Page 1


‘‘Her zaman her yerde’’

Mart Ayı


‘‘Her zaman her yerde’’

KURTULUŞ CEPHESİ ÇANAKKALE Çanakkale, ümmetin imtihanıdır. Nasıl ki bu ümmet, Bedir, Uhud, Hendek’te imtihan olduysa Çanakkale cephesinde de imtihan olmuştur. Hak ile batıl mücadelesinin hat safhalarda yaşandığı Çanakkale de ümmetin her bir genci cihat çağrısına uyup düşmanla çarpışmak için yollara düşmüştü. Nice zorluklar içerisinde olsalar da hak yoldan sapmadan sonuna kadar mücadelelerini sürdürmüşlerdi. Dil, ırk, renk ayrımı yapmaksızın omuz omuza, kardeşlik hukuku içerisinde, bütün bir ümmetin birliği ve dirliği için cehd etmişlerdi. Bugün gelmiş olduğumuz noktada İslam dünyasının gençleri ırklarından, renklerinden, dillerinden ötürü diğer insanları ayırır hatta kendilerinin daha üstün olduğunu savunur duruma gelmişlerdir. Ulus devlet anlayışının yalnızca bir devlet yönetme şekli değil, İslam dünyasının gençlerinin zihinlerini de yönetme şekli olduğunu anlamamız gerekiyor. Küçük lokmalar haline getirilip yutulmak isteniyoruz. Çağrımız Kurtuluş Cephesi Çanakkale’yi anlamak isteyen herkesedir. Kurtuluşun anahtarı Çanakkale Cephesinde ki İSLAM BİRLİĞİ ruhunda yatmaktadır. Ne zaman ki birleşiriz ve ayrım yapmaksınız her bir Müslüman’ı kardeşimiz görürüz, işte o zaman zihinlerimiz ve ülkelerimiz işgallerden kurtulur. Çanakkale zaferinin 104. Yılı münasebeti ile ümmetin tüm şehitlerine Allah’tan rahmet diliyoruz. Bizlere de bu uğurda şehit olmayı nasip eylesin inşallah.

Yunus Emre KAYNAK


‘‘Her zaman her yerde’’

KURTULUŞ İSLAM BİRLİĞİ Sömürge; dünyadaki maddiyatın ve maneviyatın çoğunluğunun birkaç kişinin elinde bulunmasıdır. Bu sefer sömürüyü toplumsal bakımdan değil de bireysel açıdan ele alalım. Peki biz gençlerin maddiyatı ve maneviyatı nedir? Özgür düşüncemiz, gücümüz ve en önemlisi inancımız kimler tarafından alındı ve nasıl alındı? Ezbere takılmış öğretmenler yüzünden okullarda kalan aklımız, düşüncelerimiz. Sistem diye zırvalayan politikacılar yüzünden gücümüz elden alındı. İçi boşken bizi doldurmaya çalışan insanlar yüzünden inancımızı kaybettik. Biz gençler ezberleri bozup, sistemleri yıkıp, içi boş inançlarımızı doldurup kurtuluşumuzu kazanmalıyız. Kurtuluş ancak “İslamdadır”. Emirhan SÖNMEZ


‘‘Her zaman her yerde’’

KIRIK KANATLAR Cıvıltılarını alıp kuşlar ölürken bir curcunada kelebeklerin kırık kanatları bir bir düşerken toprağa gülümsemek mümkün mü? Dokunamazken insan hayalini kurduğu anlara yüreğindeki sızı duyulmuyorsa tenha sokaklarda çocuk gözlerde pırıltı bulmak mümkün mü? Mezarlık yuva olurken kuzgun rengi lavantalara bir miniğin hıçkırıkları karışırken çığlıklara herkes mutlu demek mümkün mü? Bana mutluluktan söz etme anısı beni mutsuz ediyor. Bana huzurdan söz etme gölgesi beni korkutuyor. Ama bak bana sana Cennet’in kalbimin külleri içinde yaktığı mübarek feneri göstereceğim. Seni bir annenin yegane çocuğunu sevdiği gibi sevdiğimi biliyorsun. Aşk seni kendimden dahi korumayı öğretti bana. Beni seninle birlikte uzak diyarlara gitmekten alıkoyan şey, ateşle temizlenmiş o Aşk’tır. Aşk, senin özgürTce ve erdemli bir şekilde yaşamana imkân vermek için içimdeki arzuyu öldürüyor. Sınırlı aşk, sevdiğini sahiplenmek, sınırsız aşk ise sadece kendini ister. Gençliğin saflığı ve uyanışı arasına düşen aşk, kendini sahiplenme ile tatmin eder ve sarılmalarla büyür. Ama gök kubbenin kucağında doğan ve gecenin sırlarıyla inen aşk,

Muhammet ACAR

ebediyet ve ölümsüzlükten başka hiçbir şeyle huzur bulamaz. İlahi varlık dışında hiçbir şeyin önünde hürmetle eğilemez. Ve bir gün gelir hayat verdiklerini geri alır. Onca mutluluktan, sevgiden geriye kırılmış kanatların kalır.


