Page 1

Y›l: 1 Say›: 4

Eylül 2001

750.000 TL. (KDV Dahil)

DEVR‹MC‹ HAREKETTEK‹ TIKANMA, AYRIfiMA VE ODAKLAfiMAYA ZORLUYOR

B

yor. Tüm dikkatlerin bu noktamesi olanakl› de¤ildir. urjuva sistemin t›kan›kl›¤›, ya toparlanmas› her zamankinart›k sadece devrimcilerin Devrimci hareketin, fark›nda olunsun veya olunmas›n gerçek den daha önemli hale gelmifltir. de¤il, burjuvazinin kendisigündemi, devrimci önderlik soY›llar›n biriktirdi¤i sorunlar nin de dile getirdi¤i bir gerçek. runudur; bu çerçevede kendi t›hesaba kat›ld›¤›nda, mevcut t›kaAncak, burjuvazinin t›kan›kl›¤› ne kan›kl›¤›d›r ve ancak bu gündem n›kl›¤› devrimci çözümler temederece gerçekse, onun egemen etraf›nda bir yo¤unlaflma üzerinlinde aflmak kolay olmasa da, s›n›f olman›n ayr›cal›klar›yla kenden ulafl›lacak netlikler, belirleduru mun u muts u z ol mad›¤›, di t›kan›kl›¤›n› çözmeye dönük necek görevler hareketin t›kabir çaba içinde oldu¤u, devrimci devrim ve parti davas›na ba¤l› n›kl›¤›n›n giderilmesinde anlaml› olanlar için aç›k olmal›. Devrimhareketin güçsüzlüklerinden yaad›mlar›n at›lmas›n› sa¤layabilir. ci çözümlerden umudunu kesmifl rarlanarak, bu yönde ad›mlar atGerek düzenin t›kan›kl›¤›n›n olanlar ise, zaten bu çerçevede t›¤› da bir baflka gerçek. yaratt›¤› nesnel devrimci olaDüzenin t›kan›kl›k ve açmazde¤erlendirmenin d›fl›ndad›r. naklar, gerekse de devrimci saflar›na iflaret etmenin, devrimci Devrimci Çözümlerin Kalk›fl larda, hareketin t›kan›kl›¤›n›n bir seçene¤in yarat›lmas›nda olaNoktas›, Solun Tablosunu Bilinyaratt›¤› aray›fl, yeni bir devrimnaklar› görmek bak›m›ndan bir ce Ç›kartmakt›r ci seçene¤in yarat›lmas›n› zorluSol hareketin tab losunu anlam› olsa da, devrimci harekete bir fley katmad›¤›, do¤ru anlamak, TKP BAYRA⁄I DÜfiTÜ⁄Ü YERDEN KALDIRILACAK! sadece uluslararas› sürece müdahaledeneyimlerle kanin olmazsa olB‹RL‹K VE BÖLÜNME PRAT‹⁄‹YLE n›tlanm›fl bir do¤ru maz kofluludur. DEVR‹MC‹ HAREKET -IIde¤il, bu toprakA ksi durumd a, Ertan GÖKSU larda yaflananlarla hedefsiz yumruk PAS‹F‹ZM VE ‘DÜNYA BARIfi GÜNÜ’ kan›tlanabilecek sallayarak kendini bir gerçektir. da¤›tmak ve yorSeydi AKCAN Dolay›s›yla, mak, kendi d›fl›nALTEMPERYAL‹STLEfiME VE ‘ULUSAL devrimcilerin düzedakilerden umuGÜVENL‹K’ nin t›kan›kl›klar› dunu keserek içe Mehmet REF‹K üzerinden bir günkapanan bir sekt TEOR‹DE DO⁄RULTU MARKS‹ZMLE dem oluflturmas›, yaflam›yla mutlu NASIL ‹L‹fiK‹LEN‹YOR? amatör çabalarla olmak, ilkesiz birpolitik gündeme lik aray›fllar›na P›nar AZAD müdahale etmesi kap› ar alam ak, KOM‹NTERN BELGELER‹’NDEN (IV) ve mevcut t›kan›kyeni hayal k›r›kKOMÜN‹ST ENTERNASYONAL VE KIZIL SEND‹KALAR ENTERNASYONAL‹ l›¤a çözüm üretl›klar›na u¤ramak


perspektif kaç›n›lmazd›r. Mevcut zaaf ve yetersizliklerden hareketle, devrimci hareketin bünyesindeki ileriye ç›kma dinamiklerini göremeyenler, mevcut tablodan umutsuzlu¤a kap›lanlar, gerçekte en baflta kendine, parti ve devrim davas›na güvenmemektedir. Sol hareketin tablosunu anlama çabas›, en baflta genel ölçüler içinde bir tasnifi gerektiriyor. Elbette yap›lan tasnifler, tüm öznelerin tam bir özelli¤ini yans›tmaktan uzak kalacakt›r. Ancak genel k›staslarla bir tasnif yapmak, karfl› karfl›ya olunan görevlerin kapsam› ve görevleri yerine getirme çabas›n›n da somutlanmas›na hizmet edecektir. Bu aç›dan bak›ld›¤›nda, solu üç temel eksen üzerinden tasnif etmek olanakl›. Liberal sol, devrimci-demokrat sol ve merkezcimelez ak›mlar solun en genel düzeyde tablosunu oluflturmaktad›r. Liberal sol, temel olarak düzeni karfl›s›na almayan, onun sonuçlar›na karfl› bir politik durufl temelinde düzeni ehlilefltirmeyi hedefleyen bir ak›m› ifade etmektedir. En baflta g elen özellikleri ise, TC’nin anayasa ve yasalar›na ba¤l›l›¤› varl›k koflulu olarak benimsemeleridir. Bu onlar›n varl›k kofluludur ve bu çerçevenin zorlanmas›n›n, kendilerine faturas›n› bilecek kadar bir tarih bilincine sahip olduklar›ndan da flüphe yoktur. Zaten pratikte onlar da bunun bilincinde olduklar›n› gösteren bir çizgi izlemektedirler. Devrimci çözümler üretme iddias› olanlar›n, en az›ndan bu aflamada onlardan bir beklentileri olamayaca¤› gibi, aksine, devrimci hareketi etkiledikleri ölçüde, ideolojik ve politik cephede bu ak›m› hedefe koymak devrimci çözüm üretmenin kofluludur. Devrimci-demokrat ak›m en genel ölçülerde, politik olarak düzen karfl›s›nda konumlanan,

ancak ideolojik olarak Bolflevizm d›fl›nda flekillenmifl uluslararas› ak›m›n bu topraklardaki temsilcilerinden oluflmaktad›r. Ba¤›ms›z komünist bir politik gücün varl›¤› koflullar›nda, çok temel müttefik olabilecek bu ak›m, onun yoklu¤u koflullar›nda, bir yandan düzen karfl›s›nda küçük-burjuva politik konumdan bir tepkiselli¤i ifade etmekte, öte yandan da tepkiselli¤in çözümsüzlü¤ünün getirdi¤i bir yorgunlukla liberal sol harekete kan tafl›ma rolü oynamaktad›r. Liberal sol hareketin, as›l olarak devrimc i-demokrat savafl›m içinde hayal k›r›kl›¤› yaflam›fl, yorulmufl kadrolardan oluflmas› tesadüf olmasa gerek. Devrimci-demokrat ak›m›, programatik yaklafl›mlar ve politika tarz› bak›m›ndan somutlamak olanakl› olsa da, bugün dayand›¤› referans noktas›ndan hareketle ay›rt etmek, devrimci önderli¤in inflas›na dönük devrimci hareketi ayr›flt›rmak ve görevleri somutlamak bak›m›ndan daha ifllevlidir. Bu ak›m temelde, referans kaynaklar› bak›m›ndan Bolflevik gelene¤in d›fl›nda flekillenmifltir. Maoculuk ve Güney Amerika solu, bu ak›m›n temel referans kayna¤›d›r. Bolflevizm ise, onlara göre, Mao Zedung düflüncesiyle ve “3. bunal›m dönemi” nesnelli¤i ve Küba prati¤i ile afl›lm›flt›r. Komünist devrimci bir politik hareket yaratmak iddias›nda olanlar›n, bu ak›m›n savunucular›yla devrimci varolufllar› üzerinden bir dayan›flma iliflkisinin ötesinde, bir fley beklemeleri do¤ru olmayacakt›r. Devrimcidemokrat hareketin referans zemini farkl› oldu¤undan, ortak referanslar üzerinden bir etkileflime girmek bile neredeyse olanaks›zd›r. Liberal sol ve devrimci-demokrat ak›m d›fl›nda kalan, temel referans olarak Bolflevizm’i alan ve devrimci kimli¤i ayakta 2

tutma çabas›nda olan ve devrimci-demokrat hareketin ideolojik etkisini büyük ölçüde tafl›yan büyüklü-küçüklü bir dizi örgüt ve çevre ise, merkezci-melez ak›m› oluflturmaktad›r. Bu ak›m, komünist devrimci bir politik çizgi ve örgütsel oluflum iddias›ndakiler için temel ilgi konusu olmak durumundad›r. Çünkü bu ak›m, temel olarak Bolflevizm’i referans almas›yla, ama öte yandan da devrimcidemokrat çizgi ve pratiklerin güçlü etkisinin ortaya ç›kard›¤› açmazlarla yüzyüze olan, ayr›flmak ve saflaflmak durumunda olan bir ak›md›r. Bir yüzü devrimci-demokrat ve liberal ak›ma, di¤er yüzü ise Bolflevizm’e dönüktür; ileriye ç›kmak ya da geriye düflmek bu ak›m›n temel ikilemini oluflturmaktad›r. Bu ak›m, biriktirdi¤i güçleri ve as›l olarak da bu özelli¤iyle devrimci bir partinin temel kadro kaynaklar›ndan biri olma özelli¤ini tafl›maktad›r. Tabloya Komünist Devrimci Müdahalede ‹lk Ad›m: Etkileflim ve Odaklaflma Mevcut tablodan, baz›lar› d›fla dönük olarak durumundan memnun görüntü vererek ayakta kalma çabas› içinde olsa da, genel olarak bir memnuniyetsizli¤in oldu¤u devrimci hareketi yak›ndan tan›yanlar için aç›k bir olgudur. Memnuniyetsizli¤in ya n›s›ra, etkisiz ve zay›f da kalsa, küçümsenmeyecek bir kesimin, geçmifliyle hesaplaflma içinde ileriye ç›kmaya çal›flt›¤› da, görülmesi gereken bir baflka olgudur. Ancak bu aray›fl ve ileriye ç›k›fl çabas›n›n etkisizli¤inde en önemli faktör ise, bu kesimler aras›nda devrimci etkileflimin, ortak amaçlar etraf›nda politik ve ideolojik etkileflim ve iflbirli¤inin eksikli¤idir. Genelde bu çevreler, bir yandan ideolojikpolitik düzlemde açmazlarla yüzyüzedir; ama öte yandan da devrimci hareketin olumsuz sekt gelene¤ini devam ettirmek-


perspektif tedir. “Küçük olsun benim olsun” olarak özetlenebilecek sekt kültürü, devrimci görevlere yabanc›laflma anlam›na g elen kendi durumundan hoflnutluk, kendi d›fl›ndaki devrimci dinamiklere güvensizlik bu ak›mlar› içe kapanmaya zorlamakta, içe kapand›kça da, apolitik bir zeminde devrimci kimlikleri erozyona u¤ramaktad›r. Ba¤›ms›z devrimci bir s›n›f önderli¤inden yoksunluk ve komünist hareketin oluflum döneminde olmas›, sekt kültürünü meflrulaflt›r›c› olsa da, bu sürecin uzamas› sektlerin yozlaflman›n da zeminini oluflturmaktad›r. Böyle oldu¤u içindir ki, hem parçal› gayretlerle bir sonuç almak olanakl› olmamakta, hem de enerjiler amatörce çabalarla önemli ölçüde bofla harcanm›fl olmaktad›r. Bu durumun baflka bir sonucu ise, devrimci hareketteki genel güven ortam›ndaki zay›flaman›n bir ürünü olarak, bu kesimlerin kendi aralar›ndaki ayr›l›klar› ab artarak, mevcut yap›lar› ayakta tutma çabas›na yönelmeleridir. Oysa korkunun ecele faydas› yoktur. Bugün devrimci hareketin bunal›m›n›n had safhaya ulaflt›¤›, en etkililerin bile ciddi bir devrimci etkinli¤i gelifltiremedi¤i koflullarda, varolan› da kaybetmeme kayg›s›yla kendi içine kapanman›n, devrimci harekete faydas› olmad›¤› gibi, ilgili özneye de bir faydas› olmamaktad›r. Burada ›srar sadece çürütücü bir rol oynamaktad›r, oynayacakt›r. Yap›lmas› gereken ise, gerçeklere cesaretle bakmak, benzer kayg›lar› benimseyenlerin, bir yandan devrimci önderlik inflas›na dönük ba¤›ms›z etkinliklerini gelifltirirken, öte yandan da, kayg›lar›n› pozitif bir ad›ma çevirmek için birbiriyle yak›n bir etkileflim içinde, ortak bir devrimci odaklaflma amac›na dönük iflbirli¤ini gelifltirmeleridir. Bu odaklaflma, devrimcilerin

güçbirli¤inden öte, devrimci parti hedefine dönük, bir stratejik bak›fl›n günümüz koflullar›na uyarlanmas› anlam›na gelmektedir. Benzer partileflme stratejilerine benimseyenlerin, politikideolojik etkinliklerini olabildi¤ince birlefltirmesi iflin do¤as› gere¤idir. Ancak, benzer partileflme stratejisini benimsemese bile, devrimci önderli¤in yarat›lmas›n› acil gören ve bu amaca dönük bu topraklardaki devrimci birikimi de¤erlendirme perspektifini benimseyenlerin, ortak etkinlik üzerinde odaklaflmalar› da, bugün parti hedefine dönük görevlerin bir parças› olarak görülmelidir. Bunun da bir niyetten öte bir anlam tafl›mas› için, asgari bir netli¤e sahip olm ak, en az›ndan devrimci hareketin tablosu ve gereksinimleri konusunda asgari ortak bir zemine sahip olmak ve tabloya müdahalenin uygun araçlar›n› somutlayarak yaflama geçirmek konusunda bir irade ortaya konmas› gerekiyor. Böyle bir ortak çaba için, öncelikle ilgili taraflar›n, kendi önceliklerini birbirine dayatmaktan, sa¤l›ks›z örgütsel birliklere varan ilkesiz tutumlardan uzak durmas› yaflanan deneylerden ç›kar t›lacak en önemli sonuçtur. Öncelikler konusunda dayatmalar, ilkesiz birlik giriflimleri ne derece sak›ncal› ise, bu kesimlerin olabildi¤ince ortak bir zemine kavuflmak amac›na dönük olarak birbirlerine karfl› aç›k olmas› da, o derece önemli bir kalk›fl noktas› olmal›d›r. Böyle bir etkileflim ve odaklaflmada ise öncelikli gündem, temel referans noktalar›n›n netleflmesi ve devrimci hareketin tablosuna müdahalenin alanlar› konusunda asgari bir ortaklaflmad›r. Bir gözü liberallerde olan ya da devrimci-demokrat hareketle ortak bir devrimci pratik gelifltirmeyi öncelikli ifl olarak benimseyenlerin, ortak bir referans noktas› olufl3

turmalar› olanakl› olmad›¤› gibi, önceliklerde de, bunun gerektirdi¤i araçlarda da ortaklaflmalar› olanakl› de¤ildir. Niyet olarak bir aray›fl›, ortaklaflmay› ön emseyenlerin enerjilerini anlaml› bir tarzda de¤erlendirmelerini engelleyen bir baflka faktör ise, gerek kendine, gerekse de d›fl›ndaki güçlere güvensizli¤in getirdi¤i afl›r› rahat ruh hali ve atalettir. Bugün gerek, burjuvazinin açmazlar›, gerekse tabandaki devrimci dinamiklerdeki birikme ve gerilme, devrimci hareketteki t›kanma ve aray›fl gerçekse, bu durum, bunu hissedenlere hissetmeyenlerden daha fazla sorumluluk yüklemektedir. Her geçen zaman, devrimci bir çözümün aleyhine ifllemekte ve devrimci hareketteki kan kayb›n› art›rmaktad›r. Bu nedenle aceleyle hesaps›z ad›mlar› atmaktan kaç›nmak kadar, sürecin dayatt›¤› görevleri içinde hisseden bir atakl›¤› göstermek de devrimci bir sorumlulu¤un gere¤idir. Öyle bir dönemden geçmekteyiz ki, tüm nesnel devrimci olanaklar, devrim ve parti davas›na ba¤l› olanlar› tarihsel misyonlar›n› yerine getirmeye davet ederken, devrimci hareketin öznel zaaflar›, nesnel olanaklar› de¤erlendirme bir yana, giderek nesnel olanaklara yabanc›laflma sonucunu do¤urmakta, ondan uzaklaflmas›n› sa¤lamaktad›r. Bu topraklar›n devrimci birikimi, devrimci bir önderli¤i pratikte varedecek düzeydedir. Tek eksiklik, dönüfltürücü, toparlay›c› devrimci iradedir. Bunal›m gerçe¤inin bilincinde olan ve ona karfl› savaflma iradesini tafl›yanlar, böyle bir devrimcilefltirici iradeyi ortaya koyma sorumlulu¤uyla yüzyüzedir.


haber - yorum

ULUSAL GÜVENL‹K TARTIfiMALARINDA PAYLAfiILAMAYAN NE? Sermayenin çat›flma içindeki kesimleri, rekabetin en k›z›flt›¤› bir dönemde, kayg›lar bak›m›ndan da bir o kadar yak›nd›rlar. Dolay›s›yla, yaflananlara “programlar savafl›” demek kadar yan›lt›c› bir yaklafl›m olamaz.

M

esut Y› l maz’ › n ANAP kongresinde ortaya att›¤› “ulusal güvenlik” tart›flma s› ve ordunun verdi¤i yan›t üzerinden, yeniden yap›lanman›n somut ad›mlar› üzerine olan kap›flman›n yeni bir boyut alaca¤› izlenimi yayg›nlaflt›r›ld›. Burjuva medyan›n Y›lmaz’a sahip ç›kan yazarlar› taraf›ndan sanki k›yamet kopacak havas› oluflturuldu. Buna bir de Mesut Y›lmaz’›n “bu sefer geri ad›m atmayaca¤›m”, “tart›fl›ls›n diye ortaya att›m” söylemleri eklenince ciddi bir çat›flma beklentisi ortal›¤› kaplad›, gözler MGK’ye dikildi. MGK’dan sonra yans›t›lan sonuç ise, AB’ye girmeye kararl›, birbiriyle gayet uyumlu ve “seviye li bir toplant›”yd›. “Cesur” Mesut Y›lmaz, MGK’da anayasa de¤iflikli¤inin mutlaka geçmesi gerekti¤ini söyleyip AB yolunda puan toplamaya çal›fl›rken, “asker”den “demokrasi” dersi alarak hüsrana u¤r ad›. MGK’nin t üm üyeleri, anayasa de¤iflikli¤inin meclisin ifli oldu¤unu orada tart›fl›lmas› gerekti¤ini söyleyerek, bu arada hassasiyetlerini de belirterek konuyu kapatt›lar. Tayyip kasetleri konusundaki hassasiyetlerine Y›lmaz’› da ortak edip, onu takiye yapmak durumunda b› rakmal ar› da bir “yan ürün” oldu. Böylece ulusal güvenlik geriliminin, her kesim taraf›ndan Mesut Y›lmaz’›n “içini doldurma”s› yönünde uyar›ld›¤› içeri¤i, anayasa de¤iflikli¤i paketi olarak somutlanm›fl oldu. Bu sonuçtan hareketle, Mesut Y›lmaz’›n “ç›k›fl”›n› balon olarak de¤erlendirenler oldu. Bir yan›yla bak›ld›¤›nda bu de¤erlendirme yanl›fl da de¤il. Üstelik, Y›lmaz’›n bu “balon” sayesinde Tayyip’in

partisine gideceklerin yolunu kesti¤i de do¤ru. Ancak “ulusal güvenlik” tart›flmas›nda baflka boyutlar da var. Birincisi, bu tart›flmada gerilimin öne ç›kan taraflar› ANAP ve ordu olarak görünüyorsa da, bu sadece bir görüntüden ibarettir. Ordunun Y›lmaz’a yan›t›n›n sertli¤ini görüp, muht›ra gibi de¤erlendiren ço¤u kesim, özellikle orduY›lmaz gerilimi olarak yans›tmay› tercih etti. Halbuki dikkatli bak›ld›¤›nda, gerçekten de “muht›ra gibi” olan, hatta bugüne kadarki en sert aç›klama ve gerçekten de bir muht›ra niteli¤inde olan bu yan›t, bir bütün olarak siyaseti ve siyasetçileri karfl›s›na al›yordu. Ama, gerek Ecevit ve Bahçeli’nin tutumlar›, gerekse Sezer’in bilinçli olarak önce tav›rs›z kalmas›, sonras›nda ise, bunun “devlet organlar› aras›nda bir uyumsuzluk olmad›¤›”n› öne sürmesi, sorunun böyle görünmesine hizmet etti. ‹kincisi, ordunun sert yan›t›, son derece savunmac› bir ruh halini yans›t›yordu, sertli¤i belki de bundand›. Ancak görüntüde bir sald›rgan bir de kendini savunan taraf varm›fl izlenimi ç›ksa da, bugün yaflanan çat›flmalar ve gerilimler, gerçekte bir bütün olarak sermayenin s›k›flm›fll›¤›n› ve çözümsüzlü¤ünü yans›t›yor. Ordu, bir yandan paylafl›mdaki pay›n› art›rmak isteyen bir tekelci güç olarak, di¤er yandan sistemin bütünsel ç›karlar›n› savunma kayg›s›yla, hem ad›m atma gere¤ini, ama ayn› zamanda da riskleri görüyor. Bu nedenle de, yapabildi¤i tek fley, sonuna kadar destekledi¤ini söyledi¤i program› yanl›fl uygulayan ve yorumlayan hükümeti elefltirmek, kendini bu sorumlu4

luktan ay›rmaya çal›flmak oluyor. Ço¤u kesime, “anti emperyal i zm”, “mer kez i nde AB ve ABD’nin durdu¤u bir tutum” olarak görünen yaklafl›m›n arka plan›nda bu vard›r. Son yaflanan “ulusal güvenlik” tart›flmalar›, bir bütün olarak tekelci sermayenin atacak hiçbir ge ri ad›m› olmad›¤›n›, “ileri ç›kma”n›n zorunlulu¤unu, ama ayn› zamanda güçlü¤ünü görmekten kaynakl› bir s›k›flm›fll›¤›n yans›malar›d›r. Sermayenin çat›flma içindeki kesimleri, rekabetin en k›z›flt›¤› bir dönemde, kayg›lar bak›m›ndan da bir o kadar yak›nd›rlar. Dolay›s›yla, yaflananlara “programlar savafl›” demek kadar yan›lt›c› bir yaklafl›m olamaz. Tersine yaflanan s›k›fl›kl›k bir kez daha burjuvazinin program›n›n tekli¤ini gösteriyor. Gerilimlerde sermayenin iç çat›flmas›n› görüp, bundan ötesini göremeyenlerin, uluorta kulland›klar› yeniden yap›lanma kavram›ndan da yanl›fl sonuçlar ç›kard›klar› görülüyor. Elbette bir çat›flman›n oldu¤u gerçektir. Ancak bunu sermayenin rekabet ve çat›flmas›ndan öte, programlar çat›flmas› olarak görmek, bu taraflardan birinin program›n›n yede¤ine düflmeyle sonuçlan›r. Halbuki orduyla TÜS‹AD’›n programlar› aras›nda bir fark yoktur. Sorun, bu program›n yaflama geçirilmesinde hangisinin a¤›rl›¤›n› koyaca¤›, ortadaki pastadan en büyük pay› kimin alaca¤› üzerinedir. Çat›flma ve gerilimin temeli buyken, tart›flmalar da siyaset alan›na yans›mas›n› ifade etmektedir. Bu böyle kavranmad›¤›nda, sözde ne denirse densin, gerçekte bu çat›flmada çat›flan taraflardan birinin yede¤ine düflmek iflten bile de¤ildir.


haber - yorum

‹SRA‹L VE TÜRK‹YE Z‹YAFET SOFRASINDA BULUfiUYOR

MÖNÜNÜN GÖZDES‹ KÜRT EMEKÇ‹S‹

T

emmuz ay›nda gelen ‹srail Savunma Bakan›’n›n ard›ndan, geçen ay›n bafl›nda da ‹srail baflbakan› Ariel fiaron Türkiye’ye k›sa bir ziyaret gerçeklefltirdi. Bu ziyaretlerin s›klaflmas›, yetkililerin de¤erlendirmesine göre hepsinin de “olumlu” bir havada geçmesi, bölgedeki her iki taraf aç›s›ndan da stratejik bir de¤er tafl›yan ‹srail-Türkiye gerici ittifak›n›n pekiflti¤ini gösteriyor. Bu iliflkinin, ‹srail-Filistin çat›flmas›n›n sertleflti¤i ve ‹srail’in gözü dönmüfl sald›rganl›¤›n›n artt›¤› bir dönemde gelifliyor olmas› ise, Türkiye aç›s›ndan önemini net bir flekilde ortaya koyuyor. Gerçi ‹srail baflbakan›n›n bu ziyareti, burjuva medyaya “f›rça att›k” manfletleriyle yans›d›. Ancak, görüflmelerin içeri¤inde, Türkiye’nin ‹srail-Filistin bar›fl›na dair dile getirdi¤i hamasi temenniler ve tavsiyeler d›fl›nda ‹srail’e karfl› herhangi bir tav›r gösterdi¤ine dair herhangi bir iflaret yok. Aksine, görüflmeler islamc›lar› çileden ç›karacak, Cumhuriyet gazetesini “Filistin’i kollasayd›k iyiydi, ama bizim de kendi ç›karlar›m›z› gözetmemiz laz›m” fleklinde durumu meflrulaflt›rma ihtiyac› içerisine sokacak bir havada geçti. Gazete manfletleri ise, Müslümanlar›n bu konudaki hassasiyetlerinin yarataca¤› tepkilere karfl› al›nm›fl küçük bir göz boyama önleminden öte bir fley de¤ildi. TC’nin emperyalist sistemle bütünleflmekteki uluslararas› ç›karlar› sözkonusu oldu¤unda bu tepkileri de, “Arap Dünyas›”n›n tavr›n› da önemsemedi¤i, bunlar› ancak bu ç›karlarla uyumlu oldu¤u sürece gözetti¤ini daha önceden de biliyoruz. Bu stratejik iliflki, Erbakan döneminde kesintiye u¤ram›fl m›yd› ki, flimdi bozulsun. Peki ABD’nin Ortado¤u’daki aya¤›n› oluflturacak olan bu stratejik ittifak›n içeri¤i ne? Karfl›l›kl›

fiimdi huzur içinde yat›r›m yapacaklar› bir istikrar ortam› yarat›lm›fl, “iflsiz güçsüz insanlar›n elbette ki da¤a ç›kaca¤›” yolunda reformist bir a¤›zla bölgenin flimdiki sorununun bu oldu¤u vurgulanm›fl, dahas› ulusal güçler içerisinde buna destek olacak s›n›fsal güçler ayr›flt›r›l›p öne ç›kar›lm›flt›r. iflbirli¤inin askeri yönü, ‹srail Savunma Bakan›’n›n ziyaretinde netleflmiflti. K›saca yeniden özetlersek, ortak bir füze savunma flemsiyesinin oluflturulmas›, bir süredir yap›lagelen ortak tatbikatlar›n de¤erlendirilmesi, Türk tanklar›n›n modernizasyonu, tanksavar füzelerinin sat›fl› ve birlikte üretiminin planlanmas› bu görüflmede gündeme al›nm›flt›. fiaron’un ziyaretinde ise anlafl›lan esas a¤›rl›k ekonomik “iflbirli¤ine” verildi. Türkiye ile ‹srail aras›ndaki ekonomik iliflkiler, daha önceleri flirketlerin karfl›l›kl› olarak yapm›fl olduklar› yat›r›mlar›n, müteahit flirketlerin sorunlar›n›n ele al›nmas› vb. boyutunda yürürdü. fiimdi ise lokma çok daha büyük. fiaron GAP’a 1 milyar dolarl›k yat›r›m önerisinde bulundu. GAP’›n flu anda henüz %45’i tamamlanm›fl durumda. Buna ra¤men ‹srail’le özellikle g›da sektöründe teknik ve yat›r›m alan›nda bir çok anlaflma flimdiden yap›ld›, baz› ‹srail flirketlerine bölgeden toprak sat›fllar›na baflland› bile. Bölgenin yat›r›ma aç›lmas›, uluslararas› tekellerin ifltah›n› kabart›yor ve flu ana kadarki ihalelere giren flirketler aras›ndaki en büyük yat›r›mlar, ‹srail ve ABD’ye ait. Bir baflka deyiflle, bölgede oluflmakta olan ABD-‹srail-Türkiye ittifak›, en genifl ekonomik alan›n› bu projede buluyor. ‹stedikleri olmufltur, art›k kapitalist sömürü Kuzey Kürdistan’›n iliklerine kadar iflleyebilir. Verimli topraklar›n ve ucuz emek gücünün varl›¤›, bölgeyi kapitalistler için bir sömürü cenneti haline getirecektir. Elbette ki bu günlere 5

kolay gelmediler, flimdi tad›n› ç›karacaklar. Kürdistan’a kapitalist yat›r›mlar için temel koflul olan “istikrar”› getirmek için az çaba gösterilmedi. ‹stikrar, Kürt ulusunun ulusal özlemlerinin bast›r›lmas›, mücadelesinin da¤›t›lmas›, önderli¤inin teslim al›nmas› pahas›na gerçekleflti. fiimdi huzur içinde yat›r›m yapacaklar› bir istikrar ortam› yarat›lm›fl, “iflsiz güçsüz insanlar›n elbette ki da¤a ç›kaca¤›” yolunda reformist bir a¤›zla bölgenin flimdiki sorununun bu oldu¤u vurgulanm›fl , dahas› ulusal güçler içerisinde buna destek olacak s›n›fsal güçler ayr›flt›r›l›p öne ç›kar›lm›flt›r. Proje ilerledikçe artan ucuz emek gücü ihtiyac›n› karfl›lamak üzere “köye dönüfl” projelerine de h›z verilecektir. Üçlü gerici ittifak, Kürt ulusal mücadelesinin bast›r›lmas›nda, Abdullah Öcalan’›n yakalanmas›nda oldu¤u gibi, Kürdistan proletaryas›n›n iliklerine kadar sömürülmesinde de suç ortakl›¤› edecektir. Reformistlerin yapt›¤› da ifl hani... Bu “s›k› dostlar”›n aras›n›, fiaron’un Filistin kasab› oldu¤unu hat›rlat›p bozabileceklerini düflünüyorlar. Oysa kapitalist sömürü ve paylafl›m sofras›na otururken, ellerini kanla y›kam›fl olmak sofradaki itibar› art›r›yor. Bu gerici ittifak› parçalaman›n tek yolu, içiçe geçmifl kapitalist ç›kar iliflkisini temelinden sarsacak, kapitalist sömürüye sadece Kürdistan’da de¤il bütün Ortado¤u’da ve dünyada son verecek bir mücadeleyi örmekten geçiyor.


haber - yorum

KONYA VE TUNCEL‹’DEK‹ K‹TLE ÖFKES‹, ‘SOSYAL PATLAMA’NIN NEYE BENZEYECE⁄‹N‹ GÖSTERD‹

“S

osyal patlama” gündeminin duman› henüz tüterken yaflanan iki geliflme, burjuvazinin “patlama” olas›l›¤› hakk›ndaki senaryosunun yans›tt›¤›ndan ç ok daha farkl› olaca¤›n› gösterdi. 3 A¤ustos’ta, Tunceli’de düzenlenen Munzur festivalinde, Vali’nin, Devlet Bahçeli’ye teflekkür eden bir pankart asmas›, bölgede yaflayanlar› çileden ç›karm›fl ve on bine yak›n öfkeli bir kitle, yürüyüfl yapm›fl, gözalt›na al›nanlar olmufltu. Son birkaç y›ld›r, toplumsal bar›fl, huzur, terör bitti söyleminin s›nand›¤› Tunceli’de bu türden bir kitlesel öfke, tüm bar›flç› yönelimlere ra¤men tabandaki birikimi göstermifltir. Tunceli’den bir hafta sonra ise, Konya Akkise’de, asker u¤urlamak için toplanan kitleye dönük bask› ve hakarette bulunan jandarmaya tepki gösteren yaklafl›k on bin kiflilik kitleyle jandarma aras›nda çat›flma ç›kt›, askere u¤urlanan gençlerden birisi öldü, yaralananlar da oldu. Görünüflte devletle problemi olmayan, on y›llard›r al›flt›klar› biçimde gençlerini “vatani görev”e gönderen bir beldenin halk›, devletin en do¤rudan temsilcisi “askeri otorite”yle çat›flmaya girdi. Tunceli’deki öfkeyi, “d›flar›dan gelen provokatörler”le aç›klamaya çal›flan burjuvazinin Akkise için elinde böyle bir malzeme de yoktu. Bu nedenle, jandarma komutan› hedef seçilip görevinden al›narak, tepkilerin devletten uzaklaflmas›na çal›flt›lar. Bunlara yaflanan, ama yans›t›lmayanlar eklenebilece¤i gibi, birkaç ay önce Mersin ve Trabzon’da yaflanan, düzene dönük öfkeyi yans›tan çat›flmalar da eklenebilir. Özellikle Akkise’de ya-

flananlar, biriken patlama ö¤elerinin “önünde sonunda” d›fla vuraca¤›na dair bir iman tazelemenin unsurlar› olarak geçifltirilmemelidir. Burjuvazinin “sosyal patlama” senaryosu, servet-sefalet kutuplaflmas› ve buna karfl› geliflen “servet düflmanl›¤›” üzerinden çiziliyordu. Laila’daki e¤lenceyi ve sefahati gören, kendisi bundan yoksun olan insanlar, sosyoloji ve psikoloji “bilim”ine göre öfkelerini yine camlardan çerçevelerden alacak, servet düflmanl›¤› yapacakt›. Buna göz yumulamazd›. Biri yer biri bakar m›yd› hiç? Öyleyse tasarrufa gidilmeli, herkes vergisini ödemeli, komflusu açken kendisi tok yatmamal›yd›. Dünya Bankas›’ndan da kredi gelecek, bu ifl bitecekti. Cahil ve bilgiç burjuvazi, kendi sefahatini, böyle bir “patlama” senaryosunun vitrinine ç›kar›p, bundan bile bir manipülasyon umuyordu. Gerçekteyse, ne iflçi s›n›f›n›n Laila diye bir yerden haberi vard›, ne de böyle yerlerde “e¤lenememe” sorunu. Burjuvazinin sosyolojik tahlilleri de, kendi s›n›f›n›n k›s›rl›¤›n› yans›t›yordu. Konya’da, insanlar cam çerçeve k›rmad›larsa da, jandarmayla çat›flmaya girdiler. Ama bunu burjuvazinin sundu¤u ve bekledi¤i gibi servet düflmanl›¤› üzerinden ve yoksullu¤a tepki olarak yapmad›lar. Y›llar›n ezilmiflli¤inin verdi¤i bir tepki birikimini eyleme döktüler. Kuflkusuz ki bunun içinde yoksullu¤un da, servet-sefalet kutuplaflmas›n›n yaratt›¤› öfkenin de birikimi sözkonusu. Ama, yoksulluk üzerinden “zavall› olarak gösterilen kitleler, bu birikimi yans›t›rken, hiç de öyle masum ve ac›nacak bir görüntü çizmiyorlar. “Aç›z”, “yoksuluz” diyerek medya ka6

nallar›na s›zmaya çal›flmak yerine, fiili bir çat›flmaya girdiler. Burjuvazi olay› yoksullukla s›n›rlarken, kitleler hiç de beklemedi¤i ve görmek istemedi¤i bir yerden gösterdikleri tepkilerle, daha büyük korkulara haz›rlanmas› uyar›s›n› yapt›lar burjuvaziye. Bu insanlar, açl›klar›n› da medyatik yans›tmayacak, ihtiyaçlar›n›, gidip el koyarak giderecektir. Burjuvazi bundan emin olmal›d›r. Kald› ki, Tunceli’de olsun Akkise’de olsun yaflananlar, henüz bir “patlama”n›n kendisi de¤il, küçük k›v›lc›mlar›d›r. Gerçek bir patlama yafland›¤›nda ise, burjuvazinin bunu tahlil etmeye zaman›, belki de gücü bile olmayacak. Akkise’deki geliflmelerle birlikte bir toplumsal patlaman›n hiç de öyle salt ekonomik nedenlerle geliflmeyece¤i, bir dizi etkenin içiçe geçmesi sonucu ortaya ç›kabilece¤i, bunun için ise küçük bir k›v›lc›m›n yeterli olaca¤› görüldü. Onlar, Laila’daki e¤lencenin sosyal patlama yarataca¤›n› bekleyedursun, yaflananlar, patlaman›n da, onun “sosyal” oluflunun da neye benzeyece¤i konusunda son derece ö¤retici olmufltur. “Sosyal” olan taraf›, kitlelerin eylem içinde ekonomik-siyasal tepki ve eylemlerinin içiçeli¤ini vurguluyor. Yaflananlar› ne tek bafl›na yoksullukla aç›klamak mümkündür, ne de siyasal tercihlerle. Sosyal oluflu tam da bununla ilgilidir. Bu ikisinin içiçe, kendili¤inden ve ani oluflu da, patlama boyutunu gösteriyor. Oturulup bir denklem kurularak çözülecek, anlafl›lacak, hesap edilecek bir geliflme de¤ildir, biriken tepkinin yaratt›¤› bir “bilinci” yans›tmaktad›r. Bu örnekler bir yandan burjuvazinin korkusunu yans›t›rken


haber - yorum çarp›tt›¤›, ad›n› da bilgiççe “sosyal patlama” olarak koydu¤u kitlesel tepki ve öfke kabarmas›n›n, onun bekledi¤inden çok daha farkl› oldu¤unu gösterdi. Öte yandan, toplumsal patlaman›n olup olmayaca¤›n› tart›flmak yerine buna haz›rlanman›n önemini ortaya koydu. Bir yandan da bu haz›rl›¤›n, içeri¤ine ve bugünkü öznelerin tek bafllar›na bunun üstesinden gelmesinin mümkün olmad›¤›na iflaret etti. ‹kincisi, önümüzdeki dönem için, patlama dinamiklerinin bast›r›lmas›n›n, ne sadece bask› ve “güvenlik önlemleri” ile, ne de göstermelik ekonomik “yard›m”larla, k›smi iyileflmelerle mümkün olmad›¤›n› gösterdi. Bu ikincisi özellikle önemlidir. Dolay›s›yla burjuvazi ne yaparsa yaps›n, bu dinamikleri yok edemeyecektir. Üçüncüsü ve en önemlisi, devrimcilerin bulunmad›¤› bir bölgede bile böyle bir geliflmenin yaflanmas›, devrimciler aç›s›ndan uyar›c› olmal›, olanaklar› göstermelidir. Ancak, bu olanak, “patlama olacak, içinde yer almal›y›z” biçiminde de¤il, bunu yönlendirmenin gerekleri üzerinde düflünmeye yönelmeli, buna dönük bir haz›rl›¤›n önemini bilince ç›karma vesilesi olmal›d›r. Hem Tunceli’de, hem de Akkise’de, devlet ad›na halka karfl› bir cüret gösterilmifltir. Kürt ve Alevilerin yo¤un olarak yaflad›¤› Tunceli gibi bir ilde, Devlet Bahçeli’ye teflekkür edilmesi bu anlama geliyor. Ayn› flekilde, asker u¤urlamas› yapan insanlara kimlik sorulup afla¤›lanmas› da. Bu, son birkaç y›lda, devlet güçlerinin kitlelerin öfke ve tepkilerini bast›rma, kontrol alt›na alma noktas›nda yan›lsamal› bir güven içinde olduklar›n› göstermifltir. Bu güvenlerinin alt›n›n bofl oldu¤u, “beklenmedik” bir tepkiyle orta ya ç›km›flt›r. Tunceli için anlafl›-

l›r ve beklenebilir olan böyle bir tepki, Akkise için o kadar anlafl›l›r de¤ildir. Kitleleri manipüle etmeyi, sindirmeyi hedefleyen, bunda yol ald›¤›n› düflünen sermaye düzeni, gerçekte sadece biriken öfkeyi daha derinlefltirmekte, yo¤unlaflt›r›p, yayg›nlaflt›rmaktad›r. Patronun yal›s›n› basan Aymasan iflçileri, direnifle devam

eden Sümerbank iflçileri, Akkise’de jandarmayla çat›flan köylüler... Bunlar, biriken öfkeyi ifade eden, rastgele düflmana savrulan s›k›l› yumruklard›r henüz. Devrimcilere düflen, bu yumruklar› toparlay›p düflman›n beyninde patlatacak, öfkeyi yo¤urup iktidara yönlendirecek niteli¤i h›zla yaratmak, bir kez daha seyirci kalmamakt›r.

Dünya Bankas›’ndan “Sosyal Patlama Yard›m›”

D

ünya Bankas›’n›n “sosyal patlama” olmamas› için “çare” düflündü¤ü, bu kapsamda da “yoksullara yard›m için” diye lanse edilen 500 milyon dolarl›k bir kredi verece¤i aç›kland›. Önce karfl›l›ks›zm›fl gibi gösterilen bu rakam›n, gerçekte geri ödenmek üzere verilen bir borç oldu¤u ortaya ç›kt›. Ulusalc› ve liberal kesimler, “ulusal onur”lar›n› k›ran bu “yard›m” karfl›s›nda bozuk ve kötü yönetime atefl püskürdüler. Türk halk›n› bu paraya muhtaç ettikleri için “siyasiler”e gürlediler. Ama bu tart›flmalar ve sözde teflhirler eflli¤inde, gerçekte DB’n›n yoksullara yard›m etti¤i, ekonomik s›k›nt›lar için çare düflündü¤ü fikri yay›l›yor. Uluslararas› bir burjuva kurumunun yoksullar›n derdine çare aramak için u¤raflmas› bir yana, bir de hem s›n›fsal çeliflkiler, yoksulluk perdesi alt›nda gizleniyor, hem de “halk› muhtaç ettiler” söylemi alt›nda, burjuvazinin çaresiz oldu¤u fikri yay›l›yor. Öyle ya, IMF hükümeti teslim al›yor, rant ekonomisi üretim ve istihdam› azalt›yor. Ba¤›ms›z bir ülke olsa bunlar olmayacak, liberallerin ulusal onuru incinmeyecekti. O zaman devlet baba halk›n› aç b›rakmayacak, Dünya Bankas›’na muhtaç etmeyecekti. EMEP’in “açlara ekmek, iflsizlere ifl” afiflleri tam da bunu talep ediyor olsa gerek. Burjuvazinin bir çaresizli¤inin oldu¤u kesindir. Ama bu “yoksullara yard›m etme” konusundaki bir çaresizlik de¤il, kendi program›n› uygulamaktan baflka bir seçene¤inin olmamas› anlam›ndaki bir zorunluluk ve çaresizliktir. Liberaller burjuvalar›n vicdan›na seslenirken, sömürü ve ücretli kölelik düzeninin niteli¤inin üstünü örtüyorlar. Sorun sermayenin bunu isteyip istememesi ya da kayna¤›n›n olup olmamas› de¤ildir. Kendi içinde k›yas›ya bir rekabet yaflayan, s›çramak için kaynak sorunu yaflad›¤› da do¤ru olan sermaye, ezilenler sözkonusu oldu¤unda her zaman “vicdans›z”d›r, böyle olmak zorundad›r. Çünkü o varl›¤›n›, milyonlarca iflçinin sömürüsü üzerinden sürdürmek zorundad›r. “Vicdanl›” olmaya kalkt›¤›nda kendisi ayakta kalamaz. Onun kendi aç›s›ndan yaflad›¤› sorun, kar›ndan zarar etmemek, paylafl›mdan daha fazla pay kapmakt›r. Bunun için yapabilece¤i fley, bugünkü s›k›flm›fll›k koflullar›nda sadece eme¤in sömürüsünü yo¤unlaflt›rmakt›r. Onun “vicdan›”n› ancak s›n›f kavgas› yumuflatabilir. ‹flçi s›n›f›n›n örgütlü oldu¤u, devrimci bir s›n›f hareketinin sürdü¤ü koflullarda bugünkü kadar pervas›z da olamayacak, ister istemez kar›ndan zarar edecektir. 7


haber - yorum

SEND‹KALARIN YEN‹ H‹ZMET‹:

SOSYAL PATLAMAYA KARfiI SOSYAL TERAP‹ ürk Harb-‹fl sendikas›, H a rold Sh er m a n ’ › n “Olumlu Yaflama Sanat›” adl› kitab›n› yay›mlayarak üyelerine da¤›tmaya bafllam›fl. Bu haber ilk okundu¤unda insan›n akl›na iyi fleyler gelebilir, öyle ya “sendikalar›n ifllevleri genifllemifl, -ne güzel- üyelerinin e¤itimine, kitap okuma al›flkanl›¤› kazanmas›na katk› yapmak gibi bir ifli de sorun edinmifller” diye düflünülebilir. Sendikalar›n yeni bir hizmete girifltikleri do¤ru da, kitab›n içeri¤ine bak›ld›¤›nda bu hizmetin gerçekte kime yap›ld›¤› konusunda insan›n kafas› kar›fl›yor. Kitap, flu son zamanlard a piyasaya bolca ç›kan ve çok satan psikoloji kitaplar›ndan. Psikoloji zaten, ak›ld›fl› kapitalizm ça¤›n›n insanlar›n› inceleyip, onlar› nas›l eder de bu düzene uyumlu bireyler haline getiririm; afl›r›l›klar›n› ve uyumsuzluklar›n› nas›l törpülerim diye u¤raflan bir bilim. (Böyle bilim nas›l bir fley oluyorsa!) Bu kitaplarda icra edilen piyasa psikolojisi ise, bu ifli aç›ktan yapmas›yla öne ç›k›yor. “‹yi de sendikalar›n bunlarla ifli ne?” demeyin. Psikoloji kapitalizmin bilimi, -üyelerinin iflçi oldu¤una bakmay›n- bugünün sendikalar› da kapitalistlerin sendikas›. Önce kitab›n nasihatlerine bir bakal›m: Kitap, haz›rlayanlar›n, “bugünkü ortamda sizlere yeni bir hayat, moral ve motivasyon sunaca¤›na inan›yoruz.” fleklindeki sunufluyla bafll›yor. “Ümitsiz olmay›n”, “baflar› için paraya ihtiyac›n›z yok”, “herkes hak etti¤ini bulur”,

T

“ümitsizli¤e saplanm›fl olanlara el uzat›n ve onlardan daha iyi durumda oldu¤unuza flükredin” telkinleriyle devam ediy o r. “Her sorunun çözümü insan›n kendi iç dünyas›ndad›r” diyerek ve anlatt›klar› sayesinde “bireysel huzur”a kavuflulmas›n› temenni ederek bitiyor. Asl›nda sar› sendikalar, iflçileri düzene ba¤lamak için, onlar›n sendika bürokratlar›n›n da koltu¤unu sarsacak tepkiler göstermelerini, hele ki düzend›fl› aray›fllara giriflmelerini engellemek için her zaman böyle “bilimsel” yöntemlere ihtiyaç duymuyorlar. Ancak bugünlerde uykular›n› kaç›ran flu “sosyal patlama” korkusu, düzenin her türden bekçisini tüm yöntemleri devreye sokmak durumunda b›rak›yor. Hat›rlan›rsa, geçti¤imiz günlerde de emniyet ve istihbarat teflkilat›, psikologlar›n ve sosyologlar›n kat›ld›¤› üst düzey bir toplant› gerçeklefltirmifl, mevcut ortam›n toplumda ne türden tepkiler do¤urabilece¤i ve bunlar›n nas›l engellenece¤i konusunda iflin uzmanlar›na ak›l dan›flm›flt›.

