Page 1

1

Uzay Çobanları Astronomi Topluluğu - www.uzaycobanlari.com


İÇİNDEKİLER          

Flare Yıldızları ve Kataklizmik Değişenler Astronotlar İçin Pizza! Işık ve Evren Yakıt Girdaplarıyla Beslenen Gökadalar Güneş’in İç Yapısı ve H-R Diyagramında Evrimi Uzaydan Haberler Yıldızlar – Yazı Dizisi Mars One Projesi Bu Ay Gökyüzü Harun Şahin Tanıtıyor

KÜNYE        

Sayfa 03 Sayfa 04 Sayfa 05 Sayfa 12 Sayfa 13 Sayfa 15 Sayfa 16 Sayfa 19 Sayfa 21 Sayfa 22

BÖLÜMÜ

Ertan Koç Kemal Cihat Toprakçı Özgür Can Özüdoğru Yaşar Özer İrem Yiğit Mehtap Çelik Bilge Zeynep Gezerli Harun Şahin

Astrofizik & Astronomi Araştırma Bölümü Astrofizik & Astronomi Araştırma Bölümü Astrofizik & Astronomi Araştırma Bölümü Astrofizik & Astronomi Araştırma Bölümü Kozmoloji & Kuantum Araştırma Bölümü Astrofizik & Astronomi Araştırma Bölümü Astrofizik & Astronomi Araştırma Bölümü Teleskop & Dürbün Araştırma Bölümü

YÖNETİM KURULUNDAN MESAJ Uzay Çobanları Astronomi Topluluğu tarafından çıkarılan dergimiz Uzay Çobanları bu ay dopdolu içeriği ile Temmuz sayısı olarak karşınızda. Bu sayımızda elimizden gelip, kalemimizden döküldüğünce Astronomi öğrencilerine ve amatör astronomlara hitap edecek bir sayı hazırlamaya çalıştık. Ülkemizin içinde bulunduğu durum, ister istemez her kesimi etkisi altına almaktadır. Aynı zamanda dergimizin yayın dönemine denk gelen Üniversite sınavları dolayısıyla lise öğrencileri olarak bu sayıyı hazırlarken oldukça yorulduk. Umuyoruz ki, okuyucularımızın beklentilerini karşılar nitelikte, bir dergi sunmuşuzdur sizlere… Değinmek istediğimiz bir diğer konu ise, geçen sayımızda Bilim Platformumuzun kuruluşunu açıklamış tüm okuyucularımızı ‘’Bilgi, paylaşmaktadır’’ sloganı ile aramıza davet etmiştik. Bu sayımızda ise Teleskop-Dürbün Portalımız olan teleskopdurbun.com ‘a tüm okuyucularımızı davet ediyoruz. Teleskoplar ve dürbünler hakkında detaylı bilgiler bulabilir. İsterseniz bizlere sorular sorabilirsiniz. İsterseniz 7/24 Online Destek hattımızdan cihazlarınız ile ilgili sorunları bizlere ulaştırabilirsiniz… İyi okumalar… Yönetim Kurulu Başkanları Ertan KOÇ – Özgür Can ÖZÜDOĞRU

2

Uzay Çobanları Astronomi Topluluğu - www.uzaycobanlari.com


FLARE YİLDİZLARİ

ERTAN KOÇ

Yıldızlar yaşam evrimleri süresince birbirini takip eden evrimler boyunca parlaklık ve renk değişimi sergilerler. Parlaklıklarında bir insan ömrü ya da daha kısa süre boyunca belirli periyotlarda değişim gösteren yıldızlara değişen yıldız ismi verilir. Flare yıldızları parlaklığı saniye ve dakika mertebesinde rastgele ve beklenmedik şekilde artış gösteren ve daha sonra yeniden normale dönen UV Ceti yıldızlardır. Spektral sınıflandırmada dMe sınıfında yer alırlar. Burada ki ‘’e’’ tayftaki salma çizgisinin varlığını ifade eder. Flare Yıldızları Kromosfer ve Koronolarında çok şiddetli püskürtmeler ve ışık değişimi sergileyen ‘’Püsküren Değişenler’’ sınıfına aittir. G üneş yüzeyindekilere benzer nitelik taşıyan parlamalar, yıldız yüzeyinde ki bir aktivitenin görünümüdür. Flare yıldızları gökadamız samanyolunda sıkça bulunurlar. Öyle ki Güneş’te bir flare yıldızıdır. Güneş üzerinde ki parlamalar Güneş leke bölgesi ile sınırlıdır. Bu değişimler orta çapta bir teleskop ile rahatça gözlemlenebilir. Flare yıldızlarının gözlemi için en kullanışlı yöntemler fotoelektrik yöntemleridir. Astrofizikte yüksek hızlı fotometreler i le yapılan gözlemler bu yıldızların fiziksel çalışmaları için oldukça detaylı bilgi sunar. Flare yıldızları belli belirsiz sönük yıldızlardır, bu nedenle belirli uzaklıklardan sonra gözlenemezler. Flareler yıldız yüzeyinden ani enerji salınımı ile gerçekleştirilir. Bu salınım sonucu ortaya çıkan enerji mil yonlarca atom bombasının aynı anda patlaması ile ortaya çıkacak enerji ile eşdeğerdir. Bu enerji sıcak ve iyonize olmuş gazdan oluşan ve dışa doğru püskürtülen şok dalgalarından oluşur. Bu şok dalgalarının bitiminden sonra iyonlar yeniden elektron yakalar ve görünür tayfta parlak salma çizgileri oluşturur. Daha sonra ise, salma çizgilerinden önce beyaz ışık flareleri oluşur. En başta ortaya çıkan devasa sıcaklık çok sıcak olan gazın varlığından kaynaklanır. Gaz çok aşırı ısıtıldığından dolayı flareler en çok x-ışını, uzak moröte, moröte gibi tayfın kısa dalgaboyunda görülür. Kataklizmik Değişen Yıldızlar Değişen yıldızların en önemli çeşitlerinden bir tanesi de Kataklizmik Değişen Yıldızlardır. Bu çeşit ağırlıklı olarak Evrupti ve (püsküren) değişenleri içerir. Termonükleer süreçler sonucu patlama gerçekleştiren ya da yakın çift yıldız sistemlerinde dev bileşenden madde akımı ile kütle kazanan beyaz cüceli sistemlere Kataklizmik Değişen Yıldızlar diyoruz. Birçok kataklizmik değişen yıldız sisteminde beyaz cüce yüzeyinde ya da iç kesimin de termonükleer bir patlama gerçekleştirecek kadar kütle biriktirdiği için patlar. Novalar, Cüce Novalar, Nova benzeri değişenler, Süpernovalar, U Gem ve Z And türü olarak alt gruba ayrılan Kataklizmik değişenlerde her türün kendine özgü bir davranışı bulunur.

3

Uzay Çobanları Astronomi Topluluğu - www.uzaycobanlari.com


ASTRÖNÖTLAR İÇİN PİZZA!

Zeynep Bilge Gezerli

Amerika Uzay Ajansı gelecek yıllarda gerçekleşecek uzun uzay yolculuklarında astronotlara kolaylık sağlaması için 3D yazıcıda üretilen gıdalar geliştirmeye çalışıyor. NASA’nın bu projede 125 bin dolar bağış yaptığı bir teknoloji şirketi, ilk olarak 3D pizza ‘basmayı’ deneyecek. İnsan hayatına büyük kolaylıklar getirecek olan 3D yazıcı teknolojisin, evrenin ötelerine yapılacak uzay yolculukları için ço k önemli bir katkıda bulunacağı düşünülüyor. NASA, astronotların yıllarca kullanabileceği ve az alan kaplayan gıdalar üretilmesi için düğmeye bastı. Yazıcılara yerleştirilecek olan kartuşlarda toz ve yağ olarak tutulacak gıdalar, 30 yıl raf ömrüne sahip olacak. Russia Today’in haberine göre, bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz sahneleri gerçeğe dönüştürmesi beklenen şirket, geçmişte 3D çikolata basmayı başaran Anjan Contractor adlı bir mühendis. Dünyadaki gıda sorununun 3D yazıcılarla çözülebileceğine inanan Contractor’ın sahip olduğu Systems&Materials Research şirketi, Mart ayında NASA’dan 125 bin dolarlık bağış aldı. Bağışın amacı, NASA’ya ilk 3D yazıcıda basılan pizzayı üretmek. Kısaca, astronotlar için pizzalar fırından değil, yazıcıdan çıkacak. Nasıl Pişecek?

