Issuu on Google+

24

Kasým - Aralýk 2002 ÞANLI EKÝM DEVRÝMÝ 85. YILINDA DA YOLUMUZA IÞIK TUTUYOR !

Komünist Devrim Hareketi/Leninist Merkez Yayýn Organý Kasým-Aralýk 2002 Sayý: 39 F: 1 Milyon TL

SERMAYE DÝKTATÖRLÜÐÜNÜN SEÇÝM ZAFERÝ OLASI GELÝÞMELER VE DEVRÝMCÝ GÖREVLER undan tam 85 yýl önce, 1917’de dünya B proletaryasý, Paris Komünü’nden sonra bir defa daha gördü ki baðýmsýz siyasetini, politik taleplerini

yaratabilir ve onun etrafýnda örgütlenebilirse kendi iktidarýný, savaþsýz, sýnýrsýz, sýnýfsýz bir dünyayý yaratmasý mümkün hale gelebilirdi. Rus proletaryasý altýnda yaþadýðý baský açlýk ve zorbalýk koþullarýna, ulusal-sýnýfsal zulme daha fazla boyun eðmeyerek, önce Þubat devrimiyle Çarlýk despotizmini yok etti, sonra kendi baðýmsýz siyasetinin taþýyýcýsý Bolþevik parti saflarýnda örgütlenerek þanlý Ekim devrimini yarattý. Savaþ koþullarýnda ekmeðin karneye baðlanmasý üzerine baþlayan ayaklanmalar, çarlýðýn yýkýlmasý ve iþçi sýnýfýnýn öz örgütlenmeleri olan sovyetlerin kurulmasýyla karakterize oldu. Bundan sonra “hukuki” bir hükümet (Kremlin hükümeti) ve fiili bir hükümet (sovyet) ile bir müddet yoluna devam eden rus proletaryasý, kendi ekonomik ve sosyal hayatýný sovyetler yoluyla düzenleyebildiðini, yasalar çýkarýp, üretim yapabildiðini görünce bu ikiliðe son vermeye karar verdi. Proletaryanýn bu

kararlýlýða ulaþma süreci ile onun komünist temsilcisi olan Bolþevik Partisinin Rusya’nýn en güçlü iþçi partisi haline gelmesi parelellik arz eder. Zira sovyetler içersinde örgütlü diðer partiler proletaryanýn iktidarý almak yerine tüm egemenlik haklarýný tamamen burjuvaziye ya da küçük burjuvaziye teslim etmeye çalýþýyorlardý. Ancak kararlý bir militan faaliyet ve düþman karþýsýnda uzlaþmaz bir mücadele hattý izleyen Bolþevik parti, proletaryanýn en önde gelen kesimlerini etkilemeyi baþardý ve onlarla birlikte iktidarý ele geçirerek, devam etmekte olan 1. Emperyalist Paylaþým Savaþýný durdurdu. Bugün Emperyalist savaþý durdurmak isteyenlere bunun tek yolunun kendi egemen sýnýfýna karþý uzlaþmaz bir mücadele vermek olduðunu kanýtlayan Ekim devriminin 85.yýlýný selamlýyoruz. Ve Marksizmin-Leninizmin ýþýðýnda yürümeye devam ediyoruz.

19 ARALIK DÝRENÝÞ SAVAÞININ 2. YILDÖNÜMÜ

Aralýk 2000’ de TC kapitalist diktatörlüðü tüm kýyýcýlýðýný ve kan 1 9 dökme maharetini sergileyerek devrimci

tutsaklarýn hapishanelerdeki örgütlü komün yaþamýna saldýrmýþ, F tipi hücreleri devlet terörü eþliðinde gerçekleþtirdiði katliam sonucunda zorla hayata geçirmiþtir. Onlarca tabur jandarma komandosu, kimyasal bomba ve gazlar kullanarak 8,335 kiþilik burjuva ordusu ile girdiði koðuþlarda devrimci tutsaklarýn direniþiyle karþýlaþan düþman, medyadaki kalem uþaklarýnýn da hizmetiyle, demagojik saldýrýlarýnýn da desteðiyle devrimci-komünist tutsaklarýn ölümüne gerçekleþtirdikleri direniþ savaþýný altetmeye çalýþmýþtýr. Düzen güçlerinin bu topyekün saldýrýsý karþýsýnda, devrimci-komünist tutsaklar kararlý direniþleriyle savunduklarý koðuþlardan iþkence ve zulüm eþliðinde sökülüp atýlmýþ, ancak devrimci örgütlülük ve irade sonucunda; gerek koðuþ barikatlarýnda, gerek F tiplerinde, gerekse

de “ölüm orucunu” bitirme ve zorla tedavi saldýrýlarýnda devrimci mücadele ve direniþ bayraðýný sarsýlmaz bir inanç ve kararlýlýkla dalgalandýrmýþlardýr. Zindan direniþinde teslimiyet dayatmasý karþýsýnda bedenini ölüme yatýran ve ölümsüzleþen 103 devrimci-komünistin anýsý önünde saygýyla eðiliyor; kavgalarýný kavgamýzda yaþatýyoruz. Sýnýf mücadelesinde ve düþman saldýrýlarý karþýsýnda onlarýn ortaya koyduklarý devrimci militan tutumu sahipleniyoruz. Kaybedilen mevzilerin kazanýlmasý ve korunabilmesi de zindandaki mücadelelerin en keskini ve kapsamlýsý olan 19 Aralýk direniþ savaþýnýn derslerini donanmakla, politik kazanýmlarýný sahiplenmekle mümkün olacaktýr. Yaþasýn 19 Aralýk Hapishane Direniþ Savaþý ! Katil Devlet Hesap Verecek ! Devrimci Tutsaklara Özgürlük Savaþan Ýþçilerle Gelecek !

DEVRÝMCÝ ÝRADE TESLÝM ALINAMAZ !

Seçimin Galibi Sermaye Diktatörlüðüdür! 3 Kasým erken genel seçimleri bazý ufak ayrýntýlar dýþýnda TC sermaye diktatörlüðünün ihtiyaç ve hedefleri doðrultusunda sonuçlandý. Geçmiþ seçimlere göre daha çok burjuva ve sol liberal partinin katýldýðý bu erken genel seçimin sonucunda sadece iki burjuva parti parlamentoya girebildi. 41 milyon seçmenden sadece 10 milyon 500 bininin oyunu alabilen AKP tek baþýna hükümet kurabilecek orandan fazla milletvekili çýkardý. Seçim yarýþýnýn birinci partisi AKP’ye oy veren seçmen kadar seçmen ise; öfke, tepki, küskünlük, edilgenlik ve benzeri nedenlerle sandýða gitmedi. Bu önemli durumu bilinçli bir tercih sanmak ve devrimci gruplarýn boykot çaðrýlarýna baðlamak doðru deðildir. Bunu örgütsüz ve öncüsüz kitlelerin bilinçsiz ve kendiliðinden bir tutumu olarak algýlamak gerekir. 6 milyon seçmenin oyunu alabilen CHP ise meclise girmeyi baþarabilen tek muhalefet partisi oldu. Diðer burjuva partiler ve sol liberal partilerin seçim bloðu DEHAP ise %10 ülke barajýna takýldý. DEHAP dýþýnda seçime katýlan sol liberal partiler (ÖDP-SÝP/TKP) ise bu yöndeki hummalý çalýþmalarýna, tüm gayret ve heveslerine raðmen ülke barajýnýn kýyýsýna bile yaklaþamadý. Mustafa Suphi TKP’sini istismar ederek, ideolojik-politik-örgütsel alanlarda sulandýrarak, 80 yýldýr varlýðýný sürdüren adýnýn arkasýna saklanarak tek baþýna seçime katýlan SÝP/TKP ve baðýmsýz adaylarla seçime katýlan melez merkezci akýmlar da kayda deðer bir baþarý elde edemediler. Bunlar seçimlerdeki baþarýsýzlýklarýný “asýl amaçlarýnýn parlamentoya girmek deðil, düzeni teþhir etmek olduðuyla, bunu da yaptýklarýyla” açýkladýlar. Sanki “teþhir”yeterliymiþ gibi, sanki “boykot” ekseninde de düzen teþhir edilemezmiþ gibi... Yürürlükteki anti-demokratik, yasakçý seçim yasasý ve sermaye egemenliðinin seçmeni ortaya çýkan sonuçlar yönünde etkilemesi, yönlendirmesi sonucunda CHP dýþýndaki burjuva ve sol liberal partiler parlamento dýþý muhalefetle yetinmeye mecbur edildiler. Bu durum veya AKP’nin seçimin galibi olmasý bazýlarýna sürpriz gelebilir. Ama devrimci komünistler için bu beklenen bir durumdu. Gerek sermaye diktatörlüðünün ihtiyaçlarý, gerek sýnýf bilincinden ve örgütlenmesinden yoksun kitlelerin seçim öncesinde her türlü burjuva propaganda aracý üzerinden bu ihtiyaçlar doðrultusunda yönlendirilmeleri hakkýnda bir fikri ve gözlemi olan herkes, erken genel seçimlerin sonuçlarýný daha seçim yapýlmadan önce görebiliyordu. Ýki, en fazla üç parti dýþýnda kalan partilerin bu “demokratik seçim oyunu”nda oyun dýþý kalacaðýný biliyordu. Çünkü bütün burjuva odaklar, yazýlý ve görsel medya araçlarý ve araþtýrma þirketleri bu sonuçlarýn çýkmasý ve çýkacaðý doðrultusunda ellerinden geleni fazlasýyla yapmýþtýlar. Zira, bu dönemde burjuva iktisadi-siyasi programýn tekleþmesine raðmen; burjuvaziye hizmet etmekte yarýþan burjuva partilerin sayýsý görülmedik derecede artmýþtý.

Bu çeliþkiyi çözmek, seçmen kitlesini belli partiler ekseninde merkezileþtirmek gerekiyordu. Gereken yapýlmýþtýr. Ýþin asýl vahim ve düþündürücü yaný bu seçim oyununu ve seçmenin yoðun bir burjuva ideolojik, politik propaganda bombardýmanýn etki ve baskýsýyla merkezileþtirilerek düzen partileri üzerinden yeniden düzene baðlama saldýrýsýný boþa çýkarabilecek, ezilen-sömürülen kitlelere devrimci-komünist bir seçenek sunabilecek yetenek ve kapasitede bir politikörgütsel odaðýn olmamasýydý. Bu seçim zemininde de komünist siyaset ve parti yoktu. Öncü komünist güçlerin devrimci birlik, parti-program yani önderlik sorununu hala çözememiþ olmasýndan dolayý, kitleler bu seçime de komünist bir siyaset ve öncüden yoksun gitmiþlerdir. Proletaryaya önderlik etmek, TC sermaye iktidarýný proleter bir devrimle devirmek, iþçi-emekçi sovyetler cumhuriyetine yol açmak için mücadele eden devrimci komünistlerin, 3 Kasýmda yapýlan erken genel seçimden çýkarmasý gereken en önemli ve öncelikli politik-örgütsel ders budur. Seçim öncesinde, kamuoyu yoklamalarý adý altýnda burjuva þirketlerin yaptýðý ve yaptýrdýðý bütün anketlerde AKP birinci, CHP ikinci parti olarak gözüküyordu. Belirsiz olan üçüncü bir partinin barajý aþýp aþamayacaðý, sonuçta iki partili bir koalisyon hükümetinin mi çýkacaðý, yoksa tek partili bir hükümetin mi çýkacaðýydý. Bir de, “yeni dünya düzeni”ndeki ve TC’deki “yeniden yapýlanma” burjuva terör ve paylaþým siyaseti doðrultusunda gerçekleþtirilen iktisadi merkezileþmenin maðduru olan kesimlerin desteklediði ve eski “milli görüþçü” kadrolardan oluþan AKP’nin yeterince ehlileþip ehlileþmediði merak konusuydu. Bu önemli noktayý þansa býrakmamak, finans sermayenin ihtiyaçlarý doðrultusunda güvence altýna almak için; burjuva devlet kurumlarý tarafýndan seçim öncesinde gerekenler bir bir yapýldý. AKP ve genel baþkaný Tayyip hakkýnda, burjuva siyasal ihtiyaçlar doðrultusunda “hukuksal” davalar açýldý. AKP genel baþkanýnýn seçime girmesi ve milletvekili seçilmesi “hukuki gerekçelerle” engellenerek, AKP’ye ve kadrolarýna 28 Þubat kararlarý doðrultusunda

Bu Sayýmýzda Seçim Sonuçlarý, Önümüzdeki Dönem ........ 5 Emperyalizm ve Küreselleþme ..................... 8 Emperyalist Savaþa Karþý Sýnýf Savaþý ...... 13 Marks’tan Lenin’e Komünist Örgütlenme 12 Pörsütülen Kavramlardan ......................... 15 6 Kasým YÖK Pretestosu ............................ 18 Katledilen Bir Yayýnevi Emekçisi .............. 19 1 Aralýk Mitingi Deðerlendirmeleri ..... 20-22 Kavganýn Ýçinden Seçim Faaliyetleri ......... 23


2

Leninist Iþýk

Kasým - Aralýk 2002

ehlileþmeleri yönünde gereken mesajlar verildi. “Halkçý, devletçi, CHP”ye ise; sermayenin has uþaðý, özelleþtirmeci, liberal Kemal Derviþ aþýsýyla “balans ayarý” yapýldý. Burjuva medyada Baykal’ýn deðiþtiði, kavgacý deðil uzlaþmacý, yapýcý bir siyaset izlediði-izleyeceði öne çýkarýldý. Sermaye diktatörlüðünün aç gözlülüðü, aþýrý kâr hýrsý ve kapitalist düzenin varlýðý nedeniyle yaþanan iktisadi-siyasi krizlerin, yoksulluk ve iþsizliðin faturasý koalisyon hükümetine, hükümetteki ve muhalefetteki burjuva partilere çýkarýlarak, seçmenden bunlarýn “cezalandýrýlmasý” istenerek; TC kapitalizmi ve onun en has bekçisi MGK kitleler gözünde yeniden aklandý. 57. Hükümeti oluþturan partiler ve muhalefet partileri günah keçisi ilan edildiler. Bunlar, sermaye iktidarýnýn ihtiyaçlarý doðrultusunda yapýlan gerici reformlar ve yasal düzenlemeler sonucunda mülksüzleþen öfkeli, tepkili ortaküçük burjuvaziye, iþsiz kalan, yoksullaþan iþçi ve emekçilere hedef gösterilerek, AKP ve CHP ise yeni seçenekler olarak sunularak, erken genel seçimlerin sonucu daha baþtan seçmen kitlesine dayatýldý. Devrimci bir örgüt ve bilinçten yoksun kitleler sermayenin ideolojik-politik etki ve baskýsý doðrultusunda sandýða gitti. Hükümet ve muhalefet partilerini meclis dýþýnda býrakarak “cezalandýrdý”! Sermayeye kusursuz uþaklýk etme, iþçi-emekçileri ise gaddarca sömürme, yoksullaþtýrma, savaþa sürme görevini de AKP’ye verdi! Böylece bu erken genel seçimin de sermaye diktatörlüðünün ihtiyaçlarý doðrultusunda bir at deðiþtirmeden öte bir anlamý olmadýðý-olamayacaðý görüldü. Ezilensömürülen kitleler açýsýndan ortaya çýkan durum ise, seçimin sahte bir umut ve geçici bir bekleyiþ yaratmaktan öte bir anlam ifade etmediði-etmeyeceði gerçeðidir. AKP hükümeti döneminde de iktisadi-siyasi baský ve sömürü artarak sürecek ve daha hýzlý yaþama geçirilecektir. Çünkü sermaye diktatörlüðünün ihtiyaçlarý bunu gerektiriyor. Ýçteki-dýþtaki birikmiþ yapýsal sorunlar; savaþ ve alt-emperyalistleþme hevesleri, yeni vurgun ve soygun hesaplarý yeni baskýlarý da kaçýnýlmaz kýlýyor. AKP, sermayenin hizmetinde olduðunu ve deðiþtiðini kanýtlama çabasýyla hem sermayeye uþaklýk etmeye hevesle adaydýr, hem de mecliste bunu gerçekleþtirecek, gerekli yasal düzenlemeleri ve gerici reformlarý hýzla yapabilecek çoðunluða sahiptir. CHP, MGK ve Cumhurbaþkaný üçlüsü ise AKP’nin bu yola sürülmesinin ve bu yolda ilerletilmesinin yegane güvencesidirler. AKP seçimin galibi deðildir! Marksist-Leninist dünya görüþünden, sýnýflar arasýndaki iktidar mücadelesinden habersiz olanlar ve bu gerçekleri kitlelerden gizlemek, onlarý sahte hayallerle uyutmak, baský ve sömürü düzenine razý etmek, bunun bir kader olduðuna inandýrmak için her yola baþvuran burjuvazi ve uþaklarý erken genel seçimlerin galibi olarak AKP’yi ilan ettiler. Daha da ileri giderek, AKP’nin tek baþýna iktidar olduðunu savunmaya ve yaymaya baþladýlar. Erken genel seçim sonucunda AKP’nin seçime katýlan(!) seçmenlerden çoðunun oyunu aldýðý doðrudur. Burjuva parlamentoda tek baþýna hükümet kurmaya yetecek (hatta neredeyse anayasayý deðiþtirebilecek) bir çoðunluk oluþturduðu da doðrudur. Ama seçimin galibi ve iktidar olduðu doðru deðildir. Ýktidar veya hükümet olmak farklý þeylerdir. Kapitalist düzende hükümetin deðiþmesi, iktidarý elinde bulunduran hakim sýnýfa hizmet edecek uþaklarýn deðiþmesi demektir. Bunun yolu da ya darbeden, ya da burjuva seçimlerden vb. yollardan geçer. Bu kýsa açýklamadan sonra seçimin galibinin kim olduðuna geçebiliriz. AKP seçimin galibi deðildir! Çünkü onu bu seçimde öne çýkaran, hükümet olmaya hazýrlayan, kitlelere seçenek olarak sunan sermayedir/burjuvazidir. Çünkü AKP, seçim öncesinde sürekli tekelci-iþbirlikçi burjuvaziye baðlýlýk yeminleri ederek, deðiþtiðini kanýtlamak için ter dökerek; ABD, AB ve IMF’den icazet alarak, 57. Hükümetin uyguladýðý siyasi-ekonomik programa ve IMF ile yapýlan antlaþmalara baðlý kalacaðýna yemin-billah ederek seçim kazanmýþtýr. Bu nedenle seçimin galibi deðildir. Geçmiþ hükümet ortaklarýndan biri olan faþist MHP, deðiþmesini bekleyenlere her fýrsatta deðiþmediðini

söyleyerek, hükümet ortaðý olmuþken; AKP her fýrsatta “deðiþtiðini” söyleyerek, burjuvaziyi ve seçim kitlesini buna ikna ederek hükümet olmayý baþarmýþtýr. Finans sermayeye, onun has ortaðý ve uþaðý MGK’ya secde ederek hükümet olan bir partinin galibiyetinden söz etmek, bunu öne çýkarmak abartýdan, seçimin asýl galibini ve iþçi emekçilerin asýl düþmanýný geri plana itmekten baþka bir þey deðildir. AKP, seçimden birinci parti olarak çýkmasýna, burjuva parlamentoda büyük çoðunluðu ele geçirmesine, tek baþýna hükümet kurmasýna raðmen, TC sermaye diktatörlüðünün emrindedir. Bunu hem seçim öncesinde, hem de seçim zaferinden sonra defalarca ve açýkça tekrarlamýþtýr. Daha hükümeti kurmadan açýkladýðý “Acil Eylem Planý”yla, “Hükümet Programýyla”, alelacele yapmaya çalýþtýðý yasal düzenlemelerle bunu kamuoyuna ilan etmiþtir. O halde erken genel seçimin galibi: Sermaye diktatörlüðüdür! AKP ise; sermaye diktatörlüðünün iþçi-emekçilere, devrimcilere, komünistlere yönelik yeni “haçlý seferlerinde” (zam, zulüm, iþsizleþtirme örgütsüzleþtirme ve sosyal güvenceden yoksun býrakma saldýrýlarýnda) kullanacaðý, gerektiðinde öncekiler gibi (MHP,DSP, ANAP, DYP, FP) dinlenmeye terk edeceði, dinç bir attan, yeni bir kýlýç ve kalkandan baþka bir þey deðildir. Yýllardan sonra tek baþýna hükümet kurmayý baþaran bir burjuva partinin, genel baþkanýnýn seçimlere sokulmamasý, Baþbakan olamadýðý gibi kimi Baþbakan atayacaðýna da karar veremez bir konuma düþürülmesi, sonra da Cumhurbaþkaný ve MGK’nin tercihleri doðrultusunda bir Baþbakanýn atanmasý, seçimin galibinin kim olduðunu göstermeye yetmiyor mu? Ya bu yasaklý, genel baþkanýn sermayenin ihtiyaçlarý ve direktifleri doðrultusunda daha hükümetin kurulmasýný dahi beklemeden AB’ye girme tarihi almak için Avrupa seferine çýkmasýna; AB üyesi ülke yöneticilerine; TC’nin demokratlýðý, insan haklarýna baðlýlýðý üzerine ikna turlarýna baþlamasýna ne demeli? Burjuva düzene uþaklýða bu kadar hevesli olan Tayyip, kendisine bile sudan bahanelerle seçilme hakkýný yasaklayan bir düzenin demokrat, insan haklarýna baðlý olduðunu iddia ettiðine, Avrupalý sýnýf kardeþlerini buna inandýrmaya çalýþtýðýna göre; acaba nasýl bir acizlik, kiþiliksizlik ve onursuzlukla yüz yüzedir? Bu traji-komik olaylarý bir kenara býrakýp bir de atanan Baþbakanýn geçmiþine, kuracaðý hükümetin bakanlar kurulu listesini hazýrlamasýna ve bu süreçte olanlara göz atalým. Tayyip’in Cumhurbaþkanýna sunduðu ve MGK üyelerine de ulaþtýrýlan listeden Abdullah Gül Baþbakanlýða uygun görüldü. Çünkü, ABD’ye yakýnlýðý, geçmiþ ÝKB (Ýslam Kalkýnma Bankasý) memurluðu ve bakanlýk deneyimi, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin madalya kazanmýþ bir üyesi olma özellikleri, anlaþýlan A. Gül’ü diðer adaylardan daha tercih edilir kýlmýþtý. Bu tercih sonucu Dünya Bankasý memuru Kemal Derviþ muhalefete çekiliyor, ÝKB memuru A. Gül ise Baþbakan oluyordu. Atanan Baþbakanýn “devlet erkaný”nýn tüm hassasiyetlerini (siz uyarý ve tehdit diye okuyun) gözeterek oluþturduðu Bakanlar Kurulu listesi, Cumhurbaþkaný tarafýndan yine de olduðu gibi kabul görmedi. Bazý bakanlýklar arasýnda kaydýrmalar yapýlmasý dayatýldý. Gül’de paþa paþa bunu kabul etti. Çünkü, devletle “çatýþmaktan” deðil, “barýþmaktan” yanaydý. Devlet gücünün Cumhurbaþkaný ve MGK’nýn arkasýnda olduðunu, gerek 28 Þubat Darbesi günlerinden, gerek yeni deneyimlerden iyice bilince çýkaran AKP ve Baþbakan Gül artýk hadlerini biliyorlar. Tek baþlarýna hükümet kurabilecek bir parlamento çoðunluðuna sahip olmalarýna raðmen: “artýk güç bende!” demekten köþe bucak kaçýyorlar. Finans sermayenin ve MGK’nin gözde partisi CHP ile de karþýlýklý olarak “olumlu, uyumlu, yapýcý” bir hükümet-muhalefet iliþkisi sürdürmeye gayret ediyorlar. Ýþin asýl ilginci, kitlelere “AK” diye sunulan bu partinin genel baþkaný Tayyip’in belediye baþkaný olduðu dönemde adý yolsuzluklara karýþan 14 kiþiyi de parlamentoya taþýmýþ olmasý ve bu zatý muhteremlerin seçim meydanlarýnda vaad edilenin (“milletvekili dokunulmazlýðý kalkacak!”) aksine, milletvekili dokunulmazlýk zýrhýna bürümesidir. Yine bu partinin tüm

