Issuu on Google+


Merhaba sevgili arkadafllar, So¤uk k›fl günlerini geride b›rakt›k. Birçok bölgede a¤açlar çiçek açmaya, yapraklar uç vermeye bafllad› bile. Do¤an›n uyan›fl›n› izlerken yeni bir say›yla birlikteyiz. Belki bu yaz görmek isteyece¤iniz bir yere götürece¤iz sizleri; Göbekli Tepe’ye... Göbekli Tepe geçti¤imiz y›llarda tüm dünyan›n ilgisini çeken bir keflif. Derinliklerine inildikçe insanl›k tarihinden yeni bilgiler sunan Anadolu’nun ba¤r›ndaki bu mücevherimizi sizler için araflt›rd›k. Çanakkale Savafllar›n›n y›ldönümü nedeniyle Büyük Atatürk’ü, flehit ve gazilerimizi bir kez daha sayg›yla anaca¤›z. Çevre sayfalar›m›zda, dünyam›z› yaflan›l›r k›lan biyolojik zenginlikleri ele ald›k. Arkadafllar, geçti¤imiz yüzy›lda Akdeniz’in derin sular›nda bulunan ve hâlâ tam olarak çözülemeyen Antikythera Düzene¤i’ni merak ediyorsan›z, dergimizde anlatmaya çal›flt›k. Sa¤l›k bölümümüzde vücudumuzun ihtiyaç duydu¤u havan›n dolafl›m›n› sa¤layan akci¤er sa¤l›¤›m›z› nas›l koruyaca¤›m›z› inceledik. Türk Standardlar› Enstitüsünün karayollar›nda tehlikeli maddelerin tafl›nmas› ile ilgili çal›flmalar›n› inceleyecek ve standardlar›n önemini bir kez daha vurgulayaca¤›z. Aç›k ve kapal› alanlarda rahatça oynayabilece¤iniz bir oyunu hep birlikte tan›yaca¤›z: Bezirgânbafl›. 2014 y›l›n›n ilk günlerinde Cumhuriyetin yetifltirdi¤i önemli bir bilim insan›n› ve ayd›n› kaybettik. Halet Çambel’in yaflam›na k›saca bir göz att›k. De¤erli bir besin kayna¤› olan avokadoyu tan›mak için yaz›m›z› mutlaka okuyun. Ayd›nlatma teknolojilerinin tarih içindeki yolculu¤unu takip ederken, büyük kufllar›n göçünü ve kaybolmaya yüz tutmufl mesleklerden çerçilik konular›n› zevkle okuyaca¤›n›za inan›yoruz. Hepinizi sevgiyle kucakl›yor; bahar günlerinin güzel geçmesini diliyoruz.


4 TÜRK STANDARDLARI ENST‹TÜSÜ ÖNCÜ ÇOCUK DERG‹S‹ Ocak-fiubat-Mart 2014 • Y›l: 19, Say›: 69 Sahibi Türk Standardlar› Enstitüsü Ad›na Hulusi fientürk

Göbekli Tepe

18

Sorumlu Yaz› ‹flleri Müdürü Ahmet Pelit Yay›n Kurulu Hatice Alt›n A. Sabit Yöney Asl›han Köker Canan Do¤an Türkay Birben

Antikythera Düzene¤i

Yönetim Yeri Türk Standardlar› Enstitüsü Halkla ‹liflkiler ve Yay›n Müdürlü¤ü OF‹M, 100. Y›l Bulvar› No: 99 Ostim / Ankara Tel: 0 312 592 50 86 - 592 50 85 e-posta: oncucocuk@tse.org.tr

32

Abone Ümüt Öztürk Tel: 0 312 592 50 11 - Faks: 0 312 592 50 91

Çocuk Oyunlar›

Yay›n Türü: Yerel Süreli Bas›m Tarihi: Mart 2014 Bask›: Korza Yay›nc›l›k Bas›m San. ve Tic. Ltd. fiti. Büyük Sanayi 1. Cadde No: 95/11 ‹skitler ANKARA Tel: 0 312 342 22 08 • Faks: 0 312 341 14 27 www.korzabasim.com.tr Yay›na Haz›rlayan: Zet Tan›t›m Ltd. fiti. www.zettanitim.com.tr Teflekkür Bu say›daki katk›lar›ndan dolay› Dr. Eyüp Bayatl›’ya teflekkür ederiz.

48 “V” fieklinde Uçan Kufllar


Çanakkale Savafllar›

Biyolojik Çeflitlilik

10

14 TSE Tehlikeli Maddelerin Karayoluyla Tafl›nmas› ve ADR

22

28

Akci¤er Sa¤l›¤›

38

Halet Çambel

34

Avokado

40 Ayd›nlatma Teknolojileri

52

58

Çerçilik

Önemli Gün ve Haftalar


Arkadafllar, yafladı¤ımız topraklar tarih boyunca pek çok medeniyete yurt oldu. Güzel ülkemiz, tarihi zenginli¤iyle yeryüzünde en zengin bölgedir. Öyle ki hâlâ yeni keflifler yapılıyor. Bunlardan birisi de son yıllarda adını sıkça iflitti¤imiz Göbekli Tepe.

Göbekli Tepe, fianlıurfa kent merkezinin 12 kilometre kuzey do¤usunda eskiden beri bilinen bir ören yeri. Dünyanın bilinen en eski dini yapılar merkezi. Çevredeki en yüksek tepede yer alıyor ve her yönden rahatlıkla görülebiliyor. Kazı bölgesinin önemi tarlasını karasabanla sürerken buldu¤u oymalı taflı müzeye götüren, sorumluluk sahibi bir yurttaflımız olan Mahmut Kılıç sayesinde anlaflılabilmifl.


1994 yılında arkeolojik çalıflmalar baflladı ve 1995 yılında Alman Profesör Klaus Schmidt tarafından bilimsel olarak tanımlandı. Tarihte “Bereketli Hilâl” olarak adlandırılan bölgenin kuzeyinde konufllanmıfl. Yörede bulunan ve aynı döneme ait oldu¤u bilinen Çayönü ve Nevala Çori gibi sıradan bir yerleflim alanı de¤il. Göbekli Tepe, Cilalı Tafl Devri tapınaklarından olufluyor. Göbekli Tepe’de flimdiye kadar ortaya çıkartılan en eski tapına¤ın günümüzden 12 bin yıl önce yapıldı¤ı saptandı. Arkeologlara tarih belirleme konusunda en önemli yardım kimya biliminden gelir. Bilim insanları tarafından Karbon 14 testi ismi verilen bir test Göbekli Tepe’de flimdiye kadar bulunan bazı örneklere de uygulandı. Bulgularına göre, o tarihlerde insanlar henüz yerleflik yaflama geçmemifllerdi. Peki ma¤aralarda yafladı¤ı varsayılan avcıgöçebe topluluklar, henüz yerleflik düzene bile geçmeden bu yapıları nasıl tasarladılar?

Modern insanın atalarının Afrika’dan yayılan son dalgayla, dünyanın de¤iflik bölgelerine yaklaflık 40 bin yıl önce da¤ıldı¤ı düflünülüyor. ‹nsanlar bir yandan biyolojik evrimini sürdürürken, do¤al çevre de sürekli olarak de¤ifliyordu. ‹nsanların bunlarla birlikte teknolojisi de geliflti ve daha hassas aletler yapmaya baflladılar. Buzul Ça¤ı’ndan hemen sonra, yaklaflık 14 bin yıl önce dünyanın her yerinde iklim kuflakları yer de¤ifltirdi. O dönemde yaflayan avcıtoplayıcılar Tafl Devri’ne damgasını vurmufl topluluklardır. Çok verimli olan bu bölgelerde, daha tarıma geçmeden yerleflik yaflamı sürdürebilecek fizîki ortam ortaya çıktı. Uygarlı¤ın, en ilkel halinden bafllayarak, bu bölgede yerleflik toplumlar tarafından gelifltirildi¤i zaten biliniyordu. Ancak Göbekli Tepe’de henüz tarıma geçilmemiflken, yazının bulunmasından 7 bin yıl önce, neolitik insanı tarafından böyle yapılar tasarlanması, bilim insanları için sürpriz oldu.


Peki bu tapınaklar nasıl oldu da bozulmadan günümüze kadar geldi? Yapıldıktan 1000 yıl sonra tapınakların üzeri tamamen toprakla örtülmüfl. Tapınaklar tonlarca metreküp malzeme kullanılarak gömülmüfller. Bunun sonucunda da mükemmel bir flekilde korunmufllar. Nedendir bilemiyoruz, ama insanlar bu tapınakları gömerek 300 metre çapında bir tepe oluflturmufllar. Tapınak yapmak için öncelikle bir inanç gerekiyor. Bilim insanları, henüz inanç sistemleri konusunda bir sonuca ulaflamadılar. Güney Do¤u Anadolu’da Çayönü, Nevala Çori ve Halan Çemi’de günümüzden 11-12 bin yıl önce ortak bir tapınak yapma

anlayıflı oluflmufltu. Büyük olasılıkla bölgenin ilk tapınakları Göbekli Tepe’de yapıldı ve sonraki bin yıllarda yerleflim merkezlerinde yapılan kült binalarda bu uygulama düzeni tekrar edildi. Neolitik dönemde yapılan bu tapınakların ortak özellikleri vardı. Nifllerle ve payandalarla flekillendirilen yüksek duvarlarla çevrilmifllerdi. Duvar boyunca oturulup tören izlenecek sekiler yapılmıfl. Tapınakların tabanları su geçirmeyecek flekilde tafl ve kum ile kaplanmıfl. Bilim insanları, bulunan heykel ve kabartmaların konusunda uzmanlaflmıfl sanatçılar tarafından yapıldı¤ını belirtiyorlar. Göbekli Tepe’yi infla edenler, bu tapınakları tafl ile taflı keserek yapmıfllar. Esas araç


bu yörede çokça bulunan çakmaktaflı. Göbekli Tepe’de çakmaktaflından yapılmıfl, Tafl Devri insanlarınca kullanılan çok sayıda alet bulundu. Çakmaktaflı ile kireçtaflını kolaylıkla yontuyor, heykel ve kabartmalar yapıyorlardı. Bu basit el aletleriyle, yaklaflık 40 ton a¤ırlı¤ında, blok halinde bulunan tek parça kireçtaflından, yükseklikleri 4-6 metre arasında de¤iflen dikilitafllar oymufllar. Üstelik bu taflları yaklaflık 2 kilometre uzaklıktaki ocaklardan tapınaklara taflımıfllar. Taflları çok büyük bir emekle kesmifl, taflımıfl ve yerlerine yerlefltirmifller. Göbekli Tepe’de yapılan kazılar ve jeomanyetik arafltırmalar sonucu, tapınak olabilecek en az 20 yapı tespit edilmifl. Bilim insanları 6 tapına¤ı gün ıflı¤ına çıkardılar. Bu tapınaklar bir

anafikre ba¤lı kalıyorlar. Her düzenin ortasında iki devasa dikilitafl, onları çevreleyen duvarlar ve duvarların içinde de baflka dikilitafllar var. Binadan ziyade tafl daireler oluflturmufllar ve bu heybetli tafl dairelerin çatısı yok. Bunlar çatısız açıkhava tapınakları. Göbekli Tepe kazılarında 3 farklı formda tapınak ortaya çıkarıldı. Bu tapınaklar B, C ve D harfleriyle adlandırılıyorlar. Tapınakların formları de¤iflkenlik gösteriyor. Söz gelimi C tapına¤ındaki dikilitaflların dizilimi spirale benzer bir form olufltururken D tapına¤ını


çevreleyen dikili tafllar elips biçiminde dizilmifl. Bu tapınakları çevreleyen dikili taflların sayıları da de¤iflken. Tek ortak özellik, merkezde bulunan ikiz “T”ler. Tüm bu tapınakların merkez noktası T biçimindeki dikilitafllar. Zira bu T biçimi insanı simgeliyor. Bazı dikilitafllarda insan tasvirini tamamlayan kol ve parmak flekilleri var. Tafltan oluflturulmufl duvarlar T biçiminde betimlenmifl bu insanları birbirine ba¤layarak bir araya getiriyor. Ortada duran iki dikili tafl daha büyük. Onları çevreleyen di¤er tafllar daha küçük. T biçiminde stilize edilmifl insanların bir araya gelmesi belki de bilinmeyen tarihin temelini oluflturan bu ilk buluflma Göbekli Tepe tapınaklarında gerçekleflti. Taflların üzerinde ço¤unlukla tekil hayvan ve soyut sembol oymalarına ya da bunlardan meydana gelen sahnelere rastlanıyor. Dikilitafllar üzerlerindeki oymalar aracılı¤ıyla kendileri hakkında bir hikâye anlatıyor gibiler. Bize o zamanın efsanelerini aktarıyorlar. Göbekli Tepe’de 12 bin yıl öncesinden bilgi taflıyan sembolik bir anlatım var. Bu anlatım soyut semboller, tilki, yaban domuzu, turna, bo¤a, yılan ve örümcek gibi birçok hayvan motifi içeriyor.

Göbekli Tepe’de insanlar kendi mitlerinin iletilerini gelece¤e bırakmak istemifller. Bu mesajları bırakma flekli bilimsel olarak yazı denilemeyecek bir ön yazı. Burada bize öyküyü açıklayan, lisan ya da terimlerden ba¤ımsız, bir takım semboller söz konusu olabilir. Göbekli Tepe’de sembolik anlatım açısından en zengin olan B tapına¤ında çok önemli flekiller var. B tapına¤ı 12 adet “T” ile çevrelenmifl. Arkadafllar, bereketli Harran Ovası’nın hemen kuzeyinden yükselen bu muhteflem yapıları kimlerin yaptı¤ını ve nereye gittiklerini henüz bilmiyoruz. Göbekli Tepe hakkında flimdilik bildiklerimiz bu kadar. Ancak, bizleri flaflırtmaya ve her gün yeni fleyler ö¤retmeye devam ediyor.


1

Millî Parklar› bulun!

Edirne K›rklareli

Sinop

8

Bart›n

6

Zonguldak İstanbul

11

Kastamonu

Tekirdağ

Artvin

Trabzon

Bolu

Ordu

Amasya

Çank›r›

Giresun

Kars

(Sakarya)

9

Çorum Çanakkale

Gümüşhane

Tokat Bilecik

Bursa

10

Ardahan

Rize

Düzce Adapazar›

Yalova

Samsun

Karabük

İzmit (Kocaeli)

MARMARA DEN‹Z‹

Bayburt

Bal›kesir

Erzurum

Iğd›r

K›r›kkale

ANKARA

Ağr› Yozgat

Eskişehir

Erzincan

Sivas

Kütahya K›rşehir Tunceli Manisa

2

Afyon Aksaray

Ayd›n

Elaz›ğ

Bitlis

Malatya

7

3

5

Muş Van

Kayseri

İzmir

4

Bingöl

Nevşehir

Uşak

Diyarbak›r Siirt

Konya Isparta

Denizli

Batman

Niğde

Burdur

1

Muğla

Kahramanmaraş

Osmaniye

Karaman Antalya

Adana Mersin

ޛrnak

Hakkari

Ad›yaman Şanl›urfa

Mardin

Gaziantep Kilis

(İçel)

Antakya (Hatay)

H Spil Dağı Millî Parkı H Sultan Sazlığı Millî Parkı H Karagöl Sahara Millî Parkı H Karatepe-Aslantaş Millî Parkı H Dilek Yarımadası Millî Parkı H Honaz Dağı Millî Parkı H Gala Gölü Millî Parkı H Kızıldağ Millî Parkı H Küre Dağları Millî Parkı H Nene Hatun Millî Parkı H Kazdağı Millî Parkı Arkadafllar, yukar›daki Millî Parklar› harita üzerinde bulup, numaralar›n› isimlerinin önüne yazabilir misiniz?