Akla gelen her türlü materyali üretmek için geliştirilebilen 3D yazıcıları astronot yemeği üretmek için özelleştiren Contractor, ilk olarak yazıcıda hamuru basacak. Hamur, basıldığı esnada pişecek. Ardından, domates tozu, su ve yağ ile karışarak domates sosu hazırlanacak. Pizzanın üzeri ise hayvanlardan, sütten, bitkilerden elde edilen bir protein tabakasından oluşacak. Projede yemekleri aşamalı olarak var edebilmek için, değiştirilebilir kartuşlar kullanılacak. 30 yıl raf ömrü bulunacak kartuşlar (uzay yolculuklarının konserveleri) yazıcının basabileceği yemekleri barındıracak.

4

Uzay Çobanları Astronomi Topluluğu - www.uzaycobanlari.com


İŞİK VE EVREN

Kemal Cihat Toprakçı

Işık Işık, evrenin oluştuğu ilk anda ortaya çıkan, evrendeki tüm muhteşem şeyleri, muazzam büyüklükte galaksileri, renkli bulutsuları, yıldızları ve evrendeki daha pek çok güzelliği fark etmemizi sağlayan, evrenin vazgeçilmez parçasıdır. Tanım olarak ışık, bir ışımanın ışık kaynağından çıktıktan sonra cisimlere çarparak veya direk olarak yansıması sonucu canlıların görmesini sağlayan olgudur. Işık da diğer elektromanyetik ışınımlar gibi foton adı verilen "paketlerden" oluşur. Işığın ve diğer tüm elektromanyetik dalgaların boşluktaki hızları yaklaşık 300.000 km/s'dir. (Tam olarak 299.792.458 km/s) Ve Latince ''celeritas'' kelimesinin Türkçe karşılığı ''hız'' olduğundan ışık hızı; ''c'' ile ifade edilir. Işık hızının tanımını yaparken kullandığımız ''boşluktaki'' kelimesi büyük önem taşır. Çünkü ışık yalnızca boşlukta, yaklaşık 300.000 km/s'e ulaşabilir. Bu hız herhangi bir maddenin içinden geçerken (örneğin su, cam vb.) küçülebilir. [Bu konuda ayrıntılı bilgi için, ''Hayalet Parçacıklar: Nötrinolar'' yazımıza bakınız.] Bu tanımlardan aklımızda ister istemez bazı sorular oluşur. Örneğin; ''Işığın hızının neden bir sınırı vardır, ışık hızı neden tam olarak 300.000 km/s değildir ve neden bu hız asla aşılamaz?'' soruları gibi... Gelin hep birlikte bu sorulara bir yanıt arayalım. Bugün CERN'de bulunan parçacık hızlandırıcıları sayesinde örneğin bir müonun ışık hızına çok yakın hızlarda hareket etmesini sağlayabiliyoruz. (Işık hızının %99,9’una kadar) Peki bu müonun hızını neden %00,1 daha artırıp ışık hızına ulaştıramıyoruz? Einstein'ın ünlü E=MC2 formülü bu tür çabaların neden başarıya ulaşmayacağını açıklıyor: Einstein'ın formülünden anlıyoruz ki; bir şey ne kadar çok enerjiye sahipse kütlesi de o denli artar ve aynı zamanda bir şey ne kadar hızlı hareket ederse enerjisi de o kadar artar. Örneğin; ışık hızının %99.9'u bir hızla hareket eden müonlar durmakta olan kuzenlerinden çok çok daha ağırdır. Aslında tam 22 kat daha ağırdırlar. Ama bir nesnenin kütlesi ne kadar artarsa, hızını artırmak da o kadar zor olur. Bisikletin üzerindeki bir çocuğu itmek başka bir şeydir, bir kamyoneti itmek başka bir şey. Dolayısıyla bir müonun hızı artarken, hızını daha da artırmak giderek zorlaşır. Işık hızının yüzde 99,999'u hızda bir müonun kütlesi 224 kat artar, ışık hızının yüzde 99,99999999'u hızda bir müonun kütlesiyse 70.000 kattan fazla artar. Hızı ışık hızına yaklaştıkça müonun kütlesi sınırsız olarak artacağından, ışık hızına ulaşması ya da bu sınırı aşması için müonu sonsuz miktarda enerjiyle itmek gerekecektir. Bu da tabii ki imkânsızdır, dolayısıylada hiç bir şey ışık hızından daha hızlı yol alamaz.

5

Uzay Çobanları Astronomi Topluluğu - www.uzaycobanlari.com


Verdiğimiz örnek çok basit ve yetersiz gibi görünüyorsa, gelin ışık hızına neden ulaşamayacağımızı daha farklı ve karmaşık bi r şekilde açıklayalım. Işık hızına ulaşmak imkansızdır çünkü; ''Uzayda ışık hızında hareket eden bir nesnenin de zamanda hareket etmesini sağlayacak hızı kalmaz.'' Kurduğumuz cümlede dikkate almamız gereken üç önemli temel kelime vardır. Bunlar; ''uzay''-''zaman'' ve ''hareket'' kelimeleri. Bu cümleden çıkarmamız gereken fikir, bu temel kelimelerin birbirleriyle ilişkili olmalarıdır. Diğer bir deyişle Uzay ve Zaman, iç içe geçmiş boyutlardır ve bu boyutlar hareketten etkilenir. Şimdi bunun nasıl olduğunu örneklerle anlatalım. Uzay-Zamanda Hareket Bu konuyu anlayabilmek için, aslında var olması imkânsız bir otomobili zihnimizde canlandıralım. Bu otomobil saatte 100 kilometrelik seyir hızına hemen ulaşıyor, sonra da motoru duruncaya dek hızını hiç artırıp azaltmadan aynen koruyor. Diyelim ki Kemal; yetenekli bir sürücü olarak ün kazandığı için Ertan'dan bu araçla bir çölün ortasındaki bir düzlükte yer alan uzun, düz ve geniş bir parkurda deneme sürüşü yapmasını istiyor. Başlangıç ve bitiş çizgileri arasındaki mesafe 10 kilometre olduğundan otomobilin bu mesafeyi bir saatin onda biri kadar bir sürede, yani altı dakikada alması gerekir. Otomobillerden anlayan Kemal, birçok deneme sürüşünden elde edilen verileri inceliyor ve çoğu sürüşün 6 dakikada tamamlanmış olduğunu görüyor. Ama son birkaç tanesinin hayli uzun, 6,5-7 hatta 7,5 dakika sürmüş olması kafasına takılıyor. Başta mekanik bir sorun olabileceğini düşünüyor, çünkü bu veriler son üç sürüşte otomobilin saatte 100 kilometreden daha yavaş seyrettiğine işaret ediyormuş gibi görünüyor. Fakat otomobili incelediğinde mükemmel durumda olduğu kanısına varıyor. Deneme sürüşlerinin normalden uzun sürmesini açıklayamadığından Ertan ile konuşup son sürüşlerle ilgili bilgi alıyor. Ertan konuya gayet basit bir açıklama getiriyor. Kemal'e parkurun doğudan batıya doğru uzandığını, günün ilerleyen saatlerinde güneşin gözünü aldığını, son üç sürüşte durum iyice kötüleştiğinden otomobili parkurun bir ucundan diğerine hafif bir açıyla sürdüğünü anlatıyor. Son üç sürüşte izlediği yolu, aşağıdaki şekilde de görüldüğü gibi, kabataslak çiziyor. Şekil1: Öğleden sonra güneş gözünü aldığı için, Ertan son üç deneme sürüşünde otomobilini giderek artan bir açıyla sürmüştür.

