Page 1

Ocak 2014 | #01 Çizim : Saadet Demir Yalçın


ÜçKağıt Ücretsiz sanal dergi

Dergi Yönetim Fatih ARIKAN Sema Nur Yanık Yazar - Çizer Ekibi Fatih ARIKAN Sema Nur YANIK Beyza KARA Gülden YURTSEVEN M. Tayyib KAYNAR Fatma ACAR Esma DOĞAN

Logo tasarım için Emre ŞENGÜN’e teşekkür ederiz.

Şimdi benim burda bir editör gibi düşünmem ve güzel bir karşılama yazısı yazmam gerek; en azından baktığım tüm örneklerde durum buydu. Ama ben editör değilim, bu derginin tek başına bir editörü de yok zaten. Peki ne olacak şimdi ?

Dergimizi okuyan, okumasa da gören, görmese de çevresinden işiten herkese kapımız açıktır. Yayın yapmak isteyenler yan kısımda mevcut olan mail adresinden ve facebook sayfasından bizlere ulaşabilir.

Ne olacağını söyleyeyim ben sizlere. Kısaca Malum yayın yapmak konusunda büyük bir ne yapmaya çalışıyoruz, nasıl bir işleyiş olacak sıkıntı var ülkemizde. Dergi sayısının, gazete sayısının az olmasını yanında en büyük sıkıntı ondan bahsedeceğim. da okur sayılarında maalesef. Bu yüzden Üç kagıt fikri ( Tabi isim bu değildi, henüz bir basılı yayın da yer almak çok zor. Hele ki okur isme de sahip değildi. O yüzden ismin sahibi çevresi olan birisi değilseniz, ki bu dergideki Sema Nur’a teşekkür edelim bir kez daha) isimler için de bu geçerli, yazmak çizmek bir çok uzun zamandır aklımda olan ancak bir hayal haline geliyor. türlü faaliyete geçiremediğim bir şeydi. Üç ya da dört yıl olmuştur herhalde fikir doğalı İşte burada biz devreye giriyoruz. ancak bu sürede hiç bir gelişme olmadı maalesef. Okul, dershane, iş üçgeninde geçip gitti Sanal bir dergi olmanın en büyük avantajı sayfa sınırımızın olmaması. O yüzden mümzaman. kün olduğunca yer vereceğiz sizlere. Ancak yakın zamanlarda büyük bir şevk ile (sebebini şimdilik sormayın, sonraki sayılarda Tabi bu her gönderdiğiniz yayınlanacak anlamına gelmesin. Elbet bir standart belki anlatırım ) harekete geçtim. olacaktır, maalesef buna mecburuz, ancak Tabi tek başıma değil. Az sonra çok güzel bu sizlerin emek vererek hazırladıklarını yazıları ve fotoğrafları ile karşılaşacağınız acımasızca geri çevirecek kadar da sert Sema Nur’un benden çok emeği vardır bu olmayacaktır. sayının hazırlanmasında. Biz samimiyetimiz ile, heyecanımız ile bir Bir kez daha teşekkürler Sema Nur. şeyler ortaya koymaya çalıştık. Sizler de saUzun lafın kısası karşınızdayız. Hem de dolu mimiyetinizi gösterir, yapıcı eleştirileriniz ile bizleri yönlendirirseniz kısa zamanda güzel dolu bir ilk sayı ile. şeyler olacaktır. Emeği geçen (yan kısımda isimleri mevcuttur) tüm arkadaşlarıma ayrı ayrı teşekkür edi- Görüş ve düşüncelerinizi bize ulaştırmayı unutmayın. Desteğinizi bekliyoruz. yorum. Hepsi hakkında bir şeyler yazmak isterdim Keyifle okumanız umuduyla... ancak bu sayıda ve bundan sonraki sayılarda kendilerini sizlere tanıtacaklar zaten. Ben Fatih ARIKAN okuyucu ile yazar arasına girmeyeyim şimdi. (neredeyse öğretmen...) Kendime not : Bu gidişle teşekkür etmekten yazıyı tamamlayamayacaksın, konuya dön. Gelelim asıl konumuza.


hayat hep bir yerden bir yere gitmek değildir ayşe biraz gevşe...


Ne yaptığımızı pek bilmesek de

Fatih ARIKAN

8

Vira Bismillah..

10

Buyrun benim!

12

Kaç millet vardı bu ülkede?

16

Gündem Dershane

18

Vuslata Bırakmadan Ümitleri

28

Muhalif bir adamın kısa hayatı...

32

Şimdiki Çocukların Yüzünde...

36

Çizgileri ile bizlerle...

14 41

Sema Nur YANIK

Gülden YURTSEVER

Fatih ARIKAN

M. Tayyib KAYNAR

Fatma ACAR

Fatih ARIKAN

Sema Nur YANIK

Esma DOĞAN


37

Lepra

40

Gri çöp kovası

42

Neden blog tutuyorum?

46

Bireyselliğinizden Öpüyorum!

52

Hayatın Ergonomik Sesi; ‘tınnn’

56

Okula Devam Zorunluluğu

58

Ruhun Özü Evrenin Kumaşından!

20

Müşir Fuat

Gülden YURTSEVER

Fatih ARIKAN

Sema Nur YANIK

Sema Nur YANIK

Fatih ARIKAN

Sema Nur YANIK

Gökyüzümün Zirvesidir: Cemal Süreya Sema Nur YANIK


6

üçOcak 2013


7


ben mi ? Taze mezun, sistemde bir yer sahibi olamamış kendi halinde bir adam Fatih ARIKAN. Kısmetse size düzgün bir dergi okutabilmek için uğraşıp duruyor. Sonu hayrolsun... Ha bu arada ben bir öğretmenim, her ne kadar devlet o gözle bakmasada. Yani bir öğretmenim, ama ne iş olsa yaparım ...

8

üçOcak 2013


Ne yaptığımızı pek bilmesek de ... Sonunda başardık. Yılardır hep aklımda yer eden, hep hayal Üç Kağıt mı ? Böyle isim mi olur ? ettiğim dergi sonunda yayında. Belki bir matbu halde değil, Dediğinizi duyar gibiyim. Ama daha yaratıcı bir isim belki sadece bir avuç insana ulaşacak ama olsun. bulamadık. Geç de olsa bir dergi var artık karşınızda.

Hala çok geç değil. Önerileriniz varsa alabiliriz…

Sürekli dergi okuman, düzenli olarak dergi takip eden birisi Bu arada ismi beğenmeyenler için küçük bir açıklama alalım olarak bir dergi de yazabilmek, hele ki bir dergi sahibi olmak sosyal paylaşım sitelerinden; (şimdilik sadece sanal olsada ) çok güzel bir duygu. 3 kağıt denen şey her zaman bir dördüncü kağıdın oyunda Hepimize hayırlı uğurlu olsun. var olması gerçeğidir …oyunu kuralına göre oynayan tek adamsanız ,aslında masadaki tek hileci sizsinizdir…. Bu arada belirtmek de fayda var. Sanal olması, bir baskısı olmaması aldatmasın sizleri. Derginin bu hali Yeterince felsefik olmuştur sanırım…Yine de beğenmeyenler imkansızlıklardan değil, tamamen bilinçli bir şekilde olacaktır. Kusura bakmayın daha iyi bir açıklamamız yok… yapılmıştır. Neler olacak peki ? diye bir merak olabilir içinizde. Her alanda olduğu gibi bu alanda da Bir bilgisayar öğretmeni olarak ( devlet bizi öyle görmese de ) teknolojiyi İçini açmadan anlayamazsınız. Neler olacağını yayına kullanmamızın kabul edilesi pek çok nedeni var. girdiğimizde hep beraber göreceğiz. Çünkü henüz bizde bilmiyoruz. Sakın “bunlar ne yaptığını bilmiyor” şeklinde Tabi en başta da baskı maliyeteleri var :) bir düşünceniz olmasın. Biz bilinçli gençleriz… Ama şu an o kadar çok konuda araştırma yapıyor, o kadar çok konuda Peki bu bir dergi mi ? yazılar hazırlıyoruz ki henüz hangilerini yayınlayacağımıza karar veremedik. Bu sorunun cevabını henüz ben de bilmiyorum. Ama en azından dergi formatında bir şey planlıyoruz. Hatta biliyoruz ki uğraşlarımızın çoğu boşa gidecek.Pek çok yazımızı yayınlayamayacağız. Olsun; yineden vazgeçmek Okuması kolay, resmi bol, büyük puntolar, arkakapak güzel- yok, yola devam. leri….vb gibi şeyler tabiki olmayacak. Bol bol metin olacak, dolu dolu olacak, okuyunca yorulacaksınız, bir kere de bitir- Bu arada, sizler de yayınlanmasını istediğiniz yazılarınızı, meniz mümkün olmayacak. araştırmalarınızı, makalelerini, fotoğraflarınızı (resim değil, fotoğraf mümkünse) bize ulaştırırsanız yayınlarız. Hazırlayın kendinizi. Zaman ayırın şimdiden. Bekliyoruz… Uykusuz kalmamak için, bir yerlere geç kalmamak için şimdiden zaman ayırın. Okuyun, okutun ki bizde yazabilelim…

9


Vira Bismillah... İlk sayımız ile sizlerleyiz. İyi ama biz kimiz ? Vira bismillah deyip başlasak nasıl olur?

