Page 1

SiyahBeyaz İzmit Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi Fotoğrafçılık ve Basın Yayın Kulübü Yayınıdır

Şubat 2014 \ Sayı 1 Ücretsizdir

Fiat Laboratuvarı Başarılı

Sporcular

Genç Şairlerimiz

Atatürk ve B e ş i k t a ş

İZMİT K u r u l u ş u K u r t u l u ş u

Basarıdaki Sır

Röportaj

TOPLUM POLİSİ

Kimyacıların Kaleminden

Simya

GDO Nedir?

Cep Telefonu F e l s e f e s i

Okulumuzdan

Haberler

Değişen

O rtaöğretim Kurumları Yönetmeliği

Eleştiri Canlı Maymun Lokantası

Geleceğimiz Gençlerimiz


Sevgili öğrenciler; 2013-2014 eğitim-öğretim yılında okulumuzda yapılan çalışmaların yer aldığı bir dergiyi sizlerle paylaşıyoruz. Okulumuzda yapılan birçok sosyal faaliyetleri aynı çatı altında toplayıp tanıtan dergimizin ilk sayısını yayın-iletişim ve fotoğrafçılık kulübümüz sizlere sunmaktadır. Sevgili öğrenciler; bir sonraki sayının da sizlerin faaliyetleriyle dolacağını biliyor ve sizlerle gurur duyuyorum. Okul ,dört duvardan oluşan cansız bir varlık değildir. Okula hayat katan sizlerin, böyle çalışmalarla okulumuzu kültürel yönden tanıtmanız bizleri gururlandırmaktadır. Okulumuzda yapılan bu gibi faaliyetler, okul tarihine not düşmektir. İlerideki hayatınızda mutluluk ve gururla anımsayacağınız çalışma ve başarılarınızı bu derginin sayfalarında bulacaksınız. Bu dergide emeği geçen öğretmen ve öğrencilerimize teşekkürlerimi iletiyorum. Okulumuz için böyle başarılı faaliyetlerin devamlılığını bekliyorum. Hepinizi tebrik ederek, çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Özcan BEDEL OKUL MÜDÜRÜ 1

SİYAH BEYAZ


Değişen Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği Milli Eğitim Bakanlığı'nın (MEB) 7 Eylül'de yayınladığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği ile birçok uygulama değişikliğine gidildi. İlk göze çarpan konulardan birisi de sınıf ve ders geçme ile ilgili maddelerdir. Maddeler şöyle: Ders yılı sonunda herhangi bir dersten başarılı sayılma MADDE 56-(1) Öğrencinin, ders yılı sonunda herhangi bir dersten başarılı sayılabilmesi için; a) İki dönem puanının aritmetik ortalamasının en az 50 veya birinci dönem puanı ne olursa olsun ikinci dönem puanının en az 70, b) İşletmelerde beceri eğitimi gören öğrencilerin, beceri sınavı puanı en az 50 olmak kaydıyla birinci ve ikinci dönem puanları ile beceri sınav puanının aritmetik ortalamasının en az 50 veya beceri sınav puanının 70 olması gerekir. Doğrudan sınıf geçme MADDE 57- (1) Ders yılı sonunda; a) Tüm derslerden başarılı olan, b) Başarısız dersi/dersleri olanlardan, yılsonu başarı puanı en az 50 olan öğrenciler doğrudan sınıf geçer. (2) Yılsonu başarı puanıyla başarılı sayılamayacak derslerden başarısız olan öğrenciler, o dersten/derslerden sorumlu geçer. Sorumlu olarak sınıf geçme ve sorumluluğun kalkması MADDE 58- (1) Doğrudan sınıfını geçemeyen öğrencilerden, bir sınıfta başarısız ders sayısı en fazla 3 ders olanlar sorumlu olarak sınıflarını geçer. Ancak alt sınıflar da dâhil toplam 6 dersten fazla başarısız dersi bulunanlar sınıf tekrar eder. Nakil ve geçişler nedeniyle ortaya çıkan sorumlu dersler bu sayıya dâhil edilmez. (2) Sorumluluk sınavları, ders yılı içerisinde yapılan yazılı veya uygulamalı sınav esaslarına göre kasım ve nisan ayları içerisinde ilgili branş öğretmeni tarafından yapılır. Sınav tarihleri ve sınavı yapacak öğretmen/öğretmenler okul müdürlüğünce belirlenir. Bir dersten sınava girecek öğrenci sayısının 20 ve üzerinde olması durumunda birden fazla öğretmen görevlendirilir. Bu sınavlar dersleri aksatmayacak şekilde ders saatleri içinde veya dışında gerektiğinde cumartesi ve pazar günleri de yapılabilir. (3) Yılsonu beceri sınavında başarısız olan öğrencilerin bu derslere ait sorumluluk sınavları, iş dosyası dikkate alınmaksızın yazılı ve/veya uygulamalı sınav şeklinde yapılır. (4) Bir dersin sorumluluğu, o dersin sorumluluk sınavında başarılı olunması hâlinde kalkar. (5) Sorumluluk sınavlarına itiraz edilmesi durumunda bu Yönetmeliğin 49 uncu madde hükümleri uygulanır Bu maddelerle gelen değişiklikler: 1- Başarı artık not değil puan uygulamasına göre belirleniyor. 2- Bir dersten başarılı sayılabilmek için iki dönem ortalamasının en az 50 olması gerekiyor. Daha önce ilk dönemi başarılı olan öğrenci ikinci dönem başarısız olduğunda o dersten başarısız sayılıyordu. 3- Birinci dönem puanı sıfır olan öğrenci bile ikinci dönem 70 ortalama getirdiğinde o dersten başarılı sayılıyor. 4- Her sınıfta 3 dersten sorumlu geçilebilecek. Daha önce 9.sınıfta 3 ders, diğer sınıflarda 2 dersten sorumlu geçilebiliyordu. Daha önce 5 dersten faza sorumlu ders olamazken şimdi 6 derse çıkarıldı. 5- Sorumluluk sınavları kasım ve nisan aylarında yapılacak. 6- Öğrencinin yıl sonunda 3 ten fazla başarısız dersi varsa öğrenci sınıfta kalacak. 7- Ortalama yükseltme sınavı yok çünkü ortalamayla sınıf geçme kaldırıldı. Böylece yıl sonunda ya da eylül de sınıf geçmek mümkün değil. 8- Sınavlara itiraz için mahkeme yolu gösterilmeyecek sorun okulda komisyon marifetiyle çözülecek.

2

9- Okuldaki yazılı sınavları da komisyon inceleyebilecek. 10- İki kez sınıfta kalanın ilişiği kesilecek Açık Liseye kaydedilecek EUROPASS SERTİFİKASI VERİLECEK: Mesleki ve teknik ortaöğretim programlarından mezun olanlardan isteyenlere Avrupa Yeterlilik Çerçevesi kapsamında, öğrenim süresince kazandıkları temel yeterlilikler hakkında bilgiler içeren Europass sertifika veya diploma ekiyle alınan ve başarılan modüller, mesleki eğitim gördüğü veya stajını yaptığı işletmenin adını gösterir belge düzenlenecek. ORTAÖĞRETİM KURUMLARI DÖNER SERMAYE KURACAK: Mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarında öğrenim gören öğrencilerin, döner sermaye aracılığıyla alınan siparişler ve yapılan işler üzerinde fiilen çalışarak mesleklerini daha iyi öğrenmelerine ve öğrendiklerini pekiştirmelerine, girişimcilik bilinci kazanmalarına, okuldaki mevcut nitelikli insan gücü, makine potansiyeliyle atölye kapasitesinin ekonomiye kazandırılmasına ve benzeri amaçların gerçekleştirilmesine katkı sağlamak bakımından Bakanlıkça uygun bulunan ortaöğretim kurumlarının bünyesinde döner sermaye işletmesi kurulacak. MESLEKİ VE TEKNİK ORTAÖĞRETİMDE YARIM YATILILIK: Sınıf rehber öğretmenlerince ekonomik durumlarının yetersiz olduğu belirlenen öğrencilere yardımcı olmak amacıyla genel bütçeden karşılanan ödenekle yarım yatılı kadrosundan öğle yemeği verilecek ORTALAMA YÜKSELTME SINAVI KALKTI: Ortalama yükseltme sınavları kaldırıldı, komisyon marifetiyle yapılan sorumluluk sınavları ise ilgili dersin öğretmeni tarafından yılda 2 kez yapılacak. DEVAMSIZLIK HAKKI 45 GÜN: Yeni Ortaöğretim Yönetmeliğinin ilgili maddesine baktığımızda şu ibareler geçiyor. “(5) Devamsızlık süresi özürsüz 10 günü, toplamda 45 günü aşan öğrenciler, ders puanları ne olursa olsun başarısız sayılır.'' maddeleri yeni yönetmelikle gelmiştir. Lise öğrencilerine özürsüz devamsızlık 10 günle, özürlü özürsüz toplam devamsızlık ise 45 günle sınırlandırıldı. 2 gün üst üste mazeretsiz devamsızlık yapan öğrenciye disiplin cezası uygulanacak. Ayrıca velinin yazılı beyanı da özür belgesi kapsamında değerlendirilecek ve devamsızlık konusunda velinin takip sorumluluk ve insiyatifi arttırılacak. Değerli Velilerimiz, Öğrencilerimizin devamsızlık konusunda mağdur olmamaları için yapacağımız uygulamayı ve ilgili yönetmelik hükümlerini sizinle paylaşmak istedik. Öğrencilerimiz herhangi bir hastalığa dayalı olarak tedavi gördüklerinde devamsızlıklarının özürlü devamsızlıktan sayılabilmesi için okuldan alacağı formu doldurarak velisine imzalatacak, reçete veya raporunu bu forma ekleyerek yasal süre içerisinde okul idaresine teslim edecektir. Böylece az da olsa hasta olmadığı halde velisinin haberi olmadan sağlık kuruluşuna giderek okula gelmeyen öğrencilerimizin devamsızlıklarını önlemek istiyoruz. Sayın Velimiz; Çocuğunuzun okula devamsızlık ile ilgili olarak mağduriyetler yaşamaması için yukarıdaki yönetmelik hükümlerine göre hareket etmeniz gerekmektedir. Öğrencinizin devamsızlık bilgilerine aşağıdaki yolların herhangibirisiyle ulaşabilirsiniz. 1- Doğrudan okula gelerek okul idaresi ve öğretmenlerinden, 2- İnternet aracılığı ile e-okul Veli Bilgilendirme Sisteminden, 3- Milli Eğitim Bakanlığı'nın Mobil Veli Bilgilendirme Sistemi 8383 e abone olarak, 4- Acil durumlarda 0 262 321 13 80 telefonla idareye ulaşarak. MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞININ MOBİL VELİ BİLGİLENDİRME SİSTEMİNE (8383) ABONE OLUN, ÇOCUĞUNUZDAN HABERİNİZ OLSUN

SİYAH BEYAZ


LİSE OKUMAK Lise okumak zor gelir başlarda Alışırsın zamanla ne kadar zor olsa da Kimseyle konuşmazsın ilk gününde Bunalırsın, sıkılırsın sen de Bir de alıştın mı ortama Ne kadar keyfi çıkar sorma Zordur dersleri, konuları ama Azmedersen emeği gelir sana Çalış çabala birkaç sene Emek harca yeni bir fenne Okumak güzel değil mi sence de Çabucak geçecek dört sene Faruk IRMAK

SİYAH BEYAZ

3


Tübitak Bilimis 4006 Fuarı Projelerimiz Akıllı Fren Sistemleri,Soğukta Sıcak Enerji,Akıllı Çamaşırlık, İyonik Bileşik Formüllerini Eğlenerek Öğrenelim,Mat Pratik,Serbest Düşme, Rakım Ölçümü, Bilgisayar Destekli Halı Yıkama ve Kurutma Makinası,Yapıştır Öğren Eğitim Seti,Hareketlendirici,Cepteki Tehlike,Açık Cam Güvenlik Kamera Sistemi,Mobil Eğitim Seti,Kimyasal Bağlar,Fonksiyonel Oyun Masası,Mobil Yoklama, Teacher Book,Why Not,Güneş İzleyici,Dinamik Aydınlatma,Atık Ahşabın Kıl Testere İle Hayat Bulması,Gilaburu Bitkisinin Meyve Suyu ve Ekstraktının Antioksidan Özelliğinin Araştırılması,Bitkisel Ekstrakt Kullanarak Doğal Sabun Elde Etmek,Elektirik Üreten Kapı,Doğal İndikatörler

