Issuu on Google+

20

Kasým 1999

20. YÜZYILA DAMGA VURAN EKÝM DEVRÝMÝ'NÝ 82. YIL DÖNÜMÜNDE SELAMLIYOR KAPÝTALÝST SÖMÜRÜ DÜZENÝNE KARÞI SAVAÞMAYI ONDAN ÖÐRENÝYORUZ! 20.yüzyýla damgasýný vurmak isteyen; dünya proletaryasý ve halklarý için soygun ve barbarlýktan baþka birþey olmayan 1. emperyalist paylaþým savaþýydý. Kapitalizmin yükseliþ ve çöküþ içinde insanlýða dayattýðý bu kabus karþýsýnda tek çýkýþ ve kurtuluþ yolu sýnýfsýz sömürüsüz komünist bir dünya kurmak için harekete geçmekti. Emperyalizmin tek alternatifi komünizme doðru esaslý adýmlar atmaktý. Ya da barbarlýk içinde çöküþü kabullenmek, emperyalist haydutlar tarafýndan dünyanýn paylaþýlmasýna ortak olmaktý. Ýþte böyle bir dünyada, siyasal-toplumsal süreçte 2. Enternasyonal partileri amaç ve ilkelerini unutarak kendi emperyalist haydutlarý arkasýnda saf tutarak proletaryanýn ve ezilen halklarýn kurtuluþ mücadelesine ihanet ettiler. Bu ihanete cepheden karþý çýkan ve bu sosyal-þoven, oportünist hainlerden yolunu ayýran Bolþevikler kapitalizmin en yüksek aþamasý, ya da "geberen kapitalizm olan" emperyalizme Rusya topraklarýndan kafa tutular. Kapitalizmin barbarlýk içinde yükseliþi ve çöküþünden baþka bir þey olmayan emperyalist haydutlarýn paylaþým savaþýna karþý proleter devrim bayraðýný ve mücadelesini yükselttiler. Hain sosyal-þoven partilerin aksine silahlarýný kendi burjuvalarýna çevirdiler. Emperyalistler arasý çeliþkilerden ve paylaþým savaþýndan devrim için yararlandýlar. Sefalet ve baský altýnda yaþayan Rus proletaryasýný ve "uluslar hapishanesi" Rusya'daki ezilen sömürülen uluslarý Bolþevik partinin önderliðinde proleter devrim mücadelesine kazanmayý baþardýlar. Silahlý bir ayaklanmayla 25 Ekim (7 Kasým) 1917'de de burjuva iktidarý ele geçirerek proletarya diktatörlüðünü ilan ettiler. Bu tarihsel ve siyasal atakla 20. yüzyýla damga vurdular. Ýnsanlýða emperyalist yaðma ve baský düzeninden kurtuluþ yolunu gösterdiler. Proleter Ekim Devrimi tek baþýna 20. yüzyýla damga vurduðu, Rus proletaryasýný ve ezilen-sömürülen uluslarý özgürleþtirdiði ve iktidara taþýdýðý için dünyayý sarsan bir tarihsel ve siyasal geliþme deðildi.

Ekim Devrimi, yetmiþ günlük Paris Komünü deneyiminden sonraki ilk proleter devrim giriþimi, iþçi ve emekçileri iktidara taþýyan ilk örnekti. Marksit-Leninist teorinin pratikte ilk somutlanýþýydý. Kapitalist-emperyalist düzenin ilk alternatifiydi. Rusya'da iktidarý ele geçirmesine raðmen idelojisiyle, amaç ve ilkeleriyle, teorisi ve pratiði ile enternasyonal bir içerik taþýmaktaydý. Emperyalist zinciri parçaladýðý dünya proletaryasýna ve ezilen-sömürülen halklarýna önderlik ettiði için de uluslararasý bir etkiye sahipti. Dünya proletaryasý, ezilen ve sömürülen uluslar için bir esin kaynaðý olan, onlarý derinden etkileyen ve emperyalist zinciri Rusya coðrafyasýndan parçalayan Ekim Devrimi'nin 82. yýldönümünü kutluyoruz. Ama ne acýdýr ki; bu devrimin tüm politik-pratik kazanýmlarý-mevzileri artýk kaybedilmiþ, gerisin geri kapitalistemperyalist burjuvazinin eline geçmiþ bulunuyor. 20. yüzyýlýn ilk yarýsýna zaferiyle damga vuran Ekim Devrimi son yarýsýna da yenilgisiyle damga vurmaktadýr. Zaferi gibi yenilgisi de ulusal deðil uluslararasý bir etki ve sarsýrtý yaratmýþtýr. Uluslararasý burjuvazi de proletarya da bu sarsýntýnýn etkisi altýnda siyaset yapmaya devam etmektedirler. Burjuvazi Ekim Devrimi'nin ideolojik-politik deformasyon sonucu burokratikulusal ekonomik kalkýnma modeline dönüþerek çözülmesini ve kapitalizme evrilmesini kendi düzeninin yenilmezliðinin ve alternatifsizliðinin bir göstergesi olarak görüyör ve sýnýf savaþlarýnýn sonunu ilan etmekte bir sakýnca görmüyor. Dünya komunist-devrimci hareketi ise yenilginin sebeplerini anlamaya ve aþmaya, ayný yanlýþa tekrar düþmemeye çalýþýyor. Umutsuzluða düþen, yenilginin sebeplerini anlama ve aþma iradesi gösteremeyen kesimler ise "küreselleþme" edebiyatý eþliðinde kapitalist-emperyalist düzene entegre olmanýn ve burjuvazinin kuyruðuna takýlmanýn teorisini yapýyor. Dolayýsýyla kapitalist-emperyalist düzen karþýsýnda elde ettiði

(Devamý Sayfa 17’de)

Komünist Devrim Hareketi/Leninist Merkez Yayýn Organý Kasým 1999 Sayý:9 F:250000TL

Emperyalist-Kapitalist Haydutlar Topluluðunun Ezilen-Sömürülen Sýnýf ve Uluslara Dayattýðý Ýkilem:

YA BA RBA R LI K Ý Ç ÝN DE ÇÖ KÜÞ ! YA D A SOSYA LÝ Z M! Emperyalist-kapitalist dünyanýn tüm haydut- A.Öcalan'ýn bu haydutlar tarafýndan önce köþeye larý tek kutuplu emperyalist dünyanýn durumunu sýkýþtýrýlýp, sonra eli kolu baðlanarak TC diktatörgözden geçirmek, onu yeniden paylaþmak ve lüðüne teslim edilmesi bunun somut kanýtýdýr. gerekirse karþýlýklý restleþmek, dünya prole- Ulusal özgürlüðü için dövüþen sömürge ve köle taryasýnýn ve ezilen-sömürülen halklarýn yarattýðý olmaktan kurtulmak isteyen Kürt halkýyla deðil, maddi deðerlere yarýþ içinde el koymak ve bun- sömürgeci TC'yle iþbirliðini tercih etmiþlerdir. larýn baþýnda hýrlaþmak için AGÝT (Avrupa Çünkü taraf olmalarýna da, kiminle iþbirliði Güvenlik ve Ýþbirliði Teþkilatý) yapacaklarýna da "Kazýn Ýstanbul'da AGÝT zirvesi geleceði yerden tavuk esirzirvesi adý altýnda Ýstanbul'da bir araya geldiler. Milyonlarca pro- adý altýnda haydutlar sofrasý genmez." anlayýþý leter ve emekçiye ve ezilençerçavesinde karar versömürülen halklara her türlü kurulmuþtur. "Aksýrýncaya miþlerdir. Her zamanda zülmü, sömürüyü reva gören, ve týksýrýncaya" kadar böyle yapacaklardýr. Varlýk politik oyunlarýn yaný sýra açýk nedenleri bunu gerektiriyor. savaþlarla fiili imhayý ve soy yenilmek yutulmak istenen Düzenleri ve çýkarlarý bunu kýrýmýný dayatan bu haydutlar ve baþýnda "dövüþülen" ise emrediyor. topluluðu, sözüm ona AGÝT zirvesinde dünya proletaryasýnýn ve biraraya gelen devletler Avrupa'nýn ve dünyanýn güvenliðini ve iþbirliðini tartýþýp karara halklarýnýn alýnteri, emeði içinde katliamcý ve yaðmacý baðlayacaklar. Azýcýk tarih, olmayan, yayýlmak, yeni ve özgürlüðüdür. siyaset ve toplumlar bilgisine egemenlik alanlarý elde sahip herkes bunlarýn güvenliketmek istemeyen tek bir ten kapitalist sömürü ve talana ses çýkarmamayý, devlet var mýdýr? Bunlarýn "en medeni" si, ezilen sýnýf ve uluslarýn teslimiyetini, köleliðini demokrati geçinen, dünyanýn tek hakimi pozlarýnanladýðýný bilir. daki ABD, bunun rakibi Almanya, Japonya, Bunlarýn iþbirliðinden anladýðý da farklý Rusya ve emperyalist hiyerarþide bir üst deðildir. Dünya proletaryasýný ve halklarýný el bir- basamaða sýçrayarak alt-emperyalist bir konuma liði ile baský altýnda tutmak ve baskýcý, yaðmacý, yerleþmek isteyen Türkiye... Bunlardan yayýlmacý düzenlerinin yýkýlmasýný engellemenin hangisinin eli ezilen sýnýf ve uluslarýn kanýna adýdýr; bunlar için iþbirliði.... PKK lideri bulaþmamýþtýr? Dünyaya hukuk ve demokrasi


2

Kasým 1999

dersi veren ABD hala zorla istila ettiði kýzýlderililerin yurdunda egemenlik sürdürüyor. Hiroþima'yý, Nagazaki'yi atom bombasýyla kasýp kavuran, Viyetnam'a, Ýrak'a, Kosova'ya bomba ve kurþun yaðdýran haydutlarýn haydutu ABD'den mi hukuk ve demokrasi öðreneceðiz? Hak ve hukukun, demokrasinin bekçiliði bu hayduta kaldýysa vay o insanlýðýn ve dünyanýn haline... Diðer devletlerin hiçbiri bu katliamlara ve yaðmalamaya karþý olmadýklarý gibi; güçleri oranýnda ve fýrsat buldukça benzerlerini kendileri de yapmýþtýr/ yapmaya da devam ediyorlar. Bu haydutlar topluluðu kendilerini akýllý, ezilen sýnýf ve uluslar ile devrimci ve komünistleri de sersem sanýyorlar. AGÝT emperyalist burjuva bir örgütlenmedir. Bu teþkilatta her devlet iktisadi ve askeri gücü oranýnda söz sahibi ve belirleyicidir. AGÝT zirvesi, "küreselleþme-globalizm" burjuva teraneleri ve propagandif safsatalarýdýr. Ekim Devrimi'nin eseri olan poroletarya diktatörlüðünün yenilgisi ve Sovyet Cumhuriyeti'nin daðýlmasýyla gerçekleþen tek kutuplu emperyalist dünyanýn tüm haydutlarýn iþtahýný kabarttýðý, yaðmacý ve yayýlmacý karakterini açýða çýkardýðý gün gibi aþýkardýr. Yaptýklarý her þeyin tek amacý ve izahý var: Dünyayý ve özelikle belli bölgeleri (Balkanlar, Ortadoðu ve Kafkaslar vb.) yeniden paylaþmak. Rusya'nýn egemenlik ve sömürü alanlarýný ele geçirmek. Bunun için bölgesel savaþlar adý altýnda birbirlerine aba altýndan sopa göstermek. Bu pis emellerine ulaþmak için her yol ve yöntemi denemek. Ezilen-sömürülen sýnýf ve uluslarýn sefaleti ve imhasý pahasýna sömürü pastasýndan daha çok pay kapmak. "Emperyalizm ve proleter devrimler çaðýnda" devrimci giriþimleri ve patlamalarý engelleyici tedbirler almak, gerektiðinde fiili olarak engellemek ve karþý devrimle boðmak.Tüm telaþlarý ve diplomasileri bunun içindir. AGÝT zirvesinin, dünya haydutlar topluluðu için anlamý ve önemi bundan ibarettir. Ýstanbul'da AGÝT zirvesi adý altýnda haydutlar sofrasý kurulmuþtur. "Aksýrýncaya ve týksýrýncaya" kadar yenilmek yutulmak istenen ve baþýnda "dövüþülen" ise dünya proletaryasýnýn ve halklarýnýn alýnteri, emeði ve özgürlüðüdür. Osmanlý saraylarýnda Osmanlý'nýn entrikalarýný aratan entrikacý ve iki yüzlü burjuva politik oyunlar sergileyen haydutlar topluluðu, birbirlerine