Ve ‘neyi amaçlarsınız?’ sorusuna gelirsek, öyle elle tutulur, gözle görülür bir amacımız yok. Dergimizin adından yola Biz başlarken öyle diyelim, sizin de ‘hayırlı olsun’ dediğinizi çıkarak ‘üç-kâğıt’ falan gibi bir niyetimiz hiç yok, o konuda duyar gibiyim sevgili okuyucular. İleride de ‘ne iyi etmişsiniz anlaşalım derim size! de açmışsınız bu dergiyi’ dediğinizi duymak nasip olur umarım. Yapacağımız tek üçkâğıt zihninize, gözünüze, kulağınıza hitaben güzel paylaşımlar yaparak hayatınıza neşeli molalar Bakın gördünüz mü açılış heyecanından ‘Merhaba’ demeyi katmak olabilir. unuttuk sizlere. Haydin o zaman: Merhabalar olsun sizlere, bizlere, dağlara, derelere, ağaçlara, bulutlara, kedilere, kö- Gülümseyin istiyoruz yani! Düşünün istiyoruz! Düşünmek peklere. Canı olduğu için, canlı olduğu için şükrettiğimiz kafa acıtmıyodu neticede değil mi :) her şeye selam olsun :) Site paylaşımlarını yapacak, yazacak, fotoğraflayacak, Şimdi sizlerin ‘Siz kimsiniz?, Nerden çıktı bu dergi?, Neyi yönetecek kişiler olarak her zaman ‘değişik’ olan şeyleri amaçlarsınız?’ gibi soruların aklınızdan geçtiğini duyar yanımıza katıp yürümeyi tercih ediyoruz biz. Yani binevi gibiyim. O halde kısaca meraklarınızı gidereyim diyorum sıradanlaşanlara karşı duruşumuzu – tabi ki saygı çerbende. Uzunca bir zamandır şöyle bir dergimiz olsa, böyle çevesinde- sizleri de yanımıza katarak sergilemek isteriz. bir sitemiz olsa muhabbetlerimiz süregelmekte idi zaten. Tek yapmanız gereken hayatınıza küçük, neşeli molalar Fakat imkânlar, koşullar, hevesler gerekli olan her şey bir ‘ha katmak ve o esnada dergimize bir göz atmak. Bu kadarcık! gayret’ hissini uyandıramamıştı. Taa ki ‘haydi artık fikrimiz hayat bulsun’ diyene kadar. Bu konuda site yöneticimizin Heyecanda ve merakta kalın. ‘eline, canına sağlık’ deyip çokta deşifre etmeden böylece Takipte kalın. tadında bırakalım o halde. Bir de ‘siz kimsiniz?’ sorunuz Ama en çokta hoşça kalın. vardı değil mi? ‘Biz biziz, biz siziz’ diye işi birazda klasikliğe vurup, nasılsa zamanla ‘bizi sizleştireceksiniz’ düşüncesi Gülümsemeyi de unutmayın sevgili okuyucular… :) ile merakınızı yüksek tutalım diyorum şimdilik.

10

üçOcak 2013


sema nur da kim ? Profesyonel bir hayvanseverdir ve düzenli olarak sisteme söver. Converse’lerini, su bardağı ile limonlu çay içmeyi ve yalınayak yere basarak elma yemeyi çok sever. Yaz mevsimini çok sever. Çok konuşur, çok yazar, çok güler, çok gezer, çok sever, çok yemek yer. Fotoğraf çekmek onun kendini tedavi etme yöntemidir. En sevdiği renk siyahtır. Güney Kore’ye gitmek ister. Komiktir. Doğayı ve onunla ilgili olan her şeyi çok çok sever ve korur. Her gördüğü kediye babalık yapar. Hayata obsesif kompulsif bozukluk tanıları koyar. Ve çok sever Cemal Süreya’yı.

11


gülden ! Okumayı, gezmeyi, yazmayı, konuşmayı, soru sormayı, merak etmeyi, güneşi, gülmeyi, yeni insan=yeni dünya denklemini kurup her yeni dünya’dan yeni çıkarımlar yapmayı seven, yeni dünyaların değerlerini kendilerinin biçmesini isteyen Gülden’i çok kısa zaman aralıklarında uç iki ruh halinde bulabilirsiniz de.

12

üçOcak 2013


Buyrun benim ! Bilgisayar öğretmenliğinden mezun olmuş,657 sayısını hiç sevemeyen ama bunu istemeye sistemce zorlanmış,bir sürelik bu sistem güdüsüyle kendini güdülemiş ama kafasında birbirini öpen bambaşka planları olan İngilizce öğretmeni bir ablamız. Başlangıçlarını müzikle yapmayı seven bu değişim aşığı kadını tanımak için hani ilk önerisiyle başlasak ya? Bu metni yazarken dinlemiştir belki. (Fiddler on the green(Blind Guardian) ) Değişim demişken; hiçbir şeyin sabit kalmayacağına yalnızca şekil değiştireceğine inanır . Yok yok bu kadın Fizik sevmez. Okumayı, gezmeyi, yazmayı, konuşmayı, soru sormayı, merak etmeyi, güneşi, gülmeyi, yeni insan=yeni dünya denklemini kurup her yeni dünya’dan yeni çıkarımlar yapmayı seven,yeni dünyaların değerlerini kendilerinin biçmesini isteyen Gülden’i çok kısa zaman aralıklarında uç iki ruh halinde bulabilirsiniz de. Gerilmeyiniz, dipte biri gibi hissettiği anın birkaç akrepyelkovan sonrasında “dünyanın *en mutlu ve heyecanlı” insanı diyebilirsiniz. Uçları sever,yoğun bir oraleti,kült tatları candan sevdiği gibi. Nesnelere isimler verip onlara sık sık hitap eder. İki tiyatro oyununda, içindeki seslerden birkaçına bürünmüş; 8 ay bir müzik grubuyla sahnede kendini mutlu edip gönlünce şarkı söylemiş hanımkızımız(!?). Zaten tanışacak olduğunuz “gri çöp kovası” ile konuşmaya başladığında ise onu oradan çıkarıp,ruhunun kumaşını sertleştirecek,güçlendirecek şey ise okuduğu politik yazı,kitap dergilerle dolduğu gelişim aşkı,düşünme, çözümler üretebilme ve öğrenme hazzıdır. Psikoloji kitapları da okur sık sık. Kendine onlardan habersiz(!) kobaylar seçer,gözlemler,yazar da yazar. *Temel yapıtaşı : Sen istemedikçe hiçbir varlık kaybolmaz bir yere. *Merak eden ,sorgulayan,dinleyen,konuşan size: genzimi doldurası bir “merhaba”! * “en” yoktur”, “daha” vardır.

13


14

üçOcak 2013


15


Fatih ARIKAN

Kaç millet vardı bu ülkede ? Hatırlayamadım bak şimdi...

Az önce KAFA DENGİ adlı televizyon programını izled- Ancak ilginç olan kafamızda yer alan saçma kavramlar, im. Çok ilginç bir durum vardı programda. ve bu kavramların bizlerde oluşturduğu karmaşalar üzerine hiç de beklemediğim şekilde konuşmalar ile Böyle olmadı, daha da açıklayıcı olmak lazım: programın devam etmesi oldu. 06.04.2013 tarihinde yayınalanan ve benim “maalesef” sadece tekrarına denk gelebildiğim programda Zaten daha ilk dakkadan Hayko Bağdat ismi çok ilSelahattin Yusuf, Tarık Tufan ve Hayko Bağdat vardı. gimi çekti. Bir insanın ismi Hayko iken (Ermeni bir İsmi ilginizi çekmiştir muhakkak. Açıklayayım. vatandaşımızın Ermenice bir ismi sonuçta); soyadı nasıl Bağdat oluyor. Hayko Bağdat kendi tanımı ile anne tarafından Rum, baba tarafında ise Ermeni olan solcu bir Türk vatandaşı. Tabi programı ve sunucuları da biraz tanıyor olunca; Biraz karışık gelmiştir sizlere de. Bende sizinle aynı programın nasılda farklı bir yapı ve düşüncede devam hisleri paylaştım ilk duyduğumda. Ancak daha yeni ettiğini bilince üzerine bir de bu durum eklenince,..... başlıyoruz. Çok daha fazlası var. şeklinde uzar da uzar dikkatimi cezbeden maddeler. Kısaca tanımlarsak, programı bir sunni düşünür-yazar (Tarık Tufan), bir tasavvuf-i eğitim almış medrese eğitimi almış diyebileceğimiz düşünür-yazar (Selahattin Yusuf), ve bir de solcu gayri müslim bir arkadaş beraber sunuyorlardı. İyi de bu adamlar nasıl bir araya geldi ? Selahattin Yusuf ve Tarık Tufan zaten birlikte programın daimi sunucuları. Şu an adını hatırlayamadığım bir arkadaş daha var programda sürekli olarak. Bu arkdaşın rahatsızlanması üzerine de son dakika Hayko Bağdat davet ediliyor programa. Yani tamamen doğaçmala bir program ortaya çıkıyor. Hem sunucular ile, hem de konuşulan konular ile.

