Issuu on Google+

Utanmadan Yalan söylüyorlar TÜRKSÖZÜ

Reha ÖREN

Evet, utanmadan, yüzleri kýzarmadan yalan söylüyorlar. Milletin gözlerinin içine baka baka yalan söylüyorlar. Dün 'ak' dediklerine bu gün 'kara' demeleri bu yüzdendir. Bu yüzden Türkiye'nin birlik ve dirliðine göz dikmiþlerdir. Ülkesine ve milletine yalan söyleyen atanmýþ ve seçilmiþlerden ne bekliyoruz? Daha ne kadar koyun gibi güdülmeye razý olacaðýz. Evet, resmen ve alenen yalan söylüyorlar. ABD konusunda yalan söylüyorlar. NATO konusunda yalan söylüyorlar. IMF konusunda yalan söylüyorlar. Milli eðitim konusunda yalan söylüyorlar. Devletin bütün temel dinamiklerini kasten yok etmek konusunda yalan söylüyorlar. Bunlar gönüllü devþirmelerden de beterler. Ýhanet ediyorlar demiyorum. Bunlarýn ki ihanet deðil. Misyonlarýný yerine getiriyorlar. Ýhanet baþka þeydir, ajanlýk baþka þey. Bunlar milliyetlerinin ve zihniyetlerinin gizli misyonunu yerine getirmekle mükellefler. Görevlerini pek ala yapýyorlar. En önemlisi AB konusunda yalan söylüyorlar.

Ýþbirlikçi medyanýn marifetiyle beyni dumura uðratýlarak mankurtlaþtýrýlan Türk milletinin gerçekleri görmesi engellenmiþ oluyor.

Bu ülkede akýllarla seza bir mantýkla imzalanan tek taraflý Gümrük birliði anlaþmasý bile törenlerle kutlanabiliyor. Birileriz kutluyorlar, milletin ise sesi çýkmýyor. Neden çýkmýyor? Çünkü millet bunun ne demek olduðunu bile bilmiyor. Bunu AB yolunda çok önemli bir ilerleme olarak lanse ediyorlar.

Atanmýþ ve seçilmiþlerin çok usta bir þekilde kullandýklarýný yalan beyanlarýný millet bilmeden izliyor. Atanmýþ ve seçilmiþlere güvencesi binlerce yýllýk 'Devlet Baba' mantýðýndan kaynaklanmaktadýr. Türk milletinin devletine olan güveni, her þeye raðmen sürmektedir. Generallere olan itimadý da millette var olan devlet hasletinden kaynaklanmaktadýr. AB ve Ulus al bütü nlük .

Bu ülkede yalanýn daniskasý hem AB'ye tarafgir olup hem de onurlu giriþten bahsedenler tarafýndan söylenmektedir. Doðrudan doðruya AB taraftarý olanlar maskelerini indirip tavýrlarýný açýkça ve alenen ortaya koymaktadýrlar. Bu açýdan bakýldýðý zaman onlar, 'AB'ye onurlu giriþten yana olanlardan' daha merttirler. Çünkü onurlu giriþten bahsedenler, ya AB'nin ne olduðunu bilmiyorlar, ya da bildikleri halde politik veya baþka uðruna yalan söylemektedirler. Bunlarýn içinde en tehlikeli olanlarý da kendilerine 'Milliyetçi' sýfatýný takmýþ olanlardýr. Hem milliyetçi olunup hem AB taraftarý olmak nasýl bir þeydir. AB zaten baþlý baþýna bir devlet deðil midir? AB bir Avrupa devletidir. Hem bu devlete dahil olacaksýn, bütün þartlarýný kabul edeceksin. Hem de ulusal egemenlikten, Türk devletinin bütünlüðünden ve onurdan bahsedeceksin? Bu ne akýl almaz mantýktýr.

Mi lle t e iha ne t

Sadece bunlar mý, 1946'dan beri gelenler ve gidenler yalan söylediler. Biz ne yaptýk? Onlarý omuzlarýmýzda taþýdýk. Kimine 'baba' dedik, medet umduk Kimine 'Karaoðlan' dedik adýný daðlara taþlara yazdýk. Kimine 'Milli Þef' dedik, 'Tek Adam'ý unuttuk. Bilerek, kasten unutturdular. Bir milleti deðiþtirmenin kurallarýný ustaca oynuyorlar. 'Deðiþim'den ne kastettiklerini ise günlük politikalar üretip, sürekli gündem yaratarak gizliyorlar. 1


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

Siz hiç Türkiye'de AB aleyhtarý bir milletvekili gördünüz mü? AB karþýtý kaç Sivil Toplum Kuruluþu var. AB'nin gerçek anlamda ne demek olduðunu millete anlatan kaç teþkilat var. Hangi milliyetçi teþkilat çýkýp da 'Ben Gümrük birliði Anlaþmasýna karþýyým. Bu manda demektir. Bu ülkenin kaynaklarýnýn peþkeþ çekilmesi demektir" demiþtir? Bu gün AB üyesi ülkeler dahi arazilerini, ormanlarýný yabancýlara karþý korurken, bizim gönüllü AB devþirmelerinin yabancýlara arazi satabilmek uðruna ne kadar didinmekte olduklarýný anlatabilecek kaç kiþi var. Siyasilerin imzaladýðý AB anlaþmalarýnýn metinlerini birileri neden bastýrýp daðýtmazlar. Milletin anlayabilmesi için neden Türkçeleþtirip daðýtmazlar? Daðýtmazlar. Çünkü o zaman millet AB'nin ne demek olduðunu fark edecektir. Ýþ bulacaðýz kapýmýza süt býrakacaklar gibi yalanlarýn neden söylenmiþ olduðun millet o zaman anlayacaktýr. Cahil, iþ peþinde, ekmek peþinde koþan bir millete AB'ye girersek "Avrupa'da iþ bulabileceksin" yalanlarýný iþbirlikçi medya marifetiyle vurgulayacaksýn, sözüm ona milletin desteðini almýþ olacaksýn. Böyle bir Sivil toplum Örgütü ne kadar yaþayabilir? Nelerle mücadele etmek zorunda kalabilir. Bu gün AB muhtelif projeler adý altýnda kendisine yakýn olanlarý milyonlarca Eruoyu bulan bütçelerle desteklemektedir. Beslemektedir. Maalesef bu tuzaða Türkiye'nin ilim adamlarý ve birçok STÖ düþmüþ ya da düþürülmüþtür.. Para her þeyden önce gelmekte ve bu tip þahýslar veya kuruluþlar da para bulabilmek için muhtelif projelerle AB'den nasiplenebilmenin peþindedirler. Bu gün özellikle Ýngiltere'de parlamenterlerin, iþ adamlarýnýn ve Ýngiliz ulusalcýlarýnýn AB'nin içyüzünü görüp AB karþýtý çok ciddi bir örgütlenme içinde olduðunu ve sarsýcý muhalefet yaptýklarýný Türk medyasý neden sütunlarýna ve ekranlarýna taþýmamaktadýr. 12 Eylül 1963 tarihli Ankara Anlaþmasý'nýn imzalanmasýndan bu güne kadar maalesef bu ülkeyi yönetenler millete karþý yalan söylemektedirler. Onlar AB'nin hegemonyasý altýna girip, onun 12 yýldýzlý bayraðýnýn altýnda yaþamanýn hazýrlýklarýnýn telaþý içindedirler. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasý'nýn 6. Maddesi aptallarýn bile anlayabileceði kadar açýktýr. "Egemenlik Kayýtsýz þartsýz milletindir" Anayasa'mýzýn 7,8 ve 9. Maddeleri de ulusal ege-

menliðimizi perçinlemektedir. Mesela; Madde : Yasama yetkisi Türk milleti adýna Türkiye Büyük Millet Meclisi'nindir. Bu yetki devredilemez " demektedir. Oysa AB'ye girdiðimizi farz etsek bile Türk milletinin uymak zorunda kalacaðý yasalarý TBMM'nin deðil, Brüksel'deki Avrupa Parlamentosu'nun çýkaracaðý gerçeðini milletten saklamaktadýrlar. Sadece bu madde ile bile yasama yetkisinin devri geçerli olacaktýr. Bunu bu milleti yönetenler, lacivert elbiseli vekiller bilmemekte midirler? Y em in e i ha ne t.

2

Evvelinde þunu bilmemiz gerekmektedir. AB devletinin egemenliðini kabul etmekle ulusal bütünlüðü korumak tamamen birbirine aykýrý kavramlardýr. Bu gün bu ülkeyi yöneten baþbakanlar ve hatta cumhurbaþkanlarý, 550 kiþiden oluþan parlamentonun bütün mensuplarý Anayasanýn 81. Maddesine göre ".. Milletin kayýtsýz ve þartsýz egemenliðini koruyacaðýma… Büyük Türk milleti önünde namus ve þerefim üzerine ant içerim" demektedirler. Þimdi biraz durup düþünün. Hem bu yemini edeceksin, hem de AB'ye onurlu giriþten bahsedeceksin. Buradaki çeliþki, sistemden tutun da bireylere kadar inmiyor mu? Ya bu adamlar ne için yemin ettiklerini bilmiyorlar, ya da ne için yemin ettiklerini bilseler dahi AB konusunda ettikleri yemine ihanet ederek 'Onurlu giriþ'ten bahsedebiliyorlar. Lütfen onlara bu onurun nasýl bir onur olduðunu sorar mýsýnýz? Bunlarýn ettikleri yemine bile sadakatleri yok. Yemin ederken bile ne için yemin ettiklerini bilmeyecek kadar acizler. Anayasa'nýn 9. Maddesi "Yargý yetkisi Türk milleti adýna baðýmsýz mahkemelerde kullanýlýr" demektedir. Peki, AB ülkesinin eyaleti olma konumunda yargý yetkisi kimde olacaktýr? Çevrenizdeki siyasilere b.u soruyu sormanýz dahi yeterlidir. Sadece iki örnek bile büyük yalanýn arkasýnda gizlenen 'Büyük Ýhanet'i açýklamak için yeterli olacaktýr. Velev ki AB'ye girdik. Ne olacak?. AB Anayasasý ve diðer bütün yasalar AB müktesebatýnýn altýnda kalacaktýr. Peki o halde baðýmsýzlýk nasýl kalacaktýr?


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

Bunlar, adlarý, unvanlarý, makamlarý ve rütbeleri ne olursa olsun yalan söylemektedirler. Bunlar ihanet içerisindedirler. Vat ana ih an et?

Evet, bunlar resmen ve alenen ihanet içerisindedirler. Çünkü bunlar Türkiye Cumhuriyet Devleti'nin Anayasasý'ný bile deðiþtirmek üzeredirler. Baþka çareleri yoktur. Son günlerde akýl almaz bir ivme kazanan Kürt meselesi, Ermenistan hududunun mutlak surette açýlmasý, Kýbrýs Rum tarafýnýn tanýnmasý AB'nin olmazsa olmazlarý arasýnda ve sürülen ilk koþullardýr. Ýktidar bu koþullarý yerine getirmek zorundadýr. Sadece bu iktidar mý? Hayýr. 'Onurlu girmek' isteyen bütün siyasi partiler bu koþullarý yerine getirmek zorundadýrlar. Çünkü AB'ye girmenin koþulu bunlardýr. Müktesebatýn satýr aralarýnda milletten saklanan ana maddeler bunlardýr. Müktesebat Anayasayý deðiþtirmemizi istemektedir. Dolayýsýyla bunlar 'Anayasal düzeni deðiþtirmeye teþebbüs' etmektedirler. Anayasal düzeni deðiþtirmek ise mevcut yasalara göre 'Vatana ihanete teþebbüs ' demektir. Madde: 309(1): Cebir ve þiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasý'nýn öngördüðü düzeni ortadan kaldýrmaya veya bu düzen yerine baþka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasýný önlemeye teþebbüs edenler aðýrlaþtýrýlmýþ müebbet hapis cezasý ile cezalandýrýlýrlar." Demektedir. Bilmem anlatabildim mi? Ýsteyenler Türkiye cumhuriyet devleti Anayasasý'nýn bu maddelerini ve 306. Maddelerine bakabilirler. Size AB'den bahsedenlerden mutlak surette AB müktesebatýnýn Türkçesini isteyin. Bakalým verebilecekler midir? Dahasý bakalým kendileri okumuþlar mýdýr? Ýngilizcesi 8 bin sayfayý bulduðu belirtilen müktesebatý Türkiye'de herhangi bir etkili ve yetkilinin okuduðunu sanmýyorum. Býrakýnýz okumayý bu müktesebatýn Türkçeye çevrilmiþ olduðunu dahi sanmýyorum. Bilenler, görenler, okuyanlar varsa eðer bu müktesebatýn içeriðini mutlak surette millete anlatmak zorundadýrlar. ' Mi lli y e t çi ' ke li m es i A B ' y e On u r l u g i r i þ( ! ) i n m as k e s i

3

Baþýndan beri anlatmak istediðim husus þudur ki, AB meselesindeki asýl tehlike 'Onurlu giriþ' masalýný söyleyenlerdir. Çünkü onlar þifreli bu cümlede 'onur'u bizim sýrtýmýzý okþamak için kullanmaktadýrlar. Bu iþin onuru falan yoktur. AB teslimiyet demektir. Ulus devletin bitimi demektir. AB meselesi kapýlara býrakýlacak süt, Avrupa'da sokaklarda dolaþýp iþ bulabilme vaatleri kadar basit deðildir. Dikkat edin nurlu giriþten bahsedenlerin sýfatlarý arasýnda mutlak surette 'Milliyetçi' kelimesi vardýr. Buradaki milliyetçilik kelimesi gizli maksatlarý saklamaktadýr. Bunlar milliyetçi söylemlerle AB yolunda ilerlemek istemektedirler ve milliyetçi falan da deðillerdir. Milliyetçilik tam baðýmsýzlýk ve antiemperyalizm demektir. Benim anladýðým, inandýðým milliyetçilik budur. AB yolunda 'onurlu' ilerleyen milliyetçi nasýl olunur? Aklýnýz alýyor mu? Yine birileri ortalarda dolaþýp iþi laf cambazlýðýna getirerek diyorlar ki: "Efendim, "bizi almazlarsa almasýnlar. Ama biz Avrupa gibi kanunlarý çýkartalým. Avrupalý gibi medeni olalým. Modern yaþayabilmek için kendimize çeki düzen verelim" Bunlar daha beter kesimi. Bunlarla karþýlaþtýðýnýz zaman hiç çekinmeyin. Bunlarýn makamlarý, mevkileri, rütbeleri ne olursa olsun çekinmeyin. Diyeceksiniz ki, " Kardeþim bizim aklýmýz fikrimiz yok mu, bizim ilim adamýmýz yok mu? Yasalar içerisinde aksayan varsa biz düzeltiriz. AB müktesebatý doðrultusunda düzenleme yapmanýn yasalarý düzeltmekle ne ilgisi ve alakasý var?" bu soruyu sorun. Yalancýlarýn gözlerinin içine bakarak sorun. Korkmayýn, çekinmeyin. Göreceksiniz onlar sizin gözlerinize bakamayacaklar. Bakamazlar, çünkü suçludurlar. Suçlarýnýn tarafýnýzdan fark edildiðini bildikleri için de gözlerinizin içine bakmak yerine çekip gideceklerdir. Býrakýn. Defolup gitsinler. Zaten "Geldikleri gibi gidecekler" Bu konularla ilgilenenlere, özellikle AB meraklýlarýna birçok kaynak kitabýn yanýnda özellikle Yýlmaz Dikbaþ'ýn Avrupa Birliði 'Tabuta çakýlan son çivi isimli" kitabýný okumalarýný öneririm. Okumamak gibi alýþkanlýklarý olanlara biraz kalýn gelebilir. Merak etmeðin, AB kazýðýndan daha kalýn deðildir!


Amerika PKK’ya malzeme taþýdý TÜRKSÖZÜ

M al ze m e s evk ýya tý

BÝr dönem Terörle Mücadele Özel Temsilcisi olarak görev yapan emekli Orgeneral Edip Baþer, AKP’nin ’açýlýmý’ný deðerlendirirken, ABDPKK baðlantýsýný da belgelediklerini açýkladý. Baþer, “Açýlýmýn zamanlamasýnda Barzani var ancak sürecin takvimi ABD’den” dedi.

Washington’un da artýk PKK sorununu çözmek istediðini dile getiren Baþer, terör örgütünün denklem dýþý kaldýðýný ve ABD’liler açýsýndan da böyle algýlandýðýný kaydetti. Terörle Mücadele Özel Temsilcisi “ S evk ýya tý b e lolarak görev yaptýðý g el ed ik ” dönemde PKK’yla Em e kl i O rg. E d ip B a þe r’ d en þo k aç ýk la m a: Ö rgü te ilgili bilgi ve bely a r d ý m t a þ ý y a n a r a çt a A B D ’ l i y e t k i l i o t u r u y or d u ! geleri ABD’li askeri BaÞer, olayý þöyle yetkililere verdiklerianlattý: PKK’yla ilgili ni aktaran Baþer, o bilgi ve belgeleri dönem ellerindeki aktardýk. CD’deki bir CD’yi de Amerikalýlara gösterdiklerini aktardý. fotoðraflardan birinde örgüte malzeme taþýyan bir Söz konusu CD’de ise PKK’nýn Kuzey Irak’ta lojistik aracýn ön koltuðunda ABD’li bir yetkili görülüyordu. Mevkidaþým Ralston, “Araþtýracaðýz” sözü vermekle destek aldýðýný gösteren fotoðraflar olduðunu kaydeden Baþer, fotoðraflardan birinde ise terör yetindi. örgütüne malzeme götüren bir aracýn ön koltuðunABD’nin PKK’ya desteðini da ABD’li bir yetkilinin oturduðunun görüldüðünü belgesiyle yüzüne vurduk söyledi. Emekli Orgeneral Baþer, Terörle Mücadele Özel Temsilcisi olduðu dönemde ABD’nin PKK’ya Ba r z an i’ y e ko r u m a yardým yaptýðýný tespit ettiklerini belirterek, söz konusu belgeyi mevkidaþý Ralston’a verdiðini söyledi Baþer söz konusu CD’yi o dönemki mevkidaþý olan ABD’nýn Terörle Mücadele Koordinatörü Türkiye’nin bir dönem Terörle Mücadele Özel Emekli Orgeneral Joseph Ralston’a verdiðini, kenTemsilcisi olarak görev yapan emekli Orgeneral disinden ise “araþtýrýyoruz” sözünü aldýðýný vurguEdip Baþer, AKP iktidarýnýn ’Kürt açýlýmý’nýn ülkeyi yol ayýrýmýna götürdüðünü söyledi. Orgeneral Baþer, ladý. ABD’lilere “Mesud Barzani üzerinde baský katýldýðý bir televizyon programýnda gündeme iliþkin kurun, lojistik desteði kesin” dediklerini aktaran Baþer, ABD’lilerin bunu yapmadýðýný aktardý. Baþer, deðerlendirmelerde bulundu. Türkiye’nin bölünme riskine iþaret eden Baþer, DTP yetkillilerin sözlerinin ABD’lilerin bu tavýrlarý karþýsýnda Türkiye olarak bu niyete hizmet ettiðini dile getirdi. ’Kürtçe eðitim’ kendilerini kandýrýlmýþ hissettiklerini söyledi. Terör fikrini asla kabul etmeyeceðini söyleyen Baþer, “Bu örgütü PKK’nýn Türkiye’de þirketlerinin var olduðuna ülkede eðitim dili Kürtçe olursa o iþ bitmiþtir” dedi. da dikkat çeken Baþer, bu firmalarýn normal bir þirket gibi çalýþtýklarýný ve kazanýlan paralarýn örgüte ’Kürt açýlýmý’nýn zamanlamasýnda Barzani’nin de katkýsýnýn olmuþ olabileceðini ifade eden Baþer, bu aktarýldýðýný belirtti K ay n a k : E y l ü l a y ý g a z et el er i sürecin takviminin ABD’den geldiðini kaydetti. 4


“15 Aðustos”un gizemi.. TÜRKSÖZÜ

Hüseyin Mümtaz

Cumburrcemaat Öcalan’ýn 15 Aðustos da açýklayacaðý duyurulan “yol haritasý”na odaklanýrken meðer baþka þeyleri gözden kaçýrmýþýz.. 15 Aðustos, PKK nýn 1984 deki Eruh-Þemdinli baskýnlarýnýn “yýldönümü” idi. Dolayýsý ile Öcalan’ýn “demokratikleþme” paketinin ilâný için “en uygun” tarihti.. 15 Aðustos 2009 daki “isyan”ýn 25 inci yýldönümü, 25 yýl önce baskýna uðrayan Eruh ta “Cirav Doða ve Kültür Festivali” olarak kutlandý. “Festival”i DTP li Belediye organize etti.

Aðustosu barýþ harekatý olarak tanýmlýyoruz ve bu günü önemsiyoruz" dedi. Ayna, PKK nýn 15 Aðustos 1984 yýlýnda, Kürtlerin inkarýna ve imhasýna karþý barýþ ve eþitlik için ilk kurþunu sýktýðý iddiasýnda bulundu. Artýk silahlarýn susmasýný istediklerini ifade eden Ayna, PKK nýn ateþkes ilanýna karþý, askeri operasyonlarýn durdurulmasýný istedi. (Hürriyet. 17 Aðustos 2009) Yâni kýymetli okuyucu, özetle isyanýn 25 inci yýlý, bir “festival” ile “kutlandý”. Öcalan ýn “neden” 15 Aðustos u seçtiðini hep merak ederdim..

Festivalde konuþan DTP Genel Baþkaný Emine Ayna, "15 Aðustos 1984 yýlýnda savaþ þiddet baþladý diyemeyiz. Çünkü þiddet Türkiye Cumhuriyeti kurulduðu günden beri var. Biz 15 Aðustos’u barýþ harekatý olarak tanýmlýyoruz ve bu günü önemsiyoruz" dedi. Kürt gruplarýnýn sahne aldýðý festivalde, Cirav daðýna çýkan bir grup, havai fiþek gösterisi düzenledi. Festival alanýnda bir araya gelen baþka bir grup ise, PKK ve Öcalan posterleri açarak, meþaleli yürüyüþ gerçekleþtirdi. DTP’li milletvekili ve belediye baþkanlarýnýn konuþmasýnýn ardýndan, PKK nýn Eruh baskýnýnda bizzat güvenlik güçleriyle çatýþmaya giren Ali Gün isimli bir kiþi kürsüye çýkarak konuþma yaptý. Ali Gün, heyecanlý ve keyifli olduðunu söyleyerek, "O gün vatandaþ ne haldeydi hatýrlýyorsunuz. Biz Kürdüz demeye korkulan o dönemde mücadele verdik. Bu inanç olmasaydý Kürdistan daðlarýnda kimse yaþayamazdý" dedi.

Bir baþka “tesadüf” beni uyandýrdý.. Meðer “15 Aðustos” ayný zamanda “Hazreti Meryem in göðe yükseliþ yýldönümü” imiþ ve Hristiyan dünyasýnda çeþitli þekillerde kutlanýrmýþ.

AA nýn haberine göre ayný gün Ýzmir in Selçuk ilçesindeki Meryemana Evi nde ayin düzenlenmiþ.. Ýzmir Katolik Kilisesi Baþpiskoposu Ruggero Franceschini nin yönettiði ayine, farklý ülkelerden gelen Katolikler katýlmýþ. Ýncil den bölümler ve ilahilerin okunmasýndan sonra Franceschi’nin kutsadýðý üzüm, incir ve ekmek, katýlýmcýlara ikram edilmiþ. Meryemana Evi’nin bahçesinde mum yakarak dilek tutan Katolikler, daha sonra ayine katýlmýþlar. Ýzmir in Selçuk ilçesinde Efes Antik Kenti yakýnlarýnda bulunan Bülbül Daðý nda yer alan Meryemana Evi, Hristiyan tarihçiler tarafýndan Hazreti Meryem in 101 yaþýna kadar yaþadýðý ve burada ölümünün ardýndan göðe yükseldiði yer olarak kabul ediliyor”muþ”..

Gecenin son konuþmasýný yapan DTP Genel Baþkaný Emine Ayna, PKK nýn kuruluþ yýldönümünü ima ederek, "Ben hiçbir zaman hiçbir þeyin anlamýnýn bu kadar iyi anlatýlacaðýna inanmýyorum. 15 Aðustos sömürgeye karþý geliþen bir eylemdir. Þiddetin artýk bitmesi gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti devletinin yaþadýðý ortaçað zihniyetinden kurtulmasý gerekir. Kürtler 1980 darbesini Kürt halkýnýn üstüne beton döküldü diye tanýmlar. Barýþ, birlikte özgürce eþit yaþayabilmenin adýdýr. 15 Aðustos 1984 yýlýnda savaþ þiddet baþladý diyemeyiz. Çünkü þiddet Türkiye Cumhuriyeti kurulduðu günden beri var. Biz 15

5

Katolikler “kutlar” da, hiç Ortodoks Rumlar geri kalýr mý? Onlar da Sümelâ da ayný gün Trabzon Müze Müdürü bayaný “tartaklamýþ”.. ÝHA nýn haberine göre Sabah saatlerinde Trabzon a 3 özel uçakla gelen aralarýnda Selanik Valisi ve bir Rus Milletvekili nin de bulunduðu Rus, Gürcü ve Yunan Ortodoks Kilisesi mensuplarý, Sümela Manastýrý nda ayin yapmak isteyince gerginlik yaþanmýþ.. Minibüs ve otobüslerle havalimanýndan Maçka ilçesi Altýndere Vadisi’ndeki Sümela


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

Manastýrý na giden kafile, buradan daha sonra yaya olarak Sümela Manastýrý’na çýkmýþ. Aralarýnda Selanik Valisi Panayotis Psomyadis ve Rus Milletvekili Ývan Savidis in de bulunduðu turistler burada ayin için 2 tane din adamý eþliðinde mum yakmak istemiþ.. Rus Milletvekili Ývan Savidis in yaktýðý mum, bu sýrada kendilerine ayin yapmamalarý konusunda uyarýlarda bulunan Trabzon Müzeler Müdürü Nilgün Yýlmazer in "Türkiye Cumhuriyeti yasalarýna göre burada ayin yapamazsýnýz" uyarýsýyla söndürülmüþ.. Mumun söndürülmesi üzerine Selanik Valisi Panayotis Psomyadis ve Rus Milletvekili Ývan Savidis duruma tepki göstererek Yýlmazer’in üzerine yürümüþ. Yaþanan arbede ve gerginliðin ardýndan grup dua etmeyi sürdürmüþ..

Sabri Molla Hüseyin, “kilise inþa edilen 10 dönümlük arazinin 1879 tarihli Osmanlý tapularý bulunduðunu ve bu arazinin daha sonra mal sahipleri tarafýndan cami vakfýna býrakýldýðýna dair belgenin de mevcut olduðunu” söyledi. Molla Hüseyin, “Bu arazinin Türk malý olduðu ve cami vakfýna býrakýldýðý belgelerle açýk bir þekilde kanýtlanmaktadýr. Kilise inþaatýnýn durdurulmasý ve mülkiyet hakkýnýn tanýnmasý için ilgili resmi makamlara yasal yollardan baþvuruda bulunduk” dedi. Yunan Bölge Genel Sekreterliði’nden, Genel Sekreter Dimitrios Stamatis’in imzasýyla Gümülcine Müftülüðü’ne gönderilen belgede ise, “Yerinde yapýlan inceleme sonucunda, kilisenin inþa edildiði arazinin Yunan devletine ait olduðunun belirlendiði” iddia edildi ve “bununla ilgili yasal iþlemlerin Ormanlarýn Mülkiyeti Komisyonu tarafýndan yapýlacaðý” bildirildi.

Konuyla ilgili açýklama yapan Selanik Valisi Panayotis Psomyadis, "Biz buraya ibaret yapmaya geldik. Burada ayinin yasak olduðunu gösteren bir yazý yok. Ben Pontusluyum, Trabzonluyum. Benim atalarým dedelerim burada büyümüþ. Sonra Yunanlýyýz, sonra da Selanik Valisiyim" diyerek duruma tepki göstermiþ.. Grup dualarýnýn bitmesinin ardýndan Sümela Manastýrý ndan gruplar halinde ayrýlmýþ..

Avrupa Batý Trakya Türk Federasyonu (ABTTF) Baþkaný Halit Habipoðlu, “Yanýkköy Camii Vakfý’na ait arazinin üzerine inþa edilen kilise, vakýflar sorununu yeniden gündeme getirmiþtir. Bugün, Yanýkköy Camii Vakfý’na ait arazi, devlet arazisi olarak nitelendiriliyor. Oysa Defterhane-i Hakan kayýtlarý arazinin sahiplerini açýkça göstermektedir. Arazide yapýlan yerinde inceleme raporu da kilise inþaatýnýn izinsiz ve yasadýþý olarak yapýldýðýný kabul etmektedir” dedi.

* **

Sen ey okuyucu hiç; Selânik in þimdi “müze” olan bir camisinde meselâ Antalya Valisi’nin, “Ben Türk üm, buralar Osmanlý nýn idi. Balkan göçmeniyim, Hem de Vali yim, buraya namaz kýlmaya geldim” diyerek Selanik’in ilgili müdürünün üzerine yürüdüðünü, tartakladýðýný duydun mu?

Rodop Orman Müdürlüðü’nde görevli orman mühendisleri Eleftherios Tiganourias ile Spiridon Athanasiou, 29 Temmuz’da yaptýklarý yerinde incelemenin ardýndan hazýrladýklarý raporda “Kilisenin yetkili orman idaresinden izin alýnmaksýzýn ve tamamen yasadýþý olarak” inþa edildiðini ifade ettiler. Rodop’taki en eski Türk köylerinden olan ancak göç nedeniyle boþalma noktasýna gelen Yanýkköy’de, aralarýnda kilisenin inþa edildiði arazinin de bulunduðu köy camiine ait yaklaþýk 35 dönümlük alana daha önce de Orman Müdürlüðü tarafýndan dinlenme tesisleri yapýlmýþtý”.

Tartaklasaydý, hem de ilgili müdür bayan olsaydý, AB bizi ne yapardý düþünebiliyor musun?

Ya Milliyet in 15 Aðustos tarihli þu haberine ne diyorsun ey okur? “Yunanistan, Gümülcine’de Yanýkköy Camii’nin tapulu arazisi üzerine kilise inþa etmeye baþladý. Camii Vakfý ile Yunan makamlar arasýnda mülkiyet savaþý çýktý Batý Trakya’da Gümülcine’ye baðlý Yanýkköy (Nimfea) Camii Vakfý’na ait araziye kaçak olarak inþa edilmeye baþlanan kilise, vakýf yönetimi ile Yunanistan Doðu Makedonya ve Trakya Bölge Genel Sekreterliði arasýnda mülkiyet tartýþmasý baþlattý. Türk köylüler, Gümülcine Müftülüðü aracýlýðýyla ilgili makamlara yaptýklarý itirazlarýnda, kilisenin inþa edildiði arazinin vakfa ait olduðunu belirtirken, Yunan Bölge Genel Sekreterliði’nden Müftülüðe gönderilen belgede arazinin “kamu malý olduðu” iddia edildi. Yanýkköy Camii Vakfý Baþkaný

6

Ayný 15 Aðustos günü Fener Rum Patrikhanesi’nin avukatý Kezban Hatemi’nin öncülüðündeki Adalar Vakfý’nýn ev sahipliðinde Büyükada’daki Anadolu Kulübü’nde azýnlýk cemaat temsilcileri ve kanaat önderleri bir yemek düzenlediler. Oysa yine ayný gün ve muhtemelen yine 15 Aðustos münasebetiyle düzenlenen “Sekizinci Uluslararasý Trakyalýlar Kongresi”ndeki konuþmasýnda Batý Trakya Türk azýnlýðýnýn sorunlarýna iliþkin güçlü mesajlar vermesi beklenen Karamanlis, Türk azýnlýðýn sorunlarýna deðinmekten kaçýnmýþ..


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

Vali Kýzýlcýk'tan Sümela için sert cevap

Ülkenin en fakir kesimini oluþturan azýnlýk ve Trakya nýn ekonomik kalkýnmasý için yaptýklarý projeleri anlatan Yunan Baþbakan, 2004 te açýkladýðý ve azýnlýðýn yýllanmýþ sorunlarýna çözüm getirmekte yetersiz kalan Çaðdaþ Avrupai Azýnlýk Politikasý söylemini tekrar etmekle yetinmiþ.. "Azýnlýða karþý çaðdaþ Avrupai politikalar uyguladýklarýný" iddia eden Karamanlis, Trakya yý açýk demokratik toplum ve alternatif kalkýnma modeli yapma hayallerinin zaman içinde hayata geçirildiðini savunmuþ.. “Azýnlýk” temsilcileri ile yanyana gelmekten kaçýnmýþ.. 15 Aðustos ile ilgili Fransýz yorumu ise þöyle..

“ANKARA -ANKA- Fransýzlarýn Ýngilizce de yayýn yapan haber kanalý France 24 Abullah Öcalan’ýn açýklama yapmak için 15 Aðustos tarihini tesadüfen seçmediðini belirtti. Televizyon kanalýnýn demokratik açýlýmla ilgili haberinde, Cumartesi beklenen ancak gerçekleþmeyen Ýmralý açýklamasýnýn gelecek Çarþamba gününe ertelendiðine iliþkin son bilgi yer almadý. Ancak Türkiye’de yaþanan atmosferle ilgili ilginç deðerlendirmelerde bulunuldu. France 24’te Guillaume Loiret imzalý deðerlendirmenin baþlýðý -Türkiye’nin Kürtleri PKK’nýn Yýldönümünde Hamle Ümit Ediyorlar- þeklinde atýldý. Dünya çapýnda Kürtlerin, Kürt hareketi liderinin Ankara’ya bir barýþ planý önermesinden dolayý PKK silahlý mücadelesinin 25’inci yýlýný kutladýklarý- belirtilen deðerlendirmede, -Kürt toplumunda tüm gözler, Cumartesi günü Marmara denizindeki küçük Ýmralý adasýna dönecek. Normalde uzak ve bilinmeyenin ortasýndaki bu kurak ada kimsenin dikkatini çekmiyor, ancak orasý, son on yýlda yüksek güvenlikli bir hapishanede tutulan Kürdistan Ýþçi Partisi’nin (PKK) lideri Abdullah Öcalan’ýn bulunduðu yer. Aðustos’un 15’inde Öcalan Türk devletiyle Kürtler arasýnda barýþ ve uzlaþmaya iliþkin yol haritasýný ilk kez ortaya koyacak- denildi”.

T r a bz o n V a l i si R ec e p Ký zý l c ý k, S ü me l a M an as týr ý'nd a ki ay inle il gil i b a þvur ula r üz er in e b ur ad a a yin y ap ýl am a ya ca ðý nýn t uris t gru b una d ah a ö nc e b ild i rild i ðini sö yl ed i .

“57 inci Hükümet” sayesinde 2000 den 9 sene sonra Ýmralý önüne yine televizyonlarýn naklen yayýn araçlarý gitti. Ve 2009 da Yunanistan ýn bir Valisi “Ben Pontusluyum, Trabzonluyum. Benim atalarým dedelerim burada büyümüþ. Sonra Yunanlýyýz” diyerek müze müdürünü tartakladý.. 15 Aðustos 2009 u Türkiye iþte böyle geçirdi..

7

Trabzon Valisi Recep Kýzýlcýk, AA muhabirine yaptýðý açýklamada, bugün Yunanistan, Rusya ve Gürcistan'dan misafirlerinin olduðunu belirterek, ''Kendileri 10 gün önce bize müracaat ederek Sümela'da ayin yapmak istediklerini söylediler. Sümela Manastýrý'nýn müze ve ören yeri statüsünde olduðundan dolayý burada ayin yapýlamayacaðýný yazýlý olarak kendilerine bildirmiþtik'' dedi. Rusya'nýn Trabzon baþkonsolosu ile yaptýklarý görüþmede de gelecek turistlerin misafirleri olduðunu ve güvenli bir þekilde turist olarak gezilerini gerçekleþtirebileceklerini ifade ettiklerini kaydeden Kýzýlcýk, þunlarý söyledi: ''Bugün bir program çerçevesinde hava deniz ve kara yolu ile bin 200 civarýnda turist geldi. Biz de kendilerini güvenli bir þekilde alýp ziyaretlerini gerçekleþtirmelerini saðladýk. Tabi müze ziyareti çýkýþýnda bazý misafirlerimiz ayin yapmak istedi. Müze müdürümüz onlara refakat ettiði için kendilerine bunun uygun olmadýðýný bildirdi. Bunun üzerine onlar da ayin yapmaktan vazgeçtiler. Huzurlu bir þekilde seyahatlerini tamamladýlar.'' Bölgede halen 200 civarýnda turist bulunduðunu belirten Kýzýlcýk, ''Onlar da ayrýlacaklar. Kendilerinin bizden herhangi bir þikayetleri söz konusu deðil'' dedi. 16.08.2009 (AA)


“Açýlým” Amerikan tasarýmý deðildir! TÜRKSÖZÜ

Mustafa Yýldýrým

tura b ile c ek d üze nl em e le r, Tü rk a yd ýn la rýný n v e s i y a s et ç i l er i n i n g ü n de m l e r i n i n b a þ ý n d a y e r alm a lý d ýr.”

Paul Bernard Henze, Türkiye’nin kaderini deðiþtirenlerin baþýnda gelir. Kendi anlatýmýyla Menderes dönemimin sonlarýnda (O zamanlar CIA Ankara görevlisi Ruzi Nazar’dý) ve 70’li yýllarda Türkiye’de CIA Ýstasyonu þefiydi. Yine kendi anlatýmýyla Türkiye’nin “gitmediði köþesi kalmadý.”

12 Eylül öncesinde “demokrasi”yi güçlendirmek için nasýl kan döküldüyse, federasyonlaþmayý hýzlandýrmak için de bir þeyler yapmak gerekirdi. Henze, bu yöntemi açýklýyordu: Be lk i b u t ü r t e m el b ir d ü z e n le m en in ( f e d “B er a s y o n l a þt ý r m a n ý n ) y ap ý l a bi l m e si i ç i n 2 0 . yüzyý lýn so n und a Tü rki ye’ ni n iç in e s ürü kl en d i ð i bu n a l ý m ý n b i r a z d a h a ( d a) k ö t ü l eþ m es i g er ek ec e k t i r .”

Türkiye’nin her köþesine gittiði dönemde, CIA eðitimli devlet görevlilerinin ve “sivil” yerel destek birimlerin (paramiliter çetelerin) de yardýmýyla ülke kan gölüne döndü. Amerikanýn FM-31 talimatlarýna uygun olarak toplu katliamlar yaþandý.

Türkiye’yi parçalayarak Türk egemenliðinden uzaklaþtýrmak, federasyonlara bölmek gerekiyordu. Henze, 1977’de Türkiye’den ayrýldý; iç çatýþmayý Amerikan Baþkanýnýn güvenlik komitesinden yönetti ve Türkiye’deki “derin devlet” ile birlikte 12 Eylül’de darbeyi baþardýlar.

Henze’nin dediði gibi oldu: Bunalým dönem dönem yoðunlaþtý ve son 7 yýldýr da güncelleþti. Artýk Türklere rahat yok; her gün yeni bir bunalým. “ A Ç I L IM ” e l b e t t e A m e r i ka n - A l m an -Ý n g i l i z t a sa r ý mý d eð i l d i r

Aradan on yýl geçmiþti. Henze, Yeni Turancýlarýn örgütüne (Ayrýntý için Bkz. S. Örümceðin Aðýnda) danýþman oldu ve “Türkiye’nin Atatürk ve Özal kalitesinde yeni bir lidere ihtiyacý var. Böyle birinin ortaya çýkmasýnýn çok uzun sürmeyeceðini umuyorum” diye yazmaya baþladý.

Yalnýz CIA-Örümcek Aðý ve Amerikan Federal Devleti miydi federasyonlaþtýrma tasarýmýný geliþtiren? Elbette hayýr!

Anýmsayýn þimdi; Almanyanýn sivil örgütçüsü K o n r a d V a k f ý ’ n ý n g ö r e v l i s i U d o S t e i n b a c h ’ýn sözlerini: “TT ü r k i y e y a p a y d ý r . G e r ç e k t e v a r o l a n T ü r k i y e , bi r a d am ý n , ön em l i b i r a d a mý n , t a r i h s e l ön em e ( sa h i p ) b i r a d am ý n d i k t e e t t i r m e si y l e y a r a t ý l m ý þ b i r y a p a y o l u þ u m d u r .”

Henze, CIA’dan emekli olduktan sonra görevi bitmedi. “Wilson Fellow’u ve RAND” elemaný olarak, “Türkiye’yi yýlda üç dört kez ziyaret” etti. “Tanýdýðým binlerce sade Türk vatandaþý þöyle dursun, son yirmi yýlda Türkiye’nin politik, askeri, entelektüel ve iþ çevreleri ile de tanýþma þansýný elde” etti.

Binlerce insan tanýyýnca aranýlan önderleri de bulmuþ olmalý ki Henze, tasarýmýn 2. aþamasýný açýklýyor ve Türkiyeli “aydýnlara” görev veriyordu: “TT ü r k l e r i n , ç a ð d a þ d ü n y a d a s i y a s a l y ö n d e n e n b a þa r ý l ý v e g e l i þm i þ ü l k e l e r i n fe d e r as y o n d ü ze n i y l e y ön et i l e n l e r o l d u ð u n u d ü þü n m e y e b a þl am a la rý ger ek ir… Tü rki ye C u m h u r i y et i ’ n d e b u t ü r l ü d e ð i þ i m l e r i ol u þ -

8

Al m anl ar ýn b ir b aþ ka gö re vli si Chris tia n R u m p f ’un Ankara’da AB’ye girilmesini öðütlerken hem de devletin en üst makam sahiplerinin gözlerinin içine baka baka- söylediklerini de unutmamalý: Bu n a ka r þý n K em a lis t p r e n s ip l er i n id e o lo ji “B de n k o p ar ý l m a sý t al ep e d i l m el i d i r … K em a l i s t mi l l i y et çi l i ð i n ç að ý n g er e ks i n i m l e r i n e a y ký r ý ol an y o r u m u , A B ’ y e en t e g r a sy o n u n be r a b er i n d e g e t i r d i ð i , m i l l i y e t ç i s t r ü k t ü r l er i n


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

( y ap ý l ar ý n ) b i r k ý s m ý n ý n t a s fi y e si y l e çe l i þk i a r z e t m e k t e d i r .”

sürede Kuzey Irak’ta, Anayasasýnýn giriþinde Sevr’den gelen Kürt haklarýndan söz eden Kürdistan Güney Devleti (Daha sonra “Bölge Yönetimi” dediler) kuruldu. (TSK iliþkisi için bkz. “Kürdistan Giney’de Ýki Bayrak – Kerkük’te Ýki Çak Çak”, Savaþmadan Yenilmek, 2. Basým, s. 229)

Örümcek Aðýnda milyonlarca dolarla çalýþan “sivil” örgütlerin, Türkiye’yi bunalýma sokmak için ellerinden geleni yapan Ýran uydusu Ýslam devrimcilerinin ve PKK’nin de silahlý saldýrýlarýyla, suikastlarýyla çeliþki kolayca çözüldü.

TSK yöneticileri bile “kýrmýzý çizgiler”den söz ederken “Irak’ýn üniter yapýsý” demekle yetinir olmuþlardý. Çok geçmeden Amerikan Genelkurmayý’nýn güvenlik dairesi baþkaný korgeneral Türkiye’ye Irak’ta çözüm yöntemlerini sýkça anlattýklarýný açýkladýlar.

Henze’nin dediði olmuþtu. Ülkeye yeni bir hükümet geldi ve baþbakan “baþkanlýk” siteminden ve “eyalet” projesinden söz etti. Ý ç i þ l e r i B a k a n ý A b d ü l k a d i r A k s u da, konunun yalnýzca günlük siyaset sözüyle sýnýrlý olmadýðýný 2002’de ilan etti:

Böylece Sayýn Abdullah Cumhur Gül’ün de ýsrarla belirttiði gibi “tarihi fýrsat” yakalanmýþ oldu ve Sayýn Baþbakan’ýn dedikleri gibi, “açýlým” kesinlikle bir Amerikan tasarýmý deðildir. “PKK’nýn, Hizbullah’ýn, Selam-Kudüs örgütünün silahlý saldýrýlarýnýn, suikastlarýn, CIA ustasý Henze’nin apaçýk belirttiði “federasyon” tasarýmýna hiç ama hiç katkýsý yoktur!

O l u r s a h er i l d e b i r y ön et i ci o l a ca k, o d a “O s e çi m le gel ec e k. Þu and a ki gib i ata nm ý þ v a li v e s eç i l m i þ b el e d i y e b a þk an ý b i r l i kt e o l ma y a c a k. B u k on u d a p ar t i d e ( A d al et v e K a l ký n m a P a r t i s i ) A r aþ t ý r ma G e l i þ t i r me B ö l ü m ü ça l ý þý y o r. ( . . . ) En i d d ia lý p ro j el eri m izd e n b ir i d e he r i l v e i l çe d e bi r n e v i ‘ y e r e l p a r l a m en t o ’ o l ar ak a d l a n d ý r ý l a b i l e c ek ç al ý þm a s i s t em i ku r ma k. ”

“Kemalizm” yerine “Atatürk ilke ve inkýlâplarý” demeyi hüner sayan ve “Avrupa Birliði yolu, Atatürk’ün gösterdiði yoldur” diyerek iþin içinden sýyrýlmaya çalýþan, iki de bir de Amerika’ya giderek derneklere konuk olan TSK yöneticilerinin ve “Federasyon illa ki bölünmek deðildir” diyen T.C.’nin Washington büyükelçilerinin katkýsý zaten olamaz!

Henze gibi Wilson Fellow olan Osman Cengiz Çandar’ýn ve özellikle Doðu Ergil’in hakkýný da teslim etmek gerekiyor. Washington’daki NED merkezinde aylarca kalan TOSAV ve TOSAM kurucusu Doðu Ergil, Amerikalý deneyimli devlet memurlarýnýn ve yabancý danýþmanlarýn da katkýlarýyla ilk Kürt-Türk “uzlaþma Anayasasý”ný 2000’den önce hazýrlamýþtý. AKP 2002’de yönetimi ele alýnca Ergil de, Türkiye’nin Irak’ta Kürdistan Güney Devleti’nin kurulmasýný desteklemesini istedikten sonra Bakan Aksu’yu destekledi:

Bu iþlerin, yediðimiz her türlü kazýða karþýn bir türlü (Yunanistan ve Fransa kadar bile) uzak duramadýðýmýz NATO’nun “geniþleme projesi” ile iliþkisinden söz etmekse ayýptýr; çünkü MGK, “açýlýma devam” demiþtir! Sonunda analarýmýzý gerçekten aðlatacaklar; ama olan aldatýlan Kürtlere ve Türklere olacak! Sebep olanlarýn binecekleri gemiler zaten hazýr.

“Ve iþte üniter devlet yapýsý altýnda, Ankara nýn kendi ülkesine yabancý ve verimsiz bir yönetimi var þu ana kadar. Yerel yönetim yasasýný bile çýkarmak sorun oldu. Eðer siz bu ülkeyi yönetemiyorsanýz, býrakýn insanlar kendi kendilerini yönetsinler. Bu kadar yoksul ve cahilsek, býrakýn baþka bir sistemi deneyelim. Üniter devletçiliðin ve merkeziyetçiliðin neticesinde, Türkiye çok geri býrakýldý.”

N o t : Amerikan projesi olmayan “açýlým”a Amerikan katkýlarýnýn kiþiden kiþiye ayrýntýlarý için Yýlmaz Polat’ýn CIA’nýn Muteber Adamý (UDY 2008) kitabý yararlý olabilir.

Doðu Ergil, gerçekten ileri görüþlüydü; çünkü kýsa

9


Lenin, Türk müydü? TÜRKSÖZÜ

Turhan Feyizoðlu

"Mustafa Suphi - Türk Ocaðý'ndan Türkiye Komünist Partisi'ne" adlý kitabýmý hazýrlarken aþaðýda yeralan bilgiye rastladým.Ilginç olduðu için ilgilenenlerle paylaþmak istedim. Lenin'le ilgili bulduðum diger ilginç bilgi ise Lenin'e düzenlenen suikasti ermeni çetelerinin yaptýðýdýr. Bu suikastle ilgili bilgiyi de daha sonra aktaracaðým.

