Page 1

okulgastesi boğaziçi’nin mütevazi

ama ciddi, “yerel” gazetesi

Biraz da ciddiyet! “Sakallı Celal” hiçbir şeye kolay razı olmayan ama hiç de sinik olmayan tavrıyla unutulamayan bir şahsiyet olmuş. Zamanında Ankara Sultanisi’nde (ünlü bir lise) müdürlük yaparken kendisinden öğrencileri mezun etmek konusunda “müşkülpesent”, yani fazla titiz davranmaması istendiğinde “Ankara Sultanisi boyacı küpü değildir” diye yanıt vermiş. Bu olay üzerine kendisini bakanlık emrine alan ve bir daha düşünmesini isteyen Maarif Vekili Hamdullah Suphi’ye pervasızca, “Tanzimat ilan ettik olmadı, Meşrutiyet ilan ettik olmadı, Cumhuriyet ilan ettik olmadı. Biraz ciddiyet ilan etsek ne dersiniz?” diye cevap vermiş. Bugün Sakallı Celal’in çağrısının önemi daha da açığa çıkıyor. ODTÜ olayları, ülkenin dezenformasyon ve laf kalabalığıyla yönetildiğine, çeşitli kademelerdeki “müdür”lerin de kendilerinden istenenleri şevkle yerine getirdiklerine şahit olmamıza yol açtı. Biz bu sayımızda Sakallı Celal’in çağrısına uyarak ciddileşiyoruz. Sakallı Celal tarzında ciddileşiyoruz. Kendisi çöpçü ücretlerinin düşüklüğünü protesto etmek için İstanbul’un en lüks semtlerini smokin giyerek süpürmüş zamanında. Evet, taşın altına elimizi sokmak, paçaları sıvayıp suya girmek, öğrenci olmanın, üniversitenin bir mensubu olmanın sorumluluğunu üstlenmek durumundayız. Nasıl bir üniversite istediğimizi tartışmalı, hatta bu üniversiteyi inşa etmeye başlamalıyız. Bu sayıdaki ciddi, düşünceli yazılarımızla ve güvenilir haberlerimizle umudumuzu ve neşemizi çoğaltmak istiyoruz. Yeni yılda neşenizi hiç kaybetmeyin.

2013 GELDİ H O Ş GELDİ SAYISI

u okulgastesi Sayfa 6-7-8-9

Yeni YÖK Tasarısına

Boğaziçi Tepkisi Benim Rektörüm Değil! ODTÜ sonrası nerede ne oldu?

Boğaziçi’nin İlkeleri, Öğrencinin ilkeleri: Bir karşılaştırma denemesi

Felsefe’ye Öğrenci Müdahalesi Öğrenci Kooperatifi yolda Bir protesto esnasında

Sakallı Celal


Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) tarafından hazırlanan ve kamuoyundan görüş alınması için deklare edilen, kısaca “Yeni YÖK Yasa Tasarısı” olarak ifade edebileceğimiz metin, YÖK’te “reform” girişimi olarak kamuoyunda karşılık buldu. Bu yeni YÖK tasarısına ilişkin çeşitli üniversitelerden, STK’lardan, öğrenci temsilciliklerinden, asistanlardan vb. görüşler alındı. Bu görüşler çerçevesinde, yeni YÖK’ün daha katılımcı ve demokratik bir şekilde oluşturulacağı “izlenimi” yaratıldı.

bu tasarının üniversitenin sonu olduğunu, ve eski/ yeni YÖK’e karşı hazırladıkları “Öğrenci İlkeleri”ni anlattılar.

Akademik ilkeler Örneğin, üniversitemiz senatosunca deklare edilen “Kamu Üniversitesi İlkeleri” ve “Boğaziçi Üniversitesi’nin Görüşleri” başlıklı metinler, yeni YÖK’ün doğrudan “üniversite”yi hedef aldığı, ve tasarının içinde “Üniversite”nin olmadığını açıkça dile getiriyordu. Dolayısıyla, yeni Tasarının ayrıntılarını tartışmaktan ziyade Tasarının kendisini, yani ilkelerini tartışmanın gerekli olduğunu söylüyordu. Bu şekliyle tasarı üniversitenin sonu anlamına geliyordu, ve bu açıdan tasarıya temelden bir “hayır” demek gerekiyordu.

Kulüp tepkisi Boğaziçi’nde çeşitli kulüpler YÖK tasarısına karşı bir platform oluşturdular, ve yine çeşitli başka kulüpler ODTÜ’de yaşanan polis şiddetini kınayan bir açıklama yaptılar. Fakat bu iki süreç, bütün kulüplere çağrı yapılarak, katılımcı ve tartışmalarla dolu bir şekilde yürütülemedi. Platform, 5 kulüp ve 1 topluluğun yan yana gelmesiyle oluştu, bir çok kulübün haberi bile olmadı. Metin ise 2 kulübün yazdığı ve diğerlerinin imzaladığı bir metin oldu, yazım sürecine diğer kulüpler katılamadı.

YÖK başkanı okuldaydı 16 Kasım 2012 tarihinde, üniversitemizde, YÖK başkanı Gökhan Çetinsaya’nın da katıldığı ve Öğretim Elemanları Derneği tarafından düzenlenen bir toplantı yapıldı. Bu toplantıya, Boğaziçi üniversitesi akademisyenlerinin yanı sıra farklı üniversitelerden akademisyenler, asistanlar, çalışanlar ve öğrenciler de katıldı. Toplantıda söz alan bütün akademisyenler, asistanlar ve öğrenciler, kendi pozisyonları üzerinden tasarıyı eleştirdiler. Üniversitemiz rektörü Gülay Barbarosoğlu ve rektör danışmanı Fikret Adaman’da kamu üniversitesi ilkelerine paralel bir şekilde tasarıyı eleştirdiler. Asistanlar 50-d uygulamasını, öğrenciler ise tasarıda öğrencilerin bulunmadığını, 2

