Issuu on Google+

1


“İnceleme ve araştırmalarımıza zemin olarak, çoğu kez kendi yurdumuzu, kendi tarihimizi, kendi geleneklerimizi, kendi özelliklerimizi ve kendi ihtiyaçlarımızı almalıyız. Bunu başarmak içinde ülkemizde yönetimin hangi kademesinde olursa olsun, her insanın kendi memleketinin folklor değerlerini yakından tanıması ve bilmesi gerekmektedir”.

2

20 Eylül 1924


SAMSUN KÜLTÜR SANAT DERGİSİ Yıl:1, Sayı:1, Nisan 2012 3 ayda bir yayınlanır.

İmtiyaz Sahibi Samsun Kültür Sanat Platformu adına Prof. Dr. Metin EKER Genel Yayın Yönetmeni Uğur DEDE Yazı İşleri Müdürü Kazım MEMİÇ Yayın Kurulu Ahmet SEVEN Kazım MEMİÇ Prof. Dr. Mehmet AYDIN Prof. Dr. Metin EKER Recep YAZGAN Doç. Dr. Şahin KÖKTÜRK Ömer İdris AKDİN Uğur DEDE Zekeriya ÇAVUŞOĞLU Editör Prof. Dr. Mehmet AYDIN Görsel İletişim Tasarımı Yrd. Doç. Dr. Ali SEYLAN Tasarım Uygulama Uğur ARKIN Hukuk İşleri Av. Nadi MACİT Mali İşler Emin KIRBIYIK İletişim samsunkultursanatplatformu@hotmail.com

Unkapanı Mh. Sami Arım Sk. No.6 İlkadım/SAMSUN Baskı: EROL OFSET

2| 3| 6| 9| 11 | 13 | 15 | 18 | 19 | 20 | 21 | 22 | 28 | 30 | 32 | 36 | 38 | 39 | 40 | 41 | 43 | 45 | 48 | 51 | 58 | 60 | 63 | 64 | 67 | 68 | 69 | 71 | 72 | 74 | 75 | 76 | 78 | 79 | 80 | 81 | 82 | 83 | 85 | 87 | 88 | 89 | 90 | 91 | 93 | 96 | 97 | 98 | 99 | 100 | 102 | 103 | 104 | 108 | 114 | 116 | 119 | 129 |

Başlarken... Süzgeç | Mesut Taner GENÇ Kültürde ve Sanatta İlkadım Kenti Samsun | Kazım Memiç Önce Kültür | Metin EKER Samsun’da Türk Kültürü | Bahaeddin YEDİYILDIZ Kültür ve Turizm Potansiyeliyle Samsun Şehri | Yüksel Ünal Karadeniz’in Sanat Merkezi Samsun Devlet Opera ve Balesi | Mehmet Yılmaz Samsun Devlet Klasik Türk Müziği Korosu | Cengiz CERMEN Neden Geldim Samsun’a? | Mehmet Aydın Bu Kent | Osman KARA Platform ve Kültür-Sanat | Uğur Dede İlber Ortaylı ile Tarih Kültürü Üzerine | Osman KARA - Uğur DEDE Sanat Hukuku Sanatçıların Sosyal Güvenliği | Nadi Macit Diriliş Bayramı: Taze Bir Başlangıç Nevruz - Yenigün | Şahin KÖKTÜRK Umutlara Değmez Kurşun | Zekeriya ÇAVUŞOĞLU Türk Müziği Hakkında | Cavit ERSOY Şair, Yazar, Kitap ve Toplum | Ahmet SEVEN Dilden Şiire | M. Halistin Kukul Kentimizde Sanat Var, Kentimizde Tiyatro Var | Cem Kaynar Beyler Bahçesinde Bir Ulu Çınar | Akın ÜNER Hat Sanatı Hattında | Halil İbrahim Alperen Samsun’a Değer; SAGEM | Recep YAZGAN Çalışma Yaşamında Kadın ve Yasal Düzenlemeler | Birgül BİLGİN Anadolu Folklor Hazinesinin Bir Parçası: Ağıtlar | Bahar GÜDEK Masal Deyip Geçmeyin... | Cemalettin ETLİKAVAKLIGİL Arkeoloji | Davut YİĞİTPAŞA Altaylı Türk Ressam Grigoriy GURKİN (1870-1937) | Yılmaz KARAHAN Köklü Bir Eğitim Kurumu: Ondokuz Mayıs Lisesi | Kaan Uğur YÜCEKENT Samsun Kültür Sanat Platformu Üyesi Vakıf ve Derneklerimiz Adige Kültür Derneği Anadolu Folklor Vakfi Samsun Grubu 19 Mayıs Atabarı Folklor Eğitim Merkezi Gençlik Spor Kulübü Atafem Atatürkçü Düşünce Derneği Samsun Şube Başkanlığı Samsun Aydınlar Ocağı Samsun Balkan Türkleri Kültür Haberleşme ve Dayanışma Derneği Dost Eğitim Kültür Sosyal Yardımlaşma Derneği - Dostder Samsun Birleşik Kafkasya Derneği Fotoğraf ve Kültür Sanat Derneği: Fokus Karadeniz Eğitim Kültür Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Keyder Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Samsun Şubesi Samsun Eğitim Kültür Derneği: SAMEKDER Samsun Fotoğraf Sanatı Derneği: SAMFAD Samsun Eğitim Derneği: SED Samsun Kafkas Derneği Samsun Mübadele ve Balkan Türk Kültürü Araştırma Derneği Samsunlu Sanatçılar Derneği: SASAD Samsun Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Merkezi Derneği: SASEMDER Samsun Yazarlar Derneği Samsun Türk Ocakları Derneği ABS Sanat Düşevi Oyuncuları Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi: History Studies Tiyatro Küçükeller Samsun YTG 10 Yaşında Refik BASKIN Samsun Seyir Tiyatrosu Yolcu Dergisi Şenlikler ve Festivaller Samsunda Kültür ve Sanatsal Etkinlikler Takvimi Samsun Kültür Sanat Platformu Sanat Kurullarımız Şiirler Samsun Kültür Sanat Dergisi Yayın İlkeleri

1


Başlarken... Samsun, aydınlık Türkiye’nin ilk ışığı, ilk adımıdır. Samsun ülkemizin, bölgemizin gelişmesinde öncü olmak, varlığıyla geleceğe umut olmak zorundadır. Karadeniz Bölgesi’nin hem iç bölgelerimize geçişi, hem de dışarıya özellikle Kuzey komşularımıza ve doğuya açılan etkin bir kapısıdır. “Ülkemizin ilk anahtarıdır” derken, özellikle şiddetle gereksinim duyduğumuz birlik için hoşgörüde de öncü olmanın yollarını düşündük. Bilinir ki “Birlikten kuvvet doğar.” Ve yine bilinir ki “El elden üstündür.” Bu düşüncelerden hareketle. “Samsun’umuzda yine bir ilke imza atalım”, dedik. Kırılmadan, bükülmeden dik durmanın yolu el ele olmaktan geçer. Danışma, dayanışmayı getirir. Dayanışma içinde olan toplumlar başarıya koşar, ki bu da günümüz kurtlar sofrasında yem olmamayı sağlar. Küreselleşmenin dizginini tutanlara boyun eğmemek güçlü olmaya dayanır. Doğru birdir; ona ulaşmak için izlenen yollar farklı olabilir. “Farklılıklarımız zenginliğimizdir” algısından hareketle, doğruya giden yolda el ele yürümeyi, yürürken de hoşgörüyü öne aldık. Tek olan doğruya yürürken düşüncelerin farklılıklarından, yararlanmayı düşündük. Çünkü tek doğru aymazlık kabul etmez. Samsun Valiliğinin öncülüğünde, bir yılı aşkın bir süredir hazırlığı yapılan, sivil toplum örgütlerinden “Kültür ve Sanata” yönelik olanları toparlayıcı bir üst oluşum olan, “Samsun Sanat Platformu Derneği” kuruldu. Derneğin amacı, “TC Anayasası’nın 64. madde-

2

sinde dile getirilen Sanat ortamının oluşturulması ve sanat alanları ile kamu yönetim arasındaki ilişkilerin düzenlenmesi, ifade özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılarak yerel kültür ve sanat değerlerimizin ve sanatsal üretimin desteklenmesi, tanıtılması ve yaygınlaştırılması için gerekli hizmetleri içerir. Sanatın ve sanatçının özgür gelişimi için olanaklar oluşturur.” Bu amaçlar doğrultusunda iş ve gönül birliğinde olan “Eğitim – Kültür – Sanat” derneklerimizi alfabetik olarak şöyle sıralayabiliriz: Adige Kültür Derneği Samsun, Anadolu Folklor Vakfı (AFV) , Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD, Aydınlar Ocağı (Samsun), Balkan Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği, Dost Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği (Doster), Eğitim Derneği (Sed Samsun), Eğitim Kültür Derneği (Samekder – Samsun), Fotoğraf Sanatı Derneği (Samfat – Samsun), Fotoğraf Ve Kültür Sanat Derneği (Fokus), Kafkas Derneği (Samsun), Karadeniz Eğitim Kültür Yardımlaşma Ve Dayanışma Derneği (Keyder), Mübadele Ve Balkan Türk Kültür Araştırma Derneği (Samsun), 19 Mayıs Atafem Gençlik Ve Spor Kulübü Derneği, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Samsunlu Sanatçılar Derneği (Sasat), Samsun Sosyal Ve Ekonomik Araştırmalar Mer. Derneği, Türk Ocağı (Samsun), Yazarlar Eğitim Kültür Derneği (Sayder – Samsun) Dergimiz, derneklerimizin ortak sesi olmanın yanında, Samsun’da Kültür ve Sanata el verecek tüm ilgililerin de ortak paydası olacaktır. Bu birlikteliğin kentimize olduğu kadar bölgemize ve ülkemize de onur katacağına inanıyoruz. Çünkü sanatın ve kültürün çiçeklendiği bir zeminde umut yeşerir. Yeşeren umutların çınara dönmesi dileğimizdir.


Süzgeç Mesut Taner GENÇ Samsun Kültür Sanat Platform Derneği Başkanı

Unesco’nun desteğiyle Çocuk Vakfı tarafından 2006 yılından Türkiye’nin Okuma Alışkanlığı üzerine bir araştırma yapılmıştır. Bu araştırma, okuma alışkanlığı ile kültür ve sanata gösterilen ilgi açısından Türkiye’nin karnesinin kırıklarla dolu olduğunu gösteriyor. Türkiye’nin nüfusu son sayıma göre 72 500 000’dir. Bu nüfus içinde 56 793 000 kişi okumayazma biliyor. 15 707 000 kişi okuma-yazma bilmiyor, bunun 6 082 750 si 0 -6 yaş grubu okuma çağında olmayan çocuklardır. Ülke genelinde 9 624 250 kişi okuma yazma bilmiyor. Okur yazar olmayan nüfusun 7 milyon 730 bin 553’ünü ise kadınlar oluşturuyor. BM İnsani Gelişim Raporu’nda, kitap okuma oranında Türkiye, 173 ülke arasında 86. sırada yer alıyor. Araştırmaya göre, televizyon izleme oranı yüzde 94’e çıkarken, kitap okuma oranı ise yüzde 4,5’e geriledi. Türkiye’de her bin kişiden sadece biri kitap okuyor, gençlerin yüzde 70’i kitap kapağı dahi aralamıyor. 49 bin 500 kişiye bir kütüphane, 122 kişiye bir kahvehane düşüyor. Yüksek öğrenim görenlerin oranı 1965’e göre 14 kat artarken, yüksek öğrenim mezunlarının kitap okuma oranı 1965’in çok altında. Gerilemeyi basılan kitap sayısı da gözler önüne seriyor. Buna göre, bir yılda ders kitapları hariç basılan kitap sayısı Amerika’da 72 bin, Almanya’da 65 bin, İngiltere’de 48 bin, Fransa’da 39 bin, Brezilya’da 13 bin iken Türkiye’de sadece 6 bin 31. .Japonya’da kişi başına düşen kitap sayısı yılda 25, Fransa’da 7. Türkiye’de ise 12 bin 89 kişiye 1 kitap düşüyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre, dünyada televizyon izleme oranının en fazla olduğu ikinci ülke Türkiye. Amerika’nın günlük 5 saatlik televizyon izleme oranının hemen arkasından ülkemiz 4.5 saatle gümüş madalyanın sahibi.

Dizi film oyuncuları ile kendimizi özdeşleştiriyoruz. Bir televizyon dizisiyle uyuyup bir başka diziyle uyanıyor; iş yerimizde, evlerimizde gün boyu bunları konuşuyoruz Halkımızın televizyon seyretmeyi, birkaç şarkıcının özel hayatını, dedikodularını öğrenmeyi ne kadar çok abartmış olduğunu görmek düşündürücü ve üzücü bir durum. Televizyonun önünde oturup, yaşamdaki tek değerin daha fazla eşya ve paraya sahip olmak olduğunu düşünen ve giderek yozlaşan bir toplum. Televizyonlara kilitlenmiş bir halk, dizi film oyuncularının, futbolcuların künyesini, sevgililerini ezbere bilen mutlu (!) bir toplum. Bir özel kanalın haberlerinde izlemiştik; bir muhabir kamerasını alıyor, İstanbul sokaklarında, özellikle her kesimden insanın yaşayıp gezindiği Eminönü ve çevresinde, sokaktaki vatandaşa ilginç sorular soruyor. İnsanımızın düzeyini ortaya koyan çok çarpıcı yanıtlar alıyor. İşte ,vatandaşa sorulan o sorular ve alınan yanıtlardan bir bölümü: Son günlerde dünyayı sarsan Wikileaks’in ne olduğu soruluyor. Kestane cinsi, Beşiktaş’ın yeni transferi, romatizma ilacı, market adı, çizgi film kahramanı, iktidar ile muhalefet atışması., giysi markası, ilaç, hastalık, bilgisayar profesörü, basketbolcu, devlet, sabun markası, eşofman markası.vb. birbirinden ilginç cevaplar alıyor. Yedi ayrı dizi oyuncusuyla birlikte AKP’li Egemen Bağış’ın fotoğrafı ahaliye gösterildi. Hemen hepsi, dizi oyuncularını bir çırpıda saydı. Ancak birçok kişi Egemen Bağış’ı tanımadı. Yanıtlardan bazıları: Tanıyorum ama çıkaramadım, bir dizide oynuyordu. Bir İstanbul Masalı’nda oynayan adam. Ötekileri tanıyorum da bu adamı tanıyamadım. Dizilerde biraz çok oynasın da tanıyalım. Bunlar ortalama vatandaşın bilgi ve bilinç düze-

3


yini göstermesi bakımından çok önemli ve düşündürücüdür. Toplumların eğitim seviyesi ile gelişmişlik düzeyleri arasında doğrudan bir ilişki kurulabilir. Bilimde, teknolojide, felsefede ve ekonomik anlamda kalkınmayı başarmış olan toplumların kültür ve sanat düzeyleri de o derece gelişmiş sayılabilir. Gelişmiş ülkelerin okumuş toplumları bilim ve aklın ışığında ilerlerken az gelişmiş ülke toplumları dedikodular, yalanlar, ön yargılar, hurafeler, dogmalar ve saplantılı düşüncelerle boğuşmak durumunda kalıyorlar. Teknoloji, bilim ve sanatta üretken olamayan toplumlar her alanda gelişmiş ülkelerin sömürüsüne açık hale gelmektedir. Teknolojik üstünlüğe sahip gelişmiş ülkeler teknolojik ürünleri ile birlikte kültürel değerlerini de gelişmemiş toplumlara ihraç ediyor. Bugünkü dünya düzeninde kitlesel imha savaşlarının yerine siyasal, psikolojik ve kültürel savaşların yaşandığı sancılı bir dönemdeyiz. Küreselleşmenin sonuçlarından biri de egemen güçlerin ürettiği sermaye, para ve kültürün sınır tanımamasıdır. Bu yolla küresel güçlerin hakimiyetine zemin hazırlanmaktadır. 21. yüzyılda küreselleşme olgusu ile birlikte sınırlar ve uzaklıklar aşılarak birçok toplum milli kimlik ve benliğinden koparılmış ve başka kültürlerin tutsağı yapılmıştır. Üstelik küreselleşme olgusu ile tek ve yapay bir kültür oluşturulmuş ve bu yapay kültür bütün toplumlara benimsetilmeye çalışılmıştır. Küreselleşme Hristiyan Batı Medeniyetinin, toplumları ve kültürleri tek tipleştirmeye, kendi değer yargılarını bütün dünyaya hâkim ve üstün kılmaya, bu yol ve yöntemi kullanarak da yeryüzündeki ekonomik, siyasi hâkimiyetini sürekli hale getirmeye yönelik bir adımıdır. Bunu İngiliz ekonomisti Jevons 1865’te dile getirmiştir: Kuzey Amerika ve Rusya’daki düzlükler bizim mısır tarlalarımızdır; Chicago, Odessa, buğday ambarımız; Kanada ve Baltık ülkeleri kereste sağladığımız ormanlarımızdır. Asya’nın güneydoğusundaki adalar koyun çiftliklerimi-


zi, Arjantin’deki ve Kuzey Amerika’nın batısındaki geniş kırlar ise sığır sürülerimizi barındırır. Peru gümüşünü gönderir, Güney Afrika ve Avustralya’nın altını da Londra’ya akar. Hindularla Çinliler bizim için çay yetiştirir; kahve, şeker ve baharat plantasyonlarımızın hepsi de Batı Hint Adaları’ndadır. İspanya ve Fransa asma bahçelerimiz, Akdeniz meyve bahçemizdir. Uzun süre ABD’nin Güney Eyaletlerini işgal eden pamuk tarlalarımız ise şimdi yeryüzünün neresinde sıcak yöreler varsa oralara doğru genişletilmektedir. (İngiliz ekonomisti Jevons,1865)

Dünyamız küresel köy denilen aslında bütün milli kimlikleri silip süpüren küresel ölçekli bir canavarın saldırısıyla karşı karşıyadır. Blucin, pop müzik, kola, pizza ve fast foodlar, hayatımızın neredeyse ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Dilimizi istila eden İngilizce kelime ve terimlerle birlikte Türkçemizi de kaybediyoruz. Tek bir ortak kültürü daha fazla paylaşır olduk. Elektronik posta, internet, moda ve teknoloji dünyası giderek daha fazla tekil, bağlantılı bir kültür sistemine dönüşmektedir. Kişiliksizleştirilen insanın kendi öz değerlerine ait bir şeyin kalmadığı yapay bir dünyaya doğru hızla yolculuk etmekteyiz. O çok zengin işadamının yüz üreten fabrikaları bin üretir oldu. Bin üretenler yüz bin üretti. Sanmayın yetti. Yüz binken üretim, milyon üretti. Halk da, tüketti ha tüketti. İşadamının fabrika malları arttı da arttı. Ama sanmayın yetti. Milyon üreten fabrikalar yüz milyon üretti. İşadamının malları da arttı da arttı. Ama halk? Halka yetti. Halk tüketemedi, yetti. Halkın tüketimi, fabrikaların üretimine yetişemedi”. Halkın tüketimi fabrikaların üretimine yetişemeyince ortaya sorunlar da çıktı. Çünkü stoklar birikti. Birikenleri başka ülkelerin halklarına satmak düşünülebilirdi. Çok zengin işadamının beyin takımı da böyle düşündü. Ama acı gerçek ortada idi: “ Dış pazarlar çoktan kapılmıştı.’’ (Aziz Nesin, Büyük Grev, İstanbul, 1978)

Gezegenimizin her yeri küresel gücün pazarıdır artık. Küresel gücün ürettiği ürünler satılacak, filmler seyredilecek, bu gücün dili konuşula-

cak, mabedine gidilecektir. Ekonomiden, finans sistemine siyasal sistemlere, inanç ve düşünce sistemlerine, kültür ve sanat değerlerine kadar her alanda oluşturulan tek bir yapay toplum. Bu toplumda, başta ulus devlet olmak üzere milli motiflere yer yok. Küresel gücün hakimiyetini kurabilmek için milli devletler, milli birlikler parçalanıp darmadağın edilecektir. Dini ve etnik anlamda b��lünme olabildiğine körüklenecektir. Ford Fabrikaları Başkan Yardımcısı William Bourke pazar stratejisini şöyle özetler: Eğer üretilen mal bir pazara uygun düşmüyorsa, o pazara uygun mal üretilmeyecek, ama o pazar o mala uygun olacak tarzda yeniden biçimlendirilecek. Çok uluslu şirketler, her ülkedeki seçkinlerle işbirliği yapıp, geniş halk kitlelerini dilediklerince biçimlendirerek daha da güçlenecekler. (William Bourke, Ford Fabrikaları Başkan Yardımcısı)

Batılı strateji uzmanlarının, dünyaya daha fazla kazanmalarına imkan sağlayacak bir biçim vermek için cevabını aradıkları, uğruna sonu gelmez bir dizi manipülasyon denedikleri esas sorular şunlardır: Öteki ülkelere, zaten zengin olanların işlerini kolaylaştıracak ve üstünlüklerini kalıcı hale getirecek nasıl bir biçim verilebilir? Bu amaçla, hazırlanan plan ve projelere içeriden, nasıl ve kimler aracılığıyla destek sağlanabilir? Bu amaçla, öteki ülkelerin iç çelişkilerinden, toplumsal ve kültürel yaralarından nasıl yararlanılabilir? Bu ülkelerde birtakım güçler, ajanlaştırıldıklarının farkına varmadan nasıl sivriltilebilir? Batı egemenliğinin altını oyabileceğinden korkulan potansiyel güçler nasıl tecrit edilebilir? Bu ülkeler, nasıl kuşatılabilir ve sınırlı bir alanda nasıl hapsedilebilir? Bütün bunları başarmak için yerel destekçiler nasıl örgütlenebilir. (İbrahim OKUR, İkinci Binyılın Muhasebesi). Türkiye toplumunu okuyan bir topluma dönüştürürsek, sanata ve kültüre ilgi uyandırabilirsek küreselleşmenin olumsuz sonuçlarından daha az etkileniriz. Bunun için de kültür ve sanata, kitaba, bilime, eğitime daha fazla kaynak sağlamalıyız. (İbrahim OKUR, İkinci Binyılın Muhasebesi)

© Ali SEYLAN, Utilita Manifesta “Yoksullukla Savaş” konulu afiş tasarımı yarışması, İtalya , 2010 “Finalist”

5


Kültürde ve Sanatta İlkadım Kenti Samsun Kazım Memiç Kültür Sanat Platformu Derneği İkinci Başkanı Emekli Öğretmen

İlkadım kenti Samsun’da yaşamak hem büyük bir onur, hem de özel bir sorumluluktur. Onurdur, çünkü Samsun Türkiye’nin satırbaşıdır. Sorumluluktur; çünkü Samsun’u Türkiye’nin yıldızı yapmak, özenin yanında özveri de ister. “İlkadım” özeldir. Samsun’a çıkışı “İlkadım” yapan da özeldir. Buğulu bir Karadeniz’den ışıltılı bir Samsun’a bir 19 Mayıs sabahında güvenle çıkıştır “İLKADIM” denen. Kentler, sanatsal ağırlıklarıyla yaşar. Tıpkı insanlar gibidir kentler. Ya boşlukta bir hiçtir ya da zamanı içinde eriten, yüzyıllara ulaşan bir erinçtir. Samsun kent olmaktan öte, Türkiye’nin aydınlık geleceğinin yüz akı olagelmiş midir? Bunun encamını görmek gerek. Eğitimiyle, sanatı, kültürü, sosyal yapısıyla; ekonomisiyle üreten, ürettiğini içte – dışta değerlendiren bir düzeye ulaşmış mıdır? Görmek gerek. Samsun, Cumhuriyetin doksanıncı yılına adımını atarken, süreç içinde siyasilerden gerekli ilgiyi görerek, “İlkadım” a layık bir konuma ulaştırılmış mıdır? Yoksa, “kalkınmada öncelikli yöreler listesinde” hep unutulanlar arasında mı bırakılmıştır? Sorgulamak gerek. Ancak, şu da doğaldır ki, “Ağlamayan çocuğa meme vermezler.” Halkımızın bu açık örneğini sızlanmak anlamına almıyorum. Kendini gösteremezsen ilginç olamazsın. Bu kentin insanları var olduğunu hissettirirlerse başkaları görmek zorunda kalırlar. Hissettirmek bir ilginin başlangıcıdır. Duygunun-düşüncenin açılımıdır. Eğitimi, sanata-üretime yöneltenler çevresine ışık kaynağı olurlar. Yıllardır Samsun’da beklenen bu değil midir? 1989’da Samsun’da yayımına başladığımız

6

“SAMSUN SANAT” dergisinin ilk sayısında belirttiğim uyanışın bugün de özlemi içindeyim. Aynı duygular sarıyor beni. Bu da gösteriyor ki “umudun ucu pembe”. O günkü “DOĞUŞ” özleminde söylediklerime şimdi de sıcacık bakıyorum. “Doğuş yeni bir açılımdır. İlk insanın mağaradan kulübeye geçişi bir doğuştur. Tekeri buluşu, ateşi kullanışı, araç – gereç alışkanlığının her biri yepyeni bir doğuştur. Hele yazının bulunuşu açılımların insan beynine takılan en güzel karanfilleri değil mi? Birilerinin birilerine, birilerinin yüzyıllara ulaşımı o günlerin açılımı olmaz mı? Tagor’u okurken, Dante’yi dinlerken, Montaigne’i özümserken ve yaşarken, Yunus’un sevdası binlerce çiçek demeti sunmaz mı algınıza.”


“Doğuş, var oluşun yansımasıdır. Tabletlerin papirüslere dönüşü ve bulunuşu kağıdın, cibrelerin kaleme dönüşü, aktarımın iletkenliğini hızlandırmıştır. Asur’da Ninova Kitaplığı’nın iki yüz bin tablete ulaşması en azından o çağda iki yüz bin düşünen beyin olduğunun kanıtı olmaz mı?” “Rönesans’ın imleriyle, Sinan’ıın ince minarelerini bütünleştirmeyi düşlerim. Mevlana’yı Türkçe düşünürüm; tıpkı Yunus gibi, Karacaoğlan gibi. Aşık Veysel gibi yalın olmayı, özden olmayı düşlerim. Fuzuli’yi, Nef’iyi ve… Hele hele Şeyh Galip’te açılırım yeni denizlere. Türkçe denizlerinde anadilimin niceliklerini özümserim gözlerim kapalı. Yedi deniz, yedi, çölü Türkçe düşlerim Şeyh Galip’te”. “Dede Korkut’um bir büyük doğuştur. Binlerce birikim söze gelmiştir Dedem Korkut’ta. Dirse Han oğlu Boğaç’ta, Bamsı Beyrek’te doruklaşan alp düşüm, Deli Dumrul’da mistikleşir bir güzel. Gazneli Mahmut’ta bütünleştiğimi görür, Yusuf Has Hacip’te elimi şakaklarıma koyarım Rodin’in düşünen görüntüsünde.” “Karadeniz’de dalgaların Samsun yalısını yaladığı bir güzel Mayıs sabahında sisler içindeki bulanık Samsun’a doğan güneş de bir “Büyük Doğuştur”. Önce Amasya, sonra Erzurum-Sivas ve Ankara’da. Meclisin açılışı da bir doğuştur. Falih Rıfkı’da “Çankaya”, Yakup Kadri’de “Ankara” doğuşun filizleridir bence. Türkiye’nin doğuşu doğuşların en güzeli değil midir?” “Uygarlık içinde bir tutam derinlik de benim olsun, benden olsun, bizden olsun isterim. Bir derin kuyudan yukarı bakar gibi yıldızlara ulaşma çabaları. Delinişiuzayın. Boşlukta insanın insanı araması yepyeni bir doğuştur. “Doğuşun bir tayfı olmak isterim.” Sahi, güneş doğarken uyanık olmak sabah sabah doğuşa başlangıç mıdır? Her yeni gün bir üretim ve her üretimde bir birikim yok mudur? Birikimler doğuşa gebelik değil midir? Doğuşta umut vardır. Doğuşta umut yitirilmez kazanılır. Umudunu kaybeden bireylerin oluşturdukları toplumlar da umutsuz olurlar. Çağımız, bireysel düşünceyi toplumsal çerçeveye oturtma yarışındadır. Binlerce, milyonlarca bireyin ürünü tek noktada odaklaşırsa ortaya konan veriler de o denli güçlü olur. Benlik yerine birlik gerek; çünkü, “Birlikten kuvvet doğar.”

Üretimleriyle birer değer olan ellerin kenetlenmesi, çağı yorumlaması ve güzellikler sunması insana, mutlulukların hazdan pırıltıları değil midir? Bilgi evrenseldir. Ekmek alır gibi, su içer gibi kimden olursa alır kullanırım. Yerini, rengini, şeklini zamanını sormam hiç; hatta çağını da sormam. Yaşına da bakmam bilgi üretenin. Ama kültüre takılır – kalırım. Düşünürüm ki “Bilgi” evrensel, “kültür” ulusaldır. Ulusal kültürümü evrenselleştirmek için çaba harcarsam, geleceğe bir kalıt bırakmış olurum. Çünkü kültür: “Geçmişin mayasıyla gelecek hamurunun yoğurulmasıdır.” Geçmişten kopuk bir kültür gelecek değildir. “Her yiğidin bir yoğurt yiyişi” her ulusun bir damak zevki vardır. İşte o zevktir bizi biz yapan. Diğer toplumlardan bizi ayıran, bize ilişkin ilgiler – izdüşümlerdir. Geçmişin mayasını kıvamında kullanır, hamuru özümleyerek yoğurabilirsek ulusal kültürümüzden evrensel ışıklar saçabiliriz. Amaçlanan da dünyaya ışık saçabilmek değil midir? Bu arada Atatürk’ün şu sözünü anımsamamak elde değil. “Çocuklarımıza ve gençlerimize görecekleri eğitimin hududu ne olursa olsun, ilk önce ve her şeyden önce Türkiye’nin geleceğine, kendi benliğine, ulusal geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla savaşma gereği öğretilmelidir.” Bu düşünceden hareketle, gençlerimizi ulusal düşüncede birleştirmenin tek yolu, “sanat – estetik” kavramlarını geliştirmek, benimsetmektir. Sanat, hangi türde olursa olsun güzeli yakalamayı amaçlar. Kuşun kanadındaki uçma özgürlüğü gibi, dalgaların denizlerde (sıcağa inat) dökülüşü gibi, ya da kelebeklerin çiçekten çiçeğe tasasız yolculuğu gibi bir görünümün güzelliğidir sanat. Sözün özünü yakalamak, sesin içindeki “sesin”, rengin içindeki “rengin” boyutlarını görebilmek doğuşun ötesindeki albenidir sanat. Kişi çevresiyle değer bulur. Çevre mutluluk verecek denli güzelse kişinin mutluluğu yaşama dönüşür. Yaşamak bütünleşmektir çevreyle. Hep yinelerim. “Güzeli yakalamak!” Nedir güzeli yakalamak? Derim ki: Gönüle dolan, gönül dolduran; göze giren, gözle görülen, hayalde oluşan, düşüncede filizlenen; algılarda somutlaşan, beyni ve ruhu doyuran ışık tayfıdır güzeli yakalamak. İlkadım kenti Samsun’da güzeli yakalamak için şimdiye değin çok girişimler oldu.

7


Güzel, aynı zamanda yakalamak istediğimiz her anda, biraz daha uzaklaşan; koştukça yaklaşan, yaklaştıkça alkımlara dönüşen bir ülküdür. Bu haliyle hem sıla, hem gurbettir güzel. Bu kez, koşuya daha güçlü bir hazırlık yapıldı. Lokmayı küçük gören Samsun, somunu büyütmek istedi. Hızlanmadan önce kurallar oluşturuldu. İş bölümleri yapıldı ve birimler arasında uyum oluşturulmaya çalışıldı. Samsun’da var olan sanatsal potansiyelin güçbirliğinden başarı doğacağına inanıldığı için kültüre – sanata yatkın dernek temsicilerini de harekete geçirerek işe başlandı.

çekleştiriliyor. Paylaşılan üretimler mutluluk verir. Kapalı alanlardaki güzellikler sahibini de yaralar. Karanlıkta seçilmez güzel. Ona ışık gerek. Bu da yetmez; ışığa damlacık, damlacıklara alkım ve alkımlara da tayf gerek. “Samsun Sanat Platformu” bunun için var. Samsun İlkadım kenti. “Türkiye’nin satırbaşıdır Samsun” dedik başlangıçta. Şimdi o başlangıca yeni paragraf eklemek gerek. Her paragrafta sanatın başka bir boyutunu büyütmek gerek ki sanat kurullarımız bunun için var.

Vali Yardımcımız Sayın Mesut Taner Genç’in öncülüğünde, Kültür ve Turizm Müdürlüğü Kültür İşleri Şefi Uğur Dede’nin uzun soluklu çalışması sonucunda “Samsun Sanat Platformu Derneği” kuruldu.

Sanatın her boyutu ile halkımıza ulaşırken, ülkemizde sevgi birliği; saygı doyumu oluşturmak istiyoruz. Biliyoruz ki sevgiyi özümsememiş insanlar, saygının da doyumunu kavrayamaz. Bu iki zenginliği kazanamayan toplumların insanları bencil olur. Bencillik yalnızlıktır oysa.

Hazırlanan yönetmelikte altı sanat kurulu oluşturuldu. Bunlar: Edebiyat Sanat Kurulu, Müzik Sanat Kurulu, Kültür – Tarih Sanat Kurulu, Görsel Sanatlar Sanat Kurulu, Geleneksel Sanatlar Sanat Kurulu ve Sahne Sanatlar Sanat Kurulu’dur.

İlkadım kenti Samsun’u, “Tütün iskelesindeki ilkadımın heyecanı” ile, günümüzden geleceğe birlikte taşımanın onurunu, yaşama geçirdiğimiz gün, çağdaş Türkiye’yi çağdaş dünyaya kanıtlamanın da mutluluğunu yaşayacağız.

Sanat kurulları, mevsimlik faaliyetlerini projeler üreterek Yönetim Kuruluna bildirecek ve yaşama geçirebilmenin olanakları araştırılıp uygulamaya konulacak.

Eller birleşecek, yürekler yurt ve ulus heyecanıyla çarpacak ve düşünce şimşekleriyle yeni üretimlerle Samsun, başarının da öncüsü olacak. Bu inançla, birlikteliğimiz, özlemi içinde duyanların aydınlığı olacaktır diyorum. Çünkü Samsun Türkiye’nin ilkadımıdır; her zaman da bu gücünün farkındalığının bilinciyle yürüyecektir.

Samsun’un Kültürel – Sanatsal yüzünü halka ulaştırılması da, elinizdeki (platform adına) Edebiyat Sanat Kurulunda çıkaran bu dergiyle ger-

8 Fotoğraf: Ömer Farum SÖNMEZ


Önce Kültür Metin EKER

Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Öğretim Üyesi, Prof. Dr.

21. Yüzyıl bir kültür savaşları çağı olma amacını güden çabaları daha da aktif kılacak görünmektedir. 20. Yüzyılın ikinci yarısından sonra kültürel politikaların küreselleşmesi ile yeni kültürel alanlar ve tanımlar ortayı çıkmış/çıkarılmış ya da icat edilmiştir. Küreselleşme adına kültürel çeşitliliğin yapay dinamiklerini önemseme ve özümseme için sosyal ve siyasal kalıp ideolojilerin yapaylığına geçiş bile söz konusu olmaya başlamıştır. Bu merkezde kültür, geleneksel anlamını ve içeriğini yitirmeye eğilimli bir görüntü içinde kurgusal kültürel olgular ile karşılaştırılabilir kılınmıştır. Diğer taraftan ise evrenselleşme ve küreselleşme eş tutulmaya çalışılmış, ancak, “evrenselleşen her kültür özgürlüğünü yitirmeye ve ölmeye” (Baudrillard, 2002:119) mahkum edilmiştir. “Kültür savaşları”; toplumsal, kültürel, sanatsal, ekonomik, politik ve çevresel kalıp ideolojisi biçiminde bir yeni endüstrinin genetiğini icat ettiğini savunmaktadır. Terminolojik açıdan kültür savaşları, hem sıcak hem de soğuk savaşın klasik donanımlarının ve anlamlarının ötesinde, teknolojinin insana hâkimiyetinin tezahürü ile ifade edilmektedir. Artık birey, “parçalanmış öznellik” açılımıyla yeni bir kaosun eşiğindedir. Söz konusu parçalanmış öznellik, beraberinde bir kimlik bunalımını gündeme getirebilmekte ve bu bunalımı fırsat bilen imaj mühendislerinin hedefi haline dönüştürülebilmektedir. Dolayısıyla bireyden kitleye doğru parçalanmanın doğası işlenmekte, ardından bunu problematik yapan bir kültür endüstrisinin ihtiyaçlar(!) üretmesine zemin hazırlanmaktadır. Kültür yeni potansiyeller ve yeni organizasyonlar evreni yaratmada her zamankinden daha donanımlı görünmektedir. Söz konusu donatıları bir güç algısına ve ilişkisine dönüştürmede yetkin kılan teknolojik gelişimler söz konusudur ve dolayısıyla teknolojik kültür, yönelimler ve ihtiyaçları hem karakterize etmede hem de tüketime yönlendirmede son derece dinamik süreçler sergileyebilmektedir. Teknolojinin kültürel çerçevesi, aynı zamanda, onun hâkimiyetine

işarettir. Teknolojik hâkimiyet, kitlesel paylaşım ve etkileşimin yaygın kanaat ve kabullerini de yeniden biçimlendirebilmektedir. Bir başka ifade ile tekno-kültür, görsel kültürün araçsalpragmatik algısına yönelik imaj mühendisliği olgusunu da ayrıca dönüştürebilmektedir. Özneye ilişkin tanımlara referans olabilecek kavramsal çerçevelerin çağdaş göstergeleri, önce-

likli olarak teknoloji, tekno-kültür, dijital kültür, teknolojik okuryazarlıklar, teknoloji ve yaratıcılık, imge üreten teknolojiler vs. gibi hem teknoloji ile ilintili hem de kültürel çerçeveye temas ederek gündeme gelebilmektedir. Buradan hareketle tekno-kültürün öznesi ve bunun kamusal anlamı ile bağlantılı bakış açısının irdelenmesi önem kazanmaktadır denebilir. Günümüz insanının acımasız bir yaşam biçimi üretme vazifesini kendinde karakterize eden kültürel bombardımanlara maruz kalmasını tartışıyor olmamız, özellikle ve öncelikle, gelecek tasarımlarının nesnelleştiği bir sistemi hazırlıyor olmamızdan kaynaklanmaktadır. Bugünkü parçalanmış öznellik tabirinin kültür için ve kültür içinde ifade edilmesinin sebebi, parçalanmış kültürün bir doğal tezahürü olarak postmodern literatüre yerleştirilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Postmodern tabiri, artık bir kültür değil ama birleştirici (ya da karış-

9


tırıcı) kültüre yönlendirilmektedir. Bu kültürel yapılardan en önemli ikisi, “popüler kültür” ve “çok kültürlülük” olarak belirmektedir (Cawelti, 1999: 223). Postmodern kültür, parçalanmanın, aşırı bireyselleşmenin, özgürlüğün ve tüketim alışkanlıklarının kalıplaştırılmasının yaşamsallaştırılmasıdır. Anlaşılan o ki, yeni kültür politikalarının hedefi her zamankinden daha fazla bireydir. Kitlesel manipülasyon başarılarının en dinamik biçimi, tek tek bireylerin kendilerini aciz hissetmelerine ya da tam tersi, kendilerini çok güçlü, vazgeçilmez ve özgür hissetmelerine sebep teşkil edecek kültür ürünlerinin süreklileştirilip piyasalaştırılması, metalaştırılması olarak gösterilebilir. Turner’ın ifadesiyle artık “kültürün ve kültürel deneyimlerin suni ve yapılandırılmış (programlandırılmış) doğası” (Turner, 2002: 274) ile karşı karşıyayız. Kültür savaşları ile parçalanmış öznellik arasındaki bağlamı temel olarak birkaç unsurda ifade edecek olursak: • Kültür kavramının toplumsal açıdan ifade ettiği “teklik” ya da “bütünlük” içeriğinin artık “birlik” ya da “birliktelik” kavramlarıyla sunulmaya çalışılması;

Kısaca kültür günümüzün en öncelikli problemi haline gelmiştir. 21. Yüzyılın toplum mühendisleri, kültür üreticileri, sanatçıları ve medya teknolojileri kullanıcıları özellikle kültür merkezli çalışmalarının değerini maddileştirdikleri ve meta karşılıklarını sağladıkları ölçüde başarılı görüleceklerdir. Kültürün ticari ve endüstriyel karakteri ile insan, kendisini tüketici kimlik nosyonlarının tümünü icra noktasına taşıyacak bir öznellik sergileyerek, yukarıda zikrettiğimiz kültür aktörlerine hizmet edecektir. Kültür sosyal olduğu kadar, ekonomik ve politik düzenin yeni yapılanmasının biricik çocuğu muamelesi görecektir. Ve artık gerçek sanat ve gerçek sanatçı, bu düzenin içine alınmayacaktır. Kültürel içeriğin dağılımı büyük ölçüde ticari olarak yapıldığı için, beğeni yapısı da aşağı yukarı ekonominin geri kalan bölümlerinde geçerli olan kurallara göre yönlendirilir (Gans, 2005: 145) görülecektir.

• Kültürün gücü yerine güçlerin kültürü ifadesinin içinin doldurulmasına zemin hazırlayan kitle iletişim ve paylaşım tekelinin yüceltilmesi;

Kültür artık “önce” dir. Çünkü küreselleşen dünyanın kültür politikalarının üçüncü dünya ülkelerine empoze ettiği maddi ve tüketici kültürün bireyler ve kitleler üzerindeki etkisi, kaçınılmaz biçimde, sistematik ve stratejik direnç politikalarına ve uygulamalarına yönelmek durumundadır. Kültürün hayatiyetinin gayesi, kültür savaşlarının fitilini ateşlemiştir.

• Kültürün çok seri üretilebilir ve tüketilebilir yapay karakteri ile kitlelerin tüketime daha fazla heveslendirilmesi;

YARARLANILAN KAYNAKLAR

• Kültürün giderek merkezsiz kılınması ve toplumsal üretim ve sabitlerin dışında algılandırılması;

• Kültürün geçmişten gelen değil, anlık, günlük ve gelecekçi yollar içinde tasavvur edilmesi gereğinin işlenmesi; • Kültürün manevi boyutunun değerinin aşındırılması, maddi boyutunun değerinin beslenmesi ve itibarının metalaştırılması. Kültürün bir endüstriye dönüştürülmesinin ana gayesi, kültürün maddileştirilmesidir denilebilir. Ne yazık ki maddi kültür, yapay kültürlere hem zemin hazırlamakta hem de anlam kazandırmaktadır. İşte kültür savaşlarının en önemli silahı, yapay kültürlerin değişken ve süratli üretim sistemlerinin bir endüstri olarak ticari kılınmasıdır. Artık kitle kültürünün yapaylığının temel dayanağı hakkında fikir sahibi olmak daha

10

kolaydır. Atiker’e göre “kitle kültürü bireyler için yanlış gereksemeler üretir. Gerçek gereksemelerinin farkına varamayan birey ise bireyselliğini geliştiremez” (Atiker 1998: 46).

1. Atiker, Erhan. (1998). Modernizm ve Kitle Toplumu, Vadi Yayınları, Ankara. 2. Baudrillard, Jean. (2002). Tam Ekran, (Çev.Bahadır Gülmez), YKY, İstanbul. 3. Cawelti, John. (1999). “Popüler Kültür ve Çok Kültürlülük”, (Çev. İsmet Tekerek), Ss.221-239, Popüler Kültür ve İktidar, (Der.Nazife Güngör), Vadi Yayınları, Ankara. 4. Gans, Herbert J. (2005), Popüler Kültür ve Yüksek Kültür, (Çev. Emine Onaran İncirlioğlu), YKY, İstanbul. 5. Turner, Bryan S. (2002), Oryantalizm, Postmodern Globalizm, (Çev. İbrahim Kapaklıkaya), Anka Yayınları, İstanbul.


Samsun’da Türk Kültürü Bahaeddin YEDİYILDIZ

Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı, Prof. Dr.

İnsanlar, iki varlık dünyası tarafından kuşatılmış bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, varoluşunda biz insanların hiçbir katkısının olmadığı, insan olarak hazır bulduğumuz tabiî varlıklar dünyası, yani üzerinde yaşadığımız yer küre ve onu kuşatan evrendir. İkincisi ise, insan olarak bizim yarattığımız, bizim ürünümüz olan varlıklar dünyasıdır ki, buna tarih ya da kültür adı verilmiştir. Aynı olguyu, farklı insan topluluklarının yarattıkları varlık dünyaları olarak algıladığımızda ise, farklı tarihler ya da kültürler karşımıza çıkar. Tabiat ve kültür ilişkisi açısından, insan bir yönüyle tabiatın parçası, tarihin ya da kültürün yaratıcısı, diğer taraftan da yarattığı bu kültürün bir unsurudur. Çünkü zihniyet, düşünce ve kültürel ortam içindeki rolü açısından insan kendisini sürekli bir biçimde yeniden inşa etmekte, kültürleşmektedir. Kısacası insan karmaşık bir yapıya sahiptir ve hazır bulduğu ya da ürettiği diğer varlıklardan farklıdır. Ayrıca kendisini kuşatan tabiî ve kültürel varlıklar âlemini sorgulayan, düşünen, anlamaya ve açıklamaya çalışan bir varlıktır. Bu sorgulamaların sistemleşmesi sonucunda bilimler ortaya çıkmaktadır. Tabii varlıklar dünyasını anlamak ve açıklamak isteyenlerin sistemli çalışmaları tabiat bilimlerini, tarihî ya da kültürel varlıklar dünyasını anlamak ve açıklamak isteyenlerin sistemli çalışmaları ise beşerî ve sosyal bilimler de denen tarih ya da kültür bilimlerini doğurmaktadır. Türk kültürü, eski dünyanın çok geniş bir coğrafyası üzerinde, Türk toplumları tarafından yaratılmış tarihî bir gerçekliktir. Bu tarihî gerçekliğin, diğer bir ifadeyle çok uzun bir süreç içinde yaratılan ve bugüne uzanan biçimleriyle yaşanan kültürün arka planının hakikatine, ondan bize kalan izler sürülerek varılabilir. Kültür ya da tarih, özgün düşünce ve eylemlerin sonuçlarının toplamıdır. Bu açıdan da tarih ya da kültür, insanın hazır bulduğu tabiata katkıları anlamına gelir.

Bu katkılar hem belli bir coğrafya parçasını hem de onun üzerinde yaşayan insan gurubunu biçimlendirmekte, böylece milletler oluşmaktadır. Bir toplumun, mutlu bir hayata kavuşabilmek için yarattığı millî kültür, diğer toplumlar tarafından da iktibas edilecek bir seviyeye yükseldiğinde evrensel bir nitelik kazanmış olur. İşte bu seviyeye ulaşarak evrenselleşen kültür, medeniyet adını alır. Türk kültürü, tarihinde medeniyete dönüşen kültürlerden birisidir. Ne var ki, bugün bazı çağdaş kültürlerin, özellikle teknolojinin meydan okumasıyla karşı karşıyadır. Bu karşılaşmayı, kendisini ve diğer kültürleri bütün boyutlarıyla ve derinliğine tahlil ve tenkit ederek elde edeceği sonuçlardan hareketle kurgulayacağı yeni tasarımlar ve bunların uygulamaya konulmasıyla aşacaktır. Bu bakımdan Samsun Valiliği öncülüğünde oluşturulan Samsun Kültür ve Sanat Platformunu kültürümüzün yeniden tasarlanmasına katkı vereceği için önemsiyor, başta Samsun Valiliğimize ve emeği geçenlere çok teşekkür ediyorum. Sırasıyla Hitit, Pers, Pontus, Roma ve Bizans maceralarını yaşayan eski Amisos, 1072’den itibaren önce Dânişmendliler sonra da Selçuklu akınlarıyla karşılaşmıştır. Amisos’a dokunmayan Selçuklular, onun yakınında aynı isimle Samsun şehrini kurmuşlar, şehre yeni yerleşen Müslüman Türk kolonisi ile Amisos halkı arasında tesis edilen ticarî münasebetler, her iki tarafın da işine geldiği için dengeli bir şekilde gelişmiştir. Selçuklulardan sonra Amisos, Ceneviz hâkimiyetinde kalmakla birlikte, çevresinin, İlhanlı, muhtelif Türk beylikleri ve Osmanlılar arasında sık sık el değiştirdiği görülmüştür. Nihâyet, 1418’de Samsun, Candaroğlu Hızır Bey tarafından Çelebi Mehmed’e teslim edilir. Bu sefer Ceneviz şehri de Osmanlıların eline geçer. Şehrin Osmanlılara kesin ilhakından 67 yıl sonra tanzim edilen 1485 tarihli Tahrir Defteri’ne

11


göre, Samsun şehrinin on mahalleden müteşekkil bir şehir olduğunu görüyoruz. Bu mahalleler şunlardır: 1. Meğde kapısında Mescid Mahallesi, 2. Köhne Mescid Mahallesi, 3. “Cami’-i nev” (yeni cami’) Mescidi Mahallesi, 4. Pazar Kapısı’nda Mescid Mahallesi, 5. Şeyh Hamza Mahallesi, 6. Yenice Mescid Mahallesi, 7. Debbâgân (Dericiler) Mahallesi, 8. Hasbey Mescidi Mahallesi, 9. Hızır Bey Mescidi Mahallesi, 10. Rûmiye Mahallesi.

nin uygulanması sonucunda ortaya çıkan manzaralardır. Bu manzaralar bütünlüğünü, bunları doğuran sistemin kök kelimesi hayrât’ın Türkçe karşılığından hareketle iyilikler medeniyeti diye adlandırılabilir. Öyleyse Samsun da dâhil Türk şehrini iyi anlamak ve açıklayabilmek için, hayrât felsefesini ve sistemini iyi bilmek gerekir. Hayrât sitelerinin kurucu belgeleri olan vakfiyelerin mukaddimelerinde, İslamî dönem Türk medeniyetinin mayası olduğunu söyleyebileceğimiz bu felsefe, çok iyi anlatılmaktadır. İşte Samsun’un Türkler tarafından kuruluşunun arka planında da bu inanç ve irade yatmaktadır. Samsun hayrat siteleri kurularak inşa edilmiştir. Hayrat Sitesi kurma eyleminin arkasında, insanlığa karşı ferdî sorumluluk hissi, vicdânî bir hizmet duygusu, diğer bir ifâdeyle iyilik, şefkat, yardımlaşma, dayanışma, öteki‘ni yâni başka bir insanı veya başka bir canlıyı maddî ve mânevî açıdan huzura kavuşturmaktan haz duyma ve benzeri kültür değerleri ve bu değerleri kendisine ilke edinmiş kişinin hür irâdesi yatmaktadır.

On mahalleden biri eskinin bakiyesi olarak Rum, diğerleri ise fetihten sonra yeni kurulmuş Müslüman Türk mahalleleridir. Yedisinin temelinde bir mescid vardır; adını bu mescidlerden almaktadır. Mahallelerden biri kurucusu Şeyh Hamza’nın adıyla, diğeri de sâkinlerinin mesleğine izâfetle debbâgân = dericiler diye adlandırılmıştır. Bu yapı, Samsun’un da, diğer Müslüman Türk şehirleri gibi, bir hayrât şehri yani iyilikler şehri olduğunu göstermektedir. Bu sene doğumun 400. Yıldönümünü kutladığımız Evliya Çelebi, on ciltlik seyahatnamesinde, bütün Osmanlı coğrafyasındaki hayratla donatılmış şehir manzaralarını tatlı diliyle ayrıntılı bir biçimde tasvir etmektedir. Evliya Çelebi’nin tasvir etmeye çalıştığı şehir ve ülke manzaraları, Farabî’nin erdemli toplum ya da erdemli şehir felsefesinden doğan ve ‘hayrât’ kavramı üzerine temellendirilen bir sistemin: hayrât sistemi-

12

Gelir dağılımı başta olmak üzere, her türlü dengenin bozulduğu günümüz dünyasının yukarıda açıklamaya çalıştığımız hayrât ruhuna ve sevgiye ihtiyacı vardır. Medeniyetimizin şehirler temelinde yapılacak tahlilleri sonucunda elde edilecek verilerin, çağdaş kazanımlarla birlikte değerlendirilerek –özellikle Atatürk’ün “Türk kültürünü çağdaş medeniyet seviyesinin üzerine çıkarma” vizyonu istikametinde- yeniden yorumlanması ve kullanılması, insanlığı daha mutlu kılacak yeni medeniyetlerin doğmasına yol açabilir. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu olarak bu tür konularda araştırma yapacak kurum, kuruluş ve kişilerle her türlü işbirliğine hazır olduğumuzu bildirmek isterim. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken, Samsun ile ilgili bu bilimsel toplantıyı düzenledikleri için, Valimiz Sayın Hüseyin Aksoy’a, Büyük Şehir Belediye Başkanımız Sayın Yusuf Ziya Yılmaz’a, Rektörümüz Sayın Prof. Dr. Hüseyin Akan’a, şahsım ve Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu adına teşekkür ediyor, hepinize saygılarımı sunuyorum. 13-16 Ekim 2011, “Samsun’da Türk Kültürü” (Sempozyumda Sunulan Bildiri).