Neyse konuya dönellim. Burda aslında oturup da size programda ne konuşuldu, kim ne söyledi şeklinde bir şeyden bahsetmeyeceğim. Sadece satır aralarını, ilgimi fazlasıyla cezbeden, bir anlamda farkında olmadığımız ülke gerçeklerinden bahsedeceğim. Ben iç anadolu da doğup büyümüş bir vatandaş olarak daha önce hiç bir Ermeni kökenli vatandaşımız ile tanışmadım. Oturup hasbihal edecek şansım olmadı. Ve ben bu gün bunun benim için ne kadar büyük bir eksiklik olduğunu anladım. Bu sadece Ermeni vatandaşlarımız için değil, diğer ( adetttendir 72 millet denir ) 72 milletten vatandaşlarımız için de geçerli.

Neler konuşulmadı ki programda. Tabi başlangıç olarak Hayko Bağdat’ın etnik karışık kökeni üzerinde duruldu haliyle. Sonrasında Selahat- Sadece benim içni de değil. Gündemi takip etmeye tin Yusuf bürokrasinin halkımız üzerindeki gereksiz çalışan, ya da az da olsa bir şeylerin farkında olmak saçma etkilerinden bahsetti. Ardına Tarık Tufan her için çaba gösteren herkes için geçerli. zamanki gibi ideolojiler üzerine kısa konuşmalar yaptı. Ne kadar çok bakış açısını, ne kladar çok farklı insanı, Her zamanki gibi diyorum, çünkü uzunca süre başka görüşü dinlerseniz, biraz olsun onları anlarsanız (kabul bir televizyon kanalında Tarık Tufan, Selahattin Yusuf etmek zorunda olmadan ) o kadar iyi görüyorsunuz ve İsmail Kılıçaslan’ın yaptığı Meksika Sınırı programını etrafınızda olanları. takip etmiştim. O programdan sunuculara aşinalığım var. 16

üçOcak 2013


Hele ki ülke gündeminden bahsediyorsak bunu o ülkede yaşayan (yine mübalaa ile) 72 milletin gözünden de göremiyorsanız anlayamazsınız. Komşunuzu, eşinizi dostunuzu anlamadan bakarsanız sadece bencil bir bakış açısı kazanırsınız.

meden geçemeyeceğim. Bu ülkede yaşanan acılardan, yapılan yanlışlılardan bahsedilirken Selahattin Yusuf şöyle bir söz kullandı ve Hayko Bağdat’ta ona bir cevap verdi. Bu konuşmayı da sizlerle paylaşmak isterim.

Bu kadar anlattım, yazdım diye sanmayın ki Hayko Bağdat’ın tüm düşüncelerini beğendim, tüm düşüncelerini kabul ettim. Çok faklı olduğumuz konular var tabiki. Hatta büyük tartışmalara girebiliriz. Ancak ben bu gün iyi bir şeyleri de gördüm. Hayko Bağdat’ın benim için de en önemli konulardan biri olan türban konusunda bana ne yakadar yakın görüşlerde olduğunu da gördüm. Keze ben de onun Lozan’da kazandığı hakların gayet gereksiz ve yersiz olduğunu düşünüyordum. O da bu konuda benimle aynı fikirde olduğunu belirtti.

Selahattin Yusuf: Bu ülkede yönetimler tırnak içinde belirtmek gerek “beyaz sunni müslüman“ olanlar için bir şeyler yaptığını iddaa edip durdu. Bu bahsettiğin adam teoride benim heralde. Ancak ben benim için yapıldığı söylenen, benim rahatım için yapılan hiç bir şeyin farkında olamadım. Ben bu kadar şey yapılmasına rağmen hiç rahat ve huzurlu olamadım. Kaldı ki beni de yine bebim rahatım için sürekli rahatsız etti, kısıtladı.

Hayko Bağdat: Yani ikimizinde birbirimizden en beklemeyeceği ko- Burada asıl zararlı çıkan, en çok zarar görende sen nularda fikir birliğine vardık bile. oldun zaten. Çünkü ne yaptıysa senin adınla, senin adını kullanarak yaptı. Herkese senin adını verdi. Seni Şimdi programa geri dönelim. suçlu ilanetti. Hayko Bağdat ve Selahattin Yusuf programda iki küçük hikaye anlattılar ve benim de çok hoşuam gitti, sizler- (not: tam cümleler böle değildir tabi. Ben aklımda le paylaşmak istedim. kaldığı kadarıyla aktarmaya çalıştım. Sürç-ü lisan affola. Hayko Bağdat’tan dinlediğimiz hikaye; Tehcir başladığında artık son gün, herkes yola çıkmaya Bir de dipnot. : Hayko Bağdat ve Yahudi asıllı bir hazırlanıyor ancak yaşlı bir amca tarlada tohum eki- vatandaşımız birlikte bir de radyo programı yapıyorlar. yor. Çocukları torunları geliyor onu götürmek için an- Ve bu programa parti genel başkanları, bakanlar gibi cak adam gitmiyor. üst düzey siyasetçiler de konuk olarak katılıyor. “Durun” diyor. Daha işim bitmedi. Bitireyim gideriz“. Bir Ermeni, bir Yahudi ve bir Türk aynı radyo Çocukları adama sesleniyor ; “baba gidiyoruz zaten programında. neden uğraşıyorsun.“ Kendi deyimiyle “fıkra gibi“. Bence : “çok iyi“. Adam cevap veriyor: “Biz gidiyoruz ama başkaları gelecek, toprağı kullacanak. Toprağın bereketini kaçırmayalım. Bitireyim işimi gideriz.“ Selahattin Yusuf’dan da bir hikaye; “Konar göçer toplumlarda bir adet vardır. Bir yerden bir yere giderken arada durup dinlendikleri, konakladıkları yerlerde yemeklerini yer, dinlenir yola tekrar çıkarkende kullandıkları kaşıklardan, kepçelerden bir kaçını orada ağaç kovuklarına ya da benzer yerlere bırakır öyle yola çıkarlar. Çünkü bellidir, orası bir uğrak bir durak yeridir. Ve muhakkak başkalarıda onlardan sonra gelecek oarada dinlenecektir. Onlar içindir bırakılan kaşıklar kepçeler. “ Hikayeler ne kadar ince düşünceli insanlar olduğumuzun, ne kadar başkaları için de bir şeyler yapmaktan hoşlandığımızın göstergesidir. Başka söze gerek kalmadı sanırım. Bir de dikkat edilmesi gereken bir noktadır, söyle17


M. Tayyib KAYNAR

Gündem Dershane

Bu aralar gündemi belirleyen en önemli ve en güncel siyasi gündem dershaneler.Dershanelerin kapanmasına yönelik siyasi iradenin kararından sonra Nur cemaati ayaklandı. Cemaat uzun zamandır iyi ilişkileri olan AKP hükümetine saldırıya geçti.Dershanelerinin kapanmasıyla mı başladı cemaat AKP ilişkilerinin bozulması? Hayır !

sopası yok mu denmeli? Şimdiye kadar size akp-cemaatchp ilişkilerinin nereden nerelere geldi nasıl geldi onu anlatmaya çalıştım.Şimdi de dershaneler kapatılmalımı kapatılırsa ne olur onu anlatmaya çalışacağım. Dershaneler bence de kapatılmalı hiçbir ülkede milli eğitimden başka eğitim veren başka bir kurum yoktur.Biz de sorun şu milli eğitimimiz o kadar kötü ki dershanelere çocuklarımızı eski parayla milyarlar vererek göndermek zorunda kalıyoruz.Milli eğitimde verilen derslerle LYS , ÖSS ne derseniz artık sınavda başarılı olma yüzdesi çok azalıyor. Ya eğitimi düzeltin dershaneleri öyle kaldırın ya da sınav sistemini kaldırın okul not sistemine geçin.Okul not sisteminde de şöyle bir sorun var özel okullar not şişirir mi? , öğretmen rüşvet yer mi? , torpil döner mi? Vb. Bir çok çelişki var bunu eğitimci olmayan milli eğitim bakanlarımızdan beklemek abes olmakla birlikte milli eğitim bakanlarımızın hiç birinin eğitimci olmaması da abese teşkil niteliğindedir. Çare Drogba deyip demogojimi yapsak ne yapsak da bu eğitim sistemini düzeltsek.Bir çok çalıştay yapılıyor soruyorum eğitim çalıştayları oldu mu hiç? Olduysa bu çalıştaya katılan eğitimci insanlar çocukların çıkarını mı, devletin çıkarını mı gözeten insanlar? yoksa Fetullah hoca cemaati gibi kendi çıkarlarını gözeten insanlar mı soruyorum? Demem o ki dershaneleri kaldır eyvallah ancak önce eğitim sistemi bir hizaya sokulmalı.Her yıl sınav sistemi değişiyor ve çocuklarımızı bu sistem değişiklikleriyle maymuna çeviriyorlar.