‘‘Her zaman her yerde’’

RUHSUZ BEDENLER Devletler insanların ruhları ve ümitleri ile beslenmeye başlayalı çok olmamıştı. Bundan 50 yıl önce bir makine geliştirildi, Bu makine sayesinde insanların hayalleri alınıyordu. Tabi bunu böyle sunamazlardı halka, bir kılıfına uydurmak istendi. İnsanlar çocuklarını getirip hayallerini verdiği zaman, çok iyi maaşlı bir iş, ev ve çok güzel bir hayat sunulacaktı. Herkes kabul etti, hem de herkes… İnsanlar akın, akın çocuklarının hayallerini sattı! Ben ise kabul etmedim, kaçtım hiç durmadan koştum ve buraya vardım. Burası da nedir böyle! Eski bir eve benziyor, döküntülü bir ev, başka sığınacak yerim olmadığı için eve girdim, içerisi çok ağır bir şekilde küf kokuyordu. Çok yorulmuş olmalıyım ki kenara geçip oturmak isterken tozlanmış bir resim tuvali yanında da her renkten boya ve fırçalar olan manzarayı gördüm. Demek ki burada oturan kişi resimle uğraşıyormuş. Sonra düşünmeye başladım. “Hayal kuramadıktan sonra ne anlamı var ki yaşamanın.”

İnsanları düşündürmem lazım, hayal kurmaya zorlamam lazım. Resim çizeceğim. İnsanları sanat ile düşündüreceğim. Hemen elime fırçayı aldım ve karşıma çektim tuvali. Ne çizecektim? Basit bir şey. olamaz. Etkileyici bir şey olmalı, zaten boya da bitmiş, ne yapmam gerekiyor, hiç bir fikrim yok. Hayallerim olmazsa zaten yokum, biliyordum. Kenardan bir cam parçası alıp kolumu kestim ve akan kanlarımdan bir resim yaptım. Ufak birde not bıraktım. Ne oldu burada! Oğlum, oğlum. Elimde bir not kağıdı var? Oku! (Bizi bedensiz ruhlar ile korkuttular, asıl korkmamız gereken ise ruhsuz bedenlermiş...) Mustafa BİNBAŞI


‘‘Her zaman her yerde’’ MEVCUT DURUM ANALİZİ VE SORUN ALANLARI Bugünkü teknolojik gelişmeler insan yaşamını doğrudan etkilemekte ve bireyde yeni bir karakter belirlemektedir. Bundan dolayıdır ki teknolojik gelişmelerin son noktası olan sosyal platformları ve içeriklerini oluşturanların ahlaki yapıları ve ne yapmak istediklerinin temeline inince karşımıza çarpıcı, bağımlılık derecesinde olan sorunlar ve kişilik yıkımları çıkıyor. İnsandaki irade melekesi faydalı ile zararlıyı birbirinden ayırt ettiği için önemlidir. Hem gençler hem de yetişkinler için irade mevhumu hayatın en temel noktalarından biridir. Teknoloji ile senkronize bir halde oluşturulan sonsuz özgürlükler ortamı olarak lanse edilen sosyal medya ve internet, belli bir düşünme ekseni içermediğinden dolayı insanları sınırsız görüş ve fikirleri ifade edebilme noktasına taşımakta ve irade edememe zaafına düşürmektedir. Maalesef günümüzde nefis terbiyesi gibi insanın her anını ve davranışını disiplinize eden bir mekanizma Erkan AKKÖSE

devrede olmadığından teknoloji nimeti belli aşamalardan itibaren külfete dönüşüyor ve özellikle sosyal medya ortamı bireylerde doymazlık hissi oluşturuyor. Bunun sonucunda ise bugün dünyada teknoloji ahlakını meydana getiren kurum ve kişilerin tutum, davranış ve hassasiyetleri üzerine idare olunan bir internet ve sosyal medya görüyoruz.