Çuvaþ Türklerine göre Lenin, Rus deðil, Türk. Atalarý özbeöz Çuvaþ Türk'ü. Bu iddia yenilir yutulur cinsten deðil. Iddianýn sahibi Albina Lubimova (Yuratu), Gazeteci ve yazar; 1982'de Moskova Üniversitesi'nin Ýletiþim Fakültesi'ni bitirdi. Þu anda profesyonel bir yazar, þair ve Çuvaþ Cumhuriyeti Yazarlar Birliði üyesi. 7 þiir kitabý, çok sayýda makale ve 100'e yakýn þarký sözü yazarý.

Lenin "Kalmik Türk"üydü iddiasý haberi aynen þöyle: Rusya ya bagli Çuvas Cumhuriyeti Yazarlar Birligi üyesi, Albina Lubimova, dünyada tartýþma yaratacak bir iddia ortaya attý: "Lenin Rus deðil, Türk" Iþte Lubimova'nin ilginç tezi. Lenin'in resmi tarihinin yanýnda, bir de gayrý resmi tarihi var. Çoðunlukla resmi tarih yazýcýlarý, yöneticileri yarý tanrýlaþtýrýyor. Lenin'in yaþamýný kaleme alan resmi tarih yazýcýlarý Rus olduðu konusunda þüphe taþýmýyor. Lenin'e karþý olan kesimler ise komünist ve ateist yönünü vurgulamaya özen gösteriyorlar. Rus Çarlarý Çuvaþlarý Hýristiyan dinine döndürmek için, her yerleþim yerine, ayný zamanda Rus misyoneri olan toprak aðalarý atadý. Zamanla birçok yerleþim yeri kendi köklerini terk etmeye baþladý. Lenin'in dedesi Nikolay Vasilyeviç Ulyanin'in ya^þadýðý köy de istisna olmayýp Çuvaþ köklerini terk etti ve kendilerine Rus demeye baþladý. Lenin'in ailesi, Ulyanovlarýn baba tarafýndan Çuvaþ olduðu ihtimali çok güçlü. Bunu ispatlamak da çok zor deðil. Bu günkü teknoloji buna izin veriyor, DNA testi yapmak yeterli olur. Çuvaþ araþtýrmacý Albina Lubimova'nýn, Sovyetler'in kurucusu Lenin hakkýnda çok tartýþýlacak iddiasý

Lubimova''ya göre, Lenin Türk kaný taþýyor. Atalarý Çuvaþ Türk'ü. Albina Lubimova'nýn araþtýrmalarý sonucu ulaþtýðý bilgilere kendi ifadeleriyle göz atalým: Sovyetler Birliði zamanýnda komünist partisi tarafýndan Lenin hakkýnda oluþturulmuþ bir efsane özenle korunmaya çalýþýlýyordu. Genel Yayýn Kaynaklarý (tüm tarih kitaplari dâhil) Lenin'in baba tarafýndan Rus olduðunu söylüyordu. Sovyet döneminde araþtýrma yapmak mümkün deðildi Hâlbuki Lenin'in babasý Ilya Nikolayeviç, damarýnda Kalmik kanýnýn aktýðýný saklamýyordu. Bu nedenle, Çuvaþistan da pek çok kiþi, Lenin'in ailesinin Kalmik olduðunu biliyordu. Ancak, Sovyet döneminde tüm belgeler sýr gibi korunuyordu. Araþtýrma yapmak isteyenler için arþiv ulaþýlamaz bir yerdi. Ok ulda okut ula n bil gile r

"Le nin T ür k" I d d ia si

Rusya'ya baðlý Çuvaþ Cumhuriyeti Yazarlar Birliði üyesi, Albina Lubimova, dünyada tartýþma yaratacak bir iddia ortaya attý: "Lenin Rus deðil, Türk" Lubimova'ya göre, Lenin Türk kaný taþýyor. Baba tarafý Kalmik Türk'ü. Lenin hangi ulustan?

10

Bize okuldayken öðretilen bilgiler þunlar: Lenin'in babasý Ýlya Nikolayeviç Ulyanov, Ulyanovsk'ta Halk Meslek Okulu'nun müdürüyken büyük Çuvaþ bilim adamý ve pedagog Ivan Yakovlev'la sýký bir dosttu. Yakovlev, ayrýca Ulyanovsk'ta yapýlmýþ ilk Çuvaþ okulunun kurucusu ve Çuvaþ alfebesinin öncüsüydü. Ilya Ulyanov'un desteðiyle 1871'de Çuvaþ Okulu devlet himayesine alýndý ve 1877'de "Çuvaþ Öðretmen Okulu" ismini aldý. Daha sonra "Çuvaþ Kültür Merkezi" haline dönüþtürüldü. Kanýmca, resmi tarihin satýr aralarýnda yer alan bu bilgiler, Lenin'in babasý Ýlya Nikolayeviç'in, kendisini Çuvaþ hissettiðini, bu yüzden Çuvaþ halkýna ve kültürüne ömrü boyunca hizmet ettiðini göstermesi açýsýndan önemli sayýlmalýdýr. Lenin vaftiz babasýný kurtarmak istedi


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

Tarih bilimcisi Gennadiy Tafayev, Ivan Yakovleviç'in Hiristiyan geleneðine göre Volodya Ulyanov'un vaftiz babasý olduðunu söylüyor. Çuvaþlar genellikle birini vaftiz babasý olarak seçtiðinde ona karþý ya aþýrý bir yakýnlýk duyar ya da onu akraba gibi görür. Volodya, N.Ohotnikov diye Çuvaþ bir delikanlýya üniversiteye kayýt yaparken yardým etti. 1917 Devrimi'nden sonra Ývan Yakovlev idam edilirken Lenin, "Ona dokunmasýnlar" diye telgrafla emir verdi. Ýlya Nikolayeviç Ulyanov ile Ývan Yakovleviç'in dostluðu ve Lenin'in Ývan Yakovleviç'e olan yakýn ilgisi öylesine deðil. Üstelik Astragan da yaþayan Ýlya Nikolayeviç Ulyanov, önce Nijegorodsk sonra Ulyanovsk vilayetinde oturmaya karar verdi. Memleket sevgisi onu oraya çekiyordu. Kendisi eðitim düzeyi yüksek olan bir insan olarak halkýna okuma-yazma konusunda yardým ediyordu. O, Yakovlev'le birlikte Çuvaþ köylerinde 100 den fazla okul açtý. Lenin'in dedesi Toprak Kölesiydi M.P. Makarov'un yazdýðý "Ýlya Nikolayeviç Ulyanov / Çuvaþlarý Aydýnlatmak" isimli kitapta da, Lenin'in dedesi Nikolay Vasilyeviç Ulyanov eskiden Nijegorodsk vilayetinde bir toprak kölesi köylü idi. Ve Lenin 1791 yýlýnda Astragan vilayetine taþýndý deniyor. Ayný yazarýn (Makarov) 16. ve 17. y.y.da Otokrasi ve Povoljye Halklarýn Hiristiyanlaþmasý adlý bir baþka kitabýnda da þu bilgiler yer alýyor: Birleþmeden sonra 1666-67 yýllarýnda iki tane mezhep ortaya çýktý: Vyatsk ve Nijegorodsk mezhepleri. Meri, Çuvaþ, Mordov ve Tatarlar Nijegorodsk mezhebine girdi. Nijniy Novgorod hariç Alatir, Kurmis ve Yadrin þehirleri de bu mezhebe dâhil edildi.

Tarih belgelerinden biliyoruz ki, bu topraklar Voljsk Bulgariya oluþtuðundan beri burada yaþayan Çuvaþlara aitti. Kurmis ve Yadrin bölgesi, Çuvaþlar Rusya'ya girmeden önce tamamen Çuvaþ topraðýydý. Bugün de Alatir, Kurmis ve Yadrin Çuvaþ Cumhuriyeti topraklarýnda bulunuyor. 16. yüzyilin ortasýnda Alýinordu daðýldýktan sonra Kazan Hanlýðý oluþuyor ve bu Çuvaþ topraklarý Kazan Hanlýðý'na dâhil oluyor. Kö k en ler ini ter k et tile r

17. yüzyýlda yaþayan Alman gezgin Adam Oleariy, Sura Nehri'nin bir zamanlar Kazan ve Rus topraklarýný ayýrdýðýný söylüyordu Bu tespit Çuvaþ Halkýnýn Kökleri adlý kitapta yer alýyor. Kitabýn yazarý ünlü Çuvaþ bilim adamý V.F.Kahonovskiy'di. 18. yüzyIl da ÇuvaÞ topraklarI Kazan ve Nijegorodsk vilayetine dâhil edildi ... Bu bilgiyi ise "Haber" gazetesinin editörü Aleksey Petroviç Leontyev ifade ediyor. Leontyev'in belirttiðine göre, eskiden Rus Çarlarý Çuvaþlarý Hýristiyan dinine döndürmek için, her yerleþim yerine, ayný zamanda Rus misyoneri olan toprak aðalarý atardý. Zamanla birçok yerleþim yeri kendi köklerini terk etmeye baþladý. Vladimir UlyanovLenin'in dedesinin 1919 yaþadýðý köy de istisna olmayýp Çuvaþ köklerini terk etti ve kendilerine Rus demeye baþladý. Albina Lubimova, Lenin'in sülalesini daha iyi öðrenmek için Profesör Gennadiy Tafayev'in kaynaklarýna da baþvurmuþ. Prof. Tafayev, þu anda Çuvaþ Pedagoji Üniversitesi'nin Tarih Bölümü Baþkanlýðýný yürütüyor. 200'ün üzerinde yayýnlanmýþ eseri var. (Aðýrlýkla Çuvaþhalkýnýn kökleri hakkýnda yazýlmýþ kitaplar)

11


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

T af a ye v: L eni n'i n yüz ha tla rý Türk lere benz iyor

Tafayev, Ulyanovlarin þimdiki soyadlarýnýn Hýristiyanlaþma zamanýnda Ulyanan isminden gelebileceðini belirtmiþ. Ve bir aileye soyadý verildiðinde otomatik olarak o aile ferdinin soyadý olarak kabul edildiðini kaydetmiþ. Büyük ihtimalle Ulyanov soyadýnýn bayan veya erkek "Ulyanan" isminden temel alýndýðýný anlatmýþ. "Ruslar bu ismi "Ulyanin" seklinde yazmýþ olabilirler. Üstelik o zamanki mübeyyizlerin Çuvaþça bilmemesi de güçlü bir ihtimal. Çocuklara anne ve babanýn isimlerini verme âdeti, þimdiye kadar güncelliðini yitirmedi þeklinde bilgi vermiþ. Tafayev, Lenin'in fizik yapýsý ve yüz hatlarýnýn Türk olmasi ihtimalini çok güçlendirdiðini eklemiþ. Albina Lubimova, Tafayev'in haklý olup olmadýðýný anlamak için Hýristiyan olmayan Çuvaþlar özel isimler sözlügü adlý M.R. Fedotov tarafýndan yazýlmýþ bir kitaba da baktýðýný belirtiyor. Lubimova, Rusya'da pekçok kiþinin Lenin'in, Çar tarafýndan idam edilen kardeþi Aleksandr için intikam aldýðýna inandýðýný ve Aleksandr idam edilmiþ ve bu þekilde 1917'deki devrim gerçekleþmiþ oldu dediðine dikkat çekiyor. Çuvas tarihi uzmaný Anton Osipoviç Smolin, "Lenin" adlý bir kitapta yer alan bilgileri hatýrlatarak, kitabýn yazarý Akim Arutyunov'un, birinci cildin Vladimir Ulyanov'un Soy Aðacý kýsmýnýn ikinci bölümünde, Astragan Arþivlerinde bulunan belgelere atýf yaptýðýný belirtiyor. Burada, "Herkesçe biliniyor ki anne tarafindan Lenin üç milletin kanýný birden taþýyor (Yahudi, Alman ve Isveç). Baba tarafýndan Vladimir Lenin-Ulyanov'un dedesinin babasý, Kalmik kýsmýndan Lukyan Smirnov'mus. Onun oðlu Aleksey Lukyanoviç Smirnov baðýmsýz toprak aðasýymýþ. 1808 de 23 yaþýndaki Anna isminde kýzýný evlendirmiþ. Anna'nýn kocasý ondan 30 yaþ büyük ve bu da Lenin'in dedesi. Anna Alekseyevna 5 çocuk doðurdu ve son olaný Ýlya gelecekte Lenin'in babasý oldu" bilgilerine yer veriliyor. Lenin'in dedesi toprak kölesiydi "Eðer dikkatlice bakarsak Ulyanovlarýn yüz hatlarý, elma kemikçikleri, göz þekli Mongollara benzediðini görürüz" diyen Akim Arutyunov, resmi kaynaklara ve Lenin'in yaþam öyküsünü anlatan eserlere atýf yapýyor. Bu kaynaklara göre Vladimir Ulyanov'un dedesi Nikolay Vasilyeviç Ulyanin (Ulyaninov) toprak köle köylüsüydü ve Nijegorodsk vilayetinin Androsovo Sergaçsk çevresindeki köyünden geliyordu. Üstelik yüzyýllar boyunca bu topraklar Türk halklarýna aitti. (Özellikle Çuvaþlara). Akim Arutyunov, "Sergaçsk çevresinde o dönemde (18. yüzyýlýn

sonu) Rus imparatorluðunun yerleþim yeri listesinde ayný isimde iki köy belirtilmiþtir (Küçük ve Büyük Andosovo). Birinci köy kuzey batýda Sergaç'!tan 18 verse uzaklýkta bulunuyor. Ýkinci köy ise belirtilen kasabadan daha batýya yakýn 20 verse uzaktadýr. Andosovo köyü þimdiki posta rehberinde belirtilmiþ durumda. Bu köy Nijegorodsk Bölgesi Pilninsk semtinde buluyor. Bütün bu bilgiler hakkýnda arkadaþým Tafayev'in ne düþündüðünü sordum. Tafayev, Eski Rus vakayinamelerinde (1237 yýlýna göre) yazýlýyor ki Batu Taarruzu'ndan sonra Bulgarlar Volga Nehri'nden yukarýya doðru hareket etmiþler ve Suzdalsk topraklarýna varmýþlar. Volga Nehri'nin kýyýlarýnda birçok Bulgar þehri oluþmuþ" (Sudovit, Tsepel) þeklinde bilgi veriyor. V.N. Tatisev'in kaynaðýna göre, (1221 yýlý) Büyük Prens Yuriy generalleri gönderip Oka Nehri'!nin kýyýsýnda yeni þehrin yapýlmasýný emretti. Orasý, eskiden Bulgarlarýn yaþadýðý bir þehirdi. Þimdiki Nijegorodsk Bölgesi'ndeki topraklar da (Liskovo, Vasilsursk ve Nijniy, Novgorod) eskiden Bulgarlara aitti. Ara þtý rm al ar Sürü yo r

Araþtýrmacý Albina Lubimova, þu görüþleri ifade ediyor; "Lenin'in dedesinin Çuvaþ olmasý þimdilik sadece varsayýmdan ibaret ve gerçeði ispatlamak için bunu destekleyen bilgi ve kanýtlara ihtiyacýmýz var. Onun için arþivleri daha derinden incelemek gerekir. Ulyanovlarýn gerçekten Çuvaþ olduklarýna inanýyorum. Fakat yukarýda açýkladýðýmýz sebeplerden dolayý yýllardýr bunu saklamak zorunda kalýyorlar. Çuvaþlar tarih boyunca çok çile çeken bir halktýr. Hayatta kalabilmek için sýk sýk yaþadýklarý yerleri terk etmek zorunda kaldýlar. Birçoðu ise Islamiyeti kabul etti. Vladimir Lenin-Ulyanov'un dedesi de bunu yapmýþ gibi görünüyor. Ayný þeyler þimdi de oluyor. Þehirde yaþayan sosyetenin çocuklarý kendi anadilini bilmiyor. Aile gerçek Çuvaþ olduðu halde çocuklar kendini Rus gibi görüyor. Birçok Çuvaþ þair, ressam ve yazar kendi kültürüne karþý olan sevgisini sürekli dile getiriyor. Fakat kendi çocuklarýna Çuvaþça öðretmiyor ve anadillerine karþý sevgi aþýlamýyorlar. Eðer bütün bunlar bu þekilde devam ederse sonraki yüzyýlda Çuvaþça diye bir dil kalmayacak. Lenin'in ailesi, Ulyanovlarin baba tarafýndan Çuvaþ olduðu ihtimali çok güçlü. Bunu ispatlamak da çok zor deðil. Bu günkü teknoloji buna izin veriyor, DNA testi yapmak yeterli olur.

12

Ne olursa olsun Çuvaþlar arasýnda birçok yetenekli insan var. Örneðin Ikinci Dünya Savaþýn efsanevi kahramanlarýndan biri Vasiliy Ivanoviç Çapayev


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

çýkýp marksizmin önemli temsilcileriyle tanýþtýktan sonra St.Petersburg'a dönüp Iþçi Sýnýfýnýn Kurtuluþu Için Mücadele Birliði adlý gizli bir örgüt kurdu. Ayný yýl sonunda tutuklandý, ondört ay hücrede kaldýktan sonra Sibirya'ya, Susenskoye köyüne sürgüne gönderildi. Orada Krupskaya ile evlendi. Sosyaldemokrat gruplarla baðýný sürdürdü ve bir parti program taslaðý hazýrladý. RSDIP (Rusya Sosyal Demokrat Iþçi Partisi) 1898 Mart'ýnda Minsk'te toplanan bir kongreyle kuruldu. 1900'de serbest býrakýldýktan birkaç ay sonra yurtdýþýna kaçtý ve Ýsviçre'ye yerleþti. Aralýk 1900'de yayýmlanmaya baþlayan Iskra Gazetesi'ndeki bir makalesinde ilk kez "Lenin" takma adýný kullandý. 1905 devriminin yenilgiye uðramasýndan sonra Aralýk 1907'de yeniden Avrupa'daki sürgün yaþamýna döndü. Birinci Dünya Savaþý'nýn baþlamasýndan sonra, emperyalist savaþý iç savaþa döndürme çaðrýsýnda bulundu. 1917 Þubat Devrimi'nden sonra Petrograd'a döndü. Nisan Tezleri'yle bolseviklerin sosyalist iktidar perspektifiyle hareket etmeleri gerektiðini vurguladý. Baský ve yasaklama giriþimlerinden dolayi Finlandiya'ya kaçmak zorunda kaldý. 1917 Ekim'inde gizlice Petrograd'a döndü. 7 Kasim 1917 de Lenin'in önderliðinde Bolþevikler iktidari ele geçirdi. 8 Kasim 1917 de Halk Komiserleri Kurulu baþkanlýðýna seçildi. 21 Ocak 1924 te Gorki kentinde öldü. Lenin'in ölüm günü ulusal yas günü olarak ilan edildi. Petrograd þehrinin adý Leningrad olarak deðiþtirildi. Anýsýna ülkenin çeþitli yerlerinde anýtlar dikildi. Öldüðünde 54 yaþýndaydý.

Çuvaþ bir üvey anne tarafýýdan büyütüldü. Dünyanin üçüncü astronotu Andiyan Grigoryeviç Nikolayev de bir Çuvaþ. Ayný zamanda yürüyüþ ve bisiklet spor dalýnda birçok olimpik þampiyonlar var. Eðer Lenin'de Çuvaþ kaný olduðu ispatlanýrsa Türk dünyasý için büyük bir dalgalanma olacak" Lenin'in doðduðu topraklardan ortaya atýlan bu iddia, Sovyetlerin kurucusu ile ilgili önemli tartýþmalarý beraberinde getirecek gibi görünüyor. E r o l C i ha ng ir :” L eni n K al m ikt i r . ”

Lubimova'nýn iddiasina, "Bir Türkün 2. Dünya Harbi Hatýralarý" kitabýnýn yazarý Erol Cihangir'den de kýsmi destek geldi. Kitabýnda benzer tespitlerde bulunan Erol Cihangir, Kýrmýzý Çizgi Dergisi'ne yaptýðý açýklamada, Lenin'in atalarýnýn bir Moðol boyu olan Kalmik'lara dayandýðýný kaydetti. Erol Cihangir, Mogollar ile Türklerin ayrý uluslar olduðuna inandýðýný belirterek, Lenin Türk'tür demek yerine, Lenin Kalmiktir demenin daha doðru olacaðý görüþünü savunuyor. Vladimir Iliç Lenin-Ulyanov 22 Nisan 1870'te Simbirsk kentinde doðdu. Orta halli bir öðretmen ailesinin altý çocuðundan ikincisiydi. Aðabeyi Aleksandr'in Çar'a karþý suikast giriþimine katýldýðý için kurþuna dizildiði yýl, 1887'de, liseyi bitirerek Kazan Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne girdi. Üç ay sonra devrimci öðrenci hareketi içinde yer aldýðý için üniversiteden atýldý. 1891'!de St.Petersburg Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni dýþarýdan bitirdi. 1895'te ülke dýþýna

Eðer bir ü lkede gölgelerin boyu insanlarýn boyu nu geçmiþse o ülkede güneþ batýyor demektir. K ýzýlderili A tasözü 13


Misyonerler... TÜRKSÖZÜ

“ Unu tm ak iha ne tti r” Karl Jasper

Cihan Dura

Herkeste bir “Aman, Avrupa ne der” korkusu... Dizler tir tir, kimsede ses yok: Ne hükümette, ne muhalefette, ne aydýnlarda, ne askerde... Yine o kahrolasý Tanzimat kafasý... Neymiþ, “çaðdaþ uygarlýk”mýþ; neymiþ, batýlýlaþacaklarmýþ.

Ben “gerçek aydýnýn, halkýnýn belleði olduðu”na inanýrým. Hakikî aydýn ülkesinde olup bitene kayýtsýz kalmaz, onu takip eder, kovalar. Ülkesine yönelen tehlikeleri teþhis eder, ulusunu uyarýr, bilgilendirir.

Misyonerler... Hediye paketleriyle, cilt cilt Ýncillerle, tomar tomar broþürlerle, CD’lerle, kitaplarla geliyorlar. Sýnýrlarýmýzdan bir virüs gibi giriyor, çoðalýp yayýlýyorlar. Ýlk hedefleri gençler.... Tesadüfen yakalanýrlarsa, kendilerinden emin, gülücükler daðýtýyorlar objektiflere. Bir güvendikleri olmalý. Peki, kim bu güvendikleri? A.K.P. Hükümeti mi? Avrupa Birliði mi, uyum yasalarý mý, yoksa Amerika mý?

Gerçek aydýnýn bu yönünü belki de en güzel, Telgrafhane þiirinde Melih Cevdet Anday anlatmýþtýr: Bu þiir “Uyuyamayacaksýn / Memleketin hali / Seni seslerle uyandýracak / Oturup yazacaksýn” diye baþlar ve þöyle biter: “Uyuyamayacaksýn / Bir sis çaný gibi gecenin içinde /Ta gün ýþýyýncaya kadar / Vakur, metin, sade / Çalacaksýn.”

Bir dizi olarak tasarladýðým bu yazýda 2004 yýlý itibariyle Türkiye’de hangi tehlikeli geliþmelerin meydana geldiðini belli açýlardan tespit ediyor ve çabamý iki yönde sürdürmeye çalýþýyorum: Önce, derlediðim olaylara dayanarak, genelleme yoluyla bazý hipotezlere ulaþmayý deniyorum. Sonra bu olaylarýn 2006 yýlýndaki uzantýlarýný, kazandýklarý yeni kapsam ve boyutlarý belirlemeye çalýþýyorum.

II ) Pr op o g a n d a , Y ay ý n l a r , K i l i se l e r

1) Tuzaklar, tuzaklar... Propaganda için ücretsiz filmden tutun, el ilanlarýna kadar denemedikleri yol yok bunlarýn. Somut örnek mi istiyorsunuz? Hz. Ýsa’yý, Hýristiyanlýðý anlatan filmler, yayýnlar... Gazete reklamlarý yoluyla “ücretsiz” sunulup daðýtýlýyor.

Yazý planýma gelince, Türkiye’de 2004 yýlýnda olup bitenleri misyonerler ve Bartho nereye koþuyor, baþlýklarý altýnda ard arda sunuyorum. Bu ilk kesimin konusu “misyonerler.” Evet, Türkiye sanki yeni bir Haçlý seferi karþýsýnda. Propagandalar, broþürler, filmler, orada burada açýlan kiliseler… Öyle görülüyor ki Türk milletinin yalnýz inançlarý deðil, ayný zamanda üniter yapýsý da hedefte.

I) B ir Ha çl ý Se f er i gib i Türkiye bir misyoner saldýrýsý altýnda... Dalga dalga geliyorlar. Kasalarý, bavullarý Amerikan dolarýyla, AB Avro’suyla týka basa dolu. Çekirgeler gibi, her tarafý kaplýyorlar! Özellikle Karadeniz’de, Güneydoðu Anadolu’dalar. Bir haçlý seferi bu... Bir kuþatma bu... Protestanlar aðýrlýkta, merkezleri Almanya’da. Katolik misyonerler Vatikan’dan yönlendiriliyor.

Hükümet üç maymunu oynamakta. Kültür ve Turizm Bakanlýðý mý, Ýç Ýþleri Bakanlýðý mý? Ara ki bulasýn. Konu Meclis gündemine taþýnýyor, ancak sonuç yok.

2) Türkiye’nin dört bir yanýnda pýtrak gibi açýlan kiliseler... Çoðu kaçak... Ýnanýlacak gibi deðil: Son bir yýl içinde 21 000 kilise!... Evet bu rakamý, evet bu korkunç rakamý verenler var basýnda. Ankara’nýn sanayi alanlarýndan Ostim’de açýlan kilise, alenen misyonerlik yapmakta. Birkaç cýlýz protestodan baþka tepki yok.

14

Bir diðer örnek Isparta’dan... Misyonerler cirit atýyor bu ilimizde de. Bir liseden iki kýz öðrenciyi Hýristiyan yapmayý baþarmýþlar (Atatürk’ün


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

zamanýnda da böyle bir olay meydana gelmiþti de, Büyük Önder bu iþi yapanlarýn kafasýna dünyayý geçirmiþti). Hedefleri, 40 kiþiye ulaþýp yasal bir kilise açmakmýþ Isparta’da (40 kiþiye ulaþýp sonunda kiliselerini açtýlar mý acaba? Araþtýrýp üzerine yazýlar yazmak, fikir ve hukuk mücadelesi vermek görevinizdir ey vatanseverler).

Buluþturma Projesi.” Bütün dertleri þu : Kürtleri nasýl Hýristiyan yaparýz? Bu amaçla Ýncil’i üç lehçede tercüme çalýþmasý baþlatmýþlar, Sorani Kürtçesi ile radyo programlarý yapýyorlar. Türkçe konuþan Kürtler için de, Ýncil’i tanýtýcý bir dergi çýkarýyorlar. Kendileri de Kürtçe öðrenmeyi ihmal etmiyorlar. Memnunlar, çünkü Kürtleri hýristiyanlaþtýrmakta aþama kaydettiklerine inanýyorlar. Bizim Ankara’daki sözde Müslüman hükümet ise derin uykulara batýp gitmiþ ya da iþine geldiðinden uyur gibi yapýyor.

3 ) Ve Antalya’dan Yalvaç’a bir yol inþaatý, adý “St. Paul Yolu” olacakmýþ. Projenin adý “AB Life Üçüncü Ülkeler Programý.” Maliyeti 436 bin Avro, paranýn yüzde 70’i Avrupa Birliði’nden! Peki neden Yalvaç? Çünkü: birincisi, misyonerler Isparta’da yoðunlaþmýþ durumda. Ýkincisi, Aziz Pavlus ilk vaazýný Yalvaç’da vermiþ.

4 ) Bu konuda iki anlamlý tespit daha var, aþaðýda veriyorum.

4) Öyle þýmartýlmýþ ki bu Avrupalý sömürgenler, Türkiye’yi yol geçen hanýna çevirmiþler. Müzelerimizde bile “âyin” yapýlýyor! Ýki genç doktorumuz anlatýyor: Tarih 30 Ekim 2004... Kapadokya’daki Zelve Açýkhava Müzesi’ndeler. Kayalara oyulmuþ, antik kiliselerden birine giriyorlar. O da ne, daha adým atar atmaz donup kalýyorlar: Ýçerde 25-30 kadar deðiþik yaþlarda yabancý turist, yanan onlarca mumun eþliðinde, kendilerinden geçmiþ, topluca dua ediyor, âyin yapýyorlar. Genç doktorlar araþtýrýyorlar, soruyorlar yetkililere; hiçbirinin bu gizli âyinden haberi yok, uyuyorlar. I I I) Ün ite r ya p ý h ed e f te

1) Ankara Ticaret Odasý bir rapor yayýmlýyor: Misyonerlik Raporu... Çalýþmaya göre Türkiye’de misyonerliði hortlatan temel faktör, AB’ye uyum yasalarý... Bu doðru… Ancak ben baþ sorumlu olarak teslimiyetçi A.K.P. iktidarýný görüyorum. Onlar fýrsat vermeseler, ne yapabilir elin uðursuzu ülkemize?

Misyonerlik etnik ve dinî ayrýmcýlýðý körüklüyor. Dolayýsiyle asýl hedef devletimizin üniter yapýsý. Misyonerlik faaliyeti 300’den fazla kilisede yürütülüyormuþ. Kullanýlan bir araç da insan haklarý ve demokrasi putperestliði...

2 ) Türkiye’nin nüfus yapýsý da hedefte: Örnek olarak, Mardin’in etnik yapýsýný deðiþtirmeye yönelik faaliyetleri verilebilirim. Kimi papaz ve misyonerler Avrupa’da yaþayan Hýristiyan Süryanileri Türkiye’ye geri getirmek için bir proje baþlatmýþ. Ýlk hedefleri bu þehirdeki Süryani nüfusunu 15 bin düzeyine yükseltmek. 3 ) Misyonerlerin bir projesi de “Kürtleri Ýncil ile

15

-Attila Ýlhan: “Hýristiyanlýðý seçmek, Emperyalizm’i seçmektir.”

-Din Ýþleri Yüksek Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Bayraktar: Misyonerler emperyalizmin öncü gücüdür. Misyonerlere kanarak din deðiþtiren insan sadece dininden deðil, kimliðinden ve tarihinden de kopar. Atatürk, misyonerliði yasaklamýþtý. IV) B u lgu ve Y o rum l ar

Yukarda sunduðum olaylarý gözlem verisi olarak alýp üzerlerinde kafa yorduðumda baþlýca þu bulgulara ve yorumlara ulaþýyorum.

1 ) Misyonerlik Türkiye için büyük bir tehlikedir. Çünkü gizli ve asýl hedefinin, Türkiye’nin “inanç birliðini ve üniter yapýsýný bozmak” olduðu görülüyor. Avrupa Birliði bahanesiyle misyonerliði serbest býrakmak büyük bir hatâdýr. Bunun özgürlükle, insan haklarýyla, demokrasiyle hiçbir ilgisi yoktur. Onu böyle gösterenler, Derin Merkez’in emrinde görüþ ve teori üreten bir kýsým satýlmýþ batýlý bilim adamlarý ile onlarýn bu bilim-dýþý ürünlerini olduðu gibi Türkiye’ye getiren aktarmacý, “aydýn”lar ve öðretim elemanlarýdýr. Misyonerlik tarih boyunca nasýl emperyalizmin çýkarlarýnýn bir aracý olarak kullanýlmýþsa, bugün de öyledir. Kesinlikle önüne geçilmelidir.

2 ) Derin Merkez -birçok ülkede olduðu gibiTürkiye üzerindeki emellerini de türlü araçlar kullanarak gerçekleþtirmektedir. Bu araçlarýn en baþta gelenin para olduðu söylenebilir. Ýnsanlarýmýzý, aydýnlarýmýzý, politikacýlarýmýzý, kuruluþlarýmýzý, kimi üniversitelerimizi,... para vasýtasýyla satýn alýyorlar. Saydýðým kimse ve kuruluþlardan bir kýsmý bilinçlidir, yaptýðýnýn farkýndadýr. Bunlar Atatürk’ün “dahilî bedhahlar” dediði kesimin içine girer. Bir kýsmý ise cehaletinden ya da saflýðýndan dolayý, Türkiye’ye ne


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

kötülükler yaptýðýnýn farkýnda deðildir. Bu þahýs ve kuruluþlarýn, her ne amaçla olursa olsun yabancýlardan para almalarý ya yasaklanmalý ya da sýký denetim altýna alýnmalýdýr. Atalarýmýz þu özdeyiþleri boþuna söylememiþtir:

Ve Derin-Merkez uygun zamaný kolluyor. Aralarýnda “Ergeç o gün gelecek” diye fýsýldaþýyorlar. Bekledikleri gün gelince, içimizde yarattýklarý Hýristiyan nüfusla Türk-Müslüman nüfus arasýnda büyük bir çatýþma çýkaracaklar. Bir olasýlýktýr ki Batý tarihî hedefine böyle ulaþacak.

-Düþmandan para alan, düþmanýn kýlýcýný sallar.

Sonuç

-Para almaya alýþan, buyruk almaya da alýþýr.

2004 yýlýnýn bazý misyonerlik olaylarýnýn gözleminden, bulgu ve yorumlardan ulaþtýðým baþlýca hipotez ve önerileri aþaðýda özetliyorum.

-Ýhsan ile, hür kimse köle yapýlýr.

3 ) Türkiye’de Tanzimat kafasý yeniden hortlamýþtýr. Bu kafa Türkiye’yi uyuþturmakta, felç etmektedir. Ne yazýktýr ki Türkiye’nin yönetimi epeydir bu kafada olanlarýn eline geçmiþtir. Tarih tekerrür etmektedir. Bu zihniyet Batý’nýn en büyük yardýmcýsýdýr. Atatürkçüler ve bütün vatanseverler birleþerek Tanzimat kafalýlara karþý bütün güçleriyle mücadele etmelidir. Öncelikle Tanzimatçý zihniyetin mahiyetini ve zararlarýný milletimize anlatmanýn yollarýný bulmalýdýr.

• Misyonerlik Türkiye için büyük bir tehlikedir. Misyonerliðin serbest býrakýlmasýnýn özgürlükle, insan haklarýyla, demokrasiyle hiçbir ilgisi yoktur. O emperyalizmin baþta gelen araçlarýndan biridir. Kesinlikle engellenmelidir.

• Derin-Merkez’in Türkiye üzerindeki emellerini gerçekleþtirme araçlarýndan biri de paradýr. Göz kestirilen insanlar, kuruluþlar para ile satýn alýnýyor. Yabancýlardan para alýnmasý yasaklanmalý ya da en azýndan sýký denetim altýna alýnmalýdýr.

4 ) Türkiye Cumhuriyeti sahipsizdir. En sorumlu kiþiler ve kuruluþlar görevlerini yapmýyor. Takip yok, denetim kalmadý, aydýnlarýmýzýn çoðu ilgisiz, vurdumduymaz, ya da idare-i maslahatçý... Türkiye Batý’nýn her türlü saldýrýsýna, kullaným ve tasallutuna sonuna kadar açýlmýþ durumda. Sanki gizli bir proje yeniden uygulamaya konulmuþ. Bu; Batý’nýn, Derin-Merkez’in, tarihin tozlu raflarýndan indirdiði, yarým kalmýþ bir proje: Adý, “Türkiye: Batý’nýn yeni sömürgesi”...

• Türkiye yeniden Tanzimat kafalýlarýn eline geçmiþtir. Türkiye, Derin-Merkez’in her türlü sömürüsüne terkedilmiþ bir durumdadýr. Eðer böyle giderse, Türkiye Cumhuriyeti’nin yok olmasý kaçýnýlmazdýr. Vatanseverler mutlaka bir araya gelerek “Yeni Tanzimatçý”lara karþý bütün güçleriyle bir mücadele baþlatmalýdýr.

• Yeni Tanzimatçýlýðýn iþini kolaylaþtýran Avrupa Birliði’dir. Avrupa Birliði -Atatürk’ün Nutuk’ta haber verdiði- “dahilî bedhahlar”la el ele vermiþ uzun vadeli, sinsi bir plan uygulamaktadýr. Hedef Türkiye’de etnik ve dinsel ayrýmcýlýðý körüklemektir. Nüfus yapýmýzý bozmaktýr. Hýristiyan nüfusu artýrmak ve güçlendirmektir. Zamaný gelince de bir iç savaþ çýkarmaktýr. Nihai hedef Türkiye Cumhuriyeti’nin varlýðýna son vermektir.

5 ) Avrupa Birliði’nin Türkiye’yi neden tam üyelik havucuyla oyaladýðý, uyum yasalarýyla devletin en birleþtirici unsurlarýný neden hedef aldýðý açýkça anlaþýlýyor. Uzun vadeli, sinsi bir plan karþýsýndayýz. Bu yukarda andýðým tarihî ve yarým kalmýþ, sonu getirilememiþ plan: Hedefi,Türkiye Cumhuriyeti’nin bütünlüðüne ve varlýðýna son vermek. Avrupa Birliði -daha doðrusu üç azýlý sömürgeci, Ýngiltere, Fransa ve Almanya- bizi içimizden vuruyor; hamiyetsiz, bulunduklarý mevkilere asla layýk olmayan politikacýlarýmýzýn, yöneticilerimizin cehaletinden, gafletinden, dalaletinden yararlanarak...

Evet, þu yadsýnmaz bir gerçek: Atatürk’ten ne kadar uzaklaþýyorsak, parçalanmaya da o kadar yaklaþýyoruz. O’nun her dediðinde, her öðüdünde, her eyleminde bir hikmet vardýr.

Avrupa Birliði Türkiye’de etnik ve dinî ayrýmcýlýðý körüklüyor. Nasýl? Misyonerlik aracýyla!... Nüfus yapýmýzý bozmaya çalýþýyor. Türkiye’de Hýristiyan nüfusu, azýnlýklarý artýrmaya ve güçlendirmeye çalýþýyor (Tabii bu tek saldýrýsý deðil, baþkalarý da var).

Atatürk’ün misyonerliði neden yasaklamýþ olduðunu þimdi daha iyi anlýyoruz.

16


Alpaslan Türkeþ beð ile anýlar.. TÜRKSÖZÜ

Güngör Türkeli

Ýlk tanýþma ya da tanýma, 1960 devrimiyle oldu. O gece Ýzmir-Gaziemir Uçuþ Okulunda öðrenci teðmendim. Radyoda deyim yerindeyse gümbür gümbür bir ses ihtilal beyannamesini okuyordu. Ses etkiliydi. Sonradan herkes gibi bu sesin Alpaslan Türkeþ'in sesi olduðunu öðrenecektik.

ve "Getirdiðim eþyalarýn sarýlý olan gazeteler bir haftalýk gazete ve dergilerdir. Aramada farkýna varmadýlar. Aman dikkat et" diye tembihledi. Bu kadar özeli niye anlattým? Þunun için: Gazeteler arasýnda içinde Hürriyet Gazetesi de vardý ve bir sayýsýnda manþette iri V E A L P A S L A N T Ü R KE Þ Y A K A L A N D I" harflerle "V diyor ve sayfanýn ortasýna da kocaman bir Türkeþ fotoðrafý koyuyordu. Bizim kaldýðýmýz 25 numaralý koðuþun iki penceresi hapishanenin doðu kesimindeki havalandýrma alanýna bakýyordu. Tutuklular gün içinde sýrayla belli bir süre bu alana çýkarýlýyor ve hava almalarý saðlanýyordu. Pencereden havalandýrmaya çýkarýlanlarý sürekli izleyip tanýmaya çalýþýyordum. Bir de baktým ki, Türkeþ Albay da havalandýrmada. Özellikle sakladýðým Hürriyet gazetesini hemen alýp Türkeþ Albaya gösterdim. Ýlgiyle izledi ama nöbetçi çavuþ müdahale etti ve Türkeþ Albayý pencereden uzaklaþtýrdý. Belli bir süreden sonra onlarýn da ihtilattan men uygulamasý kalktý. Koðuþtaydým. Koðuþta Kurmay Yarbay ve diðer arkadaþlarla birlikteyken kapýdan Yüzbaþý Muzaffer Özdað girdi. Doðrudan Talat Yarbaya "Yarbayým, geçen gün Türkeþ Albayýma Hürriyet gazetesini gösteren havacý Üsteðmenle görüþmek istiyorum" dedi. Talat Yarbay beni gösterdi ve birlikte dýþarýya çýktýk. "Üsteðmenim! Türkeþ Albayým seninle görüþüp tanýþmak istiyor, ne dersin? " deyince "Sevinirim" yanýtýný verdim ve doðruca ön hücrelerin bulunduðu bölüme gittik. Albay gülerek karþýladý ve hücrede bulunan tek kiþilik karyolanýn üstüne oturduk. Konuþmamýz kýsa sürdü. Yalnýzca teþekkür etti ve gazetenin elimde olup olmadýðýný sordu. Atmamýþtým gazeteyi. Hemen getirip verdim.

A sýl ta nýþ m a

1963 yýlý, Genç "Kemalistler Ordusu" davasýyla ilgili olarak 17 Nisan günü tutuklandým. Mamak Askeri hapishanesine konulduk. Ýlk günlerde beþ kiþiydik. Sonra sayýmýz 9'a çýktý. Hemen arka hücreler denilen, bizden sonra Talat Aydemirler ve Deniz Gezmiþlerin yattýðý hücrelere konulduk. "Ýhtilattan men" uygulamasý gereði yakýnlarýmýzla görüþmek, gazete kitap okumak yasaktý. 21 Mayýs günü Talat Aydemir'in yönetiminde bir darbe giriþimi oldu. Onlarýn da gideceði yer Mamak Askeri Cezaeviydi. Sabaha karþý olaya karýþan subaylar getirilmeye baþladýlar. Türkeþ gurubu olarak bilinenlerden anýmsadýðým kadarýyla Yüzbaþý Muzaffer Özdað ve birkaç arkadaþý getirilip Ön Hücrelere konuldular. Albay Türkeþ yoktu.

Aradan birkaç gün geçti. Alpaslan Türkeþ'in de yakalanýp ön hücrelere konulduðunu öðrendik. Bizde ihtilattan men kalkmýþ, yakýnlarýmýzla görüþebiliyorduk. Ýlk gün görüþmeler kapalý görüþmelerdi. Ama eþim tutuklu subaylarýn açýk görüþ yapmalarý gerektiðini öðrenmiþ ve kapalý görüþmeyi kabul etmemiþ. Eþimin ýsrarlarý ve mücadelesi sonucu herkesi açýk görüþtürmeyi kabul ettiler ve yakýnlarýyla görüþtürdüler. Saat 14'de doðru Hapishane Müdürlüðünden çaðrýldýðým bildirildi. Müdürlüðe gittiðimde baktým eþim orda ve Binbaþý olan müdür büyük bir telaþ içinde. Sinirinden konuþamýyor. Görevli Astsubay'a emir verdi ve eþimle bir odada açýk görüþ yapacaðýmý söyledi. Süre bir saatti. Eþimle görüþtük. Bir hayli de yiyecek giyecek vb getirmiþ. Önemli bir þey söyleyeceðini belirtip kulaðýma eðildi

17

Kýsa bir süre geçti, gece yarýsýna doðru Türkeþ Albay bizim koðuþun kapýsýndan içeriye doðru "Güngör Üsteðmen uyudu mu?" derken ben hemen kalkýp yanýna gittim."Gel seninle biraz konuþalým" dedi ve kolumdan tutarak koridora doðru yöneldi. Kýsa yürüyüþlerle, hapishane tabiriyle volta atmaya


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

baþladýk. Bir ara kolumdan çekti, durduk."Güngör Üsteðmen senin sol görüþlü olduðunu öðrendim. Benim görüþümü biliyorsun. Gazeteyi bana niye gösterdin?"dedi. Yanýt olarak "Albayým, bu hapishanede ayný kaderi paylaþýyoruz. Daha önemlisi siz bizim komutanýmsýnýz. Siyasal görüþünüz ne olursa olsun, ben size komutaným diye bakarým. Aldýðýmýz askeri terbiye bunu gerektirir diye düþünüyorum" dedim. Hapishanede kaldýðýmýz üç buçuk ay içinde geceleri sýk sýk birlikte olduk ve tartýþtýk. Hiç unutmuyorum, birinde "aslýnda düþünce açýsýndan bir fark var. Siz dine inanmazsýnýz biz dine inanýrýz." Dedi. Ben bu görüþü katýlmadýðýmý anlatmaya çalýþtým ama düþünce birliðimiz olmadýðýný ifade ederek "Siz Osman Turan'ýn (ismini anýmsayamadýðým) bir kitabýný savunurken biz de Niyazi Berkes'in "200 Yýldýr Niçin bocalýyoruz?” kitabýnda savunuyoruz. Aramýzda önemli fark var" yanýtýný verdim. Türkeþ Albay ve arkadaþlarý üç buçuk ay hapishanede kaldýktan sonra tahliye edildiler. Ayrýlýrken hapishaneden çýktýktan sonra mutlaka görüþmemizi istedi, ben de söz verdim. Hapishaneden çýktýktan sonra zaman zaman ziyaret ettim. Bir süre sonra bilindiði gibi Türkeþ Albay ve ekibi ni kurdular. Genel Merkezde de birkaç kez ziyaret ettiðimi anýmsýyorum. Beni ve arkadaþlarýmý da 1966 yýlýnda emekliye sevk ettiler. Sanýyorum 1969 yýlýnda da Türkeþ beð CKMP'nin genel baþkaný oldu ve partinin adý da "Milliyetçi Hareket Partisi " olarak deðiþti. Ankara'da bir görüþmemizde 1969 ya da 70 olacak Toros Yörüklerinden söz etti ve Yörüklerin nerelerde yoðunlaþtýðýný sordu. Ben de Toroslar'ýn eteklerinde bulunan tüm köy ve kasabalarýnýn kökeninin Yörük olduðunu söyledim."O taraflara gelirsem bana yardýmcý olum musun?" diye sorunca da kuþkusuz yardýmcý olabileceðimi ifade ettim. Bana Akdeniz yöresinde bir geziye çýkacaðýný ve Anamur'a da geleceðini bildirdi. Anamur'da TRT'NÝN muhabirliðini yapýyordum. Yukarýda yýl olarak 1969 ya da 70 yýlý olacaðýný söylemiþtim. Bu bir seçim gezisiydi ve galiba1969 yýlýydý. Anamur'a geleceði gün de TRT yetkililerince bildirilmiþti. Hatta kendisini Anamur sýnýrlarýnda karþýlamam ve uðradýðý yerlerde yaptýðý konuþmalarý iletmem de istenmiþti.