4

SİYAH BEYAZ


Okulumuzda Açtığımız

Tübitak Bilimis 4006 Fuarı

5 SİYAH BEYAZ


FIAT LABORATUVARI İZMİT KOCAELİ Ülkemizin sürekli gelişen ve değişen otomotiv sektörü, yetişmiş, eğitimli elemana ihtiyaç duymaktadır. Bu ihtiyaç gençlerimize büyük bir iş imkânı sağlamaktadır. Türkiye'de FIAT adına üretim yapan Bursa'daki TOFAŞ fabrikası günümüzde Fiat Auto'nun dünya çapındaki 3 stratejik üretim merkezinden biridir. TOFAŞ Fabrikasında 8.500 kişi yılda 450.000 araç üretmektedir. Kocaeli'nde 3, yurt çapında 140 bayi ve servisi ile 5.000 çalışan 1.000.000 üzeri araca bakım, onarım hizmeti vermektedir. Üretilen ve onarılan bunca aracın kalitesi gelecekte gençlerin ellerinde olacaktır. Bu nedenle aldığınız eğitimin kalitesi FIAT için de çok önemli ve değerlidir. Bir tanesi İzmit EML içerisine ve tüm Türkiye'de 10 adet Fiat Laboratuvarı kurulması ve 2008 eğitim öğretim yılına yetiştirilmesi için 21 Eylül 2007 tarihinde protokol, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa KOÇ ve Tofaş CEO'su Ali PANDIR tarafından imzalandı. Nitelikli ve iyi yetiştirilmiş, FIAT kültürüne sahip öğrencilerin eğitimi için modern bir laboratuvar hazırlandı. FIAT araçlarda kullanılan güncel parçalarla, bilgisayarlı, pırıl pırıl sınıflarda kaliteli bir eğitim ortamı oluşturuldu. Son teknoloji motorlar laboratuvara öğrenci kullanımına sunuldu. Okulumuzun Fiat laboratuvarı öğretmenleri Bursa Tofaş Fabrikasında son teknoloji ile eğitildi ve her sene eğitime devam ediyorlar. Her eğitim öğretim senesi başında yazılı ve mülakat ile 10.sınıf motorlu araçlar teknolojisi sınıflarına kayıt olan öğrenciler arasından 16 öğrencimiz laboratuvara seçilmektedir. Fiat laboratuvarı 16 kişilik sınıflarda bilgisayar ve projeksiyon desteği ile eğitim, her öğrencimize bir bilgisayar; cana yakın, hayat dolu, sıcak ve tutkulu bir ortam; modern bir laboratuvar imkanı sunmaktadır. FIAT Laboratuvarında 3yıl eğitim gören öğrencilerimiz 10 ve 11.sınıf yaz ayında, 12.sınıflarda ise eğitim dönemi içerisinde FIAT servislerinde işletme eğitimi alarak okulda kazandıkları teorik bilgiyi pratik uygulamaya dönüştürebilmektedirler. Mezuniyetlerinden sonra TOFAŞ Fabrikasında ve FIAT servislerinde işe alımlarında öncelik sağlanmaktadır. Günümüz teknolojisine sahip motor ve araçlar üzerinde eğitim yapma imkânı; dinlenme saatlerinde, çay veya kahvenizi içebileceğiniz rahat bir ortam sağlanmaktadır. Her yıl TOFAŞ fabrikasına, yetkili servislere, otomotiv malzemesi üreten fabrikalara, TOFAŞ Anadolu Arabaları Müzesine eğitim amaçlı teknik geziler düzenlenmektedir. KOÇ vakfı tarafından öğrencilerimize verilen EĞİTİM BURSU, her öğrencimize FİAT armalı önlük, pantolon ve tişört. FIAT Teknik Eğitim Uzmanlarının katılacağı teknik formasyon eğitimleri FIAT Laboratuvarında verilmektedir. Mezuniyet sonrasında kız ve erkek öğrencilerimiz şu alanlarda çalışabilmektedirler. SERVİS MÜDÜRÜ ELEKTRO MEKANİKER SERVİS TEKNİK UZMANI (STU) MİS SORUMLUSU(Müşteri İlişkileri) SERVİS DANIŞMANI SERVİS SATIŞ SORUMLUSU HASAR DANIŞMANI YEDEK PARÇA SORUMLUSU Sizlerde Ferrari, Maserati, Alfa Romeo, Lancia, Jeep ve Iveco markalarının sahibi, Chrysler ve Dodge markalarının en büyük ortağı FIAT ailesinin bir üyesi olmak istiyorsanız Motorlu Araçlar Teknolojisi Alanı içerisinde bulunan FIAT Laboratuvarında yerinizi alınız. Ferhat POLAT İzmit Endüstri Meslek Lisesi FIAT Laboratuvar Şefi. 6

SİYAH BEYAZ


FIAT LABORATUVARI

Ferhat Polat

FIAT Laboratuvar Şefi

SİYAH BEYAZ

7


BAŞARIDAKİ SIR Başarmak için ; ”Talihin iyi mi olacak ?” ”Kader çizgin düzgün mü duracak ?” ”Hayat tesadüflerine mi bağlısın ?” ”Arkan sağlam mı olacak ?” ”Yoksa işin denk mi gelecek ?” Hayır,hayır !... “Başaracağım! ” diyecek ve: Önce “ İnanacaksın ”, her başarının arkasında “Doğru Programlara Dayalı Planların” olduğunu unutmayacaksın, inanmışsan, “Hayal edecek” sin ve “Hedefi”ni koyacaksın, hedefine giden yolu iyi “Plan”layacak, “Zaman”ını iyi hesaplayacak, oynaman da olacak eğlenmen de, ama asla“ Enerji ”ni boşa harcamayacak, ve “ BAŞARACAK ” sın. Çünkü sen, "İNSAN" denen muazzam ve mükemmel bir varlıksın, koca bir evren misalisin. Evrene devran yakışır. Sen neden durursun ?... İnsan bilgiye evrenle ulaşır. Sen neden uyursun ?... Zaman zamanla evrende buluşur. Sen zamana dargın mısın ?... İnsan aklı alemler dolaşır. Sen akılsız mısın?... Sen niye boş kalmışsın ?... Hedefin, hayalindir. Hayali olmayanın yarını yoktur. Yarını olmayan güne, güneş doğar mı?.... İnsana güneşsiz günde hayat nasıl zindan ise, bilgisiz başta bedende de öyle yüktür. Sen, Her türlü imkân ve fırsatlarla dolu, her türlü nimetlerle bezenmiş şu dünyada bir yük müsün?... Yoksa yolunmasını bekleyen bir ot musun?... Sen varlıkların en mükemmeli "İNSAN" değimlisin?... İnsan olduğunu göremezsen, geliştiremezsen, dünya altın tepside sana sunulsa da yine başarı

gelmeyecektir. Enerjin boşuna akıp gidecek, fırsatlar da imkânlar da kaybolacaktır. Zaman kaybetmeden, gevşekliğe düşmeden, beyninin o büyük algısını birikime dönüştürerek zekânı bilgi ile donatmak ve bilgin olmak senin elindedir. Becerilerini keşfedip onlara işlerlik kazandırmak ve onları kullanılır hale getirmek senin çabanla olacaktır. Ne istediğini anla, donanımını kavra, yapabilme gücünü ölç, korkma… Kendini de kendin değerlendir. Sen, seni denetle. Başkası denetlerse pısırık olursun… ÖĞÜN, ÇALIŞ, GÜVEN: BAŞARACAKSIN Dinle: Çalış, varsın ellerin nasır tutsun, o ellere gelen üfürür, giden üfürür Yüzün dilenmekten nasır tutarsa, o yüze; gelen tükürür, giden tükürür Sana senin içindeki kahraman yeter, Öyle başarılar görürsün ki, başarıdan BAŞIN döner. Başarmak için "Sır" arıyorsan eğer Bu büyük "Sır" sana yeter!

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Seyfettin NUROĞLU 8

SİYAH BEYAZ


CEP TELEFONU FELSEFESİ mesajlaşmak değil de dersin dinlenmiyor olmasıdır. Ne yani o öğrencinin cep telefonu olmasaydı dersi dinleyecek miydi? Hiç sanmam. Yanlış olan derste cep telefonu kullanımı değildir, d e r s i n d i n l e n i l m e m e s i d i r. D e r s i n dinlenilmemesinin sebebinin cep telefonu olduğuna ilişkin bilimsel bir veri var mıdır? Hayır. O halde neye dayanarak cep telefonu kullanımının yanlış olduğunu söylüyoruz. C e p telefonu kullanılmalıdır yeri geldiğinde derste de kullanılmalıdır. Hatta derste yardımcı olarak kullanılmalıdır. Öğrencinin derse yardımcı olarak cep telefonu kullanması teşvik edilmelidir. Teknolojiye uyum sağlamak gerekiyor aksi halde uygarlığın dışında kalma tehlikeleriyle karşı karşıya kalabiliriz. Suçun yanlış yönlendirilmesi yanlış tespiti bizi teknoloji düşmanı yapıyor, dikkat edelim, çocuklarımız dışarı çıkmıyor kitap okumuyor olmalarının sebebi cep telefonu, televizyon vb. değildir; Teknolojinin yanlış Ö ğ r e n c i l e r i n d e r s t e c e p t e l e f o n u kullanımı olabilir ama teknoloji değil. kullanmamaları isteniyor, bilirsiniz. Yine bilirsiniz Onlarla baş edemediğiniz için olması ki öğrenciler sıranın altından da olsa cep gerekenlere sığınıyorsunuz. telefonlarını derste kullanıyorlar… Öğretmene sorarsanız dersi dinlememe sebebi , öğrenciye sorarsanız "can sıkıntısı", "ihtiyaç".Otobüste , sokakta, parkta, direksiyonda, evde, komşuda sabah akşam, gece yarısı cep telefonu kullanılıyor. Nedir bu cep telefonu?İletişim kurmanın teknolojik yoludur demek yanlış olmayacaktır sanırım. Birde boş vakit değerlendirme aracıdır, alışkanlıktır ve hatta tutkudur cep telefonu sadece , kimi zaman ise bir ihtiyaç.İhtiyaç olarak kullanımı hiç kimsenin negatif bir söz söylemediği bir kullanım. Diğerleri ise pek çok olumsuz tepki alır. Tepkilerinde haklı yanları vardır mutlaka ama bu yazıda daha çok haksız olduğu düşüncesine bakmak istedim. Örneğin cep telefonlarının oyun oynama davranışını ele alalım. Nesi yanlış ki. Otobüste o yolu giderken bir kişinin cep telefonundaki oyunu oynaması neyi daha iyi yapmasını engelliyor olabilir ya da mesajlaşmak neden yanlış olsun. Peki bunları dersi dinlemeyen bir öğrencinin yapması! Bana kalırsa hala yanlışlık yok. Bu durumda yanlış olan şey oyun oynamak ya da Felsefe Öğretmeni Yetişkan KAVAK SİYAH BEYAZ

9


Biyoloji Öğretmeni Kamil ALİM

İnsan ve GDO GDO'ya(Genetiği değiştirilmiş organizma) ihtiyacımız var mı? Her şeyden önce bu soruya cevap bulmalıyız, şuan için GDO'ya hiçbir ihtiyacımız yok fakat gelecekte ihtiyacımız olabilir. Dünya nüfusundaki artış bu sorumuza cevap verecektir. Dünya nüfusu 25 milyarı geçmesiyle birlikte dünyadaki tarım alanları bu nüfusu besleyemeyecektir, bu aşamadan sonra GDO'yu düşünebiliriz. GDO çok çok tehlikeli bir üretim aracıdır. GDO'da bir olguyu es geçtin mi geri dönüşü olmayan yola girersin. GDO, virüs, DNA ve Biyoteknoloji üzerindeki araştırmalar tamamen izole edilmiş bir çölün ortasında çalışılmalıdır. 100 yıllık denemeler ve deneyler sonucunda canlı sisteme kontrollü olarak adaptasyonu sağlanmalıdır. Oysa günümüzde bu tür çalışmalar kontrolsüz bir şekilde başlamış ve önü alınmayacak problemler üretmeye başlamıştır. Biyoloji ve Biyoteknoloji ile ilgili denetimsiz ekonomik pazarda kapitalist kazandığını zanneder oysa bilerek veya bilmeyerek tüm canlı sistemi yok etmeye doğru bir probleme neden olmaktadır. Günümüze bir bakalım neler olmaktadır. Kontrolsüz biyolojik savaş araçları, biyoteknoloji, GDO, hibrit sebze meyveler üretiminde tek amaç olan birilerine kazandırmaktır.Neyi kazandıklarını günü gelince anlayacaklar. Bu kazan kazandır amacı tüm canlı sistem için tehlikededir. Canlı sistem içerisinde en tehlikeli durumda olan insan türüdür. Çünkü insan türü doğal yaşamın dışına çıkmış yegane tek canlıdır. Bu olguda insanı doğal yaşamın koruyucu şemsiyesinin dışına çıkarmıştır. Kısaca insanın biokütlesi doğal yaşama yabancılaşmıştır.Biyolojik sistemde yapılan bir yanlış veya hata şu örneğe benzer (Çinin baş kenti Pekinde bir yanlış yaparsın ve New York'a kaçarsın, hatan peşinden kaplumbağa misali yürüyüşü ile yola çıkar. Zaman içerisinde büyümeye başlar. Her şeyin yolunda ve mutlu bir şekilde New York'ta yaşarken bir sabah kalkarsın ki karşında devasa bir kaplumbağ) insanlığın çözmesi gereken arap saçı yüzlerce problem karşımızda duruyor. Günümüz de GDO çok tehlikeli kontrolsüz üretim aracıdır. Biz kapılarımızı sıkı sıkıya kapasak da o içeriye bir şekilde sızacaktır.Örnek verecek olursak:Mısır ve soyadan üretilen “yağ, un, sakkaroz, fruktoz, nişasta, glikoz şurubu içeren 10

ürünler, şekerlemeler, asitli içecekler, bisküvi, kraker, puding, gofret, çikolata, cips, hazır çorba, bebek mamaları, sebze-meyve püreleri, kaplamalı çerezler, bitkisel yağlar, patates, domates, pirinç, buğday, kabak, balkabağı, ayçiçeği, yer fıstığı, papaya ve bazı balık türleri” gibi birçok üründe kullanılıyor. Mısır ve soyayı yem olarak tüketen tavuk ve inekler de GDO'nun zararlı etkilerini bünyesinde barındırıyor. Mısırdan 700'e, soyadan ise 900'e yakın türevleri üretiliyor. Yediğimiz, içtiğimiz her üründe bulunması hayati riskleri artırıyor. GDO 'lu yapıların canlı sistemimize etkileri üstel fonksiyon misali olmaktadır. Genetiği değiştirilmiş soyanın insanlarda alerji oluşturduğu kesinleşmiştir. Genetiği değiştirilmiş patatesleri yiyen farelerin bağışıklık sisteminin ciddi biçimde bozulduğu da tespit edilmiştir. Bitkilere aktarılan genlerin çoğunluğu bakteri ve virüs kökenlidir. Gen aktarımı sırasında genetiği değiştirilmiş bitkilerin seçilebilmesi için antibiyotik dayanım izleme genleri kullanılmaktadır. Antibiyotik dayanım izleme genleri insan ve hayvan bünyesindeki bakterilere yatay olarak geçer.Bu da insan ve hayvan bünyesindeki genleri antibiyotiğe dayanıklı hale dönüştürür. Bu dönüşüm sağlık açısından büyük risk oluşturur ve bağışıklık sistemini çökertir. Kısacası, GDO'lu ürünlerden işlenmiş gıda ürünlerinin sofralarımıza ulaşması, halkımızı daha da ağırlaşan alerjik reaksiyon, antibiyotik dayanıklılık, toksik etki, artan doğum anormalleri ve kısırlık gibi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya bırakacaktır.

