Page 35

II. Türkiye Lisanüstü Çalışmaları Kongresi - Bildiriler Kitabı I

Darwinci evrim meta-kavramı da eklenmişti. Bu sayede bir uygarlık olarak Avrupa’nın diğer uygarlıklara nazaran ilerlemesi, hayatta kalmaya en uygun olanın yaşadığı kavramının öne çıkartılması ile meşrulaştırılabiliyordu (Gulbenkian Komisyonu, 2012, s. 37-39). Doğa bilimleri ile beşerî bilimler arasında üçüncü bir bilim alanı olarak sosyal bilimler, 19. yüzyılda ortaya çıktı ve sosyal bilim disiplinleri çeşitli üniversite departmanlarında ancak 1945’lerde bir yer edinebildi. Bu kurumsallaşma süreci 1960’larda da sona erdi (Wallerstein, 2009, s. 175). Sosyal bilimlerin kurumsallaşma süreci devlet-merkezci bir eğilimdeydi ve evrim teorilerinin etkisiyle idiografik alanda yürütülen (tarih, antropoloji, coğrafya gibi) uygarlık karşılaştırmaları çalışmaları, iyimserlik havasına yıkıcı bir darbe indiren dünya savaşlarının ardından terk edildi. Nasıl ki doğa bilimleri beşerî bilimlere üstünlük sağladıysa bu iki bilim alanı arasında konumlanan ve sürekli çekiştirilen sosyal bilimler içerisinde de devlet-merkezci sosyoloji, iktisat ve siyaset bilimi üçlüsünün oluşturduğu nomotetik bilimler üstün geldi (Gulbenkian Komisyonu, 2012, s. 34). Bilgi yapılarında pozitivist şartlandırmalara dayalı sosyal bilim anlayışı ABD’nin siyasal ve ekonomik hegemonyasıyla uyum içerisinde işlese de büyüme, kalkınma ve gelişme gibi adlarla kodlanan evrenselci, ilerlemeci ve sınırsız büyümeye yaslanan bu anlayış 20. yüzyılın son çeyreğinde hayati bir dönüm noktasına geldi. Endüstriyel, demografik ve çevreye ilişkin seyirlerde belirgin biçimde olumsuzlukların ortaya çıkması, mevcut paradigmanın üzerindeki tereddütleri arttırıyor ve birçok haklı eleştiriye maruz kalıyordu (İlgen & Demirel, 2008, s. 128). Belli başlı iki alanda mevcut bilgi yapılarına eleştiri göze çarpıyordu. Bunlardan birincisi, doğa bilimlerinin içerisinden ‘karmaşıklık incelemeleri’, diğeri ise beşerî bilimlerin içerisinden “kültür incelemeleri”ydi. Karmaşıklık incelemeleri ile geleceğin belirsizliğine işaret edilerek denge durumunun istisnai olduğu ve bilimin basitliği değil karmaşıklığı açıkladığı öne sürülerek Newtoncu ön kabullere karşı çıkılıyordu. Kültür incelemeleri ile de determinist ve evrenselcilik anlayışlarının farklı kanallardan eleştiriye tabi tutulduğu gibi sosyal gerçekliği öne çıkaran bir anlayış mevcuttu (Wallerstein, 2005b, s. 76-77). Artık bilime canla başla inanılmıyor hatta küçümseniyordu. Bilim tehlikedeydi; çünkü bildirdiği kesinliklerin yeryüzü için hiçbir anlamı yoktu ve yine yeryüzüne dair söyleyeceklerini “çıkmaz ayın son çarsambası”na erteliyordu (Gasset, 2011, s. 11-12). Yine de ABD’nin siyasi hegemonyası ve ekonomik genişlemesi ile değişen fakat süreklilik arz eden, evrenselleştirici ve nesneleştirici, bunun yanında öngörülebilir sonuçlara ilişkin ilerlemeci ve deneysel yöntemler sadece doğa bilimlerinde değil sosyal ve beşerî bilimlerde o kadar kökleşmişti ki içeriden ya da politik aktivizm yoluyla karşı çıkıldığında bile sağduyusal niteliğini yitirmiyordu (Lee, 2000, s. 233). Bunun en önemli nedeni de örgütsel olarak çok güçlü bir kurumsallaşma üzerine inşa edilmeleriydi. Bu örgütlülük içerisinde kurulan hiyerarşi ile kariyer yönetimi ve prestij dağıtımı kontrol edildiği gibi kamuoyunun da yapılandırılması söz konusuydu (Wallerstein, 2009, s. 83). 34

II. Türkiye Lisansüstü Çalışmalar Kongresi (TLÇK) Bildiriler Kitabı [1. Cilt]  
II. Türkiye Lisansüstü Çalışmalar Kongresi (TLÇK) Bildiriler Kitabı [1. Cilt]  
Advertisement