2 Mustafa, Ayçe, Orkun ve ‹dil tiyatroya gitmifller. Bilet almak için s›raya girmifller. Mustafa en önde; Ayçe, Orkun’un önünde ve ‹dil de en arkada olacak flekilde s›ralanm›fllar. Peki önden üçüncü s›rada kim bulunuyordu?


Arkadafllar, karayollarının bu kadar geliflmedi¤i, hava taflımacılı¤ının ise hiç olmadı¤ı 1900’lü yıllarda Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler için deniz ulaflımı ve taflımacılı¤ı çok önemliydi. Savafl dönemlerinde bu önem daha bir artıyordu. Bildi¤iniz gibi Karadeniz’i açık denizlere ba¤layan yolun tek kapısı bo¤azlardır. Karadeniz’den dıflarıya çıkmak isteyenler için ilk kapı ‹stanbul Bo¤azı’dır. Dıflarıdan Karadeniz’e girecekler için ise ilk kapı Çanakkale Bo¤azı’dır. Ve elbette Osmanlı Devleti’nin baflkenti olan ‹stanbul’a girmek için de bo¤azları geçmek gerekir. 1900’lü yılların baflında I. Dünya Savaflı Avrupa’yı ikiye bölmüfltü. Sınır ve egemenlik mücadelesi Avrupa’yı barut fıçısı haline getirmiflti. 28 Haziran 1914’te Saraybosna’da düzenlenen suikastle birlikte savafl baflladı. Bir yanda Almanya, Avusturya-Macaristan ve ‹talya’dan oluflan üçlü ‹ttifak Devletleri, bir yanda da ‹ngiltere, Fransa ve Rusya’dan oluflan Üçlü ‹tilaf Devletleri.

Birinci Dünya Savaflı’nın patlamasının ardından Osmanlı Devleti önce ‹tilaf Devletleri ile birlikte olmaya niyetlendiyse de Rusya’nın bu duruma so¤uk bakması Osmanlı’yı Almanya’ya do¤ru yönlendirdi. 1 A¤ustos 1914’te Almanya Rusya’ya savafl ilan etti. 2 A¤ustos 1914’te yapılan gizli bir antlaflma ile Alman-Osmanlı ittifakı kesinleflti. Bu tarihten sonra, güvenli¤i açısından seferberlik ve silahlı tarafsızlık ilan eden Osmanlı Devleti, 10 A¤ustos 1914’te ‹ngiliz


donanmasından kaçan Goeben ve Breslau adlı Alman savafl gemilerinin bo¤azlardan geçmesine izin verdi ve bo¤azları tüm yabancı gemilere kapattı. Alman gemilerinin bo¤azlardan geçmesi, itilaf devletlerinin tepkisine yol açtı. Bunun üzerine Osmanlı Devleti, daha önce ‹ngilizlere siparifl etti¤i ve hatta parasını ödedi¤i halde alamadı¤ı iki gemi yerine bu iki gemiyi satın aldı¤ını açıkladı. Böylece, Yavuz ve Midilli adı verilen iki savafl gemisi Osmanlı Donanması’na katıldı. 27 Eylül 1914’te Yavuz, tatbikat amacıyla çıktı¤ı Karadeniz’de Ruslara ait Sivastopol ve Novorossisk limanlarını bombalayınca 1 Kasım 1914’te Ruslar Kafkasya’da sınırı geçerek fiilen savaflı bafllattı. Böylece Osmanlı Devleti de sıcak savaflın içine çekilmifl oldu. ‹ngiltere ile Fransa kendileriyle aynı safta yer alan Rusya’ya yardım etmek istiyorlardı.

Rusya ile aralarında Almanya oldu¤u için bu yardımı karadan yapamıyorlardı. Rusya’ya deniz yoluyla ulaflmaya karar verdiler. Bunun için aflmaları gereken ilk engel ve ele geçirmeleri gereken ilk geçit Çanakkale Bo¤azı’ydı. Bu bo¤azı aflarlarsa ‹stanbul Bo¤azı’nı da kolaylıkla ele geçirebileceklerini düflünüyorlardı. Böylece Akdeniz-Karadeniz yolu ‹tilaf Devletleri’nin denetimine girecek, baflkent ‹stanbul’u bile yitiren Osmanlı Devleti de savafl dıflı kalmıfl olacaktı. ‹ngiliz-Fransız donanması, A¤ustos 1914’ten bafllayarak Çanakkale Bo¤azı’na girifl-çıkıflı denetimleri altına almıfltı. 1 Kasım 1914’te Osmanlı resmen Birinci Dünya Savaflı’na katıldı. Fransa, ‹ngiltere ve Rusya Osmanlıya karflı savafl ilan etti. 1914 yılının son iki ayında bo¤azı savunan Türk tabyalarına karflı birkaç saldırı düzenlediler. 20 Ocak 1915’te Mustafa Kemal


Tekirda¤’da görevlendirildi. Asıl deniz harekâtı 19 fiubat 1915’te baflladı. 40 gemiden oluflan ‹ngiliz-Fransız filosunun saldırısını Türk topçuları bo¤azın iki yakasından açtıkları fliddetli ateflle geri püskürttüler. 25 fiubat 1915’teki ikinci büyük saldırıda bo¤azı savunan dıfl tabyaları susturmayı baflardılarsa da iç tabyaların direnmesi karflısında bo¤aza giremediler. Bu durum karflısında ellerindeki bütün gücü toplayarak kesin sonuç almak için bir harekât düzenlemeye karar verdiler. Böyle bir geliflmeyi bekleyen Türkler savunma güçlerini artırdı. Bo¤azın sularına da çok sayıda mayın döktüler. 18 Mart 1915 günü bafllayan büyük saldırının daha bafllangıcında ‹ngiliz-Fransız filosundan dört zırhlı mayınlara çarptı. Bunlardan ikisi battı, ikisi de hareketsiz kaldı. Birkaç küçük gemi de kıyıdan açılan atefl sonucu savafl dıflı kaldı. Bu geliflmeler üzerine geri çekilmeye çalıflan iki Fransız zırhlısı da mayına çarparak a¤ır yara aldı. Uzun

hazırlıklar sonunda girifltikleri saldırının daha ilk gününde böylesi bir yenilgiye u¤rayınca ‹ngiliz-Fransız filosu Çanakkale Bo¤azı’ndan çekilmek zorunda kaldı. 18 Nisan 1915’te Mustafa Kemal, Bigalı Köyü’ne gelerek bir köy evini karargâh haline getirdi.

Denizden bo¤azı geçemeyeceklerini anlayan ‹ngiliz ve Fransızlar, bu kez karadan saldırmaya karar verdiler. Bu amaçla 25 Nisan’da Gelibolu Yarımadası’nda


Seddülbahir ve Arıburnu’na asker çıkardılar. Çanakkale Savaflları’nın en kanlı dönemi bundan sonra baflladı. Arıburnu’nda karaya çıkan ve Conkbayırı’na do¤ru ilerleyen ‹ngiliz birliklerini Mustafa Kemal’in komuta etti¤i 19. Tümen karflıladı ve bir karflı saldırıyla geri püskürttü. Ama saldırıların ardı arkası kesilmedi. Mayıs, Haziran, Temmuz ayları boyunca gö¤üs gö¤üse çarpıflmalar sürüp gitti. A¤ustos ayı bafllarında savafl bir ara durakladıysa da Çanakkale’yi kesinkes geçmeyi amaçlayan ‹ngiltere Hükümetinin baskısı sonucu yeni bir saldırı planı hazırlandı. Donanmanın koruması altında 70 bin kiflilik bir güç 9 A¤ustos’ta Anafartalar yöresine büyük bir çıkartma yaptı. O sırada 8 A¤ustos’ta Anafartalar Grubu komutanlı¤ına atanmıfl olan Mustafa Kemal, bu saldırıyı da püskürttü. 20 A¤ustos’taki ikinci saldırı da ‹tilaf güçlerinin geri çekilmesiyle sonuçlandı. Çanakkale’yi karadan da geçemeyeceklerini anlayan ‹ngilizler ve Fransızlar, bir-iki ay daha saldırılarda bulunduktan sonra Kasım 1915’te savaflı sona erdirmeyi kararlafltırdılar. fiubat 1916’ya gelindi¤inde Gelibolu Yarımadası’nda bir tek ‹ngilizFransız askeri kalmamıfltı. Türk Ulusu, binlerce vatan evladını kaybetmek pahasına Mustafa Kemal’in önderli¤inde Çanakkale’yi korudu. Çanakkale Savaflı’nda büyük baflarılar gösteren Mustafa Kemal, ordu ve halk

arasında büyük bir güven ve sevgi kazandı. Bu irade, iflgal yıllarında Mustafa Kemal’in etrafında kenetlenerek topraklarımızdan iflgalcileri kovdu. Çanakkale Savaflları I. Dünya Savaflı’nın en kanlı çarpıflmalarından biri olarak tarihe geçti. Her iki taraf da büyük kayıplar verdi. Bu savafllar siyasal açıdan da önemli sonuçlar getirdi. ‹ngiltere ve Fransa, müttefikleri olan Rusya’ya yardım edemediler. Bu da Rusya’nın savafl gücünü önemli ölçüde azalttı. ‹çeride de otoritesini yitiren Rus Hükümeti, 1917 Ekim Devrimi ile yıkıldı.


B‹r bölgedek‹ canlıların tür ve çefl‹tler‹n‹n zeng‹nl‹¤‹ Arkadafllar, tüm canlılar gibi insanlar da yaflamlarını sürdürebilmek için içinde bulundukları ve aynı zamanda kendilerini besleyen do¤al çevreyi korumak zorunda. Yaflamımızı çevremizle uyum içinde ve dengeli sürdürmemiz halinde hem gereksinimlerimizi karflılar hem de gelecek kuflakların haklarını korumufl oluruz. Do¤al çevrenin bozulmadan yarınlara taflınması, aynı zamanda yeryüzünde yaflayan milyonlarca türün yaflam hakkına saygı göstermektir. Çünkü çevremizde gördü¤ümüz canlı cansız her fleyin bir ifllevi vardır. Bir türün, hatta cansız bir varlı¤ın yok olması önemli sorunlara yol açabilir. Dünyamızı güzellefltiren, hayat veren

biyolojik zenginliktir. A¤açlar, otlar, çiçekler, böcekler, solucanlar, sinekler hatta tozlardır. Biyoçeflitlilik, bir bölge içerisinde bulunan genlerin, genleri taflıyan türlerin, türleri barındıran ekosistemlerin ve tüm bunları birbirine ba¤layan süreçlerin tamamını içine alır. Bir ekosistemdeki biyoçeflitlilik, birbirine ba¤lı üç bölümde incelenebilir: Genetik Çeflitlilik Gen, kalıtsal olarak geçer ve canlının fiziki ve biyokimyasal özelliklerini belirler. Gen, kısaca DNA olarak yazılan deoksirübo nükleik asit adlı bir maddedir. Canlı türlerin kimli¤ini belirler. Söz gelimi bir kedinin genlerinden sadece kedi ürer.


Ekosistem Belirli bir alanda bulunan canlılar ile bunları saran cansız çevrelerinin karflılıklı iliflkileri ile meydana gelen ve süreklili¤i olan ekolojik sistemler ekosistemdir. Ekosistem aynı zamanda bir besin a¤ı ile flekillenir. Ekosistem, küresel ölçekte bir düzeni ifade etmekle beraber yerel ve korunaklı bir sistemin varlı¤ına da atıfta bulunabilir. Söz gelimi söz konusu ekosistem bir tarım alanı içinde gelifliyorsa buna tarım ekosistemi adı verilir.

Tür Çeflitlili¤i Genetik olarak benzerlikler gösteren bir grup organizma, karflılıklı ürerler ve türler

olarak adlandırdı¤ımız üretken canlıları yaratırlar. Tür çeflitlili¤i, belli bir co¤rafi alan içindeki türlerin toplamı olarak ölçülür. Dünya’da, tanımlanmıfl olarak yaklaflık 1,6 milyon tür bulunuyor. Tespit edilememifl on milyondan fazla tür oldu¤u söyleniyor. Bilim insanları tanımlanmıfl türleri canlı grupları olarak flöyle ayırmıfllar: Virüsler, bakteriler, mantarlar, tek hücreliler, yosunlar, kara bitkileri, omurgalılar, yuvarlak kurtlar, yumuflakçalar, kabuklular, örümcek ve akarlar, böcekler.


Ekosistem Çeflitlili¤i Ekosistemi oluflturan bitkiler, hayvanlar, toprak, su, hava, mineraller ve cansız varlıkların yer ve zaman içinde gösterdikleri de¤iflimlere ba¤lı, onların bir ifllevi olarak çeflitlilikler ortaya çıkar. Bundan ötürü, ekosistemler farklılıklar gösterir. Bunlar da¤ ekosistemleri, bataklık ekosistemleri, orman ekosistemleri gibi adlandırılır. Ekosistem içerisinde bulunan tüm canlı ve cansız varlıklar birbirine ba¤lıdır. Topluluklar ve çevreleriyle iliflkileri karmaflıktır, ama ifllevseldir. Bu iliflkiler su döngüsü, toprak oluflumu ve benzeri ekolojik süreçleri oluflturur. Süreçler içerisinde, canlılar yaflamları için gerekli gıdayı sa¤lar. Böylece karflılıklı bir ba¤ımlılık oluflur. Ekosistemler içerisinde meydana gelen süreçler, biyoçeflitlili¤in bileflenleri arasında denge ve düzen kurarak sistemin süreklili¤ini sa¤lar.

Yeryüzündeki yaflamın sa¤lıklı bir flekilde sürdürülebilmesi için biyoçeflitlili¤i korumamız gerekiyor. Ancak genetik çeflitlili¤i, canlı türlerini ve onların yafladı¤ı ekosistemleri koruyarak sürdürülebilir kalkınmayı sa¤layabiliriz. Biyolojik çeflitlili¤i koruyarak; genetik çeflitlili¤i, tür çeflitlili¤ini ve ekosistemleri gelecek kuflaklara aktarabiliriz. Biyolojik zenginliklerimiz, her taraftan tehdit altında. Canlı türlerinin do¤al yaflam alanları bozuluyor, toprak, su ve hava kirleniyor. Aflırı tüketim, endüstriyel ormancılık, endüstriyel tarım ve küresel iklim de¤ifliklikleri türleri yok ediyor. Türler ve taflıdıkları genler için en iyi koruma alanları onların do¤al yaflam alanlarıdır. Do¤al ortamlar, aynı zamanda birçok türün yaflamını sürdürdü¤ü bir ekosistemdir. Bu ekosistem içinde ancak bütün türler birlikte korunabilir. Yerinde koruma, biyoçeflitlili¤in


ve gen kaynaklarının korunması için en etkili biyolojik yöntemdir. Do¤al yaflam alanlarına yönelik tehditlerin artması sonucu, yirminci yüzyılda bu amaçla birçok alan koruma altına alındı. Tehdit altındaki kimi biyolojik ögeler, artık do¤al yaflam alanlarında koruma olana¤ı kalmadı¤ından özel koflullarda koruma altına alınıyor. Ne yazık ki ekosistemleri bu flekilde korumak olası de¤il. Genetik kaynakları korumak için birçok önlem alınıyor. A¤açlar, bitkiler ve tohumlar botanik bahçelerinde yetifltiriliyor. Hayvanlar zooloji bahçelerinde korunuyor. Klonlar arflivleniyor, doku kültürleri, tohum, polen ve DNA’lar çok özel bankalarda saklanıyor.