Kanıtlar: İskoçya Rowett Enstitüsü'nden Dr. Arpad Pusztai'ın genetiği değiştirilmiş patates ile beslediği farelerin tümünün iç organlarında küçülme, sindirim sistemlerinde bozukluk, bağışıklık sistemlerinde çökme, kan yapılarında bozulma ve mide çeperlerinde kalınlaşma görüldü. Rus Bilim İnsanı İrina Ermakova'nın genetiği değiştirilmiş soyayla beslediği farelerin yavrularının % 55,6'sı doğumdan üç hafta sonra öldü. Normal soyayla beslediği yavruların ise sadece % 6,8'i öldü. Genetiği değiştirilmiş soyayla beslediği fare yavrularının % 36'sının normal doğum ağırlığının altında doğduğu belirlendi. Bu deneme

SİYAH BEYAZ


üç kez tekrarlanıp aynı sonuçlara ulaşılınca, Ekim 2005'te bilimsel bir panelde kamuoyu ile paylaşıldı. Avusturya Tarım ve Sağlık Bakanlığı'nın finansmanıyla Viyana Üniversitesi'nce 2008 yılında yapılan bir çalışmada, genetiği değiştirilmiş gıdalarla beslenen farelerin 3-4 nesil sonra üreme yeteneklerini kaybettikleri belirlendi. Türkiye'de GDO' ların ekimi, dikimi üretimi ve ithali kanunen yasak olmasına karşın, gümrük birliği ile belirlenmiş kotalarda ürünleri ithal etme zorunluluğumuz var. İthal edilen soyanın %90'ı, mısırın da %80'i Arjantin, İsrail ve ABD menşelidir. GDO lu ürünler hayvan yemi olarak hayvanlara, işlenmiş gıdalarda türev olarak sofralarımıza bir şekilde sızıp sağlığımızda çok ciddi problemler hatta ölüm veya kısırlaşmamıza sebep olmaktadır. AB ülkeleri, insana ve çevreye verdiği zararlar nedeni ile genetiği değiştirilmiş ürünlerin ithaline onay vermiyor. “Ulusal Biyogüvenlik Yasa Taslağı” ile tohumların ekimi, dikimi ve tüketimi serbest kalacak. Yıllardır GDO ülkemize rahatlıkla yasal olmayışına karşın sızıyor, üretiliyor, tüketiliyor ancak denetim ve kalite kontrolleri yapılamıyor. Monsanto, Dupont ve Syngenta Dow gibi biyoteknoloji devleri GDO ürün piyasasını ellerinde tutan şirketler. Mansonto ülkemizde ücretsiz olarak özellikle ova bölgelerinde tohum dağıtıyor. GDO' nun zararlı etkilerini bilmeyen birçok üreticide “bedava sirke baldan tatlıdır yaklaşımı” ile tohumları havada kapıyor. Kendi türünden ya da kendi türü dışındaki bir canlının genin aktarılması ile değiştirilen özellikler, çevre, ekolojik dengeye zarar veriyor. GDO'lu tohum ekilmiş topraklar üzerinde uzun yıllar doğal tohumlar yetişmiyor. Kendinden başkasına yaşam hakkı tanımayan GDO, arı, kelebek gibi canlıların hayatını da tehdit ediyor. Evrimsel olarak faklı noktalardaki canlıların birinden diğerine aktarılan gen ya da genlerin, aktarıldığı organizmada çalışabilmesi için, organizmaların değişikliğe uğraması gerekmektedir. Türkiye'de Transgenik bitkilerin alan denemeleri ile uygulamalara yönelik, www.ekolojistler.org tarafından hazırlanan tablodan da anlaşılacağı üzeri hasat sonrası kullanım için uzun süre beklemek gerekiyor. Bitki Türü Arpa Mısır Brassica Juncea (Doğu hardalı) Keten Buğday Domates

Minimum İzolasyon Mesafesi 300 100 400

m m m

Hasat Sonrası Arazi Kullanım Kısıtlaması 2 yıl 1 yıl 5 yıl

300 300 200

m m m

2 2 1

yıl yıl yıl

Ulusal Biyogüvenlik Yasa Taslağı ile GDO'nun ülkemizde yasal duruma gelmesi bile bile ölüme davetiye çıkarmaktır. Ok yaydan çıkmış hedefe doğru gitmekte bizim yapacağımız bu biyokıyametten en az zararla çıkmaktır. Kamil ALİM Biyoloji Öğretmeni

Selenay Aydın & Simge Çetinkaya K9G

KİMYACILARIN KALEMİNDEN SİMYA Kasabanın birinde fakir ama mutlu bir aile vardı. Bu ailenin babası deney yapmayı seven bir kişiydi. Hayatını deneylerle geçirdiği için o kişiye “Simya” ismini takmışlardı. Simya'nın eşi kurtuluşu olmayan bir hastalığa yakalanarak işini yapamaz hale geldi. Bu durum Simya'yı çok etkilemişti ama ilaçlarını da alamayacak kadar fakirlerdi. Deneyleri de sevdiği için bu yol üzerinde deneyler yaparak ve bazı konularda yanılarak, zamanla deneme-yanılma yöntemini bulmuştu. Bu yolla hayatını eşi için ve gelecekte zengin olmak için ölümsüzlük iksiri yapmaya adamıştır. Fakat bir şey daha vardı ki fakir oldukları için yiyecek yemeklerini bile zor buluyorlardı. Buna da çözüm üretmek zorundaydı. Bunun üzerine de yoğunlaşarak değersiz metalleri Simya'nın değerli kıldığı metale yani altına dönüştürmeye karar verdi. Fakat bu iki uğraşta da hiçbir sonuca ulaşamadı. Bu zaman çerçevesinde eşi dayanamayarak hayatını kaybetti. Simya bunun üzerine inat etmiş ölümsüzlük iksirini ve değersiz metalleri altına çevirme uğraşına daha da bir ilgi duydu. Uzun zaman ve uğraşlar sonucunda hiç bir şey elde edememiş . Günümüzde, simya mistik, ezoterik ve sanatsal yönleri nedeniyle bilim tarihçileri ile filozofların ilgi alanına girmektedir. Simya, modern bilimin temelini atan disiplinlerden biridir ve günümüz kimya endüstrilerinde kullanılan birçok madde ve işlem eski dönem simyacılarının keşfidir. Simyanın birçok yönü bulunmasına karşın, günümüz popüler kültüründe (sinema ve edebiyattaki simyâ / simyâcı imgelemlerinin de etkisiyle) simya denince akla madenleri altına çevirmeyi deneme işlemi gelmektedir. Simya, günümüzdeki anlamıyla bilimsel metotlar kullanılmadan yapılan işlemler olduğu için bir bilim dalı kabul edilmemektedir. Dolayısıyla da simyacıların bir çoğuna bilim adamı denilmemektedir. Simyanın günümüzdeki kimya bilimine çok faydası oldu. Elementler, moleküller, formüller bu merak sayesinde bulundu. Kimyanın babası diye anılan Lavoisier modern kimyanın temelini simyanın katkılarıyla atmıştır.

SİYAH BEYAZ

11


Hayat

H

ayat,düşlerini sahiplenirken edemediğin çok şeyi alıp başka diyarlara götürür…Mesela kalbindeki şehre.En uzak diyarlardayım ben, her şeye, herkese yakın.En sessiz yerde bile küçük küçük fısıltılar dolu beynimde. En çıkmazdayım beklide ama ulaşamayacak başka bir diyarda da sen varsın.Akan sular gibi dalgınım, bazen coşup sonra tekrar durgunlaşıyorum ve seviyorum diyenlerden korkuyorum hep.Zaman zaman kalbimin kapısını çalıyorlar, buyur ediyorum içeri büyük acılar bıraktıkta sonra kapıyı çarpıp gidiyorlar. Fark etmek için geç kalsam da acelem yok, tüm kapılara birer birer kilit vuruyorum, tekrar çalsalar da kapıların açılmayacağı kocaman kilitler…Geriye, senden kalanlar ile sevmeyi bilen bir kalp ve gidişinden çok gelişin hatıra o saf gülüşler var yüzümde.Hatırlıyorum da çok saçma sebeplerden kırdık birbirimizi üzdük yıprattık aşkı. Elim, ayağım, iki gözüm ve kalbim, hepsi senin için demiştin. Elinle parçaladın, ayaklarınla ezdin, gözlerinle küçümseyip tüm kalbinden attın birden b e n i . H e r k e s “Gökyüzündeki parlayan tek yıldızım” diye severken hayatına anlam katan insan, yıldızların kayıp gidebileceğini düşünüp “Sen benim güneşimsin.” demiştim. Çünkü biliyordum, her gece sabaha ulaşır, her sabah güneş doğardı. Fark ediyorum ki geceler sabaha ulaşamıyor artık, aydınlıklar görünmüyor. Karanlık ile baş başa kalmış, gündüze ve güneşe ulaşamayan bir ben var içimde.Yazılar var, harfler var, sen var ben varım, var ,var ve var. Biraz da keşkeler var, imkânsızlıklar var, yaptıklarım var, isteyip de yapamadıklarım var, daha çok şey var. Işıklar var ileride ama karanlıklar da var, gülüşler var ama çoğu zaman ağlayışlar var. Bazen her şey varken güneşim yok, aydınlık yok, sevmek yok, bağlanmak yok ve hiçbir şey yok.Var olanlar kadar çok şey yok aslında. Bir yanda sen, diğer yanda sen varken, ortada biz bile yok, gözlerin var, gözlerim var, göz göze geldiğimiz bile yok, söylediklerin var, söylediklerim var ve artık söyleyecek hiçbir şey yok.Bu yüzden başka kalplerde unutmaktansa, kendi içimde unutacağım. Başkalarında kaybolmaktansa, sensizlikten yolumu bulacağım ve bazen susacak çoğu zaman da yazacağım… Beyza Kılıç E12/V 12

Kainatı birkaç saniye izleyin. Mesela tırtılın yaşam öyküsü çok çarpıcıdır. Ömrünün büyük bir kısmı sürünerek geçer. Sürünür, sürünür, sürünür… Sonra kozasını örüp belli bir süre kendini zifiri karanlığa hapseder ve orada yaşar.Ne sürünmekten pişmandır, ne de zifiri koza ortamından. Sonunda beklediği yarın gelir. Göz kamaştırıcı güzellikte bir kelebek olarak oradan çıkar. Kelebeklerin baharın müjdecisi sayılmaları zorlu bir süreçten geçmelerinden midir, bilemem. Fakat bir gerçek var ki kimse omzunda tırtıl gezmesinden mutlu olmazken ve ayaklarının altında gördüğünde ezmekten çekinmezken, omzuna konan kelebeği henüz gelmemiş olan parlak geleceğin habercisi sayar. Yıllarca sürünseniz de, zindanlara atılsanız da, sizin için hazırlanan kanatların size verilmesi an meselesidir. Süründüğünüz dönemlerde kimse görmek istemese de sizi, kanatlanıp uçtuğunuzda size hayran kalacaklardır. Gözünüzde canlandırın; ayak altında sürünen bir tırtıl, an sonra baş tacı, omuz üstü, bir tür talih sebebi sayılan kelebek olmuyor mu? Omuzlarda gezmek istiyorsanız sürünmenin de bunun bir evresi olduğunu unutmamalısınız.

SİYAH BEYAZ

Matematik Öğretmeni Gürkan KARAÇAM


Tiyatro Oyunu Eleştirisi

"CANLI MAYMUN LOKANTASI" OYUNU ÜZERİNE Hong Kong'lu bir üniversite öğrencisinin anlattığı gerçek bir hikayeden yola çıkılarak kaleme alınan "Canlı Maymun Lokantası" insanın doğadaki en vahşi canlı olduğunun ironik bir şekilde kaleme alınmış hali adeta... Metin için söylenecek en belirgin şey de Amerikan kültürüne yönelik eleştirilerin sağlam bir altyapıya dayanıyor oluşu ve içinde barındırdığı felsefi derinlik... Oyunu izlerken insan olma olgusunun uçurum kenarlarında gezinen tüyler ürpertici bir yolculuğa çıkıyorsunuz adeta...İnsan kalabilme ve duyarlılık üzerine bir kez daha düşünüyor, değerlerinizi, "öteki" ile aranızda oluşan korkunç sınırı bir kez daha sorgulamak durumunda kalıyorsunuz... İçinde yaşadığımız ve bize sunulan o gelişmiş olanakları kaybetmemek adına ne kadar kendimizden ödün verdiğimizi, ne kadar insan kalabildiğimizi bir kez daha düşünüyoruz. Gündelik hayatın telaşı içinde, daha çok kazanma hırsıyla önce etrafımızdakileri, bunun sonucunda da kendimizi tüketiyoruz. Aslında tam da Şair Gülten Akın'ın dediği gibi "Ah, kimselerin vakti yok/ Durup ince şeyleri anlamaya..." Yaşama telaşından, yaşamaya, sevdiklerimizle zaman geçirmeye vakit bulamıyoruz. Hepimizin otomatik birer makine düzenine dönüştürülmeye çalışıldığı düzene absürd bir eleştiri getiren, yüreğimize dokunan "Canlı Maymun Lokantası" nun metni insan var oldukça değerinden hiç bir şey kaybetmeyecek kadar sağlam duruyor önümüzde... Oyunun dekoru, metne uygun olarak seçilmeye özen gösterilmiş, bir anlamda da başarıya ulaşmış kostüm tasarımı ve ışığın yansıması bir bütün olarak görsellik anlamında göz dolduruyor...