Kültür ve Turizm Potansiyeliyle

Samsun Şehri Yüksel Ünal

Samsun İl Kültür ve Turizm Müdürü

Uzun süre Karadeniz’i Anadolu’ya bağlayan bir kavşak noktası olarak düşünüldüğü için bugüne kadar içinde barındırdığı kültürel, tarihi ve turistik değerler ikinci planda kaldı. Kimileri için Samsun Anadolu’dan Batı Karadeniz’e ya da Doğu Karadeniz’e geçerken kimileri için de geçim sıkıntısıyla daha büyük kentlere, gurbete giderken üzerinden geçilmesi gereken ara istasyonlardan biriydi. Belki biraz da bu özelliği dolayısıyla bugüne kadar büyük bir birikimin sahibi oldu Samsun. Belki de kavşak noktası olma özelliği doygunluğa ulaşınca farkına vardık el değmemiş güzelliklerinin. İşte şimdi biriktirdiği bu güzellikleri, değerleri de meraklılarıyla paylaşmaya başladı. Bundan binlerce yıl öncesine dayanan tarihi, Kurupelit mevkiinde son yapılan kazılardan elde edilen kalıntılar ve verilerle birlikte daha da gerilere ötelendi. Pek çok kişinin aklının ucuna bile gelmeyecek bir tarih ortaya çıktı Samsun’da. Vezirköprü Oymaağaç’ta kazılar daha da ilerledikçe öğrendik ki Hititler, kutsal kentleri Nerik’i burada inşa etmişler... Şimdiye

kadar pek çok kültürün tarihi mirasını tanımış, onlar hakkında bilgi edinmiştik ama Hititlerin bu kutsal kentinin izleri arasında dolaşmak çok daha farklı bir coşku oluşturuyor insanda. Bafra İkiztepe’de binlerce yıl öncesinde beyin ameliyatlarının yapıldığını bilmek nasıl heyecanlandırmaz insanı? Amisos Hazineleri Tekkeköy mağaralarının ta Paleolitik döneme uzanan geçmişi, o günden bugüne neredeyse 7.000 yıllık bir yerleşim yeri oluşu; Bafra İkiztepe ve Asarkale’deki kalıntılar, kaya mezarları, Salıpazarı’ndaki –neredeyse erişilmez bir yükseklikte oluşturulmuş- Garpu Kalesi’nin Amazon kadınlarına kadar ulaşan tarihi farklı bir merak ve öğrenme arzusu uyandırıyor Tekkeköy Mağaraları insanda. Aslında yapılması gereken, gerek kent merkezinde, gerekse ilçelerde yapılan kazılar sonucunda ortaya çıkan bu binlerce yıllık kent kalıntılarını yeniden aslına uygun olarak düzenlemek ve görücüye çıkarmak olacaktır. Şimdi yavaş yavaş başladık geçmişimizden ge-

13


len değerlerimizi gün yüzüne çıkarıp onarmaya. Bir zamanlar “Altın Yol” da denilen “İpek Yolu’nda” büyük hizmetler vermiş Kurt Köprü ve Taş Han’ı ve daha nicelerini o günkü özelliklerini koruyarak günümüze kazandırmaya çalışıyoruz. Bütün bunların yanında benzersiz, el değmemiş doğal güzelliklerimizi de yeniden yapılandırıp ziyaretçilerinin hizmetine sunmayı amaçlıyoruz. Her gidişimizde yeniden keşfetmiş gibi oluyorsak, içimize farklı bir huzur veriyorsa kim bilir ilk kez ziyaret edecek konuklarımız ne büyük keyif alacaklardır şelalelerimizden, yemyeşil ormanlarımızdan, yaylalarımızdan, dağlarımızdan. Günümüzde deniz turizminin artık yavaş yavaş doyuma ulaştığını, insanların artık tarih, kültür ve doğa turizmine yöneldiğini görüyoruz. Bu bakımdan daha bir önem taşıyor Samsun. Şimdilik Havza 25 Mayıs (Yenimahalle Kılavuz Ormanı Bölgesi), Havza Kaplıcalar Bölgesi, Ladik Akdağ, Ayvacık, Vezirköprü ve Bafra Kolay turizm bölgesi olarak ilan edildi. Çok kısa zamanda bunlara yenilerinin de ekleneceğini biliyoruz. Kentimize gelen turist sayısı günden güne hızla arttıkça hizmet veren işletmelerimizin sayısı ve hizmet nitelikleri de hızla yükselmeye başladı. Daha düne kadar gelen turisti nerede nasıl ağırlayacağımızı düşünürken şimdi baktığımızda Turizm Belgeli otellerimizin sayısını ve sahip oldukları yıldızlara baktığımızda göğsü-

14

müz kabarmaktadır. Salıpazarı Şelaleleri Yine düne kadar “Samsun’da gezilip görülecek neresi var ki?” diye düşünürken şimdi gelen konuklarımızın en az bir hafta kalması gerektiğini, buna rağmen yine de yeterince gezdirmiş olup olamayacağımızı hesaplıyoruz. Turizm çeşitlemesi açısından baktığımızda da göğsümüzü kabartıyor Samsun. Yamaç paraşütçüleri için onlarca yerin olması, doğa yürüyüşleri için sayılamayacak kadar alan olması, yazın çim kayağı, kışın kar kayağının yapılabileceği bir dağımızın, yine pek çok yaylamızın, eşsiz güzellikteki bir kanyonumuzun varlığı, yüzlerce kuşun barındığı kuş cennetlerimiz, su basar ormanlarımız, yılda yaklaşık 500 bin kişinin ziyaret ettiği kaplıcalarımız, baraj göllerimiz, son derece geniş ve kilometrelerce uzanan eşsiz kumsallarımız, denizimiz ve su sporları alanlarımız her geçen gün yerli halkımızın yanında uzaktaki meraklıların da ilgisini çekiyor. Gittikçe artan bu ilgi, turizmcilikle ilgilenen yatırımcılarımızı da bu alana daha çok yatırım yapma açısından yüreklendiriyor. Biz de elimizden geldiğince bu alandaki çalışmaları desteklemeye, yeni seçenekler üretip sunmaya çalışıyoruz. Umuyoruz ki Samsun çok yakın bir gelecekte parmakla gösterilen bir kültür ve turizm merkezi olacaktır.


Karadeniz’in Sanat Merkezi Samsun

Devlet Opera ve Balesi Mehmet Yılmaz Samsun Devlet Opera Balesi Başrejisörü

2008 yılında fiilen kuruluşu tamamlanan Samsun Devlet Opera ve Balesi 3. yılını geride bırakıyor. Tüm Samsunluların hatta yolu Samsun’dan geçenlerin “ Ne olacak bu bina?” diye senelerce meraklandığı Atatürk Kültür Merkezi’nde 24 Ocak 2009’da yerleşik kadromuzla gerçekleştirdiğimiz Açılış Konseri ile perdelerimizi açtık. Samsun seyircisiyle ilk kez buluştuğumuz eserlerde yaşadığımız o garip tanışma heyecanı hem seyircimiz hem de sanat kurumumuz için o günlerde yaşanan çok özel duygulardı. Hani herkeste bir merak: Samsun’da, Karadeniz’de Opera ve Bale.?! İşte, yaşadığımız o günlerden sonra anlaşılıyor ki seyirci; emekle, bilgiyle, yetenekle, saygıyla kendileri için hazırlanmış eserlere yüksek ilgi ve beğeni gösteriyor. Seyircilerimizin büyük coşkuyla karşıladığı Açılış Konseri’nden ve ilk temsillerimizden bugüne uzanan süreçte opera bale repertuvarının en önemli opera ve bale eserlerini sahneleyen Samsun Devlet Opera ve Balesi, gördüğü ilgiyle daha da cesaretlenip tüm dünya operalarında sergilenen diğer önemli eserleri önümüzdeki yıllarda da seyircisiyle buluşturacak. Bugüne kadar Kamelyalı Kadın, Saraydan Kız Kaçırma, Carmen, La Bohème gibi opera repertuarının seçkin ve önemli eserlerini sahneleyen Samsun Devlet Opera ve Balesi 2012-2013 sanat sezonunun açılışını Ekim ayında Madam Butterfly operası ile yapacak. Samsun Devlet Opera ve Balesi, Türk opera ve operetlerinden Ali Baba ve 40 Haramiler, İstanbulname gibi eserleri de seyirciyle buluşturdu. Seyircinin Türk eserlerine gösterdiği ilgi üzerine IV. Murat operası 2012-2013 sanat sezonu için repertuvara alındı. Klasik bale eseri olan Giselle’den Don Kişot’a kadar birçok bale eserini sahneleyen Samsun Devlet Opera ve Balesi’nin Samsun’da yaşadığı varsayılan Amazon kadınlarının hikâyesinden yola çıkılarak sahnelediği Amazonlar balesi,

dünya prömiyerini gerçekleştirdiğimiz ilk eser olmuştur. Samsun’a ait mitolojik bir değerden yola çıkarak sahneye koyduğumuz Gürcistan ve Romanya’daki uluslararası bale festivallerinden davet alan Amazonların yurtdışında gördüğü ilgi bize büyük gurur kazandırdı. Amazonlar balesinin gördüğü ilgi, Samsun’un adının yurtdışında sanatla da anılması önemli bir gelişmedir. Mikis Theodarakis’in Zorba The Greek filmine yaptığı müzikler sayesinde dünyaca tanınan Nikos Kazancakis’in Alexis Zorba adlı romanından yola çıkarak Lorca Massine’nin librettosunu yazdığı Zorba’yı, çağdaş bale eseri olarak 3 Mart’taki prömiyer gecesiyle Samsunlu sanatseverlere hediye edecek olan kurumumuz, Zorba ile 4 Temmuz’da Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivali’ne katılacak. Ege zeybeğinden Karadeniz türkülerine, horondan Mehter Marşı’na, Mevlana’dan Karagöz Hacivat’a, Köroğlu’ndan Urfa türkülerine kadar çok geniş bir yelpazeyi barındıran Seslerle Anadolu, Aralık ayında Mehmet Yılmaz’ın rejisörlüğünde seyircisiyle buluştu. Çok sesli müzikle harmanlanmış Anadolu türkülerinin çağdaş yorumları seyircinin büyük beğenisi kazandı.

15


2009–2012 yılları arasında 300 kez perdelerini seyircilerine açan ve bu süreçte yaklaşık 100.000 seyirciye ulaşan kurumumuz, yurt içi ve yurt dışı turnelerle ve kurum dışı sahnelerde gerçekleştirilen temsillerle 150.000 seyirciyi opera, bale ve senfonik konserlerle buluşturdu. Devlet Opera ve Balesinin kent nüfusuna göre seyirci sayısı istatistiklerinde Samsun’un 1. sırada olduğunu görüyoruz. Bu durum, Samsun’da sanatla buluşan seyircileri arttırmak için çalışan

Çocukları en öncelikli seyirci sayan ve onların sanatla büyüyen nesiller olması için çalışan Samsun Devlet Opera ve Balesi, 24 Mart’ta prömiyerini gerçekleştireceği F.Josef Breuer ile Heinz Wunderlich’in Bremen Mızıkacıları adlı çocuk oyununu küçük izleyicileri ile buluşturmak için çalışmalarını sürdürüyor. Samsun Devlet Opera ve Balesi Orkestrası, Samsunlu izleyicilerin senfonik konser isteğine ise her ay düzenli konserler yaparak cevap veriyor ve senfonik eserlerin seçkin örneklerini Samsun seyircisiyle buluşturuyor. Samsun Devlet Opera ve Balesi’nin genç ve yetenekli sanatçı, teknik kadrosu kendi bölgesindeki şehirlere turneler düzenleyerek sadece Samsun’da değil diğer şehirlerde de büyük beğeni ve merak uyandırıyor. Opera, bale ve çok sesli müziğin yaygınlaştırılıp sevdirilmesini amacıyla 2008-2011 yılları arasında Karabük, Kastamonu, Sinop, Giresun, Amasya, Tokat, Sivas, Çorum, Ordu, Trabzon, Rize, Artvin, Kars, Iğdır, Van, Yozgat, Erzincan, Erzurum, Bayburt, Gümüşhane, Eskişehir illerine düzenli turneler yapan Samsun Devlet Opera ve Balesi “Türkiye’nin En Çok Turne Yapan Opera ve Bale Müdürlüğü” unvanını sahiptir.

kurumumuz ve Samsun adına gurur vericidir. Samsun Devlet Opera ve Balesi yetişkin seyircilerin yanı sıra çok önem verdiği çocuklar için de önemli projeler geliştirip uygulamaya koymuştur. Kurumumuzda sahnelenen çocuk oyunlarının dışında çocukların ve gençlerin çağdaş sanatlarla tanışabilmesi için eğitim etkinlikleri düzenlemekteyiz. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’nün “toplumumuzdaki tüm eğitim düzeylerindeki bireylerin sanatsal estetik beğeni düzeyini yükseltmek, katılımcı, sosyal, hoşgörülü, çevreye duyarlı, kişiliği güçlü bireylerden kurulu bir toplum yaratmak” ülküsünden hareketle hazırlanan Murat Göksu’nun yazdığı Opera Zamanı ve Mehmet Yılmaz’ın yazdığı Müzik ve Sesler adlı eğitim eserlerini, İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile yapılan protokol ile hayatı boyunca hiç opera bale temsili izlememiş, çok sesli müzik, bale ve opera hakkında fikri olmayan yakın çevre, ilçe ve köy çocuklarına izlettirerek farkındalık yaratmayı hedefliyoruz. Ayrıca kurumumuzda verdiğimiz dört ayrı kategoride Çocuk Korosu ve üç ayrı sınıfta Çocuk Balesi ve Gençlik Korosu kurslarıyla da çocuk ve gençlerimizin sanatla ilişki kurmalarını sağlıyoruz.

16

Fransa, İtalya, Kıbrıs ve Gürcistan’da da temsil yapan, konserler veren ve şimdilerde yine büyük bir turne programı hazırlığında olan Samsun Devlet Opera ve Balesi Seslerle Anadolu müzikali ile Amasya, Gerze, Artvin, Çorum, Tokat, Ordu, Sivas, Giresun, Trabzon, Rize, Van, Kars ve Iğdır’ı kapsayan Büyük Yaz Turnesi’ne çıkacak. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’nün pilot bölge olarak belirlediği Trabzon iline de her ay düzenli turne yapan Samsun Devlet Opera ve Balesi, Karadeniz’de geniş bir sanat havzası oluşturmuştur. Trabzon ile beraber her ay Ordu iline de düzenli turneler yapan Samsun Devlet Opera ve Balesi, Ali Baba ve 40 Haramiler adlı opera eseriyle bu yıl ikincisi yapılacak Eskişehir Ulusal Opera ve Bale Günleri’nin açılışını da gerçekleştirecektir. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü en büyük ve en önemli sanatsal organizasyonu olarak Aspendos Antik Tiyatrosu’nda gerçekleşen Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivali’ne 4 Temmuz tarihinde Zorba balesi ile katılacak olan kurumumuz 3 Eylül’de Çin - Pekin Opera-


sı ve Samsun Devlet Opera ve Balesi Orkestrası ortaklığıyla Madam Butterfly operasını sahneleyecektir. Kentlerin sanat kurumlarının ve seyirciyi oluşturan bireylerinin kurdukları ortak dilin, toplumsal alanda bütünleştirici bir etki yarattığı inancıyla yerel değerleri sahiplenen ve yerel değerlerden sanatla yoğrulmuş evrensel değerler yaratan Samsun Devlet Opera ve Balesi, Amazonlardan sonra şimdilerde de Hekimoğlu’nun hayatının opera eserine dönüştürülmesi için çalışıyor. Kurumumuzun orkestra şefi Tolga Taviş tarafından bestelenen ve yine kurumun koro şefi Bertan Rona tarafından librettosu yazılan Hekimoğlu operası üç perdelik epik opera olacak. 2008 yılında Devlet Opera ve Balesi henüz Samsun’a gelmemişken Samsun Devlet Tiyatrosu Sahnesi, Samsun Devlet Klasik Türk Müziği Korosu, Samsun Büyükşehir Belediyesi Konservatuvarı, 19 Mayıs Üniversitesi Konservatuvarı, özel tiyatroları, üniversitelerin sanat toplulukları ve amatör halk ve sanat müziği koroları ile perdelerini açan Samsun şehri, çağdaş sanatın, sahne sanatlarının en güçlü temsilcisi Devlet Opera ve Balesi’nin açılmasıyla Karadeniz’in Sanat Başkenti olma yolunda önemli bir döneme girdi. Artık Samsun’da her akşam perdeler açık.

Gelişmiş dünya ülkelerinde şehirlerin yaşanabilir olmasında o şehrin sanat ortamının önemli bir belirleyene dönüştüğünü görürüz. Sanatı bir ihtiyaç olarak gören sanatseverler şehrin sanat yaşamına aktif olarak katılırlar. Bugün artık dünyada sanat etkinliklerinin yoğun olduğu; opera, bale, tiyatro merkezlerinin, konser salonlarının bulunduğu şehirlerin gerçek anlamda gelişmiş şehirler olarak kabul edildiği bir gerçek. Bu anlamda Samsun şehri, Karadeniz’de sadece bir tane bulunan Opera ve Bale Müdürlüğüne adını veren şehir ve bölge olarak sanatsal anlamda taşıdığı potansiyeli ortaya koymuştur. Çok sesli müziği ve sahne sanatlarının tümünü üreten; müzik ve bale eğitimleri veren, güzel sanatların diğer dallarını destekleyen yapısı ile Samsun’un sanat ortamına ve sanatsal alandaki gelişimine katkıda bulunan Samsun Devlet Opera Balesi, Samsun şehrine yıllardır hayali kurulan bir unvanı kazandırmayı başardı: Samsun, Karadeniz’in Sanat Başkenti oldu. Cumhuriyet Tarihi’nden bu yana pek çok alanda ilk sıralarda varlık gösteren Samsun’u artık Karadeniz’in Sanat Başkenti unvanı ile de taçlandırabiliriz. Samsun Devlet Opera ve Balesi, Karadeniz’in Sanat Başkenti Samsun’dan siz sanatseverlere saygı ve şükranlarını iletir.

17


Samsun Devlet Klasik Türk Müziği Korosu Cengiz CERMEN DKTMK Müdürü

Samsun Devlet Klasik Türk Müziği Korosu, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ; Musikimizi en iyi şekilde icra etmek,bu musikinin özünü ve güzelliklerini aslına uygun olarak genç kuşaklara ve geniş kitlelere beğendirmek ,yayılışına katkıda bulunmak ,yurt içi ve yurt dışında tanıtılması amacıyla l990 yılında kurulmuş ve açılış konserini 14 Mayıs 1991 günü vermiştir. Samsun Devlet Klasik Türk Müziği Korosu başta Samsun olmak üzere tüm Karadeniz Bölgesi il ve İlçelerinde , doğudan batıya,kuzeyden güneye yurdun sayısız illerinde gerçekleştirdiği turnelerin yanı sıra Amerika, Avustralya ,Japonya,Güney Kore, Hong-kong, Almanya, Çekoslovakya ve Havana’da çeşitli tarihlerde konserler vermiştir. Koronun kuruluşundan itibaren müdürlük görevini Cavit ERSOY, Ali ÖZGÜMÜŞ ,Orhan PİRGAYİPOĞLU,Yaşar Taşkın UZUN,Nihat GÖNÜL,Mustafa ÇALIK, Kemal YURT, Ruhat YÖRGÜÇ, İzzet TEKELİ yürütmüş, bu görevi 14 Kasım 2008 tarihinden itibaren’de Cengiz CERMEN tarafından yürütülmektedir.

18

Koronun Kuruluşundan itibaren 13 yıl boyunca Koro Şefliği görevini Taner ÇAĞLAYAN sürdürmüş ve 15 Ağustos 2003 tarihinde emekliye ayrılmıştır. Bu tarihten itibaren Cavit ERSOY,Murat Salim TOKAÇ,Halil Nihat KOŞAR,Kemal YURT Koro şefliğini vekaleten yapmışlardır. 21 Kasım 2011 tarihinden itibaren ise daha önce koromuz sanatçısı olan Arzu KOPUZ ÇELİK bu göreve asaleten atanmıştır. Koromuzun kuruluşundan itibaren 18 yıl boyunca Koro Şef Yardımcılığı görevi Cavit ERSOY tarafından asaleten yürütülmüş ve 15 Mart 2008 tarihinde emekliye ayrılmıştır. Bu tarihten itibaren ise Ahmet Sedat METE, Nihat GÖNÜL vekaleten görevlendirilmiştir. Halen bu görev vekaleten Ahmet Sedat METE tarafından yürütülmektedir. Samsun Devlet Klasik Türk Müziği Korosu halen kadrolu sekiz bayan , yedi erkek ses ve on beş saz sanatçısı olmak üzere toplam 30 sanatçısı ile hizmetlerine büyük bir başarı ile Samsun Atatürk Kültür Merkezi binasında devam etmektedir.


Neden Geldim Samsun’a? Mehmet Aydın Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümü Öğretim Üyesi, Prof. Dr. “Ben bu şehre nereden geldim Bir avuç gök yüzü için başım havalarda” Turgut Uyar

Bir İstanbul dönüşü Harem Otobüs Terminali’nde beklerken yanık sesli bir genç büfe çalışanı durmaksızın bir arabesk şarkının “neden geldim İstanbul’a?” mısraını bütün terminali çınlata çınlata söylüyordu. Müşterilerden birine bir çay, öbürüne bir tost hazırladıktan sonra yeniden bir “neden geldim İstanbul’a?” daha patlatıveriyordu? Bu sesi otobüsüm kalkıncaya dinlemeyi sürdürdüm. Başka şansım da yoktu. Sahi, bu genç neden İstanbul’a gelmişti ki?

kentidir. Samsun’un kent olarak kalanlarla sorunu yoktur, gidenlerle de. Bir şehirde kalmak da oradan gitmek de bir seçimdir. “Seçim yapma imkânının olmadığı yerde ahlak yoktur.” derler. Ahlaktan insana seçim şansı verildiğinde söz edilebilir. Hepimiz Samsun’da büyük sanatçılar, büyük bilim adamları yetişsin ve yaşasın isteriz. O zaman Samsun’u büyük sanatçıların ve büyük bilim adamlarının yetişebileceği, bir kente dönüştürmek gerekir.

Bunu İstanbul’dan Samsun’a döndüğümde dostlarıma ve öğrencilerime anlattım.

Şehre köyden, kasabadan veya daha da geniş anlamıyla taşradan gelinir. Bu sanayileşmenin sonucudur. Başlangıçta sanayileşmeyle kentlerdeki iş gücü açığını kapatmak için köylerden kentlere doğru bir göç yaşanmıştır. Modernleşmeyle aslında taşralının şehirlerin çağrısına uyduğu bile söylenebilir. Modernleşme bir yönüyle şehirlileşme olarak da anlaşılabilir.

Elbette her kente gelenin o kentten talebi vardır, kentin de yeni gelenden. Talebi daha büyük olan İstanbul gibi daha büyük bir kenti tercih eder. İstanbul’u tercih edenlerin büyük talepleri vardır. Ama İstanbul veya herhangi bir büyük şehir her gelenin taleplerini karşılamaya muktedir midir? “Neden geldim İstanbul’a?” bir devrik soru cümlesidir. Her sorunun bir muhatabı vardır, ama bu sorunun muhatabı pek de belli değildir. Elbette insan kendisine de soru sorabilir. Yoksa bu soru hem alıcısı hem vericisi aynı olan sorulardan biri midir? Bu soruyu soranın taleplerini İstanbul karşılayamamış olmalıdır. Sorunun içinde örtük olarak bir pişmanlık ve hayal kırıklığı vardır. Bu sözde büyük şehre yenik düşmüş bir insanın aczi de vardır. İstanbul, hem büyük hayallerin hem de büyük hayal kırıklıklarının şehridir. Elbette bütün şehirler büyüklükleri oranında büyük küçük hayal kırıklıkları yaşatabilir insana. Acaba “neden geldim Samsun’a?” diyenler de yok mudur? Elbette vardır, niçin olmasın. Samsun da her gelenin beklentilerini karşılayamaz. Ama Samsun’a gelenin beklentisi İstanbul’a gidenin beklentisi kadar büyük olamaz. Şehirlerin de o şehre yerleşenlere “neden geldin?” sorusunu sormaya hakkı yok mudur? Elcevap vardır. Samsun, Samsun’a gelip burayı yurt tutanların da

Taşra merkezin de karşıtıdır. Merkezlerde üretilen her türlü ürün merkezde olduğu gibi taşrada da tüketilir. Elbette taşranın da ürettikleri vardır. Taşrada üretilenler de merkezde tüketilebilir. Ama taşrada üretilenler değer olarak merkezde üretilenlerle karşılaştırılamaz. Her zaman merkezlerde, şehirlerde üretilenler daha değerlidir. Merkezlerden taşraya gelenlerin havası vardır. Tecer’in “Orada bir köy var uzakta” mısraı da aydının köye bakışını anlatmaktadır. Türk aydının köye bakışı baştan beri epey sorunludur. Uzun süre medenileşmenin şehirlileşme anlamına geldiği sanki unutularak birçok bakımdan saflığı, arılığı, bozulmamışlığı temsil ettiği için köy ve köylülük kutsanmıştır. Böyle bir kavrayış sanayileşmenin hızını kesen bir set olarak da görülebilir. Orada aydının gitse de bir turist gibi uğradığı bir köy hâlâ vardır. Nerede kalmıştık? Bunu kim kime söylüyor? Bazı yazılarda sorular değil cevaplar vardır, bazı yazılarda da cevaplar yok, sorular vardır.

19


Bu Kent Osman KARA Gazeteci - Yazar

Birileri istedikleri kadar bu kenti bir “Amazon” ya da bir “Antik Çağ” kenti olarak sunmaya çalışsınlar bu kent bir 19 Mayıs kentidir. Bu kente her geleni “19 Mayıs kentine hoş geldiniz” yazısı karşılar. İlber Ortaylı Hoca’nın ifadesiyle 19 Mayıs 1919 günü bir karar günüdür. Türk milletinin kendisine dayatılmak istenen “deni (aşağılık) barış şartlarını” reddedip “hakimiyet-i milliye ve istiklal-i tam (milli egemenlik ve tam bağımsızlık)” düsturuyla ayağa kalktığı gündür. O kalkışın ilk adımı 19 Mayıs 1919 günü bu kentte atılmıştır ve onun için bu kent bir 19 Mayıs kentidir. Amazonlar sadece bir efsanedir. Ne aslı vardır ne de hayalperestlerin uydurdukları söylencelerden başka onlardan bize kalan en ufak bir

20

miras. Amisos ise birkaç tümülüs ve onlardan çıkan birkaç eserden ibarettir. O eserler hoştur, güzeldir, görülmeye değerdir ama hepsi o kadardır. O yitik koloniden bugüne kalan başka bir şey yoktur. Amisos yitik miras, Amazonlar sadece bir efsane ama 19 Mayıs ve Milli Mücadele dünyanın saygı duyduğu bir gerçek; Anadolu Türklüğünün buradaki varlığının ve Anadolu’nun ebedi Türk vatanı kalışının şanlı destanı ve tüm dünyaya ilanıdır. Tarihi büyük insanlar ve büyük milletler yapar, tarih de büyük insanları ve büyük milletleri yazar. Bu nedenle de dünya tarihinde Türk milletinin, Türk tarihinde de 19 Mayıs 1919’un ve Samsun’un farklı ve seçkin bir yeri vardır. Bu kent ne Amazon kentidir ne de Antik Çağ bakiyesidir. Bu kent 19 Mayıs kentidir.


Platform ve

Kültür-Sanat Uğur Dede Şair –Yazar

Samsun Kültür Sanat Platformu birbirinden farklı inanç ve dünya görüşlerine sahip kültür-sanat vakıf ve derneklerinin bir araya gelerek birliktelik oluşturdukları üst kurumdur. Bunun ne denli önemli olduğu, içinde bulunduğumuz coğrafyanın ruh ve beden dilinde apaçıktır. Tıpkı Kuvayı Milliye’de olduğu gibi bu toprağın çocukları, birbirinden faklı düşünseler de savaş ortamında olduğu gibi barış ortamında da bir ve bütün olmayı başarabilecek yüreğe sahip olduklarını yetenekleriyle tescillemiştir. Değil midir ki; en çok bu toprağın çocukları, başta özgürlük olmak üzere, fikir taşımanın, düşünce serdetmenin ne olduğunu en iyi bilendir. Onun içindir platformumuzu oluşturan, hiçbir dernek ve vakıfın beklentisi bir diğerinin mağlubiyeti değil, kendi varlık ve üsluplarıyla; yaşadıkları topluma ömür ve huzur katan ortak başarılar ilke edinilmiştir. İnsanını yaşatarak hayat bulmuş bir medeniyetin; kendi referans ve yetenekleriyle merhaba dediği modern zamanlar, Cumhuriyetin yetenekleriyle taçlanmış ve 21. Yüzyıl, Kültür milleti olma yolunda anlam kazanmıştır. Başkalarının yenilgisinden cesaret bulan cehalet değil, başkalarının yaşamasından hayat bulan aydınlık bir Türkiye’dir Samsun Kültür Sanat Platformu. Hiçbir farklılık “biz” olduğumuz gerçeğini değiştirmedi. Bütün yanılgılar ortak, birbirine bahane olmuş bütün öfkeler benzer, bütün hüzünler bir diğerinden kalma sevda türküsü olmuştur bu topraklarda.

kıf başkanlarımıza minnettarız. Bir o kadar kıymetli bir tutumu burada bir kez daha ifade etmek isterim. Çünkü ifade edeceklerim en azından Samsun’u bu anlamda örnek alarak harekete geçecek İller için oldukça önemli olduğu inancındayım. Halkın sesi olmayı gerçekte başarmış Samsun basını, bu işin en değerli övgüsünü hak etmiştir. Zira bir yılı aşkın süre devam eden altyapı çalışmalarında sonucu görerek hareket etmiş, en ufak bir olumsuz eleştiri ile şevk ve heyecan zedelenmemiştir, bölünmemiştir. Bunun ne kadar değerli olduğunu sanırım akletmek çok da zor değil. Bundan dolayıdır ki, platform adına devam eden süreçler, elde edilen- elde edilecek daha büyük başarılar Samsun’un görsel ve yazılı basınının başarısı olacaktır. Samsun Basınının bu tutum ve davranışı Türk Basınının olduğu kadar, Samsun entelektüelinin medarı iftiharıdır. Bize fırsat verenler, Samimiyetimize güvenen, başaracağımıza inananlar, Bütün samimiyetimizle saygılarımızı, Bütün içtenliğimizle şükranlarımızı arz ediyoruz.

Bu sebeple; platformun fikir babası ve kaptanı olan sayın Vali Yardımcımız Mesut Taner Genç ile çıktığımız bu yolda; bize fırsat veren, samimiyetimize güvenen, başaracağımıza inanan, himayeleriyle yeşertip dal budak olmamızı sağlayan başta Sayın Valimiz Hüseyin AKSOY olmak üzere katkılarını, kabullerini esirgemeyen yöneticilerimize, bu birlikteliğe inanmış, “biz” olma hevesiyle heyecanlanıp emek olmuş, değer olmuş platformu birlikte kurduğumuz bütün dernek ve va-

21


İlber Ortaylı ile Tarih Kültürü Üzerine Osman KARA (Gazeteci-Yazar) Uğur DEDE (Şair-Yazar) OSMAN KARA : Hocam siz geçmiş geleceği belirler diyorsunuz. Arkayı bilmeden öne gidemezsiniz diyorsunuz. siz Türkiye’de geçmişi en iyi bilen , resme bütünüyle bakan, sadece kendi tarihi kültürü değil bölgemizi ve dünyanın tarihi ve kültürünü de bütün olarak gören bir hocamızsınız. Bizim geçmişimiz bize nasıl bir gelecek işaret ediyor? PROF. DR. İLBER ORTAYLI : Valla bizim geçmişimizin geleceği işareti söz konusu değil. Biz bir halkız. Coğrafyamız ve kültürel özelliklerimiz yani fizik coğrafya ortamı çok değiştirmişiniz. Bizim kadar yakın bir tarihte yeni bir vatan kuran bir kavim bulunmaz. Var İsrail. fakat bunlar dedelerinin ecdadının eski topraklarına konduklarını söylüyorlar. Kısmen doğru. En azından kısmen doğru. Biz öyle değil. Biz buraya 11. Asrın sonu 12. Asırda hiç daha evvel bilmediğimiz gelmediğimiz bir yurdu fethettik oturduk burasını vatan edindik yani Bu günde buradan gidecek yerimiz yok deniyor ki bu doğrudur çünkü yeryüzünde Türklükle alakası olan Türklüğe akraba veya Türklüğe bulaşık toplumların yaşadığı hiçbir yerde bu kadar kalabalık insan yok. Biz çok kalabalığız. Ve uzun bir zaman boyunca yabancı bir hâkimiyet geçirmediğimiz için dil bakımından kültür bakımından değişim bakımından da kendi kaderimizi kendimiz tayin etmişiz. Bu çok önemli bir şey... Birinci unsur tabi Balkanlar ve Avrupa ile yüz yüze gelmişiz yani ilk etap Bizans, Roma İmparatorluğu yani. İkinci etap Balkanlar, burada Slavlar hakim. Üçüncü etap düpedüz Avrupa’nın bu günki medeni milletleri, yani o dünya, onlarla temasta olmuşuz. Bu, savaş kadar ticari ve kültürel alış verişi de içeriyor. Ve ortaçağ şartlarında kurulan bir

22

imparatorluktan modern çağlara endüstri devrine intibak etmişiz. Yani Türkiye İmparatorluğu 19 . Yüzyılda büyük devletlerden biri ve Avrupa Birliği birnevi KONSEPT EUROPA üyesidir. Çok önemli. Şimdi buradaki unsurlar da yeknesak bir millet değil. Macaristan gibi Polonya gibi Bulgaristan gibi rafine değiliz, Mazideki Bulgarları düşünün bir toplum değiliz. Bura Roma imparatorluğu yani içimiz her dilden her dinden insanlar olmuştur bir araya gelmiş. Yaşamışlığın getirdiği bir tecrübe var. Yani mesela Avrupa toplumlarının yabancı unsuru Yahudi’dir. Münhasıran Yahudi’dir. Ve o yüzden müthiş bir antisemitizm var. Bizde öyle bir şey yok. Hatta biz mesela Yahudilerle öbür Hıristiyan milletlerden daha iyi geçiniriz. Şimdi hal böyleyken mesela ben bu günkü toplumda ne İslamiyet’le ne Türklükle alakası olmayan bir antisemitizmi normal görmüyorum. Bunu tasvip etmemiz mümkün değil.


OSMAN KARA : Zaten bize Hıristiyanlıktan geçtiğini de ifade ediyorsunuz hocam kitaplarınızda. PROF. DR. İLBER ORTAYLI : Hıristiyanlarımız var, Yahudilerimiz de var yani Türk olarak. Bizde her çeşit Yahudi de var. OSMAN KARA : Antisemitizmin bize batıdan geçtiği bilgisi var. PROF. DR. İLBER ORTAYLI : Tabi bu bize doğrudan doğruya batıdan geçen bir şey hatta ben size onun tarihini verebilirim. Bu temel olarak 2. Cihan Harbinden sonraki Manevi Cihazlanma falan gibi kökeni İsviçre Protestanlığından Kalvenizm’den gelen bir harekettir. İşte 19. asırda da Ebuziya Tevfik gibi bazıları Fransa’daki eği-

timleri dolayısıyla böyle bir antisemitizm kapmışlardır. Bu Türklükle bağdaşan bir görüş değildir mesela bunu burada ifade etmek isterim. Böyle bir problem yoktur çünkü biz Batı coğrafyasındaki milletlerin tersine değişik coğrafyalarda kozmopolit ortamlarda yaşamaya alışığız. Bizi bir arada tutan dilimiz olmuştur. Dil bizim için çok önemlidir. Fevkalade önemlidir ve maalesef bu konuda büyük bir dikkatsizlik vukua geliyor. Ben bu gün Avrupa’ya konferanslara gittiğimde Almanca konuşmak zorunda kalıyorum. Hatta İngiltere’de, İngiltere’deki Müslümanlar çağırdı bir gün. Çok yorucu bir programdı yani akşam konferans verdim ertesi gün sabah 9 ile 5 arası konferans verdim. 6’ da bir daha London School of Economics de bir konferansa daha gittim. Yani torba gibi oldum. şimdi orada dikkat ettim akşam ve gündüz konferans programları Müslümanlarındı yani Hindistan ana kıtasından gelen İngilizleşmiş Müslümanlar. Fakat arada Türkler ve London School of Econo-

23


mics vardı yani orada yaşayan. Akşam zaten Türk talebe zaten. Almanya’da bu böyle oluyor. Gidiyorsun Türkçe konuşuyor çocuklar senle. İş konferansa gelince Almanca oluyor. Besbelli ki zavallıların konuşma dışında Türkçe ile ilgileri yok. Literatür yok, okumuyorlar. Okuyamıyorlar. Türkçe okuyamıyorlar. OSMAN KARA : Bir röportajınızda okumuyoruz, bilmiyoruz diyorsunuz. PROF. DR. İLBER ORTAYLI : Bilmiyoruz okumuyoruz hikâyesi değil. Şimdi daha vahim bir şey var. Dışarıdaki Türkler maalesef Kültür Milleti olmadığımız için Türk dilini muhafaza edemiyorlar. Yani bu evdeki konuşma ile muhafaza edilmez, bunun ömrü kısadır. UĞUR DEDE : Kültür Milleti olmak ne demektir üstat? PROF. DR. İLBER ORTAYLI : Kültür fork bir Almanca tabirdir her şart ve şurt altında o dili muhafaza etmene bağlıdır. Bunun Türk ırkına has bir özellik olmadığı belli oluyor. Yani okuma yazmalı bir dili muhafaza edemiyorlar. Eğer ortada devlet yoksa., devletin dayattığı organlar ve disiplin yoksa bunu muhafaza edemiyorlar. Mesele Macar eder, Alman eder, Rus eder, hatta size şunu söyleyeyim İran da eder. İranlılar eder, şark milleti olmasına, bizden fakir olmasına rağmen ederler… Türkler için bu söz konu değil. Dışarıya bakın, Avrupa’ya bakın, işçinin çocuğudur, diplomatın çocuğu da dişçinin çocuğu da aynı şeye maruz. Türkçeyi unutmaya. Çok önemli bir özellik bu. Mesela Türkolog İrene Melikov vardı Rus asıllıdır tabi. İrene Hanımın çocukları Türkçe konuşur bilhassa kızı Şirin çok iyi Türkçe konuşur. Şimdi kadın kocası Türk olduğu için ünlü matematikçi Salih Zeki Bey in oğlu Faruk beyle evliydi, Faruk SAYAR’la babadan çok uğraşmış çocuklarla, Türkçe de öğretmiş. Hem Türkçe öğretmiş hem Rus’ça. Fransa’da büyüyüp yani asimilasyonu yüksek bir cemiyette Türkçe’yi de, Rusçayı da öğretiyorlar onlara. Çünkü mensup olduğu yani münevver genleri kadının o kültür fork undan geliyor. Rus kültür halkı çevresinden geliyor. Bu kültür fork u lütfen böyle kullanacaksınız bu sosyolojik bir tabir.

24

Maalesef Türkler için bunu söylemek mümkün değil. Rusya’dakilere bakın ne kadar hazin bir durum değil mi. Rusların kelimelerini kullanıyorlar. Biraz daha Rusya içinde yaşıyorsa çabucak unutuyorlar. Yarım yamalak biliyor. Çok önemli bir şey, hatta onu bırakın bazı ülkelerde adamların yazması ve düşünmesi Rusça, konuşması Türkçe. Bunun farkında olmuşsunuzdur zannediyorum. Eğer iki Azerbaycan’ı karşılaştırırsanız İran Azerbaycan’ı gene baskındır Türkçülükte. Yani hem Farsçayı çok iyi bilirler münevverler hem Türkçeyi çok iyi bilirler. Bir özelliktir bu yani o çevrede İranlılar gibi bir kültür çevresinde bizimkiler de herhalde onu gördüklerinden o şeyi muhafaza etmişler. Bu bakımdan ben bu Türkçeye fevkalade önem veriyorum. Ve mesela televizyonda böyle muhtelif şivelere sahip sunuculara tahammül edemiyorum. Çünkü bizim için mahalli lehçe ve şiveler çok mukaddestir, korunması gerekir. Ama basın hele böyle televizyon gibi herkesin eğitim gördüğü bir yerde, ben böyle 40 tane mahalli lehçe dinleyemem. Bu mümkün değil. Sunucunun birisi Karadeniz şivesiyle öbürü Malatya şivesiyle konuşuyor. Bundan Türkçe öğrenilmez. Çünkü burası açık bir şey ki insanların çoğu her memlekette kitap okuyarak ve tiyatroyla değil televizyonla dillerini öğreniyorlar. Bunun üzerinde ısrarla durmak gerekir. Binaenaleyh RTÜK ün problemleri bence müstehcenle uğraşmaktan çok bu olmalıdır. Bu mühimdir ve ondan daha fazla bir şey, dille uğraşması gerekir. Yani yanlış telaffuz, yanlış kelime kullanımının anında cezalandırılması lazım, buna kimse de itiraz edemez. Çokta iyi tespit edilir. Bu ispat ile değil mi biliyorsunuz teknolojinin. İkincisi tabi bu dil meselesinde bizim bu şeyi artık aşmamız lazım. Bu Osmanlıca falan… Şimdi bak sana gayet güruh bir şey anlatayım. Amerika’da okuyan bir çocuk, benim ahbaplarımdan eski İstanbul ailesine mensup bir hanımefendi; baban diyor orda bulunacak mı o saatte diyor çocuğa. Hayır efendim diyor çünkü diyor babam orda bulunmayacak onun yerine filanca birisi gelecek bir bey gelecek diyor onla diyor günü paylaşıyorlar, falan diyor. Ha demek baban münavebeyle bulunacak orda. Ben o dediğiniz beyi tanımıyorum. “ gülüşmeler” anladın değil mi vahametini işin. Bu fevkalade feci şeyler. Çok daha kötü örnekler var. Mesela; “okşasam saçlarını ta fecre kadar” demiş bir bestekârımız ve bestekârımız


bir Osmanlı Ermeni’sidir bunu şey yapan besteleyen bu sözü. Şimdi bir Türk şarkıcı bunu okurken“ okşasam saçlarını ta ferce kadar” diyor. “gülüşmeler” Yani çok tatsız. UĞUR DEDE: Şimdi buradan yola çıkarak üstadım izniniz olursa şöyle bir soru sormak isterim. Bizi asimilasyonla suçlamalar var malumunuz. PROF. DR. İLBER ORTAYLI : Evet, biz kendimiz asimile oluyoruz. Asimilasyonla suçlayan adamların bilhassa münevverlerinin ilk önce dillerini ve edebiyatlarını kendileri büyük ciddiyetle öğrenmeleri lazım. Buna kimse mani olamaz. Yani bu yakınmada “ hiç bir şey biliyor musun” diyorum “hayır bilmiyorum” diyor efendim Türk faşizmi diyor. Türk faşizmi zavallı halka iner. Onun gideceği okula kadar iner. Sana inemez ki hiç kimse sana kadar inemez yani sen okumuş yazmış ağzı laf yapan ve zekası işleyen bir adamsan sana kimse bir şey yapamaz. yani herif Fin’de oturmuş evinde incili çevirmiş. İsveç’in hakimiyetindeyken 8 asır kalmış. O İsveçli zamanında Doktor Lönnrot, çıkmış Kalevala Destanı-

nı toplamış yazmış. Bunları örnekler diye veriyorum. Yani Macarlar filolojinin önderiydi idare Avusturya’nındı. Binaenaleyh bunlarda bir şey unsuru vardır bu toprağın üstünde yaşayanlarda diline karşı belki bir umumi saygısızlık, ihmal, lakaydı vardır ama bunun üzerinde durmak lazım. UĞUR DEDE: Üstadım izninizle sorumu tamamlamak isterim. Kendi kültürü üzerinde hakimiyeti çok sorunlu olan biz Türkler, başkalarını nasıl asimile etmişiz? PROF. DR. İLBER ORTAYLI : Ela âlemi nasıl asimile etmişiz. Çok güzel bir soru hiç fazla konuşmamıza lüzum yok yani anlaşılıyor iş. Evet, yani böyle bir sorunumuz var, dil ve etnik gurubumuz. Bu en önemli unsurdur. Yani bunun üzerinde duracağız. Bunun üzerinde durmamız hassaten lazım. “Bir insan bu dünyaya gelirken torpil kullanamıyor. Ben şu veya bu kavimden olacağım diyemiyorsun değil mi? Efendim ben Ahıska bölgesinin Türk’ü oldum ama şuradan bir 200 metre kaydırmanızda Gürcistan’ın Tiflis’inden Gürcü olsam falan diyemiyorsun.

25


Yani orada falan geçmiyor bu torpil veya biraz kaydır aşağıda bari İranlı olalım hiç değilse falan yok. Bize sormuyorlar bir şeyin içinde doğuyoruz ve buna sahip çıkmak zorundasın değiştiremezsin. Yani mühtedi Fransız olmaz mühtedi Türk olmaz ama Mühtedi Müslüman olur. Anladın mı? Allah korusun ama Tanassur etmiş bir Türk falan Fransız filan da olmaz. Böyle bir şey olmaz yani bu tabirler bu iş geçmez zaten. Binaenaleyh doğuştan bize verilen ve takdir edilenlere, ilahi gücün takdir ettiğine hürmet etmek zorundayız. Sahip çıkmak zorundayız. Türk diline, Türk Kültürüne, Türk tarihine, Türklerin kendi içtimai müesseselerine karşı düşmanca davranan bir zihniyeti benimsememiz mümkün değildir. Ve bu çoğu zamanda kendini kamufle ediyor. Bunu da kabul etmemiz mümkün değildir. Açık konuşalım bunları.

rihinde Yunanistan’dan sonra. Açıkçası siz faşistsiniz yanlış şeyler öğreniyorsunuz biz siz bunların doğrusunu öğretiriz dediler. Ve Ben 47 doğumluyum benim gençliğim boyunca ilk gençliğimde tanıdığım Almanlar bambaşka konuşan Almanlardı. işte biz harpte kaybettik yenildik bir türlü bu şeyleri kabul etmeyen açıkça. Sonra iş değişti fakat işin perde arkası gene farklıdır. Kimsenin tarihiyle yüzleştiği filan yok. 1980 lerde Historiker Kampf- çıktı yalan söyledikleri tabi ama bu HOLOKOSTU (Nazilerin Yahudilere yap-

OSMAN KARA: Tarihimiz dediniz de süremizde doluyor ancak son zamanlarda tarihimizle yüzleşelim çağrıları çoğaldı? PROF. DR. İLBER ORTAYLI : Bu yanlış bir laftır. Tarihle yüzleşmek diye bir şey yoktur. Tarihi bilmek ve incelemek vardır. Soğukkanlı bir hakemlik şarttır. Yani biz efendim Ermeni vakası hiç olmadı demeyiz. Bunu diyene zaten gülünür. Efendim işte nezle oldu öldüler diyen biri olmuştur. Bu da doğru değildir. Böyle şey denmez. Bu ne kadar olmuş, nasıl olmuş niye olmuş tarihçesi ve oturur misal Ermenililer birlikte incelersin. Bunu hatta Ermenistan cumhuriyetiyle karşılıklı olarak kurumlar arası. Böyle tarih, coğrafyadan anlamayan insanların rast gele bazen kendi içgüdüleri bazen kendi saplantısı veya bazen de başka yerden angaje bu işi götürmesi yanlış. Bunu söylerim, bunları ciddiye alamazsınız. Ama bu iş birlikte incelenir. Tarihle yüzleşmeye gelince kimse tarihle yüzleşmiyor. Yani bunu almanlar söylüyorlar. Bu lafa gülünür. 2. Harp de yenildiler, Nürnberg Duruşması oldu ve mağlup Almanya yeniden kurulurken bir tarafta Sovyetler öbür tarafta Amerikalılar bunların bütün kurumlarına el attılar. Hatta batı Almanya’da her federal, federe eyalette bir siyasi eğitim müdürlüğü kuruldu. Çok önemli bir şey bu… Siz dediler, anayasal fikriniz yok, siyasal terbiyeniz yok bunu Alman’a söylüyor yani felsefenin anavatanına, yani dünya ta-

26

tığı soykırım) falan inkar ediyorlar derecesini düşürüyorlar. Böyle safsatalarla kimseye baskı yapamazsınız. Tarihle yüzleşen falan yok orta da. Bir olayı saptırarak bir kavmi suçlamak ayrı bir yoldur. Doğru dürüst geçmiş olayları inceleyip üzerinde düşünmek ayrı bir yoldur. İkincisi çok zor bir yoldur. Zahmet ve sabır isteyen bir yoldur. Kimseye bir kazanç sağlamaz fazla. Ama doğrusu budur. Öbürü bazı insanlara kazanç sağlar, o sağladı-


ğı kazanç kadar bazılarına kayıp getireceği için çatışmayı artırır. Normali de budur yani olayın tarihte. Bunlar itibar edilecek unsurlar değildir. Falan memleketin meclis kararı ile filan şey yapılamaz. Şimdi size şunu açık söyleyeyim. Son Fransa olayında direndik Fransa’da da tabi yargıçlar, hukuk zihniyetine, tarih zihniyetine sahip insanlar var. Bunlar bu olayı ne yaptılar, durdurur gibi oldular. Başka bir mecraya götürüyorlar. Ama İsviçre’de geçti bu kanun. Ve bunu geçirten, şampiyonluğunu yapan politikacı bugün federal hük ü -

metin Dışişleri Bakanı. Onu çağırdılar Ankara’ya. Orada büyük elçiler yıllık konferansında Guest of Honour olarak (Onur Konuğu) Guest of Honour kadın hanımefendi bir de bir konuşma yaptı. Şimdi bu tutumda bir ciddiyet var mı? Yok. Besbelli bir şey ki bu hikayeyi yürütürken bazı insanlar yürekten gidiyor Başvekilimiz gibi, bazıları ciddi değil yeterince. Ben bunun üzerinde ısrar etmek istiyorum.

