Issuu on Google+

Enternasyonalist Gençlik Ýþçi Mücadelesi Gençlik Özel Sayýsý

750.000 TL.

Eþit, parasýz, bilimsel anadilde eðitim istiyorsan:

harekete geç! Burjuvazi hem kendisi hem de çocuklarý için AB’yi gelecek olarak görüyor. Burjuva ailelerden üniversiteye gelenlerin birçoðu da bu yaklaþýmý içselleþtirmiþ durumda. Ama emekçi çocuklarý ve emekçiden yana bir dünya isteyen kimse için AB bir gelecek olamaz. Eðer tercihimizi iþçiden, emekçiden yana yapmýþsak, kitleleri AB hakkýnda yayýlan hurafeler konusunda aydýnlatmak ve bu afyonun etkisinden kurtarmak için harekete geçmek gerektiði açýktýr. Hurafe denince akla gelen ilk þey türbeleri ziyaret eden ve dertlerine dermaný babalarýn, dedelerin, þeyhlerin, derviþlerin mezarlarýnda arayan çaresiz insanlarýmýzdýr. Yaþadýklarý sorunlarla boðuþma gücünü yitirmiþ insanlar umutsuzca hurafelere ya da bunlardan özde pek de farký olmayan dinine sarýlýyor. Peki dört bir yaný sarmýþ olan Avrupa Birliði tartýþmalarý farklý bir görünümde mi? Bu tartýþmalara bakan zanneder ki AB denen þey patronun kârýna, iþçinin maaþýna, köylülüðün pamuðuna yarayan her derde deva bir çeþit telli baba türbesi. Hadi türbeleri mesken tutmuþ, gelen geçenden para toplayan hacý hoca gibi bu AB iþinden semirecek olan patronu, burjuva siyasetçisini, forsuna fors katacak generali anladýk da iþçiye köylüye ne oluyor? Biraz objektif bakan her göz anlar ki, türbeyi tavaf eden çaresiz vatandaþtan farklý bir þey olmuyor iþçilere. Açlýk sýnýrlarýnýn altýnda yaþayan, ekonomi büyüyor edebiyatýna raðmen geliri her gün küçülen adeta eriyip tükenen emekçi zorlu iþ gününün ardýndan bir sayýsal loto kuponunun, bir futbol takýmýnýn bir de Avrupa Birliði’nin rüyalarýna býrakýveriyor kendini. Avrupa Birliði tam bir afyon iþlevi görüyor emekçiler için. Ýçmeden sarhoþ ediyor. Bu afyonun pazarlayýcýsý tabii ki büyük burjuvalar ve onlarýn kontrolündeki medya. Dikkat edin türbeleri tavaf eden halký alaycý haberlere konu eden medya, Avrupa Birliði’ni tüm içeriðinden ve gerçekliðinden kopararak ulaþmasý zor ama tartýþmasýz bir iyi olarak sunuyor hep. Nasýl mý? Bugün herhangi bir iþçiye ÝMF deyin, alacaðýnýz cevap üç aþaðý beþ yukarý bellidir. ÝMF programlarý onun için gerçek ücretlerinin düþmesi, özelleþtirme, iþsiz kalma ya da iþsizlik tehdidi altýnda

çalýþmak vb. olmuþtur. Peki ya Avrupa Birliði? ÝMF programlarýnda ifadesini bulan ne kadar iþçi düþmaný politika varsa hepsini bir bir benimseyen ve bunlarý Türkiye’nin emekçilerine dayatan AB’dir. Türkiye burjuvazisinin de canla baþla desteklediði bu dayatmalarýn medya dilindeki karþýlýðý yapýsal uyumdur, AB müktesebatýdýr. Bunlarýn yaný sýra o çokça bahsedilen ve övülen emeðin serbest dolaþýmýnýn hayal olarak kalacaðý ortaya çýkmýþtýr. Avrupa Komisyonu AB’ye, Türkiye’ye iliþkin serbest dolaþýmda “daimi bir korunma hükmü” önermiþtir. AB Ýtalya’nýn Libya’da kurmakta olduðu göçmen kamplarýna benzer bir iþlevi Türkiye için düþünmektedir. AB burjuvazisi Avrupa iþçi sýnýfýnýn ücretlerinde Türkiyeli iþsizlerin tehdidiyle daha fazla basýnç uygulamak ama bu yedek sanayi ordusundan sadece istediði kadar ve seçerek yararlanmak istemektedir. Bunlarýn içeriðini unutarak (unutturularak demek daha doðru olur) ‘Avrupa’ya uysak fena mý olur’ diye düþünen bir beyin basbayaðý uyuþturulmuþ demektir. Burada öðrencilerin, özellikle de üniversite öðrencilerinin bulunduðu yer önemli. Yukarýda AB afyonunun pazarlayýcýsý olarak burjuva medyayý gösterdik. Ancak bu afyonun bir de üretildiði yerler var. Bu üretim yerlerinin baþýnda da üniversiteler geliyor. YÖK’ün yaptýðýný sadece öðrencilere soruþturma açmak, üniversitelerde baskýyý kurumsallaþtýrmak olarak görmemeliyiz. 12 Eylül ve YÖK üniversiteleri sadece ekonomik ve kurumsal olarak deðil ideolojik olarak da burjuva çýkarlar doðrultusunda yeniden yapýlandýrýyor. 12 Eylül’ün ve YÖK’ün kuruluþunun ertesinde, birçok Marksist, demokrat ya da devamý 2. sayfada

RR!! YYII HHAA

ý þ r a k

yyee B’’ AAB

AB af yonuna

Öðrenci hareketi ve kitle çizgisi üzerine Sayfa 5

AB yalanýna kanma! Sayfa 6

Liselerden Sayfa 8 Faþist saldýrýlara karþý:

Uyanýk ve örgütlü olmalýyýz! Sayfa 9

KPSS terörü ve öðretmen atama(ma)larý Sayfa 10

Ekim Devrimi mücadelemize ýþýk tutuyor Sayfa 12


Enternasyonalist Gençlik 2

muhalif öðretim görevlisi üniversitelerden uzaklaþtýrýldý. Geri kalaný da bu süreci protesto etmek için üniversitedeki görevlerinden istifa etti. Daha sonraki dönemde de üniversitedeki liberal ideologlarýn aðýrlýðý arttý. Ýþte bu kadro, üniversitenin her hücresine sýzmýþ sermaye ile el ele, üniversiteyi AB afyonu üretim merkezine çevirmiþ durumda. Buralarda üretilen ideoloji AB’yi bir demokrasi ve refah cenneti olarak sunmaktadýr. Bu ideologlarýn solcu kýlýðýna bürünenleri ABD’nin saldýrgan politikalarýný eleþtirir görünürken, diðer yandan sözgelimi Bush’a karþý Kerry’yi överek, AB’nin barýþçýlýðýndan dem vurarak ayný ideolojiyi üretmeye devam ediyorlar. Avrupa Birliði’nin önüne koca bir sis perdesi çekiyorlar. Bulutlarýn ardýnda bir cennet ülke vaat ediyorlar. Oysa Avrupa Birliði özünde diðer emperyalist odaklara karþý geride kalma endiþesiyle bütünleþme yoluna giden Avrupalý tekelci burjuvazinin emperyalist birliðinden baþka bir þey deðildir. AB’ci ideologlar elbette ki bundan bahsetmezler. Avrupa Birliði ülkelerinin 12 Eylül askeri diktatörlüðünü nasýl desteklediklerini, bunlarýn aðzýndan duyamazsýnýz. Ruanda’da yaþanan soykýrýma Belçika ve Fransa’nýn destek olduðu gerçeðini dinleyemezsiniz. Afganistan iþgaline ortak olduklarýný, Yugoslavya’daki çatýþmalarý nasýl körüklediklerini duyamazsýnýz. Avrupa’da göçmen olarak yaþayan az geliþmiþ ülkelerin iþçilerinin her türlü ýrkçý ve dinsel saldýrýya maruz kaldýðýný, devletlerin de kimi zaman bu politikayý desteklediklerini duyamazsýnýz. Bizim çok yakýndan tanýdýðýmýz ulusal baskýlarýn Avrupa’da da söz konusu olduðu gerçeðini duyamazsýnýz. Kürt halký çok kötü bir yanýlsama içinde. Bu demokrasi þampiyonu Avrupalýlar Ýrlanda sorununu, Bask’ý, Korsika’yý çözdüler mi ki Kürt sorununu çözecek

merci olarak gösteriliyorlar. Kaldý ki Kürtler üzerinde yoðunlaþan baskýlara, komik ve adeta aþaðýlayýcý anadil uygulamalarýna karþý tek söz söylemiyorlar. Buna karþýn Türkiye’de sistematik iþkence olmadýðýnda hemfikir oluyorlar. F tipinin mucidi bunlardýr, her türlü iþkence Avrupa’da da var. Çünkü orada da bu kokuþmuþ sisteme baþkaldýrmýþ devrimcileri sindirmeyi amaç ediniyorlar. En önemlisi, Susurluk benzeri derin devlet yapýlanmasý Avrupa da var. O yüzden demokrat geçinen Avrupalý bürokratlar, Türkiye’de ardý ardýna patlayan Çakýcý, Bucak, Sedat Peker, Haluk Kýrcý vs. skandallarý hakkýnda tek söz etmiyor, adeta görmezden geliyorlar. Bilimsel eðitim istiyoruz diye alanlarda haykýrýrken, okul koridorlarýnda, amfilerinde bu talebi öne sürerken diðer taraftan AB’yi savunmak mümkün deðildir. Bilimselliðin karþýsýndaki dogmatizm sadece din derslerinden, Türk-Ýslam senteziyle yoðrulmuþ Türk Dili ya da Ýnkýlap Tarihi derslerinden ibaret deðil. Neo-liberalizmi ve onun güncel kalesi AB’yi tartýþmasýz bir doðru olarak empoze eden ve ister teknik ister sosyal olsun her dersin içine yediren anlayýþ da dogmatizmin ta kendisidir. Eþit ve parasýz eðitim isteyen de AB’yi savunamaz. Çünkü AB’nin ekonomik kriterlerini oluþturan Maastricht anlaþmasý uyarýnca bütçe açýklarýnýn belirli ölçekler içinde tutulmasý öngörülmektedir. Bunun anlam açýktýr, eðitimi de kapsayan bir diz kamu hizmetine yapýlan harcamalarýn daraltýlmasý. Nitekim 2005 bütçesinde de eðitime ayrýlan pay yine düþük seviyelerde tutulmuþtur. Eðitim sektörünün ilkokulundan üniversitesine kadar nasýl bir kaynak sýkýntýsý içinde olduðu herkesin dilindedir. Kaynak yoksa her koyun kendi bacaðýndan asýlacak, kaynaðýný kendi bulacaktýr. Bunun öðrenci-

Tecrite ve yeni infaz yasasýna karþý mücadeleye! Avrupa Birliði'ne uyum çerçevesinde hazýrlanan yasalardan bir tanesi de yeni ceza infaz yasasý olarak bilinen yasa. Bu yasa 12 Eylül askeri diktatörlüðü koþullarýnda bile devlet tarafýndan gerçekleþtirilememiþ olan tek tip elbise zorunluluðunu getiriyor. 12 Eylül'ün zindanlarýnda da ayný uygulama gündeme getirilmiþ ancak tutsaklarýn kararlý direniþi sayesinde uygulanamamýþtý. Bugün "demokratikleþme", "çaðdaþlaþma" gibi kavramlarla süslenerek sunulmaya çalýþan AB uyum yasalarýnýn özünde anti-demokratik ve emekçi düþmaný olduðunu görüyoruz. AB Türkiye'den daha iyi iþleyen bir piyasa ekonomisi istiyor. Her þeyin daha fazla kâr güdüsüne býrakýlmasýný, emekçilerin haklarýnýn daha çok týrpanlanmasýný ve liberal sömürünün önündeki tüm engellerin kaldýrýlmasýný istiyor. Bu isteklerin gerçekleþtirilmesi sürecinde önemli bir muhalefetin geliþebileceðinin farkýndalar. Bu muhalefetin devrimci kanallara doðru yönelmesi ya da devrimcilerin bu süreçte güç kazanmasý ise en büyük korkularý. Bu yüzden sisteme muhalif olan herkese bir adres olarak gösterdikleri F tiplerini daha beter bir hale getirmek istiyorlar. Tek tip elbise ve sessiz eylem dahil her türlü direniþi disiplin cezalarýnýn konusu yapan yeni yasa devrimci tutsaklarýn kiþiliklerine ve bilinçlerine dönük bir saldýrýyý da gündeme getirmektedir. Yasanýn önemli bir diðer yönü olan zorunlu çalýþtýrma ile burjuvazi bir taþla iki kuþ vurmak istemektedir. ABD'de birçok tanýnmýþ

tekelin yoðun bir biçimde mahkumlarýn ucuz emeðinden faydalandýklarý biliniyor. Bu uygulamayý Türkiye'ye getirmek isteyenler bir yandan tutsaklara yönelik çok yönlü saldýrýlarýný katmerleþtirmeyi diðer yandan da tutsaklara kölelik koþullarýný dayatmayý istiyor. Elbette ki tüm bunlara karþý sessiz kalýnmýyor. Baþta Ýstanbul'daki Tecrit ve Yeni Ýnfaz yasasý karþýtý Birlik olmak üzere ülkenin birçok yerindeki tecrit karþýtlarý eylem ve etkinliklerle yasaya karþý mücadele ediyorlar. Ýstanbul'da kurulan ve Ýþçi Mücadelesi'nin de yer aldýðý Birlik Galatasaray postanesi önünde her pazar oturma eylemi gerçekleþtiriyor. Her hafta tecridin ve tutsaklara yönelen saldýrýlarýn belirli bir boyutunu öne çýkararak yapýlan eylemler bundan sonra da sürecek. Çalýþmalar sadece periyodik pazar eylemleriyle sýnýrlý deðil. Birlik olarak bilgilendirme ve teþhir amacýyla çýkarttýðý bildiriyi emekçi semtlerinde ve merkezi bölgelerde ortak biçimde daðýtarak mücadelemizi kitlelere duyurmaya ve onlarý harekete geçmeye çaðýrýyoruz. Ayrýca 19 Aralýk'ta devlet tarafýndan "hayata dönüþ operasyonu" adý altýnda gerçekleþtirilen katliamýn yýldönümünde bir miting düzenlenmesi için çalýþmalar sürüyor. Ýster üniversitede bir öðrenci ister genç bir iþçi ya da iþsiz olalým eðer bu sistemden rahatsýz oluyor ve onu deðiþtirmek istiyorsak tutsaklarla dayanýþmayý yükseltmeliyiz.

Ýçerde dýþarda hücreleri parçala!

Burjuva ideologlarý, Avrupa Birliði’nin önüne koca bir sis perdesi çekiyorlar. Bulutlarýn ardýnda bir cennet ülke vaat ediyorlar. Oysa Avrupa Birliði özünde diðer emperyalist odaklara karþý geride kalma endiþesiyle bütünleþme yoluna giden Avrupalý tekelci burjuvazinin emperyalist birliðinden baþka bir þey deðildir. leri müþteri haline getiren anlayýþý pekiþtireceði aþikardýr. Peki AB bu konuya ne diyor? Avrupa Komisyonu Türkiye ilerleme raporunda “2004 yýlý eðitim bütçesinde kýsýtlamaya gidilmemiþ olmasý”ný memnuniyetle karþýlamaktadýr. Oysa ayrýlan kaynaklar yeterli olsa bile sadece nüfus artýþý dolayýsýyla bile eðitime ayrýlan kaynaklarýn artýrýlmasý gerekir. Kamu harcamalarýnýn sýnýrlý kalmasýndan övgüyle bahseden Avrupa Komisyonu, diðer yandan ayný belgede “özelleþtirmelerin sýnýrlý kalmasý”ndan þikayet etmektedir. Emekçiler daha fazla kaynak ve daha nitelikli eðitim talep ederken, burjuvazi ve Avrupa Birliði’nin önerdiði çözüm ortadadýr: Özelleþtirme. Nihayet anadilde eðitim talebinin gerçekleþmesinin de AB yoluyla olmayacaðý anlaþýlmýþtýr. Kürtlerle alay edilircesine günün ölü saatlerine ve kýsacýk zamanlara sýkýþtýrýlan televizyon yayýnlarý yapýlýrken, Kürtçe kullanýmý önündeki yasal ve fiili engeller sürdürülmektedir. Anadilini özgürce öðrenme talebi geçerliliðini korumakta ancak bu konudaki geliþmeler Kürt halkýný tatmin etmemektedir. AB’nin içi

ise rahat görünmektedir. AB ilerleme raporu “Kürtçe yasaðýnýn kaldýrýlmasý, Türkçe dýþýndaki diðer dil ve lehçelerde radyo-televizyon yayýný yapýlabilmesi, Güneydoðu Anadolu Bölgesi’nde kültürel etkinliklerde Kürtçe kullanýlmasýna hoþgörü gösterilmesi”ni memnuniyetle karþýladýðýný açýklamaktadýr. Yani AB treniyle gidilen Kürtçe yolculuðunun son duraðý burasýdýr. Kalan yolu yürümek için mücadeleden baþka araç yoktur. Üstelik bu kadarcýk hakkýn bile kalýcýlýðýnýn hiçbir garantisi yoktur. AB komiserleri, iþlerine geldiðinde olan biteni görmezden gelmeleriyle meþhurdurlar. Öyleyse mücadeleyle kazanýlmamýþ haklarýn geri alýnmasý her zaman ihtimal dahilindedir. Burjuvazi hem kendisi hem de çocuklarý için AB’yi gelecek olarak görüyor. Burjuva ailelerden üniversiteye gelenlerin birçoðu da bu yaklaþýmý içselleþtirmiþ durumda. Ama emekçi çocuklarý ve emekçiden yana bir dünya isteyen kimse için AB bir gelecek olamaz. Eðer tercihimizi iþçiden, emekçiden yana yapmýþsak, kitleleri AB hakkýnda yayýlan hurafeler konusunda aydýnlatmak ve bu afyonun etkisinden kurtarmak için harekete geçmek gerektiði açýktýr. Bunu son derece berrak bir zihinle yapmak zorundayýz. Saðcý, solcu liberallere karþý saðlam durmalý, milliyetçi tuzaklara düþmemeliyiz. Bunun örgütlü bir faaliyetle olacaðý bellidir. Lenin’in altýný kalýnca çizdiði sýnýfa bilinç taþýma görevi kendinden menkul aydýnlarýn iþi olamaz elbette. Avrupa emperyalizmine karþý mücadele hem politik hem de örgütsel olarak enternasyonalist devrimci bir iþçi partisi’nin inþasý için yürütülen kolektif mücadelenin parçasý olarak ele alýnmalý.

Zafere kadar

Ýntifada

Beklenmedik bir þekilde rahatsýzlanan ve Fransa’da hastaneye kaldýrýlan Filistin halk önderi Yaser Arafat, 11 Kasým’da hastalýða yenik düþtü. Arafat’ýn ölümüne kadar bilinmeyen rahatsýzlýðý ve ölüm nedeni üzerine birçok spekülasyon yapýldý. Filistinliler ise, üç yýlý aþkýndýr Arafat’ý Ramallah’taki karargâhýnda hapis tutan Ýsrail devletini, bu ölümden birinci derecede sorumlu tuttu. Kadýn, erkek, genç, yaþlý Filistinli, hastaneye kaldýrýldýðý günden itibaren gece gündüz karargâhýnda nöbet tuttular. Cenazenin gerçekleþtiði 12 Kasým’da ise, yüz binlerce Filistinli Arafat’ýn gömüleceði Ramallah’a akýn etmiþti. Arafat’ýn cenazesinde Filistinliler, liderlerini Ýsrail devletinin varlýðýný tanýyarak Filistin davasýný zora zoktuðu zamanki veya Camp David’de ABD emperya-

lizminin gölgesinde, sözde barýþ görüþmeleri için Ýsrail’le masaya otururkenki haliyle hatýrlamýyorlardý. O gün Filistinlilerin sloganlarý, Arafat’ýn gerilla kod adý olan Ebu Ammar içindi. Ve cenazesini de, “devlet adamlarýna” uygun þýk bir törenle deðil, gerillalarý nasýl uðurluyorlarsa, öyle gerçekleþtirdiler: Ebu Ammar’ýn ve tüm þehitlerin arkasýndan intikam yeminleri ettiler ve intifadanýn kazanacaðýný dosta düþana duyurdular! Arafat’ý Filistin halkýnýn önderi yapan, ne öldüðü gün Birleþmiþ Milletler’in lütfedip de bayraðýný yarýya indirmesi, ne ölümünden sonra Fransa’da, Mýsýr’da yapýlan protokollü törenlerdi. Arafat’ý önder yapan, iþgalci Siyonist Ýsrail devletine karþý senelerdir mücadele eden Filistin halkýnýn ona olan inancý oldu.


