak kendilerini takip etmelerini sağlıyor. Araştırmalar, tükettiklerini kaydeden kişilerin daha dikkatli ve sağlıklı beslendiklerini ortaya koyuyor. Kalıcı davranış değişikliği yaratmak istiyorsanız, bunun için önce mevcut durumu ölçmek, sorunları tespit etmek, farkına varıp daha sonra strateji belirlemek, küçük ve yavaş adımlarla ilerlemek önemli. 38


2006 yılından bu yana hazırladığınız İyi Yaşam Günlüğü, insanların kendi motivasyonlarını keşfetmelerini ve sağlıklı bir hayata yönelmelerini sağladı. Nedir günlüğün sunduğu temel motivasyonlar ve kendi motivasyonunu keşfetme yolları? Yediklerinizi yazmanın önemi tam da bu noktada ortaya çıkıyor. Yediklerinizi kaydetmeye başladığınızda kendi yanlışlarınızı ve doğal olarak da doğrularınızı tespit etmeye başlıyorsunuz. Bedeninizin rutinini, hangi gıdaya nasıl tepki verdiğini ve nasıl davranmanız gerektiğini fark ediyorsunuz. Günlük olarak kaleme aldığınız bu doğru-yanlışların hepsi birer motivasyon cümlesi aslında çünkü kendinizi nasıl keşfetmeniz gerektiği konusunda size yol gösteriyor. Biraz da İyi Yaşam Günlüğü 2020’den bahsedebilir miyiz? 2020 Günlüğü, bu kez gezegenin sağlıklı beslenmesini ele alıyor. Neler var günlükte gezegene dair, okuyucuya ne anlatacak? Ben, uzun yıllardır birey ve kurum beslenmesini ele alıyorum ancak bununla beraber, uzun zamandır gezegeni de beslememiz gerektiğini anlatıyorum. Tüm bireyler gibi kendimi dünyaya karşı sorumlu hissediyorum. Bu misyonla İyi Yaşam Günlüğü 2020’de insanların seçimlerini gözden geçirirken sadece bireysel sağlıklarını değil; toprak, hava, deniz ve dünyamızın sağlığını da düşünmelerini sağlamak istedim. Bu doğrultuda kitap hem bedeni hem de gezegeni besleyecek öneriler içeriyor. Kitapta “Atıksız Mutfak ile Tanışın”, “Etsiz

Denizlerin iyiliği, sadece bireylerin beslenmesi için değil; biyoçeşitlilik, ekosistem, oksijen ve gezegenin sağlığı açısından da muazzam bir öneme sahip. Ben de bir beslenme uzmanı olarak bu kritik mavi sistemi son derece önemsiyorum. Pazartesi”, “Gıda Okur Yazarlığı”, “Gelecek Gelenekte” gibi kendimize ve gezegenimize iyi gelecek, bizleri bilinçlendirecek bölümler mevcut. İyi Yaşam Günlüğü 2020’ye, TURMEPA’nın ne yönde bir desteği oldu? İyi Yaşam Günlüğü 2020, TURMEPA’nın 1994 yılından bu yana var olan tecrübeleri ile daha da güçlü bir içerik ile hazırlandı. Görsellerin, insan ve deniz sağlığına farkındalık uyandırmadaki etkisi özel olarak planlandı. “Sıfır Atık Mavi” sözcüsü olan TURMEPA, insanlık ve gezegen adına ortak amaçlar için çalışıyor. Aynı şekilde ben de Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın belirlediği kriterler doğrultusunda, Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ile birlikte çalışıyorum. Bu noktada da karşılıklı desteğin projenin etkisini artıracağına inanıyorum. 39


mavidestek

TURMEPA ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliğinde asıl olarak yapmak istediğimiz, insanlarda gıdaya ve bunun üzerinden denizlerdeki ve gezegendeki tahribata yönelik bilinç ve farkındalık yaratmak. Son zamanlarda TURMEPA ile farklı iş birlikleri içinde yer alıyorsunuz. TURMEPA’yı tercih etmenizdeki sebep neydi? Toprak hasta, hava hasta, denizler hasta… Bildiğimiz gibi TURMEPA, kurulduğu günden bu yana denizleri ve kıyıları odağına alarak harika projelere imza atıyor. Denizlerin ve kıyıların kirlenmesini önlüyor ve konu hakkında bilinçlendirme çalışmaları yapıyor. Denizlerin iyiliği, sadece bireylerin beslenmesi için değil; biyoçeşitlilik, ekosistem, oksijen ve gezegenin sağlığı açısından da muazzam bir öneme sahip. Ben de bir beslenme uzmanı olarak bu kritik mavi sistemi son derece önemsiyorum. İyi Yaşam Günlüğü 2020, TURMEPA için bağışa dönüşerek tam da bu hedefe yönelik katkı sağlıyor. Bir diyetisyen olarak, sosyal sorumluluk projelerine, denizlerin, doğanın geleceğine yoğunlaşmak, sürdürülebilirlik ile alakalı çalışmalar yapmak nasıl bir hikayenin sonucu? Dünyada her gün 821 milyondan fazla insan, başını yastığa aç şekilde koyuyor. Buna karşın dünyada 1,3 milyar fazla kilolu ve obez insan var. Dünyada israf edilen gıdanın miktarı yıllık yaklaşık 1,3 milyar ton. Üretilen toplam gıdanın üçte biri sofraya dahi ulaşmıyor. Dünyada, 1,4 milyar hektar alan (Çin’in yüzölçümünden daha büyük) hiç sofralara ulaşmadan atılan gıdaların üretimi için kullanılıyor. Dünyadaki taze su kaynağının yüzde 25’i hiç tüketilmeyen gıdaların üretimi için kullanılıyor. Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin en önemli sebeplerinden birisi olan sera gazı salınımının yüzde 8’i gıda atığı olarak israf edilen ürünlerin üretiminden ortaya çıkıyor.

2019 benim meslekteki 25. yılımdı, tablo bu kadar vahimken, bu konuda konuşmam gerektiğini, bunun hem mesleki hem de insani sorumluluğum olduğunu hissettim. Dünyada bu kadar açlık çeken insan varken ve dünya nüfusu hızla artarken bu israfı ortadan kaldırmak zorundayız. FAO ile yaptığım çalışma da bu amaca hizmet ediyor. Sıfır atık yaşamak, sıfır açlık yaşamak nasıl oluyor, siz nasıl sıfır atık yaşıyorsunuz? Alışveriş listesi yapıyorum; son tüketim tarihi ve tavsiye edilen tüketim tarihi arasındaki farka dikkat ediyorum. Kiloyla meyve sebze almak yerine, evimin ihtiyacı kadar alışveriş yapıyorum. Besinleri uygun şekilde saklıyor ve artan tüm yiyeceklerimi bir şekilde değerlendirmeye çalışıyorum. Tüm bu basit kuralları yerine getirdiğinizde atığı önleyebiliyorsunuz. Yapmanız gereken ilk şey, bunu istemek. Burada farkındalık ve bilinç çok önemli. TURMEPA ile gerçekleştirdiğim bu iş birliğinde de asıl olarak yapmak istediğimiz şey bu. İnsanlarda gıdaya ve bunun üzerinden denizlerdeki ve gezegendeki tahribata yönelik bilinç ve farkındalık yaratmak. Sıfır atık, sağlıklı yaşamın neresinde duruyor; yaşam kalitesine nasıl bir katkı sunuyor? Hem sağlıklı hem de sıfır artık prensibiyle beslenmek mümkün. The Lancet dergisinde yayınlanan gezegen diyetine göz atmanızı öneririm. Ben daha fazla besin çeşitliliği sağlamaya çalışıyorum; kırmızı et ve işlenmiş et tüketimimi azaltıp, Pazartesi günleri et tüketmiyorum. Tercih ettiğim balıklar, sürdürülebilir balıkçılık yoluyla sağlanmış oluyor. Protein zengini gıdalara, zengin kuru baklagillere, ceviz, fındık gibi yağlı tohumlara beslenmemde yer veriyorum. Son olarak neler söylemek istersiniz? Aldığımız her iki nefesten birini denizler sağlıyor. Siz de İyi Yaşam Günlüğü 2020’yi alarak denizlerin iyiliği için TURMEPA’ya destek olabilirsiniz çünkü “deniz varsa hayat var”.

40


Harekete hazırız! İleri eklem dejenerasyonu tedavisinde, eklem protezi uygulamaları hareketli ve ağrısız bir yaşama geri dönmeye yardımcı olur. Koç Üniversitesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü, deneyimli kadrosu ile başta diz, kalça ve omuz dejenerasyonunda protez tedavileri ile daha hareketli bir hayata başlamanız için yanınızda.


uzakrota

UNESCO’NUN MAVİ FENOMENLERİ DÜNYA MIRASI ALANI OLARAK BELIRLENEN YERLER VE YAPILAR; BIRLEŞMIŞ MILLETLER EĞITIM, BILIM VE KÜLTÜR ÖRGÜTÜ’NÜN (UNESCO) BELIRLEDIĞI KRITERLER ALTINDA “OLAĞANÜSTÜ EVRENSEL DEĞERE” SAHIP OLACAK ŞEKILDE SEÇILIYOR. 1972 yılında UNESCO tarafından kabul edilen “Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına İlişkin Sözleşme”, 20 ülke tarafından resmi olarak onaylandıktan sonra 1975 yılında yürürlüğe girdi. Bu sayede dünyadaki kültürel hazinelerin ve doğal alanların korunmasında uluslararası iş birliği için bir çerçeve sağlandı. Her yıl Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü bir araya gelip, insanlığa üstün değerler katmasıyla tanınacak “Dünya Mirası” statüsü verilecek yerleri beliriyor. İnsanlığın yaratıcılığının başyapıtlarından sıra dışı doğal güzelliklere uzanan manzaraların yer aldığı bu yerler, dikkatli bir şekilde pek çok kriter süzgecinden geçirilerek seçiliyor. UNESCO Dünya Mirası Listelerini her ne kadar insanlık tarihinin en ilgi uyandırıcı bölümleri ile ansak da listenin akışında doğal ve vahşi yaşamın pek çok mabedi de yer alıyor. Bu doğal harikalar listesinin bir kısmını da tabiatın “mavi” alanları oluşturuyor.

42


PLITVICE GÖLLERİ HIRVATISTAN Dünya Mirası Komitesi tarafından 26 Ekim 1979 yılında resmi olarak koruma altına alınan ve Dünya Mirasları Listesi’ne eklenen Plitvice Gölleri, UNESCO tarafından evrensel değerde koruma altına alınan ilk doğal fenomen. Plitvice Gölleri’nden önce listede sadece kültürel varlıklar ve miraslar yer alıyordu. Günlük olarak 15 bin misafiri ağırlayan bölge, Hırvat turizminin sembolü ve tüm Hırvat ve dünya broşürlerinde yer alıyor. Gölleri sarmalayan ormanların zenginliği ve vahşi yaşamın muhteşem kombinasyonunu sunan Plitvice Gölleri Milli Parkı, ziyaretçilere hayatlarının geri kalanı için özel bir deneyim sunuyor. Dünya seyahat dergileri, bölgenin sahip olduğu doğal duyumun her yerde bulunamamasından dolayı, burayı ziyaret etmenin gezi hatıratı için önemli bir hamle olacağını söylüyor. Zamansız bir değere sahip olan park, yılın her döneminde ziyarete açık. Milli parkın güzelliği bir dizi şelale ile birbirine bağlı 16 gölde yatıyor ve geyik, ayı, kurt, domuz ve nadir kuş türlerinin yaşadığı derin ormanlık alana yayılıyor. Toplamda 300 kilometrekarelik bir alanı kaplayan milli parkın sekiz kilometrekaresi göllere ait.

Plitvice Gölleri, UNESCO tarafından evrensel değerde koruma altına alınan ilk doğal fenomen. 43


uzakrota

OHRİ GÖLÜ MAKEDONYA & ARNAVUTLUK Kuzey Makedonya (üçte iki) ile Arnavutluk (üçte bir) arasındaki sınırda yaklaşık 3 milyon yıldır yaşayan Ohri Gölü, Avrupa’nın en eski ve en derin doğal göllerinden biri. Gölün derinliği 300 metreye kadar iniyor. Göl, buzul öncesi döneme dayanan tarihi sebebiyle 1979 yılında UNESCO tarafından korumaya değer görülmüş. Aynı zamanda 200’den fazla endemik türe ev sahipliği yapıyor oluşu, listeye girmesinde büyük rol oynadı. Biyoçeşitlilik açısından dünyada en önemli göllerden biri. Ancak göl ve bölgesi yani Ohri şehri, yasadışı inşaat faaliyetleri ve kirlilik sebebiyle, nesli tükenmekte olan yerler listesine de girebilir. UNESCO Dünya Mirası Listesi, on kültürel veya dört doğal kriterden en az birini karşılayan olağanüstü evrensel

44

değere sahip bölge ve yapıları içeriyor. Ohri Gölü ve bölgesi ise hem kültürel hem de doğal öneme sahip kriterlerin tamamını karşılayan az yerlerden biri. Ancak durum yıllar içinde değişti ve Ohri’nin dünya mirası statüsü tehlikeye girdi. Dünya Mirası Komitesi, 30 Haziran 2019 tarihinde Bakü’de gerçekleşen oturumunda Ohri için son uyarısını yaptı. UNESCO raporu, Şubat 2020’den daha geç olmamak üzere ele alınacak 19 öneri sundu. Bunların bazıları zaten yerine getirilmiş, bazıları neredeyse tamamlanmış durumda ancak bir kısmı hâlâ beklemede. En önemli önerilerden biri kentleşme sorunuyla mücadele etmek. Birkaç gecikmeden sonra Ohri Belediyesi yasa dışı yapıları yıkmaya başladı. Ancak Şubat ayına yetişip yetişmeyeceği merak konusu.


BAYKAL GÖLÜ RUSYA Dünyanın en eski, en derin ve en büyük tatlı su gölü olan Baykal, 5 Aralık 1996’da Meksika’nın Merida kentinde düzenlenen UNESCO Dünya Mirası Komitesi ile listeye alındı. Sibirya’nın güneyinde İrkutsk kentinin yakınında yer alan göl, “Sibirya’nın Mavi Gözü” olarak adlandırılıyor. Tarihinin bundan 25-30 milyon yıl öncesine uzandığı belirtilen Baykal Gölü, bin 700 metre derinliği ve 3,15 milyon hektar genişliği ile dünyanın donmamış toplam tatlı su rezervinin yüzde 20’sini içeriyor. Rusya’nın Galapagos’u olarak nitelendirilen Baykal; yaşı, izolasyonu ve sahip olduğu faunası ile evrim bilimi için olağanüstü bir değere sahip. Tatlı su ekosisteminin en seçkin örneği olan göl, ekolojik, biyolojik evrim süreçlerini, ekosistemlerin ve canlıların gelişimini temsil eden olağanüstü bir örnek olarak gösteriliyor. Diğer yandan etrafında barındırdığı antik yaşam kalıntıları, jeolojik süreçler ve fizyografik unsurlarla dünyanın gelişiminin aşamalarını göstermesi açısından da önem taşıyor. Göl, yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olan pek çok türü barındırıyor. Baykal, 2 bin 630 hayvan ve bitki türüne ev sahipliği yapıyor ve bunların yaklaşık yüzde 80’i dünyanın başka hiçbir yerinde bulunmuyor. Göl ayrıca tatlı su foklarının yaşam alanı. Bu arada fokların oraya nasıl ulaştığı konusu hâlâ gizemini koruyor.

Suyun şeffaflığı 40 metreye kadar iniyor. Yaş: 25-30 milyon I Derinlik: 1.700 m Genişlik: 3,15 hektar 45


uzakrota

GÖLLER BÖLGESİ İNGILTERE İngiltere’nin kuzeybatısında yer alan İngiliz Göller Bölgesi, Buzul Çağı’nda buzullar tarafından modellenmiş, sonrasında ise insan müdahalesi ile karakterize edilmiş pastoral bir alan. Doğa ve insanın ortak çalışması ile 16 tane göle yansıtılan bu kusursuz dağ ve vadi manzarasını; evler, bahçeler ve parklar tamamlıyor. 18. yüzyıldan itibaren “pitoresk” ve romantizm” hareketleri tarafından büyük takdir toplayan Göller Bölgesi, aynı zamanda güzel manzaraların önemi konusunda büyük bir farkındalık yarattı ve benzeri yerlerin korunması gerektiği ile alakalı koruma çabalarının erkenden başlamasını sağladı. Sarp tepelerin, dağ göllerinin ve ışıltılı göllerin kartpostal görüntüsü sayesinde senede 15 milyon insanın ziyaret ettiği, hayal gücünü körüklemek adına muazzam bir saha. Göl yolculuklarından dağ yürüyüşlerine kadar çok fazla açık hava aktivitesine sahip olan Göller Bölgesi, pek çok insan için edebi ilham kaynağı da oldu. William Wordsworth, Samuel Taylor Coleridge, Arthur Ransome ve Beatrix Potter buradan ilham alan yazarlar arasında yer alıyor. Milli Parklar ve Kırsal Bölgeye Erişim Yasası (1949) ve ardından gelen mevzuat uyarınca milli park olarak belirlenen Göller Bölgesi, Birleşik Krallık yasalarına göre, en yüksek düzeyde peyzaj korumasına sahip bölge. Göller Bölgesi, 2017 yılından bu yana da UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor.

46


Ege Bölgesi’nde, Menderes Nehri vadisinin ılıman iklimde yer alan Pamukkale, 1988 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne eklendi.

PAMUKKALE TÜRKIYE Denizli’de bulunan Pamukkale, kaplıcaları, yer altından yer üstüne çıkan suyundaki karbonat mineralleri, bembeyaz terasları ve travertenleri ile meşhur. Ege Bölgesi’nde, Menderes Nehri vadisinin ılıman iklimde yer alan Pamukkale, 1988 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne eklendi. Ölmeden önce mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerden biri olarak yerli yabancı listelerin tamamına girmeyi başaran Pamukkale, yılda iki milyon insan tarafından ziyaret ediliyor. Tabiatın sanatçı tarafını en başarılı şekilde yansıtan Pamukkale, termal suların hava ile teması sonrasında meydana gelen beyaz travertenleri ile insanı ilk görüşte büyülüyor. Pamukkale, doğal güzelliklerinin yanı sıra sahip olduğu kültürel değerler sebebiyle de UNESCO listesinde yer alıyor. 2 bin yıl önce güzelliği ile Bergama Krallığı’nı kendine çekti. Krallık, travertenlerin yanına Hierapolis kentini inşa ederek, Pamukkale’nin termal bir sağlık merkezi işlevi görmesini sağladı. Binlerce yıl önce antik dünya insanlarının yüzdüğü bu sular, şifa dağıtmayı hiç bırakmadı. Bugün dahi, şifalı kaynakları ve yer altı suları ile sağlık ve güzellik merkezi olarak dünyanın her yerinden insanı kendine çekmeye devam ediyor. Hierapolis kenti, günümüze en iyi şekilde korunarak ulaşmayı başardı. Bu başarıyı gösteren bir diğer yapı ise Roma Hamamı. Bugün müze olarak kullanılıyor ve antik kentin etrafında yapılan arkeolojik kazılardan elde edilen eserler burada sergileniyor.

47


duayenbakış

" DENİZ MÜZELERİ DENİZCİLİK ANLAYIŞININ YETİŞMESİ İÇİN GEREKLİDİR" EMEKLI ORAMIRAL METIN ATAÇ PIRI REIS ÜNIVERSITESI MÜTEVELLI HEYETİ ÜYESI, TÜRKIYE SUALTI ARKEOLOJISI VAKFI ONUR ÜYESI

BUGÜNE KADAR DENIZ KUVVETLERIMIZ, DENIZ MÜZECILIĞINE BÜYÜK ILGI GÖSTERMIŞ VE HATIRI SAYILIR ESERLER VERMIŞTIR. ANCAK TÜRKIYE’MIZIN GELECEKTEKI DENIZ ALAKA VE MENFAATLERI DÜŞÜNÜLDÜĞÜNDE BUGÜNE KADAR YAPILANLAR YETERSIZDIR. BIR AN ÖNCE BIR DENIZCILIK MÜZESININ KURULUMUNA BAŞLAMALIYIZ.