UĞUR DEDE: Üstadım son olarak son ve özel olarak SAMSUN dediğimizde, neler söylemek istersiniz? PROF. DR. İLBER ORTAYLI : 19 Mayıs bizim tarihimizin çok önemli bir unsurudur. Çünkü biz müttefiklerimizin, kaybedenlerin, harbi kaybedenlerin deni şartlarına boyun eğmedik. Almanya’nın Avusturya Macaristan ve Bulgaristan’ın. Biz kafa tuttuk, direndik. Mütareke gününü kutlayacak değiliz. Fransa mütareke gününü kutluyor 1. Harpten sonra. Hala kutluyorlar vatan savundular ok şehit verdiler, Fransa’yı kurtardılar kutluyorlar. 2. Harpte öyle bir şansları yok. Çünkü çok fena yenildiler ( gülerek) ve Fransa’yı kurtaranlar da Amerikalılar oldu aslında. Ondan sonra yani bu çok önemli bir şey bizim için, bu “19 Mayıs “önemli. Biz orada bir karar verdik. Yani Türkiye olarak tarihimizi coğrafyamızı silmeye hesap sormaya, yüklenmeye hazır bir kuvvete hesap vermeyiz size dedik, haddinizi bilin, burası bizim. zaten akıllı insanlarda öyle dediler. General Metaksas Yunan Ordusunun Venizelos’a karşı kanadındandır ve Anadolu istilasına katılmamıştır. O yüzden görevlendirilmemiştir ama sonradan Yunanistan’ı kurtardı İtalya’nın istilasına karşı. İyi bir askerdir. O, o gün “Siz İzmir’e çıkmayın. Bunların ölüsü bile size kafa tutar” dedi . “Bunların orduları var, askeri var, kurmayı var yapmayın” dedi. Çıktılar İzmir’e “Bari ileri gitmeyin” dedi ve neticede bir küçük Asya faciası oldu. Yani o zaman aklı başında insanlar zaten bu işi de tasdik etmediler o cephede, ne Yunanistan’da, ne İngiltere’de, ne Fransa’da. Mesela İngiliz askeri çevrelerinin her zaman hürmeti vardır Türk askerlerine karşı. Dışişlerini ve Loyd Geoprge/Başibakan loyd George olması lazım) ( MU lord croydon MU) şeyini tasvip edip tanımıyorlardı. Paylaşmıyorlardı. Görev başka şey… Şimdi bu Samsun bu direnişin başladığı nokta... Bundan taviz veremezsiniz. Ne demek bunu kutlamamak? 19 Mayıs bizim için önemli bir gün. Siz bana onun organizasyonunda falan olan şeyler üzerinde durmuyorsunuz zaten. Gün üzerinde duruyorsunuz. Ben o konuda taviz veremem. Bu kadar açık… Selamlarımı sevgilerimi gönderiyorum Samsun’a. UĞUR DEDE: Çok teşekkür ediyoruz üstadım. Eksik olmayın yorduk sizi.

27


Sanat Hukuku Sanatçıların Sosyal Güvenliği Nadi Macit Avukat

Kişilerin başkalarına muhtaç olmadan yaşamlarını güvence altına almayı amaçlayan Sosyal Güvenlik Sistemi; Anayasa ve Yasalarla belirlenmiş olup, vazgeçilmez bir insan hakkıdır. Konu ile ilgili Anayasanın 60. Maddesi “Sosyal Güvenlik Hakkını” düzenlemektedir. Anayasa madde 60: “Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.” Anayasanın “Sanatın ve Sanatçının korunması” başlıklı 64. Maddesi hükmünde ise; “Devlet sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur. Sanat eserlerinin ve sanatçının korunması, değerlendirilmesi, desteklenmesi ve sanat sevgisinin yayılması için gereken tedbirleri alır.” denilerek anayasal güvence çerçevelenir. Bu emredici Anayasa hükümleri kapsamında Sosyal Güvenlik Sistemimizde gerek emeklilik haklarından gerekse genel sağlık sigortası haklarından yararlanılarak Sosyal Güvenlik kapsamında yasal düzenlemeler yapılmış olup, sanatçılarımızı yakından ilgilendiren sosyal güvenlik düzenlemeleri aşağıdaki gibi başlıklar halinde açıklanmıştır. ZORUNLU SİGORTALILIK 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası yasasında: Hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılan sanatçılar yasasının 4. maddesinin 1. Fıkrasının (a) bendi kapsamında SSK zorunlu sigortalısı sayılırlar. Hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışan sanatçılar ise 4. Maddenin 1/b bendi kapsamında Bağ-Kur Sigortalısı sayılırlar. 5510 SAYILI YASAYA GÖRE SANATÇI SAYILANLAR Sosyal Sigortalılar İşlemleri Yönetmeliğinde yer alan ve Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından belirlenen; 1-Sinema sanatçıları ve çalışanları 2-Tiyatro, opera, bale sanatçıları ve çalışanları 3-Müzik ve sahne sanatçıları 4-Folklor ve halk sanatçıları 5-Edebiyat 6-Görsel sanatlar, dekoratif sanatlar vb. Uğraşları yapanlar sanatçı sayılmıştır.

28


HİZMET AKDİ İLE ÇALIŞAN SANATÇILARIN KURUMA BİLDİRİLMESİ VE İŞVERENİN YÜKÜMLÜLÜKLERİ Bir veya birden fazla işverene tabi olarak çalışan sanatçıların çalışmaya başladıkları tarihten itibaren sigortalılıkları başlar. Başlangıç tarihinden önce işverenlerce Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirimin yapılması zorunludur. Sigortalının işe başlamasını süresinde yapmayan ve çalışılan süre ve ücretlerini gösterir aylık hizmet belgelerini bildirmeyen işverenlere idari para cezası uygulanmaktadır. KENDİ ADINA VE HESABINA BAĞIMSIZ ÇALIŞAN SANATÇILARIN BİLDİRİMİ Kendi adına ve hesabına çalışan yani bir işverene bağlı olmaksızın bağımsız çalışan sanatçıların sigortalılıkları, sigortalı olmasını gerektiren faaliyetlerine başladıkları tarihten itibaren başlamaktadır. Bunların Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirimleri ise ilgili vergi dairelerinden, ticaret sicil memurlukları veya şirket yetkilileri tarafından sigortalı işe giriş bildirgesi 15 gün içinde yapılmaktadır. 611 SAYILITORBA YASASI İLE GETİRİLEN SİGORTALILIK İMKÂNI Kültür ve Turizm Bakanlığınca belirlenecek alanlarda kısmi süreli iş sözleşmesi ile bir veya birden fazla kişi tarafından çalıştırılan ve çalıştıkları kişi yanında ay içerisinde çalışma saati süresine göre hesaplanan çalışma gün sayısı 10 günden az olan sanatçıların sigortalıkları, bu madde kapsamında kendileri tarafından aylık olarak 2011 Yılı için 18 günlük, takip eden yıllarda da prim miktarı 1’er gün artarak prim ödemek suretiyle 5510 sayılı yasanın 4/1-a maddesi kapsamında sigortalı sayılacaklardır. Bu şekilde sigortalılarca ödenecek primler 30 günlük sağlık ve emeklilik hizmeti sayılacaktır. Sanatçıların genel olarak emeklilik şartları, malullük ve ölüm aylığından yararlanma şartları, iş kazaları ve meslek hastalığı nedeniyle yasal haklarının neler olduğunu dergimizin gelecek sayısındaki yazımızda açıklayacağız. Bütün sanatçılara sağlık ve başarı dolu nice yıllar dileriz.

29


Diriliş Bayramı: Taze Bir Başlangıç Nevruz - Yenigün Şahin KÖKTÜRK

OMÜ Fen Edebiyat Fakültesi , Türk Dili ve Edebiyatı, Öğretim Üyesi,

Can bula cananını Bayram o bayram ola Alvarlı Efe

Adı Farsçadır diyerek ve en görünür motiflerinden olan ateş üstünden atlama ritüeli sebebiyle İran’a mal edilmeye çalışılan “Nev-ruz” bayramı; Türk dünyasının en önemli bayramlarından biridir. Bunun en önemli göstergesi bu bayramın umum Türk Dünyasında, Selçuklular ve Osman-

lılar döneminde; Cumhuriyetin ilk yıllarında -bizzat Atatürk’ün de iştirakiyle- kutlanmasıdır. Böyle bir bayram Türklerin yaşadığı coğrafyada doğmuş olabilir mi? Bu sorunun cevabını Nevruz bayramının değişmeyen unsurlarında aramak gerekir. Bu unsurlardan biri nevruzun bir takvim başlangıcı olmasıdır. Nevruz bayramının kutlandığı 21 Martta (Mart dokuzunda) gece ile gündüz süre olarak birbirine eşittir. Bunun anlamı, bu tarihten itibaren günler uzayacak, hava ısınacak ve tabiat uyanacak demektir. Nevruzu kutlamakla ilgili bütün uygulamaları bu unsurla açıklamak mümkündür. Tabiat uyanınca hayvancılık ve ekim dikimle geçinen bu insanlar bolluk ve bereketi ümit edebilecek, yarına umutla bakabilecek, hayallerini gerçekleştirebilecektir. Bütün bu düşünce ve tasavvurlar Nevruz bayramının önemli uygulamalarından olan “semeni (buğday) göğertmek” geleneğinde temsili olarak ifadesini bulur. Günler ön-

30

cesinden bir kap veya yuvarlak küçük bez torba içinde semeni (buğday) çimlendirilir. Yaklaşık bir karış uzadığında tam orta kısmına bir kırmızı kurdele bağlanır. Çim kısmı sarı, kurdelesi kırmızı, yaprak kısımları da yeşil olan bu göğermiş buğday; dirilişin, bolluğun, bereketin bir sembolü olarak bayramdaki yerini alır. Uygulama bununla bitmez, bu öğermiş buğdaydan “semeni helvası” yapılır. Nevruzda bir başka önemli ve değişmeyen kutlama tezahürü de ateş üzerinden atlamadır. Ateş, öncelikle Türkler arasında bir külttür. Yani ateşe bir nevi kutsiyet izafe edilir. Ateşin bu bayramda önemli bir motif olmasının sebepleri çeşitlidir. Hemen belirtmek gerekir ki ateşin bir temizleyici, günah kirlerinden arındırıcı yönü olduğu bütün dinlerin ortak mesajıdır. Bir başka ifadeyle günahkâr, cehenneme/ateşe/nara girerek günahlarından temizlenecektir. Nitekim Azerbaycan’da ateş üzerinden atlanırken “Azarım bezarım sana tökülsün” (Hastalık musibet gibi başıma gelecek ne varsa üzerimden sana dökülsün, ben kurtulayım) denilir. Nevruzun zengin ritüellerle kutlandığı İran ve Turan’da/ Türk Dünyasında “ateş” motifini gelenekte sağlamlaştıran sebepler oldukça kuvvetlidir. İran’da Mecusilik (ateşperestlik); Turan’da da Ergenekon destanı bu kültün/inanışın sağlamlaşmasında en büyük etkendir. Ergenekon Destanı’nda Türkler, 400 yıl kaldıkları etrafı dağlarla çevrili yurttan, bir demir dağı


eriterek kurtulurlar. Bu kurtuluşu, demiri eriten ateşe borçlu olduklarını düşündükleri için her 21 martta bir parça demiri ateşte kızdırıp örs üzerinde döverler. Ateşin en önemli işlevi; ısıtması, kızdırması ve yakmasıdır. Kızdırması demir dövme töreninde kendini gösterirken ısıtması da Türk kültüründe önemli bir yeri olan “Cemre düşmesi”nde hayatımıza girer. Bilindiği gibi ilk “cemre” nevruzdan bir ay önce havaya, (sonra suya ve en son da toprağa) düşer. Cemre, nevruzun gelişinin bir habercisidir. Nevruz bayramının değişmeyen unsurları olarak takvime bağlı yıl başlangıcı oluşu ve “ateş” unsuru yanında ülke, bölge ve coğrafyalarda -ayrıntısı bir hayli renkli olan- değişik kutlama şekilleri mevcuttur. Her topluluk kendi tercihleri doğrultusunda Nevruzu kutlar. Türkiye dışı Türk Dünyasında bu bayram, en az Ramazan ve Kurban bayramları kadar dinî bir kimliğe bürünmüştür.

Nevruzu Türkiye’nin gündemine taşıyan ikinci etken ise maalesef bu bayramın ruhuna hiç yakışmayan eylemlerdir. Adı geçtiğinde barış ve esenlik akla gelen nevruz bayramında insanlar, sokak ortalarında yakılan araç lastiklerinin, görenlerin içine kasvet veren isli-dumanlı havasını solumak zorunda bırakıldı. Kan, savaş ve ölüm çığlıkları atıldı. Kısacası bu bayram; sevgi, dostluk, kardeşlik, huzur gibi manevî dinamikler için bir vesile değil, anarşi, kaygı ve ıztırap için bir bahane edildi. Her iki halde de nevruz gerçeği Türkiye’nin gündemine girmiş durumdadır. Devletimiz isabetli bir kararla bu günü tam bir bayram coşkusuna çevirmek üzere harekete geçti ve nevruzun

Yukarıda sorduğumuz “Bir yıldönümü, bir başlangıç noktası, bir kutlama vesilesi, kayda değer bir gün olarak Nevruz bayramı Türkler arasında teşekkül etmiş olabilir mi?” sorusuna bu izahlar çerçevesinde kesin cevabımızı verelim: Bahar, canlanma, dirilme, hayat bulma, üreme, çoğalma anlayışının; takvim başlangıcı olabilmesi için öncelikle tabiatın ölmesi, geçici olarak canlılığını yitirmesi gerekir. Bir başka ifadeyle bir kış mevsiminin yaşanması şarttır. Türklerin, -yaşadıkları coğrafyayı bir göz önüne getirdiğimizde- Adriyatik’ten Çin Seddi’ne diye belirtilen bu coğrafyada, kuzey yarımkürenin orta ve kuzey enlemleri içine dağılmış vaziyette oldukları dikkati çeker. Bu coğrafya, kış ve bahar mevsimlerinin yaşandığı geniş bir bölgedir. Bu bakımdan mesela Ekvatorda nevruz/bahar bayramı anlayışının teşekkül etmesi ve yerleşmesi mümkün değildir. Çünkü kış mevsimi yaşanmaz. Dolayısıyla Nevruz bayramının teşekkül edip gelenek oluşturabileceği zemin Asya’nın, Türklerin meskun olduğu geniş coğrafyasıdır. Asırlardan beri bu bayram Türkler arasında kutlanmaktadır ve kutlanmaya da devam edecektir. Türkiye’de nevruz bayramı uzun yıllar belli bölgelerde mahalli ölçekte kutlana geldi. 1990’dan sonra ise devletin de teşviki ile bütün halka mal olacak şekilde kutlanmaya başladı. Denilebilir ki Nevruz adeta yeniden keşfedildi. Bunun birinci sebebi 1990’da Sovyetlerin dağılmasından sonra nevruzun bütün Türkler tarafından kutlandığının anlaşılmasıydı. Türkiye de bu kervana seve seve iştirak etti.

her kesimden ülke insanının katılımıyla kutlanması yönünde bir çaba içine girdi. Diğer bir ifadeyle bu bayramın herkesin, her kesimin bayramı olması için gayret gösterdi ve halen de göstermektedir. Hemen belirtelim ki bayramlar tam bir bayram havasına, ancak halkın her kesiminin iştirakiyle bürünebilir. Resmîleştirilip devlet tekeline alınması da, korsan eylemlere dayanak yapılması da bayram kavramının esprisine aykırıdır. Temennimiz, bu bayramın devlet teşvikinden çok halkımızın gönülden katılımıyla şenlenmesidir. Büyük Önder’in Türkiye ve Türk Dünyası için 1933’te dile getirdiği inanç, dil ve tarih köprüsünün kurulması temennisi, bu bayram sayesinde önemli ölçüde gerçekleşmiştir ve her yıl daha da sağlamlaşmaktadır. Türkiye’nin ve Türk Dünyasının Nevruzu kutlu olsun.

31


Umutlara Değmez Kurşun Zekeriya ÇAVUŞOĞLU Eğitimci Şair - Yazar

Koyu bir karanlıkta yürüyor gibiydi. Ağızsız, gözsüz ve duyma yetisinden sıyrılmış. Beyni durmuş, düşünceleri yıkılmış, duyguları buz kesmişti. El yordamıyla araladı içindeki geceyi. Sessizce kendi içine çekildi. Küçük bir kavanozun içinde nefessiz, iki büklüm saatlerce durduğunu duyumsadı. Hiçbir şey, hiçbir işaret, hiç-

ğını bıraktığı yerde bulamıyordu. Nedensiz bir unutkanlık, karanlık geceler gibi beyninin üzerine çöreklenmişti. Önceleri alabildiğine net olarak algıladığı resimler, görüntülerini kaybetmiş, isimlerle insan yüzleri arasındaki bağıntılar yok olmuştu. Her zaman adlarıyla seslendiği insanları görünce adlarını anımsayamamanın utanç ve iç sıkıntısını yaşamaktan bıkmıştı. Bir video kaseti görüntülerinin adını bilmediği bilmem hangi manyetik bir akımla aniden zayıflaması ya da yok olması gibi. “Kavanozdaki kaygan, peltemsi sıvı içinde, ağzı ve gözleri birbirine paralel ince iki çizgi gibi, cansız ve sessiz bir cenin ?..” Nerden gelip takılıvermişti usuna. İnatçı bir düşünce jimnastiğine daldı. Nerdeyse tüm bilgilerini tek tek elden geçirdi. Bir film gibi her bir görüntüyü yeniden izledi. Hepsini netleştirip aralarında ilgiler kurdu. İşe yaramayanları ivedi bir kızgınlıkla ayıkladı. “ Kavanoz içindeki cenin ?..” “ Kavanoz içindeki cenin ?..”

bir ses, yıkılan o koskoca dünyadan ipuçları vermedi ona. Düşüncelerini yok etmek, duygularını bitirmek uğruna, o ağır. kaygan ve peltemsi sıvı içinde küçülüverip bir nokta, bir zerre olmayı düşledi. Kavanoz içinde, elleri, ayakları, başı ve ince bir çizgiden ibaret olan gözleriyle bir ceninden farkı yoktu. Cenin ?.. Bilinçaltına yerleşmiş bir resim mi ? Bir yazının etkileyen hayali mi yoksa ?.. Yoo, sorunun yanıtı bunlar olamazdı. “ Kavanoz içinde, elleri, ayakları, başı ve ince bir çizgiden ibaret olan gözleri ile cansız, sessiz bir cenin ?..” Şimdi bulanık düşüncelerin demir parmaklıkları içindeki hafızası, bu sorunun çözümü ile ölesiye bir savaşım içindeydi. Sorunun yanıtını bulamadıkça bunaldı, rahatsızlık duydu. Beyni, sürekli değişen düşüncelerin ağırlığı altında ezildikçe, hafızası da eski parıltısını yitirir gibiydi. Artık eskisi gibi her aradı-

32

Belki yirmi, otuz kez bu cümleyi yineledi durdu. Nihayet aradığı görüntü, alabildiğine netliğiyle, alabildiğine acı ve hüzün veren gerçekliğiyle, karanlıklara boğulmuş düşünceleri arasından çıkıp geldi. Acılı yüreği bu anımsayışla bir anlık olsun rahatladı, mutlu oldu. Kitabının basımını yaptırdığı matbaa yolunda rastlamıştı ona. Bir eczanenin camekanındaydı. İki ayrı kavanoz içindeydiler. Büyükçe iki ayrı kavanoz. Yüreği bunalarak, midesinde bulantılar duyarak bir süre incelemişti onları. Birinde kaygan, peltemsi bir sıvı içinde ağzı ve gözleri birer çizgiden ibaret, kim bilir kaçıncı ayında yaşamdan zoraki kopartılmış bir cenin vardı. Diğerinde ise rengi donuklaşmış ama yine de o soğuk ve ürküntü veren görünümünden hiçbir şey kaybetmemiş kocaman bir yılan... Yılanlar ve insanlar... Öyküleri hep kötülükler üzerineydi yılanların. Eskilerin masallarından, bugünün en yeni söylemlerine kadar bu hep böyleydi... Yalan, ikiyüz-


lülük acı ve ölümdü taşımak zorunda oldukları ağır yük. İnsanlardan uzaklara kaçıp ıssız bir taş dibinde mide sızıntısının çaresini düşünen en masum yılanın bile adı ağulanmış ölümdü. Ya insanlar ?.. Adı sevgi, dostluk ve barış ile anılan insanlar ?.. Güzellikler, iyilikler ve ebem kuşağı renkli umutları, hayalleri ile öpücüklerle, gülücüklerle her şeye hükmeden insanlar ?.. Yılanlar ve İnsanlar... Öyküleri işte böyleydi. Ak ve karanın, iyi ile kötünün, güzel ile çirkinin irice iki kavanoza sığdırılmış inanılmaz öyküleri... Öyküleri binlerce yıl öteden böyle yazılmış, böyle çizilmiş, bize de böylesine anlatılmıştı. Kimin yazdığını, kimin söylediğini hiç düşünmeden, bilinçsiz bir ön yargıyla, hep terazinin bir kefesinden yana yüklenmişiz. Hep bir yanda görmüşüz kendimizi. Yanlı olmayı da hak görmüşüz kendimize. Sahi kimler yazmıştı yılanların ve insanların öyküsünü ?.,

Yine öyle oldu. Yine sancıdı yüreği. Eski bir ağrılı düşteydi sanki. Acılar silâh kuşanmış, en Ölümcül yüzleri, en acımasız yürekleriyle peşindeydiler. Kurşun gibi ağırdı ayakları. Kolları deviniminden sıyrılmış, sessiz donuk ve güçsüzdü. Kızgın denizlerin tam ortasında sandı kendini. Ateş denizlerinde nefes alamadan; eli, kolu bağlı, ne yapacağını bilemeden çırpındı durdu. Ölümü düşündü binlerce kez. Yandı ama yok olmadı. Ölümü çare bildi ama ölemedi işte... İlk kez o soğuk, o korkunç yüzlü ölüm güzel göründü ona. Yaşamı boyunca hiç bir an böylesine istek duymadı ölüme. Böylesine sevgi duymadı böylesine gönül vermedi... Bir el karanlık geceyi araladı. Işık yüzlü bir İhtiyar göründü ona. Gözlerinden sevgi ve umut kıvılcımları serpiliyordu dört bir yana. Doğrulup kalkmak istedi oturduğu yerden. Ama yapamadı. Beyninin içi alt üst oldu. Ölüm geriledi, düşünceler arınıp gizemli bir ışığa boğuldu. Sesi kadife gibi yumuşacık, tatlı ve sevecendi.

Bu gece de düşünceleri karanlıklardan yanaydı. Gökleri kararmış, yıldızları sönmüş, yaşamı nankör bir sessizliğin yalnızlığına bürünmüştü. Ağızsız, dilsiz ve yorgundu. Yılanlardan ve insanlardan sıyrılıverdi düşünceleri. Gerçeğe döndü yine. Acılara, ateşlere ve uykusuzluklara gebe gecelere.

“Umutlara değmez kurşun, dedi ışık yüzlü ihtiyar. Bir kuş ölür yürek kafesinde, bir kuş uçar yücelere oğul. Umudunu kaybetme. Takıl peşine o umut kuşunun. Gör bakalım nere uçar, gör bakalım nere gider. Denemeden ölmek yakışır mı insan olana? Görmeden, bilmeden kabullenmek var mıdır yazgıyı ?..”

Yine insanlar yoktu sokaklarda. Adım sesleri bir bir sıcak düşlerle dolu evlere taşınmışlardı. Bir gök, bir yer vardı evrende. Bir de kendisi. Söylemleri yalnızlık üstünedir hep... Bitmeyen bir şarkı, değişmeyen notalar ve yalnızca onların duyabileceği sessiz bir müzik.

İşte böyle dedi ışık yüzlü ihtiyar. Ya da ona mı öyle gelmişti acaba ?.. Uçurumun ucuna kadar sürüklenmiş bir yaşam kendini boşluğa bırakmadan geriye dönüşün hesabını mı yapıyordu ?

Hep bu saatlerde yıkılıverirdi içindeki tüm kaleler. Tüm siperler çöker, akıl ve mantık silâhları susardı. Gündüzleri çelik kesen sinirleri, hep bu saatlerde gevşer, laçkalaşır, kendini alabildiğine bırakıverirdi. En kötü güçsüzlük duygusallıktı galiba. Galibası da biraz fazlaydı. Ne zaman kendini duygusallığın kollarına bıraksa ölümle karşı karşıya kalmanın o ürkünç, o soğuk ve korku dolu huzursuzluğunu yaşardı. Düşünceler buz keserdi. Duygular yaşam sevgisinden uzaklaşır bilinmeyen bir yerlere doğru dört nala. uçar giderdi. Hep böylesi anlarda dönek bir hançer olurdu ölümüne düşünceler. Yüreğinin üzerine çöreklenen bu ağır yüke, bir nefes alımı zaman bile bulamadan teslim olurdu.

Her neyse, öyle ya da böyle. Yeniden atmaya başladı yüreği. Yeniden yaşama döndü sanki. “ Umutlara değmez kurşun. “ dedi. Kitaplar, kağıtlar ve kalemler yanındaki sehpanın üzerinde sere serpeydiler. önce bir sigara yaktı. Dumanını derin derin ciğerlerine çekti bıraktı. Sonra kağıt ve kaleme sarıldı. İlk dizeler birkaç kalem darbesiyle beyaz kâğıt üzerine dökülmüştü. “umutlara değmez kurşun bir kuş ölür ve bir kuş uçar yücelerden dikilir burçlarına düşüncenin.” Pek beğenmişti yazdıklarını. Zorladı ama gerisini getiremedi. Hep böyle olurdu zaten. Ne kadar uğraşsa boş. Söz bitti mi, ilham perilerinde dil susar, ağız mühürlenir, dizeler eski tılsımını kaybederdi. Yazmak olanaksızdır dizelerin geri kalanını. Artık kim bilir daha ne zamana tamam-

33


lanacaktır bu şiir?.. Televizyonun kısık sesini yükseltti. Haberler okunuyordu, kulak verdi: “ Bosna-Hersek’te yaşanan kıyımın on yedi bin kurbanı çocuk...” On yedi bin çocuk ... Acıdan yana, ölümden yana çizilmişti yazgıları. Meyvaya duran çiçeklerin kar vurgununa gelmesi gibi dökülüp gitmişlerdi. Artık toprak üzerinde ilkbaharın muştucusu erik ve badem çiçeklerinden eser yok. Yürek acılarına tuz bassın anneler. Yürek acılarına tuz bassın babalar. Gözyaşları denizler doldururken çığlıklar gökyüzünü tutarken, hangi mutlu haber unutturacak bu gerçekleri? O acılı haykırışların hesabını kimler üstlenecek? Kör dünya, sağır ve duyarsız dünya, dilsiz ve korkak dünya... Bir bir kalelerimiz düştü işte. Vuruşarak çekilsek neyse. Hem ezildik, hem yaralandık, hem öldük. Ama ölülerin sessizliğinde, mezarlıkların suskunluğunda. Hep geriye kaçtık Hep geriye, hep geriye... Kaça kaça, kaçacak yerimiz kalmadı. Ardımız dört duvar, ardımız kör karanlık... Aydınlıkları darağacına çekti kötüler. Sesleri gür, silâhları güçlü. Çamur ve pislik dolu yürekleriyle dünyayı kana buladılar. Kan ve ölüm kokan en iğrenç yüzleriyle İşte bahçemizdeler. İşte bir, iki, üç adım sonra da evimizdeler. Biz sessiz, biz korkak, biz duyarsız... Yürekler kilitli, gözler kör, kulaklar sağır. Bu düşünceler içinde yine o ışık yüzlü ihtiyarı görür gibi oldu. Bu kez konuşmadı ihtiyar, ama o söylemek istediklerini yüreğinde duyumsadı. Yine kağıda ve kaleme sarıldı. “bir darağacı kurulur aydınlık düşlere inat kan dolu sabahlar kucaklar ölümü ve alıcı kuşları ihanetin, leş kargaları çöreklenir aydınlıklar üstüne sözler sıyrılıp da kınından dönek bir hançer olur gök yıkılır, su bulanır ,gün döner çığlıklar kucaklar ölümü bir kuşun kanadından bir kuş çırpınır yankılanır çığlıkları suskun sahralarda tüm gözler kör olur

34

kulaklar sağır diller korkuya tutsak diriler gömülür toprağa habire ölülerin suskunluğunda.” Spiker haberleri okumaya devam ediyordu: “... da savaş birinci ayını doldururken ölü sayısı ... aştı ... tam bir soykırım yaşanmakta.” Ne kadar da uzaklara kaçmıştı sevgi kuşu. Acılar yaklaştıkça, gözyaşları arttıkça o, uzaklara çok uzaklara uçmasını sürdürüyordu işte. Haberin tam orta yerinde “ kurşun adres sormaz “ diyordu kurşun yürekli biri. Kurşunlara yol veriyordu binler. Yüz binlerin, milyonların haykırışları, tetik yürekli, namlu gözlü, dinamit beyinli insanların gürültüleri arasında yitip gidiyordu. Ateş almaya hazır barut gibiydi insanlar. Bir kıvılcım tüm sınırları, tüm bağları, tüm engelleri yerle bir edecekti sanki. Bilmem hangi canlı programda, sunucunun aptalca söylenmiş bir sözü ile kitleler ayağa kalkmış, televizyon binasının cam çerçevesi alaşağı edilmişti. Ne ilginçti şu insanlar. Susmayı ağırbaşlılık, hak aramayı dik başlılık sayan bizim insanımız. Onca adaletsizliğe, onca yoksulluğa, onca yanlışlığa karşın mırıldanmaktan öte tepki göstermeyen insan yığınları bir anda alev almış ateşten bir top gibi hedef üzerine yönelmişti. Spiker haberleri okumaya devam ediyordu: “... sapık kendisini linç. etmek isteyen halkın elinden, güvenlik güçleri tarafından zor kurtarıldı.”, “... köye baskın yapan teröristler ... vatandaşımızı öldürdükten sonra kaçtılar.” Yine içi bunaldı haberlerden. Yine midesi bulandı. Öfkeyle televizyonu kapattı. İnsanları gördükleri sonra yılanlardan nefret etmedi artık. O, içine tiksinti veren korku silindi gitti. Soğukluğu, ona insanlar tarafından yapılan haksızlıkların utanç ateşinde sımsıcak oldu. Ona dokunmaya hazırlıklı değildi; ama ilk kez


Silah seslerinden, kandan ve baruttan yana suçları yoktu yılanların. Evrenin en insancıl nötron bombalarını patlatan, en akıllı roketlerini ölümlerle yükleyip, silâhsız insanların üzerlerine gönderenler de onlar değildi.

Uzun menzilli silahlarıyla spor niyetine çoluk çocuk demeden insanları avlayanları gördükten sonra yılanlar dost geldi ona. İnsanlığından utandı. Yılanlar ve insanlar üzerine yazılmış öykünün utancını duyumsadı yüreğinin en uzak köşelerinde. Özür dilemek silebilir miydi binlerce yılın ters yüz edilmiş bu yalancı söylemini?.. İnsanlardan korktu bu kez. Yılanlar gözüne dost göründü. O ışık yüzlü ihtiyar çıkageldi yeniden. Tüm yılgınlığına, tüm umudunu yitirmişliğine rağmen sözlerine kulak verdi. İhtiyar şiirinin son dizelerini fısıldadı ona : “ Umutlara değmez kurşun bir kuş ölür ve bir kuş uçar yücelerden dikilir burçlarına düşüncenin Silahlar gömülür toprağa yürekler dile gelir yıkanır sevginin bengi suyunda.” Sonra çekilip gitti. Bir tutam ışık asılı kaldı karanlık duvarların ötesinde.

İlüstrasyon: Ali TOMAK

onu uzaklara itmedi. Kaçmadı ondan. Yaşamının tehlikelerle dolu savaşımını düşünüp sempati bile duydu ona. İlk kez düşlerinde yılanlar kovalamadı onu. İlk kez abartılmış, korkunç düşleriyle zehirlerini vücuduna akıtmak için ayaklarına dolanmadı yılanlar. Korkulu düşleri silindi yılanlardan yana.

35


Türk Müziği Hakkında Cavit ERSOY

Samsun B.Ş Konservatuarı TSM Bölüm Bşk.

Türk Müziğimiz, bu topraklarda asırlardır yaşamış ve yaşayacak olan insanımızın müzik ihtiyacını, sevincini , acısını , coşkusunu , dini duygularını tam olarak aksettirebilmiştir.Bütün önemli günlerimizde: savaşta, eğlencede , yasta , neşede sürekli kullanılmıştır. Geçmişte çok parlak günler yaşamış ve şaheser denilebilecek eserler yaratmıştır. Türk Müziğimizin tarihsel gelişimini dönemler halinde inceliyebiliriz ; 1) 10. yüzyılda yaşamış olan Farabî’ 1400 lü yılların başlarına kadar olan süre Oluşum Dönemi olarak adlandırılır ki bu dönem Türk Müziğinin teorik yönlerinin ortaya konulduğu ve yazıya aktarılmaya başlandığı dönemdir.Bu dönemin sonlarında yaşamış ve çok tanınmış bir üstad olan Abdülkadir MERÂGÎ (1360-1435) bestelediği eserler ile bir sonraki dönemin tohumlarını atmış ve Türk Müziğine yeni bir yön vermiştir.Çok yaratıcı bir besteci ve Müzikolag olan MERÂGÎ’nin binlerce eser bestelediği rivayet edilmekte ise de o günki imkanlarla kaydedilememesi yüzün den ancak 25 kadar eseri günü-

müze gelebilmiştir.Tabii ki bu eserler o günün anlayışına uygun ve daha çok Kâr tarzında büyük boyutlu eserlerdir. 2) 1400 lü yılların sonlarından 1600 lü yılların başlarına kadar olan dönem ki ; bu dönem Dönüşüm Dönemi olarak adlandırılabilir ki bu dönemde Türk Müziğinin ses perdeleri ve makamları üzerinde birtakım yeni düzenlemeler yapılmıştır.Bu dönem İstanbul’un fethedildiği, Anadolu ve Rumeli toprakları üzerinde Mevlevîhânelerin , Enderun Saray okullarının kurulup kökleştiği ve İstanbul’un Bilim adamlarını câzibe merkezi olduğu dönemdir. 3) Büyük besteci Buhûrîzâde Mustafa ITRÎ efendi den(1640-1712) Hammâmîzâde İsmail DEDE Efendi’nin ölümüne kadar uzanan dönem ise Klâsik Dönem olarak adlandırılır ki Osmanlı Uygarlığının bir ürünü olarak birçok milletlerin müziklerini etkilemiş, onların müziklerini de kendi potasında eritmiştir. Böylece Klasik Müziğimiz, makam sayısı, formları ve usulleri açısından çok zenginleşmiştir.Saz eserlerinin yanında çok zengin sözlü eserler üretilmiştir. Bu eserlerde tabii ki o devrin dili olan Osmanlıca kullanılmış olup eserlerdeki şiirler Aruz vezni ile yazıldığından dolayı usuller çeşitlenmiş ve zenginleşmiştir.Bu devir Türk Müziğinin en parlak devri olup Zengin ve kültürlü çevrelerce alabildiğine destek görmüştür.Padişahların bir çoğu bizzat bu müzik ile uğraşmışlardır. 4) Yine ITRÎ den itibaren İsmail DEDE EFENDİ’nin vefatına kadar olan dönemde Avrupa ve Batı Müziği etkileri Osmanlı Sarayına nüfuz ederek doğu ve batı kültürleri ile sentez oluşturmaya başlamış haliyle Son Klâsik dönem olarak adlandırılmıştır. 5) Tanzimat Fermanı’nın îlân edildiği yıllardan(1839) II.Dünya savaşının sona erdiği 1945 e kadar süren devre de Neo Klâsik veya Romantik dönem denilmektedir ki bu devirde artık Klasik dönemin Kâr,Beste,Ağır Semâi ve Yürük Semâi formları yerini daha çok Şarkı türüne bırakmıştır .Eserler daha sadedir.ve küçük usuller kulla-

36


nılmaktadır.Bu devrin en önde gelen bestecisi Hacı ARİF BEY olup türk müziğine yeni bir soluk getirmiştir. 6) 20.yüzyılın ortalarından günümüze kadar olan döneme de Çağdaş Dönem demekteyiz. Bu dönemin en önemli temsilcilerinden biri Münir Nurettin SELÇUK tur.Bu devirde Klâsik Türk Müziğinin formları arka planda kalmakta ve yeni arayışlar başlamıştır.Şarkı formu devam ederken Fantezî ler, Türkü ve buna benzer denemeler ve hatta çok seslilik denemeleri yapılmaya başlanmaktadır. Bu devrin diğer temsilcileri Sadettin KAYNAK, Selahattin PINAR. Bimen ŞEN, Refik FERSAN, Yesari Asım ARSOY, Alaaddin YAVAŞCA, Avni ANIL Yusuf NALKESEN, Şekip Ayhan ÖZIŞIK, Teoman ALPAY gibi besteciler sayılabilir. Daha adını sayamadığımız onlarca besteci çok eserler vermiş ve vermektedir. Türk Müziğimiz asıl olarak tek seslidir ve sazlarımız da bu şekilde düzenlenmiştir Fakat müziğimizdeki gelişmeye paralel olarak klasik sazlarımız yeterli olmadığında Batı sazlarından Klarinet, Keman,Viola ,Violonsel bibi sazlar da müziğimize adapte edilmiş ve kullanılmaktadır. Şurası unutulmamalıdır ki Türk Müziğimiz uzun yıllar yalnızca halk arasında ve gazinolar ve derneklerde icrâ edililebilmiştir ve edilmektedir. Bir ara radyolardan ve okullardan da yasaklanan Türk Müziğimizin yeniden okula kavuşması ancak 1970 li yıllarda sağlanabilmiş ve ilk Devlet Klâsik Türk Müziği Korosu ancak 1973 yılında açılabilmiştir. Artık yurdumuzda Türk Müziği Konservatuarları, Devlet Koroları mevcut olup her yıl yeni kurumlar oluşturulmaktadır.Yeni nesil ilmin ve tekniğin bütüm imkanlarına sahiptir.Değerli öğretmenler ve saz ve saz sanatçıları yetişmektedir. Bundan sonra yapılması gerekenleri kanaatim olarak belirtiyorum ; 1) Klâsik Müziğimiz bütün yönleriyle araştırılıp örnek eserleri ile halkımıza ve öğrencilere sunulmalıdır. 2)Yalnızca Klasik eserleri yaşatmakla Müziğimizi Atatürk’ün işaret ettiği seviyeye getiremeyiz. Eskiyi bütün ruhu ve görkemi ile sunarken bir yandan da o seviyenin üstünde yeni eserler üretebilmeliyiz. “Eskiler en güzellerini yapmış, daha

iyisi yapılamaz “ çok yanlıştır. Yeniliklere açık olmalı araştırmalı ve yeni formlar da geliştirmeliyiz. Gerekirse Batının imkanlarından da yararlanmalıyız. 3)Müziğimizi daha iyi icra edebilecek sazlar geliştirmeliyiz. Akort sistemimizde birliği sağlamalı ve Türk Müziği Sistemini yeni bir esasa bağlamalıyız. 4)Dört satırlık şarkıların yanında, Kompozisyon değeri olan büyük boyutlu saz ve söz eserleri üretmeliyiz. 5)Türk Müziği bizimdir ondan vaz geçemeyiz. Çünki Batı Müziği ne kadar çağdaş olsa da , ne kadar sanat değeri olsa da , her ne kadar takdir etsek de bizim duygularımızı tam olarak yansıtamamaktadır.Bu sebeple bizim diyebileceğimiz müziğimizi geliştirerek yaşatmalıyız. 6)Türk insanı olarak, Müziğimizi bütün yayın organlarında yayınlanır ve dinlenir hale getirmek için ticârî kaygıları bir yana bırakıp bir ata yadigarı bu varlığımızı yaşatmak ve geliştirmek adına baskı gurupları oluşturmalıyız. 7) Bestecilerimizi daha iyi eserler üretmeye teşvik etmeliyiz. Saygılarımla

37


Şair, Yazar, Kitap ve Toplum Ahmet SEVEN

Samsun Yazarlar Derneği Başkanı

Şair, yazar, fikir ve sanat adamları düşüncelerini yazarak eserlerini kamuoyu ile paylaştıkça sorumluluklarını yerine getirmiş olurlar. Böyle olunca bugün ile yarın arasında köprü kurmuş olurlar. Yazıları aynı zamanda hayat iksiri özelliği de taşıdığı için toplumu diri tutar. Bunlardan olacak ki ben bir şair ve yazarın yaşlandığına inanmadım. Onları hep olgunluk çağının gençleri olarak gördüm. Yaşlarını umursamadıkları için şair ve yazarlar ihtiyarlayarak ölmezler. Zira yaş derdine düşenler, insanlar için yaşama derdinden uzaklaşanlar arasından çıkmaktadır.

İlüstrasyon: Ali SEYLAN

Kuşkusuz kitaplar yıldızlar gibidir. Ardında yıldızlardan iz bırakmak isteyenleri kitaplarıyla değerlendirmek mümkündür. Eğer öyle olmasaydı bu satırlar yazılamazdı. Mademki onları yaşatacak eserleridir, öyleyse eserleriyle değerlendirmek daha doğru bir iş olur. Buna bağlı olarak da şair ve yazar yaşlanmaz, sadece ömür süresini yaşar.

38

Şehirlerin varlıklarını sürdürebilmeleri için coğrafi konumları, yeraltı ve yer üstü kaynakları kadar, kültürel varlıkları da önemlidir. Tarihe bakıldığında şehirleri yaşatan asıl unsurların daha çok kültürel değerler olduğu görülür. Mesela Mevlana, Konya için ovalarından ve sanayisinden önce gelmekte, hatta manevi varlığı doğal varlıklarını da harekete geçirebilmektedir. Bir Evliya Çelebi’nin, tarihin yanı sıra turizme ne kadar katkısının olduğu bilmek hiç de zor değildir. Fatih Sultan Mehmet “Akşemseddin gibi bir âlimin zamanında yaşamaktan duyduğum sevinç, İstanbul’u fethetmekten duyduğum sevinçten fazladır.” sözü ile anlatmak istediklerimizi kolaylaştırmaktadır. Yine halk ozanlarımı-

zın, halkımızın sosyal hayatını, acılarını ve sevinçlerini, gelenek ve görenekleriyle şiire taşıdıklarını, oradan türkülere konu olduğunu düşünürsek, kültür gıdamızın nereden geldiğinin farkına da varmış oluruz. Mehmet Akif Ersoy ve onun gibi kalem ve kelam erbabının kalemi ve kelamıyla Kurtuluş Savaşında milletimizin kalbine attığı kıvılcımlar atmıştır. Tabiri caizse söyledikleri bir mısraın nötronları gölgede bırakacak güçte olduklarını bilmeyen yoktur. Neşredilen gazete ve mecmualarda, ediplerin çıkarsız kalemleri daima doğruyu yazmış, olumsuzlukları dile getirirken, çözüm yollarını göstermeyi de ihmal etmemiştir. Gerçek bir edip kalemiyle Mevlana’nın “Halıyı döven onu dövmüş olmaz, tozunu almak için vurur” sözü gerçeği içinde hareket eder. Samsun’da da edebi, tarihi ve kültürel değerlere sahip çıkmanın gerekliliğini yıllardır vurgulanmıştır. Ancak bu çıkışın içinde insanı eksik bırakırsak diğerlerinin de bir anlamı kalmaz. Tarihten bugüne şair ve yazarların hayatın her safhasında yer aldığını ve kişilere etki ettiğini görmek mümkündür. Tarihe mal olmuş kahramanların ruhuna üflenen nefesin ardında mutlaka bir kalem ehli vardır. Bu yalnız kendi döneminde değil kendinden sonraki yüzlerce yıllık zamanlarda da etkisini sürdürmüştür. Bunun farkına varanlar zaman geçirmeksizin bu işin yanında ve hizmetinde olmaya başlamışlardır. İşte bu anlamda; eser veren insanlara sahip çıkmak, düne bugüne ve yarınlara sahip çıkmaktır. Bugünü yarınlara taşımanın en güzel yolu bu anlayıştan geçmektedir.


Dilden Şiire M. Halistin Kukul

OMÜ Em. Öğretim Görevlisi, Şâir ve Yazar

Sanatkâr; “ alelâde”den “ mükemmel”e kapı aralamakla kalmayıp, onu tahakkuk ettiren adamdır. Şâir; kelimenin beynine nüfûz eden ve ruhuna hükmederek, onu, istediği bediî istikamete götüren ve kullanan “dil ustası”dır. Bu mânâda dil; şâir için bir vasıtadır ammâ “ Atın , binicisine göre şahlandığı gibi” , dil de kullanıcısının elinde şahlanır. İşte; “ beyine nüfûz” ve “ ruhuna hükmetme” budur. Şâir; kâinatta, dili en ‘hür’ kullanabilen insandır. O en coşkun hislerin ve en derin düşüncelerin tercümanıdır. “Bu noktada; dil, basit bir vasıta olmaktan çıkar ve üzerinde “ en coşkun hislerle, en ulvî düşüncelerin” yüzdüğü bir ummân hâlini alır.Dolayısiyle, sâdece âhenkli ve düzenli mısralar kurmakla kalmaz, içe doğru yol alır.” Şiirde düşünce; dilde yeni bir esneklik bulmalıdır. Böylece dil, şâirine göre yâni şâirin üslûp hususiyetlerine göre, kendini olduğunun “dışında” bulur. Yâni, olduğundan daha fazlalaşır ve genişler. Ancak, tek bir şart vardır ki, bayağılaşmaz; tâbiri caizse, küçülmez, alçalmaz. Düşüncenin “söze yazılması” olan bu üstün idrâkte dil, sâdece basit bir vasıta olarak görünür. Kendini bir takım derinlikler içinde kaybettirir. Böylece, şâir de, kendine mahsus “ dili” ni meydana getirir. Bu ise; şâirin şahsiyetidir, hüviyetidir, kendisi olmasıdır. Şiirde dilin ehemmiyeti ve vazgeçilmezliği buradadır. Roman, hikâye, tiyatro veya denemenin dili, şiir dilinden farklıdır. Ondaki dil, mutlaka harikulâde sezişli, ince fikirli, zarîf ve yerine göre de nükteli, dondurucu, coşturucu, düşündürücü ve alıp götürücü olmalıdır. Nesirde, bunlara bu kadar ihtiyaç yoktur. Her türlü açıklamaya şerhe îzâha açık olmalıdır. Yâni, herkesi bir başka cihete çekebilmeli, başka başka hususları düşündürebilmelidir. Darlıktan kaçmalı, kelimenin yüklendiği “ alelâde mânâ “ kaybolmalıdır. Şâyet şiir, hissin ve fikrin müşterek olarak hür bir

şekilde terennümü ise, -ki gerçek şiir böyledir âhengin, bütün iç yapıyı ihâta ederek ruhu tezyîn eden güzelliğiyle donanmalı, donatılmalıdır. Hazret-i Mevlâna, Fîhi Mâ-Fîhinde şöyle buyuruyor: “ İnsanın sözü, başkası içindir, kulağıysa kendi için. “Eğer, “söz”ün ayârı iyi yapılırsa hem dil mes’ut olur, hem de kulak.” Bizde, şiir adına nükte, hatta hikâye veya masal yazanlar, maalesef, san’atın özünden sapanlar olarak başka piyasalara hitap etmektedirler. “Kısa ve öz anlatım diye nükteyle şiiri karıştıranlarla, kelime yığınını şiir sananlar, bu vadinin kalpazanları olarak elbette -er veya geç- kayda geçeceklerdir.” Muhakkaktır ki, her millî kültürde tortular, curuflar ve hurdalar vardır. Türk kültürüne yâni diline, dinine, târihine, an’anelerine ve millî ülkülerine hakaret edip başka kültürlerin himâyesinde onları methedenlerin, bu dili -Türkçe’yi- Türk şiiri adına kullandıklarını söylemek zordur. Kabukta - satıhta ve özde, müstehçenle iştigal eden bilcümle mısra tarzındaki inşâlar da böyledir. Zîrâ dil, mensubu olduğu milletin “ şuûru” dur.

39


Kentimizde Sanat Var, Kentimizde Tiyatro Var Cem Kaynar

Düşevi Oyuncuları, Genel Sanat Yönetmeni.

İnsanların nasıl kültürü var ise, kentlerin de kültürü olduğuna inanılır. Hiç tanımadığınız bir kente gittiğiniz zaman, hiçbir insanla konuşmasanız bile, bir şeyler hissedersiniz. Bu his, geçmiş yılların kente kazandırdığı kişiliktir. Hiçbir sebep yokken, bir kenti seversiniz veya sevmezsiniz. Kentlileşme bilincinin oluşturulması için toplum yönlendiricileri, yöneticiler aydınlar, özverili ve sabırlı olmalıdır. Mer-

meri delen, damlanın gücü değil sü-

rekliliğidir. Kent, cilalı kaldırımlar, boyalı bahçeler değildir. Kent, on binlerin bir arada, saygılı ve uyumlu bir şekilde yaşadıkları, bunun için de sanata ve özelde de tiyatroya ihtiyaç duydukları yerdir. Çünkü sanat ve özelde de tiyatro insana ‘Estetik bir algı’ yetisi kazandırır. Bu kabiliyetle yetişmiş insan sorunları daha çabuk çözer, daha çok ihtimal yaratır ve sorunlara uygarca yaklaşır. Tiyatrodan bu kadar uzak bırakılmamızın ana nedeni belki de ‘uyanmış’ ya da ‘kandırılması zor’ vatandaşa duyulan korkudur. Çocukluğundan beri tiyatro kültürü ile yoğrulmuş bir insan elbette ki daha talepkar ve daha güçlü olacaktır. Zeki, tepkili, uygar, yüksek etik değerleri olan, estetik algısı gelişmiş, yaşamında ‘güzel’ olanları yaşayan ve paylaşan, aydınlık bir geleceğin dimdik va-

40

tandaşlarını yaratmak istiyorsak, lütfen üşenmeyin, çocukların��zın ellerinden tutun ve şehrinizdeki tiyatroya getirin. Tekrar başlayalım. Kaybedecek vakit yok. Kentimizde tiyatro var. Tiyatronun olduğu yerde hayat, hayatın olduğu her yerde tiyatro var. İnsan hak-

ları evrensel beyannamesinin 27. maddesinde “Herkesin toplumun yaşamına serbestçe katılmaya, güzel sanatları tatmaya, bilimdeki ilerleyişe iştirak etmeye, bundan faydalanmaya hakkı vardır” der. Tiyatro hareketlendirir, aydınlatır, endişelendirir, rahatsız eder, ruhu yüceltir, ifşa eder, kışkırtır ve geleneklerle bir gelecek inşa eder. O, toplumla paylaşılan bir sohbettir. Tiyatro, boşluğa, gölgelere ve suskunluğa, replikleri uçuşturmak, hareketlendirmek, aydınlatmak ve hayatı galeyana getirmek için karşı duran ilk sanattır. Tiyatro, yaratıldıkça kendini yok eden yaşayan bir varlıktır, fakat hep küllerinden yeniden doğar. Ve tekrar ediyoruz kentimizde sanat var ! Kentimizde tiyatro var !


Beyler Bahçesinde Bir Ulu Çınar Akın ÜNER Yazar

Rumeli oturak havaları, suyun öte yanından olanlar için bir çeşit “yöresel meditasyon” musikisidir. Davulun tokmakları vurdukça âdeta beyninizin pası dökülür. Kulağınızın dibinde çalan zurnanın sesi, ruhunuzu uyuşturur. Oturak havasını dinlerken aslında kulağınıza üflenen, hayatın ta kendisidir! Acılarınızı sevinçlerinizle, sıkıntılarınızı umutlarınızla harmanlarsınız bir güzel... Alkolle aranız iyiyse hele, anason kokusu eşlik eder size...