Arkadafllar, do¤adaki canlı kaynakların temeli biyolojik çeflitliliktir. Beslenmemiz için gerekli olan tarım ürünlerinin tümünün temeli ekosistemlerin içindedir. Ekosistemlerin korunması, do¤al türlerin evrimlerini sürdürmesini ve çeflitlenmesini sa¤lıyor. Yaflanabilir bir dünya için topra¤ı, taflı, böcekleri, bitkileri, a¤açları ve onların yaflam alanlarını korumalı ve saygı duymalıyız. Ülkemiz, Avrupa ve Orta Do¤u’da biyoçeflitlilik açısından en zengin bölge arkadafllar. Yurdumuzun co¤rafi bölgelerinin her biri farklı iklim, bitki ve hayvan varlıklarına sahip. Dünyanın en önemli üç ekolojik bölgesi sınırlarımızın içinde. Türkiye’de 120 memeli, 400’den fazla kufl, 130 kadar sürüngen ve 400 kadar balık türü saptanmıfl.

si leflme z ö S lik lilik Çeflit e yöne ¤ k li i li j it a o l fl Biyo jik çe 7 yılınd lo 8 o 9 iy 1 b , ma daki erine ir çalıfl ası üz Dünya b m t n r a a nda lerin arafınd malar sonu t r le tehdit t fl ndı. ifl Mille en çalı hazırla i n t e Birleflm Dört yıl sür izin esi m ıldı. ülkem özleflm a S ıd t bafllat k li n li it la ından jik Çefl pılan bir top e taraf lk Biyolo ü a k y ço yılında u¤u bir d n 1992 lu u b rı; sında maçla a ndı. l la de ara e a m z te me im esi’nin m fl sözlefl le z Sö ı, flitlilik ası, ullanım orunm Biyoçe k k ir il in b ¤ üle çeflitlili ıdır. sürdür ın r • Biyo la ylaflım k a a p n il y d a ve a lojik k ın eflit r • Biyo la k a yn etik ka • Gen


Arkadafllar, 1902 yılında bulunan ve ilk zamanlar ne oldu¤u, ne ifle yaradı¤ı pek anlaflılamayan bir alet hâlâ bilim insanlarına sürpriz yapmaya devam ediyor.

tarafından yapılan çalıflmalar sonucunda heykeller, mücevherler, çömlekler, mobilyalar, sıvı taflımakta kullanılan amforalar ve bronz eflyalar bulundu.

1902 yılında Yunanlı bir sünger avcısı, Antikythera Adası’nın yakınlarında bir batık buldu. Bu MÖ 80-90 yıllarında batmıfl, o zamanların de¤erli yükleriyle dolu bir gemiydi. Bilim insanları ve arkeologlar

Antikythera Adası, Yunanistan anakarasının en güneyinde yer alan Mora Yarım Adası ile Girit Adası arasında bulunan küçük bir adadır.


Batıktan çıkan en de¤erli fley sürprizlerle dolu olan küçücük bir tahta kutuydu. Tuzlu suyun içinde yüzyıllarca kalan ahflap kutucuk, o yıllarda koruma teknikleri çok geliflmedi¤inden, kısa zamanda yok oldu gitti. Kutunun içinde ezilerek birbirine geçmifl çarklar vardı. Bunun mekanik bir düzenek oldu¤u ilk bakıflta belli oluyordu. Düzene¤i olarak adlandırılan bu mekanizmanın ne amaçla kullanıldı¤ı hâlâ tam olarak çözülemedi. Önceleri, birbirine ba¤lı çarkların çalıfltı¤ı bu aletin 16. yüzyılda yapıldı¤ı sanılıyordu. Çünkü bu malzeme ve teknolojinin daha önce kullanılabilece¤i tahmin edilemiyordu. Bilimsel ölçümlerle MÖ birinci yüzyılda yapıldı¤ı ve bilinen en eski çarklı düzenek oldu¤u saptandı. Bilim insanları, bafltan beri bu aletin gök cisimlerinin konumlarını hesaplamakta kullanılan ilkel bir bilgisayar oldu¤unu düflündüler.

fiimdiye kadar düzene¤e ait 81 parça bulundu. Bunların önemli bir kısmı bronzdan yapılmıfl. 1990’lı yıllarda, Avustralyalı bilgisayar bilimcisi Allan George Bromley, bir saatçi ile birlikte Antikythera Düzene¤inin çalıflan bir kopyasını yapmaya çalıfltıysa da baflarılı olamadı. Çünkü bazı çarkların ne ifle yaradı¤ını çözemedi.

1959’da, ABD Yale Üniversitesi’nden bilim tarihçisi Derek J. De Solla Price, bu aletin Rodoslu gökbilimci Geminus tarafından yapıldı¤ını ileri sürdü. Ancak bu tez bilim çevrelerinde pek kabul görmedi.

‹ngiliz gökbilimci John Gleave, düzene¤in parçalarını tek tek yaptı. Parçaları çalıflan bir düzenek olarak birlefltirdi. Bu aletin bir yüzünde Günefl ve Ay’ın yıl boyunca de¤iflen konumları gösteriliyordu. Di¤er yüzünde ise Eski Yunan takvimine göre yıllar ve aylar izleniyordu.

1978 yılında sualtı arafltırmacısı Kaptan Cousteau tarafından mekanizmanın ek parçalarının bulunmasıyla, düzene¤in çözümünde önemli aflamalar gerçekleflti.

2002’de, Londra Bilim Müzesi’nde uzman olarak çalıflan Michael Wright, Allan George Bromley’den destek alarak Antikythera Düzene¤i üzerinde çalıflmaya baflladı. Özel


ve geliflmifl bir görüntüleme yöntemi olan linear tomografi ile düzene¤i yeniden incelediler. Çarkların çok daha ayrıntılı görüntüleri elde edildi. Önceki deneyimlerle bu yeni bilgileri birlefltiren Wright, düzene¤in çalıflan bir kopyasını yaptı. Antikythera, bir kez daha bilim insanlarına sürpriz yaptı. Wright’ın düzene¤i sadece Günefl ve Ay’ın de¤il, Yunanlılar tarafından bilinen tüm gök cisimlerinin hareketlerini gösteriyordu. Eski Yunanlılar sadece Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn’ü tanımlayabilmifllerdi. Bazı bilim insanları, düzene¤in aynı zamanda önemli olayların yıl dönümünü hesaplamak için de kullanıldı¤ını iddia

ediyorlar. Tüm çalıflmalara ra¤men Antikythera Düzene¤i hâlâ tamamıyla çözülebilmifl de¤il. Antikythera Düzene¤i, Yunanistan’ın baflkenti Atina’da Ulusal Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor. Hemen yanında, çalıflan bir kopyası bulunuyor.


3

?

Soldan sa¤a do¤ru çevrilen bu disk bir turu 72 saniyede tamaml›yor. Disk dört buçuk tur döndü¤ünde siyah ibre hangi rengi gösterecek bulabilir misiniz?

4 I A C N U T E P W B C E UW E C G E L E E MUW T E R S P K O Y D P U A P I C Y D N N P A E E T H E R A V O A v E GQ Q

P P İ E R N H J A Y A K K A B I D E C K

X O T U X D H C L S R A A I T M A V V I

M K B Z K J E E F P O N M K R Y J B Y U

Listedeki eflyalar› afla¤›daki tabloda bulup iflaretleyebilir misiniz?

T A K R T İ E E S Z M M E Q İ D N B T J

T C MN L P U E L C GM F Y S E K H A F İ N İ N D K O Z DO GK E T E N I W MB

XG L B GG J U MK A İ N T FA I P GA D E D I L A U B Y R E İ S R İ E Y İ GA

E X X F F T R K J O R B T L N J A X D M

T S E İ S D R A L A N V İ C Y E P C E S

D K T E Y K O S Y A S K M İ N E I E P P

U A C S J A K P Z B S İ S O S Y M N O M

E S A L E M AM A T UM A R L Ç I B FWP AWK KM E U A N L K İ U A S GR F A NM İ A N PM F F B S EOM L K İ C V H

R G L A V A L İ P C A T K L P A K L S I

P QC Z X X A Ç G J T U Q HWV C RQA Ü T ÜH Z AOK D N L Z A F L L N L E I L X N F Y K L B I Ş A K K MW Y WH Z T M L K I V L F V E T J C N A E V X L V B

Z H N E Y R N B E P Q U V I T B D T I I

TABURE KAFES PERDE K‹TAP ANS‹KLOPED‹ KALEM CÜZDAN SANDALYE TERL‹K AYAKKABI RADYO M‹NDER ÜTÜ KAfiIK ÇATAL BIÇAK


Solunum sistemimiz burun, bo¤az, gırtlak, soluk borusu ve akci¤erlerden meydana gelir. Her gün, farkında olmadan yaklaflık olarak 15000 kez soluk alıp veririz. Peki, arkadafllar, soluk almadan ne kadar durabilirsiniz? Bir an için odada soluk alamadı¤ınızı düflleyin! Olasılıkla koflarak pencereye ya da balkona çıkar, tüm havayı içinize çekermiflçesine nefes almaya çalıflırsınız. ‹flte o sırada havayı doldurdu¤unuz yer akci¤erlerinizdir.

Akci¤erlerinizi göremez, ancak çok basitçe hissedebilirsiniz. Elinizi gö¤sünüze koyup derince soluyun, iflte tam o sırada elinizin yükseldi¤ini yani akci¤erlerinizin gücünü duyumsayacaksınız.

Gö¤üs bofllu¤unda, biri sa¤a, öbürü sola yerleflmifl iki akci¤er bulunur. Yapıları, yeterince havayı alacak ve verecek denli esnek olup süngere benzetilebilir. Her birin a¤ırlı¤ı ancak yarım kilogramı bulur. Do¤rudan burun bofllu¤u ile ba¤lantılı olan soluk borusu, üst gö¤üs bofllu¤unda ikiye ayrılarak ana bronfllar denilen iki ayrı boruya benzer yolla iki akci¤ere do¤ru uzanır. Bu boru sistemini yukarıdan afla¤ıya uzanan ters bir a¤acın dallarına benzetebiliriz. Bir


a¤acı düflünürsek, dalların uzandıkça küçüldü¤ünü anımsayabiliriz. Bu hava kanalları akci¤erlerin içinde yeniden birkaç kez dallanarak bronflçuk denen incecik kanallara ayrılır. Bronflçuklar, üzüm salkımı biçiminde kümelenmifl olan küçük hava keseciklerinde son bulur. Alveol olarak bilinen hava keseciklerinden her akci¤erde yaklaflık 300 milyon tane bulunur. Bu hava kesecikleri yan yana dizilip yassıltılsa, bir

tenis kortunu kaplayacak kadar genifl bir yüzey oluflturur. Akci¤erler oksijeni emip karbondioksiti atma ifllevini ancak bu genifl yüzey sayesinde yerine getirebilir. Soluk aldı¤ımızda akci¤erlerimiz havayla dolar ve yaflamımız için gerekli olan oksijen akci¤erlerin ince duvarlarından geçerek kan dolaflımına karıflır. Bildi¤iniz gibi vücutta atardamarlar temiz, toplardamarlar ise kirli


kanı taflırlar. Ancak akci¤er sistemindeki adlandırma konusunda bunun tersi söz konusudur. Oksijeni azalmıfl olan ve karbondioksit yüklü kirli kan, kalpten çıkan akci¤er atardamarıyla her iki akci¤ere taflınır. Tıpkı bronfllar gibi, bu atardamarlar da akci¤erlere girdikten sonra birçok kez dallanarak çok ince kan damarlarına ayrılırlar. Ancak mikroskopla görülebilen bu incecik damarlar kılcal damarlardır. Akci¤erlerdeki hava keseciklerinden her birinin çevresinde bir kılcal damar a¤ı bulunur ve her yuma¤ın duvarı ile hava keseci¤inin duvarı arasındaki uzaklık bir milimetrenin binde biri kadardır. Oksijen bu uzaklı¤ı aflarak hava keseciklerinden kılcal damarlara, yani havadan kana, karbondioksit de kandan havaya geçer. Böylece bir çeflit de¤ifl tokufl olmufl olur. Kirli olan kanın koyu kırmızı rengi, akci¤erlerde oksijen yüklendikçe açık kırmızıya dönüflür. Kılcal damarlar birleflerek daha büyük damarları, bu damarlar da birleflerek en sonunda akci¤er toplardamarlarını oluflturur. Akci¤erlerde temizlenen kan bu damarlar aracılı¤ıyla yeniden kalbe taflınarak bütün vücuda, yaflamsal fonksiyonlarda kullanılmak üzere da¤ılır. Her iki akci¤erin dıfl yüzü, plevra denen ince ve kaygan bir zarla kaplıdır. Aynı zamanda gö¤üs bofllu¤unun iç yüzeyini de kaplayan bu zar, kaygan oldu¤u için

gö¤üs bofllu¤undaki organların rahatça hareket etmesini sa¤lar ve böylece solunumu kolaylafltırır. Akci¤erlerdeki hava kanalları ile hava keseciklerinin içi de kolayca örselenebilen çok ince bir zarla kaplıdır. Çeflitli mikropların bu zara yerleflip üremesiyle birçok hastalık geliflebilir. Her soluk aldı¤ımızda beraberinde bütün doku ve hücrelerimizin de soluk aldı¤ını düflünebiliriz aslında. Çünkü oksijen yaflamsal bütün aktivitelerimiz için gerekli, olmazsa olmaz bir moleküldür. Böylesi vazgeçilmez bir rolün yanı sıra akci¤erlerimizin konuflma fonksiyonuna da büyük katkısı vardır. Gırtla¤ımızdan çıkan sesler, akci¤erlerimizden çıkan havanın ses tellerini titrefltirmesiyle oluflur. Akci¤erlerden çıkan hava miktarı sesin yüksekli¤ini büyük ölçüde etkiler. Örne¤in ba¤ırarak konuflmak çok daha fazla hava hacmine gereksinim oluflturur ve akci¤erler gibi hava depoları olmadan ses çıkarmamız oldukça zorlaflır. Konuflma fonksiyonunda akci¤erlerin rolleri azımsanmayacak kadar önemlidir. Arkadafllar, akci¤erlerimize dikkat etmedi¤imiz, iyi bakmadı¤ımız durumlarda türlü hastalıklara yakalanma olasılıkları vardır. Yazının baflında, isteyerek solu¤umuzu tutmaya çalıfltık ve ne kadar zorlandı¤ımıza, soluksuz yaflamanın mümkün olmadı¤ına bir kez daha tanıklık ettik. Ancak bir de hastalık nedeniyle, istedi¤imiz halde soluk alamadı¤ımızı


düflünelim. Ne kadar zor bir durum de¤il mi? Akci¤erlerimizin sa¤lı¤ını etkileyebilecek genetik problemlere, çevresel kirlili¤e veya irritanlara ba¤lı ya da enfeksiyonlara iliflkin birçok rahatsızlık söz konusu olabilir. Astım, bronflit, grip, zatürre vb. sıklıkla duydu¤umuz birçok sa¤lık sorunu do¤rudan ya da dolaylı olarak akci¤erlerimizi olumsuz etkileyebilir. Peki, ne yapmalı? Yemek yerken, oyun oynarken, konuflurken, koflarken veya uyurken farkında olmadan yaflamımızı, sayısız kez soluk almamızı sa¤layan akci¤erlerimize nasıl yardım edebiliriz? Akci¤erlerimiz, di¤er organ sistemlerimiz gibi, sa¤lıklı oldukları sürece mükemmel bir flekilde çalıflırlar. Akci¤erler, soluk almak, arkadaflla konuflmak veya açık havada bir oyun sırasında ba¤ırmak, flarkı söylemek, kahkaha atmak, a¤lamak vb. ço¤u fonksiyona aracılık ederler. Akci¤erlerimizi koruyarak onlara basit, ama küçümsenmeyecek yardımlarda bulunabiliriz.

