Page 1

Ýlk Dört Kongreyi Savunmak Stalin’i Karalamanýn Kýlýfý mýdýr?

AY L I K K O M Ü N Ý S T G A Z E T E

F Ý YAT I : 1 T L ( K D V D A H Ý L )

S AY I :

4

OCAK 2008

KöZ rehberinin Komünist Enternasyonal’in ilk dört kongresi olduðunu söylerken Stalin ve Troçki’nin de bu partinin disiplini altýnda çalýþan militanlar olduðunu bilmiyor deðildir. Ama bundan yola çýkarak sýrf Stalin içinde yer alýyor diye sonraki kongrelerin yahut sýrf içinde Troçki yer alýyor diye Sol Muhalefet’in yahut Dördüncü Enternasyonal’in bolþevizmin ýþýðýný taþýyan rehberler olduðunu söylemek doðru deðildir.

Josif Vissarionoviç Cugaþvili (Stalin)

YAZININ TAMAMI 18. SAYFADA

Yeni Bir Yükseliþin Mimarý Olmak Üzere

Savunmayý Birlikte Örgütleyelim Birleþik Mücadele Olanaklarý Artýyor 2008 mart-mayýs dönemi yaklaþýrken devletin saldýrýlarýna karþý birleþik bir mücadeleye ihtiyaç duyan tüm kesimlerin bir araya geldiði bir süreç olgunlaþýyor. Bugüne kadar DTP çizgisiyle yan yana gelmemiþ pek çok akým ve hatta son on yýldýr bilhassa onunla mesafeli durma eðilimi gösteren kimi akýmlar ilk kez bir araya geliyor. Bu birliktelik doðru hareket edildiði oranda geri çekilme döneminden çýkýþýn bir kaldýracý haline gelebilir gelmelidir.

Eylemlerin Bölünmesine Engel Olunmalý

Herþeyden önce bu birliktelik eylemlerin suni ve apolitik nedenlerden bölünmesini engellemelidir. Özellikle 2004-2007 yýllarý arasýnda 1 Mayýs’lar, 8 Mart’lar iki, üç parçaya ayrýlmýþtý. Bu dönemin eylemleri kitleleri buluþturan deðil onlarýn arasýnda duvarlar çeken bir niteliðe sahipti. Parçalanan eylemler geri çekilme döneminde iþçilerin emekçilerin kendilerine güvenmesine deðil, devrimcilere olan güvenlerini iyice yitirmelerine yol açmýþtý. Bu gidiþi tersine çevirmenin olanaklarý bugün daha fazladýr.

Baþarýlý Bir Savunma Ýçin Varoþlar 5 Ocak günü Galatasaray meydanýnda sýnýr ötesi operasyonlar Alýnteri, BDSP, DHP, DÝP Giriþimi, DTP, EHP, EMEP, ESP, HÖC, HKM, Kaldýraç, Köz, Partizan, SDP, SEH, SODAP, Eðitim-Sen 3 Nolu Þube’nin birlikte örgütlediði eylemle kitlesel bir þekilde protesto edildi.

Nepal’de Monarþi Yýkýlýyor!

Geride býraktýðýmýz aylardaki faþist saldýrýlar ve linç giriþimlerini hatýrlamak da sosyalist güçlerin faaliyetini varoþlara yaymasý gerektiðini anlatmaktadýr. Kent merkezleri devrimcilerin kolluk kuvvetlerine ve faþistlere karþý savunmasýz olduðu alanlarken, varoþlar devrimcilerin sadece kitleyle daha rahat iliþki kurduðu deðil ayný zamanda daha güvende bulunduðu bir zemindir.

Saldýrý Yasalarý Eylemlerle Yanýtlanýyor

Ocak ayýnda meclisin gündemine gelmesi beklenen 5510 sayýlý ‘Sosyal Sigortalar Genel Saðlýk Sigortasý Kanunu’ ve kýdem tazminatlarýna iliþkin düzenlemelerin yer aldýðý ‘Kýdem Fonu’ Tasarý Paketi, sýnýfýn sosyal ve ekonomik kazanýmlarýna yönelik oluþturduðu ciddi tehdit sebebiyle sýnýf ve kitle örgütlerinin farklý yoðunluktaki tepkileri ile karþýlaþýyor. 4’te

KöZ’ün Sözünden alýnmýþtýr

Yenibosna’da Emekçiler Tuncel’le Buluþtu Dünyanýn en yüksek zirvelerinde dalgalanan kýzýl bayrak Asya’nýn en yaþlý monarþisinin mezarýna dikilecek mi?

NKP(M) Önderlerinden Hisila Yami Ezber Bozdu

Deri iþçilerinin örgütlenme çabalarý sürüyor Ýzmir’de deri iþçileri geçtiðimiz günlerde dernek giriþimi etrafýndaki iþçilerin yaný sýra kundura ve inþaat iþçisi kimi arkadaþlarýn da katýldýðý bir toplantý düzenledi. Toplantý öncesinde iþçiler kendi aralarýnda sohbet ettiler. Sohbette özellikle Türkiye’de son çýkan yasalarla birlikte kapitalizmin tarih sahnesine çýktýðý dönemde yaþanan çetin yaþam koþullarýna geri dönüþün gerçekleþtiði, bu kötü koþullarýn ortadan kaldýrýlmasý için örgütlü mücadele vermenin önemli olduðu vurgulandý.

11’de

2007 yýlý sona ererken 15 Aralýk günü NKP (M) MK Politbüro üyesi Hisila Yami, Fransa Nepal Halklarý Dayanýþma Komitesi’nin Paris’teki Dersim Kültür Araþtýrma Derneðinde örgütlediði bir söyleþide Nepal’de otokrasiye karþý mücadelenin geldiði son aþamayý ve Nepalli maoistlerin özgün deneyimlerini aktardýðý bir söyleþi gerçekleþtirdi. Krallýðýn derhal laðvedilmesi önerisi kabul edilmediði için Eylül ayýnda hükümetten istifa eden bakanlardan biri olan HISILA YAMI, daha çok «halk savaþýndan devrimci bir halk hareketi yaratma» doðrultusunda partisinin geliþtirdiði özgün deneyime ýþýk tutan ve Nepal toplumunun özgünlüklerinin altýný çizerek buna uyumlu taktik tutumlarýn þekillenmesini sergileyen bir konuþma yaptý.

