Page 83

II. Türkiye Lisanüstü Çalışmaları Kongresi - Bildiriler Kitabı I

ait net bir alan kavramını da saf bir biçimde bırakmıyor. Sınırın ötesindeki ötekiyle ilişkinin (etkileşimin) başladığı yerde varlığını tanımlamaya başlayan ben, artık o yüzden her an kendini tanımlamak durumunda olan bir anlatıcıya dönüşüyor. Bu noktada kendi gibi olamama çaresizliğinde kıvranırken birey genelleşmiş diğerlerinden biri hâline gelmeye başlıyor. “Sürekli tosladığımız bir dizi belirsizlik, belki de bir dizi belirlilik duruyor karşımızda.” (Bayart, 1999, s. 11) ve biz hangisinde tanımlanmak istediğimize kendimiz karar veriyoruz. “Bilinen görünen kimliklerin hangisi içimizde yerini alacak tercih edip sonra da sonuçlarını oturup izliyoruz. Tarihçi Marc Bloch “İnsanlar babalarından çok zamanlarının çocuklarıdır.” (Maalouf, 2006, s. 6) diyordu. Ve içinde bulunulan zaman bir bedende birden çok gösterinin var olabileceği, birden çok ötekiyle çarpışılan, postmodern bir zamandır. Bauman’ın da dediği gibi “Postmodernlikte, kesin bir kopma ya da belirli bir farklılaşma yok. Postmoderliğin dışlama gücü zayıftır. Sınırlara sınır koyan postmodernliğin, kendi ayırt edici özelliği olan farklılığa, modernliği de dâhil etmekten başka çaresi yok.” (Bauman, 2003, s. 327). Modernliği de kendisine dâhil etmek zorunda kalan postmodernite, modernitenin aksine belirsizlikle var olur. “Müphemlik, belirsizlik, çift anlamlılık... Bu sözcükler gizem ve muamma duygusu verirler; aynı zamanda, belirsizlik adı verilen bir hoşnutsuzluğa ve kararsızlık ve duraksama denilen kasvetli bir zihin durumuna da işaret ederler. Şeylerin ya da durumların müphem olduğunu söylediğimiz zaman, neler olacağından emin olamadığımızı kastederiz ve bu durumda ne nasıl davranacağımızı biliriz ne de eylemlerimizin sonucunun ne olacağını kestirebiliriz.” (Bauman, 2005, s. 76). Görüyoruz ki postmodern zamanın çocuklarının resmini net çizgilerle ifade etmek çok da mümkün görünmemektedir. Metropol kültürün oluşturduğu, köksüzlük duygusu, farklı dünyalar arasında, yitirtilmiş bir geçmişle bütünleşememiş bir şimdiki zaman arasında kalmışlık duygusunu sorgulamayla birey, gerçek ve hayalî yolculuklarla birlikte, çok farklı zaman ve varlık ritimlerine dayanan bir kimlik oluşturabilir. Ve bu noktada kimliği Bilgin gibi “Belirli bir töze göndermeksizin, bir kurguya, tarihsel olarak oluşturulmuş, inşa edilmiş bir temsiller sistemine dayanmaktadır.” (Bilgin, 1999, s. 78) şeklinde tanımlayabiliriz. Gündelik düşünme alışkanlıklarımızın ve pek üzerinde durulmayan günlük davranışlarımızın altında yatan nedenleri algılamamız, içinde yaşadığımız mekân ve zamanı çok iyi anlamamıza bağlıdır. Çünkü anlamanın peşi sıra yorumlama gelir ve bu, kimliğin oluştuğu, şekillendiği noktadır. Anlam, doğası itibarıyla tartışmaya açık, bireyin algısına göre değişen, değişken ve bir o kadar tartışmaya açık olduğu için politik bir kavramdır. “Anlam nesneleri, etkinlikleri ve mekânları kullanışımız sonucunda oluşur ve belirlenir.” (Chaney, 1999, s. 84-85). Düşünen, gören ve anlayan ve bununla birlikte Gauchet’ye sınırların insanı olan modern insan nasıl şekillenir? Modernliğin geriye dönük tanımları, kimlik stratejilerini potansiyel olarak totaliter kılmaktadır. Etnik veya ulusal kimlikler ile uygarlıkların indirgenemez farklılıklar taşıdığını ileri 82

II. Türkiye Lisansüstü Çalışmalar Kongresi (TLÇK) Bildiriler Kitabı [1. Cilt]  
II. Türkiye Lisansüstü Çalışmalar Kongresi (TLÇK) Bildiriler Kitabı [1. Cilt]  
Advertisement