Page 54

Savaş Çağında Bilim-Devlet İlişkileri

meselelerinden ayrı tutulamaz.” der (s. 56). Dolayısıyla bilim sosyal bir fenomendir; sosyal bir dünyada vardır ve ancak onunla birlikte vardır, ondan bağımsız değil. 20. yüzyılda bilimin değişen konumunun ve ortaya çıkan yeni bağımlılık ilişkilerinin yarattığı rahatsızlık bilimin özerkliği ve bağımsızlığı tartışmalarını alevlendirmiştir. Bu tartışmalarda bilime savunma kaygısı ya da askerî gerekçelerle yapılan müdahaleler nedeniyle artık bilimsel ve entelektüel özerklikten ya da özgürlükten bahsedilemeyeceği iddia edilir. Ancak bu iddia bilimin 20. yüzyıldan önce özerk olduğuna ilişkin bir ön kabul içerir. Bilime ve bilim adamlarına 20. yüzyılda yaşanan “bütüncül savaş”ların yarattığı savunma kaygısıyla başlayan ve günümüze kadar artarak gelen büyük müdahalelerle mukayese edildiğinde bilimin ve bilim kurumlarının eski çağlarda “görece” bir özerkliğe sahip olduğu düşünülüyordu. Orta Çağ Avrupası’nın sanatkâr birlikleri esas alınarak modelleşmiş olan üniversiteler, (Bologna’daki gibi) profesörleri çalıştıran öğrenci birlikleri ya da (Paris’teki gibi) öğrencilerden ücret alan usta öğretmen birlikleri gibi laik öğrenci ve usta öğretmen toplulukları olarak gelişmiştir. Üstelik eski üniversiteler eski çağların yazı okulları ya da İslam’daki medrese gibi devletin ya da kişilerin desteğine bağlı olmamıştır. Bunlar devlet kurumları olmamış, yalnızca kilise ve devletin gevşek otoritesi altında farklı yasal ayrıcalıkları olan bağımsız feodal kurumlar olarak kalmıştır. Ayrıcalıklar arasında derece vermek için kurumsal bir hak ve kasabanın denetiminde olmama özgürlüğü bulunuyordu. Özde özerk ve kendi kendilerini yöneten kurumlar olan üniversiteler, buna göre büyük imparatorluklardaki bürokrasilerde tipik olan tam devlet denetimi ile Helenik bilimin tümüyle kişisel karakteri arasında bir noktadaydı (McClellan III, & Dorn, 2008, s. 214). Pasajda belirtilenlerin aksine bilim icra edilmeye başlandığından beri bir patronaja ihtiyaç duymuştur. Orta Çağ’da bu ihtiyacı daha çok kilisenin ön plana çıktığı hamilik sistemi karşılamıştır. Rönesans’la birlikte hamilik sistemine saray destek mekanizması eşlik etmiştir. O dönemde saraylar bilime yalnızca destek vermekle kalmamış aynı zamanda bilimin ev sahipliğini de üstlenmiştir. Rönesans’ta bilimin faal olduğu yerler üniversitelerden çok bu saraylar olmuştır. “Üniversiteler bilimsel devrimde etkili değişim merkezleri değildi. Bilim için yeni anahtar ortam Rönesans sarayları ve saray yaşamı tarafından sağlanmıştır. (…) Özellikle Rönesans İtalyası’nın sarayları başta olmak üzere, bilim için yeni ve tarihsel önemde toplumsal destek sağlayan tam bir koruyuculuk sistemi ortaya çıkmıştır. Kutsal Roma İmparatoru II. Rudolf önce Tycho’ya ve daha sonra Kepler’e Prag’da İmparatorluk matematikçileri olarak destek vermişken Medici saray desteği de Galileo’nun kariyerini ve bilimsel çalışmalarını şekillendirmiştir (McClellan III, & Dorn, 2008, s. 264).”

Söz konusu destek sistemlerinden günümüze doğru gelindiğinde bilime yaklaşım giderek değişmiş ve pratik yararlılık beklentileri artmıştır. Bu tür pratik kaygıların henüz çok fazla ön plana çıkmadığı Orta Çağ’ın hamilik sisteminde, destek verilen bilim adamlarından birtakım 53

II. Türkiye Lisansüstü Çalışmalar Kongresi (TLÇK) Bildiriler Kitabı [1. Cilt]  
II. Türkiye Lisansüstü Çalışmalar Kongresi (TLÇK) Bildiriler Kitabı [1. Cilt]  
Advertisement