6 ve 7’de

22 Temmuz seçimleri, komünistlerin birliðini savunanlarýn devrimci bir tarzda seçimlere müdahale etmenin yöntemlerini öðrenme ve bunu pratikte uygulamalarýnýn yol ve yöntemlerini gösterme açýsýndan çok önemli bir örnek olmuþtu. 22 Temmuz sonuçlarýnýn açýklanmasý ve Bin Umut Adaylarýnýn meclise girmesiyle, bir çok yayýn “seçim oyunu bitti” þeklinde baþlýk atarken bu durum KöZ’ün sayfalarýnda “seçim daha yeni baþlýyor” þeklinde ifade edilmiþti. Bu ifadenin anlamý, deðiþik mahallelerde gerçekleþen etkinliklerle daha da netleþmeye baþladý. Seçmenlerin milletvekilleriyle olan irtibatýnýn sürekli kýlýnmasý, vekillerin meclisteki ya da mahallelerde yaptýklarý konuþmalarýn bildiriler haline getirilerek miting çalýþmalarýnýn yapýlmasý seçim çalýþmalarýnýn sürekliliði anlamýna geliyordu. 28’de

Bin Umut Milletvekilleri 1 Mayýs Mahallesindeydi Geçtiðimiz dönemde yoðunlaþan faþist saldýrýlar ve akabinde DTP ve DTP’li milletvekillerine yönelik kapatma, dokunulmazlýðýn kaldýrýlmasý vb. saldýrýlarla ilgili olarak 1 Mayýs Mahallesi’nde Ýstanbul milletvekilleri Ufuk Uras ve Sebahat Tuncel’in de katýlýmý ile Köz, Özgür Yurttaþ Hareketi ve SODAP tarafýndan bir forum örgütlendi. 28’de

Tarým Ýþçileri Sorunlarýný Tartýþtý

Özgür Yaþam Eðitim ve Dayanýþma Kooperatifi’nde tarým iþçileri arasýnda yürüyen çalýþmalarýn birbiriyle irtibatýný ve koordineli çalýþmasýný hedefleyen bir panel örgütlendi. Panele Adana Tarým Ýþçileri Sendikasý Giriþimi adýna Tugay Bek; Turgutlu Gündelikçi Ýþçiler Derneði adýna Gürkan Emreoðlu; Üzüm-Sen’in Avukatý Nail Tursun; Çaðdaþ Hukukçular DerneðiSEHAG’tan Avukat Cem Erdoðan, Bin Umut Milletvekili Sabahat Tuncel katýldý. 3’te

2007 yýlýnda yaklaþan genel seçimler karþýsýnda KöZ tüm devrimci güçleri, herhangi bir ideolojik angajmana girmeden, Bin Umut Adaylarý’nýn seçim kampanyasýna dahil olmaya çaðýrdý. KöZ içinden geçtiðimiz dönemde seçimlerin emekçileri politikleþtirdiðini, emekçilerin en politik kesimlerininse yüzünü Bin Umut Adaylarý’na 26 ve 27’de dönmüþ olduðunu belirtiyordu.


Sayfa

2 6 Kasým Ege Üniversitesinde Protesto Edildi

80 Öncesi Varoþlar ve Varoþlarda Örgütlenme Deneyimleri

1980 darbesinin ürünü olan YÖK 26. kuruluþ yýldönümünde Ýzmir Ege Üniversitesi’nde yürüyüþ ve basýn açýklamasý ile protesto edildi. 6 Kasým Salý günü üniversite içinde yapýlan eylemde ilk önce yürüyüþ yapýldý. Yürüyüþ sýrasýnda ‘YÖK Kalkacak, Polis Gidecek Üniversiteler Bizimle Özgürleþecek’, ‘Yaþasýn Halklarýn Kardeþliði’, ‘Kurtuluþ Yok Tek Baþýna Ya Hep Beraber Ya Hiç Birimiz’ vb sloganlar atýldý. Ayrýca sloganlarda TÜMTÝS, Novamed, Haber-iþ direniþlerine de deðinildi. Yürüyüþ sýrasýnda meslek yüksek okulunun orada toplanan bir grup faþist tekbir getirerek slogan atmaya baþladý. Ýnisiyatifi ele alan eylem komitesi provokasyona gelmeyin diyerek korteji toparladý. ‘Ege faþizme mezar olacak!’ sloganýyla oradan uzaklaþýldý. Yemekhanenin oradan baþlayan yürüyüþ üniversite dýþýna çýkarak Bornova metroda basýn açýklamasýyla son buldu. Basýn açýklamasýnýn ardýndan Yeni Kapý Tiyatrosu’ndan bir arkadaþ kýsa bir sokak oyunu sergiledi. Eylem Haber-iþ sendikasýndan grevde olan iþçileri ziyaret etmek üzere sonlandý. Paralý Parasýz Burjuva Eðitime Hayýr! Ýzmir’den Komünistler