"tencere dibin kara, hayýr seninki benden kara" diye baðýra baðýra "Yeni Dünya Düzeni" denen emperyalist dünya gericiliðinin ve dünyanýn 3. kez paylaþýlmasýnýn temellerini atýyorlar. Haydutlukta, proletaryaya ve sömürge Kürt ulusuna kan kusturmakta pek yetenekli olan Türkiye burjuva diktatörlüðü de bu kurtlar sofrasýna ev sahipliði yapýyor. AGÝT zirvesinde dilden düþmeyen insan haklarý ve demokrasi, Çeçenistan'da bunlarýn ihlal edildiði nutuklarýnýn perdesi yýrtýldýðýnda altýndan çýkacak olan Balkanlar, Ortadoðu, Kafkasya ve Orta Asya'nýn yeraltý ve yerüstü zenginliklerinin bundan böyle Rusya deðil, Türkiye aracýlýðýyla Avrupa ve ABD tarafýndan hortumlanmasý, sömürülmesi gerçeði sýrýtacaktýr. Yeltsin ve Clinton bunun baþýnda hýrlaþmakta ve biri Sýrplar, biri ise Çeçenler için timsah gözyaþlarý dökmektedirler. Emperyalizm, Irak, Ýran, Suriye ve Türkiye burjuva devletleri tarafýndan ilhak edilen, dört parçaya bölünerek sömürgeleþtirilen Kürdistan ve Kürt ulusu ve kurtuluþ mücadelesi ise yok sayýlmakta, görmemezlikten, duymamazlýktan gelinmektedir. Ýnsanlýk ve proletarya ise bu alçaklýklarýn ve yaðmanýn hesabýnýn sorulacaðý günü sabýrsýzlýkla bekliyor. Emperyalizm ve bekçileri tarafýndan bir kez daha dünyanýn ezilen sýnýf ve uluslarýna dayatýlan; daha çok sömürü, kölelik ve 'YDD'nin güvenliði için suskunluk ve teslimiyettir. Bu dayatmalara boyun eymeyenlerin ise ulusal ve uluslararasý burjuva savaþ örgütlerince ezileceði tehdididir. Oysa geçmiþ tarihsel, siyasal deneyimler göstermiþtir ki bu dayatma ve tehditler boþunadýr. Hiç bir ezilensömürülen sýnýf ve ulus sonsuza kadar baský altýnda tutulamamýþ, kurtuluþ için baþkaldýrýsý engellenememiþtir. Bu gerçekler ýþýðýnda AGÝT zirvesinin gösterdiðinin emperyalist sistemin þaþalý bir yükseliþ içinde koþar adým çöküþe doðru yol aldýðýný söylemek abartý olmayacaktýr. Gerek haydutlarýn kendi aralarýndaki çýkar çeliþkileri, gerek emeksermaye arasýndaki çýkar çatýþmasý (sýnýf savaþý) emperyelizmin görece yükseliþine son verecek Ekim Devrimi benzeri çýkýþlarla onu çöküþe götürecek, tarihin çöp sepetine atacaktýr. Aynen 1.Emperyalist Paylaþým Savaþý dömeminde olduðu gibi tüm insanliða ve ezilen-sömürülen sýnflar ile uluslara emperyalist-kapitalist haydutlar " Ya barbarlýk içinde çöküþ! Ya da sosyalizm!" ikilemini

Leninist Iþýk nasyanalist ideolojisi Marksizm-Leninizm'dir. Rus topraklarýndan beslenen Narodnizm deðildir. Ekim Devrimi'nin ve onun öncüsü Bolþevik partinin bu enternasyonalist karakterinden ve perspektifinden dolayýdýr ki, Rusya'da iktidarýn ele geçirilmesini devrimin selameti ve insanlýðýn kurtuluþu için yeterli görmeyerek uluslararasý proletaryanýn ve dünya devriminin öncü örgütlenmesi olan Komünist Enternasyonal'in iç savaþ koþullarýna raðmen temelleri atýlmýþtýr. Bolþeviklerin bu giriþim, perspektifleri ne yazýk ki daha sonra ve halen ne yeterince anlaþýlabilmiþ, ne de aþýlabilmiþtir. Kimi akýmlar Komünist Enternasyonal'in kurulmasýný nesnel sürecin, Ekim Devrimi'nin bir hediyesi olarak görürken, kimileri de "Rus devrimiyle" dayanýþma derekesine indirgemektedirler. Bu sýð ve Marksist-Leninist enternasyonalist kavrayýþla uzaktan yakýndan alakasý olmayan akýmlarýn Komünist Enternasyonal giriþimini anlamalarýný, onu yaþatmalarýný ve aþmalarýný beklemek beyhüde bir çabadýr. Komünist Enternasyonal giriþimi Leninist dünya partisi giriþimidir. Amacý ise uluslararasý dayanýþma ve enformasyondan ötedir: Dünya proleter devrimidir. Bu deneyim ve giriþimlerin hiçbirisi henüz aþýlmamýþtýr. Öðrenmek ve aþmak gerkiyor.

"Yenilen Ordular Ýyi Öðrenirler"

Bolþevizmin ve Ekim Devrimi'nin dersleri ile kazanýmlarý Lenin'in ölümünden ve Komünist Enternasyol'in dördüncü kongresinden sonra savunulup sahiplenilemediði, sürekliliði saðlanamadýðý için yaþatýlamamýþ ve aþýlamamýþtýr. 20. yüzyýlýn en görkemli politik olayý olan devrim yaþatýlýp ve yaygýnlaþtýrýlamadýðý, ulusal-iktisadi kalkýnmaya, emperiyalist-kapitalist sistemle "barýþ içinde, birarada yaþamaya" indirgendiði, 2. Enternasyonal'in ideolojik-politik çizgisine teslim olunduðu için; ideolojik-politik deformasyonla baþlayan bir yozlaþma ve burokratlaþma sonucunda politik iktidar yeniden ve içten içe çürüyerek burjuvazinin eline geçmiþtir. Siyasal devrim iktidarýn ele geçirilmesidir. Her devrimin hedefi de budur. Ekim Devrimi'de bu alanda zafer kazanmýþ, bu alanda yenilmiþtir. Dolayýsýyla yenilginin asýl nedeni özneldir. Öznel iradenin zaafýna kaynaklýk eden sabeplerin baþýnda ideoloji ve politika gelmektedir. Nesnel koþullarla, iktisadi geriliklerle, zorluklarla yenilgiyi izah etmeye kalkýþmak düpedüz ekonomizm ve kaderciliktir. Yenilginin asýl sorumlusu politik

19

öznedir. Dönemin politik öznesi ise kiþilerden öte dünya komünist hareketi ve onun örgütlü tezahuru olan ve dördüncü kongresinden sonraki karar ve politik yaklaþýmlarýyla 2. Enternasyonal çizgisine gerileyen 'Komünist Enternasyonal'dýr. Asýl hesaplaþýlmasý ve aþýlmasý gerekende bu çizgidir. Sosyal-þovenizm ve oprtünizm... Emperyalist burjuvazi SB'de iktidarýn el deðiþtirmesi karþýsýnda kendisinden geçmiþ ve zafer sarhoþluðuna kapýlmýþtýr. Ýktisadi, siyasi ve uluslararsý alanlarda gerçek yüzünü göstermekte gecikmemiþtir. Sosyal ve hukuksal haklarýn gaspý, özelleþtirme saldýrýsýyla iþten atmalar ve sendikasizlaþtýrmalar uluslararsý burjuvazinin ortak politikasý olmuþtur. Baský, yaðmacýlýk ve yayýlmacýlýkta burjuva iktidarlarýný tahkim etmenin ve ömrünü uzatmanýn en popiler, kestirme yolu olarak yeniden keþfedilmiþtir. Komünist devrimcilerin yapmasý gereken ise; Ekim Devrimi'nin zaferinden de yenilgisinden de öðrenmektir. Bu devrim komünizme yürüyüþün ne baþlangýcýdýr ne de sonudur. Proletarya ve burjuvazi, emek ve sermaye arasýndaki sýnýf savaþýnda proletarya ve ezilen-sömürülen uluslar lehine atýlmýþ esaslý, tarihsel ve siyasal bir adýmdýr. Yenilgi bu gerçeði asla yok edemez. Tarihin ve sýnýflar mücadelesinin sonunun geldiðine inanmadýðýmýza ve bu mücadelede tarafsýz olmadýðýmýza göre Ekim Devrimi'nden öðrenerek yeni Ekimler yaratmak, emperyalist barbarlýk düzeninde yeni gedikler açmak için Bolþevik siyaset ve önderliði sahiplenerek aþma mücadelemize hýz vereceðiz. Baþka bir kurtuluþ alternatifi ve yolu henüz icat edilmiþ deðildir. Ekim Devrimi'nin yenilgisinden öðrenmek kapitalist-emperyalist haydutlar topluluðuna karþý savaþmanýn ve kazanmanýn olmazsa olmaz koþuludur. Emperyalist haydutlarýn dünyayý 3.kez paylaþmaya kalkýþtýklarý günümüzde Bolþevizmin yolundan yürümek "Ya barbarlýk içinde çöküþ! Ya da sosyalizm!" þiarýný haykýrmak ve uðruna kazanýncaya kadar savaþmak devrimci komünistlerin ve proletaryanýn tarihsel-siyasal ve güncel ödevidir. "Deneyim, proleter devrimin son derece önemli bazý sorunlarýnda bütün ülkelerin kaçýnýlmaz olarak Rusya'nýn geçtiði yollardan geçmek zorunda kalacaklarýný tanýtlamýþtýr." (Lenin, "Sol Radikalizm" Komünizmin Çocukluk Hastalýðý, Sf. 22)


18

Kasým 1999

Devrim Nesnel Koþullarýn Bir Lutfu Deðil Öznel Bir Müdahalenin Zaferi Olabilir Ekim Devrimi'nin ve Bolþevik deneyimin dünya komünist-devrimci hareketlerine gösterdiði en önemli derslerden biri de buydu. Burjuva düzen ve siyaset karþýsýnda muhalifliðin ötesine geçemeyen, düzen dýþý bir örgütlenmenin zorunluluðunu kavramayan ve gereklerini yerine getirmeyenler, sýnýflar arasý savaþýmdan her yan çiziþlerini nesnel koþullarýn olgunlaþmamasýyla izah ettiklerini biliyoruz. Oportünizm ve burjuva kuyrukçuluðu her dönem "somut koþullarýn, somut tahlili" arkasýna gizlenir. 1917'lerin ve günümüz dünyasýnýn nesnel koþullarý devrim için olgunlaþmýþtýr. Olgunlaþmýþ olduðunu Bolþevikler Ekim Devrimi ile teorik ve pratik olarak kanýtlamýþlardýr. Kaldý ki iþ nesnel koþullarýn olgunlaþmasýyla sýnýrlý olsaydý, nesnellik otomatik olarak bir devrime yol açsaydý Rusya'dan çok daha önce ve ileri düzeyde bu koþullarýn olgunlaþtýðý Ýngiltere ve Almanya gibi ülkelerde devrim olurdu. Leninist parti, önderlik ve zayýf halka teorisinden önce tamda bu nedenle devrimin merkezi olarak Avrupa görülüyordu. Ýþte, Lenin ve Bolþevikler Ekim Devrimi'nde Avrupa'yla kýyaslandýðýnda nesnel koþullar bakýmýndan daha elveriþsiz ve geri bir ülke olan Rusya'da proleter bir devrime önderlik ederek öznel koþullarýn önemini ve bu noktadan (emperyalizm-proleter devrimler çaðý tespitinden) sonra iktisadi deðil, siyasi geliþmiþlik düzeyinin sonuca ulaþmak için belirleyici olacaðýný göstermiþlerdir. Nesnel koþullar ne denli uygun olursa olsun, burjuva iktidarlar ne denli bir acz içinde olurlarsa olsunlar; proletaryaya ve tüm muhallif kesimlere müdahale edebilecek yetenekte, her türlü (sýnýfsal, ulusal, dinsel, cinsel, çevresel) öfke ve tepkiyi burjuva iktidarýn zor yoluyla alaþaðý edilmesi hedefine yönlendirecek, marksizmi-leninizmi kýlavuz edinmiþ, siyasi polisle mücadelede uzmanlaþmýþ, sürekliliðini güvence altýna almýþ öncü bir savaþ örgütü, sýnýf savaþýmýnda proletaryaya öncülük edebilecek bir kurmay heyeti (ihtilalcý sýnýf partisi) olmaksýzýn burjuva düzeni yýkmanýn da iktidarý ele geçirmenin de mümkün olamadýðýný kanýtlamýþlardýr. Bu noktanýn üzerinden atlayanlar Bolþevik deneyimden hiç bir þey anlamamýþ demektir. Böylelerinin Avrupa'daki devrim hareketlerinin

neden yenildiklerini, bu harekete önderlik eden partilerin neden proletaryayý iktidara taþýyamadýðýný izah etmesi de mümkün deðildir. Ekim Devrimi kanitlamýþtýr ki burjuvaziden iktidarý isteyenler onun aracý düzen dýþý kurmay heyetini de yaratmak zorundadýrlar. Devrim nesnel koþullarýn ber lütfü deðil, öznel bir müdahalenin sonucudur. Proletaryanýn tarihsel-siyasal misyonunu oynayabilmesi devrimci komünist ve düzen dýþý Leninist bir sýnýf partisinin varlýðýna, önderlik soruna kilitlenmiþtir.

Ekim Devrimi Ulusal Deðil Enternasyonal Bir Ýçeriðe Sahipti

Ekim Proleter Devrimi Rus burjuva iktidarýný alaþaðý etmesine biçimsel anlamda ulusal bir yaný olmasýna raðmen ne ideolojik-teorik bakýmdan, ne de iktidar biçimi, amaç ve ilkeleri ve hedefleri ile ulusal bir özellik taþýmaktaydý. Devrime önderlik eden Bolþevikler de onlarýn ideolojik-politik ve örgütsel perspektifleri de baþýndan beri enternasyonalist bir içeriðe sahiptiler. Hiç bir zaman bu konularda ulusal dar görüþlülüðü benimsememiþler ve bu tür yaklaþýmlarla kýyasýya mücadele etmiþlerdir. Süreklilik ve kopuþ diyalektiði içerisinde sürekli kendilerini yenileyerek, kendi dýþlarýndaki siyasi akýmlar ve örgütsel yapýlarla ideolojik mücadele içerisinde ayrým çizgilerini netleþtirerek, kendi politik-örgütsel duruþlarýný saðlamlaþtýrmýþlardýr. Devrimci demokrat ve sol liberal demokrat akýmlarla (Narodnik-menþevik) her alanda yollarýný ayarmaya ve baðýmsýz politik-örgütsel bir varoluþun yaratýlmasýna ve sürekliliðine özel önem vermiþlerdir. 20.yüzyýlýn en önemli olayý olan Ekim Devrimi dünyayý sarsarak ulusal deðil uluslararasý bir geliþme olduðunu yarattýðý ilgi ve etkiyle kanýtlamýþtýr. Uluslararasý proletaryaya esin kaynaðý olarak, kurtuluþa giden yolu pratik olarak göstererek de bunu hak etmiþtir. Bolþevikler iktidari ele geçirir geçirmez bir ulusal devlet deðil, komünun yolundan yürüyerek ve onu aþarak uluslararasý bir sovyet cumhuriyeti kurulmasýna önderlik ederek de, köle ve sömürge uluslarý özgürleþtirip sovyet cumhuriyetinde birleþtirerek de uluslararasý bir mevzi yaratmýþlardýr. Ekim Devrimi'ne ulusal deðil, uluslararasý, enternasyonalist bir deðer katan baþka bir faktörde onun ideolojik kaynaðýdýr. Bu devrime kaynaklýk eden uluslararasý proletaryanýn enter-

Leninist Iþýk dayatmaktadýrlar. Kendi sonlarýný ve mezar kazýcýlarýný kendileri yaratmakta ve bunlarýn isyan etmelerinin siyasi ve iktisadi zeminini niyetlerinden baðýmsýz döþemektedirler. Dünya devrimine karþý kendi ülkelerinin devrimlerinden sorumlu devrimci komünistler, Leninist bir dünya devrim partisi, Komünist Entermasyonal'i yarattarak bu emperyalist ablukayý yarmak, saldýrýyý geri püskürtmek için hazýrlýk ve kuruculuk görevlerine hýz vermelidirler. "Globalizm, küreselleþme, uzay çaðý, bilgi çaðý" palavralarýyla emperyalist dünya kutsanmaktadýr. Bu yalanlarý boþa çýkarmak ve komünist bir dünya hedefiyle sýnýf savaþýmýný körüklemek ve kazanmak için ilk adým; MarksizminLeninizmin bilimsel ýþýklý yolundan yürümektir. Hey, dünya haydutlar topluluðu! Bizleri aldatamaz, bilimi ve bilincimizi çarpýtamazsýnýz. Çaðýmýz: "EMPERYALÝZM VE PROLETER DEVRÝMLER ÇAÐIDIR!" 20.yüzyýla olduðu gibi, 21.yüzyýla da SOSYALÝZM damga vuracaktýr!

