Page 1

20

Haziran 2000 DÜÞMAN DEVRÝMCÝ TUTSAKLARA SALDIRMAYA HAZIRLANIYOR! BU SALDIRI NASIL GERÝ PÜSKÜRTÜLÜR?

Burjuvazi diktatörlüüðünü saðlamlaþtýrmak için devrimci hareketi tasfiye etmek istiyor. Bunun için geliþtirdiði taktik artýk kimse için sýr deðil. "Sopa ve havuç", veya "seçmeli terör" taktiðinden söz ediyoruz. Bunun pratikteki somutlanmasý ise, devrimci harekete öncelikle "havuç" uzatma, bunu kabullenen kesimleri ehlileþtirp düzen içine çekme; itiraz edenleri ise "sopa" ile ezme, fiili olarak tasfiye etmekten ibarettir. "Seçmeli devlet terörü"nün kime yöneleceði de bu ayrýþmaya göre belirlenmektedir. Düzenin uzattýðý "havuca" itiraz eden, düzeni cepheden karþýsýna alan, düzen dýþý konumlanýþýný ve savaþým araçlarýný, biçimlerini terk etmeyen örgüt, grup ve çevreler devlet terörünün hedef tahtasý haline gelirken; "havucu" severek kemiren kesimlerin yolu açýlýyor, þimdilik kismeti de... Görünüþte bu kesimler, düzen karþýsýnda diðer kesimlerden çok daha kapsamlý "politik aktivite" göstermekte ve çok daha geniþ halk kesimlerini etkileyerek peþlerine takmaktadýrlar. Kitleselleþmekte, kitle eylemlerinde gözle görülür biçimde öne çýkmaktadýrlar. Bu görüntü ve geliþmeler de, devrimci geleneði ve refleksleri sonucu þimdilik "havuca" itiraz eden kesimlerin uzun vade de buna razi edilmesini hedefleyen "seçmeli devlet terörü" taktiðinin bir uzantýsýdýr. "Havuç" önerisine militanca karþý koyanlarýn, bunun bir uzantýsý olan "düzen içi mevzilere tüneme, düzen içi araçlarý ve mücadele biçimlerini öne çýkarma, amaçlaþtýrma ve giderek devrimci zeminden koparak ehlileþme" tuzaðýna düþmeme konusunda, ayný uyanýklýðý ve militanlýðý gösteremediklerini görüyoruz. Devrimci hareketin bu taktiklerle etkisizleþtirilmesi ve teslim alýnmasý yanlýzca dýþarýyla sýnýrlý deðildir. Bugün sayýlarý binleri bulan ve devrimci hareketin gözükara, deneyimli, bilinçli, savaþým içinde piþmiþ kadrolarý ile kadro adaylarýndan oluþan devrimci tutsaklar da ayný tehdit ve saldýrýnýn hedefidirler. Hem de öncelikli olarak... "Af, Ýtiarafçýlýk Yasasý, F Tipi Hücre hazýrlýklarý" ise bu saldýrýnýn alt yapýsýný oluþturuyor. Ýktidarýnýn tehdit altýnda olmasýný istemeyen sermaye egemenliði sýnýf mücadelesine bir an olsun ara vermediði gibi, sýnýf mücadelesinin geçmiþ deneyimlerini de bir an olsun aklýndan çýkarmýyor. Devrimci savaçýlarý katletmenin, onlarý esir almanýn uzun vadede baþýna bela olduðunu geçmiþ deneyimlerden çok iyi bildiði için, artýk taktik deðiþtirerek bu savaþçýlara içerde ve dýþarda, öncelikle uzlaþmayý ve teslimiyeti dayatýyor. Düþman artýk

biliyor ki, "Yenilen ordular ve savaþçýlar" yeni kavgalara daha hazýrlýklý ve deneyimli girerler. Düþmanýyla ölümüne bir kavga da yenik düþen, katledilen ordular ve þavaþçýlar geride kalanlara, düþmana hiç bir koþulda teslim olmama bilincini ve kararlýlýðýný miras býrakýrlar. Bu devrimci ruh ve ateþ demektir. Sýnýflar, baský, eþitsizlik ve sömürü varolduðu sürece canlýlýðýndan hiç bir þey yitirmeyecek olan, bu ateþ ve ruhtur. Proletraynýn ilk diktatörlüðü olan Paris Komünü'nü savunurken düþman ordularýnca acýmasýzca katledilen proleter ordusunun ve baþýndaki komünarlarýn da; iktidara kilitlenmiþ bolþeviklerin de; Kýzýldere, Nurhak, 6 Mayýs, 18 Mayýs savaþçýlarýnýn da devrimcilere ve komünistlere miras býraktýðý iþte bu devrimci ruh ve ateþtir...Düþmanýn saldýrýlarý karþýsýnda öncelikle korunmasý ve söndürülmemesi gereken de bu devrimci ateþ ve ruhtur! Dünya komünist hareketinin ve Türkiye devrimci hareketinin bu günlere kadar taþýdýðý ve bizlere miras biraktýðý bu ruh ve ateþ; sýnýfsýz, sömürüsüz ve sýnýrsýz kömünist bir dünya demektir. Ýktidar mücadelesi, devrim ve devrimci parti, politika, taktik ve strateji demektir. Ýçerde de, dýþarda da bu amaç ve araçlar uðruna "ölüm dirim" kavgasý demektir. Devrimci savaþçýlarý düzenle karþý karþýya getiren, katledilmesine veya esir düþmasine sebep olan da bu amaç ve araçlardýr. Bu bilinçle düþman saldýrsýný göðüslediðimiz sürece o "ateþ ve ruh" sönmeyecek, söndürülemeyecektir. Devrimci tutsaklara yönelik saldýrýyý geri püskürtmek; düzen ve devrim arasýnda ceryan eden savaþýmýn her cephesi ve her adýmýnda, devrimci amaç ve araç iliþkisini gözden kaçýrmadan, yeniden yeniden bilince çýkartarak yürütülecek topyekün ve militan bir savaþýmla mümkün olacaktýr. Amaçlarýn ve araçlarýn unutulduðu, niteliðin gözardý edilip niceliðin kutsandýðý bir yaklaþýmla yaratýlmaya çalýþýlan, bir karþý koyuþla devrimci tutsaklara dönük "F Tipi Hücre" saldýrýsýný geri püskürtmek pratik olarak mümkün olmayacaðý gibi, düþman saldýrýsý karþýsýnda ideolojik-politik bir geri düþüþ de kaçýnýlmaz olacaktýr. Düþmanýn "cezaevi reformu" adý altýnda uygulamak istediði ve asýl olarak devrimci tutsaklarý hedefleyen "F Tipi Hücre" dayatmasý, esasýnda kapsamlý bir burjuva saldýrýsýdýr. Burjuva ideolojik-politik ve pratik boyutlarý vardýr. Bu burjuva saldýrýya karþý direniþ ve

Devamý sayfa 19’da

Komünist Devrim Hareketi/Leninist Merkez Yayýn Organý Haziran 2000 Sayý:14 F:250.000TL

Burjuva Düzeni Devrimci Önderlik Krizinden Besleniyor! ÖNDERLÝK KRÝZÝNÝN ÇÖZÜMÜ ÝSE DEVRÝMCÝ KOMÜNÝSTLERÝN ÖRGÜT VE SÝYASET ZEMÝNÝNDE GÜÇ OLMASINDAN MÜCADELE ARAÇ VE BÝÇÝMLERÝNÝ YARATMASINDAN GEÇÝYOR! Türkiye kapitalist cumhuriyeti dünya gericiliðinin Balkanlar, Ortadoðu ve Kasfkaslar'daki kalesi olma hevesini sürdürüyor. Bu hevesinin gerçekleþmesi için elinden gelen herþeyi fazlasýyla ve severek yapmaya çalýþýyor. Emperyalist efendilerinin onayýný alma, onlarý altemperiyalsitleþmeyi hak ettiðine ikna etme doðruttusunda canla baþla, gece gündüz demeden çalýþýyor. Gündeme getirdiði "gerici refomlar"ýn sonu gelmiyor. TC burjuva meclisi M. Kemal'i bile kýskandýracak hýz ve çeþitlilikte "reform" yasalarý çýkarýyor. TC iþçileri ve emekçileri öncüsüz ve örgütsüz yakalamýþ ve kuþatmýþ olmanýn rahatlýðýyla düzenin tüm yükünü bu kesimlere fatura peþinde koþarken yorgun düþüyor. Baský ve sömürüyü katmerleþtirmenin "yasal" düzenlemelerini baþ döndürücü hýzla gerçekleþtiriyor. Bu arada, orduyu profesyonelleþtirmekten, gerektiðinde kadýnlarý da silah altýna almaktan dem vurmayý da ihmal etmiyor. Gemi azýya almýþ baský, sömürü ve yaðma duzenine de profesyonel ordu yakýþýr. Mevcut ordunun erat denen gövdesini iþçi-emekçi geçler veya çocuklarý oluþturuyor. Emek-sermaye arasýndaki bir iç savaþta bu ordunun bütünüyle sermayenin emrinde olmayacaðý bilindiði için, ateþ burjuvazinin bacasýný sarmaya baþlamýþtýr. Tabi ki o da çare aramaya...

Burjuva meclisin "Sosyal reform" adý altýnda yasallaþtýrdýðý "iþsizlik sigortasý" tam bir aldatmaca ve iþçilerin sýrtýndan yeni bir vurgun vurulacaðýnýn iþaretini veriyor. Bu gerici reforum sayýsý milyonlarý bulan halihazýrdaki iþsizleri ve tüm çalýþanlarý hemen bu sosyal haktan yararlandýrmak yerine, çalýþmakta olan ve 600 gün pirim ödemiþ olanlarý 2002 yýlýndan itibaren, 6 ay boyunca bu haktan yararlandýrmayý kapsýyor. Üstelikte bu "haktan" yararlanacak olan iþçinin, iþten "haklý olarak atýlmýþ" (!?) olmasý þart koþuluyor. Yok eðer iþveren "haklý" olarak iþten atmýþsa bu "haktan" yararlanamayacak. Oh, ne ala hak! Ne ala "sosyal reform!" Bu gerici reforum çalýþanlara sadaka vermeyi, iþverenlerin toplu iþçi kýyýmý yapmasýna, iþçi atmasýný kolaylaþtýrmasýna, meþruyet kazandýrmayý, çalýþanlarýn direncini kýrmayý ve direniþleri toplum nazarýnda anlamsýzlaþtýrmayý hedefleyen bir saldýrýdan baþka bir þey deðildir. Ýþçi sýnýfýnýn ihtiyaç duyduðu "herkese iþ, tüm çalýþanlara iþ güvencesi ve iþsizlik sigortasý"dýr. Sermaye diktatörlüðü ise sadaka vad ederek iþçi sýnýfýyla alay ediyor. *** Kürtleri ve devrimcileri etkisizleþtirme, iþçi grevlerini yasaklama söz konusu olduðunda hatýrlanan "milli çýkarlar", "milli güvenlik"vb. deðerler,


2

Haziran 2000 emperyalist efendiler ve burjuva çýkarlar söz konusu olduðunda bir kalemde unutuluveriyor. M.Kemal'ýn 1.Emperyalist-kapitalist Paylaþým Savaþý biter bitmez, Ýzmir Ýktisat Kongresi'ni toplayarak emperyalistleri rica minnet Türkiye'nin doðal zenginliklerini ve Türkiye iþçi sýnýfýnýn emeðini birlikte sömürmeye, yaðmalamaya davet ettiði biliniyor. Sözde Kurtuluþ Savaþý ve Anti-emperyalist mücadelenin sürdüðü ve bittiði dönemde hem emperyalistlerle, hem de Sovyetlerle iktisadi-siyasi iliþkilerini iki yüzlü manevralarla baþarýyla sürdürdüðü de... Kemalist burjuvazinin tarihsel deneyimini politik ve taktik manevralarýný bir miras ve tarz haline getiren burjuvazi bugünde ayný yolda hýzla ilerliyor. Daha önceleri sözde de olsa "ülke baðýmsýzlýðý" üzerine toz kondurmayan burjuvazi, artýk uluslararasý zirvelerde yabancý sermayeyi Cumhurbaþkanýnýn ve Baþbakanýnýn açýk davetiyle Türkiye'ye çaðýrmakta bir mahsur görmüyor. Türkiye'nin ucuz iþ gücü cenneti olduðunu ve uluslararasý sermayenin yasalarýna harfiyen uyacaðýný tahüt ederek, uluslararasý sermayeye Türkiye'yi þirin göstermek için neredeyse bu zatlar amuda kalkacaklar. Yine da Uluslararasý Para Fonu (IMF) söylenen ve verilen sözlerin doðru olup olmadýðýný yerinde görmek ve tespit etmek üzere bir temsilcilerini Ankara'ya yollamayý uygun buluyor. Bunlarýn baþý ve en yetkilisi olduðu söylenen, adý Kottarelli olan bir görevli var ki, artýk arada bir Türkiye'ye uðramýyor. Sanýrsýn yataðýyla yorganýyla gelmiþ it oðlu it! Adam Ankara'ya taht kurmuþ, ülke iktisadini-dolayýsýyla siyasetini denetliyor, talimatlar yaðdýrýyor, sözde halký temsil eden burjuva Türk hükümetini bezen azarlýyor, bazen taltif ediyor. Ne milliyetçisinin, ne de solcusunun kayda deðer bir tepkisi yok. Çünkü bir tarafta bunlar olurken diðer tarafta burjuvazi halký ve liberalleri, devrimcileri þaþkýna çevirecek atak-

lar peþinde koþuyor. Sýnýf hareketinin ve devrimci-komünist hareketin sermaye düzen için þimdilik bir tehdit oluþturmamasýndan dolayý, burjuvazi de kendi içine çeki düzen veriyor. Denetim mekanizmalarýný artýrýyor, yeniden yapýlanýyor. Kendi içindeki safralarý atýyor. Yeni Cumhurbaþkanýný seçiyor. Hemde her türlü hukuksuzluðun fing attýðý bir düzene "hukukçu" bir Cumhurbaþkaný... Yaptýðý herþeyin, attýðý her adýmýn, her göz boyamanýn, baský, sömürü ve zülmün yanýna kar kaldýðýný görünce burjuvazi temizliðe bile soyunuyor. "Umut", "Paraþüt", "M.Yýlmaz operasyonlarý" birbirini kovalýyor. Sanki burjuva düzenin sürekli pislik üretiyi bilinmiyor. Temizlik adý altýnda M.Yýlmaz'ýn pisliklerinin örtbas edilmeye çalýþýlmasý bile iþin aslýnýn baþka olduðunu su yüzüne çýkarýyor. Ortalýðý saran telaþýn ve operasyon furyasýnýn; "yolsuzluk, rüþvet, adam kayýrma, köþe dönme, vurgun vurma" gibi, burjuva düzene has gündelik olaylarýn toplumu bunaltmasýnýn, kapitalist düzene ve hükümetlerine karþý ciddi ve tehlikeli bir güvensizlik yaratmasýnýn önüne geçmek üzere düþünülmüþ ve gündene getirilmiþ burjuva manevralarý olduðu, artýk açýkça görülüyor. Bu burjuva manevralar esnasýnda bazý þaþkýnlar "meclis komisyonlarýnda"oyun bozanlýk edince, ortalýk "ayaða" kalktý. Tam "Cumhurbaþkalýk krizi" atlatýlmýþken, bir de "hükümet krizi" mi çýkacaktý? Baþbakan Ecevit'in müdahalesiyle bu "kriz" de çabucak atlatýldý. Hükümet ve siyasi istikrarýn devam ettiðine kanaat getirilerek derin bir nefes alýndý. Artýk bir oyuna dönen, bu sözde krizlerin, burjuva "çatýþmalarýn", "hýrlaþmalarýn" ve her türlü pervazsýzlýðýn altýnda yatan asýl neden devrimci ve iþçi hareketinin güçsüzlüðüdür. Devrimci Kürt Ulusal Mücadelesi'nin uluslararasý burjuva iþbirliðinin ve PKK'nin reformizme-tasfiyeciliðe evrilerek teslimiyetçi bir çizgiye çekilmesinin, bur-