Öncelikle, YÖK tasarısına karşı üniversitemizde kulüplerin yan yana geldiği bir insiyatifin oluşması çok önemli. Fakat bu insiyatif, olabildiğince çok kulübü, yalnızca imzalarıyla değil, üyeleriyle birlikte kapsamalı, yani katılımcı olmalı. İkinci olarak, bu katılımcılık demokratik bir platform çerçevesinde gelişmeli. Ve son olarak, bu katılımcı ve demokratik ilkelere bağlı olarak gelişecek insiyatif, her öğrencinin katılımına açık olmalı, dışlayıcı olmamalı. Bu şekilde, YÖK tasarısına karşı birleşik ve güçlü bir öğrenci insiyatifi geliştirilebilir, ve yeni bir üniversite tahayyülü kurulabilir. Okul Gastesi’nin yeni sayısında, bu insiyatifin haberini yazmak dileğiyle! Umut Kocagöz

Yeni YÖK tasarısının yakın bir gelecekte meclise geleceği, ve büyük ihtimalle de kabul edileceği söylentileri dolaşırken, önce ODTÜ’de gerçekleşen direniş, ve sonrasında özellikle Mimar Sinan ve Galatasaray Üniversitelerindeki öğrenci ve akademisyenlerin birlikte yürüttüğü mücadeleler, bu tasarının aslında üniversite bileşenlerinin (akademisyenler, öğrenciDurum böylesi bir “izlenim”den ibaretti, çünkü tasa- ler ve çalışanlar) kendi tasarıları olmadığını ortaya rının tartışılan kısmı, tasarının “genel ilkeleri”ni değil, koydu. Öyleyse, üniversite bileşenlerinin nasıl bir yalnızca bu ilkelere bağlı olarak gelişen ayrıntıları üniversite tahayyül ettiğini, ve bu üniversitenin topkapsıyordu. Bu durum farklı üniversiteler ve üniver- lumla nasıl ilişki kuracağını yeniden formüle etmesi site bileşenleri tarafından sıkça dile getirildi. gerektiği söylenebilir.


Benim rektörüm değil! ODTÜ sonrası nerede ne oldu? GSÜ: Mete’nin kolu kırıldı Galatasaray Üniversitesi’nde de benzer bir tepki gösterildi. 200 akademisyenden 150’ye yakının ortak bir metinle “benim rektörüm değil” dediği üniversitede 1 günlük ders boykotu yapan öğrenciler ve akademisyenler, bu boykot süresince derslere girmeyip üniversite meydanında toplandı. Burada, herkesin söz alıp fikirlerini aktarabildiği bir forum yapan öğrenciler ve akademisyenler, sonrasında GSÜ rektörünü “aşağı indirerek” metne neden imza attığını sordular. Utangaç bir özür dileyen rektör, sözlerinin yanlış anlaşıldığını ifade etse de, öğrenciler rektörün istifa etmesi gerektiğini tekrar etti. Rektör işine, öğrenci ve akademisyenler ise mücadeleyi büyütmeye devam ediyor. (Bu arada GSÜ’deki öğrencilere desteğe giden Boğaziçi’nden Mete arkadaşımızın kolu güvenlik görevlilerinin kapıyı kapaması üzerine sıkışarak kırıldı. Kendisine geçmiş olsun diyoruz.)

ODTÜ’de yaşanan polis şiddeti sonrası başta ODTÜ rektörlüğü olmak üzere, ve hemen sonrasında Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyelerinin toplu imzaladıkları metinle, ODTÜ öğrencilerine sahip çıkan ve polis şiddetini kınayan açıklamalar yapıldı. Gelişen bu tepki, karşıt bir etkiye yol açarak, bir çok üniversite rektörlerinin ODTÜ öğrencilerinin “uyguladığı şiddeti” kınayan açıklamalar yapmasına neden oldu. GSÜ, MSGSÜ, İTÜ Marmara ve İstanbul Üniversitesi rektörlerinin yaptığı ortak açıklama, kamuoyuna bomba gibi düşerken aynı zamanda önemli bir tartışmayı da ateşledi. Dersim’de de tepki Kar tatili, final dönemi derken, Tunceli ÜniversiteMSGSÜ: Videoyu izlemedim! si’nden öğrenciler de “benim rektörüm değil” diyeBu açıklamada, öğrencilerin uyguladığı şiddet kına- rek toplanmak istedi, fakat rektör, öğrencilerin bu nıyordu. Olabilir. Fakat burada bu açıklamaya karşı, toplanmasına izin vermeyerek çevik kuvvet polisini gerek öğrenciler cephesinden, gerekse de akade- ve sivil polisleri içeri soktu, öğrencileri tartaklattı, misyenler cephesinden çok ciddi tepkiler oluştu- gözaltına aldırdı. Bunun üzerine öğrenciler sınavları ğunu söylemeliyiz. Örneğin, MSGSÜ üniversitesi boykot etme kararı alarak üniversitede hayatı duröğrencileri ve hocaları, “benim rektörüm değil” di- durdu. Üniversite Senatosu öğrencileri kınayan imyerek MSGSÜ rektörlüğünü fiilen işgal etti, rektörün zayı yeniden görüşmeyi kabul etti. Gaste’miz yayına odasından çıkıp herkesin önünde zorunlu açıklama hazırlanırken süreç devam ediyor. yapmasına sebep oldu. Bu açıklamada rektör, “olaylara dair görüntüleri izlemedim, metin geldi, imza Daha adını anamadığımız bir çok üniversitede, öğattım” tarzında bir açıklama yaparak işin vehametini renciler ve zaman zaman da akademisyenlerin katılgözler önüne sermiş oldu. Öğrenciler ve akademis- dığı protestolar, forumlar, eylemler sürüyor. “Benim yenler, rektörün bu açıklamasının kendilerini bağla- Rektörüm Değil” diyen üniversite bileşenleri, adil, madığını, rektörün böyle “üniversite adına” açıklama demokratik ve katılımcı bir üniversite yönetimi isteyapma yetkisinin olmadığını, bu imza ve garabet diklerini ortaya koyuyor. açıklamadan dolayı istifa etmesi gerektiğini söylediler. Rektör işine, öğrenci ve akademisyenler ise mücadeleyi büyütmeye devam ediyor. 3