8

fiimdi bize ne yapmak düfler? Polis, bilim adam›, sendikac› ittifak›n› teflhir mi edelim? Bilimin kapitalizmde kime hizmet etti¤ini mi gösterelim? Yoksa, kitaptaki türden z›rvalardan medet uman burjuvazinin telafl›na, sar› sendikac›lar›n efendilerine yaranmak için yapt›klar› flaklabanl›klara m› gülelim? Yo k , biz en iyisi kendi iflimize bakal›m; onlar›n bütün u¤rafllar›n›n alt›nda bundan kaynaklanan korku yat›yor zaten.


haber - yorum

ORDUNUN ROLÜ VE KONUMU GER‹LED‹ M‹? lusal güvenlik” tart›flm as ›, or d un un ro lü hakk›nda zaten varolan bir tart›flmay› hararetlendirdi. Bu tart›flma üzerinden, kimi liberaller, son tart›flmada ordunun sert yan›t›n›; AB’ye girifl ve küreselleflme söylemi üzerinden ordunun mevzi kaybetti¤i, ordunun konumunun geriledi¤i, Y›lmaz’a dönük görünen, gerçekteyse tüm hükümeti hedefleyen muht›ran›n da bu konum kayb›n›n verdi¤i bir endifleden savunma ihtiyac›yla ba¤lant›l› görüyorlar. Mesut Y›lmaz’›n “cüretli ç›k›fl›”n› da, “bu defa geri ad›m atmama” söylemini de yine ayn› faktöre ba¤l›yorlar. Do¤rudan ordunun arkas›nda olanlar, bütçeden savunmaya ayr›lan pay›n azl›¤›ndan, ordu kademelerinde maafllar›n düflüklü¤üne kadar bir dizi etkeni de dile getirerek, bunu göstermeye çal›fl›yorlar. Devrimci hareketin kimi bileflenleri de, bu tart›flmalar› “ordunun a¤›rl›¤›(n›n), geçmifle göre gerile”di¤i (At›l›m), “12 Eylül statükocular›n›n inisiyatifini(n) k›r(›l)maya baflla”d›¤› (Al›nteri) fleklinde yorumlad›lar. Bu türden yorumlar›n yap›lmas›na uygun bir zeminin oldu¤unu söylemek mümkündür. Özellikle kriz döneminin bafl›ndan bu yana, ordunun Telekom krizi d›fl›nda fazla öne ç›kmay›fl› (ki bunda da Dervifl’le uyum içinde hareket ettiler), aç›klama yapt›¤› her durumda mevcut programa tam destek verdi¤ini ilan etmesi, savunma harcamalar›nda tasarruf tedbirlerine gidece¤ini aç›klamas› gibi veriler, ordunun öne ç›kmama yönünde bir gayret harcad›¤›n› gösteriyor. Bu durum, tekelci sermayenin “devleti hantall›klar›ndan kurtarma” operasyonunda s›ran›n kendisine gelece¤inden ürktü¤ü için geri planda kalmay› tercih etti¤i biçiminde yorumlanabilir. Bu nedenle de ordunun geriledi¤i sonucuna var›labilir. Ama bunlar›n tümü sadece görüntüye bak›larak ç›kar›lan sonuçlard›r ve burjuva manipülasyonun taraflar›ndan birinin etkisi-

“U

ne girmek anlam›na gelir. Ordunun mevzi kayb› iki boyut üzerinden tart›fl›labilir. Birincisi tekelci bir güç olarak, di¤er sermaye kesimleri ile aras›ndaki paylafl›m ve rekabette gerileme ve mevzi kayb›. ‹kincisi ise, TC’nin iç ve d›fl politikalar›nda ordunun belirleyici a¤›rl›¤›n›n azalmas› (burjuva siyasetçiler buna “ordunun siyasete kar›flmamas›” diyorlar). Bu iki aç›dan da bak›ld›¤› zaman, ordunun rolünün gerilemesinden bahsetmek, AB ve demokratikleflme beklentilerinin yaratt›¤› bir körleflmeyi ifade eder. Gerçekte ordu, özellikle de kriz döneminden bu yana, verilmek istenen görüntünün tam tersine daha da öne ç›km›fl, konumunu pekifltirmektedir. Bu hem siyasal a¤›rl›¤› bak›m›ndan böyledir, hem de ekonomik anlamdaki ç›karlar› ve etkinli¤i bak›m›ndan. Bunlar olgulara dayanarak görülebilecek gerçeklerdir. Sadece son tart›flmada bile, tüm burjuva köfle yazarlar›; sert ç›k›fl›ndan dolay› orduyu elefltirir görünenler bile, “siyasetçilerin beceriksizli¤i” ve “demokrasinin oturmam›fll›¤›” üzerinden orduya övgüler dizmekteyken, ordunun geriledi¤i fikrini yaymak, bulan›k bir zihnin ak›l yürütmesinden baflka bir fleyi göstermez. ‹flin di¤er boyutu, sadece fiaron’un gelifli s›ras›nda askeri harcamalarla ilgili konuflulan iki milyar dolar gibi rakam, ordunun ekonomik ve askeri bak›mdan da ne durumda oldu¤unu gösteren bir veridir. OYAK bank üzerinden oluflan birikim, Sümerbank ihalesinde tek güç olarak OYAK’›n yer almas› vb. de bunlara eklenebilir. Gerileme bir yana, her iki veri bak›m›ndan da ordu öne ç›kmakta, önümüzdeki döneme de bu konumu daha da pekifltirmeye dönük haz›rl›klarla yönelmektedir. Kald› ki, krizin bafllang›ç döneminde teknokratlar hükümeti vb. tart›flmalarda, ordunun öne ç›kar›lmaya çal›fl›ld›¤›n›, ama gerçekte program›n tekli¤inden kaynakl› olarak da baflar›s›zl›¤›n sorumlulu¤unu almak 9

istemedi¤i, bu nedenle geri planda kalmay› tercih etti¤i hat›rlanacakt›r. Sorun, olgular üzerinde de¤erlendirme yapmak de¤ildir. Bunlarda yan›lmalar olabilir, düzeltilir de. Ancak daha önemli olan, ideolojik yan›lsamalard›r ki, bunlar gerçeklerin bile görülmesine engel oluyor. Ordunun gerilemesinin AB ve demokratikleflme beklentileriyle ba¤›n›n kurulmas› böyle bir yan›lsamad›r. AB’nin, özellikle siyasette ordunun a¤›rl›¤›n›n azalmas› üzerinden bir bas›nç uygulad›¤› görülüyor. Bunun ordu-siyaset tart›flmas›ndaki yans›mas›, MGK’n›n sivillefltirilmesi ya da kald›r›lmas› biçiminde oluyor. Ama, bugünün koflullar›nda MGK’n›n kald›r›lmas›, ne TC’nin demokratikleflmesi anlam›na gelir, ne de böyle bir fley gerçekleflti¤inde, AB bununla tatmin olur. Çünkü AB’nin gerçek sorunu, ordunun ABD’nin ç›karlar› ve hesaplar›yla yak›n durmas›d›r. Gerçekte, TC’nin hiçbir ulusla raras› iliflkisinde ordunun özne olmad›¤› hiçbir hesap ve proje yoktur. Tersine tüm uluslararas› iliflkilerde ve senaryolarda temel özne ordudur. Türkiye ister AB’ye girsin ister girmesin, ABD’yle girdi¤i iliflkiler nas›l geliflirse geliflsin, ordunun rolü hepsinde de temeldir. Ordu sermayenin vurucu gücü, onun öncü koludur. Emperyalist hiyerarflide basamak atlamak isteyen TC için bu nedenle ordu vazge ç ilm ez dir. Dur um bu yk en , AB’ye giriflin -ki giderek uzaklaflmakta- orduyu geriletece¤ini düflünmek, gözünün önünde yaflananlar› bile görmekten uzaklaflt›ran ideolojik bir gözba¤›d›r. Tüm bu görüflleri savunanlar, e¤er bilinçli olarak burjuva demokrasisi hakk›nda beklenti yayma niyetiyle yapm›yorlarsa, o zaman AB ve demokratikleflme hülyalar› taraf›ndan gözlerinin kamaflt›¤› sonucuna varmak gerekiyor.


haber - yorum

EMPERYAL‹ST PAYLAfiIM KIZIfiIYOR,

HAZAR’DA SULAR ISINIYOR.. azar Denizi nas›l paylafl›lacak? Bu soru geçti¤imiz ay içerisinde, sadece Hazar’a k›y›s› olan ülkelerin de¤il, bölgede süren paylafl›m kavgas›yla ilgili herkesin gündemine oturdu. Önce ‹ran hücumbotlar›yla, “karasular›n›n ihlal edildi¤i” gerekçesiyle Hazar Denizi’nin petrol kayna¤› aç›s›ndan zengin Alov havzas›nda araflt›rma yapan BP flirketine ait bir gemiyi durdurdu. Sonra da savafl uçaklar›yla, Azerbaycan’›n hava sahas›na girerek Azerbaycan’a karfl› bir gövde gösterisine giriflti. Bunun ard›ndan Azerbaycan, ard›ndan da Türkiye ‹ran’a bir nota gönderdi. Türk yetkilileri daha sonra nota gönderdiklerini reddettiler, ancak konuyla ilgili ‹ran üzerinde bask› yaratt›klar›n› gizlemediler. Azerbaycan, hava sahas›na giren yabanc› uçaklara gereken cevab› verece¤i yolunda bir aç›klama yapt›. Yine geçti¤imiz ay içerisinde, Azerbaycan Kara Harp Okulunun ilk mezunlar›n› vermesi vesilesiyle düzenlenen törene kat›lmak üzere, Genelkurmay Baflkan› Türk jetleri eflli¤inde Azerbaycan’a gitti. Azerbaycan ordusunun, s›f›rdan yeniden infla edilmesinde belirleyici olan Türki-

H

ye’nin bu gösterisinin arkas›nda, hem ‹ran’a, hem de bir süredir Azerbaycan’la gerginlik içerisinde olan E rmenistan’a, “Azerbaycan’›n arkas›nday›z” mesaj› verme kayg›s› var. Nitekim Azerbaycan yetkilileri de, jetlerin gösterisinin iki ülke aras›ndaki stratejik iflbirli¤inin göstergesi oldu¤unu söyledi. Hazar Denizi’ndeki bu gürültü, bir bardak suda kopan bir f›rt›naya yorulamaz. Kafkaslar, zengin petrol yataklar›yla, tüm Orta Asya’y› hakimiyet alt›na almaya elveren konumuyla ve bölge ülkelerinin zay›fl›klar›ndan kaynakl› yaflanan iktidar bofllu¤u ve istikrars›zl›kla, emperyalist paylafl›m›n en kritik önem tafl›yan alan›n› oluflturuyor. Paylafl›m›n esas aktörleri olan ABD ile Rusya ve onlar›n etraf›nda kümelenmifl bölge ülkeleri aras›nda çetin bir paylafl›m kavgas›, zaman zaman yükselen gerilimiyle devam etmekte. Yaflanan son gerginli¤in konusu, Hazar Denizi’nin uluslararas› statüsünün ne olaca¤› ve buna ba¤l› olarak k›y› ülkelerin Hazar Denizi üzerindeki tasarrufunun nas›l b elirlenece¤i üzerineydi. Azerbaycan, her ülkenin k›y›s› oran›nda hak sahibi olaca¤› bir statüyü savunurken, ‹ran tüm ülkelere eflit tasarruf hakk› veren ortak bir kullan›mdan yana. Bu tart›flma ekseninde, bölgedeki paylafl›mla ilgili tüm ülkeler yeniden saflaflm›fl durumda. Kazakistan Azerbaycan’›n tezini destekliyor, Hazar’›n karfl› k›y›s›ndaki Türkmenistan ise ‹ran’›nkini. Rusya, hava sahas› iflgalinde ‹ran’a karfl› tav›r alm›fl olsa da, asl›nda ‹ran’›n tezinden yana ve bölgede oluflan ABD - Türkiye Azerbaycan “ittifak›” karfl›s›nda, ‹ran’la yanyana durmay› önemsiyor. Ancak Rusya ‹ran’›n tezini desteklerken, bir yandan da deniz taban›n›n bölünmesini benimsiyor. Hazar Denizi’nin nas›l bölüflülece¤i, co¤rafi ve uluslararas› 10

hukuk aç›s›ndan statüsünün ne olaca¤›na ba¤l›ym›fl gibi görünüyor olsa da, bu statüyü belirleyecek olanlar hiç de co¤rafyac›lar veya tarafs›z uzmanlar de¤il. Paylafl›m› belirleyen tek faktör, ekonomik, siyasi ve askeri güçler aras›ndaki denge olacakt›r. Bu odaklar aras›ndaki güç gösterisi ve kap›flma bir dengeye ulaflt›¤›nda, bunun hukuku da peflinden gelecektir. Bölgedeki ç›kar çat›flmalar› ve ittifaklar sadece petrol araflt›rma ve nüfuz bölgelerinin paylafl›lmas› üzerinden oluflmuyor. Bir de ç›kart›lan petrolün nas›l nakledilece¤i sorunu var. Bu, ekonomik ç›karlar›n yan›nda, özellikle bölge üzerindeki siyasal hakimiyet aç›s›ndan önem tafl›yor. 1999 Kas›m’›nda AG‹T toplant›s›nda protokol olarak imzalanan Bakü - Tiflis - Ceyhan boru hatt› projesi, son dönemde ayr›nt›l› mühendislik aflamas›na geçti. Türkiye bölgedeki etkinli¤ini, ABD’nin de destekledi¤i bu projenin hayata geçmesine ba¤l›yor. Örne¤in, 2001 y›l›nda bulunan zengin Kaflagan petrol yataklar›ndan ç›kar›lacak petrolün nereden nakledilece¤i önemli çat›flma noktalar›ndan birisi. Bakü Ceyhan hatt›n›n karfl›s›nda, ‹ran, Kazakistan - Türkmenistan - ‹ran hatt›n› savunuyor. Türkmenistan, bu nakil projesinin kendisine kazand›raca¤› avantajlar› hesaba katarak, Hazar’›n paylafl›m›nda kendisi zararl› ç›k›yor olsa da ‹ran’›n tezini destekliyor. Türkiye ise, Türkmenistan do¤al gaz›n›, Hazar’›n alt›na döflenecek bir hatla Azerbaycan’a oradan da Türkiye’ye tafl›mak yönünde bir projeye sahip. Bu yüzden Azerbaycan üzerinde oldu¤u gibi, Türkmenistan üzerinde de bir a¤›rl›¤a sahip olmaya çal›fl›yor. ‹ran’›n, petrol boru hatt› üzerinden ortaya koydu¤u direnç, Hazar’da petrol ç›karan uluslararas› tekellerin Bakü Ceyhan hatt›na olan ilgisini zay›flat›yor. Hatta Kaflagan petrolünün


haber - yorum tafl›nmas›nda, son dönemde ABD de ‹ran’›n seçene¤ine yak›n duruyor. Uluslararas› paylafl›m sözkonusu oldu¤unda, sadece ekonomik ölçülere, kar, verimlilik vb. hesaplara dayanan tercihler belirleyici olmaya yetmiyor. ABD’nin, mevcut projeler aras›nda en masrafl› proje olmas›na ra¤men Bakü - Ceyhan hatt›n› desteklemesi, bölgede rakibi Rusya ve henüz güvenilirli¤ini yeterince ispatlamam›fl ‹ran’a karfl›, kendisine stratejik müttefik olarak Türkiye’yi seçmifl oldu¤unu gösteriyor. Türkiye burjuvazisi, özellikle 90’lar›n bafl›ndan itibaren d›fl siyasetini bir yeniden paylafl›m süreci olarak flekillenen uluslararas› duruma uyarlamaktan ve emperyalist metropollerin tafleronu olarak bu paylafl›mdan pay alma çabas›ndan geri kalmam›flt›. TC’nin alt-emperyalistleflme hedeflerinin uluslararas› alandaki en somut alanlar›ndan biri ise Kafkaslar oldu. Bir dönem boyunca, Türkiye kültürel yak›nl›klar›n›n bölgedeki nüfuz ve etkinli¤ini art›rmak için büyük bir avantaj oldu¤unu düflünmüfl, bunun için e¤itim yat›r›mlar› yapmak, ortak bir dil oluflturmak için çal›flmalar yapmak, televizyon kanal› açmak gibi bir dizi etkinlikte bulunmufltu. Sadece bunlar de¤il, TC bugüne kadar bölgede hükümet darbeleri tezgahlamaktan, ekonomik iflbirli¤i örgütleri oluflturmaya, bölge ülkelerinin askeri güçlerinin flekillenmesine müdahale etmeye kadar varan çok yön lü bir planla bölgede etkinlik kurmaya çal›flt›, ancak sonuç olarak bunun kolay olmad›¤›n› gösteren bir süreçle karfl› karfl›ya kald›. Kafkaslarda paylafl›lacak pasta büyük ve buradan al›nacak pay aslan›n a¤z›nda. Bu yüzden de, bugünlerde TC’nin Kafkaslara dönük planlar›n›n baflar›s›zl›¤›ndan, daha etkin ve çok yönlü bir siyasetin gereklili¤inden bahsedilmeye baflland›. Daha etkin bir siyaset ise, TC’nin bölgede yeni maceralara girmesi anlam›na geliyor. Reformistler TC’nin askeri gösterisinin ard›ndan, diplomaside asker a¤›rl›¤›n›n artmas›ndan duyduklar› rahats›zl›¤› dile getirmeye,

“Enver Paflavari” yay›lmac›l›¤›n sonunun belirsizli¤inden bahsetmeye bafllad›lar bile. “Daha etkin bir siyaset” denilen ihtiyac›n, bölgedeki paylafl›m mücadelesinde yer alan tüm ülkelerin gündeminde oldu¤unu tahmin etmek zor de¤il. Bu ise çat›flmalar›n daha da sertleflece¤i anlam›na gelir. Bölge halklar›n› yeni ac›larla karfl› karfl›ya b›rakacak bölgesel savafllar da dahil olmak üzere, bu paylafl›m›n yar›n hangi biçimlere bürünebilece¤ini kestirmek bugünden mümkün de¤ildir. Dünya zenginlikleri karfl›s›nda gözü dönmüfl emperyalistler, siyasal ve ekonomik güç ad›na her yolu mübah görüyorlar.

Ancak emperyalist paylafl›m›n biçimleri üzerine kafa yormaktan çok daha önemli olan fley, bunun her biçimde tafl›d›¤› gerici karakteri görebilmek ve emperyalist gericili¤e son verebilmenin biricik yolu üzerinde net bir fikre sahip olmakt›r. Emperyalist paylafl›ma son verilmesinin ve bölge halklar› için gerçek bir bar›fl›n, sovyet cumhuriyetleri birli¤i temelinde gerçekleflecek bir birlikten baflka yolu yoktur. Bu aç›dan, emperyalist paylafl›m›n k›z›flmas›n›n a盤a ç›kard›¤› en net sonuç, iflçi s›n›f›n›n enternasyonal örgütlülü¤üne duyulan ihtiyac›n yak›c›laflmas›d›r.

Zehra Kosova’n›n Cenazesi de TKP’nin Miras› Gibi... gelene¤inin ilk kufla¤›ndan Zehra Kosova’n›n, uzun zamand›r sa¤l›k sorunlar›yla süren TKPyaflam› 18 A¤ustos 2001 gecesi sona erdi. Her ne kadar TKP’den sonra, Vatan Parti-

si’nde, arkas›ndan birçok eski TKP’li gibi TBKP sürecinde yer alm›flsa da, TKP’ye malolmufl isimlerden birisidir Zehra Kosova. Birer birer düflen, geçmifl mücadeleyle bugünün ba¤›n› sa¤layan ve devrime adanm›fl yaflamlar›yla ortak de¤erimiz olan insanlardan birini daha böylece yitirmifl olduk. Evet böyle ortak bir de¤erdi ama, cenaze töreni, tam da bugünkü yenilgi ve da¤›n›kl›k ortam›n› yans›tan bir atmosferde geçti. Geçmiflle bugün aras›nda örgütlü bir tafl›y›c›n›n bulunmad›¤› bu dönemde, Mustafa Suphi TKP’si bir “an›” gibi, övgülü sözlerle giderek silikleflirken, o dönemin miras›n› tafl›mak da, ne yaz›k ki, tek tek insanlar›n omuzlar›nda kal›yor. Dünyadaki en güçlü omuz bile, örgütlü bir gelene¤in miras›n› tafl›yacak, gelifltirecek güçte de¤ildir oysa. Bu nedenledir ki Suphi miras›na sahip ç›kma yar›fl› yerine, yafta yap›flt›rma yar›fl› yap›l›r. Zehra Kosova’n›n cenazesinde yaflananlar bunun aynas›yd›. Bir yanda TÜSTAV, di¤er yanda S‹P, Zehra Kosova’n›n örgütsüzlük içinde geçen cenazesine kendi adlar›n› yazd›rmak, bu ismin kendileriyle an›lmas›n› sa¤lamak için seferber oldular. Bu “inisiyatif” yar›fl› ise, sorumlulu¤un sahiplenilmesine, devrim için yaflanm›fl bir ömre uygun bir cenazenin örgütlenmesine kullan›lmad›. TÜSTAV, cenaze namaz›n›n k›l›nd›¤›, dualar›n okundu¤u bir cenaze törenini uygun görmüfltü. Organizasyon ad›na ortal›kta görünen tek fley, cenaze namaz› k›l›nmas› karar›n› vermeleri oldu. Oysa, Zehra Kosova’n›n sa¤l›¤›nda dini bir tören istemedi¤ini belirtti¤i biliniyordu. Cenaze töreninin bu flekilde organize edilmesi ise, onu devrimci kimli¤iyle sahiplenen insanlarda hakl› olarak hoflnutsuzluk yaratt›. On kiflinin cenaze namaz›n› k›lmas›n›n ard›ndan, da¤›n›k bir flekilde herkes kendi imkanlar›yla Zincirlikuyu’ya ulaflmaya çal›flt›. Organizasyonu yapan kesim slogan, yürüyüfl gibi eylemleri yasaklam›flt›. Ama yasaklanm›fl olmasa da farketmiyor, çünkü ortal›kta zaten devrimci bir eylem örgütleyecek, buna niyeti olan kimse de bulunmuyordu. Zehra Kosova’n›n üzerine TKP bayra¤› örtülü olan tabutunun bafl›nda cenaze töreni devam etti. Yap›lan ilk konuflmada Kosova’n›n özgeçmifline de¤inildi. Daha sonra konuflma yapan Sevim Belli Kosova’n›n devrimci kimli¤ini, mücadele hayat›n› TKPiçerisinde ve fiefik Hüsnü dönemindeki çal›flmalar›n› anlatt›. Bir kad›n olmas›na ra¤men erkeklere özgü olarak bilinen sendika yöneticili¤inin üstesinden gelmesinin önemini vurgulad›. Her ne kadar slogan at›lmas› yasaklanm›fl (!) olsa da, “usül icab›”, birkaç slogan at›ld› ve “ak›n var günefle ak›n” fliiri söylendi. Sonras›nda s›ra, miras kavgas›na gelmiflti. TÜSTAV ad›na cenazeyi organize edenler, sayg› duruflu ve Enternasyonal marfl›n›n söylenece¤ini belirtseler de, o s›rada bir karmafla yafland›. O ana kadar ses düzeninin olmad›¤› törende, birden bire ortaya bir ses düzeni ç›kt› ve Aydemir Güler’in konuflma yapaca¤› söylendi. Aydemir Güler söz al›nca, TÜSTAV’dan olanlar törenin bitti¤ini söyleyerek ayr›ld›lar. Aydemir Güler, Zehra Kosova’n›n S‹P’in “onur üyesi” oldu¤unu, yaflam›n›n son dönemlerini bu ülkede bir “komünist bir partinin varl›¤›n› ve mücadele etti¤ini görmenin coflkusunu yaflad›¤›”n› söyleyerek, eline geçirdi¤i ses düzenin avantajlar›yla kendince iyi bir reklam yapt›. Konuflman›n ard›ndan Enternasyonal marfl›n›n söylenmesiyle birlikte, herkesin da¤›n›k bir flekil de geri dönmesiyle sona erdi. M. Suphi TKP’sinin, dokunan›n elini yakan miras›, bugünkü gerici oportünist kavgalar›n elinde bir kez daha yozlaflt›r›l›yorsa, bunun nedeni, her zaman kendini devrimci de¤erlerin düflman› olarak vareden oportünizmin gücü de¤ildir. Bu de¤erleri yaflamda varedemeyen, onlar› oportünizmin “sahiplenme”sine ve kirletmesine izin verenlerin, devrimcilerin bilinçsizli¤idir. Buna son vermek de, devrimci olan her fleyden oportünizmi söküp atmak da, yine devrimcilerin baflaraca¤› bir görevdir. Zehra Kosova’n›n cezanesindeki da¤›n›kl›k ve paylafl›m kavgas›, komünist devrimcilerin bu görevi bir kez daha yak›c› olarak görmesine vesile oldu.

11


haber - yorum

AÇLIK ORDUSU BÜYÜYOR apitalist dünyada herkesin pay›na eflit miktarda düflen bir refah ve zenginlik olmad›¤› gibi, herkes için yoksulluk da yok. Bir taraftaki servet muazzam boyutlara ulafl›rken, öte tarafta açl›k derecesinde yaflanan bir yoksullu¤un varl›¤›, kapitalist dünyan›n en ç›plak gerçe¤i. Ancak bunun sebebi, dünyada paylafl›lacak fleylerin s›n›rl› olmas› de¤il, tam aksine dünya üzerinde üretilen toplam de¤er ve zenginlikler ço¤ald›kça, bunun bölüflümündeki adaletsizlik derinlefliyor; bir taraftaki zenginlik katlan›rken, öte taraftaki sefalet art›yor. O halde, toplam zenginli¤in artmas› da, bunun bir avuç az›nl›k taraf›ndan bölüflülmesi de, yoksullu¤un derinleflmesine ve giderek insanl›¤›n daha genifl bir k›sm›n› avcuna almas›na ba¤l›. Yani yoksullar yoksullaflt›kça, zenginler zenginlefliyor. Öyleyse, kendi zenginli¤inin artmas›ndan hiç de rahats›z olmayanlar›n, yoksulluk karfl›s›nda döktükleri gözyafllar›n›n samimiyetine niye inanal›m? Gazeteler kriz s›ras›nda bütün Türkiye’nin ne kadar yoksullaflt›¤›na dair hesaplar yapt›. Sabanc› yak›narak bir gecede yüzde k›rk fakirleflti¤ini anlatt›. Yaland›r, Türkiye’nin bütünü hiçbir zaman ortak bir “kadere” sahip olmad›. Gazetelerin toplum sayfalar›nda kriz ma¤durlar›n›n röportajlar› yay›nlan›rken, ekonomi sayfalar›nda “ekonominin krizde bile para kazanmay› bilen kaleleri”nden bahsedilmesi bile bunun bir göstergesidir. Yoksullaflan “öteki Türkiye”nin yan›nda, bir de sefahat alemlerine dalan “beriki”nin varl›¤› ise, hiç de s›r de¤il. Zenginlerle yoksullar aras›ndaki uçurum bir süredir herkesin gündeminde önemli bir yer tutuyor. “Yoksulluk” katlan›lmaz boyutlarda derinlefliyor, toplumun daha büyük kesimler i kendi geç mifl yafl am standard›na göre h›zla yoksulafl›yor. Di¤er yandan giderek daha büyük bir zenginlik, bütün bir toplumun tepesine çökmüfl bir avuç zenginin elinde birikmekte. Bu s›-

K

n›n genifl taban› haline getirir. ralar her gazetede rastlan›labilecek Azami çal›flma süresi ve asgari ücrakamlar› bir özetleyelim. Türkiret, bunlar›n ay›rdedici özelli¤idir... ye’deki ailelerin en zengin yüzde Birikimin h›z› ve geniflli¤i ile birlik1’lik diliminin geliri, en yoksul yüzte art›-nüfusun meydana gelifli h›zde 45’in gelirinin toplam›na eflit. land›¤› için, bu art›-nüfus da büyür. Bu yüzde 1’in geliri, en yoksul yüzAma ayn› zamanda, iflçi s›n›f›n›n de 1’lik dilimin gelirinin yaklafl›k 236 kat›. Kald› ki, ortalama geliri genel art›fl›nda di¤er ö¤elere göre yaklafl›k 13 bin dolar olan bu en daha büyük bir orana sahip oldu¤u zengin %1’lik grubun (yaklafl›k için, bu s›n›f içinde kendi kendini 144 bin aile) içerisinde bir de en üreten ve sürdüren bir ö¤e olufltuçok kazanan 100 aile var ki, bunrur.” lar›n y›ll›k geliri 70 bin dolarla 1.7 “... Toplumsal servet, iflleyen milyon dolar aras›nda de¤ifliyor. sermaye, bu sermayenin büyüme Sadece gelir da¤›l›m›ndaki adaölçüsü ile h›z›, ve dolay›s›yla, proletsizlikten bahsetmek, “pasta”n›n letaryan›n mutlak kitlesi ve eme¤in nas›l bölüflüldü¤ünü dert edinmek üretkenli¤i ne kadar büyük olursa, yetmiyor. fiu, her toplum için geyedek sanayi ordusu da o kadar çerli bir kurald›r: Neyin nas›l bölübüyük olur. Sermayenin geniflleme flüldü¤ü, nas›l üretildi¤ine ba¤l›d›r. gücü ile, emrindeki emek-gücünün Kapitalist bölüflüm iliflkileri, kapitageliflmesi de ayn› nedene ba¤l›d›r. lizme özgü tarihsel üretim iliflkileriBunun için, yedek sanayi ordusunin ifadesinden baflka bir fley de¤ilnun nispi büyüklü¤ü, servetin podir. Üretim araçlar›ndan mahrum tansiyel enerjisi ile birlikte artar... b›rak›lanlar›n sermayeye ba¤›ml›l›Ensonu, iflçi s›n›f›n›n düflkünler ta¤›na dayanan kapitalist üretim tarbakas› ile yedek sanayi ordusu ne z›nda, yoksulluk da iflçi s›n›f›n›n kadar yo¤un olursa, resmi yoksulpay›na düflüyor. Bundan kast›m›z, luk da o kadar yayg›n olur. Bu katoplumun iflçi s›n›f› d›fl›ndaki kepitalist birikimin mutlak genel yasimlerinin yoksullaflmad›¤› de¤il elsas›d›r.” (Marks, Kapital, C.1, bette. Yaflanan son krizin, tekelles.660-661) rin karfl›s›nda rekabet flans›na saBu yasa son krizde de iflledi. hip olmayan küçük sermayedar›, Kay›tl› iflsiz say›s› 2000-2001 y›l› k›r›n ve kentin küçük burjuvas›n›, Haziran aylar› aras›nda yüzde 42 80 sonras› say›ca ve ekonomik oran›nda artt›. Kay›ts›z iflçiler aravarl›k olarak geliflen bir kesim olan s›ndaki iflten ç›karmalar›n tahmini kalifiye uflaklar s›n›f›n› da yoksulrakamlar› eklendi¤inde, bir y›l içelaflt›rd›¤› ortadad›r. Ancak, servet risinde 1.2 milyon yeni iflsizin yeve sefalet aras›nda bir uçurumdan bahsediliyorsa, uçurumun dibindekinin kim oldu¤u da orTürkiye’de Gelir Da¤›l›m›* tadad›r. Toplam Nüfusa Toplam Gelirden Ayl›k Gelir “Nispi art›-nüfusun üçünOran› (%) Ald›¤› Pay (%) Aral›¤› (TL) cü kategorisi, durgun art›-nü1 16,6 7,5 milyar ve üstü fus, faal emek-ordusunun bir 5 16,1 1 - 2,1 milyar kesimini oluflturmakla birlik0,5 - 1 milyar 16 25,6 te, (bu kesimin) bir iflte çal›fl48 32,5 malar› son derece düzensizlik 200 - 500 milyon 0 - 200 milyon 30 9,2 gösterir. Böylece, sermayeye, her an el alt›nda bulunan *Mustafa Sönmez’in “Özgür Üniversite Forumu”nda bitip tükenmez bir emek-gü- yay›nlanan “2000’de Türkiye’de Gelir Eflitsizli¤i” baflcü deposu sa¤lar. Yaflam ko- l›kl› çal›flmas›ndan al›nan bu rakamlarda, D‹E’nin son olarak 1994’te yapt›¤› “Hane Halk›” anketinde ortaya flullar›, iflçi s›n›f›n›n ortalama ç›kan oranlar ve 2000 y›l›n›n ilk alt› ay›nda üretilen normal düzeyinin alt›na düfler toplam mal ve hizmetin de¤eri esas al›nm›flt›r. Geçen ve bu durum, onu, derhal, 7 y›lda oranlar aras›ndaki uçurumun daha da özel kapitalist sömürü kollar›- büyüdü¤ü gözetilmelidir. 12


haber - yorum dek sanayi ordusuna kat›ld›¤› hesaplan›yor. ‹flçi s›n›f›n›n içerisinde, s›n›f›n en yoksul tabakas›n› oluflturan oran› h›zla art›yor. Bunun yan›nda 2000 y›l›n›n ilk dokuz ay› içerisinde, özel sektördeki saat üc retlerinin, imalat sanayinde yüzde 4,2’lik, tekstilde yüzde 7’lik, giyimde yüzde 9’luk bir oranla geriledi¤i belirtiliyor. 657’ye tabi kamu iflçilerinin reel ücretlerindeki gerileme ise yüzde 11,5. Bu y›l özellikle krizin ard›ndan yaflanan gerileme ise henüz net olarak saptanm›fl de¤il. 2000 y›l›na göre çok daha fazla oldu¤unu tahmin etmek için ise kahin olmaya gerek yok. Hele ki, 657’ye tabi iflçilerin, toplu sözleflme hakk›na ve bir tak›m güvencelere sahip olan kesimler d›fl›nda kalanlar›n, kay›t d›fl› çal›flan s›n›f kesimlerinin reel ücretlerindeki gerileme ise çok daha fazlad›r. Yaflanan krizle birlikte yo¤unlaflsa ve sonuçlar› daha aç›ktan ortaya ç›ksa da, bu tablo geçici bir ekonomik istikrars›zl›¤›n, dönemsel bir krizin veya kötü bir ekonomi yönetiminin sonucu de¤ildir. Genifl iflçi y›¤›nlar›n›n ve ezilenlerin yoksullu¤a mahkumiyeti, kapitalizmin do¤as› gere¤idir. Kapitalist sistemin temeline dokunmadan “adil” bir gelir da¤›l›m›n›n ve bölüflüm iliflkilerinin olabilece¤i düflüncesi, geçmiflin ütopyac› sosyalistlerinden bugünün reformistlerine miras kalan bir hayaldir. Bu hayallerin yay›lmas›ndan ç›kar› olan ise, elbette ki kendi düzeninin gelece¤inden kayg› duyan egemen s›n›ft›r. Dünya Bankas›, Türkiye’nin en yoksul iki bin ailesine verilmek üzere befl bin dolarl›k bir yard›m paketi haz›rlam›fl. Yoksul ailelere çocuklar›n›n e¤itimi için yard›m etmek üzere fonlar oluflturmak gibi planlar var burjuvazinin gündeminde. Burjuvazinin bütün bunlar› yapmaktaki yegane niyeti ise, yoksullukla birlikte derinleflen y›k›c› tepkileri önlemektir. Düne kadar daha ziyade ac›kl› “öteki Türkiye” görüntüleri eflli¤inde ifllenen yoksullaflma meselesi, burjuvazinin gündeminde art›k a¤›rl›kl› olarak “sosyal patlama” ile birlikte an›lmaya bafllad›. Burjuvazi art›k,

kendi devletinin vatandafl› say›lan yoksul milyonlar›, kendi düzenini tehdit eden ve bir tak›m sus paylar›yla sat›n al›nacak ya da zorla bast›r›lacak bir iç düflman olarak gördü¤ünü saklam›yor. Açl›k ve yoksulluk büyüdükçe, toplumun ba¤r›nda biriken öfke de büyüyor. Ancak, bu öfkenin kendi geliflimiyle akacak devrimci bir kanal bulabilece¤ini, yoksullu¤un derinleflmesinin kendili¤inden bir flekilde devrimci olanaklar yarataca¤›n› düflünmek, ham bir ha-

yal olacakt›r. Devrimci hareketin içinden geçti¤i mevcut yenilgi döneminde, bu iyimser hayalleri görenler de yok de¤ildir. Bu öfkeyi, milyonlar›n sefaletinin biricik sebebi olan kapitalizme karfl› yöneltmek, devrimcilerin kendi görevlerine yo¤unlaflmalar›n› gerektiriyor. Bu görevlerin bafl›nda ise devrimci bir s›n›f önderli¤inin yarat›lmas› gelmektedir.

‘Bar›fl bir diz çöktürme ayinidir’* üyülü sözler vard›r. O büyülü sözler söylendi¤inde akan sular›n duraca¤›na inan›l›r. Bar›fl, özgürlük, demokrasi bu büyülü sözlerdendir. Bunlar öyle sözlerdir ki söyleyenin kimli¤ini ve kiflili¤ini de gizleme yetene¤ine sahiptirler. Örne¤in silah tacirleri bar›fl isterler, diktatörler de demokrasi. Bu yüzden büyülü sözler tehlikelidir. Özellikle savafllarda ölenlerin, diktatörlük alt›nda ezilenler, özgürlü¤ünü yitirenler aç›s›ndan. Çünkü bu büyülü sözlerin bu durumda olanlar› kurtarma yetene¤i yoktur, egemenlerin kimli¤ini gizleme yetenekleri oldu¤u kadar. Çünkü ezilenler ve mazlumlar ancak kendi çabalar›yla kurtulabilir içinde bulunduklar› durumdan. Büyülü sözlerin yard›m›yla de¤il. Kendini ezenlere teslim olmak anlam›na gelen bar›flla de¤il, onlarla difle difl göze göz savaflarak mümkündür. Ezenle ezilenin bar›fl içinde yaflamas› mümkün müdür? Açl›ktan ölenle ortak açl›¤›n› kendisine meze yapanlar›n kardefl olmas›. Çünkü sorumludur ezenlerle ezilenlerin bulundu¤u koflullardan. Ezilenin kendisini kand›rmas›d›r. Ezenlerin arada bar›fl içinde yaflayaca¤›na inan›r. Bunu talep etmesi hiç bir ilerleme hiç cidiye al›nmad› flimdiye kadar. Vuruflmalardan tüm tarih tüm geliflme ezenle ezilenlerin savafl› sonucunda ortaya ç›kt›. Kim güçlü ise bu savaflta o belirledi tarihin gidiflini. En güzel kumafllar› dokuyanlar›n y›rt›k p›rt›k elbiseler giydi¤i, en güzel evleri yapanlar›n teneke damlar alt›nda uyudu¤u bir dünyada bar›fl olacak öyle mi? Bu bar›fl, ezenlerin gönüllerini rahat ettirme bar›fl›d›r. Bu bar›fl, ezilenlerin kendi kellelerini alt›n tepsi içinde sunmalar›d›r düflmanlar›na. Ezilenler inand›r›lm›fllard›r efendisiz yaflayam›yaca¤›na. Oysa efendilerini yaratanlar kendileridir. Ezilenlerin karfl›l›¤› verilmemifl emekleri gün olur sermayedar gün olur derebeyi gün olur komutan, gün olur rahip ve imam olarak karfl›lar›na dikilir ve hayk›r›rlar: ”Diz çökün köleler, sefiller!” Diz çökmedi¤inde ça¤›r›r iflkenceciyi efendiler. Asl›nda kendi karfl›s›nda diz çöker ezilen. Bar›fl bir diz çöktürme ayinidir. Ezilenler her diz çöküflte dizleri ac›r, dizleri kanar. Ac› ve kan demektir ezilenler için bar›fl, diz çöker vaziyette kalmakt›r. Bar›fl aya¤a dikilmenin de engellenmesine, efendi olarak ortada dolanan karfl›l›¤› verilmemifl emeklerimizin kendimize mal etmemizin önüne geçilmesidir. Kendi kendimizin efendimizin olmam›z›n engellenmesidir. Ezilenler kendilerinin efendisi olduklar›nda bar›fla da özgürlü¤e de ihtiyaçlar› kalmayacak Çünkü bar›fl da özgürlük de efendilerin bar›fl özgürlü¤ü. Bar›fl onlar›n olsun biz komünistler dünyay› istiyoruz. ‹flte böyle bar›fl dilencileri revizyonistler, reformistler, oportünistler! Siz sermayeyle kucak kuca¤a bar›fl içinde yaflay›n. Ama biz komünistler savaflarak kazanaca¤›z. Tüm dünyada burjuva diktatörlü¤ü y›k›p, proletaryan›n devrimci diktatörlü¤ünü kurarak.