Enternasyonalist Gençlik

ABD saldýrýyor Felluce direniyor!

Irak direniþinin en güçlü kalesi Felluce'de ABD'nin Irak askerlerinin katýlýmýyla baþlattýðý "Hayalet Öfke" operasyonu tüm þiddetiyle sürüyor. Irak'ta iþgalin ilk gününden itibaren süren direniþ karþýsýnda aðýr kayýplar veren ABD güçleri, baþlattýklarý saldýrýda yoðun hava bombardýmaný ile kentte taþ üstünde taþ býrakmýyor. Felluce'de kontrolü ele geçirebilmek için kenti insansýzlaþtýrmaktan baþka çaresi kalmayan iþgal güçleri, hava bombardýmaný sýrasýnda uluslararasý alanda yasaklanan misket bombalarýný da kullanýyor. Yoðun bombardýman sýrasýnda direniþçilerin karargâh olarak kullandýðý iddiasýyla 60'a yakýn caminin hedef alýndýðý Felluce'de çok sayýda yaralýnýn tedavi edildiði

bir klinik de vuruldu. ABD'nin sivil can kaybýnýn olmadýðýný iddia ettiði saldýrýda, uluslararasý yardým kuruluþlarý birçok yaralýnýn evlerinde ve sokaklarda kan kaybýndan öldüðünü, Felluce'de tam bir insanlýk dramý yaþandýðýný söylüyor. Reuters'e konuþan Iraklý bir doktor, týbbi araç-gereçlerin de süratle tükendiðini, sadece birkaç kliniði açýk tutabildiklerini, çalýþýr durumdaki tek ambulansýn bombardýmanda isabet aldýðýný ve bir doktorun yaralandýðýný ifade ediyor. ABD ordusunun elektrik ve suyu kestiði Felluce'de gýda ve su stoklarý da giderek tükeniyor. Irak halký tüm bu baský ve yokluk koþullarýna karþý ise direniþi sürdürüyor. Kenti sokak sokak savunan direniþçiler

Irak’ta kanlý ticaret Burjuva medyasý Irak'ta çalýþan iþçilere, kamyon þoförlerine yönelik rehin alma ve öldürme olaylarýna uzun uzadýya yer vermeyi pek seviyor. Hele bir de kaçýrýlan ya da öldürülen Türkiye'den birisi ise sol liberaller de hiç vakit kaybetmeden bu kervanda yerini alýyor. Yapýlan ticaretin, iþçilerin çalýþtýklarý þirketlerin iþgalle iliþkisi üzerinden hiçbir deðerlendirme yapmadan meseleyi "Irak'ta can pazarý" gibi baþlýklar altýnda ele alanlar, direniþçilere karþý Türkiye'den giden iþçilerin ve kamyon þoförlerinin can güvenliðinin nasýl saðlanacaðý konusunda burjuvaziye akýl hocalýðý yapmaya þimdiden baþladýlar. Biz ise meseleyi, kendi içindeki ayrýmlar üzerinden deðerlendirmeyi ve yapýlan ticaretin hangi amaca hizmet ettiði, bu doðrultuda düzenlenen eylemlere nasýl yaklaþmak gerektiði üzerinden ele almayý tercih ediyoruz. Ýlk aþamada Irak'la yapýlan ticaretin kendi içinde bir ayrýma gitmek gerekir. Bu ayrýmý yapmamak, bizi yýllarca ambargo altýnda, yokluk içinde yaþamýþ bir halkýn en temel ihtiyaçlarýnýn karþýlanmasýnýn önüne geçen bir konuma yerleþtirebilir. Dolayýsýyla Irak'ta iþgalcilere ve onlarla iþbirliði halindeki özel þirketler ve diðer kurumlara mal taþýnmasýna karþý çýkarken, Irak halkýnýn gýda, ilaç vb. ihtiyaçlarýnýn karþýlanmasý için yapýlan ticaretin karþýsýnda durmamak hatta ABD askerlerinin direniþin dýþarýyla baðlantýsýný kesmek için þehirleri kuþatmasýný, giriþ-çýkýþlarý yasaklayarak fiili bir ambargo uygulamasýný da bu baðlamda teþhir etmek gerekir. Bu ayrým, ayný zamanda bizi kamyon þoförleri konusunda ikinci bir yanýlsamadan da yani rehin alma ve öldürme eylemlerini "sivil hedefler" perspektifinde ele alma yanlýþýndan da kurtaracaktýr. Ýþgalin askeri güçlerine veya iþgalcilerle iþbirliði halinde þirketlere mal taþýyan þirketler ya birebir iþgalin sürdürülmesine hizmet etmekte ya da bu þirketlerin kendileri Irak pastasýndan pay kapma yarýþý içinde iþgale ortak olmaktadýr. Bu durum da, iþgalciye mal taþýyan kamyonlarý direniþ karþýsýnda doðrudan doðruya askeri bir hedef haline getirir. Irak'a giden kamyon þoförlerinin çoðunun yoksulluðun pençesinde boðuþan iþçiler olmasý ise bu gerçeði deðiþtirmez. Ýþçilere, Irak'ýn ekmek parasý kazanýlacak yer olmadýðýný anlatmak gerekir.

Bu durumun esas sorumlusu elbette kâr hýrsýyla gözü dönmüþ patronlardýr. Çünkü mesele ekmek parasýndan öte Irak'ýn yaðmalanmasýndan pay kapma yarýþýdýr. Irak'ta öldürülen Türkiyeli kamyon þoförü ve iþçi sayýsý bir elin parmaklarýný geçmiyorken bile Irak'la yapýlan ticarete devam edip etmeme üzerine ortaya çýkan tartýþmada yükselen sesler, bu durumu tüm açýklýðý ile ifade ediyordu. Uluslararasý Nakliyeciler Derneði'nin ticarete devam etme konusundaki çekingen yaklaþýmý karþýsýnda RODER (RO-RO Gemi Ýþletmecileri ve Kombine Taþýmacýlar Derneði) Baþkaný Saffet Ulusoy en sert çýkýþý yapmýþ ve "ölen ölür, ticaret devam eder" demiþti. Abdullah Gül ise devletin Irak'la yapýlan ticaretten vazgeçme niyetinde olmadýðýný þu sözlerle ifade ediyor: "Irak büyük bir pazar. Ölümler oluyor, ama büyük kârlar da var. Bir orta yol bulacaðýz." Irak'taki emperyalist iþgale karþý en baþýndan beri "Ýþgale deðil, direniþe ortak ol!" þiarýný yükseltiyoruz. Bu amaçla yapýlan eylemlerin, etkinliklerin elbette tartýþmasýz bir anlamý var. Ancak direniþe destek olma anlamýnda somut pratikler olmadan bu eylemlerin tek baþýna yetersiz kalmasý ise kaçýnýlmaz. Ýþgalcilerin askeri üslerine malzeme taþýnmasýnýn, emperyalistlerle iþbirliði halindeki þirketlerle yapýlan ticaretin engellenmesi ise direniþe destek olmak bakýmýndan somut bir anlam taþýyor. Irak'ta Ýþgale Hayýr Koordinasyonu bu perspektifle bir çalýþma baþlatmýþ durumda. Boþ senetler imzalatýlarak zorla Irak'a gönderilmeye çalýþýlan, kredi kartý borçlarý benzeri aðýr ekonomik yükler altýnda kaldýðý için Irak'a gitmeye yönelen nakliyat iþçilerini bu çalýþmaya katýlmasýný da önemseyen koordinasyon, bu sektördeki sendikalarla da iliþki saðlamýþ durumda. Bu sorun elbette sadece kamyoncularýn sorunu deðil "Irak'ta iþgale hayýr" diyen herkesin bu konuda duyarlý olmasý gerekli. Türkiye'de iþgale ortak olan ve pay kapma savaþý veren þirketlerin teþhiri ve nihayet iþgale gidecek tüm yardýmlarýn engellenmesi için iþgal karþýtý bu çalýþmalara destek olunmalýdýr.

ABD askerlerine Irak'taki en kanlý günlerini yaþatýyor. Operasyonun ikinci gününde 16 askerini kaybeden ABD için bu rakam son altý ay içinde bir günde uðradýðý en büyük can kaybýna karþýlýk geliyor. Felluce'ye yönelik saldýrýda ABD tank birliðinin komutaný Robert Bodisch bile Felluce'nin kuzeyindeki Colan semtindeki direniþ için þu sözleri sarf etmek zorunda kalmýþ: "Bu insanlar çetin ceviz. Þiddetli bir savaþ sergiliyorlar. Bir duvarýn arkasýndan çýkan bir adam RPG'yle tankýmý vurabildi." Öte yandan direniþçiler "Hayalet Öfke" operasyonunun baþlamasýna onay veren Ýyad Allavi'nin iki yakýn akrabasýný kaçýrarak Felluce'ye yönelik saldýrýlara son verilmesini talep etti, aksi takdirde rehineleri öldüreceðini açýkladý. ABD'nin kentin kontrolünü ele geçirdiklerini açýklamasýna raðmen, direniþçilerden, Felluce'nin yalnýzca %20'sinin ABD'nin kontrolünde olduðu haberleri geliyor. ABD birlikleri öncülüðünde baþlatýlan operasyon karþýsýnda iþbirlikçi yönetimin içinden bile çatlak sesler çýkmaya baþladý. Hatta Irak Ýslami Partisi, hükümetten çekilme kararý aldý ve "Bu saldýrýnýn bir parçasý olamayýz" açýklamasýyla Felluce'de yaþananlarýn Irak halkýný ve direniþçileri hedef alan bir saldýrý olduðunu bir ölçüde teslim etmiþ oldu. Bunun yaný sýra Irak'ta bulunan Sünni din adamlarý da ocak ayýnda yapýlacak genel seçimlere iliþkin boykot çaðrýsý yaptý. Felluce'de çatýþmalar sürerken Bakuba ve Ramadi'de de iþgalciler zor anlar yaþýyor. Salý günü direniþçilerin Bakuba'daki karakollara düzenlediði saldýrýlarda çoðu Irak polisinden olmak üzere 45 kiþi öldü. Ramadi'de ise kontrolü kaybeden ABD kent merkezini direniþçilere býrakarak güçlerini kentin doðusunda ve batýsýnda bulunan üslerine geri çekmek zorunda kaldý. Irak halký emperyalistleri ülkesinden kovana kadar iþgale karþý savaþmakta kararlý olduðunu gösteriyor.

Direnen Felluce kazanacak! Ýþgale deðil direniþe ortak ol! 13.11.2004

Savaþ deðil Gördüðünü mü sanýyorsun küçük çocuk Savaþ mý görüyorsun sen Bombalar patlýyor deðil mi Ölü yüzleri görüyor musun Yaþýtlarýnýn donmuþ ifadesiz suratlarýný Oyuncak gibi olmuþlardýr þimdi Düþünebiliyor musun küçük Sen kahvaltýdan sonra oturup Çizgi savaþ izlerken Canlý çocuklar ölüyor çocuk Ölü yüzler daðýlýyor Baðdat’ýn sokaklarýna Ölü yüzleri sýçrýyor füzelerden Ölü yüzleri sýçrýyor kalbime Yapýþýp kalýyor donuk suratlarý; Ellerime, gözlerime, yaþlarýma Ýnsanlýðýma yapýþýp kalýyorlar Oyuncak suratlarý gibi çocuk Oyuncaklar gibi parçalanýyorlar Ama televizyonda göstermiyorlar Kimse ölü yüzleri görmüyor Koca koca çocuklar oturmuþ çizgi savaþ izliyor Ellerinde patlamýþ mýsýrlar Koka kola içiyorlar belki Belli ki çok eðleniyorlar Uydu antenleri kadar uzaklar Füze menzilleri kadar yakýn Yaný baþlarýnda onurlarýna çevrilmiþ namlularý görmüyorlar Uzaklarda çok uzaklarda Görmedikleri küçük evlerde yatan Minik ölü suratlarýn üzerinden geçen Havai fiþekleri izliyorlar... Zulmün zafer kutladýðý Geleneksel petrol festivalinin havai fiþekleri... Liseli bir enternasyonalist

3


Enternasyonalist Gençlik 4

YÖK’ün 23. kuruluþ yýl dönümünde, öðrenciler yine alanlardaydý! Ýstanbul Ýstanbul’da bu yýl YÖK’ü protesto eylemleri 5 ve 6 Kasýmda gerçekleþtirildi. 5 Kasýmda Beyazýt’ta yapýlan eylem bine yakýn öðrencinin katýlýmýyla bir miting havasýnda geçti. Her üniversite adýna ayrý ayrý pankartlarýn yer aldýðý eylemde öðrenciler kendi üniversitelerine özgü sorunlarý da dile getirme fýrsatý buldular. Yeni rektör Durul Ören’in 15 yýldýr YTÜ’de cebine indirdiði paralardan tutun da ÝTÜ’nün teknokent yapacaðý gerekçesiyle Armutlu halkýný yerinden etmeye kalkýþmasýna kadar birçok soruna deðinildi. “Üniversiteler bizimle özgürleþecek” pankartýnýn ortak olarak taþýndýðý eylemde öðrenciler sýk sýk “YÖK kalkacak, polis gidecek, üniversiteler bizimle özgürleþecek” sloganýný haykýrdýlar. Ayrýca, son dönemde artan faþist saldýrýlara cevap olarak “Beyazýt faþizme mezar olacak” sloganlarý attýlar. “Parasýz, bilimsel, anadilde eðitim “ talebi de sýk sýk tekrar edilen sloganlar arasýndaydý. Coþkulu sloganlarý coþkulu halaylarýn takip ettiði eylem öðrencilerin ana kapýdan Ýstanbul Üniversitesi içine girerek rektörlük binasý önüne kadar yürümesiyle son buldu. 12 Eylül askeri diktatörlüðünün üniversiteleri devrimci ve sosyalist fikirlerden arýndýrmak, öðrencileri düþünmeyen, sorgulamayan, apolitik bireyler haline getirmek, üniversiteleri sermayenin egemenliðine devretmek amacýyla kurduðu YÖK, 23 senedir bu yolda önemli bir mesafe kat etti. Bir yandan devlet üniversiteleri yüksek har(a)ç bedelleriyle, pahalý yemekhane ve yurtlarýyla eðitimin öðrencilere parayla satýldýðý yerler haline getirilirken, bir yandan da her yýl sayýsý mantar

gibi artan özel üniversitelerle kamusal olmasý gereken eðitimin bir metaya dönüþmesinin yolu açýldý. Bütün bu uygulamalara karþý sesini yükselten öðrencileri yýldýrmak için YÖK, üniversitelere polis sokuyor, aðýr disiplin cezalarý uyguluyor, bu da yetmeyince faþistleri öðrencilerin üzerine salýyor. En son olarak 6 Kasým haftasýnda Türkiye’nin çeþitli üniversitelerinde faþist çeteler tarafýndan muhalif ve devrimci öðrencilere satýrlarla, biber gazlarýyla saldýrýlarda bulunuldu.

Ankara 5 Kasým'da Ankara'nýn üniversitelerinden gelen öðrenciler saat 12’den itibaren A.Ü. Eðitim Fakültesi önünde toplanmaya baþladý. Saat 13:30 olduðunda üniversite içinde kortejler oluþturulmaya baþlandý. Biz de Ankara'daki bir grup devrimci Marksist öðrenci ile "devrimci Marksist öðrenciler" adlý pankartýn arkasýnda kortej oluþturduk. Ardýndan kampüs dýþýna yürünmeye baþlandý ancak polis cadde üzerinde öðrencilerin yolunu kesti. Kýsa süren pazarlýðýn ardýndan öðrenciler yürüyüþe devam etti. Yürüyüþ Cebeci kampüsünden Sakarya caddesine kadar devam etti. Yürüyüþ sýrasýnda "YÖK kalkacak, polis gidecek, üniversiteler bizimle özgürleþecek", "YÖK, polis, medya, bu abluka daðýtýlacak" sloganlarýnýn yanýsýra "Yaþasýn devrim ve sosyalizm", "Yaþasýn sosyalist dünya devrimi" gibi sloganlarý da haykýrdýk. Yaklaþýk yarým saat süren yürüyüþ Sakarya caddesinde yapýlan basýn açýklamasýyla son buldu. Bu arada DTCF'de faþistlerin saldýrý yapabileceði haberinin alýnmasý üzerine DTCF

önüne gittik. Ancak "güvenlik" tarafýndan içeriye alýnmadýk. Öðrenciler olarak bir süre bekledikten sonra daðýldýk.

Ýzmir YÖK'ün kuruluþ yýldönümü olan 6 Kasým'da öðrenciler YÖK'e karþý yürüdüler. Bornova Metro çýkýþýndan baþlayan yürüyüþ yaklaþýk 400 kiþinin katýlýmýyla gerçekleþti. Bornova Meydaný'na kadar süren yürüyüþte ,"YÖK'e hayýr, YÖK kalkacak, polis gidecek, üniversiteler bizimle özgürleþecek, Sermaye defol üniversiteler bizimdir!" gibi sloganlar duyuldu. Yürüyüþün ardýndan meydanda basýn açýklamasý yapýldý. Okunan ortak metinde YÖK'ün ve polisin öðrenciler üzerindeki baskýlarýna, üniversitelerin þirketleþtirilmesine ve gençlerin gelecek kaygýsýna dikkat çekildi. Eyleme liseli öðrenciler de destek verdi. Bir teþekkür mahiyetinde hep birlikte AOBP'ye ve ÖSS'ye karþý slogan atýldý. Olaysýz geçen eylemde, deðiþik yerlerde gerçekleþen polis müdahaleleri kýnandý.

Bolu Bolu'da üniversite öðrencileri 5 Kasým günü YÖK' ü protesto etmek için eylem yaptý. Öðrenciler bir gün önceden Eðitim, Edebiyat ve Ýktisadi ve Ýdari Bilimler fakültelerinde 5 Kasým'daki eylem için duyuru yaptýlar. Duyuru sýrasýnda duyuruyu engellemek isteyen güvenlik birimleri ile kýsa süreli tartýþma yaþandý. 5 Kasým günü ise öðrenciler ÝÝBF kantininde toplandý. Yaklaþýk 30 kiþinin olduðu eylem basýn açýklamasýnýn okunmasýndan sonra son buldu.