DÝKKAT TÜRKEÞ GELÝYOR! KOMÜNÝSTLERE ÖLÜM!" yazmýþlar. Gülüp geçtim. Parti örgütü gençler tarafýndan kurulmuþtu. Baþkanlarý da yakýn akrabamdý. Bir de üniversiteli bir genç vardý. Þimdilerde merkez valisi. Ýznini almadýðým için ismini yazamýyorum. Çok yetenekli ve ciddi bir genç ve valiydi. Kendisini de her zaman çok sevdim. Gençler olanaksýzlýktan Albayý karþýlamak için bir kamyon kiralamýþlardý.Beni de götürmelerini istedim."Olmaz!Sen kendi olanaklarýnla git dediler.TRT muhabiri olduðumu ve haber yapacaðýmý söyledim."O zaman arkaya bin" dediler. Arkada da gitmeyeceðimi ve Türkeþ Albay gelince bu davranýþlarýný söyleyeceðimi bildirdim. Baktýlar ki olacak gibi deðil, beni kamyonun ön tarafýna aldýlar. Karþýlayýcýlar Bozyazý köprüsünde durdular ve yöneticiler "siz burada kalýn" deyip birer motosiklete binerek daha ileriye hareket ettiler. Ben de bir baþka motor kiralayýp arkalarýndan gittim. Arabayý görebilecekleri bir noktada durmuþlar. Onlardan daha ileriye gitmek üzere elle salladým."Dur aðabey, bizden ileriye gitme ne olur" diyince ben de onlarýn bulunduklarý çamlarýn arasýnda kaldým. Biraz sonra Albay'ýn açýk mavi, tek kapýlý þevrole arabasý göründü. Karþýlayýcýlarý uyardým ve yolun karþýsýna geçtim. Ellerindeki bayraklarla "Baþbuð Türkeþ" diye slogan atmaya baþladýlar. Albay beni görmemiþ, karþýlayýcýlarla ayaküstü konuþuyordu. Rahmetli eþi arabadan beni görüp de "AY..Güngör bey" deyince Albay görüþmeyi kesip bana doðru yöneldi ve karþýlayýcýlara "Hadi siz gidin!" deyip beni arabaya aldý. Sýkça yaptýðým gibi yengeye bakýp "Yenge ben size hep söylemiyor muyum? Biz askerlerden politikacý olmayacak diye" deyince Albay frene bastý ve sertçe bana baktý. Ev ve matbaanýn kapýsýna yazdýklarýný anlattým. Önde motorla giden baþkaný çaðýrdý ve arabaya aldý. Türkeþ Albay "Niye Güngör'ün ev ve matbaanýn duvarlarýnda böyle yazý yazdýnýz? deyince baþkan "Efendim Güngör abiye gominis diyorlar" yanýtýný alýnca "Güngör abinize komünist diyenin aðzýný yýrtarým" diye baðýrdý. Anamur'da kaldýðý süre içinde bana düþen iþlerde yardýmcý oldum. Albay Anamur'dayken oðlum Talat Turhan Türkeli bir haftalýktý. Tutturdu illa çocuðu göreceðim diye. Þunlarý söyledim. Albayým, siz benim eve gelirseniz hem sizin için hem bizim için doðru bir davranýþ olmaz. En iyisi siz bize gelmeyin" dedim."O zaman çocuðu siz bana getirin" dedi. Umarsýz bir jeep kiraladýk, çocuðu sardýk sarmaladýk ve kendisine getirdik. Hem öptü hem de sanýyorum bir altýn taktý.

An am u r’ a ge le c eð i gün

Anamur'da matbaam vardý ve Anamur gazetesini yayýnlýyordum. Türkeþ Albay'ýn geleceði gün baktým evimin ve matbaanýn duvarlarýna kýrmýzý boya ile "

18


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

T ürk eþ b e ð Ant al ya’ d a

meclise girdi ve Baþbakan yardýmcýsý oldu. Türkeþ Albay Baþbakan yardýmcýsý olunca, rahmetli gazeteci aðabeyim Mustafa Ekmekçi "Yahu Güngör! Senin Alpaslan Türkeþ'le birlikte hapis yatmýþlýðýn var. Türkeþ'le ilgili bir yazý yazacaðým. Bir anýný anlatýr mýsýn?" deyince ben de bu anýyý anlattým. Ekmekçi de yazdý. Telefonla arardý. Bir süre aramadý. Beni tanýyanlara da "Güngör bu anýyý neye anlattý? Baþka çok anýmýz vardý" diye kýrgýnlýðýný belirtmiþ ama bana hiçbir þey söylemedi.

Bir seçim gezisinde Antalya'ya geldi. Bilgim yoktu. Bir doktorun evinde kalýyormuþ. Telefonumu bulup telefon etmiþler. Eþimle birlikte gittik. Eþim de benim gibi sol düþünceli. Ve eþime partinin Antalya Ýl baþkanlýðýný teklif etti. Eþim "Albayým, biliyorsunuz biz karý-koca sol görüþlüyüz. Görüþümüzden de geçmeyiz. O nedenle ben önerinize evet diyemem."yanýtýný verdi. Antalya'dan Mersin'e gidecekler. Yollar bilindiði gibi çok dar ve virajlý. Yolu yarýya bölmelerini ve Anamur'da konaklamalarýný önerdim. Ancak kalabilecekleri bir otel yoktu. Dedim ki,"Albayým, Anamur'da sizin kalabileceðiniz bir otel yok. Ancak evinde kalabileceðiniz halamýn oðlu var. O da CHP ilçe baþkaný. Þimdi telefon edip bildiriyorum." Olumsuz bir tepki göstermedi. CHP ilçe baþkaný olan halamýn oðlu rahmetli Rasim Öztürk'e telefon ettim."Seve seve konuk edebileceðini söyledi.Gerçekten iki gün CHP ilçe baþkanýnýn evinde kaldýlar ve ölünceye kadar da bir birlerini saygýyla karþýladýlar.

Sa ðcý la rla iþ in ne?

Benim yalnýz Türkeþ Albayla deðil, bazý MHP'li dostlarla da merhabam vardý. Antalya'da partinin merkez yürütme kurulu üyesi Avukat bir büyüðüm vardý. Lisede benden iki yýl öndeydi. Eþimin kitapevi vardý. Sol kitaplar satýyordu. Hiç çekinmez saat 17 den sonra kitapevine gelir, eþime kahve söyler, kahvesini içtikten sonra da "Yenge, izin ver de bir komünistle bir faþist bir iki kadeh raký iþsin! Bakalým nasýl olacak?" der ve koluma girerek yakýndaki bir lokantaya giderdik. Yolda giderken solcu arkadaþlar bana öfkeyle bakarlar, sonra da hesap sorarlardý. Ülkü Ocaklarý binasýnýn önünden geçerdik. Avukat aðabeye yiyecekmiþ gibi bakarlar ve biz hiç oralý olmazdýk. O zaman bize kýzanlar þimdi o zamanki sað görüþlü arkadaþlarla daha sýký fýkýlar. Þimdi bana ne iyi etmiþsin diyorlar. Arkadaþ! Benim bir ölçüm var."Yurtsever misin deðil misin" der ve yurt severliðine inandýðým herkesle dostluk kurarým " yanýtýný verirdim. Sað-Sol dedik vuruþtuk. Alevi-Sünni dedik vuruþtuk. Laik-laik olmayan dedik vuruþtuk. Türk, Kürt dedik vuruþtuk. Vuruþturdular bizi ve ülke parçalanma noktasýna geldi. Bilerek getirdiler. Bütün bunlarýn arkasýnda da emperyalizmin olduðunu öðrendik. Aklýmýzý baþýmýza toplayýp, ayrýmcýlýðý destekleyenlere prim vermeyelim.

“ Vurd uð um ye rd en se s ge tire c eði m ”

Anamur'a hareketlerinden önce "Gel Güngör seninle þöyle baþ baþa parký bir dolaþalým" önerisinde bulundu. Birlikte parkta yürümeye baþladýk. Deðiþik konulardan söz ettik. Þehir stadyumun önüne geldiðimizde kolumdan çekti ve durduk. "Bana bak Güngör! Hedefim köylere hizmet götürecek meslek okullarý. Bu okullardan saðlayacaðým öðrencileri açacaðým kamplarda yetiþtireceðim ve göreceksin on yýl sonra Türkeþ Albayýnýn vurduðu yerden ses çýkacak" dedi. Ýnanamadým ve "Albayým hayal görüyorsunuz. Yine dediðim gibi biz askerlerden politikacý çýkmayacak" yanýtýný verdim. Bir daha konuþmadan arabalarýn hareket edeceði yere geldik ve Anamur'a uðurladýk. On deðil, yedi y ýl s onra..

On yýl deðil ama yedi yýl sonra üç milletvekiliyle

Savaþýn zevkini almak isteyen herkes Türklerle savaþmalýdýr. Towsen d (Ýngiliz Komutan) 19


Ben de edepsizim ‘Sayýn’ baþbakan! TÜRKSÖZÜ

Cevdet Uygun

kimi getirebiliriz’ sorusu bile boþlukta kalýyordu bu ekip karþýsýnda. Nerede ise devletin baþýna bizzat

Önce Özal döneminde öðrendik bu üçkaðýdý. Memleketin gündemi önemli bir konuya endekslendiðinde Özal ortaya çýkar, (genellikle yurtdýþýna giderken uçakta) sittiriboktan bir konuyu gündeme getirir, herkes o “sanal” konuyu tartýþýrken temel konu unutturulurdu.

ABD liyi, Ýngiliz i, Ýsrail liyi getirsek ancak bunu yapabilirlerdi diyeceðiz. Yok yok, belki onlar bile bu kadarýna cesaret edemezlerdi. (Bakýnýz Mayýn Yasasýna)

ABD icadý propaganda ve bilgi kirliliði tekniklerinin en basit, en pespaye, en aþaðýlýk, ancak en etkili yöntemi idi bu rezil yöntem.

Devletin baþý 2 sayfa 9 maddelik bir “biat” sözleþmesi imzalamýþtý ABD li muadiliyle ve bu durumu kendi aðzýndan açýklayabilmiþti. Sýkýþtýrýlýp “sen ne imzaladýn, maddeleri açýkla” dendiðinde de týpký kendisi ve eþine verilen hediyelerde olduðu gibi ses bile çýkaramamýþ, “týsssss” modunda kalmýþtý.

Hele hele muhalif parti de konuyu “sazan gibi” atlayýnca deðme keyfine ABD’nin Türkiye irtibat büro þefi Özal ýn.

Gel zaman git zaman bir ABD ci iktidar geldi ki Türkiye’ye, hafazanallah! Askerlerinin baþýna çuval geçirilirken, Kýbrýs satýþa sokulurken, Batý Trakya ve Kuzey Irak Türkmenleri silindir gibi ezilirken, petrol arama sahalarý bit kadar boyuyla Güney Kýbrýs Rum kesimince “ekonomik saha” ilan edilirken, ülke yerlerde süründürülürken (say say bitmiyor) bunlar istasyon þefi gibiydiler.

Ne zaman paça sýkýþsa Özal tarzý bir konu ve gündem saptýrmasý çýkaran bu ABD kurs eðitimli zevat bu kez de AK Parti-AKP muhabbetine girdiler. O denli zavallý bir tartýþma ki yanýt vermeye deðmez diye düþünüyorum. Türkiye Cumhuriyeti nin en “sivrisineði sevip belini incitmeyen” ekibini tatmin edecekse onlara AK deðil, PAK deriz, deriz de bu adlandýrma gerçekleri örtmeye yetmez.

“Milli” hiçbir kýpýrtýsý, duygusu, harsý, örfü, geleneði, göreneði, adeti, ruhu, inancý, yüreði olmayan “nev-i þahsýna münhasýr” yeni mamul Vahhabiler di bunlar.

Ben bu denli þaibeli bir partiye AK diyemem, PAK hiç diyemem, AKePe demek bence daha uygundur bana edepsiz denileceðini bile bile, aslýnda edepsizin ve edepsizlerin kim olduðunu “domuzuna” bildiðim halde...

Yani bir ülkenin baþýna ‘bize en iyi hizmeti verecek

Dünyada iki bilinmeyen vardýr. Biri kutuplar, diðeri Türkler. Albert Sorel 20


Kemal’in Askerleri.. TÜRKSÖZÜ

Behiç Kýlýç

30 Aðustos 1922 ... “Paþalar onun arkasýndaydýlar. O, saati sordu. Paþalar; ‘Üç’ dediler. Sarýþýn bir kurda benziyordu. Ve mavi gözleri çakmak çakmaktý. Yürüdü uçurumun baþýna kadar, eðildi, durdu. Býraksalar ince, uzun bacaklarý üstünde yaylanarak ve karanlýkta akan bir yýldýz gibi kayarak Kocatepe’den Afyon Ovasý’na atlayacaktý.” Oradaydýlar... Mustafa Kemal ve askerleriydi onlar.. Tarih 1922, aylardan Aðustos... Hâlâ “orada mýyýz?!.” Hadi bakalým bu soruya “evet” diyebiliyor musunuz?!. “Kemal ve askerleri” nin gözleri gene çakmak çakmak... Öyle arþýn yedi kat üstünden memleketin haline bakýyorlar!.. Býraksalar... Semadan bir kaplan gibi atlayacaklar...Nereye?!.. Memleketi emanet ettiklerinin þen þakrak, koltuklarda tepindikleri Ankara üzerine!.. 30 Aðustos 1922.. Kemal ve askerleri, Afyon üzerinden Ýzmir’e doðru.. Kanla, terle, þerefle... 30 Aðustos 2009... Memleketi aça saça, neþeyle..! 1922, Kemal ve askerleri cephede.. 2009, beyler, paþalar koltukta, komedyen amiral sahnede!.. Yýldýrým Ordularý Akdeniz’i yarmýþ, seksen küsur yýl sonra, deniz kuvvetlerinin baþýna Cem Yýlmaz’a rakip bir adamý amiral yapacak kadar kendisini aþmýþ, ne mutlu... Gül, neþelen, eðlen..! Bu duruma limon sýkýlýr mý!?.. Sýkalým, ekabire bir destaný hatýrlatalým..

N a zý m ’d a n o k u y a l ý m . . . Boy pos fukarasý, kekeme denizcinin komik anýlarý kadar Ankara zevatýný, memleketin müstesna þahsiyetlerini gülmekten kýrýp geçirmez bu destanda anlatýlanlar.. Hele hele asker takýmýnýn defalarca okumasýnda sonsuz faydalar vardýr, zihin, ruh açýklýðý saðlar... Titreyip kendine dönmeyi

bile... Destaný okuduktan sonra, kendisini bilen sorumlu, hele þu günlerde kafasýný yerden kaldýramaz... Çünkü bu muhteþem destan, seksen küsur yýl öncesinin gurur veren bir hatýrasý olmaktan öte, Türk Milleti’nin kendisini yeniden bulmasý için ana unsurlar taþýyan mirastýr. Bu büyük mirasý kavramak için büyük þair Nazým Hikmet’in destanýný tekrar tekrar okumak gerekir... Ýþte o muhteþem aný... ‘Onlar ki toprakta karýnca, suda balýk, havada kuþ kadar çokturlar; korkak, cesur, cahil, hakim ve çocukturlar ve kahreden yaratan ki onlardýr, destanýmýzda yalnýz onlarýn maceralarý vardýr. ... Çok sözler edildi onlara dair ve onlar için; zincirlerinden baþka kaybedecek þeyleri yoktur, denildi. M uhte þe m d e sta n

21

“Ayýn altýnda kaðnýlar gidiyordu. Kaðnýlar gidiyordu Akþehir üstünden Afyon’a doðru. Toprak öyle bitip tükenmez, daðlar öyle uzakta, sanki gidenler hiçbir zaman hiçbir menzile eriþmiyecekti. Kaðnýlar yürüyordu yekpare meþeden tekerlekleriyle. Ve onlar ayýn altýnda dönen ilk tekerlekti. Ayýn altýnda öküzler baþka ve çok küçük bir dünyadan gelmiþler gibi ufacýk, kýsacýktýlar, ve pýrýltýlar vardý hasta, kýrýk boynuzlarýnda


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

ve ayaklarý altýndan akan toprak, toprak ve topraktý. Gece aydýnlýk ve sýcak ve kaðnýlar tahta yataklarýnda koyu mavi humbaralar çýrýlçýplaktý. Ve kadýnlar birbirlerinden gizliyerek bakýyorlardý ayýn altýnda geçmiþ kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine. Ve kadýnlar, bizim kadýnlarýmýz: korkunç ve mübarek elleri, ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle anamýz, avradýmýz, yarimiz ve sanki hiç yaþamamýþ gibi ölen ve soframýzdaki yeri öküzümüzden sonra gelen ve daðlara kaçýrýp uðrunda hapis yattýðýmýz ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki ve karasabana koþulan ve aðýllarda ýþýltýsýnda yere saplý býçaklarýn oynak, aðýr kalçalarý ve zilleriyle bizim olan kadýnlar, bizim kadýnlarýmýz þimdi ayýn altýnda kaðnýlarýn ve hartuçlarýn peþinde

harman yerine kehribar baþaklý sap çeker gibi ayný yürek ferahlýðý, ayný yorgun alýþkanlýk içindeydiler. Ve on beþlik þarapnelin çeliðinde ince boyunlu çocuklar uyuyordu. Ve ayýn altýnda kaðnýlar yürüyordu Akþehir üstünden Afyon’a doðru. ***

22

Saat 2.30. Kocatepe yanýk ve ihtiyar bir bayýrdýr, Düþman üç saatlik yerdedir ve Hýdýrlýk tepesi olmasa Afyonkarahisar þehrinin ýþýklarý gözükecek. ve daðlarda tek tek ateþler yanýyordu. Ve yýldýzlar öyle ýþýltýlý, öyle ferahtýlar ki þayak kalpaklý adam nasýl ve ne zaman geleceðini bilmeden güzel, rahat günlere inanýyordu ve gülen býyýklarýyla duruyordu ki mavzerinin yanýnda, birdenbire beþ adým saðýnda onu gördü. Paþalar onun arkasýndaydýlar...” Nasýl?.. Okuyup aðladýnýz mý, gülüyor musunuz!?.


Obama Operasyonu ve BOP kýskacýndaki Kýbrýs Türkleri TÜRKSÖZÜ

Emete Gözügüzelli

Birçok kez yazýlarýmda deðindiðim Kýbrýs Türkleri üzerinde yürütülen psikolojik harp aralýksýz devam ediyor. Peki Psikolojik Harp nedir? Devletlerin diðer devletlerle kurduklarý uluslararasý iliþkilerde kendi çýkarlarýný muhafaza etmek gayesi ile yürüttükleri “sessiz” savaþýn adý psikolojik harptýr. PH ne zaman uygulanýr? Savaþ ya da barýþ dönemlerinde uygulanýr. PH neleri kapsar? Dost, tarafsýz veya düþman hedef toplumlarýnýn kendi çýkarlarý yönünde tutum ve davranýþlarýný yönlendirmek, kitleyi etkilemek için ekonomik, siyasi, kültürel, askeri, teknolojik, sosyal ve hatta dinî alanlarda planlanarak uygulanan tüm faaliyetleri kapsamaktadýr. Ayrýca, Psikolojik harp uygulama olarak psikolojik harekâtý içermektedir. Psikolojik harekât kapsamýnda bir ülkeyi ayakta tutan deðerlerin yýpratýlarak, kendi milli menfaatleri gerçekleþtirmek istenmektedir.

Batý dünyasýnýn oryantalizm projesi kapsamýnda (Doðu toplumlarýnýn politik, kültürel vs eritilmesi) Kýbrýs Türklerine karþý yürüttüðü psikolojik savaþ, Amerika öncülüðünde etki tabanlý saldýrý metodu ile adada uygulanmaktadýr. Bu savaþ kapsamýnda içteki kurum, parti, sivil toplum örgütleri kullanýlarak Kýbrýs Türkü farkýna varamadýðý bir operasyon ile etki altýna alýnmak istenmektedir. Bu operasyon kapsamýnda kendi kurumlarýna, polis ve ordusuna, dini, kültürel deðerlerine, yargý sistemine karþý yalan haberler yayýlmasý hedeflenerek toplumda bir “korku ve güvensizlik” yaratýlmasý hedeflenmiþtir. Bu korkunun yaratýlmasý için de görsel ve yazýlý medya (radyo, TV, gazete, dergi, broþür.) kanallarý vasýtasý ile anýlan deðerler için yýpratýcý bilgiler verilmesi planlanmýþ ve uygulanmýþtýr. Verilen “yanlýþ” bilgiler uzun uzadýya anlatýlýr ki, halkýn mücadele azmi kýrýlarak bir çaresizlik içerisine düþmesi saðlanýlsýn. Bunun için yalan haberler günlerce yazýlýr, çizilir ve tartýþýlýr.

Þimdi gelelim Amerika’nýn adadaki pozisyonuna. Amerika þimdilerde nasýl bir yol izliyor? Ýki toplumlu etkinliklerin artýrýlmasý yönünde büyük fonlar devam ederken diðer taraftan da gençlerimizin Avrupa’da ücretsiz eðitime gönderilmesi için öncü oluyorlar. Bu yönmdeki haberler hem yerel gazetelerimizde hem de ulusal kanallarýmýzda geniþ yer alan konuma getirildi bile...Peki Avrupa’da eðitim için ne gerekiyor? Gençlerimizin gidip güneyden “Rum pasaportu” almasý getirildi! Peki diplomatik alanlarda ne yapýlýyor? Obama ile yeni bir dönem baþlýyor. Amerika Türkiye-Atina ve Kýbrýs’a temsilcisini gönderterek Kýbrýs konusunda “taraflarýn niyetlerini anlama” çýkýþý ile iþe koyuluyor. Þimdi biraz konuyu daha geniþ açýdan deðerlendirelim; Amerika’da Bush döneminden sonra Barack Obama’nýn da seçilmesi birçok “aydýnlar” tarafýndan Kýbrýs’ta görüþmeler sürecinde “umut” saðlanabileceði deðerlendirilmesi yapýlmasýna imkan kýldý. Hatta bazý düþünürler o kadar ileri gittiler ki “Dünyada yeni bir düzen kurulacaðý ve barýþ ortamýnýn artacaðý” deðerlendirmesini yaptýlar.

23

Obama seçim süresince ne yaptý? Yunan lobisinin ve Ermenilerin desteðini alacak açýklamalar yaptý. Nihayetinde Obama seçildi ve bu deðerlendirmeleri yapanlar büyük bir heyecana kapýldýlar. Nitekim Obama Kýbrýs meselesini de ele alacaklarýný ve 6 ay içinde çözüme kavuþturacaklarýný söyledi. Hatta Amerikan-Rus iliþkilerininin iyileþeceðinin ve ortak adýmlar atýlacaðýnýn sinyallerini de verdi. Peki bu ne demekti? Amerika dýþ siyasetinde yeni bir þekillenmeye gideceði açýktý. Yeni ittifaklar gündeme geldi. Ýran hatta Rusya anýlan ittifak ülkeler arasýnda yer alacak isimler olarak geçmeye baþladý. Peki bu ne demekti? Tüm bu geliþmeler önümüzdeki süreçte Büyük Orta Doðu Projesinin yeniden yapýlandýrýlacaðýnýn sinyalleriydi. Zira Bush döneminde Ýsrail’e


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

kara harekatý yapýlmýþ, bombalamalar bitmek bilmemiþ, siviller acýmasýzca öldürülmüþtü. Obama’nýn göreve gelmesinden bir gün önce ise Ýsrail askerlerini geri çekip operasyonu yumuþattýðý gözlemlendi.

baþsavcýsýnýn soruþturma baþlatmasý ve Cenevre Savaþ Hukuku kapsamýnda deðerlendirmeye baþlanmasý, bu durumu da Rumlarýn AÝHM’e götüreceklerini duyurmalarý gelinen süreçte Rumlarýn “savaþ suçlularý ve mülkiyet” konusunda aleyhimizde hareketlilik baþlatacaklarýný ortaya koymaktadýr.

Obama yönetime geldiðinde odaklandýðý bölgelerden bir diðerinin de Afganistan olduðunu açýklýyor. Bunun için de Rusya’nýn onayýna ihtiyacý var. Yahudi Lobisi de Amerikan Rusya yakýnlaþmasýný destekliyor. Amerika’nýn bu ülkeler yanýnda Ýran hatta Suriye ile yakýn temasa geçmesi akla hemen Kýbrýs’ý getiriyor. Zira Obama seçim süresince adadaki Türk askerinin “iþgalci” olduðunu açýkca deklere edecek kadar tek yanlý ve taraflý açýklamalarda bulunmasý sýradan açýklamalar deðil. Zira, bu davranýþý ile Yunan lobisinin de desteðini aldý. Zate BOP’un temel taþlarýndan biri Kýbrýs’týr.

Özellikle de Talat ve Hristofyasý’ýn mülkiyet konusunda görüþmelere baþlamýþ olmasý, diðer taraftan KKTC’de kurdurulan “Mal Tazmin Komisyonu”nun Rumlara tazmin, iade, takas iþlemlerini hýzlandýrmasý esasen dýþ unsurlarýn niyetlerinin pek hayra alamet olduðunu göstermiyor. Örneðin Kýbrýs Türkünün maðduriyetlerini gündeme getiren ne bir Avrupa ne de bir batý dünyasý karþýmýzda yok. Hadi onu da býrakýn, bunu gündeme getirebilecek bir Türk hariciyesi ve hükümeti olmadýðýný görüyoruz. Özellikle de KKTC’deki hükümetin eski Rum malý tutan bazý ailelerin eskiyen evlerini topyekün yýkarak yerine yeni inþaatlar yapýlmasý yönündeki giriþimlerini olumlu sonuçlandýrmayarak, “bugün git yarýn gel” mantýðýnda davranmasý ve gerekli izinleri vatandaþlarýmýza vermeyiþi Kýbns Türkünün yeni bir operasyon dalgasý ile karþý karþýya kaldýðýný göstermektedir. Bunlarýn yanýnda görüþmeler sürecinde mülkiyet konusunda Rumlara açýk bir kart býrakýlarak iade, takas, tazmin yolunun açýk olmasý yaþanýlan ikilemleri de ortaya koyabilmektedir. Zira Rumlara açýlan bu kapý iki kesimliliði hali hazýrda ortadan kaldýrabilecek bir durumu yansýtýrken, adada “iþgal” söylemini kuvvetle destekleyen batý dünyasý ve Amerika’nýn da ekmeðine bal sürmektedir.

Kýbrýs’taki geliþmelerde belirleyici role sahip olan güçlerden bir diðeri de Rusya’dýr. Rusya ise, Yunanistan ve Güney Kýbrýs ile dini anlamda Ortodoksluk üçgeninin temel taþlarýndan biridir. Hatýrlanacak olursa, Rusya’nýn Osmanlý Ýmparatorluðu döneminde Etniki Eterya’yý kurdurmasý, Mora isyaný ve hatta Yunanistan baðýmsýzlýðýnýn körüklenmesindeki etkenlerden biri olmasý günümüz siyasetindeki duruþlarýnýn aslýnda pek de yabancý olmadýðýný göstermektedir. Öte yandan, Rusya’nýn BM Güvenlik konseyindeki rolü, Annan planý dönemindeki tutumu, Annan raporunu veto etmesi ve Kosova baðýmsýzlýðýnda batý dünyasýna “Neden Kuzey Kýbrýs’ý tanýmýyorsunuz?” sualini yönelterek dikkatleri üzerine toplamasý hemen ardýndan da Rusya Dýþiþlerinin “Kýbrýs Cumhuriyeti” ile yakýn temaslarýnýn el altýndan devam edeceðinin sinyallerini vermesi Rusya’nýn “ikili siyasi duruþunun” gerçekte kimin tarafýnda olduðunu açýkça ortaya koymaktadýr.

Peki bu noktada Türkiye ne yapýyor? KKTC’deki siyasiler ne durumda? Bir kere Türkiye’de AKP’nin Kýbrýs konusunda deðiþken siyasi duruþu , son zamanlarda yapýlan açýklamalarda vurgulanan “iki kurucu devlet, siyasi eþitlik, egemenlik, iki bölgelilik ve garantörlük temelinde” anlaþmayý destekledikleri açýklamalarý ile örtüþmüyor. Ancak TC Cumhurbaþkanlýðý sitesinde Kýbrýs’ý “tek devlet” olarak gösteren harita ve Kuzey’deki þehirlerin isimlerinin de Ýngilizce olarak gösterilmesi ardýndan gündeme bomba gibi düþen sanatçý Atilla Olgaç’ýn gaflet içeren açýklamalarý düþündürücüdür. Bu noktada bu olanlar bir tesadüf mü yoksa baþka bir etkenmi iyi analiz etmek lazým. Özellikle de Olgaç’ýn açýklamalarý ardýndan Bakýrköy Cumhuriyet

Nitekim, önümüzdeki günlerde bu operasyonun detaylarýný bilgilerinize sunacaðým. Ancak þu bir gerçektir ki KKTC’de gerçekleþecek erken seçimler arifesinde ortaya çýkacak tabloda kurdurulmak istenen hükümet “teslimiyetçi” yapýda olmasý arzulanacak ve desteklenecektir. Nitekim Avrupa Komisyonu üyesi Olli Rehn de Kýbrýs’ta diplomatik hareketlenmenin “Nisan’dan sonra olacaðýný” açýklamasý tesadüf olmasa gerek. Zira 19 Nisan’da KKTC’de gerçekleþecek erken genel seçimlerin ardýndan Kýbrýs Türklerini çok tehlikeli bir süreç bekliyor olabilecektir...Ne diyelim; Dibi görünmeyen suya sokulmanýn sonu ne olabilir? Ýþte dýþ unsurlarýn Kýbrýs’ta Türklere karþý yürüttükleri operasyonun özünde bu niyet yatýyor... Anlayana...

24


Bahailik ve ‘Yeni Peygamber’ Fettullah Gülen! TÜRKSÖZÜ

Mehmet Kerem Doksat

Neler olup bitiyor diye pathique (pre-paranoyak), ve skeptic (kuþkucu) bir þekilde tecessüsle tefekkür ederken kafamda bir ampûl yandý ve kendisine Ecnebi medyada “ prophet” yâni peygamber dendiðinde kývýran, “aman efendim estaðfurullah” filân diyen “Fethullah Hocaefendi Hazretleri’nin” neden ve niçin emperyalizmce desteklendiði, oyunun altýnda ne yattýðý ile ilgili bir aydýnlanma yaþadým. Tabii ki bu tür ilhamlara hep þüpheyle bakmak lâzým ama taþlar fena hâlde yerli yerine oturuyor aþaðýda anlatacaklarýmý düþününce.Önce “Bahaîlik nedir” mevzuunda internet mahreçli derli toplu bilgi arz edeyim:

Tüm dinlerin temeli birdir (þimdilik son din Ýslâm veya Bahaîlik deðildir, gelecekte de dinler gelecektir) Din bilim ve akýl ile uyum içinde olmalýdýr Kadýn ve erkek eþittir Genel barýþ için çalýþýlmalýdýr Evrensel eðitim hedeflenmelidir Serbest düþünce ile gerçek araþtýrýlmalýdýr Aþýrý zenginlik ve yoksulluk kaldýrýlmalýdýr.

Bahaî dininde tek evlilik (monogami) esastýr, kadýnlar türban takmak zorunda deðillerdir. Tüm dünya ülkelerinde deðiþik ýrkî ve dinî kökenden gelme (Ýslâm, Hristiyan, Yahudi, Zerdüþtî, Hindu vs.) Bahaîler vardýr. Bahaî dinine göre tüm dinlerin kaynaðý ve amacý ortaktýr ve birbirine aykýrý deðildirler. Düþmanlýk aracý hâline gelmeleri tarihte insanlarýn dinleri güç elde etme amaçlarýna âlet etmelerinden kaynaklanmýþtýr. Buna göre Bahaîlik’te “eðer din sevgi ve birliðe deðil, düþmanlýk ve ayrýlýða neden oluyorsa dinsizlik daha iyidir”. Daha önceki dinlerde olduðu gibi, bundan sonra da insanlara ahlâkî ve ruhanî eðitim saðlamak amacýyla baþka peygamberler geleceðine inanýlýr.

* **

http://www.dunyadinleri.com/Bahaîlik.html 12.05.2008 22:25 B AHA Î D ÝNÝ

1800’lerde Ýran’da Mehdi inancýnýn uzantýsý olarak doðan Babîliðin baðýmsýz dine dönüþmüþ biçimi. Bütün dünyada inananlarý olan evrensel bir dindir. Bahaî tarihi, 1844’te Bab’ýn (Seyyid Ali Muhammed) yeni bir çaðýn gelmekte olduðunu ve yeni bir Peygamber’in geleceðini ilân etmesiyle baþlar. Bahaîliðin kurucusu ve peygamberi, lâkabý Bahaullah olan Mirza Hüseyin Ali, 21 Nisan 1863’te yeni dini ve yeni prensipleri Baðdat’ta sürgünde iken ilân etti.

Tarihî Bilgi ler

Prensipleri

Ýnsanlýk âlemi tek bir âiledir Irk, din, dil, cinsiyet gibi tüm önyargýlar kaldýrýlmalýdýr

25

Seyyid Ali Muhammed (Bab) (Bab, Arapça’da kapý demektir), kendisinin tüm Müslüman âleminin beklediði kiþi olan “Kaim”, “Mehdi” olduðunu 23 Mayýs 1844’te ilân etti. Binlerce kiþi Bab’a inanarak “Babî” oldu. Bu geliþmeler ve onun eski dinî yapýya göre çok yenilikçi ve radikal fikirleri ortaya koymasý Ýran’da iþkencelere ve baskýlara yol açtý. Bab, 1850’de Tebriz þehrinde kurþuna dizildi. Birçok Babî ise yine Ýran’da deðiþik feci iþkence yöntemleri ile öldürüldü. Bab’ýn ölümünden sonra


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

“Babî”lere Mirza Hüseyin Ali (Bahaullah) liderlik etti. Bahaullah ve beraberindekiler Ýran Kaçar yönetiminin baskýsýyla, Osmanlý Ýmparatorluðu ile yapýlan görüþmeler sonunda Baðdat’a sürgün edildi. Bahaullah 1863'te burada, Bab’ýn geliþini müjdelediði kiþinin kendisi olduðunu ve insanlýk tarihinde bütün önceki dinlerin gelmesini vaad ettiði “d ü n y a n ý n b i r v a t a n g i b i o l a c a ð ý , i n s a n l a r ý n a r t ý k s av aþ y a p ma y ý ö ð r e n m ey e c ek l e r i ”

mýþtýr. Arapça el-Kitab el-Akdes adýyla yazýlmýþtýr. Yine de çoðunlukla Farsça ismi olan Kitab-ý Akdes kullanýlýr. Bâzen sâdece “Akdes” olarak da anýlýr. Akdes kelimesinin anlamý “en kutsal, en mübârek”tir.

Her ne kadar kitabýn bir kýsmýnýn daha erkenden yazýlmýþ olduðuna dâir bâzý deliller olsa da, genel kanaât kitabýn 1873 yýlý civarýnda tamamlanmýþ olduðudur.

Mehdi çaðýnýn gelmiþ olduðunu ilân ederek Bahaî Dini’nin yeni prensiplerini açýkladý. Bahaullah’ýn hayatýnýn 40 yýlý Osmanlý Ýmparatorluðu topraklarýnda geçti. 12 Aralýk 1863'te vardýðý Edirne’de bu tarihten itibâren 5 yýla yakýn yaþadý.

Kitab-ý Ýkan, yâni Ýkan Kitabý Bahaî inancýnýn kutsal kitaplarýndandýr.

Kitap 1862'de Bahaîlik’in kurucusu olan Bahaullah tarafýndan kaleme alýnmýþtýr. Bir kýsmý Farsça bir kýsmý ise Arapça yazýlmýþtýr. Bahaullah o sýralarda Osmanlý Devleti’ne baðlý olan Baðdat’ta sürgündedir. Bahaî inancýna göre Bahaullah vahyi ilk kez Siyah Çal’da, Kitab-ý Ýkan’ýn yazýlmasýndan yaklaþýk on yýl önce almýþ fakat vahiy aldýðýný ve misyonunu açýkça ilân etmemiþtir. Kitab 2 gün ve gece içinde yazýlmýþtýr. Bahaullah’ýn, böylece de Bahaîlik’in, baþlýca teolojik eseridir. Farsça Beyan’ýn tamamlanýþý olarak da tanýmlanmýþtýr.

Mirza Hüseyin Ali’nin (Bahaullah) vefatýndan sonra büyük oðlu Abdülbaba (1844–1957) öðretinin liderliðini yapmýþ, Abdülbaha’nýn vefatýndan sonra ise büyük torunu Þevki Efendi Bahaî misyonunun liderliðine getirilmiþtir.

Bahaî Dünya Merkezi Ýsrail’in Hayfa þehrindedir. 1868'ten itibâren Bahaullah ve âilesinin ve beraberindeki inananlarýnýn o tarihte Osmanlý topraðý olan Akka Kalesi’ne (bugün Ýsrail’de Akdeniz kýyýsýnda) sürgün edilmesi ve orada vefatýna kadar yaþamaya devam etmesi sonrasýnda Akka’nýn hemen yanýndaki Hayfa þehri, Bahaî Dünya Merkezi’nin yeri oldu. Bahaîlik Birleþmiþ Milletler’de temsil edilmekte ve dünyadaki gayri siyasî alanlarda sosyoekonomik projelere katkýda bulunmak için çalýþmaktadýr.

Ý b âd e t

Baþlangýçta Ýslâm dininin bir mezhebini andýran Bahaîlik zamanla baðýmsýz bir din hâlini almýþtýr. Bahaîlik’te Yahudilik ve Hýristiyanlýktan alýnan esaslar da vardýr. Bahaîlik, Allah’a, kitaplarýna, peygamberlerine, kýyamete ve Baha’ya imaný emreder. Bahaîlik için insan hayatýnýn amacý Tanrý’yý tanýmak, O’na tapmak ve sürekli ilerleyen uygarlýðý desteklemektir. Bahaîlik âlemin birliðini saðlama ve dünya barýþýnýn temelleri oluþturma gayreti içerisindedir. Bahaîlik öðretilerinin en baþýnda

K u t s al Y az ý l a r v e Ý bâ d e t

K uts al Ki tap l ar

Temel yasalarý ve dinin þer’î hükümlerini içeren Kutsal Kitap olan Kitab-ý Akdes (En Kutsal Kitap), Ýkan Kitabý [Kitab-ý Ýkan- Tevrat, Ýncil ve Kur’ân’daki bâzý âyetlerin açýklamasýný ve bâzý ilâhiyat konularýný ihtiva eden bir kitap. Ýkan, Arapça’da kesin bilgi demektir (ikan, yakin, yakînen vb.)], Saklý Sözler (Kelimat-ý Meknune), Kurdun Oðlu Risâlesi gibi kitaplardýr.

— Baðnazlýklardan vazgeçilmesi — Kadýn erkek eþitliði — Mecburî eðitim — Uluslar arasý ortak bir dilin gerekliliði — Aþýrý zenginlik ve fakirliðin ortadan kaldýrýlmasýnýn saðlanmasý gibi öðretiler Bahaî dininin temel öðretileri arasýnda sayýlmaktadýr.

Bahaîler, tüm dinlerin Kutsal Kitaplarýnýn (Tevrat, Ýncil, Kur’ân, Baghavad Gita ve diðerleri) tek bir sistemin parçalarý ve insanlýðýn ortak dinî mirasý olduðuna, kutsallýklarýný yitirmediðine inanýrlar.

Bahaîlik’te namaz ve oruç gibi ilâhî yasalarýn yanýnda insansý yasalar da bulunmaktadýr. Bahaîlik âile kurumuna önem verir ve tek eþli evliliði emreder ve kendilerince zaruri durumlar dýþýnda birden fazla kadýnla evlenemezler. Cenaze namazý dýþýnda toplu namaz kýlmazlar. Alkol kullanýmý kesinlikle yasaktýr.

Kitab-ý Akdes, Bahaîlik’in en önemli kutsal kitabý. Dinin kurucusu Bahaullah tarafýndan kaleme alýn-

26


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

Bahaîler herhangi bir siyasî düþünceyi savunmaz veya tavýr almazlar. Yaþadýklarý toplumun siyasî ve geleneksel kurallarýný yorumlamaksýzýn kabûl ederler. Bahaîler 21 Mart günü baþlayan her biri 19 gün süren 19 aydan oluþan Bahaî Takvimini kullanýrlar. Bahaî Takvimine göre Bahaîler’in 9 kutsal günleri vardýr ve son ay oruç tutarlar. Günde üç vakit özel namaz kýlarlar. Namaz kýlarken Ýslâm’dan ayrýlan önceleri mezhep sonra ayrý bir din hüviyetine dönüþen inanç sistemi olmalarýna karþýn Kâbe’yi kýble olarak kabûl etmezler. Bahaullah’ýn oturduðu evin bulunduðu yeri kýble sayarlar.

“Zengin ve yoksul arasýnda ölçüsüz farklýlýk, þiddetli bir ýstýrap kaynaðý olarak dünyayý, hemen hemen savaþýn eþiðine getiren bir istikrarsýzlýk hâlinde tutmaktadýr”.

Makûl ve meþru bir vatanseverlik dýþýnda, dizginlenmemiþ bir milliyetçiliðin yerini daha geniþ temelli bir baðlýlýðýn, tüm insanlýk sevgisinin almasý gerekir. Bahaullah þöyle demektedir: ‘Dünya tek bir ülke ve insanlar onun vatandaþlarýdýr.’ Dünya vatandaþlýðý kavramý, bilimin ilerlemesi sebebiyle dünyanýn tek bir mahâlleymiþ gibi daralmasýnýn ve milletlerin tartýþmasýz þekilde birbirine baðýmlý olmasýnýn doðrudan bir sonucudur. Dünya milletlerinin hepsini sevmek insanýn kendi memleketini sevmesini dýþlamaz.

B a haî Di ni’ nd e D ünya Barýþ ý, D ünya Görüþ leri

Dünya barýþý sâdece mümkün olmakla kalmayýp ayný zamanda kaçýnýlmazdýr. Barýþa, insanlarýn eski davranýþ kalýplarýna inatla sarýlmasýnýn sebep olacaðý akla hayâle sýðmaz dehþetengiz olaylardan sonra mý ulaþýlacak, yoksa þimdi müþâverelerle belirecek iradenin tasarrufu ile mi kucak açýlacak, bu, bütün dünya sâkinlerinin önündeki bir tercihtir.

Dünyanýn tek bir ülke olmasý, insanlýðýn vataný olarak yeniden örgütlenmesi ve yönetimi için ilk temel þart, insanlýðýn birliðini kabûl etmektir. Dünya barýþýný kurma çabalarýnýn baþarýsý için bu ruhanî prensibin evrensel ölçüde kabûlü gereklidir. Bunun için, evrensel olarak beyan edilmeli, okullarda öðretilmeli ve sosyal yapýda içerdiði organik deðiþikliðe hazýrlýk olarak her millete devamlý olarak ifâde edilmelidir.

Dinî çatýþmalar tarih boyunca sayýsýz savaþlara ve çarpýþmalara neden olmuþ, ilerlemeye büyük bir engel teþkil etmiþ, her dinden veya dinsiz insanlar için gitgide menfur hâle gelmiþtir. Bütün dinlerin mensuplarý, bu çatýþmanýn ortaya çýkardýðý temel sorunlara bakmaya ve açýk seçik cevaplar aramaya râzý olmalýdýrlar.

B u se m b o lle r s iz e ne le ri h at ýrla tý yo r?

En zararlý ve inatçý kötülüklerden biri olan ýrkçýlýk barýþýn en büyük engellerinden biridir. Irkçýlýk uygulamasý, bahanesi ne olursa olsun, insanlýk onurunun en çirkin bir þekilde ihlâlini teþkil eder”.

Kadýnlarýn özgürlüðü, iki cins arasýnda tam eþitliðin saðlanmasý, barýþýn daha az kabûl edilmekle beraber, en önemli ön þartlarýndan biridir. Ancak kadýnlar insan giriþiminin her alanýnda tam ortaklýða kabûl edilirse, uluslararasý barýþýn boy vereceði ahlâkî ve psikolojik ortam oluþabilir.

Bütün dinler ve ýrklar birdir: “Hiç þüphesiz hangi milletten, hangi ýrk veya dinden olursa olsun, tüm insanlýk ilhamýný bir Ýlâhî Kaynak’tan almaktadýr ve tek Tanrý’nýn kuludur.”

27

D iðe r D inl ere G ö re B ah aî lik


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

Birçok kaynaða göre Bahaî Dini, yeni dinî akýmlar arasýnda sayýlmaktadýr. Bâzý görüþlere göre, 19.yüzyýlda doðmuþ, baþlýca büyük dinler ve diðer inançlarý sentezlemeye çalýþan hümaniter ve barýþçýl bir dinsel harekettir; bâzýlarýna göre bir din sayýlmamaktadýr. Bahaîliði bir din olarak kabûl edenler arasýnda, tarihî kökeni sebebiyle onu Ýbrahimî dinler arasýnda sayanlar da vardýr.

1953 yýlýnda ABD’nin Illinios eyaletinde Chicago’nun kuzeyinde bir Bahaî mâbedi tamamlandý.

Daha sonra inþa edilen tapýnaklar sýrasýyla þu ülkelerdedir: Uganda (Kampala), Avustralya (Sydney yakýnýnda), Almanya (Frankfurt’un dýþýnda), Panama (Panama City yakýnýnda), Batý Samoa (Apia), Hindistan (Yeni Delhi).

Baþta 3 büyük Ortadoðu dini, yâni Ýslâm, Hristiyanlýk ve Yahudilik inananlarýnýn Bahaîlik ile çatýþtýðý ve karþý olarak öne sürdüðü noktalarýn baþýnda “son din, son peygamber inanýþý” sayýlabilir. Çünkü bu üç dinin mensuplarýnda da, doðru yolda olma, bir daha baþka peygamber gelmeyeceði inancý görülebilir.

En yeni Bahaî Tapýnaðý olan Hindistan, Yeni Delhi’deki tapýnak, 1986’da tamamlandý. Pek çok mimarî ödül aldý. O s m an lý R ef o rm c ula rý ve B a ha îli k

O s m a n l ý l ar /T a n zi m at De v r i

Örneðin Müslümanlýk’taki son din kavramý gibi, Hristiyanlýk’ta Ýncil’de geçen “Alfa benim, Omega da Benim” -yâni Ýlk benim, Son da benim- sözlerinden kaynaklanan sonluk inanýþý, Musevilik’te de temelini Kutsal Kitap Tevrat’tan alan, Tanrý’nýn seçilmiþ tek dini olma inancý vardýr. Bahaîliðe göre ise bu ifâdelerin kastettiði þey, bu dinlerin peygamberlerinin aslýnda ayný dini ve ayný öðretileri diriltmekte olduðu, dolayýsýyla dinlerin bu noktada birbiriyle çeliþik olmadýðýdýr.

1789 Fransýz Devrimi’nden sonra Hürriyetçilik (liberalizm) ve milliyetçilik gibi bâzý ideolojiler Osmanlý Ýmparatorluðu’na da ulaþtý ve 19. yy.’a kadar Avrupa, Osmanlýlar için önemli bir rol taþýmýyordu, ancak ondan sonra Batý’nýn geliþmiþ ordularý, hýzla geliþen teknolojisi ve siyasî ve kültürel fikirleri gittikçe iktidarda olanlarýn ve entellektüel gruplarýn ilgisini çekmeðe baþladý. Avrupa artýk medeniyetsiz deðildi lâkin büyük bir tehdit ve ayný zamanda araþtýrmaya deðer bir model olarak görülüyordu. Osmanlýlar’ýn baþtaki Batý’ya olan hayraný ve taklidi daha sonra Batýlýlaþmanýn, kendi toplumunu yeniden tanýmlamak ve düzenlemek kanaatine yol açtý.

Bahaîlik, dünyada birçok ülkede resmî din olarak tanýnmakla birlikte, bâzý yerlerde bu söz konusu deðildir. Özellikle doðduðu ülke olan Ýran’da baþlangýcýndan itibâren meydana gelen baskýlar ve ölümler sonrasýnda, dünyanýn birçok kýt’asýna Bahaîler’in göçü yaþandý. Bugüne kadar geçen 150 yýllýk sürede bu göçler yüz binlerle sayýlabilecek kadardýr. Ýran’daki Bahaîler hâlen kamu hizmeti ve üniversite öðrenimi haklarýndan yoksun durumdadýrlar.

1839–1876 senelerini “Tanzimat Devri” olarak tanýyoruz. Bu devirde Sultan II. Mahmud, I. Abdülmecid ve Sultan Abdülaziz iktidarlarýnda deðiþik alanda reformlar ilân edildi ve birkaç paþanýn sâyesinde gerçekleþtirilmeðe çalýþýldý. Reform Devri’nin önemleri aþamalarý, 1839'da Mustafa Reþid Paþa tarafýndan ilân edilen “Gülhâne Hatt-ý Þerifi” ile baþladý. Bu belge, sosyal haklar açýsýndan herkese, hangi dine mensup olsa da, ayný haklarý temin ediyordu. Gelecek 30 sene içinde bu ve daha sonraki belgelerin þartlarý yürürlüðe girecekti. Bu müddet esnasýnda, Mustafa Reþid Paþa baþta olarak, Mehmed Emin Âli ve Keçecizade Mehmed Fuad Paþalar da önemli rol oynadýlar. Âli ve Fuad Paþalar Bahaî tarihinde iyi tanýnan kiþilerdir, çünkü Bahaullah onlara, kendisini ve baþka Bahaîler’i, durumlarýný hiç araþtýrmadan sürgün ettikleri için, þiddetli kelimeler yöneltmiþtir.