6

Uzay Çobanları Astronomi Topluluğu - www.uzaycobanlari.com


Son üç deneme sürüşünün neden daha uzun sürdüğü şimdi gayet açık; Başlangıç çizgisiyle bitiş çizgisi arasındaki yol bir ''açı''yla kat edilirse daha uzun olur, dolayısıyla bu yolu saatte 100 kilometre hızla kat etmek daha fazla zaman alır. Başka bir deyişle bir ''açı''yla yol alırsanız, saatte 100 kilometrelik hızın bir kısmı güneyden kuzeye doğru giderken harcanacak, böyl ece doğudan batıya doğru uzanan yolu tamamlamak için biraz daha az zaman kalacaktır. Bu da parkuru bitirmenin biraz daha uzun süreceği anlamına gelir. Bu açıklamayı biraz daha farklı ifade edelim. Kuzey-güney ve doğu-batı doğrultuları, bir otomobilin hareket edebileceği birbirinden bağımsız iki uzamsal boyuttur. (Otomobil dikey de hareket edebilir, dağda bir geçit aşarken örneğin, ama burada bu yetiye ihtiyacımız yok.) Ertan'ın açıklaması, otomobilin bütün deneme sürüşlerinde saatte 100 kilometre hızla hareket ettiği halde son üç sürüşte bu hızı iki boyut arasında paylaştırdığını, dolayısıyla doğu-batı doğrultusunda saatte 100 kilometreden daha yavaş gidiyormuş gibi göründüğünü gösteriyor. Daha önceki deneme sürüşlerinin hepsinde saatte 100 kilometrelik hızın tamamı do ğu-batı doğrultusundaki harekete harcanmış, son üç sürüşteyse bu hızın bir bölümü kuzey-güney doğrultusundaki hareket için harcanmıştır. Örneklerde görüldüğü üzere hareket, farklı boyutlar arasında paylaştırılmıştır. (kuzey-güney gibi) Yani bir nesnenin hareketi, sadece uzamsal boyutlar tarafından değil, zaman boyutu tarafından da paylaştırılmaktadır. Başka bir deyişle, bir nesne uzayda hareket ederse, bu zaman boyutundaki hareketinin bir kısmının başka bir doğrultuya harcanması gerektiği anlamına gelir. Yani, nesne uzayda hareket ederse saati daha yavaş işleyecektir. Çünkü, o nesnenin zaman içindeki hareketinin bir bölümünü uzay içinde harekete yönelteceğini görüyoruz. Dolayısıyla bir nesnenin uzaydaki hızı, zaman içindeki hareketinin ne kadarının uzaydaki hareketine yöneltildiğinin bir yansımasıdır. Uzayda maksimum hız, (Işık hızı) ancak bir nesnenin zaman içindeki hareketinin tamamının uzay içinde harekete yöneltilmesi halinde mümkündür. Işık hızı, bütün hareketini zaman içinde kullandığından, bu hız bütün nesnelerin uzayda ulaşabileceği en yüksek hızdır. Bu durum, otomobilimizin doğrudan kuzey-güney doğrultusunda denenmesine benziyor. Tıpkı otomobilin doğubatı boyutunda hareket edecek hızının kalmayacak olması gibi, ''uzayda ışık hızında hareket eden bir nesnenin de zamanda hareket etmesini sağlayacak hızı kalmaz.'' (Işık hızında zaman geçmez, durur. Dolayısıyla ışık yaşlanmaz; Büyük Patlama'da ortaya çıkmış bir foton, bugün de o zamandaki yaşındadır.) Yani eğer siz pencereden bakarken yolda yürüyen bir adam gördüyseniz, o adam sizden daha yavaş yaşlanıyordur. Çünkü yürüyen adam zaman boyutundaki hareketinin bir kısmını başka bir doğrultuya harcamıştır ve bu nedenle adam yürürken, zaman yavaş geçer. (Bu yavaşlığı algılayabilmek tabii ki imkânsızdır.) İşte tüm bu nedenlerden dolayı, ışık hızı asla aşılamaz ve ışık hızına yaklaşıldıkça zaman yavaşlar. Hız arttıkça zamanın neden yavaşladığına dair bu örneklerden farklı daha basit açıklamalarda var; Işık Saati örneği. IŞIK SAATİ Zaman boyutunu, bir boyut olarak aklımızda tasvir edebilmek zordur. Bu nedenle zamanın bir boyut olduğunu, ancak çeşitli örneklemeler ve deneylerle kolayca anlayabiliriz. İşte o basit ve kolay anlaşılabilen örneklerden biri; ''Işık Saati'' Işık saati, dünyanın kavramsal olarak en basit (ama uygulanır lığı olmayan) saatidir. Bu saat, birbirine bakan iki küçük ayna ile onların arasında gidip gelen tek bir fotondan oluşur. (Şekil 2) Aynalar birbirinden yaklaşık 15 santimetre uzak olursa, fotonun iki ayna arasında bir kere gidip gelmesi saniyenin milyarda biri kadar sürecektir. Işık saatinin bir kere ''tıklaması'' fotonun iki ayna

7

Uzay Çobanları Astronomi Topluluğu - www.uzaycobanlari.com


arasında bir kere gidip gelmesi olarak düşünülebilir; bir milyar tıklama bir saniyenin geçtiği anlamına gelecektir. Yani, örn eğin bir at yarışı için zaman tutuyorsak, yarışın başlaması ile bitmesi arasında fotonun 55 milyar kere gidip geldiğini saydıysak, yarışın 55 saniye sürdüğü sonucuna varabiliriz.

Şekil2: Bir ışık saati birbirine paralel iki aynayla onların arasında gidip gelen bir fotondan oluşur. Foton iki ayna arasında bir kere gidip geldiğinde saat bir kere ''tıklamış'' olur.

Örneklendirmelerde ışık saatini kullanmamızın sebebi, ışık saatinin mekanik basitliğinin konuyla doğrudan ilgisi olmayan ayrıntıları ayıklayıp hareketin zamanın geçişini nasıl etkilediğine dair bize en açık kavrayışı sunmasıdır. Hareketin zamanın geçişini nasıl etkilediğini anlayabilmek için, yakınınızda duran bir ışık saatinin tıklamasına bakarak tembel tembel zamanın geçişini seyrettiğinizi düşünün. Sonra birden, ikinci bir ışık saati masanın üzerinde sabit bir hız ve doğrultuda kaymaya başlıyor. (Şekil 3) Sorduğumuz soru şudur: Acaba hareket halindeki ışık saati, duran ışık saatiyle aynı hızda mı tıklayacak?

Şekil 3: Öndeki ışık saati hareketsiz, ikinci ışık saatiyse sabit bir hızla kayıyor.

Bu Bu soruyu cevaplayabilmek için kayan saatteki fotonun bir tıklamayı tamamlayabilmek için izlemesi gereken yolu gözümüzün önüne getirelim. Şekil 3'te görüldüğü üzere foton hareketine kayan saatin tabanından başlar, sonra üstteki aynaya doğru hareket eder. Fakat saat bizim bakış açımıza göre hareket ettiğinden foton Şekil 4'te gösterildiği gibi bir ''açı''yla hareket etmelidir. Foton üstteki aynaya çarptıktan sonra yine diyagonal bir yol izleyip alttaki aynaya çarpar ve kayan saat bir tıklamasını tamamlamış olur. Basit fakat temel nokta şudur: Fotonun aldığını gördüğümüz iki diyagonal yol, duran saatteki fotonun yukarıya ve aşağıya doğru aldığı yoldan daha ''uzundur''. Kayan saatteki foton yukarıya ve aşağıya doğru yol almak dışında bir de, bizim bakış açımıza göre, sağa doğru hareket etmelidir. Dahası ışık hızının sabit oluşu bize kayan saatteki

8

Uzay Çobanları Astronomi Topluluğu - www.uzaycobanlari.com


fotonun, duran saatteki fotonla tam olarak aynı hızda yol aldığını söyler. Fakat bir tıklamayı tamamlamak için daha uzun bir mesafe alması gerektiği için tıklama sıklığı daha az olacaktır. Bu basit düşünce hareket halindeki ışık saatinin, bizim bakış açımıza göre, duran ışık saatinden daha yavaş tıkladığını gösteriyor. Tıklama sayısının ne kadar zaman geçtiğini doğrudan yansıttığını kabul ettiğimiz için de, hareket halindeki saat için zamanın geçişinin ''yavaşladığını'' görürüz.

Şekil 4: Bizim bakış açımıza göre, kayan saatteki foton diyagonal bir yol izler.