23

Kavganýn Ýçinden... Seçim Faaliyetimiz 3 Kasým seçimlerine yönelik “seçimleri boykot taktiði”miz gereðince biz de bulunduðumuz alanlarda seçimleri boykota yönelik propaganda-ajitasyon faaliyetini aðýrlýklý olarak elimizdeki pul materyelleri üzerinden gerçekleþtirdik. Üzerinde þiarlarýmýzýn olduðu pullarý aðýrlýklý olarak bulunduðumuz okul ve fabrika-sanayi-varoþ mahallelerinin bulunduðu bir bölgede gerçekleþtirdik. Okulda yürüttüðümüz faaliyette öncelikle çevremizdeki insanlarla seçimler üzerinden ortak gündem tükettik. Fakat asýl faaliyetimizi pullar üzerinden yürüttük. Genel olarak öðrencilerin yoðun kullandýklarý yerlere (kantin yolu, asansör, kulüpler katý) materyallerimizi yapýþtýrdýk. Önce ikili olarak yapsak da pullarý, daha sonra tek tek ve daha baþarýlý bir þekilde yaptýk. Bu faaliyetin esas sonucu bizim için bulunduðumuz alanda politik kimliðimizin ve görüþlerimizin daha net tanýnmasý ve bulunduðumuz alandaki ortak faaliyetlere davet edilip çaðrýlmamýz oldu. Bu zeminlerde politik görüþlerimizi daha net bir þekilde ifade etme olanaðý bulacaðýz þüphesiz. Diðer bir faaliyet alanýmýz ise fabrika-sanayivaroþlarýn bulunduðu ve devrimci gruplarýn da yoðun

Baþtarafý Sayfa 19’da

Erdost kardeþler yollarýna devam ederler. Giderek yükselen sýnýf mücadelesinin ortasýnda proletaryanýn öncülerinin Marksist-Leninist dünya görüþünün entelektüel silahlarýyla buluþmasýnýn, bunlarý öðrenmesinin ve pratiðe aktarmasýnýn en önemli araçlarý olan Marksist klasikleri yayýnlamaya devam ederler. Sermaye diktatörlüðünün biçimsel burjuva parlamenter demokrasisiyle korunamayacaðýnýn; iþçi-emekçilerin büyük bir baský altýna alýnarak, grev ve toplusözleþmeler yasaklanarak aþýrý sömürünün, bunlara baðlý olarak sermaye birikiminin saðlanamayacaðýný, 24 Ocak Kararlarýnýn uygulanamayacaðýný gören burjuvazi orduyu göreve çaðýrdý. 12 Eylül 1980'de 'kardeþ kanýný durdurma' burjuva demagojisi eþliðinde MGK önderliðinde ordu, bir faþist darbe gerçekleþtirerek, burjuvazinin askeri bekçiliðinin yaný sýra siyasal uþaklýðýný da doðrudan üstlendi. Emek güçleri, öncüleri ve her türlü örgütleri bu faþist darbenin saldýrýsýna hedef oldu. Büyük gözaltýlar, iþkence ve katliamlar çorap söküðü gibi sökün etti. Devrimci hareketlerin kendi öznel zaaflarý nedeniyle kýsa sürede bastýrýlmasýna da baðlý olarak, ezilen ve sömürülenler üzerinde dizginsiz bir devlet terörünün estirildiði-estirileceði karanlýk günler ve gericilik yýllarý baþladý. Ýþte bu günlerde, 5 Kasým 1980 tarihinde sol görüþlü ve yayýn emekçisi Erdost kardeþlerde gözaltýna alýnýrlar. Ankara emniyeti, 28. Tümen ve savcýlýk arasýnda götürülüp-getirilen ve yasak yayýn bulundurma iddiasýyla gözaltýna alýnan kardeþler, iki gece nezarethanede yattýktan sonra, 7 Kasým Cuma günü yeniden 28. Tümene getirilirler. Hemen belirtelim ki; 7 Kasým her hangi bir gün deðildir. 1917 Proleter Ekim Devrimi'nin gerçekleþtirildiði gündür! A-Blokta kayýtlarý yapýlan kardeþler, C-Blok'taki nezarethaneye götürülmek üzere bir astsubay ve dört ere teslim edilirler. Reo'ya bindirilmek üzere götürülürken faþist astsubay Þükrü Bað, '10 yaþýndaki bebeleri zehirlediniz, içerisi sizin zehirlediklerinizle dolu!' der. Dört silahlý er ve

faaliyet yürüttükleri bir alanda pullama yapmaktý. Alaný bilen bir yoldaþýmýzla üç kere bu alanda faaliyet yürüttük, fakat son faaliyette problem yaþadýk. Burdan da gerekli dersleri çýkardýk elbet ve bunun üzerinden daha güçlü ve deneyim kazanmýþ halde bulunarak yolumuza devam ediyoruz. Ýlerde de bu alana yönelik daha geniþ çalýþma yapmayý planlýyoruz. Faaliyetlerin toplam sonucu bize, özelde, devrimci deneyim, daha çok kendine güven ve inanç olarak KURTULUÞ yansýdý. Politik yansýmasý da bundan aþaðý deðildir; ki artýk ortak DEVRÝMDE faaliyetlere “davet” edilmemiz KOMÜNÝZMDE (platformlar ve devrimcilerin KOMÜNÝST DEVRÝM bulunduðu her zeminde yer almak hedefimizdir) bu faaliyetin bir HAREKETÝ / LENÝNÝST sonucudur. Bununla yetinerek deðil, (KDH/L) aþarak uzun yürüyüþümüze devam edeceðiz, Leninist Devrimcilerin bayraðýný her yere dikeceðiz! Devrim için devrimci parti, parti için örgütlü hazýrlýk! Kurtuluþ devrimde, komünizmde!

Erdost kardeþler Reo'nun arkasýna, astsubay ise öne biner. Ýki er Ýlhan'ýn, iki er Muzaffer'in baþýna dikilmiþ ve kardeþler birbirinden ayrý yerlere oturtulmuþlardýr. Reo hareket eder etmez erlerde tekme, tokat ve dipçiklerle Erdost kardeþleri öldüresiye dövmeye baþlarlar. Hareket halindeki arabanýn arkasýnda ve yere indirildiklerinde astsubayýn gözleri önünde öldüresiye dövülen kardeþler, küfür etmeler, tekme tokat ve dipçik darbeleri eþliðinde ve kan revan içinde askeri hapishaneye teslim edilirler. Ýlhan kýsa bir süre sonra yere yýðýlýr, mahkumlar yardýma koþarlar, bitkin bir halde yatan aðabeyinin yanýndaki yataða taþýrlar. Sessiz sedasýz yatan Ýlhan'a su getirirler, nabzýna bakarlar, suni teneffüs yaparlar... Ama tüm çabalar boþunadýr. Ýlhan, düþman tarafýndan katledilmiþtir. Tarih 7 Kasým 1980, saat 20.00-20-30 arasýdýr... Aslýnda Ýlhan, düþman tarafýndan bu savaþýmda ne ilk katledilendir, ne de Ýlhan'dýr. Katledilen Ýlhan suretinde insanlýktýr. Bilimsel düþüncedir; sýnýfsýz, sýnýrsýz ve sömürüsüz komünist bir dünya düþüdür! Ýlhan'larý düþmana hedef tahtasý yapan da bu düþü yaymak ve bayraklaþtýrmaktýr. Aðabey Muzaffer hala ayný yolda yürümektedir. Üstelik, adýna Ýlhan adýný da ekleyerek, onun yükünü de yüklenerek, onun eksikliðini hissettirmemeye çalýþarak ve Muzaffer Ýlhan Erdost adýnda bir düþünce ve yayýn emekçisi olarak... Erdost kardeþlerin dirençli, özverili ve amaçlý yaþamlarý sonucunda, bugün Ýlhan'ýn mezar taþýnda doðum tarihi olarak katledildiði tarih yer almaktadýr: 7 Kasým 1980. Çünkü bu tarih; "Onu ölümsüzleþtiren öldürümün anlamýný tarihsel dönemiyle vurgulayan bir gün"dür. Devrim ve sosyalizm mücadelemizde vazgeçilmez silahlarýmýz olan, bilimsel sosyalizmin yaratýcýlarý Marks, Engels ve Lenin'in eserlerinin yayýnlanmasýnda ve bir silah olarak elimize geçmesinde büyük emeði ve katkýsý olan ve bundan dolayý katledilen Ýlhan Erdost'u katlediliþinin 22'nci yýldönümünde saygýyla anýyor, düþmana inat emeðine ve eylemine sahip çýkýyoruz.


22

Kasým - Aralýk 2002

ÇAÐLAYAN’DA 1 ARALIK MÝTÝNGÝ 1 Aralýk günü Çaðlayan Meydaný'nda "savaþ karþýtý" bir eylem gerçekleþti. Eylemin amacý tüm savaþ karþýtlarýný bir araya getirip, savaþ karþýsýnda bir muhalefetin örgütlenmesi olarak açýklansa da; asýl gündem "Irak'ta savaþa hayýr" idi. Böyle bir eyleme liberalinden reformistine, devrimci demokratýndan merkezci melezine her kesimin ilgi göstermesi, bizim de bu eyleme kayýtsýz kalacaðýmýz anlamýna gelemezdi. Onun için bizde kendi güçlerimizle, baðýmsýz duruþumuzla alanda yerimizi aldýk. Kendi baðýmsýz duruþumuz ve sloganlarýmýzla savaþ, barýþ, devrim ve komünizme dair görüþlerimizi alana taþýyarak propagandasýný yaptýk. Sadece güncel sloganlarla yetinmek yerine, kapitalist düzeni teþhir eden, hedeflerimizi de ortaya koyan sloganlarýn öne çýkarýlmasý güncel siyasal tutamlara çakýlýp kalmadan, güncelle genel hattýmýzý birleþtirmesi açýsýndan önemliydi.. Alanda katýlýmcýlarýn büyük çoðunluðunun savaþbarýþ ile ilgili duruþlar ve ilkeler noktasýnda ortak paydalarý, soyut savaþ, soyut barýþ çaðrýlarýna indirgenmiþti. Eylemin ilginç yönlerinden biri ise Mazlum-Der pankartý arkasýnda duran "radikal Ýslamcý" kesimlerdi. Haremlik selamlýk uygulamasýnýn öne çýktýðý kortejde, emperyalist savaþa karþý bir duruþ ve Filistin Halký ile dayanýþma sloganlarýnýn yer almasý ilginçti. Burjuvazinin belli bir kesiminin de savaþa karþýymýþ gibi bir duruþ sergilemesi elbette liberal avanaklarýn ellerini ovuþturmasýnýn bir vesilesi olabilir. "Irak' ta Savaþa Hayýr!" Irak'ta savaþa hayýr günümüz koþullarýnda ne anlama gelmektedir? Bunun üzerinde durmakta ve komünistlerin savaþ karþýsýndaki tutumlarýný hatýrlamalarýnda ve güncel politikanýn kaldýracý yapmakta dünden daha önemlidir. Birincisi dünya yeniden paylaþým dönemine girmiþtir. Emperyalist devletler, dünyayý kendi aralarýnda, pazar, hammadde kaynaklarý, nüfuz alanlarý olarak yeniden paylaþmaktadýrlar. Bu onlarýn hýnzýrlýklarýndan deðil, ellerinde biriken sermaye yoðunluðundan dolayýdýr. Konjöktörün uygunluðu, emperyalistlerin karþýsýna çýkacak devrimci sýnýf dinamiklerinin yokluðu, kýsacasý dünyada komünistlerin aldýklarý yenilgi, emperyalist devletlerin dünyayý yeniden kendi aralarýnda paylaþmalarýnýn baþlangýcýný tetiklemiþtir. Bu paylaþým öyle masa baþýnda, gönül rýzasýyla deðil, her emperyalist devletin gücüne göre olmasý eþyanýn tabiatý gereðidir. Dünyanýn üçüncü defa paylaþýlmaya baþlandýðý saptamasý Leninist Iþýk okurlarýnýn bildiði, aþina olduðu bir tespittir. Bugün Irak'ta yaþananlarda bundan baðýmsýz bir olay deðildir. Onun için bugün "Irak'ta Savaþa Hayýr!" demek, emperyalist savaþa karþý devrimci bir tutum almak anlamaýna gelmediði gibi, savaþlar konusundaki bilinç bulanýklýðýný da besler niteliktedir. Bir kez Irak'a düzenlenecek bir operasyonun arifesini yaþadýðýmýz þu günlerde, olasý bir operasyonun dünyayý paylaþmanýn küçük bir parçasýný oluþturduðunun bilince çýkarýlmasý gerekmektedir. Düzenlenecek olan operasyon dünyanýn deðiþik coðrafyalarýnda süren savaþlarýn bir devamý, dünyanýn yeniden paylaþýlmasý siyasetinin uygulamalarýndan biri, yakýn zamandaki Afganistan operasyonunun bir tamamlayýcý unsurunu oluþturmaktadýr. A.B.D Afganistan operasyonundan neyi murat ettiyse, Irak operasyonundan da benzer þeyleri murat etmektedir. Onun için en geniþ muhalefeti örgütlemeyi hedefleyerek, at izi ile it izini birbirine karýþtýrýp savaþa hayýr demenin komünistlikle, devrimcilikle bir alakasý yoktur. Olsa olsa burjuva siyasetle ideolojik kan baðýnýn

varlýðýnýn bir kanýtý olabilir. Ýkincisi, Irak coðrafyasý sadece Araplardan oluþan bir coðrafya deðil, Kürt, Türkmen, Asuri vb. ulusal gruplardan oluþan çok uluslu bir coðrafyadýr. Kuzey Kürdistan'dan sonra en büyük Kürt coðrafyasý olan G. Kürdistan Irak'taki burjuva diktatörlüðünün tahakkümü altýndaki bir coðrafyadýr. Birinci paylaþým savaþýndan miras kalan parçalanmýþ bir Kürt coðrafyasýnýn varlýðý, Kürt ulusal varlýðýnýn kendini bir seçenek olarak ortaya koymasýnýn önündeki engellerden biridir. Ve parçalanmýþ bir coðrafyada, Kürtlerin önderliðini kazanmýþ bir Kürt Komünist partisinin eksikliðine raðmen, Kürt ulusunun kendi kaderinin tayin hakkýnýn, ayrý bir devlet kurma hakký olduðunun öne çýkarýlmasý komünist siyasetin ayýrt edici yönlerinden biridir. Bu gün ABD'nin emperyalist politikalarýna yedeklenmiþ, Barzani-Talabani yönetiminin, Kürt coðrafyasýný kurtlar sofrasýndaki mönünün bir parçasý haline getirdikleri ise aþikârdýr. Bu olumsuzluklarý teþhir edecek, bir siyaset dünkünden daha acil bir hâle gelmiþtir. Onun için "Irak'ta Savaþa Hayýr" gibi somut görünen soyut savaþ karþýtlýklarýný, pasifizmi, liberalizmi teþhir etmeden, emperyalist savaþlara karþý çýkmanýn ve onu önlemenin mümkün olmadýðý bir gerçektir. Bununla birlikte, ABD karþýtlýðý temelinde TC ve Irak'taki burjuva diktatörlükleri mazur ve masum gören anlayýþlarý teþhir etmek, sosyal þovenizmi ininde ve evinde suçüstü yakalayarak onun iki yüzlü karakterini ezilenlere göstermek önemli bir görevdir. Emperyalist savaþlarýn, ezilenler için yokluk, açlýk, sefalet olduðu elbetteki doðrudur. Irak'ta ABD'nin yapacaðý bir operasyon, Irak'taki ezilenleri de açlýða, sefalete ve yokluða sürükleyeceði, insanlarýn öleceði de doðrudur. Ancak insanlar ölecek, sefalet ve yokluk olacak diye sonuçlardan hareket ederek, siyasetin araçlarýndan biri olan savaþa, sadece savaþa karþý çýkmak, bataklýðý býrakýp sivrisineklerle uðraþma safdilliðidir. Ayrýca görünüþte emperyalistlerin dünyayý kana bulamasýna karþý çýkýlýyormuþ gibi görünerek, devrimci pozlarla savaþ karþýtlýðý sürdüren liberalreformistler ve legalist tasfiyecilerin söylemleri biraz zorlanýrsa, bu söylemlerin altýndan en rafine oportünizm ile bulaþýk kaba bir sosyal þovenizm çýkar. Bunlarýn iki adým sonra varacaklarý yer ise, II. Enternasyonal oportünist-revizyonistlerinin yanýdýr. Onun için bizim sürdüreceðimiz ajitasyon ve propagandanýn çapýndan baðýmsýz, niteliði bütün bu yönelim ve duruþlarý tuzla buz edecek bir nitelikte olmalýdýr. Asýl düþmanýn kendi içimizde olduðu gerçeðinden hareketle, öncelikle hesapla��mamýz gereken, ayný coðrafyada yaþadýðýmýz burjuva diktatörlüðü olduðu, savaþa karþý verilebilecek en iyi yanýtýn sýnýf savaþýný yükseltmek olduðunu kitlelere propaganda etmek ve kendi duruþumuzu netleþtirmektir. Ancak, günümüz koþullarýnda savaþý iç savaþa dönüþtürerek, devrim lehine kullanmak taktiði doðru bir taktik, yapýlmasý gereken bir eylem olmasýna raðmen, bunu uygulayabilecek bir odak, komünist bir öncü mevcut deðildir. Böyle bir öncü yoktur diye, eli kolu baðlý gibi durmak, sýnýf savaþýný kendi gücünde yükseltmekten yan çizmek, liberal - reformistlerin tutumundan daha tehlikeli bir tutumdur. Bu tutum devrimci lafazanlýkla, doðru ilkesel tutumla örtük oportünizmdir. Devrimci bir tutum takýnmaktan partinin yokluðunu bahane ederek kaçýnmak bu açýdan doðru deðildir. Böyle olumsuz bir dönemde yapacaðýmýz ve takýnacaðýmýz en doðru tutum devrimci partinin kuruculuk görevlerine yoðunlaþmaktýr. Peki Irak'a operasyon niye gecikmiþtir, Devamý Sayfa 21’de

Leninist Iþýk deðiþtim, yenilendim iddialarýna raðmen burjuva gericiliðinin temsilcisi, koalisyonu bir parti olmayý sürdürdüðü de bilinmelidir. 58. Hükümetin bakanlarý arasýnda yer alanlarýn 7’si eski ANAP’lý, 1’i eski DYP’lý, gerisi de “eski milli görüþçü” kadrolardan oluþmaktadýr. Yani deðiþen bir þey yoktur. Eski ahýr, eski domuzlar iþbaþýndadýrlar ve yeniden sermayenin hizmetindedirler. Bundan dolayý çiçeði burnundaki 58. Hükümet ilk ihracatlarýna iþçi-emekçilere saldýrmakla, kazanýlmýþ haklarýna göz dikmekle baþlarken; “mali milat” (nereden buldun) yasasýný kaldýrýp kara parayý aklamanýn yolunu, yeni bir “iþ yasasý” ile hak gasplarýnýn, özelleþtirme ve 657 sayýlý kanuna tabi kamu iþçilerini sözleþmeli personele dönüþtürme saldýrýsýyla iþten atmalarýn ve sendikasýzlaþtýrmanýn yolunu açarak sermaye sýnýfýna hizmette kusur etmeyeceðini kanýtlamýþtýr. Bu ve benzeri acil yasal düzenlemelerle sermayeye uþaklýðýn yaný sýra; AKP genel baþkaný Tayyip’te bir taþla iki kuþ vurmuþ olacak! Hem milletvekilliðinin ve baþbakanlýðýnýn yolu açýlacak, hem de her “serkeþliðinde” gündeme gelen servetinin hesabýný vermekten, “oðlumun düðünündeki takýlardan edindim” yalanýný söylemekten kurtulacak! Ama bu arada AKP’nin “ak mý kara mý?” olduðu da kitlelerin bilincinde bir nebze olsun netleþecek. AKP iktidarda deðildir! Erken genel seçim sürecinde farklý sermaye odaklarý ve temsilcisi burjuva partileri arasýndaki seçim yarýþýna ve it dalaþýna bakýp bunlar arasýnda uzlaþmaz bir ideolojik-siyasi kavganýn sürdüðünü, sonra da AKP’nin iktidar olduðunu sananlar ve düþünenler fena halde yanýlmaktadýrlar. Ýktidar veya hükümet olmak farklý þeylerdir. Kapitalist düzende hükümetin deðiþmesi, iktidarý elinde bulunduran hakim sýnýfa hizmet edecek uþaklarýn deðiþmesi demektir. Bunun yolu da ya darbeden, ya da burjuva seçimlerden geçer. Ýktidarýn deðiþmesi ise iktidardaki sýnýfýn yerini ezilen sömürülen bir sýnýfýn zorla ele geçirerek toplumsal düzeni deðiþtirmesine baðlýdýr. Bunun yolu ise devrimdir. Bunlarý unutmamak ve birbirine karýþtýrmamak gerekir. Burjuvazi ve sol liberaller bu farklý þeyleri birbirine karýþtýrmaya pek meraklý ve yeteneklidirler. Devrimci komünistler ise bu karýþýklýðý ayýklamakla, netleþtirmekle ve iþçi emekçilere taþýmakla yükümlüdürler. Ýþçi sýnýfýnýn baðýmsýz bir sýnýf siyasetine, sýnýf bilincine sahip olmasý, burjuva seçenekler arasýndaki kýsýr döngüden ve burjuva partiler için seçimlerde oy deposu olmaktan kurtulmasý, burjuva seçimlerin kurtuluþ olmadýðýný görmesi biraz da buna baðlýdýr. Çaðýmýzda tarihin tekerleðini ileriye doðru çeviren toplumsal düzenin bu yönde deðiþmesine, eski ve çürümüþ olan düzenin içinden sýnýfsýz, sömürüsüz bir toplumsal düzenin doðmasýna ebelik edecek olan bir siyasal mücadele, ancak uzlaþmaz çýkarlara sahip iki düþman sýnýf olan proletarya ve burjuvazi arasýnda gerçekleþebilir. Bu mücadelede ezilen ve sömürülen sýnýf bir devrimle iktidarý zorla ele geçirir, kendi iktidar organlarýný yaratýrsa buna devrim denir ve egemen sýnýf iktidardan alaþaðý edildiði için iktidar deðiþir. Bu savaþým proletaryanýn yenilgisiyle sonuçlanmýþsa karþý devrim gerçekleþmiþ, sermaye iktidarý deðiþmemiþ demektir. 3 Kasým seçimlerinde sermaye iktidarýný hedefleyen bir siyasal mücadele olmadýðý gibi, iktidar da deðiþmemiþtir. Seçimler öncesinde de sonrasýnda da siyasal iktidarý elinde tutan sýnýf aynýdýr: Burjuvazi. Bu siyasal-toplumsal gerçeklere raðmen; siyasi iktidarýn hükümet olmakla ele geçirildiðini, hükümetten düþüncede yitirildiðini düþünen ahmaklar az deðildir. Siyasal bilgi ve ufku burjuva parlamenterizmi ve demokrasisi ile sýnýrlý olanlarýn göz baðlarý devrimci bir müdahaleyle parçalanmalýdýr. Bu gerçekleri sýnýf çýkarlarý gereði çarpýtan, tersyüz eden her türden burjuva siyasetine ve temsilcisine karþý ise yýlmaz ve uzlaþmaz bir siyasal teþhir faaliyeti ve iktidar mücadelesi yürütülmelidir. Burjuva gericiliðinin, liberal-reformist-tasfiyeci solun iddialarýnýn aksine, 3 Kasým seçimleri sonucunda AKP, seçimin galibi olmadýðý gibi, iktidar da olmamýþtýr. Çünkü