‘‘Her zaman her yerde’’

İnsanın Üç Hali

Müslümanlar olarak bizleri zaman zaman sıkıntıya sokan, sinirlendiren, yaran, inanışımızda dosdoğru olduğumuzu ispat etme ve tuttuğumuz safa başkalarını da dahil etme gibi pek çok telaşımız vardır. Bu telaşlar bazen bizi gerçekle doğruyu ayırt etmemizi zorlaştırıp kendi bildiğimizi kendimize inandırmaya götürebilir. Sonuç böyle olunca hem kendi içimizde hem de çevremizdekilerle ihtilafa düşebiliyoruz. Kişi tuttuğu safı başkasına özendirirken birazda kendi safının doğruluğunu ve yanlışlığını sorgulamalıdır. Bu sorgulamayı yaparken bilge biri gibi düşünüp öyle hareket etmelidir. Ama bu sorgulamayı yaparken karşısına akılsız, saf ve bilge üç tip insan çıkacaktır. Önemli olan bu tipleri tanımalı ve karşısına çıktığında nasıl karşılık vereceğini bilmelidir. Bu tipleri sizlere Thomas S. Szasz’ın bir sözüyle anlatmak istiyorum. ‘’Akılsız adam ne affeder ne de unutur; saf yürekli adam önce affeder sonra unutur; Akıllı adam ise affeder ama hiçbir zaman unutmaz.’’İşte bu söz sorgulamayı yaparken kısaca bize yardımcı oluyor. İlk olarak akılsız insanı ele alacak olursak bence akılsız insan hem affetmeyerek hem de unutarak kendini koruma altına aldığını düşünüyor. Affetmeyişi sürekli bir saldırı altında olma düşüncesinden, unutmayışı da saldırı altında olma düşüncesiyle savunmaya geçmesinden kaynaklanıyor. Affetmiyor çünkü affetmediği şeyi affedilmez bir şey olarak görüyor ve kendini ona bağlıyor. Unutmuyor çünkü affetmediği şeyi unutmayışına bağlıyor. Affeden ve sonra da unutan saf yürekli ise belli oluyor ki kendini salmış ve kendini hayata bırakmış pasif bir hayat yaşayan biri. Belli ki

korkuyor ve unutmak istiyor. Hatırlamadığından affediyor. Hatırlamak istemediğinden unutmayı en başından kabullenmiştir. Affediyor çünkü pasifliğinden kendini salmışlığından direnme gücünü kaybediyor. Unutuyor çünkü affedilmesi pasifliğine dayanıyordur. Sağlam bir temele değil. Affeden ama hiç unutmayan bilge kişi ise belli ki uzun yollardan geçmiştir. Affedip unutmayacak kadar olgunlaşmıştır. Kendini tam anlamıyla donatmıştır. Bilge kişi affeder çünkü kendi yanlışı ve başkasının yanlışını anlar. İnsanın affetmeyerek kötülük çerçevesi dolaşacağını düşünür. Unutmaz çünkü affetmesinin arkasında unutma gelirse ilk yaptığının yani kötülük ile ilgili düşüncesi değerini kaybeder. Bu kişileri İsmet Özel bir kitabında şöyle tanımlamıştır.’’Akılsı adam affetmeyerek ve unutmayarak katıdır ve serttir. Kırar veya Carlos Latuff kırılır; parçalar veya parçalanır. Saf yürekli adam affederek ve unutarak yumuşak ve hafiftir. Kıramaz ama kırılır; parçalayamaz ama kendisi parçalanır. Bilge kişi ise affederek ve unutmayarak esnek ve diridir. Ne kırar ve kırılır; ne parçalanır ne de paralanır.’’

#NewZeland

Muhammet ACAR


‘‘Her zaman her yerde’’

Fatih’ten film ve kitap önerisi ; Minyeli Abdullah Minyeli Abdullah, Hekimoğlu İsmail’in 1967’de yayınladığı kitap. Türk edebiyatının en çok baskı yapan romanı. Yayınlandığı tarihten bu yana 80 baskısı yapıldı. Kitap, Mısır’ın Minye şehrinde büyüyen, dönemin istibdadına karşı İslami bir duruş sergileyen Abdullah’ın başından geçenleri konu ediniyor.

Neredesin Süpermen Benzersiz hayal güçleri sayesinde yaşama tutunan iki öksüz kardeşin hayatını konu alan film Kürt yapımıdır.


Profile for Veli Er

Fatih E-Dergi Mart Ayı  

New
Advertisement