Boğaziçi’nin İlkeleri, Öğrencinin İlkeleri: Bir karşılaştırma denemesi YÖK’ün Yeni Yasa Taslağı, üniversite bileşenlerini yüksek ğretim üzerine yeniden düşünmeye teşvik etti. Eğitimin ilkeleri yeniden tartışılıyor. Öğrencinin ilkeleri Öğrencilerin öncelikli bahsettikleri Özgürlük İlkesi, YeniYÖK’te yer alan özerklikle ilgili kısma alternatif oluşturacak nitelikte. Burada öğrenci üniversitenin özgürlüğünü, bilimsel üretim ve tartışmanın tümüyle özgür olması üzerinden kuruyor. Aslında bu konuyla ilgili Boğaziçi’nin ilkelerinde de aynı ayrıntıyı yakalayabiliyoruz. Bunu üniversitenin işlevlerinin sağlıklı yerine getirmesinin özgür ve özerk bir ortamda mümkün olduğu üzerine yapılan vurguda Senatonun hazırladığı metin Peki ne diyor bu metin? Öğrenciler için karşılığı ne? görüyoruz. Metinde öncelikle bir genel değerlendirme yapı- Öğrencinin ilkelerinde Özyönetim İlkesinden de lıyor. Öğretim elemanları mevcut YÖK yasasının bahsediliyor. İşte tam bu ilkede Boğaziçi’nin ilkeledeğişmesi gerekliliği konusunda hemfikir. Aynı za- rinde bahsedilmeyen bir şeyle karşılaşıyoruz; Öğmanda taslağın içinde bulunan idari ve mali özerklik rencinin özörgütlenmesinin gerekliliği. Öğrencinin ve öğretim üyeleri için düşünülen ücretli araştırma ilkelerinde üniversiteyi öğrencilerin, öğretim görevizninin de bir güzellemesi yapılıyor. Öğrenci cephe- lilerinin ve çalışanların (akademik topluluk) özörsinden de olumlanabilecek bu kısımların yanına bir gütlerinin yönetebilirliğinden bahsediyor. Fakat Boparantez açmak gerekli –ki öğretim üyeleri de bunu ğaziçi’nin ilkelerinde öğrencinin varlığı bu noktada yapıyor ve “Üniversitelerin bilim, düşünce ve tekno- atlanıyor. Bunun sıradan bir eksik bırakma olarak mı loji üretme uğruna kaynak tahsis edilmesi gereken yoksa Boğaziçi’nin ilkelerinde de eski/yeni YÖK’ün kurumlar olarak değerlendirilmesi gerekirken, me- üniversiter alanın yönetiminde okul yönetimlere tinde [taslaktan bahsediliyor] vurgu üniversitenin verdiği yetkilerin korunması temelinde mi öğrenci kaynak üretmesi üzerine yoğunlaşmaktadır.” diyor. es geçiliyor bu konuda tahmin yürütmek zor. Ancak Aslında hocaların yaptığı bu tespit çok yerinde; za- sonuç olarak elimizdeki metinde öğrencinin ve öğten taslakta geçen “performans değerlendirmesi”, rencinin yönetime katılımı/kontrolü/özyönetiminin “rekabet”, “akademik başarı puanları” gibi kavram- atlanmasının Boğaziçi’nin İlkelerindeki büyük bir lar yeni yasa taslağının üniversiteleri nasıl bir şirket eksiklik olduğunu söyleyebiliriz. mantığıyla kurguladığının açık bir göstergesi. Buna Öğrenciler yeni bir üniversite için öngördükleri Kabir de “kâr getirmeyen” enstitü ve bölüm-fakülte- musallık İlkesiyle YeniYÖK’te var olan toplumsal lerin kapatılabilme ihtimali eklenince, yeni yasanın hizmet ilkesine bir alternatif oluşturuyor. Bu ilkede üniversiteye nasıl bir açıdan baktığı daha da net gö- belirtilerin ilkenin paylaşım esasları ve eğitim hizrülebiliyor. metinin sunumuyla ilgili kamusallığa Boğaziçi’nin Boğaziçi Üniversitesi Senatosu ve Öğretim Görevlileri Yeni YÖK yasa tasarısına karşı sessiz kalmadı Yapılan forumlar, forumlarda gösterilen tepkiler ve internet üzerinden yayınlanan Boğaziçi’nin İlkeleri diye adlandırabileceğimiz “Boğaziçi Üniversitesi’nin Temel İlkeleri: Kamu Üniversitelerinin yapı ve İşleyişi” başlıklı metin Boğaziçi’nde öğrencilerin olduğu kadar öğretim üyelerinin de bu konuda söyleyecekleri olduğunu gösteriyordu.

Boğaziçi’nin (Akademinin) İlkelerinin yanında elde bir de 6 Kasım’da Beyazıt’ta çeşitli üniversitelerden öğrencilerin düzenledikleri bir forumla belirledikleri “Öğrencinin İlkeleri” metni var. Tabii öğrencinin ilkelerinin her alanda tartışılarak genişletilmesi, değiştirilmesi, yenilenmesi mümkün. Fakat şu anda elde sadece bu metin buunduğu için Boğaziçi’nin İlkelerinin ve Öğrencinin İlkelerinin küçük bir karşılaştırmasını yapacağız.

4

ilkelerinde biraz daha genişçe yer veriliyor ve öğrenciler arasında sosyo-ekonomik kaynaklı eşitsizliklerin yükseköğretime yansımalarının yok edilmesi için yapılması gerekenler olduğuna da değiniliyor.