3

seçim zemininde benzerleriyle girdiði mücadele bir iktidar mücadelesi deðildi. 3 Kasým seçimiyle yapýlan; sermayeye uþaklýk ekseninde burjuva devlet-hükümet olanaklarýný kullanarak, yolsuzluk- hýrsýzlýk yapma ve köþe dönme yarýþýydý. AKP’nin elde ettiði baþarý bu yarýþý kazanmaktýr. Öncelikle bunun altý çizilmelidir. Ýkinci olarak yapýlmasý gerekense; AKP’nin gerici, þeriatçý bir parti olduðu, CHP vb.lerinin ise laik-ilerici partiler olduðu þarlatanlýðýna kanmamak ve bunlar arasýnda taraf olmamaktýr. Çaðýmýzda bir bütün olarak burjuvazi ve onun farklý bölüklerinin tüm siyasal temsilcileri gericidirler. Her türlü gericiliðin kaynaðý burjuvazi ve onun kapitalistemperyalist düzenidir. Burjuva gericilik, türban ve din sorununa indirgenemez. Gericilik, tarihsel-sýnýfsal, ideolojikpolitik ve programatik burjuva toplumsal düzen sorundur. Her vesileyle bu bilimsel-siyasal-sýnýfsal olgu öne çýkarýlmalý, sýnýf mücadelesinin sahte ikilemlere ve gündemlere hapis edilmesine fýrsat verilmemelidir. AKP-CHP/MGK ekseninde sahte bir ilericilik-gericilik ikilemi arasýnda taraf olanlar, sýnýf bilincinden ve örgütlülüðünden yoksun kitlelere bunu dayatanlar sermaye diktatörlüðünün deðirmenine su taþýmaktadýrlar. Bu gerici politik tutumlara karþý: “Ne Þeriat Ne Kemalizm! Yolumuz Sosyalizm!” þiarýmýz ve savaþým hedefimiz ýþýðýnda, devrimci parti için örgütle ve örgütlü hazýrlýk faaliyetimiz eþliðinde devrim, sosyalizm ve komünist bir dünya mücadelemizi sürdürmeliyiz. Sermaye Diktatörlüðünün Seçim Zaferi 3 Kasým erken genel seçiminin gerçek galibi sermaye diktatörlüðüdür. Geçmiþ siyasi-iktisadi krizlere, iþçi ve emekçilerin yoðun bir baský ve sömürü altýna alýnmasýna, devrimci ve komünistlerin sopa-havuç politikasýyla ezilmesine, 19 Aralýk hapishane saldýrýsýyla katledilmesine, F tipi hücrelere ve yaþama mahkum edilmesine raðmen; sermaye diktatörlüðü 28 Þubat Darbesi sonrasý süreçte hapishanelerdeki direniþ savaþý dýþýnda ciddi bir sýnýfsal-siyasal dirençle, geriletici bir karþý saldýrýyla karþýlaþmamýþtýr. Bunu fýrsat bilerek bu süreçte hem sürekli olarak devrimci, ulusal, sýnýfsal dinamiklere karþý saldýrgan, tasfiyeci bir politik-taktik tutum izlemiþ, hem de kendi içindeki çýkar çatýþmalarýný sürdürerek, bunlarý geçici olarak sonuçlandýrmýþtýr. Ýktisadi alanda merkezileþen, uluslar arasý sermaye ile bütünleþme, alt emperyalistleþme yönünde ciddi adýmlar atan sermaye diktatörlüðü, bu stratejik yönelimini hýzlandýrmak için örgütsel olarak bölünmüþ durumdaki burjuva siyaseti de merkezileþtirmesi gerekmekteydi. 3 Kasým erken genel seçimleriyle öncelikle yapýlmasý hedeflenen iþte buydu. Buna baðlý olarak gerici reformlara ve yasal düzenlemelere hýz verilecekti. Bir erken genel seçimin gündeme gelmesi tesadüfi bir durum deðil, bu ihtiyacýn giderilmesi yönünde atýlmýþ politik bir adýmdý. Devrimci komünistler, daha Aðustosta Leninist Iþýk sayfalarýnda bu ihtiyaç ve yönelime dikkat çekmiþlerdi: “Türkiye egemen sýnýfý yaþadýðý siyasi týkanýklýðý aþmak için daha istikrarlý (vurucu-kýyýcý) bir hükümete ihtiyaç duyuyor. Bundan dolayý bir kez daha erken seçime gidiyor... Sermaye diktatörlüðü emeði ve doðayý sömürmeye, iþçi-emekçi ve devrimci-komünist kanýna doymadýðý, iç pazarla yetinmeyip dýþ pazarlara yayýlmayý, barbarlýðýný TC sýnýrlarý dýþýna taþýmayý þiddetle arzuladýðý için daha yapýlacak “çok iþ var!” Finans sermaye sahipleri bu “iþleri” kitle desteði kalmamýþ, kendi içinde boðuþan, ayak sürçen bir hükümetin yapamayacaðýný düþündüðü için erken seçim düðmesine basmýþtýr. ...Finans sermaye, 2001 Þubat krizinden sonra IMF ve Dünya Bankasý’nýn memuru, paralý uþaðý olan Kemal Dervi$’i Türkiye iktisadýnýn baþýna transfer ederek, geçici olarak ve milyonlarýn yoksullaþmasý, bazý orta-küçük burjuva kesimlerin mülksüzleþtirilmesi, her türlü iþçi-emekçi eyleminin zorla –yasaklarla bastýrýlmasý, devrimci-komünist tutsaklarýn katledilmesi pahasýna kurtulmuþtur. Finans sermayenin iktisadi egemenliðini pekiþtirmesi, Kürt hareketini þimdilik kontrol altýna almasý, alt emperyalistleþme ve AB’ye girme yönünde önemli adýmlar atmasý iktisadi krizden geçici bir


4

Leninist Iþýk

Kasým - Aralýk 2002

dönem için de olsa kurtulduðunun göstergesidir. ...Sermayenin merkezileþmesinden sonra, sýra burjuva siyasetin merkezileþtirilmesine ve ulusal-uluslar arasý sermayenin ihtiyaçlarýna göre yeniden þekillendirilmesine gelmiþtir. IMF-DB memurluðundan transfer edilen Dervi$in yeni görevi daðýnýk ve bölünmüþ durumdaki burjuva siyasal parti ve particikleri toparlamak, burjuva sað ve sol da merkezileþmesini saðlamaktýr.” (LI, Aðustos 2002 Tarihli Baþyazý, Sayý:36) 3 Kasým seçimlerinin sonucunda sermaye diktatörlüðünün bu siyasal hedefleri gerçekleþmiþtir. Ýki partili bir burjuva parlamento ve tek partili bir burjuva hükümet kurulmuþtur. AKP’yi gerici-saðcý, CHP’yi ilerici-solcu ve geniþ halk kitleleri lehine hükümete karþý muhalif bir konumda görenleri yeni ve acý sürprizler beklemektedir. CHP muhalefet olma olanaðýný sermaye lehine yapacaktýr. AKP’nin sermaye düzenine verdiði sözlerin, kemalist devlet geleneðinin takipçisi olacaktýr. Bunun iktisadi-siyasi sonucu ise; geçmiþte olduðu gibi iþçi-emekçilere, öncü devrimci güçlere yönelik devlet terörü ve milyonlarýn sefaleti pahasýna sermayenin daha yoðun bir sömürü gerçekleþtirerek palazlanmasý olacaktýr. Olasý Geliþmeler ve Devrimci Komünist Görevler 3 Kasým seçimlerinde sermayeye uþaklýk yarýþýný kazanan AKP kadrolarý ve hükümeti; AB, Kýbrýs, olasý Irak savaþý gibi dýþ; iþsizlik, yoksulluk, çalýþanlarýn ücretlerinin artýrýlmasý, çalýþanlardan gasp edilen “Nema”larýn (tasaruf kesintilerinin) geri ödenmesi gibi iç sorunlarla yüz yüze geldi. Bunlarý sermayenin lehine çözdüðü taktirde iþçi-emekçi kitleleri kýsa sürede karþýsýnda bulacaktýr. Çözmediði taktirde sermayeyi karþýsýnda bulacak, ihtiyaç olmaktan çýkacaktýr. Bu basit, el çabukluðuyla halledilebilecek bir çeliþki deðildir. Kaldý ki söz konusu olan çeliþki, onlarca yýldýr çözülmemiþ, çözülememiþ burjuva düzenin iç ve dýþ yapýsal çeliþkiler yumaðýnýn sadece görünen kýsmýdýr. Hali hazýrdaki verili duruma bakýp siyasi istikrarýn oluþtuðunu düþünmek bundan dolayý aldatýcýdýr. Ezilen-sömürülen güçlerin öncüsüz ve örgütsüz olmasýna, devrimci sýnýfsal-Kürt ulusal öznelerin büyük oranda liberal-reformist, legalist-tasfiyeci bir yönelim içine girerek güç kaybetmesini, burjuva siyasetin merkezileþmesini veri alýp burjuva siyasi istikrarýn süreceðini düþünmek burjuva iyimserliðini ve sýnýf mücadelesinde yorgun düþenlerin ruh halýný yansýtýr. Ezilen-sömürülen sýnýfsal, ulusal dinamiklerin bugünkü iktisadi-siyasi dengeleri etkileyecek ve deðiþtirecek bir politikörgütsel önderliðe sahip olmamasý burjuva istikrarýn garantisi deðildir. Sýnýf mücadelesinin farklý araç ve biçimler üzerinden kesintisiz sürdüðü kapitalist düzende ezilen-sömürülenhorlanan sýnýfsal-ulusal dinamiklerinin kendiliðinden de ayaða kalkacaðý bilinmeyen ve az görülmüþ þeyler deðildir. Burjuvazinin korkulu rüyasý “sosyal patlama” tehlikesi, Irak savaþý kadar ciddi bir olasýlýktýr. Sýnýflarýn varlýðýna, baský ve sömürüye dayanan burjuva düzenin bu tehlikeyi bertaraf edecek sihirli bir deðneði de yoktur. TC’nin geçmiþ ve yakýn toplumsal serüveni bunu fazlasýyla kanýtlamýþtýr. Tek parti (CHP), iki parti (CHP-DP) burjuva egemenliði dönemlerinde büyük çalkantýlara ve altüst oluþlara sahne olmuþtur. 12 Eylül faþist darbesi sonucunda da ANAP tek baþýna hükümet kurmamýþ mýydý? Sermeye bu dönemde en büyük vurgununu vurdu. Ýnanýlmaz derecede palazlandý. Ama düþman sýnýflarýn ve farklý çýkar gruplarýnýn kalýcý uzlaþmasýný, kardeþliðini sadece rüyasýnda gördü. Devrimci komünistler ve devrimciler bu toplumsal geliþmeye ve sýnýflar mücadelesinin mutlak yasalarýna bakýp rahatlamalý ve huzura mý ermeliler? Buraya kadar anlatýlanlardan kasýt bu mudur? Elbette ki hayýr? Kendiliðinden sýnýf mücadeleleri ve sosyal patlamalar ne kadar sýk ve güçlü gündeme gelirse gelsin, ezilen ve sömürülenleri iktidar yapmaya yetmemiþtir/yetmeyecektir. Bunun için kendiliðinden keskinleþen sýnýf mücadelesini veya açýða çýkan sosyal patlamalarý bilimsel bir dünya görüþü ýþýðýnda iktidara yönlendirecek, iktidar mücadelesine dönüþtürebilecek yetenek ve kapasitede devrimci bir proletarya partisinin hazýr, mücadele içinde piþmiþ ve ezilenlerin-sömürülenlerin öncü

güçlerini saflarýnda birleþtirmiþ olmasý gerekir. Aksi taktirde kendiliðinden yükselen sýnýf hareketleri burjuvazinin devlet terörü ile bastýrýlmaya ve ezilmeye mahkum olacaktýr. Bu acýmaz iktisadi-siyasi gerçekler ve sermaye diktatörlüðünün acil ihtiyaçlarý, sýnýf mücadelesi açýsýndan zorlu bir sürece girildiðinin habercisidir. Türkiye ve bölgede yaþayan, sýnýf mücadelesinde taraf olan devrimci-komünist özneleri ve kadrolarý daha zor günlerin, daha büyük ve zorlu görevlerin beklediðini de haber vermektedir. 3 Kasým erken genel seçimi iþçi sýnýfý ve emekçileri, Kürt devrimci dinamiðini temsil iddiasýyla sahneye çýkan devrimci partilerin bu ihtiyaca yanýt verecek bir program ve örgütlenmeye, yetenek ve kapasiteye sahip olmadýðýný açýkça göstermiþtir. Legalist-tasfiyeci, reformist-oportünist partiler ise, devrimci bir iddialarý olmadýðý gibi kendi reformist hayallerini gerçekleþtirecek bir güç ve yetenekten dahi yoksundular. Bu çatý, blok partileri marjinallikten kurtulmak için her ilkesizliði yapmalarýna, boylu boyunca düzenin icazetine sýðýnmalarýna raðmen, makus talihleri bir türlü yakalarýný býrakmamakta, korktuklarý sürekli baþlarýna gelmektedir. Bu gerçekler, sýnýf mücadelesinin kýsa, orta ve uzun vadeli ihtiyaçlarý, çýkarlarý; devrimci komünistlere acil ve öncelikli olarak iþçi ve emekçilerin önderlik sorununu çözmeyi dayatmaktadýr. Hakim legalist-tasfiyeci, reformist akýntýya kapýlmadan, düzen dýþý bir konumlanýþtan, mücadele araç ve yöntemlerinden vazgeçmeden, burjuva bilincin ve kuþatmanýn alt��nda bunalmýþ kitlelerin kuyruðuna takýlmadan, daha geniþ ölçekte bir politik örgütsel faaliyet eþliðinde devrimci parti güçlerine ve kadro potansiyellerine ulaþma, onlarý devrimci bir programýnýn üretimi ve devrimci sýnýf partisinin örgüt omurgasýnýn yaratýlmasý faaliyetine kazanmalýyýz. Devrimci bir partinin eksikliðini kabul ve bu eksiði giderme misyonunu üstlendiðini ilan etmenin, devrimci bir partinin inþa edilmesine yetmeyeceðini, ideolojik-teorik-politik etkinlik adý altýnda bunu tekrarlayýp durmanýn ihtiyacý gidermeye ve dýþýmýzdaki kadro potansiyellerine güven vermeyeceðini, liberallerle devrimcileri ayrýþtýrmayacaðýný bilmeli, geçmiþ deneyimlerimizden öðrenmeliyiz. Legalist-tasfiyeci akýntýdan, liberal, lafazan ve oportünist tutumlardan uzak durarak, bu yönelim ve eðilimlerle mücadele ederek ilerlemeliyiz. Devrimci parti inþa faaliyetimizi örgütle ve örgütlü, bütünlüklü, planlý ve devrimci bir hazýrlýk faaliyeti olarak algýlamalý; devrimci bilinç, kararlýlýk ve ýsrarla sürdürmeliyiz. Öncelikli devrimci görevlerimiz ve yürüyüþ hattýmýz bellidir. “Partiyi inþa edecek bir devrimciler örgütünün hazýrlýk faaliyeti, stratejik ve dönemsel sorunlarda siyasal tutum ve savaþým hedefleri geliþtirerek, hem konumlarýný netleþtirmek, hem kendisini ve iliþkilerini siyasallaþtýrmak, hem de kadrolarýný militanlaþtýrmak göreviyle karþý karþýyadýr. Siyasetten kitle iliþki ve eylemlerinden yalýtýk bir konumlanýþ ve yaþam içinde olanlar siyasallaþamaz ve militan kadro normlarý kazanamazlar. Hazýrlýk döneminin propaganda faaliyeti hem deneyimli kadrolarýn teorik sorunlarýna yanýt, örgütsel politik týkanýklýklarýna çözüm yollarý göstermeli; hem de yeni kuþaðýn taze-dinç güçlerinin ilgi ve dikkatini kazanmaya, onlarý eðitip yetiþtirmeye uygun ölçek ve içerikte olmalýdýr.” (Komünistler Ne Ýçin, Nasýl Mücadele Etmeli, 1. Kýsým, Komünistlerin somut ve acil görevleri, S. 44) Hazýrlýk dönemi amaç, ilke, öncelikler plan ve perspektiflerimizi yansýtan platform önerimizden yaptýðýmýz bu kýsa alýntý komünistliðin güzel söz söyleme sanatý olmadýðýný çok net göstermektedir. Marksist-Leninist dünya görüþünün bütünsel bir kavrayýþa-davranýþa dönüþtürülmesi ve yaþama geçirilmesidir. Bunun içinse; amaç ve ilkeler, somut, acil ve öncelikli görevler ýþýðýnda örgütlü bir hazýrlýk faaliyetine ihtiyaç vardýr. Bugüne kadar olduðu gibi bugünden sonra da devrimci komünistler olarak bu ihtiyaca yanýt verme misyonuyla görev ve sorumluluklarýmýza sarýlmaktan, gereklerini yapmaktan daha devrimci ve öncelikli bir görevimiz yoktur.

Leninist

IÞIK

gibi gerçekleþmiþ, mitingin örgütleniþine ve kürsüye damgasýný vuran liberaller olmuþ ancak katýlýmcýlarýn çoðunluðunu devrimciler ve arayýþ içeresindeki muhalif unsurlar oluþturmuþtur. Devrimci bir dinamizm ve potansiyel, gerek mevcut örgütlü güçler gerek de daðýnýk güçler nezdinde ortaya çýkmýþtýr. Asýl ihtiyaç duyulanýn proleter devrimci perspektiflerle bezeli, baðýmsýz gücüne güvenen bir varoluþ ve etkinlik olduðu bir kez daha ortaya çýkmýþtýr. Ancak ayný zamanda devrimci örgütlerin, melez-merkezci akýmlarýn mevcut konumlarýyla bu ihtiyaca yanýt verme þanslarýnýn olmadýðý, hatta giderek böylesi bir nesnelliðin parçasý olmaya müsait olduðu da ortaya çýkmýþtýr. Yüzü aþkýn örgütleyicisi ve çaðrýcýsý bulunan mitingin beklenenden az bir katýlýmla gerçekleþmesi bizleri þaþýrtmamýþtýr, bu tabloya þaþýranlarýn ve umutsuzluða kapýlanlarýn varlýðý da þaþýrtmamalýdýr. Eyleme damgasýný vuran, bir yandan kürsüde “amerikan askeri olmayacaðýz”, “kahrolsan savaþ” sloganlarýnda ifadesini bulan barýþ söyleminin hakimiyeti, diðer yandan, alanda kurtuluþun devrimde, iþçi-emekçi ayaklanmasýnda olduðu bilincine yakýn unsurlarýn mitingin çoðunluðunu oluþturmasý arasýndaki çeliþkidir. Bu çeliþkili tablonunun temel belirleyeni devrimcilik iddiasýndakilerin yaþadýðý ideolojik-politik-örgütsel týkanma olduðu kesindir. Bunun aþýlmasý bu çeliþkinin tespit edilmesiyle mümkün deðildir. Bizzat öncelikle kendi çevremizden baþlayarak bir etki alaný yaratmaktan, liberal kaynaþma karþýsýnda somut önerilerle devrimci dayanýþmayý teþvik etmekten geçmektedir. Bunun yapýlabilmesi bile leninist devrimcilerin öncelikle kendi güçleriyle baðýmsýz varoluþlarýný gerçekleþtirmelerine baðlýdýr. Bu çerçevede mitinge baktýðýmýzda bizim duruþumuzun siyasal içeriðiyle bu rolü oynamaya asgari de olsa uygun olduðunu görebiliriz. Üstelik alanda öne

Baþtarafý Sayfa 22’de Afganistan'a düzenlenen

operasyonun hemen ardýndan gündeme gelmesine raðmen, önümüzdeki günlere niye sarkýtýlmýþtýr diye sorulabilir. Bunun yanýtý ise emperyalist hiyerarþinin parçasý olan, emperyalist haydutlarýn kendi aralarýndaki pay kavgasýdýr. Yani Orta Doðu'nun , bir bütün olarak dünyanýn paylaþýlmasýnda oluþan güç dengelerinin ABD için olumlu bir konuma gelmemesiyle ilgilidir. Onun için, hiç kimse, dünyada savaþ karþýtý bir muhalefet yükseliyor, onun için operasyonun tarihi ileriki bir zamana erteleniyor, gibi bir hayale kapýlmasýn. Böyle bir hayal, emperyalist savaþlarýn muhalefet hareketleriyle de önlenebileceði safsatasýna dayanýr ki; azýcýk siyaset bilen hiç kimse için inandýrýcýlýðý olmayan hayaldir. Yukarýda da deðindiðimiz gibi, emperyalistler dünyayý hýnzýrlýklarýndan deðil, ellerinde biriken sermayenin onlarý zorlamasýndan, yeni pazarlara açýlmak, var olan pazarlarý yeniden paylaþma hýrsýndan kaynaklanmaktadýr. Böyle bir yönelimin sonucu kaçýnýlmaz olan, emperyalist paylaþým savaþlarýdýr. Onun için emperyalist paylaþým savaþlarýnýn önlenebilmesi için bile, bir sýnýf savaþýna, kapitalizmin dünyadan silinmesine, yeni bir toplumsal yapýlanmaya ihtiyaç vardýr. Kapitalizmin olduðu her koþulda emperyalist paylaþým savaþlarý, sömürenlerin sömürülenler üzerinde sürdürdüðü baský her zaman olacaktýr. Bundan dolayý, sebeplerinden baðýmsýz bir soyut savaþ karþýtlýðý, kapitalizmin, emperyalizmin temellerine yönelmedikçe, sömürü çarkýnýn parçalanmasý yönünde bir atýlýmý ifade etmemektedir. Bizim öne çýkarmamýz gereken ise, emperyalist paylaþým savaþlarýna, haksýz savaþlara (ezenlerin

21

çýkarttýðýmýz “sýnýfa karþý sýnýf, savaþa karþý sýnýf savaþý”, “barýþ, özgürlük savaþan iþçilerle gelecek”, “devrim için parti, parti için örgütlü hazýrlýk” þiarlarýnýn bizim dýþýmýzda dillendirilmemesi bize avantaj da saðlamýþ, belli ölçülerde ilgi yaratmýþtýr. Bu noktadaki eksikliðimiz duruþumuzun militanlýðýnda, perspektiflerimizin amaç-ilkelerle uyumu noktasýnda deðildir. Bu noktada 1 mayýslarda da örneðini verdiðimiz bir baþarý söz konusudur. Bu durum bizim için aþýlmýþ bir eþik sayýlmalýdýr. Bundan sonra etkimizin daha geniþ kesimlerce ve asýl muhataplarýnca buluþturulmasý noktasýndaki eksiklerimize yoðunlaþmalýyýz. Dövizlerimizin olmasýna raðmen, pankart, kuþ vb. araçlarý kullanamamak ve her eyleme düzenli katýlamamak gibi eksikliklerimizin giderilmesi, idari kararlarla deðil bizzat devrimci-politik-örgütsel faaliyetimizin geniþlemesiyle mümkün hale gelecektir. Deðinmemiz gereken baþka bir nokta da bu tür mitinglerin anlamý üzerine olmalýdýr. Bizler hiçbir aracý otomatikman reddetmediðimiz gibi ayný zamanda hiçbir aracý da fetiþleþtirmiyoruz. Her bir aracý ve pratik adýmýmýzý vurmamýz gereken kriteri örgütlü-organlý faaliyetimiz oluþturuyor. Toplam faaliyetimizi ortaya koymamýza yarayan eylem ve etkinlikler bizim için en iyi ve en doðru eylemlerimiz olmaktadýr. Bu dönem açýsýndan ise, oldukça avantajýmýz olduðunu söyleyebiliriz; alan faaliyetlerimizin düzeyi ve örgütlü güçlerimizin kapasitesi açýsýndan baktýðýmýzda dýþýmýzda bizi sýnýrlayabilecek etkenlerin en az olduðunu görebiliriz. Bu ayný zamanda demektir ki, herhangi bir etkinliðin faaliyetimize sunacaðý katkýnýn temel belirleyeni kullandýðýmýz aracýn niteliðinden daha çok kendi örgütlü zeminimiz, somutta tüm militanlarýmýzýn faaliyetimizin sorumluluklarýna yaklaþýmý ve kendine biçtiði misyon ve görev olacaktýr.

S.Cem

ezilenler üzerinde sürdürdüðü teröre) karþý, sýnýf savaþýna, ezilenlerin ezenlere karþý baþlattýðý haklý savaþlara, ezilenlerin baþkaldýrmasýnýn meþruluðuna sahip çýkmamýz gerekmektedir. Bu þekilde yapýlacak olan bir mücadele ve müdahale var olan kafa karýþýklýklarýnýn da önüne geçme de en önemli tutamak noktasýný oluþturmaktadýr. Ýþte bu bakýþ açýsýyla, kendi þiarlarýmýzý haykýrmak, baðýmsýz duruþumuzu netleþtirmek hedefiyle eyleme katýldýk. Duruþumuzla, sloganlarýmýzla bulunduðumuz yerdeki sendikalar içindeki emekçilerin sempatisini ve ilgisini çektik. Eyleme on bine yakýn kitlenin katýlmasý, toplumsal muhalefetin iyice sýnýrlarýna çekildiði günümüzde azýmsanmayacak bir sayý olmasýna raðmen, miting çaðrýsý yapan imza sahiplerinin kalabalýklýðýna raðmen, alana taþýnan kitlenin cýlýzlýðý ortaya çýkmaktadýr. Eylemin en önemli ayrým noktasý ise devrimcilerin baðýmsýz duruþlarýyla, alaný devrimcileþtirme iradesinden uzak oluþlarýdýr. Ancak MLKP'nin pankart açmasý böyle bir iradeyi oluþturmaktan çok, kendi içine yönelik bir atraksiyonu ifade etmektedir. Eylemin güçsüzlüðü, düzeniçiliði, devrimci içerikten yoksunluðu, buna devrimcilerin tabi olmasýndan dolayýdýr. Bundan kurtulmanýn yolu da devrimcilerin ideolojik gözbaðlarýndan kurtulmasý ile mümkündür. Kendi gücüne güvenen, ideolojik olarak net, hedefini þaþýrmayan bir eylem taktiði, devrimci siyaseti ve eylemi ileriye çekecektir. Emperyalist savaþlarý önlemenin yolu, sýnýf savaþýný yükseltmekten, bunun araçlarýný örmekten geçmekteler.