Cemaat AKP savaşı özel yetkili mahkemelerin varlığı döneminde MİT başkanına yönelik cemaatin insanlarından olan özel yetkili savcı tarafından mit başkanını soruşturma ve ifade için makamına çağırmasıyla başladı. Sonrasın da emniyet de görevli cemaatin insanlarına yönelik tasfiye başladı.Bir darbe de dershaneden alınca cemaat AKP ye savaş açtı.Düşünün nur cemaati Allah rızası için hizmet veriyoruz derdi hep ancak bunun aslında hizmet değil çıkar olduğu gün be gün ortada. Maddi çıkarlar için devlete baş kaldırabilen bir cemaat Allah rızası için hizmet düsturunda bulunabilir mi?Bu günlerde bir de gündeme mitin içinden birileri cemaat insanlarını fişliyor diye haberler yayılmaya başlandı.Amaç temizleme operasyonuysa ben devletin çıkarlarından çok cemaatin çıkarlarını düşünen insanların temizlenmesine tam destek veririm.Bir de olmaz olmaz deme diye Türklerde bir laf vardır.İşte bu ikilemeye gönderme yaparak diyorum ki CHP ve fetullah hoca cemaati bir araya geldi .Geçen gün S haberi izliyordum.Zaman gazetesi genel yayın yönetmeni sayın Ekrem dumanlı dedi ki bu ülkede en azından ne olduğu belli tek bir parti var o da CHP’dir.Bu konuşmadan 2 gün sonra gündeme CHP Cemaate görüşme talebinde bulundu ve CHP cemaat yakınlaşması başladı. Ben yaparsam olur kafasıyla değişim olmaz olsa da değişim zararlı bir değişim olur.Atalar demiş ki giden geleni aratır. Ben muhafazakar bir aileden gelmekteyim siyasi görüşüm Yani ben derim ki radikal kararlar alacaksan önce bunun liberalizmdir.Muhafazakar aileler solcular birbirine alt yapısını yaparsın ondan sonra icraata dökersin.Derdüştümü hep şunu demişlerdir ; “Allahın sopası yok işte shaneleri kaldırıyorsan önce alt yapıyı yap sonra kaldır! birbirinize düşürdü sizi” derler.Cemaat akp ye saldırıyor akp cemaate şimdi muhafazakarlar birbirine düştü buna ne demeli Allahın sopası yok mu denmeli yoksa KARL MARX’ın

18

üçOcak 2013


19


Tek “y“ ile Cemal SÜREYA 1931 Erzincan - 9 Ocak 1990 İstanbul,

20

üçOcak 2013


21


Sema Nur YANIK

Gökyüzümün Zirvesidir: Cemal Süreya

Bazen onu diğer okuyucularından kıskandığım bile oluyor. Nasıl olur diyorum, nasıl olurda onca insan canım şairimin o eşsiz duygularına böylesine ortak olabilir, nasıl anlayabilir onu olduğu gibi! Binevi kıskançlık tripleri ama siz bakmayın bana Cemal Süreya’severler, biz onu ne kadar çok seversek sevelim, o hep çok daha fazlasını hak etmiyor mu? Şiiri başkalaştırıp, harfleri kırlara çıkarıp, kelimelerine papatya kokuları yükleyerek her zaman ruhumuza bahar getirdiği yetmiyormuş gibi, bir de seslendirdiği o bambaşka şiirleri ile dinledikçe kulaklarımıza onun sesini Kimden mi bahsediyorum sevgili okuyucularım? Beni daha çok tıkamamızı sağlamıyor mu? tanıyan, bilenler çoktan anladı tabii canım üstadım Cemal Süreya’dan bahsettiğimi. Pek çoğunuzun da bildiği üzere ‘İkinci yeni bir güvercin curnatasıdır. Ben alçaktan uçuyo9 Ocak Cemal Süreya’nın ölüm yıldönümü olması nedeni rum. Avcılardan değil, arkadaşlarımdan korktuğum için.’ ile birçok sosyal platformda Cemal Süreya haftası olarak diyor ya benim canım üstadım, o ne kadar alçaktan uçarsa ilan edildi bu birkaç hafta. O kadar çok seveni, o kadar çok uçsun benim gökyüzümün zirvesi onun uçtuğu noktadır. özleyeni var ki nerde Cemal Süreya ile ilgili bişey görsem, Onun satırları ile güneş gülebiliyor çünkü bana. Onun duysam, okusam iki gözüm buğulanmış şekilde içerilerim- satırları ile ansızın kış gelip, yoğun kar nedeniyle ruhumun den öyle derin ‘ah’lar çekiyorum ki. Bir kerecik diyorum, yolları kapanabiliyor. Ya da ansızın yağan yağmurlar ile bir çerkez mızıkasının aklıma düşmesi bir oluyor. Ve ben bir kerecik görebilseydim! her zaman savunduğum ‘şiir başka, ikinci yeni başkadır’ Ve Turgut Uyar üstadın bu sözlerine de katılmamak müm- görüşümden yola çıkarak Cemal Süreya’nın benim için kün değil dostlar: ‘Cemal Süreya ölmüş diyorlar ilahi az- bambaşka olduğunu anlatmaya çalıştım sizlere dostlar. Bu konuda hiç kimseyle anlaşmaya varmak gibi bir niyetim rail. Cemal Süreya ölür mü hiç!’ yok. Başka olan bambaşkadır :) Onunla ilgili duygularım, sevgilerim, saygılarım, anılarım, birikmişliklerim öyle çok ki aslında, ona dair ne zaman Ve son olarak derin bir ‘aah’ çekiyorum. ‘Aah’ diyorum ‘bir bir iki satır yazmak istesem korkarım. Korkarım çünkü kerecik görebilseydim!’ ya kalemim hislerime tercüman olamazsa ya kalemimin yetersizliğinden ötürü yazma eylemi ile arama mesafeler Hepinize sevgi dolu, Cemal Süreya sevgisi dolu, şiir sevgisi, girerse! Olur da ya sonunu getiremezsem yazdıklarımın! edebiyat sevgisi dolu bir hayat diliyorum ve bir sonraki CeYazma eylemimin en destansı konusu ‘Cemal Süreya’ ol- mal Süreya köşemde görüşmek üzere diyorum dostlar. unca tatlı endişelerimin yersiz olmadığını, onun kalbimSağlıcakla kalın. deki, gönlümdeki yerini bilseniz anlardınız beni dostlar. Gülüşüm oldun, iç huzurum oldun, özgürlüğümün bir parçası oldun artık. Okumaya kıyamadığım kitaplarımın en kıymetli şairisin, yazarısın. Nasılda güzel bir yerin var hayatımda ve nasılda içlidir senin tüttürdüğün sigara dumanı. Dumanın dizelerine karışması gibi bir bakıma sendeki sevda sözleri. Bir güvercinin uçuşuyla, yazdığım bir mektubun son buluşuyla, şapkamı dolduran çiçeklerle sözgelimi. Frigya adında bir kadının saçlarını uzatışıyla hep aklıma düşensin, hep aklımı sevindirensin.

22

üçOcak 2013


23


24

üçOcak 2013


25


26

üçOcak 2013


27


Fatma ACAR

VUSLATA BIRAKMADAN ÜMİTLERİ

Oysa ölümün sıcak nefesi ensendeyken yaşamalı hayatı, delice, ertelemeden , korkmadan... Hiç anlamam neden erteler insanmutluluğu, aşkı,hayatı Yeri geldiğinde ağlamalı hıçkıra hıçkıra ama sonunda o ve birçok şeyi… yaşları silmeyi bilmeli ve ne olursa olsun “Ben de varım hayat!”demeyi . Bin defa kırılsa da kalbi tamir etmeli,iyi Kim bilir belki de kazanmadan kaybetmeyi düşünüyor niyetle gülümsemeli insanlara,yenilmemeli hayata ,köt insan… ülüklere,yalanlara,ihanetlere… Oysa ölümün sıcak nefesi ensedeyken yaşamalı hayatı Ucundan da olsa yakalamalı hayatı,ölümüne saniyeler de delice,ertelemeden,korkmadan… kalsa tutmalı sevdiğinin elini ve hiç ölmeyecekmişçesine söylemeli sevdiğine sevgisini ,insan savaşmalı Sevmeli insan delice bir kuşu,bir yıldızı,bir çiçeği,bir kaybedeceğini bilse de kötülüklerle,içindeki çocuğu taşı,bir bebeği ya da bir sevgiliyi.Tutunmalı hayata öldürmemeli, yağmurda ıslanmanın,bir şekerle mutlu ,bırakmamacasına sarılmalı sevdiğine ,saklamamalı olmanın zevkini yetmiş yaşında da olsa tatmalı,düşme hayallerini geleceği belli olmayan yarınlara… ihtimali olsa dakoşmalı hayat yolunda ve düştüğünde yeniden kalkıp daha bir hızla koşmalı mutluluğa dizleri Sonu ayrılık olsa da,acı çekmek olsa da yaşamalı kan içinde … yaşayabildiği her dakikayı mutlulukla… Dedim ya; delice yaşamalı insan hayatı korkmadan,dolu Bir simiti paylaşmalı,bir bankta oturup denizi seyret- dolu Vuslat’a bırakmadan ümitlerini… meli ,hayatı sonuna kadar içine çekmeli ve yürek dolusu “ohh”demeli. Sonunda ne olursa olsun o anı yaşamalı,ardına baktığında”keşke”bırakmamalı hayatında, bırakmamalı ümitlerini. ”VUSLAT KÖPRÜSÜNE”! Anında yaşamalı hayatı.Ne olursa olsun mutlu olmayı bilmeli,sorgulamadan yaşamalı ve içinde ufak da olsa bir ışık yakmalı insan,hiçbir rüzgarın onu söndürmesine izin vermemeli… 28

üçOcak 2013


29


30

üçOcak 2013


31


Fatih ARIKAN

Muhalif bir adamın kısa hayatı...