Öğrenciler Eşitlik İlkesiyle YeniYÖK’teki çeşitlilik ilkesine alternatif oluşturmak bir yana onunla hesaplaşmayı da sağlıyor. YÖK Tasarısı çeşitlilik ilkesiyle gelişmişlik-gelişmemişlik (yani kurumsallaşma) üzerinden bir çeşitlilikten bahsediyor. Bu çeşitlilik


aslında eğitim pazarını genişletme niyetine denk düşüyor. Boğaziçi’nin ilkelerine baktığımızdaysa bu konu biraz çetrefilli kalıyor. Çünkü Boğaziçi’nin kurumsallığı ve bunun getirilerinden vazgeçemeyen “köklü üniversite” elitizmi gözden kaçmayacak düzeyde ortaya çıkıyor. Ayrıca eşitlik ilkesinde belirtilen/çeşitlendirilen akademi ve toplum içindeki eşitsizliklere de (cinsiyete, sınıfa, cinsel yönelime, etnik kökene dayalı eşitsizlikler) Boğaziçi’nin ilkeleri içinde çok net bir şekilde rastlayamıyoruz. Ve öğrencilerin son ilke olarak belirttikleri Dayanışma İlkesi bir nevi kamusallık ve eşitlik ilkelerinin devamı niteliğinde ve onları bir noktada pekiştiren cinsten. Bu ilkede öğrenci üniversitenin içinde bulunduğu toplumun eşitsizliklerinden, problemlerinden kendini soyutlayamayacağı ve tarafsız kalamayacağından bahsediyor. Aynı tarz bir söylemi Boğaziçi’nin ilkelerinde toplumsal hizmet ilkesi olarak görüyoruz. Madde de yükseköğretim kurumlarının sosyo-ekonomik ve politik sorunların çözümüne yönelik olarak doğrudan veya dolaylı katkı yapılma-

sından bahsedilmekte. Özet olarak şunu söyleyebiliriz, YeniYÖK ne akademiyi, ne öğrencileri tatmin edecek durumda. Öğrenciler ve hocalar ise üniversite üzerine kendi tartışmalarını geliştirmekle meşgul. Fakat şunun da üzerinde durmanın gerekli olduğunu düşünüyorum; akademik topluluk kendi taslaklarını hazırlarken akademideki diğer bileşenlerin varlığını da es geçmemeli. Boğaziçi’nin ilkler metninin bu konuda gözden geçirilmesi gerekli. Üniversitenin ve eğitimin gelecekte nasıl bir şekil alacağı konusunda akademik topluluğun yapacağı tartışmanın değeri gayet açık. Bu iki metin de bu tartışmaya katkı anlamında elimizde bulunan en önemli metinler olarak görülebilir. Elbette ki burada yaptığımızdan daha derinlikli değerlendirmelere ihtiyaç vardır. Bu küçük karşılaştırma da bu ihtiyacın bir ifadesi olsun. Mert Kaya

Felsefe’ye Öğrenci Müdahalesi Felsefe öğrencileri bölümde açılacak derslere öğretim üyeleriyle birlikte karar veriyor. Ekim sonunda felsefe bölümü hocaları ve öğrencileri arasında yapılan “bölüm değerlendirme toplantısı” sonrasında felsefe bölümü öğrencileri öğrenciler olarak kendi aralarında bir toplantı daha yaptılar. Bu toplantıda, bölümün genel durumu ve gidişatı üzerine değerlendirmelerde bulunan öğrenciler, bölümde açılmasını istedikleri derslere dair yaptıkları tartışmayı bir ankete çevirerek bütün bölüm öğrencilerine ulaştırdı. 75 öğrencinin katıldığı anket, felsefe öğrencilerinin genel ve özel eğilimlerini belirlemek, hangi derslerin açılmasının istendiğini araştırmak, ve bölümde öğrencilerin rahatça kullanabilecekleri bir odanın olması talebini tartışmak

gibi meseleleri kapsıyordu. Anket sonucunda, felsefe bölümünün genel eğiliminin dışına çıkan Felsefe ve Edebiyat, Estetik, Özgürlük, Kıta Felsefesi gibi derslerin açılmasına dair bir talep ortaya çıktı. Ayrıca öğrencilerin rahatça toplanabileceği ve bölüme, hayata, felsefeye ve şiire dair muhabbet edebilecekleri bir oda talebi belirmiş oldu. Bu anket sonuçları hem tek tek hocalara iletildi, hem de bölümün önümüzdeki dönemki eğilimini belirleyecek toplantıya sunuldu. Bazı bölüm hocaları öğrencilerin taleplerini karşılayacak şekilde dersler açmayı kabul etti. Önümüzdeki dönem felsefe bölümü dersleri “biraz daha” renkli olacak. 5


u okulgastesi Neden böyle? Çünkü, öyle... Sonra bilmediğimiz sebeplerden kalemlerimizin rengi sadece siyaha ve kırmızıya dönüştürüldü. Kimse mor kullanmadı veya başka herhangi bir renk. Öğretmen kullandığımızda kızardı ve haklıydı. Neden haklıydı? Çünkü öyleydi. İlkokulda şahit olduğum bir olay geldi aklıma. Bir arkadaşım haksız yere dersten kovulmuştu ve hakkını aramak için müdür yardımcısının odasına gitmişti. Hakkını aramayı düşünecek kadar temiz daha hiçbir şeyle doldurulmamış pırıl pırıl bir beyin. Müdür yardımcısının odada ona dediği şu: ’’Olur böyle şeyler. Büyüğün o senin, özür dile de kapansın konu.’’ Sonunda öğretmenden özür dileyerek çıktı odadan. Hakkını aramanın devamının getirilebileceğinden bile habersiz olunan yaşlar daha. Sonra bilmediğimiz sebeplerden kalemlerimizin rengi sadece siyaha ve kırmızıya dönüştürüldü. Kimse mor kullanmadı veya başka herhangi bir renk. Öğretmen kullandığımızda kızardı ve haklıydı. Neden haklıydı? Çünkü öyleydi. Öğretmen yanından geçerken saçlar toplandı, bröveler yukarı çekildi. O yaşlarda başlandı üstlerin önünde ceket düğmesi iliklenmeye. Saygı duymaktan anlaşılması gerekenin birinin önünde eğilmek olduğu öğretildi. Peki, neden pek de itiraz etmeden yapardık bunları? Çünkü öyleydi. Açık açık söylenmedi bunlar hiçbir zaman, sebepleri açıklanmadı. ‘Çünkü öyle’ ye öyle bir inandık öyle bir yer etti o laf beynimizde bir yerden sonra sorgulamamaya başladık. Daha da ısrar edersen neden diye alacağın cevap ‘Kurallar böyle.’ oldu hep. O kadar kapalı laflardı ki içine girip sorgulanamıyordu bile. Ne zaman enteresan bir fikir atsan ortaya susturulup oturtuldun. Kimileri pes etti bu yüzden kimileri de hiç bulaşmamıştı zaten. Pes etmeyip de devam edenlerin genelde canı yandı. Ama bünye ona da bağışıklık kazandı. Yavaş yavaş oluşmaya başladı böylece toplumun küçük bir versiyonu çocuk yaşlarda, çocuk beyinlerde. Bu durum böyle gelmiş böyle giderdi. Değişmezdi bu düzen. Kimilerinin başı yanardı.-genellikle çok soranın- Neden peki? Çünkü öyleydi. Ee 6