B a haî T ap ýn ak la rý ( M â b ed le ri )

Bahaî Tapýnaklarý, her dinden kimsenin sessiz olmak þartýyla bildikleri þekilde ibâdet edebilecekleri mekânlardýr. Þimdiye dek her kýt’ada bir tâne olacak þekilde 7 adet tapýnak inþa edilmiþtir. Bu tapýnaklarýn ortak özeliði, bir kubbeleri ve 9 giriþleri olmasýdýr (dünyada 9 dinin var olduðuna dâir Bahaî inancýný yansýtýr). Ýlki Aþkabat’ta 1908’de inþa edilmiþtir. 1938’e kadar hizmet veren bu tapýnak Sovyet rejimi tarafýndan ibâdete kapatýldý; 1962’de bir depremle yýkýldý. Bu ilk tapýnak; hastâne, okul, otel gibi baþka bir çok birimi içeren bir kompleks idi.

28


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

Gülhâne belgesinin ilânýndan hemen sonra reform çabalarý, onlara karþý olanlarýn çoðunluðu yüzünden durakladý, ama 1856’da Hatt-ý Hümâyun veya Islahat Fermaný ilân edildi. Bu, birinci belgeyi tasdik ediyor ve yeni þartlar da koþuyordu, bilhassa Hristiyanlar’ýn haklarýný vurguluyor, onlara sýnýrsýz din hürriyeti ve sivil makamlar saðlýyordu. Âli ve Fuad Paþalar Tanzimat reformlarýný ellerinden geldiði kadar gerçekleþtirmeðe çalýþtýlarsa da etraflarýndakilerden ve toplumdan gereken muvafakati bulamadýklarý için reformlar gene yavaþ yürütülüyordu. Osmanlýlar’ýn maddî ve idarî sorunlarý, 1876 senesinde bir krizde sonuç buldular. O zamana kadar hükmeden Abdülaziz aklî dengesizliði ve müsrifliði yüzünden sorunlara çözüm bulamadý ve tahttan indirildi.

gençlerin ortak gayeleri Avrupa’ya karþý olan ilgileri ve Osmanlý Ýmparatorluðu’nun çöküþünü durdurmaktý. Ortak düþmanlarý sultan deðil, Âli Paþa (1815–1871) ve Fuad Paþa (1815–1869) idiler. Kendilerine göre bunlar Ýmparatorluk’daki yaþayan Müslümanlarý Batý’ya satýp, Avrupa ülkelerinin emperyalizm esirleri ve Batý kültürünü körü körüne taklid eden kiþilerdi. Yeni Osmanlýlar’ýn tek istedikleri þey, Osmanlýlarýn hem Batý, hem de Ýslâm kültürüne iþtirak etmeleriydi.

Tanzimat’ý yürüten paþalar parlamenter hükümeti reddederken, Yeni Osmanlýlar deðiþik milletlerin böyle bir sistemdeki katýlýmýný Müslümanlar’da ve gayri Müslümanlar’da ayný “vatan” duygusunu uyandýracaðýndan emindiler. Böylece milliyetçiliðe karþý olan ilgi zayýflatýlmýþ olurdu.

Yeni sultan II. Abdülhamid 1876 senesinde Kanun-i Esasî’yi ilân etti. Bu Türkiye tarihindeki önemli belge Tanzimat’ýn þartlarýný tekrarladý ve bir daha vurguladý. Bununla beraber, en önemli noktasý olarak, Meþrutiyet’i yâni bir anayasayý ortaya koydu ve demokrasi saltanatýný takdim etti. 1877–78 Balkan krizi esnasýnda Abdülhamid Batý ülkelerine, absolütist yâni mutlak monarþiyi kaldýracaðýna ve bir parlamenter demokrasi kuracaðýna söz verdi. Ancak sultan, Balkan krizinin karýþýklýðýnda Mart 1877’de açýlan ilk Türk parlamentosunu 1878 senesinde belirsiz bir süre için daðýttý. Ýmparatorluk kanunen demokrasi saltanatýydý. Hâlbuki Abdülhamid 1909’e, Jön Türk devriminin sonrasýna kadar mutlak hükümdardý. Tanzimat’ta eðitim alanýnda baþlatýlan reformlar birçok bürokrat, doktor, subay, yazar vs. yetiþtirdi ve bunlar Batý’dan her türlü liberal fikirleri benimsediler. Bu entellektüeller yavaþ yavaþ Osmanlý gelenekçiliðinden uzaklaþýp gitgide Batý eserlerine yöneldiler ve kendi yazýlarýnda Osmanlý Ýmparatorluðu’ndaki siyasî, iktisadî, toplumsal ve dinî sorunlarýný ele aldýlar.

Görüþleri yüzünden bâzý Yeni Osmanlýlar 1867 senesinden sonra Avrupa’ya kaçmak zorunda kaldýlar; 1871’de Âli Paþa’nýn ölümünden Ýstanbul’a geri döndüler. Ancak Nâmýk Kemal’in 1873’te Vatan yahut Silistre adlý tiyatrosunun büyük bir heyecan uyandýrmasý ve Nâmýk, Ebüzziya Tevfik ve Menapirzâde Nuri’nin bilhassa tahta iddialý olan Murad Paþa’yý destekledikleri için, Sultan Abdülaziz tarafýndan deðiþik vilâyetlere sürgün edildiler. Böylece Nâmýk Kemal Kýbrýs Magosa’ya, Ebüzziya Tevfik Rodos’a ve Menapizâde Nuri Bey ile Bereketzâde Ýsmail Hakký da Akka’ya sürgün edildiler. Sürgünleri sýrasýnda oradaki Bahaîler’le temasta bulundular. Y eni O sm a nl ýla r ve B ah aî le r

Ebüzziya Tevfik, Yeni Osmanlý Tarihi adlý eserinde, “Babîler”den yani Bahaîler’den, onlarýn Ýstanbul’dan Rodos üzeri Akka’ya sürgün edildiklerinden bahsediyor ve þöyle yazýyor:

T an zim a t ve Y e ni O s m an lýl arý n M uha le f e ti

Devlet görevlerinde çalýþan ve Batý’da eðitim gören bu entelektüeller 1860-1870’li yýllarýnda Tanzimat reformlarýný yürüten yüzeysel politikayý aðýr eleþtirdiler.

“Yeni Osmanlýlar” adýyla tanýmlanan ve Ýttifak-ý Hamiyyet 1867’de kurulan grupta toplananlar, daha hür þartlar altýnda yaþamayý ve bir anayasayý (meþrutiyet) destekliyorlardý. Yeni Osmanlýlar’ýn en tanýnmýþ üyesi þâir ve yazar Nâmýk Kemal (1840–1888) ve Ziya Paþa’dýr (18. Bu kendi zamanlarýna göre modern görüþlü ve devrimci

29

Daha evvel Babî’lerden kimseler Rodos’a gönderilmiþ, çünkü bizim Hükûmet kendisi için aldýðý zâbýta tedbirlerine kanaat etmeyerek, komþu Devletler için de zaptiyelik ederdi. Netekim sýrf dinî inançla ilgili ve hiç bir vakit Sünnîliðe saldýrmasýna imkân olmayan “Babî” mezhebini çýkaranlarla inananlarýný da, Rodos’a, oradan da Akkâ’ya sürgün etmiþti. Sýrasý gelmiþken þurasýný bildirelim ki, kýrk beþ seneden beri Osmanlý topraklarýnda oturmakta olan bu adamlar, mezhep ve dinî inançlarýný kabûl ettirmek yolunda, bir kiþiye bile tekliflerde bulunmamýþlardýr. Hiç bir Osmanlý Babî olmamýþtýr. Çünkü Babîlik, kim ne derse desin bir mezhep deðil, fakat mezhep örtüsü altýnda bir siyasî inançtýr ve sýrf Ýran’a mahsus inkýlâp hareketleriyle


ilgilidir.

BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

Nasiru’d-Din Þah ve Babîler adlý eserindeki tespitlerinden, Nâmýk’ýn “eþerr-i mevcudât”la Ezelîler’i kasdettigini görebiliriz:

Ýþte bu kimselerden Bahaeddin Efendi isminde ve ihtimal halen hayatta bulunan bir zatýn, insanlýk göstermek gayreti sayesinde, Nuri Bey’le Hakký Efendi’den, önce bir haber, sonra da yazdýðýmýz mektuba cevap aldýk.

Tevfik burada þüphesiz “Bahaullah” ismini “Bahaeddin” ile karýþtýrýyor. … Magosa’ya sürgüne gönderilen olan Nâmýk Kemal, öyle görünüyor ki, orada daha çok Ezelîler’le temasta bulunmuþ; Ezelîler, Bahaullah’ýn üvey kardeþi ve ona karþý çýkan Mirza Yahya “Subh-i Ezel”in taraftarlarýydýlar. Bir tarihçiye göre, Nâmýk’ýn en yakýn arkadaþý ve “Kuleli Vak’asý”nýn aslî fâili Þeyh Ahmed Efendi, Kýbrýs’ta görünüþte Babîliðe veya Bahaîliðe inanmýþ ve Nâmýk Kemal 1876’da yazdýðý bir mektupta kendisinin de “Babî” olduðu söylentileri reddediyor.

Kemal Bey’in Babîleri “eþerr-i mevcudât” kabûl etmiþ olmasý Abbas Efendi’yi [Abdülbaha’yý] yalanlamaz. Çünki evvela Abbas Efendi Babîlik’ten ayrýlmýþ, hâttâ Allah’a sýðýnýyordu. Ýkincisi, Babîler’i Þark dâima fena görmüþ, fena anlamýþtý. Bu mektup yazýldýktan yirmi küsur sene sonra bile, ben bir Fransýz edibine Babîler hakkýndaki fenaatýmý izah ederken, onlarý “kana susamýþ bir çift siyah gözle kýzýl bir hançer” görüyordum. … Þu da doðrudur ki, Subh-i Ezel’in etrafý Babîler’in fena ve soysuzlaþmýþ takýmýyla çevrilmiþ idi. Kuvvet ve azamet B a ha ile rin kut sa l m a b ed i Bahaullah tarafýna gitmiþti. Nasýl ki hâlâ iyice yerleþmiþ ve Avrupa ile Amerika’da itibar sâhibi olan yalnýz Bahaullah’ýn mezhep ve tarikatýdýr. Nazif’in burada “Abbas Efendi Babîlik’ten ayrýlmýþ” demesinin anlamý, üvey amcasý olan ve Bahaullah’ýn peygamberliðini reddeden Subh-i Ezel’in ve “Babîler’in fena ve soysuzlaþmýþ takýmý”nýn yaydýklarý Babîlik’ten ayrýlmasýdýr. Nazif ayný eserinde Nâmýk Kemal’ýn Abdülbaha ile mektuplaþtýðýný söylüyor:

Baþka bir mektupta Magosa ve oradaki insanlardan anlattýktan sonra “Babîler”den þöyle bahsediyor:

"Gâh nübuvvet ve gâh ulûhiyyet davasýnda bulunan ve hatta hâþâ Cenâb-ý Hakk’ý kendileri yaratmýþ olmak zu’mlarýna kadar çýkýþan Babîler burada… A B D ’n i n B e y a z S a r a y ’ ý Babîler hazarâtý, yevmiye Bahaullah’ýn oðlu Abbas Sizce de tes ad üfün nâmý ile memleket Efendi ile iki sene önce bu ka da rý f azla de ðil m i? memurlarýndan ziyade maaþ [1917] Hayfa kasabasýnda alýyorlar. Yiyorlar, içiyorlar; görüþtüðüm zaman, Kemal Bey’e birçok mektuplar iletsaye-i seniyyede Memâlik-i tiðini ve fakat Sultan II. Abdülhamid zamanýnda bir Osmaniyye’nin taksimine çalýþýyorlar; hele Devlet-i aralýk takip ve araþtýrma edilmek endiþesiyle bu Âliyye’nin kahr-ü izmihlaline duadan bir dakika hâli mektuplarý yakmýþ olduðunu bana tam bir kederle olduklarý yoktur." söylemiþ(ti)… Ve daha baþka bir mektupta Nâmýk Kemal Nâmýk Kemal Ezelîler hakkýnda kötü konuþmasýna Babîleri “eþerr-i mevcudât” (en kötü yaratýklar) raðmen, kendisinden, “Gülnihal” adlý tiyatrosunu olarak nitelendiriyor. Nitekim Süleyman Nazif’in 30


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

Subh-i Ezel’in oðlu Ahmed Ezel’e yazdýrdýðýný ve tebyizi onun olduðunu öðreniyoruz. Süleyman Nazif, bazý Batýlý tarihçilere göre Ziya Paþa Kýbrýs mutasarrýfý iken Subh-i Ezel ile buluþmuþ ve Babîler ile Yeni Osmanlýlar arasýndaki temaslarýn temelini atmýþ olmasýna iþaret ediyor, ancak bunu ispatlayacak deliller olmadýðýný söylüyor. Ayrýca Abdülbaha’nýn Yeni Osmanlý hareketinde önemli rol alan Ziya Paþa ile tanýþýklýðý olduðundan söz ediyor. Þu kesindir ki, Abdülbaha, 1876’ta Meþrutiyet’i hazýrlayan Midhat Paþa ile Beyrut’ta buluþmuþ. Akka’da sürgünde olan Nuri Bey ve Ýsmail Hakký Efendi’ye gelince, bunlarýn Bahaîler’le þahsi ve iyi tanýþýklýklarý olmuþ. Ýsmail Hakký Efendi Yâd-ý Mâzi adlý hâtýratýnda Babîliði ve Bahaîliði olumlu bir þekilde ele alýyor ve “Mirza Abbas Efendi” yâni Abdülbaha’nýn “âlim, fâzýl ve asrin ahvaline vâkýf soylu yüzlü bir zat” olduðunu söylüyor. Ayrýca yabancý gazetelerde Ýran hakkýnda makaleler okuduðunu ve Bahaî çocuklarýna yabancý diller okuttuðunu zikrediyor.

Yeni Osmanlýlar, Ýmparatorluk’ta fazla deðiþim getirmedilerse de, düþünceleri ve fikirlerini kýsa bir süre sonra “Jön Türk” adý altýnda toplanan ve bu sefer Sultan II. Abdülhamid’e karþý olan genç aydýnlar miras aldýlar. Ab d ulla h Ce vd e t ve B ah aîl ik

Bunlardan biri Doktor Abdullah Cevdet’dir (1869–1932). Âile çevresinde aldýðý dinî eðitimden sonra yüksek tahsilini Ýstanbul’da Kuleli Askeri Mekteb-i Týbbiye’de bitirdi. Burada, mevcut yönetime karþý yoðunlaþmýþ tepkiler olan bir ortamda, “…üç sene zarfýnda fikirler hayli uyandý ve Ýdare-i Hamidiye’ye karþý dehþetli bir hareketi fikriye ve zemin hazýrladý…”. 1889’da kendisi ve birkaç arkadaþý Ýttihad-ý Osmanî Cemiyeti’ni (Ýttihat Partisi) kurdular. Bu örgüt daha sonra Ýttihad ve Terakki Cemiyeti adýný taþýdý. Týbbiye’de okuyan gençler Batý ve özellikle Fransýz ve Alman maddiyatçý filozoflarýn eserlerinden etkilenerek, hayatý bir ilâhî iradenin sonucu olarak deðil, deðiþik biyolojik ve fizyolojik mekanizmalarýn neticesi olarak görüyorlardý.

Biz Akka’da bulunduðumuz müddetçe, Bahâullah Efendi, kirayla oturduðu evde münzevî olup cemaatten baþka kimseye görünmez olduðundan cemaatin iþlerini Abbas Efendi idare ederdi. Abbas Efendi’nin tavýr ve meþrebi incelenirse þeyhâne olmaktan çok siyasî bir tarz ve durumu andýrdýðý ortaya çýkar. Yabancý basýnda Ýran hakkýnda bir makale, dikkatli gözlerine tesadüf edince saatlerce, kendini vererek, düþüncelerini açýklar ve bundan o kadar tat alýr ki, bütün bütün uykusunu ve rahatýný ona feda eder. Bâzen Arapça ve Farsça makaleler yazýp Fransýzca tercümeleriyle Avrupa basýnýna gönderdiði olurdu. Sohbetinin ve insanlarla geçinmesinin güzelliði, cömertliði ve iyiliðiyle Akka’da halkýn kalbini elde ettiðinden oturduklarý evin bulunduðu meydancýðýn karþýsýnda selâmlýk olarak kullanýlan yerde, zengin ve fakir, Müslim ve gayrimüslim ziyaretçiler, sabah akþam eksik olmaz. Misafirlere lezzetli çaylar, Þiraz’ýn en nefis tömbekilerinden nargileler ikram edilir. Pek çok olurdu ki, Abbas Efendi sur dýþýnda bulunan bahçeler içinde satýn aldýðý bahçede bize ziyâfetler verirdi. Birlikte çýkýp gezintiler yapýlýp yemekler yendikten sonra yine birlikte kaleye dönülürdü.

“Ýttihad-ý Osmanî Cemiyeti baþta biyolojik materyalizm olmak üzere karmaþýk düþünsel etkilerden ve ‘vatanseverlik’ fikrinden etkilenen bir öðrenci örgütü durumundadýr. Bu örgütte felsefî boyutun aðýr basmasýna karþýlýk, cemiyetin daha sonra tam bir siyasî örgüt hâline geldiðini” özellikle 1906 senesinden sonra görebiliriz. “Üyelerin bir kýsmýnýn yeni Cemiyet’te de çalýþmalarý dýþýnda fikrî boyutlar açýsýndan hiçbir ilgi bulunmamasýdýr”. Cevdet’in ve diðer arkadaþlarýnýn inandýklarý felsefe Fransýz filozof Auguste Comte’un kurdugu “Pozitivizm”dir. Bu felsefeye göre insanlýðýn geliþimi din, metafizik ve son olarak ilim aþamalarýndan oluþuyor, yâni insanlýk son olarak dini terk edip sâdece ilime inanacak ve bütün sorunlarý sâdece bilimle çözecektir.

( Abdullah Cevdet'in Türk ýrkýný ýslah etmek için Batý'dan damýzlýk erkek getirilmesi gibi Batý hayranlýðýný en uç noktalara taþýyan, Batýcý ve Irkçý olmakla suçlanan bir þahýs olduðunu okuyucularýmýza hatýrlatýrýz)

Þerif Mardin’e göre Ýsmail Hakký Efendi Akka’daki “Babîler”i ilkel görmüþ ve ciddiye almamýþ, ancak Ýsmail Hakký’nýn söylediðine bakarsak bunun doðru olmadýðýný görüyoruz: “…avâmýn anlattýklarýný cemaatinin mâkul tavýrlarýna bakarak yalanlamaya lâyýk görürüm. … Gerek cemaatin gerekse çocuklarýn terbiyeleri, hakikaten takdire lâyýktýr”.

Abdullah Cevdet yoðun siyasî faâliyetleri sonucu birkaç defa sürgün edildi ve baþka yerler arasýnda Fransa’ya da kaçmak zorunda kaldý. 20. yy. baþýndan beri Bahaîler’in bulunduðu Paris’te Cevdet muhtemelen Bahaîlik’le temas etti. Cevdet’in

31


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

1904–1932 senelerinde yayýnladýðý ve halký aydýnlatma aracý olarak gördüðü “Ýctihad” dergisinde, 1921 senesinin sonunda ve 1922’nin baþýnda üç makale yayýnlandý. Yazar Emin Âli “Bahaî hareketi hakkýnda ilmî bir tetebbu” baþlýðý altýndaki üç makalesinde Bahaîlik hakkýnda çok olumlu bir þekilde yazýyor. Abdullah Cevdet bu makalelere dayanarak Ýctihad’ýn 1 Mart 1922 tarihli 144. sayýsýnda “Mezheb-i Bahaullah - Din-i Ümem” baþlýklý bir makale yayýnladý. “Bir dünya dini olarak kabûl edilmesini istediði Bahaîlik hakkýndaki” bu yazýsýnda “peygambere hakaret ettiði gerekçesiyle önce tutuklanarak iki sene hapse mahkûm edildi”.

“Abdullah Cevdet’in gördüðü büyük tepkinin nedeni bizzat Sultan’ýn bu olaydan dolayý kendisine kýzmasýdýr”. Bu tepkiler o zamanýn muhafazakâr gazetelerinden de geldi. Cevdet mahkûm edildikten “daha sonra ise gýyaben verilen bu karara itirazý sonucunda Cumhuriyet döneminde de uzun süre devam edecek olan Türk basýn tarihinin en ilginç yargýlamalarýndan birisi baþladý. Abdullah Cevdet kýsa sürede olayý bir düþünce ve vicdan özgürlüðü sorunu hâline getirerek bu konudan yararlandý. Olayýn bu yönünün yaný sýra Bahaîliðin Ýmparatorluk kamuoyunda geniþ biçimde tartýþýlmasýna neden olduðu görülmektedir”.

Cevdet bu makalesinde Bahaîlik hakkýnda þöyle yazýyor:

"Bahaîlik bir din-i merhamet ve muhabbettir… Her din, merhamet ve uhuvvet tesisi için gelmiþtir. Fakat bir insan hangi dinde olarak doðdu ise o dinde kalmasýna hiç mâni olmaksýzýn o insana, kendisini din olarak kabûl ettirebilecek bir mâhiyette bir din görülmemiþdir. Bu din ancak, Bahaullah’ýn ve oðlu Abdülbaha’nýn va’z ve tesis ettiði din-i merhamet ve muhabbettir. Bahaullah: “Ýnsanlar arasýnda tohum-i nifak ekmekten, gönüllere reyb ve þüphe dikenleri dikmekten sakýnýnýz. Selsebil-i saf-i aþký bulandýracak, ýtýr-ý muhabbeti uçuracak bir þey yapmayýnýz. Hayatýma kasem ederim ki, siz aþk ve muhabbet için yaratýldýnýz, kin ve nefret icin degil” diyor. Bu sübhanî ve hakikaten rahmanî söz, her asýrda ve bilhassa bu asr-ý insaniyette söylenmesi ve tekrar edilmesi ve ruhlara derinden derine infaz olunmasý elzem olan bir sözdür… Beynelümem ve beynelbeþer muhabbeti, merhameti, sulhu bir âyin hâlinde koyan ve buna lazým gelen nur ve harareti veren bir mürþid, Hazret-i Bahaullah’tan evvel görülmedi… Bahaullah’ýn tesis, Abdülbaha’nýn tanzim ve neþrettiði Bahaîlik akýl ile mütearýz hiç bir fikri, hiç bir hükmü ihtiva etmemektedir. Yâni Bahaîlik ziyâ-nisâr bir hararettir. Bir hareket-i muzlime ve gayr-i muzîe deðildir. Bu seciyyesi onu cihan-ý þümul ve millel-i muhit bir âyin-i sulh ve muhabbet olmaða doðru götürmektedir… “Mum ýþýkrîzdir: damla damla cevher-i hayatýný aktýrýr, ta ki bu döktüðü yaþlarý neþr-i nur etsin. Ýþte bu, sizin için bir misâl-i imtisal, bir timsâl olmalýdýr” diyen Abdülbaha hakikaten bir meþale gibi yanmýþ, binlerce meþaleler îkad ettikten sonra baþka cihanlarda yine yanmaða gitmiþtir… Fakat bu kývýlcýmdan ne kadar hararet ve nur intiþar edebilir? Cihaný ýsýtmak için Bahaullah’ýn ruhundaki muazzam yangýn lâzýmdýr. Tenvir etmek ve ayný zamanda ýsýtmak için yanan ruhanî ve rahmanî bir yangýn."

Tarihçi Þükrü Hanioðlu’na göre Cevdet Bahaîliði Ýslâm ile Materyalizm arasýnda bir aþama olarak görüyordu. Hanioðlu’nun Bir siyasî düþünür olarak Doktor Abdullah Cevdet ve dönemi kitabýndaki açýklamalarý þöyledir:

“Toplum için yeni bir ‘ethic’ (ahlâk) yaratma çabalarý Abdullah Cevdet’i Bahaîliði bu görevi ifa etmek için topluma sunmaya kadar götürmüþtü. Kuþkusuz Bahaîliðin pasifizme benzeyen içeriði Abdullah Cevdet’in bu mezhebe ilgi duymasýnda etkili olmuþtu. Ancak, ruhban sýnýfý ve âyinleri olmayan, nihaî amaç olarak dünya çapýnda sûlhu benimseyen bu mezhep Abdullah Cevdet açýsýndan toplumun dinin yerine biyolojik materyalizmi kabûl etmesi sürecinde olumlu geliþme saðlayacak bir basamak olarak kabûl ediliyordu. Burada, Bahaîliðin Abdullah Cevdet açýsýndan daha evvel Ýslâm’ýn saf hâli düþüncesinde olduðu gibi bir aþama olarak benimsediðini görüyoruz… Abdullah Cevdet’in bu düþüncesi nedeniyle karþýlaþtýðý tepkileri görmüþtük. Hukukî uygulamalarýn dýþýnda Abdullah Cevdet’in gördüðü en sert eleþtiriler ise gene Ýslâm ulemasý tarafýndan kendisine yöneltilmiþti. Bahaîliðin, Ýslâmiyet’le hiçbir ilgisi bulunmadýðýný belirten bu eleþtirilere karþýlýk Abdullah Cevdet, bir ‘ethic’ olarak düþündüðü bu mezhebi Ýslâm’ýn olumlu içeriðiyle destekleyeceðini… açýklamasýna karþýn bu çabasýnda baþarý saðlayamadý. Zâten çok kýsa bir süre sonra rejim deðiþikliði Abdullah Cevdet’e bu çeþit aþamalar yerine topluma biyolojik materyalizmi dini ikame edecek bir kurum olarak sunma imkâný verdiðinden kendisi tekrar bu konudaki tartýþmalara dönmedi.” Gü nümüz de Bahaîli k

32

Günümüzde hareketi yönlendiren Umumî Adalet Evi ilk kez 1963 yýlýnda kurulmuþtur. Hareket Ýslâm


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

ülkelerinde ilk yýllarda oldukça baský altýnda kalmýþ olmasýndan dolayý Ýslâm ülkelerinde fazla yayýlamamýþtýr. Bahaîlik özellikle Tanrý inancýnýn oldukça zayýfladýðý ve toplum düzeninin bozulduðu yerlerde günümüzde taraftar sayýsýný arttýrma eðilimindedir.

O, bu operasyonda Turancýlar’ý kullanmayý düþünüyor… Bütün Türk dünyasýný ele geçirdikten sonra ise önce aldatmaca bir dinler diyalogu oluþturacak sonra da gerçekte bir Tevrat ittifaký olan Bahaîliðe geçiþ sürecini baþlatarak bütün dünya dinlerini Bahaîlik altýnda birleþtirme sürecini baþlatacaktýr… Son merhalesi Fethullah’ýn “Mesih” ilân edilerek dünya peygamberliðine adým atmasýdýr”…

Ülkemizde dâhil olmak tüm Ýslâm ülkelerinde Bahaîlik ayrý bir din olarak kabûl edilmemektedir. Bu nedenle de herhangi bir Ýslâm ülkesinde resmî ibâdethâneleri yoktur. Nüfus cüzdanýnda Din Hânesi olan Ýslâm ülkelerinde Bahaî yazýlmamaktadýr. Bahaîlik sapkýn bir mezhep olarak tanýtýlmaktadýr.

Kitapta Gülaltay, Fethullahçýlýðýn kökeni Ýran’a uzanan Bahaîlik tarikatýnýn bir kolu olduðunu ve Gülen’in Bahaîliðin günümüzdeki lideri olduðunu iddia ediyor.

Ýslâm ülkelerindeki bu tavýrlara raðmen Bahaîlik günümüzde içlerinde ülkemizin de bulunduðu dünyanýn hemen hemen tüm ülkelerinde Bahaî inancýný taþýyan topluluklara rastlanmaktadýr. Ülkemizde Bahaîler genelde Ýstanbul, Ankara gibi büyük kentlerde yaþamaktadýrlar ve sayýlarý 20.000 civarýndadýr. Yaklaþýk olarak dünyada 2.000.000 civarýnda Bahaî bulunmaktadýr.

Gülaltay’a göre, Bahaîlik sýradan bir tarikat veya cemaat deðildir. Hâttâ Bahaîlik Ýslâm içinde bir mezhep de deðildir. Bahaîlik, 3 büyük dini, Ýslâmiyet’i, Hýristiyanlýðý ve Museviliði tek bir pota altýnda birleþtirmeye çalýþan bir dinler-üstü mezheptir. Ýran’da Ýslâm öncesi geleneklerini sürdürmek isteyen ve bu nedenle Ýslâmiyet’i diðer dinlerle birleþtirmeye ve tahrif etmeye çalýþan çeþitli tarikatlara dayanmaktadýr.

* **

Bahaîliðin ortaya çýkýþýný 800’lü yýllara kadar götüren Gülaltay’a göre Fethullah’ýn Müslümanlýk anlayýþýnýn ardýnda aslýnda kökeni Ýran’a dayanan bu Ýslâm-dýþý tarikatlar vardýr. Dolayýsýyla Fethullah’ýn ne kadar Müslüman olduðu sorgulanmalýdýr.

Semih Tufan Gülaltay: “Fethullah Müslüman Deðil, Bahaîlerin lideri” Diyor. F e thul la h- B ah aî lik ili þk is i

Semih Tufan Gülaltay, Ýleri Yayýnlarý’ndan çýkan “Fethullah Müslüman mý” kitabýnda Fethullah Gülen’i farklý bir açýdan inceliyor. Kendi kaleminden okuyalým:

Gülaltay, kitabýnda, Ýran’daki Batýnî mezheplerinin her birinin ortaya çýkýþýný ve birbirini nasýl takip ettiðini anlatýyor ve bu mezheplerin neden Ýslâmdýþý sayýldýðýný örnekleriyle okuyucuya sunuyor.

“Bu kitaptaki ana mevzu, Fethullah’ýn rejim düþmanlýðý ya da ABD adýna yüklendiði misyon deðil… Ben O’nun Ýslâmiyet’in içine sokulmuþ bir Truva atý olup olmadýðýný sorguluyorum. O bir Truva atý mýdýr? Fethullah Bahaîler’in gizli lideri midir? Amaç Ýslâm dinini tahrif etmek midir? Gerçek ve halis Müslüman kitlemizi Fethullah’tan nasýl koruyabiliriz? Ve benim için iþin en önemli yaný 21. asrýn en büyük dinamik gücü olan Türkçü gençliðin TürkÝslâm sentezi adý altýnda kandýrýlmasýnýn önüne geçme yollarýnýn ortaya konmasýdýr… Nurculuðun Türk milliyetçilerinin sýrtýna basarak Tevrat ittifaký kurmasýnýn önüne geçmek, Orta Asya’da misyonerlik okullarý açarak Ýngilizceyi Orta Asya’da tek dil hâline getirme çalýþmalarýna artýk dur diyebilecek miyiz?

Fethullah’ýn birinci gâyesi Türk devletini ele geçirmek, ikinci gâyesi ise, geçmiþin intikamýný almak için Ýran’ý istilâ edip Ýran’la harbe girmektir…

Gülaltay, Ýran’daki Ýslâm-dýþý mezhepleri Mazdek’le baþlatýyor. Sonra sýrasýyla, Hürremiye Mezhebi, Babek, Ýsmailiye ve Hasan Sabbah, Hurufîler, Cavidaniye, Babilik, Bahaîlik… Gülaltay’a göre bu mezhepler farklý isimler taþýmalarýna karþýn aslýnda ayný mezhebin devamýdýr. Çünkü sýk sýk Ýran Devleti’ne ve Halifeliðe karþý ayaklanan bu mezhepler, baþarýsýz olunca yollarýna devam edebilmek için isim deðiþtirmiþtir. Yoksa eylemleri de inançlarý da farklý deðildir.

Bu tarikatlarýn kýsa bir tarihin sunduktan sonra Fethullah’ýn bu tarikatlarla baðlantýsýný yapýtlarýndan örneklerle açýklanýyor.

33

Örneðin Batýnî tarikatlarýnýn en önemli özelliði yasak kimliklerini saklayarak takiyye yapmalarýdýr. Gülaltay’a göre, Batýnîler takiyye yaparak gerçek inançlarýný gizlerler, Müslümanlar’la kaynaþýrlar ve


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

devleti içten içe fethetmeye çalýþýrlar. Aynen Fethullahçýlar gibi…

ikiye böldürten, Ýran halkýna iþkenceler, eziyetler yapan bir adammýþ. Ýran halký Dahhak-ý Zalim diye andýklarý bu gaddar adamýn zulmünden periþan olmuþtu.”

B a týn île rin Ki tab ün N ur’ un d an Sai d i N u rsi ’ nin Ris âl e- i N ur’ una

Iþ ý k ev l er i n i n sý r r ý : E v - mâ b e dl er

Öncelikle Batýnîler, þeyhlerinin kitabýný Kur’ân yerine kabûl ederler. Cavidanîyeler, þeyhleri Fazlullah’ýn Cavidannâmesi’ni, Babiler ise þeyhleri Muhammed Bab’ýn kitabý Kitab-ün Nur’u Kur’ân kabûl ederler.

Gülaltay, Babiler’in ibâdet için câmiler yerine evleri tercih etmesiyle Fethullahçýlar’ýn Iþýk evleri arasýnda da bir baðlantý kuruyor:

“Babiler, câmilere gitmez, cemaatle namaz kýlmazlardý. Bunun yerine evlerde toplanmayý tercih ederlerdi.”

Ne hikmetse, Saidi Nursî’nin Risale-î Nur’u isim olarak ve cemaatin gösterdiði saygý bakýmýndan, içerik olarak, Kitab-ün Nur’a çok benzemektedir.

Ardýndan Nur evleriyle ilgili Fethullah Gülen’in þu sözlerine dikkat çekiyor: “Bu ýþýk evlerinin kendine has özellikleri vardýr… Yüreði pek, imaný çelik insanlarýn yetiþtiði kutsal mekânlardýr… Artýk geçmiþte câmide yapýlan dinî ruhunun müzakereleri bu evlerde bir araya gelinerek yapýlacaktýr”.

Türkiye’deki Nurculara göre, Kur’ân’ýn anlaþýlmasý zordur, bu nedenle müritlere Nur Risâleleri önerilir. Risâlelere âdeta ikinci bir Kur’ân muamelesi gösteren Fethullah, Gülaltay’a göre bu þekilde Müslümanlýða da aykýrý hareket etmiþ olmaktadýr. Gülaltay, Fethullah’ýn þu sözüne dikkat çekiyor:

Ve Gülaltay Nur evlerinin Ýslâm-dýþý olduðunu þu þekilde anlatýyor:

“Ýlimler sahasýnda mes’elenin temel esprisini ise Bedîüzzaman’ýn mülahazasýnda buluruz. Þöyle der o: Allah’ýn iki kitabý vardýr. Biri kâinat kitabý, diðeri Kur-ân’ý Kerim.”

“Anlaþýlacaðý gibi Fethullah Gülen, bundan sonra câminin önemli olmadýðýný söylüyor. Çünkü büyük ustasý Kürt Sait de camiye girmezdi. Buradaki amaç ise Ýslâm’ýn birliktelik ve cemaat ruhunu yýkmaktýr. Kurretü’l-Ayn’ýn ve Babi þeyhlerinin vaaz verdiði yerler câmiler deðildi. Fethullah’ýn tabiriyle Nur evleriydi. Yine ayný Fethullah, Yeþeren Düþünceler isimli kitabýnýn 164. sayfasýnda evmâbed [adýyla] bu ýþýk evlerini târif ediyor. Evmâbed terimi Bahaîlik dininde mâbede verilen addýr. Bahaîler’in mâbedlerine ev-mâbed adý verilir”.

Gülaltay’a göre Fethullah Gülen, “Kâinat kitabý” derken Risâleler’i kastetmektedir. Gülaltay, buna benzer pek çok örneði kitabýnda veriyor ve Nurcular’ýn Risâleleri öne çýkarmasýnýn nedeninin Kur’ân’ýn geçerliliðini ortadan kaldýrmak olduðunu söylüyor.

Fethullah isminin kaynaðý Gülen’in kimliðini ele veriyor Fethullah Gülen’in isminin kaynaðý da gizli kimliðinin bir baþka göstergesi. Gülen’in ismi 1844 yýlýnda Ýran Þahý’ný öldürmeye kalkýþan bir Bahaî fedaisinden gelmektedir: Fethullah Kamî. Fethullah Gülen’in âilesinin Ýran’dan göçme olduðunu da ortaya koyan Gülaltay, Bahaîlik’le bir baþka baðlantýsýný daha ortaya çýkarmaktadýr. Fethullah’ýn rumuz olarak kullandýðý isimler de eski Bahaî kahramanlara atýftýr. Örneðin, “1982 yýlýnýn sonlarýnda DGM savcýlýðýnýn hakkýnda baþlattýðý soruþturmada, Fethullah’m Dahhak kod adýný kullanarak kitap yazdýðý tespit edilmiþ. Bilindiði üzere Dahhak Ýran mitolojisinde, Ýran’ý istila edip Ýran Þahý Cemþit’i testere ile ortadan

G ü le n ’ d en Ba h a îl er e g i zli ö v g ü le r

Gülaltay, Fethullah’ýn kitaplarýnda Bahaîler’i nasýl gizlice övdüðünü de ortaya çýkarýyor. Örneðin, Fethullah’ýn Hz. Muhammed’i anlattýðý sanýlan kimi yazýlarýnda aslýnda Bahaîler’in lideri Molla Muhammed Ali’yi andýðýný aktarýyor:

34

“Dostlarýn vefasýzlýðýna, düþmanlarýn ardý arkasý kesilmeyen istila ve ifsatlarýna uðramasaydý, kim bilir daha neler yapacaktý? Keþke, bu mübarek dünya; duygu, düþünce, anlayýþ ve hayat felsefesiyle hiç deðiþmeseydi. Onun yiðitliði, sâdeliði ve mertliði bu güne kadar dipdiri kalabilseydi. Keþke O muhteþem saray ve yüksek kasýrlarýn altýn yaldýzlý kubbeleri altýnda, baygýn ve mahmur dolaþan


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

hasým dünyanýn, tâlihsiz insanlarýnýn durumuna düþmeseydi.”

“16 yaþýma kadarki dönemi çocukluk dönemi sayýyorum”. — Bahaîlik’te el öptürmek kesinlikle yasaktýr. Fethullah Gülen de el öptürme konusunda þöyle diyor: “Fevkalâde rahatsýzlýk duyuyorum. El öptürme prensibim hiç yoktur”. — Bahaîler, câmiye girmez, cemaatle namaz kýlmaz. Sâdece cenaze namazý kýlarlar. Gülaltay’a göre, Fethullah Gülen’in de cenaze namazý dýþýnda câmiye girip namaz kýldýðýný þu ana kadar kimse görmemiþtir.

Gülaltay, bu alýntýda önemli bir çeliþkiyi yakalýyor:

“Yukarýdaki metinde anlatýlan kasýr ve saraylar dönemin Ýran Þah’ýnýn saraylarýdýr. Çünkü Hz. Muhammed devrinde Arabistan’da ne kasýr vardý ne saray”.

Gülaltay, bu konuda daha pek çok örnek yakalamýþ. Gülaltay’a göre, baský ve zulüm gören insan tasvirleri sanýlanýn aksine Hz. Muhammed dönemi yaþamýþ Müslümanlar deðil, baþarýsýz ayaklanmalardan sonra yurttan yurda göçürülen Bahaîler’dir.

— Bahaîlik’te kurban kesilmez. Ünlü Fethullahçý bilim adamlarýndan birisi de katýldýðý bir tartýþma programýnda kurban kesmeyi hayvan katliamý olarak nitelendirmiþtir.

Örneðin, 1868’de Bahaîler sürgüne gönderilir. Fethullah Gülen’in kitaplarýnda anlattýðý ömür boyu süren büyük göç aslýnda Bahaîler’in sürgünüdür. Gülaltay’a göre bahsedilen göç sanýldýðý gibi Mekke’den Medine’ye Hz. Muhammed’in hicreti deðildir.

— Bahaîlik’te, herkes malýnýn yüzde beþini, toplumun baþýnda bulunan 19’lar heyetine vermek zorundadýr. Fethullahçý organizasyon ve vakýflarýn baþýndaki yönetim kurulu da 19 kiþidir.

Baþka bir yerde ise Fethullah þöyle diyor:

Fethullah ile Bahaîler arasýndaki bir baþka somut baðlantý ise Saidi Nursi’nin hayatýndan alýnmaktadýr.

“Bir baþka defasýnda da seni kardeþinle konuþmaktan men etmiþlerdi. Hani o güne kadar, bir lahza kendisinden ayrýlmadýðýn kardeþinle konuþmaktan… Savaþ meydanlarýnda omuz omuza, yemek sofralarýnda diz dize oturduðun kardeþinle konuþmayacaktýn”.

Saidi Nursi, Gülaltay’ýn ortaya çýkardýðýna göre, Ýran Þahý’na suikast düzenleyen Babiler’in þeyhlerinden Celaleddin Afgani’nin Ýran’dan kaçýp Abdülhamit’in himâyesine girmesi sýrasýnda kuryelik etmiþti. Saidi Nursî, yine bir baþka Bahaî tetikçi Kirmani’yi de Ýran-Türkiye sýnýrýnda karþýlayacak ve Ýstanbul’a kadar kendisine eþlik edecekti.

Gülaltay’a göre burada kastedilen de yine Bahaî liderleridir. Çünkü Müslümanlar’ýn tarihinde kardeþiyle konuþmaktan men edilme gibi bir cezalandýrma söz konusu edilmemiþtir.

Gü le n ’ in s ö zl er i n d e g iz li a n l am la r

Hâlbuki Abdülaziz’in bir fermanýnda, Bahaullah’ýn çocuklarý birbirleriyle konuþmamalarý kaydýyla sürgüne gönderiliyordu. Fethullah’ýn uðruna gözyaþý döktüðü iþte bunlardýr.

Fethullah’ýn eserlerinde gizli gizli Bahaîlik propagandasý yaptýðýný da Gülaltay çeþitli örneklerle açýklýyor:

Gülaltay’ýn bulduðu çeþitli paralellikleri þöyle sýralayabiliriz:

“Ulu sultan! Canlý-cansýz, insan-hayvan, (..) her þey varlýðýný soluklar.”:

Kapý: Bahaî mezheplerinden Babiliðin kurucusu Muhammed Bab’týr. “Bab” kelimesinin bir anlamý da “kapý”dýr.

Fe thu lla hç ýlý k’ la B a haî ina ný þl arý a ra sý nd ak i p a ra le lli kle r

— Bahaîler cenâzelerini Ýslâm inanýþýnýn tersine, mermer lâhitler içinde gömerler. Saidi Nursî de vasiyetinde cesedinin lâhitin içine konulmasýný istemiþtir. — Bahaîler’de ibâdete baþlama yaþý 16’dýr. Fethullah Gülen de bir kitabýnda þöyle demektedir:

35

Gülaltay bir baþka bölümde ise Gülen’in bu sözündeki gizli anlamý ortaya çýkarýyor: Ulu Sultan kelimesi Bahaî Þeyhi Bahaullah’a atfedilmiþtir. Hayvanlarý, eþyalarý bile Allah’ýn kullarý olarak kabûl eden ise Muhammed Bab’ýn hocasý Kâzým-ý Reþdi’dir.


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

Kim bilir, belki o zaman batmak üzere olan dünyanýn diðer kesiminin elinden tutup kaldýrma fýrsatý doðar”.

Ne b i l er S u l t a n ý

Nebiler Sultaný: Gülaltay, Fethullah’ýn sýk sýk kullandýðý “Nebiler Sultaný��� teriminin de karþýlýðýný buluyor. Gülaltay’a göre, Fethullah’ýn burada kastettiði Hz. Muhammed deðil, Bahaullah’týr. Çünkü Bahaullah’ýn lâkabý döneminde “Sultan”dýr.

Ke n d i n i p e y g a mb e r g ö r e n G ü l en

Bahaîler’in bir baþka propagandasý þeyhlerinin peygamber olduðudur.

Nur Asrý: Muhammed Bab’ýn Kitabün Nur ile Babiliði yaydýðý ilk yýllara da Nur asrý denmektedir.

Bahaî þeyhleri kendi peygamberlikleri altýnda tüm dünya dinlerini bir arada toplanmaya çaðýrýrlar. Gülaltay, Fethullah’ýn kimi yazýlarýnda satýr aralarýnda kendi peygamberliðini nasýl savunduðunu göstermektedir:

Timur ve Cengiz düþmanlýðý: Fethullah bir kitabýnda þöyle diyor:

“Allah, elbette insanlarý da peygambersiz býrakmayacaktýr.”

“Allah bir zamanlar Cengiz, Hülâgü ve Timurlenk’in eliyle hýrpaladýðý ve ikaz ettiði Ýslâm âlemini bugün de Batýlýlar vasýtasýyla hýrpalayýp ikaz etmektedir…”

“Ýnsanlar, akýllarýyla kâinatta cereyan eden hâdiselere bakýp, Allah’ý bulsalar bile yaratýlýþlarýndaki gâye ve hikmeti, nereden gelip, nereye gittiklerini ve ibâdetlerinin keyfiyetlerini peygambersiz bilemezler.”

Gülaltay, Fethullah'ýn Cengiz, Hülagû ve Timurlenk’e karþý olmasýný bu hükümdarlarýn Bahaîler’in önemli önderlerini öldürmüþ olmasýna baðlýyor. Cengiz Han’ýn oðlu Hülagû, Hasan Sabbah’ý, Timurlenk’in oðlu Miranþah ise Fazlullah’ý öldürmüþtü.

“ Hil âf e t e g id e n y o l h er ke se a çý kt ý r .”

“Dönmezem” ve “mum gibi yanýp erimek”: Bu kelimeleri de Fethullah sýk sýk kullanmaktadýr. Örneðin:

“Hak için halkýn temsilcisi demek, peygamber mesleðine talip olmak ve onu temsil etmek demektir. Onu yapabilmek için de peygamberane aþk, þevk, gayret, azim, cehd ve irade gerekir.”

“Çevresinde kol gezen tehlikelere aldýrmadan, yüce derslerine devam eden ve hakkýnda bayaðýlarýn bayaðýsý hükümler kesilip biçilirken. ‘Hançer ile yüreðimi yar! Senden dönmezem’ diyerek hakikati haykýran büyük muzdariplerin ‘Evet hep böyle ýzdýrap gören ýzdýrap düþünen ve bir mum gibi yana yana eriyip giden, bu yüce kametlerin arkasýnda yürüyenler hiçbir zaman aldanmadýlar ve hiçbir zaman hayâl kýrýklýðýna uðramadýlar.’”

Fethullah görüldüðü gibi yeni peygamberlere ihtiyaç olduðunu ve Allah’ýn insanlarý peygambersiz býrakmayacaðýný söylüyor. Hâlbuki Ýslâm inancýna göre Hz. Muhammed son peygamberdir. Yalnýzca bu bile Gülaltay’a göre Fethullahçýlýðýn Ýslâm-dýþý olduðunun bir kanýtýdýr ve bu propagandanýn bir sonraki aþamasý Fethullah’ýn kendisini Mesih ilân etmesi olacaktýr. F et h u l l ah ’ý n A m e r i k an cý l ý ð ý n ý n B ah aî l i k ’t ek i ka y n a ð ý

Tahran Kalesi’nde infaz edilmeden önce “Dönmezem” diye baðýran Bahaîler’in ünlü kadýn kahramaný Kurretül-Ayn’dýr. O dönem Bahaîler’e yapýlan iþkenceler arasýnda en yaygýn olaný da vücutlarý hançerle yarýp içlerine mumlar sokulmasýydý.

Gülaltay, kitabýn sonuna doðru Fethullah’ýn gerçek amacýnýn dünya çapýnda bir Bahaî imparatorluðu kurmak olduðunu ortaya koyuyor. Gülaltay, Avustralya’dan Afrika’ya Asya’dan Amerika’ya milyonlarca Bahaî’nin bulunduðunu söylüyor.