B

*Ali Erifl taraf›ndan yaz›l›p, dergimize iletilen bu yaz› daha önce 1997’de Çal›flan›n Günlü¤ü’nde yay›nlanm›flt›r. 13


haber - yorum

ARJANT‹N’DE PROLETER ÖFKE rjantin burjuvazisinin içinde debelendi¤i ekonomik krizi, içte sömürüyü yo¤unlaflt›rma politikalar›yla aflma çabas›, on binlerce proleterin sokak gösterilerine neden oldu. Özellikle son iki haftad›r kitleselli¤i ve militanl›¤›yla yükselifle geçen eylemlerin son halkas›yla, son iki y›l›n en büyük protesto eylemi gerçekleflmifl oldu. S›n›f›n farkl› kesimlerinin (sendikalarda örgütlü iflçiler, geçici ifllerde çal›flanlar ve iflsizler) eylemlere as›l a¤›rl›¤›n› koydu¤u, bununla beraber ö¤rencilerin de destek verdi¤i kitlesel protesto gösterilerinde on binlerce proleter öfkesini dile getirdi. Sokaklar iflgal edildi, düflman›n kolluk kuvvetleriyle çat›flmalar yafland›. Burjuvazinin bankalar› k›sa süreli iflgallerle de olsa proletaryan›n öfkesinden pay›n› alm›fl oldu. A¤ustos ay› sonunda gerçekleflen, proleter katmanlar›n a¤›rl›¤›n› koydu¤u protesto gösterisine 150 bin kifli kat›ld›. 50 ayr› bölgede ve 40 kentte yollar kapat›ld›, bankalar iflgal edildi. Bu, gerçekte düzene karfl› biriken öfkenin s›n›fsal niteli¤ini ve çap›n› ifadelendirmesi bak›m›ndan önemli bir veriye iflaret etmektedir. Arjantin proletaryas›n›n kitlesel ve militan eylemlerinde ö ne ç›kan hedef, ABD, IMF ve hükümet karfl›tl›¤› ve protestosuydu. Son olarak 31 A¤ustos’taki baflkente yürüyüfl eylemine ise 120 bin kiflinin kat›ld›¤› belirtildi. Geçen hafta Santiago’da Güney Amerikal› 19 ülkenin kat›ld›¤› zirveyi binlerce iflçi protesto ederek “iflsizli¤in önüne geçilmesi” talebini öne ç›kard›. Merkez ‹flçiler Birli¤i (CUT) taraf›ndan organize edilen ve zirvenin yap›ld›¤› alana do¤ru yürüyen binlerce iflçi ile burjuvazinin kolluk güçleri aras›nda çat›flma ç›kt›. Eylemler zincirine ve sonuçta barutun atefllenmesine neden

A

olan olay ise, IMF’nin bütçenin dengelenmesi için 1.5 milyar dolarl›k k›s›nt› yap›lmas› yönündeki talimat›n›n Kongre’den onay almas›yd›. S›n›fa yönelik bu son sald›r›yla kamuda çal›flanlar›n maafllar›ndan ve emekli ayl›klar›ndan %13’lük bir kesinti yap›lacak, ayr›ca geri kalan maafllar›n bir bölümünün de “hazine bonosu” olarak ödenece¤i belirtilmiflti. Böylelikle de krizin faturas› proleter ve tüm ezilen katmanlara ödetilerek y›l sonunda burjuva devlet bütçesindeki aç›k dengelenmifl olacak. Arjantin burjuvazisi de yaflad›¤›m›z topraklar burjuvazisi gibi bölgede etkin bir güç olma, emperyalist hiyerarflide bir üst basama¤a ç›kma gibi stratejik hedeflere sahip. Ve bunun için içte sömürüyü yo¤unlaflt›rmaktan baflka bir seçene¤e de sahip de¤il. Dolay›s›yla Arjantin’de son dönem yükselen proleter hareketlenmeye neden olan, burjuvazinin uzun dönemdir süregiden yo¤un sömürü politikalar›n›n proleter katmanlarda biriktirdi¤i hoflnutsuzlu¤un ve öfkenin son sald›r›yla kendini d›fla vurmas›d›r. Keza Arjantin burjuvazisinin kendi resmi rakamlar› bile, bu hoflnutsuzlu¤un ve öfkeye neden olan patlama birikiminin rakamsal gerçekli¤ine iflaret ediyor. Burjuvazinin resmi rakamlar›na göre halk›n %25’i yoksulluk s›n›r›n›n alt›nda yafl›yor ve bu oran giderek art›yor. Son dönemde iflsizlik oran› %16’ya kadar ç›kt›. Bu yaklafl›k 3 milyon kiflinin iflsiz olmas› anlam›na geliyor. Gizli iflsizlik buna dahil de¤il. Ve Arjantin burjuvazisi içinde bulundu¤u dar bo¤az› aflamad›¤› sürece krizin y›k›c› etkileri proleter katmanlarda daha hissedilir olacak. Arjantin burjuvazisinin gücü ve kapasitesi hesaba kat›ld›¤›nda, Arjantin burjuvazisi o topraklar14

da yaflayan proleter katmanlar›n ne k›sa ne de orta vadede asgari yaflam ihtiyaçlar›na yan›t verebilecek olanaklara sahiptir. Bu, proleter katmanlarda biriken öfke ve hoflnutsuzlu¤un artarak sürece¤i anlam›na gelmektedir. Bunun dolays›z siyasal sonucu proleter katmanlar›n düzen d›fl›na ç›kma potansiyelini belirgin olarak tafl›mas›, düzen d›fl› aray›fllar›n›n h›z kazanmas› ve devrimci etkiye daha aç›k bir evreye girmesinin somut bir olanak ve olas›l›k olarak içinde bar›nd›r›yor olmas›d›r. Eylemlerde öne ç›kan siyasal hedeflere bakt›¤›m›zda proleter katmanlar ABD, IMF ve kendi hükümetine karfl› kitlesel protestolarla sokak gösterileri gerçeklefltirse de, açl›¤a ve sefalete itilmiflli¤inin gerçek nedeninin düflman s›n›f›n sald›r›lar›ndan öte proletaryan›n örgütsüzlü¤ü ve devrimci bir önderlikten yoksunlu¤u ve ba¤›ms›z bir s›n›f olarak kendi sömürücülerinin karfl›s›na dikilemesi oldu¤u ortadad›r. Proleter katmanlar kendi üzerine düfleni, Arjantin’de yafland›¤› gibi azami ölçülerle yerine getirmektedir. Ama bu çaban›n gerçek bir kurtuluflun yolunu açabilmesi için uluslararas› burjuvaziye karfl› proletaryan›n enternasyonalist birli¤ini sa¤layacak enternasyonalist bir savafl örgütünün yarat›lmas› sorumlul u¤ u d ünya ko mün ist le rin in omuzlar›nda yükselecek inatç›, bilinçli planl› ve sistemli haz›rl›k faaliyetinin aciliyetine iflaret ediyor. Arjantin’de duyulan kapitalist sömürü düzenine karfl› proletaryan›n do¤um sanc›lar›d›r. Do¤um sanc›lar› komünistleri acilleflen görevlerine ça¤›r›yor.


haber - yorum

S‹P’‹N YEN‹ ATRAKS‹YONU VE ‘SOL MECL‹S’ uzun süredir sözünü etti¤i “yeni aç›l›m”lar›ndan birini daha yapt›. Bilindi¤i gibi, Türkiye burjuvazisinin AB’ye girme karar›ndan sonra da, bir baflka atraksiyonda daha bulunmufl, burjuvaziden önce AB’ye girifli gerçeklefltirmifl ve “Komünist Partisi”nin kurulufl dilekçesini ‹çiflleri Bakanl›¤›’na vermiflti. “Komünist Parti” giriflimi ölü do¤mufl bir giriflim olmas›na ra¤men, do¤rusu “Sol Meclis”in, Türkiye sol ve devrimci hareketinin durumu hesaba kat›ld›¤›nda, S‹P’in hesaplar› aç›s›ndan zaman›nda giriflilmifl bir atraksiyon oldu¤unu söylemek gerekiyor. “Sol Meclis”in kuruldu¤u, Sol Dergisinin 10 A¤ustos 2001 tarihli say›s›nda aç›kland› ve ayn› say›da, “Sol Meclis” kuruluflunun deklarasyonu ve ilk imzac›lar› da yay›nland›. Yap›lan aç›klamaya göre, yeni kat›l›mlarla, Eylül ortas›nda “Sol Meclis” resmen kurulacak ve faaliyetlerine bafllayacakm›fl. “Sol Meclis” Nas›l Bir Zamanda Kuruluyor? Öncelikle “Sol Meclis”in niteli¤ini anlayabilmek için, nas›l bir zamanlamayla kuruldu¤unu de¤erlendirmek gerekiyor. “Sol Meclis”, genel olarak sol hareketin, özelde devrimci hareketin, ideolojik ve örgütsel bak›mdan ciddi bir t›kan›kl›k içinde oldu¤u, bunun ilgili özneler taraf›ndan da fark edildi¤i, ancak bu t›kan›kl›¤› aflacak ciddi bir politik rade ve öznenin oluflmad›¤›, bu nedenle de sürekli güç kaybeden bir konumda oldu¤u, devrimci hareketin afl›r› bölünmüfllü¤ünün hemen herkeste rahats›zl›k yaratt›¤› bir dönemde, t›kan›kl›¤› kendi cephesinden aflma iddias›yla kuruluyor. Bu aç›dan bak›ld›¤›nda, hem ideolojik-politik t›kan›kl›¤› aflma, hem de da¤›n›k Marksistleri biraraya getirerek enerjilerini ortak amaca yönlendirme iddias›yla kurulan “Sol Meclis”’in isabetli bir zamanlamas› oldu¤u söylenebilir. Zira bu, devrimci hareketin kendi zemininde yaflad›¤› gerçek bir soruna ve içerik ve bileflim bak›m›ndan

farkl› düzlemde de olsa, gerçek bir ihtyac›na iflaret etmektedir. Gerçekten de, devrimci hareketin bu t›kan›kl›¤›n›, sorunun yeterince bilincinde dahi olmayan tek tek öznelerin amatör çabalar›yla aflmak olanakl› de¤ildir. Devrimci hareketin kendi zemininde karfl›l›kl› bir etkileflim yaratmaya dönük, ortak tart›flma - üretme süreçlerinin ortaya konmas›na hizmet edecek bir araç, bu t›kan›kl›¤› aflmakta ifllevli bir rol oynayabilir, devrimci bir program›n üretilmesine katk› sa¤layabilir. Sorunun varl›¤›na karfl›n bunu gidermeye dönük çaba ve giriflimin yoklu¤unun yaratt›¤› boflluk, reformist solun devrimci harekete etkisi bak›m›ndan bir istismara zemin yaratmaktad›r. Genel bir zamanlamadan öte, “Sol Meclis” girifliminin özneleri ve beklenen amaç aç›s›ndan ele al›nd›¤›nda, böyle bir giriflimin öncüsü S‹P’in amac›na hizmet etmek bak›m›ndan da zaman›nda at›lm›fl bir ad›m oldu¤u söylenebilir. Liberal sol hareketin di¤er öznelerinin, ÖDP ve EMEP’in politik olarak t›kan›kl›k yaflad›¤› bir dönemde, sosyalizm iddias›yla zaman zaman keskin bir söylem gelifltiren, bu söylemiyle gençlik kesiminde belli güç biriktiren S‹P’in, mevcut liberal öznelerden umudunu kesmifl, ama devrimci harekete yak›nlaflmada da sorunlar› olan bir k›s›m ba¤›ms›z ayd›n ö¤eler nezdinde belli bir ilgi oda¤› haline gelece¤i söylenebilir. “Sol Meclis” giriflimiyle S‹P, kendisinin ötesinde bir k›s›m ayd›nlar› da, temelde kendi ideolojik platformunda yan yana getirmifl bulunuyor. S‹P kadro ve yandafllar› d›fl›nda, Sol Meclis’e kat›lan ba¤›ms›z ayd›nlar›n beklentileri ile, S‹P’in beklentileri üstüste düflmüyor olsa da, bunlar› kendisinin belirleyici oldu¤u bir platformda biraraya getirmesini, en az›ndan k›sa vade aç›s›ndan S‹P’in baflar› hanesine kaydetmek gerekiyor. “Sol Meclis” Nas›l Bir Platformla Kuruluyor? K›sa da olsa, “Sol Meclis”in platformu yay›nlanm›fl bulunuyor. Bu platform, S‹P yöneticilerinin de hakl› olarak vurgulad›klar› gibi, bafltan bu yana S‹P’in platformunun temel eksenlerini oluflturuyor. Özellefltirme karfl›s›nda devletçi (onlar “kamucu” diyorlar), dinci gericilik karfl›s›nda burjuva ayd›nlanmac›, emperyalizm karfl›s›nda memleketçi-ulusalc› (onlar “yurtseverlik” diyor) ve “reel sosyalizm” savunuculu¤u, platformun temel ilkelerini oluflturuyor. Bu çerçeveden bak›ld›¤›nda, bu platformun burjuva demokratik bir içerikten öte bir anlam tafl›mad›¤›, sözde de¤il de gerçek Marksistler için aç›kt›r. Bu ideolojik zeminde biraraya gelen bir platformun ise, b›rakal›m devrimci ve komünist hareketin karfl› karfl›ya oldu¤u t›kan›kl›¤› gidermeye yard›mc› olmas›, bu t›kan›kl›¤› daha fazla art›raca¤›, en fazlas›ndan baflar›l› oldu¤unda, tüm devrimci hareketi ulusal sol çizginin kuyru¤una takaca¤› aç›kt›r. Bu platformun devrimci bir ideolojik zemine dayanmad›¤›, platform ana çizgileriyle irdelendi¤inde daha iyi görülecektir. Platformu de¤erlendirmeye geçmeden önce, bir noktan›n daha alt›n› çizmek gerekiyor. Bu platformun imzac›lar›n›n ezici ço¤unlu¤unu S‹P çizgisinde olanlar

S‹P

15


haber - yorum olufltursa da, S‹P’in çizgisiyle örtüflmeyen bir k›s›m Marksist ayd›nlar› da kaps›yor. Bunlar›n ilk aç›klamalar›na bak›ld›¤›nda ise, resmi platformun ötesinde kayg›lara sahip oldu¤u, bu anlamda bileflenin homojen olmad›¤›n› söylemek gerekiyor. Ama bu durum, ne onlar›n böyle bir platforma imza atmalar›n›n vebalini ortadan kald›r›yor, ne de onlar›n platforma damgas›n› vuracak bir durumda olmad›¤› gerçe¤ini. • Platform, emperyalist kurulufllar›n sald›r› ve dayatmalar›na karfl› ç›k›laca¤›n› vurgulayarak bafll›yor ve bunun karfl›s›nda, “emekçi s›n›flar›n direnme, örgütlenme ve mücadele olanaklar›n›n artmas›na yard›mc› olmak için biraraya” gelindi¤ini söylüyor. Bunun S‹P dilindeki karfl›l›¤› ise, “yurtseverlik”, “bu memleket bizim” oluyor. Platformda bunlar geçmese de, gerek platformun özeti olarak verilen metinde (“Bütün emperyalist kurum ve odaklara karfl› ikirciksiz bir tav›r ve yurtseverlik”), hem de S‹P’li kat›l›mc›lar›n aç›klamalar›nda bu nokta özellikle vurgulan›yor. K›sacas›, emperyalizm karfl›s›nda, anti-kapitalist proleter devrimci durufl ve enternasyonalizm de¤il, yurtseverlik öne ç›kar›l›yor. Bu yurtseverli¤in nas›l bir içerikle yorumland›¤›n› ise, S‹P’in özellefltirmeler karfl›s›nda tutumuna, Mc Donald’s kampanyalar›na, zaman zaman Kemalist solculara, ‹P’e, ordu içindeki kimi güçlere gönderdikleri mesajlara bakmak yeterlidir. • Platformun ikinci paragraf›nda ise, “özellefltirme baflta olmak üzere, sermaye s›n›f›n›n ç›karlar› do¤rultusunda hayata geçirilmek istenen ekonomi politikalar›”na karfl›, “somut ve gerçekçi alternatiflerle ç›kma”n›n öneminin alt› çiziliyor. Sol dergisi ise, bu maddeyi, “özellefltirmeye karfl› kamuculuk” olarak tan›ml›yor. Aç›kça sermaye s›n›f›n›n sald›r›lar›na ve kendisine karfl›, proleter devrimci bir program-iktidar perspektifi ile de¤il, düzeniçi bir talep olan özellefltirme karfl›s›nda devletçi bir söylemle ç›k›l›yor. Bunun kendisi de, yine S‹P’in “bizim memleket” söylemine, K‹T savunuculu¤una; “Somut ve gerçekçi alternatif” söylemi de, burjuvazinin de kabul edece¤i (örne¤n KT’lerin sat›lmadan özerklefltirilmesi vb.), düzeniçi bir ulusal sol söyleme uygun. • Üçüncü paragrafta ise, “gericili¤e karfl› ayd›nlanmac›” bir karfl› ç›k›fl›n savunuldu¤u belirtiliyor. Aç›kça düzenin, laik-fleriatç› ikilemi olarak formüle etti¤i gündem veri al›narak, laiklik yan›nda yer al›nd›¤› ortaya konuluyor. S‹P’in savundu¤u “ayd›nlanmac›”l›¤›, devrimci hareketin “ayd›nlanma”ya gereksinimini dile getirmek amac›yla kulland›¤›n› söylemek de olanakl› de¤il; çünkü S‹P için “ayd›nlanma” kavram›, bizzat, 28 fiubat sürecinin arkas›ndan gelen, burjuva ayd›nlanmac›l›¤› zemininde “laik”lik savunuculu¤u olarak ortaya ç›km›flt›r. • Dördüncü paragraf, “Türk ve Kürt emekçilerini birbirinden koparmaya dönük sermaye planlar›n›, emperyalist senaryolar› a盤a ç›kartma” ve ortakl›¤›n “zorunlulu¤u”nu savunma ad›na, “bölünmez bütünlük” ve “Misak-i Milli”cilik savunularak sosyal flovenizm dile getirilmifl oluyor. “Özgürlükçü” platform olarak takdim edilen bu platformda, ezilen uluslar konusunda, özgürlükçülü¤ün unutulmas› ise, düzeniçi bir seçenek gelifltirildi¤inin bir baflka göstergesi oluyor. • Yay›nlanan resmi platformda olmasa da, Sol’un öne ç›kard›¤› özette, bir baflka madde ise, flöyle formüle ediliyor: “Reel sosyalizm deneyimine bütün elefltiri hak-

k›m›z› sakl› tutarak dostça yaklaflma...” Bunun, bileflenler aras›nda ortaklafl›lan bir ilke olmas›na ra¤men, platforma yans›tmaya gerek duyulmayan bir bafll›k m›, yoksa S‹P’in bir kotas› m› oldu¤u ise anlafl›lm›yor. Ancak kesin olan bir fley var ki, S‹P gelenek konusunda gelene¤inin ›srarl› takipçili¤ini yaparak, burjuva sosyalizm anlay›fl›n› meflrulaflt›rmak istemektedir. “Sol Meclis”ten Kim Ne Bekliyor? Sol dergisi, platformu tan›tan sunuflta, “Sol Meclis”in Sol Dergisi ç›karken hedeflenen yeni araçlardan biri” oldu¤unun alt›n› çiziyor. Ayn› sunuflta flunlar da söyleniyor: “Zaten Sol Meclis’in ortaklafl›lan ve bir bafllang›ç noktas› oluflturan ilkeleri, ayn› zamanda soL’un ç›k›fl›nda da yol gösterici olan ilkeler. soL’u bir siyasi karar sonucunda yay›mlamaya ve kendi d›fl›na açmaya karar veren Sosyalist ‹ktidar Partisi, Sol Meclis projesinde de, kendi bulundu¤u noktay›, projeyi hangi kapsamda de¤erlendir di¤ini son derece aç›k bir biçimde dostlar›yla paylaflt›, onlarla tart›flt› ve onlarla birlikte son haline getirdi.” Bu söylenenlerden anlafl›lan flu: “Sol Meclis” projesi, S‹P’in gereksinimleri do¤rultusunda, onun belirledi¤i ilkeler çerçevesinde oluflturulan, kat›l›mc›lar›n da onaylad›¤› bir projedir. Dolay›s›yla, “Sol Meclis”ten ilk beklentinin, S‹P’in aç›l›mlar›n› derinlefltirme, S‹P’e yeni güç ve taraftarlar kazanma oldu¤u gözleniyor. “Sol Meclis”in kurucular›ndan ve mimarlar›ndan, S‹P yöneticisi Kemal Okuyan’›n flu söyledikleri de, “Sol Meclis”ten S‹P’in beklentilerini ortaya koyuyor: “Sosyalist solun liberal ve ulusalc› sol karfl›s›nda güçlenmesine, sol içinde hegemonya kurmas›na yard›mc› olmak bu amaçlar aras›nda özellikle alt› çizilmesi gereken bir tanesidir.” Devam›nda ise, en fazla kirletilen de¤erler aras›nda “yurtseverlik” say›l›yor ve bunun yeniden üretilmesi görevi say›l›yor. Kemal Okuyan, Sol’un bir sonraki say›s›ndaki köfle yaz›s›nda, “Sol Meclis”ten beklentilerine iki nokta daha ekliyor. Bunlardan birisi, “ ‘sosyalist sol’un kimlik olgunlaflt›rma süreci”ne katk›. ‹kincisi, “yaln›zlaflan ve bu anlamda kaç›n›lmaz t›kanmalarla karfl›laflan marksist ayd›nlar aras›ndaki iletiflimi art›rmak, ...emekçi s›n›flar nezdinde bireysel de¤il de kolektif bir kimlik oluflturmalar› için yeni bir zemin sunmakt›r” (Sol Meclis’in Anlam› Üzerine) Yukar›daki aç›klamalarla birlikte okundu¤unda, “sosyalist sol” tan›mlamas›n›n, S‹P’in diplomatik adland›rmas› oldu¤u aç›kt›r. Beklentiler de bu çerçevede okunmal›d›r. Anlat›lan çerçevede, “Sol Meclis”in, S‹P ve S‹P’in belirledi¤i ilkelere uyan tek tek ayd›nlar d›fl›ndakilere kapal› oldu¤u (ki, Kemal Okuyan yukar›da an›lan yaz›s›nda, S‹P d›fl›ndaki öznelere “Sol Meclis”in kapal› oldu¤unu diplomatik dille, ama anlayan›n anlayaca¤› aç›kl›kta anlat›yor) aç›k oldu¤una göre, “sosyalist sol”un güçlenmesinden murad edilen, S‹P’in güçlenmesidir. Di¤er “dost”lara ise figüranl›k düflüyor. S‹P’in beklentileri aç›s›ndan, dikkat çekilmesi gereken bir nokta ise, “Sol Meclis”in nas›l bir “tart›flma ve üretim” içinde olaca¤›d›r. S‹P, kendisi d›fl›nda bir k›s›m kendi çizgisiyle örtüflmeyen ayd›nlar›n varl›¤›n› da hesaba katarak, bu farkl›l›klar› dile getirecek bir tart›flma, kendi ifadesi ile, “sol içi bir hesaplaflma ya da didiflmeden uzak dur”ulmas›n› istiyor. “Sol Meclis”in “ortaklaflt›-

16


haber - yorum ¤› ilkeleri (S‹P’in ideolojik platformunu-Maya) burjuva siyaset ve ideolojisine karfl› daha verimli bir bir biçimde harekete geçir”ilmesini gerekli görüyor. Bunun arkas›ndan ise, “yaln›zlaflan ve bu anlamda kaç›n›lmaz t›kan›kl›k” yaflayan “marksist ayd›nlar”, uygun bir dille, hadlerini bilmesi ve aç›lan olana¤›n fark›nda olmas› gerekti¤i konusunda uyar›l›yor. Ancak, “Sol Meclis”in içinde, S‹P’lilerin d›fl›nda baflkalar› da var ve bunlar›n en az›ndan baz› bak›mlardan, ne derece gerçekçi oldu¤u tart›flmal› beklentileri var. Örne¤in, kat›l›mc›lardan Haluk Gerger, beklentilerini aç›k bir dille flu flekilde dile getiriyor: “Bütün dünyada oldu¤u gibi ülkemizde de s›n›f hareketi büyük bir dura¤anl›k ve bunal›m içinde ifllevsiz haldedir. Bu durumda, özellikle de s›n›f›n yeniden örgütlü gücüyle aya¤a kalkmas›na kadar, bofllu¤u doldurmak, s›n›f düflman›n›n sald›r›lar›na karfl› durabilmek ve gelecekteki s›n›f direniflinin düflünsel altyap›s›n› haz›rlamak için ideolojiye sahip ç›kmak, onun yarat›c› yeniden üretimini sa¤lamak ve leninist ideolojik müdahale praksisini hayata geçirmek stratejik önemdedir. “Marksist sosyalist hareketteki teorik/ideolojik kendini tekrar ve donuklu¤un afl›lmas› için çaba sarfetmek, s›n›f hareketinin durumu ve karfl› sald›r›n›n yo¤unlu¤uyla birlikte düflünüldü¤ünde, karfl›m›za temel görev olarak ç›kmaktad›r. “Örgütsel aidiyet dayatmayan, ülkemizin marksist hareketi içindeki parçal›l›¤› dikkate alan bu tür ‘diyalog/tart›flma/üretim santral›’ odaklar›n›n düflünsel dinamizme ve ideolojik müdahale olanaklar›m›za büyük katk›lar sa¤layaca¤›na inan›yorum. Proletaryan›n beyninin dumura u¤rat›lmas› planlar›na karfl› s›n›f›n saflar›nda kolektif akl›n oluflturulmas› ve harekete geçirilmesi art›k ertelenemez bir aciliyet kazanm›flt›r. Umar›m bu tür odaklar ço¤alarak, birlikte, yeni bir teorik/ieolojik s›çray›fl gerçeklefltirirler ve s›n›f hareketinin kaç›n›lmaz yeniden uyan›fl›n›n temel tafllar›n› flimdiden örerler...” Bir baflka “ba¤›ms›z” kat›l›mc› Haluk Yurtsever ise, beklentisini flöyle aç›kl›yor: “Dünya, nesnel-maddi koflullar bak›m›ndan komünizme hiç bu kadar olgun ve yak›n, dönüflümü sürükleyecek toplumsal-siyasal öznelerin durumu bak›m›ndan ise hiç bu kadar da¤›n›k ve uzak olmam›flt›. Emperyalist kapitalizmin eme¤in ve ilerici insanl›¤›n tüm kazan›mlar›na, de¤erlerine, gelece¤ine, insanca yaflama, varolma hakk›na pervas›zca sald›rd›¤›, milyonlarca insan› çaresizlik, çözümsüzlük ve umutsuzlu¤a itti¤i bir dünyada yafl›yoruz. Bu gidifli tersine çevirmek, insan›n bütün yetenek ve yarat›c›l›¤›yla kendini gerçeklefltirece¤i eflitlik ve özgürlük savafl›m›nda kolektif sorumluluk üstlenmek, görev yapmak üzere, zihinsel, siyasal, kiflisel ve örgütsel güç ve birikimlerimizi Sol Meclis’te biraraya getirmek istiyoruz. Sol Meclis’in gerçek, kal›c› ve devrimci çözümler üretmesini diliyorum.” Aç›kt›r ki, platformun ortaya konulan ilkelerine do¤rudan bir itiraz olmasa da, bu beklentilerle (ki, S‹P çizgisiyle örtüflmeyen baflka kat›l›mc›lar da özellikle platformun genifl tutulmas›na dikkat çekiyorlar), ortaya konulan ideolojik zemin ve S‹P’in beklentilerinin çak›flt›¤›n› söylemek olanakl› de¤il. Özellikle, Haluk Gerger’in örgütsel aidiyet ve “Sol Meclis’”ten öte bu türden araçlara duyulan gereksinim konusunda söyledikleri dikkat çekici.

Gerek Yurtsever’in, gerekse de Gerger’in beklentileri, bugün gerçekten de devrimci bir program/politika üreti mine katk› anlam›nda, gereksinim duyulan bir arac›n önemine iflaret ediyor. Ancak, platformun kurulufl ilkeleri ve S‹P’in “Sol Meclis” içinde a¤›rl›¤›n›n, bu beklentileri karfl›layamayaca¤› da çok aç›k. Bu durum, “Sol Meclis”in ak›betini de belirleyecek bir olgu. “Sol Meclis” ya, S‹P’in ulusal sol çizgisinin d›flar›ya aç›lan imaj figürü olacak, ya da platform, platform özelli¤ini k›sa sürede kaybederek kadük bir projeye dönüflecek. Yay›nlanan platformda aç›kça belirtilmese de, S‹P’liler, “Sol Meclis”in “liberal sol” ve “ulusal sol”la ayr›m çizgisinin çekilmesine özel bir vurgu yap›yorlar. Kendisi zaten ulusal reformist solun bir parças› olan S‹P’in, bundan ne kastetti¤i ise belli; kendine aç›kça rakip gördü¤ü ÖDP ve Kemalistlerle ayr›m çizgilerini netlefltirmek, devrimci hareketi kendi pefline takmak. “Sol Meclis” projesinin, liberal sola yatk›n örgütsüz solcular nezdinde etki b›rakarak S‹P’in bu beklentilerine yan›t vermesi muhtemel olsa da, mevcut ideolojik platformuyla bu giriflime liberal sol ve ulusal solla ayr›m çizgilerini çekmek beklentisiyle yaklaflanlar› hayal k›r›kl›¤›na u¤rataca¤› kesindir. Özellefltirme karfl›s›nda devletçi, emperyalizm karfl›s›nda yurtsever ve reel sosyalizmle bar›fl›k bir platform, hem liberallerin, hem de ulusal solun platformudur ve bu platformla, ancak düzeniçi sola kan tafl›nabilir. “Sol Meclis”in ideolojik platformunun temelini oluflturan özellefltirme karfl›tl›¤›, anti-emperyalizm, ba¤›ms›zl›k, ayd›nlanma gibi bafll›klar, ayn› zamanda devrimci hareketin de siyasal gündeminde a¤›rl›k tafl›yan ve ayn› zamanda ulusal solla bulafl›kl›k içerisinde bir t›kan›kl›¤›n yafland›¤› alanlar. Bu t›kan›kl›k devrimci hareketin ulusal solcu dalgadan etkilenmesinin zeminini yarat›yor. Oysa devrimci hareket aç›s›ndan, ulusal solcu ideolojik platformun, ihtiyaç duyulan ç›k›fl›n zemini olmad›¤›, tam aksine buna karfl› mücadelenin bu ç›k›fl›n koflullar›ndan birisi oldu¤u, solun 40 y›ll›k deneyimiyle sabittir. Ulusal sol bir ideoloji ve politika, ancak düzenin yeniden yap›lanmas›nda gereksinimi duyulan sol dayana¤›n›n güçlen mesine katk›da bulunabilir. Bunu en baflar›l› bir flekilde yapan›n ise, ‹P oldu¤u ise herkesin malumudur. Reformist sol cephedeki bu geliflmeler bir yana, devrimci bir program ve politik güç yaratma iddias›n› tafl›yanlar›n, Leninist ideolojik platform zemininde üretilecek etkili araçlarla, devrimci hareketin sorunlar›na yan›t arama gereksinimi hala ortada duruyor. Bunun için yap›lmas› gereken ise, devrimci, komünist güçlerin liberal sol kadar kendi gücüne güven duymas›, gelece¤e umutla bakmas›, mezhepci bak›fl› bir kenara b›rakarak, bu topraklar›n Marksist-komünist birikimini de¤erlendirmeyi önemsemesidir.

17


Eylül 2001

4

PAS‹F‹ZM, ANAVATAN SAVUNUCULU⁄U VE SAVAfi KARfiISINDA KOMÜN‹ST TUTUM Seydi AKCAN Paylafl›m kavgas›n›n birbirini takip eden iki evresi: Emperyalist bar›fl ve savafl . ve II. emperyalist paylafl›m savafllar›n›n ard›ndan, emperyalist güçler aras›nda yeni bir dünya paylafl›m savafl› yaflanmasa da, dünyan›n yeniden ve yeniden paylafl›lmas› yolunda son derece fliddetli bir mücadele artarak süregitmifltir. SSCB’nin da¤›lmas›yla da birlikte yeniden paylafl›m›n çap› genifllemifl, fliddeti artm›flt›r. I. ve II. emperyalist savafllar›n öncesindeki dünya manzaras›yla, günümüz dünyas› aras›nda benzerliklere iflaret etmek mümkün. Ekonomik ve siyasi krizler, güçlenen ve egemenlik alanlar›n› ellerinde tutmaya çal›flan emperyalistler aras›ndaki çeliflkilerin keskinleflmesi, bölgesel çat›flmalar, belli bölgelerde gerilimlerin artmas› ve emperyalistler aras›nda bloklaflmalar›n netleflmeye bafllamas›, emperyalist bar›fl›n emperyalist savafla dönüflmesinin ön evrelerine iflaret ediyor. Belli bafll› enerji kaynaklar›n›n yo¤unlaflt›¤› bölgelerde ve kaynaklar›n tafl›nma yollar› üzerinde, s›cak-so¤uk çat›flmalar, keskin rekabetler ve rekabet halindeki güçler aras›nda bloklaflmalar aç›kça görülebiliyor. Emperyalist bir dünyada ham bar›fl hayalleri S›n›fl› toplumlar tarihinde burjuvazinin iktidar› ele geçirmesiyle dünya, efli görülmedik bir ya¤ma, talan ve fetih hareketine tan›kl›k etti. Egemen s›n›f burjuvazi, kendi s›n›fsal ç›karlar› ve ihtiyaçlar› temelinde dünya hammadde kaynaklar›n› ya¤malad›, sömürge politikalar›yla ayr›cal›klar›na ayr›cal›k, zenginli¤ine zenginlik katt› ve bir bütün olarak egemenli¤ini pekifltirdi. Çok yüksek bir geliflme aflamas›na ulaflm›fl üretimin yo¤unlaflmas›yla tekelci evreye ad›m at›ld›. En önemli hammadde kaynaklar› tekellerin denetimine girdi. Tekelci sermayenin gücü muazzam ölçüde artt›. Tekelleflme evresiyle burjuvazinin dünyada ayak basmad›¤› toprak kalmad›. ‹nsanl›k tarihinde dünya ilk kez olarak tekeller taraf›ndan bütünüyle paylafl›lm›fl oldu. Bundan sonra ancak yeni paylafl›mlar söz konusu olabilirdi, söz konusu olan sahipsiz topraklar›n ele geçirilmesi de¤il, topraklar›n bir sahipten ötekine geçmesiydi. Hammadde kaynaklar›, sermaye ihrac›, nufüz bölgeleri, ayr›cal›klar, tekel karlar› ve ekonomik ve stratejik önem tafl›yan topraklar için mücadele, güç oran›nda yeni çat›flmalar›, gerginlikleri, kamplaflmalar› ve nihayetinde paylafl›m, “bar›fl politikalar›yla” çözümlenemedi¤i noktada, dünya çap›nda emperyalist paylafl›m savafllar›n› beraberinde getirdi. Milyonlarca proleter zorla silah alt›na al›nd›. Milyonlarcas› emperyalist ç›karlar u¤runa katledildi. Açl›k ve sefalete itildi. Konunun bu aflamas›nda Lenin’e kulak verelim: “Kapitalistler dünyay› kötülüklerinden de¤il, yo¤unlaflman›n ulaflt›¤› seviye, kar elde edebilmek için onlar› bu yola girmeye zorlad›¤› için aralar›nda paylafl›yorlar;

ve bu paylafl›m ‘sermayeye göre’, ‘güce göre’ gerçekleflmektedir - meta üretimi ve kapitalizm sisteminde baflka bir paylafl›m yöntemi olamaz. Ne var ki, güç, ekonomik ve siyasi geliflmeyle birlikte de¤iflmektedir; olaylar› kavrayabilmek için, güçler dengesinin de¤iflmesinin hangi sorunlar› çözdü¤ünü bilmek gerekir; bu de¤iflikli¤in ‘salt’ ekonomik nitelikte mi, yoksa ekonomik olmayan nitelikte mi (örne¤in askeri) oldu¤u sorusu, kapitalizmin içinde bulundu¤umuz dönemine iliflkin temel düflünceleri de¤ifltirmeyecek tali bir sorundur. Kapitalist birlikler aras›ndaki mücadelenin ve anlaflmalar›n içeri¤i sorunu yerne, mücadelenn ve anlaflmalar›n biçimi (bugün bar›flç›l, yar›n bar›flç›l olmayan, öbür gün yine bar›flç›l olmayacak biçimleri) sorununu koymak sofizme düflmek anlam›na gelir.” (Lenin, Seçme eserler Cilt 5, Sayfa 78, ‹nter yay›nlar›) “Yo¤unlaflman›n ulaflt›¤› seviye, kar elde edebilmek için onlar› bu yola girmeye zorlad›¤›” sürece de, kapitalistler dünyay› aralar›nda güce göre paylaflmaya devam edecekler. Burjuvazinin egemenli¤ini sürdürdü¤ü bir dünyada kan ve barut kokusunun olmayabilece¤ini ya da kal›c› bir bar›fl›n söz konusu olabilece¤ini düflünenler, ham bir hayal görmektedirler. Ham bir hayaldir; çünkü hayalin gerçekleflmesi için egemen güçlerin zenginli¤inden ve ayr›cal›klar›ndan feragat etmesini istemek ve bunun yaflam bulabilece¤ini beklemek gerekmektedir. Lenin’in deyimiyle “genelev patronlar›ndan erdemli fleyler yapmas›n› istemek “ gibi bir beklentiye denk düfler. Bu ham hayali görenlerin taraftar kitlesi ve çeflitlili¤i san›ld›¤›ndan da fazlad›r. Öyle ki, bar›fl 盤l›klar›n›n birbirine kar›flt›¤› bugünlerde, bar›fl hareketi ile komünistlik özdefl kabul edilir olmufltur. Kökleri de tarihseldir. Daha düne kadar burjuvazinin kalemflörleri, burjuvazinin hizmetine girmifl eski ve sahte sosyalistler, düzen solcular› güya art›k savafllar›n olmayaca¤›, tüm insanl›¤›n global sorunlar›n›n elbirli¤i ile çözülece¤i yeni bir döneme girildi¤ini vaaz ediyorlard›. 85 y›l önce de buna benzer vaazlar iflitiliyordu. Kaptalizm art›k yeni bir evreye girmiflti; bugün globalizm denilene o dönem ultra-emparyalizm deniliyordu. Tekelleflmenin iyice ilerlemesinin, burjuvaziyi yeniden paylafl›m için savafltan baflka yollar da oldu¤una ikna edece¤ini düflünen “teorisyen”ler bar›flç›l›¤› vaazediyordu. Genel bar›fl hedef öne ç›kar›lmal›yd›. Tabi ki bunlar, genel olarak fliddetin reddedilmesine ba¤lan›yordu. O zaman da, flimdi oldu¤u gibi, soyut bir bar›fl hedefinin peflinden koflan sosyalistler vard›. Bolflevikler proletaryan›n devrimci fliarlar›yla burjuva pasifistlerin ve sosyal-pasifistlerin karfl›s›na dikilerek devrimci proletaryan›n bayra¤›n› yükselttiler.

I

18


4 “‹flçi s›n›f›n›n akl›n› kar›flt›rma biçimlerinden biri de pasifizm ve soyut bar›fl propagandas›d›r. Kapitalist rejim alt›nda özellikle de emperyalizm aflamas›nda savafllar kaç›n›lmazd›r. Üstelik öte yandan, sosyal demokratlar devrimci savafllar›n, yani emperyalist olmayan savafllar›n olumlu de¤erini inkar etmezler... Bugün, kitleleri devrimci eyleme ça¤›ran bir propagandayla birlikte yürütülmeyen bir bar›fl propagandas›, yaln›zca yan›lsama yayar, burjuvazinin insaniyetçi düflüncesine güven afl›layarak proletaryay› yozlaflt›r›r ve onu savaflan ülkelerin gizli diplomasisinin elinde bir oyuncak haline getirir. “Kesin olarak söylemek gerekirse, bir dizi devrim olmaks›z›n güya demokratik bar›fla ulafl›labilece¤i fikri tamamen yanl›flt›r.” (RSD‹P Yurtd›fl› fiubelerinin 19 fiubat (4 Mart) 1915 tarihli konferans kararlar›ndan, Lenin TE. c.21, s.161-162) Bar›fl hareketi ile komünistli¤in özdefl kabul edilmesi üzerine k›sa bir tarihçe ‹kinci Enternasyonal’in 1907 Stuttgard ve 1912 Basel kongrelerinde bafllay›p, Birinci Emperyalist Paylafl›m Savafl›’n›n bafllamas›yla netleflen bir ayr›flman›n konusu “emperyalist savafla ve pasifizme karfl› tutum”du. Bu, Komünist Enternasyonal’e kat›lma koflullar› içinde de ifadesini buldu: “Komünist Enternasyonal’e kat›lmak isteyen her parti sadece aleni sosyal yurtseverli¤i de¤il ikiyüzlü ve uyduruk sosyal pasifizmi de teflhir etmek zorundad›r; kapitalizm devrim yoluyla y›k›lmad›kça hiçbir uluslararas› hakem kurumunun, silahs›zlanma hakk›ndaki hiçbir tart›flman›n, Milletler Cemhiyeti’nin ‘demokratikleflmek’ üzere yeniden örgütlenmesi yolunda hiçbir giriflimin insanl›¤› emperyalist savafllardan kurtarmayaca¤›, iflçilere sistemli bir biçimde gösterilmelidir.” Komünist Enternasyonal’in kurulufluna damga vuran bu çizginin Lenin’den sonra takipçili¤i yap›lamad›. Önce sosyal-pasifizm kavram› terkedildi. Sonra SSCB, Komünist Enternasyonal’in kuruluflunda “haydutlar örgütü” denilen Milletler Cemhiyeti’ne girdi (1934); ‹kinci Emperyalist Paylafl›m Savafl›’n›n sonunda SSCB, bu örgütün yerine kurulan Birleflmifl Milletler’in kuruluflunda yer ald›. 1939’da SSCB-Hitler sald›rmazl›k pakt› imzaland›ktan hemen sonra, Nazi ordular›n›n Polonya’ya girdi¤i gün olan 1 Eylül, Dünya Bar›fl Günü kabul edildi ve bugünün en hararetli taraftarlar› komünistler oldu; bar›fl hareketi ile komünistlik neredeyse özdefl kabul edilir oldu. Komünist Enternasyonal’in kurulufluna damga vuran “uluslararas› burjuvaziye karfl› proletaryan›n enternasyonalist savafl örgütü” anlay›fl›ndan, “bar›fl örgütü”ne evrimi, “bar›fl içinde bir arada yaflama”n›n teori kat›na ç›kar›lmas›, nesnel koflullar›n dayatmas›yla uygulanan bir taktik tutumdan öte, 2. Enternasyonal’in, Komünist Enternasyonal içinde hortlamas›yla var›lan ideolojik-örgütsel çizgi de¤ifliminin dolays›z sonuçlar›yd›. Lenin, Ocak 1917’de bu de¤iflimin ve gerçekte reformizm-pasifizmle devrimci Marksizm aras›ndaki mücadelenin tarihsel ve ideolojik-örgütsel köklerine iflaret ediyordu: “Bu reformizm, Avrupa’da flu anki devrimci du-

Eylül 2001

rumdan do¤rudan devrim propagandas› için, burjuva hükümetleri devirmek için, reformlardan devrim için mücadeleyi gelifltirmede ve bu mücadelenin seyri içinde yararlanmaktan vazgeçmeksizin ya da bu reformlar› reddetmeksizin, iktidar›n silahl› proletarya taraf›ndan ele geçirilmesi için tam kapsam›yla yararlanmakla yükümlü olan devrimci Marksizmle kesinlikle ba¤daflmaz. “Yak›n gelecek, genelde Avrupa’daki olaylar›n seyrinin, özelde de reformizm-pasifizmin devrimci Marksizmle mücadelesinin - bu arada Zimmerwald Birli¤i’nin iki kesimi aras›ndaki mücadelenin de -nas›l geliflece¤ini gösterecektir.” (Lenin, Seçme Eserler Cilt 5, S. 283, ‹nter Yay›nlar›) Ocak 1917’de, “Zimmerwald Birli¤i’nin iki kesimi aras›ndaki mücadele”nn geliflimine iflaret edilirken, mücadelenin ideolojik-örgütsel sonuçlar› yeni bir Enternasyonal’in kuruluflunu müjdelerken, bu mücadelenin kesintiye u¤ramas›, daha do¤rusu 2. Enternasyonal çizgisinin Komünist Enternasyonal’de hakim çizgi haline gelmesi, devrimci Marksizm’in reformizm-pasifizm karfl›s›nda etkisini yitirmesiyle sonuçland›. Komünist Enternasyonal’in kurulufluna damga vuran çizgi gerçekte devrimci Marksizm’in, reformizm-pasifizm üzerindeki ideolojik-örgütsel sonuçlar›yla bir doru¤u ifade ediyordu. Lenin’den sonra devrimci Marksizm gelene¤ine takipçileri sahip ç›kamad›. (Bu konularla ilgili daha ayr›nt›l› ve derinlemesine bilgilere Parti Yolunda kitap dizisindeki kimi yaz›lardan ulafl›labilir) Bugüne kadar da bu doruk afl›labilmifl de¤il. Bu ayn› zamanda, devrimci Marksizm gelene¤inin sürdürücüsü olan Bolflevizm’e sahip ç›kanlara afl›lmas› gereken bir doru¤u iflaret ediyor. Yukar›da da de¤inildi¤i gibi “savafl örgütünden” “bar›fl örgütüne” sürecine var›fl›n ve nihayetinde komünistli¤in bar›fl hareketiyle özdefl hale gelmesinin tarihsel kökleri, devrimci Marksizm’in reformizm-pasifizim mücadelesinin kesintiye u¤ramas›yla siyasal sonuçlar›n› a盤a ç›karm›flt›r. Reformist-pasifist çizginin uluslararas› temsilcisi olan 2. Enternasyonal’in çizgisinin en aç›k biçimde kendini ortaya koymas›, 1. Emperyalist Paylafl›m Savafl›’ndaki tutumuyla tescillenmiflti. 2. Enternasyonal (Reformizm-pasifizm)’in sesi: “Anavatan Savunmas›” Stuttgard, Kopenhag ve Basel Kongreleri bütün ülkelerin sosyalistlerini, her koflul alt›nda flovenizme karfl› mücadele etmekle, burjuvazi ve hükümetlerin bafllatt›klar› her savafl›, daha güçlü bir içsavafl ve sosyal devrim propagandas›yla yükümlendiriyordu. 2. Enternasyonal partileri bu kararlar›n alt›na imza atmalar›na ra¤men, savafl patlak verdi¤inde bu kararlar› çi¤nediler. “Yurtseverlik” ve “anavatan savunmas›” ad› alt›nda, savafl kredilerine de destek vererek kendi burjuvalar› yan›nda yer ald›lar. “Anavatan savunmas›”, gerçekte proleterlere burjuva flovenizmini vaaz etmekten baflka bir tutuma iflaret etmiyordu. Devrim ve s›n›f mücadelesi fikri terkedilmifl, burjuva reformculuk, burjuva yasalc›l›k bayrak edinilmiflti. Bu ideolojik oldu¤u kadar, örgütsel bir bilinçli duruflu da ifade ediyordu. ‹llegal örgüt ve ajitasyon biçimlerini yaratma yükümlülü¤ü, kendini burjuva yasall›¤›ndan yararlanman›n fetifllefltirilmesi ve gerçekte ken-

19


Eylül 2001

4

di oportünizmini maskelemesine vesile oluyordu. Ama bu ayn› zamanda kendi sonunu da haz›rl›yordu. Onu kendi kazd›¤› mezara iten de, 2. Enternasyonal oportünizminden kopup yeni bir Enternasyonal yaratma düflüncesiyle amans›z bir mücadeleye giriflen Leninistler olmufltur. Komintern’in kurulufluyla yeni bir devrimci Enternasyonal’in, tüm zorluklara (hatta Bolflevikler içinde dahi ayr›ca bir ideolojik-siyasal bir mücadele yürütmek gerekmifltir) ra¤men kurulmufl olmas›d›r. Bu kopufl süreklilefltirilememifl, 2. Enternasyonal çizgisi Komünist Enternasyonal’e yeniden hakim olmufltur. Bu mücadelenin en etkin ve kararl› önderi olan Lenin’e bu uzlaflmaz mücadelenin geliflimiyle ilgili bir defa daha kulak verelim: “Oportünistler, bütün ülkelerin sosyalistlerini, her koflul alt›nda flovenizme karfl› mücadele etmekle, burjuvazi ve hükümetlerin bafllatt›klar› her savafl› daha güçlü bir içsavafl ve sosyal devrim propagandas›yla yan›tlamakla yükümlendiren Stuttgart, Kopenhag ve Basel Kongrelerinin kararlar›n› çi¤nemifllerdir. 2. Enternasyonal’in çöküflü, geride b›rakt›¤›m›z (‘bar›flç›l’ denen) tarihsel dönemin özel koflullar›n›n zemin haz›rlad›¤› ve son y›llarda Enternasyonal’de fiilen egemenlik sa¤layan oportünizmin çöküflüdür. Oportünistler sosyalist devrimi terkederek ve yerine burjuva reformizmini koyarak; belli bir anda içsavafla dönüflmesi zorunlu hale gelecek olan s›n›f mücadelesini terkederek ve s›n›f iflbirli¤ini vaaz ederek; yurtseverlik ve yurt savunmas› ad› alt›nda burjuva flovenizmini vaaz ederek ve daha Komünist Manifesto’da yer alan iflçilerin vatan› yoktur ilkesini görmezden gelerek ya da inkar ederek; militarizme karfl› mücadelede bütün ülkelerin burjuvazisine karfl› bütün ülkelerin proleterlerinin devrimci savafl›n›n zorululu¤unu kabul etmek yerine darkafal›duygusal bir bak›fl aç›s›na savrularak; burjuva parlamentarizminden ve burjuva yasall›¤›ndan yararlanman›n kaç›n›lmazl›¤›n› bir yasall›k fetiflizmine dönüfltürerek ve kriz dönemlerinde illegal örgüt ve ajitasyon biçimlerini yaratma yükümlülü¤ünü unutulmaya terkederek, bu çöküflü uzun zamandan beri haz›rlam›fllad›r.” (Agy. S. 138) Bolflevikler 2. Enternasyonal’in oportünist maskesini düflürmekle kalmad›, savafla ve bar›fla karfl› biricik do¤ru proleter tutumunda kararl› savunucular› oldu: “Silahlar› her ülkenin kendi hükümetine ve kendi burjuvazisine karfl› yöneltmenin zorunlulu¤u” ve “emperyalist savafl›n iç savafla dönüfltürülmesi” Savafla ve Bar›fla Karfl› Leninist Tutum Stuttgard, Basel ve Kopenhag kongrelerinde savafla karfl› tutumun ›srarl› takipçileri Lenin’le saf tutan Bolflevikler oldu. 2. Enternasyonal partileri savaflta kendi burjuvalar›n›n yan›nda saf tutarken, Bolflevikler biricik do¤ru proleter tutumda somutlaflan “silahlar› her ülkenin kendi hükümetine ve kendi burjuvazisine karfl› yöneltmenin zorunlulu¤u” ve “emperyalist savafl›n iç savafla dönüfltürülmesi” fliar›n› yükseltiler. “Burjuvazinin proletaryay› tamamen sessiz k›lmak için savafl dönemi yasalar›n› kullanmas› gerçe¤i, proletaryan›n önüne, ajitasyon ve örgütlenmede illegal biçimler oluflturma mutlak görevini koyuyor. B›rak›n oportünistler, legal örgütlerini, düflüncelerine ihanet

pahas›na ‘korumaya’u¤rafls›nlar, devrimci sosyal-demokratlar, iflçi s›n›f›n›n örgütsel e¤itiminden ve iliflkilerinden, sosyalizm için mücadelenin kriz dönemine uygun illegal biçimlerini yaratmak ve iflçi s›n›f›n›n kendi ülkesinin flovenist burjuvazisiyle birlefltirmek yerine bütün ülkelerin iflçileriyle birlefltirmek için yararlanacakt›r. Proleter Enternasyonal çökmedi ve çökmeyecek. ‹flçi kitleleri bütün engelleri aflarak yeni Enternasyonal’i kuracakt›r. Oportünizmin bugünkü zaferi uzun süreli olmayacak, savafl gittikçe daha çok kurban istedikçe, iflçi kitleleri oportünizmin iflçi davas›na ihanetini daha iyi kavrayacak, silahlar› her ülkenin kendi hükümetine ve kendi burjuvazisine karfl› yöneltmenin zorunlulu¤unu daha iyi anlayacakt›r. “Bugünkü emperyalist savafl›n iç savafla dönüfltürülmesi, Komün deneyiminin gösterdi¤i, Basel Karar›’nda (1912) saptand›¤› ve çok geliflmifl burjuva ülkeler aras›ndaki emperyalist savafl›n bütün koflullar›ndan ç›kt›¤› gibi, biricik do¤ru proleter fliard›r. Bu dönüflüm flu ya da bu anda ne kadar zor görünürse görünsün, art›k savafl bir gerçek haline geldikten sonra, sosyalistler hiçbir zaman bu yönde sistemli, inatl›, yolundan flaflmaz haz›rl›k çal›flmas›ndan vazgeçmeyeceklerdir.” (Age., S139-140) Bu Manifesto’nun ilan›ndan 3 y›l sonra, proleter devrimler ça¤›nda Bolfleviklerin mimarl›¤›nda ilk muzaffer proleter devrim Rusya’da gerçekleflti. 5 y›l sonra ise, yine Bolfleviklerin önderli¤inde Komünist Enternasyonal kuruldu. “Sistemli, inatl›, yolundan flaflmaz haz›rl›k çal›flmas›ndan vazgeçmemek” ideolojik-örgütsel sonuçlar›n› üretmiflti. Savafla karfl› proleter tutumda somutlaflan “silahlar› her ülkenin kendi hükümetine ve kendi burjuvazisine karfl› yöneltmenin zorunlulu¤u” ve “emperyalist savafl›n iç savafla dönüfltürülmesi” fliar›n›n kararl› takipçileri olan Bolflevikler, bu fliar›n Rusya’da yaflam bulmas›na önderlik ettiler. 2. Enternasyonal’in “anavatan savunmas›”, iflçi s›n›f›n›n kendi ülkesindeki flovenist burjuvazisiyle birlefltirmek ve burjuva politikalar›na yedeklenmesi anlam›na gelirken, proleter tutumun Rusya’da yaflam bulmas›, hem kendi burjuvazisinin karfl›s›nda ba¤›ms›z bir s›n›f olarak durmas› ve dünya proletaryas›yla da enternasyonalist birli¤inin sa¤lanmas› do¤rultusunda yegane enternasyonalist bir politik tutuma da iflaret ediyor. Bolflevizm’in ulaflt›¤› doru¤u aflmak, Komünist Enternasyonal’in kurulufluna damga vuran çizgiyle buluflmaktan geçiyor. Bugün Bolflevizm’in dünya proletaryas›na ›fl›k tutan yolundan yürüyerek, 2. Enternasyonal oportünizmin damgas›n› tafl›yan her türlü ideolojik-örgütsel durufllarla hesaplaflarak yeni bir devrimci enternasyonali yaratma ufkuyla, sistemli, inatl› ve yolundan flaflmaz haz›rl›k çal›flmas›n›n takipçisi olmak, Bolflevizm’in ideolojik-örgütsel miras›na sahip ç›kman›n yegane kalk›fl noktas›d›r. Bunu baflaranlar ise, buna cüret edenler olacakt›r.

