Page 59

II. Türkiye Lisanüstü Çalışmaları Kongresi - Bildiriler Kitabı I

s. 423). Bilimin yapısındaki ya da bilim yapma tarzındaki değişikliğin en çarpıcı örneği olan proje bilim tarihi açısından da bir dönüm noktası olma özelliğini taşır. Proje öncelikle bilimin ne kadar yıkıcı olabileceğini gözler önüne sermiştir. Savunma kaygılarının giderek arttığı bir yüzyılda devletler bilimin bu gücüne sahip olmak istemiş ve ona bu amaçla yaklaşmışlardır. Manhattan başka bir şeyin daha habercisidir. Bu haber bilimin bundan sonra giderek daha fazla askerî amaçlar için kullanılacağı ve artık büyük ölçekli hükûmet girişimleri olacağı yönündedir. Rudyard Kipling “Bir savaşın ilk kurbanı her zaman hakikattir.” der (Kipling’ten akt. Virilio, 2003, s. 87). 20. yüzyıl savaşlarında da ilk kurban savaşla birlikte ve kol kola yürüyen bilim olmuştur. Çünkü “İşlemsel araç ile keşif amaçlı araştırma’nın vahim sonuçlar doğuracak şekilde birbirine karıştırılması modern bilimi giderek bir TEKNO-BİLİM hâline getirmiştir. Modern bilim felsefi temellerinden uzaklaşmış ve farklı yollara sapmıştır. (…) Geçmiştekinden farklı olarak ‘hakikatten’ ziyade doğrudan ‘etkililiğe’ bağlı olan bilim, böylece kendi çöküşüne, medeni bir yozlaşmaya doğru sürüklenmektedir…” (Virilio, 2003, s. 7-8). Bilimin konumundaki değişiklikler ise onun yapısındaki değişikliklere paralel şekilde gelişmiştir. Bilimsel araştırmayı askerîleştiren askerî-sınai kompleks Soğuk Savaş döneminde de ülkeler arasındaki silahlanma yarışını tetiklemiş ve devletleri, dolayısıyla bilimi teyakkuz hâlinde tutmuştur. Devletler savunma ve güvenlik gerekçesiyle bilime müdahaleyi meşrulaştırmış ve hatta kurumlaştırmıştır. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanlığı ve Genel Kurmay Başkanlığınının genel adı olan Pentagon, aslında “1940’ların sonunda, sanayinin ileri sektörlerinin sübvasyonunda kamu fonlarının kullanılma aracı olarak kuruldu. (…) 1960’lar boyunca elektronikle ilgili araştırmaların yaklaşık yüzde 85’i Pentagon tarafından finanse edildi” (Chomsky,1998, s. 196-197). Chomsky’e göre temel bilimlere fon sağlayan Pentagon, Amerika’nın sanayi politikasının ve dolayısıyla bilim politikasının örtüsü olmuştur. Yine bu dönemde ilk kez “Amerika Başkanı Beyaz Saray’a bir bilim danışmanı atadı.” (Mayor, 2008, s. 154). Benzer şekilde İngiltere’de “Bilim politikasının saptanmasına yönelik ilk ulusal organ olan Bilim Politikası Danışma Konseyi (ACSP) 1947 yılında Londra’da kuruldu.” (King, 2008, s. 98). Kanada’da ise 1960’lı yıllarda hükûmetin ilgi duyduğu alanlarda yapılan bilimsel çalışmaları senkronize etmek amacıyla hükûmet bünyesinde geniş yetkilere sahip bir bakanlık birimi oluşturuldu. Bu departmanlar bilimin devletle ve politikayla birleştiğini, bütünleştiğini gösteren departmanlardır. Soğuk Savaş döneminde bilim kurumları ve bilim adamları bu departmanlar tarafından sıkı bir şekilde sevk ve idare edilmişlerdir. Söz konusu müdahale özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği’nde çok yoğun bir biçimde olmuştur. Savaşın hem fizik hem de sosyal bilimler üzerinde hükûmetlerin egemenliğini ve denetimini güçlendirdiğini ifade eden İngiliz fizikçi ve bilim tarihçisi John Bernal, “Denetimin en gelişkin olduğu Birleşik Devletler’de üniversitelerin araştırma bölümleri, bütünüyle şirketlerin bağışlarına veya hükûmet daireleriyle yapacakları sözleşmelere bağımlı hâle geldiler.” diye yazar (2009, s. 112-113). Hükûmetlerin üniversiteler ve bilim adamlarıyla yaptıkları sözleşmeler ise işin hangi boyutlarda olduğunu gözler önüne serer. 58

II. Türkiye Lisansüstü Çalışmalar Kongresi (TLÇK) Bildiriler Kitabı [1. Cilt]  
II. Türkiye Lisansüstü Çalışmalar Kongresi (TLÇK) Bildiriler Kitabı [1. Cilt]  
Advertisement