Emperyalizmin Zayýf Halkasý TC Burjuva Diktatörlüðünün Durumu ve Zirveden Beklentileri

28 Þubat darbesiyle ve darbe desteði ile kurulan ve darbecilerin emrine amade olan hükümetlerin ve burjuva partilerin temel, ulusal-uluslararasý siyasi ve iktisadi sorunlarda programlarýnýn tekleþtiðini somut veriler ýþýðýnda sürekli söylüyor ve bilince çýkarmaya çalýþýyoruz. Bu yaklaþýmýmýzý deðiþtirmemizi gerektiren bir veri ortaya çýkmamasýna raðmen pekiþtiren onlarca yeni veri ortaya çýkmýþtýr. Laiklik þarlatanlýðý, özelleþtirme saldýrýsý, mezarda emeklilik, devrimci Kürt ulusal hareketini ve Türkiye devrimcikomünist hareketini susturma, ezme, kitle desteðini artýrma; içte muhalefetsiz-alternatifsýz, dýþta yaðmacý-yayýlmacý bir burjuva diktatörlüðü yaratmak... Bu hedeflere ulaþmak için ne gerekiyorsa yapmak... Ýþte devlet partisi ordu baþta olmak üzere tüm burjuva partilerin gönlünde yatan arslan, üzerinde ortaklaþtýklarý burjuva program. Bu program net bir biçimde gündeme

3

konulduðu sýralarda Refah Partisi islami sermayenin sömürüdeki payýný artýrmak, arkasýndaki kitle desteðinin baskýsýyla devlet katýnda kaybettiði mevzileri geri almak ve yenilerini kazanmak için biraz kývrandýysa da kýsa sürede hizaya sokuldu. Burjuva Cumhuriyeti’nin, ABD ve AB'nin "hür dünya"nýn temsilcileri olduðunu ve kendi istedikleri özgürlüklerin bu ülkelerde olduðunu, bu topluluklarla iyi iliþkiler geliþtirmek gerektiðini anlayýverdiler. Düzenin denetimi dýþýndaki radikal islam ise, Uður Mumcu, Kýþlalý gibi kemalistlerin þaibeli süikastlarý aracýlýðýyla hedef tahtasý haline getirerek ezmek ve etkisizleþtirmek deneniyor. Ayrýca bu yolla "Laik düzen elden gidiyor!" demogojisiyle hen bilinçsiz geniþ kesimler düzene baðlanýyor, hem de 'sol'un liberal-reformist avanak kesimleri... Böylece bir taþla bir çok kuþ vurulmuþ oluyor. Kürt ulusal kurtuluþ mücadelesi de önce PKK önderliðinin ulusal dar görüþlülüðü ve yanlýþ taktikleri, küçük burjuva hayalleri, sýnýfsal bileþimi; sonra da Avrupa'lý ve ABD'lý haydutlarýn TC atýna oynamalarý sonucunda A.Öcalan'ýn esir ve teslim alýnmasýyla büyük oranda etkisizleþtirilmiþ ve hýzý kesilmiþtir. Kürt halký henüz PKK'nýn ihanetini göremediði için "Demokratik Cumhüriyet ve Barýþ" burjuva politik safsatalarýna destek vermeye ve bu yolla yeniden burjuva düzene baðlanmaya ve destekçisi konumuna düþmeye teþvik ediliyor. Burjuva partilerinin hiç biri Kuzey Kürdistan'a parti tabelalarýný asamazken, burjuva gazetelerinin hiç biri alýcý bulamazken, devlet ve askeri yetkililer burda boy gösteremezken, zorunlu hallerde selavatla bu ülkeye girerlerken þimdi herþey tersine dönmüþtür. Kürt halkýnýn barýþçý ve uzlaþmacý olduðunu kanýtlama ve burjuvaziyi ikna etme adýna devlet ve askeri erkan bu ülkede elini kolunu sallayarak dolaþabiliyor, PKK ve HADEP'ýn yardýmýyla kitle gösterileriyle karþýlanýyorlar. Kürt halkýna gerillanýn "kayýtsýz, þartsýz" teslim olmasý çaðrýlarý yapabiliyorlar. PKK önderliði ise iyi niyet gösterisi adý altýnda gerillalarýný kendi ayaðýyla ðidip düþmana teslim olmaya, tutsak


4

Kasým 1999

olanlarý ise itirafçýlýk yasasýndan yararlanmaya, devleti de bu yasanýn kapsamýný geniþletmeye çaðýrýyor. Bu teslimiyet ve ihaneti kabul etmediðini kamuoyuna duyuran PPK-Devrimci Çizgi Savaþçýlarý'ný da ajan-provakatör ilan etmekten ve ölüm emri çýkarmaktan geri durmuyor. Türkiye devrimci-komünist hareketi ise gerek yenilgi ve gercilik döneminin sorunlarýný aþmakta zorlandýðý ve düzene kafa tutacak politik bir sýnýf önderliði ve hareketi yaratamadýðý, gerekse de PKK'nin teslimiyetçi tutumunun yarattýðý 'þok'la ciddi bir sýkýþýklýk ve yanlýzlýk yaþýyor. Yýllardýr anti-emperyalizm zemininde siyaset yapmasýna, kendini bu zeminde var etmesine raðmen AGÝT zirvesi ve ABD baþkaný Clinton'un Türkiye ziyaretine karþý oldukça cýlýz ve etkisiz protestolar da bunun açýk göstergesidir. Komþu Yunanistan'ýn emek ve sol güçleri bu konuda çok daha anlamlý ve etkili gösteriler örgütlemiþ, Clinton'un yolunu deðiþtirmekle kalmayýp, protestolarýný militan ve kitlesel eylemlerle taçlandýrmýþlardýr. Bütün bunlar 28 Þubat Darbesi ile TC diktatörlüðünün hýzla hedeflerine doðru ilerlediðinin göstergeleridir. Faþist MHP'nýn seçimlerde kazandýðý geçici baþarý ve RP'nin hala arkasýndaki kitle desteði ve PKK'nin düzenle "kirli barýþ"arayýþý zemininde uzlaþmasý geniþ kesimlerin þimdilik düzene baðlandýðýnýn göstergeleridir. Devrimci-komünist örgütlerin marjinalliðine raðmen dýþarda ve zindanlarda sürekle bir saldýrý ve abluka altýnda olmasý bir baþka göstergedir. Ama hepsinin hedefi içte "huzur ve istikrarý" tesis etmek ve emperyalist dünyaya bu mesajý vermektir. Burjuvazi bu yönde de önemli ve baþarýlý adýmlar atmýþtýr. A.Öcalan' dan sonra sýnýr ötesinde Dursun Karataþ'ýn peþindedir. Devlete kafa tutan devrimci askeri güçler öncelikli hedefidir. Bu yolda elde ettiði baþarýlar ise radikal solu teslim almanýn güvencesi olarak görülmektedir.

TC Bir Burjuva Diktatörlüðüdür. Sömürü, Zam ve Zülüm Sayesinde Yaþamaktadýr.

Osmanlý'nýn bütün kötü özelliklerini, entrikaci politik geleneðini miras alan TC diktatörlüðü proletarya ve emekçiler için yaþamý çekilmez hale getirmekte tüm marifetini kullanmaktadýr. Özelleþtirme, sendikasizlaþtýrma ve mezarda

emeklilik saldýrýlarýnýn ardýndan, yüzde 15'lik ücret artýþý saldýrýsýyla ve arkasýndan devreye sokulan zam furyasýyla iþçi ve emekçilere sefaletkölelik dayatýldý. Ard arda gelen depremlerden zarar gören depremzedelerin hala yaralarý sarýlmadý. Dünyanýn eli kanlý haydutlarýný saraylarda ihtiþamlý törenlerle karþýlayan ve ziyafetlerle aðýrlayan TC diktatörlüðü, depremzedelere 3-5 bin çadýr ve konut daðýtmaya sýra gelince acizleþmektedir. Gelen yardýmlarý bile hak sahiplerine ulaþtýrmamaktadýr. TC. burjuva diktatörlüðü kuruluþunun 76.yýl dönümünde kendi öncülü Osmanlý gibi sefahati ve sefaleti, yükseliþi ve çöküþü bir arada yaþýyor. Ýþçi ve emekçilerin kazanýlmýþ haklarý gasp edilip, her türlü örgütlülüðünün ve hak arayýþýnýn yolu kesilirken, zam ve zülümün dozu artýrýlýyor. Kölelik ücretiyle yaþamak dayatýlýyor. Burjuva ahlaksýzlýðý yaðma-yolsuzluk, rüþvet, adam kayýrmacýlýk, köþe dönmecilik, dolandýrýcýlýk, uyuþturucu-fuhuþ ticareti vb. yaygýnlaþtýrýlarak, teþvik ediliyor. Komünistlerin, Kürtlerin ve muhaliflerinin siyasý komplo, fiili saldýrý ve entrika yoluyla katliamlarý pahasýna kurulan TC diktatörlüðü, hala ayný yol ve yöntemlerle ayakta kalmaya çalýþmaktadýr. Kürt soykýrýmý, devrimci-komünist unsurlarýn imhasý, radikal islama dönük saldýrýlar... Sadece düzen karþýtý ve muhalliflerini deðil, zaman zaman Adnan Menderes gibi uþaklarýný da düzenini sürdürmek için imha etmekten geri kalýnmamaktadýr. Siyasi geçmiþi, iktidar uðruna kardeþin-kardeþi katletmesini meþru gören bir geleneðe dayanan bir diktatörlükten de bu beklenir. Halkýný soyan ve ona zülüm eden Osmanlý, batýlý emperyalist güçler karþýsýnda secde etmiþtir. TC diktatörlüðü de 76. kuruluþ yýl dönümünde ayný yoldan yürüyor. Halkýna ve komþu Kürt, Arap, Arnavut, ve Sýrp halklarý üzerine asker sürmekte, savaþ açmakta ve zülüm yapmakta bir sakýnca görmüyor. Ayný burjuva diktatörlük ABD ve Avrupa'lý emperyalist haydutlar söz konusu olduðunda biat etmekte ve önlerinde yerlere kadar eðilmektedir. Kuþkusuz bunu babasýnýn hayrýna deðil burjuva sýnýf çýkarlarý için yapmaktadýr.

ABD ve AB'ye TC Diktatörlüðü Neden Secde Etmektedir?

Leninist Iþýk (Baþtarafý Sayfa 20’de) zaferi ve yenilgisiyle dünyayý 20. yüzyýlda sarsan, 21.yüzyýlda da sarsacaðý kesin olan Ekim Devrimi'nden öðrenmek, zaferin ve yenilginin derslerini süzmek devrimci komünist bir görevdir. Ýktidara yürümenin de ve onu elde tutmanýn yolu da Ekim Devrimi'nin derslerini bilince çýkarmakla ve teori-siyaset, örgüt ve mücadele alanlarýnda onu anlamakla ve aþmakla mümkün olacaktýr.

Ekim Devrimi Proleter Bir Devrimdi!