P

Piri Reis Üniversitesi’nde göreve başladığım 2010 yılından bugüne kadar icra ettiğimiz uluslararası kongrelerde hep şu soru gündeme gelmiştir: “Türkler tarih boyu denizci bir millet olabilmişler midir?” Bu soruya, akademisyenler ve araştırmacılar değişik cevaplar vermişlerdir. Örneğin, büyük tarihçimiz Prof. İdris Bostan, 16. yüzyıl Osmanlı Devleti için bir deniz imparatorluğu tanımlamasını yaparken, bazı tarihçilerimiz bunun aksini iddia etmişlerdir. Gerçek şu ki, Türkler, Çakabey’den bu yana ne zaman ki denizlere önem vermiş, deniz alaka ve menfaatlerinin farkına varmış, o dönemlerde yükseliş trendini sürdürmüştür. Tarih boyunca Türkler için denizleri ihmal etmenin faturası daima ağır olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde deniz gücünün büyük ölçüde ihmal edilmesi, yıkılışın önemli sebeplerinden birisidir. Atatürk’ün kurduğu genç Türkiye Cumhuriyeti, deniz gücüne ve özellikle yetişmiş insan gücüne önem vermiş ve denizciliğimiz, günümüze kadar başarı grafiği yüksek bir çizgi takip etmiştir. Bu noktada, denizci insan figürü üzerinde durmak istiyorum. Menfaatlerimiz açısından denizci devlet, denizci millet olmayı 48

hedeflersek, gerek askeri gerekse ticari deniz gücümüzün esasını, sanayi ve teknolojik gücümüzün yanında büyük ölçüde yetişmiş ve çağdaş insan gücünün oluşturduğu yadsınamaz. Bu konunun günümüz Türkiye’si içinde hayati önem arz ettiği, vatanını seven tüm düşünürlerin hemfikir olduğu bir gerçektir. Hal böyleyken, çağdaş denizci yetiştirmek bir hayli emek ve derinlemesine zaman içinde planlamayı gerektiren bir faaliyetler dizisidir. Sahip olunması istenen denizcinin yetişmesi için deniz okulları, kurslar, deniz sporları, deniz izciliği, deniz müzeleri ve her şeyden önce çocukluktan itibaren denizcilik anlayışının yerleştirilmesi gereklidir. Çünkü denizcilik bir meraktır, tutkudur, yaşam tarzıdır, bir meslektir. Büyük tarihçimiz İlber Ortaylı, denizciyi çölde yaşayan Tuareglere benzetir. Ortaylı, Tuareglerin çöle en iyi adapte olabilen kabile olduğunu ileri sürer. Denizler de çöller gibi değişik bir ortamdır; bu değişik ortama uymak, bu ortamlarda yaşama uyum sağlamak, bazı özelliklere sahip olmayı gerektirir. Buna birdenbire sahip olunamaz. İnsan, denizci olarak doğmaz; bu özelliklerin çocuğa aşılanması bir hayli emek ister. 6-10 yaş arası, bu tutkunun çocuğa aşılanması için en uygun


zamandır. Bu İngiltere'de olduğu gibi yaz kampları, Bodrum Turgutreis’te bir Turgutreis deniz müzesi deniz izciliği, yelken sporu gibi faaliyetler ve deniz kurulması konusunda daha önce elimize bir fırsat müzeleri marifeti ile yapılabilir. Bu arada söz deniz geçti. Sayın Şevket Sabancı, Turgutreis belde içinde müzelerine gelmişken, denizciliğin sevdirilmesi ve 1-2 Ekim 2020 tarihlerinde bir binasını bu konuda müze için vermeyi önerdi; yaygınlaştırılması için deniz müzelerinin son derece hatta bir proje bile yaptık ama o dönem Turgutreis Bodrum Turgutreis’de önem arz ettiğini belirtmek isterim. Özellikle son Belediye Başkanı kültür merkezi ve düğün salonu Uluslararası Turgutreis dönemlerde gerek deniz müzelerimiz gerekse gemi Sempozyumu yapacağız. olmasını istedi, proje değişti. Şimdi yeniden bir fırsat müzelerimizin nitelik ve nicelik yönünden artış doğdu, yeni Büyükşehir Belediye Başkanı konuya Bu sempozyumda bir müze sıcak baktı. 1-2 Ekim 2020 tarihlerinde Bodrum göstermesi çok memnuniyet vericidir. oturumu gerçekleştireceğiz. Turgutreis’te Uluslararası Turgutreis Sempozyumu Bugüne kadar Deniz Kuvvetlerimiz, deniz Turgutreis’in bugünkü müzeciliğine büyük ilgi göstermiş ve hatırı sayılır yapacağız. Bu sempozyumda bir müze oturumu eserler vermiştir. Beşiktaş’taki Deniz Müzemizin gerçekleştireceğiz. Turgutreis Selvinaz kasabasında çocuklarının tarihlerini son şekli, ihtiva ettiği tarihi değeri yüksek objeleri doğan bu büyük denizcimiz, Ceneviz gemisinde bilmeye hakları var. ve sergileme tekniği açısından mükemmele üç buçuk yıl forsalık yaptı. Onu kürek çekerken yakın bir seviyeye ulaşmıştır. İskenderun ve betimleyen balmumundan yapılmış hareketli heykeli, Mersin Deniz Müzeleri de Deniz Kuvvetlerimizin ülkemize çocuklarımızı tarihin derinliklerine götürmez mi? Turgutreis’in paha biçilmez bir armağanıdır. Ayrıca gemi müzeciliği açısından bugünkü çocuklarının tarihlerini bilmeye hakları yok mu? İzmit’teki Gayret, Karadeniz Ereğli’deki Alemdar, Gölcük'teki Antalya’da bir deniz müzesi ve hatta bir sualtı arkeoloji müzesi Yarhisar, gene Gölcük’teki harp silah araçlarının sergilendiği kurma girişimleri var. Geçtiğimiz yıl Antalya Kumluca bölgesinde garnizon içindeki müze, İzmir’deki Ege Firkateyn Müzemiz, MÖ 15. yüzyıla ait bir batık bulundu. Bu batık daha önce bulunan ve denizaltı müzelerimiz (Koç Müzesi dahil) ve Nusrat hareketli kazısı tamamlanan MÖ 13. yüzyıla ait Uluburun’dan daha eski. Şu gemi müzemiz başarı ile görevlerini yerine getirmektedir. Bu anda dünyanın en eski batığı konumunda. Buluntuların bir müzede müzelerin yapımı ve faaliyete geçirilmesinde emeği geçenleri canı değerlendirilmesi harika bir düşünce. Eminim benim bilmediğim gönülden kutluyorum. daha birçok müze girişimleri vardır.

BİR DENİZCİLİK MÜZESİ KURULMASI ŞART! Türkiye’mizin gelecekteki deniz alaka ve menfaatleri düşünüldüğünde bugüne kadar yapılan tüm bu eserler yeterli midir? Cevabım, tabi ki hayır! Çok eksiklerimizin olduğunu düşünüyorum. Örneğin bir denizcilik müzemiz yok, yani ticari bahriye müzesi. Behemehal gecikmeden, bir fon yaratarak buna başlamalıyız. Ben buradan bu çağrıyı yapmış olayım, inşallah kulak veren olur. Askeri yasak sahalar içindeki müzeleri halkın kolaylıkla erişebileceği sivil alanlara taşımalıyız, müze halk içindir. Örneğin Gölcük garnizonu içindeki müzeyi yasak saha dışına taşımalıyız. Diyeceksiniz ki, “sen niye yapmadın?” O zaman yer bulamadım. Tek tesellim, müzeye istenen sayıda ziyaretçi akını olmasa da hiç olmazsa malzeme korunmuş oldu. Diğer önemli bir konu, sadece sahil şehirlerimizde deniz müzesi olması yetmez. Niçin Ankara’da bir deniz müzemiz olmasın? Paris’te, Madrid’de deniz müzeleri var. Ben görevdeyken, Ankara’da bir deniz müzesi yapmak için çok çalıştım ama başarılı olamadım. Bu konuda bir fırsat çıkarsa, mutlaka değerlendirilmelidir. Düşünsenize, bahçesinde bulunan bir havuzda kadırga maketi ile firkateyn maketinin yan yana yüzdüğü, denizci kıyafeti ile çocuklara ketenhelva satan bir satıcı… Ne güzel hayaller değil mi? Niye gerçek olmasın. İçinde bulunduğumuz dönemde gerçekleşmesi halinde -bazılarının dediği gibi- muhteşem müze tasavvurları da yok değil.

TURMEPA’NIN FAALİYETLERİ ÇOK DEĞERLİ Yazıma son vermeden Sayın Şadan Kaptanoğlu’nun başkanlığını yaptığı TURMEPA’nın önemine de değinmek istiyorum. Denizlerin temizlenmesi ve idamesi uğrunda çok harika faaliyetler gerçekleştiriyorlar. Piri Reis Üniversitesi olarak geçtiğimiz yıl Monaco’da yaptığımız “Uluslararası Dünya Okyanusları Ölçüm Tarihi” konulu kongrede TURMEPA’yı temsilen Genel Müdür Semiha Hanım harika bir takdim yaptı. Kendisine teşekkür ediyoruz. Bravo! Her zaman söylediğim gibi konuşmak ve yazmak, uzaktan öneride bulunmak kolaydır ama “bir” şeyi yapmak zordur. Başarının onuru onu yapana aittir. TURMEPA sayesinde, bu köşede birçok öneride bulunmuş olduk, gerçekleşmesi ümidi ile… 49


mavisöyleşi röportaj. Peri Erbul

DOÇ. DR. BURCU ÖZSOY

“TÜRKİYE’NİN DE BEYAZ KITA’DA BİR BİLİM ÜSSÜNÜN OLMASI İÇİN ARALIKSIZ ÇALIŞIYORUZ" TÜRKİYE’DEN ANTARKTİKA’YA GERÇEKLEŞTİRİLEN SON ÜÇ BİLİMSEL SEFERİN LİDERLİĞİNİ ÜSTLENEN DOÇ. DR. BURCU ÖZSOY, TÜRKİYE’NİN SON YILLARDA YAPTIĞI ÇALIŞMALARLA UZUN ZAMANDIR ORADA KALICI ÜSSE SAHİP OLAN VE ARAŞTIRMALAR GERÇEKLEŞTİREN ÜLKELERİN BAZILARIYLA SEVİYE EŞİTLEDİĞİNİ VE KALICI BİR ÜS ÇALIŞMALARININ DEVAM ETTİĞİNİ SÖYLÜYOR. 50


İ

İstanbul Teknik Üniversitesi Kutup Araştırmaları UYG-AR Merkezi Müdürü Doç. Dr. Burcu Özsoy, şu an için “danışman olmayan üye ülke” statüsünde bulunan Türkiye’nin son yıllarda hem teknik hem de akademik anlamda büyük ilerleme yakaladığını kaydediyor. Türkiye'nin yürüttüğü projelerle kalıcı üsse sahip pek çok ülkeden önde olduğunu aktaran Özsoy, Türkiye’nin kendi üssüne geçeceğini umduğunu ifade ediyor ve bu üssün sahip olduğu teknoloji ve yüksek donanım ile de diğer ülkelere örnek teşkil edeceğini söylüyor. Antarktika, son yıllarda dünya genelindeki önemini üstüne koyarak artırıyor. Nedir bu önemi artıran unsurlar? Kutup bölgeleri, tüm dünya için hayati öneme sahip. Her iki kutup bölgesinde de oluşan deniz buzları, okyanus-atmosfer ilişkisini düzenler ve büyük okyanus akıntı sistemini çalıştırarak, iklimlerin oluşmasını sağlar. Ancak Sanayi Devrimi ile birlikte atmosfere salınan sera gazlarının artışı, deniz buzlarının azalmasına sebep oluyor. Atmosferdeki karbondioksit gazı yoğunluğunun 3 milyon yıldır hiç bu kadar yükseldiği görülmemişti. Dünyanın son 800 bin yılda yaşadığı buzul çağlarına bir yenisinin eklenmesi ile karşı karşıyayız. Buzul çağına giden süreçte ise uç hava olayları, kuraklıklar gibi büyük sorunlarla karşılaşacağız. Ortalama 2 kilometre buzla kaplı olan Antarktika, binlerce yılın atmosfer fosillerini saklıyor. Yani öncelikle geleceği tahmin etmek için Antarktika’daki bu bilgilere ihtiyacımız var. Ayrıca buzullar, toplam tatlı su rezervlerinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor. Tabi ki şu an koruma altında olan diğer doğal kaynakları da insanlığın geleceğini şekillendirmesine yardımcı olabilecek boyutta. Bu zorlu koşullarda yaşayan ve 1 milyon yıldır gün yüzüne çıkmamış türlerin ise bizlere neler getireceğini tahmin etmek bile güç. Ancak bilinen türlerin bir kısmının yeni ilaçların yapımında kullanıldığını, tarımın geliştirilmesinde rol aldığını da göz ardı etmemek lazım. Kıtayı çevreleyen Güney Okyanusu’nun hem canlı hem de diğer doğal kaynakları da bölgenin önemini artırıyor. İklim değişikliği ile ilgili, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) yüzlerce bilim insanının katkıları ile ortaya koyduğu raporlarda belirtilen iklim değişikliğinin durdurulması ile ilgili eşik değerlere yaklaşıldığı ve bahsettiğim hususlar göz önünde tutulduğunda, Antarktika’nın önemini ve artan ilgiyi anlayabiliriz. Kıtanın yönetimi ile alakalı hukuki prosedürler tam olarak ne diyor? Türkiye’ye üs kurma imkanı sunuyor mu? Antarktika, ülkemizin de 1996 yılında taraf olduğu 1959 tarihli Antarktika Antlaşması ile yönetiliyor. Anlaşmaya taraf devletler iki farklı statüde bulunuyor. İlk imzacı olan 12 devletle beraber şu an toplam 29 ülke “danışman üye ülke”, 26 ülke ise “danışman olmayan üye ülke” statüsünde. Türkiye de şu an kararlarda oy verme yetkisi olmayan “danışman olmayan” statüsünde. Yani maalesef, kıta hakkında alınan kararlarda doğrudan katılım sağlayamıyoruz.

Türkiye taraf olduğu 1959 tarihli Antarktika Anlaşması’na göre, kıtadan herhangi bir maden, hidrokarbon çıkarmak, ekosisteme zarar verici derecede balık ve kril avcılığı yapmak, memelileri ve kuşları avlamak yasak. Danışman olmak için gerekli şartlara bakıldığında, Antarktika Antlaşması Çevre Koruma Protokolü’ne taraf olunması, Ulusal Antarktik Program Yürütücüleri Konseyi’ne (COMNAP) ve Antarktik Araştırmalar Bilimsel Komitesi’ne (SCAR) tam üyelik ve en önemlisi kayda değer bilimsel çalışmalar yapmak var. Türkiye bu maddeleri hızlı bir şekilde tamamlıyor. Buradaki en büyük iş bilim insanlarımıza düşüyor. Bu görevlerinin farkında olan bilim insanlarımız ise ulusal seferler kapsamında yürüttükleri projelerden bugüne kadar 20’ye yakın uluslararası bilimsel yayın yaptılar ve 50’ye yakın yayın da hazırlık aşamasında. Antarktika’da atacağınız her adımı öncesinde planlamanız ve çevreye etkisini değerlendirmeniz gerekiyor. İnsan ayak izini en aza indirgemek ve kaynakların etkin kullanımı için bu gerekli. Yani bir bilim üssünün bir kilometre uzağına aynı bilimsel çalışmaları yapmak için bir başka üs kurmamak gerekiyor. Bu sebeple çevre etkisini en aza indirgediğiniz, bilimsel olarak içeriğini doldurabileceğiniz ve gerektiğinde oradaki bütün kalıntıları kaldırabileceğinizi gösterdiğinizde, “danışman ülkelerin” oylarını alarak üs kurabilirsiniz. Burada üs kurmak neden önemli? Türkiye’nin kalıcı bir bilim üssüne sahip olması adına daha ne gibi çalışmalar yapılması gerekiyor? Siyasi açıdan, bölgede fiziki varlık göstermek çok önemli. Kalıcı bir üs yerleşkesi, yapılacak bilimsel çalışmaların kapsamının genişletilmesini ve maliyetin düşürülmesini de sağlar. 51


mavisöyleşi

Cumhurbaşkanlığımız himayesinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız uhdesinde ve kurucu müdürlüğünü yürüttüğüm İstanbul Teknik Üniversitesi Kutup Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (İTÜ PolReC) koordinasyonunda düzenlenen liderliklerini yaptığım üç Antarktik seferinde, bilim üssümüzün nerede olması gerektiği ile ilgili fizibilite çalışmaları yürütüldü. Ulusal Kutup Bilim Programı’nda belirlenen çalışmalar da göz önünde tutularak, geçici kamp yerleşkemiz konuşlandırıldı. Antarktika Antlaşması’yla zorunlu kılınan kapsamlı çevre etki değerlendirmesinin yapılması ve kalıcı bilim üssünün projelendirilmesi gerekiyor. Bu süreçlerin tamamlanması için gerekli çalışmalar yoğun bir şekilde devam ediyor. Bu süreçte de geçici kamp yerleşkemiz ve ulusal seferler kapsamında kiralanan gemiler ile bilimsel çalışmaları sürdürürken, uluslararası iş birlikleri ile Türk bilim insanlarının yabancı ülkelere ait bilim üslerinde de görev almasını sağlıyoruz. Bugüne kadar 20’den fazla Türk bilim insanı 10’dan fazla ülkenin üssünde bu kapsamda projelerini gerçekleştirdi. Uzun yıllardır kıtada üssü olan ve araştırmalar yapan ülkeler göz önüne alındığında yeni başlayan çalışmalarımız geç kalınmış bir durum mu? Ulusal anlamda bilimsel çalışmalar her ne kadar 2017 yılında başlamış olsa da, bölgede 50 yıldan uzun süredir çalışmalar yapan ülkelerin tecrübelerinden faydalanıyoruz. Ulusal Antarktik Program Yürütücüleri Konseyi (COMNAP) yıllık olağan toplantılarında görev alan yabancı ülke temsilcileri, Türkiye’nin son üç yılda yaptığı çalışmalar ile bölgede uzun yıllardır çalışma yapan ülkelerin yarısından daha iyi bir konumda olduğunu belirtiyor.

Türkiye'nin Antarktika’da “danışman ülke” olabilmesi için bilim insanlarımıza büyük iş düşüyor. Bu görevlerinin farkında olan bilim insanlarımız ise ulusal seferler kapsamında yürüttükleri projelerden bugüne kadar 20’ye yakın uluslararası bilimsel yayın yaptılar ve 50’ye yakın yayın da hazırlık aşamasında. Ulusal Antarktika Bilim Seferleri’nden önce de Antarktika Kıtası’nda bulundunuz. Hem ulusal seferlerden hem de daha önceki çalışmalardan nasıl sonuçlar elde edildi? İlk kez 2006 yılında, doktora çalışmam vesilesiyle bir buzkıran gemisi üzerinde araştırmalar yapmak üzere kıtaya gittim. Bundan 10 yıl sonra ise, İTÜ PolReC’i kurdum ve 2017, 2018 ve 2019 yıllarında düzenlenen üç Ulusal Antarktika Bilim Seferi’nin liderliği yaptım. Bilim insanı olarak çalışma konum “deniz buzlarının uzaktan algılama ile tespiti”. 15 yılda birçok bilimsel yayına imza attım. Ayrıca NASA’ya davet edilip burada da bir süre çalışma fırsatı yakaladım. Deniz buzlarında yaşanan trajik azalmayı çalışmalarımda gösterdim. Sadece kendi araştırma alanımda bile bu kadar büyük değişikliklerin gerçekleştiğini görmek kaygı verici. Ulusal seferler kapsamında, proje çağrıları açıldı ve birçok başvuru alındı. Bilimsel anlamda güçlü ve lojistik olarak mümkün olan projeler kabul edilerek, seferlerde yer aldı. Çeşitli disiplinlerden projeler, organik kirleticiler, mikroplastikler, buzullar, ekosistem gibi konularda çalışmalar yürütüldü. Bunlara ek olarak yeni türlerin ürünleştirilmesi ile ilgili çalışmalar sürüyor. Türkiye’nin çalışma yapmak adına nasıl bir ortamı var? Gerekli ekipmanlara sahip miyiz? Antarktika’da şu an üç modülden oluşan bir kamp yerleşkemiz mevcut. 2019-2022 yılları arasında hizmet verecek olan bu yerleşkede sekiz araştırmacı, bir aylık süre ile araştırmalarını sürdürebiliyor. Kamp yerleşkemizde herhangi bir laboratuvar yok ancak projeler ihtiyaçları doğrultusunda araştırma donanımlı bölgeye ulaştırılıyor. Kurulacak olan kalıcı bilim üssümüzde yüksek teknoloji ürünü iletişim donanımları, kapsamlı laboratuvarlar ve daha konforlu bir çalışma ortamı olacak. Türkiye’nin diğer ülkelere örnek olacak bir üsse sahip olacağını düşünüyorum. Kıtadaki iklimsel değişiklikler son zamanlarda çokça konuşuluyor. Ne gibi bir değişiklikten bahsediyoruz? Bu değişiklikler dünyanın kalanına nasıl bir etki edecek? Küresel iklim değişikliğinin etkisi en hızlı kutuplarda görülüyor. Eriyen buzullarla her iki kutup bölgesinde de ekosistem olumsuz

52


mavisöyleşi

olarak etkileniyor. Birçok canlı için beslenme, üreme, dinlenme alanı olan buzlar azaldıkça, bu türlerin de hayatları tehlikeye düşüyor. Ozon seyrelmesi, bu kıta üzerinde keşfedildi. Yaptığımız çalışmalarda, bölgeye taşınarak gelmiş mikroplastiklerin ve organik kirleticilerin olduğunu da gördük. Bunlar ekosistem üzerindeki doğrudan olumsuz etkilere işaret. Kıta dünyadaki buzulların yüzde 90’ına ev sahipliği yapıyor ve bunların tamamının erimesinin deniz suyu seviyesini yaklaşık 70 metre yükselteceği tahmin ediliyor. Binlerce yıldır donmuş halde bulunan topraktan salınacak metan gazı ile buzullarla hapsedilmiş virüs ve mikropların yayılması gibi tehlikeler de mevcut. Paris İklim Değişikliği Konferansı’nda alınan iki derece kuralı, Antarktika için ne kadar yeterli olacak? Kaldı ki, bu kural için gerekli adımların atılmadığını da söyleyebiliriz… Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin de benzer çalışmaları oldu. İklim modelleri ile ortaya konan senaryolar birçok parametreyi içermekte olsa da tüm parametreleri maalesef değerlendirmeye alamıyor. Örneğin Arktik bölgedeki erime ile açığa çıkacak metan gazı hesaplanırken, bu bölgede oluşacak bitki örtüsü hesaplanamıyor. Deniz suyu seviyelerinin artacağı hesaplanırken, göç edecek insanların hangi bölgelere yerleşeceği hesaplanamıyor. Bilim insanları 2 hatta 1,5 derecelik ısınmanın geri dönülemez eşik olduğunu ortaya koydu, bunun sağlanması için alınması gereken tedbirler ile ilgili öneriler sundu. Ancak bu öneriler ülkelerin altyapı değişiklikleri yapmasını gerektiriyor. Alınan ve önerilen tedbirlerin artık yeterli olmadığı Eylül 2019’da yayınlanan IPCC Değişen İklimde Okyanus ve Buz Tabaka Özel Raporu’nda da belirtildi. Küresel iklim değişikliği, sadece kutuplardaki buzulları değil, herkesin hayatını etkileyecek. Milyonlarca insanın göç etmek zorunda kalacağı, hortum, kasırga gibi uç hava olaylarının, sellerin daha sık ve daha güçlü yaşanacağını, tarım alanlarının değişime uğradığını, tatlı su kaynaklarının tükendiğini, hastalıkların arttığını ve yeni hastalıkların çıktığını anladığımızda, bu değişimin durmasına hatta geri döndürülmesine herkes destek verecektir. 54