20

Kasým - Aralýk 2002

Leninist Iþýk

Savaþ, Liberalizm ve Devrimci Görevler

Seçim Sonuçlarý Ve Önümüzdeki Dönem

Savaþ Gündemi Ýçinde bulunduðumuz emperyalist yeniden paylaþým savaþý, uzun süredir ortaya çýkmýþ bulunan otorite ve paylaþým alanlarýnda yoðunlaþmakta; 11 Eylül’ün ardýndan emperyalist sistemin baþ haydudu ABD’nin doðrudan en açýk ve azgýn yüzüyle ortaya çýkmasýyla dünya üzerinde daha geniþ bir alan emperyalist savaþýn þiddet biçimleriyle yoðrulmakta, iþçi ve emekçiler kapitalizmin ölüm ve sefalet saldýrýlarýna daha yoðun ve kitlesel biçimde maruz kalmaktadýr. Bununla birlikte sýnýf savaþýmý açýsýndan ise, daha geniþ bir kesimin, özellikle de kapitalist istikrarýn meyvelerini yiyebilen küçük burjuvazinin ve temsilcilerinin gündemine savaþ daha doðrusu barýþ gündemi girmiþtir. Dünya finans oligarþisi ve onun ulus-devletler biçiminde örgütlenmiþ temsilcileri iç rekabet ve sýnýflar arasý eþitsizliklerce belirlenen istikrarsýzlýðýn ötelenmesi, statükolarýn yeniden tanýmlanmasý, görece istikrar ve gücün saðlanmasý amacýyla, gündeme gelen askeri-siyasal-iktisadi müdahalelerde rol almak üzere bir yandan yoðunlaþan uluslararasý diplomasi trafiðine yön vermeye çalýþmakta, diðer yandan da savaþ ve barýþ söyleminin bileþkesinden ulusal çýkar cepheleri yaratmaya, diðer sýnýf ve tabakalarý kendi gündem ve çýkarý temelinde saldýrýlarýna yedeklemeye çalýþmaktalar. Tarih boyunca egemen sýnýflar tarafýndan savaþ dönemlerinde, seyirci yerine konulan- ezilen yýðýnlarýn sahneye fýrlamasý ve kendi çýkarlarý uðruna savaþýma girmesi ihtimali üzerine, istikrar yanlýsý küçük burjuva ve ayrýcalýklý iþçi aristokrasisi tabanýna dayalý olarak ulusal savunmacýlýk ve pasifizm kýrmasý bir barýþ cephesi yaratýlmaya çalýþýlmýþtýr. Ezilen yýðýnlarýn öfkesinin böylesi bir liberalizm bataðýnda ve kuyruðunda boðulmasý hedeflenmiþtir. Bir süredir farklý sýnýf ve katmanlar ile onlarýn siyasal temsilcileri de savaþ gündemli bir faaliyet ve etkinlik göstermekteler. Bunlarýn savaþa yaklaþýmý ve yürüttükleri propagandanýn içeriðine iliþkin deðerlendirmeler ve komünistlerin savaþlar konusunda özellikle de emperyalist savaþ ve komünist siyasal görevler üzerindeki görüþleri geçmiþ sayýlarýmýzdaki yazýlarda bulunmaktadýr. Kendi bakýþýmýzý netleþtiren ve dýþýmýzdaki devrimci güçlere, potansiyel parti güçlerine ulaþma sürecinde temel kalkýþ noktasýný oluþturan bu görüþleri, geçtiðimiz süreç içerisinde farklý araç ve yöntemlerle de yaymaya, politik-pratik bir etkinlik içerisinde olmaya çabaladýk. Çeþitli etkinliklere katýlma ve baðýmsýz faaliyetimiz çerçevesinde gündeme müdahale etme, iliþkilerimizi politize etme uðraþý içerisinde olduk. Giderek kýzýþan ve somut biçimler alan savaþ hazýrlýklarý beraberinde çeþitli sýnýfsal katman ve muhalif kesimlerin direniþ ve hareketliliðini yoðunlaþtýrmaktadýr. Emperyalist metropollerdeki uluslararasý eylemlilikler, onbinleri bulan katýlýmlarla savaþ karþýsýnda direniþ hattý örme çaðrýlarýyla gerçekleþmektedir. Bu barýþ çaðrýlarýnýn küçük burjuva demokrasisinin ifadesi, ikinci enternasyonal oportünizminin mirasý olduðu ve savaþýn kendi coðrafyalarýný ve yaþamlarýný tehdit ettiði koþullarda vatan savunmasýna dönüþeceði komünist devrimciler için sýr deðildir ve bugünden bu tutumlarý teþhir ederek iþçi sýnýfýnýn çýkarýnýn emperyalist savaþlarý iç savaþlara dönüþtürmek olduðu bozguncu tutumun propagandasýný yapmak görevdir. Yakýn bir gelecekte –ve yakýn geçmiþte- emperyalist metropollerde somut bir savaþýn gündemde olmadýðýna

bakarak rahatlamak ya da bu türden barýþçý tutumlardan medet ummak komünistlerin meþrebi olamaz. Çünkü biliyoruz ki; bu çaðrýlarýn asýl etkisi somut bir savaþ tehdiyle yüz yüze kalan iþçi ve emekçilerin pazifize edilmesinde yatmaktadýr. Bu tutumlarýn, ABD’nin Irak’a müdahalesi somutunda Irak proletaryasý ve üretici güçlerine verdiði zarar, Saddam’ýn haksýz bir savaþ uðruna yaptýðý savaþ çaðrýsýndan daha az deðildir. Barýþ propagandasýyla burjuvazisinin bir savaþtan men edilebileceði ise hoþ gibi görünse de zararlý bir hayalden baþka bir þey deðildir. Bu tür etkinliklerin en kitlesellerinden birisi geçtiðimiz günlerde Floransa’da Avrupa Sosyal Formu adý altýnda gerçekleþti. Geçen yýl gerçekleþen Dünya Sosyal Formu toplantýsýnýn bir benzeri olan bu etkinliðe de onbinlerce kiþi katýldý, 15 Þubat tüm Avrupa’da savaþa karþý protesto günü ilan edildi. Bu formun niteliðinin yukarýda ifade ettiðimiz çerçevede bir etkinlik olduðunu ise kapanýþýnda sunulan çaðrý metnindeki þu ifadeler gösteriyor: “Savaþýn UNO’nun desteði olsun olmasýn, ambargo ve Saddam rejimi altýnda inletilen Irak’taki insanlar için, ayný zamanda Ortadoðu halklarý için bir felaket olduðuna inanýyoruz. Demokrasiye, uluslararasý çeliþkilerin politik çözümüne inanan her kiþi bunu reddetmelidir!” Bunlarý okuyan da sanýr ki, savaþ emperyalistler ya da ABD için baþlý baþýna bir amaçtýr. Oysa durum tam da burada temenni edildiði gibidir. Bugün savaþ hazýrlýðý yapan emperyalistler iþçi ve emekçilerin daha rahat ve yumuþatýlmýþ uluslararasý çeliþkiler ve politik (daha ince yöntemlerle ve ikna yoluyla) yöntemler yoluyla sömürülmesi için yapýlmaktadýr; kölelik düzeninin deðiþmesi için deðil, köle sahibinin deðiþmesi içindir tüm kavga. Bu ahmaklarýn göremediði, son tahlilde “savaþlarýn politikanýn baþka araçlarla sürdürülmesi” olduðudur. Komünistlerin, bu türden liberal söylemlerle yýðýnlarýn barýþ özlemlerini karýþtýrmayacak, gerek ilkesel kalkýþ noktalarý gerekse bolþevik taktiklerinden süzülmüþ geçmiþ deneyimlerden oluþan pratik kýlavuzlarý vardýr. Asýl dikkatlerini ise bu iki sorunu karýþtýrarak kendi güçsüzlüðünün de yoðun etkisi altýnda liberal kaynaþma zeminin dýþýna çýkmakta tereddüt eden, çýkamayan melezmerkezci siyaset ve tutumlara çevirmeleri, savaþ karþýsýnda komünistlerin perspektiflerinin yaygýnlaþmasýný saðlayarak baðýmsýz devrimci tutumlarýn yaratýlmasýna yoðunlaþtýrmalarý gerekmektedir. 1 Aralýk Mitinginin gösterdikleri ve biz 1 Aralýk’ta Ýstanbul’da da savaþ karþýtý bir miting gerçekleþmiþtir. Eyleme liberal-legalist partilerin, devrimci grup ve dergi çevrelerinin yanýsýra siyasal islamýn temsilcileri olan dernekler de katýlmýþtýr. Sendikalarýn katýlýmý ise sözkonusu olmamýþtýr, ayný þekilde EMEP, DEHAP, SDP, ÖDP ve TKP’nin katýlýmlarý da cýlýz ve zayýf kortejler þeklinde olmuþ, mitinge her zamanki gibi daha çok þenlik havasýnda gelmiþlerdir. Çimenlikler de uygun ortam sunmuþ olacak ki doðru düzgün kortejleri bile olmamýþtýr. Ýslamcý gruplarýn katýlýmý bile hem duruþlarý hem de söylemleri itibariyle daha militan ve canlýydý. Ancak bu gruplarýn bileþimi de daha çok seçim sonuçlarýndan tatmin olmayan radikal ve dar kesimler olmuþtur. Bizim de baðýmsýz kortej ve dövizlerimizle katýldýðýmýz 1 Aralýk mitingi esas olarak yukarýdaki görevlerimizi gerçekleþtirme doðrultusunda nesnel olanaklarýn müsait olduðunu göstermiþtir. Miting bir yönüyle klasikleþmiþ 1 Mayýs Abide-i Hürriyet mitinglerinin bir prototipi

Rakamlarýn anlattýklarý Her þeyden önce 3 Kasým seçimleri Türkiye de çok partili hayatýn baþladýðý 50’li yýllardan beri yapýlan seçimlerin içinde en düþük katýlýmlýsý oldu. Bugüne kadar yapýlan seçimlerin kendi içlerinde katýlým ortalamasý %85 civarýndayken bu rakam 3 kasým seçimlerinde %76’lar civarýnda kaldý. Büyük kentlerde (Ýstanbul-Ankara-Ýzmir-Adana) yaþayan 12,6 milyon seçmenin (toplam seçmen sayýsýnýn %30’u), ülke ortalamasýnýn da altýna düþerek, %69’u sandýk baþýna gitti. Kürt illerinde bu oran %62 civarýnda kaldý. Bu rakamlar neyi ifade eder? Ýnsanlarýn seçim sabahý sandýk baþýna gitmeye üþendiklerini mi? Dolayýsýyla bir apolitizasyonu mu? Yoksa düzen siyasetinden umudunu kesitiðini mi? Bu sorularýn cevaplarý rakamlarda gizli. Ýlk defa 3 kasým seçimlerinde oy kullanan 4 milyon yeni seçmenin ise %76’sýnýn (katýlým oraný) oy verdiðini kabul edecek olursak 1.680 bin 18-22 yaþ arasýnda gencin oy vermediði görülüyor. Bu sayý, geçen seçimlerin ortalamasý üzerinden hesaplanacak olsaydý 680.000 civarýnda kalacaktý. Yani bu seçimlerle birlikte açýða çýktý ki yaþlarý 18 ile 22 arasýnda deðiþen 1 milyon insan daha nedeni ne olursa olsun sandýk baþýna gitmek istememiþ. 99 seçimlerinde 4,5 milyon kiþi oy kullanmazken bu rakam bu seçimlerde 9,5 milyona yükseldi. Halbuki geçen seçimlerin katýlým ortalamasý bu seçimde de korunabilmiþ olsaydý bu rakamýn 5 milyon 500 bin civarýnda seyretmesi gerekirdi. Bu da demektir ki, bu seçimlerde 4 milyon kiþi ilk defa olarak oy vermeyi reddetti. Ancak bu sayýnýn içinde geçen seçimlerde oy verenler olduðu gibi daha önce oy kullanma hakký olmadýðýndan dolayý oy veremeyen insan sayýsý olduðunuda hesaba katarsak, yani ilk defa oy vermeyen toplam seçmen sayýsýndan (4 milyon) ilk defa oy vermeyen genç seçmen sayýsýný (1,680 bin) düþersek, yaklaþýk 2,5 milyon kiþinin seçmenlik hakkýna sahip olduðundan beri her seçimde oy verip ilk defa bu seçimlerde oy vermediðini görmüþ olacaðýz. Hatta bu rakama çok partili hayata geçiþ ile birlikte yapýlan seçimlerin katýlým oranlarý ortalamasýnýn sonucu oy vermeyeceði önceden tahmin edilebilecek 680 bin genç seçmeni eklersek, karþýmýzda yaklaþýk 3 milyon civarýnda, daha homojen bir grup oluþmuþ olur. Seçimden önce sandýða gitmemenin de apolitizasyon göstergesi olduðunu söyleyen köz gibi kimi “amme hizmetine” gönül vermiþ kooperatifçilerin söylediklerinin tam tersi bir tablo

5

açýða çýktý. Bugüne kadar düzenli olarak oy veren bu 2,5 milyon insaný birdenbire apolitize edebilecek hiç bir gerekçe yok. Aksine yaþanan ekonomik kriz sonucu gelir darboðazýna giren kitlelerin, politik açýdan hýnçlanmýþ, bilenmiþ ve tepki verme yeteneklerinin geliþmiþ olduðu söylenebilir. Seçim sonuçlarý dikkatli incelendiðinde, yüzdelik dilimler oy sayýsýna çevrildiðinde, bu 2,5 milyonluk kitlenin geçmiþteki siyasal eðilimlerinin izleri bulunabilir. Þöyle ki, 99 seçimlerinde geçerli oy sayýsý 29 milyon. Bu oylarýn %35’i DSP(21,8) –CHP(8,6) –HADEP(4,0) tarafýndan bölüþülmüþ durumda. DSP-CHP-HADEP’in aldýðý oy sayýsý 10 milyon 500 bin civarýndadýr (99 seçimleri ile 3 kasým seçimleri arasýnda oran düþse bile geçerli oy sayýsý itibarýyla bu seçimlerde bir yükseliþ olduðu için tüm yüzdelik oranlarý, seçmen sayýsý cinsinden yazmak gerekmekte). 99 seçimlerinde diðer “büyük” partiler ise aralarýnda %61-62’lik bir pasta dilimini bölüþmektedir. Onlara oy veren seçmen sayýsý ise 17 milyon 500 bin dolayýndadýr. Bu seçimlerde ise DSP(1,2)-CHP(19,0)DEHAP(6,0)’ýn oy oranlarýnýn toplamý %26, oy sayýlarýnýn ise 7 milyon 500 bin kiþi olduðunu görürüz. Yani 9 puanlýk bir eksilmeye 3 milyon kiþi denk gelmektedir ve bu demektir ki geçen seçimlerde bu partilere oy verenlerin içinden 3 milyonu bu seçimlerde ya oy vermeyi reddetmiþ ya da oyunun adresini deðiþtirmiþtir. Geriye kalan diðer “büyük” partilerin (GP dahildir) oy oranlarýna bakýlýrsa %70-71 dolayýndadýr. Bu oy oranýna karþýlýk aldýklarý oy ise 20 milyon 500 bin civarýndadýr. Þimdi ilk defa bu seçimde oy kullanmayý redden 2,5 milyonun þeceresini çýkarma çalýþmamýzda karýþýk bir noktaya gelmiþ bulunuyoruz. Þöyle düþünelim, DSP-CHPDEHAP’ýn kaybettiði 3 milyon oy ve diðer “büyük” partilerin aldýðý 3 milyon yeni oy arasýnda bir baðýntý elbette var. Diðer partiler yeni oylarýnýn önemli bir bölümünü 2,5 milyon civarýnda olan genç oylardan karþýlamýþ durumda. Zira bu partilerin bu kesimden aldýklarý oyun oraný %80’lere varabilmektedir. Yani yaklaþýk 2 milyon. Geriye kalan 1 milyon oyu da Troyka’nýn toplam oylarýndan çektiði sonucu çkarýlabilir. Bu bir milyon oyun bu partilere daðýlýmý incelendiðinde, çok büyük bir kýsmýnýn DSP’nin Abdullah Öcalan’ýn getirilme sürecinde, milliyetçi ve muhafazakar söylemleri daha yoðun kullanan partilerden ödünç aldýðý oylarýn iadesi olduðu görülür. Peki oylarýnýn 1 milyonun Diðer partilere


6

Kasým - Aralýk 2002

kaptýran DSP-CHP-DEHAP’ýn kaybettiði diðer oylarýn adresi neresi oldu? Ýþte basit bir hesapla görülecektir ki, burjuva düzen partilerinden umudu kesmiþ olan iki buçuk milyonluk bu insan grubunun 2 milyonu geçmiþte oylarýný DSP-CHP-DEHAP’a vermiþtir. Bu 2 milyon insan hesapta “sol” söylemlerle ortaya çýkan bu partilerinde kendileri için bir umut olmadýðýný farketmiþ ve tepkilerini kanalize edebilecekleri güçlü bir devrimci odak olmadýðýndan çareyi þimdilik düzen partilerine oy vermemekte bulmuþtur. Bu çok yakýndan incelenmesi gereken bir geliþme. Çünkü, bugüne kadar apolitizasyonun etkisinden kendini sýyýrmayý beceren, yani tembellik, üþengeçlik ve “siyaset beni ilgilendirmiyor” gerekçelerinin dýþýnda bir gerekçeyle, burjuva düzen partilerinden hiç bir beklentisi olmadýðýný seçime gitmeyerek gösteren 4 milyon insanýn varlýðýný hem biz hem burjuvazi hesaba katmak zorunda. Yine basit bir hesapla bu 4 milyon kiþinin büyük illerin katýlým ortalamasý düþünüldüðünde 22,5 milyonunun, iþçilerin yoðunca bulunduðu Ýstanbul-Ankara-Ýzmir ve Adana’da yaþadýðý görülebilir. Tüm bunlarý alt alta yazdýðýmýzda, Türkiye kapitalizminin suyunun ýsýndýðýna dair ne kadar büyük emarelerin ortaya çýkmaya baþladýðýný görebiliriz. Önümüzdeki dönem Þimdi yukarýdaki verileri de gözönünde bulundururak rahatlýkla söyleyebiliriz ki 3 kasým seçimleri sonucu ortaya çýkan tablo, bize, önümüzdeki dönem egemen sýnýfýn saldýrýlarýnýn katmerleþerek devam edeceðini göstermekte. Hatýrlayacaðýmýz gibi 99 seçimleri, PKK önderi Abdullah Öcalan’ýn yakalanýp Türkiye’ye getirilmesinin yarattýðý yoðun politik atmosfer ortamýnda yapýlmýþ, þovenist histeri iyice kýþkýrtýlarak milliyetçi-faþist söylemleri en yoðun biçimde kullanan partilerin galip çýkmasýyla karakterize olmuþtu. 3 kasým seçimleri ise yaþanýlan büyük bir kriz sonucu yoksullaþan halk kitlelerinin, refaha kavuþma, yolsuzluklarýn önüne geçme arzusunun baskýn olduðu, dolayýsýyla ekonomik sýkýntýlarý giderme projelerinin ve palavralarýnýn etkili olabileceði bir konjonktürde yapýldý. Böyle bir konjonktürde de “dürüstlüðü (!)” ve “çalýþkanlýðýyla (!)” ün yapmýþ olan Tayyip Erdoðan ve “yeni” partisi AKP’nin iktidar olmamak için hiç bir nedeni yoktu. AKP, atasý sayýlan Refah Partisinden de söylem olarak uzaklaþma çabasý içinde. Kendisini, muhafazakar bir parti ya da Avrupa “Hýristiyan demokratlarýný” anýmsatacak þekilde “Müslüman demokrat” olarak tariflemeye baþladý. 28 þubatla birlikte merkezileþme sürecini hýzlandýrma kararý alan Finans oligarþisi için, taþra

burjuvazisi yahut Anadolu Kaplanlarý olarak nitelendirilen kesimin siyasal temsilcisi olan Refah Partisi, ciddi bir ayakbaðýydý. Kendi uzun vadeli hedeflerini hayata geçirmek için onun hükümette bulunmasý tercih edebileceði bir seçenek deðildi. 28 Þubat darbesi, Refah Partisinin etkisini siyaseten zayýflatmanýn ve olasý sosyal patlama dinamiklerini laik-þeriatçý olarak bölüp güçsüz düþürmenin aracýydý. Ancak egemenler, Refah Partisini kapatmanýn, kimi liderlerini tutuklayýp, kimilerine siyasi yasak koymanýn kafi gelmediðini düþünmüþ olacak ki, Refah partisinin halefi olan Fazilet partisini de kapatýp yine kimi liderlerine siyasi yasak getirdi. Ve bu parti kendi içindeki tartþmalar sonucu ikiye bölündü. AKP gibi %34 oy alan bir partiyi doðuran þimdiki Saadet partisi seçimlerde müthiþ bir oy kaybý yaþayarak %10’luk ülke barajýnýn altýnda kaldý. AKP’nin devlet ve finans oligarþisi hatta medya nezdinde, selefi Refah, Fazilet ve Saadet partilerine oranla daha bir muteber olduðu seçimlerden öncede görülmekteydi. Seçimlerden üç-dört ay önce medyalarý aracýlýðýyla barajý yalnýz iki partinin kesin olarak geçebildiðini defalarca vurgulayan egemenler, alttan alta seçmenlere “oyunu bu iki partinin dýþýnda bir baþka partiye verirsen boþuna oy kullanmýþ olursun mesajý” vererek AKP ve CHP’yi güçlü bir koalisyon için hazýrlamaya çalýþtý. Ve bir koalisyon çatýsý altýnda olmasa da parlamentoda bu iki partiyi yan yana getirmeyi becerdi. Tayyip ve Baykal’ýn partileri %54’lük bir oy oraný ile meclisteymiþ gibi görünseler de toplam seçmen sayýsýnýn yalnýzca %39’unun oyunu alarak parlamentoya girmiþlerdir. Bugün tek baþýna büyük bir oy oraný almýþ olmasý ve burjuvazinin siyasal belirsizlikten kurtulma gayreti hasebiyle meþruluk sorunu çokça gündeme taþýnmamaktadýr, ancak en ufak bir pürüzde bu sayýsal büyüklüðün (ya da küçüklüðün) hesaba katýlacaðý gayet kesindir. Merkezileþmesine hýz kazandýrdýðý, iç siyaseti tam da buna göre þekillendirdiði bir dönemde, ciddi bir ekonomik krize (kasým ve þubat krizi) yakalanan burjuvazi, yoksullaþan ve mülkünü kaybeden küçük ve orta burjuvaziyi kendisine AKP aracýlýðýyla yedekelemiþ görünüyor. Merkezileþme sürecini küçük ve orta sýnýfýn yoksullaþmasý üzerinden ördüðü için deðil, ön gördüðü ancak tüm dünya kapitalist sisteminin yapýsal özelliklerinden dolayý çýkmasýna mani olamadýðý kriz dönemlerinde kendi derdiyle uðraþmak ve iktidarýnýn bekasý için krizi yönetmek, emeðin üretkenliðini maksimize etmek zorunda olduðundan dolayý esnafýn kepenk kapatmasýna engel olamayan burjuvazi, bu dönem merkezileþetirdiði sermayesinden kýrýntýlar daðýtarak yakýn tarihte büyük ölçüde yan sanayisi olarak örgütlemeye baþladýðý küçük burjuva kitleler