Yıllardır bu kentin yaşamında rol alan oyuncuları bir kez daha sahnede izlemek keyifli. Tecrübeli ve yetkinliklerini daha önce kanıtlamış oyunculara zorlanmayacakları türden, herkesin yapısına göre uygun roller verilmiş ancak yönetmenin metni yorumlamasındaki farklı bakış açısından olmalı, daha önce sahnede hayranlıkla izlediğimiz ve daha iyi oyunculuklarını görmeye alıştığımız bazı oyuncuların performasları beni şaşırttı diyebilirim bu noktada.. Oyunun başlarındaki parıltılı diyaloglar, oyun ilerledikçe yerini karmaşık ve ilk bakışta anlaşılmaz gibi görünen bir hal alıyor. Rejinin bu noktada Güngör Dilmen'in oyun metnine çok fazla müdahale etmediğini ve seyirciyi tam da bu noktada düşünmeye ve sorgulamaya davet ettiğini söyleyebiliriz. Oysa seyirci oyunun içinde daha fazla olabilir, birlikte düşünmeye fırsat tanınabilirdi ve böyle olunca da oyunun söylemek istediği ve oyunun yazarı Güngör Dilmen'in vermek istediği mesaj yerine daha anlamlı bir şekilde ulaşabilirdi..

Edebiyat Öğretmeni Fatma Özseçkin SİYAH BEYAZ

13


Kadına Uygulanan Şiddet

İzdivaç Köyü Kocaelinde yıllardır süren gelenek bu yıl da bozulmadı. Birbirine komşu olan köylerin halkı toplanarak bayramın her günü bir başka köyde bayramlaşıyor.Bayramlaşma, meydanı olan köyde meydanda, meydanı olmayan köylerde ise yol kenarında yapılıyor. Bayramlaşmaya kimi gençler otomobil, kimileri traktörlerle kimileri ise motosikletleri ile gelerek kendilerine eş arıyorlar. Bu sene bayramın üçüncü günü İzmit'e bağlı Süverler Köyü'nde yapılan bayramlaşmada, onlarca genç kız ve genç erkek kendilerine eş bulabilmek için köy sokağını defalarca turladılar.Birbirlerini beğenen çiftler bir köşede konuşarak, telefon numaralarını alıp yeni bir hayata ilk adımı atıyorlar . Bu sayede evlenen çiftlerse, çocuklarını da yanlarına alarak bayram yerinde tur atıyorlar. İlk başladığı yıllarda bütün köy halkının katıldığı bayramlaşma merasiminde şimdilerde sadece gençleri görmek mümkün. Kandıra ilçesine bağlı köylerde yaşayan çiftlerin birçoğunun bu sayede evleniyor.

Anadolu'nun orta vilayetlerinden bir köyde, yavaş yavaş güneş batmaya, hava kararmaya başlar. Karanlık iyice çöker köyün üzerine. Evlerden birinde bir kadın ve adam yatma hazırlığı yapmaktadır. Erken yatıp yarın sabaha, güneş ışığına erken uyanılacaktır. Adam üzerini değiştirir, yatağına yönelir.Evin penceresinden, karanlık bahçeye vuran ışıkta, ağaçların arasında bir gölge belirir. Kadın pencereden dışarı bakar ve gülümser. Kadının sevgilisi bahçededir...Tam sözleştikleri gibi, sözleştikleri saatte ve yerde adam onu beklemektedir. Kadın kocasının uyumasından emin olunca...Sessizce yataktan kalkar, üstünü giyer... Ve pencereden aşağıya atlar.Başka bir adam için... Kadın kocasını terk eder…Koşarlar iki sevgili... Kaçıyorlar... Tarlaları, ovaları aşarlar...Anadolu'da bir köy nasıl nasıl koşmasınlar ki. Arkalarından onları kovalayacak onca şey vardır... Namus belası, töre cinayetleri... Yoksulluk... cefa... korku... Arkalarında bunlar varken nasıl durabilirler...Köyden uzaklaştıklarına iyice emin olunca soluklanmak için dururlar...Kadın duraksamayı fırsat bilip nefes nefese der ki :"Evden çıktığımdan beri, ayakkabımın içinde bir şey var beni rahatsız ediyor"Çıkartıp bakarlar ki! Ayakkabısının içinde bir tomar para!Kocası her şeyin farkında... Biliyor ki gidecek..."Beni terk edecek ama bunca yıl çorbasını içtim, çamaşırlarımı yıkadı, ütüledi. Bana emeği geçti"YABAN ELDE MUHTAÇ OLMASIN DİYE! O yoksul köylü:Bütün parasını, başka bir adam için kendisini terk eden karısının, giderek kendinden uzaklaşan adımlarını attığı ayakkabısının içine koydu...O güzel insanı...O onurlu davranışı sergileyen...O terk edilen adamı... HEPİNİZ TANIYORSUNUZ! Çünkü o : Bir dizesinde bize yürekten seslendiği gibi...Uzun ince bir yoldaydı ve gidiyordu gündüz gece... Şimdi sorarım size: Bu memlekette töre cinayetleri, kadına karşı uygulanan şiddet mi yakışır? Yoksa, Âşık Veysel gibi hayatında hiç kitap okumasa, OKUYAMASA bile... KİTAP GİBİ HAYAT YAŞAYAN ADAMLAR MI YAKIŞIR?

Sümeyye Bitgin E12V

14 SİYAH BEYAZ

Sunay Akın'ın ''Bir Çift Ayakkabı'' adlı kitabından Menicem Doğan -E12U tarafından derlenmiştir


Fotoğraf :Hossein Zare

Hayaller Hayaller, uğrunda savaşmaya değer . Hayal etmek insanın beyninde geliştirdiği duygu ve düşünceyle geleceği canlandırmaktır ,diyebiliriz. Hayal etmenin hem bedeli sıfırdır hem de getirisine paha biçilemez. Herkesin birçok hayali vardır .Her gece yatarken düşündüğü , yemek yerken , müzik dinlerken, hatta önemli bir iş ile meşgulken bile düşünüp kafamızı dağıtan hayaller. Herkesin hayali kendine göre değişir. Biri en son çıkan pahalı bir marka telefonun hayalini kurar , biri aşık olduğu kişiyle birlikte olmanın , biri ünlü olmanın hayalini saymakla bitmez hayaller .Ne yazık ki bunların hepsi hayalde kalır, gerçekleşmez.İstemedikleri o sıkıcı hayata devam etmeyi seçerler ileride pişman olabileceklerini düşünmeden. Hayallerin peşinden gitmezler, çabalamazlar , hayallerini kurarlar ama nasıl gerçekleştirebilirim demezler .Diyenlerse en azından hayallerini nasıl gerçekleştirebileceklerini düşünenlerdir .Diğerleri ise kendilerine bahaneler uydururlar , önlerinde ilk engelde pes ederler , ya da başkalarının sözlerinden etkilenirler, yapamazsın denildiğinde hemen hayal kırıklığına uğrarlar. Aslında en büyük başarılar, en büyük imkansızlıklardan doğmuştur çoğu zaman .William Shakpeare bir gün cebinde son kalan parayla daha önce hiç gitmediği ,görmediği tiyatroya o gün ilk defa gittiğinde ,o ilk tiyatro gösterisini izlediğinde kendisinin oraya ait

olduğunu anladı ve hayalleri için temizlikçi olarak tiyatro salonunda işe başladı ve şuan dünyanın gelmiş geçmiş en iyi drama yazarı olarak kabul ediliyor. Bir örnek daha Adisas markasının kurucusu olan Adolf Dassler annesinin mutfağında ilk 3 çizgili spor ayakkabıları üretmeye başladı .Ayakkabılar o kadar çok tuttu ki kısa zaman sonra kardeşi Rudolf Dassler'la birlikte ayakkabı fabrikası kurdu .Bir süre sonra kardeşi ile yaşadığı anlaşmazlık yüzünden ayrıldılar ve kardeşi Rudolf şimdiki puma markasını kurdu, yoluna bu şekilde devam etti .Bir düşünsenize onlar nasıl başardı . Tiyatro salonunda işe başlayıp gelmiş geçmiş en büyük tiyatro yazarlarından biri olmak ,ya da annesinin mutfağında üretmeye başladıkları ayakkabılarla 100 yıl sonrasının en popüler markalarından ikisini kurmak .Neden siz de başaramayasınız ki o kadar imkansızlığa rağmen onlar başarmış siz neden başaramayasınız ? “Yirmi yaşındaki bir insan, dünyayı değiştirmek ister. Yetmiş yaşına gelince, yine dünyayı değiştirmek ister, ama yapamayacağını bilir. “ der Clarence Darrow . Tamam belki de ulaşamayacaksın hedefine ama ileride en azından denedim diyebileceksin kendine . Hata yaptım evet başaramadım ama kendi bildiğim yolda gittim diyeceksin. Ya da başaracaksın hayal ettiğin neyse gerçekleştireceksin .Bütün o yapamazsın diyenlere bir cevabın olacak elbet . Kendi dünyanı kendin oluşturacaksın .Bütün bunların vereceği mutluluğu düşün . Tekrar sor kendine hayallerini düşüncede bırakıp o monoton hayata devam mı edeceksin , yoksa hayallerinin peşinden gidip kendi çizgini kendin mi çizeceksin ?Size bir tavsiye, pişman olmamak için hayallerinizin peşinden gidin .

SİYAH BEYAZ

Gürkan Gökçimen 12V

15


Toplum Polislerimiz ile Röportajımız -Okulumuza hoşgeldiniz.İlk sorumuzla başlayalım.Nedir toplum polisi ve ne iş yapar? -Toplum destekli polis şubemiz suç önlemek için çalışmalar yapar. Daha çok etkili olabilmek için toplumun en alt yerleşim birimi olan mahallelerde çalışma yapar. Her toplum destekli polisin sorumluluğunda yaklaşık 15 bin kişi vardır. Sorumluluk altında bir mahallede olabilir üç mahalle de olabilir.Polis şubemizce İzmit ilçesinde bu mahallelerde çalışırken gençlerin yoğun olduğu okullar, çarşılar, parklarda bilgilendirme , suça karşı kendini koruyabilme, güncel suçlar nedir, suçla karşılaştığımız zaman nerelere ulaşır konularında bilinç oluşturma çalışmaları yapıyoruz. 2010 yılından bugüne yaptığımız çalışmalarımızın sonucu suç oranlarının azaldığı görüldü. -Okullardaki çalışmalarınız nelerdir ve güvenli okul projesi nedir? -Okullarda ise gençlerimize eğitim vermek amacıyla ve onları geleceğe hazırlamak için çalışmalar yapıyoruz. Yaptığımız bu çalışmalar güvenli okul projesi kapsamındadır. Şu anda İzmit Endüstri Meslek Lisesi'nde bu çalışmamız var. 16

Okulunuz ilçedeki altı pilot okuldan bir tanesidir. Öğrencilerimizde bize alıştılar ve okulda bulunmamızı yadırgamıyorlar. Sağ olsun rehber öğretmenlerimiz, müdür yardımcılarımız ve müdürümüz bize destek veriyor fikir birlikteliği yapıyorlar ,bize zaman ayırıyorlar .Bu yönden çok memnunuz .Özellikle bu yıl daha verimli çalışmalar yapıyoruz. -Risk grubunda olan öğrencilerin suçu işlememesi , sigara ve alkolden uzak durması için ne gibi önlemlere başvuruyorsunuz? -Aslında bu konudaki ilk önlemi aile almalıdır. Aileler ilgiyi çocuğun cebine harçlık koymakla bir tutuyor ve çocuklarla iletişime geçmiyorlar.Sigara konusunda, öğrencilerin sigara temin edememeleri için okul civarında bulunan ve sigara satan yerlere gerekli uyarı ve kontroller yapıyoruz . Bu konuda ciddi denetimlerimiz var. Bunun dışında okulda da zaman zaman öğrencilere kötü alışkanlıklar ve sonuçları konusunda seminer ve eğitimler vermekteyiz. -Kaç senedir bu proje üzerinde çalışıyorsunuz? -Okulunuzda bir senedir bu projeyle uğraşıyoruz. Bu projenin tam anlamıyla faydalı olması için aile desteği çok önemli .Anne-baba çocuk okula gidiyor mu , kaç gün gitmemiş bunları takip etmeli. Suç riskinin en fazla olduğu öğrenciler okuldan kaçan öğrenciler bunun önüne geçildiği zaman çoğu sorun çözülecektir. Öğrenciler devamsızlıkla ilgili haklarının da farkında olsun ama bunu kötüye kullanmaması için ailelerin de bu konuda bilgilendirilmesi gerekir.Bir çözüm de çocuğun sokakta geçireceği vakti spor gibi bedensel ve zihinsel gelişimine yardımcı faaliyetlere yönlendirilmesi olacaktır. Tabi burada öğretmenler olarak sizlere de iş düşmektedir.