En büyük düflman sigara! Arkadafllar, birçok ölümcül hastalı¤a neden olan sigara, çok uzun yıllardan beri çeflitli nedenlerle


yaygın olarak tüketiliyor. Dünya Sa¤lık Örgütüne göre, sigara ba¤ımlılı¤ı hızla yayılan bir salgın hastalık. Gerçekten de rakamlara baktı¤ımızda, tüm dünyada 1,1 milyar kiflinin sigara ba¤ımlısı oldu¤unu görüyoruz. Ülkemizde 17 milyon civarında sigara tiryakisi oldu¤u biliniyor. Kadınların yüzde 28’i, erkeklerin ise yüzde 57’si sigara içiyor. Biz yılda yüz bin yani her 6 dakikada 1 insanımızı sigaraya kurban veriyoruz. Öncelikle sigaradan ve sigara içilen ortamlardan uzak durmalıyız. Sigara kullanmak, vücudumuzdaki bütün sistemler ve organlar için zararlı ve sakıncalıdır. Ancak sigaradan en çok nefret eden akci¤erlerimizdir! Sigaranın içilmesinden öteye kokusunu bile almak istemezler. Sık sık duydu¤umuz “pasif içicilik” konusu iflte bunu yansıtır. Sigara içilen bir ortamda bulunmak, içmeseniz bile sizi zararlarından korumaz. Çevrenizde sigara kullanan kiflileri sigaranın zararları ile ilgili olarak aydınlatabilir, belki bırakmalarına aracılık edebilirsiniz. Akci¤er kanseri, her yıl binlerce insanın ölümüne neden olan, tedavisi oldukça zor olan son

derece önemli bir hastalıktır. Sigara dumanının solunması da kansere yol açıyor. Sigaranın içerisindeki sayısız zehirli madde akci¤erlerdeki alveol dedi¤imiz küçük hava keseciklerinin duvarlarına zarar vererek genifllemelerini engeller. Uzun süren hasarlanma durumlarında akci¤er, bahsetti¤imiz süngerimsi yapısını kaybeder ve olması gerekti¤i gibi geniflleyip havayı içine alamaz. Evde kullandı¤ımız bir sünger parçasını düflünün. Kuru iken kolaylıkla elimizle sıkarak sıkıfltırabiliriz; bıraktı¤ımız anda tekrar eski halini alır. Ancak sigara içenlerde bu durum de¤iflir. Akci¤erler sanki katı bir sıvıyla ıslatılmıfl gibi a¤ır ve geniflleyemez olur, esnekli¤ini yitirir. Akci¤erlerimiz, soluk aldı¤ımız sırada havada bulunan olası yabancı maddelerden/kokulardan etkilenebilirler. Astım diye bildi¤imiz hastalı¤ın en sık


görülen tipi alerjik astımdır. Hava yollarımızın polen, ev tozu, evcil hayvan tüyleri gibi alerjenlerden etkilenerek uzun süre kasılı kalmasıyla oluflur. Soluk almamız oldukça zorlaflır ve genellikle tıbbi müdahaleye gereksinim duyarız. Bu açıdan, akci¤erlerimize zarar verece¤ini düflündü¤ümüz tozlu ortamlar ya da kimyasal kokuların oldu¤u ortamlardan mümkün oldu¤unca uzak durmalı, bulunmamızın zorunlu oldu¤u durumlarda ya da kimyasalların oldu¤u ortamlarda çalıflırken koruyucu maskeler kullanarak akci¤erlerimizi korumalıyız. Polenlerin açı¤a çıktı¤ı mevsimlerde dıflarıda bulundu¤umuz zamanlarda sık sık hapflırmamız, öksürmemiz, gözlerimizden yafl gelmesi ya da kaflınması, olası bir polen duyarlılı¤ını haber verebilir. O dönemlerde maske ile dolaflmak ya da mümkün oldu¤unca dıfları çıkmamak koruyucu olabilir. Egzersiz yapmak, akci¤erlere onları ne kadar sevdi¤inizin bir göstergesidir. Enerji gerektiren koflma, yüzme ya da bisiklete binmek gibi sporlar sırasında daha hızlı soluk alma ihtiyacı duyarız. Bu, akci¤erlerimizin daha çok çalıflmasına ve böylece güçlenmesine neden olur. Akci¤erlerimiz toplumda sık sık görülen grip salgınlarından en çok etkilenen organlarımızdır. Bu salgınların ço¤u viral yani gözle göremeyece¤imiz denli küçük virüslerle bulaflır. Peki nasıl korunabiliriz göremedi¤imiz fleylere karflı? Enfeksiyonlar ve bulaflıcı hastalıkların birço¤u damlacık

yoluyla bulaflır. Yani öksürürken ya da hapflırırken a¤zını mendille kapatmayan bir kifli olası virüsü havaya veya eliyle kapatması durumunda eline bulafltırır. Havada asılı kalan bu küçücük yapılar bizim için en büyük risktir. Ayrıca o kiflilerle ortak yaflam alanlarında ortak kullanılan gereçlerden dolaylı temas yoluyla da virüsleri alabiliriz. Öksürürken mendille a¤zımızı tutmak öncelikle bizim açımızdan koruyucudur. Grip salgınlarında ya da mevsimsel hava de¤iflimlerinde mümkün oldu¤unca kapalı ortamları sık sık havalandırmak, kalabalık ortamlarda maske takmak ve ellerimizi bol bol yıkamak akci¤erlerimizi ve böylece bizi de mutlu kılacaktır. Son olarak her sa¤lık konusunda vurguladı¤ımız üzere, do¤ru ve dengeli beslenmek flart arkadafllar. Sebze ve meyve a¤ırlıklı, ancak düzenli olarak süt, yumurta ve et ürünlerini tüketmek genel beden sa¤lı¤ımız için gereklidir. Unutmayalım ki ev dıflında üretilen, sa¤lıksız, katı ya¤lı ve çok flekerli unlu ürünleri tüketmek giderek artan obezite sorununa yol açabilir. Aflırı kilo, vücudumuzu büyük bir yükün altına sokar. Bedenimizin ihtiyaçları artar, ancak onları karflılayabilecek kapasiteye eriflilemez. Düzenli spor ve do¤ru beslenme sa¤lıklı ve mutlu olmamızı sa¤layabilir. Sa¤lık ve keyifle kalmanız dile¤iyle..


Tehlikeli madde nedir? Eflyalara, çevreye veya canlılara zarar verebilen katı, sıvı ve gazlara tehlikeli madde denir.

G Radyoaktif Maddeler (Uranyum, Plutonyum….) G Yanıcı Maddeler (Benzin, mazot….) G Patlayıcı Maddeler (Dinamit, Çakmak Gazı…) G Aşındırıcı Maddeler (Deterjanlar, çamaşır suyu…) G Boğucu Maddeler (Gazlar…) gibi daha birçok madde bu gruba girer.

ADR nedir?

Bu anlaflma kapsamında,

ADR: Tehlikeli Malların Karayolu ile

G Tehlikeli Maddeleri Gönderenlerin,

Uluslararası Taflımacılı¤ına ‹liflkin Avrupa Anlaflmasıdır.

G Tehlikeli Maddeleri Paketlere Dolduranların,

Tehlikeli maddelerin, insan sa¤lı¤ına ve çevreye zarar vermeden, güvenli ve düzenli flekilde karayolu ile taflınmasını sa¤layan kuralları içerir.

G Tehlikeli Maddeleri Araçlara Yükleyenlerin, G Tehlikeli Madde Taşıyan Araç Sürücülerinin, G Tehlikeli Madde Taşıyan Araçları Boşaltanların, G Tehlikeli Madde Satın Alanların uyması gereken kurallar vardır. Bu anlaflmada belirtilen kurallara uygun çalıflan firmalara Türk Standardları Enstitüsü tarafından ADR uygunluk belgesi verilir.


ADR Anlaşması yaklaşık 1000 sayfadan oluşan ve ülkelerin üzerinde anlaştığı kuralların yazıldığı bir kitapçıktır.

Sol tarafta bir ADR belgesi görüyorsunuz. Bu belge araç sürücülerine verilir ve üstündeki pembe çizgiden tanınır.

TSE ADR KAPSAMINDA NELER YAPIYOR?

1

TSE Karayolunda dolaşan araçların tehlikeli madde taşımaya uygun olup olmadığını denetliyor.


Arkadafllar! Çevrenizde gördü¤ünüz tankerlerin üstündeki iflaretlere dikkat edin, bakın neler söylüyorlar bize!

33 1203

YANICI SIVI BENZ‹N

2 TSE tehlikeli madde taşıyan her türlü ambalajın uygunluğunu denetliyor. TSE tarafından uygun bulunan ambalajlar ülkeden ülkeye rahatlıkla gezebiliyor. Ambalajların üstünde yazan numaralar o ambalajların pasaportlarıdır.

Birleşmiş Milletler Sembolü

u n

4G/X26/S/12/TR/TSE01*0001 Karton Kutu

Türkiye’nin Uluslararası Plaka Kodu

Türk Standardları Enstitüsünün Kısaltması


3 TSE tehlikeli madde taşıyan ambalajların doğru tasarlanıp tasarlanmadığını kontrol ediyor. Bunun için TSE`de çalışan mühendisler birçok matematiksel formül kullanılır, bilgisayar programlarından yararlanır ve birçok test yapar!

4 TSE, tehlikeli madde taşıyan ambalaj üreticilerinin üretimlerini doğru yapıp yapmadığını denetliyor.


Bu oyunu bahçede ya da geniflçe bir alanda SAYIfiMA oynayabilirsiniz. İğne battı, En az sekiz-on Canımı yaktı. kiflilik bir grup Tombul kuş tarafından Arabaya koş; oynanır. Arabanın tekeri İstanbul’un şekeri. Öncelikle Hop hop altın top, oyuncular Bundan başka oyun yok. sayıflarak Allı ballı kiraz, aralarından iki ebe Bana gel biraz. seçerler. Kiraz vakti geçti. ‹ki ebe kendi Eşim seni seçti. aralarında gizlice Oyunun başı birer isim seçerler. Şu çeşmeden su taşı. Bu isimler renk, Çeşmenin suyu acı, meyve ya da Kovanın dibi delik hayvan adı olabilir. Bana geldi ebelik.

Söz gelifli bizim oyunumuzda ebe SAYIfiMA isimleri elma ve armut olsun. İğne battı, Sonra ebeler Canımı yaktı.yüzleri birbirine dönük, karflılıklı elele tutuflarak kollarını Tombul kuş aralarında bir köprü oluflturacak Arabaya koş; flekilde havaya Arabanın tekerikaldırırlar. Kalan oyuncular buşekeri. köprünün önünde tek İstanbul’un sıra arttop, arda dizilirler. Hophalinde hop altın Bundan başka oyun yok. Oyun flarkı söyleyerek bafllar. Allı ballı kiraz, Oyuncular: Aç kapıyı bezirgânbaflı, Bana gel biraz. bezirgânbaflı! Kiraz vakti geçti. Eşim seçti. Ebeler:seni Kapı hakkı ne verirsin, ne Oyunun başı veririsin? Şu çeşmeden su taşı. Oyuncular: Arkamdaki yadigâr Çeşmenin suyu acı, olsun, yadigâr olsun! Diyerek Kovanın dibi delik Bana geldi ebelik.


ebelerin kollarıyla oluflturdukları köprünün altından teker teker geçmeye bafllarlar. Ebeler: “Bir sıçan, iki sıçan, üçüncüsü de deli¤e kaçaaan!” diyerek kollarını indirirler ve o sırada geçen oyuncuyu kollarının arasında hapsederler. Ebeler: “Elmayı mı istersin, armudu mu?” diye yakaladıkları oyuncuya sorarlar. Yakalanan oyuncu isimlerden birini seçerek ebesinin arkasına geçer. Ebeler kendi aralarında, kimseye duyurmadan yeni isimler belirlerler. Oyun aynı flekilde tekrar edilir. Son oyuncu da yakalanıp sırada yerini alıncaya kadar sürer. Oyuncular, iki grup halinde ebelerinin arkasında sıralanırlar. ‹ki grubu birbirinden ayırmak için yere iki paralel çizgi çizilir.

Gruplar birbirlerini bellerinden sıkıca tutarak birer zincir olufltururlar. Herkes birbirini sıkıca kavradıktan sonra ebeler ayaklarını kendilerinden taraftaki çizgiye koyarlar. Her iki grubun en önündeki ebeler elele tutuflur ve herkes di¤er grubu kendi tarafına bütün kuvvetiyle çekmeye bafllar. Bu çekiflme iki gruptan birisi di¤erini kendi tarafına çekinceye ya da yere düflürünceye kadar devam eder. Kazanan grup: Çürük elmaaaa! Diye ba¤ırarak oyunu bitirir.

Bezirgânbaflı Padişahın kullanacağı çuha, bez, tülbent ve benzeri eşyaları sağlamak ve bunları korumakla görevli kimse.


Türkiye’nin arkeoloji alanında yetifltirdi¤i en kıymetli bilim insanlarından Profesör Doktor Halet Çambel’i, geçti¤imiz günlerde kaybettik. Çambel, Atatürk’ün yakın arkadafllarından Hasan Cemil Çambel ve Remziye Hanım’ın üçüncü çocukları olarak 1916 yılında

dünyaya geldi. Babasının görevi nedeniyle Berlin’de do¤du. Hasan Cemil Bey, o zaman Berlin Askeri Ataflesiydi, Remziye Hanım da Berlin Büyükelçisi’nin kızı. Birinci Dünya Savaflı bittikten sonra, bir süre ‹sviçre ve Avusturya’da yafladılar. 1924 yılında ‹stanbul’a taflınan aile, bo¤azda kırmızı boyalı ahflap bir kona¤a yerleflti. Halet Çambel, Ortaokul ve Lise ö¤renimini Arnavutköy Koleji’nde tamamladı. Lise yıllarında eskrim yapmaya bafllayan Çambel, ilk bayan sporcumuz olarak 1936 yılında Berlin Olimpiyatı’nda ülkemizi temsil etti.


Lise yıllarında tarih ve arkeolojiye ilgi duymaya baflladı. Okulu bitirdi¤inde girdi¤i sınavı kazanıp burslu olarak Paris Sorbonne Üniversitesinde arkeoloji e¤itimi aldı. 1935 yılında, Hitit baflkenti Hattuflafl kazılarına stajyer olarak katıldı. Yazılıkaya

1940 yılında ‹stanbul Üniversitesi’nde asistan olarak çalıflmaya baflladı. Aynı yıl gazeteci-yazar Nail Çakırhan ile evlendi. Türk Tarih Kurumu adına Kırflehir’de bulunan Hashöyük kazısını gerçeklefltirdi. 1940 yılından bafllayarak Alman arkeolog Dr. Bossert ile birlikte Anadolu’da arafltırma gezileri yaptı. 1946 yılında Adana Kadirli’deki Hitit izlerini arafltırmak için Dr. Bossert ile birlikte çıktıkları gezide Karatepe kalıntılarına ulafltılar ve çok önemli bir keflif yaptılar. Burada Hitit yazıları, tamamen deflifre edilmifl olan Fenike yazısıyla birlikte kullanılmıfltı. Böylece Hitit yazısını tamamen çözecek bir çalıflma gerçeklefltirdiler. KaratepeAslantafl’ta Dr. Bossert tarafından bafllatılan kazılara, 1952 yılından sonra Çambel baflkanlık etti.