Ormanlarının kıpırtısı, ta kasaba meydanında duyulmaktadır. Ve dağların hakimi nasıl eşkıyalar ise, kentlerin de hakimi beylerdir. Rodoplar’ın tütün kokulu yamaçlarında nazar boncuğu misali pırıldayan kasabalarda bey diye anılmanın kuralları vardır: Sözün gelişi Gümülcine’de Alestoğlu, çiftliğinde beslediği fedaileriyle birlikte sokaklarda dolaşmakta, etrafına korku salmaktadır. İskeçe’nin iki büyük beyi Karamusa ve Yardımlı aileleri arasın-

Az sonra masada oturanlardan birisi “hadi be yav!” diye kalkıverir ayağa. Tabancasındaki kurşunları teker teker boşaltır karanlığa. Oturanlar bir fırt daha çekerler rakıdan, sonra kalkarlar ayağa. Yöresel Rumeli orkestrasının nağmeleri bir anda değişir, oturak havası yerini ağır ayak oyun havasına terkeder. Meditasyon bitmiştir, şimdi sıra hayata meydan okurcasına kendiden emin horaya (*) gelmiştir. “Beyler Bahçesi” Rumeli oturak havaları içinde davulcuların ve zurnacıların en çok zorlandıklarından birisi olarak kabul edilir. Sadece güçlü bir soluk gerektirdiği için değil, havanın kendisine özgü temposunu yakalamanın güçlüğünden kaynaklanır bu güçlük. Bu durum, Beyler Bahçesinin nağmeleri, hem derin bir hüzün, hem de bu hüzne meydan okuyan bir coşku taşır. Bir yandan ağır tempoyla çalıp öte yandan bu gizli coşkuyu verebilmek büyük beceri ister. Bu nedenle Rumeli havalarını çalan müzisyenler için ayırt edici ezgilerin birisidir Beyler Bahçesi... Bu türkünün hikâyesi, bugünkü Batı Trakya topraklarında geçer. Takvimler, 1850’li yılların sonrasını göstermektedir. Dönem, İskeçe ve Gümülcine havarisinde beylerin güç ve hâkimiyet mücadelesi verdiği bir dönemdir. Batı Trakya kentlerinin gölgeli sokaklarında feraceli kadınlar, kırmızı fesli delikanlılar dolaşmaktadır o yıllarda. Sütçülerin karıncalı sesleri, kızancıkların gürültüsüne karışmaktadır. Rodop

daki toprak kavgası nedeniyle kan dökülmektedir. Beylerin aralarındaki rekabetin ölçüsü, fedailerin gözü karalığı olduğu kadar, besledikleri pehlivanların şöhretidir aynı zamanda... Beyler arasındaki gösteriş mücadelesinin arenalarından birisi de Beyler Bahçesi denilen içkili, çengili açık hava lokantasıdır. Sıcak yaz günleri, havanın kararması ile beraber, kendinde “beylik” gören her babayiğit Beyler Bahçesinin yolunu tutar. Önüne noksansız bir içki masası kurulur. Boğma rakının en acısı, koyun çevirmesinin en yağlısı, beyaz peynirin en damakta patlayanı, yatak kavunun en tatlısı, baklavanın en ince yufkadan açılmışı donatır masayı. Beylerin içinde en şöh-

41


retlisinin yanına sokulur davulcular. Zurnanın delikleri, itinayla kıvrılmış banknotlardan oluşan bahşiş paralarıyla doluncaya kadar hiç susmaz oturak havaları. Ne zaman ki bey aşka gelip tabancasını boşaltır, ayağa kalkılır, cüguş (**) başlar.

Beylerde bahçesinde bir ulu çınar,

Neden sonra davulcular susar ve Rum müziğinin ince sazları inletir beyler bahçesini. Büyük çınar ağaçları, buzikiye çarpan mızrapın neşesiyle sallanmaya başlar. Dünyalar güzeli kızlar eşlik eder Balkan ezgilerine. Ağır başlı beyler, bahçe dilberlerinin işvelerine kaçamak bakışlarla cevap verir. Ne de olsa kiralıktır hepsi... Gönül kaptırmaya gelmez!

Söyle hey dillerim, sen söyle: Muhabbetin sonu!

İsmi bilinmiyor, ama beylerden birisi bu raconu unutuverir. Buzikinin önünde salınan yeşil gözlü bir Rum dilberine akıverir yüreği. Her akşam Beyler Bahçesinin müdavimi olur. Dahası rekabet halinde olduğu beylerden birisinin koynuna gitmesin diye aşık olduğu dilbere her akşam para saçmaya başlar. Bir yandan çiftliğindeki fedailere, bir yandan pehlivanlara bakmak için para harcayan bey, işin içine bir de Beyler Bahçesinin bol akçeli şirret eğlencelerine kendisini kaptırınca güç yetiremez olur. En sonunda malını mülkünü ziyan eder. Geriye türküsü kalır:

42

Çınarın dallarında validem kandiller yanar. İnsan da sevdiğine böyle mi yanar? Ağla hey gözlerim kan ağla, ayrılık günü!

Beyler de bahçesinde al yeşil çadır Çadırın içinde validem sevdiğim yatır Benim sevdiğimin gözleri çakır Ağla hey gözlerim kan ağla ayrılık günü Söyle hey dillerim sen söyle muhabbetin sonu. Beyler Bahçesinin yeşil gözlü dilberine servetini heba eden bey dört beş nesil evvel toprak oldu. Lakin davullu zurnalı mübadil düğünlerinde oturak havası dinleme geleneği hala yaşıyor. Dileriz Rumeli oturak havalarını daha nesiller boyu canlı olarak dinleyebiliriz. İnternetten indirip de dinlemek, meditasyon yapmaya yetmiyor çünkü! (*) : Hora, Rumeli halk oyunlarında halaya verilen isim. (**): Sarışaban – Drama yöresine ait bir halk dansı


Hat Sanatı Hattında Halil İbrahim Alperen Avukat ve Hattat.

“Alim unutur, alem unutur, kalem unutmaz.” Yazı dilin eli, elin dilidir, kafanın mizanı, gönlün tercümanı, iradenin ölçüsü, ruhun aynasıdır. Cesette ruha benzer. Sinesinde sırlar saklayan, çehresinde göz ve gönül süruru taşıyan, mesafeleri düren, devirleri anlara sokan, geçmişi geleceğe bağlayan sihirli bir bedia, ilahi bir harikadır.Şair şiiri söylerdi, hattat onu yazardı, bestekâr onu bestelerdi, hanende onu okur, oymacı onu ahşaba veya mermere işlerdi, mimari bir esere pırlanta diye asılırdı. Kulağı olan dinler, gözü olan bakar, aklı olan öğrenir, kalbi olan onu ruhuna katar, engin ufuklara kanat takardı. Geleneksel hat sanatımız resimden daha çok müziğe benzer. Aralarında derin bir ilişki vardır. Nota ve nokta arasındaki tek fark ‘k’ harfi olup musikide beste yapma çalışmalarına ‘meşk’ dendiği gibi hat sanatında da yazı çalışmalarına meşk adı verilir. Musikişinas hattatlar ressam hattatlardan daha fazladır. Sanki her istifin bir bestesi vardır. Yerli ve yabancı bir çok mütefekkir “hat müzikal bir yazıdır” der. Harfler bir semazen gibi rakseder, kıvrılır, incelir, eğilir, ayağa kalkar, insan ruhunun içinde sonsuzluğu mırıldanır. Macar bir ressam bir gün Sultanahmet Camiindeki Melekpaşazade Ali Haydar Bey merhumun talik celisi “El kasibu Habibullah” levhası önünde, arkadaşı hattat merhum Mahmut Bedrettin Yazır’a şöyle der: “Dostum! Bu sizin yazılarda bir hal var. Çok dikkat ediyorum. İlk bakışta sade bir renk, geometrik bir sessizlik baktıkça harekete geliyor, canlanıyor, cilveleniyor, önce tatlı bir bakış, arkasında yavaş yavaş içe süzülen canlı bir akış, sessiz bir armoni içinde ruhu oynatan metafizik bir musiki var. Lakin ondaki ahengi kulaklar duymuyor, içler dinliyor, dinledikçe bir başka aleme yükseliyor. Bakarken ne oluyor anlamıyorum, içimi içime çeken büyüleyici bir çehre, bir güzellik denizi, sevimli titreşmelerle gönlümü ferahlatan bir hava, derken bir melek sesi ve nefesi

kadar gizli ılık bir okşayış ve sarılış için de kalıyorum. Sizde de böyle şeyler olur mu?” demişti. Şairlerimizden Yahya Kemal Beyatlı “Madrid’de Kahvehane” adlı şiirinde:

“…….. Durdum, hazin hazin, acıdım kendi halime Aksetti bir dakika uzaktan hayalime, Sâkin Emirgân’ın Çınaraltı’nda kahvesi Poyraz serinliğindeki yaprakların sesi. Bazan gönül dalar suların musikisine Bazan göz kayar Yesari hattının en nefisine” Faruk Nafiz Çamlıbel de “Sanat” adlı şiirinde “Sen kubbesinde ince bir mozaik arar da, Gezersin kırk asırlık bir mabedin içini, Bizi sarsar bir sülüs yazı görsek duvarda Bize heyecan verir bir parça yeşil çini “ demiştir. Geleneksel sanatlar dalında 2011 yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülüne layık görülen kendisinden icazetname aldığım hocam Hattat Hasan Çelebi’ye ben de “ ne demek

43


bu hüsn ü hat denilen gizemli sanat? Bir aşk estetiği midir? Bir ruh mühendisliği midir? Bir gönül geometrisi midir? Maddenin manaya, aklın kalbe teslimiyeti midir? Harflerin sırat üzerinde alevle dansı mıdır? İs mürekkebinin dertli kalemle dansı mıdır? Paramparça bir gönlü mahzun kağıda aksi midir? Gözlerin musikisi midir? İlan ı Aşk ı Vedüdi midir? Ebedilik sırrının deşifre edilmez şifresi midir?” diye sormuştum. Hat kelimesi teknik anlamda ise estetik kurallara bağlı kalınarak ölçülü yazı yazma sanatıdır. En meşhur tanımı ise “Cismani aletlerle yapılan ruhani bir mühendisliktir.” Arap alfabesi olarak bilinen alfabe Arapların icadı bir yazı, alfabe olmadığı gibi sadece Arapların kullandığı bir yazı da değildir. Bu yazının 1500 yıllık tarihi gelişim, değişim,ve sanatlaşma sürecinde en büyük rol Osmanlılara aittir. Özellikle Osmanlılarda bilhassa II. Beyazıd dönemi ve sonra İstanbul sadece Türkler ve İslam alemi için değil tüm insanlık için güzel yazı şehri, estetik üniversitesi, yazının başkenti haline getirilmiştir. Bütün dallarını zirveye taşıyan ve yeni birçok dallarını icat edip zirveye çıkaran Osmanlılardır. Bu sanat genel anlamda müslümanların bir ortak sanatı olmakla birlikte bir millete ait olduğu söylenecekse yazının sanatlaşma seyrinde yazıya yapılan hizmet ve süre kriter alındığında Türkler Araplardan daha önce gelmektedir. Finikelilerden başlayıp Aramilere, Aramilerden Araplara gelişerek ve değişerek geçen İslam alfabesini Araplar icat etmediği gibi, bu alfabeyi kullanan millet de sadece Araplar değildir. Sanatlaşması İslamiyet’le birlikte olmuştur. İslam öncesi Arap yazısında bir sanatlaşma süreci yoktur. İstanbul bugün mimari de olduğu gibi hat sanatlarında da açık hava müzesidir. İstanbul tarihte de bu günde geleneksel hat sanatımızın başkentidir. Akla resim deyince Paris, müzik deyince Viyana, yazı deyince İstanbul gelir. Kuran-ı Kerim Hicaz’da indi, Mısır’da okundu. İstanbul’da yazıldı. Tarihte de Türk hattatları Arap ülkelerinde bu yazı sanatını öğrettiği gibi bu gün de, bu yazı sanatını öğrenmek için Araplar dahil Amerikalısından Japonuna, Avrupalısından Afrikalısına, Orta Asyalısından Güney Asyalısına kadar bir çok insan İstanbul’a bu yazı sanatını öğrenmeye gelmektedir. Sadece hocam hattat Hasan Çelebinin icazet verdiği 30’u aşkın, yabancı uluslara ait öğrencileri dahi

44

bunu ispata yetmektedir. Avrupa’dan aldığımız şu an Avrupalıların ve bizim kullandığımız rakamlar Endülüs Müslüman matematikçilerin bulduğu rakamlardır. Şu an kullandığımız Latin alfabesi de bu alfabeyi kullanan İngilizlerin, Fransızların, Almanların, İtalyanların bulduğu icat ettiği bir alfabe değildir. Alfabe, elifba üzerine kurulan yazıların hepsi de nihayet Finikelilere dayanır. Yani gerek Latin alfabesi gerek İslam alfabesi her ikisi de kaynaklara göre Finikelilere dayanmaktadır. Latin alfabesi tarafımızdan 96 yıldan bu yana kullanılmaktadır. Diğer alfabe de 1250 yıl kullanılmıştır. 1250 yılı aşkın olarak tarihsel derinlik içindeki sadece dini değil kültürel, sanatsal, edebi, sosyal, siyasal, bilimsel tüm birikimimiz ve dünya ile bağlantılarımız bu alfabe üzerinden olmuştur. Birçok yazının dallarından birçok türünü de Osmanlıların icat etttiği göz önünde bulundurulursa, bu yazı öz be öz yazımız ve sanatımızdır. Sülüs, rika, nesih gibi dallar için Araplar dahi hatta ‘Türki’ demişlerdir. Hat sanatçılarımız dün olduğu gibi bu günde kaynağı aynı olan Latin ve İslam alfabesini en estetik şekilde yazmaya devam etmektedir.


Samsun’a Değer; SAGEM Recep YAZGAN Gazeteci-Yazar

Samsun’a, Samsun’da yaşayan herkesin bir katkısının olabileceğini göstermek ve Samsun için yeni ufuklar açabilmek için bir araya gelenler tarafından kurulan Samsun Gelişim Merkezi Derneği – SAGEM, çok kuruluşunun ardından çok kısa bir zaman geçmiş olmasına rağmen şehrimizin en aktif derneği haline geldi… Her hafta ‘Çarşamba Buluşmaları’ adıyla düzenlediği sohbet toplantılarında, Samsun’un bir değerini, Samsun’a değer katmış birisini ya da Samsun’un güncel meselelerini konuştu..

nin Anadolu’da hâlihazırda bilinen en eski Türk dönemi ahşap yapıları olduğunu, Samsun bölgesinde çantı diye tabir edilen ahşap usulle yapılan ev, samanlık, seren serander, ambar ve ahır gibi yapıların halen yaşadığını, 1884’de yeni baştan kâgir olarak inşa edilmeden önce, Samsun Ulu (Büyük) Camii’nin yerinde ahşap bir cami olduğu, şehrin ulu camisini bu yapının temsil ettiğini, Yörenin özgün yapı geleneğinin nadide örneklerinden çantı camilerin korunması, bölge için olduğu kadar, Türk mimarisi için de hayati bir önem taşıdığını söyledi.

Toplantılardan ortaya çıkan birikimleri ise ‘Samsun Şehir Bülteni’ ismiyle yayınlanan dergi ile Samsun ile paylaşıldı.. SAGEM’de Samsun’un tarihine ve geleceğine sahip çıkmak için bir güç birliği, el birliği oluşturmaya çalışıyor.. SAGEM toplantılarını takip edenler; her hafta bir konu ve konuşmacı etrafında bir Samsun güzellemesi ile Samsun Kent Kültürü’ne tarihine mütevazi bir çentik attığımızı görecekler.. SAGEM’DE NELER KONUŞULDU 19 Mayıs Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk İslam Sanatları Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Mehmet Sami Bayraktar, Samsun ve çevresindeki Ahşap Camilerini konu alan çalışmasını SAGEM’de paylaştı. Bayraktar, Ahşap yapıların Anadolu öncesinde Türkler tarafından Orta Asya’da kullanıldığını ve bu geleneğin Anadolu’ya taşındığını belirterek sözlerine başlayan Bayraktar, 1206 yıllarında a Çarşamba Gökçeli ile 1211 yıllarında Şeyh Habil Camileri-

BEYİN GÖÇÜ VERİYORUZ OMÜ Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cevdet Yılmaz, Samsun’un entelektüel birikimini kaybetmekte olduğunu belirterek, Samsun içerikli eserlerin azlığına işaret etti; bu durumun telafisi için Samsun’un kent kültürü açısından zenginleştirilmesi gerektiğini vurguladı.

45


SAGEM Çarşamba Buluşmaları’nda bu hafta Aydınlar Ocağı eski Başkanı OMÜ Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cevdet Yılmaz, Üniversite – Şehir İlişkisi ve Kent Kültürü konulu bir konuşma yaptı.. Samsun’la ilgili olarak yapılan çalışmaların tez olarak raflarda durduğunu, bunların bir an önce bastırılarak hayata kazandırılması gerektiğini belirterek sözlerine başlayan Yılmaz, Samsun’da 1950’den sonra entelektüel bir göçün yaşandığını ve bu göçün bu t��r çalışmalar ile tersine çevrilmesi gerektiğini ifade etti. Trabzon içerikli bilimsel eser sayısının 100’ün üzerinde olduğunu, buna karşılık Samsun içerikli eserlerin sayısının çok düşük olduğunu belirten Yılmaz, Samsun ile ilgili internet yayınlarının birbirinin aynısı ‘kes kopyala yapıştır’ türünden zayıf bilgiler olduğunu vurguladı. Cevdet Yılmaz, Samsunlu entelektüellerin az fazla iki çocuk yapmayı tercih ettiklerini, çocuklarına iyi bir gelecek hazırlamak için şehir dışı eğitim imkânları sağladıklarını, nitelikli ve iyi bir üniversitede okumak için Samsun dışına gidenlerin bir daha geri gelmedikleri gibi, entelektüellerin de çocukların peşine giderek Samsun’u terk ettiklerini kaydetti. Buna karşılık şehrin aldığı göçün yoğunlukla ilçe ve köylerden olduğunu, bu durumun telafisi için Samsun’un kent kültürü açısından zenginleştirilmesi gerektiğini, Samsun’a gelecek olan misafirlerin ziyaretleri için şehrin görsel olarak da donatılması gerektiğine vurgu yaptı. OTO KONTROL OLMADAN İŞ AHLAKI DA MÜMKÜN DEĞİL 19 Mayıs Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yardımcı Doçent Dursun Ali Tökel, İş Ahlakı üzerine bir konuşma yaptı. Tökel konuşmasına İş Ahlakının tanımı ile başladı. “İş ahlakını konuşmadan geçirdiğimiz belki de tek bir günümüz bile yoktur. İş veya mesleği insanın geçimini temin etmek için, içinde bulunduğu faaliyet olarak tanımlarsak bu tanım içinde insanoğlunun tarihi bir serüveni gizlidir.” diyen Tökel, söz-

46

lerini “İnsanların yaşamak için yiyip, içmek, barınıp korunmak gibi zorunluluklarının olması dolayısıyla kazanmaya mecbur olduklarına değinerek, Kazanmanın ise, meşru ve gayrimeşru olmak üzere iki yolunun olduğunu ve “Asıl olan insanın meşru kazanç dairesinde yapmış olduğu işin hakkını verip vermediğidir. Bizim iş ahlakından kastımız, müeyyidesini insanın kendisinin koymasıyla ilgili bir tutumdur. Çünkü kanunlar, gözlemcinin olmasıyla işler hale gelecek. Kendisiyle baş başa kalan insanın bir iç muhasebesi olmadığı sürece kontrol mümkün olmayacaktır.” diye sürdürdü. 19 Mayıs Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yardımcı Doçent Dursun Ali Tökel şöyle devam etti, “İş ahlakıyla ilgili olarak kastedilen insanın kendisine “Yaptığım işin hakkını verebiliyor muyum?” diye sormasıdır. İşin hakkını vermek ise, öncelikle beklentiyle ilgilidir. Kendisi o işi yapan olmasa, yapan başka birinden ne bekliyorsa, o işi öyle yapması beklentinin anlamının ne olduğunu ortaya koyar. İnsanlar kendilerini işe nimet bilmemeli, aksine işi kendilerine nimet bilmelidir. Zira her iş, o işi yapan olmasa da, yapacak başka biri tarafından yürütülür. İnsanın kendisini nimet bilmesi, bütün felaketlerin başıdır. İnsana yaptığı işi, kendisinden başka pek çok kişinin de yapabileceğini, kendisinin sadece onlardan biri olduğunu, işlerin baki, insanın fani olduğu inancı mutlaka verilmelidir. Tarihe baktığımız zaman bütün büyük insanların aslında tam da işlerinin ehli olduğunu işinin hakkını vermek için ölümüne çırpındığı ve bu halleriyle insanlığa örnek teşkil ettikleri görülecektir.” PEYGAMBERLER DE UYARILDI Yunus Peygamberin işini yani Peygamberlik vazifesini tam olarak yerine getirmediği ve görev yerini terk ettiği için balık tarafından yutulmak suretiyle cezalandırıldığını da sözlerine ekleyen Tökel, “İnsanların işlerinin kendilerine rızıklarını kazanmak için


bir nimet olarak verildiği bilmeli, kendilerini asla işlerine nimet bilmemelidir. Bir başkasının da o kendi yaptığı işi yapacağını bilmek insanı alçak gönüllü olmaya sevk eder.” diye devam etti. Konuşmasında, İş ahlakının en önemli ayrıntılarından birisinin, eleştirene değil, övene dikkat edilmesi gerektiğine de temas eden Yar. Doç. Dursun Ali Tökel, “ İşine gösterdiği titizlikten veya makam ve mevkiden dolayı başkaları tarafından övünen ve bir kibir halesi içine sürüklenen insan, her zaman dikkatli olmalıdır. Çünkü övgü ile beraber, kibir de geleceğinden insanın farklı olana karşı gözünü kör edeceğinden, insanın kendisini bir nimet olarak görmesine sebep olacaktır.”diye konuştu. HAKKI ÜSTÜN TUTAN BİR MEDENİYET Devlet eski Bakanı Dr. Ahmet Demircan ‘Medeniyet Siyaseti’ni konuştu. Dünyanın son üç yüz yılına damgasını vuran Modern Batı Medeniyetinin güce dayanan, gücü kutsayan bir medeniyet olduğunu da belirterek sözlerine başlayan Demircan; Bu medeniyetin dayandığı temel değerlerde sıkıntıların olduğunu, bu gün yaşanan sömürü, yoksulluk, yetersiz beslenme, açlıktan ölümler, savaşlar, soykırımlar, ekonomik krizlerin arkasında bu yanlış temel değerlerin yatmakta olduğunu belirtti. İSTİKBAR Bu gün güç kullanarak küreselleştirilmeye çalışılan bu değer yargılarının altında, varlığın üç temel unsuru olan Yaratan, İnsan ve Kâinatı anlama ve anlamlandırmada temel yanlışların bulunduğunu belirterek devam eden HAS Parti Genel Başkan Yardımcısı Demircan; “Yaratıcı konusunda ya inkar veya şirk, insan konusunda üstünlük iddiasına dayanan ırkçılık, ayrımcılık; Kainata ise temellük, tahakküm ve sömürü anlayışı ile yaklaşmaktadır” dedi. Bunun sonucu olarak kendini üstün görme: istikbar, çıkarcılık, ayırımcılık, ırkçılık, materyalizm, çifte standart, egemenlik ve özgürlük konusu sorunları ortaya çıkmaktadır. Kendini üstün görme iddiası diğerleri üzerinde egemen olma hak-

kını gizli/açık gündeme getirmekte bu da özgürlükler ve haklar konusunda ikiyüzlülüğü ortaya çıkarmaktadır. Demokrasi getireceğiz, özgürlük getireceğiz iddiasıyla Irak’ta bir milyondan fazla insanı rahatlıkla katledebiliyorlar.” dedi. HAKKI ÜSTÜN TUTAN MEDENİYET Bu kötü gidişe dur demenin yolunun öncelikle bu yanlış değerlerin değişmesinden geçtiğini de vurgulayan Demircan; bunun da “Hakkı Üstün Tutan Medeniyet” anlayışının Yaratıcı, İnsan ve Kainat konusundaki doğru değerlerinin benimsenmesi ile mümkün olacağını söyledi. Demircan Hakkı üstün tutan medeniyet için özetle; “Yaratıcıda “Tevhid”, İnsan anlayışında “insanın eşref-i mahlukat olduğu, insanların bir ana babanın evladı olduğu, bütün insanlar doğuştan eşit doğduğu, üstünlüğün ancak takvada olduğu, bütün insanların dünyaya masum olarak geldiği, bütün insanların nimetlerde eşit pay sahibi olduğu, her birey kendini yönetme hakkına sahiptir=özgürlük, kimse başkası üzerinde egemen olamaz, kimsenin kimse üzerinde egemen olamayacağı bir siyasal sistem kurulması mümkündür ve zorunludur” diye kaydetti. İNSAN EVRENİN EMANETÇİSİDİR Kainat konusunda “insan evrenin sahibi değil, emanetçisidir. Mülkü kullanma hakkına sahiptir. Tüm insanlar nimetler üzerinde eşit ortaklar olarak doğarlar. Diğer varlıklarla uyum içinde yaşamak esastır.” şeklinde sözlerini sürdüren Demircan, “Bu değerlerin bizim medeniyetimizin kodları olduğu, bunların tekrar insanlığa ulaştırılması, bu değerleri bir şekilde toplumsal hafızasında barındıran insanımızın, tüm insanlığa karşı bir borcudur. Görevidir.” diye konuştu. Demircan sözlerini şöyle tamamladı; “Bilgiyi, Ahlakı ve Maneviyatı esas alan, Marufun yani Ortak İyinin ve Hukukun Egemenliğini, Haklarda, Onurda ve Nimetlere ortaklıkta eşitliğin kabul edildiği bir Yeni Dünyanın kurulabilmesi için çaba sarf etmeliyiz”

47


Çalışma Yaşamında Kadın ve Yasal Düzenlemeler Birgül BİLGİN Avukat

Kadınlar eski çağlardan bu yana her dönemde emekleriyle ve çalışmalarıyla varlıklarını ortaya koymuşlardır. Sanayi devrimiyle beraber 1750’den 1914’e ve I. Ve II. Dünya savaşına kadar olan dönemde kadın emeği ücretlendirilmeye başlanmış ve ücretli işçi olarak çalışma hayatına girmişlerdir. Kadınlar çalışma hayatına girmeleriyle aile içerisinde özgürleştirirken, iş ortamında karşılaştıkları ayrımcı uygulamalardan dolayı çeşitli sorunlar yaşamaya başlamışlardır. Bunlardan en çok bilinenlerinde biriside 1857 yılında New York’lu dokuma işçisi kadınların eşitsizliklere ve ayrımcılığa karşı sürdürdüğü mücadele ile başlayan ve bu önemli günü 8 Martı tüm dünya kadınlarının kutladığı uluslararası bir güne dönüştüren mücadele sürecidir. Kadın erkek eşitliğinin tam anlamıyla sağlanması; kadınların iyi eğitim almaları, daha fazla iş alanında var olmaları ve daha iyi ücret kazanmaları durumunda mümkün olabilecektir. Türkiye genelinde kadın istihdam oranı yüzde 27 iken, AB ülkelerinde bu oran yüzde 57 civarındadır. Türkiye’de her 3 kadından 2’si işsizdir. Kadın nüfusun istihdam artışı, erkek istihdam artışının üçte biri kadardır(1). Kadınların iş hayatında düşük oranda istihdam olanağı bulması kadın emeğine bakış açısındaki olumsuzluklardan kaynaklanmaktadır. Geleneksel yapıdan ve toplumsal değer yargılarından kaynaklanan nedenlerle kadının görevleri aile içi işlerle çerçevelendirilmektedir. Kadın annedir- evinin kadınıdır ve üstlenebileceği görevler ev işleri ve anneliktir. Oysaki kadınların iş dünyasında güçlenmesi ülke refahını artıran en önemli faktörlerden biridir. Kadının işgücüne katılımının düşük olmasının başlıca nedenleri; kadınların kayıt dışı ve sigortasız çalıştırılması, erkeklere oranla zor koşullarda çalıştırılarak düşük ücret verilmesi, çocuk bakımı hizmetlerinin yetersizliği ve kreş açılmamasıdır. Cinsiyet eşitliği, ILO’nun “Bütün Erkek ve Ka-

48

dınlar için İnsana Yakışır İş” temel ilkelerindendir. Kadınlara Daha Fazla ve Daha İyi İş Sağlama istihdam yaratma, eğitim, girişimciliği geliştirme, işgücü piyasasına daha iyi erişim sağlama ve fırsat eşitliği gibi yollarla kadınlara daha fazla iş imkânı sağlamayı amaçlamaktadır. Eşitlik ilkesi, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyeliğinin sağlanması için önemli bir şarttır. Avrupa Parlamentosu’nun “Genişleme” başlıklı komisyon raporlarında; “Kadın-erkek arasında fırsat eşitliği sağlanmadan tam üyelik olmaz.” denilmektedir. Kadın erkek arasında fırsat eşitliğinin sağlanabilmesi için çalışma yaşamı ile ilgili gerekli yasal düzenlemelerin yapılması, yasaların uygulanmasında gerekli özenin gösterilerek uygulama sorunlarının acilen çözülmesi, toplumsal yaşamın her alanına ( evde-okulda-işte) eşitliğe aykırı süregelen kalıplaşmış geleneksen- toplumsa düşünce ve davranış biçimlerinin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Eşitlik ilkesi Anayasa’nın 10. ve 55. maddelerinde de ifade edilmiş, 10. maddede “herkes, dil, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir”. 55. maddenin kenar başlığı “Ücrette Adalet Sağlanması” şeklindedir. Cinsiyete dayanan ayrımcılık yapılamayacağı hususu Anayasa’da özel olarak belirlenmiştir 4857 sayılı İş Kanunda kadın işçilerle ilgili yeni düzenlemelerle çalışma hayatında eşitliğin sağlanarak, ayrımcı uygulamaların ortadan kaldırılması düşünülmüştür. Bu konuda önemli gelişmeler sağlanmıştır. Ancak bazı eksiklikler nedeni ile olumsuz sonuçların ortaya çıkabileceği düşünülmektedir. Kadınlar çalışma yaşamında, emekleri oranında ücret alamamakta ve sosyal güvenceden yoksun bir şekilde zor koşullarda çalışmaya devam etmektedirler. Dünyada işlerin yarısından fazlası kadınlar tarafından yapılmaktadır. Buna rağmen kadınların dünyadaki toplam gelirin % 10’una ve malvarlığının % 1’ine sahip olmaları


© Ali TOMAK, Utilita Manifesta afiş tasarımı yarışması, İtalya , 2011 “Finalist”

kadının çalışma hayatındaki sorunlarının çözülmesi gerekliliğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenlerle Avrupa Birliği (AB) mevzuatı, Uluslararası Çalışma Örgütü (İLO) belgeleri ve BM Kadınlara Yönelik Her Türlü Ayrımcı-

lığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi’ne CEDAW) uygun şekilde eğitim, bilinçlendirme ve yasal düzenlemelere yönelik çalışmaların acilen yapılması gerekmektedir.

49


50


Anadolu Folklor Hazinesinin Bir Parçası:

Ağıtlar Bahar GÜDEK

Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Güzel Sanatlar Eğitimi, Müzik Bölümü

1. Giriş

rılmaktadır.

Türkler gibi geniş bir coğrafi alana yayılmış olan toplumlar, tarih boyunca siyasal, sosyal ve ekonomik değişimlere neden olan savaşlar geçirmişlerdir. Savaşın yarattığı şiddet ve çatışmalar her iki tarafın toplumsal hafızasında da derin izler bırakmıştır.

Tabiat afetleri, yenilgi ile sonuçlanan büyük savaşların bıraktığı acılar, toplumca ya da birey olarak katlanılan yangın, kıtlık, hastalık kırgını, ayaklanmaların ezilmesi, ünlü kişilerin ölümü, v.b. gibi acıklı durumlar, anıları derin izler bırakan ve ağıtların doğmasına meydan veren olaylardır. Bu gibi hallerde (gene sözlü gelenekte) oluşan ağıtlardan kimisi kâğıt üstüne yazılmamış olsalar bile, adı belli ve yapıtlarına “imzalarını atmış şairler”in eserleridir. Kiminin ise yaratıcıları adları ile bilinmez, ama “folklor ürünü” diye adlandırdığımız her yapıtın oluşumunda ilk çekirdeği atanlar soyundan adsız kişilerdir bunlar; çağlar boyunca tohum başka ellerin de emeği katkısı ile yeşerecek, filizlenecek, çiçeklenip yemiş verecektir (Boratav 1982: 10-11).

Tarihin her döneminde yaşanmış ve yaşanmakta olan savaşların insanlık üzerinde bıraktığı izler o toplumun veya milletin kültür ürünleri içinde yansıtılır. Toplumların üzüntü, gam ve kederlerini dile getirdikleri kısa halk yaratıları olan ağıtlar da bu ürünlerdendir. Halk edebiyatımızın en zengin türü olan ağıtlar, Türk kültürü içinde köklü bir geleneği ifade eden ve başta ölüm olmak üzere, yaşanılan acı olaylar sonrasında (hastalık, hasretlik, esaret, deprem, sel, yangın vb. felaketler) duygu ve düşünceleri ezgiyle harmanlayan türkülerdir. Aynı zamanda ağıtlarda, tarihsel olayların izlerini sürebilmek de mümkündür. Bu çalışmada, Türk insanının yaşadığı savaş acılarının, halk yaratılarından ağıtlara nasıl yansıdığı ele alınacak ve yazılı tarihe koşut olarak ağıtlarda - yazılı olmayan tarihi belgeler şeklinde - yaşanan savaşlar karşısında halkın üzüntü ve tepkisinin nasıl dile getirildiği ortaya konulacaktır. Çalışmanın içeriğini, Kırım Harbi, Osmanlı-Rus Harbi, Yemen Harbi, Sarıkamış Harekâtı vb. seferberlik zamanlarına ilişkin halkın yaşadığı acıları dile getiren ve yakın tarihimiz hakkında çok önemli belgeler sayılabilecek, sayısız savaş ağıtı oluşturacaktır. 2. Ağıt Geleneği Ağıt deyimi ile bir törene bağlı olsun olmasın, acıklı bir olayı konu edinen ve metni ile ezgisi de bu olayı anımsatmaya, bütün yoğunluğu ile yaşatmaya elverişli “türkü”lerin bütünü adlandı-

Aşağı yukarı bütün topraklarda doğum törenleri, düğün törenleri olduğu gibi cenaze törenleri de olmuştur. Bu cenaze törenleri her yörede kendine farklıdır ve türlü özellikler gösterir. Yalnız her ülkede başkalıklar gösteren bu törenlerde ortak yanlar da vardır, o da törenlerde ağıt yakmadır. Diğer bir ortak benzerlik ise ağıtları kadınların yakmasıdır. Çevremizdeki ülkelerin birçoğunda cenaze törenlerinde ağıtlar yakılıyor. Arabistan’da, özellikle Bedevilerde ölüm törenlerinde kadınların ağıt yakma geleneği sürmektedir. İran’da, Orta Asya’da, bugünkü Yunanistan’da ağıt yakmalar devam etmektedir. Ayrıca Kafkaslarda, özellikler Çerkezlerde ölüm törenlerinde kadınların ağıt yaktıkları biliniyor. İngilizlerde, İrlandalılarda, İskoçlarda, Afrika’da, Mezopotamya’da, Çin’de, Kızılderililerde ağıt geleneğine rastlanmaktadır (Kemal 1992:20). Ağıtlar halk edebiyatımızın belli başlı türlerinden birini oluşturmaktadır. Ölümlerde ağıt söylemek, Anadolu halkının en önemli adetlerinden biridir. Cenazeye ağlama töreni düzenleyen, ölünün soyundan ve diğer yakınlarından, dostlarından, komşularından, kadınlar ölünün

51


evinde, cenaze kalkmadan da, kalktıktan sonrada toplaşıp, şiir düzenine uygun olsun olmasın, “ağıt” deyimiyle adlandırılan sözlerle ağlaşırlar; bu ağlaşmalara çeşitli yakınma hareketleri katılır. Konularıyla koygun ve yapılarıyla da halk şiir geleneğinin biçim ve söyleyiş kurallarına uygun olarak söylene bu sözler, belirli bir ağıt törenini o törenin toplum çevresini aşıp yaygınlaşmış, kimisi ölünün adını da beraberinde taşıyarak çağdan çağa ulaşmıştır. Ezgiler ile türkülerin de katıldığı “ölüye ağlama” törenleri sırasında ağıdı uzun süre bir tek kişi söyleyebileceği gibi, törene katılanların nöbetleşerek söyledikleri de olur. Ağıtta ölenden, onun türlü özelliklerinden, vücutça ve huyca övülecek yönlerinden, çeşitli anılarından ve

özellikle ölümünden, bu olayın üzerinde durulmaya değer yönlerinden söz edilir. Toplum belleğinde en derin iz bırakan ağıtlar, en uzun ömürlü ağıtların doğmasına etken olmuştur (Boratav,1982: 24). Eğer bir ağıt dillere düşmüşse, bunun sebepleri vardır. Öncelikli sebep ölenin o bölgede ünlü, çok sevilmiş, sayılmış bir kişi olmasıdır. Ayrıca acıklı, beklenmeyen ölümlerde, gençler üstüne söylenen ağıtlar, toplumu ilgilendiren ölümlerde söylene ağıtlar dillere düşer. Özellikle savaşlarda ölenler üstüne çıkarılan ağıtlar da unutulmaz (Kemal,1992: 25). Anadolu ve çevresinde tarih boyunca gerçekleşen savaşların yarattığı şiddet, çarpışma ve çatışmalar Türk toplumunun hafızasında da derin izler bırakmıştır. Gerek Anadolu toprakların-

52

da, gerekse Kırım ve Yemen topraklarında gerçekleşen savaşlara binlerce Türk genci gitmiş ve dönmemiştir, Anadolu kadınları da yaşadıkları bu acılar ile ağıtlara veryansın etmişlerdir. 3. Savaş Ağıtları Ağıtlar, halk edebiyatı ürünleri içinde en çabuk unutulanlardır. Kimi ağıtları bunun dışında tutmak gerekir. “Vay Anam Kurasının Ağıdı” da bunlardan biridir. Evlerde erkek bırakmayan Birinci Dünya Savaşının ağıdı olan “Vay Anam Kurası”, destan olabilecek nitelikteki önemli ağıtlardan biridir. Birinci Dünya Savaşında Tecirli aşiretinden, (Tecirli aşireti Avşarın bir koludur) bir aileden beş kardeşin beşi de askere alınır. Bu beş kardeşten hiçbiri savaştan dönmez, Sarıkamışta hayatlarını kaybederler. Bu ağıdı, ölenlerin anası, bacısı, köylü kadınlar yakarlar. Vay anam kurasının ağıtları Pınarbaşı, Sarız, Tomarza Avşarında da çok vardır. Vay anam kurası üstüne çıkarılmış ağıt, beş değil, belki yüz tanedir. Hemen hemen her köy Vay anam kurasına ağıt yakmıştır. Bu ağıda “Vay Anam Kurasının Ağıdı” denmesinin sebebi ise, bu beş kardeş askere alındıklarında çok küçüklermiş (onaltı yaşlarına), askere vay anam diye ağlayarak gitmişler ve hiç dönmemişler. Daha sonra onlar için yakılan ağıda da bu ad verilmiş. Bugün bile Toroslardan, Uzunyayla Avşarlarından yüzlerce dörtlük Vay Anam Kurası Ağıdı derlenebilir (Kemal,1992:155-154). Yaşar Kemal bu ağıdı 1940-1945 yılları arasında, Anavarza köyünden, Hemiteden, Sarız Avşarlarından derlemiştir. Derlenen ağıt şöyledir: Beş oğlum var beş taburda Silahı dolu kuburda Sabreyle kızım sabreyle Çok keramet var sabırda Oğlum gitti güle güle Gelmedi el ile bile Biri nergiz biri nevruz Biri sümbül biri lale Geçiyor gavuru sözü Padişah kırıcı bizi Din İslam elden gidiyor Ulaş bari Battal Gazi Tabur tabur karşılar Talim eder onbaşılar Yağmur yağıp gün değince Yatan şehitler ışılar


Atının alnını sığar Önüne malağma yığar Babam bedel versin diye Uğrun uğrun boynun eğer Anan kurbanlar olsun Dört bacın kadanı alsın Nider on iki deveyi Altısını bedel versin Kız: Yaşa anam oğlu yaşa Yazılanlar gelir başa Ana ben sana küskünüm Bedel vermedin kardeşe Ana: Öyle deme kızım Hatun Oğlum öldü kaldım yetim Böyle olacağını bilsem Alırdım oğlumu satın Aferin oğlum aferin Bir karada donlu neferim Taburuna vardı m’ola Kara kaküllü Çaparım Zıbınının içi astar Mevlam encamını göster O kıza kurban olayım Bostan oğlum bir kız ister Kız: Anam beş oğlan yetirmiş Arkası keten gömlekli Benim kardeş cirit oynar Kucağı on beş değnekli Ana: Altını altın perçemli Üstü gülgülü keçeli Baban ölsün oğlancığım Beli çifte tabancalı Kız: Sarıkamış Altunbulak Soğanlıyı biz ne bilek Bizim uşak böyle gezer Aklı zıbın kara yelek Battın Avşar kazanları İbişimin kozaları Sarıkamışta kırıldı Gonca gülün tazeleri Gene kavga sesleniyor On altılı isteniyor Gidenlerden biri gelmez Silahları paslanıyor . (Kemal,1992;155-156-157).

Osmanlı döneminde savaşlar, binlerce gencin kırılmasına yol açmıştır. Askerlik çağında olup da silah altına alınarak savaşlara gönderilen ve geri dönmeyen kuşaklar olmuş, ardından askerlik çağına gelmiş on beş on altı yaşında gençler askere alınmıştır. 90 bin kişinin donarak şehit olduğu Sarıkamış’ta ölenler için yakılan aşağıdaki ağıt, 1925 yılında Adana’da Fevzizade Bekir Sıdkı tarafından derlenmiştir. SARIKAMIŞ AĞIDI Sarıkamış pek aralı Kim ölmüş kimi yaralı Bunu duymuş var m’ola Yalan dünya kurulalı. Canını alan savuştu Hasret olan kavuştu Aman diyem arabacı Oğluma hayıf mı düştü. Yine önü kış geliyor Görmeyene düş geliyor Sarı kışlaya vardıkta Arabamız boş geliyor. Sarı ipek kozaları Yandı Avşar kazaları Sarıkamışta kırıldı Gonca gülün tazeleri Uşak öksüz nenleyor Memişin annı (…..) Sağ budundan kurşun değmiş Sol yerden kan damlayor. (Boratav, 1982: 146). Kırşehir’in Kaman kazasından bir ailenin dört oğlu da asker olur ve Kars hezimetinde dördü de şehit düşer. Ağıt, anaları Emine tarafından yakılmıştır. Yaşar Kemal tarafından derlenen bu ağıt Ladıfların Ağıdı olarak bilinmektedir: Ana ağlar bacı ağlar Ağ gelinler gara başlar Hep gapandı böyük evler Goca galdı garıyınan Yaz gelir de bilbil öter Dağlar melil melil tüter Has bahçede güller biter Havya turunç narıyınan Ladıflar geliyor dense Mücdecisi eve gelse Halil Kaham gıra binse Sülemenim doruyunan

53


Goyun geldi sürüyünen Evler yandı yeriyinen Hep melekler harbe getmiş Al bayraklı periyinen Gars’ da gavga guruluyo Ladıf ora deriliyo Tırampatlar vuruluyo Mızıkalı boruyunan Eminem dekine aman Üstümüzde gaksa duman Bizim vatanımız Gaman Mor sümbüllü goruyunan (Kemal, 1992: 57). Anadolu’nun farklı bölgelerinde bu ağıtın değişik çeşitlemelerinin de “Rediflerin Ağıdı” adıyla derlenmiş olduğu görülür (Aydemir, Koz, Berfe, Elçin, 1964-1975-1969-1975). Uğruna binlerce şehit verilen, nice ana, bacı, gelin kızların ağıt yaktığı 1905 Yemen Harbi için Anadolu’nun her yerinden Yemen’e asker gönderilmiştir. Osmanlı Devleti Arabistan Yarımadası’nda çok zor durumda kalmış, düşmana karşı bir değil beş cephe açmıştır. Bu yüzden umutsuzca bakmıştır bu savaşa. Dolayısıyla daha askere gönderirken yağız delikanlılara dönmeyecek gözle bakılmıştır. Türkü olarak da çok iyi bildiğimiz Yemen ağıtlarında biri de 1905’de Yemen’e gönderilen 1. Redif taburu için söylenmiştir; derlemeyi 1944 yılında Muzaffer Sarısözen Muş’ ta Düriye Keskin isimli bir kadından yapmıştır. Kışlanın önünde redif sesi var Sorun, görün çantasında nesi var Bir çift kundurası bir de fesi var Ano Yemen’dir, gülü çemendir Giden gelmiyor, acep nedendir Burası Muş’tur, yolu yokuştur Giden gelmiyor, acep ne iştir Kışlanın önünde sıra söğütler Yüzbaşı, binbaşı asker öğütler Yemen’e gidenler baba yiğitler Ano Yemen’dir, gülü çemendir Giden gelmiyor, acep nedendir Burası Muş’tur, yolu yokuştur Giden gelmiyor, acep ne iştir Kışlanın önünde yayılır kazlar Yüreğim yanıyor ciğerim sızlar Yemen’e gidene ağlıyor kızlar Ano Yemen’dir, gülü çemendir Giden gelmiyor, acep nedendir Burası Muş’tur, yolu yokuştur

54

Giden gelmiyor, acep ne iştir Havada bulut yok bu ne dumandır Mahlede ölüm yok bu ne şivandır Şu Yemen elleri nede yamandır Ano Yemen’dir, gülü çemendir Giden gelmiyor, acep nedendir Burası Muş’tur, yolu yokuştur Giden gelmiyor, acep ne iştir Şu dağın ardında redif sesi var Varın bakın çantasında nesi var Bir çift pabuç ile bir de fesi var Ano Yemen’dir, gülü çemendir Giden gelmiyor, acep nedendir Burası Muş’tur, yolu yokuştur Giden gelmiyor, acep ne iştir Kışlanın önünde çalınır sazlar Ayağım yalın ayak yüreğim sızlar Yemen’e gidene ağlıyor kızlar Ano Yemen’dir, gülü çemendir Giden gelmiyor, acep nedendir Burası Muş’tur, yolu yokuştur Giden gelmiyor, acep ne iştir (Kültür ve Turizm Bakanlığı Web Sayfası) Ağıtlardaki belli belirsiz lirizm, en uçtaki duyguların en ince anlatımıdır. Ağıt dili de ayrı bir yapı ayrı bir özellik taşır. Doğayı anlatışı, yalınlığı bambaşka yalın, ayrı bir şiir tadındadır. Bu özelliği de yaratılma biçiminden gelir (Kemal;1994:36-37). Bir başka Yemen ağıdın da ise, 1911 de Mehmet ve Memiş adlı Çukurovalı iki kardeş asker olarak Yemen’e giderler ve bir daha dönmezler. Bu ağıdı, şehitlerin bacısı yakmıştır. Çölde öldürülmüş bir askeri betimler yani kardeşini betimlemektedir. Onun bildiği yalnızca çölün tozluk dumanlık olduğudur. Sonra o uçsuz bucaksız toz, duman, ıssızlıkta kardeşinin ölüsünün yattığıdır. Gara çadır is mi dutar Martin tüfek pas mı dutar Ağlayalım aman bacım Elin gızı yas mı dutar Günden yanı soldumola Yerden yanı uldumola Memmedimin ala gözün Garınçalar oydumola Basma fistan kirlenirse Başta püsgül fırlanırsa Ya kimlere baba desin Senin bebek dillenirse Getme Yemen’e Yemen’e Garışın toza dumana


Mektubunu sal gardaşım Bacını goma gümana Getme Yemen’e Yemen’e Yemen sıcak dayanaman Dang borusu er vurulur Sen cahalsın uyanaman Getme Yemen’e Yemen’e Yemen sıcak gayfa bişer Erger talime çıkışın Aceminin aklı şaşar Tarlalarda biter gamış Uzar gider, vermez yemiş Çöl yemende can verenler Biri Mehmet biri Memiş (Kemal;1994:55-56) Ele alacağımız bir diğer ağıdı ise Yaşar Kemal Kadirli’nin Yalnızdut köyünde derlemiştir. Ağıdı yakan Yalnızdut’lu yaşlı kadın Mehmet ve Memiş’ in kız kardeşidir. Yaşlı kadının anlatımına göre, olayın 1911 yılına rastladığı, bu zamanın da Trablusgarp Savaşı’na denk düştüğü anlaşmaktadır. O zamanda Anadolu’dan, çöle aşağı nereye giderse gitsin orasının adı Yemen’dir (Kemal, 1992:55-56). Bu ağıdın da Ursula Reinhard, Emir Kalkan, Ahmet Z. Özdemir tarafından, Anadolu’nun değişik bölgelerinden derlenen farklı çeşitlemeleri vardır. Örneğin aynı ağıdın bir çeşitlemesinin öyküsü şöyledir: “1914 yılında seferberlik ilen edilince, o zamanlar Sivas iline bağlı Aziziye (Pınarbaşı) ilçesinin Çanakpınar köyünden de askere alınanlar olur. Bunların içinde yakışıklı ve uzun boyu ile dikkat çeken Hasan da vardır. Hasan Yemen cephesine gönderilir ve orada şehit düşer. Hasan’ın annesi, yaygın adıyla Kır Sultan o dönemin ünlü ağıtçılarından biridir.” Ağıt, onun tarafından yakılmıştır. Birinci Dünya Savaşı başında Yemen’e asker gönderildiği ve orada cephe açıldığı yolunda tarihsel kayıtlara rastlanmamaktadır. Yaşar Kemal’in derlediği ağıtta da tespit ettiği gibi o zamanlarda Anadolu’dan çöle aşağı nereye giderse gitsin orasının adı Yemen’dir (Kabacalı, 2004: 354). Öyküsünü anlattığımız bu ağıt, Ahmet Z. Özdemir tarafından Döne Kılıç (d.1335, KarayurtSarız), Fatma Kara (Kılıç) (d. 1326, Yeşilkent-Sarız) ve Döne Terkeşli’ den (d.1927,Tozlu-Kadirli) derlenmiştir. Yemen deler ne sıcak Varınca açılır sancak Ne berk ırızgın dağılmış

Gez oğlum dünya dört bucak Gitme Yemen’e Yemen’e Karışın toza dumana Mektubunu sal da oğlum Kalbimi koyma gümana Asker uşağı dizilmiş Hasan’ımın boyu uzun Irahma’ ma(*) kıyamıyom On günlük misafir kızım Gitme Yemen’e Yemen’e Yemen sıcak Dayanaman Tan borusu er çalınır Sen cahilsin uyanaman Yemen derler ne ısıcak Çiğ yumurta pişer imiş Esk’ ordular er kalkınca Acemiler şaşar ımış Ahmet ekinden gelince Hani Hasan deyiciyim Ellerim kabın arıyor Yavrum hıssa koyucuyum Yemen kuşu ötmem demiş Lale sümbül bitmem demiş Tebdilhava gelen kardeş Ben evime gitmem demiş Git yaylaya Hasan oğlum Irahma’m sırtını yusun Askerin uğrunu eğlen Ahmet harçlığını kosun Bir mektupçuk yazsan oğlum Okutsak sağlık, selamet Altı yıl nasıl edeyim Sabaha canım emanet Altına döşek yazdırdım Böğrüne yastık koyarak Giderkene savuşturdum “Kadan alayım “diyerek *Irahma: Rahime (Özdemir,1994: 54-56). Birinci Dünya Savaşı’nda Türk orduları Sarıkamış’tan Basra’ya, Yemen ve Filistin’den, Çanakkale ve Galiçya’ ya kadar uzanan çok geniş bir alana yayılmış cephelerde savaşmak zorunda kalmıştır. Yüz binlerce insanın kanı ve canı pahasına yürütülen bu cephe savaşları içinde hiç şüphe yoktur ki, Çanakkale Savaşları’nın (1915-1916) çok ayrı bir yeri ve önemi vardır. Elli yedi bini aşkın Türk ve seksen bin kadar da yabancı askerin, çoğu kez de siperlerde göğüs göğse çarpışarak can verdiği bu savaşlar Birinci Dünya Savaşı içinde, tarihin en kanlı bölümü olarak bilinir.

55


Çanakkale Savaşı’nda; birçok eli kalem tutan, okur-yazar Türk genci şehit olmuş, niceleri sakat kalmıştır. Ağabeyi Çanakkale Savaşı’nda şehit olan bir kız tarafından yakılan aşağıdaki ağıt bunu ne güzel ifâde etmektedir: Çanakkale derler yeşil gavaklı, Mollaların mürekkebi boyaklı, Neçe gulların var ağaç ayaklı, Ağaç ayağınan gelsen n’olurdu.

Çanakkale derler yeşil söğütlü, Neçe molla getti eli divitli, Bi mektup atayım üstü tahütlü, Mektubum ordunu bulur m’ola.