SİYAH BEYAZ


-Her gün yeni teknolojiler ortaya çıkıyor suçta şekil değiştiriyor kendini yeniliyor. Bu konu hakkında ne söylemek istersiniz? -Evet kontör dolandırıcılığı eskidendi. Bunun ismi şimdi şekil değiştirdi. Bankaya para yatırtmak çöp torbasına para bırakmaya kadar geldi. Ünlü diyetisyen Canan Karatay bile kandırıldı bu yollarla. Aslında vatandaşlarımız basın yoluyla bu konuda bilgili ama demek ki yeterli değil. Çok yayın yapıldı .Polisimiz uyarı mesajları gönderdi, gazetelere haber olduğu halde hala kandırılanlar var demek ki daha çok uyarı yapılması gerekiyor. Öğrencilerimiz de aynı şekilde güncel suçlarla ilgili bilgilendirme seminerleri veriyoruz. Zaten bizim güncel suçları hakkında bunlara karşı alınacak tedbirleri anlatmak görevimiz. Broşürler bastırıyoruz, broşür dağıtıyoruz. Afişler yapıyoruz.. Kocaeli bu nedenle toplum destekli polis olan iller arasında olduğu için çok şanslı bir il. -Söyleyişimizde değinmek istediğiniz başka bir konu var mı? -Eklemek istediğim konu öğrencilerimiz bir ömür yaşayacaklar şimdi on beş yaşındalar Allah izin verirse elli, altmış yıl daha yaşayacaklar. Ancak , hayata önümde uzun bir ömür var diye bakmıyorlar .Bu yaşlarda ilerde pişman olacak şeyleri yapmak çok kolay bir otuz yaşına geldikleri zaman insan pişman olacağı şeyleri pek yapmaz ama on beş, on altı yaşlarında iken pişman olacağı şeyleri yapmıştır. Henüz çocuktur çünkü. Önemli olan bir sene sonra dönüp de bakınca keşke yapmasaydım d i y e c e ğ i m i z ş e y l e r i yapmamaktır.Bugünlerini değerlendirirlerse inşallah iyi bir insan olurlar kaliteli bir insan olarak ta kaliteli bir maaş alırlar. Bu günlerde yaptıkları yatırımların karşılığını görecekler. -Bize vakit ayırıp geldiğiniz için çok teşekkür ederiz.Çalışmalarınızda başarılar dileriz.

2013 yılının öne çıkan 11 romanı

1) Heba - Hasan Ali Toptaş 2) Mel'un - Selim İleri 3) Tek Kanatlı Bir Kuş Yaşar Kemal 4) Daha - Hakan Günday 5) Aile Çay Bahçesi - Yekta Kopan 6) Tuhaf Bir Erkek - Leyla Erbil 7) Bir Son Duygusu Julian Barnes 8) Eve Dönmenin Yolları Alejandro Zambra 9) Çıplak ve Yalnız - Hamdi Koç 10) Alper Kamu: Cehennem Çiçeği - Alper Canıgüz 11) Beyoğlu'nun En Güzel Abisi - Ahmet Ümit

SİYAH BEYAZ

17


ATATÜRK ve BEŞİKTAŞ

ATATÜRK VE BEŞİKTAŞ Altı yüz küsür yıl, üç kıtada hüküm süren “Osmanlı İmparatorluğu”nun çöküşü ile, tüm emperyalist Avrupa Devletleri'nin üstümüze çullandığı ve topraklarımızı paylaşmaya başladıkları bir dönemde, hızır gibi ortaya çıkarak, harp dehası, cansızı dirilten moral kaynağı, kişiliği ve politik stratejisiyle halkını yönlendiren, onları yeniden istiklaline kavuşturan Mustafa Kemal Atatürk, bu mucizenin ardından “Demokratik Türkiye Cumhuriyeti”ni kurmuş, ayrıca her alandaki inkılaplarıyla ülkesine modern bir görünüm sağlamıştır... Ulu Önder Atatürk, o karanlık dönemde bu olmazı gerçekleştirirken, Beşiktaş Kulübü de kendisine destek sağlamıştır. İşte bu nedenledir ki Beşiktaş Kulübü, Ulu Önder Atatürk'ün öncelikle sevgi ve ilgi duyduğu, kader birliği ettiği ilk spor cemiyeti olma onuru taşımaktadır ülkemizde.... ATATÜRK ile BEŞİKTAŞ'ın birlikteliği, 1915 yılında başlar. 1915 ile 1920 yılları arasında, Akaretler Spor Caddesi'nde Beşiktaş Jimnastik Kulübü'ne komşu olan Mustafa Kemal Atatürk, görevleri icabı sık sık İstanbul dışına çıktığı günlerde, birlikte oturduğu annesi ile kız kardeşini Siyah-Beyazlı sporcu ve idarecilere emanet eder, gözü arkada kalmazdı... Taraflar arasında asker kökenli olmanın getirdiği saygı ve sevgi ile pekişen bağlılık, Ulu Önder'in kurtuluşu sağlayacak ilk gizli teşkilatlanmayı, Beşiktaşlı sporculara verdiği çok önemli görevlerle başlattığı belgelerle sabittir. MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, Yıldırım Orduları Grup Kumandanlığı görevine başlamadan önce, 1916 yılının ilk günlerinde, Akaretler'deki evinin arka kapısından, Beşiktaş Jimnastik Kulübü idman sahasına inmiş (şimdiki plazaların bulunduğu alan), Ahmet Fetgeri ile Fuat Balkan Beyler'i yanına çağırıp, kendileriyle şu konuşmayı yapmıştır :

1902 sonbaharında Beşiktaş Serencebey Mahallesi'nde, o zamanın Medine Muhafızı olan Osman Paşa'nın konağının bahçesinde, 22 kişilik genç grup, haftanın bazı günlerinde toplanıp jimnastik hareketleri yapmaktaydı.O sıralarda siyasi hareketler dolayısıyla her türlü toplanmadan ürkerek hafiyeler dolaştıran II. Abdülhamit'in adamları Serencebey'deki bu toplanmaları haber alınca, spor yapan gençler bir baskınla karakola götürüldü. Bu sporcu gençlerin bir kısmının saray erkanına yakın olması, ayrıca o dönemlerde kötü gözle bakılan futbol oynamadıkları ve sadece beden hareketleri yaptıklarını belirtmeleriyle gergin durum yumuşadı. Hatta saray çevresinden Şeyhzade Abdülhalim bu sporcuları destekledi ve sık sık antrenmanları seyretmeye başladı. Ünlü boksör ve güreşçi Kenan Bey'de antrenmanlara gelerek güreş ve boks “EFENDİLER, hareketleri göstermeye başladı. 1903 Mart'ında ise özel bir izinle Bereket Jimnastik Kulübü SİZLERİN VE SPORCULARINIZIN CİDDİ kuruldu. 1908'de Meşrutiyet'in ilanıyla sportif hareketler biraz ÇALIŞMALARINI, ÇEVİKLİK VE MAHARETLERİNİ daha serbestlik kazandı. 31 Mart 1909'daki siyasi olaylardan UZUN ZAMANDAN BERİ BÜYÜK BİR ZEVKLE sonra Edirne'de bulunan Fuat Balkan ve Mazhar Kazancı, AYRICA DİKKATLE İZLİYORUM. Hareket Ordusu ile İstanbul'a geldi. Siyasi olaylar yatıştıktan sonra iyi bir eskrim hocası olan Fuat Balkan ile başta güreş ve SPORDAN YOKSUN BİR GENÇLİK, NASIL Kİ halter sporlarını yapan Mazhar Kazancı, Serencebey'de VATAN MÜDAFAASI SIRASINDA ETKİLİ jimnastik yapan gençleri bularak birlikte spor yapma fikrini OLAMIYORSA, İNSAN DENEN VARLIĞIN KAFA kabul ettirdi. Fuat Balkan, Ihlamur'daki evinin altındaki yeri, YAPISI DA NE DERECE TEKAMÜL EDERSE kulüp merkezi yaptı ve Bereket Jimnastik Kulübü'nün adı ETSİN, BEDENİ İNKİŞAFI NOKSAN VE YETERSİZ Beşiktaş Osmanlı Jimnastik Kulübü olarak değiştirildi. Böylece jimnastik, güreş, boks, eskrim ve atletizmin ön planda OLURSA, O VÜCUT O KAFAYI İLERİYE GÖTÜREMEZ, TAŞIYAMAZ. tutulduğu güçlü bir spor kulübü meydana geldi. Bu arada Beyoğlu Mutasarrıfı Muhittin Bey'in teşvikiyle B U G Ü N B Ü N Y E N İ Z D E T O P L AY I P İ L M İ Beşiktaş Osmanlı Jimnastik Kulübü, 13 Ocak 1910 tarihinde METODLARLA YETİŞTİRMEYE ÇALIŞTIĞINIZ BU tescil edilen ilk Türk spor kulübü oldu. GENÇLER, TAM ANLAMDA BEDENEN VE FİKREN BEŞİKTAŞ'IN RENKLERİ Yıllardır Beşiktaş'ın ilk renklerinin kırmızı-beyaz olduğu, GELİŞTİKLERİ ZAMAN VATAN MÜDAFAASINDA, Balkan Savaşı'nın kaybedilmesinin ardından siyah-beyaz İLMİ SAHALARDA OLDUĞU GİBİ, SPOR olarak değiştirildiği söylenir. Beşiktaş tarihi ile ilgili bir çok ALANLARINDA DA AVRUPALI HASIMLARINA kaynak böyle yazmaktadır. Ancak 100. yıl belgeselinin T Ü R K ' Ü N Ö L M E Z G Ü C Ü N Ü İ S P A T hazırlanması sırasında yapılan ayrıntılı araştırmalarda, kırmızı EDECEKLERDİR. rengin kullanılmadığı, renklerimizin her zaman siyah-beyaz olduğu yönündeki belgeler ağırlık göstermiştir. Beşiktaş 100. SİZİ CANDAN KUTLAR, BAŞARILARINIZI HER Yıl Belgeseli yapımcısı Tuğrul Yenidoğan, yaptığı araştırmalar ZAMAN DUYMAK İSTERİM.” Ata'ya ait söylev, gerçekte Siyah-Beyazlı Camia'ya Atatürk'ün sonucunda bu tartışmalara noktayı koymuştur. bir vasiyeti olmuştur... 18

Yunus Emre Durmaz A12 E SİYAH BEYAZ


GELECEĞİMİZ ÇOCUKLARIMIZ Her şey sadece bir damla gözyaşı ile başladı, gözpınarlarından doğup yanağından süzülen ve yüreğinin çığlıklarını dile getiren… Sadece bir damla gözyaşıydı,biten umutları anlatan, hayal kırıklıklarını dile getiren, pişmanlıkları ifade eden… Yıkılmıştı, son noktayı koymuştu sanki, kendini çaresiz ve yorgun hissettiği her halinden belliydi…. Omzuna dokunduğumda, irkildi. Bomboş gözlerle beni süzdü. Ona yardıma ihtiyacın var anlamıyla bakan bir çift gözün, ne demek istediğini anlamaya çalışıyordu. Gözyaşlarının ne demek istediğini sordum. O kadar ihtiyacı vardı ki, onu yargılamadan dinleyecek birine…. Kızmadan eleştirmeden bakan gözlere…..O kadar ihtiyacı vardı ki kendini eleştirmeye, kendine olan kızgınlıklarını, pişmanlıklarını hatalarını dile getirmeye…… Kendini savunmak zorunda kalmadan içindeki tüm duyguları boşaltabileceği yabancı ama

onu anlayabilecek hatta yardım edebilecek, yol gösterebilecek birine ihtiyacı vardı, bunu hissedebiliyor görebiliyordu. Ve karşısında kendisine bakan bu bir çift gözde, tüm bu ihtiyaçlarını karşılayabilecek güven, ilgi, anlayış, sabır hepsi, vardı.Bunu ilk gördüğü andan itibaren artık biliyordu anlatmaya başladı, sınavdan çıkmıştı, sınavı iyi geçmemişti nasıl iyi geçebilirdi ki , yeterince çalışmamıştı okulda öğretmenleri ders anlatırken hayaller kurmuş, dershane saatlerini internet kafede doldurmuş,ders çalışmayı her düşündüğünde ertelemek için bir bahane bulmuştu. Daha yeterince zamanın olduğunu yapabileceğini zannediyordu. Zamanın bu kadar hızlı akıp gittiğini ve yapması gerekenler için artık çok geç olduğunu yeni anlamıştı. Sınav, ellerinden akıp giden bir su gibiydi ve artık onu durdurabilmenin bir yolu kalmamıştı.Peki ya evdekilere ne söyleyecekti? Annesine, babasına nasıl derdi sınavım kötü geçti diye? Elleriyle kulaklarını tıkadı çevreden gelen sözcükleri duymak istemiyor ve insanların verecekleri tepkiden kaçıyordu. O kızgın bakışları görmek istemiyordu. Ben sana söylemiştim demelerine katlanmak kolay mıydı sanki…. Çevresine bakındı, gülümseyerek, rahatlamış olarak sınavdan çıkan öğrenciler de vardı. Heyecanla sınavlarının iyi geçtiği haberini veriyorlardı. O an onların yerinde olabilmek nasılda ulaşılmaz gözüküyordu ve fark etti ki o mutluluğu ve huzuru tadabilmek ve başarının tadını çıkarabilmek için emek harcamak gerekiyordu. Bir hedef oluşturmak ve o yolda ilerlemek için mücadele vermek, o mücadeleden kaçmıştı, yolun sonundaki mutluluğu, huzuru, heyecanı görmediği için.Derin bir nefes aldı, gözyaşlarını sildi ben de başarabilirim dedi. Duruşu değişti, omuzları gerildi, kafası dikleşti, yüzündeki matlık kayboldu. Artık başarabileceğine inanan ne yapması gerektiğini bilen, ayakları yere basan, kendinden emin biri vardı karşımda…. Evet sevgili anne ve babalar, çocuklarımız bazen kendi iç dünyalarını göstermemek ve karşıdan gelen ikazlara hazırlıklı durmak amacı ile sürekli savunmadadırlar. Savunmada olan kişi, kendi gerçekliği ile yüzleşemez. Karşısındakini ikna etme çabaları o kadar yoğundur ki önce kendisi ikna olur. Hikayemizdeki öğrenci zor durumdaydı ama başaramayacak durumda değildi. Çocuklarımızın öncelikli ihtiyaçlarını ön görebilmek çok önemlidir. Eğer bu çocuk konusunda uzman olan bir psikolojik danışmandan yardım alsaydı, sonuçları önceden görecek hedef belirleyecek, hedefine uygun davranış kalıpları geliştirecek, bu yolda ilerlerken önüne çıkan problemleri çözme becerisi kazanacak ve var olan potansiyel gücünü en üst noktada kullanarak başarıya ulaşmanın tadını çıkaracaktı. Çocuklarımızın yaşam başarıları için neye ihtiyaçlarını belirlemek ve bu konuda destek vermek onlar için yapabileceğiniz en büyük yatırımlardan biridir.