12 Eylül 1980 darbesinin yýl dönümü vesilesiyle Limontepe Kondularda Yaþam Tüketim Kooperatifi’nde, 16 Eylül Pazar günü “80 Öncesi Varoþlar ve Devrimci Çalýþma’’ baþlýklý bir söyleþi düzenlendi. Söyleþi için Ýzmir’de koordinasyon içinde bulunulan kurumlara ve Eskiizmir mahallesinde bulunan Dayanýþma Evi’ne çaðrý yaptýk. Bunlarýn dýþýnda çýkartýlan afiþler, Ýzmir’de bulunan çoðu siyasete de býrakýlarak söyleþiye davet edildi. Mahallede tanýdýklarýmýzla da görüþerek onlarý söyleþiden haberdar ettik. Söyleþiye yaklaþýk 20 kiþilik bir katýlým olurken, Özgür Yaþam Kooperatifi, Deri Ýþçileri Derneði, Eskiizmir Dayanýþmaevi Derneði, Ýzmir 78’liler Derneði ve Emek Partisi Konak ilçe yöneticilerinden arkadaþlar katýldýlar. Söyleþiye baþlarken söyleþiyi yöneten arkadaþ kurumu kýsaca tanýttýktan sonra ilk sözü Ýzmir 78’liler Derneði’nden Özgül Mollaibrahimoðlu’na verdi. Konuþmacý ilk olarak böyle kurumlarýn bir arada dayanýþma içinde durmalarýnýn altýný çizerek 80 öncesinde katýldýðý dernek çalýþmalarýndan bahsetti. Bugün devrimcilerin varoþlara gelip buralardaki kurumlara sahip çýkmasýnýn öneminden bahsetti. Yine bu tarz kurumlarla beraber ortak bir anayasa taslaðý hazýrlama çaðrýsý yaptý. Daha sonra söz Ýstanbul 78’liler Adalet ve Dayanýþma Derneði’nden Hasan Coþkun’a verildi. Konuþmacý mahalle çalýþmalarýnýn devrimcilerin gündemine nasýl girdiðini ve eskiden köy çalýþmalarýný THKO ve TKP/ML yaparken, þehir çalýþmalarýný da THKP-C’nin yaptýðýný vurguladý. Daha sonra içinde bulunduðu mahalle ve köy çalýþmalarýný anlattý. 7677 arasý yapýlan çalýþmalarýn gecekondularý ayakta tutmak için yapýldýðýný ancak devrimcilerin halký katmadan halk adýna çalýþmalar yürüttüðünden bahsetti. Darphane iþçilerinin grevinin nasýl örgütlendiðini aktardý, Elbistan’daki pazarcýlarýn çalýþmalarýndan bahsetti. 80’den sonra devrimcilerin içinde çalýþtýðý sendikalarda bile grevin çok fazla yapýlamadýðýný, ancak bunun yanýnda Malazlar kibrit fabrikasýnda yürüyüþ yapýldýðýný; çünkü orada doðal önderlerin olduðunu aktardý. Son zamanlarda düzenlenen mahalle festivallerinin bir ileri çýkýþ olabileceðini vurguladý. Kitle örgütleri arasýndaki dayanýþmayý güçlendirmek ve kitle eylemini yükseltmek gerektiðini öne çýkardý. 80 öncesinde nispeten böyle olduðunu ve toplu sözleþme taslaklarýnýn devrimciler tarafýndan hazýrlanarak sunulduðunu vurguladý. Devrimciler arasýndaki dayanýþmanýn bugün nasýl saðlanabileceðine iliþkin tartýþmalarýn yoðunlukla yapýldýðý son bölümden sonra söyleþi sona erdi. Biz de bu süreçte, geçmiþin deneyimlerine, bugün mahalle çalýþan devrimcilerin hala ihtiyaç duyduðundan bahsettik. Bunun için katýlan kurumlarýn gecekondu semtlerine yüzünü dönmelerinin öneminden bahsettik. Söyleþiye mahalleden pek fazla insan katýlamadý. Biz de bu söyleþide konuþulanlarý sonrasýnda, söyleþiye gelemeyen arkadaþlara tek tek dolaþýp aktardýk. Ýzmir’den Komünistler

Samsun’da YÖK Protesto Edildi Bursa’da Faþist Saldýrýlar Üzerine KöZ Söyleþisi Bursa'da son dönemde yaþanan geliþmelerle ilgili bir gazete toplantýsý düzenledik. Toplantýya KöZ adýna bir arkadaþýmýz konuþmacý olarak katýldý. Sohbetimize öncelikle toplantýya katýlanlarýn Bursa'da yaþanan saldýrýlarla ilgili somut gözlemlerini dinleyerek baþladýk. Söyleþide bu saldýrýlarýn ilk baþta Bursa DTP il binasýna ve Temel Haklar ve Özgürlükler Derneði’ne yönelik yapýldýðý sanýlsa da, farklý yerlerde DTP'yle ve Kürtlerle ilgisi olsun olmasýn baþka kurum ya da kiþilerinden çeþitli tacizlere ve saldýrýlara maruz kaldýklarý konuþuldu. Buna Kürtlerle hayli mesafeli duran ve sosyal-þoven bir hatta yer alan TKP’nin Ýstanbul’daki binasýna yapýlan saldýrý, giyim tarzý yüzünden ya da saçlarýnýn uzun olmasý nedeniyle faþistlerin tacizleriyle karþýlaþan kiþiler, ve daha önemlisi Kürtlerin ve emekçilerin daha örgütlü olduðu kurumlara ya da mahallere dönük tacizler örnek olarak gösterildi. Bunun planlý ve sistemli bir saldýrýnýn parçasý olduðu; faþistlerin kendinden menkul görmediði herþeyi ve kendi yanýnda saf tutmayan herkesi sindirmeye ve yok etmeye çalýþtýðý üzerinde duruldu. Ayrýca Kürdistan'daki çatýþmalarýn ilk defa yaþanmadýðýnýn, asker kayýplarýnýn da ilk defa olmadýðýnýn ama son süreçte yaþanan çatýþmalar üzerinden hem burjuva medyanýn, hem kemalistlerin, hem de Genelkurmayýn AKP'yi sýkýþtýrmaya çalýþtýðýnýn altýný çizdik. AKP'nin de bu kýskaçtan aklanarak çýkmak için Kürtlere dönük saldýrýlarda Ordu ve kemalistleri aratmayacak biçimde yarýþtýðýnýn üzerinde durduk. Bunun üzerinden ''yükselen milliyetçilik'' dalgasý varmýþ gibi bir hava yaratýldýðýný ama aslýnda var olanýn burjuvazi cephesinde cereyan eden mücadelenin yarattýðý elveriþli ortamdan MHP'nin ve onun önderliðindeki faþist gericiliðin yükselmesi olduðunu; asýl tehlikenin de ''yükselen milliyetçilik'' deðil faþist gericilik olduðunu konuþtuk. Daha sonra ise toplantýda sol hareketin bu saldýrýlar ve faþist gericilik karþýsýnda bir yandan faþizm yükseliyor diyerek burjuva demokrasisinden ve burjuva hukukundan medet umduðu diðer yandan da saðduyu çaðrýlarý yapan sözümona aydýnlarla faþist gericiliðe karþý ortak cephe örmeye çalýþtýðý belirtildi. Bu tutumun faþistleri püskürtmek yerine daha da cesaretlendirdiði üzerinde durularak faþist gericiliði ancak kendi öz örgütlülüðümüze sahip çýkarak geriletebileceðimizi konuþtuk. Konuþmada bunun da yerinin varoþlar ve kitle örgütleri olduðunun üzerinde duruldu. Bunun için de devrimci güçlerin potansiyeli olduðunu fakat bunun daðýnýk ve örgütsüz biçimde durduðunu ve devrimcilerin de kendi eylemlerini emekçilerin eylemleri yerine geçirerek kendi potansiyel tabanlarýný geriye iterek daha da daðýnýk ve örgütsüz durmalarýna hizmet ettiði belirtildi. Son bölümde ise hem kendi yerelimizde hem de diðer yerellerdeki kitle örgütlerine sahip çýkarak bunun için bir adým atmamýz gerektiði üzerinde durarak toplantýmýza son verdik. Yer sorunu gibi bazý teknik aksaklýklarda yaþasak da gazete toplantýmýzý gerçekleþtirmiþ olduk. Toplantýmýz içerik anlamýnda hem katýlanlarýn ilgisi hem de konuþulan gündemin kafamýzda netleþmesi açýsýndan önemliydi. Kurtuluþ Yok Tek Baþýna Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz! Yaþasýn Komünistlerin Birliði! Bursa’dan Komünistler