Muhalif dediğin böyle olur. Tüm dünyada gelmiş bahsederken ülkemizdeki üniversiteleri kastetmediği de aşikar. Neyse o konuya başka bir zaman değiniriz. geçmiş en büyük muhaliflerden birisi. MALCOLM X Düşünün, onca zorluk, onca kirlilik içinden birileri Ben yaşlardakilerin çok az duyduğu bir şeydir sizi alıyor ve İslam ile tanıştırıyor. Ama bildiğimiz Amerikada, kendi içinde bir düşünce doğsun, İslam’ı düşünmeyin. Kendi dini ile demek daha sistem karşıtı. Bir muhalefet olsun içeriden. Kendi doğru olacaktır. Kendi peygamberliğinde kendi parlementolarında yaşanan çıkar kavgaları, gös- dini ile tanıştırıyor. Tabi kardeşinin katkılarını da termelik muhalefetlerden bahsetmiyorum. Tam ve unutmayalım. güçlü bir muhalefetten bahsediyorum. Burdan biraz da Eliah Muhammed isimli şansa Kitleleri harekete geçirecek; meşhur AMERİKAN değinmem gerek ama ondan bahsetmek hiç de içimÖZGÜRLÜĞÜNÜN (!) aslında bir özgürlük olmadığını den gelmedi. Yazıyı tatsızlaştırmaya pek gerek yok. tüm gücüyle haykıracak bir ses, bir düşünce. Kısacası Eliah bizim Maolcolm’u sıfırdan alıyor ve bir Bazılarımız MALCOLM X ‘i Müslüman bir düşünür şey haline getiriyor. Bir birey haline getiriyor. Hem olduğu için seçtiğimi, ve abartılara yer verdiğimi dini liderlik, hem de babalık yapıyor bir süre. düşünebilir. Ancak ilerleyen sayılarımızda da göreceksiniz ki bu sayfalarda düşünceleri çokça farklılık Peki burda bir soru ! gösteren, her düşünceden insanla karşılaşacaksınız. Siz olsanız size bu kadar sahip çıkan, neredeyse Yanlış düşüncelere kapılmayın. babalık yapan; üstüne üstelik dini lideriniz olarak da Bir yerde okumuştum ; “Zengin adam sosyalist olmazi kabul ettiğiniz birisine muhalefet edebilir misiniz ? komünist ya da başka bir şey olmaz. Kapitalist doğar, Ben başaramazdım herhalde. Etrafındaki binlerce müridi de başaramadı zaten. kapitalist ölür. “ Malcolm buna bir örnek.

Peki siz ?

Zorlu bir hayat ve sonrasında 7 yıl hapishane. Ancak Tabi burada Afrika ve Hac seyahatleri de çok etkili hatıralarından ve sözlerinden de anlıyoruz ki Mal- oluyor. Asıl İslam’ı tanıma şansı oluyor. Gerçeği görme colm için başına gelebilecek en iyi şey hapse düşmek şansı oluyor. olmuş. İzleyenleriniz vardır MALCOLM X filmini. Sözde “Bir insanın düşünmeye ihtiyacı varsa gidilebilecek Maolcolm’u anlatan, saçma sapana sahnelerle en iyi yer ya üniversite ya da sonrasında hapishane- süslenmiş sinematografisi güzel ama ilk 50 dakkası dir.” Sözleriyle anlatıyor Malcolm o yılları. Tabi bura- boş filmi. da düşünülebilecek mekanlar olarak üniversitelerden

32

üçOcak 2013


Doğru duydunuz. İlk 50 dakikayı 6-7 dakikada özetleye- Hatta bu soyutlama işini o kadar abartır ki kendi bilirim size. Film Malcolm’un hapse düşmesiyle içerisinde dahi çatlak seslere, düzene aykırı hareketlere başlıyor. Öncesini fazlaca abartılı ve boş sahnelerle izin vermez. doldurmuşlardı. Şimdi diyeceksiniz ki : “arkadaş dünyanın en özgür Özellikle halka sesleniş sahneleri etkiliydi filmde. Ancak en demokratik ülkesinden mi bahsediyoruz ?” Evet. benim aklımda kalan tek bir sahne var. Filmin koptuğu Dünyanın (sözde) en özgür en demokratik ülkesinden bahsediyoruz. sahne. İzleyenler de hatırlayacaktır; Bir siyahi tutuklanır, tabi tutuklanırken de fena halde darp edilir. Ancak bir kişilik sayılmadığı, insan yerine konulmadığı için de hiçbir müdahale yapılamdan, hastane doktor yüzü görmeden nezarete atılır. Maolcolm bunu haber alır ve bir örnek hareket eden bir grup genç siyahi ile karakolun kapısına dayanır. Tabi dışarıda nasıl bir kalabalığın olduğunu bilmeyen polis pek de önemsemez karşılarına dikilen adamı. Ancak sonrasında işler değişir.

Siz o özgürlük abidesi ülkede cumhuriyetçiler ve demokratlar dışında bir parti, bir oluşum, ya da bir fikir hareketi duydunuz mu ? Duyamazsınız… Mesela işleyiş bakımından sosyal bir devlet olan Amerika’da sosyalist olamazsınız. Gerçi olsanız da bir harekete dönüştüremeyeceğiniz için bir işe yaramaz.

Velhasıl, böyle bir ülkeden bahsediyoruz. Rejime karşı gelmek, bir kıvılcım yakmak bu kadar zor. Ve Malcolm Bu düzenli kalabalık ve arkdasında toplanmaya bunu başardı. başlayan gayri nizami kalabalık, atılan sloganlar ile birlikte poliste bir heyecana ( korku daha doğru olacak Peki sonuç da başarılı oldu mu ? burada ) yok açar ve tutuklu arkadaş hastaneye sevk Başarısız olsa daha hareketin 1 yılı dolmadan suikaste uğramazdı. edilir. Malcolm’dan kalabalığı dağıtması istenince de cevap Birde dipnot : Malcolm’e suikast ile yargılanan bir arkadaşımız şu an gayet güzel olur ; Amerika ‘ da bir camii de camii başkanıdır.. Biri ironi mi - “Onlar disiplinli Müslümanlar. Hiç kanun çiğnemediler. dedi ? Bence çok daha basit. Kapitalist Amerikan düzeni için Malcolm ; “Irkçılık olmadan kapitalizm olmaz.” Henüz !” - “Peki ya onlar ?” ( arkadaki gayri nizami kalabalığı Diyordu. Irkçılık demek illa ki Amerika’da zenci olmak değil. Bu gün sömürülen afrika da demek. Biraz geniş göstererek ) bakalım bu olaya. - “Onlar senin baş ağrın yüzbaşı ” Tek bir el hareketi ile kalabalığı dağıtan Malcolm’un “Amerikan rüyası görmüyorum, Amerikan kabusu görüyorum” diye haykırabiliyordu kürsüden. gidişi sırasında yüzbaşının yorumu ; O yılları düşünün, Üzerinizde oluşacak baskıları düşünün, Neyse, konu çok dağıldı. Toparlayalım. Amerikanın Bir de üstüne bir “zenci” olduğunuzu düşünün. en etkili gücü savaşı hiçbir zaman kendi topraklarına Zor bir hareket, çok zor. taşımıyor olmasıdır. Tıpkı bir zamanlar İngiltere için olduğu gibi. Kıta farkını kullanarak kendini dünyadan Malcolm u en iyi özetleyen cümlesi ise bence : soyutlar. Her ne kadar dünya kendini Amerika’dan bir “barışçıl olun, kibar olun, saygılı olun. Kurallara uyun. Fakat birisi size dukunursa onu mezara gönderin.” türlü soyutlayamasa da. - “Bu kadar güç bir adam için fazla”

33


Bir taş at.

Terle.

Bir fıkra anlat.

Bir taş daha at.

Sahte belge düzenle.

Bir plan yap.

Bir şiir ateşle. Bir yumruk yükselt. Bir bildiri bastır.

Bir ümit ışığı gör.

Sesini yükselt.

Bir kanun kaçağını barındır.

İsmini değiştir.

Bir çocuk yetiştir.

Bir yara sar.

Bir teoriyi test et.

Bir maske tak.

Bir dosta sevgi göster.

Bir dogmaya meydan oku.

Duvara bir slogan yaz.

Silahını temizle.

Korkunu kullan.

Şehitleri an.

Hakikati söyle.

Bir damla gözyaşı akıt.

Bir hayal kur.

Bir miting düzenle.

Haritayı incele.

Bir barikat kur.

Arkanı kolla.

Hainlerle hesaplaş.

Tarihine sahip çık.

Gökyüzüne bak.

Ağırlığını hakkıyla taşı.

Sokaklara sahip çık.

İz bırakma.

Biraz daha ağırlık kazan.

Bir slogan at.

İşçilerden öğren.

Sevmek için mücadele et.

Bir kurşun at.

Bir yoldaşa öğret.

Sevdiğini bir daha söyle.

Bir tohum ek.

Bir hücreyi ziyaret et.

Sınırı aş.

Bir ateş yak.

Bir savaş esirini kurtar.

Bir cam kır.

FBI’ın gizli dosyalarını çal. Kendi kalbini çal. Parolayı aklında tut. Bir aynasızı silahsızlandır. Bir füzeyi çalışmaz hale getir.

34

üçOcak 2013


35


Sema Nur YANIK

Şimdiki Çocukların Yüzünde Sokak Lekesi Yok!