neden peki, neden? Çünkü hayatın kuralıydı bu. O oluşmuş değil yapılandırılmış olan küçük topluluk aynı şekilde devam etmekte bu okulun sınırları içinde de. Biz Kilyoslular olarak onun iyice ufak bir parçasıyız. Yaşamak zorunda olduğumuz bir yerde, merkezinden uzak bir kısmındayız şehrin. Hadi hepimiz sevinç içinde geldik bu okula hatta birçoğumuz inanamadık bile kazandığımıza ve bu uzaklığı sorun etmedik tabi ki de. ‘’Aman canım Boğaziçi’ndeyim işte seneye de bitecek nasılsa. Bir sene ne olacak ki katlanırım nasılsa.’’ dedik. Zaten hak aramaya alışmamış bünyeler olarak buna hiçten laf etmedik. Her güzelin bir kusuru olurmuş deyip geçtik. Okulun açılmasının üstünden yaklaşık 4 ay geçti ve sonunda anladık ki bunu çekmek zorunda değiliz. Bu konu üzerinde konuşulmaya başlanamadı bile ne yazık ki çünkü önümüzde daha büyük bir engel olan ve hala çözüme kavuşturulmamış bir ‘otobüs’ sorunumuz var. Düşünün ki aylardır sesimizi duyurmak istediğimiz hala duyuramadığımız bir sorun, başka problemlerimizden bahsetmeye fırsat bırakmayan bir sorun yani gerçekten büyük bir sorun. Yapmak istemekle yapmanın ayrı şeyler olduğunu düşündürebilirsek bu yazıyla ne ala. Gençlerin sözlerinin ve isteklerinin hatta zaruri olanların bile kale alınmadığı bir hayat yaşamaya devam ediyoruz. Biz hala otobüs saatleriyle ilgili bir çalışma yapılmasını istiyoruz ve bu konuda hakkımızı istemeye devam ediyoruz. ‘’Neden peki?’’ diye sorarsanız vereceğimiz tek cevap: Çünkü öyle. Bize mantıklı açıklamalarla gelmeyenlere ve mantıklı sebeplerle gittiğimizde geri çevirenlere verilebilecek son cevabımız bu artık. İkinci olarak değinmek istediğim konu kampüste yaşanan hırsızlık olayları. Bunları yapanların kim ol-


u Ufak bir HATIRLATMA!

Dönem başında tepkilerimiz sonucu okul yönetiminden Kilyos’taki ulaşım sorununun çözümüne dair aldığımız sözlerin takipçisiyiz.

Kilyos’ta ilk dönemin başlarında, otobüs sorunun ilk hissedilir olduğu zamanda Kilyos’dan öğrenciler, kendi aralarında toplantılar yapmış, imza toplamış ve sonuç olarak da rektör yardımcısı Fikret Adaman’la görüşmeler yapmışlardı. Bu görüşmeler sonucunda yapılacaklar ve yapılabilecekler konusunda bazı fikirler gelişti. Vaatlerin çoğu için Kasım-Aralık aylarının beklenmesi gerektiğini de eklemişti. Aralık ayını da bitirdiğimiz bu günlerde ise bisiklet konusunda söylenenlerin dışında pek bir gelişme göremedik. Kilyos’ta’ Öğrenciler, yaptıkları işin arkasındalar ve söylenenleri bir kez daha hatırlatıyor ve en kısa zamanda gerçekleşmesini bekliyorlar;

• 2013 yılı bütçesi için Sarıtepe Kampüsü’nde kullanılmak üzere büyük (25 kişilik) bir minibüs aracı sipariş verilmiş, hükûmetin yeni yıl bütçesiyle üniversite ocak ayında bu aracı alabilecek. • Otobüs saatleri, dersten çıkış saatlerine göre ayarlanacak. • 152 numaralı Kısırkaya-Zekeriyaköy-Sarıyer-Hacıosman Metro arasında çalışan ve kampüsün önündeki Plaj Yolu durağından geçen otobüs hattına mekik seferleri entegre edilecek, bu sayede 59RK dışında her 40 dakikada bir kalkan başka bir alternatif sefere ulaşma imkânı sağlanacak. • Sarıyer Belediyesi’nin Hacıosman Metro’ya kadar giden servisi Sarıtepe Kampüsü’nden başlatılabilir, üniversite yönetimi bu konu üstünde ocak ayına kadar Sarıyer Belediyesi’ylemutabakata varmaya çalışacak. • Güney Kampüs’ten ilk kalkan otobüsün başka bir yerden derse gelmek isteyen öğrencilerin yetişmesini sağlayacak şekilde zamanlaması yapılacak. KİLYOS’TAN ÖĞRENCİLER

duğunu bilmiyoruz ama tahmin edebiliyoruz. Nabza göre şerbet vermenin öğretildiği birileri, ceket ilikleme konusunda eline su döktürmeyecek birileri. Yani bizden birileri. Bir insanın karakterinin oluşumunda çok önemli bir yeri vardır okulun. Doğruyu yanlışı çoklukla orada öğreniriz. Yanlışları öğretmenin makbul sayıldığı günümüzde çeşitli yanlışlarla büyümüş çocuklar bunlar da. Tek sebep bu değil tabi ki de bu olayın başka birçok sebebi var fakat önemli olan bizim değiştirebileceğimiz, bizim de etkili olduğumuz kısmı es geçmemek bu da o kısımlardan biri. Güvenlik açısından bakacak olursak durum çok vahim. Yurtlardaki güvenlik görevlilerine biraz hak verebiliriz her an her şeyi didik didik edemezler, katlarda belli bir yere kadar önlem alabilirler. Ama okul bina-