Merhaba sevgili dostlar,

10.10.2007

Sevgili dostlar proletarya kardeliðinin öncülüðünde ezilen dünya halklarý için bir güneþ olarak doðan 17 Ekim onurun devrimi ve onun kýzýl çiçekleri þahsýnda tüm dünya devrim çiçeklerini saygýyla anýyoruz ve onlarýn anýlarý önünde saygýyla eðiliyoruz. Tüm Köz emekçilerine en içten saygý ve sevgilerimizi gönderir sizleri 17 Ekim devriminin inancýyla kucaklýyoruz. Yolumuz yeni 17 Ekim devrimleri yaratmak için sýnýfsal ve ulusal mücadeleyi yükseltme yoludur. Kahrolsun Sermayedar Güçler Yaþasýn 17 Ekim Devrimi Yaþasýn Proletarya Kardeþliði Yaþasýn Devrim ve Sosyalizm Sevgiyle umut ve inatla kalýn. Mehmet Yamaç (Muþ E Tipi Kapalý Cezaevi)

Selam Sevgiyle Merhaba Arkadaþlar,

02.11.2007

Umarým hal-i keyfiniz yerinde her zamanki moral coþku taþmaktadýr. Sevgili dostlar, bulunduðum cezaevinde yurtseverlerden baþka dava tutsaklarý yok. Dolayýsýyla devrimci basýn yayýnlar pek elime ulaþmýyor. Devrimci sorumluluk gereði tüm basýný takip etme zorunluluðumuz var. Dolayýsýyla yayýnlarýnýzý bana imkanlar dahilinde yollarsanýz sevinirim. Çalýþmalarýnýzda baþarýlar diliyor, selam sevgilerimi sunuyorum. Umut ve inatla... Þükrü Yýldýz (Muþ E Tipi Kapalý Cezaevi)

Samsun’da 6 Kasým gündemi ile ilgili olarak 4 Kasým’da Eðitim-Sen basýn açýklamasý yaptý. Basýn açýklamasýnda 12 Eylül darbesinin getirdiði YÖK’ün kaldýrýlmasý ve eðitimin bilimsel olmasý gerektiði vurgulandý. Yaklaþýk 40 kiþinin katýldýðý basýn açýklamasýnda “Özgür bilimsel parasýz eðitim, Özgür bilimsel ana dilde eðitim, Ne darbenin YÖK’ü ne AKP, Faþizme karþý omuz omuza, Kurtuluþ yok tek baþýna ya hep beraber ya hiç birimiz, YÖK polis medya bu abluka daðýtýlacak” sloganlarý atýldý. 6 Kasým’da da üniversitenin içinde bir yürüyüþ düzenlendi, eðitim fakültesine kadar yüründü ve burada basýn açýklamasý yapýldý. Geçen seneki eylemde taþýnan pankartta “Özgür bilimsel ana dilde eðitim” vardý ve katýlým da yüksekti; bu sene ise “Piyasalaþan üniversite deðil parasýz bilimsel eðitim” pankartý taþýndý. Özellikle YÖGEH’li öðrencilerin katýlmamasý nedeniyle katýlým geçen seneye göre oldukça düþüktü. YÖGEH kendi isteði ile eylemin organizasyonuna katýlmaktan imtina etmiþti. 60’a yakýn öðrencinin katýldýðý basýn açýklamasýnda üniversitenin kýþla haline getirildiði, eðitimin bilimsel olmadýðý vurgulandý. Ayrýca yýllarca Kürt halký üzerinde bulunan baskýnýn aynýsýnýn üniversitede de olduðuna, Kürt dilinin araþtýrýlmasýnýn yasaklandýðýna, öyle bir dil olmadýðýna dair söylemlerin öne sürüldüðüne deðinildi. Samsun’dan Bir Komünist

Kadýna Yönelik Þiddetle Ýlgili Denizli’de Basýn Açýklamasý Yapýldý! 25 Kasým günü Denizli’de “kadýna yönelik þiddete son” baþlýklý ÖGD, SDP, DTP, Genç Kurtuluþ ve EMEP’in düzenlemiþ olduðu bir basýn açýklamasý gerçekleþti. Candoðan Parký önünden kýsa bir yürüyüþle baþlayan eylemde “Yaþasýn Kadýn Dayanýþmasý”, “Gelsin Aða, Gelsin Baba, Gelsin Devlet Ýnadýna Ýsyan Ýnadýna Özgürlük”, “Kadýnlar Artýk Susmayacak”, “Savaþa Hayýr Barýþ Hemen Þimdi”, “Jin Jiyan Azadi” vb. sloganlar atýldý. Ayrýca taþýnan dövizler arasýnda “Emeðime ve Bedenime Dokunma!” ve “Kadýnýn Kurtuluþu Ýnsanlýðýn Kurtuluþudur.” vardý. Belediyenin önünde okunan basýn açýklamasý sonrasýnda kadýna yönelik toplumsal baskýlarý anlatan kýsa bir oyun sergilendi. Ev kadýný, çalýþan kadýný temsilen çýkan kadýn oyuncular çevredekilerin de dikkatini çekti. Oyunun ardýndan yeniden sloganlar atýlmaya baþlamýþken 3 -5 kiþilik faþist bir grup tarafýndan Kürtçe atýlan sloganlara karþý kimliklerini çýkartýp kimliklerini havaya kaldýrmalarý ve bu arada yüksek sesle bu ülkede yalnýzca Türkler yaþamaktadýr gibi söylemlerin ardýndan sivillerin müdahalesi ile eylem sonlandýrýldý. Eylemin sonunda yaþanan tablo bir kez daha gösteriyor ki eylemi provoke amaçlý gelen bu faþistler her þeyi istismar etmenin yolunu aramaktadýr. Keza faþist gericiliðin yükseldiði þu dönemde kendinden olmayan herkese saldýrma gayeti içinde olan faþist gericilerle mücadele yüzümüzü varoþlara dönerek ve buralardaki örgütlülüklerimize sahip çýkýlarak verilir. Bunun biricik yolu her alanda kadýn ve erkeklerin birlikte mücadele etmesidir. Kadýnýn Kurtuluþu Ýnsanlýðýn Kurtuluþu Ýle Mümkündür! Kadýn Olmadan Devrim Olmaz, Devrim Olmadan Kadýn Kurtulamaz! Kadýn Erkek El Ele Örgütlü Mücadeleye! Denizli’den Komünistler