Bu durumun yalnızca ışık saatlerine özel bir durumu mu yansıttığını, sarkaçlı ve diğer saatler için de geçerli olup olmadığın ı merak edebilirsiniz. Zaman böyle sıradan saatlerle ölçüldüğünde de yavaşlayacak mıdır? Cevap; kesin bir ''Evet''tir. Işık saati örneği, kaymakta olan saatteki fotonun bir kere tıklaması için ne kadar mesafe kat etmesi gerektiğine dayanıyor. Bu da kayan saatin ne kadar çabuk hareket ettiğine bağlıdır; hareketsiz bir gözlemcinin bakış açısına göre, saat ne kadar hızlı kayıyorsa , fotonun sağa doğru o kadar uzun bir mesafe alması gerekir. Duran saate kıyasla, kayan saatin tıklama hızının, saat ne kadar hızlı hareket ederse o kadar azalacağı sonucuna varırız. Sonuç olarak zaman, hareket halindeki bir birey için hareketsiz haldeki bir birey için olduğundan daha yavaş geçer. Hız arttıkça zamanın yavaşlamasına ilişkin tüm bu örneklerden sonra, örneğin hareket halindeki bir insanın, hareketsiz haldeyken yaşayacağından daha uzun süre yaşaması gerektiği sonucunu çıkarabilir miyiz? Kulağa gerçekten hoş geliyor. Bu şekilde yeni bir gençlik formülü bulduğumuzu iddia edebiliriz. Ancak bu iddiamızı engelleyen önemli problem var; Müonlar. Müonlar laboratuvarda dururken, radyoaktif çürümeye hayli benzer bir süreçle, ortalama olarak saniyenin i ki milyonda biri kadar bir sürede parçalanır. Yani bir müon sanki kafasına silah dayalı bir halde yaşıyor gibidir: Ömrü saniyenin iki milyonda birine ulaştığında tetik çekilir, müon elektronlara ve nötrinolara ayrılır. Fakat bu müonlar laboratuvarda durmuyor da, parçacık hızlandırıcı diye bilinen ve ışık hızından biraz daha düşük bir hızla hareket etmelerini sağlayan bir cihazın içinde ilerliyo r olsalar, laboratuvardaki bilim insanlarının ölçümlerine göre ortalama ömürleri ciddi miktarda uzar. Saatte 667 mi lyon mil (ışık hızının yüzde 95'i) hızla giden müonun ömrünün 10 kat arttığı görülür. Özel göreliliğe göre bu şöyle açıklanır: Müonların tak tığı ''kol saatleri'' laboratuvardaki saatlerden daha yavaş tıklamaktadır; dolayısıyla laboratuvar saatleri müonların tetiği çekip patlamış olması gerektiğini söylerken, hızla hareket eden müonların saatleri daha ölüm vaktinin geldiğini göstermez. Bu, hareketin zamanın geçişi üzerindeki etkisini çok doğrudan, çarpıcı bir biçimde gösterir. İnsanlar bu müonlar kadar hızlı hareket edecek olsalardı, ömürleri aynı oranda artardı. 70 yıl yaşamak yerine 700 yıl yaşarlardı. Şimdi problemli noktaya gelelim. Zamanın bu şekilde yavaşlaması, yalnızca müonların taktıkları saatler için değil, yapabilecekleri her şey için geçerlidir. Ö rneğin hareketsiz haldeki bir müon kısa ömrü boyunca 100 kitap okuyabiliyorsa, hızla hareket eden kuzeni de 100 kitap okuyabilir, çünkü hareketsiz haldeki müondan daha uzun yaşıyor gibi görünse, hayatındaki diğer her şey gibi okuma hızı da yavaşlamıştır. İşte yeni bir gençlik formülü bulduğumuzu iddia etmemizi engelleyen problem budur.

9

Uzay Çobanları Astronomi Topluluğu - www.uzaycobanlari.com


Işık ve Mesafeler: Bütün bu anlatımlardan ister istemez, ışık hızının gerçekten muazzam ve muhteşem bir hız olduğunu düşünüyoruz. Fakat içinde yaşadığımız evren o kadar büyüktür ki, bazen ışık hızı bile evrende çok küçük kalır. Bir nesne üzerinden yansıyan ışık, gözümüze doğru gelirken belirli bir ''yol'' kateder. Ve bu yolu katederken belirli bir ''zaman'' geçer. Yani ışık her ne kada r çok hızlı ve ulaşılamaz bir olgu olsa bile, mesafelere yenik düşer. Diğer bir deyişle, ışık bilgiyi anında iletemez. Bilgiyi iletebilmesi için belirli bir ''zaman''ın geçmesi şarttır. Eğer şimdi parmağınızı şıklatacak olsanız, parmağınızı şıklattığınız süre içerisinde ışık, dünyayı 7 kere dolaşmıştır bile. Dünya diğer gezegenlere, galaksilere ve evrene kıyasla çok daha küçük olduğu için, dünya üzerinde ışık, bilgiyi gerçekten çok hızlı iletir. Fakat ışığın bu muhteşem hızını evrene kıyaslarsak, bilgiyi gerçekten çok geç ilettiğini görürüz. Örneğin Ay'ın ışığının dünyamıza ulaşabilmesi için alması gereken süre 1 saniyedir. Bu süre Güneş için 8 dakikadır. Yani Güneş şu anda sönse bile, biz Güneş'in söndüğü bilgisini ancak 8 dakika sonra alabiliriz. Güneşten sonra bize en yakın yıldız olan Alfa Centauri'nin ışığı bize 4.5 yılda gelir. Yani bu yıldızı teleskopla ''şimdi'' gözlediğimiz zaman, aslında onun 4,5 yıl önceki halini görüyoruz demektir. Bir başka deyişle bu yıldızdan ''şimdi'' çıkan ışınlar, uzayda 4,5 yıl süren bir yolculuktan sonra dünyamıza ulaşmış olacaktır. Mesafeler arttıkça, doğal olarak ışığın alması gereken mesafede artacaktır ve bilgi çok daha geç gelecektir. Güneşimiz, ismine Samanyolu dediğimiz bir galaksi içinde yer alır. Uzayda yıldızlar hep toplu olarak bulunurlar, yalnız kalmaktan pek hoşlanmazlar. Bizim galaksimiz Samanyolu'na en yakın olan bir galaksi vardır. Astronomide bu galaksiye ''Andromeda Galaksisi'' adı verilir. Bu galaksinin uzaklığını kilometre gibi yetersiz bir birimle ölçemeyiz. Bu nedenle ''Işık yılı uzaklığı'' birimini kullanmamız gerekecektir. Bildiğimiz üzere ışığın bir saniyede aldığı yol, yaklaşık 300.000 kilometre ise; bir dakikada, bir saatte, bir günde ve nihayet 365 günde aldığı yolu, bir ışık yılı uzaklık o larak tarif ederiz. Bu uzaklık, yaklaşık 9,5 trilyon kilometre eder. İşte Andromeda Galaksisinin, bize 2,5 milyon ışık yılı uzaklıkta olması, bu akıllara sığmaz gerçeği anlatır. Bu uzaklık; o kadar büyük, o kadar büyüktür ki, bu yıldız kümesini şimdi teleskobumuzla gözlesek, onun 2,5 milyon yıl önceki halini görüyoruz demektir. O zamanlar, dünya üzerinde dinozorlar hüküm sürüyordu. Fakat belirttiğimiz gibi Andromeda Galaksisi, bize en yakın galaksidir. Peki ya daha uzak olanlar? Tabii ki daha uzak galaksilere baktığımızda, zamanda daha geriye bakmış oluruz. Başka bir örnek olarak, ''MACS 1149-JD'' isimli, (şu ana kadar gözlemlediğimiz en uzak ve eski galaksi) bizden 13.2 milyar ışık yılı uzaklıktaki galaksiye baktığımız zaman, evrenin 13.2 milyar yıl önceki halini görebiliriz. Yani Büyük Patlama'dan sadece 500 milyon yıl sonra! Evrende, örneklerdeki gibi daha uzaklara bakmak, bize evrenin yapısı ve başlangıcı hakkında daha fazla ipucu verir. Bunlar, evrenin başlangıcını anlamak için çok önemli ipuçlarıdır. Evrenin başlangıcını anlamak önemlidir. Çünkü bizim evrenimiz, bizim hikâyemizdir. Hikâyemizi öğrenmek istiyorsak, hayatımızın en önemli olgularından biri olan ışığı okumak, bize hikâyemiz hakkında derin ipuçları verir. Fakat unutulmamalıdır ki, bunlar yaln ızca küçük ipuçlarıdır. Evrenimizin, yani bizim hikâyemizi tam anlamıyla okuyabilmek için, okumaktan, araştırmaktan, öğrenme isteğinden, meraktan, bilgi açlığından ve en önemlisi astronomiden ayrı kalmamanız dileklerimle...