Uluslararasý burjuvazý ve onun taktik-strateji uzmanlarý ve savaþ örgütleri "21. yüzyýlýn patlamalara gebe bir yüzyýl" olacaðý deðerlendirmesi yapýyorlar. Haksýz da deðiller. Çünkü Leninin çözümlediði ve politik-örgütsel sonuçlar çýkardýðý ve iktidarýn fethine yöneldiði, "Çaðýmýz emperyalizm ve proleter devrimler çaðýdýr." soyutlamasý günümüzde de geçerliliðini koruyan bilimsel ve gerçekçi, çaðý bütünsel bir tarzda kavrayan tek yaklaþým olmaya devam ediyor. Ekim Devrimi'yle Rusya coðrafyasýnda iktidarý elinden kaçýran ve dünya sisteminde büyük bir gedik açýlan emperyelist burjuvazi Rusya'da iktidarý yeniden ele geçirmenin ve alternatifsiz kalmanýn, frenlerinden kurtulmanýn pervazsýzlýðý ve rahatlýðýyla hareket ediyor. Dünyayý 3. kez paylaþmanýn, dün SB, bugün BDT'nýn etki alanýnda ki bölgeleri ele geçirmenin hayaliyle her türlü politik manevranin yanýsýra, bir de sýcak bölgesel þavaþlar çýkarmanýn peþindedir. Bunda baþarýlý olduðu ise açýktýr. Kara Afrika, Latin Amerika, Balkanlar, Ortadoðu ve Kafkasya'da halen sürmekte olan; bedelini proletaryanýn, ezilen ve sömürülen halklarýn ödediði savaþlar olanca hýzýyla sürmekte açlýk, katliam ve yýkým devam etmektedir. Biçimsel olarak bu savaþlarýn 1. ve 2. dünya paylaþým savaþlarýna benzememesi kimseyi yanýltmamalý. Belli bölgelerde, belli ulusal devletler nezdinde süren savaþlar esasen emperyalist savaþlardýr. Görünürdeki taraflarýn arkasýnda ABD, Rusya, Almanya, Japonya ve Çin ve bu devletlerin uydularý vardýr. Ekim devrimi emperyalizme ve onun dünyayý paylaþmasýna karþý, "Ya barbarlýk içinde çöküþ ya da sosyalizm!" politik ikilemini insanlýða dayatan bir baþkaldýrý ve devrim hareketiydi. Bolþevik önderlikle burjuva düzene ve emperyalist haydutluða karþý nasýl savaþýlacaðýný açýkça gösteren; yurt savunmasý, yurt severlik, anti-emperyalizm gibi küçük burjuva hayelere ve körlüklere savaþ

17

açan ve yerle bir eden, bu boþ hayalleri proletarya ve emekçiler þahsýnda etkisizleþtiren bir savaþýmýn sonucu Ekim Devrimi gerçekleþmiþ, burjuvazi ve emperyalizim karþýsýnda muzafer bir zafer kazanýlabilmiþtir. Emperyalist haydutluðun ve paylaþým savaþlarýnýn devam ettiði proleter devrimler çaðýnda unutulmamasý gereken budur. Ulusal ve uluslararasý küçük burjuva, sosyal-þoven ve oportünist akýmlara, onlarýn 'devrim ve iktidar perspektifleri'ne karþý amansýz bir mücadele vermeden, burjuvaziye ve onun dünya sistemi emperyalizme karþý proleter devrim ve sosyalizmkomünizm hedefiyle savaþýlmadan baþarý elde edilemez. Emperyalizme karþý, devrimci komünistlerin uðruna savaþacaklarý ve çaðýmýzýn gerektirdiði ve Ekim Devrimi'nin gösterdiði tek tutarlý politik tutum anti-kapitalizmdir. Burjuva diktatörlüðüne karþý, proletaryanýn diktatörlüðünü, sýnýfa karþý sýnýf perspektifini öne çýkarmaktýr. Devrime iktidar sorunu olarak yaklaþmayan, devrim sitratejisini buna göre belirlemeyenlere Lenin Nisan Tezleri'nde "eski bolþevikler" demektedir. Çünkü burlar burjuva demokratik görev ve sorunlar çözülmeden bir proleter devrim hedefini yanlýþ buluyorlar, yarým kalan burjuva demokratik devrimi tamamlamak için proletaryaya ve köylülüðe dayanan demokratik bir devrimi zorunlu görüyorlardý. Ekim Devrimi ve Lenin'in Nisan Tezleri bu safsatalarý yerle bir etmeþtir. Burjuva devrimin çözmediði-çözemiyeceði demokrasi, ezilen ulus ve cinsin özgürleþtirilmesi gibi sorunlarý burjuvazinin iktidarda olduðu durumlarda ancak bir proleter devrimin çözebileceðini kanýtlamýþtýr. Lenin'den ve Ekim Devrimin'den Türkiye'li komünistlerin öðreneceði hala çok þey var. Çünkü bu topraklarda "eski bolþevikler" devrimci komünistlerden çok daha örgütlü ve politik olarakta çok daha etkililer. Her devrim iktidardarý ele geçiren sýnýfýn adýný alýr ve topluma sýnýfsal rengini verir. Bu porleter devrim için çok daha geçerlidir. Çünkü o baþlangýçta iktidarý zapteden siyasal bir devrimdir. Toplumsallaþmasý ve kendi iktisadi düzenini yukarýdan aþaðýya kurumsallaþtýrmasý süreç iþidir. Bu bakýmdan Ekim 1917 Devrimi proletaryanýn burjuvaziyi zorla alaþaðý ederek iktidarý ele geçirdiði bir proleter devrimdi.


16

Kasým 1999

sel-siyasal bir belge..." olduðunu iddia ediyoruz. Kitap okunduðunda bu sevindirici-iyimser yaklaþýmýmýzýn ve iddiamýzýn boþuna olmadýðý görülecektir. Yazar, "Güven" adýný verdiði 2 ciltlik kitabýn birinci cildinde "Savaþ Yýllarý, Kara Duvarýn gölgesinde, Daldaki Kiraz" isimli, birbirinin devamý üç kitaba yer veriyor.1940'lý yýllarda bir grup ünüversite öðrencisi devrimci gencin TKP'yi arama uðraþlarýyla baþlayan kitap, çeþitli karekterler üzerinden o dönemin sosyoekonomik, kültürel, ve siyasal özelliklerini gözler önüne seriyor.Okuyucuyu kuþatan, sürükleyen bir tarzla, kuru tarihsel bilgiler aktarma anlayýþýndan oldukça uzak, tarihsel olaylarý bir canlýlýk ve zenginlik içinde, sýradan insanýn yaþamýyla ilgisini kurarak, okuyucuyla birlikte geçmiþ mücadele ve örgüt pratiðini-teorisini sorgulayan ve eleþtirel bir tarzda bilince çýkaran, hafýza tazeleyen bir yöntem baþtan sona göze çarpýyor. Buda geçmiþi tapýnmacý ve tepinmecý yaklaþýmlar dýþýnda anlamaya ve aþmaya katký sunan bir olumluluk... Yazarýn komünist kimliði ve kiþiliði de, "güzel ve güneþli günlerin geleceðine" olan inancý da bu naktada kendini ele veriyor. Böylesine kapsamlý tarihsel ve örgütselsiyasal sorunlarý bugün için kolay kalay ulaþýlamayacak birincil kaynaklardan yararlanarak ama asla bir tarihçi, asla bir yorumcu, hayelperest veya hayal kýrýklýðýna düþmüþ bir dönek gibi deðil... Dünyanýn ve geçmiþin yorumlanmasýndan çok anlaþýlmasýndan ve deðiþtirilmesinden yana bir komünist anlayýþla bunu yapmaktadýr. Çünkü kendisi o tarihel süreçleri ve olaylarý bizzat yaþamýþ ve sýnýflar mücadelesinde taraf olmuþ bir komünistir. Kimiliðine ve davasýna baðlýlýðýný ortaya koyduðu eseri ve mücadeleye devam edenlerle, arayýþ içerisindeki genç kuþaklara sunduðu bu "armaðan"la bir kez daha kanýtlamýþtýrki: "Komünistin emeklisi

olmaz, emekçisi olur..." Kitapta ele alýnan yýllar da, siyasaltoplumsal süreçte sýnýflar ve emperyalistler-kapitalistler arasýndaki mücadelelerin en þiddetli olduðu, dünyanýn ve Türkiye'nin bir toplumsal-siyasal alt-üst oluþ yaþadýðý yýllardýr. Önemli belgelerden ve kendi bilgisinden, gözlemlerinden hareketle V. Tükali bu fýrtýnalý döneme tanýklýk ediyor. Emperyalist paylaþým savaþlarýnýn ve Ekim Devrimin'nin dünyanýn ve Türkiye'nin yaný sýra; her sýnýf ve ulustan, cinsten, meslekten insanda yarattýðý etkileri, tepkileri derinliðine ve ayrýntýlarýyla ele alýyor ve okuyucuyla paylaþýyor. 2.Emperyalist paylaþým savaþýnýn, Alman faþizminin dünyayý yaðmalama ve ele geçirme hevesinin yarattýðý sonuçlar, Türkiye burjuva diktatörlüðünün "tarafzsýz"lýk zýrhý altýnda Alman faþizmine el altýndan destek vermesi, TKP ve açmazlarý... Komintern'nin aldýðý "desantralizasyon" kararý, "faþizme karþý birleþik cephe" anlayýþýyla, TKP'ye TC burjuvazisinin kuyruðuna takýlmanýn dayatýlmasý...Bu politikalara karþý çýkanlarýn TKP'lilerce "Troçkist"likle suçlanmalarý... Bugün olduðu gibi o süreçtede gündemde olan Kürt sorunu ve ayaklanmalarý...Sovyetlerin ve TKP'nin Kürt ulusal mücadelesini "gerici-feodal" bulup TC tarafýndan Kürt'lerin soy kýrýmýna ve isyanlarýnýn kanla bastýrýlmasýna ses çýkarmamasý, TC'den yana bir politik tutum benimsenmesi... Daha bir dizi ulusal-uluslararasý geliþmeler, olaylar bilimsel ve eleþtirel bir tazla "GÜVEN" isimli siyasal-tarihsel belgede V. Türkali tarafýndan ele alýnmýþ ve okuyucuya sunulmuþtur. Bu kitapta anlatýlan bizim tarihimizdir, bizim kavgamýz, bizim sevdamýzdýr...Kitap bu bilinçle okunmalý ve okutulmalýdýr.

Leninist Iþýk Emperyalist haydutlar topluluðunun yeniden paylaþmak ve yaðmalamak istedikleri Balkanlar, Ortadoðu, Kafkaslar ve Orta Asya denen ve ateþ fiçýsýna dönen bölgeleri birleþtiren bir coðrafýyada bulunan Türkiye, bugün stratejik bir önem taþýyor. Hele bu bölgelerde yaþayan uluslarla Osmanlý Ýmparatorluðu'ndan kalma tarihsel, ulusal, dinsel, kültürel, siyasi ve iktisadi baðlar ve buralarýn yeniden yaðmalanmasýnýn önündeki Rusya engeli düþünüldüðünde TC burjuva diktatörlüðü yaðmacý-yayýlmacý emperyalist devletler tarafýndan hesaba katýlmasý gereken bir politik-askeri güç oluyor. Türklüðü ve islamiyeti bir sýçrama zemini olarak kullanýlabilirse; bu bölgelerdeki yeraltý-yerüstü zenginliklerinin Rusya'yý devre dýþý býrakarak Avrupa ve ABD tarafýndan hortumlanmasý düþ olmaktan çýkýp gerçek olacaktýr. Emperyalist-kapitalist iþbirliði karþýlýklý çýkarlara ve ezilen-sömürülen sýnýflarýn ve uluslarýn baský altýna alýnmasýna, sömürülmesine dayanýr demiþtik. Ýþte bugün Türkiye ABD ve AB devletleri arasýnda süren pazarlýklar tam da bu zemin üzerine oturmaktadýr. Adý geçen bölgelere Türkiye'ye basarak, Türk-islam kýlýðýnda sýçramak isteyen ABD, TC burjuva diktatörlüðüne her alanda açýk destek sunmaktadýr. AB'ye üyelik, Kürt sorunu, kredi musluklarýnýn açýlmasý, bölge devleti olmasý vb..alanlarda gururunu okþamaktadýr. Clinton "Osmanlý'nýn geçmiþte oynadýðý rolu, gelecekte Türkiye oynayacaktýr." demektedir. TC burjuva diktatörlüðü, bu tarihsel ve siyasal geliþmeler, geçmiþ mirasý ve geleceðin güçlü, Osmanlý'nýn egemenlik alanlarýnda yeniden egemen olma düþleriyle severek her türlü özveride bulunuyor, sevinçle dolup taþýyor. Her türden liberali de sevincine ortak ediyor. Geçmiþten devraldýðý siyasal birikimi de bu yöneliminde iþini kolaylaþtýrýyor. "Herkese dost, herkese düþman. Ayný anda her yere yetiþen, herkesi memnun, herkesi rahatsýz eden, iþ bitiren, göz boyayan, göz dolduran, güçlünün yanýnda kedi, güçsüzün yanýnda kaplan..." tarzý bir politik hat izliyor. Kuruluþ yýllarýnda da ayný politik oyunlarla hem sosyalist SB'nin hem de emperyalist batýnýn desteðini almayý baþarmýþtý. Hem M. Suphi'leri katletmiþ, hem de paravan "Komünist

5

Partisi" kurdurtmuþtu. Osmanlý'da olduðu gibi TC'de de "oyun çok." Durum bunu gösteriyor. Kýbrýs, Kürdistan, Kafkasya, Orta Asya ve Balkanlar'da söz sahibi olmak, Rusya ile "mavi akým projisi" imzalayarak, Ona sus payý vermek, Azerbeycan petrolunün Bakü-Ceyhan üzerinden Avrupa ve ABD'ye akmasý için Azerbeycan ve Gürcistan ile anlaþmak, Türkmen doðal gazýnýn Türkiye'ye akýtýlmasýný (Rusya ile yapacaðý anlaþmaya raðmen) baþarma peþindedir. Ayrýca ABD'nin desteði ile Yunanistan'ý yumuþatýp AB'ye girmek istemektedir. Böylece hem paylaþým bölgelerinde hem de AB içerisinde ABD'nýn güvenilir müttefiði olmayý garantilemek istemektedir. Doðrusu bu ABD'nin de itiraz edeceði bir durum deðildir. Çünkü geçmiþ yýllar TC'nýn ABD uþaklýðýný fazlasýyla tescil etmiþtir. Sözün kýsacasý TC burjuva diktatörlüðünün ayakta kalmak için kafasýnda "kýrk tilki dolaþmakta ama kuyruklarý birbirine deðmemektedir." AB'nin Türkiye'nin üyeliðini Türkiye'de insan haklarý ve demokrasi olmadýðý ve Yunanistan karþý çýktýðý için kabul edilmediði söylense de bu doðru deðildir. Burjuva siyaset dolaylý siyasettir. Bu siyaset tarzýnda niyetler ve hedefler bulanýktýr, hiç bir zaman doðrudan ortaya konmaz. Türkiye'deki burjuva siyasetçileri de bunu bildiði için sýkýþtýklarýnda; "Demokrasiyi ve insan haklarýný batýdan öðrenecek deðiliz. Onlar dönüp kendilerine ve geçmiþlerine baksýnlar" diyebilmektedirler. Kendi ayýplarýný örtmek ve üste çýkmak için bunu söyleseler de söyledikleri yanlýþ deðildir. Sonuçta batýda yürürlükte olan da bir burjuva demokrasidir. Türkiye'dekinden daha ýlýmlý yönetimlerin ve insan hak ve hürriyetlerinin olmasý batýdaki düzenin ile burjuvazinin daha insancýl olmasýndan deðil; birincisi, ezilen-sömürülen sýnýflarýn çok daha köklü bir mücadele geleneðine sahip olmasýyla, var olan haklarý da uzun sýnýf mücadeleleri sonucu elde etmiþ olmalarýdýr. Ýkincisi, tüm emperyalist devletlerin dünyanýn geri kalmýþ ülkelerini sömürmeleri sonucu iþçi ve emekçilerine görece "refah ve özgürlük" sunabilmesidir. Sýnýf mücadelesinin þiddetlenmesini bu yolla engeleyip görece "huzur ve istikrar" görüntüsü yaratabilmesidir. Bütün bunlar demokrasi ve insan haklarýna saygýnýn deðil, geri