Leninist Iþýk

19

12 Eylül Askeri Faþist Darbesinin 7 Kasým’da Dipçikle Katlettiði Bir Yayýnevi Emekçisi: Ýlhan ERDOST 12 Eylül 1980'de askeri faþist diktatörlük; sermayenin egemenliðini yeniden pekiþtirmek, devrimci hareketleri ezmek, büyüyen ve sesini yükselten iþçi, emekçi ve tüm muhalif güçleri ise susturmak, silah ve sopa zoruyla teslim almak için harekete geçti. Burjuva düzeni korumak, baský ve sömürüyü ise alabildiðine artýrmak için devrimci harekete, iþçi ve emekçilere yönelik bir terör ve gözaltý, tutuklama saldýrýsý baþlattý. Kitlesel iþkence ve katliamlara baþladý. Bu zulüm ve katliam yýllarýnda sermaye diktatörlüðünün ezilen ve sömürülenlere reva gördüðü maddi-manevi, iktisadi-siyasi kayýplarýn hepsini burada sýralamak mümkün deðil. Bunlar üzerine cilt cilt bilgi, belge, haber, yorum içeren kitaplar yazýldý. Binlerce sayfalýk iddianameler ve savunmalar siyasal mücadele tarihinde yerlerini aldýlar. Yazýmýzýn konusu bu olmadýðý için bunlara girmiyoruz. Faþist devlet terörüne birkaç çarpýcý örnek verip geçiyoruz. 12 Eylül askeri faþist darbesi sonrasýnda MGK'nýn emrindeki mahkemeler 517 kiþi hakkýnda idam kararý verdi. Çoðu sol görüþlü ve devrimci olan Bu kiþilerden 50'si asýlarak katledildi. 650 bin kiþi gözaltýna alýndý. 52 bin kiþi tutuklu ve hükümlü olarak hapis edildi. 1 milyon 683 bin kiþi fiþlendi. 80 ton gazete, dergi ve kitap toplatýldý. Bunun 39 tonu yakýlarak imha edildi. Basýn özgürlüðünü kýsýtlayan 151 yasa çýkarýldý. 14 kiþi açlýk grevinde öldü. 74 kiþi çatýþmalarda, 16 kiþi kaçarken (faþist darbecilerin iddiasýna göre), 315 kiþi ise gözaltýnda ve sorguda yapýlan iþkencelerde katledildi. Devrimci, komünist, aydýn, sendikacý, iþçi ve emekçilere karþý 12 Eylül 1980 darbesinin baþlattýðý haçlý seferinde gözaltýna alýndýktan sonra iþkence yapýlarak katledilenlerden biri de Ýlhan Erdost'tur. Peki Ýlhan Erdost kimdir? 12 Eylül askeri faþist diktatörlüðü tarafýndan niçin ve nasýl katledilmiþtir? Muzaffer ve Ýlhan Erdost kardeþler, dünya proletaryasýnýn büyük ve eþsiz öðretmenleri olan MarksEngels ve Lenin'in eserlerini, yani bilimsel sosyalizmin kilasiklerini yayýnlayan, okurla buluþmasýný, devrimcilerinkomünistlerin elinde bayraklaþmasýný saðlayan Sol ve Onur Yayýnevinin sahibidirler. Erdost kardeþler, 60'lý yýllardan itibaren bu eserlerin devrimcilerle, komünistlerle ve TürkKürt okuyucusuyla buluþmasýnda, büyük emeði geçen ve bu uðurda bedel ödeyen yayýn emekçileridir. Ýlhan, yayýncýlýðýn yaný sýra yazarlýkta yapan Sol Yayýnlarýnýn kurucusu büyük kardeþ Muzaffer Erdost'un sadece kardeþi deðil, en yakýn yardýmcýsý ve her alanda kader birliði yapmýþ olan yoldaþýdýr. M. Erdost'un kendi deðimiyle 'yarýsý'dýr. Duygu, düþünce ve eylem birliði bu iki kardeþin sosyal-siyasal yaþamýný kopmaz baðlarla birbirine bütünlemiþtir. Erdost kardeþler; TC'nin en çalkantýlý ve gerici, kýyýcý sosyal-siyasal süreçlerinin (50'lý, 60'lý, 70'lý, 80'lý) canlý tanýðý olarak büyür, kimlik ve kiþilik kazanýrlar. Sýnýflar arasýndaki iktisadý-siyasi mücadelenin burgacýnda yerlerini alýrlar, böylece yazgýlarýný da belirlerler. Bilimden, aydýnlýktan, toplumsal geliþim ve deðiþimden yana taraf olduklarý oranda, her aydýn, devrimci, komünist ve sýnýf bilinçli iþçi-emekçi gibi; devleti ve onun sivil-resmi baský güçlerini de karþýlarýnda bulurlar. Erzurum'dan Tokat'a göç etmiþ bir köy emekçisi ailenin çocuklarý olan Erdost kardeþlerden Muzafer, Veteriner Fakültesini bitirdikten sonra eþiyle birlikte 1959'da Ankara'ya yerleþir. Ýlkokulu bitirdikten sonra, maddi imkansýzlýk nedeniyle orta okulu gönderilemeyince köydeki Kuran kursuna gönderilen Ýlhaný'da yanýna aldýrarak, ortaokula yazdýrýr.

Demokrat Parti sultasýnýn son demleri olan bu süreçte Muzaffer Erdost, önce Pazar Postasý'nda yazý müdürlüðü, sonra Ulus gazetesinde basýmevi yöneticiliði yapar. 27 Mayýs 1960 darbesinden sonra bir çok aydýn ve gençle birlikte tutuklanýr. Soðukkuyu Askeri Hapishanesinde 15 gün tutuklu kaldýktan sonra serbest býrakýlýr. 1963'te M. Erdost yedek subay olarak Þemdinli'ye askerliðini yapmaya gittiðinde; Ýlhan liseyi bitirmiþ ve Hukuk Fakültesinde öðrenime baþlamýþtýr. Asker M. Erdost Yön'de yayýnlanacak 'Þemdinli Roportaji' için hazýrlýk yapmaktadýr. Ýlhan'dan, gerekli kitaplarý temin etmesini, dergi ve gazeteleri konuyla ilgili olarak taramasýný ve kendisine iletmesini ister. Ýlhan, bu talebi özverili bir çalýþma sonucunda baþarýyla yerine getirir. Ýki kardeþin ortak düþünsel üretimleri böyle baþlar ve Ýlhan'ýn düþman dipçiði ile katledileceði 7 Kasým 1980 gününe dek sürer. M. Erdost askerliðini bitirdikten altý ay sonra Sol Yayýnlarýný kurar. Ýlhan, hem bu yayýnevinde önemli görevler üstlenir, hem de Hukuk Fakültesini bitirmeye çalýþýr. Ama sýnavlarýna yeterince zaman ayýramadýðý için veremediði tek dersten dolayý belge alýr. Kýsa bir süre bu duruma üzülüp ve içerledikten sonra kendini bütünüyle yayýnevinin iþlerine verir. Ýki kardeþ artýk her yerde, hep beraber olmaya ve birlikte üretmeye, birlikte sevinmeye ve hüzünlenmeye baþladýklarý bir iliþki içine girerler. 12 Mart 1971 darbesiyle birlikte TC bir kez daha devrimci, komünist, aydýn, sendikacý avýna baþlar. Kitlesel iþkence, katliam, gözaltý ve tutuklama dönemi baþlar. M. Erdost'un payýna bu saldýrýlardan önce gözaltý, ardýndan üçbuçuk yýl sürecek hapislik düþer. Bu yýllarda Ýlhan'ýn ne yaptýðýný aðabeyinden öðrenelim: "...Ýlhan, evin reisi, çocuklarýmýn babasý, ve cezaevinde benim her yönden bir tamamlayanýmdý. Tüm maddi sorunlarýmýzý üstlendi. Özellikle sivil cezaevinde baþlayabildiðim Osmanlý Ýmparatorluðu ve toprak mülkiyeti ile ilgili çalýþmalarýmýn tüm kitap, belge ve fotokopilereni, cezaevine taþýdý. Bu arada yaþamýmýz için maddi olanak tanýmak zorundaydý. Onur Kitabevi'ni açtý ve Onur Yayýnlarý'ný Kurarak, bu yayýnevinin ilk kitabý olan Darwin'in Ýnsanýn Türeyiþi'ni yayýnladý. Benim hiçbir yazým Ýlhan'la önceden tartýþýlmadan yayýnlanmadý, Ýlhan'ýn dikkatlý ve eleþtirel okumasýndan geçip düzeltilmeden yayýnlanmadý. Onur Yayýnlarý'nýn yanýsýra, Sol Yayýnlarý'nýn hiçbir kitabý, onun seçiminden geçmeden programa alýnmadý ve hiçbir kitap, bu kitaplarýn her yeni baskýsý onun tarafýndan titizlikle ve dikkatlice okunmadan baskýya girmedi." (Muzaffer Ýlhan Erdost, Ýlhan Ýlhan, Onur Yayýnlarý, S. 36) Dostlar, yoldaþlar bu anlatýlanlar ne anlama geliyor, ne demek biliyor musunuz? Elimizin altýndaki, baþucumuzdaki Sol ve Onur yayýnevlerinden çýkmýþ bilimsel sosyalizmin neredeyse tüm klasiklerinde Ýlhan'ýn göz nuru ve emeði var demektir. Peki, devrimci ve komünist güçler olarak bu yayýn emekçisini yeterince tanýyor, hak ettiði saygý ve sevgiyle anýyor, mücadelemizde yaþatýyor muyuz? Hayýr! Ne yazýk ki, bu iþi burjuva aydýnlara ve aðabey M. Ýlhan Erdost'a býrakmýþ durumdayýz. Bu eksikliðimizi ve zaafýmýzý bilince çýkarmalý ve aþmalýyýz. M. Erdost hapisten çýktýktan sonra da yayýnevlerinin tüm yükünü Ýlhan omuzlar. Hatta faþizm konusunda inceleme yazýlarý yazmaya yoðunlaþan aðabeyine de yardýmcý olur. Ortak üretim ve yaþam sürer. 1979 Yýlýnda bu iki kardeþe-yoldaþa faþistlerin kurduðu pusuyu fark eden ve son anda boþa çýkaran da Ýlhan'dýr. 1976'da sade bir düðünle evlenen Ýlhan ve eþi Gül'ün daha sonra iki kýzlarý olur.

Devamý Sayfa 23’de


18

Kasým - Aralýk 2002

ÝSTANBUL’DA BÝR 6 KASIM DAHA ... Geliþen dönemde öðrenci gençlik kesiminde birþeylerin deðiþmekte olduðunu görüyoruz. Üniversiteli devrimci gençliðin bunun neresinde olduðunu görmek için 6 kasým aslýnda yaþadýðýmýz iyi bir pratik. Bu senenin öðrenci kesiminde nasýl olacaðý hakkýnda iyi bir açýlým sunuyor bize. Onun için önce gözlemlerimizi aktarýp, sonra tahliline gireceðiz. 5 Kasým’da yurtsever arkadaþlardan eylemin saatini öðrendik ve bir saat öncesinde belirlediðimiz yerde buluþmak üzere yoldaþlarla anlaþtýk. Buluþma noktasýnda, eylemde ve saldýrý olduðu taktirde nasýl tutum alacaðýmýza dair kýsaca konuþtuk. Eyleme gittiðimizde bir grubun toplandýðýný gördük. Bunlarýn daha sonra son anda karar deðiþtirip ayrý çýkmaya karar veren “cephe güçleri” olduðunu öðrendik. Sayýlarý 70-80 kadardý. Sabah eylem olmadan önce onlara müdahale edildiðini ve 3 kiþinin gözaltýna alýndýðýný eylemden sonra öðrendik Özgürlük Türküsü dinleti verdi ve slogan atarak daðýldýlar. Ellerinde kýrmýzý bayraklarý ve pankartlarý vardý. Daha sonra içerden ayrý bir gurup “Yök’e ve Emperyalist Savaþa Hayýr/ ÜNÝVERSÝTELÝ ÖÐRENCÝLER” yazýlý bir pankartla alana geldiler. Sayýlarý yaklaþýk 300-350 kiþiydi. En önde Eðitim-Sen eyleme pankartýyla destek vermiþti. Gelirken “Yök’e Hayýr, polis gidecek yök bitecek üniversiteler bizimle özgürleþecek”, “ABD askeri olmayacaðýz”, “Diplomalý iþsiz olmayacaðýz” “Savaþa Karþý Sýnýf Savaþý”, “Emperyalist Savaþa Hayýr” sloganlarý atýldý. Bir ara “Emperyalist savaþa karþý sýnýf savaþý” diye bir grup slogan attý. Biz de bu sýrada “savaþa karþý sýnýf savaþý” sloganýný attýk ve bu grubun da katýlýmýyla sloganýmýz ortaklaþtý. Çok geçmeden bu gruba müdahale edildi ve “Burada insiyatifin dýþýnda slogan atamazsýnýz, atacaksanýz gidin dýþarýda atýn” denildi. Biz de bu süreçte oradaydýk. Ancak sloganlarý attýrmadýlar. Bu arada Beyazýt duraðýnda toplanmýþ olan diðer bir grup coþkulu bir þekilde alana katýldý ve alandan da onlara ayný coþkuyla karþýlýk verildi. Bize destek veren sendika ve derneklere teþekkür edildi ve arkasýndan sloganlara devam edildi. Ardýndan bir tiyatro gösterimi ve basýn açýklamasý oldu. Bir süre daha sloganlar atýldýktan sonra daðýlmak üzere merkez kampüse doðru yürüyüþe geçildi. Meydandaki kitle üniversitenin kapýlarýna dayanarak kapýnýn açýlmasýný istedi ve kapýlar açýldý. Ýçeri girilince eylem hemen daðýlmadý. Herkes daðýlmadan slogan atarak yürümeye devam etti. Biz de “Kurtuluþ devrimde, komünizmde”, “Komünist bir dünya kuracaðýz”, “ Tam ücretli 6 saatlik iþ günü, 4 vardiya”, “Paralý parasýz burjuva eðitime hayýr” sloganlarýmýzý burada dillendirdik. Herkes tarafýndan olmasa da bir kýsmý kitlenin katýlýmýyla ortak dillendirildi. Anýtýn orda yakýn daðýlmaya yakýn “LDGB” pankartýyla 10 kiþi kadar liseli yürüyüþe geçti. Ýnsiyatif hemen müdahele etti ve pankartý kapamalarýný söyledi. Liselilerin direnci ve insiyatifin müdahelesi uzun sürdü fakat asýl ilginç olan insiyatifin açýlsýn kapatýlsýn diye kendi içinde ikiye bölününce liselileri býrakýp kendi içlerindeki kavgalarýydý. Çünkü burda “politik” bir tartýþma kimin kimin yaþý kadar bu iþlerle uðraþtýðý, el kol hareketi yapýp yapmama, megafonu alanýn borusunu öttürmesi üzerinden herkesin gözü önünde yürüdü. Eylem halaylar ve her

grubun kendi sloganlarý eþliðinde sona erdi. Gelgelim burada önce kendimizi deðerlendirmeye. O dönemin koþullarýna baðlý olarak insiyatifin içinde yer alýp eyleme katýlýmcý olarak katýlmaya karar vermiþtik. Ancak insiyatifin katýlacaklarý çaðrý yaparak davet etmesi ve diðer devrimci gruplarla yeterince güçlü olan organik iliþkilere sahip olmadýðýmýzdan kaynaklý olarak eylem tertip komitesi içersinde yer alamadýk. Buna karþýlýk tanýdýðýmýz devrimciler vasýtasýyla toplantýya katýlmayý kararlaþtýrdýk. Fakat bunlara da o dönem ulaþamayýnca gözlemci olarak katýldýk. Elbette bu insiyatife ve eylem sürecine katýlýmcý olarak dahil olmak, bizim amaçlarýmýz doðrultusunda yapmamýz gerekendir. Önümüzdeki süreçte bulunduðumuz alanlarda bu tarzdan platform ve insiyatiflerde yer alarak tartýþma ve karar sürecinde söz sahibi olarak politik fikirlerimizi bu zeminlere taþýyýp vücuda getireceðiz. Diðer bir nokta ise eyleme politik iliþkilerimizi taþýma noktasýndadýr. Politik iliþkilerimiz bu eylemde yerlerini alsa da yeni iliþkide oduðumuz unsurlarý, biraz da gözlemci olarak katýlmamýzdan kaynaklý, taþýyamadýk. Önümüzdeki dönem bu zaafý da aþacaðýz, çünkü esas sorun bizim yasal eylemler ve çalýþmalardaki tecrübesizliðimizle ilgili. Þu an bizim için en önemli sorun budur. Ve bu sorunu yakýn bir süreçte aþacaðýmýz bir zaaf olarak görmek gerekiyor. Genele baktýðýmýzda katýlým 700-800 civarýndaydý. Geçen seneye göre insanlarda coþku vardý, geçen seneki gibi gözler arkada gelinmemiþti. Yurtsever gençliðin katýlýmý çok azdý. Seçimin yenilgisinin getirdiði moral bozukluðunu üzerlerinden atamadýklarýný görülüyordu. Aslýnda bu insanlarýn katýlýmýnýn HADEP altýnda az olmasý iyi bir þey gibi görünse de sonuçta çoðu devrimcilere yaklaþmýyor aksine uðraþacaklarý birþey kalmadýðý için maalesef savruluyorlar. Bu sene için dikkati çeken diðer bir nokta da polisin Ýstanbul ve Ankara eylemlerindeki ikli tutumuydu. Ýstanbul’da geçen seneki “TKP” ve “Demokratik Cumhuriyet Gençliði” kitlesinin aðýrlýklý olarak bulunduðu eyleme, baþýnda gazlarla saldýran ve alandan kaçanlara yol gösteren polis, bu sefer gövde gösterisi yapar bir þekilde kalabalýk ve çýkýþ noktalarýný otobüslerle kapatarak, fakat genel eyleme müdahele etmeyerek ( hatta “tiyatro”daki Sabancý taklidine gülerek ); Ankara’da ise havaya ateþ edip kitleye saldýrarak “görünüþte” ikircikli bir tutum aldý. Oysa hiçbir þey göründüðü gibi deðildir. Düzen herkesin kendi çizdiði sýnýrlar içinde kalmasýný dayatmaktadýr. Devrimcilere burada biçtiði misyon ise düzenin “yasal” kabuðunu zorlamayacak þekilde ve kendi kendilerini sansürleyerek, denetim kurarak, polisi de neredeyse- gereksizleþtirecek þekilde legal-liberal bir zemine mahkum etmektir. Sol liberal ve reformistlere düþense artlarýna yedekledikleri kitleleri sadece devrimcilikten deðil, devrimci alanlardan dahi uzak tutmaktýr. Bize düþen bu kabuklarý parçalamaktýr. Kahrolsun liberal kaynaþma, yaþasýn devrimci arýnma ve ileri çýkma! Tam ücretli 6 saatlik iþ günü, 4 vardiya, serbest haftasonu! Öðrenciye iþ, çalýþana öðrenim hakký! Paralý parasýz burjuva eðitime hayýr!

Leninist Iþýk içersinde nispi bir refah ortamý yaratmak peþinde. Küçük burjuvazi, iþçi ve emekçilerin üretkenliklerinin arttýrýlmasýnýn bir sonucu olarak satýn alma gücünün düþmesinin neticesinde yoksullaþtý ve iflas etti. Etkilenebileceði güçlü bir devrimci-proleter hareket olmadýðýndan siyasi ufuksuzluðuyla baþbaþa kaldý ve kendi sorununu tekelci sermayenin makro politikalarýnýn içinde aramak yerine, sýnýfsal pozisyonunun mantýðýna uygun bir þekilde fevri hareket etme yolunu seçti. Güçlü bir iþçi hareketiyle paralel yahut onun akabinde geliþmediði ölçüde, küçük burjuvazinin güdümündeki eylemlilikler hep anti-proleter bir nitelik taþýr ve böylesi dönemler faþist ve gerici partilerin büyümesi için en uygun ortamý oluþturur. Tarihte bunun pek çok örneðine rastlamak mümkün. Buradan bakýldýðýnda AKP’nin büyük oy farkýyla birinci parti olarak parlamentoya girmesi anlaþýlýr hale gelmektedir. Üstelik Ege ve Akdeniz kýyýlarý ile Kürdistan sýnýrlarý dýþýndaki hemen hemen tüm illerde birinci olarak, tarým ve hayvancýlýkla uðraþan kesimlerin önemli bir bölümünün desteðini de arkasýna aldýðýný göstermiþtir. Parlamentoya tek baþýna hükümet kurabilecek kadar güçlü bir temsiliyet oraný ile giren AKP’nin seçim “zaferi” Türkiye burjuvazisinin alt-emperyalistleþme hedefleriyle büyük bir uyum içindedir. Geçmiþte seleflerinin yaþadýðý türden tartýþmalar ve gerginlikler istemediðini sýkça belirten AKP, adýmlarýný çok daha dikkatli atmakta ve yeni bir laik-þeriatçý tartýþmasý istemiyor izlenimi vermektedir. Ancak bu gerginliklerin kaynaðýnda, Akp’nin seleflerinin sözcülüðüne soyunduðu yeþil sermayenin güçlenmesi yattýðý düþünüldüðünde Akp’nin iktisadi yönelimleri belirleyici olacaktýr denilebilir. Sermaye, merkezileþme sürecinin temposunu düþürmek ya da olaðan seyrine býrakmak niyetinde gözükmektedir; çünkü þimdilik doygun hale gelmiþtir. Bu dönemde finans piyasasýnýn dýþýna atýlmasý gereken bankalar temizlenmiþ, önemli “yeþil sermaye”li kuruluþlarýn geliþimlerinin önü kesilmiþtir. Ancak çaðýmýzda finans oligarþisinin merkezileþme konusunda olaðan geliþim seyri bile insanlýða kan, zulüm, vahþet hediye edebilecek düzeydedir. Türk egemen sýnýflarýnýn kafasýndaki kuþkularýný seçim öncesi silen Tayyip Erdoðan, yine de seçim sonuçlarýnýn büyük oranda belli olduðu saatlerde yerli-yabancý televizyon ve gazetecilerin hazýr bulunduðu bir basýn toplantýsý yaparak ÝMF ve Avrupa Birliði ile iliþkilerin geliþtirilerek devam ettirileceðinin garantisini vermiþtir. Daha sonra yaptýðý geziler ve Kopenhag zirvesinde Türkiye’ye müzakere için erken bir tarih verilmesi isteði

7

nedeniyle sarf ettiði çaba hem Sabancý hem de Koç tarafýndan insanüstü bir çaba olarak deðerlendirildi. Bunlarýn hiç birisi tesadüfi deðil. Uzun zamandýr söylediðimiz gibi bugünlerde hepten soytarýlarýn kol gezdiði müthiþ bir “komedya”ya dönen Parlamento ve seçimden ne anlamamýz gerektiðine dair çok açýk bir kanýt teþkil etmekte. Önümüzdeki dönem AKP hükümeti bir taraftan demokratik alanýn sýnýrlarýný geniþletiyormuþ gibi görünürken bir diðer taraftan podyuma çýkýp düzen dýþý güçlerin merakýný uyandýrmaya, kendini pazarlamaya çalýþarak “istikrar” arayacak. Avrupa birliði ile iliþkiler çerçevesinde yeni bir tasfiyeci sürecin eþiðinde bulunuyoruz demek bu. Bunu yapmak zorunda çünkü Türkiye hala bir sosyal patlamalar ülkesi ve dünya üzerinde hiç bir ülkenin iç sýnýfsal iliþkileri buradaki kadar yakýn aralýklarla bu tehlikeyi güncelleyemiyor. Zaten seçim döneminde sýk sýk TKP ve DEHAP aracýlýðýyla nasýl da bir arada ve kardeþçe yaþayabildiðimizin ve bunun hiç bir sorun teþkil etmediðinin mesajý verilip duruldu. Meclisten geçen ve geçmekte olan “demokrasi” paketlerini Avrupa birliði ile iliþkilerinin bekasý için deðil, öncelikle, henüz bir homojenlik arz etmesede yukarýda da belirtildiði üzere sayýca artan düzen dýþý güçleri düzen içine tekrar çekebilmek, umudun parlamenter-demokratik siyasette olduðunu kanýtlamak için hazýrlýyor. Unutulmamalý ki bu “demokrasi” paketlerinin içindeki yasal düzenlemelerin hiç biri kalýcý yahut niteliksel deðiþikliklere neden olmayacak. Düþünce özgürlüðü hala suç olmaya devam edecek, istediði an iþkence yapmaya devam edecek, ideolojik suçlar kavramý korunacak, iþçi sýnýfýnýn örgütlenmesinin önü açýlmayacaktýr. Göze hitab eden, camdan biblolara benzeyen bu deðiþiklikler, tamamen umut ve güven tazelemeye ve tepkileri soðurmaya yönelik biçimsel ve kýrýlgan olma özelliði taþýmaktadýr. Böylesi bir dönemin eþiðinde komünist devrimciler olarak varlýðýmýzýn baðýmsýzlýðýný korumak, ayrýksýlýðýmýzýn ama ayný zamanda birlik perspektifimizin sorumluluklarýnýn altýna daha fazla girmek için kendimizden baþlayan bir s��çrama yaratmak zorundayýz. Her kadro ve kadro adayý her zaman yaptýðýnýn daha iyisini yapabilmenin mümkün olduðunu bilmeli ve kendisini bu zorlu göreve daha sýký hazýrlamalýdýr. Bugün tüm olanaksýzlýklarýmýzýn ve güçsüzlüðümüzün tamamen bizim toplam niteliðimizle ilintili ama toplam niteliðimizin de bu örgütün tek tek bileþenleriyle hýsým akraba olduðu unutulmamalýdýr. “Dünyayý deðiþtirmek istiyorsan önce kendinden baþla” (Tolstoy)