YÖGEH YÖK Karþýtý Eylem Yaptý 7 Kasým Çarþamba günü Ege Üniversitesi’nde Yurtsever Öðrenci Gençlik Hareketi, YÖK karþýtý bir eylem gerçekleþtirdi. YÖGEH’in gerçekleþtirdiði eyleme Sosyalist Demokrasi Gençliði ve Köz’ün arkasýnda duran komünistler olarak biz de katýldýk. Eylemde Edebiyat fakültesinden yurda kadar bir yürüyüþ yapýldý. Yürüyüþ sýrasýnda ‘Kürdistan Faþizme Mezar Olacak’, ‘Sosyalizm Güneþi Ýmralý’dan Doðacak’, ‘Barýþýn Elçisi Ýmralý’da Yatýyor’, ‘Ölmek, Öldürmek Ýstemiyoruz’, ‘AKP Þaþýma Bizi Daða Taþýrma’, ‘Yaþasýn Halklarýn Kardeþliði’ ve Kürtçe sloganlar atýldý. Yürüyüþ tekrar Edebiyat fakültesinde son buldu. Yürüyüþün ardandan basýn açýklamasý yapýldý. Basýn açýklamasý sonrasýnda Kürtçe müzik dinletisi yapýldý ve halaylar çekildi. Polisler, basýn açýklamasýný gerçekleþtiren YÖGEH’li arkadaþlarý, eylemi gerçekleþtirdikleri takdirde tutuklama emri çýkartýlacaðý yönünde tehdit ettiler. Gerçekleþen eylem son dönemde üniversite içinde esen þoven dalgaya ve bu dalganýn yarattýðý gerilime iyi bir cevap niteliði taþýyordu. Ancak eylemlerin bölünmesi, üniversitenin içindeki farklý siyasal gruplarýn farklý günlerde eylem gerçekleþtirmesi içinden geçtiðimiz dönemde devrimcilerin aleyhine gerçekleþen bir durum. Faþist gösterilerin arttýðý, kitlelerin faþistler tarafýndan kýþkýrtýldýðý bir dönemden geçiyoruz. Sendikalar, dernekler, partiler, iþçi emekçilerin ve Kürtlerin bulunduðu kurumlar arka arkaya saldýrýya uðruyor. Bu saldýrýlarý püskürtebilmenin yolu ayrý durup birlikte vurmaktan geçiyor. Varoþlarda Birleþelim, Faþistleri Püskürtelim! Ýzmir’den Komünistler

Denizli’de Yerel Seçimler Üzerine Söyleþi 18 Kasým tarihinde 78’liler Denizli Ýl Giriþimi’nin çaðrýsýyla yaklaþan yerel seçimler meselesine dair bir söyleþi düzenlendi. Söyleþiye 78’lilerin dýþýnda EMEP ve KöZ katýldý. Söyleþide öne çýkan konular; geçmiþte Denizli’nin ilçelerinde yaþanmýþ yerel seçim deneyimlerine dair aktarýmlar ve son süreçte belediye tarafýndan yapýlan icraatlar oldu. Daha öncelerde sosyalist adaylarýn baþkanlýðý kazandýðý ilçeler

olmasýna raðmen bugün Denizli’nin genelinde AKP’li belediyeler iþ baþýnda. Ýl yönetimini elinde bulunduran AKP’li belediyenin göreve geldiði zamanki ilk iþi, belediye iþçilerinin üyesi olduðu DÝSK Genel – Ýþ’i tasfiye etmek ve kapsamlý bir özelleþtirme saldýrýsý baþlatmak olmuþtu. Belediye tiyatrolarýndan halk otobüslerine kadar birçok alanda kadrolaþma ve özelleþtirmelere gidildi. Ve önümüzdeki yerel seçimlerde

AKP’ye rakip burjuva partileri dahil birçok çevre belediye baþkanýnýn seçimleri tekrar kazanacaðýna kesin gözüyle bakýyor. Belediyenin yaptýklarýnýn hatýrlatýlmasýnýn yanýnda emekçi mahallelerindeki muhtarlýklarýn kazanýlabileceði ve devrimcilerin de önce kendi içinde bir dayanýþma anlayýþý geliþtirerek yüzünü mahallelerdeki emekçilere dönmesi gerektiði, bir mahallede muhtarlýk seçimi kazanýlamasa bile yapýlacak çalýþmanýn o mahalle

emekçilerinin devrimcilere güven duymasýný saðlamasý bakýmýndan çok önemli olacaðý vurgulandý. Tüm bu çalýþmalarýn þehirde bulunan tüm siyasetleri ve kitle örgütlerini kapsayan bir platform oluþturularak yürütülmesi gerektiði herkesin hemfikir olduðu bir düþünceydi. Ýleriki süreçte platformun örgütlenmesi için bir hazýrlýk toplantýsý düzenlenmesi kararlaþtýrýlarak söyleþi sona erdi. Denizli’den Komünistler