6

Leninist Iþýk

Kasým 1999

kalmýþ ülkelerin proleterlerinin ve emekçilerinin yarattýðý maddi zenginlikleri yaðmalamanýn bir sonucudur. Türkiye burjuva diktatörlüðü de Avrupa (batý) veya ABD tarzi bir demokrasiye, insan "hak ve hürriyetlerine" adým atacaksa, bunu ancak baþka uluslarýn proleterlerinin-emekçilerinin ürettiði maddi deðerleri yaðmalamasý ve egemenlik alanýný geniþletmesi, sýnýf iþbirlikçisi bir iþçi aristokrasisi yaratmak süretiyle yapacaktýr. Yaðmaladýklarýnýn bir miktarýný kendi emekçi sýnýflarýnýn bir kesimine sus payý olarak daðýtarak (ki bgünden bunu kýsmen yapmakta ve sonuç almaktadýr) görece bir refah ve sýnýflar arasý uzlaþma ortamý yaratabilir. Baþka ülkelerin ezilen-sömürülen ve baský altýnda tutulan emekçi sýnýflarýnýn mutsuzluðu ve sefaleti pahasýna burjuvaziden "demokrasi ve insan haklarý" dilenenler hiç durmasýn emperyalist Türkiye çýðlýklarý atmaya baþlasýnlar ve yollarýný burjuvazininkiyle birleþtirsinler! Böylelerinin varacaðý yer düzene karýþmaktýr. Oportünizm ve sosyal-þovenizm bu siyasetin adýdýr ve yanlýzca 2. Enternasyonal döneklerine ait deðildir. "Vatan elden gidiyor, yaþasýn baðýmsýz Türkiye" tarzý siyaset de bunun tezahürüdür. Asýl düþman burjuvazi ve onun devleti TC diktatörlüðüdür. Proletarya ve öncüsü silahýný öncelikle buraya çevirmelidir. Emperyalizme öldürücü ilk darbe de ancak buradan indirilebilir. Ekim Devrimi öncesi Avrupa gericiliðinin kalesi olan Rusya'ydý. Bugün Avrupa ve ABD emperyalist gericiliðinin merkezi Türkiye'dir. Türkiye emperyalist dünya gericiliðinin merkezi olmaya ve komþu halklarýn zenginliklerinin bu haydutlarla birlikte talan edilmesine adaydýr. Haline acýnacak bir sömürge deðil, devrime en yakýn bölgelere yayýlmak ve buralarýn maddi deðerlerini yaðmalamaya, alt-emperyalistleþmeye aday bir burjuva diktatörlüðüdür. Emperyalist haydutlarla kenetlenmesinin ve ezilen-sömürülen sýnýf ve uluslarýn sömürüsünden pay almasýnýn, onlarýn baský altýnda tutulmasýna destek vermesinin eceline faydasý olmayacaktýr. Böylece bu ülkelerin emekçi sýnýflarýnýn da düþmanlýðýný kazanmýþ ve öfkesini üzerine çekmiþ olacaktýr. Bu da onlarý Türkiye proletaryasýna yakýnlaþtýracak ve enternasyonalist

dayanýþmasýný artýracaktýr. Burjuvazi de, proletarya da her zamankinden daha çok enternasyonalist olmaya mahkumdurlar. Emperyalizm de bir dünya sistemidir, komünizm de... Devrimci komünistler emperyalist dünyada ve TC burjuva diktatörlüðünde yaþanan siyasal geliþmeleri ve perspektifleri kavrayarak, burjuva kapitalist düzenin ve emperyalist dünya sisteminin karþýsýna reddiyeye dayanan alternatif politikalar ve programlarla çýkabilirlerse emekçi sýnýflar ve sömürge uluslar, ezilen halklar için yeniden çekim merkezi olacaklardýr. Dünya emperyalist gericiliði, sömürü, yaðma ve baský sistemi emek güçlerinin öfkesini yakýcý ve yýkýcý tarzda üzerine çekmesi fazla uzun sürmeyecektir. Burjuva yalan ve demogojisinin yarattýðý sis perdesini acýmasýz sosyal pratik, giderek hýzlanan servet ve yoksulluk, sefalet ve sefahat kutuplaþmasý çabucak yýrtacaktýr. Sýnýflar mücadelesinin þiddeti yeniden artacak ve proletarya kendiliðinden de olsa mutlaka ayaða kalkacaktýr. Burjuvazi de bunu çok iyi bilmektedir. 2000 bütçesinin büyük bölümünün istihbarat, örtülü ödenek ve askeri giderlere ayrýlmýþtýr. Saðlýk, eðitim, kültür ve yatýrýmlara ayrýlan paysa devede kulaktýr. Bu bile 21. yüzyýlýn Türkiye'de de sýnýfsal ve toplumsal patlamalara gebe olacaðýnýn göstergesidir. Gericilik, baský ve sömürü artarak,yayýlarak sürücektir. Hazýrlýklar buna göre yapýlmalý, sýnýf savaþýmýnýn araç ve biçimleri buna göre saptanmalýdýr. Türkiye ve Kürdistan emekçi sýnýflarýna dayatýlan ikilem de: "Ya barbarlýk içinde çöküþ! Ya da sosiyalizm!" dýr. "Kahrolsun emperyalizm ve kapitalizm! Yaþasýn sosyalizm!, Komünist bir dünya kuracaðýz! Sýnýfa karþý sýnýf ! Savaþa karþý sýnýf savaþý! Kahrolsun sömürgecilik! Özgürlük savaþan iþçilerle gelecek! Kurtuluþ proleter devrimde! Devrim için devrimci parti!" þiarlarý ve perspektifi etrafýnda kavgaya katýlmak ve yön vermek, önderlik etmek için hazýrlýk ve kuruculuk görevlerini omuzlayalým! Devrimci parti olmadan devrimci politika hedefine ulaþamaz, devrimci politika ve savaþýmda ýsrar ve sebat gösterilmeksizin TC burjuva Leninist diktatörlüðü yýkýlamaz, proleter devrim gerçekleþemez.

IÞIK

15

Devrimci Deneyimler Iþýðýnda GEÇMÝÞE DEVRÝMCÝ BÝR BAKIÞ GELECEYE "GÜVEN"

Kimiliðine ve davasýna baðlýlýðýný ortaya koyduðu eseri ve mücadeleye devam edenlerle, arayýþ içerisindeki genç kuþaklara sunduðu bu "armaðan"la bir kez daha kanýtlamýþtýr ki: "Komünistin emeklisi olmaz, emekçisi olur..."

Vedat TÜRKALÝ, TKP'nin kuruluþunun 79. yýldönümünde Türkiye Devrimci Hareketi kadrolarýna, Komünist Enternasyonal'in Türkiye devriminden sorumlu seksyonu TKP'nin ve poroletaryanýn o dönemki mücadele tarihini ve demokratýndan, faþistine, burjuvasýndan, burjuvazinin itine-mitine bir toplumum serüvenini lirikakýcý bir üslüp ve roman formunda "GÜVEN" adýný verdiði iki ciltlik kýtabýyla armaðan ediyor. Bunu yaparken diyalektik yontemi ve enternasyonalist bir perspektifi elden býrakmýyor. Dar ulusalcý bir siyaset ve toplumcu bakýþa düþmeden, dünya ile Türkiye'nin, Komünist Enternasyolal ile TKP'nin, TKP ile Kemalizmin-Halk Partisi'nin, SSCB ile TC'nin iliþki ve çeliþkilerini de devrimci-eleþtirel bir bakýþ açýsýyla gözler önüne seriyor, günümüze taþýyor. Sadece kavgalarý ve kahramanlýklarý deðil, bocalamalarý, ihanetleri, sevdalarý ve düþman saldýrýlarýný, takip, sýzma, iþkence ve imha faaliyetlerini de... Okumak ve bunlardan öðrenmek, bunlarý süzmek ve yeniden üretmek gerekiyor. Bu kitabýn ilk cildi yayýn-

lanýr yayýnlanmaz hakkýnda birçok þey yazýlmaya ve konuþulmaya baþlandý. Burjuva gazetelerden, sosyalist basýna, aydýnlara ve devrimcilere kadar her kesim bu kitapla ilgili birþeyler söyledi/söylüyor. Kimisi iþin paparazisiyle ilgilenirken, kimisi kitabýn kahramanlarýnýn kim olduðunu ortaya çýkarmak, merak gidermek için tahminler üretmeye baþladý. Geþmiþ siyasal-toplumsal dönemin dünya ve Türkiye Komünist hareketinin deðiþik yönleriyle irdelenmesini, günümüze sarkan izlerini sürmesini ve dersler çýkarmasýný iþ edinen, bütünlüklü bir eser ve belge deðeri taþýyan bu kitabýn komünistlerin özel ilgisini ve deðirlendirmesini hak ettiði ise açýktýr. Devrimci komünistler ve devrim, sosyalizm ideallerini hala ölümüne sahiplenen her devrimcinin V. Türkali'nin "armaðan"ýný geçmiþin olumsuzluklarýndan arýnma, olumluluklarýný sahiplenme ve aþma iddia ve iradesiyle severek kabul edeceði inancýndayýz. Güven isimli bu kitabýn; "Komünist hareketin geçmiþ tarihiyle ilgili deðerli ve eðitici, kavga ve emek yüklü bir eser, tarih-


14

Kasým 1999

"BÜYÜK ÝÞLERÝN" KÜÇÜK VE ALÇAK ADAMI Sosyalist Politika, Eylül 1999 tarihli 22. sayýsýnda sayfalarýný Haluk Savaþ isimli bir "yazar"a cömertçe sunmuþ. "Büyük iþlerin" küçük ve alçak adamý ise, bu olanaðý devrimci ahlak, devrimci örgüt terbiyesi ve hukukunu Aydýllýk'çýlara taþ çýkartacak tarzda ayaklar altýna almýþtýr. Kuþkusuz ki asýl muhatabýmýz bu pervazsýz cüretin sahibi Haluk Savaþ isimli "yazar", "aydýn" bozuntusudur. Ama, bu devrimci örgüt terbiyesi ve hukuku tanýmayan, devrimci örgüt ve mensuplarý ile ilgili, yalan ve yanlýþ bilgileri sokaða dökerek "geçmiþine" küfreden liberalden önce, buna sayfalarýný cömertçe ayýran Sosyalist Politika'nýn sorumluluðunu alanlara bir kaç sözümüz olacak. Bir; devrimci siyaset ilkeli, sorumlu ve burjuvazinin iktidarýný hedef alan bir siyasettir. Ýki; bunun için sosyalistlik iddiasýndaki bir yayýnýn, öncelikli iþi; burjuvaziye karþý savaþmak, buna hizmet eden bir teorik-politik ve propagandif-ajitatif yayýn çizgisi izlemektir. Üç; dostlarý sözkonusu olduðunda siyasal çerçeveyi aþmayan ideolojik-teorik bir mücadele sürdürmektir. Dört; örgütsel bilgileri ve sýrlarý rumuzsuz, doðrudan kamuoyuna, dolayýsýyla olsa da düþmana sýzdýrmanýn sosyalisklikle de, devrimcilikle de uzaktan yakýndan alakasý olamaz. Bunun adý ihbarcýlýk ve örgütsel bilgilerin deþifre edilmesidir. " "Büyük Ýþlerin" Adamlarý Küçük "Sol"" baþlýklý, Haluk Savaþ imzalý yazýda tam da bu yapýlmaktadýr. Düþman dýþýnda kimsenin özel olarak merak etmeyeceði, öðrenme ihtiyacý duyduðunda rahatlýkla düþmanýn bilgisi ve denetimi dýþýndaki yollardan bunu yapabileceði; hangi legal yayýný, hangi illegal örgütün çýkardýðý, kimlerin hangi örgütlerle iliþkiye girdiði veya iliþki içinde olduðu, kimlerin hangi örgütler adýna hangi örgüt mensuplarýyla görüþtüðü, birleþtiði ve ayrýþtýðý bilgilerinin sokaða dökülmesinin ideolojik-teorik bir etkinlikle ilgisi ne olabilir? Devrimci

süreklilik, devrimcilerin güvenliði ve devrimci terbiye, illegalite kurallarý gereði gizli-sýr olmasý gereken bu bilgilerin polisin eline geçecek tarzda komuya açýlmasýnýn devrimci siyasete ve sýnýf mücadelesine katkýsý ne ola ki? Sosyalist Politika'ya sayfalarýnda yer verdiði bilgiler ve "yazar"lar konusunda daha seçici olmasýný öneririz. Bu, sosyalist ahlakýn ve sorumluluðun abc'sidir. Bunu unutanlarýn ve gözardý edenlerin sosyalist kalamayacaðýný geçmiþ deneyimler göstermiþtir. Gelelim, liberal-tasfiyeci zeminlerde devrimci siyaset yapma, altýn yumurtlama adýna legal bir yayýndan sýr olmasý gereken bilgileri sokaða döken Liberale... Haluk Þavaþ isimli bay liberal, bircoðu yalan ve yanlýþ olan bu örgütsel bilgileri polisin eline geçecek tarzda piyasaya sürmen eðer kötü niyetle deðilse, liberal-tasfiyeci zeminlerde, aydýn gevezeliði yaparak da devrimci-sosyalist olunabileceði gibi bir saçma anlayýþýn bedelidir. Ama bilmelisin ki, "cehenneme de iyi niyetle gidilir." Devrimci siyaset niyetlerle yapýlamaz. Amaç ve araç diyalektik bütünlüðü içerisinde yapýlýr. Devrimci zeminlerden, düþmanýn soluðundan þeytan görmüþçesine liberal-tasfiyeci zeminlere savrulmanýn da bir bedeli ve yasasý vardýr. "Ýleri çýkamayan geriler ve çürür..." Devrimcilik gönüllük, bilinç ve yürek iþidir. Elini ve kalemini ya düþmana karþý kullanmayý öðren, yada kullanma... Ama asla devrimci örgüt ve mensuplarýna ait illegal bilgileri sokaða dökerek ihbarcýlýk yapma! Sana "küçük" görünen devrimci sol her zaman ciddi sorunlarla boðuþtu, hala da boðuþuyor...Ama hiç bir zaman devrimci anlaký ayaklar altýna alanlarý ve ihbarcýlarý afetmedi. Sen onlarý, onlar da seni iyi tanýyorlar. Haddini bil!. Tatlý su devrimciliðini seçmene, Zonguldak polisine vaatlerde bulunman ve kýsmen de olsa yerine getirmen yanýna kar kaldý diye þansýný zorlama. Yoksa bu yaptýðýn eksiðini tamamlamak mý?