8

Kasým - Aralýk 2002

Emperyalizm ve Küreselleþme “Ýnsan denge isteyen bir varlýktýr; sýrtýnda giderek çoðalan kötülüðün aðýrlýðýný, nefretin aðýrlýðýyla dengeler.” -Milan Kundera“Yol verin yüzyýllar boyu sömürünün, ýstýrabýn ve acýnýn biriktirdiði kýzgýnlýða ve kine.” -V.I.LeninEmperyalizm olgusundan ayrý ele alýnamayacak olan küreselleþme, ekonomik ve politik alanlarý da içerdiðinden, genel olarak, sýnýr ötesi iliþkileri ifade ettiði gibi, açýk ve sýnýrlarý olmayan bir dünya pazarý yaratýlmasý sürecinde ulus devletleri de önüne katarak bütünleþmeyi isteyen, ekonomik faaliyetlerin (sermayenin) yapý deðiþikliðidir. Tarihe dikkatlice bakýldýðýnda, küreselleþme kelimesinin ilk olarak 70’lerin ortalarýnda yaþanan petrol krizinin hemen akabinde dile getirilmeye baþlandýðý görülecektir. Ancak geniþ bir tartýþma konusu olarak küreselleþme, 1990’ lý yýllarla birlikte Türkiye ve dünya gündeminde yerini almýþtýr. Zafer ilan eden burjuvazi ve onun ideologlarý, küreselleþmeyi “geliþme” ile eþ anlamlý alarak ileri sürdüler ve ayný zamanda da sol cenahtada aksi seda buldular. Velhasýl, burjuvazinin iþsizler, açlar ve yoksullar için döktüðü timsah gözyaþlarýnýn politik alandaki ifadesi olan küreselleþme fikriyle güdülen asýl plan, daha yoðun bir servet-sefalet kutuplaþmasýndan baþka birþey deðildi. Dünyanýn en zengin 225 kiþisinin servetinin 2.5 milyar yoksulun toplam gelirine eþit seviyede olduðu, en zengin üç kiþinin servetinin, en yoksul kýrksekiz ülkenin ulusal gelirinden yüksek olduðu, 1.2 milyar civarýnda insanýn günde bir dolardan daha az bir gelirle yaþamak zorunda býrakýldýðý, Microsoft’ un sahibi Bill Gates’in sermayesinin yaklaþýk 400 milyon insanýn gelirinden yüksek olduðu gerçekleriyle birlikte düþünüldüðünde küreselleþmenin olsa olsa yoksulluðun evrenselleþmesine bir katký olduðu apaçýk ortaya çýkýyor. Bu veriler daha da arttýrýlabilir ve hepsi de servet-sefalet kutuplaþmasýna birer örnek ve ayný zamanda küreselleþmenin karakteristiði hakkýnda bize fikir verebilir. Küreselleþmenin ne anlama geldiðini anlayabilmek için öncelikli olarak kapitalizmin uluslararasý düzeyde iþleyiþ ve yapýsýný da kavramak gerekiyor. Sýnýfsal özünü koruyarak, sýnýf savaþýmý perspektifinde ancak bu þekilde bir deðerlendirme yapabiliriz. Aksi durumda

neoliberaller ve onlarýn Kaustkici takipçileri gibi “bir elmayý diþlemekten” baþka birþey yapamayýz. Uluslararasý mali sermaye, kapitalizmin ana unsurlarýndan biri ayný zamanda. Þu an iç içe geçmiþliði istemesine karþýn bu niteliði henüz kazanmýþ durumda deðildir. Bu yüzden halen ulusal bir niteliðe sahip olduðu söylenebilir ve ulusal finans sistemlerinin birbiriyle kurmuþ olduðu yakýn iliþkiden ibarettir. Bu niteliði ona mali sermaye akýþýný görece kontrol etmesini saðlamaktadýr. Fiiliyatta ise zaten yatýrýmcýlar uluslararasý yatýrým yerine, çoðunlukla kendi iç yatýrýmlarýný yapma eðilimindedirler. Dýþ yatýrýmlar ise emperyalist çýkar iliþkilerine endeksli belli bölgelere yoðunlaþmanýn ötesine geçmemektedir. Japonya ve Çin buna birer örnektir. Bu bakýmdan Lenin’in emperyalizm analizi en azýndan ekonomik verilerin konjonktürel deðiþkenliði ve kapitalizmin geçirmiþ olduðu uluslararasý bunalýmlarý aþmak için almýþ olduðu tedbirler sonucu uðradýðý deðiþimler göz önüne alýndýðýnda geliþtirilmeyi beklemektedir. Tabi unutulmamasý gereken esas nokta Lenin’in emperyalizm analizinin politik özü ve saptamalarý tüm yakýcýlýðýyla varlýðýný korumaktadýr. Bu da geniþ ölçüde eþitsiz ve baðýmlý dolayýsýyla bileþik geliþme teorisidir. Tam da burada tekrar etmekte fayda var. Lenin’in Emperyalizm analizi, döneminin ekonomik verileri üzerine bina edilmiþ, Lenin bu verilerden yola çýkarak dünya çapýnda egemenliðini kuran emperyalizmin alabileceði biçimleri önceden kestirebilmiþtir. Ancak Lenin’in Emperyalizm sorununu gündemine alýþýnýn tarihinin 1. paylaþým savaþýnýn hemen akabine, yani emperyalizmin bir coðrafi ya da yüzölçümü esasýna dayalý bir yayýlmacýlýk olarak karakterize olduðu bir döneme denk düþmesi sorunun ana kaynaðýný oluþturmaktadýr. Devrimcidemokratlarýn emperyalizm konusunda takýldýðý nokta da burasýdýr. Onlar ekonomik açýdan yayýlma ve tekelleþme arzusu demek olan emperyalizmin bu has özelliðini gözden kaçýrýp, bunun bir türevi veyahut sonucu olan fiili-askeri iþgalleri tek baþýna, emperyalizm olgusu ile fitleyip, anti-emperyalist söylemler geliþtirirken, yabancý sermaye yerine yerli sermayenin yönetimini yeðleyebilecek, sýnýfuzlaþmacý politikalara sahip hale gelmektedirler. Ya da daha açýk söylemek gerekirse bu argümanlara sahip olmak, emperyalizme yalnýzca, yabancý sermayenin tüm dünya çalýþanlarý üzerinde kurulan bir tahakküm biçimi olduðu için deðil de, girdiði ülkenin üretici güçlerinin, kapitalizminin ve de (burasý çok önemli) “milli burjuvazisinin”

Leninist Iþýk (devletin ekonomiye daha fazla müdahale etmesi gerektiði) hususunda ayartmaya çalýþmýþ, çok kýsa bir zaman sonra, 1970’li yýllarda, piyasa ekonomisini, rekabeti, devletin küçülmesi gerektiðini savunmaya baþlamýþtýr. Ýtalyan Komünist Partisinin öncülüðünde geliþen bu akýmýn adý da “Avro komünizm” olmuþtur. “Avro komünizm”, iþçi sýnýfýnýn yerine o dönem Avrupa’sýnda kitleselleþmeye baþlayan ve yeniden canlanan iþçi aristokrasisi ve orta sýnýfý kendisine merkez veya dayanak kabul ederek çýkýþýný deklare etmiþtir. Sosyal demokrasinin yapýsýndaki bu deðiþiklik, dünya çapýnda dibe vuran proleter hareketin cansýzlýðýnýn doðrudan bir sonucu olarak deðerlendirilmelidir. Ortada soðurulacak bir hareket olmayýnca (bu ayný zamanda o kitleleri daha evvel soðurduðu anlamýna da gelir), sosyal demokrasi için kendi misyonunu yeniden tanýmlamak ihtiyacý çok doðaldýr. Onun daha sol argümanlara sahip olabilmesi için havanýn da daha soldan esmesi gereklidir. Bu onun, 1914’te açýða çýkan oportünizminin en soysuz, en aþaðýlýk yanýdýr. O artýk tam bir “reel politiker”dir. Kitleleri peþine takýp hükümet olmak, burjuvazinin yönelimlerine ve ihtiyaçlarýna karþýlýk vermek için yapamayacaðý þey yoktur. O halde sosyal-demokrasi belirli bir tarihsel kesit içersindeki deðiþimlerine göre üç döneme ayrýlabilir; hazýrlýk ve kendiliðindenlik dönemi (1830-1871), klasik dönemi (1871-1914), ihanetçi ve son dönemi (1914 -...) olmak üzere. Son döneminin kendi içinde yeni bir evreye dönüþtüðünü söylemiþtik. “Avro-komünizm” dönemine. Sosyal demokrat partilerle proleterya arasýndaki iliþkiyi eleþtirel gözle inceleyen bu akýmýn, dünya proleteryasýnýn andaki ataletinden yola çýkarak ortaya atýlan önermeleri manifesto bellediði için, ayaklarýnýn altýndaki zeminin olabildiðince kaygan olduðunu bir ilk saptama olarak ortaya atabiliriz. “Avro komünizm” ile birlikte evrim geçiren sosyal demokrasinin boþ býraktýðý alaný, görüldüðü kadarýyla, sosyal demokrasinin klasik döneminin sonlarýnda (1900’lerin baþý) ortaya atýlan reformist söylemleri sahiplenen bugünün sol liberal, post-marksist partiler veya gruplarý doldurmaya çabalamaktadýrlar. Belirttiðimiz gibi bir altüst oluþ anýna kadar “sol” bir tutum takýnmak þöyle dursun olabildiðince saðdan gözüken sosyal demokrat partiler böyle anlarda cengaver kesilebilir ve proletaryanýn mücadelesinin en yýlmaz savunucularý gibi gözükebilirler. Türkiye’de böyle bir altüst oluþ anýnda bu rolü kimin oynayacaðý sorusu akla gelebelir; þöyle söylemek daha doðrudur: kapitalizmin dünya çapýnda yaþadýðý krizin bir sonucu olarak ortaya çýkan devrim hareketleri sýrasýnda, bizzat hareketin içinde yer alýp, her kim uzlaþmacýlýðý savunur, proleteryanýn devrimci mücadelesini pörsütmeye, içini boþaltmaya çalýþýrsa, iþte o “tam” ve “çaðdaþ” bir sosyal demokrattýr. Sosyal demokrasi, devrimci bir mücadelenin yükselmeye baþladýðý dönemlerde soldanmýþ gibi gözükür, onu yedeklediði ölçüde de derhal burjuva

17

siyasetin merkezine doðru hummalý bir ilerleme yürüyüþü baþlatýr. Bugün dünya proleteryasýnýn suskunluk dönemi. Bu yüzden sosyal demokrasi de emirlere hazýr vaziyette burjuva siyesetin olabildiðince merkezinde yer almakta. Böylesi dönemlerde sosyal demokrat partilerle merkez sað veya aþýrý saðcý partiler arasýnda bir fark görülemez; görmeye çalýþmak da tevekkeli bir uðraþ olur, çünkü aralarýnda herhangi bir fark yoktur. Programlarý tekleþmiþtir. Partiler rölantiye almýþ vaziyette beklerken, restorasyon çalýþmalarýný devam ettiren burjuvazin isteklerinin biteviyeliði karþýsýnda yapacak pek bir þey bulamaz. Eðer onun isteklerinin dýþýnda hareket etmek, onun icazetinin dýþýnda siyaset yapmak demekse, bunu göze almak, varlýðýnýn kimyasýnýn bozulmasýný göze almak demektir. Sosyal demokrasinin “kerameti” aslýnda yükselme dönemlerinde ortaya çýkar. Türkiye’de CHP’nin 70’li yýllarda oynadýðý rol ile bugün Türkiye burjuva siyaseti arenasýnda tuttuðu yerin çok farklý olmasýnýn nedeni, Türkiye siyaset arenasýnýn içinde devrimci bilinçli iþçilerin, devrimci demokratlarýn, merkezci melez hareketlerin ve nihayet komünistlerin tuttuðu yerin 70’li yýllara oranla epeyce deðiþmiþ olmasýnda yatar. Türkiye’de sosyal demokrasiye yaklaþým ekseninde birkaç hatalý tutumu teþhir etmekte fayda var. Bunlardan birincisi, Sosyal demokrasiyi beðenmemek, onu yeterince kýzýl bulmamak ve onu tanýmlarken ya Avrupa sosyal demokrat partilerini ya da Ýkinci enternasyonal içindeki partileri referans göstermektir. Ülkesinde ki sosyal demokratlarý beðenmeyenlerin, onlarý yeterince sol bulmayanlarýn, hatta ülkelerinde sosyal demokrat bir parti olmadýðýný söyleyenlerin, “klasik” sosyal demokrat olma iddiasýyla ortaya çýkmaktan (TKP, ÖDP vb.) baþka þansý olamaz. Devrimciler, eleþtirilerini bu zeminde yaptýklarýnda sonuçlarý itibarýyla “klasik” sosyal demokrasiye gizliden methiyeler düzmüþ olurlar. Ýkincisi ise onu yüceltmeye, onun ihanetçi tutumunu ve siyaseti yapma düsturunu görmemeye, dolayýsýyla kitleleri yeniden ihanetlerle yüzyüze býrakmaya neden olan aþýrý birlikçi yaklaþýmlardýr. Bu yaklaþýmlar, sözde, mücadele içinde sosyal demokrasinin teþhirini hedeflemektedir. Ancak ona hayran olan ve kitlesinin sayýsal çokluðu karþýsýnda aðýzlarý sulananlarýn bu “taktik” sonucu baþarýya ulaþmalarý mümkün deðildir. Demek ki Siyaset ve dolayýsýyla savunulan görüþlerin niteliði tamamen güçler iliþkisi ile alakalýdýr. Siyaset artýk burjuvazi için mühendislik çalýþmasýna dönmüþ, bir çok meselenin sonucunu masa baþýnda da olsa hesaplayarak davranmak konusunda devrimci siyasetçilerden daha ileri gidebilmiþlerdir. Bizler, proleteryanýn 150 yýllýk tarihinin deneyimlerinin taþýyýcýsý ve onun bir daha kýrýlmaya uðramasýna engel olacaðýmýzý iddia ediyorsak, bu iddialarýmýzýn somutlanmaya ve bunlarýn da olgu haline gelmeye muhtaç kavramlar olduðunu bilmek zorundayýz.


16

Kasým - Aralýk 2002

Sosyal (toplum, halk gibi düþünülsün) demokrasi kavramýnýn ilk olarak böyle bir dönemin hemen akabinde ortaya çýkmasý bu açýdan oldukça anlaþýlabilir hale gelmekte. Çünkü bu kavram, yukarýda da bahsettiðimiz gibi homojen, talepleri ortak bir halk topluluðuna gereksinir. Böylece sosyal demokrasi “Yeni” sýnýfsal çeliþkilerin (emek-sermaye) henüz keskinleþmemiþ olduðu böylesi dönemlerde anlam kazanmýþ olur. Aþaðýdan demokrasi, halk demokrasisi gibi de türkçeye çevrilebilecek olan sosyal demokrasi, daha sonralarý Kýta Avrupa’sýnýn göbeðinde her türden ayaklanmanýn politik yaftasý oldu. 19.yy’ýn ortalarýna geldiðimizde Avrupa’da sendikalarýn oluþmaya baþladýðýný ve bunlarýn hareketlerinin ve kütlelerinin büyümesiyle eþzamanlý olarak, eksiðiyle fazlasýyla “sosyal demokrat” önderliklerin ortaya çýkmaya ve tanýnmaya baþladýðýný görebiliriz. Lassale, bu kimliði doðru bulmasa da geliþmeleri daha büyük alt üst oluþlar için bir hazýrlýk dönemi olarak algýlayan ve “boyun eðen” Marks, Engels, Proudhon, Komünistler birliði, I. Enternasyonal bu önderliklerin baþýnda sayýlabilir. Anarþistler de o dönem birleþtirici (kaynaþtýrýcý) bir etkisi olan sosyal demokrat kimliðini kullanmaktan kaçýnmamýþtýr. Böylelikle 1848 devrimlerine kadar feodaliteye ve monarþiye karþý her türden tepkinin tabii kimliði olan sosyal demokratlýk, 1830’lardaki Fransýz baldýrý çýplaklarýnýn ayaklanmasýndan ve bütün Avrupa’yý saran 1848 devrimlerinden sonra mahiyet deðiþtirmeye baþlamýþ, ancak yine de en yalýn ve tok ifadesine Paris komün’ünün (1871) ertesinde kavuþmuþtur. Artýk saf ve arý bir demokrasinin olamayacaðýný, çünkü artýk saf, arý ve mermer gibi “düz” bir toplumun olmadýðýný iyiden iyiye gören Marks ve Engels, bu geliþmelerin, kavramlarýn geleceðe aktarýlmasý itibarýyla, yalnýzca iki insan olarak bile bu yönde hafýza olmayý becerebilmiþlerdir. Sonraki dönem Avrupa’da Sosyal demokrasinin ekonomik mücadele ve siyasi mücadele arasýndaki baðý kuramamasý hasebiyle, ya ekonomik düzeyde ya da iktisadi kurtuluþ amacýna dolaylý olarak katký sunabilecek küçük siyasal haklarýn peþinden koþmasý noktasýnda hareket ettiðini görmekteyiz. Burada özellikle 1848 devrimlerinden sonra Avrupa’nýn koyu bir gericilik döneminden geçmesinin payý kuþkusuz çok büyüktür. Ancak siyaset ve ekonomi arasýnda çok kuvvetli bir bað olduðu gerçeðinin görünmesi için çok fazla zaman geçmesi gerekmemiþ, ilk zamanlar bu iki olgunun aralarýndaki iliþkinin eklektik kavranýþý, þimdi yerini reformist, tedrici tarih anlayýþý mantýðýna býrakmýþtýr. 19.yy’ýn sonuna 20.yy’ýn baþlarýna doðru, Sosyal demokrasi olabildiðine kitleselleþmiþ, belirli programatik görüþler etrafýnda toplanabilimiþtir. Ancak, bu defa da sosyal demokrasinin Avrupa seksiyonlarýnýn legal yapýsý, gerçekleþebilecek kadar yaklaþmýþ, nesnel koþullarý tamamlanmýþ nihai hedeflerinin bahanelerle ertelenmesini doðurmuþ, bu yürüyüþün tamamlanmasýyla birlikte de nihayet

cehenneme ulaþýlmýþtýr. Unutmayalým ki sosyal demokrasi kendisini dünya çapýnda yoðun bir þekilde örgütlemeye baþladýðý (II. Enternasyonal) zaman dünya proleteryasýnýn artýk hem ekonomik hem de siyasi sözcüsü durumundaydý. Ancak sosyal demokarasi kendi içinde netleþememiþ olmasýnýn, ne yaptýðýnda, nereye doðru ilerlediðinde ortaklaþamamasýnýn bir sonucu olarak, yan yana duramadý ve daðýldý. Bu zaman dilimi içersinde, sosyal demokrasinin sýnýflar mücadelesi arenasýnda takýndýðý tutumlar itibarýyla proleteryanýn yanýnda olduðu söylenebilir. Sosyal demokrasinin proletaryanýn baðýmsýz siyasetini oluþturma sürecinde bir dönem önemli bir boþluðu doldurduðu da muhakkaktýr. Daðýlmasýnda en önemli rolü biliyoruz ki paylaþým savaþýnýn keskin politik atmosferi oynadý. Ancak paylaþým savaþý ile birlikte sosyal demokrasi safýný belirlemiþ, burjuva sýnýfý ile bir sözleþme imzalamýþtýr. Bundan sonra “demokratik” talepleri, o talepleri önceleyen toplumsal mücadeleleri mas etmek, mücadeleyi pazarlýk masasýna yöneltmek ve burjuvazinin bu talepleri olabildiðince geri bir zeminde karþýlamasýna yardýmcý olabilmek için sahiplenmiþtir. Yani birinci paylaþým savaþýndan önce “merkezci melez” sayýlabilecek sosyal demokrasi, bugün birinci paylaþým savaþýyla birlikte safýný seçmiþ kendi içinde netleþmiþ ve derhal bir burjuva hareketi olmuþtur. Artýk proleteryanýn baðýmsýz siyasal ve ekonomik mücadele örme sürecine yalnýzca bir ajan olarak sýzmaya çalýþmýþ ve onu örgütsel varlýðý vasýtasýyla düzene baðýmlý kýlmaya baþlamýþtýr. Burjuvaziyle anlaþtýktan sonra burjuvazinin ona yüklediði misyon budur. Zaten bu gelenekten ayrýlan Bolþeviklerin sosyal demokrat politik kimliðini kullanmayý býrakmalarý ve kullanmama konusundaki gerekçeleri de tam da bu yüzdendir. Ekim Devriminin, her ne kadar bürokratlaþýp, yozlaþmýþ olsa da hala bir iþçi devleti olarak biliniyor oluþunun bir sonucu olarak, 1930’lardan itibaren Avrupa’da baþlayan ekonomik ve siyasi hareketlilikler, sosyal demokrasinin tarihsel rolünün ve varoluþunun anlamýný gözler önüne sermektedir. O devrimci, baðýmsýz sýnýf hareketi karþýsýnda panikleyen burjuvazinin en önemli kozlarýndan biri haline gelmiþtir. Amerika’da 1935’te Roosevelt’in New deal politikalarý ile baþlayan devletin sosyalleþtirilmesi fikrine burjuvazi tam da bu yüzden dört elle sarýlmýþtýr. Çünkü o iktidarý hedefleyebilecek bir hareket karþýsýnda çeþitli tavizler vererek ayakta kalmayý tercih edecek kadar kurnazdýr. Kazanýlan haklarýn korunmasý için ilk günkü gibi bir mücadele verilmesi gerektiðini ve proleteryanýn bile dinamizminin buna yetmeyeceðini bildiði için, yakýn geçmiþte geri almak kaidesiyle ona çeþitli “ödünç” haklar vermekte hiç bir sakýnca görmemeþtir. Birinci paylaþým savaþýndan sonra Sosyal demokrasi baþ döndürücü bir hýzla politikalarýný, örgütlemeye çalýþtýðý hedef kitleyi deðiþtirip durmuþtur. II.paylaþým savaþýnýn ertesinde patlayan devrimci öfkeyi, ulusallýk, halkçýlýk, devletçilik