sı için de yaşanan bu olayın engellenememe sebebi nedir? Orada bile engellenemiyorsa güvenliğin bu okuldaki görevi nedir? Küçük veya büyük hepimizin kendince dertleri var. Ve şu an aktarmaya çalıştığımız buradaki yaşantımız için gerçekten önemli bir yere sahip olanlar. Bizim istediğimiz dertlerimizin dikkate alınıp çözüm üretilmesi. Biz anlaşılmayı veya yardımcı olmaya çalışılmasını istemiyoruz artık. Bizim istediğimiz şey bunların belli bir sonuca ulaşılması. Birbirimize ‘’Neden peki?’’ sorusuyla geldiğimiz sürece sonuçlanmayacak şeyler olduğunu gayet iyi biliyoruz ve artık sonuçları görmek istiyoruz. Nihan Erbayraktar


u Hırsız var! Kilyos kampüsü öğrencileri zora sokan bir hırsızlık olayıyla çalkalandı.

Deprem, kar, girdap, fırtına ve muhtemelen hayatınızda neredeyse hiç görmediğiniz kadar kuvvetli bir rüzgar. Bu yönden bakıldığında Kilyos’un ne kadar iki yüzlü olduğunu bir kez daha fark ediyor insan.

masını bir o kadar zorlaştırıyor. ‘’Öğrenciyiz abi ya’’ diye bir cümle var sonuçta, mali problemleri hayatının her anına yaymış insanları anlatmak için kullanılan. Zaten elde olanla yetinmeye çalışırken, bir de Kıyısında denize girdiğiniz, yemyeşil ormanların fe- üstüne hırsız arkadaşla paramızı paylaşmak oldukça rah havasını içinize çektiğiniz ve ‘’işte yaşamak bu’’ sarsan bir olay oldu. Durum bu iken, temennimiz dediğiniz Kilyos’un kış geldiğinde ‘’yeti’ye’’ dönüş- ikinci bir ‘’paylaşım günü’’ veya ‘’vurgun öğleni’’ yamesini izlediğinizde anlıyorsunuz riyakarlığın anla- şamamak. Bunun için alınması gereken bir çok kişimını. Burada, yemek, giyinmek ve barınmak dışında sel tedbir var. Herkesin bildiği bu tedbirleri burada güvenlik de temel ihtiyaçlardan biri haline geliyor. dile getirmenin gereksiz olduğunu düşünüyorum, Çünkü huzuru tehdit eden doğal unsurlar yanında isteyen bir telefon kadar uzağındaki annesinden veya başka bir aile büyüğünden bu öğütleri işitebibeşeri unsurlar da var artık. lir. Ancak bu olayın bize gösterdiği büyük güvenlik Sözünü ettiğimiz, geçenlerde yaşanan ‘’büyük vur- açığı üzerinde durulmayacak cinsten değil. Sebebi gun günü’’. Evet, Kilyos’ta hırsız var! Üstelik 45 da- belki dikkatsizlik, belki hırsızın profesyonelliği, belkika içerisinde, bir çok insanı meteliksiz bırakacak ki de güvenlik görevlisi sayısının yetersizliğidir. Gükadar cesur ve hızlı hırsız. Bir öğle arasında yemek- venlik görevlilerinin o sırada başka bir işinin olması ten karınları tok ve mutlu bir şekilde dönen masum da muhtemel tabiî ki, örnek vermek gerekirse, artık Kilyos sakinleri sınıflarına geldiklerinde bırakın tatlı bir ritüel haline dönüşen gereksiz kimlik kontrolleri yemeyi sakız bile çiğneyemediler. Kiminin 2 lirası ki- ve tutanaklar. minin 200 lirasıydı can yakan. Birçok şikayet oldu fakat el- Sebebi ne olursa olsun bir daha böyle bir şeyin yaşanmasını önlemek adına yapılabilecek bir çok şey den ne gelir. var. Özel hayatı tehdit etmeyecek yerlere kamera‘’Cana geleceğine mala ların koyulması , görevli sayısının günün işlek saatgelsin’’ denip olayın unu- leri içerisinde arttırılması ya da görevlilerin işlerini tulması kolaycılık olur. daha özenli yapması gibi. Bunun için yetkililerin de Çalınan paranın öğrenci bu konuyu unutmaması, bir an önce güvenlik tedparası olmabirlerini arttırması gerekiyor. Neyse ki güvenliğimizi sı da dugüçlendirmek için yeterli zamana sahibiz, çünrumun kü hesaplarımıza göre, eğer ikinci bir hırsızıunumız yoksa, ilk hırsız sadece o gün tulçaldıklarıyla öğrenci geçinimiyle 6 ay idare edebilir. Tırmata’dan 500 bira alabilir, yemekhaneden 2000 öğün yiyebilir veya Kilyos BİM’in abur cubur reyonunu komple satın alabilir. Umut Seyarcı Gökçe Duran


u Kilyos’a kıyamet erken geldi! Şimdi okuyacağınız yazı bol miktarda 59RK, fırtına ve kıyamet ögeleri içermektedir, o yüzden koltuklarınızı dik hale getirip kemerlerinizi bağlayın ve son’a yaklaşmaya hazır olun.