Ağılıdır Çanakkale goyağı, Babamoğlu dizlerimin dayağı, İrengide bana benzer bayağı, Gurbanlar olurum babamoğluna. Edem gözelidi gıyıdan getmiş, Sürek öküz gibi boynunu bükmüş, Şu gevur dinsizi denklemiş atmış:, Acep babamoğlun yudular m’ola. Yumadan gabire godular m’ola (Yaldızkaya; 1992: 39). Yaldızlıkaya (1992) tarafından derlenen bir başka Çanakkale ağıdı da, Suvermez köyünden Devecioğulları sülâlesinden, Macar Lâkaplı Salih’in Çanakkale’de şehit olmasıyla, annesi tarafından yakılan ağıttır. Ağıtta, yoğunlukla şehidin geride bıraktığı eşi ve çocuğunun ne olacağı endişesi vurgulanmaktadır: Hucûm demiş Alamanın zabiti, Yavrumun kefeni asker kabutu, Salına girmeye yoktur tabutu, Yoksa yavrum seni vurdular m’ola, Kefensiz gabire goydular m’ola. Topun dumanı da ağmış havaya, Gözlerim yavrumu dönmez sılaya, Goltuğuna girmiş çifte sıhhıya, Yoksa yavrum seni vurdular m’ola, Kefensiz gabire goydular m’ola. Çanakkale nerde, Suvermez nerde? Her ana dayanmaz bu zalim derde, Ahmed’in babasız eğlenmez evde, Yoksa yavrum seni vurdular m’ola, Kefensiz gabire goydular m’ola

56

Derinimiş Çanakkale deresi, Goygunumuş şehidimin yarası,

Acıya dayanamaz garip garısı, Yoksa yavrum seni vurdular m’ola, Kefensiz gabire goydular m’ola.

Senin yavrum beşik ile belede, Yâdigarın galdı yavrum geride, Bir gelin eğlenmez ıssız bir evde, Yoksa yavrum seni vurdular m’ola, Kefensiz gabire goydular m’ola.

Bir günüm doğarda bir günüm batmaz, Şu ıssız evlerde bir gelin yatmaz, Oğlumun yerini kimseler tutmaz, Yoksa yavrum seni vurdular m’ola, Kefensiz gabire goydular m’ola (Yaldızkaya; 1992: 37).

Bütün bu anlatımlar, betimlemeler halkın dilindekilerdir. Destanların, türkülerin anlatımları halkın yüzyıllardan bu yana işlediği doğa ve insan ilişkilerinden yoğunlaştırdığı, süzdüğü imgeler, betimlemelerdir. Ağıtlardaki yoğun şiirsellik de bunlardan örülmüştür (Kemal,1994: 33). Adları belli kişilere adanan ağıtların yanında, adları bilinmeyen sayısız ölülerin yasını tutan ağıtlar da vardır. Yaratıcıları gibi dizelerinde konuşanların adları da bilinmeyen Yemen, Sarıkamış, Çanakkale türküleri bu türden ağıtlardır; “Meçhul Asker” e adanan anıtlara benzer bunlar; o anıtlardan her birinin dikildiği toprakta bir ölü yatar gerçekte; ama orada yatanın adı bilinmediği için adsız on binlerin, yüz binlerin sayılmıştır o kabir. Bu türküler de aslında, uzaklarda can vermiş bir yakının ölümüne yanan bir tek kişinin (bir ananın, bir bacının, bir eşin) sözleriydi; ya da ölenin ağzından kader arkadaşlarından birinin; Çanakkale içinde vurdular beni Ölmede mezara koydular beni. Of! Gençliğim eyvah! diye yakınışı idi; ama, bir zaman sonra, bu bir tek “Mehmet” için yakılan ağıt, “Mehmetçikler” in ağıdı, bütün bir çağın, birbiri ardından gelen kuşakların, aynı alın yazısını paylaşanların bir ağızdan konuşmaları oluvermiştir; kimi dizelerde karşılığı beklenen bir soru:

Adı Yemendir, gülü çimendir Giden gelmiyor acep nedendir?


kimi dizeleri de sadece engin acıları dile getiren yalın çizgiler: Dağlarda ordu kuruldu Hücum borusu vuruldu Bir Sarıkamış uğruna Doksan bin fidan kırıldı. ya da Çanakkale içinde bir kırık desti Analar babalar umudu kesti. (Boratav,1982: 41-42) SONUÇ Savaş, yaşadığı coğrafyada büyük boyutlarda yıkıma sebep olan bir durumdur. Ama savaşın en büyük gerçeği de, insanlığın karşısında korktuğu, inanamadığı, şaşırdığı ölüm olmuştur her zaman. Ölüm insanoğlunun en büyük acısıdır, belasıdır. İnsanın ölümden kaçmak için yaratarak sığındığı düş dünyaları öylesine zengindir ki, insanoğlunun ölümden başka hiçbir şeyle uğraşmadığını düşünürsünüz. Ağıt da ölüme karşı insanlığın yaratıp sığındıklarından biridir; ölüm acısını yeğnilten ve ona karşı etkili bir direniştir. Yalnız, dünyanın erişilmez tadı, sevinci, vazgeçilmezliği de her şeyden üstündür. Ağıtlar, insanoğlunun bu derinine kolay inemediğimiz bu gizini söylemiyor mola? İnsanın ölürkenki yalnızlığı, umarsızlığı, yanında sevgisini bile götürememesi…(Kemal, 1994:45). Bizdeki ve dünyadaki ağıtların üstünde gereğince durulursa, ölüm acımız belki biraz daha yeğnilebilir. Ağıtlar ölüm acısını yeğnilmek için var olmuşlardır belki. Onları incelememiz bizi insan gerçeğine biraz daha yaklaştıracaktır.

KAYNAKÇA 1. Aydemir, Orhan (1964). “Avşar Ağıtları”, TFA, Sayı 177. 2. Aydemir, Orhan (1965). “Bekir Öğretmene Ağıt”, TFA, sayı 189. 3. Berfe, Süreyya (1969). “Türkmen ve Avşar Ağıtları”, May Sanat Dergisi, sayı 19 ve 21. 4. Boratav, Pertev N. (1982), Ahmet Şükrü Esen: Anadolu Ağıtları, Türkiye İş bankası Kültür Yayınları. Ankara. 5. Elçin, Şükrü (1990). Türkiye Türkçesinde Ağıtlar, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayını. 6. Elçin, Şükrü (1975). “Çingözoğlu Aşık Seyit Osman”, Hacettepe Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi, C.VII, sayı 1-2. 7. Kemal, Yaşar (1994), Ağıtlar, İstanbul: Göksel Yayınlar Ansiklopedik Neşriyat A.Ş. 8. Koz, M. Sabri (1975) “Elbistan ve Adana Yöresinden Ağıtlar”, Boğaziçi Halkbilimi Yıllığı. 9. Özdemir,Ahmet Z. (1985), Avşarlar ve Dadaloğlu, Ankara: Dayanışma Yayınları. 10. Özdemir,Ahmet Z. (1994), Öyküleriyle Ağıtlar, Ankara: Dayanışma Yayınları. 11. Yaldızkaya, Ö. Faruk (1992), Emirdağ Yöresi Türkmen Ağıtları, İzmir: Bayraklı Matbaası, Yaldızkaya, Ö. Faruk (1996), “Bir Kore Ağıdı,” Erciyes Dergisi, Sayı: 221, Mayıs. 12. Avşar Ağıtları”, May Sanat Dergisi, sayı 19 ve 21. www.kultur.gov.tr

Homeros’un dediği gibi, yaratıklar içinde en çok acı çeken insandır. Çünkü bir tek o ölümün bilincine varmıştır. Belki bu bilinç, bizim için bir gün ölüm acısını yeğnilten bir em de olabilir. Yaz gününde sarı çiçek Çığrıştı da açtı m’ola?

57


Masal Deyip Geçmeyin... Cemalettin ETLİKAVAKLIGİL Emekli Eğitimci, Yazar, Derlemeci

“Yaşanır gider gerçekler Bir gün masal olur.” Bir var idi, bir yok idi. Allah’ın aklı kıt kullarının çok olduğu bir ülkede, bir hükümdar yaşar idi. Uçan kuşa borcu bulunur idi. Böyle bir hükümdar olur da kimin yüzü güler? Hay dedim, hey dedim. Bu ne çekilmez çile dedim. Gayrı kazan kaldıracağım kulpundan tutan yok. Bir ben miyim çile çeken? Ben de duyarsız olup çekildim bir köşeye. Başladım olacakları izlemeye. Hükümdar bir gün el çırpıp vezirlerini çağırdı: “A vezirler, vezirler! Yarından tezi yok. Halka gidilecek. Kentin orta yerinden geçen ırmak üzerinde köprü var ya. Biriniz bir başını, biriniz öbür başını tutacaksınız. Gelenden geçenden birer altın lira alacaksınız.” Vezirler ne yapsın? Söyleneni yaptılar. Ertesi gün köprü başlarını tuttular. Hem geçenden, hem geçmeyenden zorla birer altın lira almaya başladılar. Diyeceksiniz ki, o gün toplanan pa-

ralar hazinenin açığını kapatmaya yetti mi? Ne gezer! Hükümdar vezirlerine sordu: “Halk ne dedi? Altınları verirken ağlayan, sızlayan oldu mu?” Vezirler: “ Halk hiç ses etmedi. Kuzu kuzu altınları verdiler.” “ Öyleyse altın almaya devam edilecek. Bu kez bir altın yerine iki altın lira alınacak.” dedi hükümdar. Böylece altınlar çoğalmaya başladı. Ne var ki, devlet öyle borç batağına girmiş ki…İç borçtu, dış borçtu bir türlü kapanmak bilmedi. Hükümdar vezirlerine yine sordu: “ Vezirlerim! Halktan karşı çıkan var mı?” deyince vezirler yok dediler. Hükümdar: “Öyleyse haraç iki altından üç altına çıkacak!” Vezirler ne yapsın? Çaresiz köprü başlarında yerlerini aldılar. Halk gerçekte yoksuldu. Fakat ne yapıp edip istenen altınları bulup buluşturup vermeyi sürdürdü. Bu hükümdarı düşündürdü, vezirlerine: “Altınlar gelmesine geliyor ya! Benim halkım bu denli duyarsız mı? Neden haksız yere alınan altınları sorgulamazlar? Neden karşı çıkmazlar? Bunları falakaya yatırıp öyle dayak atmalı ki, akılları başlarına gelsin. Köprü başlarına Deli Dumrul gibi deli dolu pala bıyıklı, güçlü birer adam dikin.Hem altınları alsın,hem herkesi falakaya yatırıp bir güzel dayaktan geçirsin.” O günden sonra Deli Dumrul gibi iki adam bulundu. Köprü başlarına dikildi. Köprüden geçmek isteyen önce geçiş parasını ödediler. Sonra falakaya yatırılıp bir güzel dayak yediler. Hükümdar, vezirlerine halkın tepkisini sordu:

58


“Halk ne dedi bu işe? Karşı koyan oldu mu?” deyince vezirlerden olmadı yanıtını aldı. İnanamayıp bu kez kendi köprü başına giderek durumu yakından görmek istedi. Hükümdar ertesi gün vezirleriyle birlikte köprü başına vardı. Gelip geçeni izlemeye başladı. Halk köprüye yaklaşıp her zamanki gibi geçiş parasını ödedi. Pala bıyıklıların dayağını yedi. Hiçbir şey olmamış gibi karşıya geçti. Ötede kendilerini seyreden hükümdara vardılar. El bağlayıp saygıyla karşısında sessizce durdular. Hükümdar: ” Ey halkım! Hiç sesiniz çıkmıyor. Bir diyeceğiniz yok mu? Çekinmeyin söyleyin! “ Halktan biri : “Aman sultanım! Olmaz olur mu? Söylemeye çekiniyoruz. Köprüden geçerken kuyruklar oluşuyor. Pala bıyıklı sayısını artırsanız. İşimize geç kalmasak …” dedi. Hükümdar bu sözleri duyunca donup kaldı. Heykel kesilip köprü başında öylece dikili durur. İnanmayan varsa gidip görür.Acaba böyle bir ülke, böyle duyarsız bir halk var mıdır ? Diye so-

racak olursanız onu da siz düşünün… Masalcı dede Cemalettin E. Kavaklıgil, 1938 Samsun-Kavak, Tabaklı Köyü doğumlu. Emekli öğretmen. Kavaklıgil, sırtında sabun dolu şıngır şıngır öten şıngırdaklı heybesiyle yarım asırdır güzel Anadolu’muzun yörelerini dolaştı. Masala çağrı yaparak, tekerleme söyleyerek, sabun dağıtarak yüzlerce masal derledi.O zamanlar sabun bulunmazdı. Üst baş kil suyu, kül suyuyla yıkanırdı. “Seke seke düştün yola Köyünüzde verdim mola Masal derlerim masal Bir masala kalıp kalıp sabun! Hay nineler, hey dedeler Dert görmesin masal anlatan diller Bir masala kalıp kalıp sabun Var mı bana masal anlatacak ?” Böyle böyle yüzlerce masal derledi. Dizi dizi masal kitapları oldu. “ Masal Deyip Geçmeyin!” İşte o masallardan biri. Yıllar önce Samsun’un Çırakman Köyü’nde, masal anlatıcısı Süleyman GÜNGÖR dededen orjinal anlatımıyla derlenmiştir.

59


Arkeoloji Davut YİĞİTPAŞA

OMÜ, Fen-Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi (Yrd. Doç. Dr.)

Konuya girmeden önce arkeoloji ile ilgili bazı temel kavramlardan söz etmek yerinde olacaktır. Arkeoloji, eski kültür ve uygarlıkları onlardan kalan maddi kalıntıları açısından inceleyen, bilimsel kazı yöntemleri ile ortaya çıkaran, yer ve zamanını saptamakla uğraşan bir bilimdir. Maddi kalıntılar terimiyle “kültür varlıkları” olarak da tanımlanan; tarih öncesi ve tarihi dönemlere ait olup, bilim, kültür, din ve güzel sanatlarla ilgisi bulunan, yeraltında, yer üstünde ve su altında bulunan, insan elinden çıkan ve insan düşüncesinin ürünü olan alet, malzeme, ev eşyası, sanat yapıtları v.b. malzemeler kastedilir. Bu yönüyle arkeoloji geçmiş zaman insanının “el emeği-göz nuru” olarak tanımlanabilir. Arkeolojinin amacı; eskiye ışık tutarak geçmişi canlandırmak, Eski Çağ insanını düşünceleriyle ve bunların sonucu gerçekleştirdiği eserlerle günümüz insanına derinlemesine tanıtabilmek ve onu anlamasına yardımcı olabilmektir. Bu bağlamda Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi bünyesinde Arkeoloji Bölümü kurulmuş ve 2011 yılı itibariyle eğitim öğretim faaliyetine başlamıştır. Şu an 3 öğretim üyesi ve 32 öğrencimiz bulunmaktadır. İleriki yıllarda öğretim üyesi ve öğrenci sayımız artacaktır. Bu müjdeli bir haberdir, çünkü bu bölümü okumak isteyen öğrencilerimiz Karadeniz Bölgesi’nden başka illere gidiyorlardı. Artık hem bu bölgeden hem de diğer bölgelerden Samsun’a gelecekler. Arkeoloji Bölümü’nün amacı dört yıllık lisans eğitimi sonunda, özellikle Anadolu’nun tarihî mirasına sahip çıkan, bunu kendisine ve insanlığa mal edip kültürel kimlik olarak benimseyen, ülkesi için koruyan ve tanıtan kuşaklar yetiştirmektir. Dört yıllık eğitim süresi içerisinde öğrencilere fotoğraf, slayt, projeksiyon ve bilgisayar gibi yardımcı malzemelerle desteklenen, görsel teorik derslerin yanı sıra, uygulamaya yönelik se-

60

miner, panel, konferans, inceleme ve araştırma gezileri gibi katılımcı eğitim çalışmaları ile arkeoloji bilim dalının gereği olan arazi faaliyetleri ve kazı çalışmaları gibi pratik uygulamalar yaparak, yüzey araştırmaları ve müze çalışmaları ile kazılara katılmalarını ve tecrübe sahibi olmalarını sağlamaktır. Mezunlar almış oldukları eğitimle maddi kültür kalıntıları aracılığıyla tarihi ya da tarih öncesi dönemlerin sosyo-kültürel yapısı, inancı, ekonomisi ve üretim endüstrileri hakkında kapsamlı bilgilere sahip oldukları gibi, analitik inceleme, gözlem ve yorum yapabilme yeteneğine ulaşmaktadırlar. Mezunlar Arkeoloji Bölümlerinde, Kültür Bakanlığı’na bağlı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğünde, resmi ve özel müzelerde, İl Kültür Müdürlüklerinde, Döner Sermaye İşletmeleri Merkez Müdürlüğünde, İl Özel İdareleri’nde Koruma Uygulama ve Denetim Büroları (KUDEB) bünyesinde, Turizm sektöründe ve Belediyelerde çalışma imkânı bulabilmektedirler. Türk veya Yabancı kazılarda, Maden Arama şirketlerinde görev alabilmektedirler. Kültürel mirasımıza verilen önem artıkça Arkeologlara duyulan ihtiyaç gün geçtikçe artmaktadır. Öğrencilerimizin mesleki uzmanlaşmalarını sağlamak için “Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi”, “Klasik Arkeoloji” ve “Su Altı Arkeolojisi” olmak üzere 3 Ana Bilim Dalı kurduk. Pretohistorya ve Önasya Arkeolojisi Anabilim Dalında, Önasya ülkeleri ve özellikle en önemli bir parçası olan Anadolu’nun öntarih (Pretohistorya) ve tarih (Historia) çağlarındaki arkeolojisi okutulur. Güney ve Kuzey Mezopotamya’da gelişen ve geniş bir etki alanı olan Sümer, Akkad, eski Babil ve Assur sanatları, ayrıntılı bir şekilde incelenir. Önasya ülkeleri içinde, coğrafi konumu nedeniyle kilit noktası niteliğindeki Anadolu’nun tarih ve tarihöncesi çağların başlangıcından, M.Ö. 4. yüzyılın sonlarına kadar geçen zaman içindeki arkeolojisi (Neolitik, Kalkolitik, Eski Tunç Çağı kültürleriyle Assur Ti-


caret Kolonileri, Hitit, Geç Hitit, Urartu ve Frig dönemleri) okutulan derslerin en önemli kesimini oluşturur. Klasik Arkeoloji Antik Dönem diye adlandırılan Yunan ve Roma uygarlıklarını kapsayan bir dönemi içerir. Girit’teki Minos, Kıta Yunanistan’ındaki Miken Uygarlığı ile Ege Uygarlıklarının Protogeometrik-Geometrik dönem, Arkaik dönem, Klasik dönem, Hellenistik dönem ve Roma İmparatorluk dönemi arkeolojisi üzerine dersler bulunmaktadır. Samsun başta olmak üzere Karadeniz bölgesi arkeolojik açıdan bakir bir bölgedir. “Su Altı Arkeolojisi” ile Hellenistik Çağ’da önemli bir liman kenti olan Amisos’ta sualtındaki gemi kalıntıları, deniz ticaretinde kullanılan malzemeler ve limanlar araştırılacaktır. Dünyadaki sahil şeritleri boyunca, binlerce gemi gerek deniz savaşları sonucu gerekse kötü hava şartlarından dolayı batmıştır. Sualtı Arkeolojisi ile su altında kalan bu tarihi değerleri farklı malzeme ve yöntem kullanarak bulup, çıkarıp bilim dünyasına tanıtacağız. Antik dönemde Karadeniz Bölgesi’nin gerek ekonomik ve gerekse kültürel özellikler açısından en önemli merkezi durumunda ki Samsun, Mezolitik Çağdan Grek, Roma ve Bizans dönemlerine kadar oldukça uzun bir zaman diliminde, Karadeniz ile Orta Anadolu ve Akdeniz dünyası arasındaki ticari ilişkiler açısından çok önemli bir rol üstlenmiştir. Bu ilişkilerin saptanabilmesi için “Karadeniz Bölgesi Arkeolojik Araştırmalar Merkezi” kurularak ayrıntılı bir araştırma yapılacaktır. Bütün bu çalışmalardan sonra “Samsun Arkeolojik Kültür Varlıkları Envanteri” oluşturulacaktır. Antik tarihçiler Amazonlar’ın Samsun/Terme Çayı (Thermedon) kenarında yaşadıklarını ve Themiskyra adında bir başkentlerinin olduğunu söylerler. Bununla birlikte herhangi bir buluntuya şimdiye kadar rastlanmamış olması onların efsane olarak kalmalarına yol açmıştır. Samsun’da Amazonlarla ilgili herhangi bir buluntunun şimdiye kadar bulanamamış olması, onların burada yaşamamış oldukları anlamına gelmez. Biz arkeologlar yapacağımız kazı ve yüzey araştırmaları ile bu durumu netleştirmeyi ümit ediyoruz. Bazı ülkeler, Amazonlar hakkında herhangi bir kalıntıları ve tarihi hiçbir kaynak olmamasına karşın Amazonları sahiplenmek istemektedirler. Bu efsanevî savaşçı kadınların

var olup olmadığı bir yana, bunları Samsun’un tanıtımında ve turizminde ne kadar kullanabiliriz, bunun üzerinde durmalıyız. Samsun’un tarihi ve kültürel değerlerinden biri olarak görülen Amazonlar için Terme ilçesinde her yıl adlarına festival düzenlenmektedir. Bu konuda son derece önemli bir gelişme, Samsun Büyükşehir Belediyesi’nin Batıpark’ta “Amazon Heykeli” ve “Amazon Adası” yapmasıdır. Amazon Adası’nda balmumundan savaşçı kraliçe ve 28 Amazon kadın heykeli, günlük yaşamlarından kesitler, köy çadırları ve günlük kullanım eşyaları ile Amazonlar’ın tarihi ve mitolojik yaşamları anlatılmaktadır. Ada hem eğitim hem de turizm amaçlı kullanılacak. Buraya gelenler tarihi yolculuk yaparak Amazonlar’ın yaşadığı dönemi gözlemleme imkânı bulacaklar. Biz arkeoloji bölümü olarak kazı ve yüzey araştırmaları yapmak istiyoruz. Bunun için bazı alan-

larda Samsun Arkeoloji Müzesi ile ortak projelerimiz olacak. Bölgedeki kaçak kazılarla mücadele için seminerler, konferanslar vererek insanları bilinçlendireceğiz. Ayrıca çocuklara yönelik “Çocuk Arkeolojisi” projemiz olacak. Gerekli destekleri görür ve bu projeyi hayata geçirebilirsek her sene 500 öğrenciyi eğitim programından geçireceğiz. 8-12 yaş grubundaki çocukları tarihi yolculuğa davet edeceğiz. Arkeoloji Yaz Atölyesi çalışmalarına katılan çocuklar, ören yerlerini ziyaret edecek, kazı alanını ve Deneysel Arkeoloji Evi’ni gezecekler. Çocukların tarih ve çevre bilincini artırmak için öğrencileri, tarihi yerleşim bölgeleri tanıştırarak ülke mirasına sahip çıkma bilincini geliştirilecektir. Çocukları daha önce hazırlayacağımız bir alana getirerek burada arkeolojik kazı yapmalarını sağlayacağız.

61


Buldukları eserlere neden sahip çıkmalarını ve neden müzeye teslim etmeleri gerektiğini anlatacağız. Samsun’un arkeolojik kültürünü yakından tanıma fırsatını bulacak çocuklar, daha önce özel olarak hazırlanan, gördükleri figür ve eserlerden yola çıkarak kil ve resim çalışmalarına da katılarak “Kültürel Emanetlerin Koruyucusu” sertifikasını almaya hak kazanacaklar. Samsun Valiliği, Samsun Büyükşehir Belediyesi ve Ondokuz Mayıs Üniveristesi’nin işbirliğiyle 13-16 Ekim 2011 tarihleri arasında Samsun Sempozyumu gerçekleştirilmiştir. 282 bildirinin sunulduğu sempozyuma arkeologlar 8 bildiri ile katılmıştır. Samsun’da yeni keşfedilen höyükler, kaya mezarları, kale, Demir Çağı, Amazon, Amisos ve Vezirköprü/Oymaağaç kazısı hakkında bildiriler sunulmuştur.

Son yıllarda yapılan kazılar ve yüzey araştırmaları sayesinde ulaşılan veriler Samsun bölgesinin arkeolojik gelişimini hızlandırmıştır. Bu araştırmalar sonucu Samsun’da Neolitik Dönemi konusunda herhangi bir veri elde edilememesine karşılık, Samsun’un Geç Kalkolitik Çağ’dan başlayarak kesintili de olsa Geç Antik Çağ’a kadar yerleşime sahne olduğu anlaşılmaktadır. Geçen yıl Samsun’da yaptığımız survey (Yüzey araştırması) sonucu çok önemli iki höyük tespit ettik. Daha önce arkeoloji literatüründe geçmeyen Bafra’daki Deliklitepe (Tepecik) Höyüğü’nü Geç Kalkolitik Dönem’den Geç Antik Çağı’na, Kürkürün (Tepecik) Tepesi Höyüğü’nü de Geç Kalkolitik Dönem’den Hellenistik Döneme değin uzanan bir süreci kapsadığını tespit etmiş bulunuyoruz. Bölgede keşfedilmeyi bekleyen pek çok arkeolojik merkez bulunmaktadır.

Gurkin, 1912

62


Altaylı Türk Ressam

Grigoriy GURKİN (1870-1937) Yılmaz KARAHAN Türkçe ön adı ile Çoros Gurkin, Sadece Altay Türklerinin değil Sibirya’daki bütün Türk boylarının çok iyi tanıdıkları ve hatta efsaneleştirdikleri bir önderidir. Onu dünyaya tanıtan ressamlığı olsa da Çoros Gurkin aynı zamanda bir Türkolog ve etnograftır. Günümüz Sibirya Türkleri için Gurkin’in başka bir önemli yönü de bağımsızlık kahramanı olmasıdır. Gurkin 1870’te Altay’da Ulalu Curt’a bağlı Caş Tura’da doğmuştur. Misyonerlerin Altay’da açtığı okulu bitirmiştir. 1897’de Petersburg’daki resim akademisine gitmek için çalışsa da geç kaldığı için kabul edilmemiştir. Ressam İ.İ. Şişkin ile tanışan Gurkin 8 ay kadar onunla birlikte kalmış ve ondan ders almıştır. 1899’da Petersburg Resim Akademisine sınavsız alınmıştır. 4 yıllık eğitimini tamamlayan Gurkin, daha sonraları Altay Masallarını derlemeye başlar. 1926 yılında Rus şair G.Vyatkin ile birlikte Altay Masallarını yayımlar. (G.Vyatkin, Ç. Gurkin, Altayskie Skazki, Novosibirsk 1926)4000’e yakın eseri bulunan Gurkin’in en önemli eseri ise “Han Altay” adlı tablosudur. 1907’de yaptığı bu resim yüzünden 1937’de “Pantürkist ressam” olarak suçlanır ve öldürülür. 1917 devriminden sonra Gurkin ve Altaylı aydınlar Ruslara karşı çalışmalara girerler. Sibirya’daki bütün Türk boylarını içine alacak “Karakorum” adında bağımsız bir devlet kurmaya niyet ederler. Hatta bu amaçla küçük bir ordu oluştururlar. Bu girişimin devamı gelmeyince Gurkin 1919 yılında önce Moğolistan’a daha sonra ise 1921 yılında onu bağırlarına basacak olan Tuvalıların arasına gider. Gurkin’in Sibirya Türkleri için düşündüğü devletin içinde Tuvalılarda bulunmaktaydı. 1940 lara kadar devam eden “Pantürkist” hareketin ilk yolbaşçılarından olan Gurkin bu gün sadece Altaylılar tarafından değil Tuvalılar tarafından da bu yüzden sevilmektedir.

ler ise gerçek hayatta nesilleri tüketilen Türklerin dramının yansımasıdır aslında. 1936’da yaptığı tabloda Altaylar’da kanatları açmış olan kartal yoktur artık. Çam ağacı iyice cılız bir haldedir ve küçük fidanlarda yok olmuştur. Bunlarla birlikte Çamın hemen yanı başında bir başka çam daha büyümüştür (Ruslar)1937’de öldürülmüştür. Suçu doğal olarak “Pantürkist” olmaktır. Resimleri de “Pantürkist sanat eserleridir” Zaten 1937-1938’de Türk boyları arasında yetişmiş olan tüm aydınlar Ruslar için “Pantürkisttir” Dağ başında çoban olarak yaşamak dururken neden bilim adamı, sanatkar, siyasetçi olsunlar ki ? O yıllarda pek çok bilim adamının eserleri “Pantürkist Kitap” olarak kabul edilerek cezalandırılmıştır. Türk aydınlanmasının bütün temsilcileri gibi Gurkin’inde ortadan kaldırılması gerekliydi.

Gurkin 1936’da yani 29 yıl sonra Han Altay’ı tekrar yapmıştır. 1907’de yapılan tabloda bazı değişiklikler vardır. Tabloda yapılan bu değişiklik-

63


Köklü Bir Eğitim Kurumu:

Ondokuz Mayıs Lisesi Kaan Uğur YÜCEKENT Bestekar

OLUŞUMU: 19. yüzyılın son çeyreğinde tüm alanlarda olduğu gibi eğitim-öğretim alanında da çağın gerektirdiği yenilikçi yapılanmaları gerçekleştirme çabalarını sürdüren Osmanlı Devleti Maarif Nezareti, Rüştiye (ortaokul) ve İdadilerin (lise) yüksek öğretime öğrenci hazırlamada yetersiz kaldıklarını görmüş, Fransa Devleti Eğitim Bakanlığı nezdinde girişimlerde bulunarak, mevcut ortaöğretim kurumlarının üstünde eğitim-öğretim hizmeti vererek yüksek öğretime öğrenci hazırlayan farklı statüde bir eğitim kurumu oluşturma çalışmalarını başlatmışlardır (Samsun Ondokuzmayıs Lisesi Web Sitesi).

Yapılan araştırma ve incelemeler sonunda “Sultani” adı altında, mevcut kurumlardan farklı statü ve yapıda, eğitim kurumlarının oluşturulması planlı olarak uygulamaya koyulmuş, bu çalışmaların ilk örneği olarak da Fransız eğitimci M. Savier’ in yönetiminde ‘Galatasaray Sultanisi’ kurulmuştur. Bu çalışmadan arzu edilen verimi elde eden Maarif Nezareti, 1908’ den sonra Sultani’ lerin her ilde bir tane olmak üzere yaygınlaştırılması çalışmasını başlatmıştır. Yukarda sözünü ettiğimiz gerekçelerle kuruluşu gerçekleşen okulumuzun inşasına 1908’ de başlanmıştır. Samsun Maarif Müdürü Alaaddin Beylerin çalışmalarıyla 1911’ de inşaata hız verilmesiyle 1912-1913 öğretim yılında Samsun’ un

64

merkezinde bugünkü Gazi I. Eğitim Bölgesinde okullar yerleşkesi olarak bilinen alanda Lisemizin inşaatı tamamlanmış ve Samsun’ da kurulan ilk ve tek ‘Samsun Sultanisi’ olarak eğitimöğretim hizmetlerine başlamıştır. Avrupa kökenli bir eğitim-öğretim kurumu olması dolayısıyla ülkemizdeki ilklerden biri olma özelliğini taşımaktadır. Bina, ortada girintili, kenarda çıkıntılı, bodrum üzerine iki katlı kargir (taş,tuğla,kerpiç vb) olarak inşa edilmiştir. Yapının ön yüzünde her iki uçta ve her iki katta üçer, asıl giriş kapısının bulunduğu bölümde ise ortadakiler dar, yandakiler daha geniş olmak üzere, dikdörtgen pencereler bulunmaktadır. Girintili olan kısımlarda altışar dikdörtgen pencere vardır. Saçakları düz ve geniş olup ahşap desteklerle taşınmaktadır. Köşe kolonları kesme taştır. Bir kolonda baca olarak değerlendirilmiştir (Atatürk Anadolu Lisesi Kapı Plaketi, Baki Sarısakal). İLK YILLAR: Bu bina 1912-1914 yıllarında Samsun Ticaret İdadisi olarak hizmet görmüştür. 1914 yılında I.Dünya Savaşı’nın başlamasıyla, savaş yıllarında bir müddet askeri hastane olarak hizmet vermiş, 14 Mart 1919 tarihinde İngiliz askerleri tarafından işgal edilerek İngiliz İşgal Kuvvetleri Karargahı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Savaşın sona ermesinden sonra, 1923’ de, savaş nedeniyle yetim kalan şehit çocuklarının barın-


dırıldığı bir Yetimler Yurdu (Dar’ ül Eytam) olarak hizmetini sürdürmüştür. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurulmasından sonra da bu hizmetini, eğitim öğretim çalışmalarıyla birlikte yürütmüştür. Atatürk, 22 Eylül 1924 Pazartesi gecesi İstiklal İlk Ticaret mektebinde (Bu okulun ilk binası bugünkü Atatürk Anadolu Lisesi olup Atamızın ziyareti sırasındaki yeri günümüzdeki Cumhuriyet Meydanı karşısında Özel İdare binalarının önünden geçen cadde üzerindeydi) okulumuzun öğretmenlerinin de Samsun’ da görev yapan diğer öğretmenlerle birlikte katıldığı bir sohbet toplantısı düzenlemiş, bugün herkesçe bilinen “ Hayatta en hakiki mürşit, ilimdir! “ özdeyişini bu toplantıda dile getirmiştir (Samsun Ticaret Meslek Lisesi web sitesi). Okulumuz 24 Eylül 1924 tarihinde büyük önderimiz Atatürk tarafından ziyaret edilmiş, çalışmalar yerinde izlenmiştir. Daha sonraki yıllarda Dar’ ül Eytam öğrencilerinin Amasya’ ya nakli dolayısıyla boşalan bina, 1926-1927 yılında alt katı Ticaret Mektebi, üst katı da Orta Okul olarak yeniden hizmete açılmıştır. SAMSUN LİSESİ: 1927 yılında okulumuz Samsun Lisesi olarak öğretime açılmıştır. Okulumuz,1927 yılından itibaren T.C. MEB’ in eğitimde gerçekleştirdiği yeni yapılanma sonucunda yatılı ve Pansiyonlu Samsun Lisesi olarak eğitim-öğretim hizmeti vermeye devam etmiştir. Samsun Lisesi 26 Kasım 1930’ da İlk Cumhurbaşkanımız M. Kemal Atatürk tarafından ikinci kez ziyaret edilmiştir. Ulu önder bu ziyaretleri sırasında okulumuzdaki bir tarih dersine katılarak öğrencilerle sohbet etmiş ve tarih dersi vermiştir. II. Dünya Savaşı sıralarında, her an harbe girebiliriz düşüncesiyle, hazırlıklı olmak için Lisenin erkek öğrencileri her yıl 3 ay süren askeri eğitime alınırlardı. 4.2.1952 tarihinde alınan bir kararla Samsun Li-

sesi’ nin adı Ondokuzmayıs Lisesi olarak değiştirilmiştir. 1952 yılından itibaren 19 Mayıs Lisesi olarak isim değiştiren ve Orta Karadeniz Bölgesi’ nin de en gözde eğitim-öğretim kurumu olan Lisemiz, öğrenci sayısının fiziki kapasiteyi aşmış olmasından dolayı 1965–1966 öğretim yıllarında bugünkü Atatürk Anadolu Lisesi binasından şimdiki binamıza taşınarak öğrenimine burada devam etmiştir. “Ben de, bu yeni binada 1965 senesinde 4E sınıfında eğitime başlayan ilk öğrencilerdenim”. 1965 yılından itibaren 19 Mayıs Lisesinin bu binadan taşınmasıyla bağımsız ortaokul statüsü-

ne kavuşan eski okul ‘Atatürk Ortaokulu’ adını almıştır. 1992 yılında MLO statüsü kazanan bu okul, başarılı çalışmaları ve gösterdiği yüksek performanstan dolayı 1993 yılında Yabancı Dil Ağırlıklı eğitim veren Lise statüsüne yükselmiş, 1998 yılından sonra da Anadolu Lisesi durumuna getirilerek “Atatürk Anadolu Lisesi” adını almıştır. 1995–1996 öğrenim yılından itibaren 19 Mayıs Lisesi, Milli Eğitim Geliştirme kapsamı doğrultusunda Müfredat Laboratuvar Okulu olarak seçilmiştir. Bu tarihten itibaren öğrenci sayısı MLO standartlarına uygun olarak giderek azaltılan okulumuz, bu proje doğrultusunda, Dünya Bankası ve velilerimizin de destekleri ile teknolojik alanda yüksek imkanlara kavuşmuştur. Ondokuzmayıs Lisesi, 1997-1998 yılından itibaren Yabancı Dil Ağırlıklı ve Genel Lise olmak üzere iki ayrı eğitime geçmiş, 2010-2011eğitimöğretim yılında da Anadolu Lisesi olmuştur.

65


66

Fotoğraf : Ömer Faruk SÖNMEZ


Samsun Kültür Sanat Platformu Üyesi

Vakıf ve Derneklerimiz

67


Adige Kültür Derneği Derneğimiz 2008 yılında kurulmuş olup, genel olarak Samsunumuzun tarihi, kültürel ve sanatsal dokusuna yönelik, özel olarakta Çerkes hemşehrilerimizin kültürlerinin devamı alanında hizmet vermektedir. Osmanlı İmparatorluğunun son döneminde Anadoluya gelen çerkeslerin ilk geliş kapısı olan ve en yoğun yaşadığı şehir olan Samsunumuzun Türkiye Çerkesleri için ayrı bir önemi vardır. Şehir merkezinde Zafer mahallesi İnce Sokak’ta bulunan derneğimiz etkinlik olarak, Çerkes Kültürünün korunması ve geliştirilmesi için Tarihsel araştırmalar, derlemeler yapmakta, yardımlaşma ve dayanışma etkinlikleri düzenlemekte, üyelerine yönelik tanıtım amaçlı tur ve geziler düzenlemekte, sanatsal etkinliklere destek vermekte, ve içinde yaşadığımız Samsunumuzun tarihine, kültürel gelişimine ve sanat hayatına yönelik tüm aktivitelere destek vermektedir. Bu anlamda Samsun da benzer çalışmalar yapan diğer dernek, vakıf ve platformlar la işbirliği yapmakta ve görev üstlenmektedir. Ayrıca üyelerimizin Sivil Toplum bilincinin artırılması için hem çeşitli kurs ve seminerler düzenleyor, hem de Avrupa Birliği destekli kurs ve seminerlere katılmalarını sağlıyoruz. Sivil Toplum kuruluşları ve yerel yönetimlerin işbirliğinin çağdaş dernek anlayışındaki öneminden dolayı da, yerel yönetimlerle ve kamu kurumlarıyla ortak projelere ve çelışmalara katılıyoruz. Bu alanda aldığımız en önemli görev ise Samsun Kültür ve Sanat Platformu çalışmalarıdır. Bu platform Samsun için olduğu kadar, bizim için de çok önemli, çünkü hem içinde yaşadığımız şehrin hemde kendi hemşehrilerimizin kültürel ve sanatsal yaşamına en verimli ortak çalışmanın burada gelişebileceğine inanıyoruz, bu anlamda bugüne kadar ilk kez bu kadar kapsamlı bir yerel yönetim-kamu-dernek işbirliği ve derneklerin dayanışması gerçekleşmeye başlamıştır. Çok kısa zamanda hayata geçecek olan projelerle bunun örnekleride görülecektir.

68


Anadolu Folklor Vakfi Samsun Grubu Anadolu Folklor Vakfı Samsun Grubu, binlerce yıldan beri tarihin her döneminde yer alan halk kültürü kaynaklarımızı araştırmak, geçmişten geleceğe bir köprü oluşturmak, günümüzün teknolojik olanaklarından yararlanarak ve onları çağdaş bir anlayışla işleyerek her yönde ilerleyen ve gelişen Türkiye Cumhuriyeti’ne hizmet vermek amacıyla 1985 yılında kurulmuştur. Genel merkezi Ankara’dadır. Konusu halk bilimi olan ilk ve tek vakıf olma ayrıcalığına sahiptir.

Samsun merkez, Ladik, Havza, Bafra, Alaçam, Vezirköprü, Kolay, Çarşamba, Ayvacık ilçelerine ait elliden fazla köyde derleme çalışmaları yapılmış, oynanan halk dansları ve bunların müzikleri derlenmiştir. Derlenen dansların bir bölümü halk dansları grubumuzun gösteri repertuarına alınmış ve sergilenmiştir. Derlenen halk danslarının müzikleri notaya alınmış ve yayınlanmıştır.

Vakıf kuruluş amaçları doğrultusunda ve olanakları ölçüsünde halk kültürümüzün değişik konularında pek çok başarılı çalışmalar gerçekleştirmiştir.

sürdürülmüştür. Açılan sandıklardan çıkarılan giysi parçaları resimlenmiştir.

Kuruluşunun ilk yılından itibaren, hiç kimse ve hiç bir kurum tarafından yapılmamış olan Samsun yöresi halk danslarının derlenmesi çalışmalarına başlamıştır. Daha önce kimsenin farketmediği, hatta yok dediği, Samsun yöresine ait halk danslarımızın gün ışığına çıkarılmasını sağlamış ve bu dansları ilk sahneleyen kuruluş olma şerefine de erişmiştir.

Vakfın derlemeleri halk giysileri konusunda da

Vakıf, bu çalışmalarını daha geniş kitlelere yaymak ve gelecek kuşaklara da kalmasını sağlayabilmek amacıyla ilk olarak 4 sayıdan oluşan Samsun Folkloru dergisini yayınlanmıştır. Bu, Samsun’da yayınlanan ilk folklor konulu dergidir. Anadolu Folklor Vakfı Samsun Grubu, hem Samsun yöresi danslarını hem de diğer yörelerimize ait halk danslarını Avrupa, Afrika, Asya ve Amerika’da sergileme olanağını bulmuştur. Po-

69


lonya, Macaristan, Avusturya, Danimarka, İtalya, Fransa, Romanya, Sudan ve Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkelerde, bazılarında 2 hatta 3 kez olmak üzere toplam 18 kez, Türk kültüründen örnekler sunulmuştur. Yurt içinde ise, başta Samsun olmak üzere, Ankara, İstanbul, Elazığ, Artvin, Ordu, Trabzon, Edirne ve Zonguldak illerimizde düzenlenen festival ve şenliklere katılınmıştır. İlk kez “Sanata Katkı-Sanatçıya Saygı” gecelerini düzenleyerek Halk Bilimine emeği geçenler ödüllendirilmiş ve sanatçılarımıza vefalı olunmaya çalışılmıştır. Bu gecelerde Samsun’da halk kültürüne emeği geçenlere ödüller verilmiştir. Anadolu Folklor Vakfı Samsun Grubu, halk müziği konusunda da çalışmalar yapmıştır. Yaşları oldukça ilerleyen ses ve saz sanatçıları ile röportajlar yaparak bunları kayıt altına almıştır. Anadolu Folklor Vakfı Samsun Grubu, çalışmalarını Samsun Özel İdaresinden kiralamış olduğu modern bir binada sürdürmektedir. Vakfımızın üye aidatları dışında bir geliri yoktur. Anadolu Folklor Vakfı Samsun Grubu, halk

70

danslarımızı yaşatmak, genç kuşaklara sevdirmek, yaygınlaştırmak ve gençlerimizin boş zamanlarını yararlı etkinliklerle değerlendirmelerini sağlamak amacıyla çalışmalar sürdürmektedir. 7-12 yaş çocuk ve 13-22 yaş genç grupları cumartesi ve pazar günleri halk danslarımızı öğrenmektedir. Bu grupların yanında, daha önceleri halk danslarına ilgi duymamış veya duymuş olup da öğrenme fırsatı bulamamış olan 23 yaş üstü yetişkinlerin katılmaları amacıyla akşam grupları oluşturulmuştur. Tüm bu çalışmalar bir okul disiplini içinde ve dans eğitmenleri tarafından yapılmaktadır. Vakfın yöneticileri ve dans eğitmenleri bu çalışmaları karşılığında herhangi bir ücret almamaktadır. Tüm çalışmalar gönüllülük esasına dayanmaktadır. Ulu önder Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür” direktifinden yola çıkan Anadolu Folklor Vakfı Samsun Grubu, 2012 yılında 27. yaşını sürdürmektedir. Bu kadar uzun soluklu folklor konulu bir sivil toplum örgütü adı bilmemekteyiz.


19 Mayıs Atabarı Folklor Eğitim Merkezi Gençlik Spor Kulübü

Atafem Derneğimizin başlıca çalışma alanı Halk Oyunları faaliyetleridir.1998 yılından itibaren alt yapı çalışmalarına başlayan kulübümüz 2007 Ocak ayında dernekleşerek Atafem Gençlik Spor Kulübü olarak Gençlik Spor Genel Müdürlüğünden Kulüp tescilini almıştır. Eğitim çalışmalarımızın dışında Ulusal ve Uluslar arası yarışma ve organizasyonlara katılan derneğimiz 6 Yöre (Samsun Mahalli –Samsun Mübadil -ArtvinTrabzon-Kırklareli-İzmir),4 öğretmen ve 80 dansçı ile faaliyetlerine devam etmektedir. Derneğimiz Modern Dans faaliyetleri için gerekli alt yapı çalışmalarını sürdürmekte olup 2013 yılında bu alan dada organizasyonlar yapacaktır. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği gibi ‘Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Temeli Kültürdür, sözünden yola çıkarak bu kültüre destek vererek sahip çıkan tüm müteşebbislere sonsuz teşekkür ederiz.

71


Atatürkçü Düşünce Derneği Samsun Şube Başkanlığı Atatürk’ün bedensel varlığının artık aramızda bulunmamasından cesaret alan içteki ve dıştaki kimi olumsuz güçler, O’nun yeni Türk Devletini yaratma doğrultusunda ilk adımı attığı 19 Mayıs 1919’un üzerinden tam 70 yılın geçtiği bu günlerde, Atatürk devrim ve ilkelerine karşı, açık ya da kapalı saldırılarını doruğa ulaştırmış bulunmaktadır. Bundan daha kötüsü, plânlı ve sinsi bir çalışma ile, o devrim ve ilkeleri gelecekte yok etmek çabası içindeler.

“akıl”a dayalı lâik düşünce, lâik hukuk ve lâik öğretim sistemlerini toplum yaşamında egemen kılan; Tüm özgürlüklerin ve insan haklarının sosyal Hukuk Devletinin ve çoğulcu demokrasinin yolunu açan; Yüzyıllarca ikinci sınıf insan durumuna düşürülmüş Türk kadınını gerçek yerine yükseltip, eşit haklara ve eşit onura sahip insan ve yurttaş yaparak ,yapay eşitsizlikleri kaldıran; İçten ve dıştan kaynaklanan her tür sömürüye karşı çıkarak, halkın yalnız siyasal değil, ekonomik ve sosyal alanda da gerçek efendi durumuna gelmesini ve tüm yurttaşların gönencini devletin varlık nedeni ve amacı sayan; Ulusal ekonominin girişimcilerin keyfine, yalnız kâr ve rekabet mekanizmasına göre başıboş biçimde işlemesine değil, toplumun ve tüm yurttaşların gereksinimlerini karşılayacak biçimde devlet tarafından yönlendirilmesini ilke olarak benimsemiş ve benimsetmiş olan; Yurdumuzun yeraltı ve yerüstü zenginliklerinden, Türkiye halkının yararlanmasını benimseyen ve kabul ettiren;

Sadece “bağımsızlığı tümüyle tehlikeye düşmüş Türk Ulusunu ve yurdunu emperyalist güçlerin işgalinden kurtaran bir büyük asker “değildir.

Misak-ı Millî sınırları içinde “Türk’üm” diyen herkesin Türk olduğu ölçütünü getirerek, ırkçılığı reddedip; yapıcı, olumlu ve çağdaş Türk Ulusalcılığını yaratarak, onu devletimizin temel ilkelerinden biri yapan;

O, bunun çok daha ötesinde, örneğin siyasal, kültürel ve ekonomik alanlar başta olmak üzere, her alanda bağımsızlığımızı yok edici ya da kısıtlayıcı olumsuz bağları koparan;

Her yurttaşın eğitimden, bilimden ve sanattan payını almasını, “fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür kuşaklar”ın yetiştirilmesini devletin başta gelen görevi yapan;

Ulusal egemenliği gerçekleştirerek Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ;

Kültür emperyalizminden kurtulabilmemiz ve eğitimin yaygınlaştırılabilmesi için yeni Türk harflerini kabul etmenin yanında Türk dilinin arındırılması ve zenginleştirilmesini büyük bir toplumsal görev sayan;

Oysa Atatürk;

Kişisel inançlara dokunmayarak, toplumumuzu Ortaçağ zihniyetinden ve şeriattan kaynaklanan “nakil”e dayalı kurum ve kurallardan kurtarıp, sürekli biçimde çağdaş ve uygar bir ulus olmanın ve böyle kalmanın yollarını gösteren ,

72

Türk Ulusunun tarihini, çağdaş insan kökenine bağlayan;


“Yurtta barış, Dünyada barış” ilkesi ile devlet yaşamında ve uluslararası ilişkilerde kaba kuvveti, ırkçılığı, saldırı savaşını mahkûm eden; Dış politikada “Dünya uluslar ailesinin eşit haklara sahip onurlu bir üyesi olma” ölçütünü ve “karşılıklılık kuralını” vazgeçilmez ilke yapan; Bütün ulusların insanlık ailesinin bir parçası olduğunu vurgulayarak, insanlığın bütünleşmesi düşüncesinin tohumlarını atan Çağdaş Devlet Kurucusudur. Bu durum karşısında Atatürk devrim ve ilkelerinin, toplumsal sorunlarımızın çözülmesinde ışık tutucu niteliğe ve yaratıcı güce sahip olduğuna inananlar, “ Atatürkçü Düşünce Derneği “ni kurarak, O’nun devrim ve ilkelerinin gelecekte de egemen olmasına katkıda bulunma ve onlara bekçilik yapma zorunluluğunu duyan Ord. Prof.Dr. Hıfzı Veldet VELİDEDEOĞLU başta olmak üzere Bahriye ÜÇOK, Muammer AKSOY’ un da aralarında bulunduğu 50 Kemalist, çağdaş, bilim insanı bir araya gelerek 19.Mayıs.1989 yılında; Atatürkçü Düşünce Derneğini kurmuşlardır. Atatürkçü Düşünce Derneği Samsun Şubesi

10.01.1994 yılında kurulmuştur. Atatürkçü Düşünce Derneği Samsun Şube Başkanlığı yapmış olan Başkanlarımız sırasıyla Şükrü KUMBASAR (2006-2008) Cemil DEVECİ (2002 – 2005) Nihat ŞENYURT (2005-2006) Aybars TURAN (1994) (2000-2002) Ahmet SARI (1995-1996) Ata Giritli(1994) (1997-2000) Murat ERKAN (2008-2010) Süleyman ÇELİK (1996-1997) ’dir Şuandaki Atatürkçü Düşünce Derneği Samsun Şube Başkan ve Yönetim Kurulu Aşağıda yazıldığı gibidir. Birol YELEKİN (Şube Başkanı) Müjgan YILDIRAN (Başkan Yardımcısı) Meşkure SELÇUK (Sayman) Hanife SAĞLAM (Yazman) Neriman KAMBER (Yönetim Kurulu Üyesi) Seda ÇÜRÜKSU (Yönetim Kurulu Üyesi) Tamer Demirci (Yönetim Kurulu Üyesi) Derneğimiz amacını gerçekleştirmek için, kütüphane çalışmaları, öğrencilere burs, konferans ve seminerler, ülke gündemiyle ilgili basın açıklamaları,tarihi ve kültürel geziler düzenlemektedir.