Leninist Iþýk karþý saldýrý da devrimci ideoloji-politika ve pratik alanlarý kapsayacak tarzda ele alýnmalý ve örgütlenmelidir. Düþmanýn devrimci tutsaklara saldýrýsý, "insan haklarýna saldýrý" olarak görülmemeli ve böyle gösterilmemelidir. Bu tutum, öncelikle gerçeði çarpýtmaya, devrimcileri politik ve örgütsel kimliklerinden arýndýrmaya yol açtýðý; sonra da düþmanýn "insan haklarýnýn uygulandýðý ülkelerde de hücre tipi hapihane uygulamasý var" haklý savunusuna yol açtýðý için yanlýþ ve devrimci olmayan bir tutumdur. Düþman, esir aldýðý devrimcileri teslim alamadýðý, düzeni yýkmaya dönük faaliyetlerini içerde de sürdürmelerini engelleyemediði için; devrimcilere ve onlarýn mücadeleler sonucu elde ettiði "hak"larýna saldýrýyor/ saldýrma hazýrlýklarý yapýyor. Devrimciler insan olmanýn yaný sýra örgütlüdürler. Yani örgütlü, devrimci insanlardýr. Esir alýnmalarýnýn ve düþman saldýrýlarýnýn hedefi olmalarýnýn nedeni de asýl olarak, örgütlü ve devrimci olmalarýdýr. "Ýnsan" burjuvazi için birey demektir. "Ýnsan haklarý"da birey haklarý demektir. Devrimciler tek tek bireyler topluluðu deðildir. Onlar ortak amaçlarý olan, kollektif bir mücadelenin unsurlarýdýr. Burjuvazinin lügatýnda "devrimcilerin haklarý", devrimcilerin lügatýnda da "burjuvaziden icazet, insaniyet" bekleme yoktur. Devrimci tutsaklarýn hapishanelerde bügün için sahip olduðu, "komün yaþamý, devrimci etkinlikler, (toplu eðitim, okuma, yazma, dýþarýyla haberleþme, içerde birbirleriyle görüþme), hapishane yönetimi karþýsýnda temsiliyet, hapishane örgütlülüðü" vb. þeyler burjuvazinin tanýdýðý "insan haklarý" deðildir. Bunlar, 12 Eylül Askeri Faþist Darbesi'nin en koyu baský ve karanlýðýna karþý verilen amansýz sýnýf mücadelesinin ve bu uðurda ödenen bedellerin sonucu burjuvaziden koparýlarak elde edilmiþ mevzilerdir. "F Tipi Hücre" saldýrýsýyla bu mevziler devrimci tutsaklardan geri alýnmak isteniyor. Bu saldýrýyý geri püskürtmek için, öncelikle bu mevzilerin kazanýlmasýnda kullanýlan savaþým biçimlerine sahip çýkmak, içerde ve dýþarda "devrimci dayanýþma ve güç birliði" zemininde devrimci bir odak ve irade yaratmak gerekmektedir. Sonra da "Savaþarak kazandýðýmýz devrimci mevzileri, savaþarak koruyacaðýz!" , "devrimciler esir alýnabilir, teslim alýnamaz" zemininde kapsamlý bir propaganda ve ajitasyon eþliðinde burjuva diktatörlüðün "F Tipi Hücre" saldýrýsýný iþçi ve emekçilere teþhir etmeli, büyük bedeller ödenerek kazanýlan mevzilerin korunmasý için, devrimci tutsaklarla dayanýþma içinde burjuva saldýrýya karþý savaþýma çaðýrmalýyýz. Bu savaþýma katabileceklerimizin sayýsýný artýrmak adýna mücadelenin özünü karartmak bir çýkmaz yoldur. Burjuva ve sol liberallerin desteðini almak adýna düzen ve devrimci tut-

19

saklar arasýndaki savaþýmý sýnýf mücadelesinden kopartýp, "insan haklarý", "hukuk", "adalet" gibi sýnýfsal boyutu gizlenen, burjuva kavram ve ölçülerle mücadele yürütmeye kalkýþmak devrimci siyasetten uzaklaþmak demektir. Hapishanelere ve hapishane mücadelelerine de sýnýf perspektifinden bakmalý, saldýrýyý ve direniþi bu bakýþ açýsýyla deðerlendirmeli, siyasal ve pratik mücadele hedeflerimizi buna uygun olarak saptamalýyýz. Hapishaneler de, tutsaklýk da kapitalist düzen varolduðu sürece var olmaya devam edecekler. Hapishanelerin yýkýlmasý, tutsaklýðýn bitmesi bir devrim sorunudur. Devrimci tutsaklarýn mücadele ederek, bedel ödeyerek kazandýðý mevzilerin korunmasý ve yenilerinin kazanýlmasý ise devrimci siyaset, araç ve savaþým biçimleriyle kararlý bir mücadeleyle, içerde direniþ, dýþarda saldýrý zeminleri yaratmakla mümkün olacaktýr. Bu kavga tüm devrimci kuvvetlerin ortak kavgasýdýr. Ulucanlar Hapishanesi'ndeki devrimci tutsaklar pratik olarak ne yapýlacaðýný ve yapýlmasý gerekeni herkese gösterdiler. Saldýrýya "ölümüne bir direniþle karþýlýk verdiler, yenildiler ama uzlaþmadýlar, teslim olmadýlar." Sorun poitik yakalþýmlarda ve mücadelenin dýþarýdaki ayaðýnda yaþanýyor. Ýçerde düþman saldýrýsýna karþý, devrimci tutsaklar liberal-tasfiyeci-teslimiyetçi güçlerden kendilerini ayýrarak yekpare bir güç halinde barikat kurup arkasýnda dururken; ayný örgütlerin dýþarýdaki bölümleri ve militanlarý devrimci dayanýþmanýn, güç birliðinin üzerinden rahatlýkla atlayýp, Ýnsan Haklarý Derneði, ÖDP, EMEP hatta CHP gibi liberal odaklarla ortaklaþmaya çalýþabiliyorlar. Ýçerde kimsenin yanlýþ bulmadýðý ve karþý çýkmadýðý "bayraklarý karýþtýrmadan düþmanýn karþýsýna birlikte çýkma" taktiði dýþarýda uygulanmadýðý için, içerideki mücadeleye denk bir mücadele ve ses getirecek, düþmaný geriletecek bir karþý duruþ da gerçekleþtirilemiyor. Bu gerçekler ýþýðýnda örgütlü bir hazýrlýkla "F Tipi Hücre" saldýrýsýný geri püskürtmek pekala mümkündür. Ýþçileri, emekçileri, tutsak yakýnlarýný ve devrimci güçleri devrimci tutsaklara dönük saldýrýlara karþý "devrimci dayanýþma ve güç birliði" zemininde savaþmaya çaðýrmak, bunun zeminlerini yaratmak için harekete geçmek, her devrimcinin ve devrimci örgütün adýný haketmesinin gereðidir. Þavaþarak kazanýlan devrimci mevziler þavaþarak korunabilir! Devrimci tutsaklar onurumuzdur! "F Tipi Burjuva Saldýrý"ya Karþý Ýçerde Dýþarda Devrimci Dayanýþma ve Güç Birliði! Tutsaklara Özgürlük Savaþan Ýþçilerle Gelecek!


18

Haziran 2000

býrakmayan bu baylarýn bu keskin propagandasý açýktýr ki en çok düzeni sevindirmiþtir. Emperiyalizim de , yobazlýk da bu ülkede kol geziyor. Bunu ortaya koyup mücadele araç ve yöntemleri önereceðine, "geçit yok!" ciddiyetsizliði üzerinden sözde "efelik" yapýlýyor. Kendini sosyalist/komünist görenlerin Türkiye gibi bir ülkede kafa yormasý ve üretmesi gereken o kadar çok politik sorun varken, bunlar düzenin ve MGK'nýn gündeminde kulaç atmayý tercih ediyorlar. Bu zeminde politika yapar hale gelinmesi gericileþmenin deðil de neyin götergesidir? Bugün MGK aðzýyla politika yapanlar þüphesiz yarýn tarihin en izbe gömütlüklerinde bile gömülemeyecekler. "1 Mayýs alaný"nda sarý sendika bürokratlarý ve liberaller tarafýndan en çok dillendirilen ve pankartlarýnda da kullandýklarý "Küresel saldýrýya karþý küresel direniþ" sloganýda dikkat çekiciydi. Bu slogan tamda liberallere göreydi. Çünkü, Marksist-Leninist kavramlarýn burjuva kavramlarla çarpýtýlmasýnda en mahir olanlar onlardýr. Soyut düþman yaratma, emperyalist saldýrý gerçeðini gizleyerek kafa karýþtýrmakta tam onlara göre bir mücadele tarzý doðrusu. Bu akýmýn temsilcileri 1 Mayýs 2000 sürecinde doðrusu kendi içlerinde bütünlüklü ve tutarlý bir tutum sergilediler. "Küresellikten" ve "küresel direniþten" ne anladýklarý açýk olmasa da, uluslararasý iþçi sýnýfýnýn enternasyonalist örgütsel birliðini ve savaþýmýný anlamadýklarý kesindir. Çünkü bu kesimler ve devrimci demokratlar için enternasyonalizm uluslararasý bir dayanýþma ve enformasyon anlamýna gelmektedir. "Küresel direniþ"in nasýl ve hangi ilahi kuvvet tarafýndan örgütleneceði ve yaþama geçireceði ise bu kesimleri anlaþýlan fazla da ilgilendirmiyor. TC'nýn hükümranlýk alanýn da bile merkezi bir eylem örgütlemekten aciz olanlarýn ve bundan uzak duranlarýn "küresel direniþ" þiarlarýyla yatýp kalkmasý hiçte hayra alamet olmasa gerek. Komünistler "Komünist bir dünya kuracaðýz!" þiarýný kullanýrken, bunun siyasal arka planýný ve örgütsel mekanizmalarýný tarýf ediyorlar. Sürekli olarak sözlü ve yazýlý propagandalarýnda uluslararsý komünist hareketin devrimci enternasyonalist örgütsel birliðini ve komünist enternasyonal ihtiyacýný öne çýkarýyorlar. Ancak enternasyonal örgütsel birliðin yaratýldýðý koþullarda örgütlü, planlý, hedefli bir "küresel direniþ" gerçekleþtirilebilir. Ancak o koþullarda "küresel direniþ" somut bir eylem hedefi haline gelebilir Bir baþka nokta da her 1 Mayýs'ý kitleselliðini veri alarak deðerlendirenlerin, niteliðe deðil niceliðe bakanlarýn göremedikleri, görmek istemedikleri gerçeklerdir. Bu 1 Mayýs'ta örgütsüz ve "baðýmsýz" olarak "eylem" alanýna gelenlerin sayýsý oldukça kabarýktý. Bu "baðýmsýz" aslýnda kýrgýn, yorgun ve güven bunalýný içindeki unsurlarýn bu kadar çoðalmýþ olmasý üzerine cidiyetle düþünülmelidir. Bunlarla yapýlan ikili görüþmeler ve sohbetlerde ayrýldýklarý, koptuklarý örgütsel yapýlara güvenmediklerini, mev-

Leninist Iþýk

cut örgütsel yapýlarýn üretemediðini bu yapýlarýn kastlaþtýðýný, bürokratlaþýp akademisyenleþtiðinden yakýnýyorlar. Bu gerekçelerle örgütsüz olamalarýný onaylamak mümkün olamasa da, gönlü hala devrimde, gözü ise devrimci örgütlerin üzerinde olan bu kesimi ayrýþtýrarak ve sarsarak da olsa yeniden örgütlü mücadeleye kazamanýn yolu ve yöntemi bulunmalýdýr. Çünkü bu potansiyel zaaflarýna raðmen deneyimli unsurlarý da içeriyor. Bunlara çözüm sorulduðunda ise hepsinde de bilinç bulanýklýðýnýn ve güvensizliðin olduðu görülebiliyor. Bu durum karþýsýnda komünistlerin alternatif düþünceleri kendilerine anlatýldýðýnda ise, ne o sol söylem ukalalýðýyla hazýr cevap halleri vardý ne de kestirip atmalarý sözkonusuydu. Demek ki komünistler dünya ve ülke sorunlarýný politik bilinçleriyle sorun, tüm kitlelerin sorunu olmadan önce görüp söylemeleri kadar; bu sorunu da önceden görüp öncü olmanýn verdiði sorumlulukla bu ülkede öncü ve önderlerden oluþmuþ bir komünist partinin kurulmasý için kollarý sývamýþ ve çalýþmalara baþlamýþtýr. Bu da gösteriyor ki bundan sonraki süreci daha fazla kucaklamak daha özverili daha fedakarca deðerlendirmek gerekecektir. Komünistlerin dýþýnda kalan samimi unsurlarýn liberal reformist parti ve örgütlerin, tuzaðýna düþmeden, onlarý düzenin ilgasý içinde ehlileþmelerine izin vermeden özelde Türkiye'de genelde ise dünya komünizmini örgütleyebilmelidirler. Her geçen zaman ve her liberalizme kayan unsur, Türkiye ve dünya devrimi için bir kayýptýr. Bugün komünistler için acil olan sorunlardan biri þüphesiz ki örgütlenme sorunudur. Yine þüphesiz ki örgütlenmede asýl sorun kitleselleþmek deðildir. Ama bu kitleselleþilmeyecek anlamýna da gelmemelidir. Bize gerekli olan nitelikli bir niceliktir. Buda kadro potansiyeli dediðimiz kesimdir. Ýþçi sýnýfýnýn taze dinç kesimleri de dediðimiz, organize sanayi de çalýþan, varoþlarda yaþayan iþçilerle, öðrenci geçlik ve deðiþik devrimci hareketler içindeki ileri çýkmaya aday olan unsurlarý kazanmak öncelikle yapýlmasý gerekendir. Bu gericilik döneminde sadece kitleselleþmeyi ön planda tutup kutsamamak gerekir. Öncüsü ve örgütlülüðü olan bir kitle ancak devrime ve onun zaferi sosyalizme ulaþabilir. Komünistler elbetteki kimi reformistler gibi (1 Mayýs örneðinde olduðu gibi salt kalabalýk olsunda ne olursa olsun diye bakmazlar soruna, ve kaldý ki liberal tasfiyeciler gibi mevlana mantýðý ile de.) Gerçek anlamdaki Marksist-Leninist çekirdek kadrosunun saflaþmýþ, ayrýþmýþ, anlayýþ ve davranýþ bütünlüðüne yakalamýþ, bu anlamda arýlaþmýþ öncü kadrolardan oluþmuþ bir örgüt anlayýþý ve bilinci içerisindelerdir. Buna uygun bir yönelin ve politik-örgütsel faaliyette ýsrarla parti kuruculuðu görevlerini omuzlamayý sürdüreceklerdir.

E. Demirci

juvaziye kazandýrdýðý zafer sarhoþluðudur. Ýktidarýný tehdit eden güçler karþýsýnda "birlik, beraberlik, vatan ve millet" söylevleri çeken burjuvazi bu tehdidin uzaklaþtýðý ve zayýfladýðý anda kendi çýkar çatýþmalarýný öne çýkararak birbirine düþüyor, gereken iç "temizlikleri" yapýyor. Sonra da kendi iç sorunlarýný geçici de olsa çözmüþ olarak, daha acýmasýz, aç gözlü bir yönetimle ve üretim-paylaþým sistemiyle iþçilerin, emekçilerin tepesinde boza piþiriyor. Göz boyamayý amaçlayan, düzmece ve bir türlü tükenmeyen "operasyonlar ve reformlar"la "temiz toplum, temiz siyaset" teranelerinin ýsýtýlarak yeniden piyasaya sürülmesinin yaný sýra, bürjuva düzenin ve mevcut hükümetin "her derde deva"olduðu imaji yaratýlarak çalýþanlar ve öncüleri arasýnda hem "umut", hem de "korku" yaratýlmak isteniyor. Burjuvazi geçmiþte olduðu gibi bugünde, bu burjuva manevralarla kafa karýþtýrýp, sahte umutlar ve beklentiler yaratarak "istikrar" içinde varlýðýný sürdürmenin hesaplarý içine girmiþ bulunuyor. Gücüne, deneyimine dayanarak, düzen dýþý toplumsal dinamiklerin öncüsüz ve örgütsüz olmasýný da fýrsat bilerek yumruðunu güçlendirmenin ve dýþa açýlmanýn politikasýný yapýyor. Sol liberaller severek, dverimci hareket ise farkýnda olmayarak burjuvazinin tuzaðýna düþüyor. "Temiz toplum, temiz siyaset", "demokratikleþme, hukuk devleti", "insan haklarý" palavralarýnýn payandasý olmaktan kendini kurtaramýyor. Burjuvaziden baðýmsýz, denetiminden uzak, düþman saldýrýlarýna karþý sürekliliði güvence altýna alýnmýþ, devrimci politik-örgütsel bir duruþ, varoluþ gerçekleþtiremiyor. Burjuvazinin Oyunlarýný Bozmak Kuþatmasýný Yarmak Ýçin Devrici Önderlik Krizini Aþmak Gerekiyor! Devrimci hareket saflarýnda düzen cephesindeki geliþmeleri anlayacak, devrimci politik ve taktik tutumlarla burjuva saldýrýlarý boþa çýkaracak veya karþý duracak devrimci bir önderlik iradesi ortaya konamýyor. Asýl kriz burda yaþan-