Aynı üniversitede doktora yaparken, 1939’da ‹stanbul Fransız Arkeoloji Enstitüsünün yürüttü¤ü Da¤lık Frigya olarak bilinen Yazılıkaya kazılarına katıldı. ‹kinci Dünya Savaflı’nın bafllamasından dolayı Fransa’ya dönemeyen Çambel, doktorasını ‹stanbul Üniversitesi’nde tamamladı. Ö¤renim yıllarında Hitit, Asur ve Eski ‹brani dillerini ö¤rendi. Bir süre Haydarpafla Lisesi’nde Fransızca ö¤retmenli¤i yaptı.

Kazı bölgesindeki halkın kalkınması ve e¤itimi için birçok çalıflma gerçeklefltirdi. Halıcılı¤ın ve el sanatlarının gelifltirilmesini teflvik etti. Sa¤lık hizmetlerinin getirilmesine önayak oldu. Karatepe-Aslantaş


Karatepe - Aslantafl Milli Parkı:

Akdeniz Bölgesi’nde, Osmaniye ili sınırları içinde. 1958 yılında Milli Park ilan edildi. Yüz ölçümü 4.145 hektar. Geç Hitit döneminin (MÖ 8. yüzyıl) önemli yerleşimlerinin ve kalesinin bulunduğu bir alan. Roma ve Bizans dönemlerinde de yerleşmeler olmuş. Milli parkta bu dönemlere ait eserler bulunuyor. Ceyhan Irmağı’nın içinden geçtiği bu alanda kızılçam ormanları, meşelikler ve makilikler yer almakta, Akdeniz Bölgesi’ne özgü bitki ve hayvan türleri yaşamakta. Ören yerini Türkiye’nin ilk açık hava müzesi haline getirdi. Efli Nail Çakırhan ile birlikte burada ev yaparak uzun yıllar yafladılar. Halet Çambel, Karatepe’de yaptı¤ı kazılarla sadece tarihe de¤il, bölge halkına da ıflık tuttu. Bir röportajında o dönem bölgede yaptıklarını flöyle anlatır: “Tarihi eserlere sahip çıkılması e¤itimle mümkün. Komflulara ‘Çocuklar sizden, defter kalem bizden. Çocukları gönderin, saat beflten sonra okutalım’ dedik. Çocuklar sabah beflte geldiler, ırma¤a gitmemeleri için aflçımızı bafllarına koyduk. Mutfa¤ın yanına sıralar kurduk, iflten sonra derse giriliyordu. Burada ayrıca geleneksel olarak kilim dokumacılı¤ı yapılıyordu, ancak do¤al de¤il kimyasal boya kullanılıyordu. Bunlar da akıyordu. Biz dedik ki, do¤al boya


TÜB‹TAK bünyesinde Arkeometri Ünitesi kurulmasına katkı sa¤ladı. Yurtdıflında da çeflitli üniversitelerde konuk ö¤retim üyesi olarak çalıfltı. 1984 yılında emekli olduktan sonra da çalıflmalarını sürdürdü. Kazılara katıldı, bilimsel makaleler yazdı, çeflitli üniversite ve sivil toplum kurulufllarıyla ortak çalıflmalar yürüttü.

kullanırsanız daha iyi olur. ‹lk dokunan kilimi biraz yüksek fiyatla biz satın aldık. Bu sefer herkes heveslendi ve do¤al boyaları kullanmaya baflladı. Buraya ilk geldi¤imiz yıllarda köyde doktor yoktu. Burada bir ilk yardım istasyonu kurduk. Bir arkadafl Eczacılar Birli¤i’nin Genel Sekreteri’ydi. Evvela ilaç gönderdi. Burada her türlü yarabereye, yanı¤a, basit hastalıklara elimizden geldi¤ince yardımcı olduk. Her gün 5-6 hasta gelirdi.” Halet Çambel, Karatepe’deki çalıflmalarıyla birlikte ülkemizin birçok yerinde kazı ve arafltırmalara katıldı. Yazılıkaya kazılarını yürüttü. Çayönü kalıntılarını gün ıflı¤ına çıkardı. Güneydo¤u Anadolu Tarih Öncesi Arafltırma Projesi çerçevesinde, fianlıurfa ve Diyarbakır’da kazılar gerçeklefltirdi. Keban Barajı’nın yapımından önce su altında kalacak alanlarda kurtarma kazılarını bafllattı.

Bir süre Mu¤la Akyaka’da yafladı. Ailesinin bo¤azdaki evini Bo¤aziçi Üniversitesine ba¤ıflladı. Bina, Halet Çambel ve Nail Çakırhan Arkeoloji ve Geleneksel Mimarlık Arafltırmaları Merkezi olarak kullanılmak üzere restore ediliyor. 2010 yılında Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlı¤ı tarafından Kültür ve Sanat Büyük Ödülü verilen Çambel, 12 Ocak 2014’te ‹stanbul’da yaflama gözlerini yumdu. ‹stanbul Üniversitesi’nde yapılan törenin ardından, 2008 yılında kaybetti¤i sevgili eflinin yanına, Mu¤la Akyaka’ya defnedildi.


Arkadafllar, bazı meyve ve sebzelerle çok geç tanıfltık. Kivi, ananas, papaya gibi birçok bitki bize uzak co¤rafyalarda yetiflir. Bundan dolayı ulaflım araçları ve saklama teknikleri geliflene kadar beklemek zorunda kaldık. Sizlere geç tanıfltı¤ımız bitkilerden avokadoyu anlataca¤ız. Avokado, anayurdu Orta ve Güney Amerika’nın tropik bölgeleri olan tereya¤ a¤acının ya da avokado a¤acının meyvesidir. Defnegiller familyasından olan bu a¤acın Meksika, Guatemala ve Karayip Adaları’nda yetiflen üç çeflidi, de¤iflik biçim ve renkte meyveler veriyor. Amerika’nın tropik bölgelerindeki düzlüklerde yaflayan yerli halkın gözde yiyece¤i olan avokado 16. Yüzyılda ‹spanyollar tarafından Avrupa’ya götürüldü. Meyvenin Aztek dilindeki adı olan ahuacatl sözcü¤ü de ‹spanyolcaya aguacate olarak geçmiflti; zamanla bozularak hemen hemen bütün dillere avokado olarak yerleflti.


Avokadoların büyüklü¤ü, biçimi ve rengi a¤acın çeflidine göre de¤iflir. Meksika’da yetiflen avokadolar ancak bir yumurta büyüklü¤ündedir. Bazı çeflitlerde meyvenin a¤ırlı¤ı 2 kilogramı bulur. Bazı çeflitlerin meyvesi yuvarlak, bazılarınınki ise armut ya da yumurta biçimindedir. Rengi de yeflil, açık ya da koyu kahverengi ve morumsu siyah arasında de¤iflir. Bazı avokadolara, kalın ve pürtüklü kabu¤undan dolayı “timsah armudu” denir. Bazı çeflitlerde ise kabuk, elma kabu¤u gibi ince ve pürüzsüzdür. Olgunlaflan meyvelerin kabu¤u soyuldu¤unda yenilen bölüm yeflilimsi sarı renkli, yumuflak, etli, çok ya¤lı ve besleyicidir. Tadı da yer fıstı¤ını andırır. Avokado, zengin bir potasyum kayna¤ıdır. Yüksek oranda B, E ve K vitamini içerir. Bilim insanları avokadonun kanseri önleyici özelliklerini tespit etti. Kandaki zararlı kolestrolü azaltma, yüksek tansiyon ve fleker hastalı¤ının tedavisinde destek amaçlı kullanılıyor. Meyvenin ortasında kocaman bir çekirdek bulunur. Avokado daha çok taze olarak salatalara katılarak yenir. Ayrıca çorba ve soslarda tatlandırıcı olarak kullanılır. Bazı ülkelerde ızgarası yapılarak, fleker katılıp tatlı olarak tüketilmekte ve içeceklere de katılmaktadır. Ilıman iklim koflullarında yetiflen avokado a¤acının boyu bazen 20 metreye ulaflır. ‹yi bir gölge oluflturan sık yaprakları her mevsim yeflildir ve 12 ile 25 santimetre uzunluktadır.

Günümüzde koflulları uygun olan her yerde yetifltirilen avokado, ençok ABD’nin Florida, Kaliforniya ve Hawaii eyaletlerinde yetifltiriliyor. ‹kinci büyük üretim merkezi ise Akdeniz çevresi. Rüzgâr ve don çiçeklere zarar vererek verimini düflürür. Ülkemizde bütün Akdeniz kıyı bölgesinde ve Karadeniz’in ılıman kesimlerinde avokado yetifltirilmektedir. Yetiflkin bir a¤aç, bir mevsimde 3 bin kadar meyve verir. Sizler de bu besleyici ve lezzetli meyveyi fırsat buldukça tüketmeye çalıflın.


Eski ça¤larda insanlar günefl batınca yatıp günefl do¤unca kalkarlardı. Zamanla yoklu¤unda do¤al ıflı¤ın yerini tutabilecek yapay bir ıflık kayna¤ının eksikli¤ini duymufllardı. Yapay aydınlatmanın do¤uflu hem ısı hem ıflık veren ateflin bulunmasıyla baflladı. ‹lk insanların meflale gibi kullandıkları yanan odun ya da dal parçaları ilk aydınlatma aracı oldu. Çam ormanlarının bol oldu¤u Norveç, Finlandiya gibi kuzey ülkelerinde, parlak ama isli bir alevle yanan çam odunundan çıralar, konutların aydınlatılmasında oldukça yakın zamanlara kadar kullanıldı. Demet halinde ba¤lanmıfl ince dalların ya da sazların zift ya da balmumuna batırılmasıyla hazırlanan meflaleler de çok kullanılan ilkel aydınlatma araçlarıydı. Meflalelerden sonra insanlar daha kullanıfllı bir ıflık kayna¤ı olan kandili buldular. Kandiller büyük olasılıkla et kızartırken atefle damlayan ya¤ların alev aldı¤ını gören insanların ortası çukur bir taflın içine ya¤ koyarak yakmayı denemeleriydi. 1928 yılında Fransa’da en az 50 bin yıllık bir tafl kandil, Irak’ta da 10 bin yıllık piflmifl topraktan kandiller bulundu. Ya¤a batırılmıfl bitkisel liflerin, ince saz parçalarının daha parlak ve daha issiz bir alevle yandı¤ını

gören insanların ilk fitilleri yapması önemli bir dönüm noktası oldu. MÖ 1000 yıllarında yapılan ilk fitilli kandiller MÖ 500 dolaylarında yaygın olarak kullanılmaya baflladı. Piflmifl topraktan, demirden ya da tunçtan yapılan bu kandillerde zeytinya¤ı ya da baflka bitkisel ya¤lar yakılıyor ve daha çok ıflık vermesi için en az iki fitil yerlefltiriliyordu. Fitillerin ucu ya kabın kenarındaki deliklerden ya da çaydanlık emzi¤i gibi ayrı bir uzantıdan çıkıyordu. Tapınakların gece gündüz kandillerle aydınlatıldı¤ı Eski Yunan ve Roma ça¤larından kalma, yüksek ayaklar üzerine oturtulmufl çok büyük demir ya da tunç çanaklardan oluflan dev kandillerin ço¤u birer sanat yapıtıdır.


kadar pek yaygınlaflmadı. Balmumu ve parafinden yapılmıfl gerçek mumlar çok pahalı oldu¤undan, 19. Yüzyıl ortalarına kadar insanlar evlerini aydınlatmak için genellikle içya¤ından yaptıkları isli mumları kullandılar. 15. Yüzyılın bafllarında Londra ve Paris’teki evlerin kapısına içinde mum yanan fenerlerin asılmaya bafllaması da sokak aydınlatmasında ilk adımdı. Amerika’nın en kuzeyinde ve Grönland’da yaflayan Eskimolar ya¤ kandillerini yalnızca uzun kıfl gecelerini aydınlatmak için de¤il ısınmak ve yemek piflirmek için de kullandılar. Bu insanlar atefl yakıp ısınmak ya da meflale yapmak için odun bulunmayan bu buzlar ülkesinde ya¤ kandillerini keflfetmeselerdi yaflamlarını sürdüremezlerdi. Eskimolar, tafltan ya da piflmifl topraktan yaptıkları yayvan çanaklarda yakıt olarak eritilmifl fok ya¤ını, fitil olarak da yosunları kullandılar. Kandillerde petrol gibi mineral ya¤ların kullanılması ise büyük olasılıkla MS 50 yıllarına rastlar. Bu konuda en önemli kaynak, Adriya Denizi kıyılarında yeraltından çıkan bir ya¤ın kandillerde yakıt olarak kullanıldı¤ından söz eden Romalı bilgin ve yazar Plinius’tur. Mumların, yani içine ince uzun bir fitil yerlefltirilmifl balmumundan çubukların oldukça eski tarihlerden beri kullanıldı¤ı sanılıyor. Yazılı bir kaynak olmasa da MÖ 10. Yüzyılda bile mum kullanıldı¤ı sanılıyor. MS 100 yıllarında Eski Yunanlılar ve Romalılar keten liflerinden örülmüfl fitilleri balmumuyla kaplayarak mum yaptılar. Kiliselerde mum kullanıldıysa da evlerin aydınlatılmasında mum kullanılması Orta Ça¤’a

‹sviçreli Aime Argand’ın 1784’te yaptı¤ı bir lamba, aydınlatmada önemli bir geliflmenin bafllangıcı oldu. Ortasında, alevi besleyecek havanın girebilmesi için bir delik bulunan bu fitilli lamba, yüzyıllarca kullanılacak olan ya¤ lambalarının ilk örne¤iydi. Birkaç yıl sonra bir rastlantı sonucunda, alevin üstüne camdan bir “baca” yani lamba fliflesi takıldı¤ında daha parlak ve kararlı bir ıflık verdi¤i görüldü. 19. Yüzyılın ikinci yarısında gazya¤ının kullanılmaya bafllamasıyla bu lambalar iyice yaygınlafltı. Çünkü gazya¤ı bitkisel ya da hayvansal ya¤lara oranla daha ucuz, alevi de daha issiz ve kokusuzdu. Bugün bile daha iyi


aydınlatma araçlarının bulunmadı¤ı birçok yerde gaz lambaları kullanılıyor. ‹ngiltere’nin Cornwall yöresinde yaflayan William Murdock adında bir ‹skoç, uzun denemelerden sonra 1792’de evini havagazıyla aydınlatmayı baflardı. Altı sene sonra bir fabrikayı aydınlatmak için bu yöntemi gelifltirdi. 1807’de Londra caddelerinden birinin aydınlatılmasında havagazı kullanılmaya bafllandı. 1830’a gelindi¤inde artık birçok kent havagazıyla aydınlatılıyordu. 1891 yılında da ‹stanbul sokakları havagazı lambalarıyla donatıldı. 1820’de ‹skoç J. B. Neilsen, iki ayrı memeden gaz püskürten yeni bir model gelifltirdi. 1885’te Avusturyalı kimyacı Carl Auer von Welsbach parlak bir buluflla, ısınınca akkor hale gelerek ıflıldayan bir lamba “gömle¤i” yaptı. ‹nce iplikten seyrek dokunmufl bir çorabı andıran bu gömlekler, yakın zamana kadar lüks lambalarında kullanıldı. Aslında, özel kimyasal maddeler emdirilmifl bir kurutma ka¤ıdının, en zayıf aleve tutuldu¤unda bile ıflıldayan beyaz küller bırakarak yandı¤ı eskiden beri biliniyordu. Von Welsbach buradan yola çıkarak, Robert Wilhelm Bunsen’in yaptı¤ı gaz brülöründeki alevin çevresine geçirmek üzere çok ince bir lamba gömle¤i tasarladı. Kimyasal maddeler emdirilmifl ince pamuk ipli¤iyle çok seyrek biçimde dokunan bu gömlek, havagazı lambalarının çok parlak ve titremeyen bir ıflık vermesini sa¤ladı.