73


Samsun Aydınlar Ocağı Aydınlar Ocağı Türk milletinin milli ve manevi değerlerine, örf adet ve kültürüne bağlı olarak faaliyet gösteren bir sivil toplum kuruluşudur. 1969 yılında İstanbul’da Kültür Ocağı, Milliyetçiler Derneği, Muallimler Birliği ve Aydınlar Kulübü’nün ortaklaşa düzenlediği toplantılar sonucu 14 Mayıs 1970 tarihinde Aydınlar Ocağı Kuruldu. Aydınlar ocağının kurucu başkanı tarihçi Prof. Dr. İbrahim KAFESOĞLU’dur. Bu tarihten sonra İstanbul’da kurulan Aydınlar

Ocağı’ndan esinlenerek ve onu örnek alarak fakat birbirinden bağımsız olarak yurdun çeşitli yerlerinde Aydınlar ocakları yaygınlaşmaya başladı. Samsun Aydınlar Ocağı da aynı gayeye yönelik olarak 1991 yılında Samsun esnaflarından Ekrem SAMANGÜL’ün başkanlığında kuruldu. Kuruluştan şu ana kadar Samsun Aydınlar Ocağı başkanları şunlardır: Ekrem SAMANGÜL, Dr. Hüseyin AKDENİZ, Mehmet ÇAKAR, Prof. Dr. Cemil ÇELİK, Prof. Dr. Hüseyin PEKER, Av. Kerami GÜRBÜZ, Prof. Dr. Sait BİLGİÇ, Prof. Dr. Mustafa ÖZBALCI, Prof. Dr. Cevdet YILMAZ, Doç. Dr. Osman KÖSE. 30 Ekim 2011 tarihinde yapılan olağan kongrede başkanlığına Doç. Dr. Osman KÖSE’nin seçildiği Samsun Aydınlar ocağının yönetim kurulu şu şekildedir: Doç. Dr. Bünyamin KOCAOĞLU, Doç. Dr. Mehmet Dursun ERDEM, Doç. Dr. Metin YILMAZ, Yrd. Doç. Dr. Levent MERCAN, Öğr. Görv. Hasan TAT, Av. Ömer ÇELEBİ, Mal. Müş.

74

Arslan KESKİN ve İşadamı Bayram Ali İŞBİLİR. Samsun Aydınlar Ocağı, partiler üstü bir anlayışa sahip, Türkiye’nin değerlerine sahip çıkan ve koruyan, milli meseleleri gönül birlikteliği içinde savunan, Türk milletiyle bütünleşen, Türk milletinin milli birlik ve beraberliğini her şeyin üstünde tutan bir anlayışla faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu amaca yönelik olarak konferanslar, seminerler, paneller ve basın aracılığıyla halkı ve kamuoyunu aydınlatmayı bir görev olarak kabul etmektedir. Yine Samsun’da faaliyet gösteren çeşitli kamu ve sivil toplum kuruluşları ile ortaklaşa olarak bilimsel ve kültürel etkinlikler düzenleyerek toplumsal sorumluluklarını yerine getirmeye gayret göstermektedir. Bu kapsamda şimdiye kadar Samsun Aydınlar Ocağı tertiplediği çok sayıdaki kültürel etkinliklerle Samsun’un kültürel hayatına katkılar sağlamıştır. Son dönemde Prof. Dr. Ahmet KAVAS’ın konuşmacı olarak katıldığı “ Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da Halk Hareketleri” konulu konferans ve Akparti il başkanı Osman Çetinkaya, CHP il Başkanı Ersoy ÜSTAV ve MHP İl Başkanı Abdullah KARAPIÇAK’ın konuşmacı olarak katıldıkları “Nasıl Bir Anayasa İstiyoruz” konulu paneller geniş çapta dinleyicilerin katılımıyla büyük ilgi görmüştür. Samsun Aydınlar Ocağı 2012 yılının ilk döneminde de Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri konu edinen konferans ve paneller düzenlemeye devam edecektir. Samsun Aydınlar Ocağı bu güne kadar sürdürdüğü siyaset üstü yaklaşımını,hizmet etme aşkını ve topluma yararlı olma kararlılığını şimden sonra da dünya var oldukça devam ettirecektir. Türk milletinin milli değerlerine ve var olan evrensel değerlere sahip çıkmak ve sonsuza kadar korumaya çalışmak Aydınlar Ocağı’nın sorumlulukları arasındadır. Samsun Aydınlar Ocağı, Samsun’dan Türkiye’ye ve Türkiye’den dünyaya Türk aydınının hür ve gür sesidir. Samsun Aydınlar Ocağı, Samsun halkının sesi ve Samsunlu aydınların buluşma noktasıdır.


Samsun Balkan Türkleri Kültür Haberleşme ve Dayanışma Derneği Derneğimiz 1987 yılında, çoğunluğu mübadele ile Yunanistan’dan gelen 2. Kuşak mübadiller tarafından kurulmuştur. Derneğimizin kuruluşundan itibaren merhum Nuri Baş, Merhem Emin Topçakar, Mustafa Dalkılıç, Merhum Ahmet Sarıgüllü, Erdoğan Lay, Nejat Anıl, İzzet Altuntaş ve Sezai Onaran Başkanlık yapmıştır. Şu andaki başkan ise Cihat Yılmaz’dır.

sağlamak.

Derneğimizin amacı; Balkan Türk Kültürünün yaşatılması adına faaliyette bulunmak, üyelerin kendi aralarında, yurtiçi ve yurtdışında da bulunan (özellikle balkanlardaki) soydaşlarımızla iletişimi sağlamak, yardıma muhtaç olan üyelerimiz ile toplumumuzda bulunan vatandaşlarımıza yardımcı olmaktır. Amacımızı gerçekleştirirken Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren bu cennet vatan için mücadele eden, şehit düşen başta Mustafa Kemal ile kahraman şehit ve gazilerimizi minnet anmayı borç biliyoruz.

Derneğimizin gelecek dönem hedefleri ise;

-Yurt dışından gelen stajyer ve ziyaretçi soydaşlarımıza ev sahipliği yapmak ve sorunlarının çözümlerine yardımcı olmak. - Yurt dışı seyahatleri ile büyüklerimizin yaşadığı toprakları ziyaret etmek, büyüklerimizi yad etmek.

Derneğimizin amacı doğrultusunda da yapılan faaliyetlerimizi şöyle sıralayabiliriz. - Derneğimizin faaliyetlerini yürüttüğü, mülkiyeti derneğimize kayıtlı 200m2 lik mülkün satın alınması. - Kısa mesaj servisi (SMS) ile üyelerimize en kısa yoldan ulaşılması. - Kurulan internet sitesi sayesinde üyelere daha detaylı bilgi aktarılması. - Derneğimiz adına yayınlanan dergimiz ile Balkan Türk Kültürünü daha geniş kesime uygulaması. - Gelenekselleşen etli kazan pilavı etkinliği ile üyelerimiz arasındaki iletişimi artırmak, bu çerçevede folklor yarışmaları organize ederek kültürümüzü tanıtmak. - Ramazan ayı ve diğer zamanlarda yardıma muhtaç kişilere yardımcı olmak. - Derneğimizde sürekli sekreter bulundurarak dernek üyelerimiz arasındaki iletişimi sağlamak.

1- Öğrenci burs sayısını her yıl artırmak. 2- Folklor ve diğer kültürel faaliyetler ile toplumun daha geniş kesimlerine duyurulması ve katılımlarının sağlanması. 3- Özellikle çocuklarımıza ve gençlerimize yönelik faaliyetler ile kültürümüzü korumak ve geliştirmek. 4- Toplumumuzda azalan yardımlaşma kültürünü canlandırmak. 5- Sanayi toplumu olma yolundaki; çokluk içerisinde yalnızlaşan bireylerin sığınacağı bir kapı olmasını sağlamak.

- Ekonomik durumu iyi olan üyelerimizin yardıma muhtaç öğrencilerimize burs vermelerini

75


Dost Eğitim Kültür Sosyal Yardımlaşma Derneği - Dostder

“İnsandan Başlayıp İnsanla Sürdürmek” 2005 yılında kurulan DOSTDER kuruluşundan bu yana; Ülkemizin içinde bulunduğu hızlı ekonomik ve sosyal değişim sürecinde karşı karşıya bulunduğu sorunların çözümü alanında eğitici, öğretici ve kamuoyunu aydınlatıcı nitelikte kurs, seminer, konferans ve sempozyum gibi çalışmaları başarı ile yürütmekte, çeşitli sorunlara ilişkin çözüm önerilerini ilgili kesimlerle paylaşmakta ve bu çalışmalarını değişik hizmet alanlarında yoğunlaştırma çabası içerisinde bulunmaktadır. pıya sahip, nitelikli ve donanımlı bir ekip oluşturmak. Gelişerek profesyonelleşen ekipler sayesinde bireylerin her türlü sıkıntılarına çare olmak… HEDEFLERİ

MİSYONU İçinde yaşadığımız toplumda; insan hakları, özgürlükler, güvenlik, eğitim, kültür, sanat ve sosyal yardımlaşma gibi konularda, insanlığın güzel tecrübelerinden de yararlanarak araştırmalar yapmak ve hedefe götürecek en doğru çözümlere ulaşmak. Çözüme giden yollarda adımlar atarken, hiç kimseyi ötekileştirmeden kucaklayıcı bir tavır takınmaya dikkat etmek ve bireylerin yaşam seviyesini yükseltmek. Bu adımlar atılırken hukukun üstünlüğünü ön planda tutan bir anlayışla, insanlar arasındaki diyalogu güçlendirmek suretiyle, toplumsal adaletin ve barışın daha kolay sağlanacağı bir zeminin oluşmasında katkıda bulunmak. VİZYONU Çağın bütün imkanlarından yararlanarak, yeni bir üslup ve yaklaşım içerisinde, yeterli alt ya-

76

İnsanların memnuniyet ve mutluluğunu en üst seviyeye çıkarmak. Öneri, uyarı ve eleştirilere açık olmak. Alanlarında uzman kişilerden yararlanarak ihtiyaçları yerinde ve doğru tespit ve teşhis etmek. Gerçekleştireceği projelerle hizmet kalitesini iyileştirerek artırmak. Özel becerilerin geliştirilebileceği kurslar düzenlemek. Her türlü bilimsel çalışmalardan yararlanmak. Toplumun yararlanacağı kütüphaneler ve düşünce kulüpleri oluşturmak. Tüm uygulamalarda genel hukuk ve ahlak kurallarını önemsemek. Politika ve hedeflerimize uygun hizmetlere destek vermek.


KÜLTÜREL VE EĞİTİM ÇALIŞMALARI Ayda bir kez düzenlenen psikoloji günleri. Prof. Dr. Mehmet Okuyan’ın 6.yılına giren Tefsir Çalışmaları. Doç. Dr. İsrafil Balcı’nın Siyer çalışması (her Cumartesi 15:30’da). Ramazan Kayan, Ali Küçük, Rasim Özdenören, Şinasi Gündüz seminerleri... 2011 Yılı II. Kur’an-ı Kerim (Meal) Bilgi Yarışması... Arapça ve İngilizce kursları. Bilgisayar Kursları ( Photoshop, WEB tasarım, ofis uygulamaları v.s) Proje Hazırlama Kursları... Kitap tahlili programları. Her yaz tatilinde farklı yaş gruplarından çocuk ve gençlerimize düzenlenen yaz programları... 7 yıldır her ayın ilk Cuma günü saat 13’de “HASBİHAL” programları. ÖĞREN, ÖĞRET, DOST OL seminerleri... Aile içi iletişim seminerleri... Kadın buluşmaları ve kadınlar yönelik sağlık, hukuk ve dini konularda seminerleri... 8 sivil toplum kuruluşunun kadın kolları ile birlikte kurulan KADIN VE AİLE PLATFORMU çalışmaları... Fıkıh seminerleri... Satranç, fotoğrafçılık ve ebru kursları.. PROJELER Avrupa Birliği ile ortaklaşa gerçekleştirdiği, BEYAZ ÖNLÜK –Eczane yardımcı Personel Eğitimi-, Yaşanabilir Bir Samsun Programı, ADIM ADIM

İSTİHDAM – Mobilya Satış Danışmanı Eğitimiçalışmaları… YARDIM ÇALIŞMALARI Öğrencilere sağlanan 100 Tl/aylık bursları. Muhtaç Ailelere gıda ve temizlik malzemesi yardımları. İHH yetim ve Samsun yetimlerine her bayramda bayramlık giysi yardımları… Her Rama-

zan ayında İHH’dan gönderilen ve Samsunlu hayırseverlerden gelen ayni yardımlarla 500 kadar gıda ve temizlik kolisi ilçe ve köylerimize kadar dağıtımı... Gazze için ve Sel felaketinden dolayı mağdur olan Pakistan’a İHH’nın yardım projesini destekleyerek nakdi ve ayni yardımlar…

77


Samsun Birleşik Kafkasya Derneği

78

Derneğimiz 1995 yılında Samsun’da kuruldu. Samsun’daki ve diğer şehirlerdeki Kafkasyalıların kültürel ekonomik ve sosyal paylaşımlarına katkı sağlamak, hızla ilerleyen kentleşme karşısında yaşanan kültürel erozyonu yavaşlatmak ve şehir yaşamının yorucu temposundan arta

daki uluslararası platformlarda çeşitli etkinlikler yaparak dünya kamuoyunun dikkatini çekmektir. Kuruluşundan bu yana Kafkasya’daki (Abhazya-Çeçenistan-Adigey ve Osetya vd.) sosyo-politik gelişmeleri yakından takip etmekte ve bu bölgelerdeki soydaşlarının her türlü so-

kalan zamanda hemşerilerin bir araya gelmelerini sağlamak gibi sosyal amaçları olan derneğimizin asıl kuruluş felsefesi; Kafkasyalıların geçmişte ve günümüzde yaşadıkları sürgün ve soykırım gibi trajik ve acı dolu olayları toplum hafızasından silinmesini engellemek, gelecek nesillere aktarmak, Kuzey Kafkasya’nın birliği ve bağımsızlığı idealinin yaşatılması ve pratiğe geçirilmesine çalışmak, ülkemizdeki ve yurtdışın-

runlarıyla yakından ilgilenmektedir. Bugüne kadar çeşitli zamanlarda kermesler, yardım kampanyaları, resim sergileri, seminerler, konferanslar, dayanışma geceleri ve birçok panel tertip edilmiştir. Ayrıca bugüne dek Birleşik Kafkasya Derneğini Başbakan Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN ve eski Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Abdullatif ŞENER gibi birçok devlet adamı da ziyaret etmiştir.


Fotoğraf ve Kültür Sanat Derneği:

Fokus 2005 yırından Fotoğraf Gezileri amacıyla faaliyet grubu olarak gerçekleştirilen fotoğraf gezileri etkinliklerinin ardından 15.07.2010 tarihinde FOKUS kurulmuştur. 2 yıla yakın bir sürede derneğimiz 41 kayıtlı üye ve Samsun’da 300’e yakın takipçiye yükselmiştir. Son olarak 15 Ocak 2012 tarihinde 2. Olağan Genel Kurulumuz yapılmıştır ve Yönetim Kurulumuz seçilmiştir. Yönetim Kurulumuz; Mustafa BÜLBÜL (Başkan), M. Hakan ÖZSARAÇ, Emre BOSTANOĞLU, Fehmi M.KAYA, Halit KOÇ, Mustafa GÜRAL, Fatma KARTELEK isimlerinden oluşmaktadır.

natsal projelere ortaklık ve işbirliği içerisindedir. Derneğimiz Samsun’da kurulan Kültür Sanat Platformu üyesidir. Bu platformda etkin olarak rol almak niyetindedir. Bunun yanında Samsun Valiliğince organize edilen 4 Mevsim Samsun Fotoğraf yarışmasına katkı sağlanmış ve seçici kurullara üye verilmiştir. Ayvacık Turizm Kültür Doğa Koruma ve Geliştirme Derneği’nin (Aytuder) Ayvacık Kaymakamlığı ile ortaklaşa düzen-

Derneğimiz tarafından Samsun İl Özel İdaresi Kültür ve Sanat Galerisi’nde 7-12 Mart 2011 tarihleri arasında 19 farklı üyenin toplam 62 fotoğrafıyla Karma Fotoğraf Sergisi yapıldı. 2012 yılı Nisan ayında Siyah Beyaz konulu fotoğraf sergisi çalışmaları sürdürülmektedir. FOKUS, 21 Mart 2011 Pazartesi tarihinden itibaren her hafta FOKUS Fotoğraf Günü ile fotoğraf severlerle buluşmaktadır. Her pazartesi saat 19:00 ile 20:30 saatleri arasında 90 dakikalık eğitici programlar düzenlemektedir. 36. haftada olan etkinliklerde katılım ortalama 28 kişidir. Etkinlikler 100. Yıl bulvarı Kilise karşısında Kahvecioğlu Pastanesi’nde yapılmakta ve derneğimize üye olan olmayan tüm fotoğraf severler katılabilmektedir. FOKUS, Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu TFSF’ye üyelik için girişimlere başlamış ve yakın zamanda federasyonun bir üyesi olmayı hedeflemektedir. Bu bağlamda Genel kurulunda federasyona başvuru kararı alınmış başvuru evrakları hazırlanmaktadır. Dernekleşme aşamasından önce onlarca gezi düzenleyen gezi grubu dernek oluşumu sonrasında 20 adet Gezi faaliyeti yapmış ve bu gezilere toplam 422 kişi katılmıştır. Gezilerimiz günü birlik ve kalmalı olabilmekte, Genellikle geziler Samsun ilçeleri ve bölgedeki diğer illere yapılmaktadır. Derneğimiz Samsun’daki sosyal, kültürel ve sa-

lediği “Yeşil Seni Çağırıyor” turizm tanıtım etkinliklerine FOKUS olarak katkı sağlanmıştır. Samsun Valiliği’nce Mayıs ayında organize edilen 150’den fazla fotoğrafçının katıldığı Kızılırmak Deltasında Foto safari etkinliğine dernek olarak katıldık. FOKUS üyeleri Foto safaride 2 adet ödül kazanmıştır. Derneğimizin iletişim bilgileri: Facebook/fokusfotograf Twitter/ fokusfotograf www.fokus.org.tr bilgi@fokus.org.tr

79


Karadeniz Eğitim Kültür Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği

Keyder

(Karadeniz Eğitim Kültür Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği) 27/03/2003 tarihinde 19 Mayıs Mah. Gazi Cad. No:108/1 Samsun adresinde çalışmalarına başlamıştır. Yedi emekli öğretmen tarafından kurulan derneğimiz halen Milli Eğitim bünyesinde çalışmakta olan öğretmenler tarafından yönetilmektedir. Derneğimiz 7 şube ve 10 temsilcilikle ilçelerde temsil edilmekte 1750 öğretmen gönüllü olarak aktif görev almaktadır. KEYDER, Türk Milli Eğitiminin Genel ve özel amaçları doğrultusunda, öğretmenlerin mesleki, kültürel ve sosyal yönlerini geliştirmek, kaynaşmalarını sağlamak, her düzeydeki öğrencilerin akademik ve davranış açısından gelişmelerini sağlamak, okullar arası sosyal, kültürel ve sportif yarışmalar düzenleyerek öğrencilerin sosyal ve bireysel gelişimlerine katkıda bulunmak amacıyla kurulmuştur. Derneğimiz kurulduğu tarihten bu yana gerçekleştirdiği faaliyetlerle Samsun halkı ve yöneticilerinden büyük bir ilgi, sevgi ve destek görmüştür. Bu doğrultuda derneğimiz Samsun Va-

80

liliği başta olmak üzere Büyükşehir Belediyesi ve belediyelerle İl ve İlçe Milli eğitim Müdürlükleri ile işbirliği içinde çok önemli ve etkili çalışmalara imza atmıştır. Çanakkale Çadırı, Cumhuriyet Çadırı, Bilim Fuarı, Kültür ve Sanat Fuarı gibi meydan projelerinin yanında milli bayram ve günlerimize yönelik gelenekselleşen etkinlikler yapmaktadır. Konferanslar, çalıştaylar, tiyatro gösterileri, sergiler yaptığımız çalışmalardan bazılarıdır. Özellikle kurulduğu günden bugüne devam eden ve sayısını da arttırdığımız ilköğretim öğrencileri için yaptığımız sınav hazırlık kurslarımız tüm ilçelerde okuma salonları adı altında kurumsallaşarak devam etmektedir. Öğretmen ve öğrencilere yönelik motivasyon aktivitelerinin yanında üyeleri için yurtiçi ve yurtdışı geziler düzenlemektedir. Yaptığımız çalışmalar resmi ve özel kurum ve kuruluşlar tarafından takdir, teşekkür ve şiltlerle ödüllendirilmiştir. Derneğimiz halen Hançerli mah. Abbasağa sk. No:2(Yalı Camii Karşısı) Samsun adresindeki 7 katlı binasında faaliyetlerine devam etmektedir.


Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Samsun Şubesi Samsun Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, İçişleri Bakanlığı’nın 03.04.1998 gün ve 080464 sayılı yazılı onayı ve Ankara’da yayımlanan Son-söz Gazetesinin 19.05.1998 tarih ve 8756 sayılı nüshasında yayımlanarak kesinlik kazanmış Genel Merkezi Ankara’da olan Pir Sultan Abdal Kültür Derneğinin bir şubesi olarak 1995 yılında kurulmuştur. Pir Sultan Abdal’ın yaşamı ve felsefesi doğrultusunda sosyal, kültürel çalışmalar yapmak, başta Anadolu Alevi kültürü olmak üzere, tüm kültürleri yaşatmak, geliştirmek ve yaymanın yanı sıra Demokrasi, Laiklik, ve insan hakları gibi değerlere sahip çıkmayı amaç edinmiş bir dernektir. Bu amaç doğrultusunda, konferans, seminer, panel, sempozyum, semah, müzik, saz, tiyatro. halk oyunları, eğitim ile ilgili çalışmalar, araştırma ve her türlü gezi toplantı, temsil sergi, fuar, festival gibi diğer gösteri ve etkinlikleri düzenler, yapar, yaptırır. Ayrıca amacı doğrultusunda yayınlar yapar, yarışmalar düzenler ve ödüller verir. En son etkinliklerimizden biride 19 Ocak

2012Perşembe günü akşamı Saat:19.00 da Atakum Belediyesi Düğün Salonunda gerçekleştirdiğimiz Birlik Cemi’miz olmuştur.

81


Samsun Eğitim Kültür Derneği:

SAMEKDER Samsun Eğitim Kültür Derneği (SAMEKDER) 2009 yılında kurulmuştur. Derneğin amacı, Samsun’da kültür, sanat ve eğitim alanlarında faaliyetlerde bulunmaktır. SAMEKDER Samsun kültür ve sanat hayatında yeni bir atmosfer yaratma yolunda aralıksız faaliyetlerde bulunan bir dernektir. Gerek eğitim, gerek kültür ve sanat alanlarında yapmış olduğu etkinliklerle adından sık sık bahsettiren SAMEKDER, her geçen gün faaliyetlerine hız kazandırmaktadır. Henüz kuruluşu iki yıl olmasına rağmen her yaşa uygun eğitim-kültür-sanat alanlarındaki etkili, kaliteli, derin ve akademik çalışmalarıyla her geçen gün halkımızın yoğun ilgi ve alakasını görmektedir. Sosyal aktiviteler ve eğitimlerle halkımızın geleceğe daha iyi hazırlanmalarında pay sahibi olmayı amaçlayan ve yönlendiren SAMEKDER başta üyeleri olmak üzere, yerel toplumun nitelik ve nicelik olarak geliştirilmesini sağlayarak, dayanışma ve birlikteliğin sürekliliğini sağlamak amacıyla Samsundaki topluma saygın ,kamu kurumları nezdinde de etkin bir kurum olmayı hedeflemektedir. Bünyesinde oluşturmuş olduğu Türk Halk Müziği Korosu ile Geleneksel Halk Müziğimizi ve folklorumuzu yaşatmak ve gelecek nesillere aktarma yolunda önemli çalışmalar yapmakta, yapılan çalışmaları konserlerle sergilemektedir. 31 Ekim 2011 tarihinde gerçekleştirdiği Şiir Dinletisi ile şiir severlerin büyük beğenisini kazanmıştır.Yine 01 Aralık 2011 tarihinde Türk Halk Müzi-

82

ği Korosunun vermiş olduğu konserle de türkü severlere unutulmaz bir gece yaşatmıştır. Mustafa KOLDERE Başkanlığında faaliyetlerine devam eden SAMEKDER, kültür ve sanat hayatını yakından takip etmekle birlikte ilimizdeki Eğitim ve Öğretim faaliyetlerini de yakından takip etmekte, eğitim ve öğretim kurumları ile işbirliği yolunda önemli adımlar atmaktadır.Öte yandan sanat ve mesleki eğitim kursları açma yolunda hazırlıklarını devam ettirmektedir.SAMEKDER istihdama yönelik Avrupa Birliği projeleri çalışmaları da devam etmektedir. Önümüzdeki günlerde yayınlanacak olan “Şiir Seçkisi” ile de okurların karşısına çıkmayı hedefleyen SAMEKDER, edebiyat alanında da iddialı çalışmalara imza atma yolunda çalışmalarını sürdürmektedir.


Samsun Fotoğraf Sanatı Derneği:

SAMFAD KURULUŞ ÖYKÜSÜ 2000 yılı baharında Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezinde, Metin İŞLER ve Yrd. Doç.Dr. Turan BAYER ‘in eğitmen olarak görev aldıkları Temel Fotoğraf Eğitimi semineri düzenlenmişti. Bu seminere katılanların bir bölümü, ilerleyen süreçte fotoğraf etkinliklerini birlikte sürdürmek düşüncesi ile bir grup oluşturdular.

müz salı toplantılarını, artık yeni yerimizde yine aynı günde ve aynı saatte (18 00 ) yapmaya devam ediyoruz. ETKİNLİKLER SAMFAD ilk günden beri, tüzüğünde belirttiği amaçlar ve hedefler doğrultusunda Samsun ve çevresinde temel fotoğraf eğitimleri, sergiler, fotoğraf gösterileri, Çekim Gezileri gibi çe-

Grup her geçen gün yeni katılımlarla büyümeye başladı. Önceleri TEMA Vakfı Samsun İl Temsilciliği ‘nin bünyesinde toplanmaya, fotoğraf konuşmaya, çekim gezileri yapılmaya ve bilgiler paylaşılmaya başlandı. Her hafta toplanıp saydam gösterileri yapıyor, gezi projeleri geliştiriyorduk. Bu arada 9-10.06.2001 tarihindeki TEMA panayırında ilk Karma Fotoğraf Sergimizi açtık. Etkinliklerin artması, paylaşımcıların giderek çoğalması, bu topluluğun artık kurumsallaşma zamanının geldiğini gösteriyordu. Biz de zaten bir süredir kendimize bir isim aramaktaydık. Sonunda, 02.02.2002 tarihinde, Samsun Fotoğraf Sanatı Derneği (SAMFAD) adı altında bir dernek kurmaya karar verdik. Gerekli hazırlıklar tamamlandıktan sonra Metin İŞLER, Embiya SANCAK, Abdullah SEZGİN, Sedat BULUT, Murat DANACI, Murat Ahmet IŞIK, Meral OKAY, Cemile ÇELEBİ ve Hilmi UZUN ‘dan oluşan 9 kişi, Samsun Valiliği ‘ne başvurarak resmi işlemleri başlattık. Başvurumuzun uygun görülmesi sonucu, 55.017.177 kod numarası ile tüzelleşen derneğimizin altı aylık geçici yönetim süreci başlamış oldu. Etkinliklerini Gazi Kültür Merkezi’nde, Samsun Belediye Konservatuarı’nda ve son dönemde Anakent İş Merkezinde sürdüren Derneğimizi, Şubat ayında üyelerimizin ve dostlarımızın çok daha kolay ulaşabilecekleri ve daha konforlu çalışabilecekleri Hürriyet Mah. Levent Özalpay Sk. Burçak Apt. No: 6/1 İlkadım - SAMSUN adresindeki büromuza taşıdık. Derneğimizin kuruluşundan beri hiç aksatmadan sürdürdüğü-

şitli etkinlikler gerçekleştirmekte ve bu tür etkinliklere katkılarını sürdürmektedir. Oluşturulan komisyonlar sayesinde, etkinliklerin planlanması ve gerçeklenmesi geniş bir üye kitlesine yaygınlaştırılabilmektedir. Ayrıca, Derneğimiz 4. Olağan Genel Kurulunda aldığı karar ile Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu’na (TFSF) katılmak için yaptığı başvurusu kabul edilmiştir ve 24.05.2008 tarihinden bu güne Federasyonun tüm ortak çalışmalarına etkin olarak katılmakta ve katkı koyma çabasını sürdürmektedir. Bu süreçte TFSF ‘nun 20-21 Mart 2010 tarihindeki yönetim kurulu toplantısına ev sahipliği yapan derneğimiz, Federasyonumuzu Samsun ‘da ağırlamak ve yetkililerine kentimizi daha yakından tanıtmak şansını da değerlendirmiştir. Derneğimizin kuruluş amaçlarını giderek artan üye sayımız ile sürdürüyor olabilmek bizim için çok önemli bir olgu olup, 02.02.2012 tarihinde 10. kuruluş yıldönümümüzü kutladık. Bu nedenle aşağıdaki satırlarda bu konudaki kişisel görüşlerimi sizlerle paylaşmak is-

83


tiyorum. Örneğin çok merak ediyorum; fotoğrafın peşinden, Samsun’dan Van’a, Mardin’den Kastamonu’ya, Hatay’dan Bursa’ya, Urfa’dan Muğla’ya, Mudurnu’dan Kemaliye’ye ve her yıl ille de Kaçkarlara, Karçallara çekim gezileri gerçekleştirirken, SAMFAD flamasını kaç kilometre taşımışızdır ? Fotoğraf heyecanıyla, nice farklı ortamlarda, nice güzel şeyler paylaştık. Yeni dostlar kazandık, dostluklarımızı pekiştirdik. Vizörden gördüklerimizi, sergilerle, gösterilerle Samsun ‘un beğenisine sunduk. Samsun ‘a sığamadık, Ordu ‘ya, Sinop ‘a, Vezirköprü ‘ye, Boyabat ‘a sergiler açtık. Başka derneklerle gösterilerimizi paylaştık. Sadece biz uzaklara gitmedik, zaman zaman uzaklar bize geldi. Türkiye ‘nin seçkin fotoğraf sanatçılarını konuk ettik. Gösterilerini ve söyleşilerini paylaştık. Üyelerimizin ve SAMFAD dostlarının katıldığı ayın fotoğrafı yarışmaları ile, iç dinamizmimizi arttırdık. Temel fotoğraf eğitimleri ile, fotoğraf çekmeyi daha bilinçli ve daha keyifli hale getirmeye çabaladık. Ama geride kalan 10 yıla dönüp baktığımda, bende en çok iz bırakanın yol arkadaşlarım olduğunu, hiç düşünmeden söyleyebilirim. Bir çoğu başlangıçtan beri vardı. Bu serüven boyunca aramızdan ayrılanlar oldu, yeni katılanlar oldu. Ancak derneğimizin sıcacık havası hiç değişmedi, giderek arttı. On yıldır he-

84

men her hafta, genel kurul yapabilecek çoğunlukla gerçekleştirdiğimiz salı toplantılarımız heyecanını hiç kaybetmedi. Bu enerji bizlere daha çoook kilometreler aldıracak. Bundan eminim. Onuncu yılımızda, bulunduğumuz noktaya gelmemize katkı koyan, başta yönetim sorumluluğunu üstlenen arkadaşlarım olmak üzere, tüm üyelerimize ve SAMFAD dostlarına, teker teker teşekkür ediyorum. SAMFAD, Hayat çekmeye değer sloganı, ”Fotoğraf sanatının öğrenilmesini, uygulanmasını, geliştirilmesini ve korunmasını sağlamak. Fotoğraf sanatı ile ilgili olanlar arasında yakınlaşma ve dayanışmayı geliştirmek. “ olarak belirlediği misyonu ve “Kültürümüzü, sanatımızı, sanat ürünlerimizi, her yönü ile yöremizi, diğer yöreleri ve ülkemizi fotoğraf sanatı aracılığı ile tanıtmak, benzer şekilde başka yöreleri ve ülkeleri tanımaya çalışmak.” biçimindeki vizyonu ile etkinliklerini sürdürmektedir. Tüm fotoğraf severleri etkinliklerimize katılmaya, paylaşmaya davet ediyoruz… İLETİŞİM Adres : Hürriyet Mah. Levent Özalpay Sk. Burçak Apt. No: 6/1 İlkadım - SAMSUN www.samfad.org.tr e - posta : samsunsamfad@gmail.com


Samsun Eğitim Derneği: SED Samsun ili hudutları içinde ihtiyaç olan, Atatürkçü ve laik eğitimin korunması amaçlı; anasınıfı, İlköğretim Okulu, Lise, Anadolu Lisesi, Fen Lisesi, Meslek Lisesi, Teknik Lise, Teknokent, Yüksekokul, Üniversite ya da mevcut okullarına ek binaların yapılmasını sağlamak ile eğitim kalitesini geliştirerek çalışmalar yapmak amacı için; Kurucu Başkan Emin KIRBIYIK, Adil AYDIN, Ali ÇAVDAR, Altan SÖKMEN, Akın ÜNER, Cemil DEVECİ, Dursun ÇAN, Ergün ELÇİ, Hasan Basri AKTÜRK, Hüsnü KUTLU, Işık CANER, İsmet BAYRAKTAR, Muammer PEKTAŞ, Necmettin DEMİRCİ, Rüştü BOSTANCI ve Selçuk KEMERÖZ tarafından Samsun Büyükşehir Belediyesi desteğinde 4 Mart 2003 tarihinde kurulmuştur. SED olarak aldığımız ilk karar Samsun’un sayısal ortamda imar planları ve hali hazır haritalarının Büyükşehir Belediyesi Kent Bilgi sisteminden temin edilmesi olmuştur. Şehir plancıları tarafından yerleştirilen okul arsalarının “Okul yaptırın adınız yaşasın,”Okul arsası bağışlayın adınız yaşasın” kampanyaları ile Samsun son 10 yılda 20-22 civarında okul kazanmıştır. Bu kampanyalarda Büyükşehir Belediyesi Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz’ın katkısı büyüktür. Keza veli ve öğrencilerle ilgili “Çağdaş eğitimde bireylerin ve ailelerin rolü, paneli 17 ilçede sunulmuştur. Samsun’daki okulların depreme dayanıklılığının belirlenmesi için çalışmalar yapılmıştır.03 Eylül 2003 tarihinde öğretim döneminde çocuğunun ihtiyacını karşılayamayan ailelere yardımcı olmak için Samsun Eğitim Derneği önderliğinde yerel gündem 21 ve Büyükşehir Belediyesinin desteği ile “Bir öğrencide sen giydir” kampanyası açılmış ve 15.10.2003 tarihinde başarıyla sonlandırılmıştır. Aynı yıl içinde Sinop-Ordu-Bayburt-Amasya gibi illerde olan bilim ve sanat merkezinin Samsun’da da olması için gayretler gösterilmiştir. Rotarylerle yaptığımız görüşmelerde “Samsun da olması gerekmektedir.” Vurgusuyla ikna edip “Bilim ve Sanat Merkezi”nin Rotarylerce yapılmasını sağladık. Bilim ve Sanat Merkezleri, öğrencilerin okul sa-

atleri dışında öğrencinin hangi konuya eğilimi fazla ise, o konuda uzman öğretmenlerden birebir eğitim alacağı kurumlardır. Ayrıca Gökberk Kışlası olarak bilinen Çatalarmut mevkiindeki 238 dönümlük arazinin MEB, devredilerek şu anda şehir merkezindeki 19 Mayıs Lisesi, Ticaret Lisesi, Erkek Sanat Enstitüsü, Kız Sanat Enstitüsü, Atatürk Anadolu Lisesi, İmam Hatip Lisesinin olduğu emlak adasının buraya taşınmasını planlayıp projelendirdik. İl Milli Eğitim Müdürlüğünce ortaklaşa yaptığımız bu proje Milli Eğitim Bakanlığı ve Ulaştırma Bakanlığında kabul görmüş, Milli Savunma Bakanlığınca ertelenmiştir. Keza 2004 yılında “Samsun 2 üniversiteli 5.Şehir olmalıdır. Sloganıyla vakıf üniversitesi projesini ürettik. Medeni kanunun vakıflarla ilgili kısmını ilgilendireceğinden “özel üniversitenin nasıl kurulacağı ile ilgili çalışmalar yaparak belediye başkanlarımıza, valiliğe ve OMÜ Rektörlüğüne sunduk. Konuyu gündemde tutarak kamuoyu yaratmaya çalıştık. Neticede hayırsever hemşerilerimiz ile basiretli idarecilerimizin gayretleri ile (Canik Belediye Başkanı ve Büyükşehir Belediye Başkanımızın katkıları büyüktür.) Samsun 2.üniversiteye kavuştu. Keza okullarımız ve ilgili kurumlarla birlikte özellikle 8.sınıflar için “Meslek Tanıtım Günleri” tertipledik. Teknokent projesi 2004 yılında Kent Konseyine sunuldu. 15 Ocak 2005’te davetlimiz şair, yazar, fotoğraf sanatçısı Akgün AKOVA AKM’de sunum yaptı. Psikolog üyemiz Mine AKTAŞ’ın hazırladığı “Anne Baba Tutumları, Benim Dediğimi Yapacaksın” konulu broşürler hazırlanarak velilere sunuldu. 17 Nisan 2005 Köy Enstitüleri Kutlama programı Asarcık, Koşaca Köyündeki Cumhuriyet İlköğretim okulunda gerçekleştirildi. Canik Bölgesinde 4 Ekim 2005 ile 12 Ekim 2005 tarihleri arasında Karşıyaka Lisesi, Fatih, İnönü, Kocatepe İlköğretim okullarında Trafik Eğitim paneli programı uygulandı.

85


NAMIK KEMAL LİSESİ’NE BİR ANASINIFI YAPARAK EĞİTİME SUNDUK. 19 Kasım 2005 ve 26 Kasım 2005 tarihlerinde Ayvacık ta Mustafa Çakır İ.Ö.Okulu ve Hasan Uğurlu İ.Ö.Okulu ve 19 Mayıs İlçesinde 75.yıl İ.Ö.Okulunda Ağız ve Diş Sağlığı taraması yaptırılarak, diş fırçası, diş macunları öğrencilere hediye edilmiştir. Gazi Halk Kütüphanesinin başka amaçlara tahsis edilmesini engelleyerek yine kütüphane olarak kullanılmasını sağladık. 17 Nisan 2006 tarihinde Köy Enstitüleri kutlamalarına Hasan Ali Yücel’in kızı şair Can Yücel’in

CE İKMAL EDİLEREK TEŞRİFİ YAPILMIŞTIR. 13 Mart 2007 de Alaçam Göçkün Köyü 75.yıl Yatılı İlköğretim bölge okuluna kitaplar, ansiklopediler ve 80 çift pabuç hediye edilmiştir. 17 Nisan 2007 Köy enstitüleri kuruluşunun 67.yıl kutlamalarına Prof.Dr. Alpaslan Işıklı katıldı. 14 Mayıs 2007 de Türkçenin Resmi Dil olarak kabul edilmesinin 73.Yıl dönümü, protokolün de katılımıyla Atatürk Kültür Merkezinde Doçent Dr.Bekir Şişman’ın konferansı ile neticelendi. 17 Nisan 2008 Köy Enstitüleri kuruluş kutlamaları Yüksek Köy Enstitüsü mezunu TÖS ve Eğitim Der eski başkanı Feyzullah Ertuğrul konferans verdi. 2009 da Engelliler Derneğine kitap bağışında bulunulmuştur. KAZIM MEMİÇ’İN IŞIK ORATORYOSU KİTABI BASILMIŞTIR. Köy Enstitüleri kutlamaları Alaçam Kızlan Köyünde yapılmış geleneksel konferansı Prof.Ali Demir sunmuştur. 2010 yılında Akpınar Köy Enstitüsünün ilk kurulduğu yer olan Havza Kamlık Köyündeki etkinlik muhteşem oldu. Eski Taş binanın kullanımı katılanları hayran bıraktı. Köy çocuklarının folklor sunumları da güzeldi. Konferans Prof.Dr. Ali Demir tarafından verildi.

kız kardeşi Sayın Canan ERONAT davet edilerek OMÜ’de sunum yapması sağlandı. Keza 19 Mayıs 2006 da Prof.Dr. Erol MANİSALI davet edilmiş ve OMÜ de konferans vermiştir. Yine aynı yıl içinde Kazım Paşa İ.Ö.okulu kütüphanesine kitap yardımında bulunulmuş, Osman Dağdeviren öğretmenimizin hazırladığı Çanakkale Savaşları ile ilgili sunum Gazi Paşa İ.Ö.Okulu, Mithat Paşa Lisesinde öğretmen ve öğrencilere sunulmuştur. 29 Nisan 2006 da Sinop’ta yapılan “Nükleer Santrale Hayır” mitingine katılınmıştır. . Kavak Mahmutbeyli Köyü İlköğretim Okuluna, Alaçam Yakacık İ.Ö.Okulu kitaplıklarına kitap yardımında bulunulmuştur. GAZİ PAŞA İ.Ö.OKULUNUN TİYATRO SALONU, DERNEĞİMİZ-

86

2011 yılında Karaaba Köyü İ.Ö.Okulu, 30 Ağustos İ.Ö.Okulu kütüphanelerine kitap yardımında bulunulmuştur. Samsun Ticaret lisesinin 100.yıl kuruluş etkinliklerine destek verilmiştir. 2012 yılında dernek olarak devlet memurluğu seçme sınavlarına hazırlanan öğretmen adaylarına öğretmenlik meslek bilgisi alanlarında kurslar düzenlemeyi düşünüyoruz. Katkı veren herkese teşekkür ediyoruz.


Samsun Kafkas Derneği Samsun Kafkas Derneği 12 Kasım 1966 tarihinde Samsunlu Çerkesler tarafından kurulmuş olan Samsun’un en eski Sivil Toplum Kuruluşlarından birisidir .İlk Başkanı Rahmi YAMANOĞLU’ dur. Samsun’da yaşayan Çerkes toplumunun kültürel değerlerini korumak, bu kültürel değerleri gelecek kuşaklara aktarmak, Çerkeslerin anavatanı Kafkasya ile ilişkileri geliştirmek, Samsun’daki ve Türkiye’deki Çerkes toplumu arasındaki dayanışma ve yardımlaşmayı sağlamak amacıyla kurulmuş olan Samsun Kafkas Derneği bu amaçları doğrultusunda 46 yıldır faaliyet göstermektedir. Çalışmaları arasında Çerkes Dillerine ait kurslar ve Çerkes Folkloru yer alır. Samsun Kafkas Derneği, üyeleri arasındaki dayanışma ve kaynaşmayı sağlamak amacıyla yılın belirli zamanlarında etkinlikler düzenlemekte aynı zamanda Çerkeslerin Kafkasya’dan sürülüşünün yıldönümü olan 21 Mayıs tarihinde Sürgünü ve Soykırımı anma programları yapmaktadır. Samsun Kafkas Derneği Türkiye’deki Çerkes toplumunun üst kuruluşu olarak 2004 yılında kurulan Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun da kurucu üyeleri ara-

sında bulunmaktadır. Samsun Kafkas Derneği Türkiye’de ve anavatan Kafkasya’da barışın, kardeşliğin ve birlik beraberliğin korunmasını temel ilke olarak benimsemiştir. Temel İletişim Bilgileri : Telefon & Fax : 233 70 40 Adres : İstiklal Caddesi No: 114 Kat : 5 Çiftlik Mahallesi - İlkadım Web adresi : www.samsunkafder.com

87


Samsun Mübadele ve Balkan Türk Kültürü Araştırma Derneği Samsun Mübadele ve Balkan Türk Kültürü Araştırmaları Derneği 2003 tarihinde 22 Rumeli sevdalısı tarafından, Samsun’da kuruldu. Derneğin kurucu başkanı Akın ÜNER’dir. Tüzük gereği başkan, her üç yılda bir değişmektedir. Samsun Mübadele ve Balkan Türk Kültürü Araş-

göç eden hemşerilerimizin; a-Kültür, sanat, folklorik değerlerini, korumak, yaşatmak, b-Yakın tarihimizi ve mübadeleyi bilimsel olarak araştırmak, belgelemek, c-Mübadillerin geride bıraktıkları insanlık mirası olan kültür varlıklarının korunması için çaba göstermek, d-Türk ve Balkan halkları arasındaki dostluk, sevgi ve işbirliğini geliştirmek ve barış kültürünün yerleşmesi için çaba göstermek, e-Mübadiller ve sonraki kuşaklar arasındaki sosyal ve kültürel dayanışmayı ve yardımlaşmayı sağlamak, f-Hemşerilerimizin sosyal ve ekonomik olarak hak ettikleri olanaklara kavuşmasına katkı vermektir.

tırmaları derneğin amacı; TBMM hükümeti ile Yunan hükümeti arasında 30 Ocak 1923 tarihinde imzalanan “Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi” kapsamında Samsun’a yerleşen mübadillerin ve çeşitli sebeplerle Balkanlar’dan Samsun’a

88

Bu amaçlarımız için çalışırken Atatürk ilke ve devrimlerine sahip çıkmak, siyasi partiler üstü bir tutumu itina ile korumak ve toplum menfaatlerini kişisel menfaatlerin önünde tutmak temel ilkelerimizdir. Adres : Kale Mh. Orhaniye Geç. No: 6 Kat:1 Samsun Telefon : +90 532 376 99 67 Faks : +90 362 435 56 27 E-Posta : mubadele_55@hotmail.com


Samsunlu Sanatçılar Derneği:

SASAD

Değerli Sanatsever Dostlarımız; Samsunlu Sanatçılar Derneği ( SASAD ) alanında, bölgesinde ilk ve tek dernek olup kurulduğu 2004 yılından bu yana amaçları doğrultusunda hedeflerini yerine getirme gayreti içerisinde çalışmalarını sürdürmektedir. Herkesinde çok iyi bildiği gibi Güzel Sanatların hemen, hemen her dalında geniş sanatçı potansiyeline sahip bir şehirde yaşamaktayız. Uzun yıllardan beridir sanatçılarımız şehrimizin eğitimine, kültürüne sahip çıkıp yön vermiş, türlü zorluklar ve imkansızlıklara rağmen eserlerini dolayısıyla sanatlarını ortaya koymuşlardır. Gün olmuş haklarını ve sanat yolundaki mücadelelerini birbirlerinden ayrı olarak arama yoluna gitmişlerdir. Bu şehrin sanatçıları olan bizler için bir kurum kimliği ve çatısı altında birleşmek artık kaçınılmaz olmuştur. Birlikten kuvvet doğar ilkesinden hareketle yola çıkarak tüm sanat dallarındaki sanatçılarımızı Samsunlu Sanatçılar Derneği ( SASAD ) kimliği ve çatısı altında birleştirmek için yaptığımız çalışmalarda şehrimizde yaşayan sanatçılarımızı derneğimiz bünyesinde toplamıştır. Samsunlu Sanatçılarımızı bir araya getirmek için yaptığımız çalışmalar devam etmektedir. Samsunlu Sanatçılar Derneği ( SASAD ) yıl içersinde yaptığı çalışmalarda kendisine bağlı bulunan Türk Halk Müziği ve Türk Sanat Müziği Korolarımızla çalışmalarını sürdürmekte şehrimizde ve şehir dışında konserler vermektedirler. Korolarımız Türk Müziğinin yaşayan değerlerini sanatseverlerle buluşturmaya, öğrencilerimize tanıtmaya dolayısıyla Türk Müziği’ne hizmet etmeye devam etmektedir. Çocuk Tiyatrosu, Tiyatro Sanatçımız Cumhur KOCAOĞLU tarafından yazılan ve yönetilen Süt Arkadaşım oyununu Süt Arkadaşım Projesi ( SÜAP ) kapsamında İl Özel İdaresi, İl Milli Eğitim Müdürlüğü, İl Tarım Müdürlüğü ve Samsunlu Sanatçılar Derneği ( SASAD ) birlikteliği ile ilimiz ve ilçelerimizdeki İlköğretim Okullarında gösterime sunulmuştur. Bu oyunun çevremizde ki illerde gösterime sunulması için girişimler yapılmış ve sonuç alınmıştır.

Samsunlu Sanatçılar Derneği ( SASAD ) Ressamları Şehitlerimiz Anısına ve Mehmetçik Vakfı yararına, Gazi Belediyesi ve Derneğimiz işbirliği ile gerçekleştirdiği Karma Resim Sergisiyle ve Ressamlarımız tarafından hazırlanan Karma Resim Sergileriyle sanatseverlerle bir araya gelmiş, büyük ilgi ve beğeni toplamıştır. Samsunlu sanatçımız Turhan TAŞAN’ın hazırlayıp yazdığı Samsun Valiliği İl Özel İdaresi’nce 20007 yılında yayınlanan “ Türk Müziğinde Samsunlu Sanatçılar” 2 ciltlik eserin basılması için öncülük etmiş, eserin sanatçılarımıza ve kültürümüze kazanımını sağlamıştır. Derneğimiz daha önceki yıllarda İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından bütün sanat dalla-

rında oluşturulan komisyonlara davet edilerek, tüm sanat dallarında bilirkişi görevini üstlenmiştir. Sanat ve Sanatçı şehri olan Samsun için vazgeçilmez bir yapı olan SASAD ( Samsunlu Sanatçılar Derneği ) sanatçılarımız için tek yetkili adrestir. Yazımın başında da belirttiğim gibi alanında, bölgesinde ilk ve tek dernek olmasının verdiği sorumlulukla, görev bilincinde gelecek yıllara aktarılacak daha güçlü bir SASAD için yaptığımız çalışmalar devam etmektedir.

89


Samsun Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Merkezi Derneği: SASEMDER Kısa adı SASEMDER olan Samsun Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Merkezi Derneği olan Araştırmacı- yazar Mustafa Genç başkanlığında kuruldu. Samsun Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Merkezi Derneği; insanın mutluluğunu esas alan anlayışa sahiptir. Samsun Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Merkezi Derneği, başta sosyal, kültür, çevre ve ekonomi olmak üzere insanla ilgili her alanda araştırmalar yaparak elde ettiği bilgileri çözüm önerileri olarak insanlığın hizmetine sunmaktadır. Bu bağlamda Samsun Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Merkezi Derneği, düşünce ve araştırma kuruluşu özelliği taşımaktadır. Samsun Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Merkezi Derneği’nin yapmış olduğu faaliyetlerin bazılarını şöyle sıralamak mümkündür. Samsun Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Merkezi Derneği Demokratik Çözüm önerilerini rapor haline getirerek başta başbakan olmak üzere tüm

90

muhalefet partilerinin liderlerine sunulmuş ve basın aracılığı ile halkımızla paylaşılmıştır. Samsunun Eğitim sorunları araştırılarak sonuçları rapor haline getirilerek Samsun Milli Eğitim Müdürlüğüne sunulmuştur. Yine dernek tarafından eğitim alanında “Etkilenen Değil Etkileyen Okul Projesi” hazırlanmıştır. Samsun Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Merkezi Derneği; Dostder ve diğer derneklerin ortak çalışması olan “Yaşanabilir Bir Samsun İçin El Ele” projesine otak olmuştur. SASEMDER ailenin sorunları ile ilgili çalışmalarda bulunmuş ve Canik Belediyesi işbirliği İle Aile Haftası kutlamaları programı gerçekleştirmiştir. SASEMDER bünyesinde birçok araştırma ve geliştirme faaliyetleri ve halka yönelik kurs çalışmaları sürdürülmektedir. SASEMDER başta Hanımlar Yardımlaşma ve kültür Derneği olmak üzere birçok dernekle ortak çalışma yürütmektedir.