5 Kasým Beyazýt eyleminden görüntüler

Enternasyonalist Gençlik okurlarý, YÖK’e karþý yapýlan eylemlere, ortak afiþlerin asýlmasýnýn yaný sýra, YÖK’e karþý ortak duruþumuzu belirten aþaðýdaki bildirinin daðýtýlmasý ve afiþ çalýþmasýyla hazýrlandýlar:

YÖK’e ve onu yaratan sisteme karþý

mücadeleye! 12 Eylül askeri diktatörlüðünün ürünü olan YÖK; kuruluþundan itibaren sadece üniversite ile ilgili bir baský kurumu olarak kalmamýþ, tüm toplumu sermayenin çýkarlarý doðrultusunda þekillendirme projesinin bir parçasý olmuþtur. Türkiye kapitalizmi, yeni-liberalizmi benimseyerek emperyalist dünyayla bütünleþmeye çalýþýrken, YÖK, üniversiteleri tamamen sermayenin egemenliði altýna sokma ve apolitik, sinmiþ bir öðrenci kitlesi yaratma iþlevini üstlenmiþtir. Bu yüzden YÖK’e karþý yürüttüðümüz mücadeleyi onu yaratan sisteme ve rejime karþý yürüttüðümüz mücadeleden ayýrmýyoruz. Sermaye üniversiteleri iþgal etti! Fakat bunun yeterli olduðu düþünülmesin. Sermaye, iþgalini üniversiteleri tamamen birer iþletmeye dönüþtürerek ve üniversitelerde dolaysýz bir iktidar tekeli kurarak taçlandýrmak istiyor. YÖK’ü öðrenciler ve üniversite emekçileri üzerindeki tek tipleþtirme ve apolitikleþtirme iþlevini görecek ve iktidarý tamamen sermayeye býrakacak biçimde yeniden yapýlandýrmak istiyorlar. Bunun için de yeni bir YÖK yasasý hazýrlýyorlar. Sermaye her saldýrýsýný kaynak yetersizliðiyle gerek��elendirmeye çalýþmakta piyasalaþtýrmayý tek çözüm olarak dayatmaktadýr. Bir iþletmeye dönüþtürülecek üniversitelerin piyasa mantýðýyla kendi kaynaklarýný yaratmasýný istemektedir. Halbuki bu ülkede gelir vergisinin %90’ýný, çoðunluðunu iþçi ve emekçilerin oluþturduðu ücretliler ödüyor. Bu pay büyük burjuvazi için ise %5’ten daha az. Bütçeden savunmaya ayrýlan pay, eðitime ayrýlandan kat kat

fazla; vakýf üniversitelerine aktarýlan kaynak ise devlet üniversitelerine ayrýlandan daha çok. Teknokent’lerle, KOSGEB’lerle üniversiteler sermayenin araþtýrma geliþtirme departmanlarýna dönüþtürülüyor. Bu ve benzeri baþlýklar altýnda sermaye üniversitelerde iþçilere, emekçilere ve onlarýn çocuklarýna karþý bir sýnýf savaþý yürütüyor. Bu süreçte öðrencilerin ve üniversite emekçilerinin uyanýk olmasý, zihinlerini berrak tutmasý gerekiyor. Sermayenin bu savaþtaki en önemli dayanaðý Avrupa Birliði’dir. Sorunu sadece demokrasi sorunu olarak görmek AB afyonunu yutmak demektir. AB kendi içinde eðitimi piyasalaþtýrdýðý, emekçilere örgütsüzlüðü dayattýðý gibi aynýsýný ve daha fazlasýný aday adayý Türkiye’den istemektedir. AB’de de har(a)çlar var; yurtlar ve sosyal hizmetler özelleþtiriliyor. Belki AB’deki üniversitelere polis giremiyor ama bu tamamen yaþanan mücadelelerin ürünü. Bu ülkeler, polisi üniversitelere sokmayý kolaylaþtýracak yasalarý geçirmeye çalýþýyorlar. Ýster AB’de isterse Türkiye’de olsun sonucu mücadele belirleyecek. AB afyonundan kurtulup mücadeleyi yükseltmekten baþka yol yok! Öðrenciler saflarýný belirlemelidir. Burjuvazinin “çözümü” piyasadýr, Avrupa Birliði’dir, özelleþtirmedir, örgütsüzleþtirmedir, apolitikleþtirmedir. Bizler ise iþçi sýnýfýnýn çözümünü benimsiyor ve öneriyoruz:

YÖK laðvedilsin! Savaþa deðil, eðitime bütçe! Har(a)çlar kaldýrýlsýn! Emekçiler deðil, patronlar vergilendirilsin! Eþit, parasýz, bilimsel, anadilde eðitim! Avrupa Birliði’ne hayýr! AB ile deðil dünyanýn ezilenleriyle bütünleþ! Yurtlar, yemekhaneler, saðlýk hizmetleri kamulaþtýrýlsýn! Vakýf üniversiteleri kamulaþtýrýlsýn! Üniversiteler iþçi ve emekçilerin denetimine! Yaþasýn özgür emekçiler üniversitesi!


Enternasyonalist Gençlik 5

YÖK karþýtý eylemler ýþýðýnda,

Öðrenci hareketi ve kitle çizgisi üzerine Devrimciler olarak birer kývýlcým olduðumuzu unutmamamýz gerekir. Kývýlcýmlar sistemi yakamaz ama koca bir tarlayý tutuþturabilir. Sistemin çizdiði sýnýrlarý ancak daha güçlü daha kitlesel ve daha örgütlü olduðumuzda zorlayýp aþabiliriz. Yüzlerce yýllýk mücadeleler tarihi bunu kanýtlamaktadýr. Birçok ilde gerçekleþtirilen farklý YÖK protestolarýnda binlerce öðrenci sokaklarda yerini aldý. Eylemler bu sene de bir çok ilde bölündü ve farklý YÖK protestolarý gerçekleþti. Geçtiðimiz sene Ýstanbul’da dört ayrý YÖK eylemi gerçekleþmiþti. Geçen sene Ýstanbul’da yaþanan tabloyla kýyaslandýðýnda bu seneye olumlu bakýlabilir. Ýstanbul’da bu sene iki ayrý eylem vardý. Bununla birlikte Ýzmir ve Ankara ayrý ayrý yapýlan protestolara sahne oldu. Bu seneye girerken geçen yýl yaþanan bölünmenin tüm yýla yansýyan olumsuz sonuçlarý tüm öðrenci çevrelerince tespit ediliyor ve birlik vurgusu öne çýkarýlýyordu. Peki ne oldu da yine bir bölünmüþlük tablosuyla karþýlaþtýk? Kaba bir yaklaþým durumu fraksiyonlarýn çekiþmesi olarak görüp yansýtabilir. Oysa yaþananlar bu kadar basit açýklanamaz. Farklý öðrenci ve gençlik çevrelerinin mücadeleye ve öðrenci hareketine bakýþýnda farklýlýklar söz konusudur. YÖK’e iliþkin talep ve sloganlarda belirleyici bir farklýlýk yokken yaþana ayrýþmalarda bu farklý yaklaþýmlarýn belirleyici etkisi olmaktadýr. Bu baðlamda öðrenci hareketine dair çeþitli tartýþma baþlýklarýný ele almakta ve bütünlüklü bir perspektifi ortaya koymakta fayda var.

nalist devrimci bir iþçi partisinin öncülüðünde zafere ulaþacaðýný savunuyor ve bu yolda mücadele ediyoruz. Bu hedefimizi hiçbir zaman saklamayýz ve bundan taviz vermeyiz. Dolayýsýyla ajitasyon ve propaganda özgürlüðü bizim için vazgeçilmez bir ilkedir. Fakat bu ilke genel bir ilkedir ve tekil eylemlere iliþkin deðil birleþik cephelerle ilgidir. Irak’ta Ýþgale Hayýr Koordinasyonu ya da 3 Kasým seçimleri öncesinde oluþturulan Emek Barýþ Demokrasi Bloku buna güzel birer örnektir. Ortak hedefe yönelmiþ eylemlerde kimi zaman ortak imzayla, kimi zamansa herkesin kendi pankartýný, dövizini vs. taþýdýðý biçimde yer alýndý. Ancak hiçbir zaman yapýlarýn kendi propaganda haklarýnýn önüne geçilmedi. Dolayýsýyla ajitasyon propaganda özgürlüðü hiçbir biçimde kendi pankartýný, bayraðýný açma meselesine indirgenemez. Oysa 6 Kasým tartýþmalarýnda gözlemlediðimiz çoðu zaman böylesi bir indirgemeciliktir. Bu indirgemeciliðin çift taraflý olduðunu tespit etmek gerekli. Dolayýsýyla nasýl bir eylem kurgulanacaðý ve ayrýþma olduðunda nasýl tutum alýnacaðý konusunda pankart, döviz tartýþmalarý enternasyonalistler açýsýndan belirleyici olmamýþtýr, bundan sonra da olmayacaktýr.

Ajitasyon ve propaganda özgürlüðü

Öðrenci hareketi ve kitle çizgisi

Sadece 6 Kasým eylemlerinde deðil diðer bir çok eylemde ajitasyon ve propaganda özgürlüðü tartýþmasý ayrýþmalara vesile olmuþtur. Ajitasyon ve propaganda özgürlüðü, devrimci Marksistlerin savunduðu bir ilkedir. Devrimci Marksistler sýnýf düþmanýndan gelen saldýrýlara karþý birleþik bir duruþu ve mücadele hattýný her zaman önemsemiþ ve savunmuþtur. Bununla birlikte haklý olarak devrimci Marksizm birleþik cephelerde bayraklarýn karýþtýrýlmamasýna ve devrimci Marksist propagandanýn özgür olmasýna dikkat eder. Reformistler ve/veya Stalinistlerle hiç gocunmadan ortak düþman karþýsýnda, burjuvaziden örgütsel ve siyasal bakýmdan baðýmsýz olmasý þartýyla birleþik cepheler oluþturabiliriz. Ancak bizler iþçi sýnýfýnýn ve tüm ezilenlerin enternasyo-

Ayrýþmalarýn temelinde yattýðýný düþündüðümüz ve bizim de belirleyici bir yere yerleþtirdiðimiz tartýþma, öðrenci hareketine bakýþ ve kitle çizgisiyle ilgilidir. Enternasyonalist Gençlik sayýlarýnda defalarca vurguladýðýmýz gibi, mücadelenin kampüs sýnýrlarý içine hapsedilmesine þiddetle karþýyýz. Öðrencilerin sýnýfsal bir tercih yapmasý gerektiðini savunuyoruz ve bunu saðlamak için öðrenci mücadelesini sýnýf mücadelesiyle buluþturmaya çalýþýyoruz. Bununla birlikte kitle mücadelesini önemsiyoruz ve bu sýnýf tercihinin, öðrenci kitlesinin mümkün olduðunca geniþ kesimlerince yapýlmasý gerektiðinin de farkýndayýz. Bu yaklaþým doðal olarak kitlenin genel bilinç düzeyini gözetmeyi ve onu adým adým yükseltecek bir mücadele hattýný benimsemeyi gerektirir. Burada bilinç

düzeyi dediðimiz olgu tamam objektif olarak deðerlendirilmelidir. Subjektif gözlemler ya da niyetler ýþýðýnda yapýlan deðerlendirmeler gerçeði yansýtmaktan uzaktýr. Yýllardýr, dönem baþýna rastlayan zamanlarda çeþitli çevrelerin öðrenci hareketinde yaptýklarý yükseliþ tespitlerine tanýk oluruz. Bu çevreler doðal olarak yükseliþ tespitine uygun eylemler önermektedirler. Öðrenci eylemlerine katýlým düþük bir düzeyde seyrederken, devrimcilerin kitle üzerinde gözle görülür bir etki artýþý yokken yapýlan bu tespitlerin subjektif olduðu açýktýr. Dolayýsýyla “eylemler birbirini tekrar etmeye baþladý, hareketin sýçramasý için daha radikal eylemler kurgulanmalý” benzeri yaklaþýmlar pratiðe döküldüðünde beklenen sýçramalar bir türlü gerçekleþmemiþ, hatta çoðu kez geriye düþüþler yaþanmýþtýr. Yapýlmasý gereken, devrimci faaliyetlerin etkinliðinin nesnel olarak gözlenmesidir. Etkinliklere öðrencilerin ilgisi ne kadardýr, ne kadar öðrenciye ulaþabiliyoruz, ne kadarýyla bildiriyi verip sýrtýmýzý dönmenin ötesinde sohbet edip onlarý fikirlerimize çaðýrabiliyoruz, eylemlere ne kadar öðrenciyi katabiliyoruz, dahasý ne kadar öðrenciye haber verebiliyoruz. (Geçtiðimiz senelerde hiç duyurusu yapýlmayan dar eylemlere de tanýk olduk) Bunlara benzer gözlemlenebilir olgular üzerinden tespitler yapýlmalý ve ona uygun hareket edilmelidir. Geçtiðimiz senelerde baþta bölünmüþ ve zayýf eylemler, faaliyetlerin kitle ayaðýnýn örülememesi, bu verilerde gerilemeye yol açmýþtýr. Bazý durumlarda devrimciler neredeyse tecrit olma tehlikesiyle karþý karþýya kalmýþtýr. Bu verilerin ýþýðýnda YÖK protestolarýnda birleþik ve kitlesel bir eylem yapma bunun kitle ayaðýný örme belirleyici etken olarak öne çýkmýþtýr. Öðrenci kitlesinin önemli bir kýsmý yüzünü sola dönmüþ olsa bile karþýsýnda birleþik ve güven verici bir bütün göremediðinde geri çekilmektedir. Bu kesimi harekete geçirmek örgütlemek gereklidir. Elbette salt akademik taleplerle deðil siyasal taleplerle örgütlemek gerekir. Ama bu bir süreçtir ve bir eylemin nasýl yapýlacaðýna o eylemde hangi pankartýn taþýnacaðý sorunuyla ikincil derecede baðlantýlýdýr. Disiplinli ve sürekli bir

faaliyeti gerektirir. Bu faaliyet ayný zamanda genel öðrenci hareketinin çýkarlarýný ve kitleselliðini gözetmelidir.

Egemenlerin çizdiði sýnýrlar aþýlmalý, ama nasýl? Egemenler muhalefeti kendi çizdiði sýnýrlar içine hapsetmek istemektedir. Benim dediðim yerde basýn açýklamasý yap, yürüme, slogan atma vb. diyerek bu sýnýrlarý fýrsat buldukça daraltmak istemektedir. Bu sýnýrlarý aþmak gerektiði ortadadýr. Fakat bu konuda da bazý yanýlsamalarla karþýlaþýyoruz. Sanki bu sýnýrlarýn aþýlmasý devrimcilerin alacaðý kararlarla mümkünmüþ gibi davranýlýyor. Yürüyüþü 100 metre uzatan güzergahlar seçiliyor ya da devletin yasakladýðý alanlar hedefleniyor. Böyle kararlar alýnabilir, bazý dönemlerde alýnmalýdýr da. Ancak bu tip kararlar kitle çizgisi gözetilmeden alýndýðýnda baþarýsýz kalmaya ve sýçratýlmaya çalýþýlan hareketi geriye götürmeye mahkumdur. Zaten aktif olan unsurlar dýþýndaki kitleyi katamadan radikal eylemler düzenlendiðinde, dar bir çevrede heyecan yaratýlabilse de, devletin rahatsýz edildiði düþüncesi ortaya çýksa da, çoðu kez gerçek farklý olmaktadýr. Devlet güçleri terör uygulayarak yasakladýðý alanlarý koruduðunda ve daha da önemlisi bu eylemlere yüzünü sola dönmüþ kitlenin katýlmadýðýný gördüðünde ne kadar rahatsýz olduðunu tekrar düþünmek gerekir. Devrimciler olarak birer kývýlcým olduðumuzu unutmamamýz gerekir. Kývýlcýmlar sistemi yakamaz ama koca bir tarlayý tutuþturabilir. Sistemin çizdiði sýnýrlarý ancak daha güçlü daha kitlesel ve daha örgütlü olduðumuzda zorlayýp aþabiliriz. Yüzlerce yýllýk mücadeleler tarihi bunu kanýtlamaktadýr.


Enternasyonalist Gençlik 6

AB yalanýna kanma! Devrimci enternasyonalizmin bayraðýný yükselt AB ve ABD emperyalizmine karþý mücadelenin yolu hiç kuþkusuz kendi ülkemizdeki burjuvaziye, Türkiye burjuvazisine karþý mücadele etmekten geçmektedir. Uluslararasý iþçi sýnýfýnýn devrimci önderlerinden Karl Liebknecht’in o ünlü sözünü bir kez daha hatýrlatmakta fayda var: “Asýl düþman kendi içimizdedir.” Toplumun nabzýný tutmak için bugünlerde bir anket yapsalar. Sorusu da þu olsa: “Türkiye’nin AB ile üyelik müzakerelerine baþlamaya hazýrlandýðý þu günlerde kendinizi geçmiþe, örneðin bir on yýl öncesine oranla daha özgür ve mutlu hissediyor musunuz?” Burjuvazi ve sözcüleri AB’ye üyeliðin Türkiye’ye daha fazla demokrasi ve refah getireceði yalanýný öylesine þiddetli pompalýyorlar ki böyle bir soruya toplumun büyük bir bölümünün “evet” cevabý vereceði düþünülebilir. Peki soruyu biraz deðiþtirerek anketi Doðu Almanya’da yapsalar: “AB’nin en temel ülkelerinden biri olan Almanya’da yaþayan insanlar olarak kendinizi 15 yýl öncesine göre daha özgür ve mutlu hissediyor musunuz?” Emin olun, Doðu Almanya toplumunun ezici çoðunluðu bu soruya “hayýr” cevabý verecektir. Ýnanmak istemeyenler Almanya’da haftalardýr devam eden “Pazartesi eylemleri”ne bir baksýnlar. Görecekleri AB’nin gerçek yüzü olacaktýr. Bu gerçek yüz elbette ki Almanya ile sýnýrlý deðil. Hýzla artan iþsizlik ve yoksulluk, hükümetlerce gasp edilmeye çalýþýlan sendikal ve sosyal haklar, “terörizm” bahanesiyle giderek kýsýtlanan demokratik haklar, hýzla yayýlan ýrkçýlýk ve dinsel çatýþmalar bugün Avrupa’da yaþayan bütün halklarý ilgilendiren en acil sorunlardan yalnýzca birkaçý. Ýþçiler, emekçiler, öðrenciler, yani sýradan insanlar “oh be, Avrupa’da ne kadar da rahat ve özgürüz. Demokratik ve sosyal haklara bundan daha fazla sahip olamazdýk” demiyorlar. Tam tersi, on yýllardýr mücadele ederek kazandýklarý haklarýn Avrupa Birliði denen emperyalist odak tarafýndan tek tek ellerinden alýnmasýna karþý birþeyler yapmaya çalýþýyorlar. Yani Avrupa, hiç de çoðumuzun sandýðý gibi özgür ve demokratik bir yer deðil. Öyleyse Türkiye’de yaþayan iþçilere, emekçilere, gençlere sormak lâzým: Avrupa Birliði ile ilgili uydurulan yalanlara bu kadar kolay kanmak niye? AB gerçeðini görüp gerçek ve kalýcý haklar için mücadele etmek yerine tatlý hayallere kapýlýp gitmek niye? Bunu anlamak için bir de Türkiye gerçeðine bakmak gerekiyor: Kýsacýk cumhuriyet tarihinde birbirini kovalayan askeri darbeler, emekçilerin sýrtýndan elde edilen paralarý her türlü pis iþte ve Kürt halkýna karþý savaþta kullanan Susurluk çeteleri, gelir daðýlýmýnda korkunç boyutlardaki adaletsizlik, toplumu kasýp kavuran iþsizlik ve yoksulluk, hiçbir zaman tam yerleþmeyen ve bugün yok olan sendikal ve sosyal haklar, kadýnlarýn ikinci sýnýf yurttaþlar olarak yaþamasý, paralý eðitim ve apolitikleþtirme saldýrýsýyla uçuruma itilen gençlik vs, vs. Bu listeyi sayfalarca uzatmak mümkün. Emekçiler, ezilenler bu olumsuz koþullarý deðiþtirmek için mücadeleye giriþtiklerinde, sokaða çýktýklarýnda devletin acýmasýz þiddetine maruz kalýyor. Gerçek özgürlükler için mücadele eden devrimciler iþkencelerde, zindanlarda katlediliyor. Ýnsanca bir düzen özlemini dile getiren aydýnlar, yazarlar yýllarca cezaevlerinde tutuluyor. En temel haklarý için mücadele eden Kürtler savaþýn en acý-

masýz þiddetiyle karþýlaþýyor. Türkiye burjuvazisi ve onun liberal sözcüleri, yýllardan beri bu aðýr baský ve sömürü koþullarýndan bunalan emekçilere, ezilenlere, gençlere Avrupa Birliði üzerine yalanlarý bir afyon gibi sunuyor. Her türlü temel haktan yoksun býrakýlan insanlarýmýzýn AB yasalarý için bayram etmesini istiyor. Bu yasalar demokratik haklarda hiçbir önemli ve kalýcý ilerleme saðlamadýðý gibi emekçilere yoðun saldýrýlarý da içeriyor. Birçok insan da AB afyonunu yutuyor. Ancak afyonun etkisi geçicidir. Hatta bu etki çok kýsa da sürebilir. Avrupa’nýn kendisi giderek yükselen sýnýf mücadeleleriyle sarsýlýrken, bölgemiz savaþlarla çalkalanýrken, kapitalizm dünya çapýnda insanlýðý gün geçtikçe daha fazla tehdit eder hale gelirken Türkiyeli emekçileri 15 yýl hatta daha uzun bir süre boyunca AB’ye üye olunacaðý hayalleriyle oyalamak mümkün deðildir. Türkiye’nin AB ile üyelik müzakerelerine baþlamasý hiç kuþkusuz emekçilerin ve ezilenlerin aleyhinedir. Ancak müzakere sürecinin uzamasý da Türkiye burjuvazisinin aleyhine olacaktýr. Biz bu süre boyunca AB gerçeðini yýlmadan anlatmaya devam edeceðiz. Ýþte AB gerçeði:

AB demokrasi kulübü deðil, emperyalist bir odaktýr Dünya savaþlarýnýn her ikisi de o çok demokratik Avrupa’nýn baðrýnda patlak verdi. Bu savaþlar sýrasýnda Avrupa burjuvazileri insanlýk tarihinin en utanç verici katliamlarýný gerçekleþtirdi. Bütün büyük soykýrýmlar bu savaþlar sýrasýnda burjuvazi tarafýndan gerçekleþtirildi. 2. Dünya savaþý sonrasýnda ortaya iki yalýn gerçek çýktý. Birincisi, artýk dünya emperyalist hiyerarþisinde en üst sýrada Avrupa emperyalizmi deðil, ABD vardý. Çünkü her iki savaþta hýzla yýpranan ve bölünmüþlüðü azalmak bir yana (halbuki savaþlarýn çýkýþ sebebi bölünmüþlüðün getirdiði pazarlardaki daralmayý aþmaktý) daha da artan, üstelik sömürgelerini de çok geçmeden kaybeden Avrupa askeri ve ekonomik

yönden zayýflarken, coðrafi uzaklýk nedeniyle savaþtan daha az zarar gören, “birleþik devletler” niteliðiyle saðlam bir iç otoriteye ve geniþ bir iç pazar olanaðýna sahip olan ABD hýzla güçlendi. Savaþtan güçlenerek çýkan ikinci büyük devlet ise Sovyetler Birliði oldu. Böylece Avrupa bir yanda emperyalist rakibi ABD ile diðer yanda en büyük düþmaný “komünizm” arasýnda, üstelik parçalanmýþ bir vaziyette sýkýþýp kalmýþtý. Ýþte Avrupa Birliði’nin temelleri bu olumsuz durumdan kurtulmak, ABD’nin karþýsýna daha güçlü çýkmak, “komünizm” tehdidi karþýsýna tek vücut olarak dikilmek ve ekonomik pazar olanaklarýný geniþletmek için atýldý. Yani Avrupa Birliði, Avrupalý emperyalistlerin çýkarlarýný korumak için oluþturduðu bir kader birliðinden baþka bir þey deðildir. Dolayýsýyla AB özünde emperyalist bir birliktir. Bugün AB’ye mal edilen bütün o sosyal ve demokratik haklar ya Avrupa iþçi sýnýfýnýn çetin mücadeleleri sonucu kazanýlmýþtýr ya da Sovyet tehdidine karþý emperyalistlerin kendi ülkelerindeki emekçilere tavizler vermek zorunda kalmalarý sonucu ortaya çýkmýþtýr. Bugün Avrupa’da var olan hiçbir olumlu uygulama Avrupa’yý yöneten emperyalistlere mal edilemez. Onlara mal edilebilecekler olsa olsa Hitler’dir, Mussollini’dir, sömürgeciliktir, soykýrýmlar ve savaþlardýr. 89-91 yýllarýnda Sovyetler Birliði’nin yýkýlmasý elbette ki AB’nin emperyalist karakterinde hiçbir deðiþikliðe yol açmamýþtýr. ABD ile rekabet edebilme zorunluluðu hâlâ devam etmektedir ve asýl belirleyici olan da budur. Üstelik “komünizm” tehdidinin ortadan kalkmasý sonucunda emperyalistler Avrupa iþçi sýnýfýna çok daha rahatça saldýrabilir hale gelmiþlerdir. Bugün o sözü edilen sosyal haklar tek tek geri alýnmaya çalýþýlmaktadýr. “Terörizm” bahane edilerek militarizm havasý estirilmekte, demokratik haklara saldýrýlmaktadýr. Bütün bunlar AB’nin bir demokrasi kulübü deðil, emperyalist odak olduðunu kanýtlamaktadýr.

AB emperyalistleri Türkiyeli iþçiler, emekçiler ve gençler üzerinde dolaysýz çýkarlara sahipler. Emekçileri en kötü çalýþma þartlarýnda alabildiðine sömürmek, gençleri kanlý savaþ meydanlarýna sürmek istiyorlar. Bizler bu bedeli öderken, Türkiye’deki bir avuç mutlu azýnlýk AB’nin AB Türkiye’yi niye ister? Geçmiþte AB’nin Türkiye ile yakýn iliþnimetlerinden faydalanacak. kiler kurmak istemesinin baþlýca sebebi Ýþte Türkiye devleti ve Sovyetler Birliði’ne karþý Türkiye’yi bir tamburjuvazi de AB’ye üyeliði en pon bölge olarak deðerlendirme amacý gütmesiydi. Türkiye coðrafi konumuyla, baþta bu nedenden istiyor. güçlü ordusuyla, Kafkas haklarý ile olan

kültürel yakýnlýðýyla ve nihayet Batý deðerlerini benimsiyor oluþuyla bunun için biçilmiþ kaftandý. Bunun yanýnda genç ve kalabalýk nüfusu yedek sanayi ordusu görevi görmesini saðlýyordu. Sovyet tehdidinin ortadan kalkmasý iþin özünü deðiþtirmedi. Bugün emperyalistler Asya ve Ortadoðu’da Sovyet blokunun boþalttýðý coðrafyaya göz dikmiþ durumdalar. Bu mücadelede ABD önde gidiyor. Afganistan ve Irak’a saldýrýlarý bunun bir sonucu. Avrupa da bu yarýþta geride kalmamak için çareler arýyor. Ýþte Türkiye’ye burada rol düþüyor. Yani savaþ ve militarizmde. Týpký ABD gibi Avrupa da güçlü bir orduya ve bir dizi Avrasya halkýyla kültürel yakýnlýða sahip Türkiye’yi giriþeceði savaþlarda kullanmak istiyor. Dolayýsýyla AB ile yakýn iliþkiler Türkiye için en baþta savaþ ve militarizm demek. Türkiye’nin AB için ikinci önemi, iþgücünün ucuz olmasý ve coðrafi yakýnlýðý nedeniyle bir ihracat platformu olarak kullanmak istemesinde. Özellikle otomotiv sektöründe bunun sonuçlarý hissediliyor. Avrupa kökenli birçok þirket artýk otomobillerini Türkiye’de üretiyor. AB’nin Türkiye üzerindeki bu çýkarýnýn dolaysýz sonucu iþçi haklarýna azgýnca saldýrýlar gerçekleþtirilmesidir. Bu alanda Türkiye’de ne oluyorsa ÝMF yüzünden oluyor sanýlýyor. Oysa ki ÝMF kendinden menkul bir kurum deðil. Hem ABD’nin hem de AB’nin çýkarlarýný kolluyor. Sonuç olarak AB emperyalistleri Türkiyeli iþçiler, emekçiler ve gençler üzerinde dolaysýz çýkarlara sahipler. Emekçileri en kötü çalýþma þartlarýnda alabildiðine sömürmek, gençleri kanlý savaþ meydanlarýna sürmek istiyorlar. Emekçiler ve gençler bu bedeli öderken, Türkiye’deki burjuva sýnýfa mensup bir avuç mutlu azýnlýk AB’nin nimetlerinden faydalanacak. Ýþte Türkiye devleti ve burjuvazi de AB’ye üyeliði en baþta bu nedenden istiyor. Fakat iþin baþka boyutlarý da var.

Türkiye AB’yi niye ister? Kurulduðundan beri Türkiye devletinin ve burjuvazisinin stratejik hedefi emperyalist Batý ile bütünleþmektir. Mustafa Kemal döneminde ortaya konulan “muasýr medeniyetler” seviyesine ulaþma hedefi bugün de geçerliliðini korumaktadýr. Bu anlayýþ dolayýsýyla Türkiye’deki hakim iktidar blokunu oluþturan Batýcý-tekelci burjuvazi ile ordu ve bunlarýn etrafýnda öbeklenmiþ


Enternasyonalist Gençlik toplumsal kesimler daha baþýndan Batý’nýn deðerlerini benimsemiþ, rejim buna uygun olarak düzenlenmiþtir. Ancak Batý ile tam olarak bütünleþme hedefine hâlâ daha ulaþýlamamýþtýr. Ýþte bu hedefin gerçekleþmesi büyük oranda AB’nin Türkiye’yi içine almasýna baðlýdýr. Dolayýsýyla Türkiye’de AB’ye taraftar olanlar hakim güçler içindeki “sivil” kesimlerden ibaret deðildir. Bazý sol liberallerin iddia ettiðinin aksine ordu, yani TSK da AB’ye üyeliði caný gönülden istemektedir. Hatta bu hedefi daha baþlangýçta Türkiye’nin önüne koyan Kemalist deðerlerin baþ savunucusu ordunun kendisi olmuþtur. Hakim sýnýflarýn Batý ile bütünleþme olarak ifade ettiðimiz çýkarý elbette bir dizi temel stratejik hedefin en genel ifadesidir. Bu hedeflerden bazýlarý zaman içinde deðiþikliðe uðramýþ olsa da genel doðrultu, yani Batý ile bütünleþme isteði hep baki kalmýþtýr. Burada dikkati çekilmesi gereken önemli bir nokta var. AB’ye üyelik Türkiye’nin Batý ile bütünleþme hedefinin önemli halkalarýndan biri olsa da en vazgeçilmez olaný deðildir. Türkiye bu hedefe esas olarak ABD ve Ýsrail ile kader birliði yaparak ulaþmaya çalýþmaktadýr. Türkiye burjuvazisi için esas vazgeçilmez önemde olan ABD ve Ýsrail ile olan ittifaktýr. Ancak Batý ile bütünleþmeyi siyasi ve ekonomik temellerde de tamamlayarak süreci bütünüyle garanti altýna almak için AB’ye üyelik Türkiye burjuvazisi için çok gereklidir, fakat vazgeçilmez de deðildir. Bu olgudan çýkarýlacak çok önemli bir dizi sonuç vardýr. Bunlarýn baþýnda þu gelir: Bir dizi sol liberalin iddia ettiðinin aksine AB’ye üyelik Türkiye’yi ABD’den uzaklaþtýrmayacaktýr. Türkiye ABD ile olan ittifakýna bir AB üyesi olarak daha güçlü bir biçimde devam etmek istemekte, ancak bu ittifakýn bozulmasýný aklýndan geçirmemektedir. Öyleyse bir an için Avrupa’nýn ABD’den daha barýþçý olduðunu kabul etsek bile (ki bunun tam bir yalan olduðuna daha önce deðinmiþtik) bunun Türkiye açýsýndan hiçbir önemi olmayacaðý ortadadýr. Çünkü burjuvazi iktidarda olduðu sürece ABD ile dostluk hep sürecektir. Ýþin komik yaný Türkiye için geçerli olan bu durum en temel AB üyeleri için de geçerlidir. Britanya bir AB üyesi olmasýna raðmen ABD ile, Fransa ve Almanya ile olduðundan çok daha önemli ortak çýkarlara sahiptir. Son Irak savaþýnda Britanya’nýn yanýnda Ýtalya’nýn ve bir süre boyunca da Ýspanya’nýn ABD’den yana tavýr almasý bunun kanýtýdýr. Sonuç olarak Türkiye burjuvazisi kaderini ABD’li emperyalistlerle ortaklaþtýralý çok uzun zaman olmuþtur. Bugün bunun baþlýca nedeni Türkiye’yi Ortadoðu ve Kafkaslar’da bir bölgesel güç konumuna getirmek, emperyalizmin açtýðý savaþlarda rol almak istemeleridir. Avrupa’ya dahil olma heveslerinin temelinde ise bu süreçte bir AB üyesi olarak daha güçlü bir biçimde rol almak istemeleri yatmaktadýr.

Süreç ne getirecek? Türkiye burjuvazisi AB’ye üye olabilmek için yýllardýr uðraþmaktadýr. Bu çabalarýn en zehirli meyvelerini tatmak ise bugünün emekçilerine ve gençlerine düþmüþtür. Türkiyeli hakim güçler ve onlarýn etrafýnda öbeklenmiþ zengin sýnýf ve katmanlar Avrupa Birliði kapýlarýnda diz çöker, el etek öperken, bizlerin de, emekçilerin ve gençlerin de kendilerine katýlmalarýný istemektedirler. Bütün bu çabalarý boþuna deðildir. Emperyalistlerin baþta Ortadoðu ve Asya olmak üzere dünya halklarýna karþý giriþtikleri bu büyük yaðma savaþýnda yaðmalananýn deðil yaðmalayanýn yanýnda, üstelik alabilecekleri en büyük payý kaparak yer almak istemektedirler. Efendilerine uþaklýk görevini en iyi bir biçimde yerine getirebilmek için onlar gibi düþünüp, onlar gibi konuþup, onlar gibi davranmaktadýrlar. Öyleyse AB ve ABD emperyalizmine karþý mücadelenin yolu hiç kuþkusuz kendi ülkemizdeki burjuvaziye, Türkiye burju-

vazisine karþý mücadele etmekten geçmektedir. Uluslararasý iþçi sýnýfýnýn devrimci önderlerinden Karl Liebknecht’in o ünlü sözünü bir kez daha hatýrlatmakta fayda var: “Asýl düþman kendi içimizdedir” Evet, bugüne kadar burjuvazinin en vahþi, en saldýrgan, en düþmanca yüzleriyle karþýlaþtýk. Bundan sonra, yani AB ile müzakere sürecinde artýk herþeyin toz pembe olacaðýný sananlar büyük bir yanýlgý içerisindedir. Burjuvazi en düþman yüzünü önümüzdeki süreçte gösterecektir. Çünkü kendi doðal seyrinde ilerlese bile son derece zorlu geçecek müzakere sürecinde Türkiye’nin emekçilerinin, ezilenlerinin sorun çýkarmasýndan çekinmekte, verilen kýrýntýlarla yetinmelerini istemektedirler. AB’nin desteðini kaybetmemek için kaþýk ile verdiklerini kepçe ile alacaklar, iþçi sýnýfýna karþý en azgýn saldýrýlarý hayata geçirecekler, bu ülkenin gençlerini ölmeleri için savaþlara göndermekten çekinmeyeceklerdir. Önümüzdeki süreç kaçýnýlmaz olarak iþçi ve emekçilerin hoþnutsuzluðunun artmasýna sahne olacaktýr. Bu hoþnutsuzluðu ABD’ye, AB’ye ve Türkiye burjuvazisine karþý mücadele isteðine dönüþtürmek bizim elimizdedir. Hiçbir soruna kalýcý çözüm getiremeyen ve ülkeyi gün geçtikçe daha fazla savaþýn ve militarizmin bataðýna sürükleyen kapitalist iktidara karþý iþçi sýnýfýnýn devrimci iktidarýný gündeme sokmak bizim görevimizdir. Bu noktada büyük bir yanlýþa dikkat çekmekte fayda var. Bu topraklarda antiemperyalizmin tek temsilcisi gibi davranan Türkiye Komünist Partisi (TKP) AB’ye karþý çýkmakta, bunu yaparken de yurtseverlik vurgusunu ön plana çýkarmakta, bu “memleketin” yani Türkiye’nin emperyalistlerin tehdidi altýnda olduðunu iddia etmektedir. Bu, tamamen yanlýþtýr. Bu ülke, yani Türkiye emperyalistlerin doðrudan tehdidi altýnda deðildir. En basit ifadeyle, Türkiye’nin emperyalistler tarafýndan iþgali görünür gelecekte söz konusu deðildir. Gerçeklik bu olduðu halde “memleketin” tehdit altýnda olduðu duygusunu emekçiler arasýnda yaymaya çalýþmanýn en büyük sonucu milliyetçiliðe kapýyý ardýna kadar açmak olacaktýr. Asýl tehdit altýnda olan Türkiye deðil, Irak’týr, Ýran’dýr, Kuzey Kore’dir, Ortadoðu’dur, Avrasya’dýr. Emperyalistlerin tehdit ettiði bu bölgeler ayný zamanda Türkiye burjuvazisinin de tehdidi altýndadýr. Çünkü Türkiye burjuvazisi kendi çýkarlarýný emperyalistlerin çýkarlarýyla tamamen ortaklaþtýrmýþtýr. Ýþte bu süreçte Türkiye’nin emekçilerini, ezilenlerini, gençlerini zorla kendisine suç ortaðý yapmak istemektedir. Böyle bir süreçte yurtseverliðe yer yoktur. Türkiye iþçi sýnýf açýsýndan emperyalizme karþý direniþin tek meþru ve sonuç alýcý yolu proleter enternasyonalizmidir. Uluslararasý iþçi sýnýfýnýn çýkarlarý tek ve ortaktýr. Bu çýkar kapitalizmi yeryüzünden silmek olduðu için uluslar arasý iþçi sýnýfýnýn emperyalizmle herhangi bir konuda uzlaþmasý mümkün deðildir. Bu nedenle Türkiye iþçi sýnýfý kendi haklarý ve özgürlüðü için mücadele ederken bunu yurtseverlik temelinde deðil, saldýrý tehdidi altýndaki Avrasya halklarý ve saldýran emperyalistlerin kendi ülkelerindeki iþçi sýnýfýyla sahip olduðu ortak çýkarlar temelinde yapmalýdýr. Proleter enternasyonalizminin hayata geçirilmesi, yani iþçi sýnýfýnýn burjuvazinin empoze ettiði milliyetçi önyargýlardan sýyrýlarak kendi gerçek çýkarlarý için topyekün bir mücadeleye giriþmesi bir enternasyonal parti olmadan mümkün deðildir. Öyleyse uluslararasý iþçi sýnýfýnýn devrimci öncüsü 4. Enternasyonal AB’ye karþý, ABD’ye karþý, emperyalizme karþý ve her ülkedeki kapitalist iktidarlara karþý amansýz bir savaþým içinde inþa edilecektir. Öyleyse AB’ye karþý doðru temellerde mücadele etmek için enternasyonalizmin örgütlü bayraðýný yükseltmek bugünün en güncel görevidir.