Leninist Iþýk

7

AÐRI (ZEYLAN) KÜRT AYAKLANMASI Þeyh Said Kürt Ulusal Ayaklanmasý'nýn ardýndan; kürtlerin özgür, baðýmsýz Kürdistan talebi gerçekleþmemiþ, ayaklanmanýn yenilmesine raðmen Kürdistan hedefi Kürtlerin yüreðinden silinebilmiþ deðildi. Yenilgiye raðmen baðýmsýzlýk tutkusu bir kor halinde yüreklerde yaþýyordu. Þeyh Said ve ayaklanma önderlerinin Diyarbekir'de idam edilmelerinden sonra ayaklanma kýsmi bir hat izleme yönüne evrilse de Kürt ayaklanmacýlar çiçeði burnunda TC'ye ve onun askeri güçlerine zor anlar yaþatýyorlar; yer yer süren þiddetli çatýþmalar, ayaklanmalarýn ardýnýn kolay kolay gelmeyeceðini muþtuluyordu. 1925 ayaklanmasýyla kürtler uzun sürecek kurtuluþ mücadelesinin bir raundunu kaybetmiþlerdi. Ayaklanmanýn sonunda gördükleri ise ulusal kurtuluþlarýnýn TC ile kader birliði etmekle deðil; baðýmsýz bir Kürdistan'ý tesis etmekten geçtiðini anlamýþlardý. Yeni bir ayaklanmanýn öngününde, askeri güçlerini Aðrý civarýnda temerküz ediyorlardý. "Aðrý daðýna sýðýnan Celali, Hasanan, Cibran ve Heyderan aþiretleriyle, bu aþiretlerin baþýnda bulunan önderler Celali, Berxonun liderliðinde 1926 yýlýnda önemli bir ayaklanma merkezi kurmuþlardý" (Dr. N. Dersimi, Kürdistan tarihinde Dersim Doz Y. S. 249) Bu alýntýdanda yeni bir ayaklanmanýn hazýrlýklarýnýn yapýldýðý anlaþýlmaktadýr. Þeyh Said ulusal kürt ayaklanmasýnda savaþan aþiret güçleri, daðýlýp, yeni bir isyan için Zeylan'da toplanýyorlardý. 1925 Ayaklanmasýnýn kanla bastýrýlmasýndan sonra, ayaklanmaya katýlan, katýlmayan büyük bir kürt kitlesi, batý illerine, Trakya'ya tehcir etmiþti. TC kendince aldýðý bu önlemlerin yetmediðini, ayaklanmalarýn bitmeyeceðini kestirmiþ olacak ki, kanuni düzenleme ve idari tasarruflara baþvurmuþ ve Kürdistan'a "çeki düzen verme"ye kalkýþmýþtýr. 25 Haziran 1927 tarih ve 1164 sayýlý

"genel müfettiþlikler kurulmasýna dair kanun"la kürt ayaklanmalarýnýn yeni bir evreye girdiði söylenebilir. Bu kanuna dayanarak Ýçiþleri Bakanlýðý bir tüzük hazýrlamýþ, 27 Kasým 1927 tarih ve 5858 sayýlý Bakanlar Kurulu kararýyla onaylanmýþtýr. Dört tane genel Müfettiþlik kurulmuþ; birinci, üçüncü ve dördüncü Genel Müfettiþlikler Kürdistan'ý denetlerken; ikinci müfettiþlik ise kürtlerin tehcir edildikleri ya da daha sonra tehcir 2edilmeleri planlanan Trakya Bölgesini denetlemekteydi. Genel Müfettiþlikler Kürtlerin ulusal haklarýnýn gaspý için geniþ yetkilerle donatýlmýþ, etkili ve de yetkili kurumlar olarak; TC egemenlik sisteminin diktatörlüðünün kurumlarý arasýnda yer almýþlardýr. 1927 yýlýna gelindiðinde; Þeyh Said kürt ulusal ayaklanmasýnda tarafsýz kalan Dersim aþiretleri; sýranýn kendilerine geldiðini Diyarbekir valisinin kendileriyle Munzur suyunda toplantý yaparak; kendisinin ve "Gazi"nin alevi olduðunu; Þoçan aþiretine karþý giriþtikleri tedip hareketlerine destek vermelerini istemesiyle anladýlar. Dersim aþiretleri devlete söz verdiler ancak, Þoçan aþiretine karþý baþlatýlan tedip ve tenkil hareketlerinde Þoçan aþiretine yardým ettiler. Böylece TC Þoçan aþiretine karþý baþlattýðý harekette yenildi. Bundan sonra TC, Dersime yönelik planlarýný belli bir süre rafa kaldýrmak zorunda kaldý. Bütün bunlar Zeylan ayaklanmasý öncesi devletin, Kürdistan'ý yeniden sömürgeleþtirme, kendine baðlama giriþimleriydi. 1927 yýlýnda varolan, yada çözülmüþ kürt örgütlerinden arta kalan unsurlar, Lübnan'ýn Bihamdun Kasabasýnda; "Türkiye boyunduruðu altýnda bulunan Kürdistan ve Kürtlerin tahlisi ve hudidi tabiiye ve milliyesi dahilinde bir Kürdistan devleti müstakilesinin teþkili" için Xoybun (Hoybun: Baðýmsýzlýk, özgürlük) Cemiyetini kurmuþlardý. Xoybun


8

Kasým 1999

Cemiyetinin kuruluþuna, ermeni Taþnak Cemiyeti'nin yardýmcý olmasýný TC'nin ileriki dönemlerde bunu menfi propaganda malzemesi yapmaya çalýþmýþtýr. Xoybun Kürt baðýmsýzlýðý ve kürt ulusunu bir devlet hedefiyle bir aþamaya getirmek için kuruluþundan hemen sonra çalýþmalara baþlamýþtýr. Þeyh Said ulusal kürt ayaklanmasýnýn hazýrlýklarýndan ve Azadi'nin kuruluþundan bildiðimiz Ýhsan Nuri Paþa Kürt Xoybun Cemiyetinin askeri delegesi sýfatýyla ayaklanma merkezine, Aðrý'ya (Zeylan) gelmiþtir. Ýyi bir örgütleyici ve askeri kurmay olan Ýhsan Nuri; "Aðrý bölgesinde Celani aþiret lideri Ýbrahime Hasike Telli adýyla ünlü Ýbrahim Paþa'nýn kuvvetlerini düzenleyip eðiterek ve Aðrý isminde bir de haftalýk Kürtçe gazete çýkararak askeri ve idare bakýmdan düzenli bir kürt yönetiminin esaslarýn oluþturabilmiþti. (1927)" (Agy S.249) Bu alýntýdan da anlaþýlacaðý gibi 1927 yýlýnda Aðrý bilgesinde müstakil Kürdistan'ýn inþaa faaliyetleri hýzlanmýþ; hatta kürt ayaklanmacýlar burada Kürt baðýmsýzlýðýný ilan etmiþlerdir. 1927 yýlýnda Aðrý'daki geliþmeler ve Kürt egemenlik alanýn oluþmasý karþýsýnda; TC her zaman hileli bir yol seçerek ayaklanma liderleriyle, Ýhsan Nuri ile "barýþçý" yollardan anlaþma giriþiminde bulunmuþ ve Ýhsan Nuri bunu kullanmak istemiþtir. Barýþ için ilk þartýnýn sürgündeki Kürtlerin yerlerine iade edilmesi gerektiðini bildirmiþtir. Bunun üzerine 1928 yýlýnda TBMM'den af kanunu çýkarýlarak bu talep karþýlanmýþtýr. TC bu gerilemesinin ardýnda bir ateþkesle kürt isyanýný bastýrma planý yatýyordu. Bunu sezen Xoybun Cemiyeti TC'nin affýna kanmayarak 1928 yýlýnda kürtleri isyana, ayaklanmaya çaðýran ajitasyon-propaganda çalýþmasýný hýzlandýrmýþtý. Ve TC'nin kürtleri imha planýna karþý yapýlmasý gerekenleri her Kürd'e anlatmýþ ve kuruluþundaki amaçlarýndan olan kürtleri kendi etrafýnda toplamaya baþlamýþtý. Ayaklanma bölgesinde; TC ile görüþmeler sürerken, Celali aþiret reisi Ýbrahime Hasike Telli de Xoybun temsilcisi olarak sivil yönetimi ele alýyordu. 1929 yýlýna gelindiðinde ayaklanma bölgesinin sýnýrlarý Van ve Bitlis'in

kuzeyine doðru geniþlemiþti. Bu koþullarda görüþmenin Kürt'lerin lehine olduðuna kanaat getiren TC, 1930 yýlý Haziran ayýnda askeri bir harekata karar vermiþtir. Bi ay süren askeri harekatta TC ordularý bozguna uðramýþ, 1730 esir, 600 Makineli tüfek ve 24 top kaybetmiþti. Bu askeri baþarýsýzlýktan sonra TC taktik deðiþtirir. Sovyetler Birliði'nin de diplamatik desteðini alarak, Ýran'la Van'dan verilecek toprak karþýlýðý, aðrý daðýnýn Ýran'da kalan kýsmýnýn alacak bir anlaþma imzalamýþtý. Bu giriþim TC'ye ayaklanmacýlarý Ýran yönünden çevirme imkaný vermiþtir. Bu jiopolitik konum, TC'nin SSCB'nin de yardýmýyla kazanýlan diplomatik baþarýyla birleþince ayaklanmacýlar zor durumda kalmýþlardýr. Bu koþullarda ancak Sonbahar'a kadar süren çatýþmalar, ayaklanmanýn da kaybedildiðinin habercisiydi. Ayaklanmanýn bu þekilde yenilmeye baþlamasýndan sonra Ýhsan Nuri Ýran'a geçmiþtir. Ýbrahime Heski Telli ise ailesindeki kadýn ve çocuklarý öldürerek, sonuna kadar savaþmak için Aðrý Daðý'nýn maðaralarýna çekilmiþtir. 1930 yýlýnda TC'nin saldýrýlarýna karþýlýk, Kürdistan'ýn Dersim ve Mardin, Midyat kesimlerinde de ayaklanmalar olmuþ ve TC ordularýyla çatýþmalar sürdürülmüþtür. Haybün Suriye-Türkiye sýnýrýndaki bütün örgütlü güçlerini harekete geçirmeyi bu güçlerden bir kýsmý Mardin ve Midyat daðlarýnda, bir kýsmý da Suruç ovasýnda TC kuvvetlerini üzerlerine çekecek taktiklere baþvurdularsa da, teknik donanýmýn yetersizliði ve sayý azlýðý yüzünden baþarýsýz oldular. 1930 yýlýnda ayaklanmanýn genelleþerek tüm Kürdistan'ý sardýðý haberini alan Seyit Rýza, Keçalan aþiretiyle Ýlkbaharda ayaklanarak Erzrum ve Erzincan bölgelerindeki TC kuvvetlerine taarruza baþlamýþ ve ayaklanma geniþleyerek devam etmiþtir. Ýrili ufaklý çatýþmalarla TC'nin büyük zaiyatýyla, TC güçleri, ayaklanma bölgesini terke mecbur olmuþlardýr. Ancak Dersim aþiretlerinin bu baþarýsý Aðrý ayaklanmasýnýn yenilgisini önleye-

Leninist Iþýk

13

3Kavganýn Ýçinden... "BU KEZ BAÞARAMADIK AMA MUTLAKA BAÞARACAÐIZ!" Baþlýk olarak aldýðýmýz yukarýdaki sözler Gebze Hapishanesi'ndeki devrimci tutsaklara ait. Hapishaneyi delerek gerçekleþtirmeye çalýþtýklarý özgürlük eyleminin bir hain tarafýndan farkedilmesi ve bu hainin idareye sýðýnarak eylemi ihbar etmesi sonucunda; eylem yarým kaldý. Devrimci tutsaklar ise özgürlüklerini gaspeden burjuva devlete karþý meydan okumaya devam ediyorlar. "Duvarlarýnýzý yýktýk, düzeninizi de yýkacaðýz!" þiarlaryla kavganýn sürdürüldüðünü müjdeliyorlar. Sýnýf kavgasýnda devrimciler için yýlgýnlýða ve teslimiyete yer olmadýðýný bu tavýrlarýyla bir kez daha kanýtlýyorlar. TC burjuva diktatörlüðünün özgürlüklerini gaspettiði, esir alarak zindan duvarlarýnýn arkasýna hapis ettiði devrimci tutsaklarý içerde teslim alma ve devrimci kimliklerinden, kiþiliklerinden, amaçlarýndan, devrimci etkinliklerinden arýndýrmak için yürüttüðü politik ve fiili saldýrýlarýný artýrdýðý, bunun bir sonucu Ulucanlar Hapishanesi'nde 10 kararlý-militan devrimciyi katlettiði ve bu yolla tüm devrimci tutsaklara gözdaðý vermeye çalýþtýðý bir süreçte, devrimci tutsaklarýn Gebze Zindaný'ndan düþmana yönelttikleri "Özgürlük Eylemi" saldýrýsýný selamlýyor ve destekliyoruz. Bu eylemi gerçekleþtiren ve sahiplenen tutusaklar kamuoyuna dönük yap-

týklarý açýklamalarýnda: "Özgürlük sevdamýzýn kaynaðý, zulme, haksýzlýða ve her türlü sömürüye karþý devrim ve sosyalizm uðruna zindan duvarlarýnýn dýþýnda, halklarýmýzýn baðrýnda mücadele etme azmimizdir. Hiçbir güç, bu azmimizi özgürlük tutkumuzu yenemez!" diye haykýrmýþlardýr. Bu eylem ve haykýrýþ devrimci tutsaklarý esir almakla yetinmeyip bir de teslim alabileceði hulyalarýna kapýlan düþmanýn suratýnda okkalý bir þamar gibi patlamýþtýr. Devrimci dayanýþmanýn, özveri ve kararlýlýðýn en güzel örneklerinden olan, Gebze devrimci tutsaklarýnýn "özgürlük eylemi" mücadele azmimize, kararlýlýðýmýza, devrim ve sosyalizm davasýna olan inancýmýza daha bir güç katmýþtýr. Devrimci kararlýlýk ve savaþ iradesi sonucu düþmanýn daha bir çok zindaný geçmiþte olduðu gibi, gelecekte de devrimci tutsaklarýn "özgürlük eylemlerine" tanýk olacaktýr. Hiç bir güç ve hainlik buna engel olamayacaktýr. Kahrolsun teslimiyet ve ihanet! Devrim davasýna ihanet cezasýz kalmayacak! Zindanlarý yýkacaðýz! Tüm tutsaklara özgürlük savaþan iþçilerle gelecek!