Oysaki hepimizin bacağında, kolunda, yüzünde herhangi biyerinde, sokaklarda delicesine koşturarak oynadığımız dönemlerden kalma bol neşeli anılarımızı taşıyan izlerimiz vardır. Ne de çok severim böyle insana karakteristik özellikler kattığını düşündüğüm o izleri! Hele ki yüzünün kuytu köşesine saklanmışsa suskun bi çığlık gibi derin anlamlarını haykırır durur karşısındaki insana..

bulaşsın bana hiç umrumda değil sarılmak, onların içten en derinden sevgilerini hissetmek istiyorum! Sahi hala varmı ki böyle mahallelerde böyle çocuklar! Herkesi ayrı ayrı tanımadığımız bidolu içten insanla paylaşılabilecek bidolu şeyimiz varken… Neyse işte..

Duygusu büyük mısraları küçük dizelerimle noktayı Ama artık yeni nesil çocuklarını sokak anılarından koyup bikaç çocuk bulup ‘kutu kutu pensee’ oynayaalıkoyan teknoloji onları ileride bakıp anılarını ma gidiyorum ben! Darısı başınıza :) hatırlayacağı derin izlerden mahrum bırakıyor işte.. Zamane çocukları zaten çocuk gibide değiller, ne Çocuk kalabilseydim hala, yüreğimde küçük korkuiçler acısıdır bence bu gidişat…! larla, Düşerim yada ellerim acır diye korkular... Ama artık çocukluk sadece içimde, Sadece umarsız Ben artık yaşadığımız şehirlerin köşe bucak mahal- gülüşlerimde, Yüreğimde sonsuz endişe, ellerimde lelerinde, mahallenin gide gele yollarını törpülemiş ise büyük umutlar var artık... insanlarının var olduğu yerleri merak eder, özler oldum. Farkındayım farkındayım; bu kızı yeniden küçültmeliyim! O insanlar çocukluğunu geçirmiştir o mahallede, gençliğini ve hatta yaşlanmış artık derman kalmamıştır bacaklarında törpülemeye yolları.. Sonra bide donu düşük çocuklar vardır, sümükleri kurumuş burun kenarlarında, sokaklarda oynamaktan üstü başı kir içinde kalmış ‘ebe sobeeeeeeeeeeeeeeee!’ diyerekten bağıra bağıra oynadıkları oyunun mutluluğunu gözlerinin taa içinde görebildiğimiz çocuklar.. İşte ben bi köşebaşından dönüp öyle bi mahalle keşfedip o çocuklarla kucak dolusu sevgiler paylaşmak istiyorum. Oyunlarına ortak olup birlikte ‘ebe sobeeeeeeee!’ diyerek bağırmak istiyorum. Kirleri, sümükleri 36

üçOcak 2013


Lepra

topu uzak arsaya kaçmış bir çocuk olarak karşındayım, benim ağzımdaki şekere benzer dualar ederim tatlı, yapışkan çabuk biten diş çürüten hafriyat çamurundan telsiz yapan bir çocuk olarak karşındayım, benim kirlenen ellerimle bile seni özleyebilirim küçük, uzak özensiz bulduğu her parayla bakkala koşan bir çocuk olarak karşındayım, benim aldığım en büyük hazzı seninle paylaşabilirim iç içe ve yüksek hızlı ve gergin kolay gelen, eşsiz çayını açık içen bir çocuk olarak karşındayım, benim büyüklere görünmeden bi sigara yakabilirim

seninle ya da sensiz öksürüklerle düzensiz okumaya erken başlayan bir çocuk olarak karşındayım, benim bu zeki gözlerimle seni öpebilirim titrek ve ışıltılı dalgın ve unutkan bedelsiz basamakları atlayarak çıkan bir çocuk olarak karşındayım, benim dengemi kaybedersem sana düşebilirim sağlıksız ve korkulu çekingen, kırık dolu sahipsiz kelimeleri yutarak konuşan bir çocuk olarak karşındayım, benim ağzımı tamamlayabilirsen çok teşekkür ederim Müşir Fuat

37


38

üçOcak 2013


39


Gülden YURTSEVEN

Gri çöp kovası Renkler içindeki en nötr olanı, en kayıtsız, içinde en çok şeyi barındırıp kimseye yansıtmayanı,bakıldığında hiçbir şey hissettirmeyeni. Kırmızının çekiciliği,mavinin huzur vericiliği beyhude. Bazen ihtiyacı olanın ne olduğunu da bilemez. okuması gereken metinler,aranması gereken söz verilmiş isimler,dönüp kapağını açtığında ona kucak açacak canlılar;kırılmıştır kapağı. Yalnız hisseder fakat bunu paylaşmak için gelip pedalına basıp kapağını açıp içine bakacak insanları da istemez bir yandan. İçindeki yemek artıklarından kendine pay çıkarmak isteyen karıncalar ona yeterince eşlik ediyordur. Denize dönüktür yüzü de üstelik. Tam da o an, ne parıldayarak evrene selam veren ışıklar ne de özgürlüğü simgeleyen ayın gülümsemesiyle hayat bulan sakin deniz anlamlı gelir ona. Özler de ama nafile. Çöp kovası deyip geçme.Ne de olsa ‘iyi yola oturmuşsan o kayaya kızmak da beyhude’’, denizci kayaya kızarken gemisini tamir etmeyi öğrendiyse kayaya kızmak niye?’ Azad edilmesi gereken her vicdan azabıysa oturur onun poşetlenmiş bedenine.’Bir gün’ der hep, ‘Bir gün’. Sabah olacak o poşetten kurtulduğunda yine oturacak umut. Hep o demir korkuluğun yanında bekleyerek.. Huzurlu geceler gri çöp kovası.

40

üçOcak 2013


41


Fatih ARIKAN

Neden blog tutuyorum / tutmuyorum ?

Günümüz dünyasının sanal günlükleri. Bloglarrrr….. Neden blog tutuyorum sorusuna verilebilecek bir yanıt yok aslında. Blog tutan hiç kimse şu yüzden blog tutuyorum diyemiyor. Tıpkı günlük tutan birinin neden günlük tuttuğuna bir yanıt verememesi gibi.

ihtiyacınız yok. Günümüzde internet işlerimizin hiçbiri için bilgisayara bağımlı değiliz artık. Blog dada bu böyle . İnternete bağlanabileceğimiz bir cep telefonu ile her yerden blogumuza yazı ekleyebilir ya da başkalarının bloglarını takip edebiliriz.

Eski nesil günlükler saklanır başkalarına okutulmaz. Hatta gösterilmezdi bile. Kendi hallerinde öylece beklerlerdi. Ama bloglar öyle değil. Okunur okutulur. Ne kadar okunursa o kadar iyi olur. Hatta okuyanlar altına yorum bile yazabilir.

Blog takip etmek de blog tutmak kadar önemli. Başka blogları takip etmek kendi blogunuzu daha iyi yapmak için fikir sahibi olmanızı sağlar. Üstelik takip ettiğiniz blogları sizi takip edenler de görebilir ve ziyaret edebilir.

Blog teknik anlamıyla “teknik bilgi gerektirmeden, istenilen bilgiyi istenilen şekilde yazan insanların oluşturduğu internet günlüğü” dür. Yani blog tutmak için teknik bilgi gerekmediğine göre teknik anlamını da bilmemiz gerekmiyor. Biz “blog” demeye devam edelim.

Blog açmak istiyorum nasıl açabilirim gibi soruları bana değil sekreterim google a sorun. O benim adıma cevap verecektir.

Blog lar için pek çok ücretsiz hazır şablon bulunmakta internet dünyasında. Hatta blog aldığınız sitelerde size bu imkanı sunuyor. Yani kodlama bilmenize gerek yok. Yazıyor olmanız blog tutmanız için yeterli. Ama html ve css den anlıyorum derseniz sayfanıza müdahale imkanınızda var.

Buraya kadar yazdıklarım blog mevzuundaki genel bilgilerden ibaretti. Şimdi bu işin ilginizi çekecek kısmına geçelim.

Blog dan para kazanılır mı? Tabiî ki kazanılır. Google sağ olsun demek gerekiyor burada. Blogunuza reklam ekleyerek bu reklamlar için tıklama başına para alıyorsunuz. Tabi hatırı sayılır paralar kazanabilmek için ziyaretçi sayısı yüksek bir blog oluşturmak, ilgi çekBloglar sadece yazılardan oluşmuyor tabi. Resim- mek gerekiyor. ler videolar da eklenebiliyor. Ancak boyutu önemli. Resimlerde bir sorun olmasa da videoları blog a Blog unuza reklam alabilmek için www.google. eklemek yerine video paylaşım sitelerine ekleyip com\adsense adresine üye olmanız yeterli. oradan link atılarak blog a eklenmesi sağlanabilir. Sonrası için gereken bilgi bu adreste mevcut. Tabi kendi alanınız varsa durum farklı. Bloglara yazı eklemek ya da okumak için bilgisayara 42