3

masýna raðmen, devrimci hareket hergün, burjuva düzenin ve hükümetinin yeni bir krizini keþfe çýkmakla zaman ve enerjisini israf ediyor. Sorunlarý kendi içinde arýyacaðýna ve kendiyle iliþkilendireceðine, kendi dýþýnda arýyor, kendi dýþýna havale ediyor. Çünkü, kýsýr bir döngü içine kendisini hapsetmiþ durumdadýr. Bir taraftan Türkiye ve Kuzey Kürdistanda'ki devrimci dinamikleri görüyor, hissediyor; bir taraftan sýnýfsal,ulusal, cinsel vb. çeliþkilerin her geçen gün arttýðýný biliyor, izliyor. Burdan hareketle "Devrim ülkesi, devrim topraðý" tespitlerini dilinden düþürmüyor. Kendini öncü, parti ilan etmekten de geri durmuyor. Ýþte kýsýr döngü de kriz de bu noktada baþlýyor ve sürüp gidiyor. Nesnel koþullar devrimci bir sýnýf mücadelesi için uygun, "öncü" , "parti" hatta "cephe" de var. Peki, burjuvazinin iþçi ve emekçilere yöneltiði ardý arkasý kesilmeyen saldýrýlarý göðüslemek ve geri püskürtmek için eksik olan nedir? Bunu yapmak için daha ne bekleniyor? Bize göre böylesi bir karþý koyuþun ve burjuva saldýrýlarýn geriye püskürtülmesinin önündeki en büyük engel devrimci sýnýf partisidir. Sýnýf savaþýmýnda emek güçlerini savaþ düzenine sokacak, ne zaman saldýrya, ne zaman savunmaya geçeceðine karar verecek ve emek bölüklerini, ordularýný harekete geçirecek "genel kurmay"lýk görevini üstlenecek Bolþevik Parti eksiktir. Bundan dolayý emek güçleri merkezileþtirilemiyor, bir politik otorite oluþturulamýyor. Çatýþma veya savunma aný gelip çattýðýnda emeði temsil eden güçlere ya savaþ talimatý verilemiyor, ya da verilen talimatý verenden baþkasý cidiye almýyor. Ýþte önderlik krizi budur. Ýþte kendine "öncü", "parti", "cephe" diyen devrimci kesimlerin görmek ve kabullenmek istemediði devrimci hareketin krizi budur. Yetememezliðin, kýsýr döngünün arkasýnda, üzerinden atlanmak istenen bu acý gerçek vardýr. Bu gerçeði görmek ve çözümü için adým atmak, kendini yenilemek, kendi ötesini aramak ve bulmak istemeyen


4

Haziran 2000

devrimci kesimlerden kendini "parti" ilan edenler sorunu ve çözümü kendi dýþýnda arama ve izah etme inadýný sürdüryor. "Öncü Partiyiz" ama "Önder Parti" olmamýz gerekiyor, bu da zemin ve zaman sorunudur tarzýnda izahlarla, TKÝP gibi hem parti olup, hem de "önderlik eksikliðinden" yakýnarak, bu eksikliðin "öncü iþçiler" tarafýndan giderilmesini beklemekle, hain sendika bürokratlarýndan yakýnmakla, bazý "devrimci komünist" gruplarýn yaptýðý gibi mevcut devrimci hareketin saflaþarak "komünist partinin doðmasýný" düþlemekle bu kýsýr döngü kýrlamaz. Dolayýsla dýþýna da çýkýlamaz. Önderlik Krizinin Çözümü Devrimci Komünistlerin Örgüt Ve Siyaset Zemininde Güç Olmasýndan Komünist Mücadele Araç Ve Biçimlerini Yaratmasýndan Geçiyor! Ýnsanlýðýn sýnýfsal-siyasal durumu devrimci enternasyonalist önderlik krizinin çözülmesiyle birlikte deðiþmeye baþlayacaktýr. Dünya komünist geleneði Komintern'in 4. Kongresi'nden sonraki süreçte öncelikle ideolojik ve politik-taktik olarak, sonra da örgütsel olarak kesintiye uðramýþtýr. Komünist Enternasyonalin 1928'de benimsediði program bu kesintinin resmi belgesidir. Bu tespitler ve iddialar Devrimci Parti Güçleri Platformu'nu benimseyen komünistlere aittir. Hareketimizin de benimsediði bu görüþlere göre dünyada ve Türkiye'de Komünist Bolþevik Gelenek yuvarlak olarak 70 yýllýk bir kesintiye uðramýþtýr. Devrimci Parti Güçleri yeniden bu geleneðe baðlanarak süreklilik ve kopuþ diyalektiði içerisinde baþta Türkiye olmak üzere dünya çapýnda bu geleneðin yeniden sahiplenilmesine ve varedilmesine öncülük edecek bir önderlik iradesinin yaratýlmasýnýn sorumluluðunu üstlenme, bunun "motor gücü" olma iddiasýyla sýnýf kavgasýnda saf tuttuk. Bu görüþ ve iddialar bize aitti. Devrimci hareket ve merkezci melez akýmlar dün de bügün de böyle bir perspektife sahip deðildiler. Sahip olmadýklarý bir perspektifi taþýmalarýnýn ve hayata geçirmelerinin mümkün olmadýðýný peþinen kabullendiðimiz için, bunu yapmayý

kendi misyonumuz olarak benimsedik. Kendimizden öte devrimci partinin maddi ve potansiyel güçleriyle birleþmek için güç ve imkanlarýmýz oranýnda iþçi sýnýfýnýn taze ve dinç kesimlerine ve devrimci harekete dönük ideolojik-politik-örgütsel etkinlikler yürtmeye baþladýk. Siyasal mücadelede pekte uzun sayýlmayacak olan beþ 4-5 yýl içerisinde hen kadrolaþma ve organlaþma, hem de öncelikle mevzi tutmak istediðimiz kent ve alanlarda cidi kitle iliþkileri yakaladýk. Komünist Bolþevik Geleneðin doktriner anlamda amaç ve ilkelerini bilince çýkararak, sýnýf mücadelesinin Türkiye kesitinde bunlarý örgütsel omurgaya ve somut politik-taktik tutumlara dönüþtürmek içinde kendi "somut ve acil görevlerimizi" saptadýk. Buraya kadar herþeyin yolunda gidiyor gözükmesine raðmen; farklý geleneklerden gelen ve ortak, yada yanyana bir eylemli yürüyüþten çok görüþler, anlayýþlar üzerinde birleþen kadrolar, iþ bölümü zenininde somut ve çerçevesi çizilmiþ görevlere yönlendirilince ciddi iç sorunlarla karþýlaþmaya baþladýk. Ýdeolojik-teorik görevlerin aksamasý, çevre iliþkilerin canlý bir politik aktivite içine sokularak politikleþtirilmesinin ve militanlaþtýrýlmasýnýn baþarýlamamasý, maddi, teknik, askeri ve illegal omurganýn güvenlik ve sürekliliðinin güvence altýna alýnamamasý, poilitik yayýnýn ve iþçi sýnýfýnýn sendikal anlamda da örgütsüz kesimlerini örgütleme aracý olarak görülen sendikanýn iþlevli kullanýlamamasý ve stotükocu, konformist MK'nýn örgütün yüzyüze geldiði sorunlara kalýcý ve yolaçýcý çözümler üretmek yerine, oportünist bir tutum benimsemesi sorunlarý kangrene dönüþtürmüþtü. Ýçte biriken bu sorunlara, devrimci hareket ve sýnýf hareketindeki geri düþüþün olumsuz etkileri ve düþmanýn devrimci harekete dönük geliþtirdiði "seçmeli terör" ve "tasfiyecilik" kuþatmasý da eklenince maddi Devrimci Parti Güçleri iç sorunlarýn ve dýþ baskýlarýn sonucunda, kiþisel karalama ve çatýþmalarla birleþen boðucu bir atmosferle yüzyüze kalmýþ, komünist bolþevik gelenekle baðdaþmayacak bir tarzda, sonunlarý politize etmekten kaçan, bunu

Leninist Iþýk

17

2000 1 MAYIS’ININ GÖSTERDÝÐÝ:

SINIF MÜCADELESÝNE MÜDAHALE EDEBÝLMEK ÝÇÝN

DEVRÝMCÝ POLÝTÝKA VE DEVRÝMCÝ PARTÝ! 1 Mayýs'ý önceleyen günlerde büyük kentlerin özelde Ýstanbul'un cadde ve sokkalarýný, gerek afiþ gerekse pulla donattý, devrimci demokratlar, libereller ve sarý sendikalar. Devrimci demokratlar ve merkezci melez akýmlar yazýlý ve sözlü propagandalarýnda 1 Mayýs'ýn geçmiþ 1 Mayýslardan farklý olacaðýný kitlesellik ve içerik olarak kýzýllaþacaðýný ve de hatta daha militan, daha radikal bir 1 Mayýs olacaðýndan söz ettiler. Fakat bütün bu coþkulu ajitasyon ve propagandaya raðmen, gerekli örgütsel, politik-taktik adýmlarý atmaktanda ýsrarla kaçýndýlar. Komünistler, 1 Mayýs'a bu tarz bir hazýrlýðýn devrimci hareketi teslimiyete götüreceðinin altýný çizerek, devrimci söyleme denk, bir 1 Mayýs eylemi için "devrimci güç birliði" nin gerekli olduðunu, hiçbir grubun tek baþýna 1 Mayýs'a takýlmak istenen zincirleri kýramayacaðýný, 2000 1 Mayýs'ýný özgürleþtiremeyeceðini savundular. Bu coðrafyada yaþayan devrimci komünistler, keskin ama kof bir ajitasyonla, uygun araç, güç ve taktiklerden yoksun yapýlan, "1 Mayýs'ta alanlara" çaðrýlarýyla , "1 Mayýs kýzýldýr, kýzýl kalacak!" türü kulaða hoþ gelen sloganlarla yürütülen, 1 Mayýs hazýrlýklarýyla düþman ablukasýnýn kýrýlamayacaðýný açýkça ilan ettiler. 1 Mayýs öncesi polemik ve propagandalarýnda bu görüþlerini açýkça dillendirdiler. Düzenden ve liberallerden örgütsel-politik olarak baðýmsýz bir duruþla bu hainlerin resmileþtireceði 1 Mayýs'a alternatif devrimci 1Mayýs seçeneði ile iþçi ve emekçilerin karþýsýna çýkmanýn, onlarý devrimci 1 Mayýs eylemine çaðýrmanýn önemini dile getirdiler. Bu yapýldýðý taktirde düzen ve liberallerin 1 Mayýs'ý ehlileþtiremeyeceðini ve toplam devrimci hareket ve iþçi hareketinin bundan kazançlý çýkacaðý görüþünde direttiler. Aksý taktirde topyekün bir teslimiyetle yüzyüze gelineceði açýkça belirtildi. Yürtülen polemik ve propagandalara raðmen devrimci politikasýzlýk ve iddiasýzlýk yüzünden koþar adým teslimiyete gidildiði netleþtiði noktadan sonra da; bunun devrimci bir 1 Mayýs politikasý ve taktiði olamayacaðýný, 2000 1 Mayýs'ýnýn öncüsü liberallerin ve reformistlerin rengini alarak sarýlaþacaðý, devrimci hareketin ve koministlerin de etkisizleþerek, kendinden menkul bir duruþa ve teslimiyete razý olmaktan kurtulamayacaðý savunuldu. Güçsüzlükten ve olanaksýzlýktan deðil, güçlerine ve kendine güvensizlikten, devrimci politikasýzlýktan dolayý düzenden ve yardakçýlarýndan ayrýþýlamadý. Liberal tasfiyeci ve teslimiyetçi 1 Mayýs'ta kaynaþýldý. "1 Mayýs'ý kýzýllaþtýrma, özüne uygun

anma" umutlarý da suya düþtü. Baþka bahara kaldý. "Baþarýlan" tek þey kitlenin ve hain sedika bürokratlarýyla, liberal, reformist partilerin kuyruðuna takýlmak, düzenin dayatmalarýna boyun eðmek oldu. Tarihsel boyutuyla baktýðýmýzda 1 Mayýs ne burjuvazinin bize dayattýðý gibi bahar bayramý ne de liberalizmin içini boþalttýðý iþçi bayramý ve karnavaldýr. 1 Mayýs iþçi sýnýfýnýn burjuvaziden isyan ederek zorla hak alma günüdür. Bu kavgada kan döküldüðü için, kýran kýrana bir sýnýf mücadelesi gündeme geldiði için kýzýldýr. Komünistler, faþistler gibi kendi tarihlerini allayýp pullamya ihtiyaç duymazlar. Ýþçi sýnýfýonýn ve devrimci-komünist hareketin tarihine bakýldýðýnda hiç bir özel anýn ve günün bahþedilmemiþ olduðu görülecektir. Her önemli an ve gün düþmanla diþe diþ bir mücadele sonucu kazanýlmýþ ve sýnýf mücadelesi tarihine mal edilmiþtir. Komünistlerin ne sarý sendikacýlarýn icazetiyle ne de reformist, oportünist ve üvriyerist anlayýþlarýn bayramsallaþtýrdýðý 1 Mayýs anlayýþlarla bir ilgisi ve baðý olamaz. Bugün gidiþatý deðiþtiremenin sorumluluðunu taþýsalar da teslimiyete ortak olmamýþlardýr. Kitlelerle yanyana durmayý, düzenin ve yardakçýlarýnýn önderliðindeki bir kaynaþma anýný 1 Mayýs eylemi yerine ikame etmeyi þiddetle reddetmiþlerdir. Teslimiyetin bir parçasý olmak istemedikleri için bayrak açýp kortej oluþturmamýþlardýr. Bugün gelinen noktadan baktýðýmýzda Türkiye Devrimci Hareketinin kan kaybettiði bir gerçek. Bu kan kaybýnýn sebebi var olan yapýlarýn, sýra neferi militanlarý ve yönetici kadrolarýnýn mürit/mürþit iliþkisi içinde, üretemeyen üretemediði oranda da darlaþan, kýsýrlaþan ve bu nedenle de tekkeci mantýk anlayýþýný aþamayan bir kýsýr döngü içinde kývranmasýdýr. Yine 1 Mayýs'ý önceleyen günlerde yapýlan afiþlemeler, bize bu tekkeci yapýlarýn sadece örgüt iþleyiþiyle gerilemediðini ayný zamanda politik olarak da gericileþtiklerini gösteriyor. Arkasýnda durulamayacak, yaþama geçirilemeyecek keskin ve soyut eylem çaðrýlarý yapmakta bir birleriyle yarýþ eden bu yapýlar, iþ araç ve güçlere gelince adým atmýyorlar. Ýþ çaðrýya kalýrsa ÖDP, EMEP ve SÝP'te bunu yaptý. Hem de yaygýn bir afiþlemeyle. SIP'in 1 Mayýs afiþlerinde "Emperyalizme geçit yok!", "Karanlýðý yýrtacaðýz yobazlara geçit yok!" vb. sloganlar vardý. Bu sloganlar kof ve soyut ajitasyon deyilse nedir? Sosyalistliði / komünistliði kimseye