Devrimci Parti Güçleri'nden Leninist Devrimciler


12

Kasým 1999

kýsým yanlýþ ve doðrularýn içiçe geçmiþliði; Proleter Doðrultu'nun bize en iyi ihtimalle politik öngörüsüzlüðüne; ya da Proleter Doðrultu'nun ilkeli, devrimci siyaseti PKK kuyrukçuluðuna ve oportünizmine kurban ettiði sonucuna götürüyor. Benzer yaklaþýmlarla hareket eden Atýlým gazetesinin de PKK'deki reformist geliþmeleri "beklenenden çok hýzlý" bulmasýna neden olan da ayný öngörüsüzlük ve ayný siyaset yapýþ tarzýdýr. Atýlým gazetesi PKK önderliðinde gerçekleþtirilen Kürt Ulusal Mücadelesi'ne bakýþýnda da; onunla iliþkilerinde de "kuyrukçu" "temkinli", ortayolcu bir tutum izledi. '93 yýlýndan bu yana adým adým ilerlenen reformizm/pasifizm bataðýný ancak PKK bataðýn içinden O'na ve diðer tüm devrimcilere el uzattýðýnda farketti ya da bataðýn içine girinceye kadar iyi niyeti ile "devrimci dayanýþma" adý altýnda PKK'nin reformist politikalarýyla "dayanýþtý"; Devrimci, ilkeli siyasetin gereði olarak ayrýþma ve dayanýþma noktalarýný netleþtirip tutum alamanýnýn sonucu ise "tapýnma" oldu. PKK Genel Sekreteri A. Öclan'nýn esir alýnmasý ile PKK'nin diplomatik, reformist çözüm yönelimlerinin daha gözle görülür hale geldiði günlerde Atýlým "Açýða çýkan veriler daha çok gösterdi ki, faþist rejim, bütün reformcu yollarý kapatarak, reformcu, parlementerist oportünizmin hayallerini darmadaðan etti. Bütün emperyalist ve faþist kuþatmaya raðmen ulusal kurtuluþ mücadelesinin zemini deðiþik alan ve yönlerden devrimci imkanlara kavuþmuþtur." dedikten sonra Ortadoðu Kürdistan ve Avrupa'da ortaya konan devrimci, "anti-emperyalist, ilerici ve anti-faþist" gösterileri veri alarak devam ediyor; "Bütün bu veriler, ulusal kurtuluþçu devrimin savaþ yeteneðini arttýran ve devrimci zeminini geniþleten esaslý dinamiklerdir. PKK 6. Kongresi'nin de bütün Kürt reformcularýnýn baskýlarýna raðmen bu olgularý tahlil ederek, devrimci savaþ çaðrýlarý yapmasý, ulusal kurtuluþçu devrimin, devrimci yolda yürümesinin güvencelerinden biri oluyor." ( 13 Mart '99. Atýlým Baþyazý) PKK'nin "diplomasiye" "siyasal çözüm"e ve "barýþ"a her dönemkinden daha fazla bel baðladýðý bu süreçte böylesi deðerlendirme yapanlarýn, PKK'nin tasfiye ile yüz yüze gelmesinde yaþadýðý þaþkýnlýðý anlamak zor olmasa gerek. Nitekim 17 Temmuz '99'da ayný köþede;"Kürdistan ulusal kurtuluþ mücadelesi 'ben akan kanýn durmasýný istiyorum' diyor. 'Barýþ için her türlü fedekarlýðý yapmaya hazýrým' teminatý veriyor. A. Öcalan aralýksýz olarak 'Barýþ için yaþamalýyým' demeçleri veriyor. Ama sömürgecilik de bütün tarih boyunca sürdürdüðü,

fakat her geçen gün yoðunlaþtýrarak boyutlandýrdýðý þiddet ve imha politikasýnda ýsrar ve inatla direniyor." (17 .7.'99-Brayeti) diyor ve A.Öcalan'ýn ortaya koyduðu pazarlýk çýtasýný kapsam ve içerik bakýmýndan liberal/reformist önerilerle eleþtiriyor. Bu iki tutum, deðerlendirme arasýnda geçen zaman 4 aydýr ve bu süre, bu siyasal deðiþimi açýklamak için oldukça kýsa bir zaman dilimidir. Bütün bu geliþmelere, deðerlendirmelere raðmen PKK'ye tutum alma noktasýnda süreç boyunca "ayak sürüyen" Atýlým, 30 Ekim '99 tarihli sayýsýnda "Devletle kucaklaþmaya koþarken Devrimciler Düþman Ýlan Ediliyor" baþlýklý yazýsýnda tutumunu netleþtirse de PKK'nin siyasal sürecini hala politik bir analize tabi tutamamýþtýr. Ýmralý'yý milad alan reformizm tesbitinin sonu geliþmeleri "beklenenden hýzlý, ilginç ve tehlikeli öðeler" olarak deðerlendirmek oluyor. PKK'nin tasfiyesinin kendinden öte yaratacaðý politik sonuçlarýnýn farkýnda olan Atýlým'a düþen bu süreci; Ýmralý'dan baþlatmak gibi "kolaycý" bir yöntemi seçmek deðil; PKK hareketini, ve Onu tasfiyecilikle buluþturan bu süreci ve kendi tutumlarýný politik bir analize tabi tutmak olmalýdýr. Önderlik; iddiasýnýn karþýlýðý dünün muhasebesinde; yarýnýn politik öngörüsünde somutlanýr. Bu sorumluluðu yerine germeyenlerin sonu ise iddialarýndan baðýmsýz "öncülük" deðil "artçýlýk" olacaktýr. Türkiye ve Kürdistan topraklarýnýn devrim topraðý özelliði taþýdýðý ; Kürdistan'da 15 yýl önce yakýlan ateþin; bugün gelinen aþamada TC burjuva diktatörlüðü; liberal/reformist ahmaklarýn ve bu ateþi bizzat yakan PKK önderliðinin elbirliði ile söndürme uðraþlarýnýn, 15 yýllýk savaþýn yarattýðý siyasallaþma/militanlaþma ve yüzyýllara varan esaretin kinini bir çýrpýda silemeyeceði bugün için kendine PKK/Devrimci Çizgi Savaþçýlarý diyen bir grubun, yayýnladýklarý bildiri ile de ortaya çýkmýþtýr. Bu grup A. Öcalan ve PKK Baþkanlýk Konseyi'nin izledikleri teslimiyetçi tutumu "PKK ve Kürt halký bu utancý asla kabul etmeyecektir" diyerek karþýlamýþ ve isyan bayraðýný açmýþtýr. Sonuçlarýndan ve etkisinden baðýmsýz bu çýkýþýn anlamlý, önemli ve devrimci olduðu açýktýr. Bu grubu selamlýyor, Kürt devrimci dinamðinin tasfiyesine set çekmesini, bu dinamiðin tutuþturduðu özgürlük ateþinin söndürülmesine engel olmasýný diliyoruz. Kürdistan'da öncülük görevi þimdi Kürt komünistlerinindir. Yaþasýn Türkiye'li ve Kürdistan'lý Komünistlerin Komünist Enternasyonal Birliði! Biji serhildan, özgür Kürdistan!

Leninist Iþýk memiþtir. Aðrý (Zeylan) Ayaklanmasýyla, Kürt ayaklanmalarýnýn bir raundu bitmiþtir. Kürdistan devrimi, Kürt kurtuluþ fikri bitmemiþtir. Bu ancak Kürtlerin uzun yürüyüþünün belli bir adýmýný oluþturmaktadýr. Tarih, Leninist devrimciler için olaylarýn bilgisine sahip olma, yad etme ya da lanetleme verileri deðil; devrimci muhasebe için, kendi geçmiþimizi anlayarak, gelecek inþaa faaliyeti de gereklidir. Onun için herþeyi kendinden baþlatanýn geleceði de olmayacaktýr. Aðrý Ayaklanmasý'nda da Türkiyeli Komünistlerin ve dünya devrim kurmayý olarak kurulan Komünist Enternasyonal'in 1930'lardaki ibretlik durumlarý; ancak ve ancak Komünistlerin kendi ilkelerine sýrt dönmeleriyle açýklanabilir. Komünist Enternasyonal'in 1928 proðramýyla tescillenen geriye düþüþü, pratik olarakta Aðrý isyanýnda kýsmen de olsa kanýtlanmýþtýr. TKP'nin Ýstanbul Ýl Komitesi'nin haftalýk yayýn organý Kýzýl Ýstanbul'un 10 Temmuz 1930'da yayýnlanan ilk sayýsýnda, Ahmet imzasýyla yayýnlanan yazýda Aðrý Ayaklanmasýnýn deðerlendirilmesi; uluslarýn kendi kaderini tayin hakký ilkelerinin ayaklar altýna alýnmasýnýn yanýnda; komünistlerin burjuvaziyle aðýz birliði ederek "gerici, emperyalizmin oyuncaðý " olarak gösterilmesi "özrü kabahatinden büyük " deðimini hatýrlatmaktadýr. "Vilayat-ý Þarkiyenin iktisaden geri kalýþý ve sanayinin hemen hemen olmayýþý yüzünden Kürt fukarasýnýn her zaman ordaki irticaýn, hilafetçiliðin ve emperyalizmin tesiri altýnda kalmýþ olduklarýný biliyoruz. Bu gün de, Kürt fukarasý kendi menfaiinin aleyhine mürtecilerin maþasý rolünü oynamaktadýr."(Kýzýl Ýstanbul, Sosyalizm ve top. müc Ans. C:6 Ekler S: 446) Türkiye'li Komünistler böyle deðerlendiriyor; peki Komintern olayý nasýl deðerlendiriyor? Þimdiki alýntý ise bu ibretlik durumu ve Komünist Enternasyonal'in siyasal sürekliliðinin nasýl kýrýlmaya uðradýðýný göstermektedir. Komüntern'in yayýn organý ÝnternationalePress Korrespondenz'in 5 Aðustos 1930'daki 65. Sayýsýnda

9

Kürdistan'daki olaylar Londra'dan M.L imzasýyla çýkan yazýda þöyle deðerlendiriliyor; "Ýngiltere ve Irak arasýnda yeni imzalanan ve Ýngliz Emperyalizmin Sovyetler Birliði'ne karþý bir aracýdan baþka bir þey olmayan antlaþmayla, Ýngiltere'nin Ön Asya'daki savaþ hazýrlýklarý hiç bir þekilde son bulmuþ deðildir. Aslýnda dikkati, Kürtlerin yaþadýðý ve basýnýn haklarýnda isyan ve ayaklanma haberleri verdiði bölgelere yöneltmek gerekiyor. Tükiye'de ve Ýran'da patlak veren ve Kuzey Irak'ta Musul bölgesinde bile "Kürdistan'a Özgürlük" sloganý altýnda çýkma eðilimi gösteren bu ayaklanmalar, Ýngiltere tarafýndan kýþkýrtýlmýþ, silahlandýrýlmýþ ve finanse edilmiþtir. Amaç, Türkiye, Ýran, Irak ve Sovyetler Birliði arasýnda, tamamen Ýngiliz nüfuzu altýnda bulunan ve Sovyetler Birliði'ne karþý askeri bir üs görevini yerine getiren tampon bir devlet kurulmasýdýr." (S. ve Top. Müc. Ans. C:6 S:447) Sanki yazýlanlar Komüntern'in yayýnýndan deðil de o zamanýn Türkiye'sinde yayýnlanan "Vakýf" gazetesinden alýnmýþ gibi! Þu garabete bakýn ki; yeni kurulan TC'nin onun egemenlik sistemi, ayaklanmanýn mürteci, feodal ve Ýnglizlerin tahribiyle ve planlamasýyla çýkan bir ayaklanma olduðunu iddia etmesi ve propagandayý böyle yapmasý anlaþýlabilir. Fakat Kominter'in tutumu, bolþevizmi içselleþtirmeden, Komüntern'in örgütse ve siyasal sürekliliðinin koptuðunu anlamadan anlaþýlamaz. Aðrý Ayaklanmasý bastýrýldýktan sonra TC'yi öven gazetelerde çýkan bir karikatürün konu edindiði, bir mezar taþýnda "Mukayyel Kürdistan burada meftundur Aðrý" yazýsýnda belirlen yenilen Kürdistan devrimlerini; gerici, feodal ekaliyetlerin kýþkýrtmasý, Ýngliz oyunu olarak gören o dönem komünistlerin sorumluluklarý bu gün bizlerin ayaklarýna dolanmaktadýr. Bu ayakbaðlarýný kopararak ileri çýkmak ise ancak geçmiþimizi anlamakla mümkün. Bizse geçmiþimizi hoþluk olsun diye anlamaya deðil, geleceði kazanmada bir silah haline getirmeye çalýþýyoruz.