20


Eylül 2001

... politik ve örgütsel aç›dan hareketin donan›ms›zl›¤›, amatörlü¤ü ne derece belirgin olursa olsun, 71 devrimci hareketi, politik olarak bir daha gerisine düflülmemesi gereken bir tarihsel dönüm noktas›d›r.

B‹RL‹K VE BÖLÜNME PRAT‹⁄‹YLE DEVR‹MC‹ HAREKET -II-

71 DEVR‹MC‹ HAREKET‹N‹N DO⁄UfiU ve THKP-C Ertan GÖKSU

irlik ve Bölünme Prati¤iyle Devrimci Hareket” dizimizin geçen bölümünde, devrimcisosyalist hareketin evriminde temel rol oynam›fl iki ak›m›n evrimini ve ideolojik konumunu ortaya koymufltuk. Bu say›da as›l konumuz olan devrimci hareketin evriminde temel dönüm noktas› olan 71 Devrimci prati¤ini, onun önde gelen öznelerinden THKP-C’yi ele alaca¤›z. 71 devrimci hareketine geçmeden önce, T‹P-MDD hareketiyle ilgili dikkat çekti¤imiz üç temel olgunun bir kez daha an›msanmas›na gerek vard›r. Bu üç temel olgu, bu hareketlerin, ideolojik olarak, uluslararas› harekete egemen olan ideolojik ak›m›n ulusal planda Kemalizmle uyumlulaflt›r›lm›fl bir versiyonu temsil etti¤idir. Bu çizginin iki temel özelli¤i ise, ulusall›k ve demokrasicilik. Ulusall›k, ABD emperyalizmi karfl›s›nda ulusal bütünlük ve ba¤›ms›zl›¤›n savunulmas›, demokrasicilik ise, 1961 Anayasas›’n›n savunusu temelinde burjuva demokrasisinin kurumlaflmas› hedefidir. ‹kinci temel olgu ise, bu iki ak›m›n, programatik ve ideolojik düzlemde aralar›nda ciddi farkl›l›k olmasa da, strateji konusunda farkl›laflmas›. T‹P parlamenter bir çizgide düzenin reforme edilmesini savunurken, MDD ise “zinde güçlerin” belirleyicili¤inde bir askeri darbeyi esas alan bir stratejiyi savunmaktad›r. Üçüncü temel olgu ise, bu iki hareketin, iflçi s›n›f› ve di¤er çal›flan kitlelerin tarihsel eyleminde ciddi bir yükseliflin etkisi alt›nda flekillenmesi, bu yükseliflin belirledi¤i giderek Marksizm’e dayanma ve tabanda radikalleflme e¤iliminin giderek artm›fl olmas›d›r. THKP-C MDD Hareketinden Kopuyor Öncelikle belirtmek gerekiyor ki, THKP-C, resmen kamuoyuna ilan edilmesinin çok öncesinde, bir grup olarak, MDD hareketi içinden koparak olufluyor. THKP-C’nin kopmas›yla birlikte, gerçekte MDD hareketi de bitmifl durumda. Çünkü, resmen olmasa da,

“B

THKO’lular fiilen ayr› bir pratik yönelifle girmifller, THKP-C’nin koptu¤u dönemde, as›l olarak da, Ekim sonunda toplanan Proleter Devrimci Kurultay (PDK) öncesinde, K›v›lc›ml› çevresi, Demokratik Zortlama broflürüyle MDD’den ayr›l›yor. THKP-C, SBF ve ODTÜ gençlik hareketi içinden gelen iki ayr› çevrenin birleflmesiyle fiilen kuruluyor, ama bu kurulufl resmi bir nitelik kazanmadan, bir dizi eylemlilik süreci içinde kendini ortaya koyuyor. • THKP-C’nin çekirdek önder kadrosunu üç kifli oluflturuyor.* Bunlar Mahir Çayan, Yusuf Küpeli ve Münir Ramazan Aktolga’dan olufluyor. Bunlar, ayn› za manda THKP-C’nin ilk MK’s›n› da oluflturuyor. • Mahir Çayan ve Yusuf Küpeli, SBF’deki örgütlenmenin bafl›n› çekerken, M. Ramazan Aktolga, ODTÜ’deki örgütlenmenin bafl›n› çekiyor. • M. Ramazan Aktolga ile Mahir Çayan’›n ilk ciddi politik görüflmeleri, 1970 bafllar›nda Dev-Genç’in yönetimini elegeçirme üzerine yap›lan bir toplant›dan sonra oluyor. M. Ramazan Aktolga’n›n aktard›¤›na göre, kendisi “sol cuntaya alet olmamak” gerekti¤ini söylüyor ve bu görüflü toplant›da tek Mahir destekliyor. Toplant› sonras›nda da, Mahir’e “biraz yak›ndan konuflma” teklifinde bulunuyor ve bu görüflmede, “Biz ODTÜ’de böyle bir grubuz. Beraber çal›flal›m, iflbirli¤i yapal›m” diyor; Mahir de, “Biz de , SBF’de bir arkadafl * THKP-C’nin oluflumuna iliflkin örgütsel bilgiler ve eylemler, as›l olarak THKP-C davas›yla ilgili iddianame ve san›klar›n savunmalar›nda yeral›yor. Bunlar›n d›fl›ndaki bilgiler ise, tan›klar›n ifadelerinde yeral›yor. Ne üzücüdür ki, bu tan›klar bugün devrimci bir kimlik tafl›mad›klar› gibi, hemen hepsi düzene entegre olmufl durumdalar. Bu nedenlerle, bunlar›n tan›kl›klar›n›n ne derece nesnel oldu¤u konusunda, okuyucunun kuflku içinde olmas› do¤al olsa da, belgelerle uyumlu oldu¤u ölçüde, bu tan›klar›n ifadeleri de olaylar›n geliflimini anlatmada temel bir yere sahip. THKP-C’nin oluflumuna iliflkin bilgiler, as›l olarak Turhan Feyizo¤lu’nun “MAH‹R” adl› yar› belgesel kitab›nda yeral›yor. Biz de önemli ölçüde bundan yararland›k.


Eylül 2001

4

grubuyuz, baflka iliflkilerimiz de (ordu içindeki iliflkiler kastediliyor-EG) var’” diyerek birlikte hareket etme karar› al›yorlar. Daha sonras›n› ve ortak hareket zeminleri konusunda M. Ramazan Aktolga flunlar› anlat›yor: “Mahir’le bizim iliflkimiz bu çapta ve bu flekilde bafllad›. Düflündüklerimizin özü, ana temas›, Türkiye bir darbo¤aza giriyor. Bir faflist darbe gündemde. Bizim mutlaka ayn› zamanda illegal olarak da iflçiler, köylüler aras›nda da örgütlenmemiz laz›m. Bu gruplaflma, bu örgütlenme daha sonra bir parti haline dönüflmeli ve kendi kendine finansiyel olarak da üretir hale gelmeli. Konsept bu. Kesinlikle bir darbe veya onun içinde yer almak gibi bir fley yoktu bizim düflüncelerimizde. Zaten bizi di¤erlerinden ay›rdeden de buydu o zaman.” (Akt: T. Feyizo¤lu. MAH‹R, s.260-261) SBF’de Mahir’le birlikte hareket eden Yusuf Küpeli ise, iliflkilerinin düzeyi konusunda flunlar› anlat›yor: “A¤ustos 1970’de serbest b›rak›ld›¤›mda da baflka çare

yok diye Filistin’e gitmeyi düflünüyordum. Fakat Mahir, kalmam için ikna etti. Garanti verdi. ‘Subaylar bizlerle beraber, ama hiç cunta iliflkileri yok’ dedi. Fakat bir y›¤›n kiflinin bu subaylardan haberi var tabii. ‹liflkiler son derece laçka. Öyle gizlilik olay› falan yok. “...Bu kez ‘Mihri’den ayr›lmay›’ flart kofltum. Mahir, ‘Mihri’yi idare ediyoruz. Bir süre idare edece¤iz’ dedi.” (Akt: T. Feyizo¤lu. Agk, s. 270) • SBF ve ODTÜ grubu MDD hareketi içinde ortak davran›yorlar. Her temel konuda ayn› düflündükleri Mihri Belli ile ayr›flmalar›nda temel faktör ise, Mihri Belli’nin sol cunta beklentisi nedeniyle eyleme geçmekte hareketsiz kalmas›, bir örgütlenme gereksinimini dile getirse de, bir türlü pratik ad›m atmamas› ve en sonunda legal bir partide karar k›lmas›na duyulan tepkidir. Gençlik hareketinin önderleri, “eski tüfek”lere sayg›yla onlarla birlikte hareket etseler de, farkl› bir beklenti ve duygu içindeler. M. Belli ise, gençlik önderleri üzerindeki prestijini kullanarak sol GENÇL‹⁄‹N ÇA⁄RISI cuntac›larla pazarl›k içindedir. Gençlik önderleri, giderek DEVR‹MC‹ GENÇL‹K OLARAK YURTSEVER VE DEVR‹MC‹ BÜTÜN KURULUfiLARI BÜTÜN Mihri Belli’nin kendilerini GRUPLARI VE BÜTÜN K‹fi‹LER‹ ORTAKLAfiA EYLEME VE DEVR‹MC‹ GÜÇB‹RL‹⁄‹N‹ SA⁄LAM B‹R fiEK‹LDE KURMAYA ÇA⁄IRIYORUZ. oyalad›¤›n› düflünmeye bafll›yorlar. Öte yandan, Mihri 1-Türkiyemizi sömürü ve tahakkümüyle karanl›klara bo¤an emperyalizmi ve iflbirlikçilerini tarih sahnesinden silip ülkemizihalkç› ve devrimci bir ülke yapmay› amaçlayan,milli kurtuluflçuluk bayra¤›n› Belli, sol cuntayla iliflkilerine yükseltmek isteyen birçok kurulufl, birçok grup ve sirçok kifli var.Yurtseverli¤i yüre¤inde duyup misak› ba¤l› olarak, gençli¤i “Atamilliyi gözbebe¤i gibi koruyan ba¤›ms›zl›k ve demokrasi için can›n› veren gençler ve iflçiler gibi can›n› türk gençli¤i” olarak tan›tmavermeye haz›r milyonlarcam›z var. 2-E¤er biz emperyalizmi ve onun do¤al müttefiki gericili¤i Türkiye tarihinden silmek istiyorsak ya özel bir çaba gösteriyor. bilelim ki bu kendili¤inden olmayacakt›r. Onu silecek olan sömürü ve tahakkümünü k›racak olan Mihri ile ayr›flmada nas›l bir halk›m›z›n bilinçli ve örgütlü mücadelesidir. Halk›m›z›n bilinçli ve örgütlü mücadelesi tarihimizin ayd›nl›k ruh hali içinde olduklar›n› yolunda karanl›k bir kaya gibi duran emperyalizmi ve iflbirlikçilerini y›k›p atacakt›r. Çünkü bu, Türkiye göstermesi bak›m›ndan FKF devrim tarihinin yeniden yaz›lmas›d›r. 3-Nas›l 1919’lar›n mücadelesi milli kurtuluflçular›n devrimci cephesiyle, ‹ngiliz, Frans›z, ‹talyan ve Baflkan› Yusuf Küpeli’nin flu onlar›n ufla¤› Yunan kuvvetlerinin karfl›-devrimci cephesi aras›nda oldu ise, 1970’lerin mücadelesi de milli sözleri dikkat çekici: “Benim kurtuluflçular›n devrimci cephesi ile Amerikanemperyalizmi ve iflbirlikçilerinin karfl› devrimci cephesi hem K. Atatürk’e hem de aras›ndad›r. 1970 Türkiyesinde bu cepheler seçilmeye bafllanm›flt›r. 1919 milli kurtulufl mücadelesi,1923 Cumhuriyetin ilan›, 27 May›s 1960 devrimi çizgisinden sonra gelecek olan ba¤›ms›z ve demokratik ‹nönü’ye çok büyük bir sayTürkiye’yi kuracak olan devrimdir. Türkiye’nin tarih tekerle¤i bu yönde dönmektedir.Bunun karfl›s›nda g›m vard›r ama kendim için gericiler de 1970’lerin Türkiyesini emperyalizmin at oynatt›¤› gericili¤in azd›¤› bütün ayd›nl›k kurumlara konuflacak olursam, ‘Atatürk karfl› bask› ve terörün kuruldu¤u karanl›k bir ülke yapmak özleminderirler. Atl›fl olduklar› ad›m da, her geçen gün bu özlemlerini gerçeklefltirme yolunda onlar için bir zafer olmaktad›r. Ancak, dünya Gen çli¤ i’ falan d e¤ild ik. halklar›n›n boyunduruktan kurtuldu¤u, zaferin emperyalizmde ve bütün gericilerde olmay›p dünya 1963 senesinden beri kendihalklar›nda oldu¤u, ezilen ve sömürülen s›n›flarda oldu¤u ça¤›m›zda Türkiye’nin gelece¤i karanl›k de¤il me, ‘Komünist’ diyordum. ayd›nl›k olacakt›r. 4-Gelecek kuflaklara ayd›nl›k bir Türkiye emanet etmek bütün devrimcilerin ve bütün yurtseverlerin Mihri Belli, bizleri hala, ‘Atatarihi görevleridir.Devrim tarihimize bu görevi yerine getiren kurulufllar, gruplar ve kifliler flerefle türk Gençli¤i’ yap›yordu. Bu geçeceklerdir. Bundan dolay› bütün bu do¤rular› söylemekle yetinmemeliyiz. Türkiye devrin tarihini yaz›da ad› geçenlerin hepsi yazmak için yaln›z kendi örgütlerimizde yaln›z kendi dar çevremizde çal›flmak yetmemektedir. Görevimiz de ‘Atatürk Gençli¤i’ de¤il, bütün çal›flmalar›m›z› genifl halk kitlelerine propaganda, ajitasyon ve eylemlerle benimsetmek, örgütler aras› gerçek dayan›flmay› kurmak, devrimci mücadeleyi Türkiye topraklar›nda yaflan›lan bir gerçek haline komünist olduklar›na inan›getirmek olmal›d›r. Görevimiz gericilerin gelip geçici zaferlerinin karfl›s›nda flafl›rmak de¤il, gericilerin yorlard›. Bizleri, düflüncelerigelip geçici bask› ve terörleri karfl›s›nda susmak de¤il, tersine daha güçlü ve daha cüretkar çal›flmalara mizi ciddiye almad›¤›, hepigirmek, bunun içinde devrimci güç birli¤ini h›zland›rmak bu yolda ciddi ad›mlar atmak olmal›d›r. 5-Biz afla¤›da imzas› bulunan kurulufllar bofluna flehit vermedi¤imizi cezaevlerinde bofluna mizi cuntac›lara befl paraya yat mad ›¤ ›m› z› y urt severhalk›m›za her türl ü bask›ya ra¤men gerçekleri ve ayd ›nl› ¤› bo fluna pazarlad›¤› için Deniz ile birduyurmad›¤›m›z› bilerek devrimci güçbirli¤ini kurma yolunda bütün kurulufllar›, bütün gruplar› ve bütün likte Mihri Belli’nin evine kiflileri tutarl› ad›mlar atmaya davet ediyoruz. Yurtseverleri devrimci mücadeleyi ve devrimci dayan›flmay› toplumun bütün katlar›na yaymaya yeni eylem biçimleri ortaya koyma konusunda öneriler yapmaya kavga etmeye gittik. Kap›s›n› devrimci güçbirli¤i konusunda ortak toplant›lar düzenlemeye ça¤›r›yoruz.fiimdiye kadar yap›lan bütün çald›k. Yoktu, tatile gitmiflti.” ortaklafla eylemleri ve kurulan bütün ortaklafla örgütleri yeniden birlefltirmeye ve y›k›lmayacak bir (Akt: T. Feyizo¤lu, agk, 149) devrimci güç birli¤i ad›m›n› atmaya davet ediyoruz. • SBF, THKP-C olufluTürkiye Devrimci Gençlik Federasyonu ‹stanbul Teknik Ünv. Ö¤renci Birli¤i munun tart›fl›ld›¤› en önemli ODTÜ Ö¤renci Birli¤i merkez konumunda. THKPHacettepe Ünv. Ö¤renci Birli¤i C’nin fiili kuruluflu1969’un EGE Ünv. Ö¤renci Birli¤i ortas›nda bafllayan bir süreçT.D.G.F ‘na ba¤l› 48 örgüt (Ayd›nl›k, Cilt: 4, s. 244-45.1970 May›s-Ekim) tir. Fakat as›l h›zlanma olay›


4

Eylül 2001

ayr›flmay› h›zland›r›c› rol oynuyor. Ancak tüm bunlara 1970 y›l›n›n ikinci yar›s›d›r. THKP-C’nin oluflumu, özellikle 15-16 Haziran 1970 günlerinde meydana gera¤men, Mahir bir süre daha Mihri’lerle birlikte olmak len iflçi ayaklanmas›ndan sonra h›z kazand›. Ete kemi¤i gerekti¤ini düflünür, ASD’ye aç›k mektupla bu bekleme bürünme olay› 1970 y›l›n›n ikinci yar›s›d›r. Eylemlere sona erer. ASD’ye Aç›k Mektup, THKP-C’nin MDD geçifl de 1970 y›l› sonlar›d›r. Hareketinden kesin kopuflunu belgeliyor. • Dev-Genç 15-16 Haziran Ayaklanmas›’na aktif • ODTÜ ile SBF TKP’nin* birleflmelerinden sonra, olarak kat›l›yor, Ayaklanma’n›n s›cakl›¤› içinde, genç Mahir A¤ustos 1970’de ASD Yaz› Kurulu Üyeli¤inden devrimcilere “Sovyetleri”, “iktidar› almay›” an›msat›istifa eder. Buna ra¤men taraflar hala ayr›lmakta teredyor. O dönemi, ‹stanbul Dev-Genç yöneticilerinden dütlüdür. Mahir istifas›n› geri al›r. A¤ustos 1970’de 40 Mustafa Zülkadiro¤lu flöyle anlat›yor: “16 Haziran gükiflilik Ayd›nl›k dan›flma kurulu toplan›r ve bir bildiri yanü, iki yüz Dev-Genç militan›yla, Kad›köy-Kurba¤al›dey›nlar. THKP-C’liler de bu bildirinin alt›na imza atar. re civar›ndaki olaylar›n içindeydik. Sait Kocao¤lu, oraBildiri’de al›nan kararlar›n herkesi ba¤lad›¤›na özel dikda bana, ‘Akflama iflçi sovyetlerini toplayal›m’ diye bakat çekilir. ¤›r›yordu. O günün akflam› ‹TÜ’deydik. Arkadafllarla, • Bu arada bir olay, hem THKP-C’nin oluflumun ‘iki gün daha sürseydi, iktidar› al›rd›k’ diye dalga geçda, hem de çizgisinin belirginleflmesinde önemli bir rol tik.” (Akt: T. Feyizo¤lu. agk, s. 248) oynar. Fiili THKP-C oluflumunun içinde olan NecmetAncak, 15-16 Haziran’›n baflar›s›zl›kla sonuçlanmatin Giritlio¤lu Yap› ‹flçileri Sendikas› (Y‹S) Baflkanl›¤›na s›, hem bir hayal k›r›kl›¤› yarat›yor, hem de flehirlerin getirilir ve bir süre sonra da, ‹zmir Alia¤a Rafinerisi’nde güvenilmez oldu¤u sonucuna var›lmas›na vesile oluyor. bir grev s›ras›nda patronun kiral›k katilleri taraf›ndan Sab›rl› bir çal›flma ve kitle hareketiyle insanlar›n 22 A¤ustos 1970 tarihinde öldürülür. Bu olay, bir döbilinçlendirilmesinin olanaks›z oldu¤unu düflünüyorlar. nemden bu yana devrimcilere dönük silahl› faflist sald›Mahir Çayan’›n tüm bu olaylardan ç›kard›¤› sonuç ise, r›lar›n devrimcilerin sabr›n› tafl›ran bir etki yapar. NecTHKP-C’nin kurulufl gerekçesini aç›kl›yor: mettin Giritlio¤lu’nun öldürülmesi, THKP-C’lilerin, bir “Bizim böyle sab›rl› bir politik çal›flmayla herhalde kez daha bar›flç›l eylemlerle sonuç al›namayaca¤› ve sibu insanlar› bilinçlendirmemiz ve devrim mücadelesine lahl› eylemlere giriflme zorunlulu¤u sonucuna varmas›k›sa sürede katabilmemiz pek olanakl› de¤il. Kitlelerin na neden olur. Cenaze töreninde Mahir arkadafl› Tülay bilinçlenmeleri için silahl› mücadeleden baflka bir yol Tad’a, “Biz hep cenazelerde mi buluflaca¤›z, bir araya görmüyorum” ( Akt: T. Feyizo¤lu. Agk, s. 212) gelece¤iz. Bizim de iyi günümüz olmayacak m›?” diye• 15-16 Haziran Ayaklanmas›, devrimci gençlik rek duygular›n› ortaya koyar. saflar›nda, devletin niteli¤ini netlefltirici bir rol oynuyor. • Silahl› propaganda anlay›fl›n›n THKP-C’de ege15-16 Haziran’la ilgili ASD’de ç›kan haber, MDD’nin men olmaya bafllad›¤› süreç ise, 1970 y›l› bafl›d›r. Niyaklafl›mlar›n› ortaya koydu¤u gibi, genç devrimcilerin san 1970’den itibaren TDGF’nin yay›n› ‹leri’de gerilla de muhalefetinin belirginleflmesine neden oluyor. ASD savafl› ile ilgili yaz›lar yay›nlan›r.* Ancak, öte yandan çizgisine uygun biçimde, polisten farkl› olarak ordunun, da, Mihri’lerle birlikte olmaya devam edilir, THKO hadevrimci-ilerici, iflçi yanl›s› oldu¤unu, ordunun iflçi eylereketi, ‘sol sapma’ olarak görülerek karfl› ç›k›l›r. mine müdahalesinin bir provokasyon yaratma amaçl› • THKP-C’nin MDD Hareketinden kopuflu ve yeni oldu¤unu propaganda ediyor. “Direnifl yürüyüflleri s›rabir kimlikle silahl› eylemlere girifl dönemi, THKP-C’nin s›nda bu oyun iflçiler taraf›ndan genifl ölçüde baflar›s›zl›en güçlü dönemi olsa da, bir dizi ayr›l›klarla devrimci ¤a u¤rat›ld›. Asker, subay› ile mehmetçi¤iyle, toplum polisinin tam tersine, iflçiye karfl› silah kullanmay› ge* Yusuf Küpeli, 9 Kas›m 1966 günü yakalan›r, Yusuf Küpeli, M. Ramanellikle reddetti. Hemen her yerde iflçi ile mehmetçik zan Aktolga, Deniz Gezmifl, Sinan Cemgil’in de içinde oldu¤u bir grup hakk›nda “Gizli Komünist Partisi” kurduklar› iddias›yla dava aç›l›r. Yusuf ayn› vatan›n çocuklar› olduklar› bilinci ile kardefllik iliflKüpeli, 10 ay yatt›ktan sonra ç›kar. Bu davadan hareketle, espriyle kar›kileri kurdular. ‘‹flçi Ordu Elele- Milli Cephede’ slogan› fl›k olarak, SBF’deki grup kendilerini SBF-TKP olarak adland›r›r. Ayn› direnifl yürüyüfllerinin en etkili slogan› oldu. Türk ordudönemde ODTÜ’deki grup da kendilerini ODTÜ-TKP olarak adland›r›r. su tarihi gelene¤ine ba¤l› kald› ve Amerikan emperyaDaha sonra bu iki grup, birleflerek THKP-C’yi oluflturacak. lizminin iflbirlikçisi bir ikti“Ayd›nl›¤›n Bildirisi” dar›n emrinde kendi emekçi halk›na karfl› koymad›. “Proleter devrimci hareketimizin örgüte kavuflturulmas› yolunda, Ayd›nl›k Yaz› Kurulu uzun süreden beri Her toplulukta bulunabile- çaba göstermektedir. Bir yandan T‹P içindeki oportünizme karfl› mücade yürütülürken, bir yandan da örgütlenme çabas› yo¤unlaflt›r›lm›fl ve 40 kiflilik bir dan›flma toplant›s› yap›ld›ktan sonra, Porleter cek birkaç gayretkefl ise, Devrimci Kurultay düzenlenmifltir. Ayd›nl›k bu çal›flmalarla ilgili mektup ve kararlar› bir kez daha proleter genellikle bilinçli subaylar devrimcilere duyurmay› gerekli görmüfltür.. taraf›ndan hizaya getirildi.” “Bunun bafl nedeni saflar›m›zda henüz tam bir birli¤i, disiplini ve dayan›flmay› sa¤layamam›fl olmam›zd›r. Hareketimizin ayr› ayr› kollar› aras›nda ba¤lar, yeteri kadar kuvvetli de¤ildir. Bu irtibat eksikli¤i birlik ve (ASD Temmuz 1970, say›: dayan›flmam›z› zedeleyen her kafadan bir ses ç›kmas› durumunu yaratmaktad›r. 21, agk, s. 250) “Bu flartlarda, proleter devrimci hareket saflar›nda birli¤i, disiplin ve dayan›flmay› sa¤layacak olan bir Ayd›nl›k haberi Manflet- merkezi irtibat organ›n teflkili meselesi en acil meselemiz haline gelmifltir. ten “S›k›yönetim Komutan› “Bir merkezi irtibat kurulu teflkili meselesi birinci meselemiz olmufltur. Bu meseleyi tart›flmak üzere bir toplant› düzenledik. Bu toplant›ya kat›l. Tarafs›z Kalmak ZorundaAyd›nl›k Komitesi-A¤ustos 1970 d›r” diye veriyor. Bu durum K›rk kiflilik Dan›flma Komitesi’nin içinde Mihri Belli, fievki Akflit, Mustafa ilker Gürkan, Mustafa Lütfi K›y›c›, Mahirleri rahats›z ediyor ve Ruhi Koç, Yusuf Küpeli, Münir Ramazan Aktolga, Mahir Çayan, ‹hsan Memo¤lu, Ziya Y›lmaz, Halil Oyman, Muzaffer Erdost, Vahap Erdo¤du, Seyhan Erdo¤du, Atilla Sarp gibi isimler yer almaktad›r.


Eylül 2001

4

yorsun. Bunun nedeni nedir?” diye sorar. Mahir bu sohareketin güçsüzleflti¤i, kitle hareketinin düflüfle geçti¤i, Dev-Genç’in marjinalleflti¤i bir dönemdir. O dönem ruya, “Politik mücadelenin oldu¤u yerde, dostluk, ahDev-Genç’in Baflkan› olan E. Kürkçü, o günkü koflullar› bapl›k iliflkilerine yer yoktur” diye yan›t verir. (Akt: T. flöyle tasvir eder: Feyizo¤lu, agk, s.287-288) Buna ra¤men, legal çal›fl“Bu kadar çok politikleflme ö¤renci hareketinin ya may› önemsemeyen THKO’lular, PDA’c›lar›n engellenda ö¤rencilerin kitlesinin nesnel, do¤al hatta kimi zamesi gerekçesi ile Mahir’lerin belirledi¤i yönetimi deman s›radan talepleri ile iliflkisi maksimum talepleri kosteklerler. nuflmaya bafllad›¤› nisbette koptukça, ö¤renci hareketi • 29-30 Ekim’de, M. Belli’nin öncülü¤ünde T‹P 4. ile Dev-Genç aras›ndaki mesafe de aç›lmaya bafllam›flt›. Kongresi’nin yap›ld›¤› tarihe denk getirilerek, Proleter Do¤rusu ben çok iyi hat›rl›yorum, 12 Mart Muht›ras› Devrimci Kurultay (PDK) toplan›r. Toplant›n›n amac›, verildikten ve s›k›yönetim ilan edilmeden bir hafta ya uzun süredir gündemde olmas›na ra¤men “milli cepda on gün önce Ankara’da Dev-Genç önderli¤inde 12 he”ye zarar verece¤i gerekçesiyle ertelenen T‹P’e alterMart’› elefltiren ya da ona karfl› ç›kan bir miting vard›. natif bir parti yaratmakt›r. Mahir ve arkadafllar› bu kuO güne kadar Ankara Üniversitesinden binlerce insan rultay›n ça¤r›s›na imza atsalar da, Mahir, arkadafllar›n›n kat›lmadan hiç bir toplant› yap›lmazken o zaman Anbeklemedi¤i bir tutum göstererek toplant›ya kat›lmaz. kara Üniversitesi’nden sadece 100 ö¤renci kat›lm›flt›. Bunun nedenini daha sonra, bir sa¤l›k sorunuyla aç›k“‹yi bir flans eseri olarak bizim için o zaman Özel Yüksek Okullar›n devletlefltirme problemleri vard›. O Özel Yüksek Okullar›n devletlefltirilmesi dolay›s›yla(...) bin kifli toplan›lm›fl oldu. Ama bu bizim ...Gelelim, Mihri Belli arkadaflla olan ideolojik aynl›¤›m›za. Mihri Belli arkadaflla aram›zdaki çeflitli meselelere iliflkin için alarm çan›yd›. Neyse 12 Mart bir iyilik ideolojik farkl›l›klar› bafll›ca üç ana bafll›k alt›nda toplayabiliriz: yapt›, imdad›m›za yetiflti. S›k›yönetim ilan etti. 1 - Devrim anlay›fl›, 2 - Çal›flma tarz›, 3 - Örgüt anlay›fl›, Dev-Genç’i illegal ilan etti. Dolay›s›yla biz de Milliyetçilik, revizyonizm vs. gibi di¤er konulardaki görüfl ayr›l›klar›, bu üç ana meseledeki mazlum ve ma¤dur duruma düfltü¤ümüzden ni- görüfl ayr›l›klar›n›n çeflitli meselelerde yans›mas›ndan baflka birfley de¤ildir. DEVR‹M ANLAYIfiI ye onlardan bu kadar mesafemiz aç›lm›fl oldu- Devrim tarihi göstermektedir ki, devrimci marksizm ile oportünizm ve ça¤dafl reformizm ¤unu çok fazla tart›flmad›k. Kimse de bunun aras›ndaki görüfl ayr›l›klar› en son çözümlemede, “kendi özgücüne güvenerek devrim için yola üzerinde çok fazla konuflmad› ve biz defteri ç›kmaya cesaret edip etmeme” meselesine dayanmaktad›r. Devrim teorisi, çal›flma tarz›, örgüt konular›ndaki bütün ilke ayr›l›mlar›n›n temelinde bu gerçek yatmaktad›r. parlak biçimde kapatm›fl olduk” (Akt, T. Feyi- Bugün sömürge ve yar›-sömürge ülkelerin solu içerisinde ideolojik mücadele, en son tahlilde, zo¤ul, agk, s. 296) devrimin k›rlardan flehirlerin kuflat›lmas› fleklinde, köylü ordusunun iflçi s›n›f› kurmayl›¤›nda, • E. Kürkçü’nün baflkan seçildi¤i Dev-Genç uzun, dolambaçl› bir halk savafl›yla zafere eriflebilece¤ini savunanlarla, flehirlerde düflman›n kongresinde (17 Ekim 1970), Mahir Çayan: çizdi¤i s›n›rlar içinde “legalite u¤runa” mücadele ederek kendi özgücünün d›fl›ndaki güçlere, bel ba¤layanlar aras›nda cereyan etmektedir. “devrimi gerçeklefltirecek iki unsurun profesyo- Leninizmin dünyan›n yar›-sömürge ve sömürge ülkeler için öngördü¤ü devrim teorisi; iflçi nel devrimciler ve genifl iflçi ve köylü kitlesi ol- s›n›f›n›n önderli¤inde köylü ordusunun halk savafl›yla k›rlardan flehirleri kuflatmas› teorisidir. du¤unu, kitlelerle ba¤ kuruldukça örgütün s›n›f- Biz, hiçbir sömürge ve yar›-sömürge ülkenin, k›tan›n veya bölgenin leninizmin bu evrensel sal önem kazanaca¤›n›, kurulacak örgütün dü- ilkesini geçersiz k›labilecek kendine özgü flartlar tafl›d›¤›n› kabul etmiyoruz. (...) Biz, devrimin, iflçi-köylü ittifak› temeli üzerinde emperyalist boyunduru¤un en zay›f oldu¤u zen örgütü olmay›p bir savafl örgütü olaca¤›n›, k›rlardan flehirlerin fethi rotas›n› izleyen bir halk savafl› ile zafere eriflece¤ini söylüyoruz. Bu Dev-Genç’ten üstün Marksist-Leninist bir savafl devrim anlay›fl›nda köylülük temel güçtür, proletarya önder güçtür. Proletaryan›n önderli¤i partisi kurulmas› gerekti¤ini, bu örgütlenmenin ideolojik öncülüktür. baflta parti ad›n› almayabilece¤ini, fakat asl›nda Mihri Belli arkadafl ise, iflçi s›n›f›n›n önderli¤ini reddederek, köylülügü de¤il de, iflçi s›n›f›n› temel güç kabul ederek, iflçi s›n›f›n›n fiili öncülügünün ¤eçerli oldu¤unu savunmaktad›r. bir parti oldu¤unu” söyleyerek, ideolojik-politik Aç›kt›r ki, s›n›flar›n güdümü ve önderli¤in niteli¤i, tayin edici mücadele alan› olarak, flehirleri çizginin ana unsurlar›n› ilan eder. veya k›rlar› temel alma düflüncesinden gelmektedir. ‹flçi s›n›f›n› temel güç kabul ederek, • THKP-C’nin kuruluflu, aç›kça ad› konma- ideolojik önderli¤i reddeden görüfl, lafta ne derse desin, flehirleri temel almaktad›r. Ve bu sa da, 17 Ekim 1970 tarihinde E. Kürkçü’nün anlay›fla göre de, devrim flehirlerden k›rlara do¤ru bir rota izleyecektir. (...) Ça¤dafl reformizm devrimlerin temel gücü olarak, iflçi s›n›f›n› gördügü ve k›rlardan flehirlerin baflkan› seçildi¤i TDGF kurultay›nda, herkese fethi teorisini “köylü çeteciler” vs. fleklinde küçük-burjuva hareketi olarak k›nad›¤› için, Mihri aç›k bir toplant›da, “Dev-Genç’in üzerinde bir Belli arkadafl›n bu görüflüyle aram›zdaki çeliflki, ça¤dafl reformizm ile leninizm, kl‚sik sol partilerle, leninist partiler aras›ndaki ideolojik ayr›l›ktan baflka birfley de¤ildir. örgüt kurmak gerekir” diyerek ilan edilir. Mihri Belli arkadafl›n devrim anlay›fl›, niyeti ne kadar devrimci olursa olsun, en son tahlilde • Daha önce legal platformlarda birlikte sosyal reformist bir temele dayanmaktad›r. hareket eden Denizler ve Mahir’ler TDGF ÇALIfiMA TARZI kongresinde, Mahir’lerin tümüyle kendilerinin Devrim teorisiyle, devrime giden yolda yap›lacak çal›flmalar›n biçimi aras›nda tam bir uygunluk denetiminde bir örgüt hedeflerinin bir sonucu vard›r. Devrim yolu olarak, uzun, yorucu ve dolambaçl› bir halk savafl›n› de¤il de, flehirleri esas kabul olarak birlikte hareket etmekten vazgeçerler. ederek, buradan iflçi s›n›f›n›n iktidara el koymas› temel al›n›rsa, emperyalizmin 3. bunal›m DÖB grubundan Mustafa Lütfi K›y›c›, Deniz döneminde, emperyalizmin ve yerli hakim s›n›flar›n flehirlerde kurduklar› s›k› denetim zorunlu Gezmifl’le görüfltükten sonra, Mahir’e, “Biz olarak, devrimin subjektif güçlerinin d›fl›nda, baflka güçlere bel ba¤lamak e¤ilimini do¤urur. bafltan beri seni destekledik ve birlikte olduk. Baflka bir deyiflle, bu devrim anlay›fl› içinde, kiflinin subjektif niyeti ne kadar devrimci olursa olsun, devrimin subjektif güçlerinin (örgütlü özgücünün) d›fl›ndaki güçlere güvenmek hatta, bu fiimdi ise tamamen kendi kadronu kurmak isti- güçlerin at›l›m›n› k›sa dönemde temel almak ön plana ç›kar. Mihri Belli arkadafl›n hem pratik

ASD’YE AÇIK

* Bu dönemde gerilla savafl›yla ilgili ‹leri ve ASD’de ç›kan yaz›lardan baz›lar› flunlard›r. - Yaflas›n Arap Halklar›n›n Milli Kurtulufl Savafl› -Honduras Devriminin Yolu - General Giap’la Konuflma - Ortado¤u’da Fedayi Harekat› ve Filistin Demokratik Kurtulufl Cephesi (A. Kerim takma ad›yla Yusuf Küpeli)

çal›flmalar›, hem de teorik görüflleri aç›kt›r. Mihri Belli arkadafl›n yönetimindeki Türk Solu’nun bilindi¤i gibi bütün eyleme proletaryas›z bir cephe kurma çal›flmalar›ndan baflka birfley de¤ildi. Dev-Güç hikayeleri, yine pratikte herkesin bildi¤i bir baflka ömektir. Mihri Belli’nin bu konudaki teorik görüflleri aç›kt›r; Mihri Belli arkadafl, bugüne kadar ki tahlillerinde daha çok özgücüne de¤il de sa¤›ndaki güçlere yer vermifltir. (...) Bu görüfl, ça¤dafl


4 lar. Kurultay, ayr›flman›n temellerinin döflendi¤i bir platforma döner. THKP-C hareketinin önde gelen temsilcilerinden Yusuf Küpeli bu toplant›y› de¤erlendirirken flunlar› söyler: “29-30 Ekim toplant›s›nda, örgütlenme, çal›flma tarz›, devrim anlay›fl› gibi en temel konulardaki ve di¤er konulardaki yanl›fl görüfllerini aç›kça ortaya koyan Mihri Belli, revizyonizmin batakl›¤›nda kulaç atmaya kararl› oldu¤unu, bizleri flimdiye kadar bofl yere oyalad›¤›n›, nüans ayr›l›klar› gibi görmeye çal›flt›¤›m›z ayr›l›klar›n temelinde iki farkl› dünya görüflünün yatt›¤›n› gösterdi...” (Akt: T Feyizo¤lu, Agk, s. 310) Bu görüfller, zaten k›sa süre sonra yay›nlanacak, ASD’ye Aç›k Mektup’un da temel tezlerini oluflturuyordu. Ancak ne var ki, Kurultay bildirisini Dev-Genç’den E. Kürkçü de imzal›yor, hatta program vb. haz›rl›klar›