16

Haziran 2000

iki þekilde olabýlir. Birincisi; polisin dýþardan birini (polis, muhbir, iþbirlikç, ajan) idevrimci görüntüsüyle örgüte sokmak; ikincisi ise örgütün içinde ya da yakýnýnda yer alan zayýf, zaaflý, davayla bütünleþememiþ, düzenden kopamamýþ dolayýsýyla ihanete müsait unsurlarý korkutarak, satýn alarak ajanlaþtýrýp iþbirliðine ikna ederek yada zorlayarak. Sýzma, tarih boyunca bütün savaþlarda kullanýlan, etkin bir saldýrý yöntemidir. Bugün de düþman tarafýndan kullanýlan bu yönteme iliþkin devrimci örgütler çaresiz deðildir. Sýnýf mücadelesi tarihi göstermiþtir ki devrimci hareketler sýzma dahil bütün saldýrý yöntemlerine raðmen sürekliliklerini saðlayabilmiþ, iktidarý zaptedebilmiþlerdir. Ekim Devrimi'nin önderi Bolþevik Parti, Okrana'nýn birçok ajanýnýn sýzmasýna, hatta Malinovski gibi bir ajanýn parti MK'sýna kadar girmesine raðmen, zafere yürümüþtür. Buradan çýkarýlmasý gereken en önemli ders, kurumsallaþmýþ bir örgütün düþmanýn her türlü saldýrýlarýný geri püskürtebilecek, etkisizleþtirebilecek bir güce ve yapýya sahip olduðudur. Düþmanýn sýzmada kullandýðý her iki yöntem karþýsýnda da alýnabilecek /alýnmasý gereken tedbirler, uyulmasý gereken kurallar vardýr. Burada öncelikle dikkat edilmesi gereken nokta örgüte üye alýmýnda, üye adayýnýn özgeçmiþi araþtýrýlmalý, daha önce örgütlü mücadele içerisinde bulunmuþ olmasý durumunda önceki örgütünden referans talep edilmelidir. Daha önce düþmanýn eline geçmiþ üye adaylarýnýn düþman karþýsýnda ki tutumlarý araþtýrýlmalýdýr. Örgüt içinde ajanlaþtýrýlan kiþilerin tespit edilmesinin ilk koþulu örgütün kadrolarýný iyi tanýmasýdýr. Nerede çalýþtýðýndan nasýl geçindiðine, zaaflarýna ve devletin herhangi bir kurumuyla olan iliþkilerine kadar bütün bilgiler örgütün yetkili kurumlarýnca bilinmelidir. Herhangi bir gözaltý sonrasýnda düþman karþýsýndaki tutumuna iliþkin ayrýntýlý bir rapor alýnmalý, dava savcýlýða yansýmýþsa savcýlýk dosyasý incelenmelidir. Ýtirafçýlýk: Düþmanýn yýllardan beri kullandýðý saldýrý yöntemlerinden bir tanesi de itirafçýlýktýr. Özellikle son yýllar da sýkça baþvurulan bir yöntem olmakla birlikte, düþman açýsýndan kurum haline dahi dönüþtürülmüþtür. Devrimci bir örgütü çökertmek ve kadrolarýný etkisiz hale getirmek için düþmanla iþbirliðine giren hainlerin verdiði ifade ve bilgileri kullanarak hem kontra saldýrýlarýnýn malzemesi haline getirip hem de kendi yasalarý gereðince bu ifade ve bilgileri dayanak olarak sunma yoluyla devrimci kadrolarý zindanlarýna hapsetmenin aracý olarak kullanýlmaktadýr. Bu saldýrý yöntemine dair alýnabilecek yöntemler ise; öncelikle örgüt içi gizlilik kurallarýnýn uygulanmasý yoluyla herkesin bilmesi gerekenden fazlasýný bilmesini önlemektir. Ýçinde bulunduðumuz gericilik döneminde devrimci örgütün hegomonyasýnýn özellikle '80 sonrasýnda kýrýlmaya baþladýðý gerçekliði göz önünde bulundurulduðunda devrim davasýna ihanet eden ve itirafçýlýk kurumunun bir oyuncaðýna dönüþen hainlerin cezalandýrýl-

masý, cezalandýrýlamayanlarýn ise isim, adres ve resimleriyle birlikte devrimci kamuoyuna teþhir edilmesi itirafçýlýk kurumunun çökertilmesinin en önemli yollarýdýr. Operasyon: Operasyon, düþmanýn devrimci bir örgütü çekertme amaçlý kullandýðý bir saldýrý biçimidir.Yukarýdaki saldýrý-istihbarat yöntemleriyle edindiði bilgileri ekseninde geliþtirdiði fiili bir saldýrý yöntemi olan operasyonun hedefi örgütü bütünüyle çökertmek veye merkezi organlarýný, askeri-teknik mekanizmalarýný ele geçirerek etkisizleþtirmektir. Düþmanýn bu kapsamlý saldýrýsýnýn en az zararla atlatýlmasý da yine yukarýda dikkat çekilen tedbir ve kurallara titizlik göstererek; düþanýn örgüte yönelik denetim ve istihbaratýnýn önüne geçmekle, en azýndan alanýný daraltmakla mümkündür. Bunun yanýnda operasyonun, baþladýðý noktada kalmasý ise örgütsel bilgi ve belgelerinin muhafazasý, düþman karþýsýnda devrimci bir tutum almakla ve operasyon sonrasý alýnacak tedbirlerle saðlanabilir. Bu kapsamda örgütsel bilgi ve belgelerinin güvenlikli yerlerde konumlandýrýlmasý, hiç bir devrimcinin gereksiz belgeleri üzerinde ve evinde bulundurmamasý ve gerekli olanlarý ise uygun kamuflajlarda gizlemesi; düþman operasyonunu en az zaaiyatla atlatýlmasýný saðlar. Buradaki kilit nokta önceden tedbir almak, düþman saldýrsýna karþý her zaman hazýrlýklý olmaktýr. Bir operasyonu etkisiz hale getirmenin en önemli koþulu ise düþman karþýsýnda devrimci bir tutum almak, "ser verip sýr vermeme" ilkesinin sorgu anýnda her devrimcinin yaþamýnda somutlamasýdýr. Bir operasyonda düþmanýn eline geçen her türlü araç ve ya bilgi telafi edilebilir, ancak ihanetin telafisi yoktur. Operasyon sonrasýnda geriye kalan örgüt militanlarý örgütün faaliyetinin sürekliliðini saðlama noktasýndaki çabasýný devrimci bir dinamizim kuþanarak yoðunlaþtýrmalýdýr. Operasyon sonrasýnda alýnacak tedbirlere düþmanýn ulaþamadýðý yerlerin güvenliðini saðlamakla baþlanmalýdýr. Örgütte bir panik havasýnýn oluþmasýný engellemek; güvenlikten, faaliyetin güvenliðini anlamakla mümkündür. Örgüt militanlarýnýn operasyon sanrasýnda panikçi bir ruh haline girmeleri yeni bir operasyonun baþlangýcýna kaynaklýk edecektir. Bu çerçevede operasyon sonucunda düþman eline geçen ve tutsak edilen militanlarýn görevleri omuzlanarak örgütsel faaliyetin ve devrimci mücadelenin sürekliliði saðlanmalýdýr. Komünizm, sürekli devrimciliktir. Devrimcilik ise kazanýlmýþ bir hak deðil, sýnýf mücadelesinin ceryan ettiði yaþamýn her alanýnda ve anýnda siyasal pratik içerisinde hergün yeniden kazanýlmasý gereken siyasal bir kimlik, kiþilik ve nitelik demektir. Devrimci kimlik, kiþilik ve nitelik; örgütlü kavga içinde kazanýlýr, kavgadan hangi gerekçeyle olursa olsun yan çizildiði anda kaybedilir. Devrimcilik iddisýnda olanlarýn baþvuracaðý yegane siyasal-örgütsel ölçü budur.

Leninist Iþýk önünü kesen tutumlar sonucu yeterince politze olmamýþ, netleþmemiþ bir ayrýþmayla parçalanmýþtý. Politik ve örgütsel duruþuyla, ileri sürdüðü güncel savaþým hedefleriyle, programatik hedeflerini dillendiren þiarlarýyla, kýsa sürede biriktirdiði örgütlü güçleriyle, kitle eylemlerinde takýndýðý ilkeli militan tutumuyla dostun da duþmanýn da ilgisi üzerine çekmeyi baþarmýþtý. 96-9798 1 Mayýslarý'na bu ilgiyi hakedecek bir katýlým gerçekleþtirmiþti.'99 ve 2000 1 Mayýs'larý Devrimci Parti Güçleri'nin kendini hissettiremediði, güç ve tahkattan düþtüðünün pratik göstergesi oldular. Bu 1 Mayýslar'da komünist örgüt ve siyaset yoktu. Daðýlma ve geri düþmeler sonucu merkezi iradesini yitiren Devrimci Parti Güçleri sürekliliðini saðlamayý iddia ettiði Komünist Bolþevik Geleneðin takýpçýsý "komünist bir odak" olma özelliðini bu süreçte yitirmiþtir. Kavrayýþýna denk bir davranýþ ve siyaset tarzý sergileyen devrimci hareketi etkilemek ve ayrýþtýrmak için siyaset ve örgüt zemininde güç olmasý, kendi geleneðine uygun mücadele araç ve biçimleri yaratmasý gereken komünistler bu süreçte kimliksizleþme ve devrimci hareketin kuyruðuna takýlma veya kendinden menkül duruþlar, eylemlilikler içine girme akibetiyle karþý karþýya kalmýþalardýr. Ýþin en trajik yaný ise bu güçlerin bazý bileþenlerinin kendi hallerine bakmadan ve misyonlarýný, iddialarýný unutarak, devrimci hareketin durumuna timsah gözyaþý dökmesidir. Liberallerle kaynaþtýðý, baðýmsýz ve örgütsel-politik kimliklerinin arkasýnda duramadýðý için onlarýn hallerine acýmakta, devrimci norm ve ilkeleri býkýp usanmadan baþkalarýna hatýrlatmak için kendilerini paralamaktadýrlar. Kendileri ise politik ve örgütsel kinliklerinden feragat ederek 1 Mayýs'a katýlabilmekte, bunun bir geri düþüþ olduðunu kabullenip ileri çýkmanýn yollarýný arayacaklarýna, durumlarýnýn teorisini yapma yolunu tutmayý devrimci komünist siyaset sanýyorlar. Yavuz hýrsýz misalý bir de bu halleriyle devrimci

5

hareketi etkilemekten dem vuruyorlar. Bu yakalþýmlarýn hiç bir politik cididyeti olmadýðý gibi, önderlik krizine çözüm üretmekten de uzaktýrlar. Devrimci komümistler bugün, devrimci ve sol liberal hareketler olumlu yada olumsuz politik-pratik tutumlarýyla, güçleriyle kendilerinden rahatlýkla söz ettirirlerken ve sýnýf mücadelesinde bir yer iþgal ederlerken, komünist hareketin bunu neden yapamadýðýný, varlýk-yokluk dönemini neden aþamadýðýný eleþtirel bir tarzda sorgulamak durumundadýrlar. Hatrý sayýlýr bir örgütlü-politik güç olmadan devrimci hareketi ayrýþtýrmak ve devrimci partinin inþa görevlerinin altýn ekmek hoþ ama boþ bir düþtür. Komünist Bolþevik Geleneðe baðlanmak ve yol almak sanýldýðýndan daha zorlu ve meþakatlý bir savaþýmý gerektiriyor. Çünkü bu geleneðin tarihsel olarak kökleri ne kadar derindeyse, güncel ve politikörgütsel tarz olarak da o kadar yüzeydedir. O kadar köksüzdür. Bu da 70 yýlýk bir kopukluðun üzerimize çullanan aðýrlýðýdýr. Bundan yakýnmaya, paniklemeye hakýmýz olmadýðý gibi, 30 yýlýlk geçmiþi ve kendine özgü örgüt, siyaset, mücadele araçlarý ve biçimleri ile kadro tipi, iliþki aðý olan devrimci hareketin sahip olduðu olanaklar ve güçlerle, bilinen tarz ve zeminlerde yarýþ içerisine girmekten, "el çabukluðu marifet" anlayýþýna savrulmaktan da uzak durmamýz gerekir. "Komünistler devrim anýna kadar azýnlýkta olurlar" rahatlýðýna ve ataletine kapýlmakta uzak durmamýz gereken bir baþka savrulmadýr. Önderlik krizinin çözümü devrimci komünistlerin örgüt ve siyaset zemininde güç olmasýndan mücadele araç ve biçimlerini yaratmasýndan geçiyor! Eleþtiri oklarýný öncelikle komünistlik ve önderlik boþluðunu doldurma iddiasýndaki kendimize ve diðer Devrimci Parti Güçlerine yönelterek sakýn, planlý, ama coþkulu ve kararlý bir sýçrayýþa yol açmak sýnýf mücadelesine bugünden yapabileceðimiz en önemli katkýdýr.

Leninist

I Þ I K


6

Haziran 2000 15-16 HAZÝRAN AYAKLANMASI'NIN TARÝHSEL VE GÜNCEL DERSLERÝ

Türkiye iþçi sýnýfýnýn kendi yaratýcýsý burjuvaziden baðýmsýz bir odak, ona karþý mücadele eden ideolojik, politik ve örgütsel bir güç olarak siyasal aranaya çýkmasý epeyce gecikmiþtir. 1960'lý yýllara kadar varlýðýyla yokluðu pek hissedilmez. Burjuvaziden hak kopracak kayda deðer giriþimlerine rastlanmaz. Bunun en önemli nedeni Türkiye solunun TC'nin kuruluþ sürecinde ve öncesinde uluslararasý komünist harekete baðlanmýþ baðýmsýz ideolojik, politik ve örgütsel bir özne haline gelememiþ olmasýdýr. Osmanlý'yla ve uluslararsý burjuvaziyle uzlaþma içerisinde þekillenen kemalist aydýnlardan kesin ve köklü bir kopuþ gerçekleþtirememesidir. Öncüsü burjuvaziden baðýmsýz bir odak oluþturamayan iççi sýnýfýn kendisi de bu akibetten kurtulamamýþtýr. TKP ve SB'nin kemalist burjuva devrimini abartarak, anti emperyalist payeler biçmesi ve tüm baskýcý, katliamcý, emperyalist güçlerle iþbirlikçi tutumlarýna raðmen; SB'nin maddi, siyasi destek vermesi de iþçi ve emekçilerin kemalist burjuvaziye karþý yanýlsamalý ve yanlýþ bir yaklaþým içerisine girmelerine, onun kuyruðuna takýlmalarýna, zenim hazýrlamýþtýr. Dahasý çiçeði burnunda TKP'nin yönetici kadrolarýnýn ihtiyatsýz bir biçimde Türkiye'ye dönmelerinin ve kemalist burjuvazi tarafýndan katledilmelerinin arkasýnda bile kenalizme bu yanýlsamalý bakýþýn payý belirleyicidir. Burjuvaziyi zorla devirecek bir önderlik iradesi nerdeyse resmi törenle Türkiye'ye giriþ yapmiþtir. Kemalist burjuvazi eline geçirdiði bu fýrsatý iyi deðerlendirmiþ, emeðin ve öncülerinin uzlaþmaz düþmaný olduðunu görmek isteyenlere acý bir biçimde göstermiþtir. M. Suphi ve ondört yoldaþýný Karadeniz'de katletmiþtir. Bu olay, Türkiye solunun ve iþçi sýnýfýnýn o gününü ve sonrasýný olduðu gibi bu gününü de derinden etkilemiþtir. TKP, önderlerinin katledilmesinden sonraki süreçte komünist bir öncü ve örgüt olma niteliðini yitirerek, kemalizme yakýnlþmýþ, illegal reformistoportünist bir parti halini almiþtýr. Komünist bir öncü ve örgütten yoksun ve kemalist burjuva diktatörlük altýnda varlýðýný sürdüren, geliþen Türkiye iþçi sýnýfý ancak, 1960'lý yýllarda kendini ciddi olarak hissettirmeye baþlamýþtýr. Ýlk iþgal ve direniþ giriþimlerini bu yýllarda gerçekleþtirmiþtir. 1963 yýlýnda Ýstanbul'da Kavel iþgali, 1965'te Zonguldak maden direniþleri, 1968-69 yýllarýnda Ýstanbul'da Derby, Siger, Gamak ve Demir Döküm'deki iþgaller ve çatýþmalar. Ayný yýl gerçekleþen Alpagut kömür madeninin iþgali... Artýk iþçi sýnýfý üzerindeki ölü topraðýný atmaya, Türkiye burjuvazisinin karþýsýna dikilmeye baþlamýþtýr. Bu sýnýfsal ve siyasal geliþmelerden TC

gereken dersleri çýkarýr, iþçi sýnýfýný denetim altýna almanýn ve bastýrmanýn hazýrlýklarýn yapar. Ama sýnýf adýna siyaset yaptýðýný iddia edenlerin gündemleri bambaþkadýr. TÝP parlamentarizme ve reformizme batmýþ, buna muhalefet olarak doðan MDD'cilik ise anti-emperyalist bir bakýþla 2. Kurtuluþ Savaþý düþleri görmekle meþgüldür. Üstelik iþçi sýnýfýnýn nicel ve nitel olarak yeterince geliþmediðini idda ederek onun ideolojik önderliðinde "asker-sivil aydýn zümreye öncü, köylülüðe de temel güç" misyonu yüklenmiþtir. Bu 2. Kurtuluþ Savaþý'yla gerçekleþecek devrim de "Milli Demokratik Devrim" olacaktýr. Türkiye solu bu anlayýþ ve kendi iç sorunlarýyla boðuþurken TC geliþen iþçi hareketini denetim altýna almanýn yollarýný aramaktadýr. 11 Haziran 1970 yýlýnda burjuvazi meclisten bir yasa taslaðý geçirir. Bu yasa taslaðýnýn amacý sözde "sendika enflasyonunu önlemek"tir. Ýþin aslý ise iþçi sýnýfýnýn sedikal örgütlenmesine saldýrmak, onu devlet sendikasý Türk-Ýþ'te örgütlenmeye mahküm etmektir. DÝSK'e baðlý sendikalar baþta olmak üzere TürkÝþ dýþýndaki sendikalarýn ortadan kaldýrlmasýný hedefleyen bu yasa taslaðýnýn meslisten geçmesinden dört gün sonra Türkiye iþçi sýnýfý o güne dek görülmemiþ büyüklükte bir öfke ve tepki ortaya koyar. Dosta ve düþmana varlýðýný kanýtlamak ve kendi tarihini yazmak, haklarýna uzanan burjuvazinin ellerini kýmak istercesine Ýstanbul ve Ýzmit'teki fabrikalardan sokaklara akarak burjuvaziye, onun meclisine ve çýkardýðý yasa taslaðýna 15 Haziran günü isyan eder. Bölük bölük, tabur tabur sokaklara akan iþçi sýnýfý "Anayasaya aykýrý kanun çýkaranlar iþçi düþmanýdýrlar", "Anayasa ve sendika özgürlüðünü alanlara derslerini vereceðiz" vb. sloganlar atarlar. Devrimci bir öncü ve örgütten yoksun kendiliðinden patlayan bu iþçi isyanýna öðrenci gençlik içerisinde ve Dev-Genç çatýsý altýnda örgütlü olan devrimciler de katýlýrlar. Ýstanbul ve Ýzmit sokaklarý görülmemiþ bir kalabalýða, coþku ve öfke seline tanýk olurlar. Ýþçiler Ýzmit'ten Ýstanbul'a doðru yürüyüþe geçmiþlerdir. Proletaryanýn baþkenti Ýstanbul'un dört bir yanýndan ayaða kalkan iþçiler ise Kadiköy'e doðru yürümektedirler. Sendikalarýnýn kapatýlmamasý için, bir þeyler yapýlmasýný isteyen DÝSK yöneticileri iþçi sýnýfýnýn kitlesel patlamasý karþýsýnda þaþkýna dönerler, her bürokratýn alýþtýðýmýz edasýyla "provakasyona gelmeyelim, yasal çerçeve içerisinde haklarýmýzý arýyalým" teraneleriyle eylemleri durdurmaya çalýþýrlar. Ama nafile...Birkere harekete geçmiþ olan iþçi selini durdurmak hiçte kolay deðildir. 16 Haziran günü de devam eden isyan Türk-Ýþ üyesi ve sedikasýz iþçileri de peþinden eyleme sürükler. Ýþsiz-