Kürdistan’a Yönelik Saldýrýlara Karþý Eylem 28 Ekim Pazar günü; TC’nin Kürdistan’a yönelik operasyonlarýna, ülke genelinde sivil faþistlerin bir çok demokratik kitle örgütüne ve DTP binalarýna yönelik saldýrýlarýný protesto etmek amacýyla, DTP, DHP, Özgür Yurttaþ Hareketi ortak olarak bir yürüyüþ gerçekleþtirdi. “Kürdistan’a Yönelik Saldýrýlara Karþý Serhýldan Ruhunu Kuþan” ortak pankartýyla yapýlan yürüyüþe Partizan, HÖC, ESP ve KÖZ olarak

biz de destek verdik. Karakol duraðýndan baþlanan yürüyüþ çeþme duraðýnda polisin yolu kapatmasý nedeniyle daha geride durdurularak basýn açýklamasý okunmaya baþladý. Yürüyüþ boyunca “Katil Ordu Kürdistandan D e f o l , Ya þ a s ý n D e v r i m c i Dayanýþma, Faþizme Karþý Omuz Omuza, Yaþasýn Halklarýn Kardeþliði, Biji Býratiya Gelan” sloganlarý atýlarak kimi dövizlerde taþýndý. Yaklaþýk 100 kiþini

katýldýðý yürüyüþe basýn açýklmasý bitmeden polis saldýrdý. Polisin saldýrýsý üzerine ara sokaklara çekilerek polise molotof ve taþlarla karþýlýk verildi. Ýki saate yakýn süren çatýþmalý eylem ara sokaklarda bitirildi. Yaþasýn Devrimci Dayanýþma! Kürtlere Özgürlük Ortadoðuya Barýþ! 1 Mayýs Mahallesi’nden Komünistler

KOMÜNÝST KÖZ- AYLIK SÝYASÝ GAZETE SAHÝBÝ VE SORUMLU YAZI ÝÞLERÝ MÜDÜRÜ: ÞÜKRÜ DEMÝR YÖNETÝM YERÝ: ÜSKÜDAR CADDESÝ, PINAR PASAJI, KAT:2 NO:39 KARTAL ÝSTANBUL TELEFON: 0216 387 50 90 BASILDIÐI YER: ÖZDEMÝR MATBAASI MATBAA ADRESÝ: DAVUTPAÞA CAD. GÜVEN SANAYÝ SÝTESÝ C BLOK No: 242 TOPKAPI-ÝSTANBUL


Sayfa

Tarým Ýþçileri Örgütlenme Sorunlarý ve Çözümlerini Tartýþtý Sebahat Tuncel’den Mecliste Seslerini Duyurmasýný Ýstedi Özgür Yaþam Eðitim ve Dayanýþma Kooperatifi’nde tarým iþçileri arasýnda yürüyen çalýþmalarýn birbiriyle irtibatýný ve koordineli çalýþmasýný hedefleyen bir panel örgütlendi. Panele Adana Tarým Ýþçileri Sendikasý Giriþimi adýna Tugay Bek; Turgutlu Gündelikçi Ýþçiler Derneði adýna Gürkan Emreoðlu; Üzüm-Sen’in avukatý Nail Tursun; ÇHDSEHAG’tan Avukat Cem Erdoðan, Bin Umut Vekili Sabahat Tuncel katýldý. Adana Tarým Ýþçileri Sendikasý Giriþimi, Tugay Bek: “Adana’da 11-12 yýldýr ayný yerde yaþayan ve mevsimlik iþçi sayýlamayacak iþçiler söz konusu. Bu iþçilerin durumu tabi yaþadýklarý ulusal sorunla, Kürt sorunuyla da baðlantýlý. Nitekim çoðunu Kürtlerin oluþturduðu bu iþçilerin temel taleplerinden biri de köye dönüþ koþullarýnýn yaratýlmasýdýr. Tarým iþçilerinin öncelikli talebi, bir tarým iþçileri yasasý veya mevcut iþ yasasý çerçevesinde tarým iþçilerinin durumuna iliþkin düzenlemelerin yapýlmasýdýr. Adana’da gerçekleþtirdiðimiz kurultay Adana’daki tarým iþçilerinin kendi dillerinde kendilerini ifade etmeleri açýsýndan da son derece önemli bir çalýþmaydý. Bu kurultaydan arasýnda tarým iþçileri içerisinde bir sendika kurulmasý, yani sendikalaþma ve bu doðrultuda kullanýlacak bir periyodik bültenin çýkartýlmasý gibi kararlar çýktý. Gerçi bültenin periyodu konusunda sorun yaþasak da dönem dönem bu bülten çýkýyor. Bu kurultaydan sonra dört bine yakýn imza topladýðýmýz, tarým iþçilerinin güvenliksiz taþýnmalarýndan kaynaklý yaþanan trafik kazalarý ve bunun sonucu gerçekleþen ölümler ile ilgili duyarlýlýk yaratmayý amaçlayan bir imza kampanyasý düzenledik. Sonuç olarak valilik trafik denetimlerinin sýklaþmasýný saðladý ve artýk bugün Adana’da tarým iþçilerinin kamyonla, kasada taþýnmasý istisnai, iþçilerin ulaþýmý otobüsle saðlanýyor.

Sahip olduðumuz bir baþka avantaj da içinden geçtiðimiz dönemde mecliste DTP’li vekillerin olmasý. 1936’dan bu yana herhangi bir yasaya dahil edilmemiþ tarým iþçilerinin durumu konusunda, yasal bir takým düzenlemelerin yapýlmasý amacýyla DTP’li vekillerin meclisten bir basýnç yaratabileceðini düþünüyoruz. Yine Kürt illerindeki yerel yönetimlere de konuya iliþkin çok iþ düþtüðünü düþünüyoruz.” Ç H D - S E H A G , Av u k a t C e m Erdoðan: “Biz tarým iþçilerinin durumu ile ilgili bir rapor hazýrladýk. Fakat tarým iþçilerinin durumu aslýnda teamül haline gelmiþ. Yani tarým iþçilerinin durumu ortaya konunca “ne var bunda?” denilebiliyor. Ýki-üç milyon kadar tarým iþçisi olmasýna raðmen tarým iþçileri ülkenin gündemine ölüm veya yaralanma ile sonuçlanan trafik kazalarý dolayýsýyla girebiliyor. Tarým iþçilerinin taþýnma, ücret, barýnma, eðitimsizlik, çocuk iþçi kullanýlmasý, saðlýk gibi sorunlarý var. Bu sorunlarý tespit ederken daha çok kimin nerede sorumluluðu vardýr diye bakmak gerekiyor? Bu sorunlarý çözmek üzere yerel yönetimlerin de ve bu yönde çalýþma yürüten demokratik kitle örgütlerinin de harekete geçirilmesi gerekmektedir.” Üzüm-Sen, Av. Nail Tursun: “Manisa’da ÜZÜMSEN, Ordu’da FINDIKSEN, Marmara’da Zeytin Üreticileri Sendikasý gibi altý sendika kuruldu. Tüm bu sendikalarýn temel prensipleri bu sendikalarda artý deðer sömürüsü üzerinden üretim yapmayan küçük üreticilerin, yani topraksýz ve yoksul köylülerin birleþmesi. Bizim amacýmýz topraksýzlaþan ve mülksüzleþen yoksul köylüleri örgütlemek, küçük köylü üretimini ayakta tutabilmek ve neoliberal politikalarýn hýzýný kesmek. Sendikalarýn kuruluþu aþamasýnda her yerde ayný sorunla karþýlaþtýk. Sendikalara kapatma davalarý açýldý. Manisa Üzüm-Sen’in bu açýdan bir farklýlýðý var, zira Manisa valiliði dilekçemizi kabul etti, sonrasýnda