Leninist Iþýk geliþiminin önünde engel teþkil ettiði için karþý çýkmak anlamýna gelir. Bunun da komünist bir yaklaþýmla uzaktan yakýndan bir temasý yoktur. Ve de son tahlilde, emperyalizmin yukarda vurgulanan özelliðinin bileþik geliþim kýsmýna aykýrýdýr. Çünkü, emperyalizm, gittiði her yere beraberinde teknolojisini ve kapitalist mülkiyet iliþkilerini de götürür. Lenin’in Emperyalizmin tahlilini yaparken “Proleter devrimler çaðý”nýn baþladýðý sonucunu çýkarmasýnýn nedeni tam da emperyalizmin bu özelliðinden kaynaklanýr. *** Küreselleþmenin servet-sefalet kutuplaþmasýnýn temel anlamýný taþýmasýnýn yanýnda, para piyasalarýnýn konum, biçim ve þekilleniþ sýrasýnda ve bu entegrasyonda söz sahibi bir güç haline gelen A.B.D’nin rolü ile para piyasalarýnýn iþleyiþi arasýnda bir koordinasyon kurar. Koordinasyon bugün IMF ve DB üzerinden kurulmaktadýr. Bu iliþkilerin temeli esasen II. Emperyalist paylaþým savaþýnýn ardýndan sonra finans kapitalin yeninden þekillenmesini belirlemek amacýyla oluþturulan B.W (Bretton Woods) rejimidir. B.W rejimi önceleri ulusal ekonomik geliþmeyi hýzlandýrmak için güç teþkil eden devletlerin müdahelelerini biraz kýsmak amacýný güdüyordu. Temel taþ altýndý, dolar atýna endekslenmiþti ve diðer devletlerde para birimini dolara baðlý kýlmak zorunda idi. Bu deðiþikliði yaþama geçirmenin adýmý olarak IMF kullanýlmaya baþlandý. Rejim uluslararasý finans fonlarýný transfer etmede baltalama rolü oynadýðý gibi, transfer ticareti finanse etme koþuluna dönüþtü. Yatýrýmda bulunma koþulu sermayenin transferine ancak izin veriyordu. Ancak sonralarý A.B.D ve Ýngiltere bu ana kurallarýn kendileriyle çatýþýr halde buldu. Emperyalist savaþta kimi ekseriyet geliþmelerinin önünü göremeyen A.B.D dýþ borçlarýnda açýða neden oldu. Kendi iç pazarýný tüketen yani altýn çaðýný sonlandýran A.B.D için dýþ pazar can simidiydi. Fakat, B.W rejimi buna bir engeldi. Bir yandan altýn stoklarýnýn azalmasý, dolarýn altýn karþýsýnda deðerinin B.W rejimine göre korunmasý gerektiði için, dolarýn deðer kaybetmesi, yine B.W göre ithalatýný azaltmak zorunda oluþu A.B.D’ yi bu rejimden vazgeçmek zorunda býraktý. DolarWall Street rejimi buna ihtiyaç olarak doðdu. Rejim B.W rejimini yýkýyor, A.B.D’yi uluslararasý piyasalarda egemenik kurmasýnýn önünü açýyor ve ayný zamanda B.W rejiminin tersi, altýný dolara endeksliyordu. A.B.D bunu 1970’lerde ortaya çýkan petrol krizini kullanarak yapmaya çalýþtý. A.B.D’nin petrol üreten ülkelerde hakim olmayý istemesinin sebebide aslýnda budur. Bunun uygulamaya geçirmenin amacýda devletlerin Merkez

9

Bankalarýnýn kontrolünden çýkartýlarak özel finans kurumlarýna býrakýlmasý gerekliliðidir. (Esasen IMF’nin yeni misyonunu üstlenecek biçimin temeleri) Bu bakýmdan çeþitli çýkar iliþkilerini bünyesinde taþýmasýna raðmen A.B.D’nin ortadoðuya iþtahla bakmasýnýn sebebi temelde budur. Nitekim bir yandada Sovyet tehlikesine karþýn A.B.D kendini bu tehlikeye karþý diðer emperyalist devletleri koruma misyonunu üstlenerek kendisine prosedürel kýsýmlarýn aþýlmasýnda kendisine kolaylýk saðlanmýþtýr. Ýþte küreselleþme teorisi böylesi bir dönemin ihtiyacý, ideolojik ve poitik ürünü olarak ortaya çýktý. Dünya tekelleri, ulus devletleri, kendileri için tehlike olarak görmeye baþlamýþ, devletin piyasaya yani ekonomiye müdahalesini yok etmeyi, onu bir asayiþ, ezilenler üzerinde baský ve þiddet aygýtý derekesine indirgemeyi hedefleyen bir anlayýþý benimsedi. Yaþadýðý petrol krizine karþý savaþmadan bulabileceði en köklü çözüm buydu. Ancak entellektüel düzeyde yürüyen tüm küreselleþme tartýþmalarýnýn deðinmediði, gözden kaçýrdýðý bir nokta var. Þöyle ki; yukarýda tariflenen küreselleþme fikri daha baþtan devletin ve o devlete sahip olan (tabi ki biz böyle düþünüyoruz!) burjuvazinin çýkarlarýnýn zýt ya da baþka bir ifadeyle dönemsel, belki de ilanihaye uyuþmayabileceðini var sayar. Bu yüzden kendi muhatabý olarak devleti deðil de o ülkenin büyük sermaye gruplarýný muhatap olarak karþýsýnda görmek ister. Burasý onun açmazýnýn en yoðun haline geldiði noktadýr. Çünkü savaþýn kendi sistemi üzerinde oluþturduðu yýkýcý ve tehlikeli iliþkileri ekarte ederek de kendi kontrolüne alabileceðini düþündüðü hammadde kaynaklarýnýn her zaman birden fazla talibi olacaktýr ki, bu yüzden, kendi siteminin tabiatýndan dolayý savaþmak kaçýnýlmaz bir sondur kendisi için. Kendi içikin mantýðý kar için kar olan bir toplumsal formasyonun bize uygarlýk namýna sunabileceði tek bir kýrýntý bile yoktur günümüzde. Küreselleþme fikri, eðer sýnýrlarýn ortadan kalkmasý olarak algýlanacaksa, burjuva egemenliði altýnda soyut ve ideolojik bir niyet olmaktan, en kabadayýsýndan uluslar arasýndaki ekonomik iliþkilerin biraz daha, yani nicel olarak geliþtirilmesi sonucundan öteye gidemez. Burjuvazinin mutlak olarak küreselleþmesi imkansýzdýr, her þeyden önce egemelik süresi bu kadar uzun olamayacaktýr, buna müsade etmeyeceðiz. *** Peki bunlarýn bugüne yansýmalarý neler olmuþtur? Sonuç itibarý ile para piyasalarýnda dolara dayalý bir “küreselleþme” yaþanmýþtýr. A.B.D finans kurullarýnýn çýkarlarý doðrutusunda


10

Leninist Iþýk

Kasým - Aralýk 2002

hareket etmekle kalmayýp bu kuruluþlarýn stratejilerini de belirlemiþtir. Bu noktada artýk emperyalist piramidin en üstüne A.B.D oturmuþtur. Emperyalizm artýk bir piramit modelini kazanmýþtýr. Bu piramide göre diðer ülkeler altemperyalist konumdadýrlar veya bu konuma sýçrama mücadelesi verir durumdadýrlar. A.B.D ve uluslararasý emperyalist çýkarlarý çatýþan Avrupa ülkelerinin girmiþ olduðu yapý, yani A.B bugün ekonomik karakterinin yanýnda siyasal bir karakter kazanmýþtýr. Zaten Lenin’in dediði gibi, “emperyalizm bir siyaset ve ulusal bir geliþme aþamasý olmaktan çok, kapitaist üretim iliþkilerinin dünya çapýndaki evriminde; siyasal sonuçlarýda olan bir aþamadýr.” Yine Lenin’in dediði gibi, “emperyalizm kapitalizmin bir üst yapýsýdýr- ama empryalizm genel olarak kapitalizm deðil, belli bir çaðda belirli bir evreye ulaþmýþ somut bir kapitalizmin üst yapýsýdýr; bu çerçevede sistematik bir kurumlaþmayý ifade eder. ” IMF, DB, WTO, NATO, BM bunun bugün en somut örnekleridir. Örnekler üzerinden gidecek olursak, burada IMF, DB, WTO ile NATO, BM ayrý iki grup teþkil eder. Bu gruplardan birincisi mali sermayeyi, diðer grup mali sermayenin kolluk gücünü oluþturmaktadýr. Buradan anlaþýlacak olan esasen mali sermayenin devletleri pek de istemediði fakat onlarý da tamamen ortadan kaldýrmak istemediði, onlarýn fonksiyon ve biçimlerini yeniden düzenlediðidir. Bu fonksiyon ise, mali sermayeyi korumak etrafýnda biçimlenir. Lenin yolumuza ýþýk tutmaya devem ediyor. Kautsky’ ye atfen söylediði “emperyalizmin özelliði sýnai deðil, mali sermayenin egemenlik altýna alýnmasý eðilimidir”. Bu baðlamda bu bugun somutlanmýþtýr. Mali sermayenin bir parçasý olan para fonu bugün mali sermayenin egemenliðini kurmasýnda büyük rol oynar. Para fonu merkezi bir kur haline gelmesine baðlý olarak, bir ço devletin para fonu stoklarýný arttýrmasý yoluna gitmesi, bu ülkeleri para fonuna hakim mali sermayenin bir parçasý haline getirir. Bugün bunun aktörleri para fonuna hakim A.B.D ve onun para fonu dolardýr. Dolarýn merkezi para birimi olmasý, baþka ülkeleri uluslar arasý iþlemlerde kullanmak için ihtiyaç haline getirdi ve dolar elde etmek için uluslararasý bir pazar mücadelesi böylece baþladý. Bu pazarda herkes gücü oranýnda pay aldýðý için, payýndan pek de memnun olmayanlar için IMF yardýma koþtu. Yardýmýn adý tabi ki borç. Borçlanma bataðý böylece baþlamýþ oldu. Ayný karakterleri taþýyan A.B’nin ortak para birimi Euro ise bu kulvarda görece emperyalist bir alternatif teþkil etmektedir. Bunlarýn uygulama mekanizmasý ise A.B.D temelinde IMF ve DB üstlenmiþ durumdadýr. Genel noktalar etrafýnda mali sermaye kapitalist üretim iliþkilerinde eskisi gibi ürettikçe kazanamýyor

artýk. Tükettirdikçe kazanýyor. Örnek olarak, bugün Türkiye’de burjuva ideologlar kibrit çöüne kadar her þeyi yurt dýþýdan aldýðýmýzdan yakýnýrlar. Halbu ki hammadde ve kaynak olarak hepsine sahipmiþiz. Fakat, sorun bunu nasýl üreteceðimizde deðil, nereye satacaðýmýz sorunudur. Komünist toplumda ve Marksist literatürde “üretmeyenin tüketmeye hakký yoktur.” Bu olgunun emperyalistler için savunusu ise ”tükettirmeyenin üretmeye hakký yoktur” þeklindedir. Nitekim devrimciler arasýnda burjuvaziyi ve onun yönelimini, kapitalist buhranlarý incelemek bir rekabet konusudur. Velhasýl emperyalist þekilleniþin yeni adý, özünde servet-sefalet kutuplaþmasýnýn derinleniþi, sermayenin saldýrganlýðýnýn yeni silahý olan “küreselleþme” ablukasýnýn nasýl parçalanýp sýnýfsýz, sömürüsüz komünist bir dünya kurulmasý yönünde adýmlar atýlmasý gerektiði konusunda devrimci hareket pek hünerli deðildir. Yeni dünya düzeni ve küreselleþme söylemleri eþliðinde reel sosyalizmin çöktüðünü, sýnýf mücadelesi devrinin kapandýðý, sosyalizmin anlamýný yitirdiði, tek ve rakipsiz gücün kapitalizm olduðunu ileri süren burjuvazinin gücü hiç de kendisinin söylediði gibi kendisinden gelmemekte, bizzat devrimci komünistlerin ve iþçi sýnýfýnýn güçsüzlüðünden gelmektedir. Komünistlerin ilk kalkýþ noktasý burada komünist bir öncünün, öznenin varlýðýnýn eksikliðini bilinçlerine kazýmak ve bunun yaratýlmasý için sýnýf savaþýmýna burdan baþlamaktýr. Burjuvazinin söylediði gibi Marksizm ölmüþ deðil, sadece ilk sözünü söylemiþtir. Son sözü söyleyecek olan ise yine devrimci komünist marksistlerdir. Varsýn burjuvalar Marksizmin dünyada dolaþan komünizm hayaletinden korksunlar. Ama bu hayalet ete kemiðe büründüðü vakit artýk korkmalarýna gerek de kalmayacaktýr. Çünkü o zaman ortada burjuvazi diye birþey kalmayacaktýr. Burjuvazinin kendi deneyimiyle küreselleþme sürecinden baþarýsýz çýkma þansý, bizzat komünistdevrimci-iþçiler tarafýndan elinden alýnacaktýr. Ya Barbarlýk Ya Sosyalizm ! Devrimci Partiyi Kuracaðýz Partiyle Kazanacaðýz ! Sýnýfa Karþý Sýnýf, Emperyalizme Karþý Sýnýf Savaþý ! Yaralanýlan Kaynaklar: • Postmodernizm ve Tüketim Kültürü, Ayrýntý Yay. • Ýmparator, Ayrýntý Yay. • Emperyalizm, Lenin • Stérka Rizgari, Sayý 21

Ö.Ýnan

15

PÖRSÜTÜLEN KAVRAMLAR Kavramlar, zihnimizin, düþünmeyi kolaylaþtýrmak için, üst üste koyduðu, biriktirdiði bilgileri tasnif etmesi, birbiriyle anlam veya sonuç yönünden en fazla benzeþenleri bu yönde bir kategorizasyona maruz býrakarak, onlardan daha verimli faydalanmak üzere iþlemesi, bu sürece kendi öz pratik deneyimlerini de katmasý sayesinde oluþur. Bunun ardýndan bir toplumsal süreç (sosyal pratik) iþlemeye baþlar ki, bu, kavramlarýn popülerleþmesini ve “avam” tabakasý tarafýndan da algýlanmaya müsait hale gelmesini saðlar. Sosyal pratiðin, kavramlarýn yaþam bulmasýnda, geçerlilik kazanmasýnda böyle bir misyon oynadýðý söylenebilir. Elbetteki ortaya atýlan kavramlarýn (görüþlerin) hayatýn gerçekliði karþýsýnda ne kadar süre anlamlý kaldýðýný ya da kalabileceðini gösterebilecek baþka bir “ölçüm aleti” keþfedilmediði müddetçe. Yaþam bulan kavramlar zaman içersinde birer olgu haline gelir. Olgular, ortaya atýlan kavramlarýn pratik tarafýndan test edilmesi ve onaylanmasý sonucu ortaya çýksa da ortaya atýlan kavramlarýn, daha önceki pratik süreçlerin analizinin sonuçlarýndan ibaret olduklarý ve onlara yaslanmalarýnýn kaçýnýlmaz olduðu akýllardan çýkarýlmamalýdýr. Peki nasýl olurda toplumsal-kolektif belleðin rasyonel süzgecinden geçerek günümüze kadar gelebilmiþ kavramlar bozunmuþ, çarpýtýlabilmiþ olabilir. Ya da kolektif bilinç bu sürecin böyle iþlemesine nasýl müsamaha gösterebilir. Yoksa o (toplumsal bellek) yeterince kolektivize edilmiþ, ya da yeterince rasyonalize deðil midir? Böyle bir soruya ek olarak bir kaç soru daha türetilebilir. Þöyle ki; sonraki nesillere taþýnmasý gereken kavramlarýn nitelikleri nelerdir? Bu kavramlar taþýnmayý hak edecek içeriðe (buna da toplumsal pratik karar verir) sahip midir? Hayat bulduðu dönemde bütünlüklü bir hale sokulabilmiþ midir? Bu kavramlar yeterince popülerleþtirilebilmiþ midir? vs... Kuþkusuz burada toplumsal belleðin kolektif özelliðinin de sýnýflarýn ortaya çýkýþý sürecine parelel olarak daraldýðý ya da özelleþtiði, bölündüðü ilk elden akla getirilmelidir. Sýnýflý toplumlarýn tarihi ile birlikte her sýnýf kendi belleðini yaratmak zorunda kalmýþ ve sonraki nesillere aktarým sorumluluðunu kendi yüklenmiþtir. Yani, uzun zamandýr her sýnýf kendi belleðini oluþturmaya baþlamýþtýr. Bilginin veya kavramýn ortaya çýkýþ süreci büyük oranda öznel koþullara baðlý olmakla birlikte, bu öznelliðin kendinden önceki nesnel geliþmelerin sonuçlarýyla baðýntýsý da çok kuvvetlidir. Eðer her sýnýf, kendi belleðini oluþturmakla ve hafýzasýndakileri gelecek nesillere aktarmakla mükellef ise, o halde, iþçi sýnýfý kendi deneyimlerini aktarýrken hangi araçlarý kullanýr? Bu soruya, tarihteki herþeyin politize olduðunu ve içersinde tarafsýzlýða ve apolitikliðe yer olmadýðýný, daha doðrusu apolitizmin de son tahlilde politik bir tercih olduðunu düþünürsek, elbette ki kendi baðýmsýz siyasetinin kurucusu taþýyýcýsý ve iradesinin cisimleþmiþ hali olan “devrimci parti ile” cevabý verilebilir. Devrimci parti, iþçi

sýnýfýnýn hafýzasý, deneyimlerinin taþýyýcýsýdýr. Onu ideolojik saldýrýlardan saldýrýlardan ancak yöntemsel olarak ortaklaþmýþ, bir baþka kolektif bellek, devrimci kolektif bellek olan “parti” koruyabilir. Çünkü hasým sýnýf kendi ihtiyaçlarý doðrultusunda karþý tarafýn yalnýzca düþüncelerini deðil düþünme mekanizmasýný da yok etmek ister, bunun için kavramlarýn, bilgilerin içini boþaltýr ve onun esas yüzünü kendine saklamayý tercih eder. Kavramlar üzerinde yaratýlan puslu ve mistik hava, kitlelerin ona ulaþmasýný engeller. Kullanýma açtýðý sýnýrlý ve göstermelik bilgileri de ayrýcalýklar oluþturup saflýðý (homojenliði) bozmanýn aracý olarak kullanýr. Yaklaþýk seksen yýldýr proleteryanýn tarih sahnesinde devrimci-komünist öznesi olmadan el yordamý ile yolunu bulmaya çalýþtýðýný düþünürsek, bu zor ve meþakkatli iþi yerine getiriken çeþitli unutkanlýklar yaþamýþ olabileceði gerçeði göz ardý edilmemelidir. Bu seksen yýllýk zaman dilimi içersinde öncüsüz ve dolayýsýyla “hafýza”sýz yol alan proleterya, bu kavramlarý ne yazýk ki tam olarak koruyamamýþtýr. Sosyal demokrasi, demokrasi, proleterya diktatörlüðü, reformizm, reform, oportünizm, revizyonizm, sendikalar, proleteryanýn ekonomik mücadelesi ve siyasi mücadelesi, faþizm, emperyalizm, küreselleþme, sömürge, yarý sömürge, alt emperyalizm, feodalizm, devrim, devlet vb... Bir çok kavram daha eklenebilir buraya. Bunlarýn her biri zaman içinde anlam kaymalarýna, bazýlarý da deðiþen koþullara ayak uydurabilmek için zorunlu olarak deðiþikiliðe uðramýþtýr. Kýsacasý iþçi sýnýfý kavramlarýnýn etimoloji sözlüðüdür devrimci parti ve onun yokluðu bu tür ideolojik sorunlarýn en temel kaynaðýdýr. Bu baðlamda bu sýralar günedemimizde yer alan sosyal demokrasiyi kendi geliþim seyri içersinde incelemekte fayda var. Kavramlar üzerine olan bu tartýþma yazýlarý periyodik ve düzenli olmasa da olabildiðince sýk yayýnlanmaya çalýþýlacaktýr. SOSYAL DEMOKRASÝ 18.yy’ýn sonuna doðru Avrupa’da, özelikle Fransa’da topraða baðýmlý yaþamak istemeyen yarý köle durumundaki insanlarla, kentlerde, küçük atölyelerde, ilkel makina ya da el emeði yardýmýyla üretim yapmaya çalýþan kent zanaatkarlarýnýn talepleri ortaklaþmýþtý. Çünkü zanaatkarlarýn ürettikleri mallarýn tüketilebilmesi, asgari bir kent hayatýný koþulluyor, bu durum da onu hemen feodal köy üretim iliþkilerine ve feodal despotizme karþý bir tutum takýnma pozisyonuna sürüklüyordu. Ayrýca rönesans dönemi etkisini kaybetmemiþ aydýnlanma ve modernizm siyasal taleplerinin savunucusu olarak tarih sahnesine kerhen de olsa burjuvaziyi fýrlatmýþtý. Bilimsel geliþmelerin popülerleþmeye baþlamasý, insanlarý herkese farklý uygulanan adalet kavramýnýn sorgulanmasýna sürüklüyor, adalet kavramýnýn sorgulanýþý da ister istemez beraberinde “insanlar arasýnda eþitlik” ve “özgürlük” fikrinin canlamasýna neden oluyordu.


14

Kasým - Aralýk 2002

kuruldu. Lenin de bu derneklerde çalýþýyor, konferanslar veriyordu. Gerek verdiði konferanslarda gerekse de yazdýðý broþürlerde Lenin Rus "sosyal demokratlarýnýn" acil görevinin daðýnýk durumdaki Marksist çevre ve dernekleri birleþtirmek olduðunu söylüyordu. 1895 yýlýnda Lenin'in önderliðinde Petesburg da 20 kadar Marksist derneðin birleþmesi ile "Ýþçi Sýnýfýnýn Kurtuluþu Uðrunda Savaþým Birliði"nin kurulmasý ile bu görevin ilk adýmý atýlmýþ oldu. Bunu farklý bölgelerde kurulan Savaþým Birlikleri takip etti. 1895'de Çarlýk despotizmince tutsak alýnan Lenin hapishanede de boþ durmuyor, broþür vb araçlarla Savaþým Birliklerinin çalýþmalarýna yön vermeye çalýþýyordu. Lenin artýk "dar kitlelere propogandadan" geniþ iþçi kitlelerine dönük ajitasyon faaliyetine geçilmesi gerektiðini söylüyordu. Bu görevi de kýsmen yapan Savaþým Birliði Rusya'da Marksizmi iþçi sýnýfý ile bütünleþtirmeye baþlayan ilk örgüt oldu. Durulmak bilmeyen iþçi hareketleri içine sýzýp bu harekete yön vermeye baþlayan Savaþým Birliði önderleri 1896 dokuma iþçileri grevinde iþçi sýnýfý adýna ilk ciddi kazanýmýn elde edilmesine önderlik ettiler. Bu grev sonucu Rus proletaryasý iþ saatlerini 11.5 saate indirilmesi ile çalýþma saatlerini sýnýrlayan bir yasaya sahip oldu. Ýþçi hareketi içinde çalýþmaya baþlayan Savaþým Birliklerinde ayrýlýklar belirmeye baþladý. Ýþçi sýnýfýnýn politik savaþým ve örgütlenmesini reddeden, iþçi sýnýfýnýn sadece iktisadi taleplerle mücadele etmesi gerektiðini iddia eden ekonomistler bu dönem de ortaya çýktýlar. Partinin Kurulma Giriþimi: RSDÝP 1. Kongresi 1898 yýlýnda bir araya gelen birkaç Savaþým Birliði Örgütü ve Rusya'nýn batý bölgelerinde yarý proleter Yahudi zanaatçýlarý birleþtirmiþ Bund'un (Litvanya,Polonya,Rusya Genel Yahudi Birliði)birleþmesi ile RSDÝP 1. Kongresi toplandý. Partinin 1. Kongresine 9 delege katýldý. Lenin ayný tarihlerde Çarlýk despotizmince Sibirya'ya sürgün edildiði için kongreye katýlamadý. Kongre parti Merkez Komitesini seçti. Bu Merkez Komite daha sonra Legal Marksizmin temsilcisi olacak olan Struve'un kaleme aldýðý bir "Manifesto"yu RSDÝP Merkez Komitesi imzasý ile yayýnlayarak kuruluþunu ilan etti. Ancak partinin henüz bir programý, tüzüðü yoktu. 1.Kongre'nin hemen ardýndan parti kongre delegelerinin tutuklanmasý ile bu giriþim, daðýnýk durumda olan "sosyal demokratlarý" bir partide birleþtirme de baþarýlý olamadý. Ancak yayýnladýðý "Manifesto" Rusya da devrimci bir yanký yarattý. Parti 1.kongresinin baþarýsýzlýkla

sonuçlanmasý Rusya'da mevcut ideolojik-politikörgütsel daðýnýklýklýðýn bir dönem daha devam etmesine neden oldu. Bu sýrada sürgünde olan Lenin de pratik olarak hareketten uzak kalmasýna raðmen mektup,görüþme vb. yöntemlerle hareketi takip ediyor, sorunlarýna iliþkin yazýnsal üretimlerde bulunuyordu. Narodnikleri hedef alan "Rusya da kapitalizmin Geliþmesi"ni adlý yapýtý ve "Rusya Sosyal Demokratlarýnýn Görevleri" adlý ünlü broþürünü bu dönemde yazdý. Bu broþür de Lenin Rusya Sosyal demokratlarýnýn çalýþmalarýna iliþkin þunlarý yazýyordu: "Rus sosyal-demokratlarýnýn sosyalist çalýþmasý bilimsel sosyalizmin öðretilerinin propagandasý yapmaktan bugün ki toplumsal ve ekonomik düzen, onun temelleri ve geliþmesi, Rus toplumunun çeþitli sýnýflarý, bunlarýn karþýlýklý iliþkileri ve bu sýnýflarýn birbirleri arasýndaki savaþým, bu savaþýmda iþçi sýnýfýnýn rolü, bu sýnýfýn batmakta ve geliþmekte olan sýnýflarla iliþkisi, kapitalizmin geçmiþi ve geleceði ile olan iliþkisi, ayrýca da uluslar arasý sosyal-demokrasinin ve Rus iþçi sýnýfýnýn tarihsel görevi konusunda iþçiler arasýnda doðru bir anlayýþý yaymaktan oluþur... Ýþçi topluluklarýnýn örgütlendirilmesi, bu gruplarla sosyal-demokratlarýn merkez grubu arasýnda düzenli ve sýký iliþkilerin kurulmasý, iþçi yayýnlarýnýn çýkarýlmasý ve daðýtýlmasý, iþçi hareketinin tüm merkezleri ile haberleþmelerin düzenlenmesi, bildirilerin ve çaðrýlarýn çýkarýlmasý ve daðýtýlmasý,deneyimli ajitatörlerin yetiþtirilmesi, ana çizgileriyle Rus sosyal-demokrasisinin sosyalist çalýþmasýnýn biçimleridir." (Ýþçi Sýnýfý Partisi üzerine,Marks-Engels-Lenin,Sol Y.,Sh:138) Ýþçi hareketinde yükseliþ devam ediyor, sosyal demokratlar bir bu hareketlere müdahale etmeye çalýþýrken diðer taraftan da marksist derneklerde bulunan narodnizmden etkilenmiþ yada legal marksist yazýndan beslenmiþ iþçi ve devrimcileri marksist bir çizgiye çekmeye çalýþýyorlardý. 1900'lü yýllara gelindiðinde Rusya daki en güçlü akým olan Narodnizm ideolojik olarak yenilmiþti. Ancak bu defa Marksizm iddiasý ile ortaya çýkan sapkýn akýmlar (Legal Marksizm, Ekonomizm) iþçi sýnýfý içine sýzmaya baþlamýþtý. Artýk bu sapkýn akýmlarla mücadele etmek Rus Marksistleri için kaçýnýlmaz bir görev olmuþtu. Yararlanýlan Kaynaklar: Marks-Engels, Seçme Yapýtlar C.1, 2, 3 Sol Y. Sosyalizm ve T.M.Ansiklopedisi, Ýletiþim Y. Karl Marks ve Doktrini, Lenin, Bilimsel ve Sos. Y. Ýþçi Sýnýfý Partisi Üzerine Marks-Engels-Lenin, Sol Y, Marks-Engels. Marksizm ve Revizyonizm, Honca Y, Lenin, Ne Yapmalý?, Sol Y. Lenin. Devlet ve Ýhtilal, Bilim ve Sosyalizm Y, Lenin. Nisan Tezleri, Lenin, Sol Y.