Leninist Iþýk örgütün sürekliðini saðlamak açýsýndan özgür bir örgütlenme demektir ve bir tercihten öte kapitalist-emperyalist sistemi yýkma hedefinin dayattýðý bir zorunluluktur. Devrimci komünistler için örgütlenme söz konusu olduðunda öncelikli ve ilkesel olan özgür örgütlenmenin temellerinin atýlmasýdýr. Düþmanla mücadeleye buradan baþlanmalý ve yaþamýn her alaný kuþatýlmalý ve ele geçirilmelidir. Neyin Gizliliði? Dünden bu güne komünist hareketler mücadelelerini yürütürken ne dostlar ne de düþman karþýsýnda siyasal kimlikleri ve görüþlerini gizlemeye tenezül etmemiþlerdir. Esasen sýnýf mücadelesi yürüten ve tüm emekçi kesimleri de bu mücadeleye katmak üzere yola çýkanlarýn bu hedefe varabilmelerinin zorunlu sonucudur bu. Devrimci bir faaliyette gizlilikten; örgütün, örgütsel iliþkilerin ve örgütsel bilgilerin gizlilliði anlaþýlmalýdýr. Güvenliðinin ve sürekliliðinin saðlanmasý gereken örgüt dolayýsýyla faaliyetin kendisidir.Hiçbir güvenlik sorunu eylemsizliðin mazereti olamayacaðý gibi güvenliðini saðlanmasý gereken tek tek miltanlar da deðildir.Militanlarýn güvenliði faaliyetin özneleri olmasý nedeniyle dolaylý olarak önem kazanýr, belirleyici olan örgütün ve faaliyetlerinin sürekliliðinin saðlanmasýdýr. Örgüt Norm ve Mekanizmalarýna Baðlýlýk Güvenlikli Çalýþmanýn da Ýlk kuraldýr: Taraf olduðumuz sýnýf savaþýnda hedefimiz proleter devrim, aracýmýz ise leninist örgüt/partidir. Bu gün leninist partiyi yaratmak üzere bir kuruculuk sürecinden geçmekteyiz. Kuruculuk faaliyeti olarak tanýmlayacaðýmýz bu dönemi Bolþevizm deneyimi ýþýðýnda yürüteceðimiz örgütsel/politik faaliyetle aþmayý hedefliyoruz. Bu hedefe ulaþmak dünya komünist-devrimci hareketinin deneyimlerinin doruk noktasýný oluþturan Bolþevik Parti'nin deneyimlerinin süzülmesi ve pratikte somutlanmasý ile mümkün olacaktýr. Bu gün kuruculuk dönemi kapsamýnda ortaya koyduðumuz norm ve mekanizmalar, dünya komünistdevrimci hareketinin bizzat politik, pratik ve örgütsel deneyimleri sonucu , bedeller ödenerek öðrenilen sýnýf mücadelesinin kazanýmlarýdýr. Organlý çalýþma, randevu-toplantý düzeni, hiyerarþik örgütlenme, örgütsel bilgi akýþý, gizlililik ve illegalite kurallarý vb. norm ve mekanizmalara bu anlayýþla yaklaþýlmalý ve örgütsel faaliyette uygulamada disiplin saðlanmalýdýr. Böylesi bir çalýþma ile hem düþmanýn saldýrýlarýný bertaraf etmek, asgariye indirmek , hem de saldýrý karþýsýnda saldýrý nokasýný tespit etmek ve gerekli önlemleri zamanýnda alarak zaiyatý azaltmak mümkün olacaktýr. Keyfi toplantý-randevu periyodlarý-düzeni, kimin kiminle nasýl bir faaliyet yürüttüðü belli olmayan, örgüt içi gizliliðin var olmadýðý bir örgütten devrimcilik beklemekte, güvenlik beklemekte hayaldir. Kurallý iliþki ve faaliyet, disiplin devrimci bir örgütte olmazsa olmaz koþullardandýr.Örgüt norm ve mekanizmalarýnda somutlanan organlaþma-kurumsallaþma faaliyetidir; kuruculuk dönemin de bunlarý hayata geçirmemiz

15

hedefe ulaþmamýzýn da, güvenlikli bir faaliyetin de yolunu açacaktýr. Yaptýðýmýz bu genel deðinmelerden sonra þimdi düþmanýn saldýrý yöntemlerine geçebiliriz. Takip:Düþmanýn en çok kullandýðý saldýrý yöntemidir. Takiple hedeflenen örgütsel iliþkileri ve örgüt evlerini tespit ederek örgüte ulaþmak, saldýrýnýn ve denetimin zeminini hazýrlamaktýr. Takip çoðunlukla açýk alan çalýþmasý yürüten militanlar, sürekli bir iþi olan -özellikle resmi kurum- militanlar ve gözaltý yada cezaeviden yeni çýkan militanlardan baþlamakta; farkedilip gereken önlemlerin alýnmadýðý koþullarda ise örgüte ciddi zararlar verebilmektedir. Düþmanýn bu saldýrýsýný etkisiz kýlmak öncelikle her militanýn özellikle toplantý, randevu öncesi ve sonrasý gereken titizliði göstermesi bunun yanýnda örgütsel iliþkilerin belirlenen kanallardan ve belli bir disiplin içinde gerçekleþtirilmesi ile mümkündür. Her yoldaþ takip riskini savaþýmýn doðallýðýnda beklemeli, panikçi , paranoyak bir ruh haline girmeden, takibe karþý gereken önlemleri almayý günlük yaþamýnýn bir parçasý haline getirmelidir. Takibi atlatmanýn ilk koþulu farketmektir. Asýl zor olan takibi farketmektir, bunun için çok dikatli olmayý, kendimizi ve çevremizi kontrol etmeyi, deðiþklikleri fark etmeyi baþarmak gerekir. Birden fazla sivil polisin, ajan ve muhbirin takip etmesi, motorlu araç kullanýlmasý ve telsiz-cep telefonu vb. ile sürekli birbirleriyle irtibat halinde olmalarý takibi fark etmemizi zorlaþtýran etkenlerdir. Takibe uðradýðýmýzý düþündüðümüz ilk an öncelikle yapmamýz gereken soðukkanlýlýðýmýzý muhafaza ederek takibi netleþtirmek olmalýdýr. Takipten emin olduktan sonra, atlatmanýn planlarýný yapabiliriz. Endiþelenecek bir durum yoktur çünkü artýk farkettiðimize göre herhangi bir örgütsel temasa geçmeyeceðiz, baþka yoldaþlara takibi bulaþtýrmayacaðýz demektir. Takipte ikinci kural ise takibi farkettiðini hissettirmemektir. Aksi takdirde yöntem deðiþtirmeleri ya da almak üzere harekete geçmeleri söz konusu olabilir. Takibi atlatmak için düþmaný bildiðimiz bir alana çekip, uygun bir anda hýzlý hareket etmek ve þaþýrtýcý manevralar yapmak üzere giriþimde bulunabiliz. Birden fazla giriþ-çýkýþý olan market,maðaza vb.mekanlar, iki durak arasý araca inme yada binme vb. yöntemlere baþ vurabiliriz. Burada önemli olan karþý tarafýn beklemediði bir manevra yapmaktýr. Takip atlatýlamazsa ogün akraba,dost vb. iliþkiler gidilmeli, herhangi bir örgütsel iliþki kesinlikle kurulmamalýdýr. Takibin nereden bulaþtýðý üzerine deðerlendirme yapmak, örgüte bildirmek hem devrimci bir görevdir, hem de gereken tedbirlerin alýnmasý için oldukça önemlidir. Sýzma: Düþmanýn devrimci örgütlere dönük kullandýðý saldýrý yöntemlerinden biri de sýzmadýr. Sýzma, örgütün içine "devrimci" kimliðinde polis, ajan sokmadýr. Devrimci örgütlerden sürekli istihbarat toplamak, denetim altýnda tutmak, örgütü çözmek, örgüte dönük çökertme saldýrýsýnýn alt yapýsýný oluþturmak için baþ vurulan örgüte sýzma


14

Haziran 2000

0Militana Notlar... ÖRGÜTSEL GÜVENLÝK VE SÜREKLÝLÝÐÝN ÖNEMÝ Örgütsel güvenlik ve süreklilik sorunu iktidarý ele geçirmek iddiasý ile yola çýkan her devrimci örgüt ve hareket gibi hareketimiz açýsýndan da örgütsel faaliyetin vazgeçilemeyecek önemli halkalarýndan birirni oluþturuyor. Ýllegal -özgür bir temelde politik bir mücadele yürüten her örgüt; faaliyetinin sürekliðini saðlamak için, sýnýf mücadelesinin deneyimlerinden süzülen güvenlik tedbirlerini uygulamak zorunluluðu ile yüz yüzedir. Bu açýdan güvenlik sorununu hareketimiz için de varlýk- yokluk meselesidir. Burjuvazinin egemenliðinin ve zorbalýðýnýn karþýsýna tüm ezilenlerin, sömürülen kesimelerin öncüsü olarak çýkan devrimci komünist örgütler bir savaþ içindedirler. Yürrüttükleri bu savaþýn kuralý gereði hem saldýrýrlar hem de saldýrýya uðrarlar. Tüm araç ve yöntemlerini devrimci örgütleri imha etmek en azýndan etkisizleþtirmek için seferber eden burjuvazi bu tavrý ile iktidarýný saðlamlaþtýrmak isterken , devrimci örgütler de misyonlarý ve iddialarý gereði iktidarý zor yoluyla ele geçirmek için mücadele ederler. Sýnýf mücadelesi tarihi, düþman sýnýfýn bütün olanak, araç ve yöntemlernini alt edilebilmesinin ve devrimci önderliðin yönlendirdiði iþçi-emekçi isyanlarýnýn burjuva iktidarýný zaptetmesinin mümkün olduðunu dosta ve düþmana göstermiþtir. Düþmanýn hiçbir yöntemi devrimci mücadeleyi yok edebilecek, ortadan kaldýrabilecek ; devrimci bir irade, kararlýlýk ve yaratýcýlýðýn üstesinden gelebilecek güce sahip deðildir, olamaz da. Ýktidarý zor yoluyla ele geçirmek üzere yola çýkanlarýn yapmalarý gereken dostun güvenini ve desteðini kazanabilecek , düþmana ise korku verecek örgütlü bir duruþu ve varoluþu hayata geçirmektir. Bunun ilk ve en önemli adýmý ise güvenlikli bir çalýþmayý pratikte ete kemiðe büründürmek olacaktýr. Bu ise ancak gereken yoðunlaþma ve titizlik gösterilerek, süzülen devrimci deneyimleri bugünün politik-örgütsel faaliyetinde somutlamakla mümkün olacaktýr . Düþmana karþý etkin bir saldýrý ve savunma yürütmenin ilk koþulu onu tanýmaktýr; düþmanýn saldýrý yöntemlerini, olanaklarýný ve araçlarýrný bilmek savaþý kazanabilmenin ilk ve önemli kuralýdýr. Sermaye düzeni tüm emekçilere ve onun öncü güçlerine dönük saldýrýlarýný artýrmakta ve aþaðýlýk düzenini ayakta tutmak için her türlü saldýrý yöntemini kullanmaktadýr. Ýktisadi, siyasi, askeri , teknik olanaklarýný sýnýf güçlerini ezmek, sindirmek; devrimci-komünist güçleri imha etmek, ehlileþtirmek için seferber etmektedir. Sýnýf

mücadelesinde bir taraf olarak bu mücadeleye katýlan komünist devrimciler için bütün bunlar, yürütülen bu haklý mücadelenin doðal sonuçlarýdýr. Görevleri ise bütün bu saldýrýlarý bertaraf edebilecek yöntem, çalýþma tarzý ve taktikleri geliþtirmek ve karþý saldýrýyý örgütlemektir. Devrim mücadelesinin uzun soluklu ve zorlu bir mücade olduðunun bilincinde olan komünist devrimciler savaþým güçlerini sýnýf kininden ve tarihsel-sýnýfsal haklýlýklarýndan almaktadýrlar. Sýnýf mücadelesinin haklýlýðý ve meþruluðu kadar net olan bir baþka gerçekte hiçbir düþmanýn iman kuvveti ile yenilemeyeceðidir. Bu nedenle düþmanýn devrimcilere dönük uyguladýðý saldýrýlarý ve etkisizleþtirme yöntemlerini bir eðitim konusu olarak gündemimize almak örgütlü yürüyüþümüzü saðlamlaþtýrmak, hareketimizi düþman saldýrýlarýa karþý korumak açýsýndan iþlevli olacaktýr. Her yoldaþ bütün bunlarýn bilincinde olarak ortaya koyduðumuz içe ve dýþa dönük gizlilik kurallarýný uygulamak, bu konuda gereken önlemleri almak ve her alanda bu kurallar çerçevesinde yoldaþlarýný uyarmak- denetlemek, eleþtirmek sorumlulluðu ile yüzyüzedir. Devrimci bir örgütün sürekliliði ve düþman saldýrýsýna karþý korunmasý bu kurallara her yoldaþýn titizlikle ve sorumluluk bilinciyle, gönüllü olarak uymasýyla, uyulmasýný denetlemesiyle, aksi durunlarda yerinde ve zamanýnda uyulmasýný saðlamak için gerekli müdahaleleri yapmasýyla saðlanabilir. Kuruculuk dönemi örgütü olmamýzýn bir sonucu olarak olanaklarýmýzýn sýnýrlýlýðýnýn, kurmsallaþma ve düþmanla mücadelede profesyonelleþme konularýndaki eksikliklerimizin bu sorumluluðumuzu daha da artýrdýðý gözden kaçýrýlmamalýdýr. Gizlilik ve Ýllegalite Gizlilik ve illegalite çoðunlukla yanýlýþ anlaþýlmakta, birbirinin yerine kullanýlmaktadýr. Oysa gizlilik, illegal-özgür bir temelde örgütlenmenin gereðidir, düzenin denetiminin dýþýnda özgür bir örgütlenme yaratmak, iktidarý zor yoluyla almak gibi bir hedefi olmayanlarýn doðal olarak gizlilik gibi bir sorunu da olmayacaktýr.Var olan sisteme açýktan savaþ açmýþ olan komünist devrimciler esasen sadece örgütsel varoluþlarýyla deðil siyasal görüþleri, savaþým hedefleri ile de yasadýþý -illegaldirler. Açýk alanda faaliyet göstermek,yayýn çýkarmak, örgütlenme faaliyeti yürütmek vb.devrimci çalýþmalar burjuvazinin yasalarýna raðmen, mevcut yasalarýn sýnýf savaþýmýnýn seyri oranýnda istismarý üzerinden yürütülmektedir. Devrimci mücadelede illegal-düzendýþý bir örgütlenme, örgütü düþmanýn denetim alanýndan çýkarmak,