Genç iþçi, AB yalanýna kanma! Ýþçi ve emekçilerle görüþtüðünüzde ekonominin düzeleceðine, iþsizliðin ortadan kalkacaðýna, çalýþma koþullarýnýn iyileþeceðine inandýklarýný ve bunun için AB'ye giriþi desteklediklerini görürsünüz. Görüþtüðünüz genç bir iþçiyse 'Avrupalarda iþ bulma umudu'nu da belirtir büyük bir heyecanla. Görüþtüðünüz iþçi, ayný zamanda hayatý solundan gören biri ise 'AB'nin ekonomik getirileri'ne eklentiler yapar: düþünce ve örgütlenme özgürlüðü olacak, sendikalaþma çoðalacak, insan haklarý ihlâlleri ortadan kalkacak ya da en azýndan azalacak, din ve vicdan özgürlüðü olacak vb. Bütün bu umutlar gerçekleþmeyecek ham hayallerdir. Avrupa'nýn kendisi iþsizlik bataðýna saplanmýþ durumdadýr. 1 Mayýs 2004'te üye olan ülkelerin istatistiklerine bakacak olursanýz: Ýþsizlik azalmamýþ artmýþtýr, kiþi baþýna düþen gelirlerde azalma vardýr, çalýþma koþullarý gün geçtikçe bozulmaktadýr. AB üyelerinde yapýlan iþçi eylemlerine ve bu eylemlerin içeriklerine bakacak olursanýz: Ýþçilerin neo-liberal saldýrýlara karþý direndiðini; iþçilerin direncini kýrmak isteyen burjuvazinin, sendika bürokrasilerini yavaþ yavaþ avucunun içine aldýðýný; Emeðin Avrupasý fikriyle hareket eden, kaleyi içten fethetmeyi planlayan bazý liberal solcularýmýzýn plânlarýnýn da fos çýkacaðýný görürsünüz. Doðrudur; Avrupalý iþçi dünyanýn geri kalanýna göre daha iyi koþullarda çalýþmaktadýr. Ancak, bu durum 'aydýnlanmacý' Avrupa burjuvazinin insan haklarýna duyduðu saygý gereði, kendi iþçilerine ihsan ettiði bir lütuf deðildir. Avrupalý iþçi, bu haklarý diþiyle, týrnaðýyla, zorla kopartmýþtýr burjuvazinin elinden. Kaldý ki, burjuvazi zorunlu olarak tanýdýðý bütün haklarý teker teker geri istemektedir þimdi. Avrupa'da kopan kýyamette bu yüzdendir. Ancak görmek istemeyen gözler göremez Avrupa'da giderek artan sýnýf mücadelesini. Ayný durum siyasal hak ve özgürlükler içinde geçerlidir. Avrupa ülkeleri dünyanýn geri kalanýna göre daha demokratiktir. Ama burjuvazinin çýkarýna dokunduðunuz sýnýrda bütün büyü bozulur. Avrupa gerçek demokratlýðýný gösteriverir bir anda. 'Demokratik Avrupa', 12 Eylül'ü yapmýþ bir ülkeyle iliþkilerini askýya almayý bile düþünmemiþtir. ÝRA ve ETA'nýn militanlarýnýn yargýsýz infazlarýna bile ses çýkarmamaktadýr. Mültecileri, adý üstünde sýðýnmacýlarý anýnda kapý dýþarý etmektedir. 1 Mayýs 2004'te Avrupa'nýn bir çok yerinde polisin uyguladýðý þiddete seyirci kalmýþtýr. AB üyelerinin bazýlarý Irak'ý iþgal eden gücün içindedir ayný zamanda. Ýsrail'in Filistin'i iþgal etmesine, sivilleri öldürmesine seyirci kalmaktadýr. Kara Afrika, AB üyesi Fransa'nýn postallarý altýnda ezilmektedir. Yukarýda sayýlanlar AB'ye karþý olmak için yeterli deðil diye düþünüyorsanýz konuya bir de baþka açýdan yaklaþalým. Ýþler yolunda gittiðinde bile Türkiye ancak 2014 yýlýnda üye olabilecektir AB'ye ve iþgücünün serbest dolaþým hakký hâlâ olmayacaktýr Türkiye için. Bunun için en erken tarih 2024 yýlý olarak görülmektedir. Hatta, Türkiye'deki iþçilerin Avrupa kapýlarýný iþ için -en iyimser tahminle 20 yýl sonra- çalabilecekleri de þüpheli. AB, Türkiye için "daimi bir koruma hükmü" önermeyi öngörüyor. Bu da, Avrupa iþgücü pazarý "sarsýlmaya" baþladýðýnda, iþgücünün serbest dolaþýmýnýn rafa kaldýrýlabileceði anlamýna geliyor. Bugün Libya'da AB'nin iþine yarayacak iþçilerin seçilmesi için göçmen toplama kamplarý kuruluyor. Türkiye'ye önerilecek olan koruma hükmü de ayný mantýðý taþýmaktadýr. Avrupa ülkelerine iþçi göçüne AB burjuvazisinin iþine geldiði ölçüde izin verilecek, fazla göçü engellemek için ise "koruma hükmü" uygulanacak. Ýþte emekçilere anlatýlan serbest dolaþým masalýnýn iç yüzü! Aslýnda iþe þu yönünden bakmak daha

rahatlatýcý olur. Bugün Ýstanbul'da, Ýzmir'de veya herhangi bir ilde ikamet etmekte olan iþsiz bir gencin seyahat etmek, ülkenin herhangi bir yerinde iþ aramak için önünde bir engel bulunmakta mýdýr? Hayýr. O halde iþsizliðin nedeni seyahat edip edememek deðildir. Varolan iþlerin çalýþabilir nüfusa pay edilmemiþ olmasýdýr. Çoðu iþyerinde iþçiler fazla mesailerden dolayý sadece uyumaya zaman ayýrabilirken milyonlarca insan iþsizlikle boðuþmaktadýr. Þu söylenebilir belki: Burada asgari ücretle çalýþacaðýma, Avrupa'ya gider, az yemek yer, çok çalýþýrým, birikim yapar, geri döner, kendi iþime sahip olurum. Bu hayalleri kuran genç arkadaþlara hatýrlatma yapalým: Avrupa kendi iþsizlerini ne yapacaðýný bilemiyor. Uyum yasalarý çerçevesinde kamu mallarý, kamu hizmetleri parsel parsel satýlýyor. AB ülkelerinde burjuvazi, iþçi sýnýfýnýn mücadeleyle kazandýðý tüm haklara gözünü dikmiþ durumda. Türkiye'ye sermaye akýþý hýzlandýkça bütün küçük iþletme sahipleri iþsizleþecek. Bugün kendini güvende hisseden, güvenlik mensuplarý dýþýndaki tüm devlet memurlarý iþ güvenliðini yitirecek. Ýþsizlik çýð gibi büyüyecek. Öðretmenler iþsiz kalacak, doktorlar iþsiz kalacak. Parasý olan eðitim hakkýndan yararlanacak. Parasý olan saðlýðýna kavuþacak. Bugün Avrupalý iþçiler, kazanýmlarýný geri vermemek için direniyorlar. Burjuvazinin sýnýf saldýrýsýna karþý Fransa'da Ýspanya'da ve Ýtalya'da büyük grevlere imza atan emekçiler bugün de Almanya'yý ve Hollanda'yý Pazartesi eylemleriyle sarsýyorlar. Biz ise parçalanmýþlýðýn etkisiyle tek tek yitiriyoruz kazanýmlarýmýzý. Özelleþtirmelere anlamlý bir yanýt bile verebilmiþ deðiliz hâlâ. Her özelleþtirilen fabrika, kurum sýra kendilerine geldiðinde seslerini yükseltiyor. Fakat tam da yönetenlerin istediði gibi cýlýz kalýyor sahipsiz kalýyor sesleri. Yaþadýðýmýz bireysel sorunlar, bu toplumda, bu dünyada yaþanan sorunlarýn küçük bir yansýmasýdýr. Her sorun yaþayana büyüktür. Fakat, sadece kendi sorunlarýmýza kafa yorar, kendi hayatýmýzý yaþamaya çalýþýrsak ilerde yaþayabileceðimiz bir hayatýmýz bile kalmaz.

Kurtuluþ kendi ellerimizde! Peki ne yapmalýyýz. Milliyetçi histeriye kapýlarak AB karþýtlýðý yapanlardan kendimizi ayrý tutarak karþý çýkmalýyýz AB'ye. Avrupalý iþçiler dostumuzdur. Kurtuluþumuz onlarla ve dünyanýn geri kalan iþçileriyle ve ezilenleriyle birlikte olmaktan geçmektedir. Avrupa Birliði ezilenlerin, iþçilerin birliði deðildir. Ezen ve sömüren Avrupa devletlerinin bir çýkar ortaklýðýdýr. Ýþçilerin bu birlikten beklentisi olamaz. Olan varsa da 40 yýllýk AB sürecinden hiçbir þey anlamamýþ demektir. Bugün bu ülkeyi kasýp kavuran özelleþtirmeler, iþten çýkarmalar, eðitimin ve saðlýðýn paralý hale getirilmesi, cezaevlerinde F Tipi uygulamalar, asgari ücretin çok düþük tutulmasý, memur maaþlarýna yapýlan zammýn komikliði, bütçenin çoðunun askeri harcamalara gitmesi hepsi ama hepsi AB'nin dayatmalarýdýr. AB'yi isteyenlerin ne kapkaçlardan yakýnmaya hakký vardýr, ne polis baskýsýndan; ne ekonominin kötüye gidiþinden yakýnmaya hakký vardýr ne trafik kazalarýnda yitirilen canlardan; ne Kürt halkýnýn dýþlanmasýna yakýnmaya hakký vardýr ne medyanýn yozlaþmýþ bir yaþam aþýladýðýndan. AB taraftarlarý sevinin ve kýna yakýn! Kapitalist Avrupa kendi suretinde bir ülke yaratmýþtýr. Ama iþçilerin kurtuluþu yine kendi eserleri olacaktýr. Bizleri ne AB ne ABD ne de bir baþka güç kurtarabilir. Bizleri kurtaracak olan kendi örgütlü gücümüz olacaktýr.

7


Enternasyonalist Gençlik 8

Liselerden... Lise öðrencileri neden ve nerede örgütlenmelidir? Bu iki sorunun cevabýný bulmak için önce genel olarak örgütlenmenin amacýnýn ne olduðunu biraz kurcalamak gerekiyor. Toplumu oluþturan ve ayný çýkarlara sahip sýnýflar bu ortak sorunlara karþý durabilmek için ve hak elde etmek için örgütlenirler. Bir fabrikadaki iþçi düþük ücretlerden veya aðýr çalýþma koþullarýndan yakýnýr. Köylü topraksýzlýktan ve aðýr vergilerden rahatsýzdýr. Bu sorunlarla bireylerin tek baþlarýna mücadele etmeleri imkansýzdýr. Çünkü karþýlarýndaki güç bir insanýn baþ edemeyeceði kadar büyüktür. Örneðin iþçi tek baþýna patronuyla kavgaya tutuþamaz çünkü patronun arkasýnda meclisiyle, mahkemeleriyle, askeriyle, hapishaneleriyle koskoca bir devlet vardýr. Ýþçininse nasýrlý ellerinden baþka hiçbir þeyi yoktur. Bu yüzden iþçinin bu sorunlardan kurtulmasýnýn yolu sýnýf kardeþleriyle dayanýþmasýndan geçer. Ýþçiler, ortak talepler etrafýnda patronlara karþý birlik olursa ancak o zaman açgözlü patronlar köþeye sýkýþýr. Kýsacasý, örgütlenme gerekliliðinin temeli, birlik olup gür bir ses çýkarmakta yatar. Bu gereklilik liseliler için de geçerlidir. Emekçi ailelerinin çocuklarý olan lise öðrencileri de ortak sorunlarla boðuþuyor. Hepimiz paralý eðitimden þikayetçiyiz. ÖSS ve AOBP tüm öðrencileri adeta zincire vurmuþ; ezberci, tek yanlý eðitim hepimizi bunaltmýþ durumda. Fakat bu sorunlarla tek baþýmýza mücadele etmemiz olanaksýz. Bu yüzden biz liseliler için de bu sorunlarýn çözümü örgütlenmekten geçiyor. Eðer liselerde ve genel olarak toplumda yaþanan haksýzlýklar karþýsýnda boyun eðmek istemiyorsak

bu mücadelede yol arkadaþlarýmýz olmadan ilerleyemeyeceðimizi bilmeliyiz. Çünkü ancak bir araya gelirsek gerçekten güçlü oluruz ve birbirimize yol gösterebiliriz. Ýlk sorunun cevabýna ulaþtýktan sonra ikincisine geçebiliriz. Liseliler hangi çatý altýnda bir araya gelmelidir? Bu sorunun cevabý içinse liselerin toplumdaki yerini bulmamýz gerekir. Liseler ve genel olarak tüm eðitim kurumlarý patronlarýn daha çok zenginleþmesi için uðraþýr. Öðrencilerden sürekli para talep ederek onlarý müþteri haline getirir. Bilimi toplum yararýna deðil de sömürücülerin enselerini biraz daha kalýnlaþtýrmak için kullanýr. Bu yüzden liseliler öncelikle bu þiþman patronlarýn baskýsýndan kurtulmak için mücadele vermelidir. Yani mücadeleleri bu düzene karþý olmalýdýr. O halde tüm dünyada iþçi sýnýfýnýn kavgasýna öncülük eden komünist ideoloji biz liseli öðrenciler için de yolumuzu aydýnlatan bir meþale olmalýdýr. Çünkü hepimiz biliyoruz ki liseler de bu sistemin bir parçasýdýr ve yaþadýðýmýz sorunlarýn temelinde üretenin açlýkla boðuþtuðu, sömüreninse bolluk içinde yaþadýðý bu kapitalist düzen yatmaktadýr. Bu düzenden kurtulmak içinse Devrimci Marksizmin ýþýðýnda iþçilerin ve diðer ezilenlerin yanýnda yerimizi almalýyýz. Bugün bunu örgütlü bir biçimde devrimci bir iþçi partisinin inþasýna katýlarak gerçekleþtirebiliriz. Dünyanýn sosyalist dönüþümü için, iþçi sýnýfýnýn öncülüðünde tüm ezilenlerin birliðini saðlamak için, bu mücadeleye omuz vermeliyiz.

Afyonlanmaya çalýþýlan beyinler Son yýllarda gençler arasýnda, özellikle okullarda da yayýlan ve hýzla büyüyen sorunlardan biri hiç þüphesiz ki uyuþturucu (esrar, hap, eroin v.b.) sorunu. Uyuþturucu kullanma yaþý 12 ye düþmüþken, insanýn aklýna þu soru geliyor; kim neden gençleri uyuþturmaya ve zehirlemeye ihtiyaç duyuyor? Gençleri bu bataðýn içine bilinçli olarak sürüklüyorlar. Özellikle disko, bar ve benzeri mekânlara giden gençlere “daha güzel oynarsýn” diyerek verilen haplarla uyuþturucu baðýmlýlýðýnýn ilk adýmý atýlmýþ oluyor. Daha sonra normal bir þeymiþ gibi yaygýn olan ve güzel gösterilen esrarla, baðýmlýlýklar pekiþtiriliyor. Okullarda ve hatta büyük cesaretle okul bahçelerinde sýký esrar pazarlýklarýna þahit olabilirsiniz. Gençlerin arasýnda uyuþturucunun bu kadar yaygýnlaþmasý sistemli olarak yozlaþtýrmanýn bir ayaðýdýr. Varolan sistem, bizleri bireysel kaygýlarýndan öte hiçbir þeyi sorun etmeyen ve duyarsýz tepkisiz gençler haline getirmeyi amaçlamaktadýr. Uyuþturucu alkol gibi çeþitli araçlarla bu amacýný hayata geçirmeye çalýþmaktadýr. Yalnýz okullarda deðil daha yaygýn olarak mahallelerde de bu yöntem kullanýlýyor. Özellikle iþçi emekçilerin yaþadýðý mahallelere ya da devrimci bir potansiyel taþýyan mahallelere uyuþturucu bilinçli bir þekilde sokulmaktadýr. Yalnýz uyuþturucu

deðil alkol de bu iþlevi görmektedir. Uyuþturucuya nazaran daha yaygýn ve daha meþru olan alkol kullanýmý da varolan yozlaþmaya yardýmcý olmakta ve çoðu zaman uyuþturucu kadar etkili bir araç olmaktadýr. Özellikle barlarda yoz bir yaþam tarzý yayýlmaktadýr ve bu durum özellikle genç insanlarý çok çabuk etkisi altýna alarak bir yaþam tarzý haline dönüþtüðünden oldukça tehlikelidir. Tüm bunlarýn altýnda yatan temel sebep gençleri düþünceden yoksun býrakmak ve varolan enerjilerini ve potansiyellerini baþka þekilde yok etmektir. Yaygýnlaþtýrmaya çalýþtýklarý bu kirlenmiþ yoz kültürle birlikte bizleri uyuþturmayý ve içine hapsolduðumuz baðýmlýlýklarýmýz sayesinde toplumsal olaylara karþý duyarsýz ve tepkisiz olmamýzý saðlamaya çalýþýyorlar. Bunlara karþý uyanýk olmalý ve bizleri bu þekilde yok etmeye çalýþmalarýna izin vermemeliyiz. Uyuþturucu ya da alkol, geçici bir süre bizi sorunlarýmýzý unutturabilir fakat ortadan kaldýrmaz hatta daha büyük sorunlara yol açar. Fakat sorunlarýmýz çözmek için örgütlenir ve sisteme karþý etkin bir mücadele yürütürsek gerçek sonuca ulaþabiliriz. Hiçbir sorunumuzun çözümü onu geçici bir süre unutmak olamaz. Çözüm için mücadele etmeli ve düþmanýmýzýn tüm silahlarýna karþý gözümüzü açýk tutmalýyýz.

24 Aralýk’ý unutturma! Bundan yedi yýl önce 24 Aralýk tarihinde Ege Üniversitesi kampüsü içinde bir cinayet iþlendi. Ege Üniversitesi, iletiþim fakültesi, gazetecilik bölümü 2. sýnýf öðrencisi Ali Serkan Eroðlu okula girmeleri dahi yasadýþý olan polisler tarafýndan önce kloroformla bayýltýldý, ardýndan okul tuvaletine asýlýp olaya intihar süsü verilmeye çalýþýldý. Serkan Eroðlu, onlar için tehlikeliydi; çünkü o düþünüyor, çevresindeki olaylarý sorguluyor ve düþüncelerini, öðrenci eylemlerine katarak pratiðe döküyor. Yani biz devrimci öðrencilerin kendilerini sorumlu hissettiði her þeyi yapýyordu. Serkan Eroðlu öldürülmeden 20 gün önce Ýzmir Cumhuriyet Savcýlýðý ve ÝHD Ýzmir þubesine verdiði þikayet dilekçesinde 27 Kasým günü Karþýyaka'da sivil polisler tarafýndan kaçýrýlýp terörle mücadele þubesinde 8 saat gözaltýnda tutulduðunu, dayak ve psikolojik baský ile karþýlaþtýðýný ve ajanlýk teklifi aldýðýný belirtti. Öðrenci eylemlerine katýlmamasý için korkutulduðunu, katýldýðý takdirde yine gözaltýna alýnacaðý þeklinde tehdit edildiðini söyledi. 24 Aralýk 1997 günü okul tuvaletine asýlmýþ cesedi bulunduktan sonra savcýlýk parmak izi bile almadý. Ailesinin ýsrarý üzerine yapýlan kan testiyle ise Serkan'ýn kloroformla bayýltýldýðý ortaya çýktý. Bu sayede, Serkan'ýn intihar etmediði, önce bayýltýlýp sonra öldürüldüðü kesinleþmiþ oldu. O tarihten bu yana Serkan Eroðlu için yapýlan anmalara yüzlerce öðrenci katýlýyor. Her yýl 24 Aralýk'ta öðrenciler Ege Üniversitesi'nde yaptýklarý eylemlerde, polis-idare iþbirliðinin son bulmasý, Serkan Eroðlu'nun katillerinin bulunmasý ve yasadýþý bir þekilde kampüs içinde gezen, kimlik sorma ve gözaltýna alma olaylarýyla okul içindeki devrimci öðrenciler üzerinde estirilen polis terörünün sona erdirilmesi taleplerin haykýrýyorlar. Her yýl yapýlan anmalara Serkan'ý hiç tanýmayan öðrenciler katýlýyor. Biz devrimci Marksistlerin bu konuda üzerine düþen görev, çevremizdeki herkesi polis-idare iþbirliðinden haberdar etmek ve Serkan'ýn yaþadýklarýný anlatmak, diðer devrimci çevrelerle birlikte bu konudaki çalýþmalarýmýzý hýzlandýrmak ve okulda son yýllarda ivme kazanmýþ olan bu hareketi daha da saðlamlaþtýrmak olmalýdýr. Serkan Eroðlu'nun düþündüðü ve yaþadýðý gibi yaþayan herkes kendinde bu sorumluluðu hissetmelidir.