Fetret Devri ve Rönesans: Fetret devri derken kastedilen Bahaîler’in yaþadýðý uzun sürgün dönemidir. Yeniden diriliþ ise Bahaîler’in öðretilerini tüm dünyaya kabûl ettirmeleri demektir. Örneðin:

“Bu ise uzun bir fetretten sonra, bu mazlumlar ülkesinin yeniden diriliþi ve “Rönesansý” demektir.

36

Bahaî imparatorluðunun iþlevi dünya çapýnda ABD’yi iktidara getirmek olacaktýr. Zâten, Bahaîliðin ortak dili de Ýngilizce olacaktýr. Gülaltay’a göre ABD’de bugün 20 milyon Bahaî yaþýyor ve


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

Bahaîler’in etkinliði oldukça önemli.

Gülen’i Bahaî olmakla itham eden kitap hakkýnda Beyoðlu 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde, “kitapta yer alan iddialarýn gerçek dýþý olduðu ve Gülen’in kiþilik haklarýnýn ihlâl edildiði” nedeniyle manevî tazminat davasý açýlmýþtý.

Zaten Bahaîler’in kullandýðý ev-mâbedlerin kubbeleri de Beyaz Saray’ýn kubbesine benziyor.

Fethullah’ýn Orta Asya’daki misyonu da bu þekilde ortaya çýkýyor. Gülaltay’a göre Bahaîler dünya çapýndaki iktidarlarýnda Ýngilizce’yi resmi dil olarak ilân edeceklerdir. Fethullah’ýn okullarýnýn tümünde Ýngilizce’nin öðretilmesinin nedeni olarak bunu gösteriyor.

7 yýl süren yargýlama sürecinde Gülaltay, iddialarýna bâzý kurumlarý da âlet etmek istemiþti. Mahkeme iddialarýn araþtýrýlmasý için Jandarma Genel Komutanlýðý, Emniyet Genel Müdürlüðü ve Millî Ýstihbarat Teþkilâtý’na yazý yazarak,

Üstelik Fethullah’ýn en etkin olduðu Türk Cumhuriyetler’inden olan Yakutistan’ýn durumunu da Gülaltay’dan öðreniyoruz. Bu ülkedeki Fethullahçý proje sonunda baþarýya ulaþmýþtýr. Yakutistan’ýn resmî dili Ýngilizce olarak ilân edilmiþtir.

“Fethullah Gülen’in gizli soruþturmalarda Bahaî olup olmadýðý, dinler-arasý diyalog adý altýnda Tevrat ittifakýný yaratma çabasý içinde olup olmadýðý yönündeki bilgileri ve Bahaî dini ve bu dine mensup kiþilerle iliþkileri konusunda bilgi ve belgeleri” istemiþti. Her 3 kurum da mahkemeye Bahaî inancýyla veya dinler arasý diyalog adý altýnda Tevrat ittifakýný yaratma çabasý içinde olduðuna dâir herhangi bir bilgi ve belge bulunmadýðý yönünde cevap vermiþti.

Gülaltay, Fethullah Gülen tehlikesinin uluslararasý çapta olduðunu bu þekilde olduðunu ortaya koyduktan sonra, kitabýnda tüm Türk milletini uyarýyor ve Fethullah tehlikesi hakkýnda Devlet üzerine düþeni yapmazsa görevin Kuvayý Milliyeci Atatürkçüler’e düþeceðini söylüyor:

“Bilirkiþi raporunda Gülen’in Bahaî olduðunu ispat için gösterilen verilerin ilmî izahtan uzak olduðu, kitabýn Gülen’in kiþilik haklarýna saldýrý sözcükleri ve ana fikrini içerdiði, basýnýn haber verme, bilgilendirme, kamu yararý, güncellik kriterlerini aþan kiþisel haklara tecavüz aðýrlýklý olduðu belirtilmiþ” denilen mahkeme kararýna göre, Gülaltay ve kitabý basan Ýleri Yayýncýlýk Reklâmcýlýk Ltd. Þti. 5 bin YTL manevî tazminata mahkûm edilmiþti.

“Atatürk ve Kuvayý Milliyeci yiðitlerin kurduðu devlet, hiçbir zaman sarsýlmayacak, bu sarp kale, tunçtan yýðýnlar hâlinde omuz omuza yürüyen Türk gençliðinin sýrtýnda, ulaþýlmaz bir kartal yuvasý olarak ebediyete kadar var olacaktýr”. ** *

http://tr.fgulen.com/content/view/15358/11/ 13.05.2008 14:58:41

Cumhuriyet Gazetesi yazarý Deniz Som’un “Bahaîlik, çarpýcý bir konu… Ýlginç bir araþtýrma… Ayrýntýlý bir çalýþma… Sonunda, uzmanlarca uzun uzadýya tartýþýlacak bir kitap ortaya çýkmýþ: Fethullah Müslüman mý?” diyerek, gündeme getirdiði kitap hakkýnda mahkûmiyet kararý bulunmasýna ve 8 yýl önceki bir hadise olmasýna raðmen bugünlerde gündeme getirilmesi mânidar bulunuyor.

Gülaltay’ýn Hakaretten Tazminat Ödediði Kitabý Yeni Gibi Sunuldu Zaman - 19.04.2008

Cumhuriyet Gazetesi yazarý Deniz Som, Fethullah Gülen hakkýnda 8 yýl önce yazýlan ve tazminata mahkûm edilen bir kitabý yeni yazýlmýþ ve içinde yeni bilgiler varmýþ gibi sundu.

* **

Som, dün köþe yazýsýnda daha önce adý Akýn Birdal suikastýna da karýþmýþ, Türk Ýntikam Tugayý (TÝT) adlý örgütün kurucusu Semih Tufan Gülaltay’ýn “Fethullah Müslüman mý?” baþlýklý kitabýný konu etti. Gülaltay, milliyetçi söylemler geliþtirmesiyle biliniyor.

Ancak kitabý, sol görüþleriyle tanýnan Türk Solu Dergisi’ni de çýkaran Ýleri Yayýnlarý arasýnda 2000 yýlýnda çýkmýþtý.

Gülen’den Hürriyet’e cevap geldi

The Economist Dergisi, “Dünya sahnesinde bir köylü çocuðu” baþlýklý haberinde Fethullah Gülen için þu ifâdeyi kullandý: “A “prophet” who finds honour , and some suspicion, in his own country: Fethullah Gulen“. 37

Yâni, “Kendi ülkesinde þerefle ve biraz da


þüpheyle karþýlanan “peygamber“”

BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

yazýnýn siyak ve sibakýnda böyle bir muradýn hedeflenmediði anlaþýlýyor.

Muhabirini Gülen’in memleketi olan Erzurum’un Korucuk Köyü’ne gönderen dergi, cemaatin fidanlýðýnýn öðrenci yurtlarý olduðu, Türk emniyetinde Fethullahçýlar’ýn yüzde 70’e ulaþtýðý iddialarýný dile getirdi. Ancak tüm yazýlanlar içinde “Prophet Peygamber” nitelemesi dikkat çekti, soru iþaretleri doðurdu. The Economist editörleri, Ýslâm’ýn son peygamberinin Hz . Muhammed olduðunu bilmiyor muydu? Ya da Batýlý bir hoþgörü çerçevesinde peygamber, “dinî lider” anlamýyla mý kullanýlmýþtý? Yoksa prophet farklý bir anlamda mý yazýya konuldu?

Yazýnýn içinde týrnak içinde kullanýlan “A prophet” kelimesi “Peygamber” þeklinde tercüme edilmemeliydi; zira yazý boyunca “Ýslâm âlimi”, “çok duygulu vaiz” gibi ifâdeler de geçmektedir. Belli ki prophet kelimesinin diðer anlamlarýndan biri kastedilmiþ. Kelimenin diðer anlamlarýnýn da (kâhin, ermiþ vs.) kendim için kullanýlmasýný doðru bulmadýðým gibi, peygamber manasýnda tercüme edilmesinin ürpertici bir hata olduðuna inanýyorum. Kaldý ki yabancý bir kaynaðýn bizim inancýmýza göre peygamberlik kavramýný hatalý kullanmasý da muhtemeldir.

The Economist “in bu yorumu Hürriyet Gazetesi’nde yer alýnca Fethullah Gülen bu konudaki þikâyetini Hürriyet Genel Yayýn Yönetmeni Ertuðrul Özkök’e bir mektupla aktardý. Peygamber nitelemesine itiraz etti. Ýþte Gülen’in mektubu:

Bu meselenin benim inanç dünyama bakan bir yönü var ki bence dergideki metinden de onun yarým yamalak ve kasýtlý-kasýtsýz tercümesinden daha önemlidir.

Muhterem Ertuðrul Bey, Bugüne kadar hakkýmda çok þeyler yazýldý söylendi.

Malûmunuz olduðu üzere Peygamber’e inanmak, iman esaslarýndandýr ve bu kutsî esasa göre en son peygamber Hazret-i Muhammed Aleyhisselam’dýr. Kur’ân-ý Kerîm’in çok açýk âyetleri bu gerçeðin beyanýdýr. Muhammed Aleyhisselam’dan sonra peygamber gelmeyeceði Kur’ân âyetiyle o kadar sâbittir ki, aksini iddia etmek cehâlet ve sapýklýk olarak görülmüþtür.

Bâzen yapýlan haksýz, yersiz eleþtiriler ve yakýþtýrmalardan mahzun ve mükedder oldum. Takdire þayan mevzularda bile bizzat þahsým ya da bana nispet edilen insanlar itham altýnda tutuldu.

Ýçim burkuldu çoðu zaman. Onca haksýzlýða raðmen sabretmeye, hatalarý sebatla karþýlamaya gayret ettim. Yanlýþ bir algý varsa belki de biz kendimizi yeterince doðru anlatamadýk diye özeleþtiri yapmaya çalýþtým ve hicranýmý sineme gömdüm. Ýlerleyen yaþýma ve bir kýsým saðlýk problemlerime aldýrmaksýzýn akla hayâle gelmedik iddialarýna devam eden insanlarý gördükçe üzüntüm daha da artýyor.

Ben de her mü’min gibi can-u gönülden bu yüce hakikate baðlýyým…

Hakkýmda kullanýlan ve yanlýþ anlamaya müsait bir þekilde tercüme edilen bu kelime üzerine sanki benim böyle bir iddiam varmýþ gibi (hâþâ) yayýn yapýlmasýný yüreðim parçalanarak öðrendim. Vahiyle müeyyed peygamberlik makamýndan bahsedilirken insanlar daha dikkatli olmak ve Allah karþýsýnda tir tir titrercesine davranmak zorundadýr.

Yetiþtiðim kültürün gereði sabretmeyi, hâttâ insaf ve iz’an ölçülerini aþarak bana kötülük yapmayý vazife-i asliye gibi deðerlendiren insanlara dua etmeyi tercih ettim, ediyorum. Bu yapýlanlardan bir kýsmýný dünya imtihanýnda çekilecek çilem olarak görüyor, her þeyi Yaratan’ýn adalet ve merhametine havale ediyorum. Ne var ki The Economist Dergisi’nde çýkan bir deðerlendirme yazýsýný vesile kýlarak benim için “peygamber” tabirinin kullanýlmasý beni yürekten yaralamýþ, derinden üzmüþtür. Dilin inceliklerine vakýf olan dostlarýma göre “prophet” tabirinin tek karþýlýðý peygamber olmadýðý gibi bahsi geçen

Sâde ve düz bir Müslüman olmayý, hiçbir maddî manevî makama tercih etmem.

Allah’a kul olmak, Hazreti Muhammed’e layýk bir ümmet olmak hayatýmýn en temel gâyesidir. Akidem budur, hayat felsefem budur. Ne acýdýr ki ben Hazreti Muhammed’e küçük bir bende olmaya çabalarken çok aðýr ve yakýþýksýz bir benzetmeyle karþý karþýya kaldým. Üzüldüm, kýrýldým… 38

Gönlüm isterdi ki yabancý bir lisanda kaleme alýnmýþ bir makalede geçen ve meramýný tam ifâde


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

edemediði anlaþýlan bir kelimeden yola çýkarak insanýmýzýn kafasý bu denli karýþtýrýlmasýn…

***

Son olarak söylemek isterim ki, memleketimiz zor günlerden geçiyor ve maâlesef böyle dönemlerde insanlarý karalamak, birbirine düþürmek için her zaman olduðu gibi maksatlý propaganda yapmak isteyenler zuhur ediyor.

M K D Y o r u mu

—Semih Tufan Gülaltay mahkûm edilmiþ, kitabý da piyasada yok (aratmadýðým yer kalmadý). Buna mukabil, yazdýklarýna doðru dürüst bir cevap da veren yok! “Sistem” kendisini susturmuþ belli ki…

Ýnsan sevgisinin tesisi ve sosyal barýþýn temini için daha müteyakkýz olmak, müþfik baðrýmýzý herkes için hoþgörü ile açmak zorundayýz.

—Ýsrail’in Hayfa þehri, Bahaîler’in Dünya Merkezi. Bahaîlik Birleþmiþ Milletler’de temsil edilmekte ve dünyadaki gayri siyasî alanlarda sosyoekonomik projelere katkýda bulunmak için çalýþmakta… Filistinli Müslümanlar’ýn alenen soyunu kýran Ýsrail, neden bu sözüm ona “4. Ýbrahimî dine” ev sâhipliði yapar dersiniz?

Öteden beri inancým budur ve böyle kalacaktýr.

Saygýlarýmla… Fethullah Gülen

Allah þâhittir kimseye görevden alýn demedim

Bu arada baþka bir konuya da temas etme zarureti hissediyorum. Ayný yazýyý vesile ederek Ýstanbul Emniyet Müdürü Sayýn Celalettin Cerrah’ýn görevden alýnmasý talebinde bulunduðum yazýlýp çizilmiþ. Allah þâhittir ki benim ne böyle bir arzum olmuþtur ne de böyle bir talebim. Aksini ispat etmeden bunu ortaya atanlar sâdece bu dünyada müfteri olmakla kalmýyor; âhirete giderken yanlarýnda taþýyamayacaklarý bir kul hakkýný da götürmüþ oluyor.

—Bahaîlik’te peygamberlik bitmeyecek, Hz. Muhammed de peygamberdi ama hep yenileri gelecek deniyor mu? Evet. Eh, Fethullah Gülen de aksini söylemiyor. Yasaklanan youtube’daki nasihatleri çok mânidardýr: “Bekleyin, sabýrlý olun, atýþ yapma zamanýný þaþýrmayýn” vs. Yukarýdaki bir ton lâstikli lâf yerine “ben katiyetle peygamber filân deðilim arkadaþ” demiþ mi? Hayýr.

— Erzurum’un Korucuk Köyü’nde doðan bu gariban dim âlimi ABD ve Ýsrail’ce korunuyor ve bir dünya lideri yapýlýyor mu? Evet! — Bahaîlik de ABG ve Ýsrail’ce korunuyor mu? Evet! —Rusya bu zâtýn bütün okullarýný kapatýp, yasak koydu mu? Evet. —Türk emniyetinde Fethullahçýlar’ýn yüzde 70’e ulaþtýðý iddialarý doðru mu? Gâliba evet! —Bunlar canlarýnýn istediklerini içeri atýp gözdaðý veriyorlar mý? Evet! —Beþ parasýz dâhi bir “Efendi Hazretleri” dünya çapýnda okullarý idare ediyor mu? Evet! —Nihaî olarak, bu mekteplerde Ýngilizce ve Light Islam dayatýlýyor mu? Evet! —Ne demiþ The Economist: “Europe: Islamic Evangelists”, 8 Temmuz 2000! —Evangelism nedir? Bilmeyenlere kýsaca özetleyeyim: Yahudi olmayanlarýn Yahudiciliði dini ve ABG’nin metastatik kanseri; þiârý ise Ýslâm düþmanlýðý…

* **

“Prophet” için sözlükler ne diyor: Ýngilizce’deki “prophet” kelimesinin Türk dilindeki ilk karþýlýðý “peygamber”.

Ýngilizce - Türkçe Redhouse sözlüðünde “prophet” kelimesinin anlamlarý þöyle sýralanýyor: Peygamber, nebi, resul; bilhassa Allah için söz söyleyen kimse, kâhin, kehanet sahibi. Türk Dil Kurumu Ýngilizce -Türkçe sözlüðünde de “prophet “in karþýlýklarý þöyle: Peygamber, yalvaç, resul, nebi, (Tevrat’a göre) Allah adýna konuþan ve Ýsrailliler’e yol gösteren kimse, Kâhin, kehanet sâhibi. The Prophet : Hz .Muhammed, 5. kendisine vahiy/ilham gelen ve toplumu doðru yola yönelten kimse, önder, mürþit.

Her iki kaynakta da “prophet “in Türkçe karþýlýðý olarak “kâhin, kehanet sâhibi” kelimeleri gösterilse de, bu kavram esas olarak “oracle ” kelimesiyle ifâde edilir. 39

Fethullah Gülen Bahaî midir bilemem ama hem Bahaîliðin hem de kendisinin Batý emperyalizminin âleti olduðu o kadar açýk ve seçik ki… Esinlendiði Nurculuk da öyle deðil midir zâten?


Antep’te Ermeni milliyetçiliði ve Amerikan Kollejinin etkisi TÜRKSÖZÜ

Bülent Çukurova

Ermenilerin ulusal kimlik bilinci edinmelerinde, Müslüman toplum ile Hýristiyan Ermeni toplumu içinde sosyo - ekonomik farklýlýklarýn giderek artmasýna, Ermenilerde etnik kimlik bilincinin ortaya çýkmasýna iki temel olgu yol açmýþ görünmektedir. Birincisi XIX. Yüzyýl ortalarýndan itibaren Antep’te açýlan American Board of Commissioners for Foreign Missions’a (ABCFM) ait okullar ki, Amerikalýlarýn eðitim faaliyetlerinin yoðunlaþmasýyla, Ermeni örgütlerinin kýþkýrtýcý ve teröre dönük faaliyetleri paralellik göstermektedir, ikincisi ise batýlý devletler desteðinde Anadolu’daki azýnlýklara verilen siyasi ve sosyal ayrýcalýklarla, Osmanlý toplumu içindeki farklý dinlere mensup topluluklarýn, yerel iktidarlardan baðýmsýz hareket ederek sosyal ve ekonomik olarak kendilerini geliþtirip, Müslümanlardan farklýlaþmalarýdýr. Batýlý kaynaklar da bu çerçevede, Amerikalý Protestan misyonerlerin, açtýklarý okullarý ihtilal merkezleri haline getirdiklerini, uygulanan programlarýn Ermenilerde özgürlük ve baðýmsýzlýk düþüncesini uyandýrdýðý, onlarýn etnik kimlik bilinci edinmelerini saðladýðýný ileri sürmektedir[1]. Baþta ABD olmak üzere dönemin batýlý büyük devletleri Osmanlý imparatorluðu’ndaki gayri-müslim azýnlýklara özel bir ilgi göstermiþlerdir. Millet sistemine dayalý Osmanlýnýn merkeziyetçilikten uzak yönetim anlayýþý azýnlýklarýn dini, kültürel, eðitsel faaliyetlerini kendi olanaklarýyla ve özgürce yerine getirmesine imkan tanýyan yapýsý da bu süreçte etkili olmuþtur. Batýlý devletlerin gösterdiði bu yakýn ilginin ekonomik, sosyal, siyasi çok farklý boyutlarý bulunmaktadýr. Misyonerlik faaliyetleri temelinde örgütlenen bu ilgi, esas itibariyle daðýlmakta olan Osmanlý Ýmparatorluðu’nun sýnýrlarý dahilindeki enerji-petrol kaynaklarýný kontrol etmek, sýnýrlarý yeniden çizilmekte olan bölge üzerinde süregiden uluslararasý rekabette global güç dengelerini lehine çevirmek amacýný güder. Bölgedeki gayri-müslim azýnlýklara yönelik eðitim faaliyetleri bu süreçte özel bir yer tutar.

40

Osmanlý Ýmparatorluðu’nda yabancý okullarýn sayýsý deðiþik kaynaklarda 800-7000 arasýnda gösterilse de, bu sayý gerçekte 850-900 arasýndadýr. Yabancý okullar içinde Amerikan misyoner okulu sayýsý 161’dir. Bunlarýn 130 tanesi Lübnan, Kudüs, Suriye, Halep, Adana, Sivas, Elazýð, Diyarbakýr, Erzurum, Van bölgelerinde açýlmýþtýr[2] ABCFM 1810’da Boston’da kurulmuþ, 1820 yýlýnda Anadolu’ya ilk Amerikalý misyonerler gelmeye baþlamýþtýr.Antep’e ilk gelen misyoner Dr.Thomas P. Johnson’dýr. Halk içinde kendisine gösterilen tepki nedeniyle ABCFM tarafýndan geri alýnmak zorunda kalýnmýþ, yerine Dr. Azariah Smith gönderilmiþtir[3]. Smith’ten sonra 1851-1869’da Dr. Andrew T.Pratt, 1874 sonrasý David H. Nutting doktorluk yanýnda vaizlik ve örgütleme çalýþmalarýný sürdürmüþ, bu çalýþmalar, Antep’te “kuvvetli bir Protestan topluluðu”nun ortaya çýkmasýna yol açmýþtýr[4]. 1874 yýlýnda eðitime baþlayan Merkezi Amerikan Koleji’nin Týp departmaný 1876’da hizmete girmiþtir. Okul mütevelli heyeti Amerika’da bulunan 9 üyeden oluþurken, altta idare heyetindeki 13 kiþi Osmanlý topraklarýnda yaþayan misyonerler ve Ermenilerdi[5]. Avrupa’da bu dönemde ilkokul 6, ortaöðretim 7 yýl, daha sonra Üniversite eðitimi verilirken, kolej Amerikan eðitim sistemine göre organize olmuþtu. Yaygýn eðitim 8, yüksekokul (lise) 4 yýl, kolej 4 yýl idi. Okulda çalýþan idari personel ve öðretmen kadrosu da Ermenilerden oluþturulmuþtu. Okulda eðitim gören öðrenciler Antep, Maraþ, Urfa, Gürün, Haçin, Kilis, Diyarbakýr, Sivas, Siverek, Hatay, Harput, Arapkir, Çermik, Adana’dan toplanmýþ Ermeni çocuklardý[6]. 1876’da kazada Müslümanlara ait bir rüþtiye (ortaokul) varken ikincisi 1908’de açýldý. Ýdadi (lise) ise 1911’de eðitime girdi[7]. 1854’de gayri-müslimlerin eðitildiði 3 ortaokul varken, 1900’de bu sayý 11 e çýktý[8]. Müslüman öðrenciler ise Antep’teki Darü’l-Harir (ipekçilik okulu) dýþýnda yalnýzca Halep Sultanisi’ne gidebiliyordu[9]. Ermeni çocuklarýn okul sonrasý


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

kendi yörelerine giderek faaliyet gösterecekleri düþünülürse, Amerikalýlarýn etki altýna almak istedikleri bölge de açýkça görülür. 1868’de Antep’te 10.802 Müslüman, 4933 Hýristiyan, 274 Musevi yaþamaktadýr. 1883’de þehir nüfusu 31.486, bunun yaklaþýk 2/3 si Müslümandýr. II. Meþrutiyet dönemine gelindiðinde daha detaylý bir sýnýflandýrmayla, kazada 69.842 Müslüman, 13.937 Gregorien Ermeni, 4577 Protestan, 675 Musevi, 470 katolik Ermeni, 54 Ortodoks, 9 Süryani yaþadýðý görülür[10]. Öðrencilerin yaklaþýk 2/3 si Protestan, diðerleri Gregoriendi. 1914 öncesinde okulda yalnýzca 3 Müslüman öðrenci bulunuyordu[11]. Bu da doðaldý çünkü kolej yerli Ermenilerin de çalýþmalarý ve paralarýyla kurulmuþtu. Müslümanlar yerel güçlerle de bir þeyler yapýlabileceðinin geç farkýna varmýþlardý. Örneðin Ermeni yetimhaneleri Amerikan-Ýngiliz vakýflarý ve yerli Ermenilerin iþbirliði ile kurulup, iþletilirken, Antep zenginleri ilk Müslüman çocuklara ait yetimhaneyi XX. Yüzyýl baþýnda yapabildiler[12]. 1870’lerden sonra ABCFM ve kiliseler kýz çocuklarýn da eðitimine önem vermeye baþladýlar. Bu okullarýn öðretmenleri de kadýnlardan seçildi. Mrs.Schneider, Myra Practor, Ellen M. Pierce, Lucille Foreman, Mrs.Merill, Blake, Mrs.Norton Amerikalý öðretmenlerden bazýlarýydý[13]. Bu okul 1907’den 1912’ye kadar geliþme gösterdi ve öðrenci sayýsý bu sürede ikiye katlandý[14]. Antep’te XIX. Yüzyýlda 18 medrese bulunuyordu. Vakýflar tarafýndan yürütülen bu kurumlarda din aðýrlýklý eðitim yapýlmaktaydý[15]. Buna karþýn, kolejde açýldýðý yýllarda Ýngilizce, modern Ermenice, eski Ermenice, Türkçe, matematik, cebir, geometri, trigonometri ve ölçüm, doða felsefesi, astronomi, coðrafya, psikoloji, Ermeni, Türk ve Dünya Tarihi okutulurken[16], Birinci Dünya Savaþý öncesinde dersler din bilimleri (3), doða bilimleri (5), matematik bilimleri (2), hayat bilgisi (1), insan bilimleri (1), Genel tarih ve Osmanlý Tarihi (2), felsefe (1),

41

hukuk bilgileri, ticaret ve ekonomi bilgileri, eðitim bilimleri (1), madencilik (1), Osmanlý dil ve edebiyatý (4), Ermenice (2), Arapça (1), Ýngilizce (3), Almanca (1), Fransýzca (2), Yunanca (1 seçmeli), güzel yazý (2), resim (1), beden (2) þeklinde deðiþmiþtir (39. Senevi Rapor 1914. s.6). Bu derslerden farklý olarak 1914-1915 eðitim döneminde Ýbranice de okutulmuþtur. Ermenice derslerinde Türkçe konuþmak kesinlikle yasaklanmýþtýr[17]. Çaðdaþ tarih dersleri Türk tarihi ile iliþkilendirilerek karþýlaþtýrmalý anlatýlýrken, Osmanlý tarihi içinde Ermeni tarihi de verilmiþtir[18]. 1915 Eylülünden itibaren Ýttihat-Terakki tarafýndan getirilen yeni maarif Nizamnamesi uyarýnca Vilayet Maarif Müdüriyeti, diðer dillere verilen önem kadar Türkçe dil ve edebiyatýna zaman ayrýlmasý, Osmanlý tarih ve coðrafyasýnýn Türkçe ve Türkçe ders kitaplarýndan okutulmasýný Kolej yönetiminden istemiþtir. Buna karþýn yönetim Ermenice ders saatlerini artýrmýþ, 1914-1915 eðitim yýlýnda ilk kez detaylý Ermeni edebiyatý okutulmuþ, üst sýnýflarda baþka dillerden Ermeniceye çeviri dersleri verilmiþtir. Yine hükümet politikalarý uyarýnca kolej arazi ve binalarý 1914’e kadar vergiden muaf iken, 1914’te vergiye tabi tutulunca Amerikan sefareti devreye girmiþ, aradaki görüþmeler sonucu koyulan vergiler tehir edilmiþtir[19]. Politik etkinlikler okulda önem verilen bir konu olmuþtur. 1913-1914 eðitim yýlý baþýnda öðretmenler politik konularda öðrencilerin sorularýný yanýtlayýp, politik sorumluluklarý anlatan konuþmalar yapmýþtýr. Zaman zaman kolej kütüphanesinden yasaklý kitaplarýn ayýklanabilmesi amacýyla komiteler kurulmuþtur. Merkezi Türkiye Koleji’nde bulunan kitaplarýn %11.3 ü Arapça, Türkçe, %17.6 sý Ermenice, %71 Ýngilizce ve Fransýzcadýr. 1908’den 1914’e kadar okunan kitap sayýsýnda dönemin siyasi geliþmelerine paralel olarak düzenli ve periyodik bir artýþ bulunmaktadýr, 1908’lerde okunan kitap sayýsý 3349 iken[20], 1914’lerde


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

bu[21] 10942 ye çýkmýþtýr[22]. Kolejde Ermenice kitaplarýn okunma oraný Türkçe ve Ýngilizce kitaplardan fazla olmuþtur[23]. Savaþ baþlarýnda Ýngilizce kitaplarýn okunuþ oranýnda artýþ olmuþtur[24]. Kolejin son sýnýf tezlerinde (4.) yerel etnik ve dinsel kültürü araþtýran, Ermeni kültürünü içeren tezlerin hazýrlatýlmasýnýn ayrý bir önem taþýdýðý gözlenmektedir. Örnek olarak, Urfa’da dinsel kültür, Urfa’da çocuk iþçiler, Urfa çeyizleri, Harran ve yerlileri, Antep’te taþ inþasý ve endüstrisi, Türkiye’de hapishaneler, Türklerin sosyal yaþamý, Çerkezler, Türkiye’de batýl inançlar, Urfa’daki Ermenilerin lehçeleri ve gelenekleri, Ermenilerin entelektüel geliþiminde felsefenin yeri, Ermenice müzik ve ilahi, Akdamar manastýrý, Ermeni Protestanlýðýnýn tarihi ve geleceði, Ermeni politik dernekleri, Ermenilerin ticari tarihi verilebilir[25]. Birinci Dünya Savaþý’nýn baþlamasý öðrenci ve öðretmenler açýsýndan sýkýntý yaratmýþtýr. Savaþ öncesi okul ortalama %6 civarýnda mezun verirken[26] 1914’te mezun verilmemiþtir. Savaþ öncesi öðrenciler giderek artan oranlarda askeri yükümlülükler nedeniyle okuldan ayrýlmýþtýr[27]. Ayný durum öðretmenler için de geçerlidir. Askere alýnacak öðretmenlerin okuldan ayrýlmamasýný saðlamak için kolej idare heyeti gereksinimi olan öðretmenlere borç vererek, bedel-i Nakdilerini ödeyip gidiþlerini önleme çabasý içine girmiþtir[28].

Gelirleri ABCFM’un yüksek öðretim fonu ile yerel Ermeni halkýn baðýþlarýndan saðlanan Kolejin Antep çevresindeki Amerikan okullarýna da eðitsel ve parasal açýdan destek olduðu görülmektedir. Urfa, Keþab, Zeytun, Birecik, Kilis okullarýna az da olsa para yardýmý yapýlmýþ, Urfa ve Kilis okullarýyla eðitim hususunda bir mukavele imzalanmýþtýr[29]. Örneðin Kayseri kilisesine gönderilen kolej mezunlarýndan Tahmisian ve Aijian faaliyetlerini mezralara kadar yaymýþ, burada “Pathfinder” isimli bir dergi çýkarmýþlardýr[30]. 1867’ye kadar Antep’teki 3 kiliseden biri protestanlara aittir, bu tarihte Protestanlar iki kilise daha açmýþtýr. Protestan nüfusun hýzla artmasýnýn nedeni, doðum ve ölüm iþlemlerini kendileri yapmalarý ile vergi muafiyetidir. Bunun karþýlýðýnda diðer Ermeni ve Rum kiliselerine gitmemeleri istenmiþtir kendilerinden[31]. 1893’te 13.940 hýristiyandan 2319’u (%16) Protestan iken, 1908’de 18.984 Hýristiyandan 4577’si (%24) protestandýr[32]. 1860’lardan sonra misyonerler tarafýndan Gregorien topluma organize bir eðitim verildiði

gözlenmektedir. 1907’lere kadar okul sayýlarýnda düzenli bir artýþ vardýr (Musevi topluluðun eðitimi de Hýristiyan okullarýnda verilmiþtir). Ýlkokullarýn yaklaþýk % 61’inde Protestanlar tarafýndan eðitim etkinlikleri sürdürülmüþtür. Hýristiyan toplum içinde eðitim alanlarýn oraný ise % 10’lardadýr[33]. 1907 yýlýnda Antep’teki Amerikan okullarý da tüm Anadolu’dakilere yapýldýðý gibi araþtýrmaya tabi tutulmuþtur. Bu sýrada þehirde Merkezi Amerikan Koleji dýþýnda bir kýz okulu, 3 ilkokul, bir yetimhane, hastane ve meskenler bulunmaktadýr[34].

1890’lardan itibaren Amerikan okullarýnýn olduðu bölgelerde çýkan Ermeni hareketlerinde Amerikan okullarýnýn da etkili olduðu saptanmýþ bazý kolej öðretmenleri yargýlanmýþtýr[35]. Zaten Merkezi Türkiye Koleji Yönetim Kurulu’nun aldýðý bir karar da Ermeni toplumunun nasýl bir psikoloji içinde olduðunu vurgular gibidir. 1914’te okul eylem planý içinde öðrencilerde silah bulunduðu takdirde, bulara el koyulmasý kararlaþtýrýlmýþtýr.Bu durum Ermeni topluluðun bir kýsmýnýn silah taþýdýðý ve hatta bazý öðrencilerin silahla okula gelebildiðini göstermektedir[36]. Bu olaylarýn Antep’teki uzantýsý “Balta Savaþý” adýyla yaþanmýþtýr. Ermeni saldýrganlarýn elebaþýlarý Halep’e sürülmüþ, Abdülhamit’e yapýlan baþvurular üzerine serbest býrakýlmýþlardýr[37]. Bu olaylar üzerine Ermeni mahallelerinin çevresine dört karakol yapma zorunluluðu doðmuþtur.

II. Meþrutiyet yýllarýnda Hýnçak Fýrkasý Antepli Ermeniler üzerinde etkisini artýrmýþtýr. Mart 1909 Adana olaylarýndan sonra mahalleri deðiþik bölümlere ayýran Ermeniler sokaklarýn baþýna silahlý gruplar yerleþtirmiþ, Gazarian köþkünü merkez edinmiþtir[38]. Türklerin yapýlanlara tepki göstermemesi olay çýkmasýný engellemiþtir.

Birici Dünya Savaþý’nda Ermenilerin çoðu bedel ödeyerek askere gitmemiþ, yalnýzca doktorlar askere alýnmýþtýr. Ermeniler daha önceki faaliyetleri nedeniyle silahsýzlandýrýlmýþ, bazý gençler özel çalýþma gruplarýnda çalýþtýrýlmýþtýr. Savaþ sýrasýnda bazý Ermeni liderleri ve tahrikçiler, yaklaþýk 1200 kiþi Hama, Humus ve Þam civarýnda zorunlu ikamete tabi tutuldular. Bunun önlenmesi için Kolejde de görev yapan Dr. Shepard padiþah nezdinde çabalarda bulundu[39]. Ýkamete tabi tutulan Ermenilerin tamamý mütareke sonrasý yerlerine döndüler. 15.1.1919’da kaza Ýngilizlerce iþgal edilirken, Ermeniler büyük bir coþku ve sevinç gösterileriyle 42


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

karþýladýlar iþgalcileri[40]. Daha sonraki asýl olaylarýn çýkacaðý, Ermeni lejyonunun halka büyük baskýlar yapacaðý Fransýz iþgalinde ise iþgal kuvvetlerinin karargahý Merkezi Amerikan Kolejinin binalarý oldu[41].

1912-1913 te Türkçe-Ermenice-Ýngilizce oraný 3-5-2 iken, 1914'te 3-4-3 tür. 39. Senevi Rapor, s.14. Report of the President, s.9-10, 16, 19. 1911- %7.26, 1912- %4.91; 1913- %7.80. Report of the President, s.10. 39. Senevi rapor, s.4-5. Report of the President 1914, s.9, 25. Bilezikian, A.g.e., s.110. Güzelbey, Cemil Cahit, Gaziantep Þeri Mahkeme Sicilleri, c.142, Gaziantep Kült.Der.Yay., Gaziantep 1966. s. 74; c.45, s.37. Salname-i Vilayet-i Haleb, 1310, s.194; 1326, s.243. Salname-i Nezaret-i Maarif-i Umumiye, Matbaa-i Amire, Ýstanbul 1317, s.1126-1127. Mutlu, A.g.e., s.329. Mutlu, A.g.e., s. 309-310. Report of the President, s.8. Sarafýan, Kevork A., A Briefer of History of Aintab. A Concise History of the Cultural, Religions, Educational, Political, Industrial and Commersial Life of the Amenians of Aintab, U.S.A. 1957. s.127-128. Sarafian, A.g.e., s.132. KAYNAKÇA Aksoy, Ö. Asým, 80 Yýl Önceki Antep, Gaziantep Büyükþehir l i li - mar t ir i- A r me n i an - g r s i t e s i n d e A n t e p A me r ik an Ko ll e j i’ n i n f aa li y e t le r i b ö y l e t as v i r e d i lm iþ Bel. Kültür Dergisi (1992). American Board of Commissioners for Foreign D ipn ot lar: Missions, A Century of Service in the Fountain of Healing, HAK. PAMPH. Folio RA, Kocabaþ, Süleyman, Türkiye'de Gizli Tarih III, Misyonerlik ve Misyonerler, Vatan 99 B, T8, Z 11. Yay., Ýstanbul 2002. s.156-159. Ayýntab'da Kain Merkezi Türkiye Koleji'nin 39. Senevi Raporu, Kolej Matb., Ayýntab Mutlu, Þamil, Osmanlý Devleti'nde Misyoner Okullarý, Gökkubbe Yay., Ýstanbul 1332. 2005. s.326, 375. Bilezikian, V. S., Abraham Hoja of Aintab, Light and Life Press, Winona Lake, American Board of Commissioners for Foreign Missions, A Century of Service in Indiana. the Fountain of Healing, HAK. PAMPH. Folio RA, 99 B, T8, Z 11. Blake, Isabel M., Looking Backward Fifty Years in Aintab, Turkey. Bilezikian, V. S., Abraham Hoja of Aintab, Light and Life Press, Winona Lake, Catalogue of Central Turkey College at Aintab 1880, Vilaye of Aleppo, 1881, Indiana. S. 127. Matteosian, Constantinople 1991. Ayýntab'da Kain Merkezi Türkiye Koleji'nin 39. Senevi Raporu, Kolej Matb., Güzelbey, Cemil Cahit, Gaziantep Þeri Mahkeme Sicilleri, c.142, Gaziantep Ayýntab 1332. s.3-4. Kült.Der.Yay., Gaziantep 1966. . Catalogue of Central Turkey College at Aintab 1880, Vilaye of Aleppo, 1881, Katchadourian, Stina, Efronia, An Armenian Love Story, Boston 1993. Matteosian, Constantinople 1991, s.31-35. Kocabaþ, Süleyman, Türkiye'de Gizli Tarih III, Misyonerlik ve Misyonerler, Vatan Solmaz, M. - Yetkin H., Gaziantep Çevre Ýncelemesi, Yeni Matbaa, Gaziantep Yay., Ýstanbul 2002. 1969. s.85. Mutlu, Þamil, Osmanlý Devleti'nde Misyoner Okullarý, Gökkubbe Yay., Ýstanbul 2005. Aksoy, Ö. Asým, 80 Yýl Önceki Antep, Gaziantep Büyükþehir Bel. Kültür Dergisi Report of the President of Central Turkey College, Aintab, The Board of Manager of (1992) s.5-6. the College, 1913-1914. PUMPH Folio RA, 990, T8, Z 91. Yener, Þakir Sabri, Gaziantep'in Yakýn Tarihinden Notlar, Gazianteplilerin Maarife Riggs, Alice Shepard, Shepard of Aintab, New York 1920. Hizmetleri. Gaziantep Vilayet Merkezinin 76 Sene Evveline Kadar Olan Mahalli Maarif Hareketlerinin Kýsa Bir Tarihçesi, Gaziyurt Matb., Gaziantep 1955. s.52-53. Katchadourian, Stina, Efronia, An Armenian Love Story, Boston 1993. s.119-120; Salname-i Vilayet-i Haleb, Haleb Vilayeti Matbaasý, Haleb, 1285, 1326. Sarafian, A.g.e., s.134; Riggs, Alice Shepard, Shepard of Aintab, New York 1920. Report of the President of Central Turkey College, Aintab, The Board of Manager s.191. of the College, 1913-1914. PUMPH Folio RA, 990, T8, Z 91. s. 3-4, 10, 28. Katchadourian , A.g.e., s.160. Yener, A.g.e. , s.37-38. Yener, A.g.e., s.21. Boston Massachusette'de bulunan Woman's Board of Missions'a yazýlan Salname-i Nezaret-i Maarif-i Umumiye, Matbaa-i Amire, Ýstanbul 1317. rapor.Blake, Isabel M., Looking Backward Fifty Years in Aintab, Turkey. s. 3. Salname-i Vilayet-i Haleb, Haleb Vilayeti Matbaasý, Haleb 1285. Blake, A.g.e., s. 4. Salname-i Vilayet-i Haleb, Haleb Vilayeti Matb, Haleb 1310. Yener, A.g.e., s.6-7. Salname-i Vilayet-i Haleb, Haleb Vilayeti Matb., Haleb 1326. Catalogue of CTC, s.9. Sarafýan, Kevork A., A Briefer of History of Aintab. A Concise History of the Report of the President, s.6-7, 16. Cultural, Religions, Educational, Political, Industrial and Commersial Life of the Report of the President, s.17; 39.Senevi rapor, s21. Amenians of Aintab, U.S.A. 1957. 39. Senevi Rapor, s.16-18. Solmaz, M. - Yetkin H., Gaziantep Çevre Ýncelemesi, Yeni Matbaa, Gaziantep 1969. öðrenci sayýsý 201. Yener, Þakir Sabri, Gaziantep'in Yakýn Tarihinden Notlar, Gazianteplilerin Maarife öðrenci sayýsý 232. Hizmetleri. Gaziantep Vilayet Merkezinin 76 Sene Evveline Kadar Olan Mahalli Maarif Report of the President, s.12-14. Hareketlerinin Kýsa Bir Tarihçesi, Gaziyurt Matb., Gaziantep 1955.

43


Winning Turkey

AKP'nin El Kitabý: TÜRKSÖZÜ

Mahir TAN

Sakýn þu yanýlgýya düþmeyin. ABD'de kürsü sahibi olmak ve Türkiye'de etkili popüler biri olmak için böyle çok zeki, deha falan olmanýz gerekmiyor. Ama Türk Halkýna "deha, süper" olarak zaten sunulursunuz. Sadece köpek gibi ABD'nin çýkarlarýný savunur olacaksýnýz, ruhunuzu Türk düþmanlýðý yakýp kavuracak.(geçmiþinizde dedelerden falan vatana ihanet etmiþ varsa sizden kýralý yok) Birkaç ABD ajanýyla da görüþmede bunu dile getireceksiniz. Adamlar bakacak bu "herif ve ya kadýn bizim iþimize yarar" derse sizi kullanacak. Kullanýrken bir sürede yaþayacaksýnýz. Hatta size bir koca yada kadýn da ayarlarlar evlenir barklanýr onlardan olduðunuza da inanýrsýnýz. Ama sonra bir paçavra gibi sizi bir yere atacaklar. "Ne yaþadýysam kar" deðip yalanmaya devam edeceksin. Soysuz, milletsiz, suratýna tükürüleceðini bile bile bu yalancýlýðýna, sahte gülüþlerine devam edeceksin. Böyle bir karaktere sahipsen hiç durma ABD'ye at kapaðý . Adamlar yana yana böylelerini arýyor. Obama'nýn 'Avrupa-Avrasya Direktörü Philip Gordon tarafýndan 2008'de yazýlan 'Winning Turkey' adlý kitap AKP hükümetinin yol haritasýný çiziyor.

Herþey önceden planlandýðý gibi gerçekleþiyor.

Amerika daki ünlü think-thank lardan 'Brookings Ýnstitution' yöneticilerinden Philip H. Gordontarafýndan yazýlan 'Winning Turkey' (Türkiye'yi Kazanmak) adlý kitabýn en hayati konularda Türk dýþiþleri politikalarýný yönlerdiði ortaya çýktý. Mayýs 2009'da ABD Baþkaný Barak Obama tarafýndan 'Avrupa ve Avrasya iþleri Devlet bakaný yardýmcýsý' olarak atanan Philip H. Gordon, Türkiye konusunda baþkan Obama'nýn en yetkili yardýmcýsý oldu. Philip Gordon'un ayný think-thank kuruluþunda çalýþan neoliberal Türk yardýmcýsýÖmer Taþpýnar ile ortak imzasý bulunan kitap Türk dýþ politikasýnýn nasýl yönlendirildiðini açýklayýcý bir belge oldu. 2008 yýlýnda piyasaya çýkan 'Türkiye'yi Kazanmak' kitabý, Ermeni meselesi, Kuzey Irak iliþkileri gibi temel konularda Türkiye Dýþ Politikasýný yönlendirmekten baþka 'askeri darbe giriþimleri' konusundaki 'uyarý ve açýklamalarýyla Ergenekon savcýlarýna da rehberlik ediyor. B ü y ü k F ýr s at ( Gr an d Ba r g a in )

44

Cumhurbaþkaný Abdullah Gül'ün yaptýðý 'Kürt açýlýmý' konusundaki 'Büyük Fýrsat' ifadesinin bile


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

'Grand Bargain'olarak isim babalýðýný yapan Philip Gordon, yakýnda Türk dýþ politikasýnda 'beklenen' geliþmeleri de bildiriyor.

Fýrsat Kuzey Irak'ta 15 milyar dolarlýk kontrat mý' ?

Cumhurbaþkaný Abdullah Gül tarafýndan Mayýs ayýnda yapýlan bir açýklamada Kürt meselesinde çýkan bir 'Büyük Fýrsat'tan söz edilerek, deðerlendirilmesi istendi. Oysa, Gül yeni bir þey söylemiyordu. 'Büyük fýrsat', Hükümetin izleyeceði rotayý daha 2008 yýlýnda belirleyen 'Winning Turkey' kitabýnda, 'Grand bargain' adýyla düzenlenmiþti. 'Büyük Fýrsat' ya da orijinal adýyla 'Grand Bargain', Türkiye'ye Kuzey Irak federasyonunu Kerkük baþkentli olarak onaylattýrmak karþýlýðýnda, Kuzey Irak'ta 15 Milyar dolarlýk kontrat vermek,Yumurtalýk tan Kerkük petrolü ihracýný saðlamak ve PKK'yý Kuzey Irak'tan uzaklaþtýrmayý içeren bir paket anlaþma. Philip Gordon, bu anlaþmanýn yürümesi konusunda 'ABD'nin "tek sponsor" olarak rol üstleneceðini de garanti ediyor. Ayný kitabýn ortak yazarlarýndan olduðu belirtilen Ömer Taþpýnar'da kitabýn yayýnlamasýný izleyen aylarda Türkiye'de faaliyete geçerek, Milliyet gazetesinde Derya Sazak ile yaptýðý bir röportajda 'Kuzey Irak ile anlaþmanýn Türkiye'ye yapacaðý katkýlarý anlatýrken, 'Kuzey Irak'ta federal bir kürt devletinin kurulmasýnýn kesin olduðunu ancak Kürtler arasýnda Baþkentin Kerkük ya da Erbil olmasý konusunda tartýþma yaþandýðýný fakat Kerkük'ün aðýr bastýðýný' belirtiyordu. 'Cum h urb aþ ka ný üst ü ka p a lý 's o yký rým ' me kt u b u ya yýnl ay ac a k m ý' ?