%90

ANTARKTIKA BUZULUNUN DÜNYA BUZULLARI IÇINDEKI PAYI

70

METRE KITADAKİ BUZULLAR ERIDIĞINDE SU SEVIYESINDE YAŞANACAK ARTIŞ

29

KITADAKI DANIŞMAN ÜLKE SAYISI

26

KITADAKI DANIŞMAN OLMAYAN ÜLKE SAYISI

Ülkelerin araştırmalarının bazılarının yer altı kaynaklarına yönelik olduğu da dillendiriliyor. Bu ne kadar doğru? Antarktika’da her türlü maden çıkarılması yasaklanmış durumda. Ancak kıtadaki maden zenginliği yüzeyde bile kendini gösteriyor. Bir dağ düşünün, neredeyse tamamı paslanmış (demir), kayalıklar düşünün üzerlerinde parlak yeşil çizgiler (bakır). Fakat lojistiğin bu kadar zorlu olduğu bir alandan maden çıkarılmasına izin verilse dahi, günümüzde ekonomik olmayacağı için sürdürülebileceğini düşünmüyoruz. Tıpkı dünya devi bir petrol firmasının 7 milyar Amerikan doları yatırım yaparak Arktik’te bir petrol platformu kurduğu ve ekonomik olmaması sebebiyle kullanmadığı, bir konteyner gemisinin Arktik Okyanusu’ndan hiçbir yardım almadan geçtiği ve şu an için ekonomik olmaması sebebiyle bu rotaların kullanılmayacağını bildirmesi örneklerinde olduğu gibi. Biz bilim insanlarına bu konuda düşen görev ise tıpkı 1959 yılında Antarktika Antlaşması’nın imzalanmasına vesile olan SSCB ve ABD’li bilim insanları gibi kıtanın korunması için elimizden geleni yapmaktır. Kıtaya bir sonraki seferiniz ne zaman olacak? Çalışmalar ne durumda, neleri araştıracaksınız? 2020 yılında düzenlenecek sefer ile ilgili çalışmalar sürüyor. Sefer, Şubat-Mart aylarında gerçekleşecek. TÜBİTAK tarafından açılan proje çağrı sonuçları açıklandı. Kazananlar sefere dahil oldular. Son olarak neler söylemek istersiniz? Dünya bize sonsuz bir kaynak sunmuyor. Ayrıca dünyanın da bir yarını var; aslında kaynaklarının sonu demek daha uygun olur. Farkındalık ve eğitim çok önemli. Bu amaçla ben ve ekibim, geleceğin kanun yapıcıları/ karar vericileri çocukları ve gençleri de bilinçlendirmek adına çok sayıda seminerler verdik ve vermeye devam ediyoruz. Gençler bilinçli ve doğanın acımasının olmadığını biliyor. Geleceği şekillendirmek, çocuklarımızı bilinçlendirmek önemli, zira aklıma hep şu soru geliyor: Çocuklarımıza bıraktığımız yarına biz ne kadar sahip çıktık?


yakÄąntehdit

56


SU STRESİ

YAKIN GELECEK BELIRSIZLIĞI YAŞAMIN VAZGEÇILMEZ UNSURLARINDAN OLAN SU, SON YILLARDA TÜM DÜNYA KAMUOYUNUN GÜNDEMINDE ÖN SIRALARA YERLEŞMIŞ DURUMDA. KÜRESEL IKLIM DEĞIŞIKLIĞININ DAHA DA KRITIK HALE GETIRDIĞI SUSUZLUĞUN, 25-50 YIL IÇINDE ONLARCA ÜLKEDE BÜYÜK SORUNLARA YOL AÇMASI BEKLENIYOR. SU STRESI YAŞAYAN ÜLKELER ARASINDA OLAN TÜRKIYE DE BU ÜLKELERIN BAŞINDA GELIYOR.

57


S

yakıntehdit

Sonbahar mevsimini yağışsız geçiren ve kış mevsiminde henüz kar görmeyen İstanbul, endişeli bir sürecin eşiğinde bulunuyor. Yaklaşık 18 milyonluk nüfusa sahip olan mega kentin barajlarındaki su seviyesi yüzde 35’lere kadar düşmüş durumda. Son 10 yılın en düşük seviyesine gelen su miktarı, Ocak ayında yağan kısmi yağmurlarla biraz artmış olsa da miktar hâlâ dramatik bir seviyede seyrediyor. Bundan sonrası için beklenen yağmur ve kar yağışlarının barajlardaki oranı yüzde 50’lerin üzerine çekeceği görülüyor ancak İstanbul’daki su sorunu, barajların yağışlarla dolması beklentisinin çok ötesinde bir yerde duruyor. Etrafı denizlerle çevrili olmasına rağmen içme su kaynakları açısından zayıf olan İstanbul’da mevcut su kaynaklarının, gezegenin temel krizi olan küresel iklim değişikliğinden çok fazla etkileneceği söyleniyor. Diğer yandan sürekli artan yapılaşmalar nedeniyle, su stresi yaşayan İstanbul’da uzmanlar, Kanal İstanbul Projesi’nin su havzalarını tehlikeye sokacağı konusunda da ikiye bölünmüş durumda. Daha da önemlisi su ihtiyacının bir kısmını Melen ve Istrancalar üzerinden sağlayan bu şehrin yaşadığı su problemi, bu iki nehrin bulunduğu Düzce ve Kırklareli için de sorun teşkil ediyor. Bu sebeple de şehir için net bir su politikasının ve çözümlerin belirlenmesi büyük önem arz ediyor.

TÜRKİYE “SU “FAKİRİ” KATEGORİSİNDE YER ALIYOR Dünya haritası göz önüne getirildiğinde yüzde 70’lik bir mavi ile karşılaşıyoruz ancak bu maviliklerin sadece yaklaşık yüzde 3’ü içebilir durumda ve bunun da yüzde 70’inin buzullarda hapsedilmiş olduğunu düşündüğümüzde içmek için geriye yüzde 1’den bile az bir miktar kalıyor. Kaldı ki, bunun da bir kısmı geçtiğimiz yüzyılda bilinçsiz, inşaat, sanayi ve tarım politikaları yüzünden kullanılamaz hale geldi. Bugün dünyada 2,7 milyar insan su 58

Türkiye, sanılanın aksine, su zengini bir ülke değil. Artan nüfusu, gelişen ekonomisi ve büyüyen kentleriyle Türkiye, “su fakiri” olma yolunda ilerliyor.

MARMARA BÖLGESI • İçilebilir su miktarı 2,84 milyar ton • Nüfus 17.608.408 • Kişi başı yıllık kullanım 161,06 ton • Sonuç: Kesin kıtlık

stresi çeken havzalarda yaşamak zorunda. Uzmanlar, 2050 yılında dünya nüfusunun yüzde 40’ından fazlasının su sıkıntısı çeken havzalarda yaşayacağını düşünüyor. Birleşmiş Milletler ve UNESCO gibi önde gelen kuruluşların raporlarına göre, dünyada ve Türkiye’de artan nüfus, kuraklık ve küresel ısınma gibi sebeplerle her geçen sene suya olan talep artıyor, buna rağmen tatlı su kaynakları sürekli azalıyor. Dünya nüfusunun yüzde 40’ını barındıran 80 ülke şimdiden su sıkıntısı çekiyor. Su sorunu, sosyal, ekonomik ve çevresel alanlarda giderek daha büyük bir krize dönüşüyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2014 yılında hazırladığı Risk Raporu’na göre, su kıtlığı dünyadaki en önemli üç riskten biri. Dünya ülkeleri bu soruna çözüm bulamazsa yakın bir gelecekte su için savaşmak zorunda kalacaklar. Türkiye’nin de içinde bulunduğu manzara, dünyanın geri kalanından pek farklı değil hatta pek çok bölgeye göre çok daha kötü durumda. Uzun yıllardır Türkiye’nin su kaynakları açısından zengin bir ülke olup olmadığı tartışıldı. Ancak sanılanın aksine Türkiye, su zengini bir ülke değil. Yıllık ortalama 645 mililitre yağışa sahip ve bu rakam, 800 mililitre olan dünya ortalamasının epeyce altında. Toplam yeraltı ve yer üstü su potansiyeli ise 112 kilometreküp civarında hesaplanıyor. Bir ülkenin su zengini sayılabilmesinin kriteri yılda kişi başına düşen su miktarının 8-10 bin metreküp olması. 2 binin


Güney Afrika’da yer alan Cape Town’da su kıtlığı artmaya devam ediyor. 2018 yılında bireysel kullanım için kişi başı yalnızca 25 litre su verilebildi. Türkiye’de de benzer bir krizin yaşanabileceğine dikkat çekiliyor.

altındaki ülkeler su fakiri olarak kabul ediliyor. Türkiye de kişi başına düşen bin 500 metreküp su miktarı ile su fakiri ülkeler arasında yer alıyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yaptığı araştırmalara göre, Türkiye nüfusunun 2030 yılında 100 milyona ulaşacağı belirtiliyor. Bu durumda, kişi başına düşen su miktarının bin 100 m³/yıl olması bekleniyor. Bu tabloya bir de iklim değişikliği ve ısınmalar eklendiğinde Türkiye için durum, daha da kritik hale geliyor. Her geçen yıl su ihtiyacı daha da artan İstanbul’da uzmanlar, iklim değişikliği ile beraber, su kaynaklarının daha da azalacağını dile getiriyor. 2014 yılında yapılan ve Birleşmiş Milletler tarafından onaylanan bir araştırma, dünyanın en büyük 500 kentini “su” çerçevesinde ele aldı. Buna göre, içinde İstanbul’un da bulunduğu 11 kent bugün içme suyu tükenen Cape Town ile aynı kaderi paylaşmaya hazırlanıyor. Listedeki 500 kentin dörtte biri “su stresi” ile karşı karşıya. Su stresi yıllık içme suyunun bin 700 metreküpün altına inmesi demek. Türkiye ve İstanbul da içme suyunun bu rakamın altına düştüğü 2016 yılından bu yana stres yaşıyor. Yerel uzmanlar, 2030 yılına gelindiğinde durumun daha da kötü olacağı konusunda uyarıyor. 2016 yılında ve geçtiğimiz sene kuraklık yaşayan İstanbul için TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi’nde Doç. Dr. Kemal Güneş, İstanbul’da hava sıcaklığının yüzyılın sonuna doğru 1-5 santigrat artacağını, yağışların da yüzde 10’lar

civarında azalacağını söylüyor ve en kötü senaryoların 2030’larla beraber geleceğini ekliyor. Önümüzdeki yıllarda nüfusunun belirgin bir şekilde artması beklenen İstanbul’da su havzalarındaki potansiyelin daha da düşeceği belirtilirken, İSKİ Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. İzzet Öztürk, bu durumun şimdiden göze çarptığını söylüyor. Öztürk, bu azalmanın 2050’ye kadar yüzde 19-30 arasında olacağını ekliyor.

ARTAN YAPILAŞMA SU SORUNUNU ARTIRIYOR Uzmanlar, İstanbul’un yaşadığı su sorunun en önemli nedenlerinden birinin yanlış su politikaları ve artan yapılaşmadan kaynaklı olduğunu ifade ediyorlar. Yıldız Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nden emekli Prof. Beyza Üstün ise sorunun kaynağının canlı ekosistemini ve su havzalarını yok eden rantçı projeler olduğu görüşünde. Doğal kaynakların sermaye birikimine sokulmaya devam ettikçe, bu sorunun daha da büyüyeceğini ifade eden Üstün, doğal alanlara dokunmayı bırakıp, su döngüsünün kendisini onarmasına izin verilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Şehrin barajlarının doluluk oranı 2019’un Aralık’ı itibariyle yüzde 30’lar civarındaydı. 2018’in aynı ayında bu oran yüzde 40’lardaydı. Bu oranın azalmasındaki temel etken küresel ısınmaydı. Kurak geçen sene itibariyle barajlar yeteri doluluk seviyesine ulaşamadı. 59


yakıntehdit

Diğer yandan Melen ve Yeşilçay üzerinden taşınan su miktarındaki azalma da barajların boş kalmasına sebep oldu. İstanbul’un yağış almadığı bir dönemde Edirne veya Bolu’da da yağışın azalacağını unutmamak gerekiyor. Geçtiğimiz sene yaşanan kuraklık sadece İstanbul’da değil, tüm Türkiye’de yaşandı. İstanbul’un su kaynakları Melen ve Yeşilçay da bu kuraklıktan nasibini aldı ve bu havzaların 2019’da mega şehre verdiği su miktarı yüzde 25 azaldı. Bunun yanında İstanbul’un sürekli artan nüfusu da şehrin su ihtiyacını kendi kaynaklarından karşılayabilmesini imkansız kılıyor. İstanbul sene boyunca yağmur alsa dahi, bu nüfusa yetebilmek için Istrancalar ve Melen’den gelen su olmazsa susuz kalır. Dünya Sağlık Örgütü’nün araştırmasına göre dünyada her yıl 2 milyon insan kirli su yüzünden ölüyor. Çarpık şehirleşme, iyi kanalizasyon sisteminin yokluğu, arıtma sisteminin olmaması bunu tetikliyor. Su kaynakları açısından zengin bir ülke olmayan Türkiye’de ve İstanbul’da artan nüfus, bunu daha da hissettiriyor. Uzmanlar, Melen havzasından taşınan suyun İstanbul’un su sorununa 2050 yılına kadar çözüm olabileceğini ancak bu kadar uzak bir havzadan su taşınmasının kalıcı bir çözüm olmadığını dahası sürdürülebilir olmadığını söylüyorlar. Burada küresel ısınmanın yanında kirlilik de esas. Havza çevresindeki yerleşim ve tarımsal faaliyetler, kirlenmenin artmasına neden oluyor.

SUSUZLUK ÜRETİM SÜRECİNİ DE ETKİLİYOR Susuzluğun etkileyeceği en büyük alanlardan birini de üretim süreci oluşturuyor. Artan uluslararası ticaret ile birlikte su, yerel olmaktan çıkıp küresel bir kaynağa dönüşmüş durumda. Bu da beraberinde sürdürülebilir politikaların çok hassas bir önem kazanmasını sağlıyor. Yetersiz ve kalitesiz su, iş dünyasının aktörlerini ve kamu hizmetlerini doğrudan etkiler. Özellikle İstanbul gibi ülkenin sanayi, ticaret ve hizmet alanlarında can 60

Türkiye’ye düşen ortalama yağış miktarı 643 mm ile dünya ortalamasının oldukça altında. damarı olan şehirler için bu, büyük bir yıkım demek olur. Nüfus artışı, şehirleşme ve sanayileşmeye bağlı olarak su kirliliğinin artması da ciddi bir mesele. Kısıtlı olan su kaynaklarının endüstriyel, tarımsal ve evsel atıklarla kirletilmesi su kaynakları üzerindeki baskıyı daha artırıyor. Bir litre atık suyun yeniden kullanıma girmesi için sekiz litre temiz suya ihtiyaç duyuluyor ki, bu da çok maliyetli bir işlem.

NE YAPILABİLİR? İstanbul’un su sorunu bugüne dayanmıyor; tarih boyunca hep bu sorunla yüzleşmek zorunda kaldı. Kuruluş yıllarında, yeraltı kaynak sularının yetersiz kalması üzerine Roma döneminde bentler ve su kemerleri ile şehre su taşındı. Yağmur sularını toplamak için su sarnıçları yapıldı. Osmanlı döneminde Kağıthane ve Alibey Dereleri su toplama alanına dönüştürüldü, bentlerin sayısı artırıldı. 1800’lerin sonuna doğru, Terkos Gölü içme kaynaklı kullanılmaya başlandı. Barajlar inşa edildi. Devam eden yetersizlik üzerine 1995 yılında Istranca Dereleri İstanbul’a akıtılmaya başlandı. Bu kaynaklar da yetersiz kalınca 2000’lerin

ilk yıllarında Melen Çayı İstanbul için su kaynağına dönüştürüldü ve 2007 yılından bu yana da buradan su alınıyor. Ancak mevcut riskler nedeniyle bu suyun çok dikkatli kullanılması şart. Bu noktada da akıllı su yönetimi politikalarına ihtiyaç var. Hem İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin hem de İSKİ’nin konu ile alakalı çalışmaları bulunuyor. 2017 yılında kurulan Akıllı Şebekeler Müdürlüğü, analizler, raporlamalar, akıllı sayaçlar ve varlık yönetimi sistemleri ile suyun korunmasını sağlıyor. Diğer yandan teknolojik gelişmeler de bu konuda ümit verici. Dünyada büyüyen su krizine karşı pek çok teknolojik gelişme gündeme geliyor. Deniz suyunu içme suyuna dönüştüren “desalinasyon” sistemi, atık suların geri dönüşüme sokulması, akıllı tarım uygulamaları, su verimliliği sağlayan sistemler hızla ilerliyor. Bu alandaki start-up ve girişimler de sıkı bir şekilde destekleniyor. Bunların orta ve uzun vadede soruna büyük katkı sağlayacağı kabul ediliyor ancak İstanbul gibi büyükşehirler için planlı bir kentsel dönüşüm de şart. Su tüketiminin en verimli şekilde minimum seviyede kullanımını sağlayan politikalar üretilmeli. Küresel ısınma sebebiyle artan buharlaşmanın en aza indirilmesinin yollarının bulunması büyük önem taşıyor. Deniz açısından zengin olan Türkiye’de tuzlu suyun arıtılarak şebekeye verilmesi için teknolojilerin kullanılması gerekiyor.


5312 SAYILI KANUN KAPSAMINDA • Kıyı Tesislerine Acil Müdahale Hizmeti • Risk Değerlendirme ve Acil Müdahale Planı Hazırlama • Deniz Kirliliklerine Müdahale Tatbikatları • Müdahale Eğitimleri Seviye 1,2 ve 3

SEAGULL

Adres:

ACİL MÜDAHALE EKİPMANLARI ÜRETİME • Engelleme Bariyeri • Sarbent Malzemeler • Depolama Tankları SU ALTI HİZMETLERİ GEMİLERDEN ATIK ALIMI

MARTI ÇEVRE TEMİZLİĞİ LTD. ŞTİ Mumhane Cad. Çağlar Han No:19 34425 Karaköy / İstanbul Telefon: + 90 212 243 48 82, + 90 212 243 71 86 Faks: + 90 212 243 48 89 Mail: info@marticevre.com.tr


mavisanat röportaj. Peri Erbul

RESSAM AYŞEN CAN

“ DENİZ SONSUZ BİR İLHAM KAYNAĞI”

DENIZ TEMALI ESERLERI ILE TANINAN RESSAM AYŞEN CAN, ILHAMINI YINE DENIZLERIN VERDIĞI DÖRDÜNCÜ KIŞISEL SERGISINI AÇMAYA HAZIRLANIYOR. DENIZLERIN SONSUZ BIR YARATIM SUNDUĞUNU DILE GETIREN CAN, BUNUN DEVAM EDEBILMESI IÇIN DE INSANLARIN ONUNLA VAKIT GEÇIRIP TANIMASI, ÖĞRENMESI GEREKTIĞINI SÖYLÜYOR.