Okul Rehberlik Bölümü 19

SİYAH BEYAZ


İzmit'in Kuruluşu

İzmit'in Nikomedeia adıyla kurulmasından önce,tarihsel geçmişi çok eskilere uzanan Astakos adlı bir kent bugünkü Başiskele mevkiinde kurulmuştur.Efsaneye göre kral 1. Nicomedes kahinlerle birlikte savaşlardan dolayı harabeye dönmüş Astokas şehrinin yerine yeni kenti kurmak için Poseidon'a adanmış sunak önünde Tanrılara kurban sundukları sırada bir mucize gerçekleşti.Kurban edilen hayvanın kafasını ateş içinden bir kartal alıp kaçtı ve aynı anda sunağın yanından bir yılan çıkarak ilerlemeye başladı.Kartal havadan ,yılan denizden İzmit körfezini geçtiler.Karşı tarafta bugünkü İzmit'in bulunduğu dağ yamacına vardılar.Bu olayı kahinler,Tanrıların ,özellikle de Poseidon'un yeni kentin eskisinin yerinde olmamasını ve bu yamaçta kurulmasını istedikleri biçiminde yorumladılar.Bu olay üzerine M.Ö. 264 yılında Nikomedeia (bugünün İzmit'i) kuruldu. Bu yazı ve İllüstrasyon 2013 yılında Onur Şahna tarafından yazılan "Nikomedeia'nın kuruluşu " adlı makale yazısından derlenmiştir.

Kocaeli Adının Hikayesi 1922 yılının sonbaharı. O günkü adıyla “İl Yönetim Kurulu”, bugünkü adıyla “İl Daimi Encümeni” toplantı halinde. Yer: o zamanlar vilayet binası olan Hünkâr Kasrı. Tam ortada oturan ve daha sonra Demirel soyadını alacak olan zamanın mutasarrıfı Halil Vehbi Bey, biraz sonra oturumu açacak ve bir öneride bulunacak…Yaşadığımız şehre bugüne kadar hangi isimler verilmiş ve yönetim açısından nasıl bir süreç geçirmiş? Bu sorunun cevabını aramak için, tekrar geri dönmek üzere, toplantı salonundan ayrılıp tarihin sayfalarını geriye çevirmekte yarar var.Bizans İmparatorluğu zamanında içinde yaşadığımız yöreye Optimatom Thema, merkezine de Nikomedia deniyordu. Osmanlı fetihlerinden sonra, merkezi “İznikomid” olan Kocaili Sancağı, sırasıyla: — 1391–1533 yılları arasında Anadolu Eyaleti'ne bağlanır. — 1533–1844 yılları arasında Kapudan Paşa Eyaleti'ne bağlanır. 1840 yılında, sancağın merkezine İzmid denilmeye başlanır. — 1844–1845 yılları arasında Bolu Eyaleti'ne bağlanır. — 1846 yılında Kastamonu Eyaleti'ne bağlanır. — 1856–1867 yılları arasıda Hüdavendigâr yani Bursa

Eyaleti'ne bağlanır. — 1867 yılında adı İzmid Müşirliği olur. — 1887 yılında adı İzmid Sancağı Mutasarrıflığı olur. —1888 yılında İstanbul Hükümeti'ne bağlandıktan sonra adı, İzmid Müstakil Mutasarrıflığı olur. — Osmanlıcada “d” ve “r” harfleri birbirine çok benzediğinden özellikle yazışmalarda İzmir ile karıştırılmaması için “d” harfi “t” harfiyle değiştirilerek “İzmit” denilmeye başlanır. Yıl: 1906 Toplantı Salonu'na dönmenin zamanı geldi. Mutasarrıf Halil Vehbi Bey oturumu açtıktan sonra, İzmit'in Vilayet olmasını ve isminin de bu yöreyi fetheden Orhan Gazi'nin komutanlarından Akçakoca Bey'in “adına izafeten” vilayetin “Kocaili” olmasını önerir. Bu isimdeki “il” yurt anlamındadır. 11 Şubat 1922 günü il özel idare meclisi de bu öneri doğrultusunda karar verir ve alınan karar Ankara'ya bildirilir. “Kocaeli” adı, 28 Ocak 1923 günü İçişleri Bakanlığı tarafından onaylanır. Halil Vehbi Bey artık “vali”dir. Kocaeli'nin ilk valisidir.Kocaeli iline bağlı olan Yalova, kaplıcaları nedeniyle turizm açısından gelişsin diye, 1930 yılında Atatürk'ün talimatıyla İstanbul'a bağlanır. 1954 yılında da Adapazarı, il olduktan sonra Sakarya adını alır ve Kocaeli'den ayrılır. Onur Acar 12-V

SİYAH BEYAZ


İzmit'in Kurtuluşu 30 Ekim 1919'da yürürlüğe giren M o n d r o s Mütarekesi'nden sonra, 16 Mart 1920 tarihinde İstanbul işgal edildi.İngilizlerde n o l u ş a n emperyalist g ü ç l e r , İstanbul'un işgalinden sonra İzmit Körfezi'ne yönelerek, bu bölgeyi de kontrol altına aldılar. Bu durum sonucu İzmit yöresindeki ortam iyice gerginleşti. Bölgede yaşayan bazı gurupların, Türkler aleyhine çeşitli faaliyetlere giriştiği görülmeye başlandı. Özellikle Rum ve Ermeni nüfusun yoğun olduğu bazı bölgelerde, işgal güçlerinden güç alınarak çeşitli çeteler oluşturuldu.İzmit'te bu üzücü olayların yaşandığı dönemde, Fatma Seher Hanım yani Kara Fatma İstanbul'da bulunuyordu. Durumun her geçen gün daha kötüye gittiğini gören Kara Fatma, kardeşi Süleyman'ı, kızı Fatma'yı ve arkadaşlarını alarak İzmit'e geçmeyi planladı. Muhacir kılığına giren Kara Fatma ve arkadaşları trenle İzmit'e geldi. Buradan Bahçecik-Servetiye yoluyla Paşaköy'e geçerek karargâhını kurdu. Bölgedeki teşkilatlanma çalışmalarını hızlandıran Kara Fatma ve arkadaşları, bir yandan da çevredeki çetelerle mücadele etti. İzmit, Kara Fatma gibi cesur yürekli insanlarımızın üstün gayretleriyle, 28 Haziran 1921 tarihinde düşman işgalinden kurtarılmıştır. İşgal dönemin de yayınlanmış olan bazı gazeteler, Kara Fatma'nın İzmit'teki faaliyetleriyle ilgili önemli bilgiler vermektedir. İstikbal Gazetesi muhabiri, Kara Fatma ile 1922 yılında görüşmüş, bu görüşme sırasında edindiği izlenimlere köşesinde şu şekilde yer verilmiştir:"...Bir gün İzmit civarında Davulcular Ormanı'ndan Arpalık Köyü'ne doğru yorgun argın beş kişi iniyordu. Bunlardan üçü erkek, biri küçük bir kızdı. Köye indikleri zaman, köylüler bu garipleri biraz tuhaf karşıladılar. Garipler Karamürsel muhacirlerinden olduklarını söylüyorlar, iş arıyorlardı. Uzun pazarlıklardan sonra dört çoban, kasım'a kadar yirmi

liraya çalışmaya razı oldular. Ertesi gün, yamaçlara doğru sığırları süren dört çoban gayet neşeli idiler. Üç-dört gün sonra, dört çoban sığırları Gülbahçe Deresi'nin etrafındaki yamaçlara salmışlar, oturuyorlardı. Bu sırada uzaktan iki silahlı belirdi. Az sonra yanlarına geldiler. Bunlar Gülbahçe, Orhaniye, Arpalık, Mecidiye köylerindeki Ermeni Jandarmalarındandı. Dört fakir çobana şüphe ile baktılar, onlara kim olduklarını sundular. 'Arpalık'ın çobanlarıyız' cevabı şüphelerini izale edemedi. O akşam Arpalık Ormanı'na doğru dört çoban ellerinde iki tüfekle dönüyorlardı. Bunlar Kara Fatma ile oğlu Seyfeddin ve iki kardeşi idi.Ertesi gün, kaç zamandır Davulcular Ormanı'nda gizlenmiş olan yüzeli kişilik çetesinin başına geçen Kara Fatma, Gülbahçe, Orhaniye, Arpalık, Mecidiye köylerinin imam ve muhtarlarını orman celbetttirdi, onlara; "Ben Kara Fatma'yım, Ermeni jandarmalarının sizden her ay aldıkları iki yüzer lirayı bundan sonra vermeyeceksiniz. Sizin ırzınızı, namusunuzu ben bekleyeceğim" dedi.Köylüler memnun döndüler. Kara Fatma artık kendini meydana vurmuştu. Bir taraftan Sapanca havalisindeki (...) Bey vasıtasıyla silah satın alıyor, bir taraftan civar köylerden gelen delikanlıları çetesine yazıyordu. Az zamanda mevcudu 480 kişiyi b u l m u ş t u " ( Ta n s e l , 2 0 0 1 , s . 4 3 ) . İ z m i t ' i n kurtarılmasından sonra bir süre daha bu bölgede kalmışlardır.Kara Fatma ve ailesi, Muharebeleri'ne de katılarak Üsteğmenlik rütbesine kadar yükselmiş olan Kara Fatma, 1955 yılında Erzurum'da vefat etmiştir.

SİYAH BEYAZ

Kübra Tekin 12 V


Başarılı

Sporcularımızı

Tanıyalım

Hasan Enes Çınar 1996 yılında Kocaeli'de doğdum.Basketbola ,ağabeyim Ensar Çınar'ın bölge şampiyonası sırasında ilk yarı bitiminde babam beni sahaya soktuğunda ağabeyimin antrenörünün beni izledikten sonra ,haftaya antrenmanlara başla demesiyle başladım. 2002 yılında Kocaeli spor kulübünde beş yıl boyunca çalıştım. Kendi yaş kategorimin bir yaş üstünde oynuyordum. Babam eski bir basketbolcu ,ağabeyim de babamla beraber başlamış basketbola.Beni de bu spora babam yönlendirdi.Babamın, NBA oyuncusu Derrick Rose ve Euroleague'in en iyi oyun kurucusu olan Dimitris Diamantidis'i örnek almamı söylemesi üzerine saatlerce onların videolarını izledim.Sürekli antrenman yaptım.Zaten hem yetenek hem de dostluk olarak çok iyi bir takıma sahiptim. Üç yıl boyunca kendi kategorimizde şampiyon olduk. Bir üst kategoride yarı final oynadık. Hedefim sadece 1. Ligde oynamaktır.Sporun kişiliğin gelişmesi ve insanın dinç olmasında çok yararı vardır. .Bunun da artmasını sağlayacak şey antrenman yapmaktır.Dokuz tane madalyam var. Spor yapmasaydım sokakta tipi bozuk insanlarla arkadaşlık edip onlar gibi olurdum. Sigara, içki gibi kötü alışkanlıklara sahip olurdum. Enerjimi kavga ederek atardım. Spor, insanı eğitiyor ,saygı duyulacak insan yapıyor.

Yusuf Taha Polat 1996 yılında Kocaeli'de doğdum 2005 yılında babamla gittiğim parkta Kocaeli spor alt yapı antrenörü tarafından keşfedildim.Ertesi gün Kocaelispor alt yapısında basketbola başladım.Burada dört sene oynadıktan sonra İzmit Spora transfer oldum.2011 yıldızlar Kocaeli şampiyonu olduk. Aynı sezonda Marmara Bölgesi'nde Marmara 2. si olduk. 2012 yılında gençler kategorisinde Kocaeli şampiyonu olduk . Aynı sene İzmit E.M.L.'de Kocaeli 3.sü olup Türkiye şampiyonasına giderek İzmir'de 4. olduk. 2013 yılında antrenörüm tarafından beğenilerek A takımına yükseldim. A lisans sahibiyim. 2012 yazında Anadolu Efes alt yapısına seçildim. Burada bir ay oynadıktan sonra tekrar İzmit Basketbol İhtisas Kulübü'ne geldim. Basketbol benim için tutkudur. Oynadıkça zevk alıyorum. İyi ki babamla o parka gidip basketbol oynamışım. Basketbolda amacım Türkiye 1. Liginde o y n a y ı p , k ü ç ü k ç o c u k l a r ı n i d o l ü o l m a k t ı r. Mağazalardan benim formamı almalarını istiyorum. Spora hiç başlamasaydım arkadaş çevrem ,tanınmışlığım olmazdı. İnternet kafelerden bilgisayar oyunlarından kalkmazdım. Hayatım ,amacı olmayan insanlar gibi olurdu .

22 SİYAH BEYAZ


BASINDAN BİR HABER

BONZAİ İŞGALİ !...

Abdullah Kaya 1996 yılında Kocaeli'de doğdum. 2004 yılında Koacaeli Spor altyapısında basketbola başladım. iki sezon Kocaeli Spor'da lisanslı basketbol oynadıktan sonra Kocaeli Spor Kulübünün borçları yüzünden batması nedeniyle 50.Yıl takımına transfer oldum.50.Yıl kulübünde bir sezon lisanslı basketbol oynadım. 2012-2013 sezonu İzmit il 3. sü oldum. Başarımın sırrı küçükken babamın basketbol sevdasını bana aşılama çabalarıdır. Çünkü ailemin ısrarla spora yönlendirme çabaları sağlıklı, öz güveni yerinde, kendinden emin, kötü alışkanlıklardan uzak duran bir genç olarak yetişmemi sağladı.Genç arkadaşlarıma öz güvenlerini kazanmaları için spor yapmaları tavsiyesinde bulunuyorum. Hiç sporla ilgilenmeseydim bilgisayar bağımlısı biri olur ve topluma karışmakta zorlanan bir insan olabilirdim.