10

Uzay Çobanları Astronomi Topluluğu - www.uzaycobanlari.com


YAKİT GİRDAPLARİYLA BESLENEN GÖKADALAR

Mehtap Çelik

Süper bilgisayarlar yardımıyla oluşturulan bu simülasyon, evren 2 milyar yaşındayken çok büyük bir gökadanın oluşumunu gösteriyor. Hidrojen gazı gridir, genç yıldızlar mavi, daha yaşlı yıldızlarsa kırmızı görünür. Bu simülasyon gazın kozmik kıvrımlara veya girdaplı samanlara benzeyen filamanlar boyunca gökadaların içine doğru aktığını ortaya çıkardı. Milyarlarca yıl boyunca büyüyen gökadaların bilgisayar simülasyonları, onların nasıl beslendiğini göstermek amacıyla oluşturulan olası bir senaryodur: girdaplı samanların kozmik bir modeli. Sonuçlar gösteriyor ki yıldızların yakıtı olan soğuk gaz "enerjileri" sayesinde hızla flamanlar boyunca gökadaların göbekleri ne spiral hareket eder. Hemen orada, gaz yeni yıldızlara dönüştürülür, gökadalar büyür. "Gökadaların yapısı gerçekten düzensiz" diyen Kyle Stewart, Astrophysical Journal'ın 20 Mart'ta yayımlandığı görünen bu yeni çalışmanın yazarı ve öncüsüdür. "Bu sürecin nasıl işlediği hakkında daha fazla bilgi öğrenmek ve simülasyon oluşturmak için aylar boyunca yüzlerce bilgisayar işlemcisi kullanıldı." Stewart, NASA'nın Kaliforniya Pasadena'daki Jet Propulsion Laboratuarındayken çalışmasının çoğunu tamamlamış, şimdi ise Riverside'de California Baptist Üniversitesindedir. Evrenin ilk zamanlarında, gökadalar madde kümelerinin dışında şekillendi, dev bir kozmik ağda filamanlar tarafından bir arada tutuldu. Gökadaların içinde, sıkıştırılmış ve soğutulmuş küçük gaz yığınları, yıldızların oluşumunu başlatacak yeterli yoğunl uğa sahip. Bizim Samanyolu spiral gök adamız ve milyarlarca yıldız bu yolla şekil aldı. Önceden de bilinen, gökada oluşumunun standart modeli yardıma koştu. Bu modele göre, gökadaların gelişmeye başlayan merkezlerine tüm yönlerden sıcak gaz ağır ağır iner. Gaz bulutlarının birbirlerine çarparak şok dalgaları yaydığı ve sonra gazın ısındığı düşünüldü. Bu süreç ses patlamaları oluşturan jetlere benziyor, sadece gökadaların durumunda bu gazlar ses hızından daha hızlı hareket ediyor, dalgaları üst üste yığıyor. Sonunda, gaz soğuyor ve gökada merkezine yayılıyor. 8 milyar yılı alan uzun süren bu süreç kuramlaştırıldı. Son günlerdeki araştırmalar daha küçük gökadalarda gazın ısınmadığını göstererek bu senaryo ile çelişiyor. Bir alternatif, "soğuk mod" gökada oluşum kuramı önerisinin yerine, soğuk gazın gökada merkezlerine filamanlar boyunca akabileceğini öneriyor. Stewart ve meslektaşları soğuk gazın gökadalara nasıl geldiği hakkındaki gizemleri, spirallerdeki gaz oranlarıyla birlikte belirledi ve bu kuramı test etmeye koyuldu. Ekip JPL (NASA'nın Ames Araştırma Merkezi, Moffet Caddesi, Kaliforniya; ve Kaliforniya Üniversitesi, Irvine)'de, bir gökadanın büyümesini izlemek milyarlarca yıl alacağından dolayı süper bilgisayarlar kullanarak bu süreci taklit etti ve Büyük Patlama'n ın 57 milyon yıl sonrasından başlayarak günümüze kadar, bizim Samanyolu gökadamız gibi dört farklı gökada oluşum simülasyonu yaptı.

11

Uzay Çobanları Astronomi Topluluğu - www.uzaycobanlari.com


Bu simülasyonlara gökadaların bileşim maddeleri -hidrojen, helyum ve kara madde- ile başlandı ve daha sonra gökada harikalarını oluşturmak için fizik kanunları kullanıldı. Etkileşimlerin muazzam sayılarından dolayı süper bilgisayarlara ihtiyaç duyuldu. Madison, Winconsin Üniversitesinde gökada simülasyonları uzmanı ve makalenin ortak yazarı olan Alyson Brooks, "Bu simülasyonları devasa bir satranç oyununa benzetebiliriz," dedi. "Zamanda her bir nokta için, ne kadar belirli bir parçacık olduğunu, diğer tüm parçacıkların konumundan hareketle --satranç taşları-- tasvir etmek zorundaydık. Simülasyonda milyonlarca parçacık var, bu yüzden her bir parçacığa kütle çekimsel kuvvetlerin nasıl etki ettiğini anlamak zaman aldı." Araştırmacılar gökada merkezlerine soğuk gazın nasıl yayıldığı hakkında ipuçları bularak, verileri kontrol etti. Yeni sonuçla r soğuk gazın filamanlar boyunca aktığını doğruladı ve ilk defa, gazın kendi çevresi etrafında önceden bilinenden daha hızlı döndüğünü gösterdi. Ayrıca bu simülasyonlar yaklaşık bir milyar yılda gökada oluşumunun “sıcak mod”da meydana gelmesinden çok daha hızlı bir şekilde gazın gökadaların merkezlerine yığılan bir davranış yapısında olduğunu ortaya çıkardı. JPL’de ortak bir yazar olan Leonidas Moustakas, “ Filamanlı yapıları bulduk. Bu yapılar, iplik gibi gazlar tarafından gökadal ara etki ederek onların zamanla nasıl oluştuğunu anlamamızın kilit noktasıdır.” Araştırmacılar kara maddeyi de göz önüne aldı –evrende maddenin yaklaşık %85’ini görünmez bir madde oluşturuyor-Gökadalar normal madde yığınlarının dışında şekilleniyor. Baryonik diye adlandırılan madde kendi halindeki atomlar ve kara maddedir. Bu simülasyonlar kara maddenin gökada merkezlerine spiral hareket ederek, filamanlar boyunca daha hızlı döndüğünü gösterdi. Sonuçlar, gökada merkezlerinden uzak kendi etrafında dönen yayılmış büyük madde diskleriyle, astronomide gökadalar hakkında bir bulmacanın çözümüne katkı sağladı. Araştırmacılar dıştaki maddenin nasıl kendi çevresinde çok hızlı dönebildiğini anlayamadılar. Soğuk-mod, gökadaların nasıl büyüdüğü bulmacasına başka bir yap-boz parçası yerleştirerek bu hızlı dönüşe imkan verir. Stewart, “Gökadaları taklit etmenin amacı; bir gökadanın nasıl oluştuğunu gerçekten anlasaydık, anladığımızı ve teleskoplarla gözlemlediklerimizi karşılaştırmak için bu simülasyonları oluştururduk.” dedi. “Bu gerçek evreni anlamamız için bize yardım eder.” Makalenin diğer yazarları: Kaliforniya Üniversitesinden James Bullock, Irvine; New York City Teknoloji Akademisinden Ariyeh Maller, Brooklyn, N.Y., Zurich Üniversitesinden Jürg Diemand,, İsviçre; ve McMaster Üniversitesinden James Wads ley, Hamilton, Ontario, Kanada. JPL, NASA için Pasadena’da Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü tarafından idare ediliyor. Kaynak: NASA Çeviri: Mehtap Çelik

12

Uzay Çobanları Astronomi Topluluğu - www.uzaycobanlari.com


GUNEŞİN İÇYAPİSİ VE H-R DİYAGRAMİNDA Ertan Koç EVRİMİ Güneş bize en yakın yıldızdır. Öyle ki insanoğlu var olduğu ilk günden bu yana Dünya’daki ısı ve ışığın varlığını merak etmiş, sorgulamış ve düşünmüştür. Birçok kişi de ona farklı ve kutsal anlamlar yüklemeye çalışmıştır. Galaksimizin avcı kolunda yer alan ve Dünya’nın da içinde bulunduğu Güneş Sisteminin merkezini oluşturan Güneş’in yarıçapı yaklaşık bir buçuk milyon kilometredir. Ve Samanyolu’nun merkezinden 26.000 ışık yılı uzaklıkta bulunur. Şuan da kütlesi, yaşı, boyutu, kimyasal yapısı doğru bir şekilde bilinen tek yıldız olan Güneş, uzak yıldızlar hakkında da isabetli tahminler ve ölçümler yapabilmek açısından Astrofizikte en önemli cisimler arasına girer. 4.65 milyar yaşında olduğunu düşündüğümüz ısı ve ışık kaynağımızın kütlesi Dünya’dan yaklaşık olarak 332, 946 kat fazladır. Kütleçekimi ise Dünya’nınkinden 28 kat daha fazladır. Kendi ekseni etrafında dönüşünü 27 günde tamamlayan Güneş’in kütlesinin %75’lik kısmı Hidrojenden geriye kalan kısmının ise Helyumdan ve ağır elementlerden oluştuğu düşünülür ayrıca Helyumun dağılma sürecinin zamanla hızlandığı da Astrofizikçiler tarafından ortaya çıkarılmıştır. Ve güneş şuan da hidrojeni helyuma dönüştürmekte olan Anakol evrede bir yıldızdır. Yapılan araştırmalara göre güneşin merkezi oldukça sıcaktır. Dış sıcaklığı ise 5700 Kelvin civarındadır. Güneş’in merkezine doğru inildikçe basıncın, sıcaklığın ve yoğunluğun arttığı görülür. Güneş merkezinden, 0,2 güneş yarıçapına kadar uzanan bir çekirdeğe sahiptir. Çekirdeğin sıcaklığı 16 milyon Kelvin civarındadır. Güneş’in kütlesinin %10’luk bir kısmını oluşturur. Güneş’in enerji elde edebilmesi için gerçekleştirmesi gereken Nükleer Füzyonda çekirdekte oluşmaktadır. Güneş’in temel yakıtı hidrojendir öyle ki Nükleer Füzyon gerçekleştirerek Hidrojeni Helyuma çevirir ve yakıt elde eder. Ancak hidrojen miktarı merkezde sürekli azalır. Çünkü Güneş, 4 hidrojen çekirdeğini 1 helyum çekirdeğine dönüştürür. HR Diyagramında Evrimi Yıldızlar, yıldızlararası ortamda bulunan gaz ve toz bulutları yani yıldızlararası madde ile oluşur. Bir yıldızın Doğumu süpernova patlaması ya da iki gökadanın çarpışmasından kaynaklanan şok dalgalarının tetiklediği kütleçekimsel bir kararsızlık ile başlar. Bulut Jeans Kararsızlığına uğrayarak, kendi kütleçekimsel kuvveti altında çökmeye başlar, ilerleyen süreçte kendi kütleçekimi altında çöken bulut küçük parçacıklara bölünür yeterli yoğunluğun sağlanması durumunda bölünme durur. Oluşan parçacıklar ise Bart Damlacığıdır. Bart Damlacıkları kendi