E

Eşiyle birlikte denizlerde geçirdiği altı yılın ardından çocukluğundan bu yana hayatının içinde olan resim sanatını denizden kıyıya vurdurduğu yaşanmışlıklar, öğrenmişlikler üzerine evrilteden Ressam Ayşen Can, bu sene içinde kişisel dördüncü sergisini açmaya hazırlanıyor. Diğer üç sergi gibi bunun da odağında mavi ve etrafında şekillenenler olacak. Denizlere, okyanuslara yönelik tuvale aktaracağı çok konusu olduğunu dile getiren Ayşen Can, bunun nasıl yapılacağını ise denizlerde yaşamaya başladıktan sonra öğrenmiş. Bu öğrenimi, “Bir gün okyanusun ortasındayken yüzen bir çöp gördüm. Çok etkiledim ve çok üzüldüm. Sonrasında bu hislerimi 'Temiz Deniz' adını verdiğim bir tabloya dönüştürdüm. Eskiden olsa -nasıl yapmam gerektiğini bilmediğimden - bir anlam ifade etmeyeceğini söylerdim” şeklinde aktaran Can, “İşte, bu sebeple görmek, yaşamak önemli” diyor. Denizlerin sonsuz bir ilham kaynağı olduğunu ifade eden Ayşen Can, bu ilhamın her daim var olabilmesi için de denizlerin ve doğanın popüler bir nesne aracı değil, bir yaşam biçimi olarak algılanması gerektiğini vurguluyor. Öncelikle denizle olan bağınızdan başlamak isteriz. Ne zaman başladı mavi hayat? Denizi ve mavilikleri ben de her insan gibi çok seviyorum; denize girmeyi, ona karşı oturup dünyanın ne kadar güzel

62


bir yer olduğunu yeniden hatırlamayı, yazın dinlence amaçlı kullanıp, rahatlamayı… Ancak denize karşı duyduğum aşk, bir başka aşk ile başladı; eşim Kaptan Mustafa Can’la. Evlendikten sonra birlikte sefere çıktık. Onunla beraber mavi suların üzerinde altı yıl geçirdik. Denizden giriş yaptığımız 30’dan fazla ülke gezdik. Her gittiğimiz limanda birkaç hafta hatta bazen bir ay geçirdik. Bu da bana bu yerleri daha derinlemesine tanıma imkanı sundu. Denize yakın yerlerde yaşayan insanların, coğrafyaların içeridekilere oranla daha farklı kültürleri, yaşama biçimleri, sıkıntıları oluyor. Bu yerlere deniz vesilesiyle gittiğimiz için yakından görme, bilme, tanıma fırsatı yakaladım. Artık denizlerde eskisi kadar fazla zaman geçiremiyoruz ama keşfetmeye devam ediyoruz. Benim için bu bölgeleri keşfetme keyfinin bir diğer tarafı da denizi gerçekten öğrenmeye, anlamaya ve tanımaya başlamak oldu. Denizlerin, okyanusların nasıl yaşadığını, ne zaman kızmaya başladığını, onunla orta yol bulmayı öğrendim. Belki hâlâ tam bir deniz insanı olamadım ama yakınım çünkü bunu istiyorum ve uğraşıyorum. Hangi kıyıları dolaşmayı seviyorsunuz? Türkiye’de özellikle tercih ettiniz yerler var mı? Türkiye’nin hemen hemen bütün kıyılarını dolaştım; en sevdiğim yer ise bu devirde bulmakta zorlandığımız doğallığın ve bakirliğin hakim olduğu Karaburun-İzmir oldu. Popüler olmasına rağmen çok sevdiğim ve doğallığını korumaya devam edebilen Göcek de ikinci favorim. Ülkemizde çok güzel yerler olmasına rağmen, çoğu yer popülerleştikçe

gözümde değerini yitiriyor. Yanlış anlamayın, “duyan geldi” tadında bir söylemden bahsetmiyorum. Benim derdim, buraların çok fazla insana maruz kalıp, kendi değer ve doğallıklarından yitirmeye başlaması ile alakalı. Popülarite kavramı bizde biraz yıkıcı bir anlama sahip bence. İlk günkü gibi bırakabilmeyi, henüz görmemiş olanların da keşfetmesine olanak sağlayacak şekilde kullanmayı öğrenmemiz lazım. En önemlisi doğanın bizim malımız olmadığını anlamalıyız. Biz sadece onunla yaşıyoruz ve o, tüm insanlığın değerlerinden. Doğayı ve denizleri, popüler bir nesne gibi değil, bir yaşam biçimi olarak algıladığımızda daha çok keyif alacağımıza inanıyorum. Deniz sevgisi deniz sanatına nasıl evrildi? Kendimi bildim bileli resim ve elişi sanatıyla uğraşıyorum ve hep keyif aldım. Yaratıcılığım hayat şartlarım değiştikçe farklı şekillerde ortaya çıktı. Çocukken ders dinlemez biriydim; defterlerime resimler çizer ve eve gelir gelmez onları boyardım. Evlenip çocuk sahibi olunca resim yapmak zorlaştı; ben de örgü ve takı tasarımcılığıyla uğraşmaya başladım. Çocuklarım büyüyünce ana tutkum olan resme geri döndüm. Denizdeyken bolca fotoğraf çekip karakalem çalışmaları yapma imkanım oldu. Sefer şartlarından dolayı boyayla resim yapmak imkansıza yakındı. Denizlerde geçirdiğim altı yıl, yağlı boya ve resim anlayışımın denizlerden yana evrilmesini sağladı. Farklı manzaralar, kültürler, yaşayışlar, zorluklar beni ziyadesiyle etkiledi. Bunları herkesle paylaşma isteği duydum. Çoğu benim hayatımın bir döneminden kesitler ama bunun ötesinde denizlerin, okyanusların gerçeklikleri.

63


mavisanat

Doğanın bizim malımız olmadığını anlamalıyız. Biz sadece onunla yaşıyoruz ve o, tüm insanlığın değerlerinden. Doğayı ve denizleri, popüler bir nesne gibi değil, bir yaşam biçimi olarak algıladığımızda daha çok keyif alacağımıza inanıyorum.

C

M

Y

Elbette bu gerçeklikleri ilk tadan, deneyimleyen sanatçı ben değilim, ama sanatın güzel tarafı herkese farklı yorumlatabilmesi bunun da ötesinde, aynı yerlerden geçen her ressamın farklı yorumlamasının bir diğer nedeni akıp giden zaman ve denizlerin yaşayan bir ekosistem olması. Deniz, her gün farklı bir yer. Denizlerde geçirdiğiniz zaman, sanatınıza nasıl bir çizgi kazandırdı? Denizin ve denizcilerin ilhamını nasıl anlatırsınız? Gemide, denizde olmak kıyıda olmak gibi değil; denizin her haline şahit oldum. Gemiyi çok iyi tanıyorum. Çalışmalarımda bir gemiyi resmederken geminin her noktasını ve ne işe yaradığını bilerek tuvale aktarıyorum. Denizdeki bir dalgayı ya da fırtınayı yaparken nasıl olduğunu biliyorum çünkü çok kez izleme fırsatım oldu. William Turner’ın hayatını konu alan bir sinema filmi izlemiştim. Sanatçı, denizdeki fırtınayı görmek ya da hissetmek için kendini gemi direğine bağlayıp saatlerce dalgaları izliyor ve gördüğü resmi çalışıyordu sonrasında. Görmek, yaşamak çok önemli. Ben şanslıydım; zatürre olmadan yüzlerce kez denizin ürkütücü fakat bir o kadar muhteşem güzelliğini izleyebildim. Okyanus ortasında görünen, yaşanan pek çok şeyin karada yaşayan birinin gözünde asla tam olarak anlaşılmayacağını düşünürdüm. Çünkü ben de görmemiştim, deneyimlememiştim. Ama yaşadıktan sonra bunu nasıl aktarabileceğinizi öğreniyorsunuz. Bir gün okyanusun ortasındayken yüzen bir çöp gördüm. Çok etkilendim ve çok üzüldüm. Sonrasında bu hislerimi “Temiz Deniz” adını verdiğim bir tabloya dönüştürdüm. Eskiden olsa -nasıl yapmam gerektiğini bilmediğimden- bir anlam ifade etmeyeceğini söylerdim. Şimdi ise o 64

çöpün oradaki varlığının yarattığı kalp kırıklığını ve dolayısıyla nasıl çizmem gerektiğini biliyorum. İşte, bu sebeple görmek, yaşamak önemli. İlk serginizde gemilere odaklanırken, son serginizde küresel ısınmadan Atlas Okyanusu’na, gemi seyrinden ıssız adalara, deniz kızından yakamozlara kadar denizi pek çok unsuru ile ele aldınız. Bu kompleks yaratımın kurgusu tam olarak neydi? Kurgularınızı nasıl belirliyorsunuz? Gemilerde eşimle birlikte seyahat ederken ilk öğrendiğim şey denizcilerin gemiye kadınmış gibi bakmalarıydı. Buna saygı olarak ilk sergimin adını “Denizin Gezgin Kızları” koydum. Deniz, gemiler, gemi adamları, deniz canlıları ve bitki örtüsü öyle büyüktü ki, bunu tuvale aktarırken Denizin Gezgin Kızları sergim yetersiz kaldı. Denizde o kadar çok vakit geçirdim ve onu o kadar çok sevdim ki, ilham almamam imkansıza yakındı. Denizi düşünmeyi, maviliklerle ilgili üretmeyi seviyorum ve daha üretmeye başlamadığım çok şeyi var denizlerin. Deniz sonsuz bir ilham kaynağı. Bundandır ki, pek çok sanatçı kendine mesken olarak denizi veya denize yakın olan yerleri seçmişlerdir. Sergilerinizden elde ettiğiniz gelirleri denizle alakalı kurumlara bağışladığınızı biliyoruz. Temel motivasyon nedir? Denizi ve sanatınızı sosyal sorumluluğa dönüştürdüğünüzü söyleyebilir miyiz? Çok klişe olabilir ama paylaştıkça çoğaldığımıza/çoğaldığına inanan biriyim; aslında ilhamımım kaynağı da tam olarak bu motivasyondan geliyor. Sergilerimin tümü birer sosyal proje.

CM

MY

CY

CMY

K


mavisanat

Denizlerin ve dünyanın içinde bulunduğu olumsuz durumlara sanatsal Denizi temiz tutmak için önce gemi adamlarının bilgilendirilmesi açıdan sunulacak bakış açısının insanlar üzerinde çok daha fazla etki gerektiğine inanıyorum; bunun için önceliğim denizciler. Tabi edeceğine inanıyorum. İnsanlar sanat üretmeyi, sanatı takip etmeyi, ki, eşimin ve oğlumun da denizci olması ve denizde uzun zaman içinde olmayı seviyor. Hem dünyada hem de ülkemizde sanatsal geçirmem, oradaki zorlukları iyi bilmem etken oldu. Ben sadece kendi faaliyetlerin ve katılımcı olanların sayısı her geçen gün artıyor. Bu, daha adıma, elimden geleni yapmaya çalışıyorum. geniş kitlelere ulaşmak adına değerlendirilmesi gereken bir durum. Diğer yandan denizci bir aile olmamızdan ötürü önceliği denizcilere Burada temel problem, sanatçının kısıtı. Maalesef, ülkemizde sanat veriyorum ama şunu kabul etmeliyiz; denizi denizciler kirletmiyor ya yapmak hâlâ bazı zorluklar barındırıyor; da en az kirletiyor. Hem kanunlar ağır bunların başında da maddi kaynaklar hem denizci ekmeğine ihanet etmez. geliyor. Sponsorluk bulmak, sanatı icra Denizlerin geleceği için gemilerden Denizlerde geçirdiğim altı yıl, yağlı boya edeceğimiz ürünleri elde etmek lüks önce gelen problemler var; bilinçsizlik, ve resim anlayışımın denizlerden yana kalabiliyor. Gerekli kurum, kuruluş ve endüstriye ve evsel atıklar, eksik eğitim evrilmesini sağladı. Farklı manzaralar, kamu yetkilileri bize malzemeyi sunarsa vb. Anlayacağınız daha çok yolumuz kültürler, yaşayışlar, zorluklar beni biz her türlü sosyal projenin içinde olmaya var ancak zamanımız o kadar bol değil. Birlikte hareket etmeli ve bir yol haritası ziyadesiyle etkiledi. Çoğu benim hayatımın hazırız. İnanın işte o zaman, o küçücük çıkarmalıyız. Herkesin ne yapabileceğini bir döneminden kesitler ama bunun ötesinde kartopu bir çığa dönüşecektir. belirlemeliyiz. denizlerin, okyanusların gerçeklikleri. Bu bağlamda TURMEPA’nın çalışmalarını nasıl değerlendirirsiniz? Denize yönelik bu sosyal sorumluluk başka Çalışmalarını yakından takip edip çok ne şekilde kendini gösteriyor? Özellikle beğeniyorum. Şu atasözü çok doğru; son yıllarda artan kirlilik ve ağaç yaşken eğilir. Ben de çocukların iklim değişikliği mevzusu fazlaca eğitiminin önce aileden başladığına gündemdeyken… inanıyorum; önce aile sonra okul. Son sergimde kirlilik ve iklim değişikliği Eğitimin varlığı, derinliği ve sonsuzluğu üzerine iki tablo yaptım. Birisinin bizi bugünlere getirdi. Bu sebeple de konusu küresel ısınmaydı. Bu tabloda TURMEPA, her şeyden önce saygı yeryüzünün insan aktiviteleri yüzünden duyduğum bir oluşum. Çocukların ısınması nedeniyle, buzulların erimesini eğitimine yönelik çalışmalarını çok konu aldım. Deniz kirliliğine dikkat kıymetli ve başarılı buluyorum. çekmek için yaptığım ikinci çalışmama TURMEPA’nın da öncüleri arasında yer da Temiz Deniz ismini verdim, aldığı sıfır atık projesini sonuna kadar bahsetmiştim. Ben, sanatımda denizin destekliyorum. Umuyorum ki, 2020, ve gezegenin içinde bulunduğu duruma atığın hayatımızda olmadığı dahası atığın dikkat çekmeye çalışıyorum. Sanatın atık olarak değerlendirileceği bir yıl olur. insanlar üzerinde ikna edici bir yanı olduğuna hep inanmışımdır. Bu inancımı Son olarak, yakın zamanda yeni aktive etmeye çabalıyorum. Umarım projeleriniz var mı? başarılı olabiliyorumdur. Yakında sergi çalışması olacak mı? Diğer yandan yine sanatımla başka Geçtiğimiz aylarda gerçekleşen İstanbul projelere de dahil olmaya çalışıyorum. Art Show Resim Fuarı’nda yer aldım. Bu sene, Fethiye Belediyesi’nin ve Mart ayında ise Art Ankara Çağdaş Deniz Ticaret Odası’nın sponsor Sanat Fuarı’na katılım sağlayacağım. olduğu 2. Sualtı Deniz Çalıştayı’na Ayrıca sık sık dahil olduğum çalıştay ve sempozyumlar bu sene katıldım. Denizin üstü kadar altına da dikkat çekmek için 14 ressam de devam ediyor. 2020 yılı içinde dördüncü kişisel sergimi açmaya arkadaşımla beraber proje kapsamında dalış yaparak, denizin altındaki hazırlanıyorum; elbette tema yine deniz olacak. Küresel ısınmanın kirliliği resmettik, bir nevi fotoğrafını çektik. Bunun gibi birçok farklı denizlerimize etkisi ve deniz kirliliği konularını tekrar çalışmak projenin içinde oluyorum ve olmaya da devem edeceğim. istiyorum. 66


mavisüvari

TEKNELER CNR’DA KARAYA ÇIKIYOR MEGA YATLARDAN TEKNELERE, YELKENLILERDEN ŞIŞME BOTLARA KADAR 3.500’ÜN ÜZERINDE DENIZ ARACI, DÜNYANIN EN BÜYÜK TEKNE VE YAT FUARLARINDAN OLAN CNR AVRASYA BOAT SHOW’DA DENIZ TUTKUNLARI ILE BULUŞUYOR. 10.000’I AŞKIN MARKANIN ÜRÜNLERINI SERGILEYECEĞI FUARDA, 1.000 LIRA ILE 102 MILYON LIRA ARASINDA HER BÜTÇEYE UYGUN ARAÇ DENIZLE BÜTÜNLEŞMEK ISTEYEN ZIYARETÇILERINI BEKLIYOR.

D

Dünyanın en büyük iki tekne ve yat fuarından biri olan Uluslararası Deniz Araçları Ekipmanları ve AksesuarlarıCNR Avrasya Boat Show bu sene 15. kez düzenleniyor. CNR Holding kuruluşlarından Pozitif Fuarcılık tarafından Deniz Endüstrisini ve Denizciliği Geliştirme Derneği (DENTUR) iş birliği ve KOSGEB desteğiyle organize edilen CNR Avrasya Boat Show, 22 Şubat – 1 Mart tarihleri arasında CNR Expo İstanbul Fuar Merkezi’nde kapılarını açıyor. Denizcilik sektörünün geniş kapsamlı en büyük buluşmalarından biri olan CNR Avrasya Boat Show, bu sene de binlerce deniz severi, yeni modellerle tanıştıracak. Fuar, 85 bin metrekarelik alanda dünya devi 250’nin üzerinde firmaya 68

ev sahipliği yapacak. Aralarında mega yat, tekne, motor ve yelkenlilerin de yer aldığı 10 bini aşkın markanın 3 bin 500’den fazla deniz aracının sergileneceği fuarda; ekipmanlar, aksesuarlar, su sporları ve balıkçılığa dair birçok ürün de görücüye çıkacak. Üstün performanslı, şık dekorasyonlu ürünlere sahip dünyanın pek çok yerinden ünlü markaları, yelken kulüplerini, eğitim kurumlarını, charter ve broker firmaları ve marinaları ağırlayacak olan CNR Avrasya Boat Show’da, ithal yerli üretim megayat, yelkenli, imalat ekipmanları, her türlü tekneye ait aksesuarlar, şişme botlar, motorlar, denizcilik kıyafetleri, son teknolojik ürünler ve denizcilik sektörüne ait diğer her şey yer alacak.


CNR Avrasya Boat Show’da deniz tutkunları hayallerine 1.000 lira ile 102 milyon lira arasında değişen araç fiyatlarıyla kavuşabilecek. Milyar dolarlık iş hacminin yaratılacağı fuarı yaklaşık 100 bin kişinin ziyaret etmesi bekleniyor. HEDEF TİCARETİ ARTIRMAK CNR Avrasya Boat Show’da deniz tutkunları hayallerine 1.000 lira ile 102 milyon lira arasında değişen araç fiyatlarıyla kavuşabilecek. Milyar dolarlık iş hacminin yaratılacağı fuarı yaklaşık 100 bin kişinin ziyaret etmesi bekleniyor. Geçtiğimiz sene dokuz gün süren fuar, nitelikli yerli yabancı alıcıları misafir etti ve fuar esnasında 230 milyon dolarlık satış gerçekleşirken, 600 milyon dolarlık da ticaret hacmi oluştu. Anket sonuçlarına göre geçen seneki ziyaretçilerin yüzde 73’ü profesyonel alıcıydı ve bu sene bu sayının daha da artması bekleniyor. CNR Holding’in uluslararası network’ünü paylaşan fuar, yeni iş bağlantıları kurmak ve iş hacmini genişletmek isteyenler için de doğru adres.

CNR AVRASYA BOAT SHOW, ETKİNLİKLERİYLE DE DİKKAT ÇEKİYOR

250

100.000

3.500+

10.000+

FİRMA

DENIZ ARACI VE EKIPMANI

ZIYARETÇI MARKA

ile uluslararası Grand Prix yarışlarında Türk bayrağını dalgalandıran dünyaca ünlü bir isim. Ethem Dirvana, etkinlikteki konuşmasında ayrıca denizciliğe merak saran katılımcılara ilginç tüyolar verecek.

RÜZGARA VE AKINTIYA KARŞI 292 GÜN Sea Talks programının bir diğer konuğu ise 1966 yılında John Ridgeway ile birlikte Kuzey Atlantik boyunca altı metrelik açık dory teknede 92 gün kasırgaya karşı kürek çeken Sir Chay Blyth. İngiliz Kraliyet Komutanı ve İngiliz Kraliyet Madalyası sahibi olan dünyaca ünlü yat kaptanı ve kürekçi Sir Chay Blyth, 292 gün boyunca hâkim rüzgârlara ve akıntılara karşı tekneyle dünyayı doğudan batıya dolaşan ilk denizci olarak tarihe geçti. Sir Chay Blyth, etkinlikteki konuşmasında deniz yolculuklarına ilişkin anılarını paylaşacak.

CNR Avrasya Boat Show 2020, deniz tutkunlarına alternatif rota önerileri sunmanın yanında limanları ve marinaları keşfetme imkanı da sağlayacak. Deniz severlere tatillerinde eşlik eden acenteler, tekne sahiplerine en güzel deneyimi yaşatmak için yapacakları sunum ve workshop’larla tecrübelerini paylaşacak. Dünyanın merakla beklediği fuar, bu yıl asıl Sea Talks etkinliği ile katılımcıların dikkatini çekecek. Denizcilik sektörünün her yönü ile ele alınacağı Sea Talks etkinliğinde aralarında Edhem Dirvana, Sir Chay Blyth, Tahsin Ceylan, Hülya Güler, Doç. Dr. Burcu Özsoy ve Behzat Şahin’in de yer aldığı dünyaca ünlü isimler kendi alanlarına ilişkin keyifli sunumlar yapacaklar.

“DÜNYA DENİZLERİNİN GÜÇLÜ KADINLARI”

GRAND PRIX’DE TÜRK BAYRAĞINI DALGALANDIRDI

‘VAN GÖLÜ’NÜN SIRLARI” BELGESELİ TANITILACAK

Büyük Türk denizcilerinden Prof. Dr. Süleyman Dirvana’nın oğlu olan denizci ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı Edhem Dirvana, etkinlikte yapacağı konuşmasında Türkiye’nin denizcilik potansiyelinin realize edilmesi için geliştirdiği projelerine dair bilgiler verecek. Sea Talks’un en dikkat çeken isimlerinden biri olan Edhem Dirvana, 2014 yılında başlayan Türkiye'nin ilk extreme yelken takımı

Konteyner ve dökme yük gemilerinde görev almış uzun yol kaptanları Ayşe Aslı Başak ve SheFarers Platform Kurucu Ortağı Hülya Güler ile Antartika’ya ilk bilim seferinin gerçekleştiren TÜBİTAK MAM Kutup Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Burcu Özsoy da CNR Avrasya Boat Show kapsamında düzenlenecek Sea Talks etkinliğinin konuşmacıları arasında yer alıyor. Üç deniz tutkununun “Dünya Denizlerinin Güçlü Kadınları” başlıklı sunum gerçekleştireceği etkinlikte, ayrıca aktif gazeteciliği bıraktıktan sonra ailesiyle birlikte teknede yaşamaya başlayan Cibalikapı Balıkçısı’nın sahibi Behzat Şahin de bir konuşma yapacak.