Leninist Iþýk lerin, geçlerin ve kent emekçilerinin de desteðini alan ayaklanma devlete ve özel sektöre ait bazý iþyerlerinin tahrip edildiði, polis ve askeri birliklerle çatýþmalarýn yaþandýðý militan kitle terörü biçiminde sürer. Tüm polis ve askeri birlikler harekete geçirilir, isyan eden iþçilerin birleþmesini engellemek için, Ýstanbul'un iki yakasýný birbirine baðlayan köprüler açýlýr, ulaþým durdurulur. Yine de Ýzmit ve Ýstanbul'un iki günlük iþçi-emekçi isyanýna sahne olmasý engellenemez. Ýstanbul valiliðinin iþçiler tarafýndan iþgali askeri birliklerce zorla engellenir. DÝSK yöneticileri radyo ve megafonlardan iþçilere eylemden vazgeçmelerini, fabrikalarýna dönmelerini, iþ baþý yapmalarýný, "kýþkýrtmalara kapýlmamalarýný, þerefli Türk ordusuyla çatýþmamalarýný" anons ederler. Ýþçiler tabiki bu hain sedika bürokratlarýný dinlemezler...Burjuva diktatörlük çareyi sýkýyönetim ilan etmekte ve sokaða çýkma yasaðý kaoymakta bulur. Ancak bu þekilde bastýrlabilir 15-16 Haziran Ýþçi Ayaklanmasý. Ýki gün süren iþçi ayaklanmasýnda üç iþçi, bir polis, bir de esnaf ölür. Bazý patronlar iktidar elden gitti, paniði ile Türkiye'yi terk ederler. Ayaklanma ve etkileri yýllar sonra, baþrölünü Þener Þen'in oynadýðý "Zengin Mutfaðý" isimli bir filmde baþarýlý biçimde sergilenmiþtir. Ýstanbul ve Ýzmit'te patlayan ve baþka sanayi merkezlerindeki iþçileri de derinden etkileyen 1516 Haziran iþçi ayaklanmasýna 150 bin iþçi katýlmýþtýr. O dönemin toplumsal güçlerinin sayýsal oraný bakýmýndan bu katýlým oldukça büyük bir rakamdý. Bundan dolayý ayaklanma sermaye diktatörlüðünü oldukça korkutmuþ ve telaþlandýrmýþtýr. Polis ve askeri birliklerin saldýrý ve kuþatmasýna raðmen eylemler devam edince sýkýyönetin ve sokaða çýkma yasaðý devreye sokularak ayaklanma bastýrýlmýþtýr. Devrimcilerin aktif katýlým ve desteðine raðmen devrimci bir sýnýf partisinin eksikliði ve DÝSK bürokratlarýnýn ihaneti ayaklanmanýn bastýrlmasýný kolaylaþtýrmýþtýr. Burjuvaziye isyan eden ve rüþtünü ispatlayan iþçi sýnýfý sendikalar ile ilgili yasa taslaðýnýn burjuva meclis tarafýndan iptal edilmesini bu ayaklanma sonucunda saðlamýþtýr. Ama 15-16 Haziran Ayaklanmasý'nýn asýl kazanýmý bu deðildir. Ýþçi hareketinin taþýdýðý toplumsal-siyasal dinamizmi açýða çýkarmasý ve sýnýf mücadelesi açýsýndan bir doruðu, dönemeci iþaret etmesi çok daha önemli kazanýmlardý. Burjuva diktatörlüðe karþý iki kentte toplumun tüm ezilen, sömürülen, öfkeli ve muhallif kesimlerini kapsayan, siyasal pratik içerisinde öðrenci ve devrimci geçlikle birleþebilen ve düzen güçlerini toptan karþýsýna almsý bakýmýndan 15-16 Haziran Ayaklanmasý bir ilkti. Son deðil, baþlangýçtý. Daha sonra Tariþ, Gazi ve Kadiköy 1 Mayýs isyanlarýyla bu gelenek faklý biçimler alarak ve farklý araçlarla, farklý aralýklarla devam etmiþtir.

7

Daha da devam edeceðinin ciddi tolumsal-ulusal, sýnfsal ve siyasal belirtileri vardýr. Burjuvaziyi en çok korkutan bu olasýlýktýr. Toplumsal patlamalar ve iþçi sýnýfýnýn yoksul, iþsiz, evsiz ve açlýk sýnýrýnda yaþýyan kesimlerinin "varoþlardan gelerek burjuvalarýn gýrtlaklarýný kesmeleri" ihtimalý en çok korktuklarý, üzerine en çok kafa yorduklarý konulardýr. 15-16 Haziran Ayaklanmasý'nýn baþlamasýna olmasa da, militan biçimde sürmesine ve koordinasyonuna Dev-Geç'lilerin büyük pratik katkýsý olmuþtur. Ama sonraki süreçte ne yazýk ki bu devrimciler 15-16 Haziran ayaklanmasýndan, TIP ve MDD'den yollarýný ayýrma adýna yanlýþ politikörgütsel dersler çýkarmýþ, iþçi hareketini dýþlayan devrim stratejileri, örgüt ve savaþým biçimleri geliþtirmiþlerdir. Burjuvazinin ayaklanmayý bastýrmasýný; iþçi sýnýfýnýn devrimci önderlik, örgüt, politizasyon ve savaþ deneðiminin eksikliði ile açýklamak ve bu eksikliði gidermek yerine iþçi sýnýfýný yok sayan, kentlerin emperyalizmin denetimi altýnda olduðunu ve "kýrlarýn emperyalizmin zayýf karnýný oluþturduðu" anlayýþýyla "halk savaþý, gerilla savaþý, öncü savaþ" stratejileri ileri sürmüþlerdir. THKO, THKP/C ve TKP/ML örgütlerinin þekillenmesinde, uluslararasý komünist hareketin bölünmüþlüðü, devrimciliðin Çin, Kuba; revizyonizm ve oportünizmin SSCB merkezli temsiliyeti kadar, 1516 Haziran Ayaklanmasý'ndan gereken doðru politik-örgütsel derslerin çýkarýlamamasýyla da ilgilidir. Ne hazindir ki düzenle uzlaþmaz bir pratik mücadele içinde olan devrimciler kýrlara, köylülüðe, halka yönelerek, devrimde bu kesimlerin oynayacaðý rolu abartarak, iþçi sýnýfýndan koparlarken, TÝP, MDD ve TKP gibi revizyonist, reformist ve oportünist sapkýn akýmlarýn temsilcileri iþçi sýnýfý saflarýna sülük gibi yapýþýyorlar. Sonra da devrimci harekete "sýnýftan kopuk", "goþist", "küçük burjuva maceracýlarý" diye saldýrýyorlar. Sendikalar ve fabrikalarda iþçi sýnýfýna bu sapkýn akýmlar reformizmi, sýnýf uzlaþmacýlýðýný enjekte ederken devrinci harekette daðlarda "kýzýl üsler", "devrimin temel gücü olacak köylülük" armakla ve düþmanla girdiði kýran kýrana bir mücadelede fiilen tasfiye olmakla meþgüldür. Sonuç olarak 15-16 Haziran Ayaklanmasýndan komünst Bolþevik bir parti ve siyaset eksikliðinden ve devrimci hareketin ideolojik-politik ufuksuzluðundan dolayý en kazançlý çýkanlar DÝSK hainleri ve reformist-oportünist partiler olmuþtur. 70'lý yýllar boyunca iþçi hareketi içerisinde bu parti ve akýmlarýn sultasý sözkonusudur. Kýrdaki ve kentteki "gerilla savaþý"na destek bulmak için de olsa iþçi sýnýfýna yönelen devrimci hareket düþmandan önce bu sapkýn akýmlarýn temsilcilerinin engelleriyle karþýlaþmýþtýr. Bu engelleri aþma çabasý zaman zaman silahlý çatýþmalarý beraberinde getirmiþtrir. '80 öncesi burjuvazi "sol içi çatýþmalar" diye lanse ettiði bu durumu kendi lehine kullanmayý bilmiþtir.


8

Haziran 2000

Buna ek olarak örgütleyip, silahlandýrdýðý sivil MHP'li faþistleri de devrimci hareketin üzerine salmak süretiyle sýnýflar arasý mücadeleyi "sað-sol" çatýþmasý demagojisiyle karartma taktiðini baþarýyla uygulamýþtýr. 12 Eylül 1980 Askeri Faþist Darbesi'ne de bu yolla kitle desteði ve meþruyeti saðlanmýþ, devlet, ordu ve darbenin "sýnýflar üstü", "tarafsýz", "saða da sola da karþý" kurumlar olduðu yalaný propaganda edilmiþtir. Devrimci hareketin faþist darbe karþýsýnda yenilmesi, iþçi sýnýfýnýn ve emekçilerin bir kez daha öncüsüz ve örgütsüz kalmasýndan dolayý burjuva yalan ve demagojiler bu kesimler üzerinde etkili olmuþ, bu sayede faþist askeri darbe hedeflerine büyük oranda ulaþmýþtýr. '80 yenilgisinden sonraki süreçte kendini toparlamaya çalýþan devrimci hareketin bazý kesimleri popilizimden kopma hedefiyle "halkçýlýktan, iþçiciliðe", "demokratik devrimden, sosyalist devrim" stratejisine, "baðýmsýz Türkiye'den, baðýmsýz sosyalist Türkiye" söylemine evrilirken, bazýlarý da ufak tefek rutuþlarla geçmiþ çizgisini, mücadele araç ve savaþým biçimlerini sürdürmeye çalýþtý. Deðiþik gerekçelerle de olsa bu hareketlerin hepsi '80'lý yýllarýn sonlarýndan itibaren iþçi sýnýfýyla buluþma, sendikalarda ve fabrikalarda örgütlenme, güç olma çabasý içine girdiler. Geçmiþ devrimci hareketlerin devamý veya o mirasýn eleþtirel sahiplenicileri olarak mücadeleye devam eden ve yüzünü sýnýfa dönen bu hareketler ne yazýk ki bu kez de kamuya ve büyük tekellere ait aðýr sanayi iþ kollarý dýþýnda iþçi göremez, tanýmaz oldular. Devlete ait kamu ve hizmet sektöründe çalýþtýrýlan ücretliler bile iþçiden sayýlmýyor, devlet bunlara "memur" derken, bu hareketler de "kamu emekçisi" demeye baþladýlar. 15-16 Haziran Ayaklanmasý niteliðinde olan Tariþ'ten sonraki en önemli iþçi-emekçi ayaklanmasý olan Gazi'de "iþçi sýnýfýnýn" olmadýðý iddialarýnýn arkasýnda bu yanýlsamalý ve iþçi sýnýfýný "fabrika duvarlarýyla sýnýrlama" anlayýþý yatýyordu. Bir baþka önemli nokta da Gazi eyleminin niteliði ile ilgili tartýþmalardýr. Burjuvazi karþýsýnda savunmacý ve muhallif bir konuma iyice adapte olan devrimci hareket Gazi'de iþçi sýnýfýný göremediði gibi, ayaklanma da göremiyordu. Görebildiði "halk direniþiydi." Dolayýsýyla iþçi sýnýfýyla birleþme arzusu iþçi sýnýfýnýn ayrýcalýklý, aristokrat, sendikalý kesimlerine yönelmeyi ve onlarýn gündeminde olan iktisadi-sendikalist sorunlarýn ekseninde siyaset yapmayý beraberinde getiriyordu. Ýþçi sýnýfýnýn ana gövdesini oluþturan sendikasýz, sigortasýz, her türlü sosyal güvenceden yoksun iþsiz kesimlere yönelmek, sýnýfýn genel çýkarlarýný program edinerek öne çýkarmak ve birer savaþým hedefi haline getirmek es geçiliyordu. Sýnýfýn militanlaþmaya, siyasallaþmaya en açýk kesimleriyle buluþmak, o toplumsal dinamikten beslenmek ve buna hizmet edecek bir siyaset yapmak yerine

"sedikasýzlaþtýrmaya, özelleþtirmeye hayýr" gibi iþçi sýnýfýnýn kýsmý ve ayrýcalýklý-aristokrat kesimlerinin çýkarlarý iþçi sýnýfýnýn genel ve öncelikli savaþým hedefleri olan " herkese iþ ve sosyal güvence", "4 vardiya 6 saatlýk iþgünü" , "özgürlük savaþan iþçilerle gelecek", "ögrenciye iþ, iþçiðe öðrenim hakký" nýn üzerinden atlanýyordu. Sonunçta özelleþtirme saldýrýsý kapsamýndaki sendikalý iþçilerle sýnýrlý bir iþçi sýnýfý anlayýþý ve çalýþmasý ortaya çýkýyordu. Ýþçi sýnýfýnýn bu kesimini etkilemenin, devrim için örgütleyerek peþine takmanýn hiçte kolay olmadýðýný gören "iþçici" devrimci hareketler bu kesimlerin peþine takýlarak bu sorunu tersten çözme yolunu tutunca kendiliðindenciliðe tapýnma ve kuyrukçu üvriyerist siyasl anlayýþlara teslim oldular. '96 Kadiköy 1 Mayýs'ýnda iþçi sýnýfýnýn varoþlarda biriken ve devrimci örgütlerin peþine takýlan kesimleri düzene ve koruyucu güçlerine karþý isyana kalkýþýp öfke ve kin kusmaya baþlayýnca; liberal-reformist-tasfiyeci ve "iþçici" akýmlarýn hep bir aðýzdan "provakasyon" nakaratý yükseltmeleri, eylemi sýnýf dýþý küçük burjuva güçlerin iþi olarak görmeleri de kimin sýnýftan ne anladýðýný bir kez daha açýkça göstermiþti. Ýþçi sýnýfýný aklý selim, istikrar unsuru, taþkýnlýklardan, isyanlardan uzak, hele hele bu kesimlerin izni olmadýðý koþullardaedilgen ve homojen bir toplumsal güç sananlara; 15-16 Haziran, Tariþ, Gazi ve "96 Kadiköy 1 Mayýs iþçi kalkýþmalarý hiç bir þey öðretemediði açýktýr. Devrimci komünistlerin Türkiye sýnýf mücadelesi tarihinden çýkarmalarý gereken toplam ders; bu topraklarda eksik olan ne iþçi sýnýfý, ne onun isyaný, ne kitleselliðidir. Dün de, bugün de eksik olan devrimci sýnýf partisidir. Bu partinin örgütlü pölitik gücü, Marksist-Leninist sýnýf taktiði ve stratejisidir. 15-16 Haziran Ýþçi Ayaklanmasý'nýn bu yýl dönümünde hatýrlanmasý, öne çýkarýlmasý ve çözülmesi gereken öncelikli görev budur. Ýþçi sýnýfýnýn taze dinç güçleri ve öðrenci gençlik içerisinde komünist propaganda ve ajitasyonu yoðunlaþtýrmak ve öne çýkan kadrolar ile kadro adaylarýný parti öncesi kuruculuk faaaliyetinin asli unsurlarý haline getirmek hala öncelikli göevlerimiz arasýndadýr. Ýþçi sýnýfýyla buluþnamýn da, ona isyanlarýnda önderlik etmenin de yolu öncelikli görevlerimize yoðunlaþmaktan ve devrimci parti kuruculuðu faaliyetimizde yol almaktan geçiyor. Burjuvaziyi Ýktidardan Ýþçi ve Emekçilerin Silahlý Ayaklanmasý Ýndirecektir. Yaþasýn 15-16 Haziran Ýþçi-Emekçi Ayaklanmasý Devrim Ýçin Devrimci Parti! Parti Ýçin Örgütlü Hazýrlýk!

Leninist Iþýk seher aydýnlýðýnda taze insan, yanýk benzin kokusu, tarlalar orta malý, kanallarda su, ne kuraklýk, ne candarma korkusu..." Ýþte Nazým'ýn yatmak istediði Anadolu'daki köy mezarlýðý. Burjuva diktatörlüðünün egemenliði altýndaki Anadolu'nun neresindedir bu mezarlýk? "Jandarma korkusu"nun olmadýðý bir Anadolu bilen varsa, beri gelsin! Þarlatan liberaller, TC izin verse bile Nazým'ý gömeceðiniz böyle bir mezarlýk var mýdýr, Anadolu'da? "tarlalar orta malý, kanallarda su,/ ne kuraklýk, ne candarma korkusu..." "Sizi gidi aptal sol liberaller!" anlamadýnýz mý? Nazým, sýnýfsýz, somürüsüz, burjuvasýz bir Anadolu mezarlýðýnda yatmaktan sözediyor. "Sizi gidi devrim kaçkýnlarý", burjuvazýnýn baský ve sömürü arabasýna seviçle koþulan korkaklar; Nazým, Ýþçi sýnýfýnýn diktatörlüðündeki bir Anadolu mezarlýðýndan söz ediyor. O'nun vasiyetini yerine getirmek için, öncelikle Türkiye'de devrim yapmak ve burjuva diktatörlüðünü tepelemek gerekmektedir. Bunu unutturmaya ve üzerinden atlamaya pek heveslisiniz. Bunu yapmakta özgürsünüz de... Ama biz, Türkiyeli komünistler de bunu hatýrlatmakta ve Nazým'ýn ideallerine sahip çýkmakta, sizinle uzlaþmaz bir mücadeleye girmekte özgürüz! Bu özgürlüðümüzü sonuna kadar kullanmakta ise kararlýyz. Nazým Parti Ýçinde de Mücadele Sürdüren Önder Bir Komünistir Burjuvaziyle uzlaþmaz bir mücadele sürdüren Nazým parti içi siyasal ve örgütsel sorunlarda da boþ durmaz. O, "gözlerimi kaparým vazifemi yaparým" anlayýþýnda bir komünist deðildir. Kiþisel yeteneklerine ve "ününe" raðmen parti iþlerinden ve illegal çalýþmadan geri durmayan bir sýra neferi olduðu kadar, ileri sorumluluklarýn altýna da çekinmeden girecek kadar iddialý ve önderlik vasýflarýna sahip biridir. 1 Ocak 1925'te TKP'nin 2. Kongresi'nde MK'ya seçilir. TC'nin, Kemalist burjuvazinin her türlü sýnýfsal, ulusal ve muhallif hareketi alçakça ezmek için icat ettiði yasal kýlýf "Takriri Sükün Kanunu" TKP'nin faaliyetlerini de derinden etkiler. Legal çalýþma olanaklarýný ortadan kaldýrdýðý gibi, partiye dönük saldýrýlar da yoðunlaþýr. Bir çok partili tutuklanarak Ýstiklal Mahkemeleri'nde yargýlanýr. TKP siyasal geliþmeleri ve yediði darbeleri deðerlendirmek üzere 1926'da Viyana'da bir konferans toplar. Deðiþik kaynaklara göre, Nazým bu konferansta partinin genel sekreteri Þefik Hüsnü'nün görüþlerine karþý çýkar ve eleþtirir. Konferansta partinin bir an önce kongreye götürülmesi ve MK'nýn seçimle belirlenmesi karara baðlanýr.