üçOcak 2013


Tabi google den hatırı sayılır paralar kazanmak üzerine makaleler yazan Pete dünyanın en zengin için bir çok yolda var. Sitenizin popülerliğini blogcularından biri. artırmak gibi. Bunu yapabilmek için de SEO eğitimlerini izlemenizi tavsiye ederim. Aylık ortalama 10 milyon ziyaretçisi olan Pete in blog u dünyanın en karlı blogu olarak da yerini Gelelim blog işinden gerçekten büyük paralar aldı. Pete in sadece blog u değil yazı yazdığı her kazanmış; farklılık yaratmış kişilere. Burada aylık yer tıklanma rekorları kırıyor. Pete in Twitter da birkaç milyarlık gelirler elde etmiş insanlardan 1.7 milyon takipçisi bulunuyor. bahsetmeyeceğim bile. Konumuz milyon dolarlar. Pet e aynı zaman da bir iş veren konumunda da bulunuyor. Blog u için tam zamanlı 15 personel David KARP çalıştırıyor. www.tumblr.com “Yahu hep yabancı hep Amerikalı hep İngiliz David henüz 23 yaşında mikro blog u yarattı. yapıyor bunları zaten. Bizden hiç örnek yok ki” Twitter dan daha kapsamlı ama blog yazmak ka- demeyin. Bizde de var. dar yormayan ya da facebook kadar karmaşık olmayan bir şey arıyorsanız mikro blog yada Volkan YILMAZ David’in deyimiyle “tumblog” tam size göre. ve Saz Arkadaşları Üstelik kullanıcı adınız değil direk olarak blog ad- www.wolkanca.com resiniz oluyor. Müzik ve video yükleme için de alan hesabı yapmanıza gerek yok. Wolkanca Türkiye nin en çok tıklanan blogları arasında. 40 bin kullanıcı ve yaklaşık 45 bin konu David ilginç hayatlara sahip dahiler gibi bir hay- ile(konu sayısı her geçen gün artıyor) geniş bir ata sahip. Ama daha da ilginci 17 yaşında Tokyo blog. Tasarımı da oldukça sade ve güzel. Volkan da bir şirkete üst düzey yönetici olmak için iş baş bu siteden milyon dolarlar kazanmıyor tabi. Buvurusu yapabilecek kadar da çılgın biri. nun nedeni sayfanın sadece Türkçe olması. Yani sadece Türkiye ye hizmet veriyor. Bu yüzdende Ve bu çılgın adamın mini blog u yaklaşık 5 mi- milyon dolarlık tıklamalar yakalayamıyor. Ama lyon dolar değerinde ve her geçen gün değerini yinede hatrı sayılır rakanlar kazanabiliyor. katlıyor. Mobil kullanım açısından da diğer tüm sosyal ağ siteleri ile yarışabilecek kadar güçlü. Bu kadar bilgi ve örnekten sonra hala blog tutmayı düşünüyor musunuz? Bence düşünmekten 180 bin kullanıcıya sahip tumblog da günlük orta- vazgeçin. Artık harekete geçin… lama 43 bin içerik giriliyor. 2.3 milyon wordpress kullanıcısının günlük 106 bin içeriğini düşünecek olursak David yine önde sayılır. Pete Cashmore www.mashable.com Henüz 25 yaşında ve dünyanın en çok tıklanan bloguna sahip. Cnn dede teknoloji ve medya

43


aşk dediğin çerkez müziği gibi olmalı. gürültü sanmalı bilmeyenler. akordiyon en çok bağırmalı. ister dans etmelisin yanında ister sadece dinlemelisin durup yanında oylece. birden fazla ses vermeli aynı anda ahenge uyana alkış tutulmalı bir anda hızlanmalı, sonra tekrar yavaşlamalı bir dalgalı bir sakin olmalı bilmeyen sadece erkek oynar kız etrafında doner demeli bilenler gormeli gururlu çerkes kızının nasıl da naz yaptıgını aslında erkeğin onun etrafında dondugunu aynı sanmalı bilmeyen tüm dansları, tüm şarkıları bilen anlamalı her sarkıda olan askı her sarkıyı yazdıran destanı bilen gormeli dans edip duran her erkeğin baska bir askla hareket ettiğini..... bilen durduğu yerde bile dinlemeli sadece huzur bulmak için yaşadığını anlamak için aşkı bilen her gün yeniden yaşamalı....

44

Fatih ARIKAN

üçOcak 2013


45


Sema Nur YANIK

Bireyselliğinizden Öpüyorum !

Şu koca evrende, saatte bilmem kaç kilometre hızla, delicesine dönen bu dünyada hepimiz öncelikle birer insanız, hepimiz kendi başımıza birer bireyiz. Hepimiz tek bir dünyada yaşıyor olsak da aslında hepimizin ayrı ayrı dünyaları var. ‘Her beyin tek ve biriciktir’ akımından yola çıkarak bu görüşümü size çok çeşitlendirerek dayanaklandırabilirim fakat bunu ben değil de siz yapsanız nasıl olur? Öncelikle kendi gözlerinizi düşünün, kendi bakış açınızı yani. Olaylara, insanlara, nesnelere ve neticede dünyaya hangi açılardan baktığınızı düşünün. Duygusal, karamsar, iyimser, pozitif, nötr… Gün içinde şekilden şekle giren ruh halinizi, dünyayı yorumlama biçiminizi düşünün. Ruh halinize ortak olan insanları zaten hayatınıza katmışsınızdır onları allara pullara sarıp sarmaladığınız en güzel köşenizde bir bırakın hele de onların dışındaki insanlara bi bakın. ‘Yok artık bu insan resmen benim ruhumun bi parçası gibi’ dediğiniz insanlar var mı? Sanırım çoğunuzun cevabı ‘yok’ olacaktır ki öyle insanları bulduğunuzda zaten hayatınıza katıp götürüyorsunuzdur.

Peki ya özgürlük diyorduk ona ne oldu! Şimdi özgürlük dedim diye bunu tutsaklığı protesto edip, çağımızın hastalığı gibi ruhumun ya da bedenimin direnişine getirmeyin meseleyi. Beni gerçekten anlamak istiyorsanız sadece sahip olduğunuz en ufak bir eşyada bile onu nasıl sahiplendiğinize, nasıl ‘benim!’ dediğinize bakın. İnsanları sevip, hayatınıza katıp, ‘bu BENİM en yakın arkadaşım, BENİM ailem, BENİM sevgilim, BENİM evcilim, BENİM kitabım’ demeyin demiyorum. Sadece dünyada var olan, varlığını sürdüren her şeyin bireyselliğine saygı gösterin yeter. İnanın saygı duyduğunuz her şey varlığını korumaya devam ederken değerini çoğaltarak saygınıza anlam katacaktır. Bireyselliğe, biricikliğe saygı duyanlar olarak bence çok güzeliz! Hepinizi özgürlüğünden öpüyorum :)

Benim anlatmak istediğim şey aslında en başta da söylediğim gibi her bireyin biricikliği, bireyselliğinizi, herkesin tek başına bir dünya olduğu. En genel kavramla ifade edecek olursam ‘özgürlüğü’ aslında. Ve en önemlisi! Hepimiz yapıyoruz aslında bu özgürlüğü tu kaka etme meselesini farkında olarak ya da olmadan. Hayatımıza katıp götürdüğümüz insanlara yapıyoruz bunu, doğaya yapıyoruz, eşyalarımıza, kitaplarımıza hatta bazen dinlediğimiz müziklere yapıyoruz. ‘Benim!’ diyoruz ve öyle bir söylüyoruz ki bunu benim dediğimiz varlığın tüm haklarını kendimize saklayıp, bir kafesin içinde önümüze sunulsa buna ‘hayır’ diyememecesine sahipleniyoruz onu.

46

üçOcak 2013


47


Ateş kendini yakmaz. Hüzün eskimez insanlık yaşadıkça. Ağaç yapraklarınca dillidir. Hepsinin söylediği tek bir cümledir. Hangi ressam boyayabiliyor gökyüzünü? Hangi göz denizler kadar ağlayabilir? Sonsuzluk kaleminin mürekkebi dolaşır damarlarında hayatın. Hayat ki; suya yazılmış şiir… Yürek yatağını bulamamış bir nehir coşkun ve acemi akmaktadır ama er geç denize varır Dönüşler ise aslında hep başadır… Kifayet AKTAŞ

48

üçOcak 2013


49


Onlar bir kadın ı çok sevmelidirler. Kırlangıç a benzeyen soylu bir çerkes kadını; Ateşi alnında taşıyan kadim arap kadınları; Çağla yüzlü mahsun kürt kadını; Arafta kalmış endamlı greek kadını; o kadında tek bir nabız gibi atarken o kadını şah damarında saklamayı bilmelidirler.

Ahmet Kaya’yı Efruz’u Janis Japlin’in bütün hüzün isyan ve kavga kokan şarkılarını ezbere bilm Ve onları öğretmeliler tüm Iraklı Filistinli İrlandalı Katanyalı ve Mağripli çocuklara. Onlar yaşadıkları her şeyi boşluğa yazmalılar ama boşa yaşamamalılar. Onlar hayatları boyunca dağ ile karınca arasında bir yerde durmayı bilmeliler. Ve onlar gülerek ölmeliler…. YOLCU Dergisi Herkes Değilsin…

50

üçOcak 2013


meliler

51


Sema Nur YANIK

Hayatın Ergonomik Sesi; ‘tınnnnnnnnnnnnnnnnnnn’

Bence hayat biraz daha ti’ye alınacak kronik bir vaka olabilir ve ben tenekeden bile olsa tüm kelebek ödüllerini almaya razıyken, tüm beni sevmeyen, çekemeyenlerin laflarını çiğneyip balon yapıp suratlarında patlatabilirim aman deyin hazzetmiyorsanız bana uzak, kime yakın olursanız olun, sesi veriyorum;

E sevgi ve mutlulukta paylaştıkça çoğalır, çoğaldıkça kendini insandan insana bulaştırır. Sevgi ve mutlulukta insanların dört bi yanını sarıp sarmalayınca bunun sonucu olarak otuziki, yirmisekiz, yirmibeş artık kaç tane varsa o kadar diş gösterileri başlar durur ve buda beni mutlu eder.