Yaz sonunda yurtlara tıka basa dolu gelen bavulların, okulun; çoğumuzun daha önceden tanıdık olmadığı Christmas tatilini vermesiyle tekrardan yola çıkacağı müjdesi en çok da aileleri sevindirmişti. Haftalar öncesinden İDO’dan alınan 1 liralık biletlerin kârı ile yolculuğu 59RK ve cüzi bir ücrete kapatma düşüncesi bir yana, bulunan son uçak biletlerine verilen paralar; eskilerin ‘’Kilyos’tan çıkış yok’’ iddiaları ve kar tutturmayan bir fırtınanın aniden belirmesiyle adeta suya düştü. Özellikle o sabah, gelişi dört gözle beklenen havasız insan aracının ve o araçtaki şanslı (!) şöförün 7 saat boyunca akibetinin bilinmemesi günün başından sonuna uzun sigara kuyruklarının oluştuğu ‘’sırat köprüsü’’nde, yerini bavulların bekleyişine bırakmıştı. Bavullar üst üste yığıldıkça otobüs umutları da giderek azaldı. Kısacası (GİDEMEDİLER). Günün sonunda bütün biletlerin yandığının anlaşılması üzerine insanlar artık sinirli ve aç hale gelmişti. Akşam yemeğinde, öğlen menüsünü gören insanların hayal kırıklığı kantinde kalan son yiyeceklere bir hücuma neden oldu. Sıcak çikolatalarını yudumlarken, ‘apple pie’lerini yiyerek fırtınayı izlemek isteyen arkadaşlara, sıcacık yurtlarından arayarak brownie siparişi veren arkadaşlar da eklenince Lazy Hall’de o gün büyük bir patlama yaşandı. YADYOK binası ve iki yurt arasında gidiş gelişler bir lüks haline gelmişti. Koca bavullarla yürüyemeyen insanlara eskort köpekler bile eşlik etmiyordu artık, öyle bir fırtına... Maalesef o arkadaşlarımız brownielerine kavuşamadı, onlar da pasta bulamayınca ekmek yeme ümidiyle son kalan ekmekleri kapıştılar (KOMİKLİK ŞAKA). Hatta bir rivayete göre ekmeklerin karaborsadan satıldığı bile anlatılır. Asıl ilginç olan da Kilyos dayanışmada ekmeğin tuzun değil de son anda ayarlanan otobüs biletlerinin kapı-

şılmasıydı. Saat 20.30 sıralarında Sarıtepe Kampüs elektriklerin kesileceği haberini verdi. Bu 21 Aralık’a yaklaşırken koca bir fırtınanın ortasında kalanlar olarak bizim için olası bir kıyamet senaryosuydu. Bir Şirince değildi ama tek yolunun bütün abartılara maruz kalarak yıkıldığı söylentilerine rağmen gidilecek tek yer Tırmata’ydı. Durum böyle olunca gerçekten müdavimi olanlar o gün yine! oradaydı. Geride kalanlar ise stoklarına bir daha göz atıp, 59RK’lı ve biraz daha az fırtınasız bir güne uyanmak umuduyla yine bir bekleyişe girdiler... Seren Sarı


Öğrenci Kooperatifi Yolda! Üniversitedeki ortak alan sorununa çözüm olarak sosyal-politik bir mekan oluşturmak ve ucuz, sağlıklı ve “adil” bir tüketim imkanı sağlamak için öğrenciler kooperatif çalışmalarına hız verdi. Erişilebilir, nitelikli beslenme Son olarak, Boğaziçi’nde öğrencilerin nitelikli ve erişilebilir beslenme ihtiyacından bahsedebiliriz. İşgal sonrası yemekhane fiyatları düşmüş olsa da, yemekhane her daim öğrencilerin kullanabildiği bir yer değil (ders saatleri vs.) Bu açıdan, başka alternatif mekanlara ihtiyaç var. Kantinler ise nitelikleri ve mutenalıkları açısından bunu karşılamıyor. Kantinler, birer şirket kurumuna dönmüş durumda, öğrencilere yabancı. Bu açıdan, nitelikli gıdanın erişilebilir Okulda öğrenci mekanı yok Öğrenci kooperatifi fikri temelde üç ana hat üze- olduğu bir mekana ihtiyaç var. rinden oluşuyor. Birincisi, Boğaziçi’nde gerçekten BÜKOOP ve Tarlataban bir “öğrenci mekanı” bulunmaması. Öğrenci meka- Boğaziçi’nde faaliyet gösteren Boğaziçi Mensupnı, öğrencilerin kendilerine ait hissedebilecekleri, ları Tüketim Kooperatifi (BÜKOOP) ve Tarlataban istedikleri gibi vakit geçirebilecekleri, muhabbet İnsiyatifi, ürünlerin kolektif üretimi, adil dağıtımı; edebilecekleri, karşılaşmalara gebe bir mekanı ifa- üreticiyi destekleyen bir tüketim ilişkileri ağının kude ediyor. Bu sorun aslında yalnızca öğrencileri de rulması; büyük şirketlerin üretimi tekelleştirmesine kapsamıyor. İşgal dönemindeki muhabbetlerin gös- karşı küçük üreticilerin sağlıklı ve adil gıda üretimi terdiği üzere, akademisyenlerin ve üniversite çalı- konusunda destek olunması gibi ilkelerle çalışmalaşanlarının da böyle bir ihtiyacı var. Yani, Boğaziçi’nin rını sürdürüyor. Alternatif ekonomi/üretim ve tüketemel sorunlarından biri olarak “ortak alan” meselesi, tim pratiği olarak düşünebileceğimiz bu insiyatifler, öğrenci kooperatifi projesinin temel dayanak nok- üniversite ile toplum arasında yeni bir ilişki tarzının talarından biri. Ortak alan, bir kaşılaşma, muhabbet denemesini yapıyor. Öğrenci kooperatifi projesi de, etme, zaman geçirme, birlikte üretme mekanı ola- üniversitedeki bu alternatif ekonomi pratiğinin bir rak düşünül ebilir. parçası olacak, böylece hem toplumsal dayanışma pratiklerine eklemlenecek, hem de gerçekten niteBir “agora” İkinci olarak, ortak alan meselesi, aynı zamanda likli gıda ürünlerinin, öğrencilerin gerçekten adil bir öğrencilerin kendi aralarında ve belki de diğer aka- şekilde erişebilmesini sağlayacak. Geçtiğimiz sene Starbukcs işgali sırasında bir fikir olarak geliştirilen ve Kooperatif çalışma grubu adıyla yürütülen Öğrenci Kooperatifi projesi, bu dönemin başından itibaren yeniden yan yana gelen öğrenciler tarafından bir insiyatife dönüştürüldü. Öğrenci Kooperatifi Çalışma Grubu adını alan insiyatif, üniversitemizde bir öğrenci kooperatifi fikri üzerinden yan yana geliyor, ve bu fikrin somut bir proje haline gelmesi için çalışıyor.

demik topluluklarla buluşup sorunlarına çözüm arayacağız bir agorayı da ifade ediyor. Öğrenci kooperatifinin öğrenciler tarafından yürütülen bir platform olduğu düşünüldüğünde, bu platformun aynı zamanda üniversite problemlerine dair çözümler üretildiği bir sosyal-politik merkez olduğunu pekala düşünebiliriz. Ortak alan, öğrenci sorunlarının tartışıldığı ve somut kararlar alındığı, demokratik ve katılımcı bir mekanizmanın bir nüvesi/mekanı olarak tasarlanabilir.