Samsun Yazarlar Derneği 09.05.2005 yılında kurulmuş olup başlıca amaçları: Yazar, Şair, Ozan, Halk Aşığı, Fikri mülkiyet yasası dâhilinde yapımcı belgesi olan yapımcı, İlimFikir, Eğitim, Kültür-Sanat (Musiki, Resim, Fotoğraf ) Turizm, Tarih, Sosyal, İktisat, Tıp, Basın-Yayın ve Edebi sahalarda faaliyet gösteren, katkıda bulunan eleman ve fertleri bir araya getirerek üyeleri arasında maddi-manevi ve mesleki yardımlaşma ve dayanışmayı sağlamak, onların sosyal, kültürel ve ilmi ihtiyaçları ile ilgilenip hak ve menfaatlerini mevcut kanunlar kapsamında takip etmek ve korumak. Üyelerinin eserlerinin yayınlanması ve tanıtılmasında yardımcı olmak. Eserlerinden doğan hukuki ve iktisadi haklarını savunmak, Sosyal açıdan güvenliğe kavuşmaları için gayret göstermek. Mesleki dayanışmayı sağlamak ve geliştirilmesine katkıda bulunmak. Üyelerini Ülke içi ve ülke dışında gereği gibi temsil etmek. Üyelerinin Kültür, Eğitim, Fikir ve Sanat hayatında etkin bir şekilde yer alabilmelerini sağlamak. Yazar, Şair ve Sanatçılık mesleğinin itibarını korumak ve birikimlerinden istifade edilmesini sağlamak. Mensuplarının karşılaşabilecekleri siyasi ve iktisadi zorluklar karşısında ihtiyaçları olan her türlü maddi ve manevi yardımda bulunmak, gerekli çalışmalar yapmak fonlar oluşturmak. Sosyal-Kültürel, Milli ve Manevi yönden memleket meselelerindeki görüşlerini, toplantı, açıkoturum, basın bildirisi ve konferanslarla ifade ederek, yayın organlarına ve kamuoyuna duyurmak. Bu konuda gerekirse diğer sivil toplum kuruluşlarıyla ortak hareket ederek, oluşan platformlarda yer almak. Samsun, Bölge ve ülkemizin Kültür, Eğitim, Sanat, Turizm, Tarih, İlim, Edebiyat ve eserlerine katkıda bulunmak, bunun için faaliyetler gerçekleştirmek. Gazete, Dergi, Bülten vb. yayın organları neşretmek. Radyo ve Tv. Yayınlarında yer almak, programlar hazırlayıp sunmak. Bunları kamuoyu ile paylaşmak. İnternet Sitesi işlet-

mek veya yayınlamak. Gerekirse amaçları doğrultusunda sportif faaliyetlerde yer almak. Sosyal, Kültür, Eğitim, Edebiyat ve İktisadi sahalarda izleme komiteleri oluşturmak, anketler düzenlemek yarışmalar ve başarı ödülleri tertip etmek. Derneğin amaçlarını gerçekleştirmek maksadıyla (Yazar okulu, tiyatro, müzik, okuma, hitabet ve diksiyon, resim, fotoğraf ve özel eğitim gerektiren kurslar...) kurslar açmak ve uygulamak. Sempozyumlar, kurultaylar, yarışmalar, Fuarlar, açıkoturumlar, paneller, şölenler, konferanslar, seminerler toplu gösteriler, sergiler, konserler, çay partileri ve yemekler tertip etmek. Üyelerinin sosyal ve mesleki ihtiyaçlarını karşılamak, burslar verebilmek ve dernek amacı doğrultusundaki giderlerinde kullanılmak üzere çeşitli tesisler ( lokal, kültür merkezleri, sağlık tesisleri, misafirhaneler, mesleki okul ve dershaneler, yurt, çocuk bakım evi, kamp, aşevi, kitaplık ve kanunların dernekler tarafından yapılmasına izin verdiği eğitim ve öğretim kurumları ve işletmeler) kurarak işletmek. Bu konuda yardım almak ve dağıtmak. Dernek amaçlarını gerçekleştirmek için, dernek yararına kermes düzenler. İmza günleri tertipler, Satış reyonları oluşturur. Kitap, dergi vs. yayınlar. Sponsorluklar alır. Resmi, tüzel ve özel kurum ve kuruluşlarla birlikte amaçları doğrultusunda ortak çalışmalar yapar, projeler geliştirir ve uygular. Gerektiğinde Halkla İlişkiler, danışmanlık, yayın ve tanıtım hizmetleri verir.

91


Üyelerinin yararlanması gereken hakları takip ederek, gerekli faaliyetlerde bulunur, haklarını savunur.

indirimli olarak yararlandırmak. Toplum yararına hizmet statüsünde görülerek bazı öncelikler verilmesini sağlamak.

Maddi sıkıntı çeken ve yardım ihtiyacı içerisinde bulunanlara maddi ve manevi yardımda bulunur. Kanunlar dâhilinde çalışmalar gerçekleştirir.

Üyelerinin Kültürel, Hukuki ve İktisadi temel hak ve hürriyetlerini korumak ve geliştirmek.

Amaçlarını gerçekleştirebilmek için Matbaa, Basın-Yayın, İletişim ve Danışmanlık Hizmetleri vermek. Festivaller ve şiir günleri tertip etmek çeşitli edebi şahsiyetleri anma günleri düzenlemek. Kültür ve Eğitime katkıda bulunmak amacıyla çeşitli etkinlikler gerçekleştirir, yarışmalar düzenler. Dernek Yönetim Kurulu kararı ile dernek çalışmalarını daha verimli yürütebilmek amacıyla üyeler arasında çeşitli konularda işbölümüne giderek, komisyonlar kurar. Üyeleri için özel günler tertipleyip, üyelerinin ve eserlerinin tanıtılıp yaşatılmasına katkıda bulunur. Dernek üye tanıtım kartı taşıyanları özel, kamu kurum kuruluşların tesis araç ve imkânlarından

92

Samsun ve bölgemiz yararına Edebi, Sosyal, Kültürel, İktisadi, Eğitim ve Turizm gibi sahalarda önerilerde bulunmak ve bu konularda program ve projeler hazırlayıp ilgili makamlara sunmak. İlimizin sosyal kültürel ve iktisadi gelişimini yakından takip ederek, katkıda bulunmak amacıyla gerekli çalışmalarda bulunmak, Kardeş ülkelerdeki Şair, Yazar, Kültür ve Eğitim adamlarıyla işbirliğinde bulunmak. Dernek mensuplarımız içerisinde uzmanlık sahalarına girenlerden faaliyetlerimiz çerçevesinde AR-GE birimi oluşturmak. İnsan kaynakları konularında eğitsel faaliyetler gerçekleştirmek. Toplumu bilinçlendirmek maksadıyla konferanslar, seminer ve kurslar tertipler. Yazar, Şair, Sanatçı, İlim, Fikir, Kültür ve Eğitim adamlarının eserleri ve eşyalarından müteşekkil kültür evi oluşturmak.


Samsun Türk Ocakları Derneği 100. Yılında Türk Ocakları ve Samsun Türk Ocağı 25 mart 1912 de Tıbbıyeli 192 öğrencinin başlattığı bir insiyatif sonucunda istanbul’da kurulan Türk Ocaklarının temel gayesi İslam milletlerinden olan Türk Milletini yüceltmek , Türk Milletine hizmet edecek Türkçü gençler yetiştirmektir. Atatürk’ün fikir babası dediği Ziya Gökalp, milli şairlerimizden Mehmet Emin Yurdakul, İstiklal Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’a istiklal marşını yazmaya ikna eden Milli Mücadele yıllarının Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver gibi çok değerli ilim ve devlet adamı, gönül insanı serdengeçtiler tarafından hizmete açılan Türk Ocakları bu yıl 100. Yılını kutlamaktadır. Ankarada Genel Merkez Binasının bizzat M. Kemal Atatürk’ün talimatıyla ve devlet desteğiyle Başbakan İsmet İnönü tarafından temeli atılan Türk Ocakları, kamu yararına çalışır dernek statüsüne sahiptir. Cumhuriyetimizin ilk yıllarında günümüzde olduğu gibi çok sayıda sosyal ve kültürel dernek olmadığından Türk Ocaklarına büyük iş düşmüş 200 aşan şubesiyle hem kültürel konferanslar ve sosyal yardım çalışmaları, hem de sağlık taraması, meslek kursları gibi devletimizin yanında ve Türk milletinin hizmetinde olmuştur. Türk Ocakları kamu yararına çalışır dernek olması ve kurucuların talebi doğrultusunda siyasi partiler ile organik bağı olmayan günlük siyasetin dışında olan bir kuruluştur. Bununla birlikte Türk Ocakları Türkçülük fikrinde sabit ve fikrinin siyasetini yapan bir fikir kulübüdür. Türk Ocakları için önemli olan devletimizin milli vasfını korumasıdır. Buna hizmet eden herkes; takdir ve tebriğe şayan, aksine hareket eden ise tenkite muhatap olarak görülür. Türk Ocakları Samsun Şubesi de günümüzde miletimize hizmet eden 80 şubeden birisidir. Şubemiz 1913 de açılmış 99. Yılına ulaşmıştır. Şubemizin çalışmaları Ocağın yayın organı olan Türk Yurdu Dergisinin Dilde, Fikirde, İşte Birlik olarak, belirlediği temel gayesine hizmet eksenlidir. Rahmetli Gaspıralı İsmail çok veciz olarak ifade ettiği Balkanlardan Doğu Türkistan’a Türk topluluklarının düşüncede ve amelde birliğini arzulayan çalışmalar yapmaktayız. Bugün çok şükür Türk Dünyasının Kafkas ve Orta Asya (Türkistan) Cumhuriyetleri bağımsızdır. Türkiye Cumhuriyeti ile Türk Cumhuriyetleri arasında yoğun ticari, kültürel ve aske-

ri ilişkiler söz konusudur. Günümüz dünyası birlikler dünyasıdır. Şehrimize okumaya gelen soydaş gençlerimize ulaşarak onları ortak kültürümüz olan Türk kültürüne aşinalık kazanmaları, Hoca Ahmet Yesevi, Oğuz Kağan destanı, Dede Korkut , Yunus Emre gibi kültür kaynaklarımızın hepimizin ortak değerleri olduğu bilincini kazandırarak geleceğin inşasında Türk birliği hedefine gençlerimizi yönlendirmekte, Türkiye ve Atatürk sevgisini vermekteyiz. Türkiye’den ve Türk Dünyasından gelen gençlerimizin kültürel ihtiyaçları kadar

maddi ihtiyaçlarına üyelerimizin bağışları ölçüsünde burs vermeye çalışmaktayız. Şubemiz Valiliğimiz ve diğer kamu kuruluşları ile Nevruz Bayramı gibi milli günlerimizde ortak çalışma yaparak destek vermektedir. Şubemiz Samsun’un kültür hayatına ciddi katkı sağlamakta. Üniversite öğrencilerine ve Samsun kamuoyuna dönük yılda 50 civarında konferans ve kültürel faaliyet yapmaktadır. 100. Yıla mahsus ilkbahar döneminde 2 Mart 2012 de OMÜ’de bir panel, 10 Mart ve 21 Mart 2012 de açılacak İstanbul ve Türk Dünyası konulu resim sergileri , Temmuz’da Büyükşehir Belediyemizin desteği ile Türk Dünyası temalı Halk dansları festivali gibi kültürel çalışmalarımız olacaktır. 25.02.2012’de başlayacak konferanslarımız 100. yıl Bulvarında İlkadım Belediye Binası karşısındaki şubemiz konferans salonunda gerçekleştirilecektir. Bütün Samsun kamuoyunun katılımlarını bekleriz. Cumhuriyetimizin 100.yılında Türk Dünyası Birliğini hayata geçirmiş güçlü Türkiye temennisiyle sağlıcakla kalın. www.samsunturkocagi.org.tr

93


94


Kültür-Sanat Kurumlarımızın Çalışmaları

95


ABS Sanat 2002 yılında resmen vergi mükellefi olarak Altan yücebaş tarafından kuruldu. 2007 de sel felaketinden sonra Altan Yücebaş sanat yönetmeni olarak kaldığı yerden yoluna 10.000 Parça kostüm arşivini ve iki oğlu ile beraber devam ediyor. Bu güne kadar sanat adına, seyirciye ulaşmak adına, tiyatroyu toplumda olması gereken yere ulaştırmak ve orda tutmak adına hep marjinal şeyler yaptı. Salonunda şu ana kadar hiç kimse para vererek oyun izlemedi. Hep ücretsiz seyrettirdi seyircisine. ABS Sanatın Tiyatro Oyunları: -İlk yardım son yardım(2002-2003 ) - Deprem kuşağı(2002-2003) - Fincandaki ölüm(korku tiyatrosu)(2003-2004) - İbiş sihirbaz erkine karşı(2005-2006 ) - Ne kadar dönersen dön arkada kalır (20062007 ) -Küçük kaygılar (2006-2007 )

96

2011-2012 DE YAPTIKLARI -İki Bavul Dolusu -Mehmet Akif Ersoyla Bir Ders TV Çalışmaları (Ulusal ve Yerel) -Kanal 1 Mucizeler Gecesi (Gösteri) -Kanal S-55 Afra İle Çilekli Pasta(YapımcıYönetmen-Format) -Kanal 7 Göster Kendini (Gösteri) SİNEMA ÇALIŞMALARI -Profesyonel Çaylaklar Filminin sanat yönetmenliği Birçok festival- panayır- konser- ramazan etkinliklerinde Türkiye’nin her yerinde sunucu, şiir yorumu, gösteri, orta oyunu, illizyon, animasyon, organizatör, olarak yer almıştır.


Düşevi Oyuncuları Samsunun 15 yıllık bir sanat markası Düşevi Oyuncuları

prodüksiyon Tiyatrosu olma özelliğine sahip olmuştur.

Düşevi Oyuncuları 1998 yılında Samsun’da kent yaşamını değiştirmek ve yön vermek amacı ile kurulmuş bir Tiyatrodur.

2008 yılından itibaren Dizi Film Kast ve Reklam Filmi işleri ile de ilgilen Düşevi Oyuncuları 2 sezon ATV’de yayınlanan “PARMAKLIKLAR ARDINDA” adlı dizinin 5 bölümde TRT’de yayınlanan “ZORAKİ BAŞKAN”adlı dizilerin kast organizasyonunu üstlenmiştir.

Sanatsal örgütlenmeye önem veren Tiyatromuz; TİYAP (Tiyatro Yapımcıları Derneği),ASSİTEJ (Uluslararası Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Birliği) ve KATİB (Karadenize Kıyısı Olan Kent Tiyatroları Birliği Derneği) üyesidir. Repertuar Tiyatrosu özellikleri ile hizmet vermeye çalışan Düşevi Oyuncuları, her sezon en az üç oyun ile seyirci karşısına çıkmaya çalışmaktadır.

Düşevi Oyuncuları kuruluş yönetmeliğinde olduğu üzere Çağdaş, Demokrat, İnsan Haklarına saygılı ve Toplumsal yanını hiçbir zaman kaybetmeyerek çalışmalarını sürdürmeyi hedeflemektedir..

Tiyatromuz oyunlarını her hafta sabit günlerde Samsun Gazi Sahnesinde ve özel projeler çerçevesinde ise Atatürk Kültür Merkezi ve diğer sahnelerde gösterime sunmaktadır. Tiyatromuz yerleşik oyun düzeni dışında sezon içerisinde ortalama 20 turne gerçekleştirmektedir. Düşevi Oyuncuları 1999-2000 sezonundan itibaren her sezon Kültür ve Turizm Bakanlığından profesyonel proje yardımı almayı başarmıştır. Bölgesel bir Tiyatro olmanın en büyük zorluklarından birisi olan yetişmiş oyuncu sorununu da kendi içinde gerçekleştirdiği eğitim faaliyetleri ile aşmaya çalışan Tiyatromuz, şimdiye kadar birçok gencimizin Konservatuar Tiyatro Bölümlerini kazanmasını sağlamıştır. Kurumumuz bünyesinde yetişen arkadaşlarımızın şu anda Devlet Tiyatrosu, Şehir Tiyatroları kadrolarında, çeşitli Film ve Tiyatro projelerinde yer alıyor olması bizim için bir gurur ve mutluluk kaynağıdır. 2005-2006 sezonundan itibaren kendi oyun alanını oluşturmaya çalışan Düşevi Oyuncuları özgün oyun denemeleri ile Türk Tiyatrosuna birçok eser kazandırmış ve birçok ödüle layık görülmüştür.

Düşevi Oyuncuları 15. yılında, Sanatın evrensel değerlerine sahip çıkarak, üretim çizgisinden ödün vermeden Samsunda en uzun süre perdelerini açık tutmayı başaran “Özel” bir Tiyatro olmanın da haklı gururunu yaşıyor. 15. yıl projesi olarak da “Kadın Oyunları üçlemesi” adı altında “3.sayfadan Kadın Hikayeleri”,”Anadolu Kadınları”,”Süreyya” oyunlarını peş peşe üç gün bir sosyal sorumluluk projesinin tanıtımına katkıda bulunmak amaçlı sahneye koyacak.

Türkiye’de ödenekli Tiyatrolar dışında çok az Tiyatroda olan özgün metin, reji,müzik,dekorışık-kostüm tasarımı gerçekleştirerek özel bir

97


Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi:

History Studies Doç. Dr. Bünyamin KOCAOĞLU

İmtiyaz sahibi ve editörlüğü’nü Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Osman KÖSE’nin yapmakta olduğu History Studies Dergisi (www.historystudies.net) dört ayda bir yayımlanan uluslar arası hakemli bir e-dergidir. History Studies Dergisi, Samsun tarihinde ilk kez uluslar arası düzeyde hem basılı ve hem de elektronik olarak yayınlanan ve kendisini Türkiye ve dünyadaki bilim ve akademik çevrelere kabul ettiren bir dergidir. Bu nedenle Samsun’u bir bilim merkezi yaparak dış dünyaya açmakta ve tanıtıö görevi de görmektedir. History Studies Dergisi, Türkiye’deki akademisyenlerin yanı sıra dünyanın her köşesinde tarih bilimiyle uğraşan akademisyenler ve çeşitli üniversiteler tarafından takip edilmektedir. Dergide görev alanların tamamı üniversitelerde görev yapan öğretim üyeleridir. Burada yayınlanmak için gelen makaleler editör, iki hakem ve misafir editör incelemesi ve onayından geçtikten sonra yayınlanmaktadır. İlk sayısı 2009’da yayınlanmış olan History Studies Dergisi, şimdiye kadar ikisi özel sayı olmak üzere toplam dokuz sayı olarak çıkmıştır. “Ortadoğu” ve “ABD ve Büyük Ortadoğu İlişkileri” adlarıyla yayınlanmış özel sayılarında dünya tarihinin önemli bir meselesi olan Ortadoğu ve tarihi süreçte Ortadoğu ile ilgili özellikle büyük güçlerin politikalarını ele alan detaylı çalışmalara yer verilmiştir. İran, Birinci ve İkinci Körfez Savaşları, Büyük Ortadoğu Projesi, Arap-İsrail Savaşları, Ortadoğu’da İsrail ve Yahudilik, Radikal İslam, ABD-İsrail İlişkileri, Soğuk Savaş Sonrası Ortadoğu gibi yakın tarihimiz ve günümüz tarihi ile ilgili çalışmalar dergide genişçe ele alınan konular olmuştur. Bu itibarla History Studies Dergisinin, tek bir zaman ve mekan kavramından ziyade farklı mekanlar ve geçmişten günümüze kadarki zaman diliminde cereyan eden konular üzerinde yoğunlaştığı söylenebilir.

98

History Studies Dergisi, sadece Türkiye’deki bilim adamlarının kaleme aldıkları makalelerini değil, aynı zamanda dünyanın değişik ülkelerindeki üniversite ve araştırma merkezlerinde çalışmakta olan bilim adamı ve araştırmacılarının da çalışmalarını yayınlamaktadır. Derginin dikkat çeken en önemli özelliklerinden biri de Türkçe makalelerin yanı sıra İngilizce, Franzca, Almanca ve Macarca gibi tüm dünya dillerinde kaleme alınmış çalışmalara da yer vermiş olmasıdır. Bu özelliği itibariyle uluslar arası düzeyde takip edilen ve talep gören ciddi bir dergidir. Derginin her sayısında bir misafir editöre yer verilmektedir. Misafir editörler arasında Prof. Dr. William Haddad ve Prof. Dr. Christopher Miller gibi dünya çapında yabancı bilim adamları ve Prof. Dr. Mehmet Ali ÜNAL, Prof. Dr. Nedim İPEK, Prof. Dr. Dursun Ali AKBULUT, Prof. Dr. Mustafa ÖZTÜRK, Prof. Dr. Mehmet ALPARGU, Prof. Dr. Ali ARSLAN ve Prof. Dr. Mehmet BEŞİRLİ gibi saygın tarihçiler derginin bu zamana kadar yayınlanan sayılarında misafir editör olarak görev almışlardır. History Studies Dergisi’nin 2012 yılı özel sayhısnın konusu ise “Gemişten Günümüze Sömürgecilik” olarak ve belirlenmiştir. Bu özel sayının misafir editörlerini Amerika’dan Doç. Dr. Tamer BALCI ve Japonya’dan Prof. Dr. Hiroki ODAKA yapacaklardır. Ayrıca Mart 2012’de yayınlanacak olan 8. sayı tarih bilimine ömrünü adamış olan Prof. Dr. Enver KONUKÇU adına çıkarılacak ve bu sayının misafir editörlüklerini ise Prof. Dr. Dursun Ali AKBULUT ve Prof. Dr. Salim CÖHCE yapacaklardır. Yılda periyodik olarak 3 normal ve 1 özel sayı yayınlayan dergiye basılı olarak kütüphanelerden, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi adresinden ve elkektronik olarak da www.historystudies.net adresinden ulaşılabilmektedir.


Tiyatro Küçükeller Tiyatro Küçükeller, böylesi düşsel gizemde berraklaşıyor. Yarının tiyatrosunun varlık güvencesi, bugün yapılan (özenli ve doğru) çocuk tiyatrosu olduğu gerçeğine inancımızla kuklaların büyülü dünyasını taşımak istedik çocuklarımıza… Çünkü karşı konulmaz bir büyüsü var kuklanın. Hangi yaşta olursanız olun bir ortamda kukla ile karşılaştığınızda ilgisiz kalamazsınız. Ona yaklaşmak, dokunmak istersiniz... Bizi mekanikleştiren, insani değerlerden uzaklaştıran, teknolojik donanıma dayalı bir gösteri ve yaşam felsefesine karşı çıkışın da simgelerinden biridir kukla. Bu düşünceyi içselleştirerek 18 Şubat 2008 tarihinde kurduk tiyatromuzu...

muzun amacına ulaştığını bu kadar canlı görmek ne kadar doğru yolda ilerlediğimizi gösterdi bize… Samsun Atakum ilçesine bağlı, sahnesi olmayan 17 ayrı köydeki çocuklara ulaşabilmek için, yerel yönetimlerin kimi olanaklarını kullanarak bir proje geliştirdik. Dekoru, sahne ışığı, ses ve müzik sistemlerimizle, traktör römorku üzerine sahne kurarak, belki de hiç tiyatro oyunu görmemiş 3000 izleyiciye ulaşmanın onurunu yaşadık.

Doğumda bir bebeğin mikrop kapmamasına nasıl dikkat ediliyorsa, çocuk hastalıklara karşı nasıl korunuyor, büyümesini engelleyecek ağır işlerde çalıştırılması nasıl yasaklanıyor ve yapacağı sporun niteliği nasıl yaşına göre saptanıyorsa, tiyatro yolu ile eğitilirken aynı ölçüde titiz davranmak, ruhsal gelişimini dikkate almak gerekir. Çocuğa tiyatroda hangi yaşlarda neler öğretilebileceğinin, hangi gerçeklerle yüzyüze getirilebileceğinin bilimsel olarak çok önemli olduğunun farkındayız. Tam da bu noktada, profesyonel destek olarak, Prof. Dr. Kurtman Ersanlı ve Doç. Dr. Nedim Yıldız gibi konusunda uzman kişilerin danışmanlığında oyunlarımızı gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Ekim 2009’da Samsun’un yerel marketler zinciri Süpermark ile kendi olanaklarımızı birleştirip çocuklara özel 100 kişilik Mark Sahnesi’ni kurduk. Ekim 2010’da perdelerimizi kapatmak zorunda kaldık. Yazılı basında ve TRT 2, TRT Çocuk gibi kanallarda övgüyle söz edilen haberlerde sıkça yer aldık; Samsun’da, çevre il ve ilçelerde çocukların ve erişkinlerin beğeni ile izledikleri oyunlar hazırladık. Sağlıklı yaşam ve çevre temizliği konusunu işleyen oyunumuz ‘Cecü’nün Yer Cüceleri’, 19 Mayıs İlçesi Kaymakamlığı ve Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliği ile projelendirildi. O gün oyunumuza gelen tüm okulların çocuklarının 70 kilo atık pil toplayıp okullarını tertemiz yaptıklarına dair okul idareleri ilçe Milli Eğitim Müdürlüğüne geri bildirimde bulundular. Oyunu-

Bugüne kadar Bremen Mızıkacıları (20082009), Ağustos Böceği ile Karınca (20092010), Rikki’nin Muhteşem Şovu (2009-2010), Cecü’nün Yer Cüceleri (2010-2011), Su Damlası (2010-2011), Haydi Gizli Dünyaya (2011-2012) oyunlarını çocuk seyircilerimizle buluşturduk. ‘Açıl Sandık Açıl’ adlı yeni oyunumuz Samsun Gazi Sahnesinde Mart 2012’ de çocuklarla buluşacak. Gazi Sahnesi gösterim tarihleri: 6 -12 -20 Mart, 3 -9 -17 Nisan, 15- 22 -29 Mayıs Çocuklar tiyatroda sevinsinler. Yaşamanın, sevmenin dayanışmanın tadına varsınlar. Öğreneceklerse yaşamayı ve yaşatmayı, mutlu olmayı, mutlu etmeyi öğrensinler. Çünkü biz ‘gülümseyen çocuk yüzleri biriktiriyoruz…

99


Samsun YTG 10 Yaşında Refik BASKIN Samsun Yerel Tarih Grubu Kurucu Başkanı

Samsun Yerel Tarih Grubu (SYTG) Haziran 2002 tarihinde kuruldu. O yıllarda Toplumsal Tarih Vakfı’nın bir AB projesi ve gönüllü bir sivil toplum kuruluşu olarak ortaya çıktı.On yıldır Samsun kamuoyunun takdirini toplayacak çok önemli etkinlikler gerçekleştirdi. On yıl, ne de çabuk geçiveriyor. O zamanlar ilk toplantımıza katılan Ondokuzmayıs Halk Kütüphanesinin müdürü rahmetli Atila Çakıroğlu’nun katılımdaki dinamizmi görerek çok mutlu bir ifadeyle : “Bu sefer tuttu Baskın!” demesi hala gözümün önündedir. On yılda neler yapmadı SYTG? Konferanslar, paneller, sunumlar, sergiler, saygı geceleri, yerel tarih gezileri… Bu etkinliklerin içinde en anlamlılarından biri kuşkusuz kent müzesi kampanyası idi. Birinci yılımızda, daha ayağımızın tozuyla boyumuzdan büyük işe girişip, ille de kent müzesi isteriz diye tutturmuştuk. Bu konuda ciddi çalışmalar yaptık. Tüm sivil toplum kuruluşlarının konuya dikkatini çekmeyi başardık. Samsun’da kent müzesi düşüncesi ilk kez, Samsun Yerel Tarih Grubu’nun, “Samsun Tarihiyle Buluşuyor” fotoğraf sergisinin açılışı dolayısıyla kentimizde bulunan Tarih Vakfı başkanı Sayın Orhan Silier’in, o zamanki Samsun vali yardımcısı Sayın Ekrem Erdoğan’ın da aramızda bulunduğu yemekte, restorasyonu devam eden şimdiki il kültür müdürlüğü binasını işaret ederek; “Burasının bir kent müzesi olması için çalışırsanız Ekrem Bey de sizi destekler...” tümcesiyle SYTG gündemine düştü. Gerçekten de konuyu ilk ortaya atan Orhan Silier’di. Ben, “Olabilir, kamuoyu oluşturmak için bir çalışma başlatırız” dedim. Konuyu ilk toplantımızda görüştük, değerlendirip programımıza aldık. İşe nasıl ve nereden başlayacağımızı kararlaştırdık.Böylece kent müzesi düşüncesi oluştu, eylem başladı. Şunu hemen belirtmeliyim ki bu konuda o dönemdeki vali yardımcısı Sayın Ekrem Erdoğan, dönemin valisi Sayın Mustafa Demir ve İl Kültür ve Turizm Müdürü Sayın Rasim Efendioğlu’nun, burasının kent müzesi olması için bakanlığa olumlu görüş bildirmeleri ve başkaca konularda verdikleri destek, daha yolun başında bizlere güç ve güven vermişti.

100

Çalışmalarımızda, Yerel Tarih Grubu lokomotif olmakla birlikte, konunun Samsun’daki diğer STK’larla da paylaşılmasını ve birlikte hareket edilmesini kararlaştırdık. Samsun Mimarlar Odasında, SAM-SEV, Yerel Gündem 21, Mimar ve Mühendisler ve Tabip Odaları... gibi önemli ve ağırlıklı STK’larla geniş katılımlı ortak toplantılar düzenledik. Katılımcı STK’lar konuya tam destek verdiler. Bir Kent Müzesi Girişim Grubu kuruldu. Bu arada yerel TV’de programlarla, yerel gazete ve dergilerde yazılar yazarak afişlerle kamuoyunu bilinçlendirme eylemlerimizi sürdürdük. Müzecilikle ilgili çalışmaları bulunan İst.Ün. Arkeoloji Böl.öğretim üyelerinden Sayın Doç. Dr. Sümer Atasoy’u davet ederek “Kent Müzesinin Samsun Sosyal Yaşamındaki Önemi” başlığıyla bir konferans vermesini sağladık. Sayın Atasoy ayrıca bu konudaki akademik danışmanlığımızı da üstlendi. Artık kent müzesi konusu kamuoyunun çeşitli kesimlerinde her toplantı ve etkinlikte konuşulur oldu. Samsun Aydınlar Ocağı, OMÜ Fen Edb. Fak.öğretim üyelerinden Sayın Doç. Dr. Cevdet Yılmaz’a “Şehirlerin Hafızası ve Kent Müzeciliği” başlığı altında bir konferans verdirtmesi ve Kent Müzesi Girişim Grubuyla TV programına katılması, bu konuda ne kadar geniş bir kamuoyu desteği ve duyarlılığının sağlandığını gösteriyordu. Bu arada o dönemdeki iktidar ve muhalefet partilerin Samsun milletvekillerine, ayrıca Kültür ve Turizm Bakanına ve müsteşarına, çalışmalarımızla ilgili birer dosya ileterek konu hakkında desteklerini istedik. Çalışmalarımız arasında Ekim 2003’te kentimize gelen Cumhurbaşkanımız Sayın Ahmet Necdet Sezer’e bir Kent Müzesi dosyası sunma olanağını bulmamız ise grubumuzun en onur duyduğu anlardandı. Kent Müzesi çalışmalarını sürdürdüğümüz bir buçuk yıllık süreç içinde, Samsun halkının “Kent müzesi işi ne oldu?”, “Kent müzesi kabul oldu mu?” gibi sorularına maruz kaldığımız zamanlar bile oldu. Kent Müzesi konusunun Mayıs 2004 tarihinde SAM-SEV’in düzenlediği kent kurultayında gündemin başında yer alması, milletvekillerinden birinin: “Bu arkadaşlar kent müzesi için bu kadar çalışacaklarına, tersane için çalışsınlar” diye konuyu alaya aldığı da duyuldu. Kent Müzesi’nin en önemli ayağı, gücü, destekçisi


kuşkusuz Büyükşehir Belediyesi olacaktı, olmalıydı. O dönemde Büyükşehir Belediyesiyle de temaslar ve toplantılar yapıldı. Büyükşehir belediye başkanı Sayın Yusuf Ziya Yılmaz başlarda bize hep nazik davrandı ve yardımcı oldu. Sonraki bir dönem bizi aşarak Tarih Vakfı ve yetkin akademisyenlerle temasları sürdürdü. Biz konuyu uzaktan izledik. Daha sonraki birkaç yıl ise konu soğumaya terk edildi ve iyice unutuldu. Bir ara DDY’nın eski atölye binasının müze yapılmak istendiği duyuldu. Sonra vazgeçildi. Artık her şey unutuldu sanıldığı bir sırada kent müzesi düşüncesinin yeniden canlandığını duyduk. “İşte budur!” dedik, demek ki sonuç olarak bu kavram artık tuttu ve geriye dönüş yok. Şu sırada, Büyükşehir Belediyesi tarafından, Samsun’un son elli yılının anılarında çok önemli yeri olan, eski DDY Lokalinin yenileme ve çevre düzenlemesinin yapılarak Kent Müzesi kurulması çalışmalarını heyecanla izliyoruz. Konuda bir katre de olsa payımız olmuştur umuduyla Büyükşehir belediyesine kentimiz adına teşekkürlerimizi sunuyoruz. SYTG’nin arşivlerine dönüp bakıldığında, daha şimdiden yerel tarihin bir parçası olduğu görülür. On yılda 70 e yakın etkinlik gerçekleştirmiş. Bu etkinliklerin yalnızca başlıklarını gruplandırmak bile SYTG hakkında yeterli fikri veriyor. Bunlar arasında: 6 bilimsel konferans, 1 panel (Reji), 10 sunum, 12 saygı gecesi (Yerel Tarih Söyleşileri), 12 fotoğraf sergisi, 12 yerel tarih gezisi ve 8 diğer etkinlikler. Bilimsel konferanslarda Prof. Dr. Önder Bilgi, Prof. Dr. Sümer Atasoy, Prof.Dr. M.Yavuz Erler, uluslar arası kariyer sahibi Prof. Dr. Suraiya Faroqhi, grubumuz etkinliklerindeki akademik boyutun göstergeleri. Diğer etkinlikler arasında, lise düzeyindeki öğrenciler arasında Samsun çapında gerçekleştirdiğimiz, “Ailemin Tarihi Yurdumun Tarihi” tarih/kompozisyon yarışması özgün ve yararlı bir çalışma oldu. Samsunlu değerlerle gerçekleştirdiğimiz saygı geceleri programları konuklarından Ruhi Göktekin ise hemşerileriyle grubumuz sayesinde yeniden kucaklaştı ve birkaç yıl sonra da Amisos fenerlerini ebediyen söndürüp gitti aramızdan. SYTG’nin “Samsun Tarihiyle Buluşuyor” adlı ilk fotoğraf sergisi, Samsunlulara ellerindeki siyah beyaz eski fotoğrafların değerini anımsattı. Ama Samsun Atatürk anıtının dikilişinin 80. yılı dolayısıyla gerçekleştirdiğimiz “80.Yılda Heykel Önü Fotoğraf Sergisi” tarihin izini sürmenin sınırlarının ne kadar geniş olabileceğini gösterdi. Zira heykelin, Viyana’da Krippel’in atölyesinde, daha monte edilmeden çekilen iki ilginç fotoğrafının ilk kez bu sergide gün yüzüne çıkması, sergiye ayrı bir değer kattı. Peki, SYTG’nin bu kadar ses getirecek etkinlikler

gerçekleştirmesinin ve on yıldır heyecanını yitirmemesinin sırları neler? Yanıtı çok zor değil aslında: Bir kere grubumuz öylesine, iş olsun diye kurulmadı, belli bir amacı, hedefi ve ilkeleri vardı. İkincisi, bizden daha önce kurulmuş ve önemli çalışmalar yapmış olan Türkiye’nin çeşitli yerlerindeki yerel tarih gruplarının deneyimlerinden yararlanıldı. Üçüncüsü, herhangi bir tüzel kişiliğin kalıp ve kurallarına bağlı olmaksızın yalnızca gönüllülük temelinde özgür ve bağımsız çalıştı. Grupta olan arkadaşlarımız tamamen gönüllülük esasına göre etkinliklerde rol alır. Hiçbir zorlama, kural veya sitem yoktur. Her birey elinden gelen katkıyı yapar, her üye eşit ve her üyenin yaptığı katkı saygıdeğer ve önemlidir. Bir diğer neden, doğru kişilerle başlanmasının atlanmayacak bir payı vardır. Burada her meslekten, her kesimden, her görüşten ve anlayıştan, çeşitli yaş gruplarından arkadaşlarımız var. Kuruluşundan bu yana onlarca arkadaşımız gelmiş geçmiş ve on yıldan beri devam edenler var. SYTG, herhangi bir kariyer beklentisi olmayan, toplumda bulundukları yerden ve konumdan memnun olan, içinden geldikleri topluma bir şeyler verme konusunda istekli, eğitim düzeyi ortalaması yüksek bireylerden oluşmuş olması grubumuzun önemli başarı nedenlerinden biridir diyebiliriz. SYTG’nin başarısında vurgulamak istediğim temel nedeni sona bıraktım: Beslenme kaynağının doğru olması. Bu kaynak Toplumsal Tarih Vakfı’dır. Tarihin doğru algılanmasında olduğu kadar, tarihi, barışın aracı olarak insanlığın hizmetine sunma konularındaki çalışmaları ve sivil toplumu esas alarak Türkiye’nin demokratikleşmesindeki çabaları bu kuruma başlı başına bir farklılık ve ayrıcalık kazandırmaktadır kanısındayız. Sonuç: Çağdaş ve ileri toplumlarda Sivil Toplum ve Demokrasi ilişkilerinin arasındaki bağlantının önemi ortadadır. Birey yaşadığı topluma bir takım değerler katabildiği ölçüde çağdaş uygarlıktan nasibini almış sayılır.Yaşam kalitesini yükseltmenin yollarından biri de ileri kültür düzeyine ulaşmış temiz ve güzel bir kentte yaşamaktır. Bu kentler yalnız, görgüsüz ve şımarıkça dikilen çok katlı, aynalı yapılarla olmuyor. Geçmişiyle ilişkisini koruyan, dokusunu geçmişten geleceğe içindeki insanıyla paylaşabilen kentlerle olabiliyor. Onun için, “Çok yaşa SYTG !” diyoruz.

101


Samsun Seyir Tiyatrosu 2002 Yılında Öner Yıldırım tarafından kurulup ilk yıl kendisinin yazıp yönettiği “Usulca Dokundurduk” adlı oyunla perdelerini açtı. Arkasından her yıl sırayla “Topunuzun Hayrına Vasiyet, Amerika yardımı, beş Kuruşluk Akıl, Eyvah Sokakta Kaldık, Meçhul Öğretmen, Saklı Bahçe, Atatürk’ün Çocukları, Hadi Ya Sende, Adını Sen Koy, Sevginin Gücü, Dokuz Aylık Replük ve en son olarak da Arzu EZEL’in yönettiği Vay Başımıza Gelenler adlı oyunla seyircisiyle buluşmaktadır. Genel Sanat Yönetmeni Öner YILDIRIM, Genel Sanat Yönetmen Yardımcısı Arzu EZEL Sahne Amiri Mustafa BIDIL Teknik Sorumlu Sertaç BATKIN’ın olduğu Seyir Tiyatrosu bu güne kadar sahnelediği oyunlarda; Öner Yıldırım-Arzu EZEL-Uğur TAŞKIN-Salih BİRİNCİ-Kanca Ali-Yasin KORKMAZ-Ali Kaan KOLCUOĞLU-Mustafa BIDIL-Duygu ÇATAN-Yiğit CAN-Cansın ÇOŞKUNDERE- Pınar SEL-a. Şenol TERZİ-Adem KURUKAYA-Kazım ERCÖMERTMuhtaç BATKIN-Sertaç BATKIN ve Semih NAKLİYE gibi oyuncular sahne paylaştı. Sponsorlukla perdesini açık tutan Seyir Tiyatrosu oyunlarını Gazi Sahnesinde oynamakta olup Turnelerini gerçekleştirmektedir.

102


Yolcu Dergisi “YOLCU YOLUN DİLİDİR” İnsan duruşunun öyküsü ne ise Yolcu Dergisi’nin öyküsü de odur. Yol varsa Yolcu’da vardır her zaman. Bu derginin yoldaşları sert ve kaypak bir zaman aralığında işe koyuldular. İlk çıkış tarihi 28 Şubat ‘98 sonrasına rast gelir. Ve kapağımızda aynen şu yazıyordu: “Burası Türkiye; tarih kaydediyor!” ve ikinci sayımızın kapağı halimizi daha açık ele veriyor; “ Çoraplarımızın rengiyle uyumlu değilse, değişmesi gereken kanunlardır!” Her ne sebeple olursa olsun insanın yeryüzündeki yürüyüşüne ket vuracak her türlü barbarlığı ve bağnazlığa karşı sahici bir söz duruşu sergilemek gerektiği söylemiyle hareket ediyor Yolcu. Özgürlüğü insanın kendini tanrılaştırması ve ötekini bu tanrılaştırmaya secde hali olarak gören alçaltıcı bir söyleme karşı, insanın özündeki İlahi duruşa işaret eden bil dil kullanımına özen gösteriyor. Kalbimizde bu ülke için her dem taze baharlar düşü kurma istenci hayat ve hareket noktamızı oluşturuyor. İnsanı globalizm denilen makinaştırma çağının basit bir argümanı olarak gören verili dünyanın ötesinde, özgürlük, adalet ve erdemli bir topluma vurgu yapmaya gayret ediyoruz. Sesimizi duyurabildik mi? Evet! Ses verdiğimizde bunu dinleyecek oldukça kaliteli bir kitleyle muhatabız ülkenin her yanında. Dergimiz ideolojik mi? Asla! Sistemlerin ve hatta toplumların gelip geçtiğine ama ‘sahici sözün’ zamanlar arasında sürüp gittiğine inanıyoruz. Örneğin Mevlana’nın yazıtlarının üzerinden kaç devlet, kaç toplum, kaç kırılma geçti lakin Mevlana halen Mevlana’dır. Çünkü söz zamanlar üstü bir işlevi barındırır içerisinde… Biz buna inandık böyle başladık ve böyle de sürüyor yolculuğumuz. Şu cümle dergimize yakışıyor; “Dergi; Kalbi olan bir dergi!” Yolcu Dergisi, mütevazi bir soluk. Farklılık ve farklılaşma peşinde koşmaz. Söylenmesi gereken bir söz varsa bunu en yüksek perdeden ve her türlü argümanı kullanarak söylemeye çalışır. Biz diyoruz ki, “Sen hayatın içinde olan! Bak her şey sana öğretilen ya da sana gösterilen gibi değil. Bak her şeyin farklı bir tarafı da var. Tedirgin olacaksın, rahatın kaçacak ama yaşamak da böyle bir şey. Yaşıyor görünmekten öte

başka bir şey var… Bizim bir kulvarımız yok. Hayat nereye kadar sızıyorsa biz de orada olacağız. Bir endişeden söz ediyoruz biz. Tek düzeleşen ve anlamsızlaşan bir yaşama biçimini önümüze servis eden küreselleşme denilen olgunun, omurgasızlaştırma ve standartlaştırmaya yönelik çabalarına karşı duyarlı bir duruşa

çağırıyoruz muhatabımızı. Edebi, siyasi, kültürel saikler… Bütün bunların üzerinde ‘söz’ üzere durmak. Verilmiş bir söz üzere iz sürmek. Sözün kavlinde yürümek, bize her daim korunması gereken bir öfkeyi ve isyanı salık veriyor. Modern paradigma insanın her duyusuna yönelik özenle seçilmiş illizyonlarla hareket ediyor. Yolcu kendisine has üslubu ve diliyle bu illizyona vurgu yapıyor. Olan budur diye yan gelip yatmak. Bu olanın üzerinden bir dünya oluşturmak yerine olması gereken bu mu sorusuna yanıt bulma yolculuğu bizimkisi. Sağlam sorular edindiğimizde sağlam cevaplara ulaşabiliriz diye düşünüyoruz.

103


Şenlikler ve Festivaller Uluslararası Halk Dansları Festivali Büyükşehir belediyesi bünyesinde temmuz ayında düzenlenmektedir. Hıdırellez Mayıs ayının 6’sında kutlanır. Bolluk ve bereket günlerinin başlangıcı sayılır. Karpuz Festivali Bafra ilçesinde 1987 tarihinden beri düzenlenmektedir. Ağustos ayının son haftasında, iki gün süreyle çeşitli eğlence, müsabaka ve etkinliklerle kutlanır. Bengü Karakuçak Güreşleri Bafra ilçesinin bengü köyünde düzenlenmektedir. 1994 Yılında başlatılmış olan şenlikler 10 temmuzda bir gün yapılmaktadır. Altın Fındık Yağlı Pehlivan Güreşleri Terme ilçesinin köybucağı kasabasında 1986 yılında başlayan şenlikler her yıl 9 eylül günü düzenlenir. Yaşar Doğu Şenlikleri Kavak ilçesinde daha çok güreş ağırlıklı olarak eylül ayında düzenlenmektedir. Geleneksel Karakucak Güreşleri ve Atyarışları Asarcık ilçesinde eylül ayının son günleri ve pazar günleri düzenlenmektedir. Yeşilırmak Kültür ve Sanat Şenliği Çarşamba ilçesinde 1994 yılından beri düzenlenmektedir. 20-23 Mayıs tarihleri arasında çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır. Göller Bölgesi Güreşleri Ayvacık ilçesinde yaz aylarında düzenlenmektedir. Hüseyin Dede Şenlikleri Alaçam ilçesinde düzenlenmekte olup, 7 mayısta kutlanmaktadır. Neyzen Tevfik Kültür Şenliği 24 Mart 1879’da kolay’da doğan ünlü hiciv ustası neyzen tevfik adına düzenlenmekte olup, ekim ayında kutlanmaktadır. Köprülü Mehmet Paşa Kültür Sanat Ve Spor Festivali Vezirköprü ilçesinde eylül ayının ilk cuma günü başlayan festival 10 gün sürmektedir. Altın Pirinç Festivali Terme ilçesinde düzenlenmektedir. 1991 Yılından beri yapılan festival, yörenin ünlü kocaman pirinci adına haziran ayının 3. Ve 4. Günleri yapılmaktadır. Karadeniz Kısa Film Festivali Merkez ilçede ilk defa 1996 yılında düzenlenmiştir. Uluslararası nitelikte olup, 23-31 mart tarihleri arasında her yıl düzenlenmesi amaçlanmıştır. Deniz Oyunları Festivali Yakakent ilçesinde düzenlenmektedir. İlk başlangıç tarihi 1995 yılıdır. 22-23 Temmuz tarihleri arasında yapılmaktadır.