10

Kasým 1999

PKK KOÞAR ADIM TESLÝMÝYETE GÝDÝYOR DEVRÝMCÝ TUTUM AYRIÞMA VE ÖZGÜR KÜRDÝSTAN HEDEFÝNDE ISRARDIR! 84'den bu yana Kürt ulusal mücadelesine önderlik eden PKK'nin '93 yýlýndan itibaren ateþkes süreçleri ile birlikte "barýþ", "siyasal çözüm" vb. yönelimlerle baþlattýðý reformizme evrilme sürecini gelinen noktada "reformizme gömülme" olarak tarif etmiþ, yazmýþtýk. Bu yolda uygun adýmlarla ilerleyen PKK hareketi bununla da yetinmeyerek, TC ile girdiði gerileme sýnýrýnýn olmadýðý iliþkilerine paralel olarak karþý devrimci bir çizgiye doðru adýmlarýný sýklaþtýrmaktadýr. Bugün gelinen aþamada devrimci siyaset zemininde kendini vareden herkesçe kabullenilen bu gerçeklik; gerek proletaryaya ve ulusal hareketlere önderlik etme misyonu olan devrimcilerin bu misyona denk bir tutumu zamanýnda ortaya koyamamalarý, gerekse de PKK'nin tasfiyesinin kendinden öte yaratacaðý polik sonuçlar açýsýndan incelenmeyi, irdelenmeyi hakediyor. Gericilik döneminin damgasýný vurduðu bu politik süreç sýnýf savaþý zemininde iddialarý olan her devrimci yapýyý bu göreve davet ediyor. PKK'nin içine girdiði bu süreci anlayabilmek için, öncelikle Kürt Ulusal Mücadelesi verilen bu süreçte dünyada ve Türkiye'deki siyasal geliþmeleri kavramak ve bunun ýþýðýnda deðerlendirmek gerekir. Önceki yayýnlarýmýzda da belirttiðimiz gibi PKK, dünyada sýnýf mücadelesi ve devrimci mücadeleye önderlik edebilecek devrimci bir enternasyonalin yokluðu koþullarýnda geliþmiþ, sosyalizmin dünya çapýnda prestij kaybettiði; Türkiye'de yine onun bir yansýmasý olarak sýnýf hareketi ve devrimci hareketin gündeme ve sürece müdahale etmekten oldukça uzak, ideolojik-teorik kafa karýþýklýðý ve daðýnýklýk içerisinde bulunduðu bir dönemde; yüzyýllardýr baský ve sömürü altýnda tutulan bir ulusun kurtuluþu yolunda mücadeleye baþlamýþ, baðýmsýz Kürdistan hedefiyle kürt ulusunu savaþa çaðýrmýþtýr. Yukarýda da deðindimiz konjonktürel yapý içerisinde PKK'nin devrimci bir çizgi ile sömürgeci Türk burjuvazisine karþý açtýðý bayrak, emperyalizmin zayýf halkasý konumunda olan Türkiye ve Ortadoðu'da kýsa zamanda ordusu ve kitlesiyle PKK'nin ciddi politik bir güç olmasý sonucunu getirmiþtir. Bundan dolayý PKK, gerek TC burjuva diktatörlüðü, gerekse de bölgede emelleri olan diðer emperyalistlerce baþlý baþýna bir siyasal etken olarak anýlýr hale gelmiþtir. Çýkýþý itibarýyla ulusal devrimci bir çýkýþla mücadele yürüten, kürt emekçi

sýnýflarý ve gençliðinin yýllarýn ezilmiþliðine dayanan, ulusal kinden beslenen dinamizmini de arkasýna alarak politik bir güç haline gelen PKK; savaþým içinde sözkonusu nesnel süreçlerin zorluðunun basýncýyla sýnýfsal bileþimine kürt buruvazisinin de eklenmesi ile ideolojik ve siyasal olarak týkanýklýkla karþý karþýya kalmýþ, bu týkanýklýk ise hareketi öz güçlerinden öte güçlerle siyaset yapma -diplomatik giriþimler ve reformist politikalarla- "Barýþ", "siyasal çözüm" vb. politikalarla buluþturmuþtur. Bu durumu '96' da þöyle tanýmlamýþtýk: "Nesnel koþullardan çok PKK'nin stratejisinden ve hareketin sýnýfsal bileþiminden kaynaklanan nedenlerden ötürü, bu hareket belli bir týkanýklýk noktasýna gelmiþtir. Bu nokta da, gerek bölgedeki devletlerin, gerek emperyalist odaklarýn gerekse de kendi baðrýnda taþýdýðý mülk sahibi sýnýf temsilcilerinin basýncýyla PKK'nin kendisiyle de sýnýrlý olmayan Kürt hareketi ehlileþtirmek ve farklý siyasal amaçlara çekilmek üzere yoðun bir basýnç altýndadýr. Bu çok yönlü basýnç altýnda Kürt hareketi ulusal-devrimci zeminden uzaklaþma eðilimindedir. Bu doðrultuda gerek Türk solunun liberal kanatlarýnýn, gerekse de liberal Kürt akýmlarýnýn ayrý bir gayreti vardýr. Bu geliþmeler de komünistlerin Kürt hareketi karþýsýndaki yükümlülüklerini arttýran, ödevlerini ivedileþtiren etkenlerdir." (Komünistler Ne için Nasýl Mücadele Etmeli? Tohum yay. Sy: 30) Kürt hareketine karþý Türkiye devrimci hareketinin tutumunu ise bilinen iki kelime ile tanýmlamak mümkündür: "Tapýnma ve tepinme". Baþta kemalizmin etkisinden kurtulamamýþ olan Türkiye devrimci hareketi PKK'nin yürüttüðü kürt ulusal mücadelesine karþý Misak-ý Millici bir bakýþla hareket etmiþtir. PKK'nin bir güç olmasýyla birlikte ise Türkiye Devrimci Hareketi "güce tapýnma" dürtüsüyle hareket ederek; PKK'nin politik savrulmalarýný gözardý ederek kuyrukçu bir tutum içine girmiþtir. Bu ise niyetten baðýmsýz PKK'nin reformist/pasifist politikalarýný beslemiþ; ona yöneliminde cesaret vermiþ, bilinen sona katký koymuþtur. Gelinen aþamada da Türkiye Devrimci Hareketi birkaç farklý ama esasen birbirine oldukça benzer tutumlarla aþaðýda deðineceðimiz baðýmsýz devrimci politik bir tutumdan uzak þeklinde özetlenecek bir anlayýþ ortaya koymuþtur. Kimileri PKK'nin devrimci bir çizgiden uzaklaþmasýný eleþtirirken bu sonuç-

Leninist Iþýk tan "çýkarcý" bir anlayýþla, beklentilere girerek "birleþik devrim" vb. argumanlar eþliðinde sorumluluðunun üzerinden atlarken; kimileri ise bir süreden beri izledikleri PKK kuyrukçusu siyasetin sonucu olarak PKK'nin reformist politikalarýný bir dönem görmezlikten gelme/ve ya görmeme ile muzdarip olmuþ, bugün ise önderlik iddialarý ile denk düþmeyecek bir þekilde PKK'nin reformizme gömülüþünü "baþ döndürücü bir hýzda"ki bir geliþme olarak tarif ederek, dünden bugüne uzanan politik öngörüsüzlüðünü ve ortayolcu tutumlarýný itiraf etmektedirler. Bu son tutuma örnek teþkil edecek iki yayýnýn Proleter doðrultu ve Atýlým- görüþleri üzerinde durmak; þu ana kadar deðindiðimiz Türkiye Devrimci Hareketine iliþkin kimi zaaf ve gerçeklikleri açýmlamak açýsýndan anlamlý olacaktýr. Proleter Doðrultu'da yaklaþýk bir yýl önce kaleme alýnmýþ "Savaþ Gerçeði ve Devrimci Hareket" adlý yazý Türkiye Devrimci Hareketi'nin kemalizme bulaþýklýðýný ve daha önce niyetten baðýmsýz PKK reformizmine nasýl "katký" konulduðunu örneklemek açýsýndan oldukça uygundur. Yazý; "Kürdistan'da süren savaþýn MarksistLeninist savaþ öðretisi ve kavramlarýyla analiz ve açýklanmasý yolundaki çabalarýn böylesine az ve yetersiz" olmasý "ihtiyacý ile kaleme alýnmýþ." Yazý kendi içinde bir analiz yapsa da bu analizlerin Marksizm-Leninizm'e uygunluðu tartýþmalýdýr. PKK'nin sürecini yukarýda aktarýrken Türkiye Devrimci Hareketi'nin dönem dönem farklý noktalarda da olsa kemalizme bulaþýklýðýndan sözetmiþtik. Proleter Doðrultu Kürdistan Ulusal Mücadelesi'ni konu edindiði bu yazýda; Kürdistan'ýn sömürgeleþtirildiði , kemalistlerin önderliðinde gerçekleþen "Kurtuluþ Savaþý'ný" kutsamakta sakýnca görmüyor. "Türk ulusal burjuvazi önderliðindeki Anadolu Ulusal Kurtuluþ Mücadeleisi ilerici, anti emperyalist bir harekettir. Hiç kuþkusuz Türk uluslaþmasýnýn da ileri düzeyidir. Fakat Anadolu Ulusal Kurtuluþ Hareketi'ne önderlik eden Türk ulusal burjuvazisi, savaþý ayný zamanda diðer uluslar ve ulusal topluluklara karþý ayrýcalýklar elde etmeye de yöneltmiþtir. Bu, Anadolu UlusalKurtuluþ Hareketi'nin ilericiliðinin sýnýrlarýndan birisidir." "Cumhuriyet tarihine çok genel hatlarýyla baktýðýmýzda Türk iþçi sýnýfý ve emekçi yýðýnlar bakýmýndan özgün, çarpýcý bir gerçekle karþý karþýya geliriz. Ýþçi sýnýfý ve emekçi yýðýnlar, emperyalizme ve Yunan iþgallerine karþý yürütülen ulusal kurtuluþ mücadelesinden baþlayarak Türk burjuvazisine yedeklenmiþlerdir." (Proleter Doðrultu, Eylül 1998) Proleter Doðrultu bir taraftan "Kurtuluþ

11

Savaþý"ný "ilerici, anti-emperyalist" olarak tanýmlarken diðer taraftan da bu savaþýn "kimi ulus ve ulus topluluklarý" ve "iþçi ve emekçi yýðýnlarýn" çýkarlarý sözkonusu olduðunda gerici yönünü ortaya çýkarmaya çalýþýyor. Þimdi Proleter Doðrultu'ya sormak gerekir; uluslarýn özgürleþmesine ve proleteryanýn çýkarlarýna karþý olan bir savaþý "ilerici" yapan nedir? Burada "Türk ulusunun kurtuluþ mücadelesidir," demek sorunu çözmeyecektir. Çünkü bilinen gerçeklik Osmanlý'da da TC'de de egemen ulusu Türkler temsil etmektedirler. Dolayýsýyla Anadolu halkýnýn iþgaller karþýsýnda kýsmi savaþým mücadelelerini saymaz isek burada ezilen konumdaki bir ulusun özgürlük mücadelesinden de sözedemeyiz. "Kurtuluþ Savaþý"nýn "anti-emperyalist" niteliðine gelecek olursak; öncelikle bu kavramý açmamýz gerekecektir. Egemen eðilim ve politikalar anti-emperyalizmi adeta anti-kapitalizmin bir alternatifi olarak görmektedir. Oysa çok net olan ise antiemperyalist olmanýn ilk koþulu anti- kapitalist olmak, kapitalizme karþý savaþmaktýr. Bu ölçü çerçevesinde bakacak olursak ne kemalizmin ne de "Kurtuluþ Savaþý"nýn ilericilikle, anti-emperyalizme bir ilgisi yoktur. Yazýnýn ilerleyen kýsýmlarý ise devrimci hareketin niyetten baðýmsýz PKK'nin reformist/pasifist manevralarýna nasýl katký koyduðunu gözler önüne seriyor. Zira Proleter Doðrultu burada "kraldan kralcý" bir tutumla, belki iyi niyet belki politik öngörüsüzlükten dolayý "barýþ", "siyasal çözüm" vb. söylemlere destek olarak; sorumluluðunun gereðini yerine getiremiyor, ayný zamanda da devrimcileri eleþtirmekte sakýnca görmüyor. "Devrimci örgütler, barýþ talebinde sorunu ciddi bir incelemeye tabi tutmaksýzýn, faþizmle uzlaþma ve oportünizm görüyorlar. Bilumum reformistlerin barýþ talebini sahiplenmeleri de bu durumu besliyor." (agy) dedikten sonra adeta "taktik te", "argumanlar da" istenen içerikte tanýmlanýyor ve "savaþýn taraflarýndan birisinin þu veya bu ölçüde veya bütünüyle amacýna ulaþmasýyla, yada en azýndan savaþan taraflardan birisinin savaþ iradesinin kýrýlmasý" olarak tanýmlýyor barýþ koþullarýný... Bu tutumu ile ise bir taþla iki kuþ vuruyor. Bir taraftan "þu veya bu ölçüde amacýna ulaþmak" diyerek PKK'nin gerici/reformist politikalarýna çanak tutup, ortayolcu bir tutum benimserken; diðer taraftan da adýna "barýþ" denen uzlaþma çizgisini adeta "zafer" olarak tanýmlayarak kuyrukçu ve tapýnmacý politikalarýna haklýlýk kazandýrmaya çalýþýyor: "Kalýcý, adil ve demokratik bir barýþ Kürt ulusunun özgürlüðü ve eþitliði ile saðlanabilir ki, bu, MGK rejiminin yenilgisiyle elde edilebilir." (Agy) Yazýnýn bütününün içinde; gözlemlenen bir


LI9