13

1929' yýlýna gelinmesine raðmen kongre toplanmamýþ, konferansta alýnan kararlar unutulmuþtur. Kongre toplanmasýndan ümidini kesen Nazým ve bir grup partili alternatif bir kongre giriþimi baþlatýrlar. Böylece Þefik Hüsnü önderliðindeki TKP'ye karþý alternatif TKP'nin adýmlarý atýlýr. Komintern, Nazým'ýn da içinde yer aldýðý TKP'yi ve MK'ni tanýmaz. Bu yeniden örgütlenme giriþiminin daðýtýlmasý ve olanaklarýný da Þefik Hüsnü TKP'sine devretmesi talimatýný verir. Nazým bu talimata uymayýnca yoldaþlarýyla birlikte Komintern'in Türkiye seksiyonu olarak tanýdýðý Þefik Hüsnü TKP'sinden ihraç edilir. Bu süreçten sonra TKP ve Þefik Hüsnü Nazým'a dönük bir karalama kampanyasý yürütür, yazýlar yayýnlar. Bu yazýlara Komintern yayýnlarýnda da yer verilir. Bu yazýlarda Nazým ve baþýný çektiði TKP giriþimi, "polis ajaný, Kemalizmin kuklasý ve Troçkist muhalefet" olarak suçlanarak, Nazým ve yoldaþlarýna karþý bir karalama kampanyasý yürütülür. Hapisteki Nazým bu saldýrýlar karþýsýnda da sesiz kalmaz. "Benerci Kendini Niçin Öldürdü?" isimli þiiriyle Hindistan Kömünist Partisi saflarýnda savaþan, Benerci ismli komünistin yaþadýðý ve etrafýnda dönen olaylar üzerinden kendini ve TKP içindeki çatýþmalarý þifreli olarak dillendirir. Komintern'in dayatmasý, cepheden bir tutum takýnmasý ve Troçkist suçlamasý, kiþisel karalamalar sonucunda Nazým geri adým atmýþ, Komünist Enternasyonal ve TKP'den örgütselpolitik bir kopuþ gerçekleþtirememiþtir. O dönemin tüm komünistlerinde görülen bu zaafýna karþýn, Nazým, ölünceye kadar Bolþevizme, TKP'ye, devrim ve komünizm davasýna duyduðu inaçtan ve baðlýlýktan zerrece bir þey kaybetmemiþtir. "Otobiyografi" ismli þiirinde de bunu dile getirir. "partimden koparmaða yeltendiler beni / sökmedi / yýkýlan putlarýn altýnda da ezilmedim" Moskova'da yaþadýðý yýllarda SB'ndeki "sosyalizm" uygulamalarýna muhalefet etmekten ve bedel ödemeyi göze almaktan da korkmamýþtýr. O, sadece burjuvaziye karþý deðil, TKP oportünizmine ve 2.Enternasyonal çizgisine gerileyen Komintern'ne de karþý çýkabilen, mücadelenin ve devrimin sorunlarýyla ciddiyetle uðraþan, sorumluluk ve riziko almaktan asla geri durmayan komünist bir önderdir. Nazým; eserleri, yaþamý ve mücadelesiyle, baþarý ve zaaflarýyla dünya devrim mücadelesinin önder neferleri arasýnda yer almayý ve komünist devrim mücadelemizde yaþamayý fazlasýyla hak eden bir yoldaþtýr. Ölümünün 37. Yýlýnda "düþmana inat" kavgamýzda yaþýyor, burjuva kapitalist-emperyalist düzene karþý savaþýyor, savaþtýrýyor.


12

Haziran 2000

çürütmekle, afla dýþarý çýktýktan sonra komplo kurmakla yetinmeyip, O'nun þiirlerinin Türkiye'de legal olarak yayýnlanmasýný da yýllarca engelliyecektir. Nazým hayatta iken, kýrk dilde ve otuz ülkede þiirleri yayýnlanmýþtýr da; "Türkiye'de ve Türkçe'de" yayýnlanmasý yasaktýr. Burjuvazi eþþek olmadýðý ve sanata, edebiyata da herþeye olduðu gibi burjuva sýnýf çýkarlarýnýn penceresinden baktýðý için Nazým'ýn þiirlerinin komünist propagandayla bezenmiþ içeriðini görmüþ ve burjuva siyasi bir tutum izlemiþtir. Nazýmýn eserleriyle komünist mücadeleye kan taþýmasýnýn, destek vermesinin önü bu yolla kesilmeye çalýþýlmýþtýr. Sýnýf perspektifine ve bilimsel bir dünya görüþüne sahip olmayanlar bunu anlayamazlar. Böyleleri sanatý, edebiyatý, dini, iktisadý, hatta siyaseti bile sýnýflar üstü görmeye/ göstermeye pek meraklýdýrlar. Çünkü, bu hizmetlerinin karþýlýðýný burjuvazi fazlasýyla ve TL, mark, dolar cinsinden öder... Arkasýndan timsah gözyaþlarý dökülen Nazým'ýn; devrimci, komünist kadrolar, iþçi ve emekçiler üzerinde yarattýðý olumlu siyasal etkisini azaltmak ve silmek için; TC burjuvazisi Nazým'ý "vatan haini" ilan etmekten ve vatandaþlýktan çýkarmaktan da geri durmamýþtýr. Bu saldýrýya, komünist Nazým karþý saldýrýyla cevap vermiþtir. "...vatan çiftliklerinizse / kasalarýnýzýn ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan/...fabrýkalarýnýzda al kanýmýzý içmekse vatan/...vatan, kurtulmaksa kokuþmuþ karanlýðýnýzdan/ ben vatan hainiyim!" dizeleriyle burjuvaziye esaslý bir þamar atmýþtýr. Kabaca aktarmaya çalýþtýðýmýz; Nazým'ýn yaþamý, mücadelesi ve "çilesi" orta yerde dururken ve tarihle, siyasetle ilgili herkesin hafizalarýndayken, bugün burjuvazi ve bazý "solcu" eskileri Nazým'ý ehlileþtirmeye, komümizm, devrim ve parti davasýndan koparmaya yelteniyorlar. O'nu dünya komünistlerine ve iþçi-emekçilerine mal olmuþ komünist, enternasyonal siyasal kimliðinden ve mücadele yaþamýndan arýndýrarak; "büyük þair", "büyük vatan sever", "Türkiye'nin malý" , "Türk vatandaþlýðýnýn geri verilmesi", "mezarýnýn Türkiye'ye naklý", "Nazým bu memleketin" vb. þarlatanlýklarýyla Nazým' ýn "ehlileþtirilmesi", komünist ve partili kimliðinden, mücadelesinden yalýtýlmasý, düzene mal edilmesi, zararsýz bir aziz haline getirilmesini hedefliyorlar. Düzen cephesinden, saðdan ve "soldan" esen rüzgarlarýn, koparýlan fýrtýnalarýn, dökülen timsah göz yaþlarýnýn tek amacý budur. Nazým'ý gerçekten tanayan, anlayan, saygý duyan hiç bir namuslu insan bu burjuva saldýrýsýnýn payandasý ve burjuvazinin suç ortaðý olmamalýdýr. Burjuva düzen kendine yakýþýr bir iki yüzlülük ve piþkinlik örneði sergileyerek; esir aldýðý ve hapislerde çürütmeye kalkýþtýðý, yurt

dýþýna kaçmaktan baþka yol býrakmadýðý Nazým'ý sahiplenme yoluyla içerde iþçilere-emekçilere þirin gözükmeye, devrimci hareketin yüzyüze olduðu liberal-tasfiyeci dalgayý þiþirmeye, dýþarýda ise; O'nun pirestijini Türkiye'nin tanýtlmasý reklamýna dönüþtürmeye ve kendi pis çýkarlarýna alet etmeye çalýþýyor. Dirisini teslim alamadýðý Nazým'ýn ölüsünü teslim almak süretiyle bir taþla bir kaç kuþ birden vurmak istiyor. Yýllar sonra O'nun Türk'lüðü, vatan severliði ve "vasiyeti" hatýrlanýveriyor. TC'nin kültür bakaný müsteþarý ve her türden liberal-tasfiyeci, düzen yardakçýsý ellerinde çýnar ve Anadolu'nun deðiþik yerlerinden alýnmýþ toprak parçalarýyla Moskova'nýn yolunu tutuyorlar. Neymiþ, 37. ölüm yýldönümünde mezarý baþýnda Nazým Hikmet'i anacaklarmýþ. Eskiþehir Fidanlýðý'ndan götürdükleri çýnar fidanýný dikerek Nazým'ýn vasiyetini bir nebze olsun yerine getireceklermiþ. Burjuva düzenbazlarý ve yardakçýlarý kendilerini açýk göz, akýllý alemide sersem sanýyorlar. Kendilerini aldattýklarý gibi herkesi de uyutup aldatabilecekleri hayaline kapýlýyorlar. Sýnýfsal safý ve siyasal görüþleri alabildiðine net ve berrak olan kömünist Nazým bu günleri önceden görmüþçesine her türlü fýrsatçýnýn ve fesadýn elini kolunu; o, sözü çok edilen "Vasiyet"iyle sýkýca baðlayývermiþtir. "....Yoldaþlar, ölürsen o günden önce yani; /-öyle gibi de görünüyor- / Anadolu'da bir köy mezarlýðýna / gömün beni / ve de uyarýna gelirse, / tepemde bir de çýnar olursa / taþ maþ da istemez hani..." diye, yoldaþlarýna vasiyette bulunmaktadýr Nazým. Komünizm mücadelesine gönül vermiþ, bu yola baþ koymuþ yoldaþlarýna, Türkiye Komünist Partisi üyelerine... Bu günlerde Moskova'ya akýn eden düzenbazlara ve yardakçýlarýna ne oluyor peki? Bunlarýn içinde Nazým'ýn yoldaþý olan kimdir, komünist olan kim? Komünist Partili Nazým'ýn vasiyetini yerine getirmek, yaþamý boyunca devirmeye çalýþtýðý burjuvaziye ve yardakçýlarýna mý kaldý? Burjuvazinin iktisadi-siyasi çýkarý dýþýnda bir deðere ve ahlaka sahip olmadýðý Nazým'ý "ehlileþtirme operasyonu" ile bir kez daha kanýtlanmýþ oluyor. "Umut, paraþüt, M. Yýlmaz'ý aklama operasyonlarý"na bir de bu eklenmiþtir. Gerisi lafý güzahtir. Burjuvazi ve sol liberaller "Nazýmsever" olunca, timsah gözyaþlarý ortalýðý kaplayýnca safsatalar gerçek olacak sanýlýyor. Herkes Nazým'ýn "Anadolu'da bir köy mezarlýðýna" gömülmek istediðini hatýrlýyor da, Nazým'ýn düþlediði bu mezarlýðýn niteliði es geçiliyor. O, vasiyetinde herhangi bir mezarlýktan söz etmiyor. " Traktörlerle türküler geçsin altbaþýndan mezarlýðýn,

Leninist Iþýk

9

TC BURJUVA HÜKÜMETÝNÝN VE BAKANLAR KURULUNUN "MÝLLÝ GÜVENLÝKTEN" ANLADIÐI SERMAYEYE UÞAKLIKTIR! 2000 1 Mayýs'ýnýn hemen ardýndan lastik iþçilerinin grevi Bakanlar Kurulu kararý ile 60 gün süreyle ertelendi. Sabancý Holding'e baðlý Brisa, Prelli ve Goodyear lastik fabrikararýnda çalýþan 3000 iþçinin grevinin burjuvazinin uþaðý hükümet tarafýndan ertelenmesi, üzerinde ciddiyetle durulmasý ve sonuçlar çýkarýlmasý gereken siyasal bir karardýr. Ýlk olarak grevin ertelenme gerekçesi üzerinde durmak gerekiyor. Bakanlar Kurulu kararnamesine göre grev, "genel saðlýðý ve milli güvenliði bozucu nitelikte" olduðu için 60 gün süreyle ertelenmiþtir. Toplusözleþme sürecinde emeðinden baþka satacak þeyi olmayan iþçilerin patronlarýyla burjuva yasalarý çerçevesinde pazarlýða oturmalarý, bu pazarlýkta anlaþamayýnca, burjuva yasalarý içerisinde yapabilecekleri tek þey greve gitme haklarýný kullanmaktýr. Bu haklarýný kullanan iþçilerin eylemi "genel saðlýk, milli güvenlik" gibi þatafatlý sözlerle Bakanlar Kurulu tarafýndan engellenerek kör gözlere TC devleti ve hükümetinin sýnýf mücadelesinde iþçiden deðil, patrondan yana olduðunu bir kez daha ve somut olarak göstermiþtir. Sýnýflar üstü olduðu iddia edilen devletin, hükümetin, ordu, polis ve yasalarýn, iþçilerle patronlar arasýndaki sýnýf mücadelesi keskinleþtiðinde sermayenin emrinde uþaklar topluluðu olduðu LastikÝþ grevini erteleme saldýrýsýyla bir kez daha görülmüþtür. Ýki yýlda bir toplusözleþme yapma ve anlaþma olmadýðý koþullarda greve gitme hakký olan iþçiler; bu haklarýný kullanmaya kalktýklarýnda, burjuva sýnýfýn koruyucularý olan uþaklar topluluðunun saldýrýlarýyla, engellemeleriyle karþýlaþýyor ve kaðýt üzerinde var olduðu yazýlan haklarýný kullanmalarýnýn önü sermaye yararýna kesiliyor. Bu yetmiyormuþ gibi saldýrý ve engellemeye de gözkamaþtýrýcý, ülvi kýlflar bulunuyor. "Genel saðlýk, milli güvenlik..." Kimin saðlýðý, hangi milli güvenlik? 3000 iþçinin, bir holdinge ait, üç fabrikada greve gitmesi "genel saðlýðý" nasýl etkiler? "Milli güvenliðe" nasýl zarar verir? Burjuva devletin ve tüm kurumlarýnýn "genel saðlýktan, milli güvenlikten" anladýðý sermayedarlarýn ve holdinglerin çýkarlarýdýr. "Vatan, millet" te bu uþaklar topluluðu için sermayenin çýkarlarýný gözetmek, onun ayakta kalmasýný ve güvenlik içerisinde büyümesini, yayýlmasýný güvence altýna almaktýr. Onlar için baþka bir anlamý da yoktur. Koþullarýn deðiþmesi, burjuva egemenliðin tüm tedbirlere raðmen yýkýlmasý ihtimaline karþý da hep hazýrlýklýdýrlar. Onlar için; "vatan, millet" saltanat sürebildikleri yerdir. Bundan dolayýdýr ki, paralarýný baþka ülkelerin banka larýnda saklarlar, ikinci-üçüncü villalarýný da baþka ülkelerin topraklarýnda yaptýrýrlar. Tehlike anýnda kaçýþ için, özel uçaklarý, arabalarý ve yatlarý hazýr vaziyettedir. Üzerinde durulmasý gereken ikinci önemli nokta ise zamanlamadýr. Lastik iþçilerinin grevi iþçi