Başlığa bakıp minik Japon ağacı sanmayın. Bonzai şu anda Türkiye'nin başına musallat edilmiş büyük bir bela. İlkokula kadar inen, ama daha çok lise ve üniversite gençliğinin kullandığı "ucuz" uyuşturucu.!!!Küçük paketler halinde (3 gramlık) 3-5 liradan satılıyor. Uyuşturucuya alıştırmak için adeta "teşvik" uygulanıyor. Kısa sürede bağımlılık yapıyor, sentetik" bir uyuşturucu olduğu için vücutta, tahribatı esrar ve eroinden çok daha yüksek oluyor. Böbrek ve kalp yetmezliğine yol açıyor.Okullarda özellikle kız çocuklar üzerinden dağıtımı yapılıyor. Ailesinde ve kendisinde alkol alışkanlığı olmayan umulmadık çocuklar, bonzai satışı için aracı olarak kullanılıyor.Peki nereden geliyor bonzai? Çin ve Yunanistan üzerinden. Son zamanlarda Suriye'nin de bu zincire eklendiği belirtiliyor.Mülteci akınıyla birlikte bonzainin de yurda dağılmaya başladığını söylüyor.Yeşilay'ın İstanbul Fatih Şube Başkanı Ramazan Akgün. Suriye istihbaratı ve birlikte çalıştığı bazı ülke istihbarat örgütlerinin Türk gençliğini zehirlemek için bonzaiyi araç olarak kullandığı öne sürülüyor.Peki ne yapmak gerekiyor? Ramazan Akgün, "Okullarda, ailelerde, çocuklarda farkındalık yaratmak gerekir. Bonzai herkese anlatılmalı. Ne olduğu, nasıl sonuçlar verdiği, vücudu nasıl tükettiği iyi bilinmeli" diyor.Bir de öneride bulunuyor: "Ailelerin çocukları yakından izlemesinde yarar var..."Aslında tehlikeli sentetik uyuşturucu sayısı son aylarda ikiye çıkmış durumda. Bonzai gibi hızla yayılan yeni bir uyuşturucu var: Adı Jamaica.Gençler arasında bonzai ve Jamaica partileri veriliyor. Yani dağıtım ağı o kadar yaygın...Tehlikeli olan ve ailelerin bilmesi gereken şu: Bonzai ve Jamaica tek kullanımda bile alışkanlık yapabiliyor. Bu alışkanlık sonucu vücut çürüyor.Genç yaşta kalp krizinden ölenlere bakıldığında, yüzde 90'ının bonzai kullandığı görülüyor...Türkiye'de gençler son 4 yıldır Bonzai kuşatması altında. Öyle ki, internette bonzai üzerine yazılmış şarkılara, sipariş verebilmek için telefon numaralarına dahi ulaşabiliyorsunuz. Polis ardı ardına operasyonlar yapıyor. Özellikle İstanbul'da...Gençler bonzai ile "kafa" yapıp eğlendiklerini, oyun oynadıklarını zannediyor. Ama hayatlarının kumarını oynuyorlar. Çünkü bonzai tuzağına düşenler kurtulamıyor. Bu kumara katılanların ömrü en fazla 3 yıl. 22 Kasım 2013 Takvim Gazetesi Mehmet Çetingüleç

SİYAH BEYAZ

23


B a ş a r ı l ı S p o r c u l a r ı m ı z

Geçen sene il ikincisi olan okul voleybol takımımız bu sene grup ikincisi olmuştur. Basketbol takımımız grup maçlarına devam etmektedir. Güreş takımımız Türkiye şampiyonasına gidecektir. Onlardan da başarı dolu haberler bekliyoruz. Güreş takımında ferdi olarak derece alan öğrencilerimiz: Serbest sitilde: Ufuk Özalp İl birincisi 69 Kg Seçkin Duman İl birincisi 47 Kg Grekoromen kategori: Enes Kotil İl birincisi 69 Kg İbrahim Türkeş il ikincisi 50 Kg Ramazan Saçak il üçüncüsü 54 Kg Kaan Pehlivan il üçüncüsü 89 Kg 24 SİYAH BEYAZ


500 Kişiye Nasıl Pilav Hazırlanır? Pilav yapmak için önce pirincimizi ılık su ve bir miktar tuz koyarak yaklaşık otuz dakika ıslanmaya bırakırız. Daha sonra pirinci bol su ile yıkarız. Ardından süzgece alırız. Tenceremize gerektiği kadar yağı koyarız.İsteğe göre şehriye ilave edip pembeleşene kadar kavurup pirincimizi ekleriz. Kıvama gelene kadar kavurduktan sonra sıcak suyu ekleyip kısık ateşte beş dakika pişiririz.Beş dakika sonra ateşi kapatıp demlenmeye bırakırız.Yarım saatlik demlenmeden sonra karıştırıp sıcak olarak servis ederiz. Aşçımız Bahtiyar Korkmaz

Yemekhanemizin hünerli elleri

Okulumuza giriş kuralları Okulumuzun güvenlik görevlisi Muammer Dil'in sizlere bir hatırlatması var. Erkekler: Gri pantolon,siyah ceket,açık renk gömlek Kızlar: Gri pantolon veya etek,gri hırka ve yelek,açık renk gömlek giymelidir. Yırtık veya delikli kıyafetler , şeffaf kıyafetler ,kısa şort pantolon ve kolsuz elbise giyilemez. Aksi halde bu kapıdan içeriye girilemez.

KARDEŞ OKULUMUZDAN SELAM VAR Bizler Ağrı'nın Yoncalı köyünde yaşayan 80 minik yoncayız.Köyümüz il merkezine 7 km uzaklıkta,Murat Nehri kıyısına kurulmuş şirin bir yer, evimiz dört odalıdır.Bir de küçük kardeşlerimize ait anasınıfımız vardır bahçemizde.Kara kış gelip de üşüdüğümüzde birbirimize sarılır,dostça yaşarız evimizde.Fiziki şartlarımız yetersiz olsa da çoğu kez, biliriz ki bir yolunu bulur öğretmenimiz.Yaratıcı düşünmeyi ve paylaşmayı ondan öğrenir,birbirimize öğretiriz bizler.Eğleniriz de hani.Eğer yolunuz düşerse bir gün,bahçemizde gezinen hindileri,eski bir traktör lastiğiyle oynamanın yüzümüzde yarattığı tebessümü,Murat'a uzanan yalnız tarlayı, en önemlisi bizleri görmek isterseniz sevgiyle kucaklarız sizleri. Yoncali İlkokulu öğrencileri

DUYURU Girne Amerikan Üniversitesi 8. liselerarası kısa film yarışmasına okulumuzda kuracağımız öğrenci grubu ile katılacağız. Toplamda 4500 Euro ödülü olan bu yarışmaya okulumuzun Fotoğrafçılık ve Tiyatro kulüplerinin rehber öğretmenlerinin desteği ve yönlendirmesiyle katılmak isteyen öğrenciler ilgili öğretmenlerle irtibata geçmelidir. Çekeceğimiz kısa filme dijital kamerası olan ,oyunculuk veya yönetmenlik hevesi olan , bilgisayarda film parçalarını birleştirme yeteneği olan veya benim anlatacak bir hikayem var diyen öğrenciler katılabilir. Grubun toplanma tarihi okul panosunda ilan edilecektir.

25 SİYAH BEYAZ


Okul Haberleri

Öğretmenler gününde ,emekli İngilizce Öğretmenimiz Pervin Yıldız'a plaket verildi.

10 Kasım'da Atatürk'ü anma töreni düzenledik

Öğrenci temsilcisi seçimlerimizi yaptık.

Okul öğrenci temsilcisi Ayşenur Boztürk seçildi.

Geçen sene il ikincisi olan okul voleybol takımımız bu sene grup ikincisi oldu.

Veli toplantımızı yaptık.

26 SİYAH BEYAZ


Başarılı öğretmenlerimize teşekkür belgeleri verildi.

Rehberlik öğretmenlerince YGS ve LYS bilgilendirme toplantıları yapıldı.

Tiyatro kulübümüz ''Guguk Kuşu'' oyununu izlediler. Oyuncu Engin Benli ile buluştular.

Drama egzersizi yapan öğrencilerimiz tiyatro sanatçıları ile buluştular.

Model uçak yapımı atölyemiz çalışmalarına başladı

Karne alma günü yaklaşıyor. Okulumuzda kimse sınavlardan başını kaşıyacak zaman bulamıyor. 27

SİYAH BEYAZ


7. Uluslararası Robot Yarışması İzmit Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi olarak sumo robot, mini sumo ve çizgi izleyen kategorilerinde toplam 11 robotla 22 öğrenci 5 danışman öğretmen ile Milli Eğitim Bakanlığı'nın düzenlediği üniversiteler ve liseler arası uluslararası 7. Robot yarışmasına katıldık. Müdür yardımcısı Sabri MUTLU, Edebiyat Öğretmenimiz Şefika Nurkan ÖNSOY , Elektrik Elektronik Teknisyeni Levent BAHADIR ve yapılan çalışmalarda teknik desteklerinden dolayı Ömer AKÇAKAYA öğrenmenimize teşekkür ediyoruz. Danışman Öğretmenler Ercan SADIK Fatih BAŞARIŞ Hüseyin ATAKAN Rasıh TOPUZ İrfan ÜNLÜSOY

28

SİYAH BEYAZ


E L E K T R O N İ K D U Y U R U Digital Signage Anlık haber ve duyuru yayını okulumuzda hizmete girdi. Digital Signage: Bilgisayar bağlantılı TV, Monitör, Videowall gibi dijital içerikleri yayınlama ve kontrol sistemidir. Okulumuz Bilişim Teknolojileri Öğretmeni Cantekin Çelikhası'nın okulumuz için geliştirmiş olduğu bu uygulama sayesinde, idareciler ve öğretmenler anlık veya ileriye dönük içerikleri sisteme yükleyerek okulumuzun farklı yerlerindeki ekranlardan öğrenci ve öğretmenlere iletilerini duyurabilecekler.Yayınlanabilecek içerikler: Video, resim, yazılı doküman veya web dokümanı içerikli olabilecek.Geleceğin teknolojisi olarak anılan bu yayın sistemi yayın ve reklam alanında göze görünür bir yükselişe sahip. Digital Signage, okulumuzda kullanılarak okul vizyonumuza olumlu bir katkıda bulunmaktadır.Piyasada kurulum maliyeti çok yüksek olan bu sistemin yazılımını kendi becerisi ile gerçekleştiren Bilişim Teknolojileri Öğretmeni Cantekin Çelikhası ,okulumuzu büyük bir maliyetten kurtarmıştır.Yazılım ve kurulumu ile tek başına bu işi kotaran başarılı öğretmenimiz Cantekin Çelikhası'nı bu değerli çalışmasından dolayı Siyah Beyaz dergisi olarak kutlarız.

SİYAH BEYAZ

Bilişim Teknolojileri Öğretmeni Cantekin ÇELİKHASI

29


OKULUMUZUN YENİ MÜDÜR

Ekrem CAN - Müdür Yardımcısı

İbrahim DEMİRCAN - Müdür Başyardımcısı 01.07.1968 yılında Kocaeli Gölcük İlçesinde dünyaya geldim. İlkokulu 1974-1979 yılları arasında Gölcük İlkokulunda okudum. 1979-1982 yılları arsında Gölcük Ortaokulunda okudum. Lise öğrenimimi 19821985 yılları arasında İzmit Endüstri Meslek Lisesinde tamamlayarak Elektrik Bölümü mezunu olarak ayrıldım.1985-1988 yılları arasında Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesine bağlı Sanat Eğitimi Yüksek Okulu Elektrik bölümünü bitirdim. 06.12.1988 tarihinde Yozgat Teknik ve endüstri Meslek Lisesinde Elektrik bölümü öğretmeni olarak göreve başladım. 1991 yılında Boğazlıyan Meslek Lisesinde 1992 yılında Boğazlıyan Çıraklık Eğitim Merkezinde asker öğretmen olarak görev yaparak tekrar Yozgat Teknik ve endüstri Meslek Lisesine döndüm. 1993 yılında Gölcük Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi, Denizcilik Anadolu Meslek Lisesinde göreve başladım. Aynı okulda 1999 yılında müdür yardımcısı, 2005 yılında müdür başyardımcısı olarak görev yaptım. 02.01.2014 tarihinde İzmit Teknik ve Endüstri Meslek Lisesinde müdür başyardımcısı olarak göreve başladım. Evli ve dört çocuk babasıyım. 30

Erzurum 1952 doğumluyum. AÜAÖF Türk Dili Edebiyatı bölümü mezunuyum.1973 yılında Mardin'de öğretmenlik görevime başladım. Çocuklarımın ikisi de üniversite öğrencisi . Okumayı ,özellikle şiiri severim. Hayatta ve insanlarda güzellikleri görmeye çalışırım. Okulumuzun F Blok 2. Katında görev yapmaktayım. Md. Yrd. Hayati İNCE'nin daha önce yürüttüğü görevleri üstlenmiş bulunmaktayım. Okul Tabanlı Afet Eğitimi Projesinde görev aldım. Bu alanda okulumuza yararlı olmayı hedefliyorum.

