Page 82

Öteki ile Çarpışma

Günümüzde kimlik kavramı, göç, milliyetçilik, din, cinsiyet araştırmaları ve etnisite araştırmaları, uluslararası ilişkilerde neredeyse vazgeçilmez bir hâldedir. Kimlik arayışının yükseliş nedenlerini bireyselleşme ve küreselleşmenin yaygınlaşmasıyla insanların bir yere tutunma ihtiyacında aramak gerekir. Geleneksel yapıların hızla çözülmesi, aidiyet duygusunun zayıflamasına ve kendi seçimiyle kendini inşa etmek durumunda kalan bireyin boşlukta kalmasına neden olmuştur. “Bu durumda aile, mahalle, etnik veya dinsel gruplar, koruyucu ve güven verici bir çerçeve (yuva fikri) olarak önem kazanmaktadır. Ulusal aidiyet, mantıksal olmasa da -çoğu insan tarafından- psikososyal bir gereklilik gibi hissedilmektedir.” (Bilgin, 2007, s. 270). Yaşama karşı bir güvensizlik vardır ve bunun nedeni; hiçliktir. Hiçlik nerden geldiği ya da geleceği belli olmayan gizli bir tehdit olarak hayatlarımızda yerini alır. Bu tehdit gücü belirsizliğindedir. Artık belirli bir varlık yoktur: her şey her şeyin yerine geçebilir. Ve her şey her şey olarak yeniden üretilebilir. Ve yeni bir kendilik olarak yeniden karşımıza çıkabilir. Her şey bir seçim olarak önümüzde durmaktadır. Bauman’ın da ifade ettiği gibi “Anlam atfetmek kaçınılmaz olarak anlamsızlık atfetmektir; bir kısım insanı önemli görüp seçmek, zorunlu olarak başka birilerinin önemsiz yada en azından daha az önemli olduklarını ilan etmektir.” (Bauman, 2012, s. 42). Bu bir sorumluluk, aynı zamanda da bir risktir. Genel yaygınlaşma eğilimiyle gelen şeyin yol açtığı anlam yitimiyle her şey hayatlarımıza girerken hiçbir şey artık net bir tanıma sahip değildir. Simmel’e göre “İnsan, farklılıkları kaydeden bir varlıktır. Zihni, birbiri ardına gelen anlık izlenimler arasındaki farkla uyarılır… Kalabalığa karışmak,”düşlerden oluşan büyülü bir toplum”a girmek,”dipsiz bir elektrik sarnıcı”na dalmak gibidir.” (Simmel, 2003, s. 12-86). İnsanlar kalabalıklar aktif ve karmaşık kültürel çevrelerini, özellikle de sembolik çevrelerini, kimliklerini, inançlarını ve kültürel bir tarz olarak değerlerini maddi arayışlar içerisinde birleştiren kültürel toparlanmalar ve altüst oluşlarda bir araya getirirler. Kültürel formları yayarak kültür-ötesi, kültürel melezler yaratır. Melez formlar ve türler, tanımlamalarla bilindik hâle gelir. Ama bütün netliğini (saflığını) artık yitirmiştir. Çok farklı dünyaların belki de asla gidemeyeceğimiz mekânları, her gece televizyon ekranlarında bir imajlar kolajı olarak bir araya getirilip gösterilmesi, evimizde, işimizde gittiğimiz her yerde bize eşlik eden internet ve cep telefonlarıyla “bir tür minyatür kaçış fantezileri etrafımızda bize kendilerini sunarlar. Anlaşılan böyle özel hayatın başka bir gerçekliğe giden kaçış yollarının vaadiyle kesintiye uğratıldığı bölünmüş kimlikler olarak yaşamaya mahkûm” (Harvey, 2006, s. 337) bir hâle gelirken ne tam bir Alman, tam Amerikan, İngiliz, Türk ya da Fransız olamazken “içinde yalnız nesnelerin değeri olan yabancılaşmış bir dünyada, insan nesneler arasında bir nesne olmuş: gerçekten, görünüşte nesnelerin en güçsüzü, en aşağılığı durumuna” (Güneş, 1995, s. 11) dönüşür. Gerçek olmayan gerçekliğin yerini alırken insanlar kimlik inşalarını yapay bir alana aktarırlar. Günümüzde sınırlar tam olarak ortadan kalmıştır diyemeyiz ancak sınırlar boyut değiştirmiştir. Giderek yapay bir hâle gelen sınırlar bireyi kendi dar alanında hapsetmese de kendine 81

II. Türkiye Lisansüstü Çalışmalar Kongresi (TLÇK) Bildiriler Kitabı [1. Cilt]  
II. Türkiye Lisansüstü Çalışmalar Kongresi (TLÇK) Bildiriler Kitabı [1. Cilt]  
Advertisement