104


19 Mayıs Kültür ve Sanat Haftası Merkez ilçede büyükşehir belediye başkanlığı’nca organize edilmektedir. 1981 Yılından beri her yıl 1619 mayıs tarihleri arasında çeşitli etkinliklerde kutlamaktadır. 25 Mayıs Kültür ve Sanat Haftası Atatürk’ün havza’ya gelişlerinin yıldönümünde havza belediye başkanlığı’nca düzenlenmektedir. Samsun Sinema Festivali 01-07 Şubat, Klas Tv- Samsun Sanat Kulübü Tel : (362) 432 23 84 – 231 41 79 Faks : 431 06 66 Samsun Caz Festivali 09 Mart, Klas Tv - Samsun Sanat Kulübü Tel : (362) 432 23 84 – 231 41 79 Faks : 431 06 66 Gazi Tiyatro Günleri 20-27 Mart, Gazi Belediye Başkanlığı Tel : (362) 444 19 19 – 230 88 80 Faks : 231 17 01 Geyikkoşan 6 Mayıs Hıdrellez Şenlikleri ve Yağlı Pehlivan Güreşleri Alaçam - 06 Mayıs, Alaçam Belediye Başkanlığı Tel : (362) 622 00 02 Faks : 622 02 10 Hıdrellez Şenlikleri Terme - Mayıs 1. Haftası, Sakarlı Belediye Başkanlığı Tel : (362) 897 71 18 – 897 74 40 Faks : 897 75 04 19 Mayıs Satranç Turnuvası 15-18 Mayıs, Klas Tv - Samsun Sanat Kulübü Tel : (362) 432 23 84 – 231 41 79 Faks : 431 06 66 19 Mayıs Kültür ve Sanat Festivali 16-20 Mayıs, Samsun Büyükşehir Belediye Başkanlığı Tel : (362) 431 60 90 Faks : 435 91 37 Bekleyiş Gecesi 18 Mart, Gazi Belediye Başkanlığı Tel : (362) 444 19 19 – 230 88 80 Faks : 231 17 01 25 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Kutlama Festivali Havza - 19-25 Mayıs, Havza Belediye Başkanlığı Tel : (362) 714 40 85 – 714 76 60 Faks : 714 19 12 Bafra Armuttepesi Yayla Şenlikleri Bafra - Mayıs 1-4.Haftası, Bafra Komşupınarlılar Kültür, Tanışma ve Yardımlaşma Derneği Tel : (362) 543 51 42 4.ncü Altın Pirinç Festivali Terme - 04-05 Mayıs, Kocaman Belediye Başkanlığı Tel : (362) 883 12 36 – 883 14 44 Faks : 883 10 07 Karadeniz Zihinsel Engelliler Festivali Haziran 1.Haftası, Atakum Belediye Başkanlığı Tel : (362) 437 95 27 Faks : 437 06 11 Tiyatro ve Kültür Şenliği Tekkeköy - Haziran 2.Haftası, Aşağıçinik Belediye Başkanlığı Tel : (362) 261 41 92 Faks : 261 45 55

105


Yaz Karnavalı 28 Haziran, Klas Tv - Samsun Sanat Kulübü Tel : (362) 432 23 84 – 231 41 79 Faks : 431 06 66 Uzunçayır Yayla Şenlikleri ve Kültür Festivali Vezirköprü - 28-29 Haziran, Esenköyü Kalkınma ve Güzelleştirme Derneği Tel : (362) 646 30 58 Kocadağ Doğa Yürüyüşü Haziran 1-4.Haftası, Samsun Doğayı Koruma Derneği Tel : (362) 234 99 17 Faks : 234 99 17 Akdağ Yayla Şenlikleri Ladik - Temmuz 1.Haftası, Ladik Belediye Başkanlığı Tel : (362) 771 30 21 – 771 30 30 Faks : 771 22 11 Geleneksel Kapaklıeşme Yayla Şenlikleri ve Kültür Festivali Vezirköprü - 10-11 Temmuz, Trabzonlular Yardımlaşma, Dayanışma ve Kültür Derneği Tel : (362) 647 41 41 Havacılık Panayırı ve Şenlikleri Ondokuzmayıs - Temmuz 2. Haftası, Samsun Sportif Havacılık Kulübü Tel : (362) 431 76 76 Elaldı Köyü Yayla Şenlikleri ve Kültür Festivali Vezirköprü - 17-18 Temmuz, Elaldı Köyü Muhtarlığı Tel : (362) 646 10 26 Canik Kültür – Sanat Şenlikleri 17-24 Temmuz, Canik Belediye Başkanlığı Tel : (362) 228 35 50 Faks : 238 84 30 Uluslararası Halk Dansları Festivali 17-27 Temmuz, Samsun Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Tel : (362) 431 60 90 Faks : 435 91 37 Sahil Sinema Günleri 21-28 Temmuz, Klas Tv - Samsun Sanat Kulübü Tel : (362) 432 23 84 – 231 41 79 Faks : 431 06 66 Yakakent Kültür, Sanat ve Deniz Oyunları Festivali Yakakent - Temmuz 1-4.Haftası, Yakakent Belediye Başkanlığı Tel : (362) 611 21 04 – 611 20 05 12.Yeşilırmak Kültür-Sanat-Tarım ve Spor Festivali Çarşamba - 23-25 Temmuz, Çarşamba Belediye Başkanlığı Tel : (362) 833 42 96 Faks : 834 46 87 Göl Belde Belediyesi Kunduz Yayla Şenlikleri ve Yağlı Güreşleri Vezirköprü - 24-25 Temmuz, Göl Belde Belediye Başkanlığı Tel : (362) 686 70 10 – 686 70 11 Amazon Festivali Terme - 29-31 Temmuz, Gölyazı Belediye Başkanlığı Tel : (362) 872 10 05 – 872 10 20 Faks : 872 10 05 Samsun Sahil Şenliği 30-31 Temmuz, Klas Tv - Samsun Sanat Kulübü Tel : (362) 432 23 84 – 231 41 79 Faks : 431 06 66

106


Geleneksel Karakucak Güreş ve Yayla Şenlikleri Bafra - Temmuz 1-4.Haftası, Bafra-Bengü ve Civar Köyleri Yardımlaşma ve Kültür Derneği Tel : (362) 544 56 74 II.Uluslar Arası Gazi Gençlik Şöleni 05-07 Ağustos, Gazi Belediye Başkanlığı Tel : (362) 444 19 19 – 230 88 80 Faks : 231 17 01 19 Mayıs Belediyesi Kültür Sanat Ve Turizm Festivali Ondokuz Mayıs - Ağustos 1.Haftası, Ondokuz Mayıs Belediye Başkanlığı Tel : (362) 511 44 88 Yaşar Doğu Güreş ve Etkinlikleri Kavak - 20-21 Ağustos, Kavak Belediye Başkanlığı Tel : (362) 741 33 12 62. Geleneksel Karakucak Güreşleri ve At Yarışları Asarcık - 28 Ağustos, Asarcık Belediye Başkanlığı Tel : (362) 791 22 50 Kültür ve Doğa Festivali Kutlukent - 28-29 Ağustos, Kutlukent Belediye Başkanlığı Tel: (362) 266 80 01 Faks : 266 80 06 Geleneksel Yaz Şenlikleri, Tarım Alet ve Makinaları Fuarı Bafra - Ağustos 1-4.Haftası, Bafra Belediye Başkanlığı Tel : (362) 543 23 20 – 543 23 21 – 543 10 12 Ladik Yağlı Güreşleri Ladik - Eylül 2.Haftası, Ladik Belediye Başkanlığı Tel : (362) 771 30 30 – 771 30 21 Faks : 771 22 11 Ramazan Şenlikleri Ramazan Ayı İçinde, Gazi Belediye Başkanlığı Tel : (362) 444 19 19 – 230 88 80 Faks : 231 17 01

107


Samsunda Kültür ve Sanatsal Etkinlikler Takvimi 1

“Samsun’ da Batı Müziği Tarihi Sunumu”, Gazi sahnesi, 01.03.2012- 20.00-21.00 Samsun Yerel Tarih Gurubu

2

“Vay Başımıza Gelenler - Tiyatro Oyunu”, Gazi sahnesi, 01.03.2012- 12.00-23.00 Samsun Seyir Tiyatrosu

3

“Karanlık İşler - Tiyatro Oyunu”, Gazi sahnesi, 03.03.2012 Tiyatro Amisos

4

“Zorba”, AKM, 03.03.2012- 20.00 Samsun Devlet Opera ve Balesi

5

“Karanlık İşler - Tiyatro Oyunu”, Gazi sahnesi, 04.03.2012 Tiyatro Amisos

6

“Konuk sanatçı olarak Vedat Kaptan YURDAKUL’un katılacağı, Şef Ömer UMUTLU yönetimindeki Türk Sanat Müziği Konseri”, AKM Büyük Salon, 04.03.2012-19:30 Samsunlu Sanatçılar Derneği (SASAD)

7

“Geç Kalanlar - Tiyatro Oyunu”, Gazi sahnesi, 05.03.2012- 18.00-22.00 Söz Sanat Merkezi

8

“Tiyatro Oyunu”, Gazi sahnesi, 06.03.2012- 08.00-15.00 Tiyatro Küçükler

9

“Karanlık İşler”, Gazi sahnesi, 07.03.2012- 08.00-15.00 Tiyatro Amisos

10

“Geç Kalanlar”, Gazi sahnesi, 07.03.2012- 16.00-22.30 Söz Sanat Merkezi

11

“Vay Başımıza Gelenler”, Gazi sahnesi, 08.03.2012- 12.00-23.00 Samsun Seyir Tiyatrosu

12

“Ali Baba ve Kırk Haramiler”, AKM, 08.03.2012- 20.00 Samsun Devlet Opera ve Balesi

13

“Kültür Etkinliği”, Gazi sahnesi, 09.03.2012- 18.00 - 20.00 Kavaklılar Derneği

14

“Karanlık İşler - Tiyatro Oyunu”, Gazi sahnesi, 10.03.2012 Tiyatro Amisos

15

“Geç Kalanlar”, Gazi sahnesi, 10.03.2012- 18.00-22.30 Söz Sanat Merkezi

16

“İstanbulname”, AKM, 12.03.2012- 20.00 Samsun Devlet Opera ve Balesi

17

“Tiyatro Oyunu”, Gazi sahnesi, 13.03.2012- 09.00-14.00 Tiyatro Küçükler

18

“Süreyya”, Gazi sahnesi, 13.03.2012- 13.00-22.00 Düşevi Oyuncuları

19 “Karanlık İşler”, Gazi sahnesi, 14.03.2012- 08.00-15.00 Tiyatro Amisos 20 “Geç Kalanlar”, Gazi sahnesi, 14.03.2012 Söz Sanat Merkezi

108


“Müzik ve Sesler”, AKM, 14.03.2012- 13.00 Samsun Devlet Opera ve Balesi

21

“Vay Başımıza Gelenler ”, Gazi Sahnesi, 15.03.2012- 12.00-23.00 Samsun Seyir Tiyatrosu

22

“Vay Başımıza Gelenler ”, Gazi Sahnesi, 15.03.2012- 12.00-23.00 Samsun Şehir Tiyatrosu

23

“Amazonlar”, AKM, 15.03.2012- 20.00 Samsun Devlet Opera ve Balesi

24

“Vay Başımıza Gelenler ”, Gazi Sahnesi, 16.03.2012- 12.00-23.00 Samsun Seyir Tiyatrosu

25

“Opera zamanı”, AKM, 16.03.2012- 11.00 Samsun Devlet Opera ve Balesi

26

“İstiklal Marşının kabulü ve Çanakkale Konseri”, AKM Büyük Salon, 16.03.2012- 20.00 Devlet Klasik Türk Müziği Korosu

27

“Karanlık İşler ”, Gazi Sahnesi, 17.03.2012 - 15.00 Tiyatro Amisos

28

“Seslerle Anadolu”, AKM, 17.03.2012 Samsun Devlet Opera ve Balesi

29

“Çanakkale Şehitleri Anısına Konser ”, AKM, 18.03.2012 Samsun Devlet Opera ve Balesi

30

“Geç Kalanlar”, Gazi Sahnesi, 18.03.2012 - 16.00-22.30 Söz Sanat Merkezi

31

“Tiyatro Oyunu”, Gazi Sahnesi, 20.03.2012 Tiyatro Küçükeller

32

“Süreyya”, Gazi Sahnesi, 20.03.2012 Düşevi oyuncuları

33

“Nevruz Programı”, Cumhuriyet Meydanı, 21.03.2012 - 14.00 Samsun Valiliği

34

“Karanlık İşler ”, Gazi Sahnesi, 21.03.2012 - 08.00-15.00 Tiyatro Amisos

35

“Geç Kalanlar”, Gazi Sahnesi, 21.03.2012 - 16.00-22.30 Söz Sanat Merkezi

36

“Özel Program”, Gazi Sahnesi, 22.03.2012 - 08.00-08.30 Ordu Sevgi Derneği

37

“Vay Başımıza Gelenler”, Gazi Sahnesi, 23.03.2012 - 08.00-08.30 Samsun Seyir Tiyatrosu

38

“Tiyatro Günü”, Gazi Sahnesi, 24.03.2012 - 08.00-08.30 Tiyatro Amisos

39

“Tiyatro Günü”, Gazi Sahnesi, 25.03.2012 - 08.00-08.30 Tiyatro Amisos

40

“Tiyatro Günü”, Gazi Sahnesi, 25.03.2012 - 13.30-22.30 Samsun Sanat

41

“Geç Kalanlar”, Gazi Sahnesi, 26.03.2012 - 18.00-22.30 Söz Sanat Merkezi

42

109


110

43

“Ali Baba ve Kırk Haramiler”, AKM, 26.03.2012 - 20.00 Samsun Devlet Opera ve Balesi

44

“Süreyya”, Gazi Sahnesi, 27.03.2012 - 13.00-22.30 Düşevi Oyuncuları

45

“Geç Kalanlar”, Gazi Sahnesi, 28.03.2012 - 18.00-22.30 Söz Sanat Merkezi

46

“Vay Başımıza Gelenler ”, Gazi Sahnesi, 29.03.2012 - 12.00-23.30 Samsun Seyir Tiyatrosu

47

“Donkişot”, AKM, 29.03.2012 - 20.00 Samsun Devlet Opera ve Balesi

48

“Özel Program”, Gazi Sahnesi, 30.03.2012 Ordu Sevgi Derneği

49

“Bremen Mızıkacıları”, AKM, 30.03.2012 - 20.00 Samsun Devlet Opera ve Balesi

50

“Nevruz ( Bahar Konseri)”, AKM Büyük Salon, 30.03.2012 - 20.00 Devlet Klasik Türk Müziği Korosu

51

“Karanlık İşler”, Gazi Sahnesi, 31.03.2012 Tiyatro Amisos

52

“Geç Kalanlar ”, Gazi Sahnesi, 02.04.2012 Söz Sanat Merkezi

53

“Seslerle Anadolu”, AKM, 02.04.2012 - 20.00 Samsun Devlet Opera ve Balesi

54

“Tiyatro Oyunu”, Gazi Sahnesi, 03.04.2012 - 08.00-15.00 Tiyatro Küçükeller

55

“Süreyya”, Gazi Sahnesi, 03.04.2012 - 13.00-22.30 Düşevi Oyuncuları

56

“Oda Müziği Konseri”, AKM, 03.04.2012 - 20.00 Samsun Devlet Opera ve Balesi

57

“Geç Kalanlar ”, Gazi Sahnesi, 04.04.2012 Söz Sanat Merkezi

58

“Bremen Mızıkacıları”, AKM, 04.04.2012 - 10.30 Samsun Devlet Opera ve Balesi

59

“Vay Başımıza Gelenler ”, Gazi Sahnesi, 13.04.2012 - 12.00-23.30 Samsun Seyir Tiyatrosu

60

“Polis Günü ”, Gazi Sahnesi, 14.04.2012 Polis Okulu

61

“Çağdaş Prensesi”, AKM, 14.04.2012 - 20.00 Samsun Devlet Opera ve Balesi

62

“Geç Kalanlar”, Gazi Sahnesi, 16.04.2012 - 18.00-22.00 Söz Sanat Merkezi

63

“Çağdaş Prensesi”, AKM, 16.04.2012 - 20.00 Samsun Devlet Opera ve Balesi

64

“Tiyatro Oyunu”, Gazi Sahnesi, 17.04.2012 - 08.00-15.00 Tiyatro Küçükeller


“Süreyya”, Gazi Sahnesi, 17.04.2012 - 13.00-22.30 Düşevi Oyuncuları

65

“Karanlık İşler”, Gazi Sahnesi, 18.04.2012 - 08.00-15.00 Tiyatro Amisos

66

“Geç Kalanlar”, Gazi Sahnesi, 18.04.2012 - 16.00-22.30 Söz Sanat Merkezi

67

“Vay Başımıza Gelenler ”, Gazi Sahnesi, 19.04.2012 - 12.00-23.30 Samsun Seyir Tiyatrosu

68

“Zorba”, AKM, 19.04.2012 - 20.00 Samsun Devlet Opera ve Balesi

69

“Vay Başımıza Gelenler ”, Gazi Sahnesi, 20.04.2012 - 12.00-23.00 Samsun Seyir Tiyatrosu

70

“Müzik ve Sesler”, AKM, 20.04.2012 - 13.00 Samsun Devlet Opera ve Balesi

71

“Karanlık İşler”, Gazi Sahnesi, 21.04.2012 Tiyatro Amisos

72

“Özel Program”, Gazi Sahnesi, 22.04.2012 Çağdaş Yaşam Derneği

73

“Tiyatro Oyunu”, Gazi Sahnesi, 23.04.2012 - 08.00-15.00 Tiyatro Küçükeller

74

“Geç Kalanlar”, Gazi Sahnesi, 23.04.2012 - 16.00-22.30 Söz Sanat Merkezi

75

“Bremen Mızıkacıları”, AKM, 23.04.2012 - 14.00 Samsun Devlet Opera ve Balesi

76

“Süreyya”, Gazi Sahnesi, 24.04.2012 - 13.00-22.30 Düşevi Oyuncuları

77

“Karanlık İşler”, Gazi Sahnesi, 25.04.2012 - 08.00-15.00 Tiyatro Amisos

78

“Geç Kalanlar”, Gazi Sahnesi, 26.04.2012 - 16.00-22.30 Söz Sanat Merkezi

79

“Amazonlar”, AKM, 26.04.2012 Samsun Devlet Opera ve Balesi

80

“Vay Başımıza Gelenler ”, Gazi Sahnesi, 27.04.2012 - 12.00-23.00 Samsun Seyir Tiyatrosu

81

“23 Nisan Çocuk Şarkıları (Özel)”, AKM Büyük Salon, 27.04.2012 - 12.00-23.00 Devlet Klasik Türk Müziği Korosu

82

“Karanlık İşler”, Gazi Sahnesi, 28.04.2012 - 08.00-15.00 Tiyatro Amisos

83

“Senfonik Konser”, AKM, 28.04.2012 - 08.00-15.00 Samsun Devlet Opera ve Balesi

84

“Özel Program”, Gazi Sahnesi, 29.04.2012 Mustafa Kemal İlköğretim Okulu

85

“Geç Kalanlar”, Gazi Sahnesi, 30.04.2012 Söz Sanat Merkezi

86

111


87

“Opera Zamanı”, AKM, 30.04.2012 Samsun Devlet Opera ve Balesi

88

“Süreyya”, Gazi Sahnesi, 01.05.2012 Düşevi Oyuncuları

89

“Vay Başımıza Gelenler”, Gazi Sahnesi, 03.05.2012 Samsun Seyir Tiyatrosu

90

“Zorba”, AKM, 03.05.2012 Samsun Devlet Opera ve Balesi

91

“Vay Başımıza Gelenler”, Gazi Sahnesi, 04.05.2012 Samsun Seyir Tiyatrosu

92

“Bremen Mızıkacıları”, AKM, 04.05.2012 Samsun Seyir Tiyatrosu

93

“DSİ”, AKM Büyük Salon, 04.05.2012 -20.00 Devlet Klasik Türk Müziği Korosu

94

“Karanlık İşler”, Gazi Sahnesi, 05.05.2012 Tiyatro Amisos

95

“Geç Kalanlar”, Gazi Sahnesi, 07.05.2012 Söz Sanat Merkezi

96

“Çardaş Prensesi”, AKM, 07.05.2012 - 20.00 Samsun Devlet Opera ve Balesi

97

“Tiyatron Oyunu”, Gazi Sahnesi, 08.05.2012 - 15.00 Düşevi Oyuncuları

98

“Vay Başımıza Gelenler”, Gazi Sahnesi, 09.05.2012 - 08.00-16.00 Samsun Seyir Tiyatrosu

99

“Donkişot”, AKM, 10.05.2012 - 20.00 Samsun Devlet Opera ve Balesi

100

“Vay Başımıza Gelenler”, Gazi Sahnesi, 10.05.2012 - 12.00-23.00 Samsun Seyir Tiyatrosu

101

“Opera zamanı”, AKM, 11.05.2012 - 11.00 Samsun Devlet Opera ve Balesi

“Sakatlar Haftası Özel Konseri”, AKM Büyük Salon, 11.05.2012 - 20.00 102 Devlet Klasik Türk Müziği Korosu “Karanlık İşler”, Gazi Sahnesi, 12.05.2012 103 Tiyatro Amisos “Geç Kalanlar”, Gazi Sahnesi, 14.05.2012 - 18.00-22.30 104 Söz Sanat Merkezi “İstanbulname”, AKM, 14.05.2012 - 20.00 105 Samsun Devlet Opera ve Balesi “Tiyatro Oyunu”, Gazi Sahnesi, 15.05.2012 - 08.00-15.00 106 Tiyatro Küçükeller “Süreyya”, Gazi Sahnesi, 15.05.2012 - 08.00-15.00 107 Düşevi Oyuncuları “Karanlık İşler”, Gazi Sahnesi, 16.05.2012 108 Tiyatro Amisos

112


“Müzik ve Sesler”, AKM, 16.05.2012 - 13.00 Samsun Devlet Opera ve Balesi

109

“Özel Program”, Gazi Sahnesi, 17.05.2012 - 13.00 Gazipaşa İlköğretim Okulu

110

“Vay Başımıza Gelenler”, Gazi Sahnesi, 18.05.2012 Samsun Seyir Tiyatrosu

111

“Gençlik Konseri”, AKM, 18.05.2012 - 20.00 Samsun Devlet Opera ve Balesi

112

“19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı”, AKM Büyük Salon, 18.05.2012 - 20.00 Devlet Klasik Türk Müziği Korosu

113

“Karanlık İşler”, Gazi Sahnesi, 19.05.2012 Tiyatro Amisos

114

“Geç Kalanlar”, Gazi Sahnesi, 21.05.2012 Tiyatro Amisos

115

“Müzik ve Sesler”, AKM, 21.05.2012 - 13.00 Samsun Devlet Opera ve Balesi

116

“Tiyatro Oyunu”, Gazi Sahnesi, 22.05.2012 - 08.00-15.00 Tiyatro Küçükeller

117

“Süreyya”, Gazi Sahnesi, 22.05.2012 - 08.00-15.00 Düşevi Oyuncuları

118

“Vay Başımıza Gelenler”, Gazi Sahnesi, 25.05.2012 - 12.00-23.00 Samsun Seyir Tiyatrosu

119

“Periyodik Konser”, AKM Büyük Salon, 25.05.2012 - 20.00 Devlet Klasik Türk Müziği Korosu

120

“Kirli İşler”, Gazi Sahnesi, 26.05.2012 Tiyatro Amisos

121

“Çocuk Bale Koro Gösterisi”, AKM Büyük Salon, 26.05.2012 - 14.00 Samsun Devlet Opera ve Balesi

122

“Tiyatro Oyunu”, Gazi Sahnesi, 04.06.2012 - 18.00 - 22.30 Söz Sanat Merkezi

123

“Tiyatro Oyunu”, Gazi Sahnesi, 05.06.2012 Tiyatro Küçükeller

124

“Türk Müziği Korosu Konseri”, AKM Büyük Salon, 11.06.2012 Samsunlu Sanatçılar Derneği -SASAD

125

“Geç Kalanlar”, Gazi Sahnesi, 11.06.2012 Söz Sanat Merkezi

126

“Türk Sanat Müziği Konseri”, AKM Büyük Salon, 14.06.2012 Samsun Barosu

127

“Kapanış Konseri”, AKM Büyük Salon, 15.06.2012 - 20.00 Devlet Klasik Türk Müziği Korosu

128

“Yıl Sonu Etkinliği”, Gazi Sahnesi, 16.06.2012 Öykü Adası Ana Okulu

129

“Geç Kalanlar ”, Gazi Sahnesi, 18.06.2012 Söz Sanat Merkezi

130

113


Samsun Kültür Sanat Platformu

ÜST KURUL

1

Samsun Valisi - Vali Yardımcısı (Başkan)

2

Büyükşehir Belediye Başkanı (Doğal Üye)

3

Ondokuzmayıs Üniversitesi Rektörü (Doğal Üye)

4

Atakum-Canik-İlkadım-Tekkeköy Belediye Başkanları (Doğal Üye)

5

İl Özel İdare Genel Sekreteri (Doğal Üye)

6

Atakum-Canik-İlkadım –Tekkeköy Kaymakamları (Doğal Üye)

7

Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı (Doğal Üye)

8

Ticaret Borsası (Doğal Üye)

9

Necmi Çamaş Büyükşehir Belediyesi Kültür Ve Sosyal İşler Dairesi Başkanı

10

İl Kültür Ve Turizm Müdürü

11

İl Milli Eğitim Müdürü

12

Samsun Devlet Klasik Türk Müziği Korosu Müdürü

13

Samsun Devlet Opera Ve Balesi Müdürü

14

Prof. Dr. Ali Boğa ( Gesam Temsilcisi )

15

Samsun Kültür Sanat Platformu Kurucu Vakıf Ve Derneklerimizin Üst Kurul Temsilcileri

15.1 15.2 15.3 15.4 15.5 15.6 15.7 15.8 15.9 15.10 15.11 15.12 15.13 15.14 15.15 15.16 15.17

114

Abdullah Sezgin (Samfad-Samsun Fotoğraf Sanatı Derneği Başkanı) Abdulkadir Özyılmaz (Samsun Adige Kültür Derneği) Ahmet Seven (Say-Der-Samsun Yazarlar Derneği Başkanı) Arslan Dağlı (Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Samsun Şube Başkanı) Cihat Yılmaz (Balkan Türkleri Kültür Ve Yardımlaşma Derneği Başkanı) Emin Kırbıyık (Sed-Samsun Eğitim Derneği Başkanı) Emre Bostanoğlu (Fokus- Fotoğraf Ve Kültür Sanat Derneği Genel Sekreteri) Hikmet Gürcan ( Afv-Anadolu Folklor Vakfı Samsun Şube Başkanı) Hüseyin Mutlu (Dostder-Dost Eğitim Kültür Sosyal Yardımlaşma Derneği Başkanı ) Prof. Dr. Kaya Tuncer Çağlayan (Türk Ocağı Samsun Şube Başkanı) Mesut Sönmez ( Samsun Kafkas Derneği Başkanı ) Mustafa Ayhan Aydemir ( Samsun Birleşik Kafkas Derneği Başkan Yardımcısı) Mustafa Genç (Samsun Sosyal Ve Ekonomik Araştırmalar Merkezi Başkanı) Mustafa Koldere (Samekder-Samsun Eğitim Ve Kültür Derneği Başkanı) Müjgan Yıldıran (Atatürkçü Düşünce Derneği Samsun Şubesi Başkan Yardımcısı) Namık Kemal Bat ( Kuzey Kafkas Derneği Başkanı ) Prof.Dr.Osman Köse (Aydınlar Ocağı Samsun Şube Başkanı)


15.18 15.19 15.20 15.21 16

Üniversiteden Kurul Temsilcileri: 16.1 Prof. Dr. Şaban Sağlık (Sahne Sanatları) 16.2 16.3 16.4 16.5 16.6

17

Gazanfer Demirer (Samsun Fotoğraf Sanatı Derneği) Füsun Yalçın ( Yüksek Heykeltıraş-Sasad “Samsunlu Sanatçılar Derneği”) Nurten Yücekent (Ajans K Sanat)

Sahne Sanatları Sanat Kurulundan Temsilciler: 21.1 21.2 21.3

22

Cavit Ersoy (Büyükşehir Belediyesi Konservatuarı T.S.M. Bölüm Şefi) Şahin Çangal ( Samsun Eğitim Kültür Derneği) Yavuz Özkaran (Samsunlu Sanatçılar Derneği)

Görsel Sanatlar Sanat Kurulundan Temsilciler (Resim-Heykel-Fotoğraf ) 20.1 20.2 20.3

21

Pof. Dr. Kaya Tuncer Çağlayan (Türk Ocağı Başkanlığı) Müjgan Yıldıran (Atatürkçü Düşünce Derneği Samsun Şubesi Başkanlığı) Salih Meriç (Samsun Mübadele Ve Balkan Türk Kültürü Araştırmaları Derneği)

Müzik Sanat Kurulundan Temsilciler: 19.1 19.2 19.3

20

Kazım Memiç ( Samsun Eğitim Derneği ) Nadi Macit ( Samsunlu Sanatçılar Derneği) Nevzat Onmuş ( Kent Kültürü Dergisi)

Kültür-Tarih Sanat Kurulundan Temsilciler: 18.1 18.2 18.3

19

Prof. Dr. Metin Eker (Görsel Sanatlar) Doç. Dr. Şahin Köktürk (Edebiyat) Doç Dr. İbrahim Tellioğlu (Kültür-Tarih) Yrd. Doç. Dr. Eyüp Nefes (Geleneksel Sanatlar) Yrd.Doç. Dr. Bahar Güdek (Müzik)

Edebiyat Sanat Kurulundan Temsilciler: 17.1 17.2 17.3

18

Ömer Kabaş (Keyder-Karadeniz Eğitim Kültür Ve Yardımlaşma Derneği Başkanı ) Ömer Umutlu (Sasad-Samsunlu Sanatçılar Derneği Başkanı) Salih Meriç (Samsun Mübadele Ve Balkan Türk Kültürü Araştırmaları Derneği) Ali Ertürk (19 Mayıs Atabarı Folklor Eğitim Merkezi Gençlik Spor Kulübü Atafem)

Suat Özgültekin (Karadenize Kıyısı Olan Kent Tiyatroları Birliği Başkanı) Cem Kaynar ( Düşevi Oyuncuları) Fatoş İpekdal Özbenli (Tiyatro Küçükeller)

Geleneksel Sanatlar Sanat Kurulundan Temsilciler: 22.1 22.2 22.3

Hikmet Gürcan-Harun Şekercioğlu ( Anadolu Folklor Vakfı ) Nuray Kuruoğlu (Kız Teknik Öğretim Olgunlaşma Enstitüsü Müdürlüğü) Av.Halil İbrahim Alperen ( Hattat Ve Ebruzen Samsun Eğitim Kültür Derneği)

115


Platformumuzu Oluşturan Kamu, Vakıf Ve Derneklerin Görevlendirmesiyle Teşekkül Eden

Sanat Kurullarımız

1-Kültür Tarih Sanat Kurulu Samsun Kültür Sanat Platformu, Kültür Tarih Sanat Kurulu; 1- Abdulkadir Özyılmaz (Samsun Adige Kültür Derneği) 2- Arslan Dağlı ( Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Samsun Şubesi Başkanlığı) 3- Prof. Dr. Cevdet Yılmaz (Aydınlar Ocağı Başkanlığı) 4- Cihat Yılmaz (Balkan Türkleri Kültür Ve Yardımlaşma Derneği ) 5- Yard. Doç.Dr. Davut Yiğitpaşa 6- Emin Kırbıyık (Samsun Eğitim Derneği “Sed”) 7- Doç Dr. İbrahim Tellioğlu ( Ondokuzmayıs Üniversitesi ) 8- İbrahim Tokel (Dosder-Dost Eğitim Kültür Sosyal Yardımlaşma Derneği) 9- İlhan Genç (Samsun Sosyal Ve Ekonomik Arş. Mrkz. Derneği 8Aşkanlığı) 10-Prof. Dr. Kaya Tuncer Çağlayan (Türk Ocağı Başkanlığı) 11-Mesut Sönmez ( Samsun Kafkas Derneği) 12- Musa Orhan (Yerel Tarih Ve Kültür Derneği) 13- Mustafa Şengül (Karadeniz Eğitim Kültür Yardımlaşma Ve Dayanışma Derneği) 14- Mustafa Ayhan Aydemir ( Samsun Birleşik Kafkas Derneği) 15- Müjgan Yıldıran (Atatürkçü Düşünce Derneği Samsun Şubesi Başkanlığı) 16- Namık Kemal Bat ( Kuzey Kafkas Derneği) 17- Necmi Çamaş (Büyükşehir Kültür Ve Sosyal İşler Daire Başkanı) 18- Osman Kara ( Samsun Yazarlar Derneği) 19- Ömer Kabaş ( Valilik, Türk Dünyası Ve Akraba Toplulukları Koordinasyon Merkezi Koordinatörü) 20- Salih Meriç (Samsun Mübadele Ve Balkan Türk Kültürü Araştırmaları Derneği) 21- Uğur Dede (Samsun Eğitim Kültür Derneği) 2-Edebiyat Sanat Kurulu 1- Ahmet Seven ( Samsun Yazarlar Derneği) 2- İdris Akdin (Yolcu Dergisi) 3- Kazım Memiç ( Samsun Eğitim Derneği ) 4- Prof. Dr. Mehmet Aydın (Ondokuzmayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Böl. Başkanı) 5- Mustafa Karaosmanoğlu (Dosder-Dost Eğitim Kültür Sosyal Yardımlaşma Derneği) 6- Nadi Macit ( Samsunlu Sanatçılar Derneği) 7- Nevzat Onmuş (Kent Kültürü Dergisi) 8- Recep Yazgan (Samsun Şehir Bülteni) 9- Ramazan Arlı Keyder-(Karadeniz Eğitim Kültür Yardımlaşma Ve Dayanışma Derneği) 10- Doç Dr. Şahin Köktürk ( Ondokuzmayıs Üniversitesi ) 11- Zekeriya Çavuşoğlu (Samsun Eğitim Kültür Derneği) 3-Müzik Sanat Kurulu 1- Yrd.Doç. Dr. Bahar Güdek ( Ondokuzmayıs Üniversitesi ) 2- Cavit Ersoy (Büyükşehir Belediyesi Konservatuarı Tsm Bölüm Şefi) 3- Cengiz Cermen (Samsun Devlet Klasik Türk Müziği Korosu Müdürlüğü) 4- İsmail Polat (Dosder-Dost Eğitim Kültür Sosyal Yardımlaşma Derneği) 5- Mehmet Yılmaz(Samsun Devlet Opera Ve Balesi Müdürlüğü Baş Rejisör) 6- Ömer Umutlu (Samsunlu Sanatçılar Derneği) 7- Metin Semizoğlu (Karadeniz Eğitim Kültür Yardımlaşma Ve Dayanışma Derneği) 8- Ramazan Yavuzaslan ( Samsun Yazarlar Derneği) 9- Şahin Çangal (Samsun Eğitim Kültür Derneği)

116


10-Turhan Taşan (Bestekâr Ve Söz Yazarı) 11-Uğur Yücekent (Ajans K Sanat) 12-Yavuz Özkaran (Samsunlu Sanatçılar Derneği Türk Halk Müziği Koro Şefi) 4-Sahne Sanatları Sanat Kurulu 1- Ahmet Ayan ( Büyükşehir Belediyesi Konservatuar Müdürü) 2- Altan Yücebaş ( Abs Sanat) 3- Arzu Ezel (Samsun Seyir Tiyatrosu) 4- Behçet Dündar (Karadeniz Eğitim Kültür Yardımlaşma Ve Dayanışma Derneği) 5- Cem Kaynar ( Düşevi Oyuncuları) 6- Fatih Küçük ( Avangard Sanat) 7- Fatoş İpekdal Özbenli (Tiyatro Küçükeller) 8- Fikret Damar (Samsun Eğitim Kültür Derneği) 9- Halise Mutlu (Dosder-Dost Eğitim Kültür Sosyal Yardımlaşma Derneği) 10-Mehmet Çamlıbel (Samsun Eğitim Derneği) 11-Mehmet Yılmaz ( Samsun Devlet Opera Ve Balesi Baş Rejisörü) 12- Nuran Gezgin (Tiyatro Küçükeller) 13-Öner Yıldırım ( Samsun Seyir Tiyatrosu) 14- Prof. Dr. Şaban Sağlık ( Ondokuzmayıs Üniversitesi ) 15-Sedat Erdiş (Samsunlu Sanatçılar Derneği) 16-Suat Özgültekin (Söz Sanat Merkezi–Karadenize Kıyısı Olan Kent Tiyatroları Birliği Başkanı) 5-Görsel Sanatlar Sanat Kurulu 1- Prof. Dr. Ali Boğa ( Gesam Temsilcisi) 2- Cem Gençoğlu (Dosder-Dost Eğitim Kültür Sosyal Yardımlaşma Derneği) 3- Emre Bostanoğlu (Fokus-Fotoğraf Ve Kültür Sanat Derneği) 4- Gazanfer Demirer (Samsun Fotoğraf Sanatı Derneği) 5- Filiz Topçu (Samsun Eğitim Derneği “Sed”) 6- Füsun Yalçın ( Sasad “Samsunlu Sanatçılar Derneği”) 7- Prof. Dr. Metin Eker ( Ondokuzmayıs Üniversitesi Eğt. Fak. Güzel Sanatlar Bölümü Öğretim Üyesi) 8- Mustafa Bolgi (Keyder-Karadeniz Eğitim Kültür Yardımlaşma Ve Dayanışma Derneği) 9- Nadire Tuba Yiğitpaşa 10- Nesli Koca (Samekder-Samsun Eğitim Kültür Derneği) 11- Nurten Yücekent (Ajans K Sanat) 6-Geleneksel Sanatlar Sanat Kurulu 1- Adem Tuğral ( 19 Mayıs Atafem Gençlik Ve Spor Kulübü Derneği) 2- Canan Özdemir (Kız Teknik Öğretim Olgunlaşma Enstitüsü Müdürlüğü) 3- Civan Çelik (Karadeniz Eğitim Kültür Yardımlaşma Ve Dayanışma Derneği) 4- Yrd. Doç. Dr. Eyüp Nefes ( Ondokuzmayıs Üniversitesi ) 5- Halil İbrahim Alperen (Samsun Eğitim Kültür Derneği) 6- Harun Şekercioğlu ( Anadolu Folklor Vakfı ) 7- Hikmet Gürcan ( Anadolu Folklor Vakfı ) 8- Melek Polat (Dosder-Dost Eğitim Kültür Sosyal Yardımlaşma Derneği) 9- Nebi Yılmaz (Samsun Yazarlar Derneği) 10- Nihal Afşar (İlkadım Kız Teknik Ve Meslek Lisesi) 11- Nuray Kuruoğlu (Kız Teknik Öğretim Olgunlaşma Enstitüsü Müdürlüğü) 12- Şeref Aydın (Samsun Eğitim Derneği -Sed) 13- Sibel Güngör ( Yerel Gündem 21 Kadın Konseyi) 14- Yılmaz Özyavuz (Samsunlu Sanatçılar Derneği)

117


Samsun Kültür Sanat Platform çalışmalarının sekreteryasının ve mali işlerinin yasal olarak sağlam bir seyirde yürütülmesi için kurulan Samsun Kültür Sanat Platformu Derneğinin yönetim ve denetim kurulları: Yönetim Kurulu Asıl • Mesut Taner GENÇ “Başkan” • Kazım MEMİÇ “Başkan Yardımcısı” • Uğur DEDE “Genel Sekreter” • Emin KIRBIYIK “Sayman” • Prof. Dr. K. Tuncer ÇAĞLAYAN • Prof. Dr. Mehmet AYDIN • Prof. Dr. Metin EKER • Ömer UMUTLU • Av. Nadi MACİT •Yılmaz ÖZYAVUZ Yönetim Kurulu Yedek • Ahmet SEVEN • Cavit ERSOY • Prof. Dr. Cevdet YILMAZ • Cem KAYNAR • Hüseyin MUTLU • Mehmet YILMAZ • Müjgan YILDIRAN • Osman KARA • Ömer KABAŞ • Zekeriya ÇAVUŞOĞLU Denetim Kurulu Asıl • Av.Emin Kazım ŞEN • Hikmet GÜRCAN • Mustafa KOLDERE Denetim Kurulu Yedek • Cengiz CERMEN • Cihat YILMAZ • Doç. Dr. Şahin KÖKTÜRK

118


Ĺžairler ve Ĺžiirleri

119


Ruhi GÖKTEKİN Anısına

TÜRKİYE Bu yeşil toprak üstünde Özgür serçeler dolaşır Dağlardan geçen dolu bulutlar Yaylalara bereket taşır

Denizlerimiz vardır uçsuz bucaksız İçli türküler söyler derinden Gür ırmaklara açmış bağrını Dört mevsim azığımızı veren

Tanrı esirgemezken yüceliğini Büyürken sessizce ekinlerimiz Boy boy atan başaklara bile Çağlarca deymez olmuş elimiz

Soluk benizli analar doğurmuş Emzirmiş kansız dudaklarımızı Türlü dertler bölümüş türlü Gün girmeyen yuvamızı

Şimdi yeni baharlara çocuğum Büyür umudumuz her kundaktan Yeşil bir filizdir Türkiye Sizin ılık ellerinize bakan

DEMEK EFENDİM Demek biraz da ondan efendim Böyledir bu dünyanın halı Dememeli reva mı lan bu yaşta Bu kıza bu uçuk beniz reva mı Allahın işine karışmamalı

Demek biraz da ondan efendim Böyledir bu dünyanın halı Sabah altılı yirmili akşam Otobüs durağı beklemeli Kırk yere taksitli aybaşlarında Demek insan dediğin çok çalışmalı

Demek biraz da ondan efendim Böyledir bu dünyanın halı Söğüt gölgesine uzanmış Tahıl adamları ufak eb’atta Demek onlar da bir parça insan Öyleyse bir miktar acımalı

Demek biraz da ondan efendim Böyledir bu dünyanın halı Pirincinden buğdayından filan sonra Petrolünden madeninden falan sonra Yani çırıl çıplak kaldıktan sonra En münasip şeyini size sunmalı

Demek biraz da ondan efendim Böyledir bu dünyanın halı Yoksa tam caddeler doluyken Çocuklar cıvıl cıvıl oynarken yani Yani sizin atomlarınız napalmlarınız demek Demek her işi zamanında yapmalı

120

Fotoğraflar : Neşet KARAÇALTI Arşivinden...


ESKİ BİR SAMSUNLU Eski bir samsunlu angara’dan dönende Alabildiğine küçülürdü şehir Bekleşirdi ahşap yapılar Kırnap gibi caddelerinde Eski bir samsunlu angara’dan dönende Bakınırdı pencerelere Yitik bir kahramanı arardı gözleri Bir kutu lokum elinde Eskin bir samsunlu angara’dan dönende Biraz şaşkın ya yılgın daha çok Bir fincan kahvenin hatırını bilecek Dost bulamama hüznü içinde Eski bir samsunlu angara’dan dönende Sıralanırdı tek katlı yapılar İplik gibi sokaklarına kentin Var hızıyla göğüs kafesinde Çırpınırdı Asyalı güvercin Islık çalardı tekdüze Muştu bekler gibi tedirgin Kararsızlığın otağı yüzü Dost bulamamanın hüznü içinde Birden anımsardı en sevdiği türküyü Eski bir samsunlu angara’dan dönende

AĞABALİ CADDESİ Burada bir sokak var Uzun ince bayır aşağı Adına Ağabali Caddesi diyorlar İki araç yan yana geçemiyor Bunun neresi cadde Anlaması zor Tüm yolları böyle buranın Üstelik çoğu yılan gibi kıvrılır Var edilen ödünsel anıtı Gören hayrette kalır Kendimi bildim bileli Biri gider biri gelir efendilerin Ne seçilenden hayır Ne atanandan umar Hepsi bu acınası durumu Kaderden sayar Kimse koymaz elini taşın altına Çabası günü kurtarmak herkesin Doğru dürüst bayındırlık atağı Boyunu aşar beylerimiz

121


AZELYA Soyun dalgın düşlerini bu gece Azelya Dök bütün acılarını örtülerine zamanın Sen kapıları çaldıkça kapılar sağır Derin uğultularında döner sarhoş yalpalı düşler Azelya hatırla bu eller senindi bana uzanan Pembesi solmuş parmakların dudaklarımda Kapı aralıklarında unutulmuş bir şiirdin Adının şifrelenmiş üç harfinde Soyun dalgın düşlerini bu gece Azelya Tut ellerimi deli uykulardayım Bir hançer saplanmış gizli yanıma Begonviller solmuş olmalı, sarı çiğdemler susuz Parmaklarıma konuk sessiz yağmur bulutları Üç vakit damlaları sayıyorum sen diye Azelya ölüm kaç nefeslik uzak bakıyor Dudakların sarı şiirlerde öpülmüş ağlama Bütün limanlarda dalgalar tutuklu kalmış Uzakta gemiler bizi bekliyor uyan Azelya Yitik toprakların acısı neyin beklentisidir Neyin yorgunluğudur kapılarda nöbette Soyun dalgın düşlerini bu gece Azelya Çığlığın bende kalsın unut kendini Ben yamaçlarda bir kar fırtınasıyım Azelya dalgakıranlarda tutukluyum maviliklerin Serin sessizliklerde beyaz mendiller uçuşuyor Sarı güllerde falcıların düğümlenmiş sözleri Çözülmezse Azelya çözülmezse Ötede kırık bir keman ve kopuk telleri Adımız notalarının saklısında kalsın Soyun dalgın düşlerini gün doğuyor Azelya Ateşim var parmaklarımdan dökülüyor Tut beni Azelya kaçıyor bir yanım benden Beyaz giysilere sardılar beni sensizlikteyim Azelya begonvilleri unutma Son şiir akşamlarında beni sor, beni ara İlkbaharlarda gelecek göçmen kuşlarda bekle beni Düşlerinde şiir şiir oku beni Azelya… Azelya ölüm kaç nefeslik uzak bakıyor… Neşet KARAÇALTI

122


BU DEVİRDE Nasihat kulağa işlemez oldu Dinlerse yavruna de bu devirde Mirassız vasiyet okunmaz oldu Neyin varsa kendin ye bu devirde Ana kocakarı babaysa moruk İnsanlar tepeden bakışır doruk Üzümün tadını verir mi koruk Her söze deniyor he bu devirde Kendi havasında yaşantı,alem Borçları hesaba işlemez kalem Günaydın,tünaydın verilmez selam Nerdeyse denecek”mee”bu devirde Dillerden silindi şükür,kanaat Palavra dalevra hüner zanaat Rüşvet vermek oldu hayır hasenat Çekilmez çileler be bu devirde Ok geri döner mi çıkınca yaydan Namerdin eline geçince meydan Kahrından kenara çekildi şeytan Daha ne beklerdin e bu devirde Kemal’i Bülbül’üm sarılmaz yaram Sarmaş dolaş olmuş helalle haram Kime yalvarıp da kime yakaram Bilmem ki çıkar yol ne bu devirde Aşık Kemal’i Bülbül

123


BU DAĞLAR kervan geçmez bu dağlardan sılaları bağlayan bu dağlarda yol ölümdür git ölümdür kal ölüm gözlerini oyalarsa bir papatya mesela bir kanat çırpmasını duyamazsan vaktinde sahiplenmezse bir rüzgar oynamasını bir dalın bu dağlarda kuş ölümdür çiçek ölüm dal ölüm doğan sanki gün değildir sökülürken şafaklar bir tabloda resim gibi insanların gözleri yaşanansa tek bir andır uzadıkça uzayan iyi bir susmak kurar en dokunaklı cümleyi işaret parmakları kanlı canlı yaşarken ve tutarken bir demir bir insanın yerini gök çınlama yer akis, nefes diye aldığın çeyrek uykular kalır, kardeş bacı sevgili bir rüyaya saklanıp hayat diye daldığın uyanınca apansız tam karşında bulursun devşirme gecelerden uydurma bir sabahı sonra yeniden başlar bir metropol gonguyla bir cehennem sağanağı şu dağlara bir bakın kızıl siyah bir mevsimdir iki dünya arası bu dünyaya çok uzak, öbür dünyaya yakın omzunda bu dağların bir metropol günahı bu dağlarda gel ölümdür dur ölümdür geç ölüm düşmeye gör bu dağlara ölümlerden seç ölüm bir çocukken bir adam, bir isimsiz kahraman oluverirsin şimdi, hemen şimdi birazdan… 30 kasım 2011

124

Av. Emin Kazım ŞEN


ANADOLU’MUN ORTASINDA… Ben iki kez doğmuşum… İlkinde bir bahar sabahı Büyükbabamın ve Babaannemin ellerine, Sıcacık ve güvenli evlerinde Ebem kasaba ebesi Nezaket… Babamı bir haftalıkken görmüşüm, Malum memuriyet. Sonrasında; Ahırdan bozma, tek gözlü köy okulu lojmanında, Yeşilırmak kıyısında gelmişim iki yaşıma… O zamandan armağandır, Sudan ve fareden korku bana… Başka bir köy, başka bir kültürde Yunakta yıkamış köy kadınları beni 3 yaşımda… Dayanamamış bu çetin koşullara Kent kasaba karışımı minik yüreğim. Durduğunda köyün tek kamyonunun kasasında, Annemden gizli gözyaşları arasında, Babamın kucağındaymışım, Anadolu’mun ortasında… Ben ikinci kez doğmuşum; Yurdum klasiği, Yoldan yüksek köprüden geçen, Kamyonun kasasında… Babamın gözyaşları arasında, Anadolu’mun ortasında… Yaşam onun armağanıdır bana… İşte bu yüzden; Her şeyiyle severim bu ülkeyi ben. İşte bu yüzden; Ne zaman birileri ahkâm kesse; bu ülkeyi en çok sevmekten, Ne zaman dem vurulsa; en iyisini, en doğrusunu bilmekten, Ne zaman kocaman laflar edilse, yoksulluktan, özgürlükten, demokrasiden… Hep şunları sormak gelir içimden… Siz hiç tarladaki kadınları izlerken, Gözyaşı döktünüz mü sevgiyle? Toprağı avucunuza alıp, Okşadınız mı doyasıya? Esmer, kırışmış tenleri Seyrettiniz mi aşkla? Suyu öpercesine mi içtiniz? Havayı solurken döndü mü başınız? Uzanıp çimlere ölmüşçesine Göğü seyrettiniz mi saatlerce? İsmini her duyuşunuzda Çarptı mı kalbiniz gümbür gümbür? Haykırmak istediniz mi yıldızlara dek? Sesiniz, nefesiniz yettiğince… Haykırmak… Haykırmak tüm evrene Anadolu, Anadolu, Anadolu!!!... Seni seviyor… Seni çooook seviyorum ANADOLU!... Av.Belgin Bilgin

125


ZAMAN İÇİNDE Biz ki; ayrı kentlerin çocuğuyduk, ağlayan Hayata ıslak gözle baktık zaman içinde Biz ki; ayrı dağların sularıydık, çağlayan Damlaydık, dere olduk, aktık zaman içinde Denizlere karıştık, bulut olduk, dolandık Kimine erişilmez, kimisine yalandık Hayallerde yeşerdik, hasretlerle sulandık Sevgi tohumlarını ektik zaman içinde Kaç zemheri geçirdik, kaç baharı bitirdik Kaç gece rüya gördük, kaç hayali yitirdik Kader çizgilerini kalplerde birleştirdik Sevdanın doruğuna çıktık zaman içinde Bir zaman, gönüllerde sevgi vardı, tertemiz Ne vuslattan oluştu, ne hasretten keşkemiz İki kalp ortasına çığ düşürdü öfkemiz Çileyi aşktan bildik, çektik zaman içinde Sanma sevdasızlıktan dilimin durgunluğu Bedenimden gitmedi depremin yorgunluğu Daha henüz bitmedi kalbimin kırgınlığı Canı can hücresine tıktık zaman içinde Ağlamış ıslak gözler, tekrardan yaşlanır mı? Aşka kaldığı yerden, yeniden başlanır mı? Hayallerimi yakan ateş bağışlanır mı? Biz, affın fermanını yaktık zaman içinde

126

İBRAHİM ÇOŞAR


SAMSUN Yeşil ile kızılın ortasında üslenen Bir şehir ki sevdaya en derinden seslenen Cömert Anadolu’nun yüreğinde beslenen Aşkın Karadeniz’e kavuşan nehri Samsun Bir yere ayar değil, burası Şehr-i Samsun Vatanına adanmış yürek burda öz burda Ezelden aşka dökmüş yürekleri köz burda Şiirin en güzeli şarkı burda söz burda Gecenin mahı Samsun sabahın mihri Samsun Sevdaya ağyar değil, burası Şehr-i Samsun Bir tarihi yazdıran o uzun yolculukta Gözler umudu gördü açılan her kucakta Mavi gözlü adamın ayak bastığı nokta Zaferin ayak sesi, hürriyet mührü Samsun Öyle bir diyar değil, burası Şehr-i Samsun Anam, babam, kardeşim, evladım, balam benim İstanbul’da özlenen cennetim, sılam benim Hem ilk hem son nefesim, ezanım salâm benim Gönlümün tek şarkısı, evveli ahrı Samsun Kan gibi seyyar değil, “burası” Şehr-i Samsun Gururla mekân tutup memleket masasında “Samsunluyum” demeli, memleketin hasında Nereden geldiğini kimse unutmasın da Emeği ekmek eden mayanın sihri Samsun Burası her yer değil, burası Şehr-i Samsun Kenan YAVUZARSLAN

127


Bir veda sonrası Mazi, son darbesini vuracak ise vursun. Sabrım son sınırının şimdi ta en ucunda... Beklediğim ezanı sadece sen okursun. Acıyla beslendiğim bu ölüm orucunda. Kimse tahmin edemez içimde ölenleri. Bir vedanın ardından başıma gelenleri. Yemin olsun, çok zor şey hasrete yıl eklemek. Cehennemden çıkmayı bekler gibi beklemek... Senden sonra hiçbir şey burda aynı kalmadı. Yokluk bataklığından yüzeye çıkılmadı Kahrınla tutuşmayan bir ateşte yanmadım. Zehrini şifa diye içmekten usanmadım. Teselli ve metanet inan ki tek bir anlık. Yüzüme kan tükürür veremli bir karanlık. Yokluğun,ümidimin boynunu büküşüdür! Suretimdeki deprem hüznünün çöküşüdür. Zihnim işgal altında, kalp kırıklara teslim Bir dua ki dilimde hıçkırıklara teslim. Aman sabah olmasın! Gün sensiz, biliyorum� Her sabah ezanıyla idam ediliyorum. Girme rüyalarıma! Tabirin kan akıtır. Bir yürek bir insanı bu kadar mı acıtır. Hayaline aldanıp şükrettiğim sancılar. Gördüğüm seraplardan daha da yalancılar. Aklımı kesen bıçak, gururumla bilendi. Gözlerim, yollarından ayak izi dilendi. Dudağında harlanan alevim dondu artık! Endamını kıskanan o güneş söndü artık! Çok değiştim sevgili görsen hak vereceksin. Hangi açıdan baksan bir enkaz göreceksin. Zaman ’an’ değirmeni her canı sindirecek, Daha kaç yıl taşırım bıraktığın elemi. Bir sekerat ardından acını dindirecek. Musalla üzerinden sonsuza kalkan gemi. Nerdesin içimdeki hakikati put sayan ? Nerdesin nefesiyle atmosferi kutsayan ? Yüreğimde cefayla büyüyen Hakk çiçeğim. Son nefesime yetiş yüzünü içeceğim .

128

Göksel Ateşali


Gözlerim Gözlerim bana cesur Bana düşman gözlerim Gözlerim hayatımda En büyük delilikti İçindeki sevdayı taşırken bir ırmağa Gözlerim benden öte Bir deri bir kemikti Körfeziydi ömrümün Mesafeydi hasretti zorluktu derinlikti Zamanı oyalarken camda sırda aynada Gözlerim suratımda İki büyük delikti 28 Ocak Mustafa Karaosmanoğlu SAMSUN KÜLTÜR SANAT DERGİSİ YAYIN İLKELERİ Samsun Kültür Sanat Dergisi Sanat Kültür Sanat Platformu’nun yayın organıdır. Samsun Kültür Sanat Dergisi’nin amacı, Samsun’un kültürel zenginliklerini ortaya çıkarmak ve Samsun’da yapılan bütün sanat ve kültür etkinliklerini kamuoyuna duyurmaktır. Samsun Kültür Sanat Dergisi’ne gönderilen yazılar, yayın kurulunca dergiye uygunluk açısından değerlendirilir. Yayın kurulu yazılarda içerikle ilgili olmayan düzeltmeler yapabilir. Samsun Kültür Sanat Dergisi’ne gönderilen yazıların daha önce başka bir yerde yayımlanmamış olması gerekir. Yazılardaki görüşlerin sorumluluğu yazarlarına aittir. Yayımlanmayan yazılar iade edilmez. Samsun Kültür Sanat Dergisi’nin Kış, Bahar, Yaz ve Sonbahar olmak üzere yılda dört sayı yayımlanması hedeflenmektedir.

Yazım Kuralları

Başlık içerikle uyumlu ve en fazla 10 kelime uzunluğunda olmalı ve koyu yazılmalıdır. Yazar(lar)ın ad(lar)ı ve soyad(lar)ı koyu, adresler ise normal ve eğik karakterde harflerle yazılmalı; yazar(lar)ın görev yaptığı kurum(lar), haberleşme ve eposta adres(ler)i belirtilmelidir. Samsun Kültür Sanat Dergisi’ne gönderilen yazılar A4 boyutunda (29.7x21 cm.) kâğıtlara, MS Word programında, Times New Roman veya benzeri bir yazı karakteri ile, 12 punto, 1.5 satır aralığıyla yazılmalıdır. Sayfa kenarlarında 3 cm. boşluk bırakılmalı ve sayfalar numaralandırılmalıdır. Yazılar 7.000 (yedibin) kelimeyi geçmemelidir. Doğrudan doğruya kaynak alıntıları tırnak içinde verilmelidir. Yazımda TDK Yazım Kılavuzu’nun en son baskısı esas alınır. Kaynaklar metin sonuna şu esasa uygun olarak yazılmalıdır: Ergin, Muharrem (1991), Dede Korkut Kitabı II, TDK Yay., Ankara. Cunbur, Müjgân (1987), “Atatürk ve Milli Birlik”, Erdem, C.3, S. 7, s. 1-11. Dipnotlar metin içinde (Cunbur 1987: 9) veya (Ergin 1991: 122) şeklinde gösterilmelidir.

129


www.samsunkultursanatplatformu.org

130


Samsun Kültür Sanat Platformu Sayı 1