SİYAH BEYAZ


YARDIMCILARINI TANIYALIM

Nuray BİRSEN - Müdür Yardımcısı

İhsan ERTÜRK - Müdür Yardımcısı

1969 İzmit doğumluyum. Balıkesir Üniversitesi Tarih öğretmenliği bölümü mezunuyum. İstanbul'un Tuzla ilçesinde iki yıl çalıştıktan sonra İzmit'e tayin oldum.2005-2013 yılları arasında İzmit Ticaret Meslek Lisesinde müdür yardımcısı olarak çalıştım. Zorunlu yer değiştirmeye bağlı olarak 26.12.2013 tarihinde İzmit Teknik ve Endüstri Meslek Lisesine tayin oldum. Mesleğimi çok seviyorum. Bir daha meslek seçme hakkım olsaydı yine öğretmenliği tercih ederdim. Boş zamanlarımda ve tatil dönemlerinde yurt içinde ve dışında merak ettiğim yerleri görmek için seyahat etmeyi severim.

1968 yılında Ağrı'nın Çıtak ilçesinde doğdum. İlk- orta ve lise öğrenimini burada tamamladım.100. Yıl Eğitim Fakültesi Resim-İş bölümü mezunuyum. İlk görev yerim Erzurum'un Horasan ilçesidir. Sırasıyla İzmit Kocatepe İlköğretim Okulu ,Ağrı Tutak YBO ve Gebze Süleyman Demirel Lisesinde öğretmen olarak çalıştım. İzmit Atılım Anadolu Lisesinde on yıl idareci olarak çalıştım. 31/12/2014 tarihinde okulumuza atandım. Evli ve iki çocuk babasıyım. Resim ,karikatür ve ebru sanatları hobilerim arasındadır. Okulumuzda görsel sanatlar atölyesi kurmayı hedefliyorum.

SİYAH BEYAZ

31


Sanayi Devrimi Sanayi Devrimi ya da Endüstri Devrimi, Avrupa'da 18. ve 19. yüzyıllarda yeni buluşların üretime olan etkisi ve buhar gücüyle çalışan makinelerin; makineleşmiş endüstriyi doğurması, bu gelişmelerin de Avrupa'daki sermaye birikimini arttırmasına denir. Sanayi Devrimi, ilk olarak İngiltere'de ortaya çıkmış, ardından Batı Avrupa, Kuzey Amerika ve Japonya'ya sıçramış ve ardından bütün dünyaya yayılmıştır. Fabrika sistemi ile üretim, talep artışı doğrultusunda bir gereksinme olarak ortaya çıkmıştır. Büyük makinelerin ev üretimi için elverişsizliği; evler yerine işçilerin makinelerin bulunduğu büyük binalara giderek çalışma sistemi, başka deyişle fabrika sistemini süreç içinde meydana getirmiştir. Buharlı makine. Sanayi devriminin en önemli gelişmelerinden birisi buharlı makinenin bulunuşudur. 1763'de James Watt, İskoçya'da buharla çalışan makineyi buldu. Bu makinenin gelişmiş biçimi, makine çağının gerçek başlangıç noktasını oluşturur. 1807'de Robert Fulton adındaki Amerikalı buharlı makineyi gemilere uyguladı. 1840'da ilk düzenli okyanus ötesi buharlı gemi seferleri başladı. Tarım teknolojisinde gelişmeler sağlandı. Almanya bu alandaki gelişmelere öncülük etti. Almanlar pancardan şeker çıkarma tekniğini buldu. Bir başka Alman kimyager suni gübreyi yaptı. 1834'de bir Amerikalı mühendis biçerdöver icat etti. 1870'lerden sonra konserve yiyecek imalatı hızlı bir biçimde arttı. 1830–1860 arasında İngiltere'de daha etkili maden tasfiye yöntemlerinin geliştirilmesine paralel olarak kömür üretimi hızla arttı. Bu üretim sayesinde 1800–1830 arasında köprü, kanal, demiryolu vb. gibi inşaatlar hızla arttı. 1850'lere kadar genelde İngiltere'nin tekelinde olan sanayi devrimi, bu tarihten sonra tüm Avrupa'ya ve Amerika Birleşik Devletleri'ne yayıldı. Günümüzde ise, gelişmekte olan ülkelere doğru bir yönelme gözlenmektedir. Sanayileşme sayesinde tarım makineleşmiş, böylece aynı miktar toprak daha fazla insanı besleyebilir hale gelmiştir. Ayrıca kent, sanayi ve tarım sektörü dışındaki insanlara iş sağlayarak daha fazla insanı besleyebilir

32

duruma gelmişti. Sanayi devrimi kentlerde nüfus yığılmalarına da neden olmuştur. Kentleşme önemli sorunları da beraberinde getirdi. İşçilerin fabrikalarda toplanması ve fabrikaların da kentsel alanlara yığılmasıyla giderek kentler kırsal alanları yutmaya başladı. Bu gelişme tıp bilimindeki yeniliklerle ortaya çıkan nüfus artışı ve bu nüfusu doyurmak için gıda maddesi bulma çabalarıyla birleştiğinde 20. yüzyılın değişmez özelliği olan sanayi toplumu tarihteki yerini aldı. Türkiye'de sanayileşme hareketi 1950'den sonra başlamış, 1960 yılından sonra hızlanmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında çıkan Sanayi Teşvik Kanunu ile sonraki yıllarda hazırlanan kalkınma planları sanayileşme sürecini hızlandırmıştır. Önceleri İstanbul ve yakın çevresinde gelişen sanayi, buradan İzmit körfezine yayılarak Marmara bölgesinin güney bölümü ile Trakya kesiminde ÇorluÇerkezköy arasında gelişmiştir. 1950'lerden itibaren özel girişimi destekleyen ve iç ve dış kredi sağlayan Türkiye Sanayi Kalkınma Bankasının kurulması ülkede özel sanayinin gelişmesinde olumlu bir rol oynamıştır. Ayrıca Kamu İktisadi Teşebbüsü adı verilen kurumlar örgütlenmiştir (Makine Kimya Endüstrisi Kurumu-MKEK 1950, Gübre, Et ve Balık kurumu 1952, Türkiye Çimento-Azot 1953,Türk Petrol Anonim Ortaklığı, Devlet Malzeme Ofisi 1954,…) Tüm bu çabalar sonucunda 1963 yılında yapılan sanayi ve işyerleri sayımında işyeri sayısı 161.000 olmuştur. Ülkemizde tarıma dayalı sanayi kolları ile tekstil sanayi alanında çok kısa sürede önemli gelişmeler olmuş ve bu ürünler ülkemiz ihracatında önemli bir yer tutmuştur. Demirçelik endüstrisinin gelişmesi ülkede otomotiv ve makine sanayi gibi büyük sanayi kollarında hızlı atılımlar yaratmıştır. Bugün ülkemiz, kendi otomobil (yabancı markalarda) , gemi ve trenlerini üretebilecek konuma gelmiş, ayrıca askeri uçakların yapımına başlanmıştır. Sanayide üretim ne kadar makineleşse de nitelikli işgücüne her zaman gereksinim duyulur. Ülke nüfusunun sürekli artması ve genç nüfusumuzun fazla oluşu, işgücü bakımından ülkemizi zengin bir konuma getirmektedir. Diğer taraftan Cumhuriyetin ilk yıllarında nitelikli işgücü bulamayan sanayi tesisleri için günümüzde bu sorun ortadan kalkmıştır. Üniversitelerin mühendislik bölümlerinden mezun olan gençler sanayinin hemen her dalında çalışabilecek nitelikli teknik personel açığını ortadan kaldırmaktadır. Ayrıca ara işgücü gereksinimi de Endüstri Meslek Liseleri, Teknik Liseler ve Yüksekokullarda uygulanan meslek eğitimleri ile karşılanmaktadır. Mehmet KESEN Elektrik-Elektronik Teknolojisi Alanı Elektrik Öğretmeni

SİYAH BEYAZ


Fizik Deneyleri Sergisi M. Ebru KESEN ve Dilek KAYACI öğretmenlerimizin rehberliğinde EML , AML , ATL ve TL öğrencileri tarafından hazırlanan Fizik Deneyleri SergisiYer alan çalışmalar: Atom Modeli , Gezegenler , Eşit Kollu Terazi , Gölge Oyunları , Basit Makinalar , Basit Elektirik Devresi , Dayanıklılık .

SİYAH BEYAZ

33


Lise Haberleri END ÜST RİYEL

OTOMASYON

TEKNOLOJİLERİ ALANI ÖDÜL

TÖRENİ

27 Şubat 2014 tarihinde okulumuz konferans salonunda geleneksel ödül töreni düzenlenmiştir.Bu ödül töreninde takdir belgesi alan iki öğrenci ve 12. sınıfa kadar hiç devamsızlık yapmamış bir öğrenciye ölçü aleti verilerek ödüllendirilmiştir. Teşekkür belgesi alan 29 öğrenci , birinci dönem hiç devamsızlık yapmamış 12 öğrenci ve spor faaliyetlerinde okul takımlarında görev alan 15 öğrenci birer kalem, anahtarlık ve okul rozetiyle ödüllendirilmişlerdir . Ödül töreninin başında Okul Müdür Başyardımcımız İbrahim DEMİRCAN konuşma yapmış ve öğrencilerimizi başarılarından dolayı kutlamıştır. Tören sonunda okul bahçesinde ödül alan öğrenciler ve bölümün tüm öğrencileri öğretmenlerle birlikte fotoğraf çekilmişlerdir. Ödül alan tüm öğrencilerin resimleri bölüm girişindeki onur panosuna asılarak diğer öğrencilere örnek olmaları sağlanmıştır.

Şehit Öğrenciler Anıtı 1 Mart 1958 Üsküdar vapuru deniz faciasında şehit olan öğrenciler anısına okulumuz ve İzmit Belediyesi işbirliğiyle hazırlanan anıt 28 Şubat 2014 tarihinde okulumuz bahçesinde törenle açıldı. Törene İzmit Belediye Başkanı Dr. Nevzat DOĞAN , Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Zekeriya Özak ,Ticaret Odası Başkanı Murat ÖZDAĞ , İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Hayati AYDIN , şehit öğrencilerin yakınları , öğretmen ve öğrenciler katıldı. Törende duygu dolu anlar yaşandı.

Üsküdar vapuru faciası ya da Körfez Faciası olarak bilinen Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en ölümcül sivil deniz kazasıdır.1 Mart 1958'de İzmit - Gölcük arasında sefer yapan Üsküdar isimli vapur, İzmit iskelesinden hareket ettikten sonra Derince yakınlarında şiddetli rüzgar sebebiyle batmıştır. Kayıplar hakkında net bir bilgi yoktur kimi kaynaklara göre 200-300 kimilerine göre 400-500 yolcu hayatını kaybetmiştir. Yolcuların çoğunu İzmit Lisesi ve İzmit Sanat Okulu (İzmit Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi) öğrencileri oluşturuyordu. Yolcularından yalnızca 40 kişi kadarı kurtulabilmiş, diğerleri dalgaların arasında kaybolup gitmişti. 1950'li yıllarda Karamürsel ve Gölcük'te lise yoktu. Kara ulaşım vasıtaları da kısıtlıydı. Bu sahil ilçelerinin gençleri aynı zamanda ekonomik olan vapur yolculuğunu tercih ediyorlardı. Cumartesi günleri yarım gün eğitim verildiğinden, öğle tatiliyle birlikte öğrencilerin tamamına yakını vapura bindi. Derince açıklarına gelindiğinde şiddetli fırtınaya yakalanan ve çoğu kısmı ahşap olan Üsküdar vapurunun kaptan köşkü uçtu. Kumandasız kalan vapur, yan yatarak battı. Bazı kayıtlarda vapurun ikiye bölündüğünden de söz edilir. Gölcük'teki Donanma Komutanlığı'na ait Deniz Üssü'nden yardıma gelen denizaltı ve savaş gemileri, denize dökülen yolcuların ancak küçük bir bölümünü kurtarabildi. Gölcük Barbaros Hayrettin Lisesi bu olayın ardından kurulmuştur.

34

SİYAH BEYAZ


EDEBİ BULMACA

11

SORULAR 1-Bir şiirde dörtlüklerden her birine verilen isimdir. 2-Divan edebiyatında beş ile on beş beyit arasında değişen, genellikle lirik konulu yazılan nazım biçimine denir. 3-Hece ve durak bakımından denk ve kendi başına bir bütün olan uyaklı söz dizisine verilen addır. 4-Şiirde bir nazım şekli. 5-Şiirdeki uyuşmalara verilen addır. 6- Vaktin eş anlamlısıdır. 7-Öğretici veya edebi eserde işlenen konu ve düşünceye verilen isimdir. 8-Bildirim yazısı, mesaj 9-Zihinde tasarlanan ve gerçekleşmesi hayal olan şeydir. Genellikle şiirlerde bulunur. 10-Düz yazıya verilen addır. 11-Ünlü tekrarı ile yapılan ahenk. 12-Metinlerde ilgi çeken veya

çekebilecek nitelikteki olan her türlü iştir. 13-Tanrıyı övmek, ona dua etmek için yazılıp makamla okunan nazımlara denir. 14-Toplum bilimidir. 15-Bir duygu, tasarı, güzellik vb.nin anlatımında kullanılan yöntemlerin tamamı veya bu anlatım sonucunda ortaya çıkan üstün yaratıcılıklardır. Hazırlayan Burak Balkan 9. Sınıf

35 SİYAH BEYAZ


F O T O Ğ R A F Y A R I Ş M A S I Konusu , ''Emek'' olan fotoğraf yarışmamızın kazanan fotoğrafları

1. Furkan Yüksel 11M

2. Burak Yeşil A9C 36

3. Nurseda Gül 11G SİYAH BEYAZ


Fotoğraf yarışmamızın sponsoru Bowlingo Ncity'de dereceye giren öğrencilerle birlikte güzel bir gün geçirdik. Bowlingo Ncity çalışanlarına gösterdikleri misafirperverlikleri ve fotoğraf yarışmamıza destekleri için teşekkürü bir borç biliriz.

SİYAH BEYAZ


Siyah Beyaz  

İzmit Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Fotoğrafçılık ve Basın Yayın Kulübü Dergisi . Lise Dergisi İzmit Kocaeli

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you