Sea Talks konuşmacıları arasında ilgi çeken bir diğer isim ise Tahsin Ceylan. Denizatı, Akdeniz foku ve köpekbalıklarının ülkemiz denizlerindeki ilk çekimlerini gerçekleştiren Ceylan, fotoğraf ve video dalında 100’ü aşkın ulusal ve uluslararası ödül sahibi. Sea Talks konuşmacısı Tahsin Ceylan, aynı zamanda fuarda “Ekolojisi ve Diplerde Barındırdığı Uygarlıkların İzleriyle; Van Gölü’nün Sırları” belgeselinin lansmanını gerçekleştirecek. 69


gençmavi röportaj. Peri Erbul

AYŞE SENA KAYALI

“BU PROJE İLE KENDİ GELECEĞİMİZİ KURTARMAK İSTİYORUM” “DENIZ TEMIZLEME ARACI” FIKRI ILE TURKCELL GELECEĞI YAZAN KADINLAR PROJESI KAPSAMINDA ÖDÜL ALAN HAYRULLAH KEFOĞLU ANADOLU LISESI 12. SINIF ÖĞRENCISI AYŞE SENA KAYALI, DÜŞÜNCEYI HAYATA GEÇIREN TEMEL MOTIVASYONUN DENIZ VE ÇEVRE HASSASIYETI OLDUĞUNU SÖYLEYEREK, HERKESI KENDI YETENEKLERI DOĞRULTUSUNDA GEZEGEN IÇIN “BIR” ŞEY YAPMAYA DAVET EDIYOR.

H

Hayrullah Kefoğlu Anadolu Lisesi 12. sınıf öğrencisi olan Ayşe Sena Kayalı, “Deniz Temizleme Aracı” projesi ile "Turkcell Geleceği Yazan Kadınlar” projesi kapsamında yapılan fikir yarışmasında ödüle layık görüldü. Projeyi hayata geçirmesindeki en büyük etkenin çevre ve deniz hassasiyeti olduğunu ifade eden Ayşe Sena Kayalı, kendi yetenekleri doğrultusunda küçük bir şey yaptığını söylüyor ve ekliyor: “Herkes kendi yetenekleri ve imkanları doğrultusunda sadece ‘bir’ şey bile yapsa aslında çok büyük bir kazanım elde etmiş olacağız. Özellikle de gelecek nesiller için.” Geleceği Yazan Kadınlar Projesi’nde ödüle layık görülen “Deniz Temizleme Aracı” projesi fikri nasıl doğdu? Benzeri projelerle ilgilenmeye ve yarışmalara katılmaya ilk olarak 9. sınıfta öğretmenlerimin yönlendirmesi ile başladım. Geçen iki sene zarfında TÜBİTAK’ın yaptığı yarışmalar da olmak üzere birkaç projeye katıldım ve açıkçası çok keyif aldım, hem bir şeyler üretmekten hem de yarışmalar kapsamında verilen eğitimlerden. 11. sınıfa geldiğimde üniversite sınavına hazırlanmaya başladım, bu sebeple de bu tür yarışmalara ara verme kararı aldım. Ancak geçtiğimiz sene Turkcell’den “Geleceği Yazan Kadınlar” projesi kapsamında bir mail aldım. Üç aylık bir eğitim programının ardından proje geliştirme süreci başladı. Yarışmaya başvurduğumda kafamda iki proje vardı ve ben “akıllı alışveriş merkezleri”ne yönelik proje ile ilerlemeyi düşünmüştüm fakat eğitmenlerimiz, deniz temizleme aracı fikrinin daha mantıklı, hayata geçirilebilir ve uygulanabilir olduğunu söyleyerek, fikrimin değişmesini sağladılar. Ardından fikri hayata geçirmeye başladım ve sonuç benim için çok mutlu edici oldu, projem ödüllendirildi.

70


Benim bir diğer hedefim, bu araca yapay zeka eklemekti. Bu sayede çöpleri algılayıp, kendi konumunu kendi belirleyebilecek. Ancak bu konuda henüz bilgi açısından yeteri donanıma sahip olamadığımdan o aşamaya gelemedim. Projenin destekçileri kimlerdi? Burada eğitim ve mentorluk desteğini projenin başlatıcısı Turkcell sundu. İşin maddi desteğini ise ailemden aldım. Tüm projelerimde en büyük destekçim babam oldu; aslında danışman demek daha doğru olur. Yaptığın araç nasıl çalışıyor? Deniz temizleme aracım, üzerine yerleştirdiğim paneller sayesinde enerjisini güneşten sağlıyor. Bir de “raspberry pi” adlı bir karta sahip. Bu kart küçültülmüş bir bilgisayar gibi işlev görüyor. Aracın üzerinde bir kamera var ve akıllı telefon ile uzaktan kontrol edilebiliyor. Aracın işlevi konumlandırdığınız kıyı boyunca hareket ederek, kıyıya vuran çöpleri toplamak. Proje, üretime geçecek mi, kullanılacak mı? Proje kapsamında ortaya konan çalışmaların ne şekilde kullanılacağını henüz bilmiyoruz. Ancak yaptığım çalışmanın vücut bulmasını ve amacını gerçekleştirmesini gerçekten isterim. Şu an temel konsantrasyonum üniversite sınavına yönelik fakat ilerleyen dönemde organizatörler tarafından herhangi bir adım atılmazsa, bunu kendim yapmayı planlıyorum. Aslında benim bir diğer hedefim, bu araca yapay zeka eklemekti. Bu sayede çöpleri algılayıp, kendi konumunu kendi belirleyebilecek. Ancak bu konuda henüz bilgi açısından yeteri donanıma sahip olamadığımdan o aşamaya gelemedim. Bunun için çalışmalarım var. Yani kendi açımdan projeyi devam ettirmek istiyorum. Peki, denizlerin korunmasına, temizlenmesine yönelik bir proje hazırlama isteğini harekete geçiren neydi? En başta çevreye, doğaya olan hassasiyetim. Bu aslında ailemin bana verdiği bilincin bir yansıması. Kendi evimizde de olabildiğince doğaya zarar vermeyecek ya da bunu en aza indirecek şekilde hareket ediyoruz. Denizle alakalı hassasiyetim ise biraz da babamın mesleği ile alakalı. Babam, İstanbul Deniz Otobüsleri’nde çalışıyor. İş yeri deniz olan bir babanın da çocuğuna aşıladıklarından ilki, denizlerin korunması oluyor, doğal olarak. Biz, denizleri hep güzel anlatırız ama ben babamla yaptığım yolculuklarda -edindiğim hassasiyetten de olsa gerek-

hep denizin üzerinde yüzen çöpleri gördüm. Tabi artık biliyoruz ki, denizlerin altı daha da zor durumda. Ben de tüm bunların ışığında bir şey yapmam gerektiğini düşündüm ve bu deniz temizleme aracını yaptım. Benim yetilerim bu yönde olduğundan bunu yapabildim. Herkes kendi yetenekleri ve imkanları doğrultusunda sadece “bir” şey bile yapsa aslında çok büyük bir kazanım elde etmiş olacağız. Özellikle de gelecek nesiller için. Çünkü ortaya konan raporlar ve haberler, tehlike çanlarının çaldığını gösteriyor. Gençleri iklim ve gezegen konusunda harekete geçiren ne oldu? Aslında biz, geçmiş ve gelecek olan tüm nesillerin yapması gerekeni yapıyoruz ama bugüne dek, önceki nesiller bu durumu hep göz ardı ettiklerinden ve ilgilenmediklerinden, bizim yaptıklarımız “mucize”ymiş gibi lanse ediliyor. Aslında Greta ve diğer gençlerin yaptıklarında “olması gereken”in yanında biraz da isyan var. Hiçbir insanın doğayı bu kadar hırpalamaya hakkı yok. Biz, kirliliğin içine doğmuş bir nesil olduk; şimdi hem kendi geleceğimiz hem de sonraki nesillerin geleceği için çalışıyoruz ancak bu, doğal olarak normalden biraz daha fazla olmak zorunda, doğa için ilerleyebilelim, daha da geç kalmayalım. TURMEPA ile nasıl tanıştın? TURMEPA ile tanışıklığım aslında onların bana ulaşması sayesinde oldu. Bana dergilerinden, yaptıkları çalışmalardan örnekler gönderdiler. İncelediğimde ne kadar önemli bir kurum olduğunu fark ettim. Özellikle verdikleri eğitimler çok değerli. İnsanların doğada, denizlerde neler olduğunu bilmesi lazım. TURMEPA’nın erken yaşlarda bilinç kazandırması takdir edilesi. Son olarak ne söylemek istersiniz? Çocuklara doğru imkanlar sağlandığında önemli şeyler yapmaları işten değil. Yetişkinlerin yapması gereken ilk iş, gençleri, çocukları yetenekleri doğrultusunda yönlendirmek hatta yeri geldiğinde serbest bırakmak, yapabilecekleri için donanımlar sunmak. Eğer bunu yaparlarsa kendi işlerini de kolaylaştırmış olurlar. 71


mavigönüllü röportaj. Peri Erbul

ÇANAKKALE'DE DENİZ ELÇİLERİ TOPLULUĞU TURMEPA’NIN DENIZLERE VE DOĞAYA YÖNELIK FARKINDALIĞI ARTIRMAK ADINA HAYATA GEÇIRDIĞI “DENIZ ELÇILERI TOPLULUĞU”, SON OLARAK ONSEKIZ MART ÜNIVERSITESI DENIZ BILIMLERI VE TEKNOLOJI FAKÜLTESI ÖĞRENCILERI TARAFINDAN KURULDU. ÇANAKKALE VE ÇEVRESINDE ÇALIŞMALARINA BAŞLAYAN TOPLULUK, DAHA MAVI BIR ÇANAKKALE HEDEFI DOĞRULTUSUNDA HAREKET EDIYOR.

T

TURMEPA'nın denizlere ve doğaya yönelik farkındalığı artırmak adına hayata geçirdiği projelerinden biri olan “Deniz Elçileri Topluluğu” son olarak Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Deniz Bilimleri ve Teknoloji Fakültesi öğrencileri tarafından oluşturuldu. Fakülte öğretim üyelerinden Prof. Dr. Sezginer Tuncer’in akademik danışmanlığını üstlendiği topluluk, kurulur kurulmaz temizlik ve farkındalık çalışmalarına başladı. ÇOMÜ Deniz Elçileri Topluluğu üyeleri ve danışman akademisyenleri Prof. Dr. Sezginer Tuncer, topluluğun hayata nasıl geçirildiğini, çalışmalarını ve Çanakkale’nin “mavi haritası”nı paylaştı. Öncelikle sizleri deniz elçileri topluluğu kurmaya iten motivasyon neydi? Topluluğun kurulması esnasında ne gibi tepkiler aldınız? Üniversitenin ve hocalarınızın yaklaşımı nasıl oldu? Bizi, deniz elçileri topluluğunu kurmaya iten motivasyon, deniz kirliliği ile ilgili farkındalığımızdı. Farklı bölüm ve fakültelerimizdeki arkadaşlarımızla, hocalarımızla daha temiz deniz ve çevre için neler yapabiliriz, sorusu etrafında buluşmamız ve çözüm üretme çabalarımız elçiliğin kurulmasında büyük rol oynadı. Denizlerimizin giderek tükenmesi, canlı çeşitliliğinin ve sayılarının azalması, iklim değişikliği ve etkileri, tüm dünya insanlarının ortak endişesi artık ve kırmızı alarm verilmesi gereken konuların başında geliyor. Üniversitede görevli öğretim üyesi ve yardımcılarının çalışmalarımıza yaklaşımları çok olumlu. Topluluk danışmanı Prof. Dr. Sezginer Tunçer’in heyecanı ve desteği bize azim verdi.

72


Çanakkale bölgesinde yapılan çalışmalar yeterli değil; Bozcaada ve Gökçeada’dan başlayarak tüm plastik ürünlerin girişlerini engellemeliyiz. Konuya dair farkındalık yaratmalıyız. Bu konuda yerel yönetimler, STK’lar ve üniversite toplulukları iş birliği yaparak üreticileri ve tüketicileri bilinçlendirmeli.

Her konuyla yakından ilgileniyor ve problemlerimizi birlikte çözüyoruz. Diğer yandan çevremizdeki insanlar, gördükleri problemleri bize aktarıyorlar ve birlikte ne yapabiliriz konusunu kitlesel olarak konuşuyoruz; ardından gelecek çalışmalarımız için takvimimize ekliyoruz. Çanakkale Belediyesi ile ne gibi çalışmalar içindesiniz? Topluluk olarak sene boyunca ne gibi çalışmalarınız olacak? Çanakkale Belediyesi ile birlikte yol olmak çok güzel, her konuda yardıma hazır bir belediyemiz var. Her çalışmamızda bizimle olduklarını belirttiler. TURMEPA, kıyı temizliği için belediyemizden yıllık bir resmi izin aldı. Eğitimlerin akabinde, Çanakkale’de Barış Kordonu ve Güzelyalı kıyılarını sahiplendik. Kıyı temizliğinden sonra üniversitemiz içinde izmarit çöplerine yönelik farkındalık yaratacak bir etkinlik gerçekleştirmeyi düşünüyoruz. 2019 faaliyetleri sırasında gerçekleştirdiğimiz 21 Kasım Dünya Balıkçılık Günü ve 5 Aralık Dünya Gönüllüler Günü etkinlikleri gibi aktiviteleri 2020 yılında daha kapsamlı hale getirmeyi planlıyoruz. Sizler eğitim sisteminin içinde yer alan birer TURMEPA Gönüllüsü olarak, denizlerin ve çevrenin geleceğinde, eğitimin önemini nasıl vurgularsınız? Deniz ve çevresinde yaşayan insanların, denizi ve kıyılarımızı

koruma noktasında önce kendi içlerinde bilinçlenmesi ve farkındalık oluşturmaları gerektiğini düşünüyoruz. Denizlerimiz bizim ve dünyamızın geleceği; bu bilinci sürekli hatırlamalı ve çocukluktan başlayarak eğitim sistemimize dahil etmeliyiz. Bu bilgi aşamasından sonra gönüllülük bilinci gelişecek ve insanlar artık birlikte el ele vererek koruma politikaları geliştireceklerdir. TURMEPA’nın en aktif olduğu ve bunu ilerletmeyi planladığı şehirlerden biri Çanakkale. Siz topluluk olarak bu motivasyonu nasıl kullanıyorsunuz? TURMEPA ile birlikte düşünebilmek, onların desteğini hissedebilmek güçlü durmamızı sağlıyor. Aklımıza gelen fikirleri paylaşıp birlikte değerlendiriyoruz ve etkinliklerde her konuda yanımızda oluyor. Özellikle topluluk içi eğitimlerde bizlere çok destek oldu. Bildiklerimizi nasıl anlatabiliriz, paylaşımlarımız nasıl olmalı, topluluk içinde nasıl organize olabiliriz gibi başlıklarda ilk eğitimi birlikte gerçekleştirdik. Fakültemizin sisteme dahil olması için sosyal medyayı ve fakültemizin sosyal gruplarını kullanıyoruz. ÇOMÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi, bu konuda gerek paylaşımlarımızda gerek etkinliklerimizde hep yanımızdalar, planlarımızı birlikte geliştiriyoruz. 73


mavigönüllü

PROF. DR. SEZGİNER TUNÇER "PLASTİKLERİN ALIMINDA VE TAŞINMASINDA KISITLAMAYA GİDİLMELİ” Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sezginer Tunçer, yoğun plastik ve kirlilik kaynaklı olarak Çanakkale Boğazı ve Marmara Denizi’ndeki bazı balık türlerinin ölmeye başladığını ve acil önlem planı hazırlanması gerektiğini söylüyor. Bunun için de kamu-üniversite ve STK iş birliğinin kaçınılmaz derecede önemli olduğuna dikkat çekiyor. Dünya çapındaki raporların pek çoğu denizlerin alarm vermeye başladığını gösteriyor. Çanakkale Boğazı da kirlilik ile anılıyor. Veriler Boğaz için ne diyor; yaşadığı en büyük tehlike nedir? 1936 yılında imzalanan Montrö Sözleşmesi’nden sonra Türkiye Cumhuriyeti kontrolünde transit geçişlere açılan Türk Boğazları, o dönemin bir yıllık trafiğine şimdi bir ayda ulaşıyor. Kuzeyden gelen Karadeniz kökenli yüzey suları ve güneyden gelen dip Akdeniz sularının buluştuğu Çanakkale Boğazı, sürekli olarak su dinamiğinin değiştiği bölgelerden. Boğaz, dahası Marmara Bölgesi, civar yerleşimden, sanayi ve endüstriyel kaynaklı karasal ve denizel kirleticilerden etkileniyor. Bölgeyi tehdit eden kirleticiler başta karasal kökenli endüstriyel ve zirai atıklar; bunlara ek olarak arıtılmadan denizlere derin deniz deşarjı ile verilen endüstriyel ve domestik atıklar da bulunuyor. Çanakkale Boğazı’nda plastik yoğunluğu ne durumda? Çanakkale’nin plastikle imtihanı hakkında tespitleriniz neler? Son araştırmalarda Türkiye’nin Akdeniz kıyılarında da plastiklerin önemli düzeyde bir tehlike yarattığı rapor ediliyor. Çanakkale Boğazı ve Marmara Denizi arasında kalan bazı bölgelerde bazı ergin balıkların

plastik halkalar nedeniyle öldükleri görülüyor. Kimliği ve üretim yerleri belli olmayan bu plastik maddeler; balık, kuş, deniz memelileri ve insan sağlığını doğrudan etkileyebiliyor. Plastik kullanımının azaltılması yönünde hem bakanlıklara hem de yerel yöneticilere önemli görevler düşüyor. Bu ürünlerin alımında ve taşınmasında kısıtlamaya gidilmeli. Tek kullanımlık ürünlerin alınmaması teşvik edilmeli. Daha da önemlisi plastiklerin nelere mal olabileceği, anaokulundan itibaren ders olarak verilmeli. Bölgede yapılanların yeterli olduğuna inanmıyorum, Bozcaada ve Gökçeada’dan başlayarak tüm plastik ürünlerin girişlerini engellemeliyiz. Konuya dair farkındalık yaratmalıyız. Bu konuda yerel yönetimler, STK’lar ve üniversite toplulukları iş birliği yaparak üreticileri ve tüketicileri bilinçlendirmeli. Dünyada küresel iklim değişikliği ve plastik azaltımı ile alakalı çalışmalar ve mücadelenin boyutu her geçen gün artıyor. Türkiye, bu mücadele içinde nerede duruyor? Yeterince agresif bir tutum sergilediğimizi söyleyebilir misiniz? . Türkiye, ilgili bakanlıklar düzeyinde mücadelesini başarılı bir şekilde sürdürüyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve ona bağlı müdürlükler, enstitüler, üniversiteye bağlı fakülteler ve araştırma kurumları plastik azaltımı ve kirlilikle mücadele kapsamında yaptıkları çalışmalarla önemli katkılar sağlıyor. Boğaz’a dair yaptığınız akademik çalışmalar var mı? Boğaz’a dair birçok akademik çalışmamız mevcut. ÇOMÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Fakültesi Temel Bilimler Bölümü olarak TÜBİTAK, BAP projeleri kapsamında uzun soluklu akademik çalışmalar sürdürüyoruz. Farklı uzmanlık alanlarında çalışan araştırmacılar, Çanakkale Boğazı’nda ve civarında önemli araştırma sonuçlarını bilimsel sempozyum, kongre ve dergilerde yayınlıyorlar. Evsel kaynaklı atıkların ve petrol hidrokarbonların, ağır metallerin, makro ve mikroplastiklerin, deniz ortamındaki canlıları nasıl olumsuz etkiledikleri ve bu kirleticilerin farklı türlerde hangi seviyelerde birikim gösterdiklerini rapor ediyoruz. Son olarak, mesajınız nedir? TURMEPA Gönüllüsü olmak kişiye önemli sorumluluklar yüklüyor, kendi geleceklerine dair. Henüz TURMEPA Gönüllüsü olmayan her yaştaki insanımıza çağrı yapmak istiyorum, en kısa sürede gönüllü olsunlar ve TURMEPA’nın etkinliklerine katılsınlar. Kısa zamanda hayatlarında ve davranışlarında bazı olumlu değişiklikler kazandıklarının farkında varacaklardır. Gönüllü olalım, sorumluluk kazanalım.

74


mavihaber

JEFF HAKKO’DAN BODRUM MÜZESİ’NE BAĞIŞ SAHIP OLDUĞU “TARIHI DALIŞ MALZEMELERI” KOLEKSIYONUNU GEÇTIĞIMIZ YIL DENIZ KUVVETLERI KOMUTANLIĞI’NA BAĞIŞLAYAN HAKKO, BODRUM DENIZ MÜZESI’NE DE 10 PARÇADAN OLUŞAN DALIŞ OBJELERINI VERDI. HAKKO’NUN BAŞLIK, SUALTI FENERI, AĞIRLIK, ÜÇ KEMER, IKI BIÇAK VE SÜNGERCILERIN TOPLADIĞI SÜNGERLER MÜZEDE SERGILENMEYE BAŞLANDI.