Eylül 2001

için belirlenen komitede de yeral›yor. Ancak sonraki toplant›lara kat›lmayarak ayr›l›k kesinlefliyor. Ayr›l›¤a Mihri Belli çevresi ve K›v›lc›ml› çevresi çok fliddetli, hakarete varan tepkiler gösteriyorlar. Ancak, Mihri Belli, amaçlar›na ulaflamaman›n hayal k›r›kl›¤› içinde, duygular›n›, “ordusuz genarallere döndük” fleklinde dile getirir. (Akt: T. Feyizo¤lu, Agk, s. 314) 71 Devrimci Hareketi Düzeniçi Çözümlerden Kopuflu Temsil Ediyor 71 Hareketi teorik ve programatik zeminde, içinden geldi¤i MDD ak›m›n›n takipçisi olsa bile, stratejinin ve bunun politik sonuçlar›nda, MDD ve T‹P’ten keskin bir kopuflu, düzend›fl› bir strateji ve prati¤i temsil ediyor. Bu kopuflta temel belirleyici etken ise, özellikle altm›fllar›n ikinci yar›s›ndan sonra sömürülen ve ezilen kitlelerin eyleminde yükselifltir. 15-16 Haziran’da doru¤a ulaflan iflçi s›n›f› hareketi, ö¤renci hareketi, Kürt hareketinde ulusal bilinç zemininde ortaya ç›reformizmin “milli devrimci yol” diye tan›mlad›¤› reformist bir kan eylemlilikler, köylü hareketinde gözle görüfltür. Bu reformist strateji ile, elbette devrimci bir ruhla kendi görülür k›p›rdanmalar, ama öbür tarafta özgücünü örgütlendirerek harekete ¤eçilemez. ise yönetenlerin yönetmekte zorlanmas›, (...) Mihri Belli’nin yönetimindeki Türk Solu’nun bafll›ca amac›, Mihri Belli ve birkaç “eski tüfe¤e” legalite kazand›rmakm›fl! Ve hala bugün bu “legalite u¤runa mücadele” devam etmektedir! olgunlaflmasa bile bir devrimci duruma iflaSosyalistçilik yasa¤› yaparak, “devrimci milliyetçi” ad›n› kendine tak›p, kimli¤ini gizleyerek, ret ediyordu. Bu devrimci altüst olufl, kenlegaliteyi temel amaç alan bir çal›flma tarz› ile proleter devrimci çal›flma tarz› aras›nda hiç ama dini politik alanda göstermeden yapamazhiç benzerlik yoktur. d›. Bunun politik alandaki en önemli yanÖRGÜT ANLAYIfiI (...)M. Belli arkadafl›n sa¤c› devrimci teorisi ve çal›flma tarz› proletarya partisi anlay›fl›n› s›mas› ise, as›l olarak ö¤renci hareketinde çarp›tmaktad›r. Bu görüflün parti anlay›fl›, deyiflleri ne kadar keskin olursa olsun, savafl örgütü ciddi bir Marksizm’e yönelifl ve düzenden de¤il, düzen örgütüdür. kopufl temelinde politik öznelerin ortaya Leninist örgütlenmeye karfl›l›k, oportünizm her yerde ve her zaman iki fleyi önermifltir. 1- Demokratizm : En demokratik flekilde afla¤›dan yukar›ya örgütlenme, ç›kmas›d›r. 2- Partinin kurulmas›n›n ilk etab›nda, emekçilerin mutlak bir ço¤unlukta olmas›. Parlamentarizmin reddi, ordudan ileriÖrgüt konusundaki oportünizm ve menflevizm, iflte bu iki ana noktada ortaya ç›kar; iflte bu iki ci darbe beklentilerinin son bulmas›, düana nokta yeni kurulan veya kurulma aflamas›nda olan bir partinin düzen örgütü mü, yoksa zend›fl› bir örgütlenmenin yaflamsal önemisavafl örgütü mü olaca¤›n› belirler. Hiçbir örgüt, savafl örgütü olarak do¤maz. Ancak at›lan ilk ad›m›n niteli¤i örgütün, savafl örgütünün tohumlar›n› tafl›y›p tafl›mayaca¤›n› belli eder. Halk nin bilince ç›kar›lmas› ve silahl› eylemlere aras›nda yerleflmifl bir söz vard›r: “Adam olacak çocuk bokundan bellidir”. bafllanmas›, düzend›fl› bir yöneliflin temel Daha ilk etapta örgütü “afla¤›dan yukar›, en demokratik flekilde kuraca¤›z ve iflçiler, köylüler ilk eksenlerini oluflturuyordu. Düzene ve sol dönemde say›ca a¤›r basacaklard›r” diyen Mihri Belli ve etraf›ndaki kiflilerin kuraca¤› partinin gevezeli¤e duyulan büyük öfke ve devrimci devrimci bir parti, emperyalizme karfl› bir savafl örgütü olmayaca¤› gün ¤ibi aç›kt›r. Leninizmin parti hakk›ndaki görüflleri aç›kt›r; leninizm, afla¤›dan yukar› demokratik biçimde amaçlara tutkuyla, ölümüne ba¤l›l›k, 71 örgütlenmeyi mahkum etmektedir. Leninizm, Mihri Belli arkadafl›n örgüt görüflünü 65 y›l önce devrimci hareketini karakterize ediyordu. oportünizm diye mahkum etmifltir. (...) Bugünden bak›ld›¤›nda, politik ve örElbette, bu flekilde kurulacak olan bir örgüt proleter devrimcileri taraf›ndan düzen örgütü damgas›n› yer. Ve gerçekten de böyle kurulan bir örgütün savafl örgütü olma flans› hiç ama hiç gütsel aç›dan hareketin donan›ms›zl›¤›, yoktur. amatörlü¤ü ne derece belirgin olursa ol‹kinci olarak, oportünizm parti konusunda leninizmin ikinci etapta arad›¤› flart› ilk etapta arar. sun, 71 devrimci hareketi, politik olarak Yani ilk dönemde, kurulufl döneminde, t›pk› Mihri Belli’nin söyledi¤i gibi, iflçilerin ve köylülerin yani emekçilerin co¤unlukta olmas›n›n flart oldu¤unu ileri sürer. (Bu öneri, afla¤›dan yukar›ya bir daha gerisine düflülmemesi gereken bir tarihsel dönüm noktas›d›r. Bu tarihsel miörgütlenme önerisinin do¤al bir sonucudur.) (...) Önemli olan, profesyonel devrimcilerin yönetimde olup olmamas›d›r. Ve ilk dönemde dar ras›, komünist bir prizmadan geçirerek tutulmufl, say›ca az, ama demir ¤ibi bir disipline sahip çelik çekirdek önemlidir. Ve bu çekirdek devralmak, onlar›n komünizm özlemini, içinde s›n›fsal kökenin flöyle veya böyle olmas› ilk dönemde önenli de¤ildir. (...) devrimci parti arac›l›¤›yla yaflama geçirEmperyalizmin III. genel bunal›m döneminde, menflevizmin bu örgüt anlay›fl›n› ileri süren ça¤dafl reformizmdir. Bu örgüt anlay›fl› ça¤dafl reformizmin devrim ve çal›flma tarz› anlay›fllar› mek, bugün komünistlerin gecikmifl, ama ile tam bir uy¤unluk içindedir. mutlaka baflarmas› gereken tarihsel so‹flte görüldügü gibi, Mihri Belli arkadafl›n örgüt görüflü de sa¤c› devrim teorisi ve sa¤c› çal›flma rumlulu¤udur. tarz›n›n do¤al sonucu, sa¤c› bir görüfltür. Bu görüfllerin sahiplerinin kuraca¤› örgüt, stratejisi Programatik Düzlemde milli demokratik devrim olan yeni bir T‹P’den baflka birfley olamaz. (...) ‹flte Mihri Belli arkadaflla olan ideolojik ayr›l›klar›m›z bu üç temel üzerinde yükselmektedir. MDD Hareketi Sürüyor Görüldügü ¤ibi, perspektiflerimiz tamamen farkl›d›r. Bu perspektif fark›, çeflitli konularda 71 Devrimci hareketi, aflamal› devrim yans›maktad›r. (...) stratejisi, ba¤›ms›zl›k ve demokrasi eksenli Bizi sekterlikle suçlayan arkadafllara bu yanl›fl ve uzlaflmac› tutumlar›n› bir yana b›rakmalar›n›, Mihri Belli arkadafl›n ise, özelefltiri yaparak, do¤ru çizgiye gelmesini, bu arkadafllar›n her çeflit programatik bak›flta hemen hiçbir de¤iflikpragmatizmi bir yana b›rakarak, bilimsel sosyalizmin ilkelerine güvenmelerini, zaman henüz lik yapmadan yeni çizgisini oluflturmufltur. geçmeden ak›llar›n› bafllar›na toplamalar›n›, dostça ve arkadaflça sal›k veririz. Stratejide yap›lan en önemli de¤ifliklik ise, MAH‹R ÇAYAN, YUSUF KÜPEL‹, ERTU⁄RUL KÜRKÇÜ, MÜN‹R RAMAZAN AKTOLGA ordunun stratejinin temel bir unsuru ol-

AÇIK MEKTUP


Eylül 2001

4

maktan ç›kar›lmas› ve yaflama geçirilme biçimlerinde farkl›laflmad›r. Ordu, MDD stratejisinde temel ve öncelikli bir yer iflgal ediyordu. Buna göre, ba¤›ms›zl›kç›l›k olarak tan›mlanan Kemalizm gelene¤ini tek temsil eden güç ordu idi ve ordu içinde Kemalist subaylar›n öncülü¤ünde bir askeri darbe ile, ba¤›ms›zl›kç› ve eflitlikçi bir düzen kurulacakt›. ‹flçi, köylü ve ö¤renci hareketleri ise, böyle bir darbenin toplumsal içeri¤ini geniflletme ve hareketin politik koflullar›n› yaratma misyonu üstlenecekti. 9 Mart cuntas›n›n baflar›s›zl›¤a u¤ramas›, y›¤›nlar›n radikal bask›s›n› giderek MDD ve T‹P üzerinde art›rmas›, sivil faflist harekette t›rmanma, 15-16 Haziran, en önemlisi de 12 Mart darbesi, MDD’nin iç muhalefetinin orduya dönük beklentilerinin son bulmas› ve bunun stratejiden ç›kart›lmas› sonucunu yaratt›. Parlamentarizmden kopufl ise, as›l olarak T‹P’e muhalefet döneminde gerçekleflmiflti. THKP-C son dakikaya kadar, ideolojik ve politik düzlemde MDD hareketinden kopamad›. Resmi kopuflun 1970 sonlar›na kadar sürmesi, THKP-C’nin programatik ve ideolojik düzlemde MDD’den kendisini ay›rmada zorlanmas›yla ilgilidir. Hareketin, manifestosu niteli¤indeki belgeler (Örne¤in ASD’ye aç›k mektup), THKP-C’nin programatik bak›fl›nda ve orduya yaklafl›m d›fl›nda stratejinin s›n›fsal mevzilenmesinde ciddi bir de¤iflikli¤e gidilmedi¤ini ortaya koyuyor. THKP-C’nin, Mihri Belli somutunda MDD’ye elefltirisi, MDD’cilerin stratejiyi yaflama geçirmede pasif kald›klar›, kendilerini oyalad›klar›d›r. ASD’ye Aç›k Mektup’ta, kurulacak örgütün afla¤›dan yukar›ya kurulmas› görüflüne karfl›, yukar›dan afla¤›ya kurulmas›; kendi gücüne güvensizlik ve eyleme geçmeme (bunlar, devrim program›, örgüt ve çal›flma tarz› bafll›¤› alt›nda ele al›nmaktad›r) d›fl›nda çizilen di¤er ayr›mlar, zorlama ürünüdür. Bu özellikle demokratik devrim konusunda çizilmeye çal›fl›lan farkl›l›klar için geçerlidir. Ki yaz›, Mihri Belli’ye hatalar›n›n özelefltirisini vererek, kendilerine kat›lma ça¤r›s›yla sona eriyor. THKO ve THKP-C Ayn› Çizgiyi Savunuyor, Ama ‹ki Ayr› Örgüt Olarak Ç›k›yor Tüm temel sorunlarda ayn› görüflü ve savafl›m biçimini benimsemifl olmalar›na ra¤men, THKO ve THKP-C iki ayr› örgüt olarak do¤mufltur. Ayr› oluflumlar olarak ç›kmalar› ise, bu iki örgütün de bilinçli, planl› bir haz›rl›¤›n ürünü olarak de¤il, kendili¤inden hareketin zorlamalar› ve yerel oluflumlar olarak flekillenmeleriyle ilgilidir. Bu iki hareketin birbirleriyle iliflkileri konusunda ulafl›lacak aç›kl›k, hem devrimci hareketin örgütsel-politik oluflumlar›n›n bir anlam›yla programatik-ideolojik bir zeminden uzakl›¤›n›, ama öte yandan da, sekt kültürünün bu topraklarda yeflermesini anlamak bak›m›ndan önem tafl›yor. ‹deolojik olarak THKP-C, 71 hareketi içinde görece geliflkin bir hareket olmas›na ra¤men, THKO, eylemleriyle THKP-C’nin çizgisinin belirlenmesinde çok önemli yere sahiptir. Belki de birbirlerini etkileyerek çizgilerini belirginlefltirdiklerini söylemek daha do¤rudur. Aç›k alanda zaten bir dizi iflbirli¤i içinde olan bu iki hareket, THKO’nun eylemlerinin arkas›ndan birlik gö-

rüflmelerinin bafllamas› sonucunu da yaratm›flt›r. E. Kürkçü, bu etkileflimi flu sözlerle ifade etmektedir: “Bir taraftan THKO’nun eylemlerini k›narken bir taraftan da ona benzer eylemler yap›yorduk.” (agk, s. 340)* Her iki hareket de farkl› bir ideolojik-politik çizgiye sahip olmamalar›n›n bir sonucu olarak, birlik giriflimi içinde bulunmufl, ama bunlar baflar›s›zl›kla sonuçlanm›flt›r. Bu giriflim, özellikle THKP-C’den gelmifltir. ‹lk birlik giriflimi, Deniz’in Bursa Cezaevi’nde oldu¤u s›rada, Sinan Cemgil üzerinden gerçekleflmifltir. Yusuf Küpeli, bu görüflmeyle ilgili flunlar› söylüyor: “...Bursa Cezaevi’nde Deniz Gezmifl’i Hüseyin Onur ile ziyaret ettik. Fakat bu dönem Mahir, Deniz ve arkadafllar›na, ‘Sol Sapma’, Mihri ve T‹P’e de ‘Sa¤ Sapma’ diyordu. Benim Deniz ile görüflmemi açt›¤›mda da birlikte olmaya kesinlikle karfl› ç›km›flt›. “ Daha sonra, Mahir, ben ve Münir, Sinan Cemgil’i evinde ziyaret ettik. Sinan’›n evine, birlikte örgütlenme teklifi yapmak için gittik. O kibarca bizi reddetti. Böyle bir serüvene girmek istemiyordu, düflünceleri farkl› idi.” * THKO’lular›n ‹fl Bankas› soygunu, Kurtulufl Grubu’nda ciddi etki yap›yor. Mahir’ler hala bir süre haz›rl›k düflüncesi içinde bulunmas›na ra¤men, bu etkiyi k›rmak için, eylem planlamaya girifliyor. E. Kürkçü, bu eylemin Kurtulufl Grubu üzerindeki etkisi konusunda flunlar› anlat›yor: “O günlerde ben, Deniz Gezmifl ve arkadafllar›n›n girifltikleri eylemlerin Türkiye’deki kitlelerin geliflen hareketlerini ve gelece¤ini a¤›r bir tehlike içine sokabilece¤ini düflünüyordum. Dev-Genç genel baflkanl›¤› s›fat›m› kullanarak gazetelerde ve radyolarda bu olaylara karfl› oldu¤umu belirttim. “Mihri Belli ile do¤an ayr›l›ktan sonra Dev-Genç içinde Mihri Belli’yi destekleyen gruplar, yeni ortaya ç›kan ve Deniz Gezmifl prestiji üzerine infla edilen harekete sempati beslemeye, Dev-Genç ve onun fikirlerini benimsedi¤im Kurtulufl’un pasifist bir çizgi izledi¤ini ileri sürmeye bafllad›lar. Daha önce bizim kulland›¤›m›z silah bizim üzerimize çevrildi. “THKO hakk›ndaki düflüncelerimiz aç›kt›. Ona benzer olmak gibi bir endiflemiz de yoktu o s›ralar. Kald› ki Mahir Çayan, ‘benim Dev-Genç Genel Baflkanl›¤› s›fat›m› kullanarak THKO’nun eylemlerini elefltirmemi’ de istiyordu.” (Akt: Turhan Feyizo¤lu, Mahir, s. 331-332) THKP-C kurucular›ndan Münir Ramazan Aktolga’da konuyla ilgili flunlar› söylüyor: “...Bir süre sonra Denizlerin, THKO olarak banka soygunu yaparak ortaya ç›k›fllar› oldu. Biz ilk önce buna, Mahir de ben de karfl› ç›kt›k. Bizim bütün arkadafllar hem kendi aram›zda hem de onlarla, ‘Bu iflin böyle olmayaca¤›n›’ söylüyorduk ve tart›fl›yorduk. “Fakat Dev-Genç taban›nda ve bizim arkadafllarda, Denizlerin ç›k›fl›ndan sonra, ‘Helal olsun. Bunlar çok k›yak çocuklar. ‹fl yapt›lar’ fleklinde, onlara karfl› bir sempati ortam› oluflmaya bafllad›. Biz daha sessiz ve derinden gitti¤imiz için öyle gösteriflli ç›k›fllar›m›z yoktu. “Denizlerin ç›k›fl›, bizim taraftaki bütün düflüncelere, çal›flmalar›n hepsine büyük bir etki oluflturdu. Giderek yavafl yavafl, ‘biz de, bir fleyler yapabiliriz’ gibi düflünceler oluflmaya bafllad›.” (Akt, Agk, s. 332) Bir süre sonra ise, THKO ‹stanbul grubu, THKP-C’nin ‹stanbul’da gerçeklefltirdi¤i eylemler nedeniyle Ankara grubu taraf›ndan “pasif” kalmakla suçlan›yor, bu sefer de bu psikolojik bask›y› k›rmak için bunlar yeni eylem planlar› yap›yorlar. “Eski bir THKO’lu” konuyla ilgili flunlar› anlatmaktad›r: “Denizlerin Ankara’daki eylemlerde sa¤lad›¤› prestiji koruyamam›fl, ‹stanbul’da bayra¤› Mahirlere kapt›rm›flt›k. Adama ‘kalem efendisi’ falan diyorduk ama iflte tak›r tak›r eylem koyuyordu. Bir an önce harekete geçmeli, üstüne daha iyisi yap›lamayacak kadar güçlü bir eylem koymal›yd›k. “Yabanc› bir ülke diplomat›n› kaç›rmak fikri bu ortamda flekillendi. Düflünülen isimler aras›nda ‹srail Baflkonsolosu...vard›. “Bu arada Mahirlerin de ayn› iflin peflinde oldu¤unu ö¤renmifltik. Hepimizi bir telafl sarm›flt›. Ya bizden önce konsolosu kaç›r›rsa?” (Atk, T. Feyizo¤lu, agk, s. 378) Sonuçta daha erken davranarak, ‹srail konsolosunu THKP-C kaç›r›yor, bu eylem resmen THKP-C’nin kuruluflunun aç›klanmas›na vesile oluyordu.


4 (Agk, s. 270) ‹kinci birlik giriflimi, THKO’nun ‹fl Bankas› soygununun arkas›ndan gelmifltir. Bu görüflmeye, daha önceleri THKO ile birlik giriflimine karfl› ç›kan Mahir’in de kat›lmas› dikkat çekicidir. 1971 Ocak bafl›nda ODTÜ’de yap›lan görüflmeyle ilgili olarak, THKP-C kurucular›ndan Yusuf Küpeli flunlar› söylemektedir: “Görüflmeyi Mahir istemiflti. Odada Gülay Özdefl de vard›. O odadan ayr›ld›. Deniz, Hüseyin ‹nan, Yusuf Arslan, ben, Münir Ramazan Aktolga ve Mahir kald›k. Birlik ve örgüt ifli konuflulacakt›. Mahir, söze bafllad›. Deniz, ‘seninle birlikte olmay›z’ dedi. ‘-Biz haz›rl›¤›m›z› yapt›k ve bafllad›k. Bu aflamada art›k duramay›z. Çizdi¤imiz yolda devam edece¤iz’ diye karfl›l›k verdi.” (Akt: T. Feyizo¤lu. agk, s. 332-333) Bu çerçevede, daha çok birlik giriflimleri THKP-C cephesinden gelse bile, birli¤in politik zeminleri, daha önceki rekabetçi yaklafl›mlar içinde büyük darbe yemiflti. Dev-Genç’in son kongresinde, THKP-C’lilerin dayatmac› yaklafl›mlar› bunun önemli bir örne¤idir. Burada as›l vurgulanmas› gereken, her iki hareketi ayr› tutacak temel ideolojik-politik örgütsel yaklafl›mlar olmamas›na ra¤men ayr› hareket olarak geliflmelerinde, hem kendili¤inden hareketin ciddi bask›s›, hem de planl›-bilinçli bir haz›rl›k sürecinin ürünü olarak ortaya ç›kmam›fl olmalar›d›r. THKP-C, MDD ile aç›ktan ayr›l›¤›n› ilan etmeden k›sa süre önce, legal bir partinin oluflum ça¤r›s›na Mihri Belli ile birlikte imza atm›flt›. Hatta THKP-C resmi tarihçilerine göre, Mahir’ler 1969 sonunda PDA’n›n ç›kt›¤› dönemde, Mihri Belli ile kesin ayr›l›¤a karar vermifllerdi. Bir y›ldan fazla bir süre, buna ra¤men ayr›l›¤›n gerçekleflmemesi, daha önemlisi ise, Dev-Genç kadrolar›n›n bile Mahir ile M. Belli aras›ndaki ayr›l›klardan haberdar olmamas›*, ayr›flma sürecinin de, öncesinin de sa¤l›kl› bir zeminde geliflmedi¤ini ortaya koyar. Sonuçta ayr›l›k, devrimcilerin düzeniçi ak›mlardan ayr›flmas› bak›m›ndan temel bir dönüm noktas› olsa da, bu ayr›flma sürecinin sa¤l›kl› bir zeminde geliflmedi¤ini, örgüt içinde entrikac›l›¤›n devrimci saflarda sürdürülmesi gelene¤inin oluflmas›na katk›da bulundu¤unu ortadan kald›rmamaktad›r. SONUÇ Genelde 71 devrimci hareketinin, özelde ise, THKP-C’nin oluflumunda iki d›fl etkenin çok özel bir yeri var. Birincisi, 71 devrimci hareketinin, kendili¤inden iflçi ve emekçi hareketinin, düzenden kopuflunun bas›nc›yla ortaya ç›km›fl bir hareket olmas›d›r. Bilinçliplanl› bir haz›rl›k, süreklilik- kopufl temelinde bir hareket olmaktan çok, olaylar›n geliflim çizgisiyle, kendine yön bulmaya çal›flan bir tepki hareketi durumundad›r. ‹kincisi ise, aray›fl›na kaynak olan uluslararas› ak›mlar, Bolflevik gelene¤in üstünün örtülmesinin sonucu olarak o konjonktürde devrimci prati¤i sembolize eden ak›mlard›r. Çin, Vietnam ve özellikle ise, Küba baflta olmak * Mihri Belli ile tart›flma ve farkl›l›klar, Mahir Çayan, Yusuf Küpeli ve M. Ramazan Aktolga’n›n bilgisi d›fl›nda kadrolar taraf›ndan bilinmiyordu. “Mahir Çayan ile Mihri Belli aras›ndaki tart›flmalar da Dev-Genç üyeleri aras›nda henüz (Ekim 1970-EG) bilinmemekteydi” (E. Kürkçü, Akt, T. Feyizo¤lu. agk, s. 285)

Eylül 2001

üzere Güney Amerika devrimci prati¤i, THKP-C’nin oluflumunda referans kayna¤› olmufltur. Bu referans, uluslararas› hareketin köklü bir muhasebesiyle de¤il, güncel ak›mlar›n karfl›laflt›r›lmas›yla oluflan bir tercihtir. SBKP’ye egemen olan revizyonist-reformist çizgi, bafltan, bu ak›m›n temel referans al›nmas›n› engellemifltir. Çin prati¤i ve Mao çizgisinden önemli bir etkilenme olmas›na ra¤men, PDA’n›n daha önceden Maoculu¤un aç›k savunucusu konumunu benimsemesi, ama öte yandan da ÇKP’nin SBKP’yle ayr› kutuplar› oluflturmas›, Maoculu¤un aç›ktan referans al›nmas›n› engellemifltir. Bu koflullarda geriye, Küba somutunda baflar›l› örnek olarak Güney Amerika devrimci ak›m› kalm›fl, bu ak›m temel referans kayna¤› olarak benimsenmifltir. Bolflevizm ise, bu ak›mlar için, içi boflalt›lm›fl bir reto-

‹htilalin Yolu (T. H. K. Parti Bildirisi) Amerikan Emperyalizminin Boyunduru¤u Alt›ndaki Türkiye: Türkiye, yeralt› kaynaklar›ndan d›fl ticaretine, ekonomisinden politikas›na, kültüründen sanat›na kadar Amerikan emperyalizmnin denetimi alt›nda bir ülkedir. (...) Halk›m›z›n Kurtuluflu: (...)Emperyalizmin tahakkümüne, karfl›-devrimin fliddetine karfl›, silaha sar›lmaktan baflka çare yoktur. Partimiz kurtuluflun yolunu halk›n silahl› savafl›nda görmektedir. Kurtulufl savafl›m›z›n bugünkü biçimi gerilla savafl›d›r. (...) Bugünkü o bjekt if ve sub jektif flartla r ge ril la sa vafl›n›n flehirlerde yürütülmesini zorunlu k›lmaktad›r. ‹çinde bulundu¤umuz dönem halk kurtulufl savafl›n›n birinci aflamas›d›r. Büyük flehirlerde yürütülen gerilla savafl›: 1. Halk kitleelerine hainlerin yönetiminin ne kadar kof ve çürük oldu¤unu göstermektedir. 2. Her an patlamaya haz›r bir volkan gibi k›v›lc›m bekleyen halk kitlelerine vurdu¤u yerden ses ç›kartabilecek, zalimleri ceza la nd ›r aca k, kendi devrimci d iktat oryas›n › ku ra bil ece k niteliklerini tafl›yan bir teflkilat›n var oldu¤unu gösterecektir. 3. Partimizi çeflitli tecrübelerden geçirerek halk›n savaflç› örgütü olma yolunda sa¤lemleflt›racakt›r. Savafl örgütü savafl meydanlar›ndan ç›kar. K›sacas› içinde bulundu¤umuz bu aflama baflta iflçi s›n›f›m›z olmak üzere bütün halk kitlelerinde var olan memnuniyetsizlik ve baflkald›rma duygular›n› güçlendirme, onlar› silahl› mücadeleye a ji te et me ve pa rt im izi n t eflki lat yap› s ›n› s a¤ la m la flt ›rm a aflamas›d›r. Savafl›n ikinci aflamas›, gerilla savafly›n›n yurt çap›nda yay›lmas›, flehir gerillas› yan›nda k›r gerillas›n›n bafllat›lmas› aflamas›d›r. Üçüncü ve dördüncü aflamalar, gerilla kuvvetlerinin düzenli orduya dönüflme aflamas›d›r. (...)Partimiz, s›n›f müade lesini dergi ç›karmak ve yasal hareketleri organize etmek fleklinde gören bütün sa¤, pasifist e¤ilimlere ve gruplara karfl› oldu¤u gibi, s›n›f savafl›n› sadece gerilla savafl› fleklinden ibaret gören ‘sol’ fokocucu e¤ilim ve gruplara da karfl›d›r. Her iki sapma da emekçi halk›n kurtuluflunu geciktiren, engelleyen zararl› ak›mlard›r. (...) fiu anda iktidar mücadelesi yapan partimiz, iktidar› alabilecek gü çte ve a flamada d e¤i ldir. Anca k, d üzenli ord ular sa vafl› aflamas›nda bütün yurt çap›nda yönetimi ele geçirmekten söz etmek mümkündür. Ve biz, bu aflamay› yaflad›¤›m›z› asla iddia etmiyoruz. Biz sadece, halk›m›z›n ihtilalci savafl›n›n bu aflamaya gelebilmesi için gerilla savafl›n›n flart oldu¤unu iddia ediyor ve bu amaçla da dö¤üflüyoruz.(...) Türkie Halk Kurtulufl Partisi, politik ve askeri liderli¤in birli¤i il ke si ni ese s a lm akt ad ›r. T ür ki ye Ha l k Ku rtu lufl P ar tisi ’in önderli¤inde yürütülen, uzun ve çeflitli ara evrelerden geçen gerilla savafl› halk›n gerçek ordusunu do¤uracakt›r. Türkiye ihtilalinin yolu, partimizin yoludur. Partimizin yolu halk›m›z›n Kurtulufl yoludur. ...Kurtulufle Kadar Savafl!

T. H. K. P Merkez Komitesi


Eylül 2001

4

rikten ibarettir.* K›sacas›, Bolflevizm zemininde uluslararas› komünist hareketin olmamas›, üstünün örtülmüfl olmas›, kendili¤inden hareketin bask›s›yla aray›fl içinde olan ak›mlar›, varolandan birini tercih yapmaya zorlam›flt›r. THKP-C, bir yandan, hem T‹P-MDD gelene¤inden köklü bir kopuflun, hem de yaflama geçirilen tarz ve politika ile, MDD hareketinin farkl› bir düzlemde Türkiye devrimci hareketinde kökleflmesinin ilham kaynaklar›ndan biridir. Kopufl temelde düzeniçi politik ak›mlardan, genelde fi. Hüsnü ile girilen burjuvaziyle uzlaflma çizgisinden, özelde ise, MDD ve T‹P’in darbeci ve parlamentarist gelene¤inden, devrimci bir politik rotaya yönelifl temelinde gerçekleflmifltir. Onun tarihsel önemi de buradad›r. Ama öte yandan da, her kopufl gibi, geldi¤i gelene¤in güçlü etkilerini de beraberinde getirmifl, daha önemlisi sonraki sürece de devretmifltir. Deyim uygunsa erdemleriyle hareketi yeni bir rotaya, devrimcileflme-özgürleflme prati¤ine sürüklerken, MDD ile köklü bir hesaplaflman›n sonucunda ortaya ç›kmad›¤›ndan, gerek programatik bak›fl, gerekse de örgütsüzlü¤ü bir baflka düzeyde geleneksellefltirerek devrimci harekete olumsuz bir gelenek b›rakm›flt›r. THKP-C’nin gerek MDD’den kopuflu, gerekse kendi içindeki (Y. Küpeli ve Ramazan Aktolga’n›n ihrac›) ayr›flmalar** karfl›s›ndaki tutumu ve yönetim tarz› bak›m›ndan, Bolflevik örgütsel gelenekle uzaktan yak›ndan iliflkisi olmayan bir gelene¤in de temellerini döflemifltir. Örgüt yönetiminde belirlenen kurullar›n bir kenara b›rak›lmas› ve stratejik karar ve pratiklerin bireysellik temelinde al›nmas›, örgütsüzlü¤ün bir baflka düzlemde sürdürülmesi anlam›na gelmektedir. Devrimci hareketin birlik ve bölünme prati¤i bak›m›ndan, MDD hareketi ile ayr›flma, THKO ile iliflkilerde (özellikle Dev-Genç prati¤i) ben merkezci ve rekabetçi yaklafl›mlar, sonuçlar› daha sonraki süreçte görülebilen köklü bir tarz›n temellerinin döflenmesi sonucunu yaratm›flt›r. Ayr›m çizgilerinin ideolojik savafl›m ve politik aç›kl›k temelinde sürdürülmemesi, genellikle zor ö¤esinin ayr›flmada (özellikle T‹P ve PDA ile iliflkilerde) s›k s›k gündeme getirilmesi, politik ayr›mlar› netleflti* Mahir, “üçüncü bunal›m dönemi” olarak, Küba prati¤ini teorize etmifltir. “II. evren savafl›ndan sonra, kapitalizm yeni bir bunal›m dönemine girmifltir. Bu dönemde, emperyalistler aras› z›tl›¤›n savafla yol açmas› imkans›zd›r.(...) “Küba devrimi, çal›flma tarz›yla, takip etti¤i rota itibar›yle bu tarihsel dönemin özelliklerinin bir sonucudur. Bir baflka deyiflle, marksizm-leninizmin, bu tarihsel dönemin prati¤ine uygulanmas›n›n bir sonucudur. (Küba proleter devrimi hariç bütün devrimler, iki evren savafl›n›n altüst olufllar› içinde olmufltur,) Silahl› propagandan›n temel mücadele biçimi olmas› ve de halk›n devrimci öncülerinin savafl›, marksizm-leninizmin evrensel tezlerinin bu somut tarihsel durumun prati¤ine uygulanmas› sonucu ortaya ç›km›fl olan, bütün emperyalist hegemanya alt›nda olan ülkelerin proleter devrimcilerinin bolflevik çizgisidir.” (M. Çayan, Bütün Yaz›lar, s. 319320) ** 1971 Aral›¤›nda THKP-C’nin iç saflaflmas›, hareketin t›kan›kl›klar› ve örgütsel-politik tarz› bak›m›ndan de¤erlendirilmesi gereken ciddi veriler sunmaktad›r. Bu ayr›flma ile, üç kiflilik MK’n›n iki kiflisinin THKP-C’nin d›fl›na düflmesi ve bunlar›n THKP-C prati¤ine dönük elefltirileri sonuçlar› itibar›yla önemli olsa da, bu yaz›n›n s›n›rlar› içinde de¤inmeyi gerekli bulmad›k. Bu kiflilerin, sonraki süreçte devrimci konumdan uzaklaflmalar›, konumuz aç›s›ndan sorunun önemini ortadan kald›rmamaktad›r. Konuyla ilgili genifl bilgi için, Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi’nin yedinci cildine bak›labilir.

ren, ama kapsay›c› ve dayan›flmac› bir politik kültürün kadrolar aras›nda yeflertilmesi bak›mandan olumsuz bir pratik yaratm›flt›r. Devrimci saflar›n kendi içinde fliddet kültürünü ve mezhepçi yaklafl›mlar› benimsemesi, o dönem zirveye ç›kan kültürden ba¤›ms›z de¤ildir. Kuflkusuz, bu olumsuz gelenekten dolay›, devrimci altüst olufl döneminde el yordam›yla devrimci bir aray›fl içinde olan, devrimci bir gelene¤i devralmaktan yoksun, uluslararas› düzlemde oportünist kuflatman›n oldu¤u koflullarda, bir devrimci ç›k›fl› baflaran 71 devrimci hareketini bugünden bakarak elefltirmenin fazla bir anlam› yoktur. Bu noktada as›l sorumluluk, bu gelene¤i elveriflli koflullarda devrimci bir muhasabe yapmadan devralanlar›n üzerindedir. Türkiye devrimci hareketinde, sonuçta do¤ru noktalarda bir elefltiri de olsa, 71 devrimci hareketine dönük de¤erlendirmelerinin as›l olarak savafl›m biçimleri ve öznellik üzerinde yo¤unlaflt›r›lmas›, 71 hareketinin as›l olumsuz örgütsel ve politik kültürünün de¤erlendirilip sonuçlar ç›kart›lmas›n› olumsuz yönde etkilemifltir. 70’lerin ortas›nda 71 elefltirisi temelinde flekillenen hareketler, ideolojik düzlemde bir ölçüde Marksizm’e yaklaflsalar bile, politik olarak sa¤ bir çizginin savunuculu¤unu üstlenmifl, örgütsel gelenek ve politik kültürde ise, geçmiflin olumsuz prati¤ini, bazen ifrata vard›rarak devam ettirmifltir. 71 devrimci hareketi, özelde THKP-C, Bolflevik gelene¤in takipçisi, onu referans alan yeni bir oluflum olmad›¤› gibi, Bolflevizm’e dönük olumlu at›flar ise, Bolflevizm’in ne derece karikatürize edildi¤ini ortaya koymaktad›r. Program, s›n›f, strateji, Leninist parti-örgüt, politik savafl›m tarzlar› bak›m›ndan Bolflevizm’le hiçbir alakalar› olmad›klar› halde, kendi çizgilerini Bolflevizm ad›na savunabilmifllerdir. Kald› ki, THKP-C “üçüncü bunal›m dönemi” tezleri ile, Marksizm ve Leninizm’i ideolojik düzlemde temel referans kayna¤› olmaktan ç›kartarak, Güney Amerika kökenli devrimci-demokrat çizgiyi yeni dönemin Marksizm’i olarak temel referans kayna¤› olarak benimseyerek, ideolojik düzlemde Bolflevizm’den kopuflunu ilan etmiflti. As›l üzerinde durulmas› gereken ise, bugün 30 y›ll›k prati¤in arkas›ndan, kendi gelene¤ini elefltirel bir süzgeçten geçirerek, devrimci miras›n› devral›rken, Bolflevizmi bu topraklarda yeniden üretmeyi baflaramayanlar›n durumudur. Bugün yap›lmas› gereken, geçmiflin baflar›lar›yla avunmak ve zaaflar› kapatan bir örtü olarak kullanmak de¤il, 30 y›ll›k pratikle yüzleflme iradesini ortaya koyarak, ileriye ç›kmay› baflarmakt›r.


4

Eylül 2001

GÜNCEL GEL‹fiMELER VES‹LES‹YLE

ALT-EMPERYAL‹STLEfiME ve ‘ULUSAL GÜVENL‹K’ Mehmet REF‹K

MGK

Genel sekreterli¤i devir töreninde, Orgeneral Asparuk flunlar› söylemifl: “So¤uk savafl sonras› Bat›’ya yönelik tehdidin kalkmas› üzerine, s›n›rlar›n korunmas›na dayal› savunma anlay›fl› terk edilmifl, bunun yerine; s›n›rlar›n ötesindeki menfaatlerin korunmas› ve olumsuz geliflmelerin ülkeye zarar vermeden yerinde çözümlenmesine dayanan stratejik güvenlik anlay›fl›na yönelinmifltir. Buna karfl›l›k Türkiye’nin etnik, ideolojik ve tarihi temellerinden kaynaklanan sorunlar, çat›flmalar ve istikrars›zl›klar içeren bir co¤rafyada yer almas›, 21. yüzy›l›n Bat›’ya sa¤lad›¤› bar›fl ortam›n›n nimetlerinden yeteri kadar yararlanamamas›na neden olmaktad›r.” Bu sözler son MGK toplant›s› öncesinde yaflanan “ulusal güvenlik” tart›flmas›n›n ard›ndan söylendi. Tart›flmay› bafllatan Mesut Y›lmaz, Türkiye siyasetinde baz› kesimler -kastetti¤i ordudur- taraf›ndan benimsenen statükocu bir ulusal güvenlik anlay›fl›n›n, uluslararas› siyasette ve Avrupa Birli¤i sürecinde ayakba¤› oldu¤undan bahsetmiflti. Asparuk’un sözleri ise, ordunun verdi¤i cevab› tamamlayan ve kendi cephesinden “ulusal güvenlik” anlay›fl›n› ortaya koyan bir içerik tafl›yor. Bu tart›flman›n taraflar› aras›nda bir gerilimin oldu¤u do¤rudur. Ordunun siyasetçileri karfl›s›na alan, yolsuzluklardan, siyasal ve ekonomik icraatlardaki baflar›s›zl›klardan bahseden aç›klamas› gerilimin su yüzüne ç›kt›¤› noktay› gösteriyor. Burjuvazinin bu son iç çat›flmas›na vesile olan tart›flman›n bafll›¤› “ulusal güvenlik”mifl gibi görünüyor olsa da, yeni Hava Kuvvetleri Komutan› Asparuk’un aç›klamas› asl›nda bu konuda tart›flman›n taraflar› aras›nda ciddi bir farkl›l›¤›n bulunmad›¤›n› da ortaya koyuyor. Bir farkl›laflman›n ötesinde flu ortak nokta netlik kazanm›flt›r: burjuva siyaseti içerisinde tüm kesimler, içe kapal› ve salt kendi s›n›rlar›n› korumaktan ibaret bir “ulusal güvenlik” çizgisini çoktan terketmifl, d›fla aç›lmada etkin bir siyaset anlay›fl›n› benimsemifl durumdad›r. Burjuvazinin d›fl siyasetindeki stratejinin çizilmesinde de, bu ortak anlay›fl farkl›l›klardan daha belirleyici bir etken konumundad›r. Ordunun aç›klamas›ndaki, “etkin bir d›fl siyaset”, “s›n›rlar›n ötesindeki menfaatlerin korunmas›”, “olumsuz geliflmelerin yerinde çözümlenmesi” ifadeleri, uzunca bir dönemdir izlenen d›fl siyasetin olabilecek en “masumane” anlat›m› oluyor. Diplomatik ataklardan ve yurtd›fl›nda lobi faaliyetlerinden, ulusla-

raras› darbe giriflimlerine ve s›n›r ötesi operasyonlara kadar uzanan genifl bir yelpazeyi kapsayan bu d›fl siyaset anlay›fl›, nas›l ifade edilirse edilsin özünde yay›lmac› ve sald›rgan bir karakter tafl›yor. Bu siyasetin temelinde, “ulusal güvenlik” ve uluslararas› arenadaki ç›karlar›n birbirine kopmaz bir flekilde ba¤l› oldu¤u anlay›fl› yat›yor; böyle tan›mlanan bir “ulusal güvenlik” anlay›fl› da, burjuvazinin tüm egemen kesimlerinin üzerinde ortaklaflm›fl oldu¤u alt-emperyalistleflme stratejisinin temel aya¤›n› oluflturuyor. Asparuk’un sözlerinin sonunda belirtti¤i çeliflkiler ise, TC’nin önüne koydu¤u bu alt-emperyalistleflme sürecinin, burjuvazi cephesinden daha tam bir tablosunu ortaya ç›karmakta. Burjuvazi aç›s›ndan bir tarafta niyetler ve bu niyetlerin gerçeklefltirilmesi için uygun bir uluslararas› ortam ve iç olanaklar varken, di¤er tarafta ise aya¤a dolanan “etnik, ideolojik ve tarihsel” temellere sahip istikrars›zl›klar, çat›flmalar duruyor. Bu yüzden, burjuvazinin ulusal güvenli¤inin bir flart›, d›flar›da aktif siyaset üzerinden tan›mlan›yorsa, di¤er flart›n›n da -ki temel olan da budur-, içerideki çeliflkilere hakim olabilmek, baflka bir deyiflle iflçi s›n›f› ve tüm ezilenleri ideolojik ve zor ayg›tlar›yla bask› alt›nda tutmak oldu¤u ortaya ç›k›yor. ‹flçi s›n›f› ve ezilenlerin üzerinde hakimiyet kurmak, burjuva egemenli¤inin her durumda temel kofluludur. Alt-emperyalistleflme sürecinin kritikli¤i, bu temelde sa¤lanacak bir istikrara, TC burjuvazisi aç›s›ndan özel bir önem kazand›r›yor. Hem “Dimyat’a pirince gitmek”, hem de “evdeki bulgurdan olmamak” burjuva siyasete yön veren temel kayg›y› anlat›yor. ‹çerideki çeliflkilere, bir de bu tür tart›flmalara vesile olan burjuvazinin iç çat›flmalar› eklendi¤inde, burjuvazinin alt-emperyalistleflme sürecinin, daha önce Maya sayfalar›nda s›kça vurgulad›¤›m›z gibi, sonu belirsiz bir serüven oldu¤u ortaya ç›k›yor. Ancak serüven olarak tan›mlanabilmesi, bunun gerçek temellere sahip oldu¤u ve stratejik bir içerik tafl›d›¤› gerçe¤ini de¤ifltirmiyor; bu yüzden de zorluklar ve riskler burjuvazinin gözünü y›ld›rm›yor, bazen temkinli bazen de gözü kara bir biçimde içte ve d›flta at›lan tüm siyasal ad›mlarda bu strateji temel al›n›yor. ‹kinci Cumhuriyetçilere Ne Oldu? 90’lar›n bafllar›nda gündeme oturan “Birinci Cumhuriyet - ‹kinci Cumhuriyet” tart›flmas›n› herkes hat›rlayacakt›r. ‹lk ortaya at›ld›¤› biçimiyle bat›ya aç›lmac›, liberal “‹kinci Cumhuriyet”le, yetmifl milleti bir araya 29


Eylül 2001

4 du. En son ‹smail Cem’e kadar bu süre içerisinde 11 tane d›fliflleri bakan› de¤iflti. Alt-emperyalistleflme yönünde bir siyasal yürütücüyü bulup ç›karma iflinin kendisi, burjuva siyasette köklü bir yeniden yap›lanmay› gerektiriyor. Bu boflluk flu an için düzenin daha diri kurumlar›yla doldurulmakta, 28 fiubat benzeri müdahaleler burada bir yere oturmaktad›r. Ayn› biçimde bu boflluk bir yandan da, buraya oynayan burjuva siyasetçilerini de telafll› bir çaba içerisinde yeni oluflumlara sürüklemektedir. “Türkiye’nin, ABD’nin muhtemel bir gelecekte Ortado¤u’da menfaatlerine en uygun ülke olaca¤› aç›kt›r. Türkiye Ortado¤u’da emperyal bir güç olmal›d›r. ABD, Ortado¤u’daki menfaatlerini Arap hanedanlar›na dayam›flt›r ve ülke halklar› aras›nda giderek yükselen demokrasi talepleri karfl›s›nda bu hanedanl›klar y›k›labilir. Böyle bir tehlike karfl›s›nda ABD için en iyi müttefik, ancak Türkiye olabilir... Bat›y› anlamak zorunday›z. Devlet ve toplum olarak varl›¤›m›z› sürdürmemizin temel flartlar›ndan biri budur.” 31 Temmuz tarihli gazeteler, Tayyip Erdo¤an’›n “yenilikçi” partisinin program›na temel oluflturmak üzere bir grup akademisyen taraf›ndan haz›rlanan bir rapor yay›nlam›fllard›, bu al›nt› da oradan. Tayyip Erdo¤an’›n Ak Parti’sinin, bu bofllu¤u doldurup dolduramayaca¤› bir yana; bu rapordaki ifadelerin “yenilikçilerin” kendilerine özgü siyasi hayallerini de¤il, burjuvazinin belirleyici önemdeki bir kesiminin son derece ciddi siyasal hedeflerini yans›tt›¤› ortadad›r. ‹kinci Cumhuriyetçi siyasetin son dönemdeki en aç›k ifadesidir ve bu yüzden daha bafllang›çta ayn› bofllu¤a oynayan rakiplerinin çelmesiyle karfl›laflm›flt›r. Bunlar bir yana, bu raporda çarp›c› olan fley, “devlet ve toplum olarak varl›¤› sürdürmenin temel flartlar›ndan biri”nin, ABD’nin müttefiki “emperyal bir güç” olmaktan geçti¤i fleklindeki vurgulard›r. Çarp›c› olan taraf, bu niyetlerini “emperyal” diye adland›rmaktaki fütursuzluklar›ndad›r. Kendini dünyan›n jandarmas› gören ABD bile, sald›rgan bir yay›lmac›l›¤› ça¤r›flt›ran bu ad› kullanmaktan kaç›n›p, en kanl› uluslararas› müdahalelerini “dünyaya bar›fl ve istikrar götürüyoruz” diye sunarken; bu ifade gösteriyor ki, s›k›flt›kça h›rslan›p, “yay›lma” arzular› kabaran Türkiye burjuvazisi, gözü dönmüfllükte Hitler’in faflizmiyle yar›flmakta kararl›d›r. Tayyip Erdo¤an’›n partisinin burjuvaziye umut olan yenili¤i, belki de, bu arzular› en aç›k, yal›n ve kaba flekilde savunabilecek ideolojik ve toplumsal zemine sahip olmas›nda yat›yor. Raporun “ulusal güvenlik” tart›flmalar› aç›s›ndan güncel olan taraf› ise, devletin ve toplumun varl›¤›n› sürdürmesinin temel flartlar›ndan birisini, ABD’ye müttefik “emperyal bir güç” olmak fleklinde ortaya koyuyor. Di¤er temel flart›n, iflçi s›n›f› ve tüm ezilenleri ideolojik ve zor ayg›tlar›yla bask› alt›nda tutmak oldu¤unu söylemifltik. Tablonun bütününe bakt›¤›m›zda burjuva siyasetinde flöyle bir sonuç ç›k›yor. Alt-emperyalistleflme hedefine uygun, yay›lmac› bir “ulusal güvenlik ve d›fl siyaset” anlay›fl›, herkesin bulufltu¤u bir zemin olmufl-

getiren Osmanl› ‹mparatorlu¤una öykünenlerin ortaya att›¤› “yeni Osmanl›c›l›k” kavramlar›, burjuva ayd›nlar›n aras›nda bir tart›flma konusu olmaktan ç›k›p, bir senteze ulaflarak “‹kinci Cumhuriyetçilik” ad›yla an›lan somut bir ideolojik ve siyasal içeri¤e bürünmüfltü. ‹slamiyet vurgusunu kullanarak Arap dünyas› ve Ortado¤u’da, Türk kimli¤iyle Kafkaslarda, ortak tarihi ve kültürel geçmifl üzerinden Balkanlar’da nüfuz alanlar›n›n yarat›lmas›, bu sayede elde edilen güçle bat›ya aç›lmak diye adland›r›lan emperyalist metropoller nezdinde söz sahibi olunmas›, bunun gerçekleflebilmesi için de daya n›lacak temel müttefik olarak ABD’yle yak›n bir iliflkinin kurulmas›, ‹kinci Cumhuriyetçili¤in d›fl siyasetteki temel yaklafl›m›n› oluflturuyordu. ‹kinci Cumhuriyetçiler devlet yap›s›nda ekonomik ve siyasi liberalleflmeyi sa¤layacak bir yeniden yap›lanmay›, “resmi ideoloji”yi islami ö¤eleri ve kültürel, ulusal farkl›l›klar› kapsayacak bir flekilde genifl ölçekte yorumlamay› gerekli görüyordu. Devletin üniter yap›s› ve laiklik gibi, ulusal güvenlik anlay›fl› da, o günlerde bugünküne benzer tart›flmalara konu olmufltu. O dönemde, bunun bir alt-emperyalistleflme program› oldu¤unu, bu aç›dan da burjuvazinin içerisinde, ‹kinci Cumhuriyetçilerin karfl›s›nda “Birinci Cumhuriyetçiler” diye an›labilecek bir kesim olmad›¤›n›, kimi ayr›mlar d›fl›nda temel bafll›klar üzerinde burjuvazinin tüm kesimlerinin bu alt-emperyalistleflme program› üzerinde tekleflti¤ini söylemifltik. Kendilerini “‹kinci Cumhuriyetçi” olarak adland›ranlar bu program›n en h›zl› ve kökten bir biçimde gerçekleflmesini savunanlard› ve s›k s›k düzenin uzun vadeli ç›karlar› aç›s›ndan daha temkinli ilerlemeyi düflünenlerle karfl› karfl›ya geliyorlard›. Bugün, dün bahsetti¤imiz tekleflme, daha da rahatl›kla vurgulanabilir. “‹kinci Cumhuriyet” program› “temkinliler”in elinde kalm›flt›r, bu ölçüde de “afl›r›l›k”lar›ndan ar›nd›r›lm›fl, -flöyle diyelim- burjuvazi aç›s›ndan daha “gerçekçi” bir içeri¤e kavuflturulmufl ve ‹kinci Cumhuriyet diye an›lacak özgün bir taraf› kalmam›flt›r. “‹kinci Cumhuriyet”in ad› hiç geçmezken, sa¤l›-sollu burjuva siyasetçilerinin hepsi taraf›ndan, ‹kinci Cumhuriyetçi söylemin bir simgesi haline gelmifl Özal’›n miras›n› tafl›maktan söz etmesi, bundan kaynaklanmaktad›r. Bu yeni biçimiyle ikinci cumhuriyetçilik, burjuvazinin uygulamakta kararl› oldu¤u siyasal program haline gelmifltir ve burjuva siyasetinde bunun d›fl›nda bir varolufla flimdilik geçit yoktur. Bu program› uygulayacak güçte bir hükümetin yoklu¤unun yaratt›¤› boflluk ise, burjuva siyasetin baflka bir gerçe¤idir. 90’lar›n bafl›ndan bu yana geçen 810 y›lda burjuvazi, böyle bir hükümeti ortaya ç›karamad›. Devletin bu yeni siyaset anlay›fl›na göre bafltan afla¤› yeniden yap›lanmas›n› baflarmak, burjuvazinin bu ortaklaflt›¤› program›n ç›karlar›n› herhangi bir kesimsel ç›kar›n üstünde tutacak bir s›n›f tutumuna sahip olmak, y›¤›nlar içerisinde bu program›n toplumsal deste¤ini oluflturacak bir tabana sahip olmak, burjuvazinin böyle bir hükümetten beklentileriydi. Bu dönem boyunca hükümetlerin ortalama ömrü 8-9 ay ol30