Enternasyonalist Gençlik 9

Üniversitelerden... Faþist saldýrýlara karþý

uyanýk ve örgütlü olmalýyýz! 6 Kasým’ý önceleyen süreçte baþlayan ve bugün hâlâ devam eden üniversitelerdeki faþist saldýrýlar karþýsýnda doðru ve kararlý bir tutum alabilmek için önce olan biteni doðru temellerde deðerlendirmemiz gerekir. Farklý üniversitelerde, neredeyse eþzamanlý bir biçimde baþlayan ve devrimcileri hedef alan saldýrýlarýn ayrýntýlarý üzerinde tek tek durmak gereksizdir. Faþistler bu saldýrýlarý alýþageldiðimiz yöntemleriyle, alýþageldiðimiz biçimde, yani üniversite idaresinin ve polisin doðrudan ya da dolaylý desteðini alarak gerçekleþtirmiþlerdir. Asýl üzerinde durmamýz gereken, bu saldýrýlarýn hangi siyasi dinamik üzerinden gerçekleþtiði, neden bu dönemde arttýðý, hangi güçlerle ittifak içinde hangi güçlere karþý geliþeceði ve önümüzdeki süreçte hangi boyutlara ulaþabileceðidir. Ancak böyle bir deðerlendirmeden sonra faþist saldýrýlara karþý net bir mücadele planý hazýrlayabiliriz. Hiç uzatmadan söyleyecek olursak faþist hareketin artan saldýrganlýðýnýn temelinde Türkiye’de AB tartýþmalarýnýn bugün geldiði nokta yatmaktadýr. MHP, Türkiye’nin AB’ye üyeliðine tutarlý bir biçimde karþý çýkmaktan kaçýnmaktadýr. Bunun sebebi sýrtýný TSK’ya ve devlet

bürokrasisine dayamasýdýr. Bu güçler ise Türkiye’nin “ulusal güvenlik” ile ilgili çýkarlarýndan asgari düzeyde ödün vererek AB’den üyelik hakkýný koparmasýný istemektedir. Düzen siyaseti içinde kendine saðlam bir yer kapabilmek ve bu doðrultuda güçlerini toparlamak peþinde olan faþist hareket, devletin temel güçlerinden kopma tehlikesiyle karþý karþýya kalmamak için AB’ye kesin bir biçime “hayýr” diyememektedir. Bunun yerine AB’nin Türkiye’ye üyelik kriterleri olarak dayattýðý maddelere karþý çýkmakta ve bunlar üzerinden toplumdaki milliyetçi önyargýlarý kýþkýrtarak güç kazanmayý ummaktadýr. MHP’nin bu politikasý, devlet, burjuvazi ve hükümetin AB’den müzakere tarihi almak için çabalarýný yoðunlaþtýrdýðý þu dönemde kritik bir hal almaktadýr. Faþist hareket, devletin attýðý kýsmi ve yüzeysel demokratikleþme adýmlarýnýn baþta Kürt hareketi ve iþçi sýnýfý olmak üzere köklü demokratik haklar isteyen toplumsal güçleri cesaretlendirmesini engellemek istemektedir. Bunun için saldýrýyý bu güçlere karþý yoðunlaþtýracaktýr. Son “Azýnlýk Raporu” tartýþmasýnda milliyetçi kýþkýrtmanýn aldýðý boyut çarpýcýdýr. Bahsettiðimiz bu politikayý güden

M.Ü. Göztepe kampüsünde saldýrý Son dönemlerde yoðunlaþan faþist saldýrýlardan bir tanesi de 4 Kasým günü Marmara Üniversitesi'nin Göztepe kampüsünde gerçekleþti. Faþistler YÖK'ün protesto edileceði eylemin duyurusunu yapan bildiriler daðýtan iki devrimci öðrenciye saldýrdýlar. Ertesi gün bu saldýrýyý teþhir etmek amacýyla bir basýn açýklamasý yapýldý. Basýn açýklamasýnýn yapýldýðý gün kampüsün içerisinde bulunan faþistler yeniden

devrimci öðrencilere saldýrdýlar. Bu saldýrý sonucu çýkan çatýþmaya polis müdahale etti ve devrimcileri kampüsün dýþýna çýkardý. Daha sonra kampüs dýþýna çýkarýlan devrimci ve yurtsever öðrenciler sloganlar atarak ve caddeyi trafiðe kapatarak faþist saldýrýyý protesto ettiler. Bunun üzerine çevik kuvvet öðrencilere saldýrdý. Polislere taþ ve sopa ile karþýlýk veren öðrencilerle polis arasýnda çatýþma çýktý.

Ankara Üniversitesi’nde faþist terör! Ankara Üniversitesi DTCF’de dönem baþýndan beri gittikçe gerginleþen bir hava var. Faþistlerin gruplar halinde, evlerine giden solcu öðrencileri takip etmeleri, okulda sözlü sataþmalarda bulunmalarý ve tacizci hareketleri tahmin edilebileceði gibi ramazan bahanesiyle de fiziki saldýrýlara dönüþtü. Ülkücüler okulda kalabalýk olmasalar da okul yönetimine sýrtlarýný dayayarak ve dýþarýdan getirdikleri eli sopalý kabadayýlarla sayýca üstünlük saðlamaya çalýþýyorlar. Devrimci öðrenciler bir arada durup üstlerine doðru “Allah Allah” sesleriyle koþan faþistleri arkaya yýðdýklarý taþlarla püskürtünce sinirden deliye dönen faþistler, yemekhanede yemek yiyen öðrencileri korkutmak için yemekhane camlarýný kýrdýlar. Ancak bu davranýþlarýyla ilgili olarak hiçbir disiplin cezasý almamalarý, okul idaresiyle faþistlerin iþbirliðini bir kez daha gösterdi. Bu olaydan sonra okuldaki kýsa sureli gerginlikler sürekli bir hal almaya baþladý. Faþistler okulda iftar yemeði

verdiler; devrimcilerse bir aksam okuldan sloganlarla toplu çýkýþ yaptýlar. Bu arada YÖK protestosu afiþlerine “iftara bekleriz” yazan faþistler, 5 Kasým’da öðrencilerin bir bölümünün eylemde olmasýný fýrsat bilerek okulda solcularýn alaný olarak bilinen “avlu”ya gidip gövde gösterisi yaparcasýna, tehditkar bir biçimde beklediler. Ancak haberler geldikçe eylem alanýnda, en azýndan tabanda, topluca okula gitme isteði baþ gösterdi. Bazý siyasetler bu isteði reddettiler. “Devrimci Marksist öðrenciler” imzalý pankartý taþýyan grup, eylem alanýnda bir sure kalýp okula doðru yola koyuldu. Polis okula giriþ çýkýþlarý engellediðinden yalnýzca bir arkadaþ okuldan toplu çýkýþ yapan öðrencilere katýlabildi. 11 Kasým perþembe günü öðle saatlerinde DTCF’de yaþanan olaylarla ilgili yine dil tarihte bir basýn açýklamasý ya pildi. AÜ’lü öðrenciler “Sað-sol çatýþmasý yok, faþist terör var, DTCF öðrencileri” yazýlý bir pankartla alkýþlar arasýnda okul kapýsýna gelip basýn açýklamasýný yaptýlar.

sadece MHP deðildir. Öteden beri faþistlerle politik bir cephe kuran Ýþçi Partisi ve Türksolu gibi güçlerin de temel çizgisi bu olacaktýr. Bu politikaya Mehmet Aðar’ýn DYP’sinin de aday olduðunu ekleyelim. Sonuç olarak artan saldýrýlarý üniversiteler temelinde anlamlandýrmaya çalýþmak yetersiz olacaktýr. Saldýrýlarýn ilk elde üniversitelerde gerçekleþmiþ olmasýnýn sebebi, faþist çetelerin genç militan kadrolarýnýn bu alanda hareket etmelerinin görece kolay olmasýdýr. Ancak önümüzdeki süreçte bu saldýrganlýðýn toplum genelinde yayýlabileceðini ve özellikle iþçi hareketini ve Kürtleri hedef alacaðýný gösteren önemli iþaretler mevcuttur. TürkKamu-Sen baþkanýnýn, yani gerici de olsa bir sendika liderinin “Azýnlýk Raporu”nu basýn önünde yýrtarak iþi faþist ve milliyetçi güçlerin gövde gösterisine dönüþtürmesi yeterince vahim bir örnektir. Öyleyse bu saldýrganlýða karþý üniversiteler düzeyinde önlem almakla yetinmenin yetersiz kalacaðýný söylemeye bile gerek yok. Yapýlmasý gereken milliyetçilikten uzak duran, enternasyonalist bir temelde AB’ye, emperyalizme ve Türkiye burjuvazisinin bütün güçlerine karþý çýkan güçlü bir sýnýf mücadelesi odaðýný inþa

etmektir. Bu baðlamda tekrar ve açýkça uyaralým. Özellikle böyle bir dönemde, hem sosyalist olduðunu iddia edip hem de yurtseverlik çýðýrtkanlýðý yapmak, iþçi hareketi ve sol adýna izlenebilecek en tehlikeli politikalardan biridir. Ýþçi sýnýfýný faþizm ve milliyetçilik karþýsýnda zayýflatmaktýr. Türkiye Komünist Partisi (TKP) iþte bu çizgiyi açýkça benimsediðini ilan etmektedir. Geçtiðimiz yýllarda üniversitelerde gerçekleþen Türksolu saldýrýlarýnda, TKP’li öðrencilerin olaylarýn çýkýþýndan sorumlu olduðu ve bir kez çatýþma çýktýktan sonra tarafsýz kalarak büyük bir sorumsuzluk örneði gösterdiði hatýrýmýzda. TKP’nin öne çýkarttýðý politikaya bakacak olursak, önümüzdeki dönemde benzer olaylarýn sadece üniversitelerde deðil, toplum genelinde yaþanmasý ihtimali gündemdedir. Buna karþý dikkatli olmak gerekir. Son söz olarak üniversitelerde faþist saldýrganlýða karþý izlenecek politikaya deðinelim. Yapmamýz gereken açýktýr. Tutarlý ve enternasyonalist temelde ABD ve AB karþýtý politikayý, öðrenci kitlesi içinde yaymak, faþistleri sadece saldýrdýklarý zaman deðil, saçtýklarý þovenizm ve milliyetçilik zehrini her zaman ve her düzeyde teþhir etmek ve faþist güçleri kitlelerden yalýtarak ezmenin önemli araçlarýndan olan anti-faþist mücadele komiteleri kurmak için harekete geçmek gereklidir. Tabii faþist saldýrýlara karþý gerekli özsavunma yöntemlerinden vazgeçmeden yapýlmalýdýr.

Ýzmir'de faþist saldýrý ve anti-faþist cevap Ege Üniversitesi'nde dönem baþýnda bildiri daðýtarak varlýðýný hissettirmeye çalýþan faþist hareket, son günlerde Ankara ve Ýstanbul'da da devrimcilere saldýrarak üniversitelerde kendine yer açmak istiyor. Son olarak, faþist çeteler Bornova öðrenci yurdunda iki öðrenciye saldýrdý ve bu öðrencilerden biri üç gün rapor aldý. Bunun üzerine yurda giren devrimci öðrenciler saldýrganlarý gerektiði biçimde cezalandýrdý ve yurtta güvenliði saðlamaya yönelik birtakým önlemler alýndý. Yurttaki saldýrýlarla yetinmeyen faþist çeteler Bornova Küçük Park'taki bir kafeye 40-45 kiþilik bir grupla saldýrdý ve kafedeki bir öðrenci býçaklandý. Kafeye maddi hasar veren grup kafe sahibini de tehdit etti. Ertesi gün Edebiyat Fakültesi önünde toplanan 300 öðrenci saldýrýnýn yapýldýðý kafeye bir yürüyüþ düzenledi ve yapýlan basýn açýklamasýnda saldýrýlar kýnandý. Faþist çevrelerin bu tür saldýrýlarla öðrencileri yýldýrýp üniversitelerde kendine yer kazanma-

ya çalýþmasý tüm öðrencilerin aþina olduðu bir durumdur. Özellikle ramazan ayýnda oruç tutmayan öðrencilere yönelen þiddet, saðlam bir öðrenci muhalefetinin olmadýðý üniversitelerde giderek yaygýnlaþýyor. Bunun önüne geçebilmenin tek yolu tutarlý ve istikrarlý bir anti-faþist cepheyi örmenin yollarýný aramak, gerektiðinde de militan bir savunma hattý izlemektir.

Ý.Ü.’de satýrlarla saldýrý! Faþistler son olarak 11 Kasým Cuma günü Ýstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde devrimcilere saldýrdýlar. Özellikle okulun boþ olduðu bir zamanda satýrlarla devrimcilerin üzerine saldýran faþistler üç devrimci öðrenciyi yaraladýlar. Daha sonra rektörle görüþen öðrencilere dilekçe yazýp þikayetçi olmalarý söylendi. Faþistler açýktan ve göz önünde ellerinde satýrlarla devrimcilere saldýrýp onlarý yaralarken bunlarýn cezalandýrýlmasýný

talep eden devrimciler ise bunun için dilekçe yazmak zorundalar. Üstelik bu olayýn geçmiþteki benzerlerine bakacak olursak, suç duyurusunda bulunan taraf da olsalar önünde sonunda devrimci öðrenciler hakkýnda soruþturma açýlýyor. Bu yüzden okul yönetiminin önerisi bir oyalama taktiðinden öteye gitmiyor. Ayrýca, aynen ÝÜ'de olduðu gibi, diðer okullarda gerçekleþen saldýrýlarda da polisin ve okulun bu saldýrýlara geçit verdiði açýktýr.


Enternasyonalist Gençlik 10

YTÜ'de hazýrlýk olmak Bilindiði üzere YTÜ'nün iki tane büyük kampüsü var ama ileride tüm fakülteleri tek kampüse toplamak için de bir çalýþma yürüyor. Beþiktaþ'taki merkez kampüs, Davutpaþa'ya taþýnacak. Fen-Edebiyat, Kimya ve Metalurji fakülteleri Davutpaþa'da ve bu yýlýn baþýndan itibaren de hazýrlýklar artýk Davutpaþa kampüsünde öðrenim görmeye baþladýlar. Oturmamýþ bir sistemi olan Davutpaþa kampüsüne gelen taze üniversiteliler büyük bir hayal kýrýklýðý yaþadýlar. Ulaþým, yemekhane, binanýn mimari yapýsý, kitap fotokopi giderleri ve daha bir çok sorun üniversiteyi yeni kazanmýþ gençlerin hayallerini suya düþürdü. Ayrýca bu yýl hazýrlýklarýn durumunu özel kýlan baþka bir konu da, hiçbir siyasi faaliyete izin verilmemesiydi. Camlara duvarlara afiþ astýrmayan okul idaresi yeterli pano olmamasýný ise bir türlü açýklamak istemedi. Camlarýna, duvarlarýna zarar vermememiz için çýrpýnýp duran okul yetkilileri binanýn 13 trilyona mâl olduðunu haykýrýp dururken, bizler ilk yaðmurda çatýdan damlayan yaðmur sularýna bakakaldýk. YÖK gündemiyle birlikte hazýrlýklarda YÖK'ü tartýþmak için bir toplantý yapýldý. YÖK'ün hangi anlayýþýn ürünü olduðu ve üniversitede yaþadýðýmýz sorunlar üzerine konuþuldu. Bu toplantý tedirginlik yaratmýþ olmalý ki, kapýda sýký bir kimlik kontrolüyle karþýlaþtýk, ayrýca sivil polislerin sürekli taciz etmeleri de cabasý. Toplantýnýn sonucunda birçok sorunumuzun olduðuna ve bunarý çözebilmek için harekete geçmemiz gerektiðine karar verdik. Hazýrlýklarda baþlayan bu hareketlilik ortamýn iyice gerilmesine neden oldu.

Afiþlere ve açýlan masalara sürekli müdahale eden özel güvenliklerden sonra, hazýrlýklarýn müdürü, rektör yardýmcýsý ve son olarak rektör de gelerek müdahale etti. Özellikle "sayýn" rektörün müdahalede bulunduðu gün oldukça gerilimliydi. Hiçbir þekilde konuþmadan afiþlere, masalara ve öðrencilere saldýran rektör, yanýndaki ÖGB ve sivil polis cenahýyla birlikte hazýrlýk binasýnda terör estirdi. Bizlerse rektörümüzün Fen-Edebiyat Fakültesi’nde dekan olduðu dönemde 7 trilyonluk yolsuzluk olurken bunu fark etmemiþ olmasýna raðmen merkez kampüsteki sarayýndan hazýrlýklarda açýlan masalarý bu kadar yakýndan takip ediyor olmasýnýn ne anlama geldiðini düþünmeye koyulduk. Tüm bu baskýlara raðmen hazýrlýk öðrencileri en temel sorunlarýný belirledi ve bunlarla ilgili taleplerini ne olursa olsun dillendirmeye karar verdi. 6 Kasým'da ise alanlarda YÖK'ü protesto etti ve okuluna, sorunlarýna sahip çýktý. Bilinçsiz, duyarsýz ve tepkisiz bir öðrenci kitlesi yaratmak isteyenleri, bu genç insanlar elbette rahatsýz edecek ama ayný zamanda tüm bu sorunlarýn üstüne gitmek ve yaþanan çeliþkileri gözler önüne sermek ve sesimize yeni sesler katmak bizi baþarýya ulaþtýracak.

Yurtlardaki faþist baskýlara boyun eðmeyeceðiz! Yurtlardaki faþist kadrolaþma devrimci ya da "devrimci olma potansiyeli taþýyan" öðrenciler üzerinde korkunç bir baský kurmuþ durumda. Faþistler, siyasi bir kimlik taþýmasa da bir öðrencinin yalnýzca Kürt olmasý durumunda bile saldýrýyorlar. Zaten yurtlarda hiçbir þekilde devrimci siyaset yapmanýn imkaný yok.Yurt görevlilerinin faþistleri korumasý ve onlarýn saldýrýlarýný kolaylaþtýracak bir zemin yaratmalarý, devrimcilerin bu yurtlarda barýnmasýný neredeyse imkansýzlaþtýrýyor. Ayrýca yurtlara atanan Kürt kökenli bir personel yurttan derhal sürülüyor. Yurtlarda faþistlerin faaliyet yapabilmeleri için o yurtta kayýtlý öðrenciler olmalarýna da gerek yok. AÖS ve Edirnekapý yurtlarýnda dýþarýdan gelen faþistler hem çok rahat yurtta kalabiliyorlar hem de devrimcilerin üzerine saldýrýrken hiçbir engelle karþýlaþmýyorlar. Kimlik kontrolleri ve giriþ-çýkýþlar son derece sýký bir disipline tabi iken, bu saldýrganlarýn yurtlarda bu kadar rahat hareket edebiliyor olmalarý, faþist kadrolaþmanýn boyutlarýný gözler önüne seriyor. Devrimci kimliði öne çýkan öðrencilere saldýran ve yurtta sistematik bir baský uygulayan faþistler, geçtiðimiz yýl üç öðrenciyi Edirnekapý yurdundan ayrýlmak zorunda býraktýlar. Bu baskýlar yüzünden öðrenciler bu saldýrganlarýn onaylamadýðý ya da izin vermediði yayýn ve kitaplarý okuyamýyorlar. Okuduklarý bir kitap veya yayýn onlarýn faþist saldýrýlara maruz kalmalarýna neden olabilir. Ayrýca yurtlardaki tüm sosyal aktivitelerde faþistler hakim. Yalnýzca devrimcilerin deðil beðenmedikleri apolitik sýradan bir öðrencinin bu

faaliyetlere katýlmalarý yine faþistlerin inisiyatifine kalmýþ durumda. Diledikleri gibi paneller düzenleyen faþistler, öðrencilerin bu etkinliklere katýlmalarý konusunda da baský uyguluyorlar. Yurtta bildiriler daðýtýp, bildiri verdikleri öðrencileri takip ederek, bunlarý okumayan veya yýrtan öðrencileri tespit ediyorlar ve bunu bahane edip saldýrabiliyorlar. Bir öðrencinin okuduðu kitaptan bile tedirginlik duyduðu durumlarda, bunlarýn bu kadar rahat propaganda yapabilmeleri, yurtlardaki çeliþkiyi tüm netliðiyle ortaya koyuyor. Tüm bu baskýlar ise yurtlarda kalan öðrencilerin umutsuzluk ve yýlgýnlýk hissetmesine neden oluyor. Sürekli ve sistemli saldýrýlar öðrencilerin herhangi bir örgütlü faaliyete sempati duymasýnýn önüne geçiyor. Ayrýca baskýlara maruz kalan öðrenciler yaþadýklarýný medyanýn çarpýtmasý ve sürekli faþistlerin tehdit etmesi nedeniyle dillendirmek istemiyorlar. Tüm bu baskýlar asýl olarak devrimci fikirlere ve mücadeleye yönelik saldýrýlardýr. Yurtlarda devrimcilerin siyasi çalýþma yapmasý engellenmekte, politik olmayan öðrenciler ise bu yöntemle tamamen sindirilmeye çalýþýlmaktadýr. Genelde iþçi emekçi çocuklarýnýn kaldýðý devlet yurtlarýnda oluþturulan faþist hegemonya bilinçli bir saldýrýnýn bir parçasýdýr. Okullarda ve yurtlarda devrimciler bu þekilde sindirilmeye ve yok edilmeye çalýþýlýyor. Fakat bu durum bizi umutsuzluða düþürmemeli. Bu saldýrýlarý ve baskýlarý püskürtmek ancak ve ancak umutsuzluða düþmeden devrimci mücadeleye omuz vererek mümkündür.