Leninist Iþýk

11

EMPERYALÝST SAVAÞA KARÞI SINIF SAVAÞI En büyük emperyalist güç olan ABD’nin, Ortadoðu pazarýndaki payýný ve petrol kaynaklarýndan aldýðý payý arttýrmak, dünyayý kendi siyasi ve ekonomik çýkarlarý doðrultusunda yeniden þekillendirmek ve özellikle SSCB’nin çözülüþünden sonra Ortadoðu ve Kafkaslarda yaþanan politikekonomik þekilleniþi kendi çýkarlarý doðrultusunda doldurma çabalarý, yakýn gelecekte emperyalist ABD’nin Irak’a saldýrmasýnýn önünü açýyor. Dün yine benzer gerekçelerle, bölgedeki petrol ve doðalgaz kaynaklarýndan dolayý 11 Eylül’ü bahane ederek Afganistan’a saldýrmþtý ve Afganistan’da kendi güdümünde ve denetiminde bir hükümet kurmuþtu; ki TC de bu savaþta ordusu ve ardýnda bekleþen sermaye sahipleriyle yerini almýþtý. Bugün de ayný hedefler doðrultusunda Irak’a saldýrmayý planlýyor, hatta plandan öte sadece saldýrýnýn gününü belirlemesi kalmýþ. Elbette bu saldýrý burada bitmeyecek, bu yeni þekilleniþin doðrultusunda Ýran’da masada paylaþýlmak üzere günü gelince yerini alacaktýr görünüþe göre. Emperyalist ABD’nin diðer bir düþüncesi de bu bölgedeki etkisinin sürekliliðini saðlamak için bu emperyalist savaþa TC’yi de dahil edip Ortadoðu’da TC’yi daha etkin bir ileri karakol olarak kullanmak ve üslerin açýlmasýyla, ordusunun kuzeyden bindirme yapmasýný saðlamak, sadece bu savaþta ABD’nin tarafýnda yer alanlarýn, kurtlar sofrasýnda masaya oturmaya hak kazanacaklarýný söyleyerek TC’nin altemperyalistleþme hayallerini beslemektir. TC mülk sahibi sýnýflarýysa buna dünden razýdýr. En büyük korkularýysa böyle bir statüko deðiþikliðinden bir “Kürt Devleti”nin ortaya çýkmasýdýr. Kaldý ki gelinen süreçte resmen deðilse de fiili olarak ortaya çýkmýþtýr. Bunun geleceðiyse savaþýn seyriyle belirlenecektir. Bugün, gerek dünya çapýnda gerekse de yaþadýðýmýz topraklarda bu savaþa karþý eylemlilikler yapýlýyor. Yapýlan bu eylemlerin ne kadar baþarýlý olduðu ya da olacaðý ve ne kadar ses getireceði, eylemlerin nicelik ve nitelik olarak boþluðundan da anlaþýlýr. Gerek komünist bir akýmýn bu topraklarda bir süreklilik arzetmediði gerekse de dünya çapýnda komünist bir enternasyonalin eksikliði, emperyalist bir savaþ karþýsýnda sýnýf hareketi eksenli politikalar üretmede eksikliðe yol açmaktadýr. Bugün bu emperyalist savaþ için taraf olmamak, daha doðrusu proleter bir taraf olmak gerekiyor. Buysa iki burjuva devletten birine deðil, proletarya tarafýnda olmak, “emperyalist savaþa karþý sýnýf savaþý”, “esas düþman içerdedir” þiarlarýný yükseltmek ve hayata geçirmekle mümkündür. Týpký Lenin’in dediði gibi: “Ýþçiler “yasadýþý” bildiriler ve “yasaklanmýþ” toplantýlar istiyorlar, yani yýðýnsal devrim hareketini desteklemek için yeraltý örgütleri istiyorlar. “savaþa karþý savaþ” yalnýz bu çizgiler üzerinden yürütüldüðü zaman boþ söz olmaktan çýkar ve sosyal demokrat (siz komünist anlayýn-y) bir iþ haline gelir.” Ve eklemek gerekirse “sýnýflar arasý iþbirliði düþünü oportünizmin temel özelliðidir.” Çünkü bir yanda emperyalist ABD diðer yanda Irak halkýna ve kürt halklarýna zulmeden Saddam. Bu savaþta “ABD Irak’a saldýrma” demek yerine Irak ve Türkiye iþçi sýnýfýna “Savaþa karþý sýnýf savaþý” þiarýný öne çýkarmak ve bu þiar etrafýnda bu emperyalist savaþtan faydalanýp proletaryaya sosyalist bir devrime giden yolda bir iç savaþ baþlatmayý

önermek lazým ama bugün için bu slogan somut karþýlýðýný bulamadan sadece devrimci özünü koruyor, bunun sebeplerinden biri de yukarda yazdýðý gibi dünyada komünist bir akýmýn ve enternasyonalin, yani öncünün olmayýþýnýn yarattýðý boþluk yüzünden deðiþik topraklarda bulunan iþçi sýnýfýnýn devrimci mücadelesi arasýnda bir baðlantý ve eþgüdümün olmayýþýdýr. 1 Aralýk’ta yaþanan savaþ karþýtý mitingden sonra, Atýlým’da yer alan baþyazý ve köþe yazýlarýnda bu emperyalist savaþ karþýsýnda kitlelere mitingi örnek gösterip, bu emperyalist savaþýn kitlesel mitinglerle durdurulabileceðini sanmak ve bunu savunup öðütlemek, boþa kürek çekmektir. 1 Aralýk mitingine bakýp oradaki sloganlarýn tekleþmediðinden dem vurup, burada devrimci bir öznenin (öncünün) eksikliðine baðlamak, emperyalist savaþýn bu tip niteliksiz ve niceliksiz eylemlerle durdurulabileceðine ve kitleler gözünde teþhir edilebileceðine inanmak, bunu dillendirmek saflýktan öte oportünizmdir. Atýlým “...Kýsacasý savaþ, açlýk ve yoksulluðun derinleþmesi, bunun yansýmasý olan düþkünlüðün büyümesi, en küçük demokratik özgürlük kýrýntýlarýn da gaspedilmesi demektir.” Ayný Atýlým deðil miydi “insanlýk onuru”nun bugün “Taliban’nýn yanýnda yeralmak”tan geçtiðini söyleyen? Bugün en temel sorunumuz savaþ mýdýr? Ondan öncelikli sorunlar yok mudur? Vardýr. Bizler ne kadar “emperyalist savaþa karþý sýnýfý savaþý” sloganýný öne çýkarsak da bunu gittiðimiz her eylemde dillendirsek de bugün esas olarak daðýnýk durumdaki komünist çevrelere ne kadar ulaþabiliriz, bu çevrelerle birlikte bir yürüyüþü ve eþgüdümü nasýl saðlarýz. Ýktidar sorunu güç sorunudur, dünyada ve yaþadýðýmýz topraklarda bu komünist güçler daðýnýk bir pozisyondadýr Öncelikliklerimiz arasýnda bu güçleri bir araya getirmek, Devrimci Parti Güçleri Patformu’nda ortaklaþtýrmak ve ortak yürüyüþ içinde kaynaþýp tek bir örgüt tek bir komünist parti olmak zorundadýr. Ve bu komünist bir enternasyonalin oluþturulmasýndan baðýmsýz da deðildir. Yakýn gelecekteki emperyalist savaþ TC’nin içinde bulunduðu ekonomik krizden, geçici de olsa çýkmasý için bir fýrsat yaratabilir. Kuþkusuz, Irak iþçi sýnýfýný daha çok açlýk, yoksulluk ve sefalet beklemektedir. Bu emperyalist savaþa karþý sadece Irak ve Türkiye deðil, bütün dünya iþçi sýnýfýna “emperyalist savaþa karþý sýnýf savaþý” þiarýný önermeliyiz. Bütünleþtirici, politik keskinliði saðlayýcý yegane slogan budur. Irak iþçi sýnýfýna, ABD emperyalizmine karþý Irak’a destek veriyoruz demek, yabancý sermaye sizi sömürüceðine kendi burjuvaziniz sömürsün demektir. Ölümü gösterip sýtmaya razý etmek demektir. ABD’nin Irak iþçiemekçilerinin düþmaný, Saddam’ýn ise dostlarý olduðu yalanýný teþhir etmeliyiz, bunu dillendirmekten kaçýnmak oportünistliktir. Günümüzde komünist bir siyasetin eksikliði, bugün çok yakýcý bir þekilde yokluðunu hissettiriyor. Bizlerin Irak’ta baþgösterecek bir emperyalist savaþa karþý “Yaþasýn iþçi sýnýfýnýn Saddam Hüseyin ve ABD emperyalizmine karþý sýnýf savaþý” þiarýyla yola çýkmasý gerekiyor.

M. Orhan


12

Kasým - Aralýk 2002

MARKS'TAN LENÝN'E KOMÜNÝST ÖRGÜTLENME DENEYÝMLERÝ VE DERSLERÝ (12) RUSYA SOSYAL DEMOKRAT PARTÝSÝ (RSDÝP)’ÝN DOÐUÞU (1) Çarlýk Rusya'sýna Kapitalizmin Giriþi Rusya kapitalist geliþme yoluna Avrupa'dan geç girdi. 18. yy baþlarýna kadar büyük toprak sahiplerinin egemenliðinde yürütülen tarým üretimi temel ekonomik biçimdi. Bu üretim sisteminde; toprak köleleri ve küçük toprak sahibi köylüler büyük toprak sahiplerinin aðýr sömürüsü ve zulmü altýndaydýlar. Köylüler ve serflerin 18. yy da sýklaþmaya baþlayan ayaklanmalarýn, her defasýnda feodal egemen sýnýfýn iktidarý olan Çarlýk despotizminin zorbalýðý ile bastýrýlmasýna raðmen önüne geçilememekteydi. Ýlk fabrika ve büyük iþletmeler bu yýllarda kurulmaya baþladý. Ýlk Rus iþçilerini yarý özgürlüklerini kazanmýþ serfler ( toprak köleleri) topraksýz köylüler ve küçük zanaatkarlar oluþturuyordu. Kapitalist üretim iliþkileri feodalizmin içinden doðup geliþmeye baþlamýþtý. Toprak köleliði daha kaldýrýlmamýþtý ve ekonomik geliþmenin önündeki en büyük engellerden birini oluþturuyordu. Gerek bu geliþmelerin gerekse de 1789 Fransýz Burjuva devriminin silikte olsa etkisi ile mevcut köylü ayaklanmalarýna iþçi ayaklanmalarý da eklendi. Ardýndan Avrupa da patlak veren 1848 burjuva devrimleri ve iþçi hareketleri Rusya'ya kadar ulaþmasa da bu geliþmelerden kaygýlanan 1. Nikola'nýn ayný yýl "grev suçuna karþý idam cezasý"ný çýkarmasýna neden oldu. Geliþmeye baþlayan sanayinin önünde serfliðin artýk iyiden iyiye sorun olmasý Çarlýk despotizmi üzerinde bir basýnç oluþturdu. Buna Kýrým Savaþý yenilgisi ve dinmek bilmeyen köylü ayaklanmalarý da eklenince Rus feodal diktatörlüðü 1861 yýlýnda toprak köleliðini kaldýrdýðýný ilan etti. Ancak bu geliþme köylülerin yaþam koþullarýný neredeyse hiç deðiþtirmedi. Köylülere özgürlükleri de pahalýya mal oldu. "2 milyar rubleye azatlýk hakký" ödemesinin tahsilatýný toprak sahipleri köylülerin küçük topraðýna, ürününe, emek gücüne el koyarak yaptý. Köylülerin yaþamýnda deðiþen tek þey eþya gibi alýnýp satýlmamalarý olmuþtu. Serfliðin kaldýrýlmasý köylülerin yaþamýný deðiþtirmese de geliþen kapitalist sanayileþmeye, serbest-ucuz iþ gücü kazandýrdý. Fabrika ve büyük iþletmelerin olduðu þehir merkezlerine göçler baþladý. 1865 yýlýndan 1890'a kadar yalnýzca büyük iþyerleri ve demir yollarýndaki kayýtlý iþçi sayýsý 706 binden 1,5 milyona yükseldi. Bu geliþmenin

hýzlanmasýnýn hem nedeni hem de sonucu olan diðer önemli bir olaysa demir yolu aðýnýn geniþletilmesiydi. Feodal-otokratik Çarlýk Rusya'sýnda bir sýnýf olarak henüz tarih sahnesine çýkan proletaryanýn kaderi de geçmiþ konumundan -serflik- çok da farklý olmadý. Düþük ücret, uzun çalýþma saatleri, ücretlerden ceza adý altýnda yapýlan gasplar, hiçbir sosyal güvencenin olmayýþý iþçilerin zor olan yaþam koþullarýný daha da katlanýlmaz bir hale sokmaktaydý. Diðer taraftan Rusya tam bir uluslar hapishanesiydi. Ruslarýn dýþýnda kalan tüm uluslar aþaðýlanýyor, asimilasyona tabi tutuluyorlar; Yahudilere dönük sistemli bir katliam programý uygulanýyordu. Özetle Çarlýk despotizmi Rus olmayan uluslara karþý da zorbalýk ve zulümde sýnýr tanýmýyordu. Ýlk iþçi Hareketleri ve Örgütleri: Rusya iþçi sýnýfýnýn bu zulüm ve zorbalýk karþýsýndaki ilk tutumu, Avrupa da ki sýnýf kardeþleri ile benzerlik gösterdi. Ludistler gibi ilk tepkilerini makinelere, fabrikalara saldýrarak ortaya koyan iþçiler zamanla ortak talepler etrafýnda birleþmeye daha sonralarý ise örgütlenmeye baþladýlar. 1870'li yýllar ilk iþçi grevlerinin ortaya çýktýðý yýllar oldu. Bu ilk grevlerin ortak nedenleri düþük ücretler ve bu ücretlerden ceza adý altýnda yapýlan keyfi kesintilerdi. Etkin ve yengin bir mücadelenin ancak örgütlü hareket etmekle mümkün olduðunu kavrayan iþçiler dernek ve sendikalar kurmaya baþladýlar. 1875'de ilk iþçi sendikasý olan "Güney Rusya Ýþçi Sendikalarý" kuruldu. Çarlýðýn yoðun baský ve saldýrýlarýna maruz kalan Rus iþçi sýnýfýnýn bu ilk sendikasý ayakta kalma mücadelesi verdiði 8-9 ay sonunda Çarlýk despotizmi tarafýndan daðýtýldý. Bu örgütleme giriþimini, üzerinde Marksist izler taþýyan Rusya Ýþçileri Kuzey Sendikasý(1878) izledi. Plehanov'un iþbirliðinde, marangoz Halturin ve tesviyeci Obronskinin önderliðinde kurulan bu sendika Rusya Ýþçi hareketi ve RSDÝP 'in partileþme sürecinde, taþýdýðý Marksist izler bakýmýndan önemlidir. Sendikanýn önderlerinin 1. Enternasyonal çalýþmalarýný izlemiþ ve bundan etkilenmiþ olmasý bu örgütlenmenin niteliðine de yansýmýþtý. Sendikanýn programý bir sendika programýný aþan bir niteliðe sahipti. "Son derece adaletsiz bir sistem olan kurulu politik ve ekonomik

Leninist Iþýk sistemi yýkmayý" nihai hedef olarak görüyor bunun dýþýnda basýn, söz-düþünce özgürlüðü vb. politik hak ve özgürlükler için mücadeleyi benimsiyordu. Sendikanýn en yakýn hedefi ise iþ günü saatlerini kýsaltmaktý. Bu sendika da Çarlýk despotizminin saldýrýlarý sonucu daðýldý. Rus feodal diktatörlüðünün ve yeni yetme Rus burjuvazisinin iþçi sýnýfýna dönük baský ve saldýrýlarý gibi iþçilerin ayaklanmalarý ve grevleri de devam ediyordu. 1880-1890 yýllarý arasýnda grevler daha da yaygýnlaþtý. 1881-1886 yýllarý arasýnda 80 bin iþçinin katýldýðý 48 grev yapýldý. Çarlýk daha örgütlü hareket eden iþçilerin grev ve isyanlarýný eskisi kadar kolay bastýramýyor, zaman zaman geri adýmlar atmak zorunda kalýyordu. 1886 yýlýnda büyüyen grev dalgasýnýn önüne geçmek isteyen Çarlýk, ücretlerden yapýlan kesintileri fabrikatörün cebine gitmeyeceði, iþçilerin gereksinimleri için kullanýlacaðýný duyurdu. Ancak bu yükselen sýnýf hareketini dindirmeye yetmedi. Ýþçiler örgütlü bir mücadele ile hak kazanabileceklerini görmeye baþlamýþlardý. Rusya'da ilk marksist örgütlenmelerde bu mücadele içinde ve üzerinde þekillendi, zaman zaman bu mücadeleyi etkiledi ve etkilendi. Ýlk Marksist Örgütler ve Narodnizmle Mücadele Rusya da ilk Marksist grup, Çarlýk despotizminin baskýlarý nedeniyle yurt dýþýna çýkmak zorunda kalan Plehanov'un önderliðinde 1883 yýlýnda Cenevre de kurulan Emeðin Kurtuluþu Grubu'ydu. Akselrod, V.Ý.Zasuliç de bu grubun içindeydiler. Plehanov baþta olmak üzere Emeðin Kurtuluþu grubu üyeleri Marks ve Engels'ten yaptýklarý çeviriler ve yazdýklarý makaleler aracýlýðý ile Marksizmin Rusya'da yayýlmasýnda büyük rol oynadýlar. Ancak Marksizmin Rusya da bir akým haline getirilmesi o kadar da kolay olmadý. Çarlýk despotizmi ve o güne kadar Rusya da devrimciliði temsil eden Narodniklerin Marksizme karþý düþmanca bir tutum almasý Marksizmin yayýlmasýnýn önünde ki en büyük engelleri oluþturuyordu. Bu durum Marksizmin öncelikle Rus devrimci demokrasisi narodnizmi ideolojik olarak alt etmesini zorunlu kýlýyordu. Rus devrimci demokrasisi ile mücadele, RSDÝP kuruluþunda ve bolþevizmin oluþumunda atýlan önemli bir adým oldu. Narodnizme karþý ilk mücadeleyi Plehanov ve Emeðin Kurtuluþu grubu yürüttü. Grup Marks ve Engels'in eserlerini (Komünist Manifesto,Ücretli Emek ve Sermaye,Ütopik ve Bilimsel Sosyalizm..) çevirip, yurt dýþýnda bastýrarak Rusya'da daðýttý. Bunun dýþýnda biri 1884 de biri 1887 de olmak üzere

13

sosyal demokrat program için iki taslak hazýrladýlar. Bu taslaklar bir çok eksik ve yanlýþ içermesine raðmen partileþme yolunda önemli bir adým oldu. Bu eserlerin yayýnlanmasýna ek olarak Plehanov'un yazdýðý makalelerin daðýtýlmasý Marksizmin yayýlmasýna, Narodnizmin ise aðýr bir darbe almasýna yol açtý. Rusça da kelime karþýlýðý halkçýlýk olan narodnizm Rusya'da devrimci demokrasiyi temsil ediyordu. Rusya da bu akýmý temsil eden birden fazla örgüt vardý. Bilinen en güçlü temsilcisi ise Narodnoya Volva (Halkýn Ýradesi) idi. Bu narodnik örgütler homojen deðillerdi. Ve 1890'lara gelindiðinde Narodnizm anarþizmden liberalizme birçok siyasal eðilimi içinde barýndýrýyordu. Ancak Marksizme karþý olmak narodnizmin temsilcilerinin hepsinin ve narodnizmin her döneminin ortak noktasýný oluþturuyordu. Marksizmin Rusya da güçlenmesi ancak devrimci dinamikleri baðrýnda toplayan Narodnizmin ideolojik, politik, iktisadi ve felsefi açýdan alt edilmesi ile mümkündü. Narodnizm ve Marksizmin her ikisinin de Rusya da devrimciliði temsil etmesine raðmen temelde çeliþki halindeydiler. Rus devrimci demokratlarý felsefi olarak idealizme yakýndýlar. Marksizm ise diyalektik ve tarihsel materyalist anlayýþ ve yöntemi benimsiyor, toplumsal geliþim,sýnýf savaþýmý, siyaset vb. tüm sorunlarý bu yöntemle açýklýyordu. Narodnikler ile Marksistlerin bu farklýlýklarý her alana yansýyordu. Narodnikler Rusya da kapitalizmin geliþmeyeceðini, proletaryanýn büyümeyeceðini iddia ediyor, bu nedenle köylülüðü devrimde temel güç olarak görüyor; toplumsal deðiþim ve dönüþümü sýnýf savaþýmý yerine kiþiler ve kahramanlarla açýklýyor, sosyalizme alternatif olarak da köy komünlerini öneriyordu. Baþta Plehanov olmak üzere Emeðin Kurtuluþu grubunun Narodnizme karþý yürüttüðü mücadelede son vurucu darbe de Lenin'den geldi. "Halkýn dostlarý Kimlerdir ve Sosyal Demokratlara Karþý Nasýl Savaþýrlar?"(1894) adlý eserinde Lenin diyalektik ve tarihsel materyalizmin savunmasýný yaparak Rusya da kapitalizmin geliþimine ve proletaryanýn doðuþuna dikkat çekti. Ýllegal olarak basýlan kitap Rusya da ve yurt dýþýnda bulunan "sosyal demokratlar arasýnda ilgi ile karþýlandý. Lenin, bu eserinde proletaryanýn öncü güç, köylülüðün de ittifak olmasý ile Çarlýk despotizminin devrileceðinin ve sosyalist devrimin yolunun açýlacaðýný bilimsel-tarihsel olarak ortaya koydu. 1890'larla birlikte Narodnizmin etkisinin kýrýlmaya baþlamasý ile eþ zamanlý Rusya da Marksizmin yaygýnlaþtý ve bir çok Marksist dernek


LI39