ABD Baþkaný Obama'nýn Türkiye geliþini izleyen günlerde hýzlanan Ermenistan'a kapý açma ve Ermenistan ile resmi iliþkiler kurma giriþimi de, Philip Gordon tarafýndan 2008 yýlýnda aynýyla belirtiliyordu. Sözde'Ermeni Soykýrýmý'ný Kabulunun 'Türkiye için çok zor olduðunu ve bu konudaki baskýlarýn Türk milliyetçiliðini körüklediðini' belirten Obama'nýn Devlet bakan yardýmcýsý, bu yolda bazý hazýrlýk adýmlarý atýlmasýný istiyor. Bunlar

Ermenistana kapý açýlmasý, resmi iliþkiler kurulmasý ve bunun karþýlýðýnda 'Ermenistan'ýn Karabað sorununun çözümünde "gerçek bir kararlýklýk' göstereceðini açýklamasý' teklif ediliyor. Geçtiðimiz ay içinde Obama ziyaretinin hemen ardýndan faaliyete geçen Türkiye Hükümeti görüþmelere baþladý. Ancak "Ermenistan'ýn Karabað konusunda söz vermesi karþýlýðýnda' iþleyeceði sanýlan Plan, Azerbeycan Baþkaný Aliyev'in Türkiye ye karþý sert ve kararlý tutumu ve Rusya yý devreye sokmasý üzerine iþlemedi. Er d o ð a n y er i n e Gü l m u h at a p

'Winning Turkey' kitabýnýn yazarý Gordon; Sözde 'Ermeni Soykýrýmý' meselesinde taviz vermenin AKP yöneticileri için zorluðunu deðerlendirdikten sonra doðrudan doðruya Cumhurbaþkanlýðýný muhatap alarak bir teklifte bulunuyor;' Ermeni trajedisini anmak için Cumhurbaþkanlýðý tarafýndan yazýlacak bir 'sempati mektubu' Ankara ve Yerevan Ýliþkilerini düzeltmek için bir baþlangýç olur. Bu mektupta 1. Dünya savaþýnda ölen Türk ve Ermeniler için duyulan acýlar belirtilir. Türk Hükümeti'de 1.Dünya Savaþýnda iþlenen vahþet ve bu dönem için duyulan piþmanlýk (regret) duygularýný dile getirir. Bu dönemde ölenler için bir anýt yapýlmasýna yardýmcý olur. Bu dönemde ABD, iyi niyetini gösteren Türkiye'nin arkasýnda duracaktýr'. Baþkan Obama'nýn, Devlet Bakaný Yardýmcýsý, bunlarý istedikten sonra þu notu düþüyor kitabýnda; 'Bunlar herkesi tatmin etmeye yetmeyecektir. Ancak, Türkiye nin geçmiþini kabul etmesine kadar olan hassasiyet ortamýnda bir yol alýnmasýna yardýmcý olacaktýr. Üstelik bunun yanýnda Ermenistan'ýn da Türkiye'ye yardýmcý olmak için bu açýklamalardan sonra, bir toprak talebi ve tazminat istemi olmayacaðýný açýklamasý gerekmektedir' "' Erg ene ko n ' se ni n b a þýn ýn alt ýnd a n m ý ç ýk tý ? "

45

Philip Gordon tarafýndan yazýlan 'Winning Turkey'


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

kitabýnýn 'introduction' bölümü herþeyden daha ilginç bir bölüm. Þöyle baþlýyor; 'Türkiye'nin yeni Cumhurbaþkaný seçimi öncesi 2012 yýlýnda, þöyle bir karabasan senaryosu düþünün; " Türk ordusu bir darbe yaparak gizli islamcý bir ajenda takip ettiðini düþündüðü ve Türkiye'nin ulusal çýkarlarýný peþkeþ çektiðine inandýðý,'islamist eðilimli hükümeti' deviriyor. ABD ve AB'den gelecek ambargolara karþý baðýmsýz bir politika izleyeceðini açýklýyor. AB üyeliði talebini geri çekiyor, NATO anlaþmalarýný askýya alýyor ve ABD'nin askeri üsleri kullanmasýný yasaklýyor. Rusya,Çin ve Ýran ile daha yakýn iliþkiler kurarak Kuzey Irak'a asker yolluyor.'Bu kabus senaryoyu yazan ABD Bakan Yardýmcýsý soruyor; "Nasýl olurda ABD, bunun olmasýna izin verir ? Siz ABD baþkaný olsaydýnýz böyle bir felaketi önlemek için Ne yapardýnýz ?" Yazarýmýz devamla; "Þüphesiz böyle bir olay 2012 yýlýnda olmayabilir. Ancak, bunun bir olasýlýk olduðunu görmeyen ve bu tehlikeyi yok sayan ve gerekli tedbirleri almayan herkes, yeterli dikkati göstermiyor demektir" ABD Devlet Bakan yardýmcýsý Philip Gordon anlaþýldýðý kadarýyla bu 'kabus senaryosu' nun gerçek olmamasý için 'gerekli tedbirleri alýyor' .Çok muhtemeldir ki Orduyu hedef alan Ergenekon soruþturmasý, Genel Kurmay Baþkaný'ný bile dinleyen'telekulak' ve ABD'deki bir think-thank tarafýndan Nokta dergisine gönderilen Deniz kuvvetleri Komutaný Özden Örnek tarafýndan tutulduðu ileri sürülen günlük, bu tedbirlerden bazýlarýdýr. ABD'nin Türkiye'ninde baðlý olduðu Avrupa ve Avrasya'dan sorumlu Devlet Bakaný yardýmcýsý Gordon, Eski Genel Kurmay BaþkanýHilmi Özkök'ü öve öve bitiremiyor. 'Kýbrýs meselesi yüzünden 2004 yýlýnda Genel Kurmay da üst düzey paþalar tarafýndan hazýrlanan bir darbe güçlükle önlendi. AKP , o dönemde Genel Kurmay Baþkaný Hilmi Özkök olduðu için son derece þanslýydý.' Yazar, sürekli olarak 2002-2004 yýllarý arasýnda görevde olan kuvvet komutanlarýný ve Güvenlik Konseyi Genel sekreteri ni 'yaptýðý açýklamalara' atýf yaparak açýkça ihbar ediyor savcýlara. 2007 yýlýnda yazýlan kitap, Ergenekon tutuklamalarýna ýþýk tutuyor. Kitaptaki ' kabus senaryo' için verilen tarih 2012 Cumhurbaþkanlýðý seçimi önceleridir. 2012 Cumhurbaþkaný Abdullah Gül'ün görev süresinin bitiþ ve anlaþýldýðý kadarýyla Tayyip Erdoðan için adaylýk tarihidir. Ayný zamanda yeni parlamento seçimlerinin tarihidir. ABD Devlet Bakaný Yardýmcýsýnýn 'Winning Turkey' kitabýndan anlaþýlan, Ergenekon tutuklamalarýnýn o tarihe kadar sürdürüleceðidir. Türkiye'de iki ay önce çýkan "Türkiye'yi Kazanmak"

(Timaþ Y.) kitabýný okuyanlar, þifreleri kolay çözdüler. Obama'nýn vereceði her mesaj, bu kitapta yazýlýydý. Kitabýn yazarlarýndan Ömer Taþpýnar ABD'de Brookings Enstitüsü Türkiye Programý Direktörü, diðer yazarý ise Philip H. Gordon ise ayný enstitüde dýþ politika uzmaný... Milliyet'ten Can Dündar kitabý þöyle analiz ediyor:

Kitap, "Türkiye neden ABD'ye düþman oldu?"sorusuyla baþlýyor. Ýlk cevap þu: "Ortak düþman Sovyetler çöktü de ondan..." Taþpýnar'a göre çöküntünün ardýndan, iki mesele çýktý: 1) Kürt meselesi: Son 20 yýlda herkes Batý'nýn bir Kürt devleti kurmak istediðine ve PKK'ya destek verdiðine inandý. 2) Ilýmlý Ýslam projesi: ABD'nin laik cumhuriyete karþý AKP'yi destekleyerek bir ýlýmlý Ýslam modeli yaratmak istediði inancý, Kemalist çevrede ABD düþmanlýðýný artýrdý. "Milliyetçi dalga öyle yükseldi ki, Amerika için Türkiye'yi kazanmak zorlaþtý." Taþpýnar ve Gordon'ýn çözüm için 5 ana adým önerdiðini söylüyor.

1) Türkiye ile Kürtler arasýnda bir "büyük pazarlýk"ýn teþviki... 2) Türkiye'de liberalizm ve demokrasiye Batý desteði... 3) AB ve Türkiye tarafýndan Türkiye'nin nihai üyeliðinin desteklenmesi taahhüdünün yenilenmesi... 4) Ermenistan ile tarihsel bir uzlaþýnýn teþviki... 5) Kýbrýs'ta siyasi çözüm için destek... Yeni dönemde Washington'un Türkiye stratejisinin dayanacaðý sütunlar bunlar...

Kitapta þu ifadelere de yer veriliyor:"Türkiye ile Iraklý Kürtler arasýnda iki tarafa da faydalý bir büyük pazarlýk teþvik edilirken Kürt liderlere baðýmsýzlýk talebi ya da teröre müsamahanýn Amerikan desteðine mal olacaðý açýkça ifade edilmelidir." G üve n e ks ikl iði iç in i se ilg inç ö ne ri va r:

"Washington'un PKK liderlerini öldürmek veya tutuklamak yönündeki çabalarý ve Avrupalýlara PKK'nýn finansmanýný çökertmek yönünde baský yapmasý..." .

Taþpýnar'ýn kitabýn Türkçe baskýsýna yazdýðý önsöze göre, "AKP, Gazze ve Davos sonrasýnda Ýslam

46


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

dünyasýnda yeni bir liderlik rolüne sahip oldu. Bu, Washington için hem ciddi sorun, hem de bir fýrsat... ABD bu yeni duruma saygý duyarak, Ýslam dünyasýnda kendi imajýný düzeltmeye çalýþabilir."

menin var olduðu görülüyor. ABD Dýþiþleri Bakanlýðý'nda Avrupa ve Avrasya Ýþleri'nden Sorumlu Bakan Yardýmcýlýðý'na atanan Philip Gordon, ayný zamanda seçim sürecinde de Barack Obama'nýn danýþmanýydý. Gordon'un görevi de göz önüne alýndýðýnda, görüþlerini ABD dýþ politikasýný belirlemede etkili kýlmayý baþarýyor diyebiliriz.

G E N E TÝ K Ý H A NE T TE ÝÞ ÝN Ý Ç ÝN D E 30-03-2009, Pazartesi Brookings'e baþkan yardýmcýsý oldu

Kemal Derviþ, önemli düþünce kuruluþlarýndan Brookings Institution'in Baþkan Yardýmcýlýðý görevine getirildi. BM Kalkýnma Programý (UNDP) baþkanlýðý görevi geçen haftalarda sona eren Kemal Derviþ, bugünden itibaren Washington'un önemli düþünce kuruluþlarýndan Brookings Institution'in Baþkan Yardýmcýlýðý ve Küresel Ekonomi ile Kalkýnma Programý'ndan Sorumlu Direktörlük görevine getirildi.Brookings Institution Baþkaný Strobe Talbott açýklamasýnda, Derviþ'in, ABD Baþkaný Barack Obama'nin Uluslararasý Ýþlerden Sorumlu Hazine Bakan Yardýmcýlýðýna aday gösterdiði Lael Brainard'in yerine bu göreve getirildiðini bildirdi. Talbott, Derviþ düzeyindeki bir akademisyen ve devlet adamýnýn Brookings'e katýlmasýnýn büyük bir kazanç olduðunu belirtti. Kemal Derviþ de açýklamasýnda, küresel ekonomik krizin sürdüðü mevcut ortamda yeni gorevi için Brookings'e katýlmaktan memnuniyet duyduðunu kaydetti. Brookings'in açýklamasýna göre, Derviþ, bu düþünce kuruluþundaki pozisyonunun yaný sýra Sabancý Üniversitesi'nde yeni baþladýðý görevini de sürdürecek. A B D' n in T ü r k iy e ' y i Ba t ý ' y a Ka za n m a S tra tej is i

ABD Baþkaný Obama'nýn Türkiye'ye gelmesi ile ABD/Türkiye iliþkileri daha çok tartýþýlýr oldu. Bu baðlamda, siyasi atmosferi daha net ve doðru okuyabilmenin bir aracý olarak Philip H. Gordon ve Ömer Taþpýnar'ýn kaleme aldýðý "Türkiye'yi Kazanmak / Türkiye Batý için Neden Vazgeçilmez?" adlý kitap önem kazanmakta.

Timaþ Yayýnlarý arasýndan çýkan kitapta yazýlanlarý okuyunca, Obama'nýn Ankara ve Ýstanbul'da Türkiye'nin stratejik konumu üzerine söyleye geldikleriyle kitapta yazýlanlar arasýnda büyük bir örtüþ-

47

Kitap daha çok Gordon'un Beyaz Saray'a sunduðu bir rapor mahiyetinde. Kýsa, öz, açýk ve anlaþýlýr bir dille kaleme alýnmýþ.Ömer Taþpýnar bir giriþ yazýsýyla ve Soli Özel de bir sonsöz ile kitabýn baþýný ve sonunu doldurmuþlar. Önümüzdeki yirmi yýl içinde ABD'nin müttefiki Türkiye'yi kaybetme riski göz önüne alýnarak kaleme alýnan eser, Türkiye'nin ABD için neden önemli olduðu konusunda bir çalýþma. Bu anlamý ile ABD'ye bir takým stratejik önerilerde bulunurken, Türkiye'de izlenmesi gereken iç ve dýþ siyasetleri de tanýmlamaya çalýþýyor. An a h at lar

Kitap, Ömer Taþpýnar'ýn Türkçe tercümeye bir giriþ yapmasýyla baþlamýþ. Konuya temel bir giriþ yapan Taþpýnar, soðuk savaþ sýrasýnda çok güzel iliþkilere sahip olan ABD ve Türkiye'nin soðuk savaþ sonrasýnýn yeni þartlarýyla beraber iliþkilerinde gerilimler doðduðunu belirtiyor. Ýki ülkenin daha önceleri ortak düþman belledikleri "komünizm tehlikesi" ne karþý beraber hareket ettikleri ve fakat son dönemde ortak düþman üretmek konusunda sýkýntý yaþandýðýnýn altý çiziliyor. Taþpýnar makalesinde, her ne kadar iki ülke de terörizme karþý net, açýk tutumlarda bulunmuþlarsa da "terörizm" tanýmlarýndaki farklýlýklar ortak strateji üretmeyi engeller görünmekte olduðunu da vurguluyor. Philip Gordon, konuya Türkiye halkýnýn ABD'ye olan antipatisi üzerinden baþlýyor. Bu soðuk tutumun kaynaðýna da artan milliyetçilik ve ABD ve AB'ye karþý duyulan hayal kýrýklýðýnýn da altýný çiziyor. Kemalistler ve Ýslamcýlar arasýnda süregelen çekiþmenin AB yolunda aldýðý þekilleri deðerlendiren yazar, bugün Türkiye'de oluþan batý karþýtlýðýnýn temel kaynaðýnýn Ýslamcýlardan deðil Kemalistlerden geldiðini söylüyor. Hemen belirt-


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

mekte fayda var ki, Gordon'un Ýslamcýlýk tanýmý AKP çizgisi ile sýnýrlýdýr. Kitapta hedef tahtasýna konulmuþ olan Kemalizm, radikal laiklik, asimilasyoncu milliyetçilik ve batýcý kimlikleriyle mercek altýna alýnmýþ. Bu alt baþlýklarda konuyu tartýþan yazar, soðuk savaþ sonrasý Türkiye'nin Ýslamcý bir muhalefetle tanýþtýðýný da ekliyor.

1 Mart tezkeresinde iki ülke arasýndaki gerilimin zirveyi gördüðünü belirten Gordon, 4 Temmuz'da da Türk askerlerinin kafasýna çuval geçirilerek gözaltýna alýnmasýný, 1 Mart'ýn bir rövanþý olarak niteliyor. Tarihinde ilk defa Türkiye Cumhuriyeti'nin AB ve Birleþik Devletler ile eþ zamanlý bir sorun yaþadýðý, Rus, Ýran, Çin çekim sahasýnýn da ilk defa bu kadar yakýn olduðu tespitlerinde bulunuyor. Türk bürokrasisinde bulunan Kemalistlerin gerek emuhtýra ve gerekse AKP'ye kapatma davasýnda arzuladýklarý hedefin Avrasya paktý olduðunun da altý çizilmiþ. Zaten yazar olasý bir darbede ABD açýsýndan Türkiye'nin kaybedileceði tezini iþlemektedir.

Sýrasýyla Türkiye'nin olasý müttefikleri ele alýnmýþ. Ülkeler ve bunlarýn Türkiye ile siyasi ve ekonomik iliþkileri de deðerlendirilmiþ çalýþmada. Rusya, Ýran ve Suriye ile iliþkilerdeki geliþmeler rapor formunda kaleme alýnmýþ.

Kitabýnýn sonlarýna doðru Philip Gordon, "Türkiye'yi kazanmak"baþlýklý bölümde beþ öneri de bulunuyor ABD yönetimine. Önerilenler ile yapýlanlar göz önüne alýndýðýnda ABD yönetimi ve dolayýsýyla Türkiye yöneticililerinin iliþkiler konusunda uzlaþtýðý söylenebilir. Öneriler þöyle: Türkiye ile Kürtler Arasýnda Büyük bir Pazarlýðýn Teþvik Edilmesi: Kürt halkýnýn kültürel haklarýnda iyileþtirmeler yapýldýðý ve Kürdistan Özerk Yönetimi ile ekonomik ve siyasal iliþkiler geliþtikçe, PKK'nýn bitirilebileceði mesajý veriliyor.

Türkiye'de Liberalizm ve Demokrasinin Desteklenmesi: Bu konudaki öðütlerde hedefte radikal Ýslamcýlýk var. Yazara göre radikal Ýslam'ýn önünü almanýn yegâne yolu, fikir özgürlükleri ve zenginleþmenin önünü açmak. Türkiye'de liberalizmin Ýslamcý bir devlet yapýsýnýn yolunu açacaðý þeklinde korkular olduðunu da vurgulayan Gordon, esasen Ýslami bir devlet talebinin Türkiye'de tehlike olmadýðý kanaatinde. Buna delil olarak da Osmanlý'dan bugünlere uzanan laik gelenek ve Ýslamcýlarýn AB ve ABD'nin refahýna olan özlemlerinin bir þeriat devletine olanýnkinden fazla olduðunu söylüyor.

Türkiye'nin AB üyeliði Taahhüdünün Yenilenmesi: AB de bulunan göç fobisinin yersiz olduðu ve AB'nin Türkiye'yi içine aldýðýnda daha kazançlý çýkacaðý vurgularý var. Bunun için özel vize þartlarýndan, hukuki düzenlemelere kadar önerilerde bulunmuþ.

Ermenistan ile Tarihi Uzlaþmanýn Desteklenmesi: 1915 tehciri ve onun halen süren siyasi sonuçlarý ile alakalý olarak bir çözümsüzlük içinde bulunan Ermenistan ve Türkiye iliþkileri normalleþmeli diyen yazar, Hrant Dink adýna açýlacak kürsüler gibi birtakým önerilerde bulunuyor. Kýbrýs'ta Siyasi bir Çözümün Teþvik Edilmesi: Ýki toplumlu ve iki bölgeli bir federasyon planýnýn uygulanabilir olduðunu belirten yazar, Ada'daki Türklerin AB vatandaþý olmakla, Rumlarýnda eski topraklarýna dönmekle mutlu olacaklarý tezini iþliyor. Soli Özel, bir sonsöz ile katýlmýþ çalýþmaya. Kýsaca bir yakýn tarih profili çizerek Gordon'un ne kadar haklý olduðu dýþýnda bir þey eklememiþ. Makalesi kitabýn geniþ bir özeti formunda ve aslýnda gereksiz bir tekrar gibi de anlaþýlabilir. LONDRA / AVRUPA AJANSI (AVA) ÖZEL

48


Türkiye 'Aklýný' kaybediyor TÜRKSÖZÜ

Araþtýrma-Ýnceleme: Ankara Ticaret Odasý

Türkiye 'Aklýný' kaybediyor ATO, yurt dýþýnda binlerce dolara okuyan, ancak kendilerine Türkiye'de gerekli ortam ve refah saðlanamadýðý için dýþarýda çalýþmayý tercih eden ünlü beyinleri "Bilimin Gurbet Kuþlarýný" nitelendirmesi ile son raporuna konu olarak seçti. Ankara Ticaret Odasi Baþkaný Sinan Aygün, "Beyin gurbetçileri sadece bavullarýný alýp gitmiyor. Beyin avcýlarý ulusal insani yatýrýmý temelinden söküp alýyor. Her giden beyni ile Türkiye aklýný kaybediyor" dedi. ATO'nun "Türk Beyin Gurbetçileri" baþlýðý ile hazýrladýðý rapora göre, Türkiye beyin göçü en fazla olan 32 ülke içinde 24'üncü, yurt dýþýna en çok öðrenci gönderen ülkeler arasýnda 11. sýrada olmasýna raðmen, bu kiþileri yurt içinde tutamýyor. Ýyi eðitim görmüþ her 100 kiþiden 59'u yurt dýþýnda çalýþmayý tercih ediyor. Yurt dýþýnda üniversite eðitiminin maliyeti öðrenci baþýna yýllýk 30 bin dolarý buluyor. Buna göre yurt dýþýnda okuyan 50 bin kiþinin Türkiye'ye yýllýk maliyeti 1.5 milyar dolarý, 5 yýllýk eðitim maliyeti ise 7.5 milyar dolarý aþýyor. Türkiye yurt dýþýna giden 50 bin öðrenciden 30 bini için her yýl 900 milyon dolar ödemekle kalmýyor, 5 yýllýk eðitim sonunda dönmeme maliyeti 4.5 milyar dolarý buluyor. Bu da geliþmiþ ülkelere karþýlýksýz hibe anlamýna geliyor.

Giden dönmüyor! Raporda, son 12 yýlda sadece Milli Eðitim Bakanlýðý'nýn bursuyla yurt dýþýna giden bin 991 gençten 769'unun dönmediði (% 38), buna paralel

olarak, TÜBÝTAK bursiyerlerinin ülkeye dönmeme oranýnýn ise % 21 olduðu belirtiliyor. Geri dönmeme en çok mühendislikte (bilgisayar, uçak, elektrik-elektronik, haberleþme, makine, kimya, endüstri, maden, metalürji, bioteknoloji gibi dallarda), týpta ve daha az oranda sosyal bilimlerde yoðunlaþýyor. Fen bilimlerinde master ve doktora çalýþmasýný tamamlayanlar araþtýrma merkezleri ve teknoparklarda yüksek ücretle çalýþma imkâný bulabiliyor. Dönenler mutlu deðil!

Dönen beyinler ise bilgi birikimleri ve deneyimleri doðru yerlerde deðerlendirilmediði, aldýklarý ücretler geçinmelerine yetmediði ve mesleki geliþimleri sekteye uðradýðý için mutlu deðil. Yurtdýþýna gitmeyip Türkiye'de kalanlarýn önemli bir kýsmý da ya küstürülüyor ya da düþük ücret ve düþük motivasyonda çalýþtýrýlýyor. Bu durum "Beyin Küsmesi" olarak adlandýrýlýyor ve Türkiye adeta bir "Beyin mezarlýðý"na dönüyor. Raporda, Karbon kaplama teknolojisini icat ederek bilim dünyasýnda çýðýr açan ve ABD'nin "Yüzyýlýn 100 bilim adamlarýndan biri" kabul ettiði Prof. Dr. Ali Erdemir' e, yýllar önce iþ aradýðý Türkiye'de resepsiyon memurluðu uygun görülmesi beyin küsmesine çarpýcý bir örnek olarak gösteriliyor. En b ü y ük b e y in av c ý sý :A B D

49

Rapora göre 24 bini Almanya'da, 15 bini Amerika'da olmak üzere 50 binden fazla Türk genci yurt dýþýnda eðitim görüyor. Bu ülkeleri Ýngiltere,


DÝLDE - FÝKÝRDE - ÝÞDE - BÝRLÝK

Kanada, Belçika, Avustralya, Fransa ve G. Afrika izliyor. Türkiye ABD'de en fazla öðrenci okutan 9'uncu ülke konumunda. Gençlerin akýllarýný çelen, hayallerini süsleyen bu ülkeler, yetiþmiþ ve eðitimli iþgücüne büyük kolaylýklar saðlýyor. Örneðin bir numaralý beyin avcýsý konumundaki ABD, her yýl 200 bin kalifiye elemana, Kanada ve Avustralya ise 40 bin kalifiye elemana geçici çalýþma vizesi veriyor.

mekle kalmýyor, 5 yýllýk eðitim sonunda dönmeme maliyeti 4.5 milyar dolarý buluyor. Ayg ün: “ T ürk iye ak lýn ý ka yb e d iyo r”

"B e yin g urb et çi le ri s ad e c e b a vull ar ýyla gi tm ez ”

Bir yandan 2 milyona yaklaþan gencimiz üniversiteye girmek için ter döküyor, diðer yandan yetiþtirdiðimiz beyinler yurt dýþýna göç ediyor. Ýyi eðitim görmüþ, düþünen, üreten, nitelikli iþgücümüz, yýllar ve milyarlar harcayarak yatýrým yaptýðýmýz beyinlerimiz, gerekli ortamý ya da refahý saðlayamadýðýmýz için yurtdýþýna uçup gidiyor. Birbirinden önemli buluþlara imza atarak insanlýða büyük katký saðlayan "Bilimin Gurbet Kuþlarý" Ankara Ticaret Odasý (ATO)'nýn son raporuna konu oldu. Ýyi eðitim gören her 100 kiþiden 59'unu elimizden kaçýrdýðýmýzý gözler önüne seren Ankara Ticaret Odasý (ATO)'nýn hazýrladýðý "Türk Beyin Gurbetçileri" raporuna göre Türkiye, beyin göçü en fazla olan 32 ülke içinde 24'üncü, yurt dýþýna en çok öðrenci gönderen ülkeler arasýnda ise 11'inci sýrada yer alýyor.

T ürk b ey in gu rb et çi le ri

ATO'nun raporuna göre, yurt dýþýnda önemli görevlerde çalýþan beyin gurbetçilerinden ornekler þöyle:

Pr of . D r . Mu za f f er Þ er i f G az i ya þ arg il M eh me t Ö z Murat Günel Dr .G ö kh an Ho t a m ýþ lýg i l Em ra h Y ü ce l F ery al Ö ze l Pr of . D r A t i l l a E r t a n Pr of . D r A l i Er de m i r Pr of . D r . A sl ý h a n Y e n e r Es e n Er ca n A lp Ayþ em S una l Ha ld un Di res ke ne li Neva Çi ftçioðlu N a mý k V o l ka n Pr of . D r . Ha sa n G a r a n Pr of . D r . A h m et Ç ak m ak Pr of . D r . R eþ a t Ka s ab a Pr of . D r . O l c ay Ç ý ð t a y F ati h Çul ha Pr of . D r . A y d ý n A r ý c ý Sül eym a n G ö ko ðl u Dr . R ah m i Ö kl ü Pr of . D r . M ü n c i k al ay o ð l u (TÜRKSÖZÜ’nün açýklamasý: Bu bilim adamlarýmýz sadece söz konusu araþtýrmanýn yapýldýðý tarihi kapsamaktadýr. Üzücüdür ki beyin göçü fýrtýnasý hali hazýrda sürmektedir.)

G ö çü n m a liye ti yüks e k

Yurt dýþýnda üniversite eðitiminin maliyeti öðrenci baþýna yýllýk 30 bin dolarý buluyor. Buna göre yurtdýþýnda okuyan 50 bin kiþinin Türkiye'ye yýllýk maliyeti 1.5 milyar dolarý, 5 yýllýk eðitim maliyeti ise 7.5 milyar dolarý aþýyor. Rakam büyük ancak beyinler kolay yetiþmiyor. Türkiye bu bedeli seve seve ödüyor. Ancak sorun gidenler geri dönmeyince baþlýyor. Türkiye, yurt dýþýna giden 50 bin öðrenciden 30 bini için her yýl 900 milyon dolar ödemekle kalmýyor, 5 yýllýk eðitim sonunda dönmeme maliyeti 4.5 milyar dolarý buluyor. Bu da geliþmiþ ülkelere karþýlýksýz hibe anlamýna geliyor. Örneðin, devlet iþletme eðitimi almak üzere ABD'ye gönderdiði bir gence eðitimi süresince yaklaþýk 100 bin dolar harcýyor. Ancak gençler Türkiye'ye dönmek yerine ABD'de kalmayý tercih ediyor. Çünkü Türkiye'de bir bankada çalýþtýðýnda yaklaþýk 700 dolar maaþ alacakken; ABD'de bu ücretin 10 katýndan fazlasýný alabiliyor.

T ürk Ei ns tei n’ le r f ir ard a

ATO’nun raporuna göre yurtdýþýnda okuyan 50 bin kiþinin Türkiye’ye yýllýk maliyeti 1.5 milyor dolarý, 5 yýllýk eðitim maliyeti ise 7.5 milyar dolarý aþýyor. Yurt dýþýnda eðitim gören 100 kiþiden 59’u dönmüyor.

Türkiye, yurt dýþýndaki 50 bin öðrenciden geri dönmeyen 30 bini için her yýl 900 milyon dolar öde-

Be y in av cý sý ü lk el er

50

Rapora göre 24 bini Almanya'da, 15 bini Amerika'da olmak üzere 50 binden fazla Türk genci yurt dýþýnda eðitim görüyor. Bu ülkeleri Ýngiltere,


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

Kanada, Belçika, Avustralya, Fransa ve G. Afrika'ya izliyor. Türkiye ABD'de en fazla öðrenci okutan 9'uncu ülke konumunda. Gençlerin akýllarýný çelen, hayallerini süsleyen bu ülkeler vasýfsýz iþçilere kapýlarýný giderek daha sert önlemlerle kapatýrken, yetiþmiþ ve eðitimli iþgücüne büyük kolaylýklar saðlýyor. Örneðin bir numaralý beyin avcýsý konumundaki ABD, her yýl 200 bin kalifiye elemana, Kanada ve Avustralya ise 40 bin kalifiye elemana geçici çalýþma vizesi veriyor. Türkiye'de beyin göçünün 1960'lý yýllarda ilk kez týp doktorlarý ile baþladýðý belirtilen rapora göre doktorlarý, mühendisler ve sonra bilimadamlarýnýn izlediðine vurgu yapýlýyor. Bugün sadece Amerika'da 3 bin 600 Türk doktoru bulunuyor. Bunlardan sadece 90'ýnýn Türkiye'ye dönmüþ olmasý, gidenin kolay kolay gelmediðini ortaya koyuyor. G i de n d ö n m ü y o r

Raporda son 12 yýlda sadece Milli Eðitim Bakanlýðý'nýn bursuyla yurt dýþýna giden 1991 gencimizden 769'unun dönmediði (% 38), buna paralel olarak, TÜBÝTAK bursiyerlerinin ülkeye dönmeme oranýnýn ise % 21 olduðu belirtiliyor. Geri dönmeme en çok mühendislikte (bilgisayar, uçak, elektrik-elektronik, haberleþme, makine, kimya, endüstri, maden, metalurji, bioteknoloji gibi dallarda), týpta ve daha az oranda sosyal bilimlerde yoðunlaþýyor. Fen bilimlerinde master ve doktora çalýþmasýný tamamlayanlar araþtýrma merkezleri ve teknoparklarda yüksek ücretle çalýþma imkaný bulabiliyor. B e yin m ez arl ýðý !

Dönen beyinler ise, bilgi birikimleri ve deneyimleri doðru yerlerde deðerlendirilmediði, aldýklarý ücretler geçinmelerine yetmediði ve mesleki geliþimleri sekteye uðradýðý için mutlu deðil. Yurtdýþýna gitmeyip Türkiye'de kalanlarýn önemli bir kýsmý da ya küstürülüyor ya da düþük ücret ve düþük motivasyonda çalýþtýrýlýyor. Bu durum "Beyin Küsmesi" olarak adlandýrýlýyor ve Türkiye adeta bir "Beyin mezarlýðý" na dönüyor. Raporda, Karbon kaplama teknolojisini icat ederek bilim dünyasýnda çýðýr açan ve ABD'nin "Yüzyýlýn 100 bilimadamý" ndan biri kabul ettiði Prof.Dr.Ali Erdemir' e, yýllar önce iþ aradýðý Türkiye'de resepsiyon memurluðu uygun görülmesi beyin küsmesine çarpýcý bir örnek olarak gösteriliyor. Türkiye, "Zakkumcu Doktor" olarak tanýnan Genel Cerrah Opr. Dr. Ziya Özel' in hikayesi de Erdemir'in kinden farklý deðil. Türkiye'de þarlatanlýkla suçlanan Özel, küsüp ABD'ye gitti. 1992'de ABD'den

zakkumdan elde edilen "Oleander" maddesinin baðýþýklýk sistemini güçlendiren etkisi üzerine patent aldý. 1995'te bu konudaki araþtýrma haklarýný bir ABD firmasýna satan Özel'in oluþturduðu ilaç, ABD'de Teksas eyaletinin San Antonio kentinde bulunan Ozelle Pharmaceuticals Laboratuvarý'nda üretilmeye baþlandý. Cleveland Kanser Kliniði'nde gerçekleþtirilen ve zakkumdan elde edilen hammaddenin tümörlere karþý etkili olduðunu gösteren klinik çalýþma, ABD'de Amerikan Klinik Onkoloji Cemiyeti'nin 2001 yýlýnda düzenlediði konferansta da sunuldu. Ýrlanda'da bazý durumlarda ilacýn kullanýlmasýna izin verilmiþken, Honduras'ta ilaç resmen eczanelerde satýlmaya baþlandý. Türkiye önümüzdeki yýllarda bu ilacý ithal etmek zorunda kalýrsa þaþmamak gerekir. C ep d o l m a y ý n ca b ey i n g öç ü y o r

Raporda beyin göçüne neden olan etmenlerin baþýnda ekonomik koþullar gösteriliyor. Düþük ücret politikasý, vergi oranlarýnýn yüksek olmasý, ekonomik istikrarsýzlýk, gelecek endiþesi, en fazla iþsizliðin üniversite mezunlarý arasýnda olmasý, üniversite mezunlarýnýn %70'inin meslekleriyle ilgisiz iþlerde çalýþmasý gibi nedenlerin yanýsýra, siyasal istikrarsýzlýk, siyasetin ve kayýrmacýlýðýn iþ hayatýna girip onu kontrol etmesi gibi siyasal nedenler, ArGe'ye, bilim ve teknolojiye deðer verilmemesi, fikir üretiminin ve buluþun para etmemesi ve desteklenmemesi gibi bilim ve teknoloji politikalarýndaki yanlýþlýklar ve kiþi baþýna (142 dolar) en az eðitim harcamasý yapan 5'inci ülke olmamýz, eðitim harcamasýnda 109 ülke içinde 105'inci sýrada yer almamýz gibi eðitim sistemindeki çarpýklýklar beyin göçünü tetikleyen diðer nedenler olarak sýralanýyor. M o d er n d ü n y a n ý n Ýb n -i S i n a’ l a r ý ..

51

Rapora göre Amerika'da yaþayan Türk Doktorlar Birliði'ne kayýtlý tam 1.150 doktor bulunuyor. Onlar artýk Amerika'da gelenekselleþmiþ "en iyi doktorlar" sýralamasýna kolaylýkla giriyor. Biri, modern dünyanýn hastalýðý obezite ile ilgili çalýþýyor, bir diðeri beyin kanamalarýnýn, karaciðer naklinin, sindirim hastalýklarýnýn tedavisinde çýðýr açýyor. Harvard, Cornell, Yale, John Hopkins gibi hastanelerinin en önemli isimlerinin baþýnda modern dünyanýn Ýbni Sinalarý olan Türkler geliyor. Onlar ki, çalýþtýklarý hastanelerin giriþine artýk Türk Bayraklarý çektiriyor, Ýstiklal Marþýmýzý dinlettiriyor. Gazi Yaþargil, Mehmet Öz, Gökhan Hotamýþlýgil, Münci Kalayoðlu ve daha nice doktorumuz yabancý ülkelerde göðsümüzü kabartýyor ancak, bu tablo beyin göçünün Türkiye fotografýný en acý biçimde gözler


önüne seriyor.

BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

T ür k b e yin g urb et çi le ri

P r o f . D r . M u z a f f e r Þ e r i f : Sosyal Psikoloji alanýnda dünyada otorite Psikoloji kürsüsü Öðretim Üyesi Dr. Muzaffer Þerif Güneydoðu Anadolu'da köylüler arasýnda yaptýðý bilimsel araþtýrmalarý esnasýnda zamanýn yönetimi tarafýndan gözaltýna alýnýr. Emniyette sorgu-sual, mahkeme derken derdini kimseye anlatamaz. Bu yetenekli beyini ABD görür ve derhal sahip çýkar. Adýna Enstitü kurar. Ölümü üzerinden yýllar geçmesine raðmen Muzaffer Þerif Sosyal Psikoloji bilim dalýnýn dünyadaki en etkili tek ismi olarak kalýr. Günümüzde kullanýlan psikoloji kavramlarýnýn isim babasý olur. Fakat bu büyük beyin artýk bizim deðildir. Çünkü bu gerçek bilim adamýmýz ABD vatandaþýdýr ve soyadý da SHERIFF olarak deðiþtirilmiþtir. G a z i Y a þ a r g i l : Beyin Cerrahý. Alaný nöroþirürjide rakipsiz kabul edilen Yaþargil, halen Amerika'da yaþýyor. M e h m e t Ö z : Kalp hastalýklarý uzmaný. New York Colombia Üniversitesi'nde görev yapan kalp cerrahý Öz, Batý týbbý ile alternatif týbbý birleþtiren çalýþmalarýyla tanýnýyor. Çapa Týp Fakültesi'nden mezun olan Ankaralý M u r a t G ü n e l de beyin gurbetçilerinden. "Yeni Gazi Yaþargil" denen Günel, Yale-Çapa arasýnda kurulan beyin göçü köprüsünden geçenlerden sadece biri. Murat Günel, beyin cerrahý Gazi Yaþargil'den sonra beyin ve damar cerrahisinde dünyada isim yapan ikinci Türk doktoru olarak biliniyor. Günel, baþýnda olduðu laboratuvarýnda beyin ve damar hastalýklarý, moleküler biyoloji ve genetiði üzerine araþtýrmalar yapýyor, Yale Üniversitesi'nde bölüm baþkanlýðý yapýyor. Yýlda yaklaþýk 300 ameliyat yapan Murat Günel, ABD'de mesleðindeki sayýsýz ödülün sahibi ve pek çok organizasyonun da yönetim kurulunda bulunuyor. "Dahi Türk" olarak adlandýrýlan bilim adamý, beyin kanamalarýnýn önemli nedenlerinden biri olan damar balonlaþmasý, týp dilindeki adýyla "anevrizmalar" konusunda çalýþmalarýyla tanýnýyor. D r . G ö k h a n H o t a m ý þ l ý g i l : Harvard Üniversitesi'nde Genetik ve Kompleks Hastalýklar Bölüm Baþkaný. Obezite, þeker hastalýðý ve kalp hastalýklarýyla ilgili kendisine patent kazandýrmýþ çalýþmalarý var. E m r a h Y ü c e l : Oscarlý afiþlerin sahibi. Özellikle ödül aldýðý "Frida" afiþi ve "Rüyamdaki Amerika", "28 Gün", "Panama Terzisi", "Kadýnlar Ne Ýster" ve daha birçok Hollywood filminin afiþleriyle tanýdýðýmýz Yücel þu anda Amerika'da yaþýyor. F e r y a l Ö z e l : NASA'nýn en baþarýlý astrofizikçilerinden. Bilimadamý Einstein'ýn aralarýnda bulun-

52

duðu 20 dehadan oluþan Büyük Fikirler Listesi'nde yer alýyor. P r o f . D r . A t i l l a E r t a n : A.Ü. Týp Fakültesi mezunu Gastroenterolog, ABD'nin en seçkin 10 klinik hekimi arasýna girdi. Ertan, dünyaca ünlü ünlü Methodist Hastanesi'nde sindirim hastalýklarý konusunda týbbi direktörlük görevinde bulunuyor. P r o f . D r . A l i E r d e m i r : Nano teknoloji kullanarak geliþtirdiði yapay elmas özelliði taþýyan buluþuyla, uygulamalý bilimin Nobeli R&D ödülünü 3 kez kazandý. 1987 yýlýndan beri ABD'nin Chicago kenti yakýnlarýnda bulunan Argon laboratuvarlarýnda araþtýrmalarýný sürdürüyor. P r o f . D r . A s l ý h a n Y e n e r : Chicago Üniversitesi'nde görevli Arkeolog . E s e n E r c a n A l p : ABD Enerji Bakanlýðý Laboratuarlarý'nda araþtýrmalar yapan fizikçi 5 bin yýllýk metal heykeli, röntgen cihazýnda analiz ederek, 1949 yýlýnda icad edilmiþ olan radyokarbon tekniðine son vererek arkeolojik araþtýrmalarda yeni bir dönemin baþlamasýna ýþýk tuttu. A y þ e m S u n a l : Belçika Kraliyet Baþdansçýsý. Ankara Devlet Balesiyle gittiði Japonya'daki bir yarýþmada Anvers Kraliyet Balesi Müdürü Robert Denvers'ýn Belçika'ya davet etmesi üzerine Belçika'ya yerleþti ve kariyerine hala burada devam ediyor. H a l d u n D i r e s k e n e l i : Amerikan Uzay ve Havacýlýk Dairesi NASA'da görev yapan ancak bir süre önce yaþamýný yitiren Direskeneli, ODTÜ'yü bitirdikten sonra yaþanan beyin göçü ile ABD'ye gitmiþti. N e v a Ç i f t ç i o ð l u : Amerikan Uzay ve Havacýlýk Dairesi NASA'da çalýþan Türk kadýn araþtýrmacý. Teksas'taki Johnson uzay merkezinde görev yapan Çiftçioðlu, kireçlenmenin neden olduðu kalp ve böbrek hastalýklarýnýn tedavisinde kullanýlabilecek yeni bir antibiyotik üzerinde çalýþýyor. V a m ý k V o l k a n : ABD'de yaþayan ünlü Psikoanalist. Yaptýðý çalýþmalarla psikiyatri alanýnda dünyanýn en prestijli ödülü sayýlan "Sigmund Freud" ve "En iyi eðitmen ödülü"nü aldý. P r o f . D r . H a s a n G a r a n : New York Presbytarian Hastanesi Elektrofizyoloji Bölümü Baþkaný olan Garan ABD'de en çok tercih edilen doktorlar listesinde yer alýyor.Garan kalp ritmi bozukluðunu kateter yöntemi ile yakarak tedavi ediyor. P r o f . D r . A h m e t Ç a k m a k : Ulusal Kurtuluþ Savaþý kahramanlarýndan Mareþal Fevzi Çakmak'ýn torunu. Princeton Üniversitesi Ýnþ.Müh. Bölümünde deprem konusunda çalýþmalar yapýyor. P r o f . D r . R e þ a t K a s a b a : Washington Üniversitesi Jackson Uluslararasý iliþkiler Yüksek Okulu'nun Baþkanlýðýný yaptý. P r o f . D r . O l c a y Ç ý ð t a y : 30 yýl Georgetown Üniversitesi Hastanesi Lombardi Kanser Merkezi


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

Mamografi Bölümünü yönetti. F a t i h Ç u l h a : Bilgisayar Mühendisi. Maryland Eyaleti'ndeki Amerikan Deniz Kuvvetleri Hastanesinde geliþtirdiði veri tabaný projesiyle çalýþtýðý þirketin binlerce elemaný arasýndan birinci seçildi. P r o f . D r . A y d ý n A r ý c ý : Yale Üniversitesi'nde hormon hastalýklarý ve kýsýrlýk konusunda baþarýlý çalýþmalar yürüten araþtýrma merkezini yönetiyor. S ü l e y m a n G ö k o ð l u : NASA'nýn Glenn Uzay Merkezinde çalýþýyor. P r o f . D r . A l i E r d e m i r : Triboloji'nin Türk dehasý. Nono teknoloji kullanarak geliþtirdiði yapay elmas özelliði taþýyan buluþuyla uygulamalý bilimin Nobel'I R&D ödülünü üçüncü kez kazandý. D r . R a h m i Ö k l ü : ABD'nin en iyi hastanelerinden Cornell'de çalýþan Öklü beyindeki týkanan damarlarýn tedavisinde mucizeler yaratýyor. P r o f . D r . M ü n c i K a l a y o ð l u : Binin üzerinde karaciðer nakli yaptý.Karaciðer nakline getirdiði yenilikler ile alanýnda dünyanýn en önde gelen bilim adamalarý arasýnda yer alýyor. Yönetmen F e r z a n Ö z p e t e k , Güher-Süher Pekinel Kardeþler gibi dünyaca ünlü sanatçýlarýmýzý bu kervana kattýðýmýzda "Beyin Gurbetçileri" nin listesi uzadýkca uzuyor, kalkýnmamýz geciktikçe gecikiyor. 10 b i n ki þi y e 1 1 A r aþ t ý r m ac ý d ü þ ü y o r

Rapora göre Türkiye Ar-Ge'de dünyada 25. Sýrada yer alýyor. 2003 yýlýnda araþtýrmacý sayýsý olarak, 10 bin kiþide 15 araþtýrmacý hedefleyen Türkiye, ancak 10 bin kiþide 11 araþtýrmacý oranýný yakalayabildi. Yunanistan'da ise 10 bin kiþiye 45 araþtýrmacý düþüyor. OECD raporuna göre her bin kiþiye, Türkiye'de 1.1, Yunanistan'da 3.8, AB'de 5.8, ABD'de 8.6, Japonya'da ise 9.7 bilimadamý düþüyor. Ülkemizde Ar-Ge harcamalarýnýn GSMH içindeki payý sadece binde 6. Japonya'da ise bu oran yüzde 3. 1993- 2003 arasýnda özel teþebbüsün ar-ge yatýrýmlarý yüzde 17'den yüzde 36'ya çýktý. Ýleri teknoloji ürünlerinin Türkiye'nin ihracatýndaki payý yüzde 4. Bu oran Ýrlanda'da yüzde 47, Arjantin'de yüzde 8.

Ülkelerin, teknolojiyi ekonomilerine yansýtma baþarýsýna göre 49 ülkeyi kapsayan sýralamada Türkiye 33'üncü sýrada yer alýyor. Bu sýralamada ilk üç sýrayý ABD, Ýsveç ve Finlandiya alýyor. A y g ü n : Be y i n h i be e d i y o r u z !