4 tur. Orduyla eski ve “yenilikçi” islamc›lar, faflistler ve milliyetçilerle liberaller, “muhafazakarlar”la sosyal demokratlar, hatta en s›k› Kemalistler bile bu zemindedir. “Yurtta Sulh Cihanda Sulh”çu Kimse Kald› M›? Alt-emperyalistleflme stratejisi temelinde tan›mlanan “ulusal güvenlik” anlay›fl›, çok yeni olmamakla beraber, TC’nin kuruluflundan bu yana geçen süreç düflünüldü¤ünde, bir yenili¤i de ifade ediyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin iç ve d›fl siyaseti, kurulufl sürecinden itibaren Mustafa Kemal’in “yurtta sulh, cihanda sulh” sözünü kendisine ideolojik bir k›l›f edinen bir anlay›fla göre flekillenmiflti. Bu anlay›fl çerçevesinde, “yurtta sulh”un koflulu içeride iflçi s›n›f› hareketinin kontrol alt›nda tutulmas› ve Kürt halk›n›n bask›yla yok say›lmas› üzerinden sa¤lanacak bir istikrar olarak görülüyordu. “Cihanda sulh” ise uluslararas› dengeleri gözeten, devamc›s› oldu¤u Osmanl›’n›n hakimiyetindeki topraklar üzerinde herhangi bir iddia tafl›mayan, eldekini korumay› temel alan bir siyaset anlay›fl›n›n ifadesiydi. Uluslararas› geliflmelere ba¤l› istisnalar bir yana, bu anlay›fl TC’nin d›fl siyasetinde egemen anlay›fl olmufltu. Kurulufl sürecinde TC’nin yeni Sovyet Cumhuriyeti ile bat›l› emperyalistler aras›ndaki konumu, 2. Emperyalist Savafl s›ras›nda ‹nönü’nün ald›¤› tutum, bu anlay›fl›n en belirgin örnekleriydi. Sonraki dönemde ise, TC için statükoyu koruma temelinde flekillenen bu siyaset, “so¤uk savafl” denilen uluslararas› dengelerin aras›nda kendine bir yer edinmek ve bunun üzerinden d›fl siyasette güçlü emperyalist metropollere yaslanmak fleklinde devam etti. Tüm bir dö nem boyunca vazgeçilmez bir ilke olan Misak-› Milli s›n›rlar›n›n korunmas›, uluslararas› siyasette bu s›n›rlar›n daralmas›na karfl› tavizsiz bir tutumu anlatt›¤› gibi, s›n›rlar›n genifllemesi konusunda da bir iddias›zl›¤› yans›t›yordu. Bugünkü tart›flmalarda yap›lan ithamlar ne olursa olsun, gerçekte burjuva siyaset zemininde bu anlay›fl› savunan kimse kalmam›flt›r. Eldekinin korunmas›ndaki hassasiyetini sürdüren, bu aç›dan d›fla dönük yay›lmac› hedeflerde düzenin uzun erimli ç›karlar›n› gözeten bir temkinlili¤i elden b›rakmayanlar›n varl›¤› söz konusu olmakla beraber, dün “‹kinci Cumhuriyetçilik”le birlikte an›lan aktif d›fl siyaset ve buna ba¤l› flekillenen bir “ulusal güvenlik” anlay›fl›, bugün burjuvazinin tüm kesimlerinin belirli nüanslarla üzerinde ortaklaflt›¤› bir anlay›fl haline gelmifltir. Burjuvazinin geçmifl anlay›flla flekillenmifl kat› devlet gelene¤i düflünüldü¤ünde, bu de¤iflikli¤in bir hayli köklü oldu¤u söylenebilir. Böyle köklü bir de¤iflikli¤in gerçekleflmesini ve bu çizginin burjuva siyasetinde temel bir çizgi haline gelmesiniyse, ne burjuvazinin kendinden menkul hevesleriyle, ne de burjuva siyasetçilerin “vizyon de¤iflikli¤i”yle izah etmek mümkündür. Bu de¤iflikli¤i zorlayan faktörleri ortaya koymak için, as›l olarak 80 sonras› yaflanan süreci belli yönleriyle ele almak gerekiyor. Alt-Emperyalistleflme Program›n›n Dayanaklar› Nelerdir?

Eylül 2001

70’lerin sonu ithal ikameci bir modelle, iç pazara dönük dayanakl› tüketim maddelerinin üretimine dayanan Türkiye ekonomisinin doygunlu¤a ulaflt›¤› dönemdir. Sermaye birikiminin yo¤unlaflmas› ve tekellerin ekonomik ve siyasal yaflamdaki hakimiyetlerinin kesinleflmesiyle, Türk tekelci burjuvazisinin d›flar›ya aç›lma imkanlar› do¤uyor. Bu, ekonomide uluslararas› sistemle daha fazla bütünleflmeyi zorluyor, sermayenin rekabet gücünü art›rmak, ihracat› gelifltirmek, hem yabanc› sermayenin giriflini kolaylaflt›rmak, hem de d›flar›da yap›lan yat›r›mlar› art›rmak ihtiyac›, 80’li y›llarda Türkiye’nin siyasi ve ekonomik yaflam›nda belirleyici oluyor. Bu aç›dan burjuva iktisatç›lar, 24 Ocak kararlar›n› ekonomiye d›fl rekabete uygun bir rasyonellik kazand›rmak yönünde önemli bir dönemeç olarak de¤erlendiriyor. 24 Ocak kararlar›n›n uygulanmas›n›n zeminini yaratan 80 darbesinin ard›ndan, Türkiye tekelci sermayesinin, hatta belli ölçüde orta boy sermaye gruplar›n›n ekonomik etkinlik alan›n›n giderek s›n›rlar›n ötesine do¤ru geliflti¤i görülüyor. Bafllang›çta özellikle rekabet kapasitesine sahip sanayi ürünlerinde, g›da ve tekstilde bu e¤ilim daha güçlü yaflan›yor. ‹hracat› art›rmak ve bir d›fl pazar yaratmak yönündeki çaba, bu dönemlerde g›da ürünlerinin neredeyse maliyetinin alt›nda ihraç edildi¤i, ihracata dönük teflviklerin “hayali ihracat”ç›l›k diye an›lacak düzeyde bafll› bafl›“Emperyalizm hiyerarflik ve eflitsiz bir dünya sistemidir. Bu sistem içinde hegemonya ve paylafl›m mücadelesi, hiyerarflinin bir üst basama¤›na yükselme kavgas›, sistemin do¤as› gere¤idir. Bu bak›m›ndan, ‘emperyalistleflme’yi istemeyen hiçbir burjuva devleti yoktur. Ama emperyalizm bir tarihsel aflamad›r ayn› zamanda; tarihsel ‘f›rsat›’ kaç›rm›fl olanlar›n, baflta hiyerarflinin üst basamaklar›n› tutmufl olanlar›n yolundan yürüyerek sonradan emperyalistleflmesi mümkün de¤ildir. Bunlar için mümkün olan tek fley, emperyalist hiyerarflide bir üst basama¤a, alt-emperyalist bir konuma yükselmektir; bu ba¤›ms›z bir güç oda¤› olamamak anlam›na gelir.” “Türkiye burjuvazisinin hayal dünyas›n› süsleyen düfller ne olursa olsun, ger çekte oturabilece¤i yörünge budur. Bu ‘emperyalistleflme’ düfllerinin somut karfl›l›¤› birbiriyle çat›flan emperyalist güçlerden birinin tafleronu olmakla s›n›rl›d›r. Tekelci sermayenin farkl› kesimleri bir bütün olarak böyle bir do¤rultuya fiilen girmifltir; uluslararas› sermaye ve rakip ç›karlar› temsil eden emperyalist merkezler de (her biri farkl› beklentilerle de olsa) bu yolun önünü açmaya haz›rd›r; geleneksel ve statükocu güçler fren rolü oynamaya devam etse de, devletin ana siyasetlerinin bu stratejiye göre biçimlendirilmesi çoktan beri gündeme al›nm›fl bulunmaktad›r.” (Komünistler Ne ‹çin, Nas›l Mücadele Etmeli?, s.24, Maya Kitaplar› 1, 1996, Tohum Yay›nc›l›k) 31


Eylül 2001

4

na bir sektör yaratt›¤› bir durum ortaya ç›kar›yor. Bu süreçte d›fl pazarda, Türkiye ekonomisinin o günkü ölçeklerine göre önemli genifllikte bir faaliyet ortaya ç›k›yor. G›da ve tekstil sektörlerinin d›fl›nda, büyük holdinglerin parças› olan inflaat flirketleri, Ortado¤u’da, Kuzey Afrika’da ve daha sonralar› BDT ülkelerinde milyarlarca dolarl›k ihaleler elde ediyor. D›flar›daki ekonomik etkinlik gelifltikçe, daha çok yat›r›m alan› ortaya ç›k›yor, yabanc›larla daha büyük ortak giriflimlerin olana¤› do¤uyor. Do¤as› gere¤i, burjuva devlet d›flar›da ifl yapan tekellerin yat›r›m alan› ve pazar bulmas›yla, buldu¤unu korumas›yla, karl›l›¤›yla ve özellikle de güvenli¤iyle daha yak›ndan ilgileniyor, bu etkinli¤i s›n›rlayan veya engelleyen uluslararas› sorunlar› çözmeyi, bu etkinli¤i gelifltirecek uluslararas› iliflkiler kurmay› temel bir ifl ediniyor. Tekelci sermayenin ihtiyaçlar›, burjuva siyasetin gündemine “aktif d›fl politika”y› sokuyor, bunu içerideki egemenli¤in vazgeçilmez koflulu haline getiriyor. Burjuva siyaset anlay›fl›nda alt-emperyalistleflme yönünde bir de¤iflimi zorlayan temel faktörlerin bafl›nda, bu geliyor. Alt-emperyalistleflmenin, burjuvazi aç›s›ndan somut bir siyasal içeri¤e dönüflebilmesi, sadece Türkiye burjuvazisinin ihtiyaçlar›n›n bunun gerektiriyor olmas› yetmiyor. Bunun için uygun bir uluslararas› ortam gerekiyor. Türkiye burjuvazisinin d›fla aç›lma isteklerinin “alt-emperyalistleflme” ad›n› “hakedecek” bir genifllik kazanmas›, nitekim uluslararas› geliflmelere ba¤l› olarak gerçeklefliyor. Sovyetler Birli¤i ve Do¤u Bloku ülkelerinin çözülmesiyle dünyan›n “so¤uk savafl” döneminden ç›k›p, (baz›lar› hala bunun ard›ndan bar›flç›l bir dönemin gelece¤ini hayal ediyor olsa da) kritik bölgelerde yaflanan s›cak savafllar ve s›n›rlar›n yeniden çizilmesiyle birlikte yürüyen bir yeniden paylafl›m sürecine girmesi, TC’nin alt-emperyalistleflme hedefinin dünya üzerindeki nesnel temellerini ortaya ç›kar›yor. Emperyalizm dünyan›n siyasi, ekonomik ve askeri güce ba¤l› olarak yeniden ve yeniden paylafl›lmas›na dayanan hiyerarflik bir dünya sistemidir ve her yeni paylafl›m dönemi bu hiyerarflideki güç dengesinde yeni de¤ifliklikleri gündeme getiriyor. Özetle söylersek, dünyan›n yeni durumu karfl›s›nda, Balkanlarda, Kafkaslarda ve Ortado¤u’da siyasal ve ekonomik etkinli¤ini art›rm›fl, buralarda bölgesel bir güç olarak nüfuz sa¤lam›fl bir güç olmak, Türkiye burjuvazisinin emperyalist hiyerarflide basamak atlamak olarak da ifade edilebilecek siyasal hedefinin temelini oluflturuyor. Hiyerarflide alt basamaklarda olan bir ülkenin, uygun bir uluslararas› ortamda dahi olsa, sadece kendi olanaklar›na yaslanarak alt-emperyalistleflmesi, kendisine ba¤›ms›z bir hegemonya alan› yaratmas› emperyalist sistemin do¤as› gere¤i mümkün olmuyor. Paylafl›m›n ölçüleri her zaman en güçlü olanlar taraf›ndan belirleniyor, bu ölçülerin birazc›k sars›lmas› bile öncelikle ciddi bir birikimi ve köklü altüst olufllar› gerektiriyor. Alt-emperyalistleflme hedefi, emperyalist metropollere dayanmaks›z›n bofl bir hayalden öte bir

anlam ifade etmiyor. Bu aç›dan TC burjuvazisinin alt-emperyalistleflme stratejisi dayanaklar›n›, kendisini dünyan›n tek egemen gücü olarak gören ABD’nin, emperyalist paylafl›mda kendi ç›karlar› temelinde tasarlad›¤› “yeni dünya düzeni”nde buluyor. ABD’nin “yeni dünya düzeni”nde TC’ye biçti¤i rol, tam da Türkiye burjuvazisinin hayallerine denk düflen, dahas› bu hayalleri k›flk›r tan bir içeri¤e sahip. ABD, her zaman için baflka güçleri ve dengeleri gözeten ve tek ata oynamayan bir yol izliyor olsa da, ABD’li stratejist Brzezinski’nin yazd›klar› bu rolün stratejik önemini ifade ediyor: “Türkiye Karadeniz bölgesinde istikrar› sa¤lamakta, Akdeniz’e geçifli kontrol etmekte, Rusya’y› Kafkasya’da dengelemekte, hala islami köktendincili¤e bir panzehir sunmakta ve güneydeki dayanak noktas› olarak NATO’ya hizmet etmektedir. ‹stikrars›z ve güçsüz bir Türkiye, Güney Balkanlarda daha fazla fliddetin ortaya ç›kmas›na neden olur; di¤er yandan Kafkasya’daki yeni ba¤›ms›zl›¤›n› kazanm›fl devletler üzerinde Rus kontrolünün yeniden sa¤lanmas›na yol açar.” (Z. Brzezinski, s.46 Büyük Satranç Tahtas›, Sabah Kitaplar›, Aral›k 1998, 2. bask›) Türkiye’ye at fedilen bu önem, mevcut bir somut durumu anlatmaktan ziyade, Türkiye burjuvazisine hedef gösteriyor. Bölgede ABD ad›na yeni bir denge ve istikrar›n kurulmas›nda jandarma rolü üstlenmek, böylelikle ABD ekseninde bölgesel bir tafleron güç olarak ekonomik ve siyasal hakimiyet alan›n› geniflletmek. Türkiye burjuva siyasetinde alt-emperyalistleflme hedefine ba¤l› siyaset anlay›fl›, bu üç faktörün belirlemesiyle (tekellerin ekonomik geliflmelerle flekillenen ihtiyaçlar›n›n zorlamas›, uluslararas› durumun sa¤lad›¤› olanaklar ve en büyük emperyalist metropolün yönlendirmesi) ortaya ç›k›yor. Burjuvazinin tüm kesimlerinin bu programda ortaklaflmas› da, bu üç “karfl› konulmaz” faktörün biraraya gelifliyle mümkün oluyor. Farkl›l›klar Önemsiz mi? Özal’›n, burjuvazinin alt-emperyalistleflme program›n›n en ateflli savunucusu olmas› dolay›s›yla “‹kinci Cumhuriyetçilik”in simgesi haline geldi¤ini söylemifltik. Cengiz Çandar’›n anlat›m›yla Özal’›n yaklafl›m› fluydu: “(Özal) Uluslararas› sistemin tek süpergüçlü olaca¤›ndan hareket ederek, sistemin mimarisinde tek süpergücün bir cami kubbesi olarak tasarlanmas› durumunda, ana kubbenin, alt kubbelere dayanarak sistemin tepesinde oturabilece¤ini kavram›flt›. Bu iki sonuç yarat›yordu: 1. Amerika, tek süpergüç olarak kalm›flt›r; Amerika ile yak›n iliflkiler, ulusal güvenli¤in güvencesi bak›m›ndan elzemdir. 2. Tek süpergüçlü uluslararas› sistem, ‘bölgesel güçler’e dayanarak varolabilir; dolay›s›yla Türkiye böyle bir sistemde ‘bölgesel güç’ konumuna oturmal›d›r.” (Cengiz Çandar, “Türkiye 1990 - Türkiye 2010: Senaryolar”, Foreign Policy, Ocak-fiubat 2001) Bu program burjuvazinin en güçlü kesimleri aç›s›ndan bir ortaklaflma zeminini ifade ediyorsa da, bu zemin üzerinde burjuvazinin kendi içerisinde, özellikle de Özal’›n kimi “ölçüsüz” hevesle32


4 rinin konu oldu¤u gerginlikler yaflan›yordu. Özal’›n ölümünün ard›ndan, baz› ‹kinci Cumhuriyetçilerin Özal’›n bu iç çat›flmalara kurban gitti¤i yolundaki ithamlar› ortada dururken, burjuvazinin iç çat›flmalar›n› ve buna zemin olan farkl›l›klar› gözard› etmek olmaz. Tabloyu bu aç›dan da k›saca tamamlayal›m; örne¤in burjuvazinin hiçbir kesimi, ABD’yi karfl›s›na alan, onunla aç›ktan çeliflen bir tutumu savunmamaktad›r, ancak bu iliflkinin boyutlar›n›n, daha da önemlisi, bu arada Avrupa’yla iliflkinin içeri¤inin ne olaca¤›, bir farkl›l›k kayna¤›d›r. Bu, TC’nin d›fl siyasetinin belirlenmesinde etkili olan temel bir ayr›md›r. Bir baflkas›; burjuvazinin tüm kesimleri, alt-emperyalistleflme program›n›n bir parças› olan gerici reformlar›n gerçeklefltirilmesi ve devletin yeniden yap›land›r›lmas›n›n gereklili¤inde hemfikirdir. Ancak, burjuvazinin içerisinde bunun temposu aç›s›ndan veya yap›land›rman›n kendi k›smi ç›karlar›na dokunmamas› aç›s›ndan farkl›laflan kesimler vard›r. En belirleyici olan ise, program›n uygulanmas›nda hangi kesimin a¤›rl›¤›n› koyaca¤› sorunudur. Ordunun siyasal ve ekonomik a¤›rl›¤›, sermayenin di¤er kesimleri aç›s›ndan ciddi bir rahats›zl›k konusu olabilmektedir. Burjuvazinin ortaklaflm›fl program›na dikkat çekmek, s›n›f düflman›m›z›n siyasetini belirleyen temel etkeni görmek aç›s›ndan kesin bir öneme sahiptir. Ancak, burjuva siyasetin esas güncel geliflmelerinin, bu farkl›l›klar ve iç çat›flmalar zemininde geliflti¤i de ortadad›r. Burjuvazi, ancak iflçi s›n›f› hareketi ba¤›ms›z bir güç olarak karfl›s›na dikildi¤inde ve böylelikle bu farkl›l›klar önemini yitirdi¤inde, ortak ç›karlar› temelinde tek vücut olacakt›r, bunun d›fl›nda kendi içinde farkl›laflan ç›karlar, burjuva siyasetinde belirleyici bir rol oynamaya devam edecektir. TC Alt-Emperyalistleflecek mi? Bu kadar sözden sonra, bu “heyecan verici” maceran›n sonunun ne olaca¤›n› merak edecekler ç›ksa da, bu soru bizim ne soraca¤›m›z, ne de cevaplayaca¤›m›z türden bir sorudur. Burjuvazi, bugün böyle bir serüvenin içerisindedir ve uluslararas› çat›flmalar ve güç dengelerinin yan›s›ra ve bunlardan daha önemlisi, içeride varolan çeliflkiler, bu serüvenin sonunu kendisi aç›s›ndan bile belirsiz hale getirmektedir. Yaz›n›n bafl›nda rejim bekçisi ordunun a¤z›ndan aktard›¤›m›z sözleri hat›rlayal›m: “Türkiye’nin etnik, ideolojik ve tarihi temellerinden kaynaklanan sorunlar, çat›flmalar ve istikrars›zl›klar içeren bir co¤rafyada yer almas›” bu süreçteki ak›betini belirleyen temel etken olacakt›r. Biz buna emperyalizmin zay›f halkas› olmak diyoruz. Burjuvazinin alt-emperyalistleflme hedefinin temel koflulunun, iflçi s›n›f› ve tüm ezilenlere egemenlik temelinde sa¤layaca¤› bir istikrar oldu¤unu söylemifltik. D›flar›da etkinleflmek için atmas› gereken her ad›m›n, içeride bu istikrar› bozacak çeliflkileri derinlefltiren bir sonuç yaratacak olmas›ysa onun çeliflkisidir. Bu yüzden hevesleri kadar, korku ve kayg›lar› da gerçek temellere sahiptir. Burjuvazinin akl›ndan, La Fontaine’in öküze özenen, sonra da fliflip fliflip patlayan kurba¤a hikayesi hiç ç›kmayacakt›r.

Eylül 2001

Yaflad›¤›m›z topraklarda, -bugünkü siyasal etkileri ne olursa olsun- yumaklaflm›fl s›n›fsal ve ulusal çeliflkiler, geliflkin ve küçümsenmeyecek mücadele deneyimlerden geçmifl bir iflçi s›n›f› hareketi, devrimci hareketin bu temeller üzerinde kök salm›fl gelene¤i, yaflad›¤›m›z topraklar› emperyalist zincirin ilk planda k›r›lacak zay›f halkalar›ndan biri haline getiren devrimci bir birikimin varl›¤›n› göstermektedir. Bu devrimci birikim burjuvazinin tüm planlar›n› altüst edecek f›rsatlar›, devrimci bir s›n›f önderli¤inin önüne defalarca sunacakt›r. ‹fl ki, böyle bir önderlik bir kez yarat›ls›n. Bugünün siyasal dengeleri ne olursa olsun, yaflad›¤›m›z topraklar›n gelece¤inde, bir sovyet cumhuriyetinin varl›¤›, alt-emperyalist bir Türkiye Cumhuriyeti kadar, hatta ondan daha gerçek bir olas›l›kt›r. Emperyalist zincirin yaflad›¤›m›z topraklardaki halkas›n›n k›r›lmas›yla çakacak bir k›v›lc›m, bugün TC burjuvazisinin ihtirasl› hayallerini süsleyen topraklara bir sel gibi yay›lacak yeni bir devrim dalgas›n›n bafllang›c› olacakt›r. Bu olas›l›¤›n somutlu¤u, “TC alt-emperyalistleflecek mi?” sorusunu bizim için anlams›z ve gereksiz hale getirmektedir. Bu soruyla u¤raflmaktan önemli olan, bu devrim olas›l›¤›n yaflam bulmas› için üzerimize düflen görevlerin gere¤ini yapmakt›r. Bizim hedefimiz olan, burjuvazinin korkusudur. Bugünkü heveslerine, egemenli¤inin sars›lmazl›¤›na karfl› duyuyor göründü¤ü güvene ra¤men, burjuvazinin s›n›f bilinçli temsilcileri bu korkuyu iliklerine kadar hissetmektedirler. Bunu göstererek bitirelim: Türkiye’nin gelece¤ine dair bir senaryo oluflturulmas› istenen Cengiz Çandar, flu iki temel olas›l›ktan bahsediyor. Türkiye ya iç siyasetindeki “dönüflümü” gerçeklefltirerek, Ortado¤u’dan bafllayan bir d›fl etkinlikle bir dünya gücü olacakt›r. Ya da; “Ne Türkiye’nin ‘iç bünyesi’nde ve ‘iç dengeleri’nde, ne de Ortado¤u’da bir ‘temel’ de¤ifliklik olmamas› halinde ise, en büyük ihtimal, Türkiye’nin ‘içe do¤ru patlamas›’ ihtimalidir. Öyle bir ihtimal, yani ‘d›fla do¤ru patlama’ yerine Türkiye’nin ‘içe do¤ru patlamas›’, Türkiye’yi uluslararas› sistemin negatif anlamda- ‘belirleyicileri’nden biri durumuna sokacakt›r. Türkiye, uluslararas› sistemdeki de¤iflikliklerden etkilenmek yerine, bizzat ‘etkileyici’ olacakt›r. (...) ikinci senaryo, 10 y›ll›k bir vade içinde Türkiye aç›s›ndan bir ‘k›yamet günü senaryosu’ anlam›na geliyor.” (Cengiz Çandar, agy) Onlar›n k›yamet günü, insanl›¤›n önünde s›n›fs›z, savafls›z ve sömürüsüz bir hayat›n bafllang›c› olacakt›r. 33


Eylül 2001

4

TEOR‹DE DO⁄RULTU MARKS‹ZMLE NASIL ‹L‹fiK‹LENiYOR? P›nar AZAD

T

eoride Do¤rultu dergisinin 4. say›s›nda yay›nlanan “Lenin’in Marksizmle ‹liflkilenifl Tarz›ndan Ö¤renmek” bafll›kl› yaz›, merkezci-melez ak›mlar›n gelenek sorununda aç›kl›¤a kavuflmalar›n›n kritik önemini ve bu sorun çözülmedikçe yaflanacak savrulma riskinin somut bir örne¤ini oluflturmas› bak›m›ndan üzerinde ciddi olarak düflünmeyi gerektiriyor. Her ne kadar yaz› özelinde ilgili çizginin bir sorunu gibi görünse bile, gerçekte yenilgi döneminin yaratt›¤› e¤ilimlerin yans›mas› olarak, tüm bir devrimci hareketi ilgilendirmesiyle de ayr› bir yer tutuyor. Bu çizginin gelenek sorununa yaklafl›m›n› Maya’n›n iki önceki say›s›nda “teorik üretim” sorunu üzerinden ele alm›fl olsak bile, sözkonusu yaz›, bu çizginin yaflad›¤› t›kan›kl›¤›, sorunlar karfl›s›nda bunalm›fll›¤›; ama öte yandan da çözüm aray›fl›n› yans›tmak, sorunun çözümlenmedi¤i durumda var›labilecek yere iflaret etmesi bak›m›ndan çarp›c› ve somut bir örne¤i oluflturdu¤u için ayr›ca ele al›nmay› hakediyor. T›kan›kl›ktan Kurtulma Aray›fl› Yaz›da ortaya konulanlardan ç›kan sonuç, bu grubun, gelenek sorunundaki yanl›fl yaklafl›m›ndan ve gerçekte kendi sahip oldu¤u mirastan kaynakl› açmazlar›ndan bunalman›n bir sonucu olarak, dayand›¤› temelleri gözden geçirme ihtiyac›n› ortaya koyuyor. Bu ihtiyac› aç›ktan ifade etmek yerine, sorunlar›n etraf›nda dolaflmas›n›n kendisi aç›s›ndan anlafl›l›r nedenleri olsa bile, bu durum, gerçekte sorunlar›n daha da karmafl›k hale gelmesine yol aç›yor. Kendini gözden geçirme ihtiyac› ise, “Marksist Leninist Komünist” bir grup aç›s›ndan, do¤al olarak Marksizm-Leninizm’i gözden geçirmekle ayn› anlama geliyor. Yaz› içerik olarak böyle bir boyutu da yans›tsa bile, henüz sorunu bu içerikte ifade etmek yerine “kaba marksist”lerle tart›flarak ve onlara “yöntem” hakk›nda ders verme kabilinden bir tart›flma yürütülüyor. Kendini de gözden geçirme ihtiyac›n› gösteren boyutu ise, bizim öznel de¤erlendirmemiz de¤il, yaz›da s›k s›k yinelenen, “sözde marksistler bir yana gerçek marksistler bile ...” ifadesinden ç›kan bir sonuçtur. “Gözden geçirme”nin, “gerekirse” düzeltmeyle sonuçlanabilecek bir bafllang›ç oldu¤unu, bunun ise revizyon anlam›na gelece¤ini bilerek, soruna bu ciddiyetle yaklaflmak gerekiyor. Do¤rusu, bizim aç›m›zdan, bu grubun da, gelenek sorunudaki yaklafl›mlar›nda do¤ru halkay› ya-

kalayamayan baflkalar›n›n da bu türden bir ihtiyaç duymalar› son derece do¤al bir durumdur. Çünkü bugüne kadar hem Marksizm-Leninizm’i, hem de onun cisimleflti¤i gelene¤in miras›n› yanl›fl kavram›fllard›r ve gerçekte ideolojik devrald›klar› miras, son tahlilde Marksizm’in miras› de¤il, II. Enternasyonal’in miras›d›r. Böyle bir miras›n ise, devrimci bir grup aç›s›ndan önünde sonunda bir t›kan›kl›k yarataca¤› ortadad›r. Dolay›s›yla sorunu öncelikle kendilerinin yaklafl›mlar›nda aramakla bafllamalar› en do¤ru ve devrimci yaklafl›m olacakt›r. Marksizm’i bütünselli¤inden ve ulaflt›¤› en son noktadan kopar›p, ö¤elerinden sadece birine (yönteme) indirgeme hatas›na düflen bu yaz›, her ne kadar devrimcilere “Marksizm’le iliflkilenifl” sorunu hakk›nda yöntem ö¤retme iddias›nda olsa da, gerçekte kendisinin Marksizm’le iliflkilenifli ve Marksizm’e mesafesine iliflkin ciddi anlamda soru iflaretleri do¤urmaktad›r. Gelenek sorununu, kifliler ve onlar›n ortaya koyduklar› üzerinden tarif eden bir yaklafl›m›n sonucu olarak, “ustalar”›n söylediklerini de¤iflik flekillerde yorumlamak zorunda kalmaktan yorulmufl olanlar›n, art›k bu “yük”ü tafl›mak istemediklerinin göstergesidir. Bu yorgunluk sonucunda, ya bir “revizyon” yoluna gidilecek, ya da mevcut birikimin reddi sonucuna gidilecektir. Yaz›da ikinci yolun sinyalleri veriliyor. Ama bu durumun kendi bak›fl aç›lar›yla iliflkisini kurarak, mevcut birikimi gözden geçirmek yerine kendilerini gözden geçirdikleri durumda ise, gerçekte revizyon ihtiyac› duymalar›n›n temelinde kendi zaafl› kavray›fllar›n›n oldu¤unu görmeleri de mümkündür. Zaten yap›lmas› gereken de böyle bir çaba içinde yenilenme ve ileri ç›k›fl›n gerçeklefltirilmesidir. Yaz›n›n Amac› ve Kapsam›yla Bafllayan Sorun Amac›m›z, bir “yaz› elefltirisi” olmasa bile, yaz›n›n konusu ve kapsam› hakk›ndaki tan›m ile, yaz›n›n gerçekte tart›flt›¤› sorunun kapsam› aras›ndaki farkl›l›k, daha bafltan bu soruna de¤inmeyi gerekli k›l›yor. Çünkü gelenek sorununa yaklafl›mdaki zaaf›n ipuçlar›n› daha bu aflamada ortaya koyuyor. Yaz›n›n amac›n›n, “komünistler marksizmden nas›l ö¤renmeli?” ve “komünistler marksizmle nas›l iliflkilenmeli?” sorular›na yan›t vermek oldu¤u belirtiliyor. Hareket noktas› ise, “marksistler aras›nda ‘kaba marksist e¤itimin’ bu kadar yayg›n olmas›” fleklinde tarif ediliyor. 34


4 Söylenenlerden, gerçekten de sorunun bir e¤itim sorunu olarak kavrand›¤› ve Lenin’in örnek al›nmas› üzerinden, sorulara yan›t verme çabas› içinde olundu¤u yans›yor olsa bile, hem genel olarak “marksistler”den söz etmesi, hem de komünistlerin “marksizmle iliflkilenifli” olarak tarif edilmesi, sorunun “e¤itim” kapsam›n› aflan boyutlar›na iflaret ediyor. Basit bir dil sürçmesi olarak da görülmesi mümkün olan bu söylenenler, hem yaflanan sorunlar›n yuvarlan›p, genellefltirilmesini, hem de sorunlar›n yanl›fl kavran›fl›n› ifade ediyor. E¤er sözkonusu olan bir e¤itim sorunu olsayd›, çözümü için, bu yayg›n oldu¤undan flikayet edilen “kaba marksist e¤itim”in yerine, devrimci bir e¤itimi geçirmek için bir çaba içine girilir, buna uygun propaganda ve e¤itim materyalinin ortaya konulmas›na çal›fl›l›rd›. Halbuki yaz› boyunca ortaya konulanlardan ve verilen örneklerden ç›kan sonuçlar, gerçekte “ö¤renme” sorununu de¤il, ideolojik sorunlarla ilgili bir s›k›nt›n›n ve tart›flma ihtiyac›n›n varl›¤›n› gösteriyor. fiu durumda, kendi saflar›nda da yafland›¤› belli olan genel bir “e¤itim” üzerinden ortaya koymak, sorunu aç›kl›kla ifade etmekten kaç›nmak anlam›na geliyor. Böylece yaflanan sorunlar, genel olarak Marksistlerin e¤itimi sorunu alt›nda bulan›klaflt›r›lm›fl oluyor. Bununla ba¤lant›l› ikinci k›sm› ise daha da önemlidir. “Komünistlerin Marksizmle iliflkilenifli”nin e¤itim sorunu olarak konulmas›n›n yan›nda; asl›nda gelenek sorunu kapsam›na giren “Marksizmle iliflkilenifl” sorununun, Lenin bile olsa, bir “birey” üzerinden tarif edilmesidir. Marksizm, tek tek yaz›l› belgeler, fikirler, fikirlerin evrimi vb. olmad›¤› ve komünizm yönünde süren örgütlü bir hareketi ifade etti¤i için, “komünistlerin Marksizmle iliflkilenifl” sorunu da, “Marksizmi ö¤renme” sorunundan farkl› olarak, s›n›f mücadelesinde devral›nan mirasla ilgili bir sorundur. Marksizmle ‹liflkilenifl Tarz› Kimin Sorunu? Komünistlerin Marksizm’le iliflkilenifli, örgütlü bir gelene¤in miras›n›n devral›nmas› ve sürdürülmesi biçiminde gerçekleflir. Elbette ki, Marksizm’in süreklili¤ini temsil etti¤i düflünülen gelene¤i nerede görüyorsak, iliflkilendi¤imiz “marksizmi” de orada buldu¤umuzu düflünürüz. Ama e¤er bir örgütlü gelene¤in miras›n› de¤il de, “ustalar›n” miras›n› devralacaksak, gerçekte hiçbir flans›m›z yok demektir. Çünkü en baflta, “ustalar” yazd›klar›, söyledikleri ve yapt›klar›yla, örgütlere katk›lar› ne olursa olsun, tek bafllar›na bir gelene¤i oluflturamazlar da, sürdüremezler de. Hele de bu Marksizm gibi, devrimci eylemin k›lavuzu olan, yani sadece örgütlü öznelerin baflarabilece¤i devrimci yürüyüfle yol gösteren bir ö¤retiyse, bu miras› “ustalar›n” temsil etmesi mümkün de¤ildir. Dolay›s›yla Marksizm’le iliflkilenifl, Lenin’le de¤il, örgütlü bir gelenek dolay›m›yla gerçek-

Eylül 2001

leflebilir. Bir örgütten, bir gelenekten söz edildi¤inde, onu, program›yla, örgütlü varolufluyla, toplam prati¤iyle de¤erlenirmek gerekir. Lenin’in, önderlerin katk›lar› ne olursa olsun, sözkonusu olan miras, kiflilerin miras› de¤ildir. Tek tek komünist militanlar ise, bu mirasla ancak ba¤l› bulunduklar› ak›m arac›l›¤›yla iliflkilenirler. Bugün komünistlerin Marksizm’le iliflkilenifli, Marks’a dönerek olmayaca¤› gibi, Lenin’e dönerek de olmayacak; Marksizm’i sürdüren, doruk noktas›na ulaflt›ran Bolflevizmle buluflarak gerçekleflecektir. Lenin’in Marksizm’le iliflkilenifli de ayn› kapsamdad›r. Lenin’in Marksist oluflu ayr› fleydir, Marksizm’le iliflkilenifli ayr›. Marksizm’e göre konumunu belirlemesi, onun miras›n› devral›p süreklili¤ini sa¤lamas›, örgütsüz olabilecek bir fley de¤ildir. Bu nedenledir ki, Bolflevizm diye bir ak›mdan bahsediliyor ve Bolflevizm Lenin’e eflit de¤ildir. Oysa, yaz› boyunca, “Lenin’in Marksizmle iliflkilenifl tarz›” üzerinden verilen örneklerin tamam› da, bir birey, bir “dahi” olarak Lenin’den söz ederek, sorunun bu boyutunu karartm›fl oluyor. Örneklerin tümünün de programatik sorunlar üzerinde verilmesi dikkat çekiyor. Halbuki, programatik sorunlarla ilgili tart›flmalar, bir örgütün prati¤ine yön vermek üzere yap›l›r ve orada kimin nas›l bir “dahi” oldu¤u de¤il, o güne kadarki biçimleniflin etkisi sözkonusudur. Bunlara yaz› boyunca de¤inece¤imiz için flimdilik geçiyoruz. Böylece, sorunun kapsam›n›n tarifinde bile, yazar›n yaz› boyunca tart›flt›¤› “sözde marksistler”, “kitabi marksistler”, “marksizmi kavrayamayanlar” vb.’nin yapt›¤› gibi Marksizm, bir örgütlü siyasal hareket olarak de¤il, yaz›lar ve sözler olarak görülerek, daha bafltan bir kafa kar›fl›kl›¤› ve yanl›fll›kla bafllanm›fl oluyor. Marksizm’le ‹liflkilenifl Tart›flmas› Hangi ‹htiyaçtan Kaynaklan›yor? “Marksizm’le iliflkilenifl” sorununu, program ve örgüt dolay›m›yla tan›mlad›¤›m›z zaman, yani sorunu tek tek komünist militanlar›n “e¤itimi”nden ç›kar›p, gelenek sorunu olarak netlefltirdi¤imizde, bir soruyla karfl›lafl›yoruz. Teoride Do¤rultu, gelenek sorununu neden tart›flmak istiyor, böyle bir tart›flma ihtiyac› nereden do¤uyor? Özellikle de, “marksist leninist komünist”lerin bir program sorunlar›n›n olmad›¤›n› varsayd›¤›m›zda, buna bir de, ilgili grubun, Marksizm-Leninizm bütünlü¤ü ya da Marks ile Lenin iliflkisini daha önce “halletmifl” oldu¤unu da ekledi¤imizde, soru daha da anlam kazan›yor. Teoride Do¤rultu’nun temsil etti¤i çizgi aç›s›ndan, “Lenin’in Marksizmle iliflkilenifli” sorunu çözümlenmiflti. Buna göre, Leninizm, “emperyalizm ça¤›n›n Marksizmi” olarak tan›mlan›yordu. Görünüflte “hareket halindeki Marksizm” görüntüsü veren bu tan›m, gerçekte Marksizm’in ilk oluflum itibariyle tafl›d›¤› eksiklik ve boflluklar› (ki boflluklar›n 35