da Sanayi ve Çalýþma Bakanlýðý’ndan sendikamýzýn bir “iþveren” sendikasý olarak kurulmasýnda ve çalýþmasýnda bir sakýnca olmadýðýna dair bir tebliði ulaþtý. Çay-Sen hakkýnda da dava açýldý, Fýndýk-Sen hakkýnda ise kapatma kararý var. Dosyalar tamamlandýktan sonra Avrupa Ýnsan Haklarý Mahkemesi’ne baþvurularýmýzý yapacaðýz. Bizim yürüttüðümüz çalýþmalarla gündelikçi tarým iþçilerinin çalýþmalarý birbirini tamamlýyor. Bu çalýþmalarýn iliþkilenmesi yararlý olur.” Turgutlu Gündelikçi Ýþçiler Derneði, Gürkan Emreoðlu: “Turgutlu’da beþ ila yedi bin yerleþik tarým iþçisi var. Bunun yaný sýra Mayýs-Haziran aylarýnda beþ ila on bin arasýnda göçmen iþçi ilçeye gelir. Yani ilçenin en kalabalýk olunan dönemlerde yirmi bin göçmenyerleþik tarým iþçisini barýndýrdýðýný söyleyebiliriz. Yerleþik iþçilerle göçmen iþçiler arasýnda kimi çeliþkiler söz konusu olduðuna da iþaret etmek gerekir. Sonuç olarak tüm bu iþçiler yaþanabilir koþullar istiyorlar. Kendileri için insanca yaþayabilecek bir ücret, çocuklarý için eðitim, barýnabilecekleri olanaklar talep ediyorlar. Çünkü bu iþçilerin yararlandýklarý göstermelik bile olsa bir sigorta sistemi, bir güvence sistemi yok, tarým iþçilerinin hiçbir hukuksal haklarý yok. Biz birileri adýna kalkýp bir takým þeylerin karþýsýnda dur mayý hedeflemiyoruz. Birlikte örgütlenmenin yollarýný açmayý umuyoruz.” Bin Umut Vekili Sebahat Tuncel: “Bizim bu meseleye dair genel olarak yapabileceklerimiz þunlar; tarým iþçilerinin sendikal örgütlenmelere kavuþmalarý için iþ yasasýnda bir takým deðiþiklikler yapýlmasýný gündeme taþýyabiliriz, diðer nokta son dönemde gündemde olan SSGSS yasa tasarýsýnýn tarým iþçilerinin baðlamýnda da deðerlendirilmesini saðlamaya çalýþabiliriz. Bu anlamda konunun takipçisi olmak önemli.

Ege Üniversitesi’nde Serkan Eroðlu’nu Anma Eylemi

Ali Serkan Eroðlu, 23 Aralýk 1997 tarihinde polis tarafýndan Ege Üniversitesi Ýletiþim Fakültesi tuvaletinde asýlarak katledilmiþtir. O tarihten bu yana Ege Üniversitesinde Ali Serkan Eroðlu’nu anmak için etkinlikler düzenleniyor. Biz de Köz’ün arkasýnda duran komünistler olarak içinde çalýþma yürüttüðümüz kitle örgütünü temsilen anma eyleminin düzenlenmesinde görev aldýk. Eylemi Kaldýraç, Sosyalist Gençlik Derneði, Demokratik Gençlik Hareketi, Öðrenci Kolektifi, ÖDP, Yurtsever Demokratik Gençlik Hareketi örgütlerken, destekleyici olarak da Ekim Gençliði katýldý. Gerek eylem toplantýlarýnýn geç alýnmasý gerekse toplantýlarýn karar almaktansa tartýþmalarla tüketilmesi eylemin zayýf örgütlenmesine neden oldu. Ve tüm bu sýkýntýlarla birlikte 27 Aralýk günü basýn açýklamasý yapýlarak bir anma eylemi yapýlmasý kararý alýndý. Eylemden bir gün önce üniversiteye afiþ yaptýk ve Ali Serkan Eroðlu’nun aðzýndan yazýlmýþ gibi kaleme alýnan bildiriyi daðýtýk. Basýn açýklamasýndan önce üniversitenin içinde yürüyüþ yapmak için yurt önünde buluþtuk. Buradan sloganlar eþliðinde yürüyerek Edebiyat Fakültesi önüne geldik. Yürürken attýðýmýz

sloganlar þöyleydi “ Ali Serkan Eroðlu Ölümsüzdür, Yaþasýn Devrimci Dayanýþma! Yaþasýn Halklarýn Kardeþliði!, Kurtuluþ Yok Tek Baþýna Ya Hep Beraber Ya Hiç Birimiz!, YÖK Kalkacak Polis Gidecek Üniversiteler Bizimle Özgürleþecek!” Yürüyüþün ardýndan basýn metni okundu. Basýn metninde Ali Serkan Eroðlu’nun nasýl katledildiði, üniversitede polis idare iþbirliði olduðu, saldýrýlarýn sadece üniversitelere deðil tüm emekçi kurumlarýna yapýldýðý anlatýldý. Basýn metni okunduktan bir süre sonra daðýlmaya baþlamýþtýk ki bazý arkadaþlarýmýzýn gözaltýna alýnma durumunun olabileceði haberi geldi. Bunun ardýndan bir iki saat daha üniversitede kalma kararý aldýk. Bu sýrada meslek yüksek okulundan bir grup faþist slogan atarak bulunduðumuz alana yaklaþtý ve hemen ardýndan kaçtýlar. Bizler de zaman kaybetmeden sloganlarla hemen arkalarýndan gittik. Mevzi edindikleri Gýda Kafe’ye girildi. Hazýrlýklý bir biçimde bekliyorlardý; taþ ve sopalarla saldýrsalar da devrimciler el birliði ile hadlerini bildirdi. Ardýndan sloganlarla Edebiyat Fakültesine geri döndük. Bir süre daha üniversite içinde bekledikten sonra ayrýldýk.