Havagazı olmayan yerlerde aydınlatma için en çok üretimi kolay olan asetilen kullanıldı. Bir kabın içindeki kalsiyum karbürün üzerine yavaflça su damlatıldı¤ında, parlak ıflıklı bir alevle yanan asetilen gazı ortaya çıkar. Kalsiyum karbür, sanayide karpit adıyla bilindi¤inden, asetilen lambaları karpit lambası diye bilinir. Bir zamanlar bisiklet ve otomobil farlarında karpit lambaları kullanılırdı. Aydınlatmada daha sonraki yıllarda asetilenin yerini büyük ölçüde bütan gazı aldı. Petrolden elde edilen ve basınç altında çelik tüplere doldurulan bütan gazı yalnız aydınlatmada de¤il, ocak ve fırın yakıtı olarak da kullanılır. Piknik tüplerine doldurulan bütan gazı, özellikle elektri¤in bulunmadı¤ı kamp yerleri ve teknelerde yaygın olarak kullanılır. 1809’da ‹ngiliz bilim adamı Sir Humphry Davy, ikibin kadar pilden oluflan çok güçlü bir elektrik bataryasının iki kutbuna birer kömür çubuk ba¤layarak ilk ark


lambasını yaptı. Çubuklar birbirine de¤dirildi¤inde, devreden geçen elektrik akımının etkisiyle uçları akkor haline geliyor, iki çubuk yavaflça ayrılarak birbirinden 10 cm kadar uzaklafltırıldı¤ında ise elektrik akımı bir uçtan öbür uca atladı¤ı için çok parlak ıflıklı bir elektrik arkı olufluyordu. Evlerde kullanılamayacak kadar parlak bir ıflık veren ark lambaları özellikle caddelerin, tiyatroların ve fabrikaların aydınlatılmasında kullanıldı. Gene de birçok pilin seri ya da paralel ba¤lanmasıyla oluflan elektrik bataryalarından daha yüksek verimli bir elektrik üreteci bulununcaya kadar elektrikle aydınlatma yaygınlaflamadı. Elektrik üreten ilk makineyi 1831’de Michael Faraday yaptı. Dinamo denen bu üreteç 1865’te bugünkü fleklini aldı. Bir buhar makinesinin üretti¤i elektrik enerjisine dönüfltürebilen dinamonun bulunması, elektrikle aydınlatma ça¤ının bafllangıcı sayılır. Elektrik ampulü ‹ngiltere ve ABD’de hemen hemen aynı zamanda bulundu. Bu buluflun temeli aslında oldukça basittir. Bir telden elektrik akımı geçirildi¤inde tel ısınır ve e¤er kıl inceli¤indeyse kolayca akkor haline gelir. Buradaki tek güçlük akkor halindeki telin havanın oksijeniyle hemen yanarak yok olmasını önlemekti. 1878’de ‹ngiliz kimyacı Sir Joseph Swan, ince bir karbon çubu¤u, havası boflaltılmıfl bir cam ampulün içine

yerlefltirerek bu güçlü¤ün üstesinden geldi. Böylece, içinden elektrik akımı geçirilen karbon çubuk yanıp tükenmeden akkorlaflabiliyordu. 1879’da da ABD’li Thomas Alva Edison karbon çubuk yerine çok ince karbon tel kullanarak ilk elektrik lambasını yaptı. Akkor telli lambaların bulunmasıyla aydınlatmada elektrik ıflı¤ını yaygın olarak kullanma olana¤ı do¤du. ‹lk elektrik üretim tesislerinden birini 1882’de New York kentinde Edison kurdu. Bu tesis ancak 10 bin ampulü aydınlatabilecek kadar elektrik enerjisi üretebiliyordu. Ampullerde zamanla karbon tel yerine erime noktası karbondan çok daha yüksek olan platin, osmiyum, tantal ve tungsten gibi metaller kullanıldı. Bu hem daha parlak, hem de daha uzun ömürlü ampullerin yapılmasına olanak verdi. Ampullerin içine, kolayca kimyasal tepkimeye girmeyen azot ve argon gibi soy gazların doldurulması da ampul tellerinin erimeden daha yüksek sıcaklıklarda akkorlaflmasını sa¤layan önemli bir geliflmeydi. 20. Yüzyılda yeni bir elektrik lambası gelifltirildi. Bu lambalarda elektrik akımı ampul tellerinden de¤il, ampule doldurulmufl özel gazların içinden geçirilir. Genellikle uzun cam tüpler biçiminde yapılan bu elektrik boflalmalı lambalar, tüpün içindeki gaza ya da buhara ba¤lı olarak de¤iflik renkte ıflık verir.


Elektrikle aydınlatmanın yaygınlaflmasından sonra, elektrik ıflı¤ının parlaklı¤ını ölçmek üzere bilim adamlarının ve üreticilerin kullanabilece¤i bir birim saptamak gerekti. Önceleri, bir ıflık kayna¤ının parlaklı¤ı ya da fliddeti, balina ya¤ından yapılan ve de¤iflmez bir hızla yanan mumların ıflı¤ıyla karflılafltırılarak “mum” cinsinden ölçüldü. Günümüzde mum yerine kullanılan uluslararası ıflık fliddeti birimi kandeladır. Bir ıflık kayna¤ının birim zamanda yaydı¤ı ıflık miktarı lümen cinsinden, aydınlatılan bir yüzeye düflen ıflık miktarı ise lüks cinsinden ölçülür. Yaflanan ortamda verimli ve iyi bir aydınlatma sa¤layabilmek için bu birimler çok önemlidir. Bir elektrik lambasının verimi, tüketti¤i elektrik enerjisini ne ölçüde de¤erlendirebildi¤ine ba¤lıdır. Söz gelimi 100 wattlık bir ampul 100 wattlık elektrik enerjisini ıflık enerjisine dönüfltürür. Floresan lambaların ıflık verimi aynı wattaki elektrik boflalmalı lambanınkinden daha yüksektir. Floresan lambalar elektrik boflalmalı

lambalardaki yeni bir geliflmenin ürünüdür. Cıva buharı doldurulmufl olan bu lambaları öbür cıva buharlı lambalardan ayıran özellik, tüpün iç yüzünün özel bir tozla kaplanmıfl olmasıdır. ‹çinden elektrik akımı geçirildi¤inde cıva buharı morötesi ıflınlar salar. Tüpün iç yüzündeki toz da insan gözünün göremedi¤i bu morötesi ıflınları so¤urarak görünür ıflık halinde geri verir, yani ıflıldar. Böylece, flüorıflıma denen bu olayla öbür cıva buharlı lambalarınkinden daha çok gün ıflı¤ına benzeyen sarımsı beyaz bir ıflık elde edilir. Elektrik tüketiminin yüzde seksenini ıflı¤a çeviren tasarruflu ampuller de gelifltirilmifl floresan ampullerdir. Bu ampuller çok az enerjiyle

daha uzun süre aydınlatma sa¤larlar. Tasarruflu ampullerin içinde az da olsa cıva bulunur. Kırılan ampuller çıplak elle tutulmamalı ve piller gibi çevre kirletici olduklarından ayrı yerde toplanmalıd›r. Aydınlatma, ıflı¤ı do¤ru ve yerinde kullanma sanatıdır. ‹yi bir aydınlatma, çevreyi bir an görebilmek, söz gelimi okumak için yeterli ıflı¤ı sa¤lamakla de¤il, gözleri hiç yormadan çok uzun süre okumaya olanak verecek ıflıklı bir ortam yaratmakla olur. Evlerde elektrik lambalarının kullanılmaya bafllamasından sonra aydınlatma konusu


‹ç aydınlatmada en iyi yöntem dolaylı ve dolaysız aydınlatmayı birlikte kullanmaktır. Böyle bir aydınlatma, ıflı¤ı hem yukarı hem afla¤ı verecek biçimde tasarlanmıfl tek bir abajurla ya da bir bölümü yukarıya bir bölümü afla¤ıya yöneltilmifl birden çok ıflık kayna¤ıyla sa¤lanabilir.

giderek önem kazandı. ‹lk elektrik ampulleri az ıflık verdi¤i için, tavana asılan ve ıflı¤ı afla¤ıya do¤ru yansıtan metal abajurlar kullanılıyordu. Do¤rudan aydınlatma denen bu aydınlatmada tavan ve duvarlar gölgede kalıyor, üstelik ampulün ıflı¤ı göz kamafltırıyordu. Daha parlak ıflık veren tungsten telli ampuller yapılınca abajurlar tavana do¤ru çevrildi ve odalar tavandan yansıyan ıflıkla aydınlatıldı. Dolaylı aydınlatma denen bu aydınlatma biçimi do¤rudan aydınlatmaya oranla gözleri daha az yorar.

Rahatça görebilmek için gerekli ıflık miktarı yapılan ifle göre de¤iflir. Söz gelimi dinlenme ortamı için uygun olan bir aydınlatma, görerek çalıflmayı gerektiren durumlarda yetersiz kalabilir. Özellikle, iyi aydınlatılmamıfl ortamlarda uzun süre çalıflmak gerginli¤e ve gözlerin çabucak yorulmasına yol açaca¤ından, e¤itim ortamlarının, iflyerlerinin ve çalıflma odalarının aydınlatması çok önemlidir. Enerji maliyetlerinin yükselmesi ve çevre bilincinin artmasıyla birlikte aydınlatmada yeni arayıfllara gidiliyor. Dünyamız için en büyük kaynak günefl enerjisidir. Özel olarak gelifltirilmifl paneller aracılı¤la günefl ıflıkları elektrik enerjisine çevrilerek kullanılabiliyor. Bugün trafik lambaları, yönlendirmeler,


ve dayanıklı bir ürün. En önemli özelli¤i de çok küçük olması. ‹letiflimden sonra ısı ve ıflı¤ın iletilmesinde de kullanılmaya bafllayan fiber kablolar, henüz yaygınlaflmasa da bazı özel yerlerin aydınlatmasında kullanılıyor. Normal kablo ve aydınlatma sistemlerinin taflıdı¤ı tehlikeleri en aza indiren bu teknoloji özellikle riskli alanlarda tercih ediliyor.

parkların ve sokakların aydınlatmasında günefl enerjisi yaygın olarak kullanılıyor. Mimarlar, yapıları tasarlarken gün içerisinde do¤al aydınlatmadan en üst seviyede yararlanmaya büyük özen gösteriyorlar. Yenilikçi aydınlatma tekniklerinden birisi de led. Iflık saçan diyot anlamına gelen led, iyi aydınlatan, az enerji harcayan, uzun ömürlü

Arkadafllar, aydınlatmada kullanılan enerji maliyetleri çok yüksek ve her türlü enerji üretimi çevreye belli oranlarda zarar verir. Bunun için aydınlatmada olabildi¤ince tasarruf etmeliyiz. Ayrıca aydınlatmada kullanılan her türlü malzemenin uluslararası standartlara uygun olması da çok önemlidir. Türk Standardları Enstitüsünün Elektroteknik Laboratuvarlarında her türlü aydınlatma sistemleri ve gereçlerinin kontrolü ve deneyleri yapılarak ülkemizde standartlara uygun, kaliteli ürünlerin kullanılması sa¤lanıyor. Böylelikle bizler de daha güvenli ve daha ekonomik olarak aydınlanıyoruz.


A K E K K E 2 0 0

5

E KA A E A

Yandaki toplama ve ç›karma ifllemlerinde harflerin yerine gelecek rakamlar› bulabilir misiniz?

1 3 1 0

6

Arkadafllar, afla¤›daki ülkelerle baflkentlerini efllefltirip, harita üzerindeki numaralar›n› yazabilir misiniz?

1

5 7 4

6

2 H Nepal H Laos H Brunei H Kanada H Yeni Zelanda H Sudan

H Hartum H Wellington H Buenos Aires H Bandar Seri Bagawan H Vientiane H Katmandu

3


Arkadafllar, yeryüzünde bulunan kuflların neredeyse yarısı mevsimlik göçler yaparlar. Yaflamlarını sürdürebilmek için çok uzun yolculuklara çıkarlar. Bu yolculukların büyük ço¤unlu¤u güney ve kuzey yönleri arasında yapılır.

Kufllar daha kolay beslenme ve üremeye uygun ortam bulmak için göç ederler. Bu göçler kufllar için adeta davranıfl haline gelmifltir. Göç eden kufllar, gruplar halinde yaflarlar. Biz onları ço¤u zaman tek tek görsek de aslında çok yakın bir çevrede bir arada yaflarlar. Bu kufllar göç ederken de sürüler halinde hareket ederler. Kufllar uçarken daha

az enerji harcamak için farklı yöntemler gelifltirmifller. Sı¤ırcık, kırlangıç, bıldırcın gibi küçük kufllar, göç yolunda da¤ınık bir flekilde uçarlar. En büyük kufllar ise grup halinde ve bir düzen içerisinde uçarlar. Bu kufllar, gidecekleri yöne do¤ru bir ok ucu gibi V fleklinde hareket ederler. Tarih boyunca neden V fleklinde uçtukları hakkında birçok fley söylenmifltir. Bilim insanları, arafltırmalar sonucunda kuflların daha az enerjiyle daha uzun yolculuklar yapabilmek amacıyla bu flekilde uçtu¤unu buldu. Büyük kuflların kanatları gövdelerine oranla daha küçüktür. Hatta kazlar sudan ya da yerden havalanırken birden kalkamazlar, tıpkı uçaklar gibi yavafl yavafl havalanırlar.

48


Bundan dolayı uzun mesafelerde uçarken di¤er kufllara oranla daha fazla enerji harcarlar. Göç eden büyük kufllar evrim sürecinde V fleklinde uçarak uzun yolculuklarını gerçeklefltirmeyi ö¤rendiler. Böylece havanın kendilerine karflı oluflturdu¤u direnci kırıyorlar.

V fleklinde uçan kufllar, önlerindeki kuflun dıfla bakan kanadının ucu hizasında yer alırlar. Bu flekilde uçmakla, her kufl arkasında uçan kuflu hava akımının etkisinden korur. Böylece havanın itme gücünün etkisini azaltarak enerjilerini korurlar. Büyük kufllar V fleklinde uçarken, öndeki kuflun kanat hareketi arkadan gelen kuflun iflini kolaylafltıran bir akım oluflturur. Her kufl kanat hareketiyle arkasındaki kuflun iflini kolaylafltıran bir hava akımı yaratır. Bu grup çalıflması, onların daha az enerji harcayarak daha uzun mesafelere uçmalarını sa¤lar. Arafltırmalar, kuflların V

fleklinde uçarak yüzde 70 daha fazla yol aldıklarını kanıtladı. Gruptan ayrılan bir kufl, arkadafllarının oluflturdu¤u hava akımından yararlanamadı¤ı için uçmakta zorlanıyor. Kuflların V fleklinde uçarken grup içerisindeki yerlerini de de¤ifltirdikleri saptandı. En önde uçan ve do¤rudan hava koflullarına açık olan kufl, daha çabuk yoruldu¤u için bir süre sonra en arkaya geçiyor. Hemen arkasındaki onun yerini alıyor.