D

Dünyanın önde gelen tarihi dalış malzemeleri koleksiyonerlerinden Vakko Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Jeff Hakko, Bodrum Deniz Müzesi’ne 10 parçadan oluşan tarihi dalgıç malzemeleri koleksiyonu bağışladı. Denizci, dalgıç ve sualtı arkeolojisine merakıyla tanınan Jeff Hakko, dünyanın en büyük tarihi dalgıç malzemeleri koleksiyonlarından biri sayılan özel koleksiyonunu geçtiğimiz senelerde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na bağışlamıştı. Jeff Hakko’nun İstanbul Deniz Müzesi’nde bulunan bu özel koleksiyonuyla ilgili bir de kitabı bulunuyor. Jeff Hakko’nun Bodrum Deniz Müzesi’ne bağışladığı eserler arasında ise; üç lumboz Rus dalgıç başlığı (1931), Siebe Gorman

76

İngiltere ön ağırlık, 2 adet süngerci apoşu, Drager Alman kemerli bıçak, Rus bıçak ve üç adet süngerci kemeri bulunuyor. Eserlerin sigorta bedeli ise 10.000 dolar olarak açıklandı. Jeff Hakko; 23 Aralık Pazartesi günü Bodrum Deniz Müzesi’nde gerçekleşen basın toplantısında, koleksiyonundan bahsetti. Bodrum Deniz Müzesi Koleksiyonu’nda olmayan tarihi objeleri bağışladığını söyleyen Hakko, Bodrum Deniz Müzesi’ni seçmesinin sebeplerinden birisinin, Bodrum’un süngerciliğin merkezi olması olduğunu dile getirdi. Tarihi dalgıç malzemelerinin tarihleri 1920 ila 1950 arasında değişiyor. Jeff Hakko Koleksiyonu, Bodrum Deniz Müzesi’nde “süngercilik” bölümünde ziyaret edilebilir.


BRIG’İN AİLE BOYU SPOR KEYFİ SUNAN EĞLENCE MODELİ: EAGLE 6.7H BRIG’IN, YENI TANITIMINI TÜRKIYE’DE YAPTIĞI “EAGLE 6.7H” MODELI RIB, TÜM ZAMANLARIN EN ÇOK SATAN IKONIK MODELI EAGLE 650’NIN YERINI ALDI. LÜKS KATEGORISINDEKI YENI EAGLE SERISI MODEL, AILE SPORU KEYFI SUNAN EĞLENCE TEKNELERININ EN SON ÜYESI. BU NEDENLE, EAGLE 6.7H MODELI, BRIG’IN EAGLE 650 ILE ZIRVEYE TAŞIDIĞI TÜM ÖZELLIKLERI ESAS ALIYOR VE DAHA DA IYIYI HEDEFLIYOR. Yepyeni çok amaçlı navigasyon direği ve zarafet, yol tutuş ve dengeyi geliştirmek için derin V gövdesi tamamen yeniden tasarlandı. Biraz daha yüksek tüp konumu sayesinde Eagle 6.7H; hızlı, duyarlı ve yakıt tasarruflu. Cam yapıdaki konsol gösterge paneli, iki adet 9 inç cihaza uyacak şekilde tasarlandı. Maksimum 225 beygir gücü ile Eagle 6.7H, adeta su üzerinde uçarcasına giderken, diğer yandan minimum 175 beygir gücü ile de oldukça iyi performans gösteriyor. Model, 200 litre kapasiteli yakıt deposuna sahip. Modern bir görüntüye sahip olan Eagle 6.7H; güçlendirilmiş bir gövdeye sahip. Tekne, aksesuar ve donanım açısından son derece ileri seviyede. LED seyir lambaları ve hidrolik dümen sistemi, lüks oturma gruplu konsol, su tankı ve duş kiti, kaldırma aparatları, otomatik sintine, koruyucu örtü ve konsol örtüsü, güneşlenme minderi, pusula ve ırgat sistemi, elektrikli korna, kayak çekme aparatı, sea dek sistemi ve tente gibi bir teknede bulunmasını isteyeceğiniz pek çok ürün ve teknik sistemi barındırıyor. Eagle 6.7H, bu sene 22 Şubat – 1 Mart tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan CNR Avrasya Boat Show Fuarı’nda görücüye çıkacak.

TEKNIK ÖZELLIKLER Kapasite 13 kişi Uzunluk 670 cm Genişlik 250 cm Yükseklik 223 cm Bölme sayısı 5

DÜNYANIN İLK HİDROLİK HİBRİT RÖMORKÖRÜ SANMAR’DAN Dünyanın sayılı römorkör üreticilerinden olan Sanmar Tersaneleri, bir ilke daha imza attı. Dünyanın ilk LNG ile çalışan römorkörü ile dünyanın ilk otonom gemisini başarı ile teslim etmiş olan Sanmar, bu sefer de Advanced Variable Drive (AVD) teknolojisini römorköre entegre ederek bir hibrit römorkör inşa etti. Sanmar, “Boğaçay XXXVIII” adını verdiği deniz aracını 11 Ocak Cumartesi günü, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan, İMEAK Deniz Ticaret Odası Başkanı Tamer Kıran, TURMEPA Yönetim Kurulu Başkanı Şadan Kaptanoğlu ve denizcilik sektöründen önde gelen isimlerin de katıldığı törenle denize indirdi. Altınova Tersanesi’nde yapılan gemi, Türk denizcilik filosunda hizmet verecek. Caterpillar Propulsion firması ile beraber geliştirilen römorkör, bu inovasyon ile daha düşük emisyon değerlerine ve daha az yakıt tüketimine sahip olacak. ABS tarafından klaslanan ve Türk Bayrağını dalgalandıracak römorkör, tamamen bilgisayarlı modelleme ile üretildi. İzmit Körfezi’ne gelen ve ülkemizin artan ticareti ile her geçen yıl gemilerin yanaştırma ve kalkışında itme-çekme hizmeti verecek olan Boğaçay römorkörü, ülkemizde verilen römorkörcülük hizmetinin uluslararası standartlarının çok üzerinde güvenli, çevreci ve hassasiyetle yapılmasını sağlayacak. 77


bizdenhaberler

İSTANBUL İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ İLE SIFIR ATIK MAVİ EĞİTİM PROKOLÜMÜZÜ İMZALADIK İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Levent Yazıcı ve TURMEPA Yönetim Kurulu Başkanı Şadan Kaptanoğlu arasında İstanbul genelinde sürdürülecek eğitim faaliyetleri için iş birliği protokolü imzalandı. Yeni yılda da İstanbul’da Sıfır Atık Mavi’yle binlerce çocuğa ulaşacağız.

KOÇ HOLDİNG CEO’SU LEVENT ÇAKIROĞLU’NU ZİYARET ETTİK TURMEPA Yönetim Kurulu Başkanı Şadan Kaptanoğlu, Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu’na TURMEPA’ya verdikleri destek için teşekkür ederek yeni yıl temennilerini paylaştı. Kaptanoğlu, tüm Koç Topluluğu şirketlerinde 2020 sonuna kadar tek kullanımlık plastik tüketimine son vereceklerini belirten Çakıroğlu’nu bu önemli adım için tebrik etti. İki kurum arasındaki iş birliği yeni yılda da artarak devam edecek.

DENİZCİLİK SEKTÖRÜNÜN TURMEPA’YA DESTEĞİ SÜRÜYOR TURMEPA'nın denizcilik bölümüne desteklerinden dolayı İMEAK Deniz Ticaret Odası Başkan Yardımcısı Recep Düzgit, 2 Aralık'ta TURMEPA Genel Müdürü Semiha Öztürk tarafından ziyaret edilerek kendisine teşekkür plaketi takdim edildi. Vapur Donatanları ve Acenteleri Derneği, Zeyport Liman İşletmeleri ve Marin Römorkör ve Kılavuzluk A.Ş. olarak üyelik ve sponsorlukları ile TURMEPA'nın denizcilik bölümüne destek veren Düzgit, katkılarının süreceğini ifade etti. 78


İYİ YAŞAM GÜNLÜĞÜ 2020 DENİZ DOSTALARINA TANITILDI UZMAN DIYETISYEN DILARA KOÇAK’IN BU YIL FARKINDALIK TEMASIYLA KALEME ALDIĞI İYI YAŞAM GÜNLÜĞÜ’NÜN TANITIMI 24 ARALIK’TA TURMEPA IŞ BIRLIĞIYLE SWISSOTEL LE CHALET’DE GERÇEKLEŞTI. HER YIL YENILENEN KONU BAŞLIKLARI, RENKLI VE ENERJIK FORMATI ILE KENDINE IYI BAKMAK ISTEYENLER IÇIN BIR REHBER NITELIĞI TAŞIYAN İYI YAŞAM GÜNLÜĞÜ, BU YIL BIRLEŞMIŞ MILLETLER SÜRDÜRÜLEBILIR KALKINMA AMAÇLARI DOĞRULTUSUNDA BIR IÇERIK ILE HAZIRLANDI VE SATIŞTAN ELDE EDILECEK GELIR TURMEPA IÇIN KATKI SAĞLAYACAK. 15 yıl önce Uzman Diyetisyen Dilara Koçak’ın hazırladığı, Türkiye’deki ilk tematik ajandalardan birisi olan İyi Yaşam Günlüğü yıllar boyu bir yeni yıl klasiği haline geldi. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ile iş birliğinde olan Koçak, küresel iklim krizi, gıda israfı, sıfır atık, sıfır açlık konularındaki yoğun çalışmalarını şimdi de İyi Yaşam Günlüğü’ne taşıdı. İyi Yaşam Günlüğü 2020’nin tanıtım davetine TURMEPA Yönetim Kurulu Başkanı Şadan Kaptanoğlu, Yönetim Kurulu Üyesi Şükran Güzeliş, Revna Demirören, Şebnem Çapa, Şahika Ercümen, Levent Erden, Saffet Emre Tonguç, Yelda Güral, Ayşegül Kodal, Figen Bahçıvan gibi isimler katılarak projeye destek verdi. Lansmanda davetlilere plastiksiz mutfak başlangıç seti hediye eden Dilara Koçak, “İnsanı stres, denizi plastik hasta ediyor, plastiğe dur dememiz lazım” diyerek çağrıda bulundu. “Haftada 21 gram mikroplastik yutuyoruz, toprak hasta, deniz hasta, hava hasta!” diyen Koçak 30 yıldır birey ve kurumların beslenmesi konusunda çalıştığını fakat uzun zamandır ‘gezegeni beslemeyi’ de odağına aldığına dikkati çekti. TURMEPA Yönetim Kurulu Başkanı Şadan Kaptanoğlu ise “Aldığımız iki nefesten birini sağlayan yaşam kaynağımız denizler, maalesef yüzde 80 oranında karadan kirleniyor. Bu sebeple hepimiz yaşamımızda atacağımız küçük adımlardan başlayarak denizlerin korunması için mücadele vermeliyiz.” diyerek iş birliği ve destekleri için Dilara Koçak’a teşekkür etti.

YAPI KREDİ PLAZA ÇALIŞANLARINDAN İLGİ YOĞUNDU İyi Yaşam Günlüğü, 18 Aralık’ta Yapı Kredi Plaza’da düzenlenen Sivil Toplum Kuruluşları Panayırı’nda okuyucularla buluştu. Dilara Koçak’ın kitap ajandayı okuyucuları için imzaladığı etkinliğe Yapı Kredi Plaza çalışanlarının ilgisi yoğundu. TURMEPA’nın çalışmalarının da tanıtıldığı etkinlikte, katılımcılar Sıfır Atık Mavi sözü verdi.

HAYRETTIN KARACA SONSUZLUĞA UĞURLANDI TEMA Vakfı’nın Kurucusu ve Onursal Başkanı Hayrettin Karaca 20 Ocak Pazartesi günü hayata veda etti. “Türkiye Çöl Olmasın” sloganı ile toplumda, erozyon ve çölleşmeye karşı büyük bir bilinç ve farkındalık yaratan Karaca, her daim doğa ve yeşil sevgisi ile anılacak. 79


bizdenhaberler

SABRİ ÜLKER ÇEVRE ÖDÜLÜ BAŞVURULARI BAŞLADI YILDIZ HOLDING VE TURMEPA’NIN, DÜNÜN, BUGÜNÜN VE YARIN ÇEVRESEL KAYNAKLARINI KORUMAK VE GELIŞTIRMEK HEDEFIYLE OLUŞTURDUĞU “SABRI ÜLKER ÇEVRE ÖDÜLLERI” BU SENE DÖRDÜNCÜ KEZ VERILECEK. BU YIL “ÇEVRE VE İNSAN” TEMASI ILE ORGANIZE EDILECEK OLAN YARIŞMAYA BAŞVURULAR 27 NISAN’A KADAR YAPILABILECEK.

Y

Yıldız Holding ve DenizTemiz Derneği/ TURMEPA’nın, gelecek kuşakların ihtiyaç duyacağı kaynakların varlığını ve kalitesini tehlikeye atmadan, bugünün ve yarının çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin, her alanda korunması ve geliştirilmesi hedefiyle oluşturduğu “Sabri Ülker Çevre Ödülü” dördüncü kez sahibini arıyor. “Yarınlar Seninle Yaşayacak” sloganıyla yola çıkılan Sabri Ülker Çevre Ödülü’nde bu yılki tema, “Çevre ve İnsan” olarak belirlendi. Yarışmaya başvuran projeler, Sıfır Atık yaklaşımı ve sürdürülebilirlik prensibi kapsamında su ve doğal kaynak kullanımı, karbon ve enerji yönetimi, atık yönetimi, biyoçeşitliliğin korunması, iklim değişikliği ve gezegen sağlığı konu başlıkları altında değerlendirilecek. ÖDÜL 100 BİN TÜRK LİRASI Yıldız Holding Yönetim Kurulu ve TURMEPA Yönetim Kurulu tarafından belirlenen, alanlarında bilim insanlarının oluşturduğu seçici kurulun değerlendirmeleri sonucunda ilk

80

üçe giren projeler, sonraki aşamada jüri üyelerine sunulacak. Değerlendirme sonucunda seçilecek birinci projeye 100 bin TL ödül verilecek. Ödül başvuruları; 27 Nisan 2020’ye kadar www. sabriulkercevreodulu.com üzerinden yapılacak. Sabri Ülker Çevre Ödülü’nün başvuru kriterleri ve diğer tüm ayrıntılar için www. sabriulkercevreodulu.com ziyaret edilebilir. ÖDÜL ALAN PROJELER SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞE DEĞER KATIYOR İlki 2013 yılında verilen Sabri Ülker Çevre Ödülü’nü kazanan ilk proje; evlerde, sitelerde, okullarda veya hastane gibi toplu yaşam alanlarında cam, plastik, kâğıt, sıvı yağ ve evsel atıkların ayrıştırılmasını sağlayan otomasyon sistemi “Kaynaştır Projesi” olmuştu. 2014 yılında ise Harran Ovası’nda dengesiz sulamadan kaynaklanan çölleşmeyi engellemek için geliştirilen, “Akıllı Sulama Sistemi-AKUATİK” projesi büyük ödülün sahibi oldu. 2015’te ise enerji tüketimi ve karbon salımını, ileri teknoloji kullanarak yüzde 35 azaltan Hydromx Enerji Tasarruf projesi büyük ödülü kazanmıştı.


TOYOTA FABRİKA TURLARI STK’LAR İÇİN BAĞIŞA DÖNÜŞÜYOR Toyota “Önce Bağış Sonra Fabrika Turu” kampanyasıyla sivil toplum kuruluşlarına destek oluyor. Şirketleri bağış yapmaya ve daha fazla fayda sağlamaya davet ediyor. Bu iş birliği çerçevesinde TURMEPA yetkilileri Toyota Otomotiv Sanayi Ceo’su Toshihiko Kudo’yu Sakarya’daki üretim tesisinde ziyaret ederek derneğe verdikleri destekten dolayı teşekkür edildi. Toyota yetkilileri ve diğer STK’larla bir araya gelinen ziyarette iş birliğinin 2020 yılında da devam etmesi kararı alındı. 2020 yılının ilk bağışçısı DENSO Otomotiv Parçaları Sanayi A.Ş. oldu.

THE DUKE OF EDINBURGH'S INTERNATIONAL AWARD İŞ BİRLİĞİ Başlatılan iş birliği çerçevesinde 14 - 24 yaş aralığındaki öğrencilerden 10 kişilik bir TURMEPA öğrenci grubu oluşturularak, projelerde gönüllü destek vermek üzere oryantasyon alacak. Öğrenciler derneğin projelerinde bizzat yer alarak puan toplayacak. 2019 ödül töreninde stratejik partner olarak TURMEPA da yer aldı. Genel Müdür Semiha Öztürk, altın ödüle layık görülen bir öğrenciye sertifikasını takdim etti.

ARAS KARGO İLE İŞ BİRLİĞİMİZ BEŞİNCİ YILINDA!

TURMEPA Genel Müdürü Semiha Öztürk beş yıldır iş birliği sürdürülen Aras Kargo Genel Müdürü Utku Ayyarkın’ı ziyaret etti. TURMEPA’ya verdikleri destek için kendilerine teşekkür edilerek 2020 yılındaki yol haritası planlandı. 81


bizdenhaberler

ÇOCUKLAR SUYU KODLUYOR. H2OKULLU OLDU! STEAM PROJELERİ HAZIR! Proje kapsamında öğretmenler, ihtiyaç ve gelişmeleri paylaşmak üzere 5. kez uzmanlarla bir araya geldi. Projeleri ile buluşmaya katılan okullar, Alparslan Ortaokulu, Anafartalar Ortaokulu, Bahçeköy Türkan Efe Ortaokulu, Gümüşdere Ortaokulu, Hacı Mehmet Şalgamcıoğlu Ortaokulu, Hatemoğlu Ortaokulu, Kazım Karabekir Ortaokulu, Kocataş Barbaros Ortaokulu, Kumköy Ferhan Beii Feyzioğlu Ortaokulu, Mehmet İpgin Ortaokulu, Mehmet Sevim Ulusal İmam Hatip Ortaokulu, Orgeneral Emin Alpkaya Ortaokulu, Prof. Ali Kemal Yiğitoğlu Ortaokulu, Recaizade Ekrem Ortaokulu, Sarıyer Ortaokulu, Süleyman Çelebi Ortaokulu, Şehit Muharrem Kerem Yıldız Ortaokulu, Şehit Uğur Taşçı Ortaokulu, Türkan Şoray Ortaokulu ve Zekeriyeköy Ortaokulu oldu. Okullar, ürettikleri 40 projeyi panayır ve jüri değerlendirmesine hazırlarken malzeme ihtiyaçlarını da Mehmet Akif Ortaokulu’ndaki STEAM laboratuvarından temin ettiler.

PROJE OKULLARININ MÜDÜRLERİ BULUŞTU Sarıyer İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü Şube Müdürü Melek Yaşar, proje kapsamındaki öğrencilerin gelişimi için okul müdürlerini bir araya getirdi. Yaşar, üretilecek STEAM projelerinin gelecek dönemlerde öğretmen ve öğrenciler için farklı bir bakış açısı sağlaması ve gelişimleri açısından önemini vurguladı. Toplantıda projelerin son durumları paylaşılarak geliştirilmesi konusunda fikir alışverişinde bulunuldu.

KAPANIŞ PANAYIRI HAZIRLIKLARI SÜRÜYOR Ekim 2018 tarihinde başlayan ve 15 aydır devam eden projenin çıktılarının paylaşılacağı ve projelerin jüri tarafından değerlendirileceği Kapanış Panayırı hakkında proje paydaşlarını bilgilendirmek ve görev dağılımı yapmak üzere İTÜ Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde bir araya gelindi.

KOÇ OKULU ÖĞRENCİLERI MAVİ DEDEKTİF OLDU Koç Okulu öğrencileriyle Mavi Dedektif eğitimi gerçekleştirildi. Öğrencilerle bir saatlik Sıfır Atık Mavi eğitiminin ardından eğitici eğitimi ve beyin fırtınası yapıldı. Bu süreçte denizlerin önemi ve deniz ekosistemi, küresel iklim değişikliği ve Sıfır Atık hakkında bilinçlendirilen öğrencilere, eğitici taktikleri ve eğitimde can alıcı noktalar da aktarıldı.

EĞİTİMDE GELECEK KONFERANSI’NA KATILDIK TURMEPA, MEF ve Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakülteleri iş birliği ve Eğitim Reformu Girişimi’nin ortaklığıyla düzenlenen Eğitimde Gelecek Konferansı’na davet edildi. Konferansta Türkiye’nin farklı bölgelerinden gelen öğretmenlere denizel ekosistem, denizler ve su kaynaklarının önemi, Sıfır Atık prensipleri, atıkların kaynağında ayrıştırılması, geri ve ileri dönüşüm konularında bilgi verildi. Çevresel konuları teknoloji, mühendislik ve sanat ile bir araya getirerek analitik düşünme yöntemlerinin geliştirilmesi, maker ve kodlama ile bu içeriklerin derslerde uygulanması konusunda fikir alışverişinde bulunuldu. 82


SABİHA GÖKÇEN HAVALİMANI SIFIR ATIK MAVİ DÖNÜŞÜMÜNE DESTEK VERDI

İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’nda TURMEPA iş birliğiye 500 havalimanı personeline verilen Sıfır Atık Mavi Dönüşümü ve deniz ekosistemleri eğitimleri tamamlandı. Eğitim sonunda TURMEPA, İSG İnsan Kaynakları Direktörü Ahmet Hakan Arslan ile Kalite Güvence Müdürü Şebnem Başsaka’ya teşekkür sertifikası takdim edildi. ISG Sıfır

Atık Mavi Dönüşümü, havalimanında düzenlenen sualtı atık sergisiyle devam etti. Havalimanında yolcu trafiğinin en yoğun olduğu bölgede konumlandırılan Sualtı Atık sergisi ziyaretçilerden yoğun ilgi gördü. İSG yolcuları bir ay boyunca sergiyi ziyaret ederek Sıfır Atık Mavi sözüne imza attı.