sýnýfýnýn TÝS sürecine girdiði bir dönemde ertelenmiþ ve fiilen gaspederek, sendika bürokratlarýyla patronun iþçilere sefalet ücreti dayatmasýnýn zeminini yaratýlmýþtýr. Lastik iþçileri þahsýnda tezgahlanan oyun TÝS sürecine giren tüm iþçileri, dolayýsýyla iþçi sýnýfýný hedef alan, ona göz daðý veren kapsamlý bir saldýrýdýr. Mesaj açýktýr: "Ya sefalet ücretine, patronlarýn verdiðine razý olun, ya da burjuva devletin saldýrýlarýna..." Ýþçileri satmaya, patronlarla uzlaþmaya dünden razý olan sendika bürokratlarý grevin ertelenmesi üzerine el çabukluðuyla iþi bitirivermiþlerdir. Ama ayný bürokratlar iþçilerin grev hakkýnýn burjuva hükümet tarafýndan gaspedilmesi ve lastik iþçileri sahsýnda tüm iþçi sýnýfýna yöneltilen tehdit, göz daðý saldýrýsý karþýsýnda basýn açýklamalarýyla yetinmeyi tercih etmiþlerdir. Onlardan da bu beklenirdi. Üçüncü önemli nokta ise; 2000 1 Mayýs'ýndaki kitlesellikten iþçi hareketinin yükseldiði sonucunu çýkaran ve kendiliðindenciliðe tapýnan, devrimci hareketin nasýl bir yanýlgý içinde olduðunu Lastik-Ýþ grevinin açýkça göstermesidir. 2000 1 Mayýs'ýndaki liberal-reformist etkiyi, alanlardaki sarýlýðý ve devrimci hareketin teslimiyetini görmemekte direnenlere, kendine gaz verenlere, öncelikli devrmci örgüt ve politika sorunlarýnýn üzerinden atlayarak "1 Mayýs'ýn kazanýmlarýyla TÝS'lere, grevlere!" ajitasyonu yürütenlere ve 2000 1 Mayýs'ýnda "burjuvazi ve iþçi sýnýfýnýn yeniþemediði" düþü görenlere lastik iþçilerinin grevinin gösterdikleri acý bir derstir. Görmek ve ders çýkarmak isteyenlere tabiki... Devrimci komünistlerin toplam politik tablodan çýkarmasý gerekense, burjuvazinin gerici ablukasýnýn her cephede sürdüðü gerçeðini ve bunu geri püskürtecek devrimci bir önderlik iradesinin mevcut olmadýðýný kavramasý ve örgütsel-politik hazýrlýklarýna bu gerçeklik ýþýðýnda hýz vermesidir. Ýþçi sýnýfý içinde homurdanmalar, kýpýrdanmalar olduðu doðrudur, analaþýlýr bir geliþmedir. Anlaþýlamayan önderlik iddisýndaki devrimci parti ve örgütlerin kendi gündenini yaratarak hata ve zaaflarýný bir an önce telefi etme yoluna girerek burjuva kuþatmayý yaracak, sol liberal-reformist-tasfiyeci dalgayý göðüsleyecek bir örgütsel, politik yoðunlaþma içine girmek yerine; kendiliðinden yükselecek olan bir iþçi hareketi ilozyonu yaratarak, bunun cazibesine kapýlarak asýl misyononu ve öncelikle aþmasý gereken engelleri yok saymasýdýr. Ýktidar perspektifinden yoksunluk, amaç ve aracýn diyalektik iliþkisini görmemezlikten gelme, ideolojik sýðlýk, politik ufuksuzluk devrimci hareketin açmazlarýný oluþturuyor. Ýleri çýkamayan geri düþüyor ve gericileþiyor, tutuculaþýyor. Liberalizm ve tasfiyecilik bu kanallardan devrimci örgüt ve kadrolara sýzýyor ve bir süre sonrada tüm bünyeyi sarýyor.


10

Haziran 2000 ÖLÜMÜNÜN 37'NCÝ YILINDA KOMÜNÝST NAZIM HÝKMET "DÜÞMANA ÝNAT" KAVGAMIZDA YAÞIYOR!

"O mavi gözlü bir devdi" Nazým Hikmet, 3 Haziran 1963 yýlýnda Moskova'da öldü. Dünyanýn dört bir yanýnda "dostlarý ve düþmanlarý" olan Nazým Hikmet'in bedenen aramýzdan ayrýlmasý tüm dostlarýný, yoldaþlarýný büyük bir üzüntüye boðarken, düþmanlarýný da böylesine yetenekli, kararlý ve tehlikeli bir düþmandan kurtulduklarý için mutlaka sevince boðmuþtu. Komünist siyasal, örgütsel kimliði, düþünceleri, kararlýlýðý, savaþkanlýðý, komünizme duyduðu sarsýlmaz inancý ve Marksist-Leninist ideolojisiyle sanatçý yeteneðini birleþtirme baþarýsý, O'nu dünya çapýnda önemli bir deðer haline getirmiþ; yaþarken olduðu gibi, ölümünden sonra da dostun ve düþmanýn ilgi odaðý olmayý baþaran ender insanlarýn arasýna katmýþtýr. O, tüm yaþamýný ve yeteneðini komünizm, insanlýðýn kurtuluþu davasýna adayan; ideallerini, özlemlerini, seviçlerini, hüzünlerini ve sevdalarýný baþarýlý biçimde þiirleþtiren, oyunlaþtýran, romanlaþtýran ve destanlaþtýran enternasyonalist bir sanatçý ve partili bir komünistti. Sadece günü ve Türkiye'yi dert eden biri olmamýþtýr hiç bir zaman. Geçmiþ ve gelecek; tüm insanlýðýn acýlarý, sevinçleri, mutluluðu ve kurtuluþu Nazým'ý derinden etkilemiþ, yaþamý boyunca bilincini ve yüreðini meþgul etmiþtir. En babayiðit sanatçýdan daha sanatçý, tarihçiden daha tarihçi, karasevdalýdan daha sevdalý, komünistten daha kömünist olmayý baþaracak kadar davasýna yoðunlaþmýþ ve kendini adamýþtýr. Ne hapishanelere ne de Türkiye'ye sýðmamýþtýr hiç bir zaman. Dünya proletaryasýnýn verdiði sýnýf savaþýmýnda ve ezilen uluslarýn verdiði ulusal kurtuluþ mücadelelerinde Nazým hep haklýdan, ezilenden, sömürülenden yana taraf olmuþtur. Yenilgilerin acýsýný, zaferlerin sevincini yaþayacak kadar onlarla bütünleþmiþtir. O, bir dünya vatandaþýydý. Ama emperyalist dünyanýn deðil, onun baðrýnda yeþermekte olan komünist bir dünyanýn vatandaþýydý. Bu amaç için döðüþenlerin, düþenlerin yoldaþýydý. Komünist Entarnasyonal'in seksiyonu olan bir partinin üyesi, yöneticisi olduðu için de enternasyonalist bir komünistti. Ölümünün 37. Yýlýnda saðdan ve "sol"dan yükselen, O'nun "Türk"lüðünün hatýrlanmasý ve yeniden "Türk vatandaþlýðýna" alýnarak "onurlandýrýlmasý" türünden burjuva saldýrýlarý geçmiþ tarihsel, siyasal ve örgütsel gerçekleri hafýzalardan sile-

mez. Tek baþýna, Nazým'ýn yaþamý, mücadelesi ve eserleri bile bu burjuva safsatalarý boþa çýkaracak devrimci komünist bir öze ve güce sahiptir. Nazým, dünya devrimcileri ve komünistleri baþta olmak üzere ezilen sýnýf ve uluslarýn sevgisini, beðenisini kazanmýþ, onlarla ve kavgalarýyla bütünleþmiþ, sýnýrlarý aþarak komünist dünya vatandaþlýðý mertebesine ermiþ, fikren ölümsüzleþmiþ bir komünisttir. Bir komünist için bundan büyük onur mu olur? Asýl onura, Nazým'ý "solculuk" adýna ulusal bir kimliðin ve çitin içine hapsetmeye kalkýþanlarýn ihtiyacý vardýr. O'nun "memleket topraðýndadýr kökü," ama gövdesi ve dallarý, sevdalarý ve düþünceleri ulu bir çýnar gibi sarmýþtýr dünyayý. Çünkü, "O mavi gözlü bir devdi." O, bedenen öldüðünde dünya iþçi ve emekçilerinin sevdiði ve deðer verdiði Paplo Neruda arkasýndan: "Niçin öldün Nazým?/ Ne yaparýz þimdi biz/ þarkýlarýndan yoksun?/ Nerde buluruz baþka bir pýnar ki/ orda bizi karþýladýðýn gülümseme olsun?/ Seninki gibi ateþle su karýþýk/ acýyla seviç dolu,/ gerçeðe çaðýran bakýþý nerde bulalým?..." dizeleriyle insanlýðýn ve komünist mücadelenin nasýl bir deðeri kaybettiðini anlatmaya çalýþýyordu. Nazým Burjuvazinin ve Sol Liberallerin Ýddia Ettiði Gibi Türkiye'nin Yetiþtirdiði En Büyük Þair Deðildir! Ölümünün 37. Yýlýnda Nazým'ýn þairliði ve "vatanseverliði" ön plana çýkarýlarak asýl nitelikleri ve meziyetleri örtbas edilmeye, unutturulmaya çalýþýlýyor. Burjuvazi ve sol liberaller koro halinde "Nazým'ýn Türkiye'nin yetiþtirdiði en büyük þair olduðunu; bu memleketin bizim, Nazým'ýn da bu memleketin olduðu" safsatalarýný sayýklýyorlar. Nazým'ýn yaþamý ise; bu sahtekarlarý, düzenbazlarý yalanlýyor. O, komünist enternasyonal bir önderlik altýnda yürütülen sýnýf mücadelesinin ve Türkiye kesitindeki TKP'nin yetiþtirdiði güzel þiir de yazan, önder bir komünisttir. Siyasete olduðu gibi sanata ve þiire de katký yaptýðý, yeni bir þiir ekolü yarattýðý doðrudur. Ama O'ndaki bu cevheri açýða çýkaran ne damarlarýnda dolaþan Türk kanýdýr, ne de Türkiye'dir. Nazým'ý Nazým yapan, düþüncesine ve dünya görüþüne rengini veren; Marksist-Leninist ideoloji, felsefe, siyaset, Komünist Enternasyonal ve TKP'dýr. Bu ise kendiliðinden ve otomatýk olarak gerçekleþmemiþtir. Partiye kazanýlan Nazým Moskova' daki parti okulunda eðitilmiþtir. "Otobiyografi"

Leninist Iþýk isimli þiirinde bundan övünçle söz eder. "on dokuzumda Moskova'da Komünist Üniversite öðrenciliði.../ Lenin'i görmedim nöbet tuttum tabutunun baþýnda 924'de.." Daha on dokuz yaþýndayken proletarya diktatörlüðünün hüküm sürdüðü bir coðrafyada Parti Okulu'nda eðitilerek, Nazým'daki cevher açýða çýkarýlmýþtýr. Aslýnda ondört yaþýnda baþladýðý þiir yazma uðraþýda ayný dönemde asýl rotasýna oturmuþ, bize ulaþan biçim ve içeriðine kavuþmuþtur. Düþünsel olarak Marksizm-Leninizm'den biçimsel olarak Rus þairi Mayakovaski'den etkilenen Nazým, bütün eserlerine bunu baþarýyla ve yeniden üreterek yansýtýr. Diyalektik materyalist felsefe; Marksist sýnýfsal, siyasal estetik ve sosyalizm-komünizm propagandasý, ajitasyonu Nazým'ýn þiirlerinde berrak bir kýzýl pýnara dönüþür. O gün, bu gündür; komünistlerin, devrimcilerin, iþçi ve emekçilerin bilincine, ruhuna bazen okþayarak, bazen sarsarak akar... akar... Bugün asýl üzerinden atlanan ve Nazim'ý "yücelltme" teraneleri eþliðinde burjuvazi ve yardakçýlarý tarafýndan unutturulmaya çalýþýlanlar da bunlardýr. O'nun þiiri de, fikirleri de burjuva ulusalcýlýðýný yerle bir eden komünist enternasyonal bir içeriðe sahiptir. Bundan dolayý Nazým, hiç bir burjuva ulusa mal edilemeyeceði gibi bireysel bir "deha" olarakta görülemez. Sýnýfsýz sömürüsüz komünist bir dünyanýn vatandaþý ve örgütlü komünist mücadelenin bir parçasýdýr Nazým. Dünya proletaryasý ve öncüleriyle; "...bir orman gibi kardeþçesine / bir aðaç gibi tek ve hür..." yaþýyor/ yaþayacaktýr. Nazým Burjuva Kapitalist-Emperyalist Düzene Düþmandý Parti Okulunda yetiþmiþ ve TKP saflarýnda örgütlenerek sýnýf mücadelesine katýlmýþ olan Nazým'ýn fikirleri ve yetenekleri TC devletini oldukça korkutmuþ olmalý ki, düzmece bir "Donanma Davasý"yla yargýlanarak, "orduyu isyana teþvik suçlamasýyla" ömrünün hapishanelerde geçmesine karar verilir. TC Nazým Hikmet'i teslim alamayacaðýný anlayýnca "esir" alýr. Burjuvazinin bu saldýrýsýný Nazým, "...esir düþmekte deðil/ teslim olmamakta bütün mesele" haykýrýþýyla karþýlar. Onbeþ yýla yakýn sürecek olan mahpusluk yýllarý ve Türkiye'nin mapushaneleri komünist Nazým Hikmet'in sadece dýþarýda deðil, içeride de iyi bir sýnav verdiðine tanýk olurlar. Nazým, yattýðý mapushaneleri bir okul haline getirir. Yerine göre öðrenci, yerine göre öðretmen olmasýný bilerek bir çoklarýnýn dýþarýda baþaramadýðýný baþarýr. Davasýna yeni ve yetenekli kadrolar, sanatçýlar kazanýr. Orhan Kemal, A.Kadir, Balaban ve Kemal Tahir gibi sanatçýlarýn yetiþmesine katkýda bulunur. Disiplinli, sürekli, verimli bir çalýþmayla komünizm ve partili mücadeleye hizmet edecek,

11

ve elden ele dolaþacak olan þiirleþtirilmiþ propaganda materyalleri üreterek dýþarýdaki yoldaþlarýna ulaþtýrýr. Burjuva ideolojisine ve düzenine þiir biçimindeki propagandif, ajitatif saldýrýlarý onlarca genç iþçi ve aydýný parti saflarýnda yer almaya ve sýnýf mücadelesine katýlmaya yönlendirir. 1950 yýlýnda çýkan genel aftan Nazým'da yararlanýr. Mütelif zamanlarda yattýðý toplam onbeþ yýla yakýn mapusluk yýllarý böylece sona erer. Ama dünya görüþünden ve komünist kiþiliðinden taviz vermeyen Nazým'a TC devleti yeni bir süpriz hazýrlamýþtýr. Hasta ve 49 yaþýndaki Nazým, er olarak askere çaðrýlýr. Bunun maksatlý olduðu ve komplo koktuðu açýktýr. Çünkü Nazým, Bahriye Mektebi'ni bitirmiþ, güverte subayý olmuþ ve saðlýk gerekçesiyle ordudan ihraç edilmiþtir. Nazým'ýn silah altýna alýndýktan sonra askerden kaçma süsü verilerek öldürüleceði haberleri dolaþýr ortalýkta. Daha önce Sebahattin Ali buna benzer bir koployla katledilmiþtir. Afla dýþarý çýkan Nazým, karþýlaþtýðý bu süpriz ve söylentiler karþýsýnda Türkiye'den SB'ne kaçmaya karar verir. Kendisini sürekli izleyen siyasi polisi atlatarak bir dostuyla birlikte bir sürat motoruyla 19 Haziran 1951'de Karadeniz'e açýlýr. "..951'de bir denizde genç bir arkadaþla yürüdüm üstüne ölümün..."diye dizeleþtirir kaçýþýný. Karadeniz'de bir Sovyet gemisine aktarýlan Nazým Hikmet, önce Romanya'ya oradan da Moskova'ya gider. Bir daha Türkiye'ye dönemez. Memleket, Memet ve Münever hasretiyle yaþar. Komünizm mücadelesini aralýksýz olarak Türkiye dýþýnda sürdürür. Burjuva düzene açýktan düþman olur. Onu zora dayalý bir devrimle yýkma mücadelesine her alanda devam eder. Nazým Kendi Deyimiyle "Önce Komünist Sonra Þair"di Burjuvazi de Eþþek Olmadýðý Ýçin Bunun Farkýndaydý "Þiir yazmayan pek az þairden biriydi Nazým; çünkü þiir onun kendi hayatý idi. Hayatýný baþtan aþaðý, cenazesine kadar anlattý, Nazým." Nazým'ýn yakýn arkadaþý olan Sovyet gazetecilerinden Rady Fish "Nazýmýn Çilesi" isimli kitabýnýn 472. sayfasýnda haklý olarak bu deðerlendirmeyi yapmaktadýr. Nazým'ýn kendisi de Kemal Tahir'e yazdýðý bir mektupta "Ben önce komünist, sonra þairim." der. Bugün ise tersi iddia edilmektedir. Ölümünün 37. yýlýnda sözde Nazým'ý mezarý baþýnda anmaya gidenler arasýnda yer alan Zeynep Oral, 5 Haziran tarihli Milliyet gazetesinde bu saçma iddiayý cüretkarca dillendirdi. "Yalnýz Türkiye'nin, Türkçe'nin en büyük þairine deðil dünya þiirinin doruðuna ulaþmýþ þairin mezarýna ilerliyorduk..." Nazým'ý yýkýcý, düzen tanýmaz, komünist bir düþman olarak gren TC ise, O'nu hapishanelerde

LI14  

Devamý sayfa 19’da Komünist Devrim Hareketi/Leninist Merkez Yayýn Organý Haziran 2000 Sayý:14 F:250.000TL juvaziye E. Demirci 2000 1 MAYIS’I...