Böylelikle sürünün en önünde uçan kufl sürekli de¤ifliyor. Kufllar binlerce yıldır birbirleriyle dayanıflarak bu flekilde göç ediyorlar. Böylelikle çok uzun mesafeleri aflarak hedeflerine ulaflıyorlar.

Arkadafllar, ülkemizin hemen her bölgesinde kufl gözleyen topluluklar bulunuyor. Sizler de bahar aylarında bu etkinliklere katılarak göçmen kuflların yolculu¤unu izleyebilirsiniz.

Kufl Gözlemcili¤i Kuş gözlemciliği, kuşların dünyasından doğayı tanımayı sağlayan bir gözlem sporu. Türkiye’deki toplam kuş türlerinin sayısı, Avrupa’nın tamamında bulunan kuş türleri kadar. Ülkemizin kuşlar açısından zengin olmasının en önemli nedenleri, zengin sulak alanlara sahip olması ve kuş göç yolları üzerinde bulunması. Türkiye’de kuş gözlemciliği son yıllarda hızla yayılıyor.


Meslekleri bulun!

7 1: ....................

2: ....................

3: ....................

7: ....................

6: .................... 4: ....................

5: ....................

11: ................

8: ....................

9: ....................

10: ....................

Arkadafllar, afla¤›da kar›flt›r›larak yaz›lm›fl meslek isimlerini düzelterek ilgili resmin alt›na yazabilir misiniz?

VANÇIBAH YAK‹MGER YABOCI Ç‹ELTR‹KEK RETMENÖ⁄ C‹T‹RAM YEN‹SMÜZ NERR‹VETE MANRAKAME SASMRE ÇIBAfiIAfi


Nerede o eflek sırtındaki binbir çeflit ma¤azası Çerçiler? Türk Dil Kurumu sözlü¤ünde çerçilik flöyle tanımlanıyor: Köy, pazar ve benzeri yerlerde dolaflarak ufak tefek tuhafiye eflyası satan gezginci esnaf. Bir baflka sözlükte ise “Köylerde, mahalle aralarında, pazarlarda makara, boncuk, i¤ne, oyuncak, lastik, makas vb. ufak tefek eflya satan esnaf…” diye tanımlanıyor çerçilik. Çerçilere, mallarını yere yayarak sattıklarından yaymacı ya da dökmeci de denir. Evliya Çelebi çerçilerin piri olarak Abuzettin Gaffari’yi gösterir. Yine Evliya Çelebi ‹stanbul’da çerçi sayısının 300 kadar oldu¤unu, her türlü ufak tefek eflya sattıklarını, müflterilerin satın aldıkları mallardaki hileyi anlamamaları için kendi aralarında özel bir dil gelifltirdiklerini söylemektedir. OL K‹MSELERE DEN‹R K‹ TUHAFÇI Ça¤atay sözlü¤ü ise çerçiyi “pilever, yaymacı, sergici” diye tanımlıyor. Bu kadar tanımı yapılan çerçilik de artık çok nadir görülen mesleklerdendir. Çerçili¤in ortaya çıkıfl sebeplerinden en önemlisi ulaflımın zor oldu¤u, alıflverifl yapmanın kolay olmadı¤ı yerlerde yaflayan insanların ihtiyaçlarının karflılanmasıdır. Eski ça¤lardan beri yapılan bir ifl koludur çerçilik. Ulaflım araçlarının gidemedi¤i yerlere at, eflek ya da katırı ile tüketicinin

52

Mehmet Ali Diyarbak›rl›o¤lu aya¤ına giden bu satıcılar her türlü do¤a ve kötü flartlara direnerek ifllerini yaparlardı. Eflkıyaların, vahfli hayvanların kol gezdi¤i da¤ları aflarak ulaflılması zor köylere giden çerçiler, kendilerini nelerin bekledi¤inden habersiz yollara düflerlerdi. ‹¤neden ipli¤e, çaydanlıktan le¤ene, ibrikten toprak kaplara kadar yüklü hayvanı ile “Çerçi geldi!” diye ba¤ırarak sokak sokak, kapı kapı, köy köy, mezra mezra dolaflırlardı. ASYA’DAN AMER‹KA’YA ÇERÇ‹L‹K Bu meslek sahipleri maddi durumlarına göre üstü kapalı at arabaları ile de satıfl yaparlardı. Arabanın gidemedi¤i yolun olmadı¤ı yerlere dayanıklı yük ve çekim hayvanı olan katırlar kullanılırdı. Bir makara dikifl ipli¤i için kasabaya inemeyen insanların aya¤ına kadar giden bu hizmet sektörü, eskilerde baya¤ı yaygın meslek kollarından biriydi. Dikifl ipli¤ine pazarlık yaparken ucuz ve hesaplı buldu¤u birkaç metre patiska veya pamuklu basmadan da o anda ihtiyaçları olmadı¤ı halde alabilirlerdi. Bugünkü süper market psikolojisi o zaman da geçerliydi. Evlerinde kullanmadıkları ya da de¤erini bilemedikleri bakır kaplar veya baflka eflyalarını göz alıcı parlaklı¤ı ve renklerine kanarak, alüminyum veya örme sepet karflılı¤ı de¤ifl tokufl yaparlardı. Bu alıflveriflten çerçi her zaman kârlı çıkan taraf olurdu.


Amerikan western filmlerinde üstü kapalı arabalarla her türlü tuhafiye ve züccaciye araç ve gereçlerini satan çerçileri sıkça görmek mümkündür.

At huylanıp arka aya¤ını hareket ettirdikçe üzerindeki cezveler, çaydanlıklar, ibrikler, tavalar birbirine çarparak takur tukur sesler çıkarırlardı.

ÇERÇ‹YLE LAFLAMAK B‹R HOfi OLUR K‹…

O zamanın bazı sokakları otomobillerin geçebilece¤i kadar genifl de¤ildi. Bu sokaklardan çerçinin hayvanı rahatlıkla geçebilir, müflterilerine ulaflabilirdi.

Çocuklu¤umda mahallemize gelen Gaziantepli bir çerçi vardı. Her hafta mahallemize gelerek satıfl yapardı. Hasip Dürri Geçidinin sakinleri onun baflına toplanırdı. ‹htiyaçları olsun olmasın alıflverifl yapmasalar da çerçinin etrafında toplanıp laflamak hofllarına giderdi. Baflka zaman bu ortamı bulamayan mahalle sakinleri çerçi vasıtasıyla bir araya gelmenin keyfini yaflarlardı. Çocukların meraklı bakıflları altında yapılan alıflverifl çok keyifli ve bir baflka güzel olurdu. Nakit paranın pek kullanılmadı¤ı bu alıflverifl saatlerce sürerdi. Kimi ocakta yeme¤ini yakmamak için, kimi çocu¤unun a¤lamasını duyarak ayrılırdı bu hengâmeden. Çerçinin bir alıfl verifl defteri vardı. Bu defterde her evin bir sayfası bulunurdu. Kim ne almıfl, kimin ne kadar borcu var deftere yazılırdı. Müflteri asla sıkbo¤az edilmezdi. Ne verirse onu alır, aldı¤ı miktarı defterdeki borcundan düflerdi. Çerçinin bazen iki ya da üç hafta ortalarda görünmedi¤i olurdu. Ama hiçbir zaman bu satıfllarda tartıflma yaflanmazdı. Borcunu vermeyene de kızılmazdı. Çerçi bilirdi ki o kifli gerçekten zor durumdadır. Onları anlayıflla karflılar, borcunu bir gün verece¤ine inanır, buna göre davranırdı. ATIN KUYRU⁄UNDAN KIL ÇEKME Biz çocuklar ise bu alıflverifllerden habersiz, çerçinin atının kuyru¤undan nasıl yapar da bir kıl çekmenin derdinde olurduk. Bu kılla çok güzel vız vız oyunca¤ı yapardık.

Aktar pazarından, kazancı pazarından, züccaciye çarflısından aldıkları malları halkın aya¤ına kadar getirip satmak o günün flartlarında bir nevi hizmet sektörü sayılırdı. BU KÖYDE K‹MSE YOK MU? Bir a¤ustos ayında Kastamonu’nun Çatalzeytin ilçesine ba¤lı Saraçlar köyündeydim. Saraçlar köyü 9 hanelik bir köy. Büyük kentlere göç nedeniyle köy boflalmıfl durumda. Sadece yaz ayları bir iki ev geçici olarak doluyor, o kadar. Orman içerisinde ana yoldan pek fark edilemeyen, ya¤murda dahi ulaflımın zor oldu¤u Saraçlar köyü saklı bir kent gibi. 2007 yılının Eylül ayındayız. Vakit akflam üzeri. Ahflap evin önündeki toprak yol üzerine örtümüzü serdik, minderleri dizdik. Mustafa dayılarla birlikte gözleme yiyip çay içece¤iz. HOfi GELD‹N SADIK! Çaylarımızı yudumlarken köyün toprak yolundan at kiflnemesi ile nal sesleri duyuldu. Bir adam ve yüklü bir at bize do¤ru geliyorlardı. Atın üzeri baya¤ı eflya ile doluydu. At yürürken bu eflyalar birbirine çarparak sesler çıkarıyordu. Gözlerime inanamadım! Bu gelen adam bir çerçiydi. Onu gökte ararken yerde bulmufltum. Atının üzerinde naylon le¤enler, içi kap kacak dolu torbalar, küfeler vardı. Bizimkiler mal bulmufl ma¤ribi gibi sevinmifllerdi.


Köyün en yafllısı Emine Nine çerçiye “Hofl geldin Sadık!” diye seslendi. Çerçinin adı Sadık’mıfl. Ona çay ve yiyece¤i bir fleyler ikram ettiler. Adam çayını içip dinlendikten sonra hemen atının üzerinden renk renk le¤en ve tencereleri yere indirip serdi. Kadınlar bu tür alıfl verifle daha düflkün oluyorlar. Kullanacakları eflyaları seçerek almalarından daha do¤al ne olabilir ki… Bizimkiler ihtiyaçları olan büyükçe bir naylon le¤en aldılar. Ekmek parası kazanmak için da¤ tafl demeden dolaflan çerçi bu alıflveriflten memnun oldu. Bu arada da gelmiflten geçmiflten konuflup ölenleri yâd ettiler. Çerçi Sadık yere yaydı¤ı eflyalarını toplayarak atın üzerindeki yerlerine ba¤ladı.

Köyün sonunda oturan Esma Hanım ile kızlarının yanına gitti. Atını kiraz a¤acına ba¤ladı. Atın üzerindeki yükü teker teker yeniden yere indirdi. Esma Hanım ile kızları evlerinden getirdikleri kırık dökük mutfak eflyalarını verip onların yerine yenilerini almak istiyorlardı. Çerçi Sadık getirilen eski mutfak gereçlerini el terazisi ile tarttı. Hurda fiyatından hesapladı. Yenilerinin fiyatında baya¤ı sıkı pazarlık yaptılar. Eskilerin tutarını yeni alınanların fiyatından düflerek anlafltılar. Esma Hanım, kalan parayı taksitle ödeyece¤ini söyledi. Buna itiraz etmedi Çerçi Sadık. Birazını peflin verdiler. Kalanını da her geldi¤inde alacaktı. Pazarlık konusunda Esma Hanım da çerçi kadar çetin cevizdi hani. Epeyi çini çanak ve di¤er ihtiyaçlarını aldılar.


SON ÇERÇ‹YLE SÖYLEfiT‹K Bu pazarlık çerçiyi baya¤ı yormufl olacak ki bir taflın üzerine oturup dinlendi. Onunla mesle¤i hakkında konuflmak istiyordum. Çerçilik baba mesle¤i de¤ilmifl. O yörede insanların çiftçilikten para kazanamadı¤ını, genellikle para kazanmak için baflka ifllerde çalıflıldı¤ını, kendisinin de çerçilik yaparak geçimini sa¤ladı¤ını söyledi. En büyük sıkıntısıysa, köylerin geçim sıkıntısının yanında flehirlere göç nedeniyle köylerin hemen hemen bofl olmasından dolayı müflterinin olmamasıydı. Bu durumda nasıl para kazanılırdı? Kime satıfl yapılırdı?

fiimdi bir fleyler satarak çoluk çocuk beslemek çok zorlafltı. Daha ne kadar dayanırım bu flartlara bilemem. fiu atın giderini bir düflünün. Nallanması, semeri, yemi kaça çıkar bir düflünün.”

Müflterilerinin, buralardan göç eden, köylerine tatil için ya da bakım onarım için gelen insanlar oldu¤unu söyledi.

Çerçi, atın sırtından indirdiklerini yeniden teker teker yerli yerine itina ile yükleyip semere ba¤ladı. Sonra da “Yolcu yolunda gerek…” diyerek atın yularından tutup uzaklafltı gitti.

Kıfl ve bahar aylarında bazı köylerde kimse bulunmuyormufl. Ancak yaz geldi¤inde kıfla nazaran daha bir flenleniyormufl buralar. Ne kadar çok istiyordu bu köylerin eskisi gibi olmasını... AH O 30 YIL ÖNCEK‹ ÇERÇ‹L‹K! Bence köylere olan ulaflımın kötü olması da bu geri göçü engelleyen bir baflka gerçektir. Bu nedenle köylerine geri gelmek isteyen insan sayısının da giderek azaldı¤ını anlattı. “Yollar iyi olsa köylere gelen nüfus artar, yaflam canlanır.” diyor çerçi Sadık ve ekliyor: “fiimdi siz bir iki hafta sonra gideceksiniz, buralarda in-cin top oynayacak. Benim iflim 30 sene evvel iyiydi.

Onu bir daha hiç göremeyece¤imi biliyordum. Bunu düflünerek ardından içim burkularak kaybolana kadar uzun uzun baktım. Yolları olan bazı köylere, mezralara minibüsleriyle az da olsa çerçilik mesle¤ini sürdüren insanlar vardı. Ama artık onları da görmek mümkün de¤il. Çerçilik de kaybolan mesleklerdendir. Gençlerimiz bu meslekleri sözlüklerden ve ansiklopedi sayfalarından tanıyacaklar artık. Orta yafl grubu ve daha yafllılarımız ise bu meslektekilerin yaflantılarında bir sayfa oluflturdu¤unu bilirler ve bahsi geçti¤inde içleri burkularak bakarlar bu sayfalara.


Bir konut sitesindeki evlerin üçte birinde bilgisayar bulunmuyor. Di¤er evlerin yar›s›nda iki, kalan yar›s›nda da bir bilgisayar var. Sitede toplam 400 bilgisayar bulunuyor.

8

Sitede toplam kaç ev oldu¤unu bulabilir misiniz?

9 200 metre uzunlu¤unda bir tren, 200 metre uzunlu¤unda bir köprüden geçecek. Tren, 5 dakikada 200 metre yol ald›¤›na göre köprüyü kaç dakikada tamamen geçer?