ÇANAKKALE’DE SIFIR KARABİGA’DA YEDİDEN ATIK MAVİ’Yİ ANLATTIK YETMİŞE EĞİTİM TURMEPA, Gelecek Odaklı Akademi’nin (GO) Çanakkale’de düzenlediği Model Birleşmiş Milletler Simülasyonu olan TROYMUN Konferansı’nda; denizlerin önemi, sürdülebilir kalkınma amaçlarındaki rolümüz ve Sıfır Atık Mavi konularında İngilizce sunum gerçekleştirdi. Katılımcılar sunuma yoğun ilgi gösterdi.

Çanakkale’de rotasını Karabiga’ya çeviren TURMEPA ekibi, YEĞİTEK kapsamında Karabiga Ortaokulu’nda 100 öğrenciye Sıfır Atık Mavi eğitimi verdi. Öğrenciler tarafından ilgi ve merakla takip edilen eğitimin ardından, bölge halkı, okul velileri, belediye çalışanları ve çevredeki kurumların katılımıyla Sıfır Atık Mavi semineri düzenlendi. Seminerde, iş yerlerinden evlere Sıfır Atık Mavi’nin nasıl uygulanabileceği aktarıldı.

83


bizdenhaberler

MAVİ DEDEKTİFLER İŞ BAŞINDA TURMEPA Genç Temsilcisi Mavi Dedektifler kendi okullarındaki bilinçlendirme çalışmalarına hızla başladı. Okullarında tek kullanımlık pet şişeler yerine tercih edilen cam şişe tüketimini de azaltmayı hedefleyen Mavi Dedektifler, küçük çaplı bir sergi açarak tek kullanımlık tüketim düzeninin dünyamıza verdiği zarara dikkat çekmeyi amaçlıyor. Bunun yanı sıra Mavi Dedektifler, seminerler, akran eğitimleri, sosyal medya paylaşımları ve kısa filmler aracılığıyla farkındalık çalışmalarını sürdürüyor.

HERKESE EĞİTİM PLATFORMU İLE EĞİTİM İŞ BİRLİĞİ Türkiye’nin dört bir yanından genç üyeleriyle tüm çocuklara eğitimde fırsat eşitliği sağlamak amacıyla çalışan Herkese Eğitim Platformu’nun talebi üzerine, Zen Pırlanta genel merkezinde 15 kişilik bir gruba Mavi Dedektif eğitici eğitimi verildi. Eğitici eğitimi kapsamında TURMEPA Genç Temsilcileri’ne deniz ekosistemi ve Sıfır Atık Mavi’yi eğitimlerde nasıl aktaracakları, akranlarıyla nasıl iletişime geçecekleri ve ne tür materyaller kullanacakları anlatıldı. Eğitimin sonunda katılımcılara tüm materyaller ve yol haritası verilerek grup liderleri olarak İlyas Ata Güzeliş, grup mentorleri olarak ise Şükran Güzeliş belirlendi. Eğitimin ardından Başakşehir Oğuzkaan Koleji öğrencisi Zeynep, hızla okulunu organize ederek 150 kişilik bir eğitim planladı ve öğrendiklerini başarılı bir şekilde dinleyicilere aktararak Herkese Eğitim Platformu’nun ilk Sıfır Atık Mavi eğitimini vermiş oldu.

IEEE DESTEĞİYLE TÜRKİYE’NİN ATIK HARİTASI OLUŞTURULACAK Elektrik, elektronik, bilgisayar, otomasyon, telekomünikasyon gibi alanlarda mühendislik teori ve uygulamalarının gelişimi için çalışan The Institute of Electrical and Electronics Engineers - Elektrik ve Elektronik Mühendisleri Enstitüsü (IEEE) ile bir araya gelindi. İstanbul Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Tunçer Baykaş’ın önderliğinde IEEE Türkiye’nin gönüllü destekleriyle 2016-2019 yılları arasında Türkiye kıyılarında bulunan atık türleri izlenerek veri girişleri yapıldı. Böylece Türkiye’nin atık haritasının oluşturulması ve buna yönelik iyileştirme çalışmalarının hızlandırılması sağlanacak. 84


HÜSNÜ ÖZYEĞİN VAKFI İŞ BİRLİĞİYLE SIFIR ATIK MAVİ EĞİTİMLERİ BAŞLATILDI İstanbul’da Dilnihat Özyeğin Anadolu ve Hüsnü M. Özyeğin Anadolu Liseleri’nde 400 öğrenci ve dört öğretmene, Samsun’daki Ayşen Özyeğin Kız Öğrenci Yurdu’nda ise 70 öğrenciye Sıfır Atık Mavi eğitimi verildi. Öğrencilerle sıfır atık için neler yapılabileceği tartışılarak yaratıcı fikirler geliştirildi. 2020 yılında farklı illerde bulunan Hüsnü Özyeğin Vakfı okul ve kurumlarında eğitimler devam edecek.

NAMIK KEMAL ÜNİVERSİTESİ’NDE “A PLASTIC OCEAN” GÖSTERİMİ YAPILDI TURMEPA deniz ve okyanuslardaki plastik kirliliğine dikkat çekmek amacıyla A Plastic Ocean belgeseleni Namık Kemal Üniversitesi öğrencileriyle buluşturdu. Belgesel gösteriminin ardından TURMEPA çevre mühendisi moderatörlüğünde plastik kirliliği hakkında soru-cevap oturumu gerçekleştirildi.

İSTANBUL İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ’NDE TURMEPA STANDI 18 - 21 Kasım tarihlerini kapsayan ara tatil döneminde etkinliklerin gerçekleştirildiği İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nde hafta boyunca TURMEPA standı, sualtından çıkarılan atıklar ve Sıfır Atık Mavi köşesi yer aldı. Öğrenciler, veliler ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü çalışanları tarafından yoğun ilgi gören stant ile denizler ve çevre konusunda farkındalık yaratıldı. 85


bizdenhaberler

TURMEPA 10. SUALTI ATIK SERGİSİ VE EĞİTİM ATÖLYESİ 2020’YE HAZIR! TURMEPA 10. Sualtı Atık Sergisi ve Eğitim Atölyesi’nin tasarım ve görsel uygulamaları, AB Sivil Düşün desteğiyle hazırlandı. 2020 yılında “Sıfır Atık Mavi ile Deniz Canlılarını Koruyoruz” temasıyla ziyaretçilerini ağırlayacak olan sergi ve atölyede, geçtiğimiz haftalarda yaklaşık 40 öğrenci ile ilk eğitim gerçekleştirildi. Mayıs - Kasım 2020 tarihlerinde açık olacak ücretsiz eğitim ve atölye katılımı için şimdiden rezervasyon yapmak mümkün.

TURMEPA, COCA COLA “KIZ KARDEŞİM” PROJESİ’NDE SIFIR ATIK EĞİTİMLERİYLE YER ALDI Coca-Cola sponsorluğunda, Habitat Derneği tarafından yürütülen Kız Kardeşim Projesi kapsamında 40 ilden gelen 60 kadın gönüllüye TURMEPA tarafından Sıfır Atık Mavi eğitici eğitimi verildi. İki saat süren interaktif eğitimde Sıfır Atık Mavi’nin önemi anlatıldıktan sonra grup çalışmaları ve beyin fırtınası yapılarak çözüm önerileri tartışıldı. Çeşitli yaş gruplarına bu bilgileri anlatmak üzere dijital eğitim setleri eğitmenlerle paylaşıldı. Eğitmenler her eğitim sonrası ulaştıkları hedef kitle ve geri bildirimler hakkında TURMEPA’ya bilgi verecek.

SOSYAL SORUMLULUK ZİRVESİ’NDE SIFIR ATIK MAVİ SÖZÜ VERİLDİ Yeditepe Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleştirilen Sosyal Sorumluluk Zirvesi’nin ikinci gününde “Toplum 5.0’da STK Olmak” başlıklı oturum, Prof. Dr. Sedefhan Oğuz’un moderatörlüğünde TURMEPA, İhtiyaç Haritası, Maya Vakfı ve TEMA Vakfı’nın katılımıyla gerçekleşti. TURMEPA Genel Müdür Yardımcısı Mine Göknar’ın konuşmacı olarak yer aldığı oturumun ardından zirve katılımcıları Sıfır Atık Mavi sözü verdi. Sosyal sorumluluk projelerine verdiği destekle adından söz ettiren başarılı oyuncu Mert Fırat da zirvede TURMEPA standını ziyaret etti.

86


DÜNYA GÖNÜLLÜLER GÜNÜ’NÜ COŞKUYLA KUTLADIK TURMEPA, 5 Aralık Dünya Gönüllüler Günü’nde 14 il ve 7 ülkede 8 bini aşkın gönüllüsüyle uluslararası mesajlarını aynı anda sosyal medya üzerinden paylaştı! Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’ndan 14. Madde Sudaki Yaşamı ilke edinen TURMEPA Gönüllüleri, “Denizler Yaşasın Diye, Önce Gönüllüler Harekete Geçer!” diyerek herkesi gönüllü olmaya davet etti. Dünya Gönüllüler Günü kapsamında İstanbul, Samsun, İzmir, Trabzon ve Van’da 458 gönüllüsü ile buluşan TURMEPA, İstanbul’daki kutlamasını 7 Aralık’ta İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde gerçekleştirdi. TURMEPA Gönüllüleri sürdürülebilirlik, hayat boyu öğrenim ve deniz ekosistemine duyarlılık için Bilgi

Üniversitesi etkinlik çadırında buluşarak gönüllülük mesajlarını paylaştı. Uzak Yol Kaptanı Can Kıygı’nın konuşması ile başlayan etkinlikte yıl içinde yapılan gönüllülük faaliyetleri anlatıldı, bir yıl ve daha uzun süredir gönüllü olan katılımcılara sertifikaları takdim edildi. Dünya Gönüllüler Günü kutlamasına Haluk Polat Vokal Projects Topluluğu da TURMEPA Gönüllüleri için hazırladığı özel performans ile katıldı. Gönüllüler, müzik ziyafeti ve keyifli paylaşımlarla günlerini doyasıya kutladı.

DENİZ ELÇİLERİMİZLE KIYILARI SAHİPLENİYORUZ Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi, Karadeniz Teknik Üniversitesi Deniz Bilimleri Fakültesi ve Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Bodrum Denizcilik Meslek Yüksekokulu’nda gönüllü gençlerle bir araya gelinerek Deniz Elçileri Topluluğu oryantasyonu yapıldı. Dr. Şebnem Atasaral, Dr. Olgaç Güven ve Dr. Mehmet Danacı’nın destek ve katılımlarıyla tamamlanan kurulum ve oryantasyonların ardından yıl boyunca sahiplenilecek kıyılar belirlenerek iş planı çıkarıldı. 87


bizdenhaberler

TURMEPA, ANKARA’DA 32 STK’YI TEMSİL ETTİ TURMEPA, 17 Ekim’de Ankara’da gerçekleştirilen ve moderasyonunu Birleşmiş Milletler Türkiye Gönüllü Koordinatörlüğü’nün üstlendiği “Kamu-STK İş birliği ve Türkiye’de Gönüllülük Süreçlerini Güçlendirilmesi Çalıştayı”na 37 sivil toplum kuruluşunu temsilen katıldı. Çalıştay, İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Birleşmiş Milletler Gönüllüleri (UN Volunteers) ve sekreteryasını yürüttüğümüz Ulusal Gönüllülük Komitesi iş birliğinde düzenlendi.

2019’UN SON KIYI TEMİZLİĞİ SÜRMENE’DE YAPILDI Karadeniz Teknik Üniversitesi Sürmene Deniz Bilimleri Fakültesi Deniz Elçileri Topluluğu, Aralık ayı sonunda Sürmene kıyılarında 338 kilogram evsel atık topladı. Sürmene Belediye Başkanı Rahmi Üstün etkinliği gerçekleştiren gönüllüleri tebrik ederek gelecek etkinliklerde birlikte olma sözü verdi.

YEREL YÖNETİMLERE TEŞEKKÜR ZİYARETLERİ TURMEPA, Adalar ve Sarıyer Belediyeleri’ne 2019 yılı etkinliklerine verdikleri destek için teşekkür etmek ve 2020 yılında gerçekleştirilmesi planlanan kıyı temizleme etkinlikleri için gerekli izinleri almak üzere ziyaretler gerçekleştirdi. 2019 yılında gönüllüleriyle birlikte Adalar’da toplam 631,48 kilogram atık ile ortalama 20 bin 35 adet sigara izmariti, Sarıyer’de ise 1337 kilogram atık ile 7 bin 200 adet sigara izmariti toplayan TURMEPA, yerel yönetimlere bu çalışmalar hakkında detaylı bilgi verdi. İlgili belediyelerin Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü mühendisleri ile Adalar temizlik şefleri bu etkinliklerde TURMEPA’ya destek oldu.

88


AKADEMİK DANIŞMANLARIMIZIN DESTEĞİYLE ULUSLARARASI GÖNÜLLÜLÜK ÇAĞRISI

TURMEPA GÖNÜLLÜLERİ VW ARENA’DA YAN YANA GELDİ

Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Deniz Elçileri Topluluğu (OMÜDET) Akademik Danışmanı, Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Demir, 5 farklı ülkeden Türkiye'ye gelen 30 öğrenciye, AB Erasmus ve Gençlik Programları 3R Style projesi kapsamında konferans verdi. Demir, katılımcılara TURMEPA’nın faaliyetleri, sivil toplum ve gönüllülük hakkında bilgi vermenin yanı sıra gönüllü olma çağrısında bulundu.

TURMEPA, gönüllülerinin destekleriyle gücüne güç katıyor ve mavi mücadelesini daha ileriye taşıyarak adımlarını hızlandırıyor. Aktif TURMEPA Gönüllüleri, 7-8-9 Kasım tarihlerinde Fizy Müzik Haftası konserlerinde buluştu. VW Arena’ya desteği için teşekkür ederiz.

GÖNÜLLÜ EVİ’NDE PAYLAŞIMLARIMIZ SÜRÜYOR Saint Joseph Vakfı Okulları öğrencileri TURMEPA Gönüllü Evi’ni ziyaret etti. Gönüllü Eğitmen Ahmet Murat Erayvaz’ın dernek faaliyetleri, denizler ve gönüllülük konusunda bilgiler verdiği ziyaret sonrası yeni gönüller TURMEPA Ailesi’ne

katıldı. Gönüllü Evi’nde ayrıca Çöpüne Sahip Çık Vakfı Genel Müdürü Emrah Bilge’nin katkılarıyla ve TURMEPA gönüllülerinin organizasyonu ile CV hazırlama atölyesi gerçekleştirildi.

89


bizdenhaberler

ŞUBELERDEN HABERLER

TURMEPA BODRUM ŞUBESİ’NDE GÖREV DEĞİŞİMİ DENIZTEMIZ DERNEĞI/ TURMEPA BODRUM ŞUBESI YÖNETIM KURULU BAŞKANI ORHAN DINÇ OLDU. İMEAK DENIZ TICARET ODASI BODRUM ŞUBESI BAŞKANLIĞI GÖREVINI DE YÜRÜTEN DINÇ, ÇALIŞMALARINI YOĞUN ŞEKILDE DEVAM ETTIRECEKLERINI SÖYLEDI. TURMEPA Bodrum Şubesi Olağanüstü Genel Kurulu 11 Ocak 2020 tarihinde yapıldı. Sekiz yıldır TURMEPA Bodrum Şubesi Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüten Yaman Olgaç’a teşekkür plaketinin verildiği Genel Kurul’da yeni yönetim

90

belirlendi. Aynı zamanda İMEAK Deniz Ticaret Odası Bodrum Şubesi Başkanı olan Orhan Dinç, TURMEPA Bodrum Şubesi Yönetim Kurulu Başkanlığı’na seçildi. Genel Kurulun açılış konuşmasını yapan TURMEPA Genel Müdürü Semiha Öztürk, “TURMEPA, 25 yıl önce mavi yolculuğuna başladı. Çeyrek asırdır sürdürdüğümüz bu yolculukta, 8 milyon 330 bin öğrenciye çevre dersleri verdik, mavi eğitimlerimizin dalga dalga yayılması için 18 bin 500 eğitimci yetiştirdik. Atık toplama teknelerimizle, cennet koylarımızda 37 milyon 800 bin litre atık suyun denize karışmasını önledik; 8 bini aşkın gönüllüye eriştik. Projelerimiz ve farkındalık çalışmalarımızla 52 milyon kişi tarafından görüldük. Türkiye’de bugüne kadar deniz odaklı en az 40 projeyi hayata geçiren TURMEPA’nın Bodrum Şubesi ise, 2011 yılının sonunda kuruldu. 2012 yılı itibariyle Sayın Yaman Olgaç şube başkanlığını üstlenerek, Bodrum’un mavi kalması için çok başarılı çalışmalar gerçekleştirdi. Kendisine ve bu süreçte emeği geçen tüm yönetim kurulu üyelerimize çok teşekkür ederiz” diyerek Olgaç’a teşekkür plaketi takdim etti.


YÖNETİMDE YER ALACAK YENİ İSİMLER BELİRLENDİ Şubenin geçmiş dönem faaliyetleri hakkında bilgi veren Yaman Olgaç, sekiz yılın ardından artık bir kan değişiminin gerektiğini belirterek tüm üyelere katılımları için teşekkür etti. Olgaç başkanlığındaki Yönetim Kurulu, geçmiş dönem faaliyetleri için oy birliğiyle ibra edildi. Genel Kurul’un Divan Başkanlığı’nı Baran Akcan üstlenirken diğer Divan Heyeti Üyeleri Doğan Güneri, Sinem Çınar ve Aslı Dinç oldu. Genel Kurul sonrası ilk toplantısını yapan Şube Yönetim Kurulu, tüzük gereği kendi aralarında görev dağılımı yaparak Orhan Dinç’i TURMEPA Bodrum Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı olarak belirledi.

“PROJE VE EĞİTİMLERİMİZLE FARKINDALIK YARATMAYA DEVAM EDECEĞİZ” Konuyla alakalı görüşlerini ifade eden TURMEPA Bodrum Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı olan Orhan Dinç şunları söyledi: “İMEAK Deniz Ticaret Odası Bodrum Şubesi olarak hali hazırda, ücretsiz hizmet veren katı atık alım teknemiz bulunmakta. Biz bu teknemizi çalıştırmaya başladığımız ilk günden itibaren birçok koy ve kıyıdan 5 bin poşet katı atık topladık. Bu bizim hali hazırda olan farkındalığımızdı. Şimdi Deniz Temiz Derneği/ TURMEPA Bodrum Şube Başkanlığı olarak da yoğun bir şekilde çalışmalara devam edeceğiz. Projeler üretip eğitimler vererek, bu anlamda farkındalık yaratacağız. Ekmek yediğimiz denizlerimiz ve kıyılarımızın temiz olması bizim en değerli mirasımızdır. Görevimizi bize yakışır bir şekilde yerine getireceğiz. Hayırlı uğurlu olsun. Bodrum’da mavi kazanacak.”

Deniz Temiz Derneği/ TURMEPA Bodrum Şube Başkanlığı olarak yoğun bir şekilde çalışmalara devam edeceğiz. Projeler üretip eğitimler vererek, bu anlamda farkındalık yaratacağız. Ekmek yediğimiz denizlerimiz ve kıyılarımızın temiz olması bizim en değerli mirasımızdır. TURMEPA BODRUM ŞUBESI YÖNETIM KURULU ASIL VE YEDEK ÜYELERI ILE DENETIM KURULU ASIL VE YEDEK ÜYELERI Yönetim Kurulu Asil Üyeler Orhan Dinç – Yönetim Kurulu Başkanı Taner Özdoğan – Yönetim Kurulu Başkan Vekili Numan Özyurt – Sayman Üye Hasan Güneri – Sekreter Üye Şebnem Akcan - Üye Denetim Kurulu Asil Üyeler Doğan Güneri – Denetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Ünsal - Sözcü Erdem Ağan – Üye Yönetim Kurulu Yedek Üyeler Ufuk Esen Betül Emine Oduncuoğlu Nurcihan Güneri Aslı Dinç Sonay Çınar Denetim Kurulu Yedek Üyeler Derya Akbaş İbrahim Özsavran Namaz Çelenk

91


bizdenhaberler

ANTALYA’DA GELECEK NESİLLERLE MAVİDE BULUŞTUK

ISG SEMINERINDE SIFIR ATIK MAVI EĞITIMI VERILDI

TURMEPA Antalya Şubesi, Sıfır Atık Mavi eğitimi verilen öğrenciler ile birlikte 8 Kasım’da Antalya EXPO’da “Gelecek Nesiller için Mavi’de Buluşalım” etkinliğine katıldı. Çocuklar etkinlik kapsamında Küçük Balık Dedektifi Eğitimi aldı ve olta ile balık tutma etkinliğine katılarak sertifika almaya hak kazandı.

Akzonobel Kemipol, Kansai Altan İzmir firmaları bünyesinde toplam 700 kişinin katıldığı “İş Sağlığı ve Güvenliği” seminerinde ve İMEAK Deniz Ticaret Odası İzmir Şubesi ev sahipliğinde gerçekleştirilen “Gemi Acenteliği” eğitiminde, deniz ve çevre konuları kapsamında Sıfır Atık Mavi eğitimi verildi.