Özetle, öğrenci kooperatifi projesi bir yandan üniversitedeki ortak alan sorununa bir alternatif geliştirmek, bir yandan bu mekanı sosyal-politik bir merkez olarak tasarlamak, bir yandan da buradaki tüketim ağını alternatif ekonomik ilişkiler perspektifiyle, adil, nitelikli ve erişilebilir olarak tasarlamak üzerine oluşturulmuş bir proje. Boğaziçi’ndeki somut bir sorun üzerinden yola çıkmış olan bu proje, öğrencilerin başlıca sosyal mekanı olmaya aday. Çalışmalar herkesin katılımına açık olarak sürüyor.

Öğrenci Kooperatifi http://bogaziciogrencikooperatifi.wordpress.com Tarlataban İnsiyatifi http://tarlataban.wordpress.com/ BÜKOOP http://www.bukoop.org/ 10


YÖK’üne Kibrit Suyu! REDHACK YÖK’ün kirli çamaşırlarını ortaya serdi. Onlarca üniversitede büyük yolsuzluklar var. RedHack – Kızıl Hackerlar Birliği- Yüksek Öğretim Kurulu’nun (YÖK) sitesine yaptığı eylemde, YÖK’ün aralarında “gizli” ibaresi de bulunan yaklaşık 60 bin dökümanını ele geçirdiğini duyurdu. Açıklamadan kısa bir süre sonra twitter hesabından bu dökümanların bazılarını kamuoyuna sunan RedHack, dökümanların gösterdiği üzere YÖK’ün köküne kibrit

suyu dökmüş oldu. Neden mi? RedHack’in şimdiye kadar yayınladığı dökümanlarda, bazı üniversiteler ile bazı şirketler arasında yapılan “gizli” anlaşmalar vasıtasıyla, kamu arazilerinin nasıl el değiştir(tildi) ği, kamusal çalışma alnları olan araştırma merkezlerinin şirketler tarafından nasıl yönlendirildiği ortaya çıkmış oldu.

Trakya Üniversitesi’nde Öğrencinin Kantini Bir yıllık “Kafe Değil Kantin” ve öğrencinin “Çayhane” mücadelesi sonuç verdi. Öğrenciler üniversitede kantinlere müdahil olacak. Trakya Üniversitesi’nden öğrencilerin geçtiğimiz sene Starbucks İşgali zamanlarında “Kafe Değil Kantin” talebi ile yan yana gelerek başlattıkları mücadele, sonrasında “Trakya Üniversitesi Öğrencileri Kantin Platformu”na evrilerek, üniversitede öğrencilerin kullanımına açık, sağlıklı ve nitelikli beslenmeye, ama bir o kadar da muhabbetli bir sosyal mekana duyulan ihtiyaç üzerinden gelişmişti. Üniversite’nin çeşitli yerlerinde “çayhane” olarak adlandırılan ve kolektif bir şekilde yürütülen “alternatif kantin” denemeleri, bu “kamusal kantin” fikrini güçlendirmeye ve pratikte denemeye dair öğrencilerin attığı bir adımdı. 25 Aralık 2012’de öğrencilerin yaptıkları yürüyüş ve basın açıklaması sonrası, rektörlük kantinlere dair yeni bir düzenlemeye gitmek zorunda kaldı. Öğrenciler, yaklaşık bir yıl sürdürdükleri kararlı çalışma ile, kantinlerin yeniden yapılandırılmasına doğrudan müdahil olma hakkı kazandı. Böylece, öğrenciler kendilerinin

kullanımı için tasarlanmış mekanları istedikleri gibi düzenleyebilecek, tüketilecek ürünlerin niteliğine, çeşidine ve ücretlerine karar verebilecek, ve kendi istedikleri tarzda sosyal mekan ihtiyaçlarını karşılayabilecekler. Darısı her üniversitedeki öğrencilerin, ve hatta öğretim üyeleri ve çalışanların başına.

KOOPERATİFE DOĞRU EKOLOJİ SEMİNERLERİ DİZİSİ Öğrenci Kooperatifi Çalışma Grubu, Siyaset Bilimi ve Uluslar arası İlişkiler Bölümü ile birlikte “Ekoloji Seminerleri” başlığı altında seminerler düzenliyor. İlki Stefo Benlisoy’un katıldığı ve “Ekolojik devrim ve Ekososyalizm Stratejisinin Temelleri” başlığıyla yapılan seminerlerin ikincisi Yahya Madra’nın katıldığı “Ekonomiye Farkla

Bakmak” başlığıyla düzenlendi. Bu seminerlerde, hem küresel ekolojik krizin geldiği boyut, bu krizin kaynakları, çözüm imkanları; farklı/alternatif ekonomi pratikleri/deneyimleri, ve bu pratiklerin öğrenci kooperatifi çalışmasıyla olan ilişkileri tartışıldı. Ekoloji Seminerleri dizisi ikinci dönem de devam edecek. 11


ama ciddi, “yerel” gazetesi

okulgastesi@yahoo.com facebook.com/boun.okulgastesi

boğaziçi’nin mütevazi

okulgastesi

Rastgele, noel baba! şimdi sen ışıklar içinde oturmuş şu karanlık denizinden tek tek yıldız çekiyorsun. Tek tek yıldız-yüreklerde kararıp dikenleşmeden önce oltasını özleyen balık gibi çırpınıyor umut.

Ne hazin bir çağ ki çocukların tek hayali pilli çufçuf lahana bebek üstü açılan araba değil. Pabucu delik bir noel babanın vakitsiz durdurulmuş yüreğinde taşıdığı barış.

Okul Gastesi Ocak 2013  

Boğaziçi'nin yerel, ciddi ve "mütevazi" gazetesinin Ocak 2013 sayısı.

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you