13

Uzay Çobanları Astronomi Topluluğu - www.uzaycobanlari.com


merkezine doğru çökmeye başlar, merkez giderek ısınır, oluşan ön yıldız bulutu ışık geçirmez hale yani opak hale gelir. Isınmanın başlaması ise merkezi sıcaklık 15 milyon Santigrat dereceye ulaşır. Artık bir ön yıldız oluşmuştur. Kara cisim ışıması yapan fotosferin oluşması ile de yıldız Hertzsprung-Russell Diyagramına girer. HR Diyagramı gökbilimciler için yıldızların evriminin anlaşılması açısından önemli bir yere sahiptir. Bu diyagram da yıldızların büyük çoğunluğu Güneş’te dâhil Anakol evresinde bulunur. Yeni doğan bir yıldız HR Diyagramında ilk olarak Hayashi Evresinde, daha sonra T -Tauri yıldızları olarak bilinen Anakol öncesi yıldızların bulunduğu bir evreden geçer ve yaklaşık 100 milyon yıl sonra Anakol evresine ulaşarak merkezde hidrojeni yakarak helyuma dönüştürmeye başlar. Güneşimiz 4,5 miyar yıl önce Anakol evresine girmiş ve yaklaşık olarak 5 milyar yıl sonra bu evreden çıkacaktır. Güneş, 5 milyar yıl sonra hidrojen kaynağını tükettiğinde çekirdeği büzülmeye başlayacak ve dış katmanları genişleyecektir. Yani bir kırmızı deve dönüşecektir, bu evreye geldiğinde kütlesinin bir miktarını kaybedecek ve yarıçapı yaklaşık olarak Mars’ın yörüngesine kadar artac aktır. Bu evrede Güneş’in Dünya’yı yutacağı söylense de son yapılan araştırmalar sonucunda kütle kaybeden Güneş’ten Dünya’nın yörüngesi uzaklaşacaktır. Ancak yine de Dünya üzerinde bulunan suyun tümü kaynayacak ve Atmosferi uzaya saçılacaktır. Zamanla yaşamı desteklemeyecek kadar ısınacak Dünya yüzeyinde birkaç milyar yıl sonra suyun tamamı yok olacaktır.

Anakol evresindeyken, yani şuan merkezi sıcaklığının 16 milyon Kelvin civarında olduğunu söyledik. Kırmızı dev evresinde çekirdeğin sıcaklığı daha da artacaktır. Çekirdek büzülmesi sürdükçe Kırmızı Dev evresinin sonunda çekirdeğin sıcaklığı yaklaşık 100 milyon Kelvin’den fazla olacaktır. Bu sıcaklığa ulaşıldığından madde yozlaşacak, büyük bir merkezi basınç oluşacak ve merkezi yoğunluk suyun yoğunluğundan 100.000 kat daha fazla olacaktır… Yozlaşan maddeler ısıyı çok iyi iletirler, bu nedenle sıkıştırmak zordur. Güneşimizin çekirdeğinin büzülmesi duracak ve çekirdek etrafında CNO çevrimiyle hidrojen yakan bir kabuk oluşacaktır. Artık kararsız bir yapıya sahip olan Güneş uzun dönemli bir zonklamaya girecektir. Daha sonra ise merkezde helyumun tutuşması sonucu çekirdek hızla genişlemeye başlayacak ve salınım yapacaktır. Ancak güneşin hızla genişleyen dış katmanları yardımıyla bu hareket durdurulacak ve helyumu karbona, karbonu oksijene çeviren merkez, hidrojeni yakan bir kabukla çevrelenecektir. Gazdan oluşan dış katmanlarını uzaya fırlatması ile gezegenimsi bulutsu oluşturacak olan Güneş’in çekirdeği ise elektron yozlaşmasına sahip olduğu için daha fazla büzülemeyecek ve bir beyaz cüceye dönüşecektir, zamanla soğuyacaktır. Beyaz cüce haline geldiğinde kütlesi şuan ki kütlesinin yarısı kadar olacaktır. Kısacası Güneş’imizin evriminin sonu soğuk ve yozlaşmış maddeye sahip bir kara cücedir.

14

Uzay Çobanları Astronomi Topluluğu - www.uzaycobanlari.com


UZAYDAN HABERLER

İrem Yiğit

Andromeda’da Yeni Karadelikler Keşfedildi Gökbilimciler NASA’nın Chandra X-Işını verileri aracığıyla komşumuz olan Andromeda’da daha önce rastlanmamış özgür karadelik keşfettiler. Araştırmacılar bugüne kadar yapılan Chandra gözlem verilerini kullanarak bizim gökadamızdan başka bir gökadada, Andromeda’da, toplam 35 karadelik tespit etti. Bunlardan 26’sı daha önce belirlenmişti, son araştırmayla aralarına 9 aday daha eklendi. Araştırmacılar, Andromeda’da tespit edilen yeni karadeliklerin çok heyecan verici olduğunu ve “buz dağının görünen kısmı” diyerek dahasının da varlığından emin olduklarını dile getiriyorlar. Keşfedilen 9 karadelikten 8’i gökadanın merkezinin çevresine dağılmış halde. Bu karadelik adaylarından 7 tanesi, gökadalarının merkezinden 1000 ışık yılı uzaklıktadır ve bizim gökadamızda bu uzaklıkta keşfedilen karadelik sayısından fazladır. Andromeda’nın bizim gökadamıza göre daha çok yıldız barındırdığını düşünürsek, merkezi nde böyle sıkışıklıkların olması gökbilimcilere gayet normal geliyor. Değişen Yıldızlara Bir Tür Daha Eklendi Gökbilimciler keşfettikleri bu yeni değişen yıldız türünün, bilinenden daha farklı parlaklık değişimleri olduğunu söylüyorlar. Süregelen kuramları bilinen parlaklık değişimlerinin tekrar gözden geçirilmesine neden olacak kadar geçersiz kılan bu yıldız sınıfı uzun yıllar süren ve çok hassas gözlemler yapılarak, parlaklıklarındaki değişimler incelenerek ve süreci de hesaba katarak değerlendirildi. Yeni değişen yıldız sınıfımız, ev sahipliği yapan NGC 3766 adlı açık yıldız kümesinin 3000’den daha fazla yıldızının düzenli parlaklık ölçümlerine dayanan 7 yıl sürmüş sıkı bir gözleminin sonucu. Gözlemlenen yıldızlardan 36 tanesinin farklı bir düzene sahip oldukları gözlemlenmiştir. Düzenli olarak, normal parlaklıklarına kıyasla parlaklıklarının %0,1 seviyesinde değiştiği görülmüştür ve ölçülen değişimlerin periyodu ise 2-20 saat arasındadır. Şüphesiz ki bu yeni yıldız sınıfı gökbilimciler için çok ç özülmeyi bekleyen ve çok heyecan verici bir problem. Değişimlerin tam olarak nedeni bilinmese de bu yıldızların kendi etraflarında çok hızlı dönmesinden yola çıkarak, dönüş hızlarının yıldızların kritik hızının yarısından daha fazla olması gökbilimcilere umut veren bir ipucu vaat ediyor.

