Page 43

Üsküp’ten başlayalım, çocukluktan… Daha okula gitmiyordum, ablamla babam nohut yolmaya gidiyorlar, bir yağmur bir şimşek… Babam ablama “Nadire diyor kaç diyor kutunun arkasına otların arasına” Babam da kara dikenlerin arkasına gidiyor, bir yıldırım düşüyor, orada ödü patlıyor. İki-üç gün savrularak, yalpalayarak gezdi, sonra da yatağa düştü. Kaç yaşındaydınız? Ben o zaman okula gitmiyordum, 6 yaşında diyelim. Babam çok yaşamadı vefat etti. Ortada kaldık. Memlekette fakirlik diz boyu, nasıl fakir nasıl fakir. Annem ekmek almaya gidiyor kasabaya ekmek yok.

menim” derdim. Müfettişler gelip beni birden ikiye aldı. Niçin aldıklarını bilemiyorum, Sonra da ikiden alıp üçe geçirdiler. İkiyi 4 ay mı okudum 5 ay mı okudum bilmiyorum. Ben 4 senede hemen hemen liseye gittim düşünebiliyor musun? Oradan beni aldılar Köprülü’ye, lise okudum orada. Ayakkabı aldılar, pabuç aldılar. Ben zengin aileler alıyor sanıyordum meğer hükümet alıyormuş Köprülü’de liseyi okuduktan sonra Üsküp’e götürdüler. Orada okurken Ohri’ye götürmek istediler ben Türkiye’ye gelmek istedim.

Savaştan Korkup Göçtük Niye buraya gelmek istediniz? Bosna gibi olacağız diye…

Türk köyünde yaşıyorsunuz…

Savaş çıkacaktı yani?

Türk köyü Türk…

Annem, “Savaş çıkacak da bizi öldürecekler illaki kendimizi Türkiye’ye vatanımıza atalım” demişti. Asıl neslimiz Konya Karaman’dan. Dedelerim Osmanlı zamanında oraya gitmiş.

Annem patates aramaya gidiyor soğan aramaya gidiyor. Kıtlık vardı. Annem tarladan buğday topluyor, bulgur taşında çekip un eliyordu. Yaptığı ekmekle karnımızı doyuruyorduk. Babam garibandı, fakir, konuşma bilmez ama altın gibi yüreği vardı. Annem biraz daha gözü açıktı, daha çok isteyebilirdi yardım, babam isteyemiyordu. Bir ekmeği abim, ablam, ben, kardeşim ve annem ile babam 6 kişi yerdik. O ekmeği kocaman koparıp bize veriyordu. “Baba be biraz daha çok ver de karnımızı bir kere doyuralım bir daha seneye artık yeriz” derdim. Karnımız doymuyor ki ben bir sene sonra acıkacakmışım diye aklım eriyor. Derken babam öldü yavrum, annem de ona ilaç almaya gittiydi kasabaya, geldi babam öldü. Ondan sonra Allah’ım Yarabbi çöktü mü daha gene fakirlik. Ayağımızda çorap yok, ayakkabı yok, okul vakti geldi, okula gideceğiz üstte başta bir şey yok. Yalın ayak, yerde bir karış kar. O ayaklarla karın içine girip çıkıyoruz. O bir tane kümbete (tenekeden soba) atıyorlardı tezekleri de onunla ısınıyorduk okuldan çıkana kadar. Balkanlar hep soğuk, gittim mayısta yine soğuktu… Okulunu da gördün mü? Gördüm ama karşıdan, içeri sokmadılar. Çok çalışkanmışım. Hocanın anlatmasıyla kalkıp parmak kaldırıp bütün sorularına cevap veriyordum. Öğretmen “nereden biliyorsun” diye soruyordu. Anlattın ya öğret-

Sonra… Buraya geldikten 2 sene sonra nişanlandım. Tekel’de çalışıyordum. Tekel’de çalışırken ablam hasta oldu, tütün fabrikası yaramadı ablama, annem de çıkardı işten, tekstil fabrikasına soktu. Sonra ben de yanına geçtim. Nişanlanma hikâyenizi duydum çok ilginç geldi… Eşim Yusuf beni görüyor, o da nişanlıymış yüzüğü atıyor. Annesine “ben bir göçmen kızını sevdim haberi yok…” diyor. Ben hiç bilmiyorum. Gece bekçisiydi. Yolda gidip gelirken beni görüyor ondan sonra geliyor annemden istiyor. Ne diyor? “O gariban ben gariban, verdin verdin, vermedin kaçıracağım kızını diyor… Bizde kız kaçmaz. Annem beni kaçırmasın memleketlilerimize karşı rezil olmayalım diye tamam diyor. Vereceksin ama nereye veriyorsun? Evi yok barkı yok. Ama mecbur verdiler. Altı ay nişanlı durdum. 17 yaşındaydım.

SAYI 4

41

Genciz Biz Ekim 2012  
Genciz Biz Ekim 2012  

Üsküdar Belediyesi Aylık Gençlik Dergisi Ekim 2012 Sayı:4

Advertisement