Verem Savafl E¤itimi Haftas› (Ocak Ayının İlk Haftası) Verem hastalı¤ı gerekli önlemler alınmadı¤ı ve tedavi edilmedi¤inde oldukça tehlikeli sonuçları olabilen bir hastalıktır. Verem mikrobuyla bafl edebilmenin en iyi yolu, veremden korunma yollarını bilmektir. Sevgili arkadafllar, veremden korunma yollarını yeniden hatırlayalım. BCG adı verilen verem aflısını zamanında yaptıralım. ‹yi beslenip sütü kaynatarak içelim. Spor yaparak vücudumuzun direncini artıralım, temizli¤e önem verelim. Verem bulaflıcı bir hastalıktır. Bu nedenle verem hastalı¤ına yakalanan kiflilerle yakın temasta bulunmayalım. Onların eflyalarını kullanmayalım. Uykumuza dikkat edelim, terliyken su içmeyelim, so¤uk havalarda kalın giyinelim. ‹çki ve sigara verem mikrobunun en iyi arkadafllarıdır. Bunlardan kaçınalım.

Enerji Tasarrufu Haftas› (Ocak Ayının İkinci Haftası) Günlük yaflantımızda enerji kullanımı çok önemlidir. Bu önemli ihtiyacın bilinçsizce kullanımı, hem flimdiki hem de gelecek nesillerin hayatını olumsuz yönde etkileyecektir. Enerjinin bilinçli ve gere¤i kadar tüketilmesi, aile bütçemize oldu¤u kadar ülke ekonomisine de önemli faydalar sa¤lar. Evimizde bofla yanan lambaları söndürmeyi unutmayalım. Bozuk musluklarımızı onaralım. Suyumuzun bofla akmasını önleyelim, izlemedi¤imiz zaman televizyonu ve radyoyu kapatalım. Enerji tasarruflu cihazlar kullanalım. Pencere yalıtımlarına daha çok özen gösterelim. Enerji tasarrufu konusunda ö¤rendiklerimizi, dinlediklerimizi ömür boyu uygulayalım.


Sivil Savunma Günü (28 Şubat) Sivil savunma, düflman taarruzlarında, do¤al afetlerde ve büyük yangınlarda halkın can ve mal kaybının asgariye indirilmesi için yapılan savunma çalıflmalarına sivil halkın katılmasıdır. Her türlü silahsız koruyucu ve kurtarıcı tedbirlerin alınması ve yapılması gereken faaliyetler hakkında 28 fiubat Sivil Savunma Gününde kamuoyu bilgilendirilir.

Yeflilay Haftas› (Mart Ayının İlk Haftası) ‹çki, sigara, uyuflturucu madde alıflkanlıklarıyla savaflmak, bunların kötülüklerini insanlara anlatmak, bu konuyla ilgili yayınlar yapmak amacıyla 1920 yılında Yeflilay Derne¤i kurulmufltur. ‹çki, sigara, uyuflturucu gibi maddeler sa¤lı¤ımızı bozan, vücudumuza zarar veren ve ba¤ımlılık yapan maddelerdir. Hepinizin bu tür maddelerden uzak durdu¤unu zaten biliyoruz. Spor yapmak, arkadafllarımızı iyi seçmek, hoflumuza giden etkinliklerle u¤raflmak, sosyal çalıflmalara katılmak, hobiler gelifltirmek, bu tür zararlı alıflkanlıklardan uzak durmamızı sa¤layacaktır.

Deprem Haftas› (1-7 Mart) Deprem, can ve mal kaybına sebep olan do¤al afetlerden biridir. Yer kabu¤unun çatlaması sonucu meydana gelir. Yurdumuz da deprem kufla¤ı üzerinde bulunmaktadır. Geçmiflte çok büyük depremler yaflanan ülkemizde gelecekte de çeflitli fliddette depremler yaflanabilece¤i bilim adamları tarafından belirtilmektedir. Depremin yol açtı¤ı can ve mal kayıpları ve benzeri di¤er acı sonuçlarından korunmak veya en aza indirmek, insanların bilinçli ve e¤itimli olmasına ba¤lıdır. Deprem kufla¤ında yaflayan bütün insanlar depremle ilgili bilgilendirilmeli, yaflamlarını ona göre düzenlemelidirler. Bu amaçla Deprem Haftasında deprem anlatılır, insanları bilinçlendirme çalıflmaları yapılır.


Dünya Kad›nlar Günü (8 Mart) 1910 yılında Dünya Kadınlar Kongresinde alınan kararla 8 Mart günü Dünya Kadınlar Günü olarak kabul edilmifltir. Bu önemli günde kadının toplumdaki yeri, kadının yafladı¤ı zorluklar üzerinde durulur. Çözüm önerileri gündeme getirilir.

‹stiklâl Marfl›’n›n Kabulü (12 Mart) Bir milletin ba¤ımsızlık sembollerinden biri de milli marflıdır. Tarih sayfasına eflsiz bir Kurtulufl Savaflı ile adını yazdıran Türk Milleti’nin kazandı¤ı zaferden sonra bir milli marfla ihtiyacı vardı. Dönemin Milli E¤itim Bakanı bir yarıflma düzenledi. Yarıflmaya 724 fliir katıldı. Elemeler sonucu 6 fliir kaldı. O zaman Burdur Milletvekili olan Mehmet Akif’in para ödülünden rahatsızlık duydu¤u için yarıflmaya katılmadı¤ı ö¤renildi. Dönemin Milli E¤itim Bakanı Hamdullah Suphi, böyle bir marflın ancak flair Mehmet Akif tarafından yazılabileci¤ine inandı ve flaire bir mektup yazdı. Mehmet Akif para ödülünün kaldırıldı¤ını ö¤renince 48 saatte bir fliir yazdı. ‹flte bu fliir bugünkü milli marflımız olan ‹stiklâl Marflı idi. Mecliste okundu¤unda dakikalarca ayakta alkıfllandı. Böylece 12 Mart 1921 günü büyük ço¤unlukla TBMM tarafından ‹stiklâl Marflı, milli marflımız olarak kabul edildi. fiiirin bestelenmesi için açılan ikinci yarıflmayı Ali Rıfat Ça¤atay’ın bestesi kazandı. ‹lk iki dörtlük bu beste eflli¤inde ‹stiklâl Marflı olarak söylenmektedir.

Bilim ve Teknoloji Haftas› (8-14 Mart) Evrende meydana gelen olayların bir bölümünü konu olarak seçen ve bu olayları deneysel yöntemlerle açıklayan, gerçekli¤e dayanan yasalar çıkaran düzenli bilgilerle u¤raflma


ifline bilim denir. Bilimin konusu, insan ve çevresindeki her türlü olaylardır. ‹nsan bu olayları anlamak ve kendi yararına çevirmek için bitip tükenmek bilmeyen bir çaba içerisindedir. Bilimsel bilgilerin kullanılmasıyla teknoloji ortaya çıkmıfltır. ‹nsanlı¤ın geliflmesi ve ilerlemesi için teknolojinin önemi çok büyüktür. Teknolojinin insanlı¤a çok büyük faydası oldu¤u kadar do¤ru kullanılmadı¤ında zararını da göz ardı etmemek gerekir.

T›p Bayram› (14 Mart) 14 Mart 1827 tarihinde topraklarımızdaki ilk modern tıp okulu “Tıbhane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire” kuruldu. Okul aynı zamanda sa¤lık e¤itimi ve kurumlaflmasında atılan ilk adımlardan birisidir. Bu okulun açılıfl günü olan 14 Mart “Tıp Bayramı” olarak kutlanmaktadır. Her 14 Mart’ta yeniden ülkemizde yaflanan sa¤lık sorunlarına dikkat çekilir ve çözüm yolları aranır.

Tüketici Koruma Haftas› (15-21 Mart) Yaflamımızı sürdürebilmek için bir takım mal ve hizmetlere ihtiyaç duyarız. Biz bu mal ve hizmetleri satın alırken bir bedel öderiz. Ancak bazen ödedi¤imiz bedelin karflılı¤ını alamayız. Bu durumda tüketici olarak haklarımız oldu¤unu, ne yapaca¤ımızı, nereye baflvuraca¤ımızı bilmemiz gerekir. 15 Mart 1962 yılında Amerika Baflkanı John F. Kennedy, yaptı¤ı bir konuflmada tüketicilerin ekonomik anlamda yerinin önemli oldu¤undan bahsederek tüketici haklarından ve örgütlenmeleri gerekti¤inden söz etti. Tüketicilerle ilgili hareketlenme Amerika’da bafllayıp zamanla Avrupa’ya da yayıldı. Ülkemizde de birçok kurum bu konuda çalıflmalar yapmaktadır. Bu kurumlardan biri de TSE’dir.


Yafll›lara Sayg› Haftas› (18-24 Mart) Gelenek ve göreneklerimizin en önemlilerinden biri olan yafllılara saygı, toplumun temel tafllarından biridir. 18-24 Mart Yafllılara Saygı Haftasında, yafllı bireylerin toplumdan soyutlanmasını önlemek, yaflama ba¤lılıklarını artırmak, kültür ve de¤erlerimize daha sıkı tutunmayı sa¤lamak amacı ile birçok faaliyet gerçeklefltirilir. Unutmayalım, yafllılara saygı, tüm insanlar için minnet borcudur.

Meteoroloji Günü (23 Mart) Atmosfer olaylarını inceleyen bilim dalına meteoroloji denir. Meteoroloji, Atmosferde meydana gelen ya¤mur, kar, dolu, flimflek ve yıldırım olaylarını inceler. Hava olaylarını inceleyip hava tahminlerinde bulunur. Bu bilimle u¤raflan bilim adamlarına meteorolog denir. Hava olaylarını önceden bilmek, insan hayatını kolaylafltıran bir unsurdur. Günümüzde meteoroloji biliminin ve teknolojinin sayesinde haftalık hava tahminleri alınabilmekte ve tahmin sonuçları da çok yüksek oranda do¤ru çıkmaktadır.

Dünya Su Günü (22 Mart) Su, bireylerin ve ulusların devamlılı¤ı için yaflamsal bir kaynaktır. Ancak, dünya nüfusunun artması, küresel ısınmaya ba¤lı iklim de¤ifliklikleri, suyun yeryüzündeki da¤ılımı ve kullanım flekli, su ile ilgili ciddi sorunların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Son 10 yılda kısıtlı su kayna¤ı üzerindeki küresel su talebi 6-7 kat artmıfltır; bu oran dünya nüfus artıfl oranının


iki katından fazladır. Dünya genelinde 2.4 milyar insan yetersiz ve kalitesiz su nedeniyle sa¤lıksız koflullarda yaflamaktadır. Bu olumsuz tablo karflısında uluslararası kurulufllar, su kaynaklarının daha etkin bir biçimde kullanılması ve yönetilmesinin gereklili¤ine dikkat çekmektedir. Birleflmifl Milletler (BM) Genel Kurulu tarafından, 1992 yılında Rio de Janerio’da düzenlenen BM Kalkınma Konferansı’nda dünyada suyun giderek artan öneminden dolayı her yıl 22 Mart gününün “Dünya Su Günü” olarak kutlanmasına karar verildi.

Dünya Tiyatrolar Günü (27 Mart) Uluslararası Tiyatro Enstitüsü, 1948 yılında kuruldu. Bu Enstitüsü 1961 yılında aldı¤ı bir kararla 27 Mart gününü Dünya Tiyatrolar Günü olarak kabul etti. ‹lk ça¤lardan beri insanlar tiyatro yapmıfllardır. Ülkemizde orta oyunu, meddahlık, köy seyirlik oyunları gibi çeflitli oyunlarla tiyatro karflımıza çıkar. Tiyatro, bizlere insan hayatından kesitler sunar. ‹zleyenler tiyatro oyununda kendinden birfleyler bulur. ‹nsana dair, hayatın bir parçasından örnekler veren tiyatroda müzik, dans da yer alır.

Orman Haftas› ve A¤aç Bayram› (21-26 Mart) Ormanlar, do¤anın ayrılmaz bir parçası. Adeta yeryüzünün süsü diyebilece¤imiz, sayılamayacak kadar yararı olan a¤açlar ve ormanlar, aynı zamanda baflka canlılara da barınaktır. Ne yazık ki her yıl de¤iflik nedenlerle birçok orman yok olmakta veya yok edilmektedir. Bunun sonucu olarak do¤al denge bozulmakta, pek çok olumsuz sonuçlar do¤maktadır. ‹klimlerin de¤iflmesi, toprak kaymaları, erozyon, sel gibi felaketlerin oluflmasında orman kayıplarının önemli payı vardır. Ormanları korumak, çevrenin a¤açlandırılması, her bilinçli vatandaflın görevidir. Unutulmamalıdır ki, bir orman kolay meydana gelmiyor. Bugün dikilen her a¤aç, gelecek için bir yatırımdır.


2 1

5

1- Karatepe-Aslantaş Millî Parkı 2- Spil Dağı Millî Parkı 3- Kızıldağ Millî Parkı 4- Dilek Yarımadası Millî Parkı 5- Honaz Dağı Millî Parkı 6- Gala Gölü Millî Parkı 7- Sultan Sazlığı Millî Parkı 8- Küre Dağları Millî Parkı 9- Nene Hatun Millî Parkı 10- Kazdağı Millî Parkı 11- Karagöl Sahara Millî Parkı

A: 5 K: 3 E: 7

6 1- Kanada 2- Arjantin 3- Yeni Zelanda 4- Sudan 5- Nepal 6- Brunei 7- Laos

9

Ottawa Buenos Aires Wellington Hartum Katmandu Bandar Seri Bagawan Vientiane

Dört tur döndü¤ünde gene yeflili gösterir. Yar›m tur daha döndü¤ünde yeflilin tam karfl›s›nda bulunan pembe oku gösterir.

4 I A C N U T E P W B C E UW E C G E L E E MUW T E R S P K O Y D P U A P I C Y D N N P A E E T H E R A V O A v E GQ Q

7

3

Orkun

P P İ E R N H J A Y A K K A B I D E C K

X O T U X D H C L S R A A I T M A V V I

1234567891011-

M K B Z K J E E F P O N M K R Y J B Y U

T A K R T İ E E S Z M M E Q İ D N B T J

T C MN L P U E L C GM F Y S E K H A F İ N İ N D K O Z DO GK E T E N I W MB

XG L B GG J U MK A İ N T FA I P GA D E D I L A U B Y R E İ S R İ E Y İ GA

E X X F F T R K J O R B T L N J A X D M

T S E İ S D R A L A N V İ C Y E P C E S

D K T E Y K O S Y A S K M İ N E I E P P

U A C S J A K P Z B S İ S O S Y M N O M

AŞÇIBAŞI ELEKTRİKÇİ BAHÇIVAN TAMİRCİ KİMYAGER VETERİNER MÜZİSYEN KAMERAMAN BOYACI RESSAM ÖĞRETMEN

E S A L E M AM A T UM A R L Ç I B FWP AWK KM E U A N L K İ U A S GR F A NM İ A N PM F F B S EOM L K İ C V H

R G L A V A L İ P C A T K L P A K L S I

P QC Z X X A Ç G J T U Q HWV C RQA Ü T ÜH Z AOK D N L Z A F L L N L E I L X N F Y K L B I Ş A K K MW Y WH Z T M L K I V L F V E T J C N A E V X L V B

8 400 ev bulunuyor.

Tren köprüyü tamamen geçmek için 400 metre yol alacakt›r. Bu süre 10 dakikad›r.

Z H N E Y R N B E P Q U V I T B D T I I



Çocuk dergisi