15

Uzay Çobanları Astronomi Topluluğu - www.uzaycobanlari.com


YİLDİZLAR YAZİ DİZİSİ

Özgür Can Özüdoğru

II - Antik Çağlar ve Gökbilim Yazı dizimizin önceki sayısında Sümerliler, Akadlılar ve Babillilerde, yani M.Ö. 2000-1000’lerde gökbilimin nasıl işlediğini anlatmıştık. Bu yazı dizisinde de kaldığımız yerden devam edeceğiz. M.Ö. 1000li Avrupa’da ve Dünya’nın diğer bölgelerinde yavaş yavaş imparatorluklar baş göstermeye başlamıştı, ancak aynı zamanda bunların yanında küçük şehir devletleri ve cumhuriyetler de bulunmaktaydı. Elbette tarihin bize öğretti bir şey varsa o da özgürlüklerin kısıtlanmadığı yerlerde bilimin daha hızlı geliştiğidir. Dolayısıyla Antik Çağlar olarak tanımlanan dönemlerde gökbilimin en yoğun olarak geliştiği yerler Yunanistan, Yunan Adaları ve Ege Bölgesi olmuştur. Bu bölgelerde kurulmuş devletler ticaret ile uğraştıklarından dolayı birçok coğrafyayı keşfetmişlerdi, kölelik yoğun olarak tercih edilen bir sistem olduğu için de insanların düşünmek için pek çok zamanı olmaktaydı. Günümüz bilim kavramındaki birçok alt dal Antik Yunanistan’da ortaya çıktığı gibi gökbilim de Antik Yunanistan’da çok gelişmiştir. Antik Yunanlılar, yıldızları sınıflandırma gibi bir çalışma içine girmişler ve su birikintilerini yakınlaştırma için kullanan gözlemevleri inşa etmişlerdi. Antik Yunanlılara göre gökyüzündeki sabit olan bazı cisimler (Gezegenler) Mars, Venüs gibi tanrılardı. (elbette Roma İmparatorluğu2nun hegamonyasından kaynaklanan bir durumdur bu isim değişikliği. Roma işgalinden önce Mars yerine Ares ismi kullanılıyordu) Bu tanrılar, gökyüzünde bulunduklarında insanları izlemektelerdi. Günümüzde kullandığımız yıldız isimlerinin pek çoğu da ilk kez Antik Yunanlılar tarafından kullanılmıştır. Milattan Önceki son 500 yıl içerisindeyken Hindistan ve Çin’de de astronomi gözlemleri yapılmaktaydı. Hindistan’da Jaipur Arkeolojik kalıntıları arasında birçok yıldız ve Güneş resimleri bulunmaktadır. Ayrıca ne amaçla inşa e dildiği bilinmeyen birbirinden bağımsız merdivenlere de ev sahipliği yapar. Hindistan’ın Jaipur Antik gözlemevindeki merdivenler. Bu merdivenlerin gökyüzüne yakın olmak amacıyla inşa edildiği tahmin edilmekte.

16

Uzay Çobanları Astronomi Topluluğu - www.uzaycobanlari.com


Henüz bu merdivenlerin tam anlamıyla neden inşa edildiğini bilmiyoruz ancak bölge bir gözlemevi olarak kullanıldığı için birçok arkeolog bu yapıların gökyüzüne yakın olma amaçlı olduğunu düşünüyor. Hindistan’da insanlar merdivenlerle gökyüzüne ulaşmaya çalışırken daha doğuda, Çin’de tarihin ilk Güneş lekesi gözlemleri yapılmaktaydı. Çin, çeşitli aşiretlerin yönetimde bulunan parçalanmış krallıklarla doluydu antik çağlarda. Sürekli olarak kuzeydeng elen Türk saldırıları ülkeyi yoksullaştırmış, daha güneye kaçmalarına sebep olmuştu. Böyle bir durumda gökyüzündeki yıldızlardan medet uman Çinliler, kendi takımyıldızlarını oluşturmuşlar, her yıla gökteki takımyıldızına göre isimler takmışlardı. Böylece hangi hayvan şeklindeki takımyıldız gelirse ona göre hareket ediyordu. Elbette rasyonal ve pozitivist bir açıdan bakıldığında bu olay bir saçmalıktır ama psikolojik olarak halkın rahatlamasını sağlamıştır. Günümüzde de hala bu “hayvan yılı geleneği korunmaktadır.” Budizmin etkisini göstermesiyle artışa geçen araştırmalar özellikle Pekin gibi büyük şehirlerde yapılmaktaydı. M.S. 700lü yıllara kadar Çinliler düzenli olarak Güneş hareketlerini ve boyutlarını not almış, sayısız gökyüzü haritası çizmişlerdir. Günümüzde özellikle Güneş gözlemleri hala güvenilir bir kaynak olarak kullanılmaktadır. Bilim, Kültür ve Sanat Merkezi Olarak İskenderiye Milada yaklaşırken İskender’in ölümünden sonraki yükselen güç Yunan şehir devletleri, Mısır’ı himaye altına alarak işgücü sömürüsüne başladı. Bu dönemlerde İskender’in kurmuş olduğu İskenderiye, Yunan halkının muhafazakâr yapısından uzak ancak aynı derecede özgür ve zengin bir kentti. Tüm bu koşullar İskenderiye’yi Bilinen Dünya’nın başkenti haline getirmişti. Elbette İskenderiye kütüphanesinin de kurulmasıyla İskenderiye tartışmasız bir bilim merkezi haline geldi. Gökyüzündeki takımyıldızlara göre Çin hayvan yılları. Günümüzde hala bir gelenek olarak sürdürülen bu tablo 2013 yılının Yılan yılı olduğunu göstermekte…

Gökbilim tarihi açısından birçok buluş İskenderiye Kütüphanesi’ne götürülüyor, orada başka bilim insanlarına sunuluyordu. Ancak kütüphanenin yakılmasıyla birlikte insanlığın 500 yıllık bilimsel tarihi silinmiş oldu. Arap Altın Ça ğı olan Abbasi devrine kadar kapalı kapılar ardında kaldı bilimsel araştırmalar.

17

Uzay Çobanları Astronomi Topluluğu - www.uzaycobanlari.com


İskenderiye Kütüphanesi’nin yakılması ile birlikte yok olan bir gerçek Dünya’nın yuvarlak oluşudur. Dünya’nın yuvarlak olduğu Erastothenes adında bir marangoz tarafından kanıtlanmıştı. Erastothenes, Libya asıllı bir Mısırlıydı. İskenderiye Kütüphanesi’nde çalışan biri olan Erastothenes, doğduğu yer olan Libya’nın Syene kentinde yılın belirli zamanlarında hiç gölge olmadığını keşfetti. Syene ile İskenderiye arasındaki uzaklığı ölçen, ardından da İskenderiye’de, Syene’nin gölgesiz olduğu gün olan açıyı hesapladı.

Tüm bu hesaplamaları oranlayınca da iki meridyen arasındaki uzaklığı hesaplayan ilk kişi oldu. Erastothenes, Dünya’nın yuvarlak olduğunu ispatlayan ilk kişi olmuştu. Gelecekte Farabi gibi bilim insanlarına yol gösterici olacak, dünya’ nın çevresini hesaplamalarını sağlayacaktı. İskenderiye Kütüphanesi’nin yıkılması dünyayı uzun bir süre bilimsel açıdan geriletse de, önceden bulunmuş ama kar anlığa gömülmüş gerçekleri yeniden keşfetmemize sebep olsa da, Antik Çağlarda var olan özgürlük ortamı sayesinde Dünya’nın her yanından bilimsel düşünce fışkırmıştır adeta. Dünya’nın her yanına gözlemevleri inşa edilmiştir bu dönemde… Stonehedge’den Jaipur’a kadar unutulmaz gözlemevleri inşa edilmiştir. Bir sonraki sayımızda Avrupa’nın karanlık Çağ’ndan ve tam bu sırada var olan İslam Rönesans’ından bahsedeceğiz.

18

Uzay Çobanları Astronomi Topluluğu - www.uzaycobanlari.com


MARS ÖNE PRÖJESİ

Yaşar Özer

Mars One Projesi Mars Gezegeninde İnsanlığın Yeniçağını Başlatacak Mars One, Mars'ta kalıcı bir insan kolonisi kurmak için; Hollanda’lı girişimci, Bas Lansdorp liderliğinde geliştirilmekte olan bir projedir. 2012 Haziran ayında duyurulan plan birkaç aşamalıdır. 2016 yılına kadar, bir iletişim uydusu ile keşif aracı ve daha sonra 2023 yılında kalıcı yerleşim için 4 astronot göndermek bu planın içindedir. Daha sonra da her 2 yılda bir, 4 kişiden oluşacak ekipleri Mars’a göndermeyi planlıyorlar. Proje Nobel ödüllü fizikçi Gerard't Hooft tarafından kabul edilip desteklenmektedir. Mars-One, 2012 Ekim ayı başlarında kâr amacı gütmeyen bir vakıf olarak kurulmuştur. Mars One projesi, ilk bakışta bir masal veya hayal gücünü zorlayan bir senaryo hatta ütopik gelebilecek bir fikir zannedilebilir. Bu fikri gerçekleştirmenin insanoğlunun kaçınılmaz bir mecburiyeti olduğuna inanan Hollanda’lı bilim insanları; nasıl bir adım atmaları gerektiğini düşünüp, ortaya hem insanları ikna edecek, hem hayatlarını bu işe adayacak gönüllü adaylar bulabilecekleri bir proje başlattılar.