Eylül 2001

4

bulunmas› anlafl›lmaz de¤ildir) görmezden geldi¤i gibi, Lenin’in ve Bolfleviklerin Marksizm’e yapt›klar› katk›y› da bir yana atmak anlam›na geliyor. Sorunlar› laf kalabala¤› içinde gizlemenin en iyi yöntemidir bu. Marks’la Lenin aras›ndaki farkl›laflmalar›, daha do¤rusu Lenin’in katt›klar›n›, ça¤›n ve dönemin farkl›l›¤›yla aç›klamak, böylece de, sahip olunan teorik birikimi ve örgütlü miras› belirsizlefltirmektir. Örne¤in, emperyalizm ve proleter devrimler ça¤›nda devrimci parti gerekiyordu, Lenin bunu “keflfetti”, ama önceki dönemde devrimci parti gerekmiyordu sonucuna bu mant›ktan hareketle varmak mümkündür. Asl›nda, devrimci bir parti gerekiyordu ve Marks ve Engels böyle bir “parti”nin kuruluflunda yer ald›lar, program›n›n oluflturulmas›nda da temel katk›lar› oldu. Demek ki gerekiyormufl. Ama, girifltikleri bu pratik, Marksizm’in oluflum dönemi itibariyle parti konusunda teorik bir çerçeve ortaya konulmad›¤› gerçe¤ini de¤ifltirmiyor. Bunu ça¤ fark›yla yani “serbest rekabetçi dönem” ile “emperyalizm” döneminin aras›ndaki ihtiyaçlar›n farkl›l›¤›yla aç›klamak, hem “dogma olmad›¤›” kan›tlanmaya çal›fl›lan Marksizm’i bir dogmaya indirgeme, hem de Lenin’in temel katk›s›n›n üzerini örtme ifllevi görür. Ayn› flekilde, daha bafl›ndan itibaren bir dünya sistemi olarak tan›mlanan sosyalizmin, “tek ülkede olabilirli¤i” sonucu da yine bu ça¤ fark›yla aç›klanmaktad›r. Böylece, dönemlere damga vurmufl sorunlar›n üstü, ça¤ fark›yla örtülmekte, teorik miras belirsizlefltirilmektedir. Ama ne olursa olsun, ilgili grubun yaklafl›m› yukar›daki gibiydi ve kendisi aç›s›ndan Marks-Lenin iliflkisinin yeniden gündeme gelmesi için bir neden de yoktu. Leninizm, “emperyalizm ve proleter devrimler ça¤›n›n Marksizmi”ydi ve proleter devrimleri ça¤›ndan e¤er 100 tane y›l anlafl›lm›yorsa, yeniden Lenin’in Marksizmle iliflkisini tan›mlamaya gerek yoktu. E¤er böyle bir gereksinim duyuluyorsa, bu bizi, yaz›da tart›fl›lan sorunun baflka bir boyutuna götürür. Gerçekte Lenin’den ö¤renmek ad› alt›nda yap›lan fley, Marksizm ile Lenin’in iliflkisi olmaktan çok, bu grubun bugün Marksizm-Leninizm’le iliflkisidir. Ama, yaz› boyunca Lenin’e sürekli övgülerde bulunuldu¤u için, bugün itibariyle bu iliflkide bir sorun yokmufl gibi görünse de, gerçekte Lenin’in Marksizmle iliflkisi sorunu, bu yaz› çerçevesinde “Marksist Leninist Komünistler”in Marksizm-Leninizmle iliflkisi anlam›na gelmektedir. Bu yönünden kopar›ld›¤›nda, sanki tarihte kalm›fl bir sorun gibi görülüyor. Oysa yazar aç›s›ndan gerçek bir sorunu ifade ediyor. Lenin’in Marksizm’le iliflkilenifli de, Teoride Do¤rultu’nun Leninizmle iliflkisi de, “ça¤›m›z” de¤iflmedi¤ine göre, ayn› kapsamda olmal›yd›. Sorun “e¤itim” sorunu olmad›¤›na göre, Marksizm-Lenin

iliflkisi de yukar›daki çerçevede halledilmifl oldu¤una göre, bugünkü tart›flma neyi, hangi ihtiyac› ifade ediyor? Sorunun kritik yan› tam da buras›d›r. Bugün art›k, Bolflevizm’in teorik ve pratik birikim ve miras›yla, Lenin sonras› dönem aras›ndaki kopuflu göremeyip, bunlar› bir bütün olarak de¤erlendirince, ister istemez geçmifl birikimi tafl›mak ve ondan yararlanmak, Lenin sonras›yla öncesini, Lenin’in iki dönemini birbiriyle ba¤daflt›rmak güç oluyor. Bu durum ise, giderek bu mirastan uzaklaflma ihtiyac›n› do¤ruyor. Asl›nda ona yük olan, Bolflevizm’in miras› de¤il, sonras›n›n yüküdür. Bu yükü Bolflevizmle ba¤daflt›rmak, ayn› anda ikisine birden sahip ç›kmak mümkün de¤ildir. Mevcut çizgisi t›kanm›fl, programatik yaklafl›mlar› ihtiyaçlara yan›t vermekten uzakt›r. Düne kadar bu yaklafl›mlarla “idare edebilir”ken, bugün art›k bu mümkün olmamaktad›r. Bir yanda Bolflevizm miras›yla sonras›n› ba¤daflt›ramamak, di¤er yanda bugünkü t›kan›kl›k, bu ikisi aras›nda yaflanan bir bocalama sözkonusudur. Bu nedenle de, geçmifl birikimi de¤iflik biçimde yorumlamadan bir ad›m daha at›lamayaca¤› hissedilmekte, bunun s›k›nt›s› yaflanmaktad›r. Bunu dile getirmek kolay olmad›¤› için de, afla¤›da gösterece¤imiz dolambaçl› yollara baflvurulmaktad›r. “Yük”ten Kurtulman›n K›l›f›: “Devrimcilik” Yaz› boyunca, sürekli olarak Lenin övgüsü eflli¤inde, Marksizm’in prati¤in ihtiyaçlar›yla iliflkisi vurgulan›yor. Lenin’in bir devrimci olarak, s›n›f mücadelesinin pratik ihtiyaçlar›yla, günün de¤iflen görevleriyle ba¤›n› kurdu¤u Marksizm’i dönemin ihtiyaçlar›na uyarlad›¤› vurgulan›yor. Bunda bir yanl›fll›k da yok. Ancak bu vurguyu güçlendirme çabas› içinde, “çarp›k Marksizm” kavray›fllar›yla tart›flma ad› alt›nda, Marksizmin “yöntem”e indirgenmesi dikkat çekiyor. Yazar, bazen “Marksist fikirler”, bazen “marksist teori”, bazen “kitabi bilgiler y›¤›n›” olarak adland›rd›¤›, tümünü ayn› kefeye koydu¤u, gerçekte Marksizm’in teorik birikimini ifade eden yönlerini, yöntemin üstünlü¤üne kurban ediyor. ‹flte birkaç örnek: “Okuyucunun dikkatinin ayn› zamanda Lenin’in ‘marksist fikirler’ ile ‘materyalist yöntemi’ bir ve ayn› fley olarak görmedi¤ine, materyalist yöntemin üstünlü¤ünü vurgulad›¤›na çekmek istiyoruz.” (s. 10) Kuflkusuz Marksist fikirler ile materyalist yöntem bir ve ayn› fley de¤ildir. Ama marksist fikirlerle kastedilenin ne oldu¤u aç›k de¤ildir. E¤er “fikir”le kastedilen “teori” ise (ki öyle görünüyor), bu fikirlerle, materyalist yötemi birbirinden ay›rmak da mümkün de¤ildir. Kavram›n “fikirler” olarak keyfi kullan›m›nda iflin teorik birikim boyutu dikkat çekmese de, “fikirler” yerine “teori” konuldu¤unda, durum a盤a ç›k›yor. Önce böyle bir mekanik ayr›m yap›ld›ktan sonra, s›ra “yöntem”in “fikirler”den üs36


4 tün oldu¤unun kan›tlanmas›na geliyor: “Ancak marksist fikirler en nihayetinde marksist yöntemin gerçek süreçlere uygulanmas›n›n sonuçlar›d›r. ‘Marksist fikirler’ pek ala eksik ve hatta ‘yanl›fl’ da olabilirler. Ya da gerçekli¤in asl›na uygun bilgisi anlam›nda ‘do¤ru’ olduklar› durumda da gerçekli¤in hareketinin gerisinde kalarak ‘eski’yip afl›labilirler. O halde, demek ki, ‘marksist fikirler’in kendileri de materyalist yöntemin s›nav›ndan geçirilebilirler. As›l ve temel olan, özsel olan materyalist yöntemdir.” (s. 10) Baflka bir örnekte, “Marksist fikirler”den kastedilenin “Marks’›n fikirleri” oldu¤unu ö¤reniyoruz: “O (Lenin-PA), gerekli oldu¤u her durumda Marks’›n fikirleri için savafl›ma girer, ama yukar›da aç›klay›p vurgulad›¤›m›z gibi, Lenin’de Marks’›n yöntemi, Marks’›n fikirlerine üstündür.” (s. 12) Afla¤›da ise, “fikirler”, “görüfller, “formüller”, “teori” gibi kavramlar›n hepsinin ayn› anlama geldi¤ini görüyoruz: “Marksist yöntemin uygulamas›n›n sonuçlar› olan görüfller, fikirler, teoriler, formüller, tanr›sal mutlak ‘do¤rular’ de¤il, tarihsel sürecin insan beyninde de¤iflikli¤e u¤rayan yans›malar›d›r.” (s. 19) Bu aktard›klar›m›zdan, yazar›n Marksizm’i ö¤elerine ayr›flt›rd›¤› ve fikir, teori, görüfl, formül gibi ifade etti¤i, gerçekte Marksizm’in teorik birikimini oluflturan ö¤eleri önemsizlefltirip, “yöntem” dedi¤i, ama bir türlü netlefltirip, tan›mlayamad›¤› fleyi tüm bu birikimden üstün tuttu¤u anlafl›l›yor. (Bir de bunun, e¤itim sorunuyla ilgili bir yaz›da yap›ld›¤›n› düflünelim. Militanlar, sak›n ola ki bu fikirleri, görüflleri teorileri ö¤renmeye kalk›flmas›nlar. Sadece yöntemi ö¤rensinler yeter. Onu da “Marksist Leninist Komünistler” tafl›d›¤› için, e¤itim sorununu, bu çizginin ortaya koyduklar›yla halletmek yeterlidir.) Afla¤›da, “yöntem” üzerindeki ›srar ihtiyac›n›n, yazar› kendi yapt›¤› al›nt›lardaki vurgular› bile görmez hale getirdi¤ini görelim. Lenin’in, Narodniklerden kopufl gere¤i üzerine söylediklerinden ›srarla, Narodniklerin sorununun “yöntemleri”nde oldu¤u sonucuna bizi ikna etmeye çal›fl›yor. Lenin’den yap›lan aktarma flöyle: “Narodnik teorisyenler, araflt›rmac›lar, toplumbilimde sa¤lam bir teoriden, üretim iliflkilerini ay›rman›n ve özel bir biçimde incelemenin gere¤ini gösteren bir teoriden yoksundular.” Aktard›¤› bu sözlerin ard›ndan, buradaki vurgunun “yöntem”e oldu¤unu anlatmaya çal›fl›rken flunlar söyleniyor: “Sorun narodnik fikirlerden önce narodniklerin yöntemindeydi.” Daha sonra, Lenin’in yapt›¤›n›n Marksizm’in “fikirleri”yle Narodniklerin fikirlerini karfl›laflt›rmak olmad›¤›n›, bununla yetinmeyip, onlar›n yöntemini de marksist yöntemle karfl›laflt›rd›¤›n› söylüyor. Ama verdi¤i örnekte (s. 9), Lenin’in yapt›¤›, “yöntem” aç›s›ndan Marksizmle Narodniz-

Eylül 2001

mi karfl›laflt›rmak de¤il, narodniklerin s›n›fsal kökenleriyle, ideolojik-teorik çerçevesi aras›ndaki ba¤lant›y› a盤a ç›karmakt›r. Yani “marksist yöntem”i, yöntemler karfl›laflt›rmas›yla de¤il, s›n›fsal kökenlerine indirerek uygulamas›d›r. Lenin, Narodniklerin fikirleriyle Marks’›n fikirlerini karfl›laflt›rmakla yetinmeyip, onlara Marks’›n yöntemini anlatsayd› ve onlar›n yöntemleriyle Marks’›n yöntemlerini k›yaslasayd› da, yapt›¤› fley bu defa da yöntem hakk›ndaki “fikir”lerin k›yaslanmas› olacakt›. Çünkü, yöntem bir maymuncuk de¤ildir, isteyen istedi¤i gibi kullanamaz. Buradan ç›kan sonuç, Narodniklerin, Marks’›n yöntem hakk›ndaki görüfllerine de kat›lmamas› olacakt›r. Yazar bunlar üzerine düflünecek yerde, buz gibi de devrimci teoriden yoksunluklar› üzerinde duruldu¤u apaç›k olan aktarmadan, sorunun teoride de¤il yöntemde oldu¤u sonucunu ç›karmaya çal›fl›yor. Belli ki yazar›n, Marksist teorinin, yani onun literatüründe “fikirler”in temel al›nmas›ndan rahats›zl›¤› var. Bunun do¤ru olmad›¤›n› düflünüyor. Yöntemin öne ç›kar›lmas› ad›na, kendisine dayan›lmadan ilerlemenin mümkün olmad›¤› teorik miras› önemsizlefltiriyor. Sadece “fikirler” olarak bak›lan bir Marksizm’in, bu “fikirleri”nin aktar›lmas›yla yetinmenin yeterli olup olmamas› baflkad›r, ama bu yetersizli¤i vurgulama görüntüsü alt›nda “fikirler” diye s›radanlaflt›r›lan Marksizm’in bütünlü¤ünden kopar›lmas› mümkün olmayan teorik birikimi bir kenara atmak baflkad›r. Bu örneklerden, hem Marksizmi savunmak, ama hem de O’nun teorik miras›na bütünsel olarak sahip ç›kman›n yazar aç›s›ndan güç oldu¤u, hatta mümkün olmad›¤›, bu yüzden de Marksizmi “yöntem” olarak aç›klay›p, iflin içinden ç›kmaya çal›flt›¤› ortaya ç›k›yor. Gerçekten yazar, bir yandan “teori”nin öneminden, bir yandan “Marks’›n fikirlerinin yönteminin karfl›s›na konulamayaca¤›”ndan söz ederek, Marksizmin bütünlü¤üne sahip ç›kma çabas›n› samimi olarak gösteriyor. Ama yapt›¤› vurgulardan tersi bir sonuç ortaya ç›km›fl oluyor. Lenin’den verdi¤i örneklerle birlikte düflünüldü¤ünde, yapt›¤› vurgular bir yandan “devrimin ihtiyaçlar›”, devrimci pratik çal›flmaya hizmet etmek gibi vurgular› da içeriyor, ama öne ç›kan sorun, “geçmiflte kalana tak›l›p kalmamak”, “fikirlere tak›l›p kalmamak”, “kendi söylediklerinde ›srar etmemek” oluyor. Bolflevizm’in tüm özgünlüklerine ra¤men, bafllang›çta II. Enternasyonal gelene¤ine ba¤l› olan, SPD’yi “model” olarak alan bir parti oldu¤u gözden kaç›r›ld›¤›nda, elbetteki Lenin’in ve Bolfleviklerin baflard›¤› kopufl ve yenilenmeyi bilince ç›karmak mümkün olmaz. Bu durumda, d›flardan bakan birine görünen fley, yenilenme de¤il de “geçmifle tak›l›p kalmama” olur. Bu vurgulara bakanlar›n, Lenin’i s›k s›k “fikir” de¤ifltiren bir önder oldu¤u sonucuna varmamak için bir neden görünmüyor. 37


Eylül 2001

4

Oysa Lenin bir önderdir ve önderlerin fikirleri s›k s›k de¤iflmez. Hele bunlar, yazar›n Lenin’i överken söyledi¤i gibi, “marksizmin bilgisine ve yöntemine mükemmel hakimiyet” üzerinden oluflmufl olan, güçlü bir teorik temele dayanan “fikirlerse” bu iki kat daha geçerlidir. Bu örneklerden ve yazar›n vurgular›ndan hareketle, flu soruyu sorma hakk›m›z do¤uyor: Marksizmin teorik birikiminin, eskiyen, bugüne yan›t vermeyen, de¤iflmesi gereken yanlar› nelerdir? Sorunlar› laf kalabala¤› içinde geçifltirmek yerine, as›l bu soruya yan›t vermelisiniz. Görüfllerin, formüllerin eskiyebilece¤i hakk›ndaki laf kalabal›¤› ve genel sözler yerine, eskidi¤ini düflündü¤ünüz nelerse bunlar› ortaya koyun, biz de ö¤renelim. Ama hay›r, bunu yapmak yerine “yöntem” hakk›ndaki bilgiçliklerle sorun geçifltiriliyor. Yaz›daki bu uzun ve b›kt›r›c› yöntem tart›flmas›ndan neyin amaçland›¤›na iliflkin bir ipucunu flu sözlerde bulabilmek mümkün: “Tarihin ak›fl›, somut ekonomik toplumsal ve siyasal durumun kaç›n›lmaz de¤iflimi, marksist yöntemin yeni durumlara uygulanmas›n› gerektirir ve kaç›n›lmaz olarak yeni teorik sonuçlara ulafl›l›r. ‘Yeni teorik’ sonuçlara ulaflmaktan korkup kaç›nanlar, yanl›zca marksizmin yönteminden uzaklaflmakla, marksist yönteme ihanet etmekle kalamazlar, ayn› zamanda siyasal ve s›n›fsal pozisyonlar›n›n de¤iflime u¤ramas› da kaç›n›lmazd›r.” (s. 20) Yazar bu kadar dolambaçl› yollardan gidece¤ine, flu son aktard›¤›m›z kayg›s›n› aktarsayd› ve “marksist yöntem”i kullanarak, de¤iflen koflullar›n sonucunda vard›¤› “yeni teorik sonuçlar”›n neler oldu¤unu ortaya koyarak tart›flmaya açsayd›, bu kadar laf kalabal›¤›ndan daha iyi bir ifl yapm›fl olacakt›. “Eskiyen Fikirler” ve Gelenek Sorunu Yaz› boyunca, marksist yöntemin vurgulanmas›n›n ard›ndan bir kez de flöyle bir vurgu yap›l›yor: “Demek ki, marksizmi kitabi bilgiler y›¤›n›na indirgeyen yaklafl›mlar hiç de marksist de¤ildir.” (s. 21) Anl›yoruz ki, yazar›n tart›flt›¤›, Marksizmi kitabi bilgiler y›¤›n›na indirgeyen birileri var. Afla¤›da, yazar›n “kitabi bilgi y›¤›n›” dedi¤i fleyin ne oldu¤unu görece¤iz. Ama ondan önce, döne döne üstünlü¤ünü vurgulad›¤› “marksist yöntem”in yazara göre ölçütlerini ö¤renelim: “Marksizmi, ‘canl› marksizm’ yapan birinci temel etmen bir çok kez vurgulad›¤›m›z gibi marksizmin yöntemidir. Do¤al olarak, marksizmin yöntemi uygulay›c›n›n elinde canl› kalacak, yani hareket halindeki ekonomik, toplumsal ve siyasal/s›n›fsal gerçekliklerle iliflkiye girerek canl›l›¤›n› koruyacak ya da iliflkisini kaybederek, gerçeklerin gerisinde kalarak ölüme yatacakt›r. Marksizmin ‘canl› marksizm’ olmas›n› güvenceye alan ikinci temel etmen ise,

marksist teorinin amac›na ba¤l›l›k, yani bu teorinin ezilen s›n›f›n eline, do¤ru savafl sloganlar› verme görevini yerine getirmesini sa¤lamakt›r.” (s. 21) Peki, bu yöntemin kullan›l›p kullan›lmad›¤›n›, yani Marksizm ad›na boy gösteren öznelerin, s›n›f mücadelesinin amac›na ba¤l› olup olmad›¤›n›, gerçeklikle iliflkisini neye göre belirleyece¤iz? Niyetlere göre mi? Kald› ki, Marksizm gerçeklikle iliflkiye girecekse bu kendi kendine olmayacak, onu benimseyen ve sahiplenenlerin dolay›m›yla gerçekleflecek. Demek ki Marksizm’in “donuk” ve “ölü” kavran›fl› gerçekte yazar›n kendisine aittir. Çünkü Marksizm’den, kendinden menkul bir t›ls›m bekliyor. Zaten yukar›daki sözlerin hemen alt›nda bunu söylüyor da: “Ama marksizm, ‘tarihsel sürecin her evresinin, somut iktisadi ve siyasal durumuyla zorunlu olarak de¤iflen’ görevleri, hedefleri aç›klamad›¤› zaman ifllevselli¤ini kaybederek amac›ndan kopar, tarihin gerisinde kald›¤› için cans›zlafl›r, solar ve ölüme yatar.” (s. 21) “Ölüme yatar m›, yatmaz m›?” sorusunu bir yana b›rakal›m ve soral›m: Ölüme yatm›fl m›d›r, bugünkü görevleri aç›kl›yor mu, aç›klam›yor mu? Yazar buna yan›t vermelidir. Yukar›da da belirtti¤imiz gibi, “ustalar›n yazd›klar›” olarak kitapl›k raflar›nda duran bir Marksizm’in bunu yapmas›, yeni görevler tarif etmesi mümkün de¤ildir. Böyle bir “Marksizm” de yoktur zaten. Demek ki sorun, baflkalar›n›n Marksizmi nas›l kavrad›¤›nda de¤il, yazar›n ona yükledi¤i anlamdad›r. Bugün Marksizm’i, ne yaz›k ki onu tafl›yan bir örgütten de¤il de, kitaplardan ö¤renmek durumunda kal›fl›m›z da, “kitabi bilgilerin” yazara göre sorun yaratmas› da, bugün Marksizm ad›na ortal›kta dolaflan “fikir”lerin gerçekli¤e yan›t vermemesidir. Bunu görmeyip, “ifllevsel marksizm” tarifine girip, Marksizme öznesinden ba¤›ms›z t›ls›ml› bir anlam yükleenrek yaklafl›ld›¤›nda, tersi yönde ne söylenirse söylensin, ilgili kifli için Marksizm ölmüfltür. E¤er yazar, Marksizm’in bugün gerçekleri aç›klamad›¤›n› düflünüyorsa bunu ortaya koymal›d›r. “Aç›klar” ama “aç›klayamayabilir de”, “teori önemlidir ama eskiyebilir de” gibi sözcüklerle sorunun çevresinde dolaflmaktan vazgeçmelidir. Ya da Marksizmi bizim tan›mlad›¤›m›z gibi, bir hareket olarak ve bu harekete ›fl›k tutan bir dünya görüflü, teorisi, prati¤i ve yöntemiyle bütünsel bir eylem k›lavuzu olarak alg›l›yorsa, o durumda, bugüne yan›t vermeyen fleyin Marksizm de¤il, onun çarp›t›larak bugüne tafl›nm›fl karikatürü oldu¤unu kabul etmelidir. Yazar, baflkalar›na marksizmi ö¤retmeye kalkaca¤›na, Marksizmin ölüp ölmedi¤i hakk›nda uzun uzun vaazlar verece¤ine, Marksizm’in süreklili¤inin nas›l sa¤lanabilece¤ini, kendi soyut ölçülerinden öte, somut ve inand›r›c› bir kan›tla birlikte ortaya koymal›d›r, “devrimin ihtiyaçlar›” soyutlu¤uyla de¤il. 38


4 Marksizm, felsefesiyle, ekonomi politi¤i ve devrimci sosyalizm ö¤retisiyle, Marksizmin bir bütündür. Bu ö¤elerden herhangi birisi bu organik bütünlükten kopar›ld›¤›nda, Marksizm bu ö¤elerden birine indirgendi¤inde, “ölü marksizm” “canl› marksizm” gibi ayr›mlara gitmek zorunlu hale gelir. Burjuvazinin de liberallerin de, örne¤in “iktisatç› marks”›n bir “dahi” oldu¤una yeminler etti¤ini, ya da dünyadan elini ete¤ini çekmifl bir “felsefeci”, bir “sosyolog” olarak onu ba¤›rlar›na bast›¤›n›, ayn› flekilde “siyasetçi Marx” › burjuva toplumunu iyilefltirmeye çal›flan bir radikal reformcu olarak yutturmak istedi¤ini biliyoruz. Yazar da, devrimci vurgular alt›nda, Marksizm’in bütünlü¤ünden kopar›lmas›na hizmet etmifl oluyor, dolay›s›yla sonuçta Marksizmi tam da burjuvazinin görmek istedi¤i duruma düflürüyor. Üstelik bunu yaparken, Marksizmi savunmaya çal›flmas›, gerçekten devrimci bir niyet ve samimiyetle bunu yapmas› ise, trajik bir durumu ifade ediyor. Teoride Do¤rultu’nun Sorunu Gelenek Sorunudur Yazar›n, Marksizmin yönteminin “üstünlü¤ü”nü kan›tlamak için verdi¤i örneklerden dikkat çekici olan fiubat-Ekim 1917 aras› döneme iliflkin ortaya konulanlard›r. Buradaki yaklafl›mlar, asl›nda gelenek sorununun yanl›fl kavran›fl›n›n çarp›c› bir örne¤ini ve sonucunu ortaya koyuyor. Lenin’in “Marksizmle iliflkilenifli” ve ondaki “marksist yönteme hakimiyet”in örnekleri olarak ortaya konulan bu dönemdeki tutumlar, gerçekte II. Enternasyonal gelene¤inden kopuflla ilgili sorunlard›r. Örneklere yak›ndan bak›ld›¤›nda bunu daha rahat görmek mümkün. “Lenin’in marksizmin yöntemine hakimiyetinin ve keza kendi görüflleri ile iliflkileniflinde daima ‘özünde elefltirel ve devrimci’ duruflunun flahane bir örne¤i fiubat Devrimi’nden sonra yaflan›r. 1917 fiubat Devrimi Romanovlar›n iktidar›n› -Çarl›¤› y›kar; ‹flçi-Asker (köylü) Sovyetleri ve geçici devrimci hükümet yani, ikili iktidar do¤ar. Lenin ‘yeni durumu’ derinli¤ine kavram›flt›r. Ve partinin kendini yeni duruma adapte etmesini, yeniden yap›lanmas›n› ister. ... Lenin ve ‘eski Bolflevikler’ olmak üzere partide iki ayr› e¤ilim aras›ndaki aç›k mücadele sert bir flekilde sürer. Partisiyle ‘ters düflen’ Lenin, bu mücadelede yaln›zd›r.” (s. 18) Lenin’in “yaln›z” oldu¤u bu mücadele, burjuva devrimin tamamlanmas› ve “proletaryan›n ve köylülerin devrimci demokratik iktidar›” sorunu üzerinden yaflan›yor. Bu mücadeledeki Lenin’in tutumunu ve yaklafl›m›n›, Teoride Do¤rultu yazar›, “eski formüllere”, “kendi görüfllerine saplan›p kalmamak” olarak adland›r›yor. Kendisinin de belirtti¤i gibi Bolflevikler, “15-20 y›l devrime bu sloganla haz›rlanm›fl ve devrimi bu sloganla haz›rlamaya çal›flm›flt›r.” (s.

Eylül 2001

19) Ama flimdi yaflam, baflka gerçekleri karfl›lar›na ç›karm›flt›r. Bu “yenilik” iktidar sorunun öngörülenden farkl› bir biçimde karfl›lar›na ç›kmas›d›r. Lenin’in “yeni durum” karfl›s›ndaki tutumunun farkl›l›¤›n› gören Teoride Do¤rultu, bunu Lenin’in marksist yönteme olan hakimiyetine ba¤l›yor. “...daha 1915’te tarihsel süreçte meydana gelmifl de¤iflimi derinli¤ine sezmekle de kalmam›fl, birçok bak›mdan berrak biçimde anlam›flt›.” (s. 20) Teoride Do¤rultu’nun çizgisinden biliyoruz ki bu yenilik, emperyalizmin tahlilidir. Ama emperyalizm tahlilinin getirdi¤i sonucun burjuva devrimini tamamlama “fikrinde” tak›lmay›p, “sosyalist devrime geçmek” oldu¤unu düflünüyor. Asl›nda, burjuva devrimi tamamlama sorunu üzerinden yaklafl›ld›¤›nda, Lenin’in emperyalizm tahlilinin katk›s› olsa bile, as›l sorun bu de¤il, proletarya iktidar› sorunudur. Tart›flt›¤›m›z konu bak›m›ndan ise, Lenin ve di¤erleri, “eski bolflevikler” biçiminde yaflanan tart›flma ve kutuplaflma, gökten zembille inmemiflti. 1914’e kadar, temel referans olarak II. Enternasyonal gelene¤ine ba¤l› olan Bolflevikler, devrim aflamalar› öngörüsü üzerinden, önce demokratik devrim, sonra sosyalist devrim diyorlar ve sosyalist devrime geçmek için Avrupa devrimlerinin olmas› gerekti¤ini düflünüyorlard›. (Bunlar› Teoride Do¤rultu da aktar›yor.) Bu durumda, yeni durumu anlay›p anlamamaktan öte, eski stratejinin, dönem yeni olmasa da eksik olan boyutu ön plana ç›k›yor. Eski Bolfleviklerin itirazlar› ve ayak diremeleri ne anlafl›lmazd›r, ne de eski bak›fl üzerinden bak›ld›¤›nda yanl›flt›r. Çünkü onlar böyle bir stratejik bak›flla biçimlenmifller, devrimci durumun ortas›nda, bir yanda y›k›lan çarl›k, di¤er yanda geçici hükümet, ama bir de nüve halinde iflçi iktidar› olan sovyetler ortaya ç›kt›¤›nda, yani iktidar sorunuyla karfl› karfl›ya gelindi¤inde, do¤al olarak bu stratejiye göre refleks göstermifllerdir. “Proletarya ve köylülü¤ün devrimci demokratik diktatörlü¤ü”nün tam gerçekleflmedi¤ini görüyorlar ve bu süreci tamamlamay› öngörüyorlar, bu çerçevede koflullu da olsa geçici hükümete destek vermeyi savunuyorlard›. Bu, “eski bolflevikler”in eskimesinden, Marksizmin yöntemine uzakl›klar›ndan de¤il, o güne kadar bu hedefle mücadele etmelerinden kaynaklan›yordu. Lenin’in bilince ç›kard›¤› ve gerçekte 1905’ten, “‹ki taktik”ten devrald›¤› da, proletaryan›n hegemonyas› sorunu, iktidar perspektifidir. ‹ktidar perspektifi, “proletarya ve köylülü¤ün devrimci diktatörlü¤ü” olarak görülen geçici hükümetin s›n›f uzlaflmac› niteli¤iyle birlikte ortaya ç›kmas›yla birlikte, devrimi sürdürmek için proletarya iktidar›n› gerektiriyordu. Bu durumda eskiyen stratejiyi yenileme sorunu, çetin bir sorundu. Taktik manevra yetene¤iyle, “eskiye tak›l›p kalmamakla” aç›klanabilecek bir sorun de¤ildi. Teoride Do¤rultu’da da verilen aktarmada, Le39


Eylül 2001

4

nin tam da bunu söylüyor: “Bolfleviklerin fikirleri ve sloganlar›, bütünü içinde tarih taraf›ndan tamam›yla do¤rulanm›fllard›r, ama somut gerçek olaylar, bizim önceden görebildi¤imizden baflka flekilde oldu; daha özgün ve daha çeflitli biçimde geçti.” O kritik aflamada Lenin, eskiyi reddetmiyor, ama yeniyi kurmaya çal›fl›yor. Lenin’in yapt›¤› müdahalenin kritik önemi, bunun Lenin’in bir önder olarak sahip oldu¤u nitelikler gerçekten de burada belirleyici rol oynam›flt›r. Ama yaflanan sorun, gelene¤in b›rakt›¤› mirasla iliflki sorunudur. Lenin II. Enternasyonal gelene¤inden kopuflun ve yeni bir bütünlük oluflturman›n sorunlar›n›, fiubat Devrimi döneminde de görmüfl, bu yeni bütünlü¤ü oluflturma çabas›nda bu dönemin de özel bir katk›s› olmufltur. Art›k burada sorun Marksizm’den ö¤renme sorunu de¤ildir. Teoride Do¤rultu, eski stratejinin eskili¤ini ve zaafl› yap›s›n› görmek, “kitabi marksizm” olarak gördü¤ü fleyin, bu gelenekle iliflkisini kurmak yerine, Lenin’in özelliklerini öne ç›kararak sorundan kaçmaya çal›fl›yor. Lenin’in yöntemini örneklerken de¤indi¤i sorunda Teoride Do¤rultu’nun gördü¤ü fley, “sosyalist devrime kesintisizce geçifl” yani uygulama sorunudur. Halbuki ortaya ç›kan, devrimci konumu sürdürmenin eski stratejiyle mümkün olmad›¤›d›r. “1915’te sezdi¤i yeni durum” dedi¤i fley emperyalizm ça¤›nda proleter devrimin güncelli¤i sorunu olsayd›, bugün kendisinin de proleter devrimci stratejiyi benimsemesi gerekirdi. Böyle bir fleyin olmad›¤›n› biliyoruz. Gerçeklerin teoriye üstünlü¤ünü kan›tlamaya çal›flan Teoride Do¤rultu yazar›, gerçekten de “ger çeklere” tap›yor. O nedenle de, “eski bolflevikler”in de¤il Lenin’in yan›nda yer al›yor. Bugün bir ikili iktidar durumunda, burjuva devrimi tamamlama sorununu savunmayacak, “kesintisizce”, “sosyalist devrim”e geçmeyi savunacak. Peki iktidar sorunu nas›l çözülecek? Önce iktidar›, baflka s›n›flarla paylafl›p, ard›ndan “proletarya”ya m› verecek? O zaman›n gere¤i olarak övdü¤ü Nisan Tezleri böyle mi söylüyor? Gerçeklere Teoride Do¤rultu yazar› gibi de bak›labilir, Bolfl evikl er ve Lenin gibi de. 1917’de “kesintisizce” geçildi¤i için o da “kesintisizce” geçecek, peki ama proletarya iktidar› sorunu ne olacak? Bir kez daha “geçici hükümet”in kurulmas›n›, iktidar›n baflka s›n›flarla paylafl›lmas›n› bekleyip, sonra m› “eski formüller”i aflacak? Lenin’in yapt›¤› bu muydu? Yazar›n burada “yeni durumu sezmek” olarak tan›mlad›¤› emperyalizm tahlilinin ise, iktidar sorununda belirleyici bir niteli¤i yoktur. Yaflanan, karfl›lafl›lan iktidar sorunu karfl›s›nda, 1905’ten süreklili¤i 1917’ye tafl›nan iktidar perspektifi ve çarl›¤›n y›k›lmas› siyasal hedefi, sorunu somutlaflt›rm›fl, aflamalar› aflm›flt›r. Afl›lan fley ise, “demokratik devrimi tamamlama” sorunu de¤il, ik-

tidar›n proleter-sovyetik niteli¤i sorunudur. Bolflevikler ne yapt›¤›n› bilen bir özne olarak, kavray›fllar›ndaki eksikli¤i görerek, düzeltmeye gittiler. Ondan sonra da bir daha eski içeri¤iyle asgari programdan sözedilmedi. Eski “asgari program”›n içeri¤i kapsam›na giren “demokratik görevler” ise, her zaman iktidar sorununa ba¤land›. Bunun kan›t› Komünist Enternasyonal’in programatik yaklafl›mlar›, kurulufl ilkeleri, dünya tahlilidir. Komünist Enternasyonal, proleter devrimci stratejiyi benimsediyse, bunun nedeni Rusya’da bir aflaman›n geride kalmas› de¤il, bir bütün olarak dünyan›n proleter devrim için olgunlaflm›fl olmas›, dünya çap›nda emek sermaye çeliflkisinin hakim olufludur. Teoride Do¤rultu’ya Lenin’in manevra yetene¤i gibi görünen fley, koca bir tarihsel dönemin aç›l›fl›n›n, daha do¤rusu bunun bilince ç›kar›lmas›n›n karmafl›k sorunlar›d›r. Bu uzunca parantezi açma nedenimiz, yazar›n Lenin’in yöntemine verdi¤i örne¤in gelenek sorunuyla olan iliflkisini göstermektir. Lenin’in devrim aflamalar› hakk›ndaki “fikir”leri, rüyas›nda gördü¤ü ve oluflturdu¤u varsay›mlar de¤ildi. O, II. Enternasyonal gelene¤inin programatik yaklafl›m›n› benimsiyordu. Siyasal hedef olarak Çarl›¤›n y›k›lmas› ve proletarya hegemonyas›n› benimsemesi ise, iktidar perspektifini somutluyordu. Gerçeklerin gözünün içine bakma cesaretini Lenin’e kazand›ran fley, II. Enternasyonal’den kopma cüretini göstermektir. Bu basit bir yer de¤ifltirme sorunu de¤il, yenilenmedir. Tam bu dönemde yazd›¤› Devlet ve ‹htilal’in Marks ve Engels’in miras›yla buluflma ve II. Enternasyonal’in etkilerinden ar›nma çabas› oldu¤unu görmemek mümkün mü? Lenin ve Bolflevikler burada, eski bir gelenekten koparken, çok daha eski bir gelenekle ba¤lanmakta, Marksizm’in kopar›lm›fl tahrif edilmifl bütünlü¤üyle, tam da devrimci bir altüst olufl döneminde yeniden buluflmaktad›r. Yazar›n, yaz› içinde verdi¤i, partinin isminin de¤iflmesi örne¤inde Lenin, emperyalizm ça¤›na de¤il, Marks ve Engels dönemine gönderme yap›yor. 1917 ile 1905 aras›nda 12 y›l var ve 1917 ile 1848 aras›nda, Komünistler Birli¤i ile 69 y›l. Ama bu 69 y›l, ilk kez birbiriyle bu kadar canl› bir ba¤ kurmufl oluyor. Demek ki, yazar›n “kitabi Marksizm”, “eskimifl formüller” dedi¤i fley, Marksizm de¤il, II. Enternasyonal taraf›ndan onun çarp›t›lm›fl halinin, bolfleviklerin bak›fl›ndaki etkisiydi. Bunun temelinde ise, Komünistler Birli¤i’nin ard›ndan Marksizmin süreklili¤inin sa¤lanamay›fl› yatmaktad›r. Görüldü¤ü gibi, ölü marksizm de yoktur. Marksizmin süreklili¤inin sa¤lanamamas› vard›r. Marksizm kitaplarda yazan bilgilerden, düflüncelerden ibaret olmay›p, bir eylem k›lavuzu, komünizm yönünde süren bir hareket oldu¤u için, süreklili¤in sa¤lanamad›¤› zaman baflkalar›, Marksizm ad›na “kitabi marksizm”le ortaya ç›karlar. 40


4 Teoride Do¤rultu’nun bugün tart›flt›¤› soruna da buradan bakmas› gerekiyor. E¤er Marksizm’in, bugün karfl›laflt›¤› sorunlara yan›t veremedi¤ini düflünüyorsa, “kendi Marksizmi”ni sorgulamal›d›r. Marksizmi “ustalar›n söyledikleri” ve “yazd›klar›”n› toplam›ndan ibaret görmemelidir. Zaten böyle bir Marksizm olamaz da, savunulamaz da. Örne¤in 1905’teki Lenin’den ve 1917’deki Lenin’den ayn› anda al›nt› yapmak, ikisinin bütünlü¤ünü sa¤lamak, aradaki gelenek sorunu atland›¤›nda mümkün de¤ildir. Bunun için de koskoca bir gelenek sorunu atlan›p, Lenin’in “deha”s›na baflvuruluyor. Teoride Do¤rultu, flimdiye kadar bu fark› “ça¤ fark›”yla aç› kl amaya ç al›fl › yor du. Onun bak›fl › yl a, ya 1905’teki Lenin’i ya da di¤erini izah etme ihtiyac› do¤uyor ve bu sadece dönem fark›yla aç›klanamaz. Teoride Do¤rultu aradaki kopuklu¤u da süreklili¤i de bilince ç›karmak üzere düflünmedi¤i sürece, elbette ki “kitabi bilgiler”in hat›rlat›lmas›na k›zacakt›r. Marksizm, Bolflevizm prati¤i içinde doruk noktas›na ulaflt›r›lm›flt›r. Bolflevizm, teori ve prati¤iyle, Marksizmin süreklili¤ini sa¤lam›fl, boflluklar› doldurmufltur. Marksizm art›k Bolflevizm’den ayr› an›lamaz. Bu süreklilik böyle kurulmad›¤›nda ise, Marksizm’in karfl›s›na ç›kar›lan bir Leninizm’den bahsetmek gündeme gelir. Teoride Do¤rultu, gelenek ve miras sorununa böyle bakmad›¤› ölçüde, elbette ki Marksizm’in yükünden kurtulmak isteyecek, bunun için de yeni teoriler aray›fl›na yönelecektir. Hem yaz›y› sonuçland›rmak, hem de yazara haks›zl›k etmemek aç›s›ndan, bir aktarma yapmak ve kendisiyle ortak bir halkay› tuttu¤umuza da iflaret etmek istiyoruz. Yazar “ölü marksizm”in olamayaca¤›n› da belirtiyor. Bir yandan “kitabi bilgilerin” de de¤ersiz olmad›¤›n› söylüyor. Önemli olan›n bu bilgilere Lenin’in yöntemiyle yaklaflmak oldu¤unu ekliyor. Kitabi bilgilere, kitabi bilgiler gibi yaklafl›l›r, yani onlar okunur. Bir gelene¤e ise baflka türlü yaklafl›l›r. Bolflevizm’in gelene¤ine ise, ne ac›d›r ki, bugün ancak kitaplar ve belgeler arac›l›¤›yla ulaflabiliyoruz. Çünkü onu, yenilmifl de olsa bugüne tafl›yan bir gelenek bulunmuyor. Bu gelenek, yazar›n afla¤›da söyledi¤i, ama bir türlü uygulayamad›¤›, ya da uygulamak istemedi¤i flekilde bugüne tafl›n›r: “Demek ki marksizmin teorik temelleri ancak ve ancak pratik olarak korunabilir. Siyasi, ekonomik ve toplumsal gerçeklik mutlak anlamda sürekli hareket halinde oldu¤una, yani durmaks›z›n de¤iflti¤ine göre, de¤iflen gerçeklikle iliflki içindeki marksizm de sürekli hareket halinde olacak, yenilenecek ve geliflecektir.” (s. 17) Teoride Do¤rultu yazar›, sürekli hareket halinde olan Marksizm’in, en son nerede “tak›l›p” kald›¤›n›, kesintiye u¤rad›¤›n› ortaya koymal›, bunu da “ustalar”dan öte, bir örgütlü miras olarak tan›mlamal›-

Eylül 2001

d›r. Gerçekte, yazar›n iç tutarl›l›¤› aç›s›ndan, bu sorunun yan›t›, “Marksist Leninist Komünistler” olmal›, ama yazar›n bunu iddia etti¤ine rastlanm›yor. Zaten rastlansa da bir inand›r›c›l›¤› kalm›yor. Çünkü, kendisi bu iliflkiyi sorgulan›r hale getiriyor. O halde, Lenin’in, dün söylediklerine tak›l›p tak›lmamas› de¤il, örgütlü bir siyasal pratikle, Marksizm’in süreklili¤ini sa¤lamas› ve gelifltirmesinden söz edilmelidir. Bolflevizm bunu baflard›¤› için, Marksizmi temsil ediyor ve baflka kimse bunu yapamad›¤› için, baflkalar›n›n “marksizmi” ölü görünüyor. Ama ortada Marksizm ad›na II. Enternasyonal’in lefl gibi a¤›r miras› dolafl›yor ve bugün hala devrimin karfl›s›na dikilebiliyorsa, “yöntem” hakk›nda ders vermek yerine, “Marksist Leninist Komünist” olma iddias›nda olan herkesin, sadece bu s›fat› lay›k›yla tafl›mak için bile, bu durumun sorumlulu¤unu herkesten önce kendilerinde aramalar› gerekir. Biz komünist devrimciler böyle yapmaya çal›fl›yoruz. Teoride Do¤rultu yazar› da, bunu yapt›¤›nda, “kitabi bilgiler” ona korkunç ve ölü gelmeyecek, Marksizm’in bütünlü¤ü içindeki yerlerini sa¤l›kl› bir biçimde alacaklar. Ne kendinden menkul teori heveslileri dolaflacak ortal›kta, ne Marksizm’le tek iliflkisi “çok okumufl” olmak olanlar, ne de devrimcilik ad›na günden güne tahrif edilerek yayg›nlaflt›r›lan, yüceltilen “kaba marksist e¤itim”le sakatlanm›fl “Marksistler”. Bu trajik ve ne yaz›k ki gerçek olan durumdan, ancak Bolflevizm’in Lenin’den sonra kesintiye u¤ram›fl olan doruk noktas›yla, Komintern’in kurulufl ilkelerinde somutlanan miras›yla buluflarak kurtulunacak. ‹flte o zaman, tüm samimi devrimci militanlar, Marksizm’in insanl›¤›n kurtulufl yolunu hala ayd›nlatan o eflsiz, özgürlefltirici ve dipdiri hazinesine kavuflarak, “gerçeklerle göz göze gelme cesareti” ve gücünü bulacaklar.

BROfiÜRLER‹ JKAP‹TAL‹ST BARBARLI⁄IN YÜZYIL SONU DANSI -HAB‹TAT II400.000 TL J EK‹M DERSLER‹ BOLfiEV‹ZME SADIK KALINMADAN Ö⁄REN‹LEMEZ 500.000 TL JKADININ KURTULUfiU ‹NSANLI⁄IN KURTULUfiUDUR 500.000 TL J DEVR‹MC‹ PART‹ GÜÇLER‹ NED‹R, NE DE⁄‹LD‹R? 500.000 TL JTAM ÜCRETL‹ 6 SAATL‹K ‹fi GÜNÜ 4 VARD‹YA SERBEST HAFTASONU 500.000 TL J Ö⁄RENC‹YE ‹fi ÇALIfiANA Ö⁄REN‹M HAKKI 750.000 TL 41


Eylül 2001

4

KOM‹NTERN BELGELER‹’NDEN (IV)

KOMÜN‹ST ENTERNASYONAL VE KIZIL SEND‹KALAR ENTERNASYONAL‹* AMSTERDAM (SARI) SEND‹KALAR ENTERNASYONAL‹’NE KARfiI MÜCADELE (...)Komünist Enternasyonal’in K›z›l Sendikalar Kurucu Dünya Kongresi taraf›ndan kabul edilmesini bekledi¤i eylem program› afla¤›dad›r: EYLEM PROGRAMI 1. fiiddetli dünya ekonomik krizi, toptan fiyatlar›n y›k›c› bir biçimde düflüflü, gerçekte bir k›tl›kla elele giden mallar›n afl›r› üretimi, ücretleri düflürmeyi ve ifl çileri onlarca y›l geriye götürmeyi amaçlayan burjuvazinin izledi¤i sald›rgan iflçi s›n›f› karfl›t› politika -tüm bunlar bir yandan kitleler aras›nda hoflnutsuzlu¤a di¤er yandansa eski sendikalar›n ve onlar›n mücadele yöntemlerinin iflas›na yol açm›flt›r. Dünya ölçe¤indeki devrimci, s›n›f bilinçli sendikalar yeni görevlerle karfl› karfl›ya bulunmaktad›r. Kapitalist parçalanman›n bu döneminde kapitalist sald›r›ya karfl› koymak ve taarruza geçmek için yeni ekonomik mücadele biçimleri gelifltirilmeli ve sendikalar agresif bir ekonomi politikas› izlemelidir. 2. Sendikalar›n temel takti¤i devrimci kitlelerin ve onlar›n örgütlerinin kapitalist sisteme karfl› do¤rudan eylemi olmal›d›r. ‹flçilerin kazan›mlar› kitlelerin gerçeklefltirdi¤i do¤rudan eylemin ve uygulad›klar› devrimci bask›n›n derecesiyle do¤ru orant›l›d›r. Do¤rudan eylemle kastedilen, iflverenler ve devlet üzerindeki do¤rudan bask›n›n bütün biçimleridir- iflçi s›n›f›n› sosyalizm mücadelesinde birlefltirecek olan boykotlar, grevler, sokak gösterileri, fabrikalar›n ele geçirilmesi, silahl› ayaklanma ve öteki devrimci faaliyetler. Bu nedenle, devrimci s›n›f sendikalar›n›n amac›, do¤rudan eylemi toplumsal devrim ve proletarya diktatörlü¤ünün kurulmas› için iflçi kitlelerinin ö¤renme sürecinde ve askeri e¤itiminde bir araç haline getirmektir. 3. Mücadelenin son y›llar› sendikal örgütlerin zay›fl›¤›n› özellikle aç›k bir biçimde gösterdi. Ayn› iflletmedeki iflçilerin birkaç farkl› sendikaya üye olmalar› olgusu onlar›n mücadele yetene¤ini azalt›r. Bu nedenle sendikalar›n, her bir sendikan›n tek bir meslek yerine tüm bir sanayi kolunu temsil edecek biçimde yeniden yap›lanmalar› için aral›ks›z bir mücadele verilmesi zorunludur. “Her fabrikada tek bir sendika”örgütlenme slogan› budur. Sendikalar›n kaynaflmas› devrimci bir yoldan gerçeklefltirilmelidir; sorun fabrikalardaki sendika üyeleri taraf›ndan ve ard› s›ra semt ve bölge konferanslar› ve ulusal kongreler taraf›ndan do¤rudan tart›fl›lmal›d›r.