FETHİYE KIYILARI İÇİN ÇÖZÜM ÖNERİLERİ SUNULDU Fethiye Kent Konseyi bünyesinde kurulacak geçici çalışma kurulu toplantısında kıyı, dere, deniz ve kara başlıklarıyla oluşturulan dört farklı çalışma grubu, kendi alanlarındaki sorunları tespit ederek çözüm önerilerinde bulundu. TURMEPA da toplantıda bölge kıyılarının korunması için görüşlerini paylaştı. TURMEPA, Fethiye’de ayrıca Muğla Valisi Esengül Civelek’in katılımıyla gerçekleşen “Uluslararası Denizlerimiz ve Renklerimiz Sualtı Resim Çalıştayı ve Mavi Dalga Sempozyumu”nun açılışına katıldı.

İZMİR’DE DERNEK ÇALIŞMALARI TANITILDI TURMEPA İzmir Şubesi, İzmir Su Ürünleri Kooperatifleri Bölge Birliği’nde yapılan İzmir Balıkçılık Çalışma Grubu toplantısına katıldı. Toplantıda özellikle kaçak ve şebeke avcılığı ile mücadele, av yasağı dönemlerinin türlere göre düzenlenmesi ve deniz patlıcanı avcılığı konuları görüşüldü. Ayrıca İzmir Deniz Festivali Çalıştayı’nda dernek faaliyetleri tanıtıldı.

İZMİR VE MUĞLA’DA ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK İL MÜDÜRLÜĞÜ TOPLANTILARINDA YER ALDIK Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile iş birliğini sürdüren TURMEPA, İzmir ve Muğla’da Bakanlık İl Müdürlükleri ile temaslar gerçekleştirdi. Bakanlığın beş yıllık eylem planı çerçevesinde komisyon üyesi olarak yer alan dernek yetkilileri, toplantıda TURMEPA’nın bugüne kadarki çalışmalarını ve amaçlarını aktardı.

92


YENILIK VE EĞITIM TEKNOLOJILERI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (YEĞİTEK) KAPSAMINDA SIFIR ATIK MAVI EĞITIMLERI VERMEYE DEVAM EDIYORUZ

Antalya / 440 kişi - 420 Dk - 204 Km - 2 İlçe Ülkü Seyfi Kandemir ve Aşağı Karaman Köyü Duraliler İlkokulu’nda okuyan öğrencilere Sıfır Atık Mavi eğitimleriyle ulaştık.

Fethiye / 1.485 Kişi – 2.460 Dk - 246 Km - 2 İlçe Bölgede bulunan okullarda Sıfır Atık Mavi eğitimleriyle yüzlerce çocuğa ulaştık.

İzmir / 2.043 Kişi – 1.020 Dk - 274 Km - 7 İlçe

Samsun / 1.371 Kişi – 660 Dk - 130 Km - 2 İlçe Çarşamba Belediyesi iş birliğiyle Çarşamba Cemil Şensoy Kültür Merkezi’nde Cumhuriyet, Kocatepe ve Yeşilırmak İlkokulları’nda okuyan bin öğrenciye Sıfır Atık Mavi eğitimi verildi. 93


mavikitap

DENIZDEN SAYFALARA TAŞANLAR...

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ KONUSUNDA NEDEN ANLAŞAMIYORUZ?

Mike Hulme’ın Alfa Yayıncılık etiketiyle çıkan kitabı, “İklim Değişikliği Konusunda Neden Anlaşamıyoruz?” iklim değişikliğinin ayrıntılı incelemesini yaptıktan sonra, konunun ekonomik, psikolojik ve sosyolojik boyutlarını ele alarak, bu olgunun atmosfer, özellikle de karbondioksit gazının metalaştırılması için meşrulaştırma aracı olarak kullanıldığının altını çiziyor. Yazar kitapta, iklim değişikliği konusunda ne yapmamız gerektiğini, sürekli sorgulamamızın neden yanlış olduğunu ve hayal kırıklığı yarattığını gösteriyor.

LODOSÇU TİM

Tim’in tüm ailesi denizcidir ancak o buna rağmen denizci olmayı reddeder. 12 yaşına geldiğinde annesi, Tim’in başının çaresine bakacağına inanarak denize açılır ve Tim, diğerleri dönene dek eve göz kulak olacaktır. Her gün kumsala inen Tim, bir gün bir dürbün bulur ve maceraya atılır. Tim, dürbün sayesinde denizlerin ve ailesinin sırlarına ulaşır. Dünya çocuk edebiyatı klasikleri arasında yer alan “Küçük Kaptan”ın yazarı Paul Biegel’in son kitabı Lodosçu Tim, Can Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. 94

DENİZDEN GELEN SIR

"Sağımda tropik balıklar alanının ayrılmasıyla, anlaşılmaz hale gelen yarı batık bambu çitlerinin gizemli yapısına benzeyen balık avlama ipleri tuhaf bir şekilde, sanki okyanusun diğer tarafına gitmiş göçebe kabileler tarafından sonsuza kadar terk edilmiş gibi görünüyordu; çünkü göze görünen bir yerleşim belirtisi yoktu..." Joseph Conrad’ın Gece Kitaplığı etiketiyle yayınlanan kitabı Denizden Gelen Sır, Siam Körfezi’nde demirlenmiş bir geminin içinde büyük bir gizeme ve maceraya davet ediyor.

KIYIYA VURDU DENİZ

Yazar Zeyyat Selimoğlu’nun Eksik Parça Yayınevi’nden çıkan kitabı “Karaya Vurdu Deniz”, denizlerdeki yaşamı bir kez daha kıyıya vurduruyor. Kitap, Selimoğlu’nun öykülerindeki klasikleşen anlatım tutumunu, denize/ deniz insanına bakışının yalınlığını yansıtıyor. Anadolu yarımadasını çevreleyen denizlerin anlatıcısı olarak bize denize bakmayı, denizde yaşayıp denizi öğrenmeyi gösteriyor. Kitap, yer yer gülümsetiyor, düşündürüyor ama daha çok deniz insanlarının yaşamsal sorunlarını ve çelişkilerini ortaya koyuyor; mavi dünyanın gerçeklerini net şekilde aktarıyor.


mavilezzet

ONLARCA BAŞLIK ALTINDA MILYONLARCA LEZZETIN YER ALDIĞI DINAMIK BIR LISTE HAZIRLAMAK MÜMKÜN, OKYANUS LEZZETLERINDEN. BU KATEGORILERDEN BIRI “ÇORBALAR”. DÜNYA TARIHINDE GENELLIKLE YOKLUKTAN VE KIYILARDAN ÇIKIP EN LÜKS SOFRALARA KADAR VARAN BU ÇORBALAR, MAVI SULARIN TÜM LEZZETINI VE ŞIFASINI TABAKLARA KOYUYOR.

O

Okyanuslar ve denizler tüm gezegenin kabaca yüzde 70’ini kaplıyor ve bu sayede çok fazla ülke, kendini okyanus ve deniz nimetleri konusunda oldukça geliştirmiş durumda. Arkeolojik kayıtlara göre insanoğlu en az 165 bin yıldır deniz ürünleri ile hazırladıkları yemekleri yiyor. Japonya’daki zarif sashimi dilimlerinden Maine’deki ıstakoz rulolarına kadar dünyanın en büyük ve en spesifik lezzetlerinden pek çoğu okyanuslardan, denizlerden, nehirlerden ve göllerden çıkıyor. Ve kıyılardan dünyaya yayılan sayısız lezzet, dünya mutfaklarını zenginleştiriyor. Onlarca başlık altında milyonlarca lezzetin yer aldığı dinamik bir liste hazırlamak 96

mümkün, okyanus lezzetlerinden. Bu kategorilerden biri “çorbalar”. Dünya tarihinde genellikle yokluktan ve kıyılardan çıkıp en lüks sofralara kadar varan bu çorbalar, mavi suların tüm lezzetini ve şifasını tabaklara koyuyor. Adları çıktıkları ülkelerle, bölgelerle yan yana anılan çorbaların pek çoğu kendine özel yerler ediniş durumda. Ancak bazıları olması gerektiği kadar yaygın bilinmiyor. Şüphesiz, bu çorbalar çıktıkları bölgenin yemek kültürünü ve yerel lezzetlerini içinde barındırıyor ancak dilerseniz kendi yerel lezzetleriniz ve türevleri ile sofralarınızı lezzetlendirebilirsiniz. Hazırsanız başlayalım...


BOUILLABAISSE FRANSA Fransa’ya özgü bir çorba olsa da bouillabaisse daha çok Marsilya ile özdeşleşmiş. Bu tarifin temelini, basitlik ve otantik tat oluşturuyor. Balıklar, deniz kabukluları ve pırasa, patates gibi sebzelerden yapılan çorba; rezene, sarımsak ve zeytinyağı ile zenginleştirilmiş domates suyunda pişiriliyor. Servisi de geleneksel “kruton” (sarımsaklı kızartılmış ekmek) ile yapılıyor. Fransızlara göre çorbanın yanına en fazla yakışan ise çıtır çıtır bir rezene salatası. Fransızlar için çorbanın servisinde en önemli nokta, kasedeki her damlayı emmek için bolca ekmek! Bu arada 14 Aralık Fransa’da “Ulusal Bouillabaisse Günü” olarak kutlanıyor.

Malzemeler Çorba için; l Yarım su bardağı zeytinyağı l 1 soğan l 2 pırasa l 3 büyük domates l 2 litre balık suyu l Kekik, maydanoz, rezene ve fesleğen yaprakları l Yarım çay kaşığı safran l 1 kilo mevsimsel balıklar l 10 karides l 10 midye l Tuz l Karabiber l Ekmek dilimleri

Yapılışı Rouille sosu için; l 1 fincan zeytinyağı l 1 kırmızı biber l 1 öğütülmüş acı biber l 1 yemek kaşığı limon suyu l 1 diş sarımsak l 1 fincan taze ekmek kırıntısı ya da badem kırığı l 1 fincan maydanoz yaprağı l Tuz l Karabiber

Yağı tencereye koyup ısıtın. İçine, doğradığınız pırasa ve soğanı ekleyip yumuşayana kadar pişirin. Doğradığınız sarımsağı da koyup kokusu çıkana kadar pişirmeye devam edin. Suyu, doğradığınız domatesleri, otları, safran, karabiber ve tuzu ekleyip yarım saat kadar kaynatın. Ardından suyu süzün ve kalan kısmı atın. Et suyunu yeniden tencereye alıp kaynatın. İçine temizlediğiniz karidesleri ekleyip bir iki dakika pişirin. Ardından dilimlenmiş balıkları ve deniz kabuklularını katıp midyeler açılıncaya kadar pişirmeye devam edin. Sosu için zeytinyağı hariç tüm malzemeleri robottan geçirip püre haline getirin. Ardından zeytinyağını ekleyip karıştırın. Ekmek dilimlerini kızartıp üzerine sarımsaklı zeytinyağı karışımı sürün. Çorbayı ekmek ve rouille ile servis edin.

97


mavilezzet

CALDEIRADA DE PEIXE PORTEKİZ Adını içinde pişirildiği büyük toprak kaptan alan bu muhteşem balık çorbası, Portekiz’in dünya mutfağına sunduğu en büyük katkılardan biri. Çorbanın ana karakterini ve lezzetini “chourizo” isimli Portekiz sosisi veriyor. Balık, deniz kabukluları, ahtapot ile pişirilen çorba, sebze ve otlarla süsleniyor. Çorbanın son notasını ise “gremolata” denen sos oluşturuyor.

Malzemeler

Yapılışı

Çorba için; Gremolata sosu için; l 6 yemek kaşığı zeytinyağı l 1 patates l 2 sosis l 3 yemek kaşığı zeytinyağı l 2 yeşil biber l 2 çay kaşığı limon kabuğu rendesi l 2 soğan l 4 diş sarımsak l 6 yemek kaşığı limon suyu l 2 defne yaprağı l 1 avuç kıyılmış maydanoz l 1 su bardağı beyaz şarap l 1 avuç kıyılmış kişniş l 4 su bardağı su l Tuz, karabiber l 1 paket domates sosu ya da püresi l 2 çay kaşığı toz kırmızı biber l 20 midye l 15 istiridye l 2 kilo mezgit balığı l Tuz, karabiber

Yağı güvecin içine alıp orta derece ateşte ısıtın. İçine dilimlediğiniz sosisleri ve doğradığınız biberleri ekleyip beş dakika pişirin. Sosis ve biberleri güveçten kaşık yardımı ile alın. Güvece doğradığınız soğan, sarımsak ve defne yapraklarını ekleyip, soğanlar yumuşayıncaya kadar pişirin. Üzerine şarabı ekleyip ocağın ısısını yükseltin ve 4-5 dakika daha pişirin. Suyu (Portekizliler midye suyu kullanıyor), domates püresini, kırmızı biberi ekleyip, ısıyı orta dereceye alın ve 15 dakika kaynatın. Biber ve sosisleri yeniden güvece katın. Midye ve istiridyeleri güvece alarak hafif açılıncaya kadar pişirin. Ardından temizleyip dilimlediğiniz balıkları koyun, tuz ve karabiber ekleyin. Balıklar pişene ya da kabuklular tam olarak açılana kadar pişirin. Gerekirse biraz daha su ilave edebilirsiniz. Sosu için patates hariç tüm malzemeleri bir kapta karıştırın. Daha pürüzsüz bir kıvam isterseniz mutfak robotundan geçirebilirsiniz. Patatesi iyice yıkayarak, kabuklarını soymadan incecik halkalar halinde dilimleyin ve önceden ısıtılmış fırında üzeri kızarana kadar pişirin. Patatesleri bir kaba alın ve üzerine sosu gezdirin. Hazırladığınız karışımı çorbanın yanında ikram edin. Çorbanın yanında yenilebileceği gibi üzerine de eklenebilir.

98


RYBÍ POLÉVKA ÇEKYA Noel arifesi menüsünün bir parçası olan rybí polévka, Çeklerin geleneksel çorbalarından biri. Her Çek evinde yapılan ve ana yemek olarak kabul edilen bu balık çorbası, genellikle sazan balığı ve kök sebzelerle hazırlansa da bazı versiyonlarında beyaz şarap, krema veya balık yumurtası da kullanılıyor. Çorba; geleneksel olarak Noel günü akşam saat 6’da evlerde servis ediliyor ve her yıl Noel arifesinde Prag belediye başkanı tarafından Eski Şehir Meydanı’nda muhtaç kişilere dağıtılıyor.

Yapılışı

Malzemeler Çorba için; l 8 su bardağı su l 3 sazan balığı filetosu l 2 yemek kaşığı tereyağı l 2 yaban havucu l 1 şalgam l 2 havuç l 2 soğan l 1 balık yumurtası l 1 çay kaşığı Hindistan cevizi baharatı l Tuz, karabiber

Gremolata sosu için; l 2 yemek kaşığı tereyağı l 2 yemek kaşığı un

Suyu tencereye alın. İçine dilimlediğiniz bir soğanı, temizleyip dilimlediğiniz balıkları ve tuzu ekleyip 20 dakika kaynatın. Diğer soğanı doğrayın. Sebzeleri soyup ince ince dilimleyin. Tereyağını tavaya alıp içine soğanları ekleyin, birkaç dakika kavurun. Ardından diğer sebzeleri ekleyip soteleyin. Kaynayan sudan balıkları ayırıp, tencereye sebzeleri koyun. Bir başka tavada tereyağını eritip içine unu ekleyin ve kızarana kadar kavurun. Karışımı çorbaya katıp, düşük ısıda yarım saat kadar kaynatın. Ardından balıkları, Hindistan cevizi ve karabiberi ekleyin ve sıcak olarak servis edin.

99


mavilezzet

UKHA RUSYA Yüzlerce yıldır yenen bu Rus çorbası, geleneksel olarak balıkçılar tarafından açık havada yakılan ateşin üzerine konan tencerenin üzerinde pişiriliyor. Bugün ise kapalı mutfaklarda hazırlanıyor. Ancak çorbanın tarifi köklerine sadık. Bir de çorba pişerken içine atılan biraz votka geleneği aynen devam ediyor. Ruslar tarafından büyük bir sağlık deposu olarak adlandırılan çorba o kadar iyi ki, Korkunç İvan’ın bile favorisiymiş.

Malzemeler

Yapılışı

Çorba için;

Balık suyunu bir tencereye alın ve kaynatın. İçine küp küp doğranmış patatesleri ve defne yapraklarını ekleyin ve patatesler yumuşayana kadar pişirin. İrice küpler şeklinde kestiğiniz somon ve alabalığı ekleyip 10 dakika daha pişirin. Doğranmış dereotunu, tuzu, karabiberi ilave edin. 1-2 dakika daha pişirdikten sonra ocağın altını kapatın ve irice doğranmış taze soğanlarla süsleyerek servis edin.

l 1 adet soğan

l 1 tatlı kaşığı tane karabiber l 5 su bardağı balık suyu l 3 orta boy patates l 3 defne yaprağı

l 500 gram kılçıksız somon ve

alabalık filetosu

l 1 demet dereotu

l 3 adet yeşil soğan l Tuz

l Karabiber

CALDILLO DE CONGRIO ŞİLİ Şili’nin uzun Pasifik sahili, deniz ürünleri hayranları için gerçek bir cennet. Şilililer, okyanus ödüllerini sayısız şekilde ve en lezzetli biçimde kullanıyorlar. Bir Şili favorisi olan “caldillo de congrio” da bunlardan biri. Caldillo de congrio, basit bir balıkçı lezzeti olmasına rağmen Nobel Ödüllü Pablo Neruda’ya göre; bu yemeği yiyenler yeryüzündeki cenneti biliyorlar.

Malzemeler

Yapılışı

Çorba için; l 2 adet beyaz etli balık veya yılan balığı l 3 yemek kaşığı zeytinyağı l 1 adet soğan l 3 diş sarımsak l 1 adet kırmızı biber l 2 adet domates l 1 su bardağı beyaz şarap l 4 su bardağı su l 2 yemek kaşığı doğranmış maydanoz l 3 adet defne yaprağı l Yarım demet kişniş l Yarım paket krema l Tuz, karabiber

Yağı tencereye alıp, orta derece ısıda pişirin. İnce ince kestiğiniz soğanı ekleyip 3-4 dakika sote edin. Kırmızı biberi ve sarımsakları da dilimleyip tencereye atın ve 2-3 dakika daha soteleyin. Domateslerin tohumlarını ayırıp, küp küp doğrayın ve tencereye ekleyip karıştırın. Domatesleri 4-5 dakika pişirdikten sonra şarabı ekleyin bir iki dakika daha pişirin. Suyu (varsa balık suyunu) tencereye katın. Maydanoz, defne yaprağı, tuz, karabiberi ekleyip orta seviye ısıda 20 dakika pişirin. Önceden temizleyip fileto haline getirdiğiniz balıkları da ekleyip yaklaşık 10 dakika daha pişmeye bırakın. Kremayı, arzu ettiğiniz baharatları ve kişnişi de ekledikten sonra servis edin.

100


DENİZTEMİZ DERNEĞİ/ TURMEPA TURKISH MARINE ENVIRONMENT PROTECTION ASSOCIATION Nakkaştepe Azizbey Sokak No:1 P.K.: 34674 Kuzguncuk - İstanbul Tel: +90 (216) 310 9301 Faks: +90 (216) 3432177 www.turmepa.org.tr

BİREYSEL ÜYELİK FORMU (Üye Kayıt Defteri ve Dernekler Bilgi Sistemi’nde (DERBİS) yer alması gereken bilgiler.)

Adı Soyadı: T.C. Kimlik Numarası (Yabancı Uyruklular İçin Pasaport veya İkametgah Tezkere No): Anne Adı:

Baba Adı:

Mesleği:

Cinsiyeti:

Öğrenim Durumu: Doğum Tarihi:

E-mail:

İkametgah Bilgileri Telefon/ Faks: Adres: Yazışmalar Ev Adresime Yapılsın: İşyeri Bilgileri Şirket Adı: Adres: Telefon/ Faks: Yazışmalar İş Adresime Yapılsın: Bireysel Üyelik Durumunuza Uygun Seçeneği İşaretleyiniz

Yukarıdaki bilgilerin doğru olduğunu beyan ederim. DenizTemiz Derneği tüzüğünü okudum.Üyelik ve yıllık aidat ödemesini kabul ediyorum. (Dernek tüzüğü, www.turmepa.org.tr sitesinde bulunmaktadır.) Adı, Soyadı:

İmza:

Tarih:

ÜYELİK AİDATI ÖDEME ŞEKLİ Üyelik aidatı aşağıda belirtilen şeklinde ödenmektedir. Bankaya Ödenecektir 2020 yılı üyelik aidatını, Yapı Kredi Bankası İstanbul Nakkaştepe Şubesi Şb. Kodu: 930 nezdindeki 971278 numaralı (IBAN TR53 0006 7010 0000 0000 9712 78) DenizTemiz Derneği TL hesabına isim belirterek yatırıyorum. Kredi Kartı Olarak Ödenecektir Kredi Kartı Cinsi: Kredi Kartı No: Son Kullanma Tarihi:

Visa:

Master:

Diğer:

3 Haneli Güvenlik Kodu:


İZMİR

.

ÇANAKKALE

.

İSTANBUL

.

İSKENDERUN


OCAK I ŞUBAT 2020 SAYI: 56


DENİZ KÜLTÜRÜ VE ÇEVRE DERGİSİ

OCAK I ŞUBAT 2020 SAYI: 56

Profile for Viya Medya Yayıncılık Organizasyon A.Ş.

DENİZTEMİZ  

DENİZTEMİZ Derneği

DENİZTEMİZ  

DENİZTEMİZ Derneği

Profile for viyamedya
Advertisement