Eðitim fakülteleri, KPSS terörü ve öðretmen atama(ma)larý Enternasyonalist Gençlik'in daha önceki sayýlarýnda, ýsrarlý bir vurgu yapmýþtýk: "Eðitim Fakültelerinde Alarm Zilleri Çalýyor." Yaptýðýmýz bu vurgunun içeriðini ise, Eðitim Fakülteleri öðrencilerini, mezun olduklarý zaman, yoðun bir öðretmen açýðý olmasýna raðmen, yaygýn bir iþsizliðini beklediði, bu amaçla KPSS sýnavý yapýldýðý gibi konularla doldurmuþtuk. Ardýndan ise eklemiþtik: "Çýkarýlmak istenen Kamu Reformu Temel Kanunu ile eðitim özelleþtiriliyor, eðitimciler sözleþmeli köle haline getiriliyor. Sözünü ettiðimiz iddialarda bulunmak için dahi olmaya gerek yoktu. Son dönem hükümetlerini ve özellikle mevcut AKP hükümetini birazcýk takip etmek bu iddialarda bulunmamýza son derece yardýmcý oluyordu. Nitekim geçtiðimiz yýl bu iddialarýmýzýn fazlasýyla doðrulandýðý, Eðitim Fakülteleri öðrencilerine çok fazla acý deneyimin çýktýðý bir yýl oldu. KPSS saldýrýsý Son birkaç yýldýr Eðitim Fakülteleri mezunlarýný öðretmen yapmamak, ortaya çýkan açýðý üç beþ kuruþa sözleþmeli öðretmenlerle kapatmak için KPSS adý altýnda bir sýnav yapýlmaktay-

dý. Fakat bu pek çok sýnavda olduðu gibi, bilgiyi ve yeteneði ölçmeye dair bir sýnav deðil, Eðitim fakülteleri özelinde, mezunlarýn en doðal haklarý olan öðretmenlik haklarýna bir saldýrýydý. Bu sene söylenenler fazlasýyla doðrulandý. Daha az öðrencinin sýnavý kazanmasý için, sorular alabildiðini zorlaþtýrýldý, baraj puanlarý ise insafsýzca arttýrýldý. Örneðin geçen sene 65 olan ve bu sene için 1150 kiþilik kontenjan ayrýlan Ýngilizce Öðretmenliðinin baraj puaný 72'ye, 200 kiþilik kontenjan ayrýlan Sosyal Bilgiler Öðretmenliðinin baraj puaný 84'e, 1855 kiþilik kontenjan ayrýlan sýnýf öðretmenliðininki 80'e, 450 kiþilik kontenjan ayrýlan Matematik Öðretmenliðininki 81'e, 700 kiþilik kontenjan ayrýlan Türkçe öðretmenliðininki 77'ye yükseltildi. Zaten 35 kiþilik kontenjan ayrýlan Biyoloji öðretmenliðinin baraj puanýný duyunca durumu çok daha iyi anlayabiliriz : 90 !!! Fakat bu sene çok vahim bir durum daha yaþandý ki, Özellikle "Kamu Reformu" adý altýnda sunulan yasaya karþý söylediðimiz pek çok þeyi bir bir gözler önüne serdi. Bu çok vahim durum baþta Ýstanbul, Ýzmir, Ankara olmak üzere ülkenin yoðun nüfuslu ve çok sayýda öðretmen açýðý olan þehirler-

ine ya hiç atama yapýlmamasý, ya da bir elin parmaklarýný geçmeyecek þekilde atama yapýlmasýydý. Yani düþünün bir kez, siz hem MEB kaynaklarýnca 86.000 olarak ilan edilen öðretmen açýðý için 9000 öðretmen atamasý yapacaksýnýz, hem de bu 9000 öðretmeni yalnýzca kýrsal bölgelere göndereceksiniz. Anlaþýlan yöneticiler yollarýný bulmuþ... Sözleþmeli öðretmenlerin gitmek istemeyeceði sýnýrlý sayýdaki kýrsal bölgeye göstermelik öðretmen atamalarý yapacaklar, onun haricinde kalan yerleri de sözleþmeli öðretmenlerle idare edecekler. Zaten daha þimdiden sözleþmeli olarak 5000 Ýngilizce, 5000 Bilgisayar öðretmeni aldýlar bile! Bu þekilde henüz meclisten geçmeyen personel rejimi yasa tasarýsýný da fiilen uygulamýþ olacaklar. Ne yazýk!!! Ziller çalýyor, ya duyanlar? Bahsettiðimiz gibi eðitim fakültelerinde çalan ziller, alarm zilleri artýk yýrtýlmak, patlamak üzere... Peki ama var mý duyan ? Bizce artýk duyan var ve bu gidiþata "HAYIR" diyenler de var, az var, ama var, sýnýrlý var ama var! Çünkü geçtiðimiz bahar aylarýnda Ýstanbul Üniversitesi Hasan Ali Yücel Eðitim Fakültesi'nde KPSS'nin kaldýrýl-

masý ve bir dizi talebin yerine getirilmesi için bir imza kampanyasý baþlatýldý. Bu kampanya Ýstanbul'un diðer üniversiteleri, ve baþka illerdeki üniversitelerinde de gerçekleþtirildi. Bu þekilde bir ýþýk yakýlmýþ oldu. Ayný zamanda özellikle yaz aylarýnda, büyük illere öðretmen atanmamasýna karþý (binlerce açýk olmasýna karþýn) gazete, dergi, televizyon ve bazý kurumlara, yaþanan haksýz geliþmelerle ilgili yoðun bir bilgilendirme yapýldý. Þimdi bu çýðýrdan ilerleyerek daha fazla mesafe katetmenin zamaný gelmiþtir. Artýk çalýþmalarý eylemlerle taçlandýrarak, kapitalizmin vahþi kurallarýný harfiyen iþleten hükümetin ve sermayenin karþýsýna dikilmek gerekiyor. Aksi bizler için hiçbir çözüm getirmeyecek, bizleri ümitsizliðe, yalnýz ümitsizliðe mi, ayný zamanda da iþsizlik ve yoksulluða mahkum edecektir. Unutmamak gerekiyor milyonlar harcayarak, KPSS'ye hazýrlýðýn iðrenç kitaplarý ile boðuþarak, dersanelere akýn ederek bu sorunu çözemeyeceðiz... Sorunun topyekün çözümü mümkündür: Birliktelik, örgütlülük ve býkmadan usanmadan mücadele!


Enternasyonalist Gençlik

Ýþsizler ordusunun bir parçasý olarak iletiþimciler

Türkiye'deki eðitim sisteminin bozukluðundan tüm fakülteler gibi iletiþim fakültesi de payýný alýyor. Ekonomik krizden en çok etkilenen sektörlerin baþýnda gelen iletiþim sektöründe kriz sonucu 30 bin basýn çalýþanýnýn iþine son verildi. Patronlar iþten çýkarmalarda krizi bahane ederken sürekli yenileri açýlan iletiþim fakültelerinin sayýsý 20'ye ulaþmýþ durumda ve bu fakülteler kapitalist sistemin gereði olan iþsizler ordusunu ve ucuz iþ gücünü yaratma doðrultusunda iþlev görüyorlar. Bu fakültelerin bazýlarýný vakýf üniversiteleri oluþturuyor. Medya tekelleri kendileri için kalifiye iþgücü yaratma ihtiyacýný bu fakülteler aracýlýðýyla karþýlarken bir yandan da eðitim üzerinden kâr elde ediyorlar. Eðitime bütçeden yeterince pay aktarýlmamasýndan iletiþim fakülteleri de doðrudan etkileniyor ve devlet üniversitelerinde eðitimin kalitesi düþüyor.

Öðrenciler yetersiz ve kalitesiz araçlarla eðitim görüyorlar. Bu koþullarda vakýf üniversiteleri sermayenin çýkarýna ve piyasa þartlarýna göre yaptýðý eðitimle öne çýkartýlmaya çalýþýlýyor. Sektördeki yoðun iþsizlik dolayýsýyla geleceði yönünden umudunu kaybetmiþ görünen iletiþimciler staj adý altýnda kitle iletiþim araçlarýnda ücretsiz olarak aylarca hatta yýllarca çalýþtýrýlýyorlar. Ýþsizlik tehdidi altýnda bu sömürüye maruz kalan iletiþimciler staj süresi boyunca çoðunlukla yaratýcýlýklarýný kullanamayacaklarý alanlarda çalýþtýrýlýyor ve kalifiye eleman pozisyonuna geçemiyorlar. Sahte umutlarla geleceðe iyimser bakmaya çalýþan gençler "neden iþsiz kalayým, ben bu kadar eðitim boþuna mý aldým, memlekette iþ mi kalmadý, boþuna mý kendimi bu kadar yetiþtirdim" gibi düþüncelere kapýlýyorlar. Oysa kapitalist bir sistemde yaþýyoruz ve iletiþim sektöründe de diðer sektörlerde olduðu gibi tamamen kâr güdüsünün egemenliði geçerli. Ýsmimiz gazeteci, iletiþimci vb. ne olursa olsun bizler de birer iþçi olacaðýz. Krizlerin yükünü, sefaleti omuzlayan iþçi sýnýfýnýn bir parçasýyýz. Mücadelemizi de bu bakýþ açýsýyla yürütmeliyiz. Ý.Ü. Ýletiþim Fakültesi’nden bir enternasyonalist

Kitap tanýtýmý:

Kent ve siyaset ekseninde 70'leri hatýrlamak Þükrü Aslan'ýn 1 Mayýs Mahallesi'nin kuruluþ sürecini anlatan kitabý 1 Mayýs Mahallesi-1980 Öncesi Toplumsal Mücadeleler ve Kent (Ýletiþim Yayýnlarý, 2004) birbiriyle baðlantýlý iki sebepten dolayý önemli. Bunlardan ilki Türkiye'deki akademik üretimin es geçtiði toplumsal ve politik mücadelelerin, özellikle de 1970'ler Türkiye'sine damgasýný vuran radikal sol/sosyalist nitelikli bir sosyal hareketin bir doktora tezine konu edilmiþ olmasýdýr. Kendini sol siyasetin içinde tanýmlayan akademisyenlerin dahi iktidar, direniþ, toplumsal hareketler vb kavramlarý sýklýkla telaffuz etmelerine raðmen özellikle yakýn dönemdeki sosyal ve politik hareketlerle ilgilenmekten imtina etmelerini sadece kiþisel ilgi alanlarýyla açýklayamayacaðýmýz açýktýr. Aslan'ýn kitabýn önsözünde altýný çizdiði nokta tam da bununla ilgili. Aslan'a göre akademik dünyanýn ilgisizliðinde "sorunlu konulardan uzak durma kaygýsýnýn rol oynadýðýný tahmin etmek mümkündür. Oysa diðer toplumsal olgular gibi, politik nitelikli toplumsal hareketler de bilimsel bir þekilde irdelenmelidir." Bu

uyarýnýn Türkiye'deki akademik alana yönelik son derece önemli, radikal bir eleþtiriyi dillendirdiðini söylemek mümkündür. Kitabýn ikinci önemli yönü ise özellikle son yýllarda kent ve yoksulluk üzerine yapýlan çalýþmalarda üzerinde çokça durulan aile, akrabalýk, hemþehrilik vb iliþkilerin Türkiye gerçeðinde geçerli olabilecek yegane iliþki biçimi olduðu yönündeki genel kanýyý yýkmasýdýr. Ýlkinin "apolitik" yöneliminin aksine bu çalýþma 1970'lerin ikinci yarýsýndaki 1 Mayýs Mahallesi deneyimine dönerek siyaseti kentsel toplumsal hareketlerin merkezine koymayý deniyor. Bunu yaparken ilk önce kentin kendisini toplumsal mücadelelerin alaný olarak tanýmlýyor. Bu mücadelelerin, kentleþme sürecinden etkilendikleri gibi bu süreci etkileyebildikleri belirtiyor. Popüler taleplere dayalý toplumsal hareketlerin ise politik sýnýf hareketlerinden baðýmsýz olmadýðýný ortaya koyarak 1970'lerin politik baðlamýnda gecekondu halkýnýn mücadelesinin radikal sol/sosyalist mücadelelerle kurduðu baðýn tesadüfi olmadýðýný vurguluyor. Kitabýn ana gövdesini oluþturan 1 Mayýs Mahallesi deneyimi ise yazar tarafýndan kronolojik olarak üç ana momentte özetleniyor. Þükrü Aslan'ýn mahallenin kuruluþ sürecini bizzat dene-

Ne umduk, ne bulduk! Bizi canýmýzdan bezdiren, madden ve manen sonuna kadar sömüren bir ÖSS yýlýnýn ardýndan üniversiteli olduk. Ýlk darbe kayýtta geldi. O cüzi miktardaki haraçlarýmýzý-pardon harçlarýmýzý yatýrmak için banka kuyruðuna girmek gerekiyordu önce kayýt yaptýrabilmek için. Aslýnda bu bize o kadar da yabancý bir durum deðildi. Zaten 11-12 yýldýr sürekli EÐÝTÝM parasý ödemiyor muyduk. Ve okulun ilk günleri... Ýnsan gerçekten büyük hayallerle geliyor üniversiteye çoðumuz biliyoruz. Büyüklerimiz hep her türden insan olduðunu söyleyerek tanýmladýlar üniversiteleri. Her görüþten, her çeþitten, her renkten insan olurmuþ. Ama iyi ama kötü.Ama saçma ama mantýklý. Ne yazýk ki ben þimdiye kadar çoðunlukla tek çeþit insan gördüm. Beyinleri zapt edilmiþ, sorguya kapatýlmýþ, tanýþtýklarý insanlara ilk olarak burçlarýný soran, genelde görüþe sahip olmayan,amaçlarý iyi bir iþe kapak atýp iyi para kazanmaktan öteye gitmeyen insanlar… Hatta bir arkadaþýmýzýn sözlerini aynen aktarýyorum: "Üniversitedeyken insan kendini

dünyayý deðiþtirebilecekmiþ gibi hissedermiþ. Öyle demezler mi hep? Ne alakasý var bana hiç de öyle gelmiyor." Dünyadan bihaber deðiller. Olup bitenin bir nebze farkýndalar ama yoruma tamamen kapalýlar daha da önemlisi tamamen edilgen bir biçimde deðiþtirme amaç ve çabasýndan yoksun biçimde yaþýyorlar. Lise bahçelerinde genelde sivil kýyafetleriyle görmeye alýþtýðýmýz polisler bile burada tek tip. Kutsal ve onurlu bir görev yapýyor olmanýn edasýyla kampüste geziniyorlar. Kimse de bunu yadýrgamýyor. Kýsacasý 12 Eylül ve beraberindeki YÖK'ün büyük ölçüde amaçlarýna ulaþtýðýný görmek morallerimizi bozdu fakat hiçbir þey bizi yýldýrmamalý. Çünkü kaybedilen yalnýzca bir muhabere. Tarihte mücadeleler açýsýndan dönem dönem yaþanan gerilemeler ve ileri sýçramalar hep olmuþ. Bizler de bu geri gidiþe karþý koymak yeni bir ileri sýçrayýþ yaratmak için kollarý sývamalýyýz. Çünkü kararlýyýz ve kendimize güveniyoruz. Biz, devrimci Marksistler bu dünyayý mutlaka deðiþtireceðiz. MÜ’den bir enternasyonalist

Sistemin yeni oyunu Günümüzde iddia, þans topu, sayýsal loto gibi þans oyunlarý her geçen gün biraz daha yaygýnlaþýyor. Bu tür oyunlar topluma büyük ölçüde zarar vermeye devam ediyor. Þans oyunlarý büyük ölçüde para ve zaman kaybýna neden olmaktadýr. Ýnsanlar büyük zorluklarla kazandýklarý paralarýný düþünmeden bu oyuna yatýrabiliyorlar. Harcanan paranýn yaný sýra bu oyunlarýn baþýnda saatlerce zaman kaybediyorlar. Tüm bunlardan önemlisi þans oyunlarý insanlarý duyarsýzlaþtýrýyor. Liselerde de bu oyunlar öðrenciler arasýnda çok yaygýnlaþmýþtýr. Týpký yetiþkinler gibi öðrenciler de bu para ve zaman kaybettiren oyuna baðýmlý hale gelmiþ durumda. Gençler arasýnda bu oyunun bu kadar yaygýnlaþmasýnýn nedeni elbette ki artan iþsizlik ve yoksulluktur. Üniversite okumanýn dahi bir gelecek vaat etmediði günümüz koþullarýnda öðrenciler kolay yoldan zengin olmanýn

yollarýný zorluyorlar. Oysa ki bu oyunlarýn amacý toplumsal gerçeklerden uzak, hayatta para kazanmaktan baþka hiçbir amacý kalmayan gençlerin yetiþtirilmesidir. Bu amaç için burjuvazi geçmiþte çok farklý araçlar kullanmýþtýr, futbol terörü, biri bizi gözetliyor, pop star, vs. gibi boþ gündemlerle oyaladýðý gençleri toplumsal sorunlardan uzaklaþtýrýyor. Gençler bu tür suni gündemlerle uðraþýrken açlýk, yoksulluk, savaþ gibi bir çok gerçekliðin uzaðýnda kalýyorlar. Bizler devrimci Marksistler olarak kötü ve kirlenmiþ olan her þeye karþý mücadele verdiðimiz gibi kumar tuzaklarýna karþý da mücadele vermeliyiz. Para ve zaman kaybettiren beyinleri uyuþturan bu iðrenç oyunlara karþý bilinçlenmeliyiz. Yoksulluðun, açlýðýn ve sömürünün olmadýðý sýnýfsýz bir toplum için verilen mücadelede biz liseliler de yer almalýyýz.

yimleyenlerle yaptýðý görüþmelerden mahalledeki ilk gecekondu faaliyetinin "ticari" nitelikte olduðunu öðreniyoruz. Araziler mahalleye yerleþmek isteyenlere mafyatik iliþkilere sahip olan gruplar tarafýndan pazarlanmaktaydý. "Bu aþamada henüz resmi yerel otoriteler ile sözü edilen gruplar arasýnda çatýþma yoktu. Bu yerel yöneticilerin kayýtsýzlýðýndan olabileceði gibi, kurumlarda görevli bazý kiþilerin 'mafya' ile çýkar birliði içinde olmalarýndan da kaynaklanýyor olabilirdi." Bu dönemi mafya ile sol gruplarýn çekim alanýndaki kesimlerin temsil ettiði çizgi arasýndaki hakimiyet mücadelesi takip etti: "Böylece mahallede bir tür 'yönetim krizi' baþlamýþ ve ikisi de yasal olmayan iki yönetim odaðý oluþmuþtu. Bu yönetim krizi, sol gruplarýn giderek kitlesel destek bulmasýyla" aþýlmýþtýr. Üçüncü dönem ise tamamen bu kesimin hakimiyeti altýnda yaþanýr. Mahalle halkýnýn denetimine tamamen tabi olan "Halk Komitesi"nin oluþturulmasý Türkiye'de o güne kadar yaþanmamýþ olan, farklý bir deneyimin önünü açar. Halk Komitesi'nin öncelik olarak belirlediði arsa daðýtýmýnda önceliðin ihtiyaç sahiplerine verilmesi, arsa daðýtýmýnýn azami ölçüde eþit yapýlmasý ve gecekondu mahallesinin Türkiye Mimar ve Mühendis Odalarý baþta olmak üzere pek çok kurumla -ve özellikle sosyalist þehir planlama ve mimarlýk öðrencilerinin katkýlarýyla- "planlý" ve yaþanabilir kýlýnmaya gayret edilmesi mahallenin kuruluþ deneyimini kendine özgü kýlar. Sýra mahalleye isim vermeye

gelmiþtir. Halkýn ortak kararý olan isim aslýnda bu özgün deneyimin içine doðduðu koþullarý ve kader birliði ettiði mücadeleyi de özetlemektedir. 1 Mayýs 1977'de Taksim'de ölenlerin anýsýna bir ay sonra mahallenin adý 1 Mayýs Mahallesi olur. Politik sýnýf hareketi kentsel hareketle buluþmuþtur artýk. Elbette bu buluþma resmi otoritelerce hoþ karþýlanmaz. Yeniköy'deki hazine arazisi üzerinde yükselen lüks yapýlara dokunmayanlar 2 Eylül 1977 tarihinde 9 insanýn ölümü, onlarcasýnýn yaralanmasý pahasýna gecekondularý yýkarlar. Ancak bu da çare deðildir. Halk Komitesi yýkýlan evlerin yerine yenilerinin yapýlmasýna öncülük eder. Bu ise 12 Eylül sonrasýnda mahallenin varlýðýnýn resmen kabul edilmesine zemin hazýrlar. Resmi otoriteler mahallenin varlýðýný tanýrken tek bir þart koþarlar:. Mahallenin ismi 1 Mayýs olmamalýdýr! Ancak Aslan'ýn da belirttiði gibi tüm çabalara raðmen bugün de mahalle halkýnýn çoðunluðu 1 Mayýs Mahallesi adýný unutmuþ deðil: "Her yýl 2 Eylül'de mahallede etkinlikler yapýldýðý halde, yasallaþmanýn gerçekleþtiði. Kasým/Aralýk dönemlerinde hiçbir etkinlik yapýlmamaktadýr." Özetle söylemek gerekirse, kapitalizm, kent ve siyaset iliþkisini 1970'ler baðlamýnda ele alan bu kitap hem "kent" meselesine ilgi duyanlara, hem de unutturulmak istenen bir dönemi yeniden hatýrlamak isteyenlere iyi gelecektir.