Rapora iliþkin deðerlendirmelerde bulunan ATO Baþkaný Sinan Aygün, beyin göçünün geliþmekte olan ülkelerin geliþmiþ ülkelere yaptýðý karþýlýksýz bir hibe olduðu belirterek "Beyin gurbetçileri sadece bavullarýný alýp gitmiyor. Beyin avcýlarý ulusal insani yatýrýmý temelinden söküp alýyor. Her giden beyni ile Türkiye aklýný kaybediyor" dedi. Aygün þunlarý söyledi: Bir çocuðun 15 yýllýk eðitim maliyeti 150 milyar lirayý buluyor. Ýyi yetiþmiþ yetenekli iþgücümüz geliþmiþ ülkelere akýyor. Türkiye kýt kaynaklarý ile yetiþtirdiði deðerli beyinleri doðru yerde ve doðru zamanda deðerlendiremiyor, iyi olanaklar sunamýyor. Gençlerimiz gelecekle ilgili hayallerini daha iyi olanaklar sunan ülkelerde yaþamak üzerine kuruyorlar. Geliþmiþ ülkelerle aramýzdaki uçurum daha açýlýyor. Geliþmiþ ülkelerdeki iþ ve fýrsat olanaklarý olduðu ve daha iyi bir gelecek sunulduðu sürece beyin göçü kaçýnýlmaz olarak devam edecektir. Yapýlacak en iyi iþ bunu minimuma indirmektir. Beyin göçünü tersine ve beyin gücüne çevirmeliyiz. Ýyi eðitilmiþ beyinlerimizden yararlanmak ve beyin göçü sorununu aþabilmek, bu yönde gerekli ortamý oluþturmak için devlete, özel sektöre, kamuoyu ve Sivil Toplum Örgütlerine büyük görevler düþüyor. Bu beyinlerimize sahip çýkmadýðýmýz takdirde bu beyinlerimiz tamamen ülkemizin kaybý olacaktýr. Türkiye' nin asýl kaybý beyin gücü kaybýdýr. Türkiye'de tescil edilen patent sayýsý 2 bini geçmiyor. Buna karþýlýk her yýl ABD ve Japonya'da 150 bin, Almanya'da 50 bin, Fransa ve Ýngiltere'de 40 bin, Rusya'da 20 bin patent tescil ediliyor. Beyinler göçtükçe buluþ yapma sayýmýz da yerinde sayýyor. Buna karþýn yurt dýþýnda dünyaca ünlü firmalarda çalýþan beyinlerimiz buluþ üzerine buluþ yaparak hem çalýþtýklarý þirketlere hem göçtükleri ülkelere her yýl milyarlarca dolar para kazandýrýyor. Cefasýný Türkiye, sefasýný geliþmiþ ülkeler çekiyor"

Türkl er bir ýrk ve b ir millet olarak yer yüzünün en þeref li insanlar ýdýr . La Ma rt in e 53


Çaðdaþ Hukuk'un Gerçekleþmesinde Adli Bilimlerin Rolü TÜRKSÖZÜ

Mete Korkut Gülmen

" UB I S O C I E TA S , I B I I U S " ( N e re d e t o p l u m v a r s a, o r a da h u k u k v a r d ý r )

T er m i no l oji k A çý d a n H uk uk Hukuk terimi, Arapça kökenli bir kelime olup "hak" kökünden gelir ve hak sözcüðünün çoðulu olarak 'ahkak' (haklar) denmektedir. Türk Dil Kurumu sözlüðünde hukuk kelimesi, "Toplumu düzenleyen ve devletin yaptýrým gücünü belirleyen yasalarýn bütünü" olarak tarif edilmektedir. Bilimsel Bir Disiplin Olarak Teknik Açýdan Hukuk Hukuk tüm bilim dallarý gibi yaþayan bir disiplin olduðu için insanlýk tarihindeki sosyolojik, ideolojik ve siyasi deðiþime paralel olarak çok çeþitli þekillerde tanýmlanmýþtýr. Ancak hemen hiçbir dönemde ve hiçbir toplumda kapsamlý ve tartýþmasýz olarak kabul gören bir taným yapýlamamýþtýr. Kant "Hukukçular hala hukukun tanýmýný aramaktadýrlar" derken hukuk filozoflarýnýn bu noktada çok güçlük çektiðini dile getirmektedir. Çaðdaþ hukukun günümüzde en çok kabul edilen tanýmý: "Belirli bir zamanda belirli bir toplumdaki iliþkileri düzenleyen ve uyulmasý zorunluluða (müeyyide) baðlanmýþ kurallar bütünüdür". Teknik anlamda hukuk; örgütlenmiþ bir toplum içinde yaþayan insanlarýn birbirleriyle veya kiþilerin yine kendilerinin meydana getirdiði topluluklarla ve bu topluluklarýn birbirleriyle olan iliþkilerini düzenleyen, bireylerin güvencesi olan, insan haklarýný yerleþtirmek/korumak amacýyla oluþturulan ve devlet gücü ile desteklenen/devamlýlýðý saðlanan baðlayýcý, genel, soyut ve devamlý kurallar bütünüdür. Ýlkel toplumlarda tek bir kavram ve olgu olarak ortaya çýkan hukuk zaman içerisinde, sosyalleþmeye paralel olarak evirilmiþ ve çok yönlü bir hale gelmiþtir. Bilimsel bir disiplin olarak çaðdaþ hukuk -demokrasi ve egemenlik ilkeleri baðlamýnda- birçok alt disiplinle adaletin eksiksiz tecellisi için geliþmeye ve evrilmeye devam etmektedir. Bu noktada çaðdaþ hukuka kaynaklýk eden temel hukuk anlayýþlarýna, etkin coðrafyalara ve kullanýla gelen hukuk sistemlerine kýsaca deðinmek gerekmektedir.

Ý l k Ç a ð l ar d a H u k u k A n l a y ý þ ý Ýlk çaðlarda ve yerleþik sosyal modeli takip ede gelen toplumlarda egemenliðin göksel irade tarafýndan verildiði, bu noktada göksel iradenin hukuka kaynaklýk ettiði kabul ediliyordu. Bu anlayýþý eski Türk devletleri, Ortaçað Avrupasý ve

54

*

Ýslam devletlerinde görmekteyiz. Bu hukuk modelinde hüküm verme ve kanun koyma yetkisi göksel iradeye aittir. Ýlk çaðlardan günümüze bu topluluklarda toplumsal, sosyal ve hukuksal evrimin göksel irade tarafýndan yetkilendirildiði kabul edilen bireyler ve kurumlar tarafýndan kesintiye uðratýlmasý neticesinde çaðdaþ hukuk geliþimi büyük ölçüde gecikmiþtir. Ýslam devletlerinde, hukuk her ne kadar göksel irade kaynaklý olsa da, temel kaideler toplumun ihtiyaçlarýna, sosyal deðiþime uygun olarak yorumlanmýþ ve hukuk evrimi bir ölçüde saðlanmýþtýr. Ancak bu süreç bazý Ýslam devletlerinde çok da anlaþýlmayan sebeplerle 12. yüzyýl sonunda sekteye uðramýþ ve bu devletlerde hukuk evrimi maalesef sonlanmýþtýr. Benzer olarak Hýristiyan toplumlarda hukuk evrimi bir noktadan sonra kesintiye uðramýþ ve neredeyse yüz yýl öncesine kadar hukuk, kilise çevrelerinin ve baskýn ekonomik sýnýfýn tahakküm aracý olarak kullanýlmýþtýr. M ez o po ta m y a ' d a H u k u k Mezopotamya'da ortaya çýkan sayýsýz kültürün temeli Sümerlere dayanmaktadýr. Yine tarihteki ilk yazýlý hukuk kurallarý Sümerler tarafýndan Mezopotamya'da yazýlmýþtýr. Bu nedenle, Mezopotamya için çaðdaþ hukuk'un beþiði, Sümerler içinde dünyadaki ilk hukuk devleti demek yanlýþ olmayacaktýr. Bu dönemde kanunlarýn ortaya atýlmasý aslýnda otoritenin korunmasýný ve sosyal düzeni amaçlamaktadýr. Dünyada bilinen ilk yazýlý hukuk kurallarý Sümer ülkesinde Lagas kralý Urukagina tarafýndan MÖ 2375 yýlýnda yapýlmýþtýr. Bu kanunlarla halka çeþitli özgürlükler ve özel mülkiyet hakký tanýnmýþ, zenginlerin yoksullarý ezmesi önlenmeye çalýþýlmýþtýr. Sümer kanunlarýnýn günümüz çaðdaþ hukuk anlayýþý ile net bir uyum içerisinde olduðu, hatta Sümer kanunlarýnýn "cezalarýn yumuþak ve daha çok tazminat ödenmesi þeklinde olmasý" özelliði ile günümüzde hakim hukuk anlayýþýnýn ötesinde olduðunu iddia etmek çok akýlcý olacaktýr. Yine Mezopotamya'da tarihin en eski ve en iyi korunmuþ yazýlý kanunlarýndan biride MÖ 1760 yýllarýnda oluþturulan Hammurabi kanunlarýdýr. Bu dönemden önceki hukuk kayýtlarý arasýnda Ur kralý Ur-Nammu (M.Ö. 2050), Eþnunna (M.Ö. 1930), ve Lipit-Ýþtar (M. Ö. 1870) tarafýndan oluþturulan kanun metinlerine rastlanýlýr. Babil kralý Hammurabi'nin çeþitli meselelerde verdiði kararlar, Babil'in koruyucu tanrýsý Marduk adýna yapýlan Esagila Tapýnaðý'na dikilen bir taþ üzerine Akatça dilinde yazýlmýþtý. Hammurabi, toplumsal birlikteliði saðlamak ve itaatsizliði önlemek için, kendisinin göksel irade tarafýndan


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

görevlendirildiðini ve bu kanunlarý yazdýranýn güneþ tanrýsý Þamaþ olduðunu söylemiþtir. Hammurabi Kanunlarý iki metrelik silindirik bir taþ üstüne çivi yazýsý ile yazýlmýþ olan tam 282 maddedir. Ancak Sümerlerde 13 sayýsý uðursuz sayýldýðý için 13. madde yazýlmamýþtýr. Mezopotamya devletlerinde yapýlan kanunlarda aile kurumuna/hukukuna çok önem verildiði, boþanmalara düzenleme getirildiði, hapis cezalarýnýn para cezasýna çevrilmesi yolunun benimsendiði, eþya hukuku, komþuluk hukuku ve deniz hukuku konulu düzenlemeler olduðu görülmektedir. Mezopotamya hukuk anlayýþý temelde göksel iradeye dayandýrýlsa da çaðýnýn çok ilerisinde bir pratik yaklaþým getirildiði anlaþýlmaktadýr. An ti k Y una ni st a n'd a H uk uk Antik Yunan'da ve paralel olarak Antik Anadolu'da göksel iradeye dayanmayan hukuk anlayýþý noktasýnda yoðun bir arayýþ vardý. Bu dönemde elbette tanrý ve/veya tanrýlar kabul edilmekte idi ancak insanlar arasýndaki iliþkilerin ve paralel olarak hukuksal düzenlemelerin insana ait bir iþlev olduðu anlayýþý hakimdi. Yapýlan hukuki düzenlemelerde en önemli gerek þartlar doða kurallarýna uyumluluk idi. Ýlginç olarak Antik Yunan'da kanunlar krallar-yöneticiler tarafýndan deðil de asil ailelerden gelen tek iþi yasa hazýrlamak olan, eðitimli kiþiler tarafýndan oluþturulurlardý. Bu kiþiler seçilirken ya da hazýrladýklarý yasalar kabul edilirken, herhangi bir taraf tutmadýðý ya da bir politik gruba mensup olup olmadýðý araþtýrýlýrdý. Bu durumun demokrasiye geçiþi salýk verdiði daha sonra anlaþýlmaktadýr. Yunan kaynaklarýnda M.Ö. 900'lü yýllarýn baþlarýna kadar herhangi bir yazýlý yasaya rastlanmamaktadýr. M.Ö. 620'de Draco, Antik Yunan tarihinde bilinen ilk yazýlý yasayý çýkardý. Ancak bu düzenleme cinayetlerle ilgili kýsasa kýsas anlayýþýný kaldýrmasý ve yerine sürgün yaptýrýmýný getirmesi haricinde toplumsal sorunlarý çözmek bir yana, aðýrlaþtýran bir niteliðe sahipti. Bu açýdan Solon (M.Ö. 594) Draco yasasýný reformize eden ve Atina Demokrasinin geliþmesinde ilk basamak olan anayasayý yaptý. Getirilen en büyük reform ise insan haklarý baðlamýnda olup "bütün borçlarýn silinmesi ve borçlarý yüzünden köle durumuna düþenlerin köleliklerinin kaldýrýlmasý ve topraðý elinden alýnan köylüye toprak daðýtýlmasý" oldu. Ayrýca özellikle aile ve bireysel hakkýn korunmasýnda dair ciddi yenilikler getirilmiþtir. Anayasasýnýn yürürlüðe girmesinden sonra bir tiran gibi görünmemek için Solon kendi isteði ile on yýl sürgüne gitmiþtir. Ýlerleyen çaðlarda, biçim, öncelikler ve ilkeler doðrultusunda hukuk biliminde bazý sistemler ortaya çýkmýþtýr. R o ma H u ku k u; Continental-law olarak ta isimlendirilmektedir. Kýta avrupasý ülkelerinin yaný sýra ülkemizde de uygulanan sistemdir. Bu sistemde hukuk, temel amaç olarak yurttaþlar arasýndaki iliþkileri düzenlemeyi benimsemiþtir. Bundan dolayý bu sistemde Medeni Hukuk diðer sistemlere göre çok daha modern bir düzeydedir. Hukuk, özel ve kamu hukuku olarak ikiye ayrýlmaktadýr. Hukukun yaratýcýsý olarak yasa koyucular kabul edilmektedir. O r t a k Hu k u k ; Common-law olarak ta isimlendirilmektedir.

55

Anglo-Amerikan ülkelerinde uygulanmakta sistemdir. Onbirinci yüzyýlda Ýngiltere'de geliþtirilen bu sistemde, Roma hukuk sistemi gibi hukuk bölümlere ayrýlmamakta ve hukukun yaratýcýsý olarak yargýçlar kabul görmektedir. Ý s l am H u ku k u ; Dinsel ilkelere dayanýr ve hukukun temel kaynaðý olarak Tanrýnýn sözleri/Kur'an görülür. Uygulamada ise, sosyal deðiþime ve geliþime paralel olarak; Peygamberin sözleri ve davranýþlarý (Sünnet), Kýyas (analoji), Ýcma (mahkeme içtihatlarý ve bilim adamlarýnýn görüþleri) hukukun sacayaklarý olarak görev yapmaktadýr. Onikinci yüzyýl sonlarýna kadar, icma ve Kýyas unsurlarý Ýslam hukukuna kur'an ve sünneti esas alarak modernize olma ve çaðýn gereklerine uygun þekillenme yolunu açmýþtýr. Osmanlý Ýmparatorluðunda da uygulanan bu sistem 1926'da çýkarýlan Medeni Kanun ile Türkiye'de son bulmuþtur. Günümüzde temel Ýslami kurallarýn uygulandýðý ülkeler olmakla birlikte, hukuk olarak Ýslam Hukukunun uygulandýðý herhangi bir ülke bulunmamaktadýr. S o s y a l i s t H u k u k; Rusya komünist devrimini müteakiben sosyalist ülkelerde uygulanan sistemdir. Devrimin doðasý gereði daha çok ekonomik koþullara dayanmakta olup en önemli dayanaðý mülkiyet hakkýnýn bireylere deðil topluma ait olmasýdýr. Bireyler arasýndaki özel hukuktan çok toplumun hakký/çýkarlarý gözetilmiþtir. Bu hukuk sistemi aslýnda bir toplumsal dönüþüm projesinin eðitim/þekillenme basamaðýdýr ve toplumun düzene alýþtýrýlmasýnýn amaçlamaktadýr. Bu noktada, Marksist-Leninist düþünceye göre sosyalist hukuk geçici bir süreçtir ve toplum komünist düzene geçtiði/ayak uydurduðu zaman yaptýrýma dayanan bu hukuk sistemine gerek kalmayacaktýr.

Bu kýsa giriþten sonra hukuk uygulamalarýnda yönlendirici olarak týp biliminin katkýlarý ele alýnacaktýr. Hukukun tam olarak tecelli edebilmesi noktasýnda, tarihinin her evresinde ve her toplumda yardýmcý disiplinlere ihtiyaç duyulmuþtur. Bu aþamada, hukukun en önemli yardýmcý bilimlerinin baþýnda týp bilimi ve buna paralel çok disiplinli adli bilimler gelmektedir. Hukuk ve Adli Bilimler Etkileþimi

"J u s t i t i a V i rt i m r eg in a "

( A da l e t e r de m l er i n k r a l i çe si d i r )

Adli týbbýn tarihçesi kronolojik açýdan iki dönemde ele alýnmaktadýr. Erken dönemde Adli Týp þeklinde ayrý bir uzmanlýk dalý bulunmamaktadýr. Ýnsanlýk tarihinin ilk dönemlerinde bile büyücülerin yaptýklarý büyü, týbbi uygulamalar ve hukuk arasýnda karþýlýklý etkileþim olduðu bilinmektedir. Bu noktada eski çað uygarlýklarýndan günümüze deðin yaþanan süreçte adli týp ve hukuk arasýndaki etkileþimde her medeniyetten bir takým örnekler vererek olguyu somutlaþtýrmak gerekmektedir. Mýsýr; Eski Mýsýr'da týbbi uygulama hatalarýna yönelik düzenlemeler çok net bir þekilde belirlenmiþti. Hekimler hastalarýn ölümlerine sebep olduklarýnda çok ciddi yaptýrýmlarla karþýlaþmaktaydýlar. Yasalarda sabit konularda týbbi sorun kesin olsa dahi, yargýçlar bilirkiþiliðe baþvurarak týbbi


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

delilleri araþtýrmakta idiler. Tarihçiler Eski Mýsýr'da bazý cesetlerde postmortem inceleme yapýldýðýný belirtmekte ve Mýsýr'lý Ýmhotep'i (MÖ. 2980-2900) ilk adli týp uzmaný olarak kabul etmektedir. Babil; Hammurabi kanunlarýnda (MÖ. 1700), hukukun tecellisinde týbbýn kullanýldýðýna dair veri bulunmamaktadýr. Ancak, hekimlerin haklarý, yükümlülükleri, týbbi uygulama hatalarý öz olarak belirlenmiþtir. Hitit kanunlarýnda da (MÖ. 1400) kiþisel zararýn meydana gelmesinde ödenecek tazminat miktarlarýnýn belirlenmiþ olduðu dikkat çekmektedir. Ýran; Ýran'da malpratis cezalarý ve kriminal abortusa dair düzenlemeler mevcuttu. Diðer medeniyetlerden ayrý olarak yara sýnýflamasýnýn Ýran'da o dönemde yapýldýðý bilinmektedir. Çin; Özellikle zehirli bitkilere ve zehirlenme olgularýna yönelik kayýtlara MÖ. Yaklaþýk 3000 yýllarý civarýnda ulaþýlmaktadýr. Yunanistan; Hipokrates (MÖ. 460-355) yaralarýn öldürücülük durumunu belirlemeye çalýþmýþtýr. Aphorisms'te þiþmanlarýn zayýflara göre ani ölüme daha yatkýn olduklarýný kaydetmiþtir. Aristoteles (MÖ. 384-322), -Hipokrates'in aksine- fetüsün dölenmeyi müteakip 40. Günde canlýlýk kazandýðýný bu dönemden önce yapýlan düþük yaptýrýlabileceðini savunmuþtur. Syracuse kralýnýn, bir iþçinin taçtaki hilesini Archimedes'e (MÖ. 287-212) danýþmasý adli bilimlerin uygulanmasýnýn ve bilirkiþiliðin en erken örneklerinden biri olarak kabul edilmektedir. Roma; Numa Pompilius, gebeliðin son dönemi veya doðum esnasýnda ölen kadýnlarýn karnýndaki bebeklerin kurtarýlmasý vücutlarýnýn açýlmasýný ve bu iþlemden önce gömülmeyi yasaklamýþtý. MÖ. 572 yýlýnda çýkarýlan Lex Aquillia kanununda, yaralarýn öldürücülük derecesinin bir hekim tarafýndan belirlenmesi þart koþulmakta idi. MÖ.449 yýlýnda hazýrlanan XII tabloda, vasilik, ceza ehliyeti, defin öncesi ölü kontrolü, malpraktis yaptýrýmlarý gibi önemli hususlar ele alýnmýþ ve çok modern ölçütlerle düzenlemeler getirilmiþtir. Halkýn deðer verdiði Julius Caesar, Genucius ve Germanicus ölü muayeneleri kayýtlara geçen ilk kiþilerdendir. Ýmparator Justinian (M.S. 483-565) yasasýnda adli týpla ilgili inanýlamayacak detaylýkta düzenlemeler mevcuttur. Bundan sonra yaþanan geçiþ döneminde adli týbba yönelik geliþmelerin Avrupa ülkelerinden Ýtalya, Fransa ve Almanya'da ve bir doðu ülkesi olan Çin'de hýz kazandýðý görülmektedir. Bu ülkelerde hekimlerin bilirkiþi olarak mahkemelere çaðrýldýklarý, sistematik anatomik diseksiyonlarýn yapýldýðý ve ölüm sebebinin bu þekilde ortaya konmaya çalýþýldýðý görülmektedir. Bir cerrah olan Hugo de Lucca'nýn 1249 yýlýnda Bologna'da adli týp uzmaný olarak yemin etmiþtir. Detaylý olarak rapor edilen ilk adli otopsi de 1302 yýlýnda Bartolomea de Variagiana tarafýndan yapýlmýþtýr. Uzun bir dönem Fransa'da yasak olan otopsi iþlemi için 1374 yýlýnda Montpellier Fakültesi Papalýk tarafýndan yetkilendirildi. Paris'te ilk adli otopsi 1562 yýlýnda Ambroise Pare tarafýndan yapýldý. Çin'de adli týp alanýnda ilk ve primitif kaynak kitap 1250 yýlýnda Hsi Yuan Lu tarafýndan "Adli Hekimlere Talimatlar" ismi ile yayýmlandý. Bu kitapta zorlu ve þüpheli ölümlerin araþtýrýlmasýna dair metotlar irdelenmekte idi. O dönemde Çin'de

56

þüpheli ölümlerde dýþ muayene zorunlu idi ancak klasik otopsi iþlemi çok çok nadiren yapýlmakta idi. Almaya'da 1532 yýlýnda yürürlüðe konulan ve Avrupa'da geniþ bir uygulama alaný bulan Constitutio Criminalis Carolina düzenlemesinde neredeyse modern adli týbbýn bütün unsurlarý ve ana konularý ele alýnmýþ, adli týbbýn çaðdaþ hukuk için vazgeçilemez bir yol gösterici olduðu gerçeði ortaya konmuþtu. Bu dönemde çeþitli ülkelerde bir takým hekimler genelde de cerrahlar yemin ederek Adli Týp Uzmaný unvaný almaya baþlamýþlardý. Onaltýncý yüzyýl sonlarýnda, adli týbbýn, sistematik olarak incelenebilen bir bilim dalý olarak karþýmýza çýkmasý ile birlikte ikinci dönem baþlamýþtýr. Ancak 19. yüzyýla kadar adli týptaki geliþmeler -bu döneme kadarki dikey yükseliþe nazaran- yavaþ olmuþtur. Yaygýnlaþan iletiþim araçlarý ile öðrenilen bir olgu olan suç türleri yaygýnlaþmakta ve güç kazanmakta idi. Geliþen teknolojiye paralel olarak suç çeþitliliðinde inanýlmaz bir artýþ olmasý adli týbbýn çaðdaþ hukuka yardýmcý olmasýný zorlaþtýrmýþtý. Ondukuzuncu yüzyýlýn ikinci yarýsýndan itibaren teknoloji ve hukuk alanýndaki geliþmelere paralel olarak modern adli bilimlerin temellerinin atýldýðý ve hýzlý bir þekilde geliþtiði görülmektedir. Yirminci yüzyýlýn birinci çeyreðinde, kriminalistik tekniklerde çok yönlü geliþmeler ile týbbi baþlangýcýn çok yönlü alanlara yayýldýðý izlenmektedir. Bu geliþmeler sonucunda adli bilimlerin, ilk kez 1948 yýlýnda, Amerika Birleþik Devletleri (ABD)'nde "Amerikan Adli Bilimler Akademisi" içinde organize olduðunu görülmektedir. Adli bilimler þemsiyesi altýnda; adli patoloji, klinik adli týp, psikiyatri, hemogenetik, toksikoloji, mühendislik, odontoloji, entemoloji, antropoloji, arkeoloji, palinoloji gibi pek çok uzmanlýk alaný bulunmaktadýr. Týbbi alan zemininde uzmanlýk dallarý mevcut olup, farklý uzmanlýk alanlarý adli bilimler temelinde hizmet vermektedir. Yargý organlarý, bilim ve teknolojideki hýzlý geliþmelere paralel olarak, adli bilimlere, geçmiþe göre daha yoðun, daha farklý ve daha ayrýntýlý sorularla yöneltmektedir. Ýlerleyen zamanla bu sorularýn cevaplanmasý noktasýnda, mevcut uzmanlýk dallarý yeterli olmadýðýndan adli bilimlerin kendi içinde de alt dallara ayrýlma gerekliliði ortaya çýkmaktadýr. Ü l ke m i z de k i Du r u m " J u s t i t i a f i a t , r u at c o el u m" ( Gökyüzü düþse de býrak adalet yerini bulsun ) Adli týp yaþantýmýza ilk kez Osmanlý Ýmparatorluðu döneminde 2. Sultan Mahmut tarafýndan 1839 yýlýnda Mekteb-i Týbbiyye-i Þahane'nin eðitim programý içinde Týbbi Kanuni (Adli Týp) ismi altýnda yer almýþtýr. Ýlk eðitimci Avusturyalý Dr. C. A. Bernard olmuþ ve ilk otopsi 1841 yýlýnda kendisi tarafýndan gerçekleþtirilmiþtir. 20 Nisan 1982 tarihinde kabul edilen ve 1 Mayýs 1982 tarihinde yürürlüðe giren 2659 sayýlý Adli Týp Kurumu Kanunu ile Kurum yapýsý önemli ölçütte deðiþmiþtir. Günümüzde T.C. Adalet Bakanlýðýna baðlý merkezi Ýstanbul'da bulunan ADLÝ TIP KURUMU BAÞKANLIÐI ile bu kuruma baðlý çalýþan 13 ilde GRUP BAÞKANLIKLARI bulunmaktadýr. Ayrýca 50'ye yakýn ilimizde de ADLÝ TIP ÞUBE MÜDÜRLÜKLERÝ bulunmaktadýr. Adli Týp Kurumu bünyesinde bir adet genel kurul ile altý adet ihtisas kurulu bulunmaktadýr.


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

Adli Týp Kurumu bünyesinde yer alan Adlî Týp Genel Kurulu, Adlî Týp Kurumu Baþkanýnýn baþkanlýðýnda, adlî týp ihtisas kurullarý baþkan ve üyelerinden oluþur ve a) Adlî Týp Ýhtisas Kurullarý ve Ýhtisas Daireleri tarafýndan verilip de mahkemeler, hakim ve savcýlýklarca kapsamý itibariyle yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadýðý, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen iþleri, b) Adlî Týp Ýhtisas Kurullarýnca oy birliðiyle karara baðlanamamýþ olan iþleri, c) Adlî Týp Ýhtisas Kurullarýnýn verdiði rapor ve görüþleri arasýnda ortaya çýkan çeliþkileri, d) Adlî Týp Ýhtisas Kurullarý ile Ýhtisas Dairelerinin rapor ve görüþleri arasýnda ortaya çýkan çeliþkileri, e) Adlî Týp Ýhtisas Kurullarý ile Adlî Týp Ýhtisas Dairelerinin ve Adlî Týp Þube Müdürlüklerinin rapor ve görüþleri arasýnda ortaya çýkan çeliþkileri, f) Adlî Týp Ýhtisas Kurullarý ile Adlî Týp Kurumu dýþýndaki saðlýk kuruluþlarýnýn verdikleri rapor ve görüþler arasýnda ortaya çýkan çeliþkileri, Konu ile ilgili uzman üyelerin katýlýmýyla inceler ve kesin karara baðlar. Ülkemizde Adli Týp Uzmanlýk Eðitimi, 4 yýldýr. Bu süre örneðin Ýsviçre ve Almanya'da 5, Ýngiltere ve Çek Cumhuriyeti'nde 6 yýl iken, ABD'de adli patoloji eðitimi þeklindedir ve toplam 7 - 8 yýllýk bir süreyi kapsar. Yeni CMK hükümlerinden de anlaþýlacaðý üzere Bilirkiþilik Sistemi; eski CMUK'a göre epey ileri modern bir aþamaya getirilmesine karþýn, gerek Adli Bilimler Sisteminin oturmamýþ olmasý, gerek Baðýmsýz Laboratuarlarýn yaygýn ve aktif olamamasý ve gerekse mevzuatlarýn AB ve diðer çaðdaþ hukuk devletlerinin düzeylerine ulaþan ülkelerin sistemine eþleþtirilememesi sebebiyle bu konuda önemli adýmlar atýlmasý gerekmektedir. Halen ülkemizde YÖK çatýsý altýnda ve 2547 sy. Y.ö. Kanunu ile faaliyetini sürdüren 57'ü devlet, 24'u vakýf olmak üzere toplam 81 üniversite bulunmaktadýr. Bu Üniversitelerin 54'ünde(yeni üniversiteler ile birlikte) Týp Fakülteleri mevcut olup yine bu Týp Fakültelerin hemen tamamýnda Adli Týp Anabilim Dalý baþkanlýklarý kurulmuþtur. 2 Üniversitede ise; Ýstanbul ve Ankara Üniversitelerinde Saðlýk Bilimleri Enstitüsüne baðlý Adlý Týp Enstitüsü kurulmuþtur. Avrupa Adli Bilimler Enstitüsü Ýþbirliði Aðý "ENFSI" nin amacý Adli Bilimler alanýndaki; geliþmeleri, yenilikleri ve uluslararasý ve insan haklarý ekseninde yenilenen mevzuatlar doðrultusundaki deðiþimleri aktararak ortak uygulanmasýný saðlamaktýr. ENFSI bünyesinde 3 önemli alanda komitelere sahiptir: Uzman Çalýþma Grup Komitesi (EWGC), Kalite ve Kýyas Komitesi (QCC) ve Avrupa Adli Bilimler Akademisi (EAFS) ENFSI, 1993 yýlýnda kurumundan sonra çok hýzlý bir þekilde geliþerek 32 ülkede 50 Laboratuarý olan ve Avrupa Kýtasýnýn tamamýna yayýlan bir merkez oldu. Amerikan Adli Bilimler Akademisi "AAFS" "American Association of Forensic Science" 1948 yýlýnda kurularak hizmet vermeye baþlamýþtýr. Tüm bu geliþmeler, çeþitli bilim

57

dalarý ve sonucunda bir Adli Bilimler Akademisinin kurulmuþ olmasý, bilimsel gereksinimin doðal sonucudur. Dolayýsýyla, adli delil araþtýrmalarý; geliþmiþ, bilimsel yöntemleri izleme yeteneðinde olan, çok üst düzeyde eðitimli bilim insaný ya da bilim ekiplerinin uðraþý olduðu görülmektedir. Adli bilimlerin kapsamý giderek artmakta, bunun doðal sonucu olarak da, adli bilimler ile uðraþ verenler kimi zaman Bio-etik sorunlarla baþ etme çabasýndadýrlar. Tüm bunlar, alýþýla gelmiþ, geleneksel yaklaþým ve eðitimin uzak olduðu konulardýr. Bu nedenle, adli bilimler ekibinin içerisinde eskiden olduðu, ya da alýþýlageldiði gibi sadece Adli Týp Uzmaný Týp doktoru olmak yeterli deðildir. Günümüzde artýk çözümler için, pek çok deðiþik bilim alanlarýndan diploma sahibi olan uzmanlardan oluþan bir ekip gerekmektedir. Artýk yýllar öncesinin sisli fotoðraflarýnda kalan, bir týp doktoru ile bir savcý ve soruþturucudan oluþan kareler hukukun aydýnlatýlmasýnda yeterli deðildir ve olamayacaðý da tüm yayýnlarda izlenmektedir. ECLM (EUROPEAN COUNCIL OF LEGAL MEDICINE) (AVRUPA ADLÝ TIP KONSEYÝ); Avrupa ülkelerinin ulusal delegeleri tarafýndan oluþturulan "Avrupa Adli Týp Konseyi" olarak nitelenen ve "ECLM" kýsa adý ile bilinen konseyin merkezi Almanya'dadýr. AB ülkeleri kendi içlerinde üniversitelerin akademik yapýsý ile adli týp enstitülerinin yapýsýný ECLM doðrultusunda kurarlar. ECLM Avrupa'daki multi-disipliner Adli Týp koordinasyonunu ve bir bütünlük içinde iþlevi sürdürebilmesini saðlar. Avrupa düzeyinde bu multi-disipliner bilimler topluluðunun bilimsel, eðitimsel ve uzmanlýk durumlarýný koordine eder. Uygulamalarda asgari standartlarý belirler. Dünya ülkelerinin büyük çoðunluðunda, ülkemizde halihazýrdaki dar manadaki Adli Týp kavramý yerine, içi dolu, bünyesinde bir çok bilim dalýný barýndýran Adli Bilimler kavramý kullanýldýðý görülmektedir. Adalet Bakanlýðýna baðlý olarak çalýþan, bir Adli Týp Kurumunun uygulama açýsýndan, týpa týp benzerine ise, incelenen ülke ve sistemler içinde rastlanmamýþtýr. Hemen tüm ülkelerde özerk ve/veya tam baðýmsýz Adli Týbbi - [Adli Bilimler] Bilirkiþilik Kurumlarý görülerken ülkemizdeki Adli Týp Kurumu kendine özgün bir yapý olarak durmaktadýr. Ülkemizde, Adli Týp(Bilimler) uzmanlýðý týp uzmanlýðý çerçevesinde hizmetle baðdaþtýrmýþ ve týp uzmanýna (biyoloji, kimya, psikoloji, ziraat, odontoloji, kriminalistik, balistik, olay yeri inceleme,…vs.) tüm dallarý bilme - yüklenme sorumluðu getirmiþtir. AB Müktesebatýnýn Üstlenilmesine Ýliþkin Türkiye Ulusal Programýnýn Uygulanmasý, Koordinasyonu ve Ýzlenmesine Dair Bakanlar Kurulu Kararýna göre "Tüm kamu kurum ve kuruluþlarýnýn, gerekli çalýþmalarý Ulusal Programda yer alan hedefler doðrultusunda ve belirlenen zamanda gerçekleþtirmeleri esastýr" denilip yine ayný kararýn 7.md.de yer alan "Kamu kurum ve kuruluþlarý, AB müktesebatýna uyum çerçevesin de , görev alanlarýna giren konularýn gerçekleþtirilebilmesi için Ulusal Programda yer alan tedbirler doðrultusunda gerekli düzenlemeleri yapacaklardýr." hükmüne raðmen ne kurum yapýsýnda, ne de yasal mevzuatlarda gerekli düzenleme çalýþmalarýna yakýn zamana kadar baþlanmadýðý görülmektedir. Türkiye'de kanun, bilirkiþi-


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

lerin seçimini: Ýl Adlî Yargý Adalet Komisyonlarý tarafýndan her yýl düzenlenen bir listede yer alan gerçek veya tüzel kiþiler arasýndan seçmesini öngörmüþtür. Yetkinlik - yeterlilik ve akredite listelerinin oluþturularak yayýnlanmasý iþi bilimsel bir yaklaþýmý gerektirmektedir. Bu anlamda bilirkiþilerin seçimi, konunun uzmaný bilim insanlarýnca oluþturulan bir kurul tarafýndan yapýlmasý gerekirken, bu yetki adliyeye býrakýlmýþtýr. Yine kanunda bilirkiþi olarak atanan bir tüzel kiþilik ise; tüzel kiþilik kendisi adýna incelemeyi yapacak gerçek kiþi veya kiþilerin isimlerini, bilirkiþi atayacak yargý merciinin onayýna sunmasýný isteyerek bilimsel görevi veya bilimsel bilgiyi tartmayý yine adli makamlara býrakmýþtýr. Bilirkiþi talep veya tayine mahkeme; "Re'sen, Cumhuriyet Savcýsýnýn, katýlanýn, vekilinin, þüphelinin veya sanýðýn, müdafiinin veya kanunî temsilcinin istemi üzerine karar verilebilir." denilerek eski ve sadece adli makamlarla çerçevelenmiþ sistemi geniþletmiþtir. Fakat bu bilirkiþilik sisteminin "Forensic Sciences" ( Adli Bilimler ) kavramýný içeren farklý görüþlerin çarpýþmasý anlamýný karþýlamadýðý görülmektedir. Ayrýca bilirkiþilik görev alanýný sadece mahkeme, hakim ve savcý ile sýnýrlanmýþ, maðdur ve sanýk savunma sistemini, kolluk düzeneðini içermediði gözlenmektedir. Türk Ceza Muhakemeleri Kanunun 67. maddesi ile; "Cumhuriyet savcýsý, katýlan, vekili, þüpheli veya sanýk, müdafii veya kanunî temsilci, yargýlama konusu olayla ilgili olarak veya bilirkiþi raporunun hazýrlanmasýnda deðerlendirilmek üzere ya da bilirkiþi raporu hakkýnda, uzmanýndan bilimsel mütalaa alabilirler." denilerek sistemde önemli bir atýlým yapýlmýþtýr. Fakat bu karþý veya farklý mütalanýn geçerliliði, hangi kýstaslarýn ele alýnacaðý ve bu uzmanýn nasýl ve nereden belirleneceði konusunda açýklýk getirilmemiþtir. Adlî tabiplik hizmetleri, Adlî Týp Kurumu Kanunu'nun ve 224 sayýlý Saðlýk Hizmetlerinin Sosyalleþtirilmesi Hakkýnda Kanun'un 10'uncu maddelerine istinaden yetkin ve uzman Adli Bilimler uzmaný yerine büyük ölçüde Saðlýk Bakanlýðý kuruluþlarýnca da yerine getirilmektedir. Ülkemizdeki Yargýlama ve ÝddiaSoruþturma Makamlarý, Adli Týbbi Bilirkiþilik dahil olmak üzere, Adli Bilimler alanýnda, gereksinim duyduklarý bilirkiþilik görüþleri için baþka hiçbir kurum ya da bilim insanýný göz önünde bulundurmayýp, tek muhatap olarak Adli Týp Kurumunu ve görüþlerini kabul etmektedir. Modern Yargýlama Sürecinin mihenk taþlarý olan; aþaðýda Þema 1 ile gösterilen dört temelli yargý sistemine, incelenen birçok sistemde karþýlaþýlmýþ olup, ülkemizde bu tür bir yapýlanmanýn eksik olduðu izlenmektedir. Çaðdaþ hukuk devletlerinde izlenen bilimin adalete katkýsý, bilirkiþilik görevini üstlenen birey veya kurumlarýn akreditasyonlarý ile saðlanmaktadýr. Bu akreditasyonlarý saðlayan "Adli Bilimler Akademisi" yapýsýna, ABD, Ýngiltere, Avrupa, vb. ülkelerde rastlamak mümkün iken bu yapýlanmanýn Türkiye'deki eksikliði göze çarpmaktadýr. AB. Ýlerleme Raporunda, AB politikalarýnýn amacý, üye ülkelerin; suçla mücadele de iþbirliði hususlarýnda ihtiyaç duyulan hukuki ve kurumsal donanýmlara sahip olmalarýnýn saðlanmasýdýr. AB raporunda; "Týbbi muayeneler konusunda,

58

Ýstanbul Protokolü'ne uygun olarak doktorlar ve adli personel için eðitim devam etmektedir ve yeni eðitim programlarý da planlanmaktadýr. Muayeneler halen rutin olarak yapýlmaktadýr, ancak bunlarýn kalitesi ülke çapýnda garanti edilememektedir ve Ýstanbul Protokolünün tam olarak uygulanmasý enderdir. Adli týp açýsýndan kapasite sýnýrlýdýr ve Adli Týp Kurumu Adalet Bakanlýðýna baðlý olduðu için tümüyle baðýmsýz deðildir. Adli Týp Kurumu'nun Adalet Bakanlýðý üzerinden ve doðrudan bilgi veriyor olmasý nedeniyle tamamen baðýmsýz olmamasý endiþe yaratmaktadýr" denilmektedir. Adalet Bakanlýðýna baðlý Adli Týp Kurumu uygulamalarý ve yargýnýn bu kurumun görüþlerini deðerlendirmeye alýyor olmasýný "Bilirkiþilik sistemi, büyük ölçüde hukuki mütalaa veren paralel bir adli yapýya dönüþmüþtür" diye nitelendirmektedir. Yargý bilirkiþi olarak sadece Adalet Bakanlýðýna baðlý olan birimleri tanýmaktadýr. Buna ait güzel bir örnek, Antalya'da gerçekleþtirilen Adalet Bakanlýðýnýn bir "Adli Týp Günleri" Toplantýsýnda, Yargýtay daire baþkaný olan bir sayýn hâkimin, "ATK'dan rapor alýnmadan gelen her dosya bozulur" þeklindeki ifade ettiði düþünce, olabilir. Sonuç olarak Adalet Bakanlýðýna baðlý Adli Týp Kurumu adeta bir Adli yapýya ve Bilirkiþilik Yargýtay Kurumuna dönüþmüþtür. Bunun açýk bir baþka örneðini, bir üniversitenin Adli Týp Anabilim dalýnda çalýþan üç akademisyeninin imzasý ile çýkan raporun doðruluðu, ayný üniversitenin ayný anabilim dalýndan uzmanlýk alarak Adli Týp Kurumunda çalýþmaya baþlayan yeni bir uzmana sorulabilmektedir. Ya da ayný akademisyenin üniversitenin Týp Fakültesinde ilgili anabilim dalý bünyesinde öðretim üyesi sýfatý ile imza ettiði bir belge, ek görev yapmakta olduðu Adli Týp Kurumu þube müdürlüðüne yine kendisince onaylanmak üzere getirilebilmektedir. Herhalde yargý Adalet Bakanlýðýna baðlý olan bilirkiþilerin daha "baðýmsýz" çalýþacaklarýna inanmaktadýr. Peki, Týp Fakültelerinin diðer bilim dallarý için bir sorun yokken neden Adli Týp için vardýr? Çünkü diðer dallara kiþi sevk edilerek veya kendi isteði ile baþvurabilmektedir. Ancak Adli Týp hizmetlerinde kiþinin baþvurusu olamamaktadýr. Yasalarýmýzda, savunmanýn bilirkiþi raporlarý sunmasýnda, daha önce bir düzenleme yok iken 5271 sayýlý Ceza Muhakemesi Kanununda "Cumhuriyet Savcýsý yanýnda þüpheli sanýk müdafii veya vekilinin de uzman görüþü alabileceði belirtilmesine raðmen" savunmadan böyle taleplerin gelmesi çok nadiren görülmektedir. Yani savunmayý üstlenen hukukçularýmýzda üniversiteleri kullanmak konusunda ya bilgi sahibi deðiller ya da bilinmez bir çekingenliði taþýmaktadýrlar. Ülkemizde birçok alanda olduðu gibi Adli Týp alanýnda da yetiþmiþ iþ gücü kullanýlmamaktadýr. Dava sürelerinin çok uzun olmasýnýn nedenleri arasýnda gösterilen, "bilirkiþi raporlarýnýn hazýrlanmasýnýn uzun sürmesi konusunda" tüm raporlarýný ayný kurumsal yapýdan isteyen yargý ve savunmanýn sorumluluðunu da düþünmek gerekmektedir. Yargý personelinin sayýca ve eðitim açýsýndan genelde yetersiz olmasý, davalarýn süratle sonuçlandýrýlmasý bakýmýndan olumsuz etki yapmaktadýr" denilerek bu konularýn ya da baþlýklarýn hiç birisi ile ilgili olarak, þu ana dek kayda deðer bir


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

tedbir veya çözüme yönelik bir adým atýlmadýðý belirtilmektedir. Halen Adalet Bakanlýðýnýn bünyesinde bulunan Adli Týp Kurumu ve ona baðlý Þube Müdürlükleri ile Grup Baþkanlýklarýnýn özerk yeni bir yapýya kavuþturulmasý gerekmektedir. Birden fazla yetkin ve yetkili laboratuarlarýn, bilirkiþilerin ve kurumlarýn olmasý, "Forensic Science'in" anlamý olan farklý düþünce ve bilginin birbiriyle çarpýþtýrýlarak doðrunun ortaya çýkmasýný saðlayacak bir yapýnýn oluþturulmasý hiç kuþkusuz öncelikle ulusal hukukumuzun geliþimi ve Türkiye'nin yargýsal yapýsýnýn güçlenmesine yol açarak, demokratik hukuk devleti yapýlanmamýzý da destekleyecektir. Ülkemizde de çaðdaþ hukuk devletlerinde izlenen bilim akademilerine benzer bir "Türkiye Adli Bilimler Akademisinin" kurulmasý gereklidir. Adli bilimler alanýnda yetiþecek adaylarýn eðitim - öðretimini, uzmanlaþma süreci ve çalýþma ölçütlerini belirleyecek hukuki düzenlemenin açýklandýðý, karar verme merci olmayan, bilirkiþilik yargýtayý gibi davranmayan, adli rapor düzenlemek yerine düzenleyen kurum, kuruluþ ve bireyler ile laboratuarlarý denetleyen, onlarýn akredite olmasýný saðlayan bir akademik yapý tesis edilmelidir. Türkiye Adli Bilimler Akademisi bu manada bilim dallarýna yön verici bir merkez, Sempozyum, Konferans, Seminer, Eðitim ve Yayýnlar ile ülke genelinde bu alandaki bilim insanlarýnýn geliþimine katký saðlayan, bu tür bilimsel etkinlikleri yönlendirip yöneten baðýmsýz ve özerk bir kurum olarak nitelenebilir. Ayrýca bu A D L Ý B Ý L Ý M L E R K A N U N U " na yeni yapýyla uyumlu bir "A gereksinim vardýr. "TT Ü R K Ý Y E A D L Ý B Ý L Ý M L E R A K A D E M Ý S Ý" TABA(TAFS)'ne ve bu dalda uzman yetiþtirecek çok sayýda merkeze özellikle üniversiteler bünyesinde kurulacak olan Adli Bilimler Enstitüleri'ne gereksinim vardýr. Akademi ulusal bir bütünlük ve katýlým içermeli, özellikle yapýsý içinde Üniversitelerden, Enstitülerden akademisyenler ile Diþ Hekimleri Odasý, Tabipler Odasý, Eczacýlar Odasý, Mühendisler Odasý ve Baro gibi Meslek Odalarý ile Sivil Toplum Örgütlerinin katýlýmý saðlanmalýdýr. Adalet Bakanlýðý ve Kolluk Kuvvetlerinin de görüþleri alýnarak temsilcileri bu yapý içinde bulundurulabilir. Akademi Genel Kurulunun seçtiði Yönetim Kurulu ile bu yönetim kurulunun YÖK ile birlikte önerdiði üç baþkan adayý arasýndan Cumhurbaþkanýnca atanan akademisyenin bir sonraki genel kurul tarihine dek görev yapmasýnýn uygun olabileceði deðerlendirilmelidir. Akademi Genel Kurul Delegasyonunun oluþturulmasý ve belirlenmesinde, YÖK Atama ve Yükselme Kriterleri göz önüne alýnarak yapýlmasýnýn uygun olacaðý kaçýnýlmazdýr. Bütün verilerin ýþýðýnda ülkemizdeki Adli Bilimler / Adli Týp yeniden yapýlanmasý ile ilgili kýsa / orta ve uzun vadede yapýlamasý gerekenler ya da yapýlabilecekler aþaðýda özetlenmeye çalýþýlmaktadýr. 1. Ýlk aþamada en kýsa vadede Adli Týp Uzmanlarý Derneðinin hazýrladýðý Adli Týp Yeniden Yapýlanma el kitapçýðýnda belirtilen önerilerin ivedilikle göz önüne alýnarak uygulamaya konulmasý gerekmektedir. 2. Adli Bilimler Kurulu oluþturularak, Adli Bilimler ve bilirkiþilik yapýlanmalarýnýn tam baðýmsýz ve özerk olmasý saðlanmalýdýr.