Mars One Projesinin Yol Haritası

Mars veya Merih, Güneş Sistemi'nin Güneş'ten itibaren dördüncü gezegeni, Roma mitolojisindeki savaş tanrısı Mars'a ithâfen adlandırılmıştır. Yüzeyindeki yaygın Demir-Oksitten dolayı kızılımsı bir görünüme sahip olduğu için Kızıl Gezegen de denir. Yarıçapı 3.396 km, yer çekimi 3,711 m/s², yüzey alanı 144.798.500 km², Güneşe uzaklığı: 227.900.000 km, gün uzunluğu 24 saat 40 dakikadır. Phobos ve Deimos isimli 2 uyduya sahiptir.

19

Uzay Çobanları Astronomi Topluluğu - www.uzaycobanlari.com


İnsanlığın bir başka gezegende kolonileşmesi, yerleşmesi fikrine odaklı Mars One projesine, daha sonra katkıda bulunmak, pay sahibi olmak ve bu fırsatı kaçırmamak için birçok kişi, kuruluş hatta ülkeler destek olmaya başladılar. Tüm ciddi ve kurumsal destek ve büyük bağışlar projenin inanılır olma, geliştirilebilme, hedeflerini büyütme yolunda çok hızlanmasını sağladı. Kâr amacı gütmediklerini açıklayan, Mars One projesi sahibi Bas Lansdorp ve The Interplanetary Media Group, Mars’a geri dönmemek üzere ilk aşamada 2 erkek ve 2 kadından oluşacak ekibi seçecekler. Bundan sonraki hayatları boyunca tıpkı “Biri Bizi Gözetliyor” yarışması formatında, sürekli her anları kameralarla takip edilecek ve tüm dünyaca izlenebilecek.

Burada 2023 Yılı hedefi olan yerleşke modüller ve keşif araçlarıyla resmedilmiş.

Mars One, bu proje ile Mars'ta ilk insan yerleşkesini kurmayı planlıyor. Plana göre, dört astronottan oluşan ilk mürettebat Dünya'dan ayrılıp yedi aylık yolculuk sonunda, 2023 yılında Mars'a inecek. Her iki yılda bir bu yerleşkeye katılacak astronotlarla 2033 yılında Mars üzerinde yaşayan ve çalışan yirmi kişi olacağı düşüncesindeler. Astronot seçim süreci 22 Nisan 2013 tarihinde başladı. Nisan 2013 itibariyle yol haritası şöyle: 2013: Yerleşkenin bir kopyası eğitim amaçlı olarak inşa edilecek. 2014: İlk iletişim uydusu üretilecek. 2015: Astronot seçim süreci tamamlanacak. (Dörder kişiden oluşan altı takım) 2016: 5 mt çapında, 2.5 ton gıda malzemesi taşıma kapasiteli, SpaceX-Dragon modülü Ocak ayında hazırlanmaya başlanacak. İstenen süre içinde hazır olmazsa son çare ya bir 3.8 mt çaplı SpaceX-Dragon modülü kullanılacak ya da iki yıl ertelenecek. 2018: Keşif aracı yerleşke yerini tespit için Mars yüzeyinde çalışmaya başlayacak. 2021: Dragon kapsülüyle; bir keşif aracını, iki yaşam ünitesi, iki yaşam destek ünitesi ve iki destek ünitesi olmak üzere altı adet ek üniteyle birlikte fırlatılacak. 2022: Dört kişiden oluşan ilk yerleşimci grup, “SpaceX Falcon Heavy” roketi ile yola çıkacak. 2023: İlk yerleşimciler geliştirilmiş Dragon kapsülü ile Mars'a inecek. 2025: Dört kişiden oluşan ikinci yerleşimci grup gelecek. 2033: Koloni 20 yerleşimciye ulaşacak. Mars One; uzmanlar ve uzman kuruluşlarla fikir alışverişleri ve fizibilite araştırmaları yaparak, bu fikrin, mali, psikolojik ve etik yönlerini tartıştılar. Başlangıç planlarının 2011 yılına dayandığı belirtiliyor. Siz de eğer bu olağandışı maceraya katılmak veya en azından Mars’ta yaşamayı seçmiş olanlar arasında seçim yapmak istiyorsanız, Mars One internet sitesinden başvurabilir veya oylamaya katılabilirsiniz. Birçok Türk de başvurmuş durumda! TMG – T urk Mars Group

20

Uzay Çobanları Astronomi Topluluğu - www.uzaycobanlari.com


BU AY GÖKYUZU

Bilge Zeynep Gezerli

Gök Olayları - Haziran 2013 09 Haziran 2013 - Ay dünyaya en uzak konumda (406.500 km.) 10 Haziran 2013 - Ay, Merkür ve Venüs günbatımında yakın görünümde 12 Haziran 2013 - Merkür batı ufku üzerinde en büyük doğu uzanımında (24°) 14 Haziran 2013 - Ay ile Regulus yakın görünümde 18 Haziran 2013 - Ay ile Spika çok yakın görünümde 19 Haziran 2013 - Ay ile Satürn yakın görünümde 20 Haziran 2013 - Merkür ile Venüs günbatımında yakın görünümde 21 Haziran 2013 - Yaz gündönümü (En uzun gündüz, en kısa gece) 23 Haziran 2013 - Ay Dünya’ya en yakın konumunda (357.000 km) Gezegenlerin Konumları - Haziran 2013 llk yarısında günbatımından sonra yine batı ufkunda olacak. Merkür'ün gökyüzünde kalma süresi yaklaşık 1 saat. Ayın ikinci yarısıyla beraber gökyüzünde kalma süresini 1,5 saate yaklaştıracak olan Merkür son haftada ise batı ufkunda hızla alçalacak. Venüs: Ay boyunca günbatımından sonra batı ufkunda yer alacak Venüs'ün gözlem süresi ilk iki hafta boyunca 1 saat, son iki haftada ise 1.5 saat boyunca gözlemlenebilecek. Mars: İlk iki hafta gözlenemeyecek olan Mars, üçüncü haftada sabahları gökyüzünde olacak ama ufka çok yakın olduğu için gözlemlenmesi oldukça zor. Ay’ın son haftasın da gün doğumundan önce bir saat süreyle gözlenebilir. Jüpiter: Mayıs sonundaki görsel şölenin ortaklarından Jüpiter'in gözlemi zorlaşıyor. Ayın ilk günlerinde günbatımından sonra batı ufkunda yer alacak Jüpiter geçen her gün ufka yaklaşarak gözlemini zorlaştıracak. İkinci haftadan sonra ise tamamen gözden kaybolacak. Satürn: İlk haftada hava karardığında gökyüzünde olacak Satürn güneydoğuda gece 03:00'e kadar gözlenebilir. İkinci haftada 02:30'a kadar gözlenebilecek olan Satürn üçüncü hafta güneyde en yüksek konumuna ulaşacak. Son haftada ise yaklaşık 02:00'ye kadar gözlenebilir.

21

Uzay Çobanları Astronomi Topluluğu - www.uzaycobanlari.com


HARUN ŞAHİN TANİTİYÖR!

Harun Şahin

Konus 2110 20x80 Dev Dürbün

Tripota Bağlanır. Tripot Şart

Taşıma Çantası

Mercek Silme Pedi

Boyun Askısı

2100gr Ağırlık

Bu Güne Kadar Bu Mesafe Dürbün

Üretilmedi

1000mt 48 mt ye yaklaştırır

Astronomiye başlangıç için önerilen ilk cihaz olan dürbünler, gerek yeryüzü gözlemlerinde gerekse Gökyüzü gözlemlerinde oldukça önemli bir yere sahip olan cihazlardır. Konus 2110 şuana kadar üretilmiş en büyük dürbün olmakla beraber, gökyüzü gözlemlerinde en sık kullanılan ürünlerden bir tanesidir. Ürünü incelemek için; Garantisite

22

Uzay Çobanları Astronomi Topluluğu - www.uzaycobanlari.com

Uzay Çobanları Dergisi Temmuz 2013 - Sayı 11  

Uzay Çobanları Astronomi Topluluğu elektronik yayını ''Uzay Çobanları'' iki ayda bir çıkarılan ücretsiz Bilim Dergisidir. Abonemiz olun... u...

Uzay Çobanları Dergisi Temmuz 2013 - Sayı 11  

Uzay Çobanları Astronomi Topluluğu elektronik yayını ''Uzay Çobanları'' iki ayda bir çıkarılan ücretsiz Bilim Dergisidir. Abonemiz olun... u...

Advertisement