Page 30

Wallerstein’de Tarihsel Kapitalizm ve Sosyal Bilimler

hip olsalar da gerçeğe ve kesinliğe evrensel yasalar içinde akılla ulaşılabileceğini varsayan Newton, Locke ve Descartes’in kodladığı bilim anlayışı ilk olarak fizik bilimlerinde uygulama alanı bulmuş olsa da sosyal düşünce ve sonrasında sosyal bilim için içerimleri derin olacaktı (Wallerstein, 1997, s. 47). Her ne kadar sosyal düşünceler modern dünya-sisteminin doğuş anı ve öncesinde var olsalar da sosyal bilimlerin oluşması için 19. yüzyıl Fransız Devrimi akabinde kurumsallaşmasını beklemek gerekecekti; çünkü sosyal bilimler sosyal düşüncelerden daha fazlasıdır. Politik felsefenin kuramcıları olarak Machiavelli, Bodin, Spinoza, More, Hobbes, Locke, Montesque Rousseau, ekonomi felsefesinden de Hume, Adam Smith, Malthus, Ricardo, John Stuart Mill, Marx gibi isimler 17. ve 18. yüzyıllara damgalarını vursalar da sosyal düşünceleri temsil ettiler. Bunun nedeni, 19. yüzyılda tanımlandığı biçimiyle sosyal bilim, değişimin anlaşılabilmesi ve değişimi etkileyebilmek amacıyla sosyal dünyanın özgül yapılar içinde kolektif kişiler topluluğunca ampirik incelenmesine dayanır. Bundan dolayı sosyal bilim yalnız başına çalışan sosyal düşünürlerin ürünü değildi (Wallerstein, 1997, s. 30-31). Hollanda hegemonyasını da içine alan, modern dünya-sisteminin başlangıcında önemli merkezlerin de içinde bulunduğu Portekiz, İspanya dönemlerinde, yani 1450’lerden başlayıp 1650’lere değin süren zaman içerisinde sosyal düşüncelerle klasik diyebileceğimiz bilim görüşü iki şekilde kuruldu. Bunlardan ilki Newton modeliydi ve geçmiş ile gelecek arasında simetri öngörüyordu. Buna göre geçmiş ve gelecek birbirinden ayrılmıyor ve her şey sonsuz bir bugün de var olduğundan kesin bilgiye ulaşmak için Tanrı’ya ihtiyaç yoktu. İkincisi ise doğayla insanlar, madde ile akıl, fiziksel dünya ile manevi dünya arasında köklü ayrımlar bulunduğuna dair Kartezyen görüştü (Gulbenkian Komisyonu, 2012, s. 12). Hollanda hegemonyası ile oluşturulan modern dünya-sisteminin jeokültürü olan liberal düşünceler bu Newton & Descartes birlikteliğinin ürünüydü. Modern dünya-sisteminin gelişimi içerisinde toplum sekülerleştiriliyordu ve zamanla oluşturulan liberal jeokültür, bilgi dünyasında da kendini iki adımlı bir süreç olarak dışavurdu. İlk adımda ilahiyat reddedildi ve yerini felsefe aldı; yani bilgi kaynağı olarak Tanrı’nın yerini insanlar aldı. Böylece Tanrı’nın bilgisini özel bir şekilde edinen din adamlarının yerine doğa yasalarını özel bir biçimde kavrayan insanlar dikkate alınmaya başlandı. İkinci adımı temsil edenler ise alttan alta felsefenin spekülatif tümdengelimini gerçek bilgiye ulaşmada yetersiz görüyorlardı ve “bilim” adını verdikleri bilgi biçiminin tek rasyonel ve kabul edilebilir biçim olduğunu ileri sürüyorlardı. 18. yüzyılda bilgi yapıları içerisinde bu ayrım iyice netleşti ve felsefe de ilahiyat gibi reddedildi (Wallerstein, 2009, s. 203-204). 13. yüzyıla kadar geriye giden bilim, her şeyin oldukları gibi olduğunu ve şeylerin nasıl meydana geldiklerini en özlü biçimde ifade etme kurallarının aranmasıdır. Böylece belirlenimci (determinist), doğrusal ve özlü bir method çerçevesinde şekillenen bilim anlayışı ve evrenin birçok alanını -bu alanların sonuncusu insan dünyasıdır- kendine araştırma konusu edinerek himayesi altına aldı (Wallerstein, 2009, s. 355). 29

II. Türkiye Lisansüstü Çalışmalar Kongresi (TLÇK) Bildiriler Kitabı [1. Cilt]  
II. Türkiye Lisansüstü Çalışmalar Kongresi (TLÇK) Bildiriler Kitabı [1. Cilt]  
Advertisement