Page 60

Savaş Çağında Bilim-Devlet İlişkileri

“Orduyla ya da AEC [Atomic Energy Commission] ile araştırma sözleşmeleri yapmayı kabul eden üniversitelerin vay hâline! Bu üniversitelerin memur kadrosu ve öğretim görevlileri, yaptıkları işin silah üretimiyle doğrudan bir ilgisi olmasa bile atom bombası çalışmalarına bütünüyle nüfuz eden FBI gözetimine ve düşünce denetimine razı olmak zorunda kalacaklardır. Bu virüs üniversite kampüsüne bir kez girdikten sonra, zamanla akademik özgürlüklerin tümüne bulaşacaktır. Örneğin Kaliforniya Üniversitesinde hangi bölümde ders verdiklerine bakılmaksızın tüm öğretim görevlilerinden, aksi takdirde görevlerine son verileceği söylenerek bir <<bağlılık>> yemininin altına imza atmaları ve kesinlikle komünist olmadıklarına dair (ki komünist sözcüğü giderek ilerici düşüncelere sahip herkesi kapsayan bir tanım hâlini almakta) ant içmeleri istendi (Stewart’tan akt. Bernal, 2009, s. 113).”

Bu manzaraya ilişkin J. S. Allen ise şunları ifade eder: “Temel araç-gereçleri sağlayan, araştırma sözleşmeleri için büyük fonlar ayıran AEC’nin ve askerî kurumların yaptıkları denetim, bir bütün olarak bilimsel potansiyeli ve özellikle de üniversitelerdeki bilimsel eğitimin temelini etkilemektedir. Tüm bir genç bilim insanları kuşağı, kışla atmosferi içinde silah araştırmalarına yönlendirilmektedir (Allen’den akt. Bernal, 2009, s. 113).”

Görüldüğü üzere bütün bu kargaşa içerisinde bilim adamları daha önce tahayyül bile edemeyecekleri durumların içine çekilmişlerdir. Bu koşullar içinde “Bilim doğrudan doğruya araştırma ya da eğitimle ilgili olmayan endüstri, devlet organları (söz gelimi enerji, çevre, kültür, dış işleri, savunma bakanlıkları) ile tüketiciler ve vergi ödeyenler dâhil olmak üzere toplumdaki birçok farklı grupla çok-yönlü bir ilişkiye girmek zorunda kaldı.” (Mayor, 2008, s. 156-157). Bu yeni ilişkiler ağı bilim için yeni bağımlılıklar yarattı. Günümüzde militer endüstri, devlet talepleri ve piyasa şartları arasında sıkışıp kalmış olan bilim bir ratkingtir. Bilimin içinde bulunduğu koşullar itibarıyla benzetildiği ratkingi Michael Dibdin şöyle tasvir eder: “...ratking, çok sayıda farenin (rat), küçük bir yerde ve çok büyük bir baskı altında yaşamak zorunda kalması durumunda meydana gelen bir şeydir. Farelerin kuyrukları birbirine dolaşır ve kendilerini kurtarmak için ne kadar çabalar ve asılırlarsa onları birbirine bağlayan düğüm de o derece sıkılaşır. Sonunda da sıkıca birleşmiş katı bir hücre yığını hâline gelir. Bu şekilde otuz kadar farenin kuyruklarından birbirine bağlanmasıyla ortaya çıkan yaratığa da “ratking” adı verilir. Bu uyuşmaz yapının hayatta kalmasını bekleyemezsiniz değil mi? Bu, işin en şaşırtıcı tarafıdır. Eski evlerin sıvalarında yahut samanlıklarının zemini altında görülen ratkinglerin çoğu, sağlıklı ve gelişim içindedir. Öyle anlaşılıyor ki bu yaratıklar, duruma uyum sağlamak için bayağı bir evrim geçirmişler. Bu, hâllerinden memnun oldukları anlamına da gelmiyor! Gerçekte onların keşfedilme nedeni, sinir bozucu bir ses çıkarıyor olmalıdır. Bir ömür boyu birbirlerine zincirlenmiş olmaları hoş değil. Özgürce koşuşturmak ne kadar da güzel olurdu! Ancak yine de bir şekilde hayatta kalıyorlar. Tabiatın harikası, değil mi?” (Dibdin, 2000, s. 12).

59

II. Türkiye Lisansüstü Çalışmalar Kongresi (TLÇK) Bildiriler Kitabı [1. Cilt]  
II. Türkiye Lisansüstü Çalışmalar Kongresi (TLÇK) Bildiriler Kitabı [1. Cilt]  
Advertisement