‘tınnnnnnnnnn!’

Gülümsemekte esnemek gibi bulaşıcı olmalı bence!

Koşar adım yürüyen, yürür gibi seksek oynay- Ve dipnot olaraktan belirtmeliyim ki dişlerini gösteran çocuklara katılıp, hayatın dayattıkları hoşuma meden gülen insanları samimi bulmuyorum. gitmediğinde oturup hüngür hüngür ağlamak yerine onlara kafa atıp basıp gitmek tercihimdir. Ha birde aklıma gelmişken şu korkularımızdan ve fobilerimizden nefret ediyorum. Sevdiklerimizi kayBazen neşemden, enerjimden, umursamazlığımdan betme korkusu, yalnızlık korkusu, başarısızlık korkubazen de inadımdan sinir bozucu biri olduğum su, hasta olurum korkusu, rezil olurum korkusu, ‘ya doğrudur. beğenmezse’ korkusu, gidemezsem gelemezsem korkusu.. Ama buna iroik bi şekilde kolayca gülüveren hem de karnımdan biyerlerden güldüğüm bi serkeşliğimde Üff resmen bi korku ordusu! yok değil. Bu korkular biz farkında olmadan bizi iyotlayıp, Ne bileyim bilek güreşinde yalandan yenmiş fosforlayıp, egzosluyor aslında ya da tüm korkularımız, bile olsam yine de en güçlünün ben olduğuma şikâyetlerimiz hayata âşık olmamak için. Onu kendi inandırabilirim bazen kendimi. gözümüzde kusurlu kılıp sonra da ‘amaan bu hayatın nesine âşık olayım’ deyip şikâyet ve korkularımıza Bakın kusurlarımı da marifetlerimi de kendime açık kapılar bırakmak için. Ama etrafımıza, doğaya, saklamayıp yazıyorum ki bi o kadarda paylaşımcıyım. yiyip içtiklerimize, gezip gördüğümüz ve hatta göreÇünkü hayattan basit sevgi dolu bi rutinden başka mediklerimize şöyle bi baksak, düşünsek; kusur bulçokta bi beklentim yok. maya çalışmadan!

52

üçOcak 2013


Allah bilir neler kaçırıyoruz, kim bilir bir gün daha bittiğinde neler yapamamış, görememiş ve söyleyememiş oluyoruz. Yani hayata iştahı olmayanlar olarak bardağın yarısını zor ediyoruz belki de kuraklığımızla. Ama hayatta su olduğu sürece geçmeyecek bizim kuraklığımız!

Heh işte şimdi tabularınızı başınıza yıktım.

Ya gelin en iyisi biz saçlarımızı kolay kolay süpürge etmeyelim, ruhumuzun sileceklerini çalıştıralım, kendimizi hayatla aynı hizaya getirelim, hayata karşı en sinir el şakasını yapalım; neşelenelim!

Dipnot: Son gülen ben olayım diye şimdilik gülümsememi tutuyorum. Dişlerimde güzeldir ayrıca saydım tam 56 tane :) Hem son gülen olayım hem de hepinizi döveyim diye :)

Ruhum gaz çıkarmış gibi hissediyorum! Tabuları kırınca da içinden bir aroma çıkıyor ki sormayın gitsin.

Biz insanları, doğayı, hayvanları yani hayatımızı sevmedikçe, kusurlarla, şikâyetlerle, korkularla dizayn ettikçe ruhlarımızda anti ergonomik bir hal alıyor zaten. Boş verelim gitsin, hayat nasılsa hep ‘ismin eee halinde..’

53


54

üçOcak 2013


55


Fatih ARIKAN

“okula devam zorunluluğu öğrenme hakkını kısıtlar...“

“okula devam zorunluluğu öğrenme hakkını Abarttım biraz farkındayım. Tabi bu kadar basite indirgememek lazım. İvan İLLİCH’in “Okulsuz Toplum” kısıtlar” kitabında farklı bir eğitimden, bambaşka bir sistemİddaalı bir giriş cümlesi oldu farkındayım. Pek den bahsediliyor. çoğumuzun duygularına tercüman olduğumu hisNeden okulu kaldırmalıyız ?, Okulsuz topluma tepsettim bir an. kiler, Bilinen okul sisteminin zararları ve işlevselliği Çok isterdim bu cümle bana ait olsun ama maalesef gibi konular yer alıyor kitapta. değil. Yukarıda bahsettiğim “abartılı” durumu “mümkün“Okulsuz Toplum” diye bir şey hayal edin. Gayri niza- lük” ölçüsünde bir hayal edin. Hayalinizde size uymi bir öğrenme, herkesin sadece hayatına etki ede- gun bir eğitim sistemi tasarruf edin. Nasıl bir sistem cek, yön verecek bilgiler ile donatıldığını düşünün. size en uygun olurdu? Ya da boşverin yön vermeyi falan, sadece istediğiniz konularda bilgi edindiğinizi düşünün. 12 (tabi en az) Şimdi bir fırsat bulun ve gidin o kitabı okuyun. Tabi yıl okul hayatı yerine 12 yıl ilgi duyduğunuz bir alan sonrasında da 1984 sizi bekliyor. Ama onu sonraki da eğitim aldığınızı düşünün. sayımıza saklayalım. Yıllarca hiç bir işinize yaramayacağını bildiğiniz halde edindiğiniz onca gereksiz bilgi. Okuldan, eğitimden soğumanıza neden olan “ilginç” öğretmenler yok; “ilginç ve gereksiz konular” yok; “uzun uzun nutuklar çeken, zaman israfında son nokta yüneticiler” yok.

Bir de dipnot : Bizim ülkemizde bir zamanlar lise talebelerine Uganda devlet başkanının adı ezberletildi. Şaka değil, gerçek. İşte size eğitim sistemimiz (sistemsizliğimiz)…

Sadece bir an hayal edin. Okulsuz bir toplum hayal Eğitim (in değişmesi) Şart! edin. Tabi bildiğimiz anlamda bir okuldan bahsetmiyoruz. Sistemden bahsediyoruz. Eğitimsizlikten değil, farklı bir eğitimden bahsediyoruz.

56

üçOcak 2013


57


Sema Nur YANIK

Ruhun Özü Evrenin Kumaşından! önce fon müziğini veriyorum ki fonsuz okumayasınız.

58

Değişiyorsun, Buna ayak uydurabilir misin? Ruhun evrenin tozunu yutmuş, bütünleşmiş adeta Bunun hakkını verebilir misin? İnce ipliklerle birbirine bağlanmış onca düzenin içinde her şey havaya karışırken, Neyi tutabilirsin, neye tutunabilirsin? Aradığın öz sensin! Aç iyice sesini, kulaklarından taşır, Gözlerini uzat uzatabildiğin kadar ve genişlet. Evrenin seyrelmiş ipliklerinin, iliklerindeki dansına şahit ol. Müziğin titreşimi ile ipliklerinden akan melodilere uzat duyularını. Hatırla şimdi kimdin, neyi arıyordun. Uyumadan önce tüm sistematiği unut, Camsın, saydamsın, tüm şeffaflığın ile uyuyorsun sadece. Uyandığında kendinden bir adım ileri uzattığın gözlerinle göreceksin. Çünkü sen evrenin sana sunduğu toprağın bir parçasısın. Onun gözüyle görüp, onun elleri ile dokunuyorsun kendi bedenine bile. Sana şarkılar mırıldanıyor, güzel sözler fısıldıyor hep. Kucaklıyor seni, dizine yatırıp saçlarını okşuyor. Nehirlerini senin içinden akıtıyor hissedebiliyor musun? Senin tek bir hücren kâinatın küçük atomları ile dolu, Özgürlüğün, can suyunu senden alan çiçeklerin kokusunda, Duyabiliyor musun toprak altından çıkan milyonlarca çiçeğin kıpırdanışlarını? Evrenin kavgasına tanık olmak yetmiyor mu sana? Bırak onların kavgasını, gürültülerini soyutla varoluşlarından. Sen evrenin bedenin ile yaptığı işbirliğine inanıyorsun, Toprak kadar serin, gökyüzü kadar her şeyi kapsayan evrenin. Senin zihnin tüm âlemi kucaklıyor, Perdeleri kaldırıp ışığa yöneliyor ve gözlerini hep gerçeklere açıyor. Güzele, doğruya, umuda. Senin zihnini bulandırabilecek bir oluşum yok artık. Kalbin ve ruhun inancın ile dağların zirvesini delebilecek kadar sağlam, Bedenin bulutlarla yarışabilecek kadar hafif. Hayat bütün yüceliği ile evrenin seyrelmiş iplikleri ile senin, Çünkü sen evrenin çocuğusun

üçOcak 2013


59


çok eğlendik çookk :) daha fazlası iç 60

üçOcak 2013


) stüdyodan kareler ile karşınızdayız. çin sonraki sayılaımızı bekleyiniz... 61


62

www.uckagit.com uckagitdergi@gmail.com facebook.com/uckagitdergisi

üçOcak 2013


Uckaitdergisi ocak 1 2014  

Üç kağıt Dergisi ilk sayısı

Advertisement
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you