59

3. Sav makamýnýn ve mahkemelerin olduðu gibi savunmanýn da bilirkiþiliði yapýsý geliþtirilerek, yargý tarafýndan benimsenmesi saðlanmalýdýr. 4. Türkiye Adli Bilimler Akademisi'nin (TABA / TAFS) kurulmasý ve etkin bir akreditasyon merkezi olacak þekilde faaliyetini sürdürmesi saðlanmalýdýr. 5. Yeni yapýlanma geçiþ sürecinde, Adli Týp Kurumu Üniversitelerarasý iþbirliðinin yerel birimler olarak saðlanmasý temin edilmelidir. 6. Adli Týp Kurumu, Adalet Bakanlýðý bünyesinden soyutlanarak, ilk aþamada Saðlýk Bakanlýðýna baðlý bir hastane benzeri yapýya dönüþtürülmeli ve son karar mercii konumundan ivedilikle uzaklaþtýrýlmalýdýr. Yeterli sayýda öðretim üyesi bulundurmasý halinde geçiþ dönemi süresince Týpta uzmanlýk eðitimini sürdürmelidir. 7. Ancak kademeli olarak Adli Týp uzmanlýk eðitimi, TUS sonucu baþarýlý adaylar arasýndan Týp Fakülteleri bünyelerinde yer alan Adli Týp Anabilim dallarýnda verilmelidir. 8. Adli Týp Anabilim Dallarý ve Adli Týp Enstitülerinin, Adli Týp Kurumunun tüm birimleri ile iþbirliðinde ortak bilirkiþilik ve laboratuar iþlemlerini paylaþýyor olmasý benimsenmelidir. 9. Üniversitelerde yer alan Týp Fakültesi Adli Týp Anabilim Dallarýnýn iþlevleri, konumlarý ve teknolojik donanýmlarý hýzla güçlendirilmelidir. 10. Adli Bilimler alanýndaki Yüksek Lisans ve Doktora çalýþmalarý, Üniversiteler de yer alan Enstitüler, Adli Týp Anabilim Dallarý ve Adli Týp / Bilimler Enstitülerinin koordinasyonunda gerçekleþtirilmelidir. 11. Üniversitelerin ilgili birimlerinin bir araya gelmesiyle geliþtirilen çaðdaþ hukuk devletlerindeki örnekleri ile özdeþ Adli Bilimler yapýlanmalarýnýn ve araþtýrmalarýnýn saðlanmasý, gerekirse koordine amaçlý bir enstitünün teþkil edilebilmesi gereklidir. 12. Adli Bilimler konusunda uzmanlarýn çok hýzlý bir þekilde gerekli eðitimleri verildikten sonra ülke genelinde yeterli miktarda uzman bulundurulmasý ve asgari teknolojik donatýmýn saðlanmasý ve 13. Her bölgede bulunmasý zorunlu olmayan laboratuar ve uygulamalar içinse uygun bölge merkezlerinin sorumlu tutulmasýnýn saðlanmasý ( Saðlýk Bakanlýðýna baðlý merkezler, Üniversite ve baðýmsýz laboratuarlar ) gereklidir. 14. Adli Bilimler, Adliye ve Kolluk Kuvvetleri arasýnda koordinasyonu arttýrarak Kolluk ve Adli Makamlarýn da bu konularla ilgili ayrýntýlý bilimsel bilgi donanýmýna sahip olmasý saðlanmalýdýr. 15. Adli bilimler hakkýnda donanýmlý özel birimler kurulmalý ve böylece Kriminal ve Olay Yeri Ýnceleme Þubelerinin emniyet müdürlükleri bünyelerinden baðýmsýz emniyet genel müdürlüðü içinde özerk bir konuma getirilmesi saðlanmalýdýr. 16. Bu birimler de TABA ya da benzeri bir merkez tarafýndan akredite edilmiþ birim ve laboratuarlara dönüþtürülmelidir. Böylece bilirkiþi raporlarýnda yer alan görüþ ve bildirimler kiþisel olmaktan çýkarak, bilimsel özellikte olmasý saðlanmalýdýr. 17. Bilirkiþilik sistemini, AB 2005 Türkiye Ýlerleme


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

Raporunda belirtilen, büyük ölçüde hukuki mütalaa veren paralel bir adli yapýya dönüþmüþlükten kurtararak, baðýmsýz, özerk, akademik bilimsel bir yapýya kavuþturulmasý ivedi amaç olmalýdýr. Bu nedenle TABA uzun vadede varýlmasý istenilen ve düþünülen hedef olmalýdýr. Yukarýda maddeler halinde özetlenen yeni yapýlanma modeli ülkemiz için artýk olmazsa olmaz bir gereksinimdir. Adli olaylarda her aþamada birlikte çalýþmasý, ortaya ortak bir ürün çýkarmasý gereken birimlerin, farklý yerlerde, farklý yöntemlerle ve standardize edilmemiþ bir þekilde hizmet vermeleri, çaðdaþ hukuka objektif delillerin sunulmasý açýsýndan önemli bir sorun teþkil etmektedir. Adli - týbbi muayene ve otopsiler, uzun süren bir bilgi birikimi ve deneyimi gerektirmesine karþýn, ülkemiz hala bu uygulamalarý pratisyen hekimlere yaptýran nadir dünya devletlerindendir. Aslýnda mevcut yapýlanmalara ve uzman sayýlarýna bakýlacak olduðunda, adli týp / adli bilimler hizmeti verebilecek birey veya birimlerin hiç de azýmsanmayacak düzeyde olduðu dikkati çekmektedir. Mevcut yapý göz önüne alýndýðýnda temel sorunun yeterli/etkin organizasyon ve iþbirliðinin olmamasý olduðu anlaþýlmaktadýr. Yukarýdaki bilgiler ýþýðýnda, ilk çaðlardan günümüze kadar adli bilimlerle hukuk arasýnda ciddi bir etkileþim olduðu, birindeki geliþimin/deðiþimin diðerini de pozitif etkilediði görülmektedir. Tarihsel evrim sürecinde ilkel hukuk normlarýnýn çaðdaþ hukuka veya günümüz modern hukukuna evrilmesi basamaklarýnda en önemli pay adli bilimlere aittir. Çünkü adli bilimlerdeki her yeni geliþme ile yargý organlarýna daha detay inceleme yapabilme, sorgulama yolu açýlmýþtýr. Bunun en somut ve en önemli örneði, "suçludan kanýta deðil, kanýttan suçluya ulaþma" yönteminin geliþimidir. Bu nedenle Adli Bilimler olmadan Çaðdaþ Hukuk kavramýndan söz edilemez. Ayný þekilde evrim basamaklarý kesintiye uðramýþ hukuk mekanizmalarýnda da adli bilimlerin geliþmesi ve zenginleþmesi söz konusu deðildir. Ülkemizde Adli bilimler hizmeti veren birimlerde ciddi sorunlar bulunmaktadýr Bu sorunlarýn da ciddi hatalara yol açtýðý görülmekte ve kamuoyunda uzun süredir tartýþýlmaktadýr. Bu sorunlarýn en temel ögesi standartlaþma sorunu olup, "kanýttan sanýða deðil de sanýktan kanýta" doðru bir hukukun hala uygulanýyor olmasý, hukukun henüz adli bilimleri yeterince talep etmiyor oluþudur. Çeþitli ülkeler tarafýndan en geliþmiþ adli bilimler yapýlanmasý olarak görülen Amerika Birleþik Devletleri adli bilimler laboratuarlarý ve uygulamalarý son günlerde ciddi eleþtiriler almaktadýr. Amerikan Ulusal Bilim Akademisi ( National Academy of Science, NAS ), baþta Amerika Birleþik Devletleri Baþkaný, Senato ve Millet Meclisi olmak üzere, týp, hukuk ve diðer bilim alanlarýndaki pek çok bilimsel organizasyona gönderdiði ulusal raporunda, Amerika Birleþik Devletlerinde Çaðdaþ Hukuk gereði Adli Týp ve Adli Bilimler alanýnda bir yeniden yapýlanmanýn gerektiðini, mevcut yapýnýn bilirkiþilikler ve bilirkiþilik kurumlarý açýsýndan tartýþmalý hale geldiðinden söz etmektedir. Bunun da Amerika Birleþik Devletlerinde uygulanmakta olan hukuka yansýmalarýndan ve adaletin gerçekleþtirilmesinde ciddi ve onarýlmaz hatalara yol

60

açabileceðinden söz edilmektedir. Amerikan Adli Bilimler Akademisi dünyadaki en önemli adli bilimler yapýlanmasý olarak bu sorunu ivedilikle çözme kararý almýþ, gerek Amerika Birleþik Devletleri Baþkaný, Meclis Bilim Komisyonu ve gerekse de Birleþik Devletler Senatosunun, Amerikan Ulusal Bilim Akademisinin raporu doðrultusundaki taleplerinin muhatabý olarak Akademi 2009 dönemi baþkaný Thomas L. Bohan, akademi bünyesinde yeniden yapýlanma araþtýrma kurulu oluþturmuþtur. Kurul bir ön rapor yayýnlamýþtýr. Yayýnlanan bu bilgiler ýþýðýnda Amerikan Adli Bilimler Akademisi üyelerinden ayrýca gelecek yeni görüþ - öneriler ve bilimsel çözümlemeler, gerek alt çalýþma kurullarýnda gerekse akademinin yönetim kurlunda görüþülerek sonuçlandýrýlmaya çalýþýlacaktýr. Sonuçlandýrýlan Amerikan Adli Bilimler Akademisinin bilimsel görüþ ve önerileri bir rapor halinde Amerika Birleþik Devletleri Baþkaný, Senato ve Millet Meclisi ile Amerikan Ulusal Bilim Akademisi ( National Academy of Science, NAS ), týp, hukuk ve diðer bilim alanlarýndaki pek çok bilimsel organizasyona gönderilecek, Amerika Birleþik Devletlerinin Çaðdaþ Hukuk gereði Adli Bilimler alanýnda bilirkiþiler ve bilirkiþilik kurumlarý açýsýndan yeniden yapýlanmasý sunulacaktýr. Öneriler kýsmýnda belirtildiði gibi adli bilimler alanýnda çalýþanlarýn yaný sýra, tüm hukuk uygulayýcýlarý ile kamuoyu bilgilenmesinin saðlanmasý da gerektiði vurgulanmaktadýr. Gerek Amerikan Ulusal Bilim Akademisi ( National Academy of Science, NAS ), gerekse Amerikan Adli Bilimler Akademisinin ( AAFS ) rapor, öneri ve çalýþmalarýndan gelecek yýllarda Amerika Birleþik Devletlerinde bugünkü uygulamalardan çok daha geliþmiþ, çok daha demokratik, bilimsel ve çaðdaþ hukukun gerektirdiði bir Adli Bilimler yapýlanmasý ile uygulamalarýna tanýk olacaðýz. Yüzyýlýmýzda pek çok bilimsel, teknolojik ve sosyal konuda dünya ülkelerinin üzerinde ciddi etkisi olan Amerika Birleþik Devletlerindeki bu geliþimin de diðer yeryüzü ülkelerini, baþta Avrupa Birliðini ve ülkemizi etkileyeceði kanýsýndayýz. Amerikan Adli Bilimler Akademisinin adli bilimler ve hukuk uzmanlarý heyeti; Mümkün olan en kýsa zamanda, yüksek güvenilirliðe sahip bilimsel bir organizasyon tarafýndan, adli bilimler kuruluþlarýnýn bilimselliðini deðerlendiren bir çalýþmanýn baþlatýlmasý gerektiðini vurgulamaktadýr. Ve eðer bu deðerlendirme soruþturmasý, bahsi geçen kuruluþlarýn bilimsel bir temelinin olmadýðý sonucuna varýrsa, bu organizasyon, bahsi geçen kuruluþlarýn onaylanmasý için ne tür bir çalýþmaya ihtiyaç olduðuna karar vermelidir demektedir. Tüm kamu ve özel adli bilimler laboratuarlarýnýn ilgili organizasyon tarafýndan belirlenen minimum laboratuar akreditasyon þartlarýný saðlamasý ve akreditasyon kurullarý tarafýndan belirlenen adli bilimler laboratuar akreditasyon þartlarý, laboratuar çalýþanlarýnýn, kendi alanlarýnda belirlenmiþ, bilirkiþilik uygulamalarýnýn sertifikasyonunu kapsayacak þekilde güçlendirilmelisi gerektiðini vurgulamaktadýr. Ayrýca Adli bilimler metodolojilerinin ve terminolojilerinin standardize edilmesi ve bu terminolojilerin tanýmlarýnýn halk tarafýndan ulaþýlabilir olmasý vazgeçilmez bir zorunluluk olduðu belirtilmektedir. Tüm Adli bilimler alanlarý için profesy-


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

onel Adli Bilimler Organizasyonlarý kurulmasýný ve bunlarýn güçlenmeleri için kaynak saðlanmasý gerektiðini, yine bu organizasyonlarýn üyeleri tarafýndan uyulacak etik kurallarýn da belirlenerek yürürlüðe konulmalý gerektiði özellikle vurgulanmaktadýr. Üyelikten çýkarma cezalarý ve/veya daha ciddi kural ihlali nedeni ile verilen cezalar yürürlüðe konularak, araþtýrmalarýn ve yapýlan bilirkiþiliðin en güvenilir þekilde yapýlmasýnýn saðlanmasýna dikkat çekilmektedir. Amerika Birleþik Devletlerindeki adli bilimler kuruluþlarýnýn, mecburi bir akreditasyon sistemine, sertifikasyona, ve/veya "Forensic Specialties Accreditation Board, ASCLD/LAB, the Medical Specialties Accreditation Board ve The Forensic Science Education Programs Accreditation Commission" gibi halihazýrda akreditasyon ve sertifikasyon ile ilgili baðýmsýz profesyonel kuruluþlarýn deðerlendirmesine tabii tutulmasýnýn önemi belirtilmektedir. Adli bilimler ve adli bulgular konularýnda hukukçularýn bilgisi artýrýlmasý gerektiði ve bu konuda sorumluluðun adli bilimler uygulayýcýlarýna ve hukukçulara avukatlara ait olduðu belirtilmektedir. Farklý seviyelerde baþlangýçlarýn olduðu bilgilendirme programlarýnýn, tüm adli bilimler disiplinlerini kapsayacak þekilde, "American Academy of Forensic Sciences, the International Association for Identification, the National Association of Criminal Defense Lawyers, the National District Attorneys Association ve The National Center for State Courts" gibi profesyonel adli bilimler uygulayýcýsý organizasyonlar, "Federal Judicial Center ve The National Institute of Justice" gibi hükümet kuruluþlarý ile iþbirliði içinde oluþturulmasý gerektiði ve geliþtirilmesinin önemi vurgulanmaktadýr.

Türkiye, hak ettiði uygar dünyanýn bir parçasý olmak sürecinde, hukuki geliþimin temeli olarak Adli Bilimler ve Adli Týp alanýndaki bilirkiþilik sistemini de, örnek aldýðý çaðdaþ hukuk devleti ülkelerdeki sistemlere en yakýn yapýya kavuþturmak durumundadýr. Hatta o ülkelerinde ötesinde, insanlýðýn yüksek uygarlýk hedefine en yakýn hale getiren örnek ülke yapýsýna dönüþmek hedef ve amacýný gütmelidir. Bu amaçla; yukarýda sýralanan ve aktarýlmaya çalýþýlan yeniden yapýlanma modeli, kýsa, orta ve uzun vadeli olarak düþünülmelidir. Kýsa vadede Adli Týp Kurumunun yerel bölgesel üniversiteler iþbirliðinde yapýlanmasý, orta vadede bilirkiþilik yapýlarýnýn tama yakýn özerk ve baðýmsýz bilim kurumlarý haline dönüþtürülmesi gereklidir. Uzun vadede ise Türkiye Adli Bilimler Akademisi'nin (TABA / TAFS) ile standartlaþma, akreditasyon sistemi ve eðitim - geliþim çalýþmalarý uygulamaya konulmalýdýr. Ulusumuzun daha gönençli, kutlu ve hukuk ilkelerinde eþitlikçi bir bilirkiþilik sistemini en kýsa zaman diliminde gerçekleþtirebileceði inanç ve dileðindeyiz. (*) P r o f . D r . M e t e K o r k u t G Ü L M E N MAFS 2007 - 2009 Dönem Baþkaný, IALM 2009 - 2012 Bilim ve Kongre Dönem Baþkaný Çukurova Üniversitesi Týp Fakültesi Adli Týp Anabilim Dalý Baþkaný www.mafs2009.org

61

KA YNA KLA R 1. ATUD Adli Týpta Yeniden Yapýlanma el kitapçýðý, 2007 Adana. 2. Mehmet Emin Çakýcý Adli Týp Yüksek Lisans Tezi, 2007 Adana. 3. Doç. Dr. Ahmet Hilal, Cumhuriyet Bilim Teknik yazýsý "BÝLÝRKÝÞÝLÝK UYGULAMALARI ve ADLÝ TIP 2007. 4. Çukurova Üniversitesi Týp Fakültesi Adli Týp Anabilim Dalý çeþitli çalýþmalarý, 1992 2008. 5.http://www.turkhukuksitesi.com/showthread.php?t=4849 6. HANCI Ý.H. , Adli Týp ve Adli Bilimler , Seçkin Yayýncýlýk, Ankara 2002 7. SAFERSTEÝN, Forensic Science Handbook. Vols I. II & III, (Prentice-Hall, Englewood Cliffs, N.J.: 1982, 1988, 1994) 8. TC. Bakanlar Kurulunun Avrupa Birliði Müktesebatýnýn Üstlenilmesine Ýliþkin Türkiye Ulusal Programýnýn Uygulanmasý, Koordinasyonu ve Ýzlenmesine Dair Kararý 9. JANIKOWSKI W. Rýchard, JD, FEDER Lynette, PhD "Crýmýnology And Crýmýnal Justýce"2004 10. STINCHCOMB, J.D. (1996). Opportunities in law enforcement and criminal justice careers. Rev. ed. Lincolnwood, IL: VGM Career Horizons.(Ref. Desk HV 8143 .S86 1996) 11. WARNER, J.W. (1992). Federal jobs in law enforcement. New York: Prentice Hall. (Ref. Desk HV 8143 .W347 1992) 12. SALAÇÝN S, ÇEKÝN N, GÜLMEN MK, KELLECE L. Adli Týp Uzmanlýk Eðitimi (Bir anket Çalýþmasý). 1.Ulusal Adli Týp Kongresi, 1-4 Kasým 1994, Ýstanbul. 13. GÜLMEN MK, ÇEKÝN N, ÖZDEMÝR H, ALPER B, SAVRAN B, ÞEN F, SALAÇÝN S. The Problems Related to the Crime Scene Investigations in Turkey. Advancement in Science, 14-16 July 1995, York, U.K. 14. GÜLMEN MK, HÝLAL A, ALPER B, ÇEKÝN N, BÝLGÝN N. Halk Saðlýðý Planlamasýnda Otopsinin Yeri ve Önemi IV. Ulusal Halk Saðlýðý Kongresi Kitabý, Adana: Çukurova Üniversitesi Matbaasý, 1998: 199-201. 15. GÜLMEN MK, ÇEKÝN N, HÝLAL A, SALAÇÝN S. Adli Týp Uygulamalarýnda Bilirkiþiliðin Etik Ýlkeler Açýsýndan Sorgulanmasý Adli Týp Bülteni (229/98 sayýlý yayýn) 18.05.1999 tar yayým. 16. ALPER B, SALAÇÝN S, ÇEKÝN N, GÜLMEN MK. The Curriculum of Forensic Medicine in Çukurova Medical School and the Problems of Forensic Medicine Education Medical Education in 21th. Century, Marmara University School of Medicine Press, 1995: 87-90. 17. SALAÇÝN S, ALPER B, ÇEKÝN N, GÜLMEN MK. The Medico-Legal System in Turkey, Undergraduate and Postgraduate Curriculum of the Forensic Sciences Acta Medicinae Legalis, Vol.XLIV, 1994: 372-374. 18. FEDERAL BUREAU OF INVESTIGATION Handbook of Forensic Science Washington, D.C.: 1990) 19. GÜLMEN MK. Adli bilirkiþilik görevinde çift taraflý sorumluluk ve etik ilkeler. IV. Adli Bilimler Kongresi. 10 - 13 Mayýs 2000 Ýstanbul Üniversitesi Týp Fakültesi, Ýstanbul. 20. GÜLMEN MK, SARICA AD, ÇEKÝN N, ALPER B. Forensic Physcology in Turkey. 15th Triennial meeting of the International Association of Forensic Sciences, 22 - 28 August 1999 Los Angeles, California, USA. 21. ALPER B, ALTUN A, GÜLMEN MK, DAÐ H, ÇEKÝN N. Forensic Serology and Haemogenetics in Turkey. 15th Triennial meeting of the International Association of Forensic Sciences, 22 - 28 August 1999 Los Angeles, California, USA. 22. ÇEKÝN N, GÜLMEN MK, HÝLAL A, SALAÇÝN S. Hekimlerin Ýhbar Yükümlülüðü (TCK 530) ile Ýlgili Etik Sorunlar III. Týbbi Etik Sempozyumu Kitabý, Ankara: Yükseköðretim Kurulu Matbaasý, 1998: 509-513 23. ECKERT W.G. , Introduction to Forensic Sciences ,Second Edrition, CRS Pres, New York ,1997 24. HANZLICK, R. AND COMBS, D. (1998, March 18). Medical examiner and coroner systems: History and trends. JAMA, The Journal of the American Medical Association, 279(11):870-4. 25. www.aafs.org 26. www.fbi.gov 27. DAVIES, G. (1986). Forensic science. 2nd ed, rev. Washington, DC: American Chemical Society. (Stacks HV 8073 .F58 1986) 28. European Council in Legal Medicine ,Dökümanlar (http://www.irm.unizh.ch/eclm/files) 29. Parliamentary Assembly of the Council of Europe Dökümanlar (http://www.irm.unizh.ch/eclm/files) 30. Manual On The Effectiive Prevention and Investigation of Extra-Legal, Arbitrary and Summary Executýons, UN Office at Vienna Centre for Social Devolepment anda Humanitarian Affairs , New York , 1999 31. Adli Bilimler Dergisi, (1-9.sayýlar) SeçkinYayýncýlýk, 2002,2003,2004 32. www.atk.gov.tr 33. WRIGHT, R.K. & TATE, L.G. (1980). Forensic pathology - last stronghold of the autopsy. American Journal of Forensic Medicine and Pathology, 1(1), 57-60. (Bound RA 1001 .A4 34. KATHERINE B. KILLORAN, Career Resources in the Forensic Sciences, DeLucia, R.C. & Doyle, T.J. (1998). Career Planning Ýn Criminal Justice. 3rd. ed. Cincinnati, OH: Anderson Publishing Co. (Ref. Desk or Ref. HV 9950 .D45 1994 - 1998 edition on order) 35. HILL, I.R., KEISER-NIELSEN, S., VERMYLEN, Y., FREE, E., DEVALCK,


BÜTÜN TÜRKLER BÝR ORDU

E. & TORMENS, E. (1984). Forensic odontology - Its scope and history. Bicester, Eng: Ian R. Hill. (Stacks RA 1062 .F67 1984) 36. http://www.abft.org 37. http://polnet (Ýntranet) (www.egm.gov.tr ) 38. KAYGUSUZ Ziyaettin "Avrupa Ýnsan Haklarý Mahkemesi Kararlarý Çerçevesinde Kollukta Olmasý Gereken Olay Yeri Ýncelemesi" 26.05.2005 tarihli A.Ü. Erzincan Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Bölümü Yüksek Lisans Tezi 39. BROWNLIE, A.R., (Ed.). (1984). Crime investigation, art or science?:Patterns in a labyrinth. Proceedings of a conference held at Christ Church, Oxford, on 24 & 25 September 1982. New York: Columbia University Press. (Stacks HV 8073 .C678 1984) 40. OSTERBURG, J.W. and WARD, R.H. (1997). Criminal investigation: A method for reconstructing the past. 2nd ed. Cincinnati, OH: Anderson Pub. Co. (Stacks HV 8073 .O833 1997) 41.http://www.freerepublic.com/forum/a3a8e7f557ebf.htm 42.http://www.gradschools.com/listings/out/forensic_out.html 43. www.tncrimlaw.com/forensic/fsbiblio.htm 44. http://www.thename.org/career/career.htm 45. HOSHOWER, L.M. (1999). Dr. William Maples and the role of the consultants at the U.S. Army Central Identification Laboratory, Hawaii. Journal of Forensic Sciences, 44(4), 689-691. 46. Reforming the FBI laboratory (Interview with new FBI crime laboratory Director Donals M. Kerr). (1997, November 10). Chemical & Engineering News, 75(45), 15. 47.http://www.istanbul.edu.tr/enstituler/adli/tarihçe_index 48. http://www.adlitip.ankara.edu.tr/ 49. Austrian Legal System 2.2. Public Law: Constitutional Law 50.http://www.uio.no/~mostarke/forens_ent/forensic_entomology.html 51. MEDLAND, M. (1991, March 11). Dentist takes a bite out of murder (Duane T. DeVore, forensic dentistry expert). Baltimore Business Journal, 8(40), 1 52.Toxic Substances Control Act: Hearing on S. 776 Before the Subcomm. on the Environment of the Senate Comm. on Commerce. 94th Cong., 1st Sess. 343 (1975) 53. SNYDER, Homicide Investigation: Practical Information for Coroners, Police Officers, and Other Investigators, (Third Edition) (Charles C. Thomas, Sprinqfield, IL: 1977) 54.DE FOREST, P.R., GAENSSLEN, R.E. and LEE, H.C. (1983). Forensic science: An introduction to criminalistics. New York: McGraw Hill. (Reserve HV 8073 .D38 1983) 55.http://www.fbi.gov/programs/lab/labhome.htm 56.http://www.forensicdna.com/careers.htm 57.Polis Akademisi(Güvenlik Bilimleri Fakültesi), Basýlmamýþ Kriminalistik Ders Notlarý 2004 58.http://caag.state.ca.us/caldojvl/ccilibrary/index.htm 59.http://anil299.tripod.com/vol_001_no_002/paper008.html 60.SASEM, "Olay Yerinin Ýncelenmesi, Güvenliði ve Maddi Deliller" hizmetiçi eðitim kursu ders notlarý,2003 61.www.lib.jjay.cuny.edu 62.http://www.dnaftb.org/ 63.BOCA RATON, FLA. Forensic dentistry. (1997).: CRC Press. (Stacks RA 1062 .F66 1997 ). 64.GREENE, D. (1993, 12.19). The role of psychiatry in criminal cases. New York Times, WC, 3:1. 65.OGLOFF, J.R.P., TOMKÝNS, A.J. and BERSOFF, D.N. (1996, March). Education and training in psychology and law/criminal justice: Historical foundations, present structures, and future developments. Criminal Justice and Behavior, 23, 200-35. 66.ÇAKICI M.EMÝN, Ç.Ü.Adli Týp ABD.Bþk. Yüksek Lisans Semineri "Olay Yerinin Ýncelenmesi" 2003 Yýlý 2.Bahar Dönemi Seminer Çalýþmasý 67.http://omni.ac.uk/subject-listing/W601.html 68.www.pimall.com/nais/links-forensic.html 69.GÖK Þ., ÖZEN C. , Türkiye'de Adli Týbbýn Tarihçesi ve Teþkilatlanmasý , TC.Adalet Bak. ATK.Yayýnlarý Ýstanbul 1982 70.14.04.1982 tarih ve 2659 sayýlý "Adli Týp Kurumu Kanunu" ve 19.02.2003 tarih ve 4810 sayýlý "Adli Týp Kurumu Kanununda Deðiþiklik Yapýlmasý Hakkýnda Kanun" 71.28.03.1983 tarih ve 2809 sayýlý "Yükseköðretim Kurumlarý Teþkilatý Kanunu" 72.www.eu.gov.tr

73.http://www.abgs.gov.tr/indextr.html 74.http://www.maksimum.com/haberler/ozeldosya/126/17542.php 75.Adli Týp Dergisi Cilt 15, Sayý 1, Sayfa 89 76.http://www.adlitip.org/yazilar/turkce/konular/adli_tip/adli_tip_nedir.htm 77.http://www.med.ege.edu.tr/~hanci/anabilimdali.html 78.http://www.tr.net/saglik/adli_tip_2.shtml 79.http://www.med.ege.edu.tr/~hanci/adlitipadlibilim.htm 80.http://www.turkforensic.com/index.php?option=com_frontpage&Itemid=1 81.http://www.ceza-bb.adalet.gov.tr/mevzuat/cmkgerekce.doc 82.04.12.2004 tarih ve 5271 sayýlý Ceza Muhakemesi Kanunu 83.http://www.bafs.org.uk/cgi-bin/somsid.cgi?session=994857A&page=activities 84.http://www.forensic.gov.uk/ 85.TÜMER A.Rýza, adlibilimler@yahoogroups.com " Almanya'da Adli Týp Uygulamalarý" 2006 86.Forensic Science International Dergisi 144. sayýsý (S: ) 87.http://www.feinc.net/cs-inv.htm 88.http://www.enfsi.org/ 89.www.ebooks-library.com 90.10.03.1983 tarih ve 2803 sayýlý Jandarma Teþkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu 91.14 Nisan 1928 tarih ve 1219 sayýlý Tababet Ve Þuabatý San'atlarýnýn Tarzý Ýcrasýna Dair Kanunu 92.12.3.1921 tarih ve 38 sayýlý Tababeti Adliye Kanunu 93.224 sayýlý Saðlýk Hizmetlerinin Sosyalleþtirilmesi Hakkýnda Kanun 94.www.abhaber.com/belgeler/0520ABKomisyonu2005ilerlemeraporu.pdf 95.20.11.2005 tarihli AB Komisyonu 2005 Türkiye Ýlerleme Raporu 96.08.11.2006 tarihli AB Komisyonu 2006 Türkiye Ýlerleme Raporu 97.Alper B, Çekin N, Gülmen MK, Hilal A. Adli Týp Ders Notlarý. Adana: Çukurova Üniversitesi Basýmevi, 2008. 98.Aþýrdizer M, Cantürk G, Sarý H, Büken B, Ýþler H. Ölüm Olaylarýnda Olay Yeri Ýncelemesindeki Aksaklýklarýn Belirlenmesi ve Çözümü için Öneriler(Anket Çalýþmasý). Adli Týp Dergisi, 2001; 15(1):45-54. 99.Çekin N, Eren T, Hilal A, Gülmen MK, Savran B. Olay Yeri Ýncelemesinde ve Delillerin Eldesinde Özel-Eðitimli Ekiplerin Önemi. Yýllýk Adli Týp Toplantýlarý, 2001; 293-295. 100.Eckert WG. Introduction to Forensic Sciences. Eckert W G. Introduction to Forensic Sciences. 2nd Ed., New York: CRC Press, 1997: 1-11. 101.Field KS. History of the American Academy of Forensic Sciences, 50 Years of Progress 1948-1998. 1st Ed., Düsseldorf, Germany: 100 Barr Harbor Drive, 1998. 102.Fincancý ÞK. http://saglik.tr.net/adli_tip_2.shtml 103.Gök Þ, Özen C. Adli Týbbýn Tarihçesi ve Teþkilatlanmasý. Ýstanbul: Nazým Terzioðlu Matematik Araþtýrma Merkezi Baský Atölyesi, 1982. 104.Gök Þ. Adli Týp-Dün, Bugün ve Yarýn. 1.Baský, Ýstanbul: Temel Matbaacýlýk, 1995. 105.Hilal A, Çekin N, Karanfil R. Adli Otopsilerin Belirli Merkezlerde Yapýlmasýnýn Gerekliliði. Yýllýk Adli Týp Toplantýlarý, 2002: 322-325. 106.Ýnanýcý MA, Birgen N, Ý Akyay Ý. Çarpýp-Kaçma Tipindeki Trafik Kazalarýnda Olay Yeri Ýncelemesi. Adli Týp Dergisi, 2000; 14:43-53. 107.Polat O, Ýnanýcý MA, Aksoy M.E. Adli Týp Ders Kitabý. Ýstanbul. Alemdar ofset,1997:26-28. 108.Rau J. 13th Meeting International Association of Forensic Sciences. 1st Ed., Düsseldorf, Germany: Institute of Forensic Medicine, 1993. 109.Wikipedia Özgür Ansiklopedi. Hukuk-Adli Bilimler. http:// tr.wikipedia.org 110.Thomas L.Bohan PhD. JD. AAFS President Opening Lecture, AAFS Meeting 2008 Colarado. Recomendations; boardcomments@aafs.org 111.Strengthening Forensic Science in the United States: A Path Forward, Adli Bilimler Camiasýnýn ihtiyaçlarýnýn belirlenmesi için kurulan Komite: Applied and Theoretical Statistics Komitesi, National Research Council, National Academy of Sciences, 2009. AAFS Recommendations Committee: Madeline H. deLone, JD; Karen Kafadar, PhD; Jan E. Leestma, MD, MM; John J. Lentini, BA; David R. Senn, DDS; Ronald L. Singer,

Ey TÜRK ul usu! Silkin ve kendi ne dön! Ni çin y anýl ýy osun? Bütün bunl ar kendinden, kendi öz benl iginden uzaklaþý p düþmana dönük yaþadýðýn için oldu. BÝLGE KAÐAN 62


Altýn Elbiseli Adam! TÜRKSÖZÜ

Þ i md i y e ka d ar T ü r k t a r i h i n i n i l k y a zý l ý b e l g el er i n i n O r h u n A b i d e l e r i o l d u ð u b i l i n i y or d u . N e y a zý k k i h a l a , bý r a ka l ý m Ý l k öð r et i m o k u l l ar ý n ý v e l i se l e r i , ü n i v e r s i t e l e r i m i z d e da h i b u ay n ý c eh al et de v a m et me k t e. . GÝRÝÞ Þimdiye kadar Türk tarihinin ilk yazýlý belgelerinin Orhun Abideleri olduðu biliniyordu. Ne yazýk ki hala, býrakalým Ýlköðretim okullarýný ve liseleri, üniversitelerimizde dahi bu ayný cehalet devam etmektedir. Hâlbuki 1969 yýlýnda, Kazakistan’ýn eski baþkenti Almatý’nýn 50 km. kadar yakýnýndaki Esik Kurganý’nda ele geçirilen buluntular arasýndaki bir yazýt, Türk tarihinin ilk yazýlý belgesi olma hakkýný kazanmýþtýr. O halde, neden bu cehalet hala devam etmektedir ve neden kendini tarihçi gören kimseler bu konuda sessiz kalmaktadýr? Ne acýdýr ki çok önemli olmasýna raðmen, konu hakkýnda yazýlmýþ tek bir Türkçe müstakil kitap yoktur. Ýþte biz de, bu hazin tablonun ortadan kalkmasýnda bir faydasý olmasý için, hiç olmazda geçmiþ atalarýn anýsýna, böyle bir araþtýrma yapmayý kendimize mecburi kýldýk. Umarýz ki bu acizane çalýþmamýzla gayemize ulaþabilmiþizdir. I . BÖ L Ü M

E S Ý K ( I S S I K ) K U R GA N I ’ N I N K E Þ F Ý VE B U L U N TU L A R 1. E SÝ K (I SSI K) KUR G ANI ’ NI N K E ÞFÝ 1969–1970 yýllarýnda, Kazak Bilimler Akademisi’nin, Tarih, Arkeoloji ve Etnografya Enstitüsü’nün Arkeoloji bölüm baþkaný Kemal Akiþoðlu’nun yönetiminde kazýlan, Alma Ata þehrinin 50 Km. yakýnýndaki, þimdiki Issýk Kasabasý’nda bulunan Esik Kurganý bir tesadüf sonucu ortaya çýkarýlmýþtýr. Bekin Nur Muhammedov, 61 yaþýnda, tarihçi. “Ben bir Nayman’ým (Bir Moðol kabilesi). Doðdum büyüdüm buralarda yaþarým.” diyor. “Az ileride bir fabrika var. 1969 yýlýnda fabrikanýn inþaatý devam ederken mezar ortaya çýkmýþ. Tarihçi olduðum için gelip bakmamý istediler. Ben oraya vardým ve mezarý ellerimle aralamaya baþladým. Mezarlarýn üzerindeki aðaçlar ateþ görmüþ gibi yanmadan kül haline dönüyordu. Altýn Elbiseli Adam çýktýðýnda parýltýsýndan ve ýþýðýndan gözlerimiz kamaþtý, bir süre bakamadýk ona. Altýn Elbiseli Adam’ýn yanýnda, üzerinde yazýlar olan bir de tas vardý. Elindeki yüzüðü ben taktým.” Daha sonralarý durum yetkililere bildirilir ve kazý daha geniþ çaplý olarak devam ettirilir. Cesedin altýn zýrhýnýn ve çok sayýdaki altýn eþyanýn mezarda ele geçirilmesi kurganýn soyulmadýðýný göstermektedir. Esik Kurganý’nýn yapýsý için þunlar söylenebilir: 7. metre derinliðindeki mezar odasýnýn üzeri toprak-taþ yýðýnýyla kapatýlmýþtý. Bu oda, diðer Hun kurganlarýnda olduðu gibi inþa edilmiþtir. Kalýn çam kütüklerinden yapýlmýþ mezar odasýnýn ölçüleri 3x2 metre ebadýndadýr. Odanýn derinliði ise 1.20

63

metredir. Ancak, çam kütüklerinin içeriden yontularak düzleþtirildiðini görüyoruz. Araþtýrmacýlarýn açýklamalarýna göre mezar odasýnýn ahþap strüktürü dýþýnda hazýrlanmýþ ve sonra kazýlan çukura indirilmiþtir. Zeminden kurganýn tepesine kadar olan yükseklik 9 metreyi, kurganýn üzerindeki suni tepenin çapý ise 60 metreyi bulmaktadýr. Öncelikle bu buluntularýn hangi topluluða ait olduklarý meselesi tartýþma konusu olmuþtur. Kazýyý yapan Kazak- Türk arkeologlarý bu eserleri genellikle M.Ö. V-IV. Yüzyýllara ve Sakalara mal etmektedirler. Kazaklar kendi kökenlerini Türk olarak kabul ettikleri Sakalara dayandýrdýklarý için bu þekilde bir düþünceye varmýþlardýr. Yapýlan çeþitli araþtýrmalar, eserlerin bozkýr kültürüne mensup Türk veya en azýndan Türklerle akraba (ya da Türkleþmiþ) bir kavim tarafýndan yapýldýðýna iþaret ediyor. Yazýnýn Göktürk kitabelerinin alfabesine benzerliði ve eserlerin mitolojik, ikonografik özelliklerinin Hun sanatýna çok uygun oluþu nedeniyle, özellikle Türkiyeli Türk araþtýrmacýlar bunlarý Hun eseri olarak nitelendirmiþlerdir. 2. KUR G AN’ D AN ÇI K AN M AT A R YA LLE R Açýlan mezarýn içinden dört bine yakýn altýn eþya çýkarýlmýþtýr. Mezarda ele geçen çeþitli eþyalar arasýnda keramik kaplar, ahþap tabaklar, 2 gümüþ kupa ve yazýnýn üzerinde yer aldýðý bir gümüþ çanak ile baþka birçok obje vardýr. 18 yaþýnda olmasý gereken genç bir prense ait cesedin üzerindeki altýn zýrh baþlý baþýna bir sanat eseridir.

2 . 1 . AL TI N E L B Ý S E L Ý A DA M V E Ç A N A K TA K Ý Y AZ I 18 yaþýnda olmasý gereken genç bir prense ait cesedin üzerindeki altýn zýrhýn baþlý baþýna bir sanat eseri olduðunu söylemiþtik. Bu elbise tamamen saf altýndan yapýlmýþ ve mükemmel bir iþçilikle yapýlmýþtýr. Bu elbisenin özellikleri þöyledir: Cesedin baþýnda üzerinde altýndan yapýlmýþ tasvirlerin aplike olarak yer aldýðý külah þeklinde bir baþlýk bulunmaktadýr. Baþlýðýn tepesinde de bir hayvan heykelciði yer alýr. Ayrýca ok uçlarý, altýn yapraklar, dað kývrýmlarý üzerinde dünya aðacýnda kuþlar, arslan, dað keçisi gibi mitolojik ve sembolik açýdan önemli olan hayvan tasvirleri vardýr. Baþlýðýn önünde boynuzlu- kanatlý atlar simetrik olarak yer almaktadýr. Zýrh gömlek, eþkenar dörtgenler þeklinde birleþen parçalardan oluþur. Eþkenar dörtgenlerin bir tarafýnda üçgenimsi yaprak þekilleri vardýr. Kollarýn üst kesimlerinde ve yenlerinde arslan baþlarý bulunmaktadýr. Yaka çevresinden aþaðýya inen ve etekte de devam eden þerit de arslan baþlarýndan oluþmaktadýr. Deri kemer üzerinde altýn aplike kemer plakalarýnda hayvan tasvirleri bulunmaktadýr. Kemer levhalarýnda dizleri büyük, boynuzlarý arkaya doðru uzanan geyik tasvirleri, üsluplaþmýþ arslan baþlarý bulunmaktadýr. Cesedin giydiði pantolonu ve çizmesinin yukarý taraflarýyla dizleri de altýndan süs-


TÜRKSÖZÜ

lüdür. Prensin sol tarafýnda kýný altýnla kaplý hançeri bulunmaktadýr. Sað tarafýnda da kemerine altýnla baðlanmýþ iki tarafý keskin bir kýlýcý bulunmaktadýr. Onun ayrýca yine altýn kaplý bir kamçýsý da ele geçirilmiþtir. Hançerin kabzasýnda ve kýnýnda da hayvan tasvirleri yer alýr. Ayný husus kýlýç için de geçerlidir. Esik kurganýndan çýkarýlan eserlerin hepsi Hun sanatýnýn yapým ve süsleme tekniklerine uymaktadýr. Hayvan tasvirleri, Türk hayvan tasvirlerine uygun olarak ele alýnmýþtýr. Muhtelif þekillerde (kaþýk, kepçe, bardak gibi) tanýmlanan gümüþ çanak üzerinde 26 harf tespit edilmiþtir. Bu harflerin okunmasý çalýþmalarýnda özellikle Olcas Süleymanov’un yaptýðý çeviri yanký uyandýrmýþtýr. Onun dýþýnda Prof. Musabayev’in, transkripsiyon ve tercümesi pek taraftar bulmamýþtýr. Bununla birlikte eserler üzerinde olduðu gibi, çanak üzerindeki yazýnýn çözülmesi için yapýlan çalýþmalar da halen devam etmektedir. Ýlk tercümeyi yapan Süleymanov þöyle bir ifadeyi önermiþtir: “Khan uya Üç Otuzý (da) yok boltý utýðsi tozýltý.” “Han’ýn Oðlu yirmi üç yaþýnda yol oldu (Halkýn?) adý saný da yok oldu.” Hatice Þirin’e göre ise, Göktürk yazý sistemi þimdilik bilinmeyen bir tarihte Türkler tarafýndan kullanýlmaya baþlanmýþtýr. Türk damgalarýnýn ve ideogramlarýnýn gelebileceði en ince ve ekonomik noktayý gösteren Göktürk yazýlý ilk metin örneði, M.Ö. IV.- V. yüzyýllara ait olduðu tespit edilen Esik Kurganý’ndan çýkarýlan gümüþ bir çanaðýn içine kazýlmýþtýr; ancak bu yazýnýn bilim ölçütlerine uyan bir okuma denemesi henüz yapýlamadýðýndan, 687- 692 yýllarýna tarihlendirilen Çayr kitabesi, Göktürk yazýlý en eski metin olarak kabul edilmiþtir. II. B ÖLÜ M A L T I N E L B Ý S E L Ý A DA M ’I N V E Y AZ I N I N ÖN E M Ý 1 . AL T I N E L BÝ S E L Ý AD AM ’ I N S A N AT S AL V E TA R Ý H S E L O LA R AK D E ÐE R Ý Altýn Elbiseli Adam, saf altýndan ve mükemmel el iþçiliði ile yapýlmýþtýr. Üzerindeki süslemeler gayet dikkat çekicidir ve günümüz teknolojisi dahi bunu yapmada hayli zorlanacak gibidir. Ayrýca bu süslemeler Türk kültür tarihi açýsýndan da çok deðerlidir. Esik altýn levhalarýndaki motifler, at, dað keçisi, geyik, kaplan, pars, kurt, yýrtýcý kuþ gibi motifler taþýr. Dikkat edilirse bu öðeler klasik Türk kültürünün öðelerindendir. Yine bu öðelerin Hun sanatýnda sýklýkla kullanýldýðý hatýrlatýlmalýdýr. Bu süslemelerde hayvan motifleri canlý bir þekilde resmedilmiþtir ki bu üslup Türklerin icadý olan “Hayvan Sanatý”nýn benzeridir. 2 . Ç AN A K T AK Ý Y AZ I VE BU YA Z I N I N T Ü R K T AR Ý H Ý A ÇI SI ND AN ÖNE M Ý Tarihçiler Altýn Elbiseli Adam’ýn Ý.Ö. 6. yüzyýla ait olduðunu söylüyorlar ama bu konuda tartýþma var. Ýnceleme heyetindeki Kazým Mirþan farklý düþünüyor ve bu tarihi Ý.Ö. 3.500’e götürüyor. Mirþan, Altýn Elbiseli Adam’ýn yanýnda bulunan gümüþ tastaki yazýyý okuduðunu, bu yazýdaki dilbilgisi, cümle dizimi ve kelime yapýsýný ancak o tarihlere ait olabileceðini

64

belirtiyor. Kazakistan Bilimler Akademisi Tarih ve Etnoloji Enstitüsü Baþkaný Prof. Dr. Mamet Koygeldi, özellikle Altýn Elbiseli Adam üzerinde duruyor. Sovyet döneminde mezarda bulunan kemiklerin on dört ayrý karbon testinin olduðunu ve bunlarýn birbirini tutmadýðýný, bu on dört ayrý testin özellikle birbiriyle örtüþtürülemediðini ifade ediyor. Fakat aðýr basan görüþ bu tarihin M.Ö. 5–4. yüzyýl olduðudur. Bu eserler, Almatý Þehrinin Ortalýk Müzesi’nde sergilenmektedir. Müzede sergilenen altýn elbiseli adam, gerçeðinden bir uyarlama. Gerçek buluntu, Kazakistan Merkez Bankasý kasasýnda saklanýyor. Kazakistan’da herkesin bildiði ve deðer verdiði, onur, gurur duyduðu bir varlýk gibi. Almatý’nýn en büyük meydanýnda onun heykeli var. Resim bölümü öðrencileri meydanda o heykelin resmini yaparak çalýþýyor. Kazakistan’ýn her yerinde Altýn Elbiseli Adam’dan bir þeyler görmek mümkün. SO NUÇ Görülüyor ki, Türk tarihinin ilk yazýlý belgelerinin Orhun Abideleri olduðu fikri artýk deðiþmektedir, deðiþmelidir. Esik Kurganý’nda çýkan yazýt, haklý olarak Türk tarihinin ilk yazýlý belgesi unvanýný taþýmaktadýr. Fakat bu konuda sýkýntýlar yaþanmaktadýr. Öncelikle bu kurgan’daki kemiklerin karbon deneyleri tarafsýzlýkla yapýlmamakta ve bunda kötü bir niyet yatmakta olduðu gayet açýk bir þekilde kendini göstermektedir. Bu kemiklerin on dört ayrý testi yapýlmýþ fakat hiçbiri birbirini tutmamaktadýr. Öyleyse, baþta, bu kurganýn resmi sahibi olan Kazakistan ülkesinin ve daha sonra Türkiye gibi Türk ülkeleri içinde geliþmiþ bulunan ülkelerin bu konuda hassas davranmasý gerekmekte ve her türlü yardýmý yapmakta elinden geleni yapmayý kendine bir ödev hissetmesi mecburi olmaktadýr. Yine Türk ülkelerinin baþta gelen görevlerinden biri de, devam eden kazýnýn maddi gelirinin arttýrýlmasý ve böylece daha verimli sonuçlar elde edilmesinin saðlanmasýdýr. Diðer bir görev de, bu projeye deðerli ilim adamlarýnýn gönderilmesidir. Fakat en önemli görev baþta tarihçilere düþmektedir. Her þey bir yana, artýk Türkler için yazýnýn kullaným tarihinin çok öncelere dayandýðý, yazýnýn icadýnýn Türkler tarafýndan gerçekleþtirilmiþ olunabileceði gibi bilgiler topluma ulaþtýrýlmalýdýr. Ýþte bunu da tarihçiler yapmalýdýr. Bu konu hakkýnda hala, Türkiye’de yazýlmýþ tek müstakil kitap olmamasý Türkiyeli tarihçilerin yüzkarasýdýr. Umarýz ki bu kara leke, en kýsa zamanda silinecektir. KAYNAKÇA

ÇAY, Abdülhaluk M. - Ýlhami Durmuþ, “Ýskitler”, Türkler, C.I, Yeni Türkiye Yayýnlarý, Ankara 2002, s.575–596. / ÇORUHLU, Yaþar, “Hun Sanatý”, Türkler, C.IV, Yeni Türkiye Yayýnlarý, Ankara 2002, s.54–76. ESÝN, Emel, “Ýç Asya’da Milattan Önceki Bin Yýlda Türklerin Atalarýna Atfedilen Kültürler”, Türkler, C.I, Yeni Türkiye Yayýnlarý, Ankara 2002, s.494–517. / KAFESOÐLU, Ýbrahim, Türk Milli Kültürü, Ötüken Yayýnlarý, Ýstanbul 2003. / SOMUNCUOÐLU, Servet, “Altýn Elbiseli Adam”, Atlas Dergisi, S. 137, Aðustos 2004, s.138–142. ÞÝRÝN, Hatice, “Türklerde Alfabe ve Kimlik”, Türkler, C.III, Yeni Türkiye Yayýnlarý, Ankara 2002, s.740–753.

g enc a tsý z l a r. c om si te si n de n a l ý ntý dý r .


DÝLDE - FÝKÝRDE - ÝÞDE - BÝRLÝK

55


Türk Sözü Dergisi 7. Sayı