Enternasyonalist bir liseli

Ýþçi Mücadelesi Özel Sayý: 13, Kasým 2004, Fiyatý: 750.000 TL. Sahibi ve Sorumlu Yazýiþleri Müdürü: Þiar Riþvanoðlu, Yönetim yeri: Reþatbey mah. Adliye arkasý 3. sokak No: 22/2 Adana, Basýldýðý yer: Kayhan Matbaacýlýk Topkapý / Ýstanbul, web: http://iscimucadelesi.net, iletiþim: iletisim@iscimucadelesi.net

11


Ekim Devrimi, 87. yýlýnda mücadelemize ýþýk tutuyor! 74 günlük 1871 Paris komününden sonra, Bolþevik partisi öncülüðünde gerçekleþen 1917 Ekim Devrimi, iþçi sýnýfýnýn iktidarý ele geçirdiði ilk muzaffer devrim olarak, tüm yüzyýla damgasýný vurdu. O güne kadar baþta iþçi sýnýfý olmak üzere tüm dünyanýn ezilenlerine bu ezilmiþliðin kaderleri olduðu söylenmiþti. Bunun aksini iddia ederek kývýlcýmý çakan Marx’ýn öðretisinin ýþýðýnda gerçekleþen Ekim Devrimi’nin en önemli dersi, bu “kader”in bozulabileceðini pratikte ispatlamasý olmuþtur. Her ülkenin iþçi sýnýfý son tahlilde uluslararasý proletaryanýn bir parçasýdýr. Öyleyse dünyanýn herhangi bir yerinde iþçi sýnýfýnýn yaþadýðý deneyimlerden ders çýkarmak tüm ülkelerin iþçi sýnýfýnýn vazgeçilmez görevdir. Bu durum iþçi sýnýfýnýn ilk muzaffer devrimi olan Ekim Devrimi için çok daha fazla geçerlidir. Bugün hâlâ burjuvazinin hafýzasýnda hep unutmak istediði bir kabus olarak yer alan Ekim Devrimi’ni iyi tanýmalý ve ayrýntýlý dersler çýkarmalýyýz.

Þubat devrimi I. Emperyalist Paylaþým Savaþý’nda yerini almýþ olan Çarlýk Rusya’sý, 1917 yýlýna cephedeki üst üste yenilgilerle ve savaþa baðlý büyük bir ekonomik buhranla giriyordu. 1905 devriminin deneyinden geçmiþ, fakat sonrasýndaki baský dönemiyle büyük ölçüde susturulmuþ Rusya proletaryasýnýn hoþnutsuzluðu, iþte bu koþullarda gitgide artýyordu. Ocak ayýnda baþlayan grevler, Þubat ayýnýn sonuna gelindiðinde Rusya’nýn tüm büyük þehirlerinde, yüz binlerce iþçinin katýlýmýna ulaþmýþtý. Grevlerin ve gösterilerin þiddetle bastýrýlmasý için emir alan askerler bu emirlere kulak asmýyorlar ve iþçilerin safýnda yer alýyorlardý. Bu dönemde, 1905 devriminin ortaya çýkarmýþ olduðu, iþçilerin öz yönetim organý sovyetler ve fabrika komiteleri yeniden oluþturuldu. Petrograt sovyetinde aðýrlýkta olan Menþevikler ve Sosyalist Devrimciler, bütün þehirlerde sovyetleri kurmaya çaðýrdýlar. Rus takvimine göre 27 Þubat günü, ayaklanan askerlerin ve iþçilerin sayýsý kat kat çoðalmýþtý ve Çarlýk yetkililerini tutuklamaya baþlamýþlardý. Bu geliþmeyi Çar II. Nikolay’ýn tahtýný býraktýðýný açýklamasý izledi. Artýk Çarlýk Rusyasý tarihe gömülmüþtü. Ayný gün, Menþevik ve Sosyalist Devrimciler burjuvaziyle anlaþarak Geçici Hükümet kurulmasýný onayladýlar ve hükümetin baþýna “Çarýn adamý” Prens Lvov getirildi. Ýþçilerin Çar’dan aldýðý iktidarý burjuvaziye teslim ederek iþçi sýnýfýnýn çýkarlarýna hizmet edilemeyeceði daha ilk günden açýða çýkýyordu. Menþeviklerin ve Sosyalist Devrimcilerin bu gerici niteliði Ekim Devrimi’ne kadar olan dönemdeki geliþmelerde de kendini pekiþtirecekti. Þubat Devrimi’ni sürgündeyken haber alan Lenin, Rusya’ya dönmek için hemen hazýrlýklara baþlamýþtý. Lenin, Rusya’ya dönüþü arifesinde kaleme aldýðý Uzaktan Mektuplar’ýnda iktidar sorununu ele alýyordu. Lenin, iþçi sýnýfýnýn iktidarý zaptý fikrini Bolþevik partinin çizmesi gereken strateji olarak Nisan Tezleri’nde somutladý. Lenin’in tezleri, o döneme kadar aþamalý devrim formülasyonunun özgün bir versiyonunu benimseyen Bolþevik Parti’de tam anlamýyla bir çalkantý yarattý. Yine Mart ve Nisan aylarýnda Lenin, iþçi sýnýfý siyasetinde asgari/azami talpler ayrýmýnýn yerine, varolan durumla proleter devrim arasýnda köprü oluþturacak “geçiþ tedbirleri”ni ilk kez önermiþtir. Rosa Luxemburg’un da katký koyduðu, kapitalizmin sýnýrlarý içerisinde gerçekleþebilecek taleplerle sosyalizmde yapýlacaklar arasýnda bað kurma mantýðý, daha sonra Trotskiy tarafýndan net bir þekilde formüle edilecek; Komünist Enternasyonal’in devrimci döneminin ve 4. Enternasyonal’in programýnýn temel harcýný oluþturacaktýr.

Sosyalist devrim mi, (burjuva) demokratik devrim mi? Bolþevik Parti’nin 24 Nisan konferansý temel bir soruna ayrýlmýþtý: Bolþevikler sosya-

list devrimi gerçekleþtirmek üzere iktidarýn ele geçirilmesine mi yönelecek, yoksa demokratik devrimin tamamlanmasýna mý yardýmcý olarak kapitalist toplum aþamasýnda mý kalacaklardý? Lenin, bu konferansta, ulusal savunmacýlýða karþý mücadeleyi, sovyetlerde çoðunluðun elde edilmesini, Geçici Hükümet’in sovyetler aracýlýðýyla devrilmesini, emperyalist paylaþým savaþýna dair olarak devrimci bir barýþ politikasýný, içeride sosyalist devrim programýný ve dýþarýda dünya devrimi programýný savunuyordu. Böylece Lenin “aþamalý devrim” perspektifini tümüyle aþarak, Trotskiy’in 1905’te geliþtirdiði “sürekli devrim” anlayýþýna kendi yolundan giderek ulaþýyordu. Buna karþý Bolþevik Parti’de muhalefetin baþýný çeken Kamenev’in görüþü, demokratik devrim tamamlanmadan sosyalist devrimin söz konusu olamayacaðýydý. Bu anlayýþa gerekçe olarak geniþ bir köylü toplumuna ve geri bir ekonomiye sahip olan Rusya’da henüz kapitalizmi aþacak bir birikimin oluþmadýðý söyleniyordu. Bu yanlýþ önermenin temelinde, dünya kapitalizminin içine girmiþ olduðu emperyalist aþamanýn mantýðýnýn kavranamamasý ve Rusya’daki devrim sürecinin dünya devrimin geliþiminden koparýlarak ele alýnmasý yatýyordu. Sonuç olarak konferansta Lenin’in tezleri ve bunlarýn sonucu olarak formüle edilen “Tüm iktidar sovyetlere!” þiarý kabul edildi. Fakat Ekim devrimi gerçekleþene kadar tartýþmalar, ayný eksen üzerinde tüm hararetiyle sürdü. Bugün özellikle emperyalizme baðýmlý ülkelerdeki bazý devrimci örgütler, o dönem Kamenev’in içine düþmüþ olduðu yanýlgýlarý hâlâ sürdürmektedirler. Bu bile, Ekim Devrimi’ni Nisan konferansýnda gerçekleþen tartýþmalar ýþýðýnda deðerlendirmenin ne kadar güncel bir öneme sahip olduðunu gösteriyor.

Ekim’e doðru Rusya Þubat Devrimi’nin ardýndan Rusya’da saflar daha net bir þekilde belirmiþti. Sosyalist Devrimciler ve Menþevikler yönetici burjuva partilerine dönüþmüþlerdi. Bunu emperyalist paylaþým savaþýnýn içinde yer almaya devam etme politikalarýyla da kanýtlýyorlardý. Bu odak sovyetlerdeki etkisini de yavaþ yavaþ Bolþeviklere kaptýrmaktaydý. Hatta boy göstermek için düzenledikleri Haziran Petrograt yürüyüþü neredeyse tamamen Bolþeviklerin sloganlarýnýn hakimiyetinde geçmiþti. Bu geliþmeleri kanlý Temmuz günleri izledi. Ýþçi ve askerlerin gösterilerinde, kitlelerin üzerine ateþ açýlmasý sonucu, onlarca iþçi katledildi. Bu gösteriler bastýrýldýktan sonra, yeraltýna çekilmek zorunda kalan Bolþevik Parti, önderlerine yönelik tutuklama kararlarýnýn gölgesinde kongreye hazýrlanýyordu. Bu kongrede, Trotskiy’in baþýný çektiði Mejrayonka grubunun partiye katýlmasý kabul edildi. Bu dönemdeki bir diðer geliþme General Kornilov’un Üçüncü Süvari Kolordusu’yla Petrograt’a yürümesi oldu. Bu ayaklanmanýn bastýrýlmasýnda Bolþeviklerin oynadýðý belirleyici rol partiye prestij kazandýrdý. 14-22 Eylül’deki Demokratik Konferans ve

onun doðurduðu ön parlamentoya katýlýp katýlmama noktasýnda düðümlenen tartýþmalar, Nisan konferansýndaki görüþ ayrýlýklarýnýn geliþiminde yeni bir aþamayý temsil ediyordu. Ön parlamento gündeme geldiðinden itibaren Lenin’in tüm makaleleri, burjuvazinin devrimi sulandýrmak için öne sürdüðü ön parlamentoya katýlmamak ve iktidar mücadelesine baþlamak üzere sokaða inmek gerekliliði üzerine kuruluydu. Bolþeviklerin ön parlamentodan 10 Ekim’de ayrýlmasýyla, parti içindeki bu kriz de atlatýlmýþ oldu.

Ekim ayaklanmasý Petrograt’ta sovyet ile geçici hükümet arasýndaki çatýþma, Bolþevik taraftarý garnizon birliklerinin cepheye yollanmasý konusunda iyice kýzýþtý. Lenin ve Trotskiy’in giriþimleriyle Devrimci Askeri Komite garnizondaki ayaklanmanýn organý olarak kurulmuþtu. Komitenin baþkaný Troskiy’di. Ekim Devrimi’nin bu iki önderi proletaryanýn devrimci ayaklanmasýnýn günü geldiði konusunda hemfikirdi. Þimdi iþ ayaklanma için uygun aný belirlemeye kalýyordu. Partinin sað kanadý ise bu gidiþi frenlemeye çalýþýyordu. Zinovyev ve Kamenev’in imzasýný taþýyan Ýçinde bulunduðumuz durum üzerine baþlýklý mektup Merkez Komitesi’nin silahlý ayaklanma kararýna þiddetle karþý çýkýyordu. Ayrýca, böyle hassas bir dönemde düþmanýn Petrograt’a asker yýðýnaðý yaptýðýna dair efsaneler dillere pelesenk edilmiþti. Bu ise bir çarpýtmadan ibaretti; düþmanýn bölgede hiçbir askeri gücü bulunmuyordu. Lenin de karþý-devrimcilerin Petrograt’a yýðýnak yaptýðýný düþünüyor ve ayaklanmayý, kansýz geçebileceðini düþündüðü Moskova’dan baþlatmayý öneriyordu. Bu yanlýþ olsa da önerinin önemi, ayaklanmanýn vakit kaybetmeden baþlatýlmasý gerekliliðinde yatýyordu. Lenin ve Trotskiy’in bu tartýþmadaki su götürmez haklýlýðý, 25 Ekim’de iktidarýn ele geçirilmesiyle kanýtlanmýþ oldu. Ayný tartýþma, iktidarýn Menþeviklerle ve Sosyalist devrimcilerle paylaþýlmasý yönündeki öneriyle devrimi takip eden dönemde de sürüyordu. Bu tartýþma da, Merkez Komitesi’nin sovyet iktidarýnýn korunmasý politikasýyla kapandý.

Ekim devriminin yenilgisi Burjuvazinin sözcüleri Doðu Bloku’nun ve ardýndan 91’de SSBC’nin çöküþünü haklýlýklarýna “nihai” kanýt olarak kullanmayý ve “komünist ideolojinin çöküþü” olarak sunmayý pek severler. Oysa devrimci Marksistler, burjuvazinin inanmak istediðinin aksine yýkýlanýn sosyalizm ya da komünizm deðil, iþçi devleti kabuðundaki bürokratik rejimler olduðunu teslim ederler. Ekim Devrimi’nin yenilgisinin tohumlarý ise, çok daha önce, iç savaþý takip eden dönemde atýlmýþtýr. Ekim Devrimi’nin ardýndan emperyalist devletlerin aðýr saldýrýsý ve alaþaðý edilen burjuvazinin sabotajlarýyla bunalan Sovyetler Birliði, Avrupa’daki bir dizi devrimin de yenilgiye uðramasý sonucu yalnýzlaþmýþ, bütün bu koþullar bürokrasinin ilk iþçi devletinde iktidarý

ele geçirmesinin maddi zeminini hazýrlamýþtýr. Ýþçi devletinin bürokratik yozlaþmasý, devrime öncülük eden Bolþevik Parti’nin -sonradan Rusya Komünist Partisi ismini aldý-, iþçilerin öz yönetim organý ve iþçi devletinin belkemiði olan Sovyetlerin iþlevsizleþtirilerek yozlaþtýrýlmasýyla el ele yürümüþtür. Ýþçi sýnýfý için artýk iki seçenek kalmýþtýr: Ya bürokrasinin çýkarlarýna teslim olarak yozlaþan iþçi devleti sonunda kapitalizme teslim olacak; ya da iþçi sýnýfý politik devrimle iktidarý yeniden ele alarak Ekim Devrimi’ni yeniden ayaða kaldýracaktýr. Sovyetler Birliði’nde iþçi sýnýfý bürokrasiyi alaþaðý etmeyi baþaramadý. Fakat, Ekim Devrimi’yle iþçi devletinin temelleri o kadar saðlam atýlmýþtý ki, tüm Sovyetler coðrafyasýnýn bürokratik yozlaþma sonucu kapitalizme geri sürüklenmesi ancak 74 yýlýn sonunda gerçekleþebildi. Bürokratik yozlaþma ve bunun doðurduðu sonuçlar, bu gidiþatýn baþ aktörü Stalin tarafýndan “teorize” edildi. Stalin, “tek ülkede sosyalizm teorisi”ne yaslanýp, uluslararasý iþçi sýnýfýnýn çýkarlarýný bir yana koyarak gerçekte bürokratik yapýyý korumaya almýþ ve bu þekilde dünya devrimine en büyük ihanetini gerçekleþtirmiþtir. Baþta 1925-27 yýllarýnda Çin’de ve 1936-39 arasý Ýspanya’da olmak üzere bir dizi ülkede yükselen devrimler, Sovyetler Birliði’nin emperyalist devletlerle iliþkilerinin sarsýlmamasý adýna, Stalin ve Sovyet bürokrasisi tarafýndan sabote edilmiþtir. Ayrýca Stalinist bürokrasi bir süredir kendi dýþ politikasýnýn, yani emperyalistlerle barýþ içinde bir arada yaþama politikasýnýn basit bir aracýna dönüþmüþ olan Komintern’i artýk kendisi için de bir ayak baðýna dönüþtüðü için 1943’te tasfiye etmiþtir. Uluslararasý iþçi sýnýfý tüm bu ihanetlerin bedelini çok aðýr bir biçimde ödemek zorunda kalmýþtýr. Proleter devriminin kazanýmlarýný korumak için bürokrasiye savaþ açan Trotskiy önderliðindeki uluslararasý sol muhalefet Sovyetler Birliði’ndeki faaliyetlerini aðýr baský koþullarý altýnda sürdürüyordu. Ekim Devrimi sürecinde önemli görevler üstlenmiþ binlerce Bolþevik gibi sol muhalefet üyeleri de bürokrasinin sözde mahkemelerinde yargýlandýlar; kurþuna dizildiler; hapishanelerde, çalýþma kamplarýnda, sürgünlerde katledildiler. 20’lerde baþlayan Stalin’in temizlik operasyonlarý, 19361938 yýllarý arasýndaki ünlü Moskova Duruþmalarý’nda doruða ulaþtý. Hatta bürokrasinin yükseldiði aþamada Stalin’den yana saf tutan Buharin, Zinovyev ve Kamenev gibileri bile, bu terörden paçalarýný kurtaramadýlar. Bütün bu dönem boyunca “karþý-devrimci” yaftasýyla karalanmak istenen bolþevikler, idam mangalarýnýn karþýsýna enternasyonal marþýný söyleyerek dikildiklerinde, asýl onlara silah doðrultanlarýn proleterya devrimine ihanet etmekte olduðunu haykýrýyorlardý. Bolþevik-Leninistlere yönelik bu katliamlar sadece SSCB ile de sýnýrlý kalmamýþ, Stalinizme baðlý Komünist Partilerinin de desteðiyle dünya çapýnda devam etmiþtir. Bir yandan emperyalizme, bir yandan da Stalinist bürokrasinin ajanlarýna karþý savaþmak zorunda kalan Trotskiy’in önderliðindeki sol muhalefet, bu aðýr koþullar altýnda, 1938 yýlýnda 4. Enternasyonal’i kurmaktan çekinmemiþtir. Bu büyük fedakarlýðýn tek sebebi uluslararasý iþçi sýnýfýnýn öncüsünden yoksun býrakmama isteði ve kararlýðýdýr. Hiç kuþkusuz, baþta Sovyetler Birliði olmak üzere iþçi devletlerini ve dünya komünist hareketini denetimi altýna almayý baþaran Stalinist bürokrasi, Ekim Devrimi’nin ve Lenin’in mirasýna ihanet etmiþtir. Bu ihanetin bedeli ise Sovyetlerin çöküþüyle birlikte iþçi sýnýfý tarafýndan aðýr bir biçimde ödenmiþtir. Bugün 4. Enternasyonal hareketi dünya çapýnda bayraðýný dalgalandýrýyor. Leninizm’in ve Ekim Devrimi’nin mirasý bu mücadele sayesinde yolumuzu aydýnlatmaya devam ediyor.


Enternasyonalist Gençlik - Ab Afyonuna Karşı Harekete Geç