4. Her fabrika devrimin bir kalesi durumuna gelmelidir. Sendikalar›n s›radan üyeleri aras›ndaki geleneksel iliflki biçimleri (aidat toplay›c›lar›, temsilciler, delegeler arac›l›¤›yla) fabrika komiteleri oluflturularak afl›lmal›d›r. Siyasal e¤ilimleri ne olursa olsun tüm iflçiler fabrika komitelerinin seçilmesine kat›lmal›d›r. K›z›l Sendikalar Enternasyonali (KSE) taraftarlar›, tüm fabrika iflçilerini temsili organlar›n›n seçimine girmeye teflvik etmelidir. Fabrika komitelerine bütünüyle ayn› görüflteki yoldafllar› seçerek, Parti d›fl›nda kalan genifl kitleleri d›fllama yönündeki her giriflim, kesin olarak mahkum edilmelidir. Bu, bir fabrika komitesinden çok bir Parti hücresi olurdu. Devrimci iflçiler, Parti hücreleri, eylem komiteleri ve saflar›ndaki üyelerin çal›flmas› arac›l›¤›yla, genel toplant›lar› ve fabrika komitelerini etkilemelidir. 5. ‹flçilerin ve fabrika komitelerinin önüne koyulmas› gereken ilk sorun iflverenin iflçi fazlas› nedeniyle ç›kartt›¤› iflçilere ödemesi gereken tazminat talebidir. Hiçbir koflulda, fabrika sahiplerinin herhangi bir yükümlülük tafl›madan iflçileri soka¤a atmas›na izin verilmemelidir. ‹flverenler tazminat ödemelerini tam olarak yapmal›d›r. ‹flsiz, hatta daha büyük çapta çal›flan iflçiler bu sorun çevresinde örgütlendirilmelidirler. Onlara iflsizlik sorununun kapitalist iliflkiler var oldukça çözülemeyece¤i ve iflsizli¤i yenmenin en iyi yönteminin, toplumsal devrim ve proletarya diktatörlü¤ü için mücadele etmek oldu¤u gösterilmelidir. 6. Günümüzde fabrikalar›n kapanmas› ve iflgününün k›salmas›, burjuvazinin iflçileri daha düflük ücretlere, daha uzun ifl saatlerine ve fabrika sözleflmelerinin sonland›r›lmas›na raz› olmaya zorlamakta kulland›¤› en önemli iki silaht›r. Lokavt giderek örgütlü burjuvazinin örgütlü iflçi kitlelerine karfl› kulland›¤› “do¤rudan eylem” biçimi haline geliyor. Sendikalar fabrikalar›n kapanmas›na karfl› mücadele etmeli ve iflçilerin kapatman›n ard›ndaki nedenleri araflt›rma haklar›na sahip olmalar›n› talep etmelidir. Stoktaki hammaddelerin, üretimde gerekli esas maddelerin ve fabrika ya da iflletmenin mali dengesinin yerinde denetimini yapmak üzere, hammaddeler, yak›t ve siparifllerle ilgili olarak özel denetim komisyonlar› kurulmal›d›r. Özel olarak seçilmifl denetim komisyonlar›, sözkonusu flirketle di¤erleri aras›ndaki mali iliflkilerin tam bir araflt›rmas›n› üstlenmelidir- bu pratik aç›dan hesap defterlerinin aç›lmas› gere¤ini do¤uracakt›r. 7. Fabrika iflgalleri ve ifl b›rakmalar da fabrikalar›n kitlesel toplu halde kapat›lmas› ve ücret kesintile-

* Komintern Üçüncü Kongresinde kabul edilmifltir.

42


4 rine karfl› mücadele biçimleridir. Tüketim maddelerinin eksikli¤inin yayg›nl›¤› karfl›s›nda, üretimin sürdürülmesi özellikle önemlidir ve sendikalar fabrikalar›n kas›tl› olarak kapat›lmas›na f›rsat vermemelidir. Yerel koflullara, endüstriyel ve siyasal duruma ve toplumsal mücadelenin fliddetine göre, sermaye üzerinde bask› yapman›n baflka yollar› da kullan›labilir ve kullan›lmal›d›r. ‹flçiler taraf›ndan iflgal edilen fabrikalar›n yönetimi, fabrika komitelerinin ve özellikle amaca uygun olarak seçilmifl sendika temsilcilerinin ellerine teslim edilmelidir. 8. Ekonomik mücadele, ücretleri ve çal›flma koflullar›n› savafl öncesi düzeylerinin çok üstüne ç›karma slogan› alt›nda yürütülmelidir. Savafl öncesi ifl koflullar›n› yeniden ortaya ç›karma çabalar›na kararl› ve devrimci bir biçimde karfl› konulmal›d›r. ‹flçi s›n›f›n›n savafl zaman›ndaki yoksunluklar›, ücret art›fllar›yla ve çal›flma koflullar›n›n iyilefltirilmesiyle telafi edilmelidir. Yabanc› rekabetle ilgili kapitalist argümanlara hiç bir zaman itibar edilmemelidir: Devrimci sendikalar, ücretler ve çal›flma koflullar› sorununa farkl› ülkelerin sömürücülerinin aras›ndaki rekabet aç›s›ndan de¤il, emek gücünün korunmas› ve refah› bak›m›ndan yaklaflmal›d›rlar. 9. Ekonomik krizin sonucu olarak, e¤er kapitalist politika ücretlerde kesintiye yol aç›yorsa, devrimci sendikalar, ücretlerin önce ilkönce bir fabrikada daha sonra ötekinde düflürülmesi yoluyla, güçlerinin bölünmesine izin vermemelidirler. Ekonominin toplumsal olarak yararl› dallar›nda çal›flan iflçiler (madenciler, demiryolu iflçileri, elektrik ve gaz iflçileri) bafltan itibaren mücadeleye giriflmeli, öyle ki kapitalist sald›r›ya karfl› direnifl ülkenin ekonomik hayat›n›n ana merkezlerini etkilemelidir. Bu mücadelede gerilla eylemlerinden tek tek temel sanayi kollar›ndaki ulusal genel grevlere kadar tüm direnifl biçimleri kullan›labilir. 10. Sendikalar pratik olarak uluslararas› ölçekteki belirli sanayi kollar›nda grev eylemini haz›rlama ve örgütleme sorununu gündemlerine almal›d›rlar. Uluslararas› ölçekte tafl›mac›l›k ve kömür madencili¤indeki geçici ifl durdurmalar burjuvazinin gerici niyetlerine karfl› güçlü bir silaht›r. Sendikalar ekonomik mücadelenin en uygun an›n› seçebilmek için dünya olaylar›n› yak›ndan takip etmelidirler. Onlar, herhangi bir tür uluslararas› eylemin ancak gerçekten devrimci olan ve sar› Amsterdam Enternasyonali’yle hiçbir ortak yan› bulunmayan uluslararas› sendikalar›n oluflturulmas›yla mümkün olabilece¤ini bir an olsun unutmamal›d›rlar. 11. Devrimci hareket oportünistlerin her yerde vazettikleri, toplu sözleflme maddelerine mutlak olarak ba¤l› kalmay› güçlü bir biçimde elefltirmelidir. Toplu sözleflme bir ateflkesten daha fazla bir fley de¤ildir. Patronlar her zaman bu sözleflmeleri ilk f›rsatta ihlal ederler. Toplu sözleflmelere karfl› bu sadakatli tutum, burjuva ideolojisinin iflçi s›n›f› önderlerinin zihinlerine köklü bir biçimde yerleflmifl oldu¤unun kan›t›d›r. Devrimci sendikalar toplu sözleflmeleri reddet-

Eylül 2001

memelidir, ancak onlar›n de¤erinin s›n›rl› oldu¤unu bilmeli ve iflçi s›n›f›n›n yarar›na oldu¤unda bu sözleflmeleri bozmaya haz›rl›kl› olmal›d›r. 12. ‹flçi örgütlerinin tek tek iflverenlere ya da iflveren gruplar›na karfl› mücadelesi, ulusal ve yerel koflullara uyum gösterirken, ayn› zamanda iflçi s›n›f›n›n kurtuluflu için verilen önceki mücadelelerden edinilen tüm deneyimlerden yararlanmal›d›r. Örne¤in, her önemli grev eksiksiz bir biçimde haz›rl›kl› olmay› gerektirir. Ayr›ca, daha bafllang›çta grev k›r›c›lar›na karfl› mücadele etmek için ve burjuva hükümetler taraf›ndan cesaretlendirilen çeflitli türden sa¤ örgütlerin provokatif eylemlerine karfl› çat›flmalar için iflçiler özel gruplar oluflturmal›d›r. ‹talya’daki Faflistler, Alman teknik acil servisi, Fransa ve ‹ngiltere’de üyeleri eski subaylardan ve küçük rütbeli ask erlerden (N.C.O.)* oluflturulan sivil örgütler -tüm bu örgütlenmelerin amac›, grev k›r›c› iflçiler sa¤lamalar›n›n yan› s›ra, iflçi s›n›f› örgütlerini parçalay›p yok ederek ve önderlerini ortadan kald›rarak, iflçi s›n›f›n›n tüm faaliyetlerini tahrip etmek ve bast›rmakt›r. Böyle durumlarda özel grev milislerinin ve savunma gruplar›n›n örgütlenmesi bir ölüm kal›m meselesidir. 13. Bu savunma örgütleri yaln›zca fabrika sahiplerine ve grev k›r›c› örgütlenmelere karfl› direnmekle kalmamal›, grevlerin ortaya ç›kt›¤› yerlerde, mallar›n fabrikaya girifl ç›k›fl sevk›yat›n› durdurma inisiyatifini de ellerinde tutmal›d›r. Böyle bir faaliyette nakliyat iflçileri sendikas› özellikle önemli bir rol oynayabilir: Mallar›n ulafl›m›n›n [sevk›yat›n›n] durdurulmas›n›n sorumlulu¤u ona aittir ki bu da ancak bölgedeki tüm iflçilerin tam bir deste¤iyle yap›labilir. 14. Önümüzdeki dönemde iflçi s›n›f›n›n ekonomik mücadelesinin tümü üretimde iflçi denetimi slogan› etraf›nda yürütülmelidir. ‹flçiler iflçi denetiminin derhal bafllamas› için mücadele etmeli, hükümetin ve hakim s›n›flar›n bir tak›m çareler akla getirmelerine f›rsat vermemelidirler. Hakim s›n›flar›n ve reformistlerin arac› iflçi kurumlar› ve denetim komisyonlar› yaratma yolundaki tüm teflebbüslerine karfl› uzlaflmaz bir mücadele verilmesi zorunludur. Ancak üretim üzerinde s›k› bir denetim kuruldu¤unda sonuç al›nabilir. Devrimci sendikalar, hakim s›n›f›n suç orta¤› olan geleneksel sendika liderlerinin “millilefltirme” düflüncesini iflçilere flantaj yapmak ve onlar› kand›rmak için kullanmas›na kararl› bir biçimde karfl› ç›kmal›d›rlar. Bu baylar bar›flç›l bir toplumsallaflt›rmadan, yaln›zca iflçileri devrimci bir faaliyetten ve toplumsal devrimden sapt›rmak için söz etmektedirler. 15. Dikkatleri uzun vadeli amaçlar›ndan sapt›r›larak, iflçilerin küçük burjuva hevesleriyle oynamak üzere kar pay› kavramlar› ortaya at›lmaktad›r. Kar›n paylafl›m› iflçilerin kendi yaratt›klar› art› de¤erin önemsiz bir parças›n› almalar› demektir ve bu düflünce bu nedenle kat› ve ac›mas›z bir elefltiriye tabi tutulmal›d›r. “Kar pay›na hay›r, kapitalist kara son” dev* Noncommissioned officier (N.C.O.): Ordudaki astsubay, çavufl,onbafl› gibi, küçük rütbeli askerler (-ç)

43


Eylül 2001

4

rimci sendikalar›n slogan› olmal›d›r. 16. ‹flçi s›n›f›n›n mücadele gücünü azaltmak ya da k›rmak için, yaflamsal önemdeki sanayi dallar›n›n korunmas› yaftas› alt›nda, burjuva devletler fabrikalar›n ve sanayinin tüm dallar›n›n geçici olarak militarizasyonuna baflvurmaktad›rlar. Sözde ekonomik krizleri önlemek, gerçekte ise sermayeyi savunmak amac›yla, zorunlu hakemlik ve uzlaflt›rma komisyonlar› kurulmaktad›r. Sermayenin ç›kar›na olarak, savafl harcamalar›n›n tüm yükünü iflçilerin omuzlar›na y›kan ve iflvereni bir vergi tahsildar› durumuna getiren dolays›z vergilendirme getirilmifltir. Sendikalar devletin sadece kapitalist s›n›f›n ç›karlar›na hizmet eden bu önlemlerine karfl› y›lmaz bir öfkeyle kavgaya tutuflmal›d›r. 17. Kitlelerin daha iyi ifl koflullar›na ve yaflam standard›na kavuflmalar› ve iflçi denetiminin kurulmas› için mücadele verirken, K›z›l Sendikalar bu sorunlar›n kapitalist iliflkiler çerçevesinde nihai olarak çözülemeyece¤ini ak›lda tutmal›d›rlar. Devrimci sendikalar, hakim s›n›f› sosyal yasalar›n ç›kar›lmas›na zorlayarak, ad›m ad›m onlardan tavizler kopar›rken, iflçi kitlelerine yaln›zca kapitalizmin devrilmesiniyle ve proletarya diktatörlü¤ünün kurulmas›yla toplumsal sorunun çözülebilece¤ini aç›kça göstermelidirler. Onlar her eylemi, her yerel grevi, her çat›flmay› görüflle-

rini tart›flmak için kullanmal›d›r. S›radan iflçilerin bilinçlerini yükselterek ve iflçileri toplumsal devrimin ve proletarya diktatörlü¤ünün elde edilmesinin zorunlu ve olanakl› olaca¤› ana haz›rlayarak, devrimci sendikalar mücadele deneyiminden dersler ç›karmal›d›rlar. 18. Her ekonomik mücadele siyasal bir mücadeledir, efldeyiflle bir bütün olarak s›n›f› ilgilendiren bir mücadeledir. ‹flçi s›n›f›n›n kat›l›m› ne kadar büyük olursa olsun, devrimci sendikalar sözkonusu ülkedeki Komünist Partisi’yle yak›n ve birleflik bir tarzda çal›flt›klar› takdirde,ancak o zaman mücadele devrimci olabilir ve proletaryaya en büyük yarar› sa¤lar. Özellikle içinde bulundu¤umuz devrimci durumda, iflçi s›n›f› mücadelesini iki ayr› parçaya ay›ran teori ve pratik son derece zararl›d›r. Her eylem güçlerin en yo¤un bir biçimde toparlanmas›n› gerektirir, bu ise ancak iflçi s›n›f›n› ve onun tüm komünist ve devrimci unsurlar› verebilecekleri her fleyi sonuna kadar devrimci mücadeleye verdiklerinde baflar›labilir. E¤er Komünist Partiler ve s›n›f bilinçli sendikalar ayr› ayr› çal›fl›rlarsa, eylemlerinin baflar›s›zl›¤› ve yenilgisi kaç›n›lmazd›r. Bu nedenledir ki, Komünist Partiler ve sendikalar aras›ndaki eylem birli¤i ve yak›n iliflki kapitalizme karfl› mücadelenin baflar›l› olmas› için zorunlu öncelikli koflullard›r.

TUYAB P‹KN‹⁄‹NDE D‹REN‹fiÇ‹LER‹N COfiKUSU A¤ustos pazar günü TUYAB kaynaflma ve moral pikni¤i düzenledi. Tutuklu yak›nlar› ile birlikte 25 ölüm orucu direniflçisi de kat›ld›. Piknik yerine ulafl›ld›¤›nda k›sa bir kar›fl›kl›ktan sonra toparlan›ld›. Devrim için düflenler an›s›na yap›lan bir dakikal›k sayg› duruflunun ard›ndan söylefliye geçildi. Belirlenen programa göre önce “Ölüm orucu direnifli ve bugün gelinen noktada nas›l yol al›naca¤›” üzerine serbest kürsü oluflturuldu ve konuflmalara geçildi. Uzun bir süredir zindanlarda devrimci tutsaklara yönelik sistemli sald›r›lara karfl› yap›lan eylemler içinde yerlerini alarak mücadele deneyimi kazanan tutsak yak›nlar› devrimci kararl›l›klar› ile coflku katan konuflmalar yapt›lar. ‹lk olarak, Semiha K›rkoç, yaflanan katliama ve bask›lara ra¤men devrimci tutsaklar›n boyun e¤medi¤ini, bundan sonra da e¤meyeceklerini, bu dönem sokaklarda eylemlerin azalmas› sonucu bir durgunluk yaflan›yor gibi görünse de F tipi cezaevleri oldu¤u ve emekçiler üzerindeki bask›lar sürdükçe, F tipine karfl› mücadelenin bitmeyece¤ini anlatt›. Devletin tahliye manevras›yla birlikte tedavi masraflar›n› ailelerin üzerine y›karak aileleri ve dev-

5

rimcileri mücadeleden geri çekmeye çal›flmas›na ra¤men savafl›m›n her alanda devam edece¤ini vurgulad›. Di¤erleri ise, tahliye sonras› polislerin ailelerle görüflmeye, uzlaflmaya çal›flarak ajanlaflt›rma çabalar›n› anlatarak, tüm bu yaklafl›mlar›na karfl› ortaya koyduklar› tav›rlar› anlatt›lar. Güzel Ana’n›n evine gelen sivillerin ›l›ml› bir flekilde yaklaflarak o¤lunu sormas› üzerine, “Benim o¤lum direniflçi ve hala savafl›yor, defolun buradan” diye kovarak yan›tlad›¤›n› anlatt›¤›nda sevinç yafland›. Bir di¤er anan›n da yine emniyete ça¤r›larak itirafç›l›k dayatmas›na karfl›: “Biz onlar kadar flerefsiz de¤iliz, nas›l olur da bizden bunu isteyebilirler?” diye öfkeli bir flekilde reddetti¤ini söyledi. Ard›ndan Kutupy›ld›z› müzik grubu bir dinleti verdi. Tohum Kültür Merkezi, Barbara Halk Sahnesi taraf›ndan, hücre sorununu ele alan bir tiyatro sergilendi. Söylefliye devam edilip edilmemesi noktas›nda bir karmafla yafland›, önce pikni¤in tutsaklar yoruldu¤u için bitirilece¤i belirtilirken, Ölüm Orucu direniflinde düflen Muharrem Horoz’un yak›n bir süreçte yazd›¤› mektup okundu. Ard›ndan direniflçiler konufltular. Hepsi de farkl› bir gündemle ortak devrimci bir havayla ve 44

kazan›laca¤›na dair hala s›ms›cak tuttuklar› inançlar›yla coflku katt›lar. Direniflçilerden biri as›l a¤›r yükü tafl›yanlar›n d›flardaki devrimci güçler oldu¤unu, içerdekilerin de yapt›klar› eylemleriyle d›flardakilere destek olduklar› belirtti. Çünkü d›flarda kapanan kap›lara, alay eden yüzlere ra¤men devam edilmiflti. Bir di¤eri ailelerin veya baflkalar›n›n direniflçilerin durumuna ac›yan bir flekilde yaklaflmamas› gerekti¤ini, sonuçta bedenler erise bile, varolan tüm hücrelerde devrim için düflenlerin b›rakt›¤› gelene¤in yaflat›ld›¤›n› ve yaflaman›n anlam›n›n da bu de¤erleri yaflatmak oldu¤unu vurgulad›. Di¤er bir direniflçi de, sald›r›lara karfl› devrimcilerin yapabileceklerini en iyi flekilde yapt›¤›n› ancak bununla yetinilemeyece¤ini, daha ileri bir ç›k›fl için s›n›f›n içinde örgütlenmenin h›zland›r›lmas› gerekti¤ini anlatt›. Yine Kutupy›ld›z› ile marfllar söylendi. Halay çekilmeye bafllanmas› ile birlikte direniflçiler de ayakta durmakta zorlanmalar›na ra¤men, halaya kat›ld›lar. Oldukça coflkulu çekilen halay›n ard›ndan toparlan›lmaya bafllanarak piknik sona erdirildi.


4

Eylül 2001

TKP’nin Kuruluflunun üzerinden 81 y›l geçti

TKP’N‹N KURULUfiU VE GELENE⁄‹ GELECE⁄E BA⁄LAMAK Suphi TKP’sini benimsediklerini söyleseler de, onun programatik, ideolojik-politik çizgisi ile kendi konumlar› aras›ndaki çeliflkinin fark›nda de¤ildir. Bir baflka aç›dan da, ortada olan bir çeliflkiyi de¤erlendirmeye yanaflmamaktad›rlar. Örne¤in, kuruluflundan itibaren Komintern üyesi olan TKP, daha sonra da Üçüncü Enternasyonal üyeli¤ini, hem de yönetici görevler üstlenenerek devam ettirmifl olmas›na ra¤men, bu çevreler Üçüncü Enternasyonal’in çizgi ve prati¤ini savunmalar›na ra¤men, nedense bu çizgi ve prati¤i takip etmek d›fl›nda önemli bir özgünlü¤ü olmayan fi. Hüsnü TKP’sini oportünist olarak mahkum etme çeliflkisine gözlerine kapatabilmektedir. Dolay›s›yla bu derece bir mirasç› bollu¤una ra¤men, TKP kurulufl ilkeleri ve program› bak›m›ndan al›nd›¤›nda, gerçekte, TKP miras› tarihteki yerini korusa da, 75 y›ld›r bu miras devral›nmay› beklemektedir. TKP Miras› Neden Oluflmaktad›r ve Devral›nacak Olan Nedir? TKP’nin miras›n› netlefltirmek için yap›lmas› gereken ilk ifl, TKP’nin kurulufl koflullar›n› ve benimse-

“Geceler uzun olsada, do¤an gün sizindir. Hak, adalet, ikbal, istikbal sizin hep sizindir yoldafllar. “Yaflas›n bütün dünyan›n ayn› ›fl›k etraf›nda toplanm›fl iflçi ve köylüleri! “Yaflas›n hain ve canavar Avrupa emperyalistlerini korkutan toplumsal devrim! “Yaflas›n Rusya ve bütün Avrupa iflçisine ruh ve kuvvet veren Bolflevizm! Türkiye ‹flçi ve Köylü Komünist Teflkilat›” aflad›¤›m›z topraklarda ilk komünist kurulufl ilan› olan TKP, kuruluflu ve yaflam› ile Türkiye devrimci ve sol hareketinin flekillenmesinde en önemli özne durumunda. Yöneticileri eliyle tasfiye edilmifl olmas› da, onun tarihimizdeki yerini ortadan kald›rm›yor. Bugün, bu topraklarda politik varolufl iddias›yla ortaya ç›kan her devrimci hareket kendini TKP’nin mirasc›s› ilan etmektedir. Bölüflülemeyen Miras TKP mirasç›lar› çok olsa da, herkesin mirastan anlad›¤› çok farkl›. TKP, kimileri için kurulufl ilan› bak›m›ndan, kimileri için fi. Hüsnü döneminin “baflar›”lar›yla, kimileri için ise, 70 sonras› at›l›m›yla bir anlam tafl›maktad›r. Ancak genelde paylafl›lan bir olgu ise, TKP’nin 1951 Tevkifat›na kadarki süreci bir bütün olarak alarak mirasa sahip ç›kmakt›r. 70’lerin “at›l›m›” temelinde TKP mirasç›lar› ise, bugün genellikle reformizm zemininde yeralmaktad›r. Bu yönüyle, bu son kategori, komünistlerin öncelikleri bak›m›ndan özel bir ilgisiyi haketmemektedir. Komünistleri bir yana b›rak›rsak, TKP miras›na sahip ç›kanlar› iki kategoride toplamak olanakl›. Birinciler, kendince kimi k›smi elefltirileri olsa da, TKP’nin kuruluflundan 1951 tevkifat›na kadarki süreci bir bütün olarak alarak sahiplenmektedirler. ‹kinciler ise, TKP’nin kuruluflunu, M. Suphi TKP’si olarak miras olarak kabul ederek onun takipçisi olduklar›n› savunmaktad›r. Bu kesim, fi. Hüsnü dönemini, en fazla Kürt hareketine karfl› sosyal-floven bak›fl› ve Kemalist hareketle uzlaflmac› bir bak›fl› benemsedi¤i gerekçesiyle miras olarak benimsememekte ve bu aç›dan bir s›n›r çizgisi çekmektedir. Bu kadar mirasç›s› olmas›na ra¤men, bunlar›n gerçekte neyi miras olarak tan›mlad›klar› da aç›k de¤ildir. Örne¤in birinci kategoridekiler, M. Suphi döneminin TKP’si ile fi. Hüsnü dönemi TKP’si aras›ndaki farkl›l›klar› görmezden geldi¤i gibi, ikinciler de M.

Y

45


di¤i çizgiyi net bir flekilde ortaya koymakt›r. Öncelikle TKP’nin ilk özelli¤i, onun daha kuruluflundan itibaren bir Komintern üyesi olmas›d›r. Komintern üyesi olmas›n›n anlam› ise, onun ‹kinci Enternasyonal oportünizmiyle hesaplaflmay›, yeni temellerde Bolflevik bir hareketin yarat›lmas›n›, Bolfleviklerle içiçe yaflam›fl olmas›d›r. TKP’nin Bolflevizm’le içiçe oluflu o derece belirgin ki, 1918’de, TKP’nin kurulufluna giden süreçte önemli bir dönüm noktas› olan “Sol Sosyalistler Konferans›”ndan sonra, partinin kurulufl kongresine kadarki süreçte belirsizli¤i engellemek için, üç temel konuda, Bolfleviklerin, program›n›, geçifl dönemi anlay›fl›n› benimseme ve Bolfleviklerle pratik iflbirli¤i konusunda karar alarak ilan etmifltir. “1- Türk sosyalist Komünistleri bütün su-i tefehhümleri izale için Rus Komünistleri program›n› aynen kabul eder. 2- Göçme devri için ‘Rusya Sosyalist Federal Cumhuriyeti Kanun-› Esasi’ni aynen kabul eder. 3- Türk Sosyalist Komünistleri Türkiye’nin içtimai inkilap cihetlerinde Rus Merkez F›rkas› ile elele hareket eder.” (Yeni Dünya, 1918) ‹kincisi, TKP yeni temellerde kuruluflunu gerçeklefltiren Komintern üyesi partiler içinde, Komintern’in ilkelerine uygun bir program ortaya koyan ender örneklerden biri olmas›d›r. Di¤er Komintern partileri genellikle, ‹kinci Enternasyonal partileriydi ya da onlardan ayr›larak partileflmifller, ama yeni bir program benimsemek yerine eski programlar›n› revizyondan geçirmifllerdi. Dolay›s›yla, Komintern kurulufl ilkelerine uygun bir devrimci program ne olmal›d›r diye soruldu¤unda, bunun tart›flmas›z yan›t› TKP Program› olmal›d›r. Bugün TKP mirasç›s› olma iddias›ndakilerin, üzerinden atlad›klar›, bu yüzleflmekten kaç›nd›klar› en önemli gerçek tam da budur. Bu program incelendi¤inde görülecektir ki, bu program, hemen her temel sorunda ‹kinci Enternasyonalci gelene¤in elefltirisi temelinde yan›tlar› içermektedir. Örne¤in, asgari program ve aflamal› devrim anlay›fl›n›n reddi, parlamentarizm karfl›s›nda sovyet iktidar›, enternasyonal bir devrim anlay›fl› bu program›n ruhunu oluflturmaktad›r. Bu nedenledir ki, fi. Hüsnü döneminde yeni bir program benimsenirken, TKP’nin ilk program›n›n bu özellikleri budanma gereksinimi duyulmufl, neden yeni bir programa gereksinim duyuldu¤una ise do¤rudan yan›t verilmemifltir. 1926 TKP Program›, ç›plak bir flekilde, ilk program›n yads›nmas› anlam›na geldi¤i gibi, ayn› flekilde, Komintern ilke ve program anlay›fl›ndan

kopuflun da somut örne¤idir. Hatta, Lenin sonras›nda SBKP ve Üçüncü Enternasyonal’in anlay›fl›n› somutlama bak›m›ndan da ilk örneklerden biridir. 1926 Program›, daha sonra Üçüncü Enternasyonal 6. Kongresi’nde benimsenen program anlay›fl›yla uyumlu bir programd›r. II. Enternasyonal üretici güçler teorisini, asgari progam anlay›fl›n›, aflamal› devrim stratejisini, “milli burjuvazi” ile ittifak çizgisini, sovyet iktidar›na karfl› demokratik halk iktidar› formülüyle parlamentarizmi bu program yeniden canland›rm›flt›r. Böyle bak›ld›¤›nda, bugün birçok “mirasç›”n›n, gerçekte kendi köklerini programatik yaklafl›m aç›s›ndan fiefik Hüsnü döneminde bulduklar› görülebilir; bugün ilk TKP Program›’n› neden görmezden geldikleri, yüzleflmekten kaç›nd›klar› daha iyi anlafl›l›r. Durum böyle olmas›na ra¤men, M. Suphi dönemi TKP’sine sahip ç›kma ihtiyac›n› nas›l aç›klamak gerekiyor? Bunun yan›t›, M. Suphi TKP’sini özel olarak vurgulay›p, sahip ç›kt›¤›n› iddia edenlerin bunu, gerçek kurulufl ilkelerine sahip ç›k›p, o dönemin miras›n› devralmak üzere de¤il, gerçekte bir “ata bulma” sorunu üzerinden önemsedikleridir. Oysa gelenek sorunu, “ata bulma” sorunu, ya da bu topraklar›n “ilk” komünistleriyle manevi bir ba¤ kurma sorunu de¤il, devrimci bir örgütsel miras› devralma sorunudur. Bu durum, tercihten de öte, kökenini orada bulabilmeyi gerektirir. Bugünkü gruplar›n hiçbiri, TKP’nin kuruluflundaki program›n› ortaya koyup, kendisini buna mesafesi üzerinden aç›kl›kla tan›mlam›yor. Çünkü TKP miras› olarak harekete tafl›nan ve Lenin sonras› III. Enternasyonal çizgi ve program›yla uyumlu olan program, fiefik Hüsnü döneminindir. Devral›nan gerçek miras bu oldu¤u halde, M. Suphi dönemine de “manevi” bir de¤er verilmifl oluyor. Bu tablonun ortaya koydu¤u temel gerçekse, TKP’nin kurulufl ilkeleri ve program›n›n, bugünün devrimci hareketinin ayr›flt›r›lmas›nda temel hareket noktalar›ndan biri oldu¤udur. Bu topraklarda, Bolflevizm’in yeniden üretilmesi, TKP’nin kurulufl ilkelerini benimsemekten, benimsenen program› güncellefltirmekten, bu program›n revizyonu temelinde ortaya ç›kan anlay›fllarla hesaplaflmaktan ayr› düflünülemez. Komünistler, gelene¤i olmayan›n gelece¤i de olmaz temel hareket noktas›ndan kalkarak, TKP’yi kurulufl ilkeleriyle gelene¤inin temel ö¤elerinden biri olarak almakta, devrimci partinin inflas›na bu bilinçle sar›lmaktad›r.

Sahibi ve Yaz›iflleri Md.: Suzan DO⁄AN • Tohum Yay›nc›l›k Rasim Pafla Mah. Uzun Haf›z Sk. No: 94/4 Kad›köy/‹st. Tel: (0216) 346 40 94 Bas›ld›¤› Yer: Özy›lmaz Matbaas›

elektronik posta adresimiz: www.maya_gazetesi@yahoo.com 46


Eylül 2001

4

Bafltaraf› Arka Kapakta

olmak ad›na Saddam’›n yede¤ine düflülebilmifltir. Bunlardaki temel kriter, savaflla süren politikay› de¤il, sadece fliddeti, sadece ezilmeyi görmektir. Oysa sözkonusu olan ezilenlerin savafl› de¤ildir, her ne kadar iki tarafta da, yani hem ABD, hem de Irak’ta savafl›n faturas›n› ödeyen, ezilen kitleler olsa bile. Somut politikalar üretmek ad›na bu durum görmezden gelindi¤inde, kendini uluslararas› hukukun takipçisi olarak bulmak iflten bile de¤ildir. Yaflanan da bu olmaktad›r. Emperyalist savafllar konusunda oldu¤u kadar, hakl› bir savafl olarak ezilen uluslar›n kurtulufl savafllar› konusunda da ayn› zaafl› tutum sürmektedir. Dün “kirli savafla son” diyerek, sonuçta “adil savafl” bayraktarl›¤› yapanlar, flimdi de, politik olarak ciddi bir sonucu olmasa da, bar›fl savunuculu¤una soyunmaktad›r. Politik bir sorun olarak savafl karfl›s›ndaki tutum sorunu, bu topraklar›n son 20 y›ll›k dönemine damga vuran, devrimci hareketin politikas›zl›¤›n›n sonucunda düfltü¤ü bir hezimeti ortaya koyan bir sorun olmufltur. Bugün “sorun”un daha belirginleflmifl olmas› da bu hezimeti ortadan kald›rmaya yetmemektedir. Çünkü belirtti¤imiz gibi, sorun bar›fl de¤il, savafl karfl›s›ndaki tutum sorunudur. Düne kadar “kirli savafla son!” biçiminde ifade edilen ve sözde ezilen ulusun yan›nda olmay›, onu desteklemeyi ifade etti¤i iddia edilen fliar›n, gerçekte ne anlama geldi¤i bugün çok daha bariz biçimde ortaya ç›km›fl durumdad›r. “Kirli savafl” bitmifltir. Ama bunun Kürt ulusunun ç›kar›na olmad›¤›, özgürlük ve bar›fl özlemine, ihtiyac›na yan›t vermedi¤i de ortaya ç›km›flt›r. Düne kadar bu fliarla hareket eden devrimci güçlerin, bu fliarla yapm›fl olduklar› fleyin, güce tapma ve kuyrukçulu¤un ifadesi oldu¤u bugün daha da bariz görülmektedir. Bugün kimse “kirli savafl”›n ad›n› anmamakta, onu geride b›rakmak, unutmak istemektedir. Ama e¤er “kirli savafl”la kastedilen TC’nin Kürdistan’daki varl›¤› ve Kürt halk›na uygulad›¤› bask›ysa, bu son bulmak bir yana, her türlü uzlaflmac› politikaya ve geri ad›ma ra¤men sürmektedir. E¤er dün sözkonusu edilen bu idiyse, bugün de ayn› fliar›n dillendirilmesi gerekirdi. Bugün bunun yap›lmamas›, sorunun bam telini de ortaya koymaktad›r “Kirli savafla son” fliar› dün yayg›n bir biçimde dillendirilirken, kendisini genel bir muhalif hareketten ay›rmak için, bunun “ne pahas›na olursa olsun bar›fl” anlam›na gelmedi¤ini vurgulamak amac›yla, “bar›fl hemen flimdi”den ayr› olarak “onurlu bar›fl” talebi de, bu fliar›n yan›na ekleniyordu. Dün, çok daha genifl bir cephenin paylaflt›¤› bu fliar›n, do¤rudan “bar›fl” talebiyle ayn› anlama gelmedi¤i de, ezilen ulusa destek vermek olmad›¤› da net olarak görülmüfltür. Ama ayn› flekilde, kendini liberal ve genel bir muhalif cepheden ay›ramam›fl olman›n sonuçlar›n› da devrimci hareket bugün yak›c› bir biçimde yaflamakta, geçmiflin yaratt›¤› sorunlardan kendini kurtaramamaktad›r. Üstelik san›ld›¤› gibi, bu sorunda düflülen zaaftan ders ç›kar›lm›fl da de¤ildir. Gerçekte savafl karfl›s›ndaki, özel olarak da ulusal hareket ve “kirli savafl” konusundaki tutum, devrimci hareket aç›s›ndan bir sorun alan› olmaya devam etmektedir. Devrimci hareketin, ulusal sorun karfl›s›ndaki tutumu, aç›kça ortaya ç›kan teslimiyet karfl›s›nda, bu teslimiyeti görmek ve kendini bundan ay›rmaya çal›flmak oldu. Ancak, teslimiyete varan süreçteki kuyrukçuluk ve sosyalflovenizmin izleri bir ç›rp›da kald›r›labilecek durumda de¤ildir. Çünkü geri plan›nda ideolojik-programatik zaaflar vard›r. Bugün devrimci bir ulusal önderlik ortada olmad›¤› için bu zaaflar geri planda kalmaktad›r. Bugün devrimci bir ulusal kurtulufl hareketi yoksa da, Kürt hareketinin “bar›fl” talebi güncelli¤ini korumaktad›r. Bu talep devrimci bir içerikle al›nmasa bile, ezilen ulusun, en az›ndan demokratik-kültürel haklar›n› kazanma özlemini dile getiren bir talep olarak meflrudur. Dün savafl›n y›k›c› etkisinden kurtulmak amaçl› olarak bar›fl talebini öne ç›kartanlar, savafltan vazgeçmifl olsa da, burjuva devlet, bir türlü bar›flmaya yanaflmamakta, adeta dünün intikam›n› almaya çal›flarak Kürtlerin en küçük hareketi karfl›s›nda tahammülsüzlü¤ünü ortaya koymaktad›r. Ezilen ve sömürülen y›¤›nlar›n devrimci hareketinden kuruluflundan bu yana korku duyan bir burjuva egemenli¤i için, bunda flafl›rt›c› olan bir yan olmamal›. Ancak, bunun böyle olmas›, ezen ulusun komünistlerinin, y›¤›nlar›n bar›fl talebi karfl›s›nda sorumlulu¤unu ortadan kald›rmamaktad›r. Bugün gündemde olan bar›fl talebi asl›nda geride kalm›fl bir savafl›n etkisini yans›tsa ve bir süre sonra, politik önemini kaybedecek de olsa, somut koflullarda kitlelerin talebi olarak politik önemini korumaktad›r. Bu nedenledir ki, komünistler için görev, meflru ve demokratik bir içeri¤e sahip bu talebi desteklemek, ama devrimci saflardaki yans›malar›n›n da reformist bir içeri¤e sahip oldu¤unun bilincinde olarak ideolojik savafl›m› yo¤unlaflt›rmakt›r. Bar›fl talebini meflru bir talep olarak desteklemek de, bar›fl özlemlerini sermayenin egemenli¤ine karfl› yöneltmek de, ne yaz›k ki, devrimci bir programa dayanan iktidar perspektifinden yoksunluk koflullar›nda, anlaml› bir politik sonuç ortaya ç›karmamaktad›r. Y›¤›nlar›n gündeme getirdi¤i bar›fl özlemini desteklemek de, bunu iktidar hedefine yönlendirmek de, enternasyonalist-devrimci bir önderli¤i yaratma acil göreviyle do¤rudan iliflkilidir. Komünistler, bir yandan ideolojik ve politik olarak, sosyal-flovenizmle de, kirli bar›fl yanl›lar›yla da aralar›na kal›n bir s›n›r çizgisi çizmekle, ama öte yandan da tüm etkinli¤ini enternasyonalist-devrimci önderli¤in yarat›lmas›na yo¤unlaflt›rmakla yükümlüdür. 47


Say›: 4 P

P Eylül 2001

BARIfi KARfiISINDAK‹ KONUM, SAVAfiA KARfiI TUTUMDAN BA⁄IMSIZ DE⁄‹LD‹R erin s›n›f karfl›tl›klar›n›n belirledi¤i yaflad›¤›m›z dünya ve topraklarda, “bar›fl” kavram›, soyut ve genel bir kavram olarak ça¤r›flt›rd›klar›yla, s›n›f mücadelesinin ezilenler cephesinin karfl›s›na, her zaman bir tuzak olarak ç›km›flt›r. “Bar›fl” sorununu somut bir politik sorun olarak ele alan komünistler ise, her seferinde, “savafl 盤›rtkanlar›”olarak burjuvazinin uflaklar›n›n demagojik sald›r›lar›yla karfl›laflm›flt›r. Böylece s›n›f mücadelesinin kritik dönemeçlerinde, “bar›fl” sorunu üzerinden bir s›n›f uzlaflmac›l›¤›n›n; s›n›f mücadelesinin reddedilmesinin yolu döflenmeye, ezilenlerin savafl karfl›s›ndaki öfkesini yans›tan bar›fl iste¤i, komünistlere karfl› bir silah olarak çevrilmeye çal›fl›lm›flt›r.

D

“Bar›fl” sorunu, politik bir sorun olarak gündeme geldi¤i her durumda, sözkonusu olan bir savafl karfl›s›ndaki tutumdan ba¤›ms›z olarak ele al›namaz. Gerçekte, burjuvazinin demagojileri de bunu baflaracak güçte de¤ildir. Bar›fl e¤er genel bir hedef de¤il de, somut bir savaflla birlikte gündeme geliyorsa -ki hep böyle olur-, “bar›fl” he defi ve talebi, ayr›flt›r›c› bir talep de¤ildir. Öyleyse devrimcilerin ve ezilenlerin, bu kavram›n soyut ve t›ls›ml› anlam›na kap›lmalar› için bir neden de olmamal›d›r. Derin s›n›f karfl›tl›klar›n›n belirledi¤i, savafl›n örtülü veya aç›ktan k›yas›ya sürdü¤ü günümüz dünyas›nda, savafl gibi bar›fl da politik savafl›n de¤iflik araçlarla sürdürülmesinden baflka bir anlama gelmemektedir. Sermaye, dünya çap›ndaki egemenli¤ini korumak için, her zaman gerek ülke içinde, gerekse ülke d›fl›nda, temelde can düflman› iflçi s›n›f› hareketine karfl›, ama ayn› zamanda kendi aras›nda dünyaya egemen olmak amac›yla savafl sürdürmekten geri duramaz. Bu o derece bir zorunluluktur ki, hiçbir insani özlem ve tercih, sermayeyi bu savafltan geri durdurma gücüne sahip de¤ildir. Dün oldu¤u gibi bugün de savafl›n kötülüklerine sermayeyi ikna ederek buna son verilebilece¤ini hayal edenler olmufltur; ama bunlar hayalleriyle baflbafla kalma akibetinden kurtulamam›fllard›r. Derin s›n›f karfl›tl›klar›n›n egemen oldu¤u dünyada, dünyaya egemen olanlar› yoketmek ve yeni, savafla temel olan s›n›f karfl›tl›klar›n› yok ederek, s›n›fs›z, s›n›rs›z, eflit ve özgür bir komünist dünya yaratmak durumunda olan komünistlerin, bar›fl talebiyle bu amaçlar›na ulaflmalar› olanaks›zd›r. Bu temel yaklafl›m›n ötesinde, “bar›fl” talebi tek bir koflulla komünistlerin gündemine girebilir: Somut bir savafl koflullar›nda, y›¤›nlar›n içinde yaflad›klar› koflullara isyan›n› dile getiren, savafls›z bir dünya özlemlerini d›fla vurdu¤u durumda. Y›¤›nlar taraf›ndan mevcut egemen s›n›fa karfl› gelifltirilen her harekete oldu¤u gibi, bar›fl hareketine de komünistler ilgisiz kalamaz. Onlar›n görevi, bar›fl›n sermaye egemenli¤inin y›k›lmas›ndan geçti¤ini her f›rsatta y›¤›nlara göstererek, düzenden hoflnutsuzluklar›n›, sermaye egemenli¤inin y›k›lmas› hedefine yönlendirmektir. Bar›fl savafltan ba¤›ms›z ele al›namayaca¤›na göre, ayr›flt›r›c› olan ve s›n›fsal ç›karlar› dile getiren tutum, gerçekte savafl karfl›s›ndaki tutumdur. Sorun bu zemine tafl›nd›¤› zaman ise, gerçekler gün›fl›¤›na ç›kmaya, berraklaflmaya bafllar. Kendisini her türlü savafl›n karfl›s›nda tan›mlayanlarla, s›n›f mücadelesinin dilinden konuflanlar›n “bar›fl” karfl›s›ndaki tutumu, iflte o zaman ayr›fl›r ve “bar›flç›” kimli¤iyle kendini tan›mlayanlar›n sözünü ettikleri bar›fl›n da soyut bir bar›fl olmad›¤› görülür. Bar›fl, süren bir savafltan ve bu savafl karfl›s›ndaki tutumdan ba¤›ms›z ele al›nam›yorsa, o halde, savaflla dile getirilen politikan›n ve s›n›fsal ç›karlar›n ne oldu¤una bakmak en do¤rusudur. Türkiye devrimci hareketinin savafl karfl›s›ndaki tutumu, hiçbir zaman do¤ru Leninist bir tutum olmad›. Daha çok, savafl›n dehfleti ve ezilenlere verdi¤i zarar karfl›s›nda, bundan hoflnutsuzlu¤u ifade eden ve savafl›n verdi¤i zararlardan kurtulmay› öne alan bir muhalif tutum olarak flekillendi. Bunun yan›nda da, samimi olarak bar›fl›n, savafllar›n olmad›¤› bir dünyayla mümkün oldu¤unu düflünseler bile, devrimci bir iktidar perspektifinin eksikli¤i koflullar›nda, bu gerçe¤in ezilen kitlelere tafl›nmas›n›n güçlü¤ü sözkonusuydu. Demokrasi ve ba¤›ms›zl›¤› temel alan programlar›yla kitlelere devrimci politikalar› tafl›yamayanlar, kitlelerin bilinç düzeyine kendilerini uydurmufl oldular. Devrimci hareketin savafl karfl›s›ndaki tutumu, devrimci bir program-iktidar perspektifinden yoksunluk koflullar›nda, genel bir burjuva hukuku ve uluslararas› iliflkiler çerçevesinde belirlenmifltir. Örne¤in, TC’nin Güney Kür distan’a girdi¤i her durumda, Güney Kürdistan’dan ç›kmas› ça¤r›s› yap›lm›flt›r, ancak Kuzey Kürdistan’dan ç›kmas› yönünde bir ça¤r› yapana rastlanmam›flt›r. Çünkü Güney Kürdistan, Irak’›n egemenlik alan›na girmekte, “içifllerine kar›flmama” politikas› arkas›na s›¤›narak “TC’nin çekilmesi” ça¤r›s›na meflruiyet kazand›r›lmaktad›r. Ayn› flekilde, örne¤in ABD’nin Irak’a dönük sald›r›s›nda, sözde ABD’ye lanet okumak ve Irak halk›n›n yan›nda

z04_sonra  

B‹RL‹K VE BÖLÜNME PRAT‹⁄‹YLE DEVR‹MC‹ HAREKET -II- Ertan GÖKSU PAS‹F‹ZM VE ‘DÜNYA BARIfi GÜNÜ’ Seydi AKCAN ALTEMPERYAL‹STLEfiME VE ‘ULUSAL GÜV...