Ayrýldýktan bir süre sonra üniversiteden üç devrimci arkadaþýn gözaltýna alýndýðýný ve üniversiteye yakýn bir kafenin faþistler ve polis tarafýndan basýldýðýný öðrendik. Ne yazýk ki üniversite dýþý için güvenlik önlemi almamýþtýk. Bunun sonucu olarak o gün eyleme katýlan ya da örgütleyicisi olan bazý arkadaþlarýmýz, farklý yerlerde, elbette polis iþbirliði ile nedeniyle, faþistlerin saldýrýsýna uðradýlar. Bugün faþistler üniversitelerde, iþ yerlerinde, sendikalarda ve hatta varoþlarda örgütlenmeye baþlamýþtýr. Devlet pervasýzca devrimcilerin örgütlendiði tüm alanlara saldýrmaktadýr. Geçtiðimiz günlerde Ýzmir’de “EDÝ BESE” eylemine izin vermeyen devlet K a d i f a k a l e v e Ya m a n l a r mahallesinde örgütlenen eylemi engellemeye çalýþmýþ ve Yurtsever Demokratik Gençlik Hareketinden 23 yurtseveri gözaltýna almýþtýr. Bu saldýrýlarý aþmanýn tek yolu devrimcilerin sadece saldýrýlar olduðunda deðil gündelik mücadele içinde bir araya gelerek; sendikada, dernekte, mahallede çalýþma yürütmesiyle mümkündür. Varoþlarda Birleþelim Faþist Saldýrýlarý Püskürtelim! Yaþasýn Devrimci Dayanýþma! Devrimciler Ölür, Devrimler Sürer! Ýzmir’den Komünistler

Özellikle derneklere, sendikalara, örgütlenmelere ama en çok da iþçilere iþ düþüyor. Tuzla’da tersane iþçilerinin sorunlarýna dair yapýlan basýn açýklamasýna gittik. Kimi siyasal parti ve örgütlenmeler de vardý ama maalesef iþçiler yoktu. Ýþçilerin kendi sorunlarýna sahip çýkmalarýný saðlamak gerek, ama ölümler yaþanmadan.” Ýzmir Yeni Demokratik Gençlik: Tarým iþçileri arasýnda yürüttükleri faaliyetlerin deneyimlerini aktarmak üzere YDG’li arkadaþlar da panele katýlmýþlardý. Onlar da Malatya’da yürüttükleri çalýþmayý aktardýlar. “Bizim de önem verdiðimiz bir konuda böyle bir çalýþmanýn olmasý memnuniyet verici. Biz MalatyaHekimhan’da sizin deyiminizle göçmen iþçi olarak çalýþtýk, çalýþma yürüttük. Bulunduðumuz alana dair bir takým müdahalelerde bulunmaya çalýþtýk. Örneðin saðlýksýz barýnma koþullarý olduðunu oradaki köylülere aktardýk. Çalýþmamýzý bölgenin gerilla geçiþ bölgelerinden biri olmasý sebebiyle jandarma pek çok kere terörize etmeye de çalýþtý. Ancak köylülerle birlikte çalýþtýðýnýz oranda onlarýn sizin görüþlerinize duyduklarý saygý artýyor. Bu dönemde 30-40 kadar köyü ziyaret etme þansýmýz oldu. Buralardaki köylüler “buraya herkes gelir gider ama siz farklýsýnýz, siz bizimle

çalýþtýktan sonra arta kalan zamanda bizimle görüþüyorsunuz” dediler. Biz orada üreticilerin kooperatifleþip birleþmeleri yönünde ve iþçilere nasýl sömürüldüklerine dair bir bilinç yaratmaya çalýþtýk. Bunu ilk yaptýðýmýz zamanlarda ardýmýzda güçlü ve kalýcý bir örgütlenme býraktýðýmýzý söyleyemeyiz. Ancak daha sonra bu konuda adým atacak, bir çalýþma yürütecek olanlara zemin hazýrladýðýmýz düþünüyoruz. Göçmen iþçilere yönelik ayrýmcý önyargýlar oluþturulmaya çalýþýlýyordu. “Göçmen iþçiler gelince ücretler düþüyor” söylemi üzerinden yerli iþçilerle göçmen iþçiler arasýna çeliþki sokulmaya çalýþýlýyordu. Sonuç olarak biz orada politik bir bilinç taþýyarak, köylülerin kendi aralarýndan seçtikleri temsilciler aracýlýðýyla kendi örgütlenmelerini yaratmalarý için çaba gösterdik. Belki çok þey deðiþmedi ama bir gün oraya birileri mesela sendika kurmak için giderse daha bilinçli ve bu iþe sýcak bakan birilerini bulmuþ olacak. Ayrýca burada konuþan arkadaþlar böyle alanlar belirleyebilirse buralarda da çalýþabiliriz...” Bu haber www.koordinasyon.net sitesinden kýsaltýlarak alýnmýþtýr.

Asker Cenazeleri Geliyor Bursa’da da Kürtler Saldýrýya Uðruyor Yüksekova’da 15 askerin ölmesiyle sonuçlanan çatýþmanýn ardýndan Bursa yerelliðinde de faþist saldýrýlýlar fütursuzca sergilenmiþtir. Ölen askerlerin birinin Bursa’lý olmasý, cenazenin defin gününden bir gün önce DTP Ýl binasýna, Bursa Temel Haklar Derneði’ne, Baðýmsýz Tekstil Ýþçileri Sendika tabelasýnýn asýlý olduðu eski yerlerine, Kürtlerin yoðun olarak bulunduðu dükkanlara saldýrýlar gerçekleþti ve Mustafa Kemal Paþa ilçesinde Kürtlerin yoðun olarak yaþadýðý mahallerdeki Kürt evlerini yakma giriþimleri oldu. Bu saldýrýlarýn sonunda KESK, DÝSK, TMOB Bursa emniyeti ve valiliði ile toplantý isteyerek bu saldýrýlarýn son bulmasý için emniyetin ve valiliðin bir þeyler yapmasý gerektiðini ilettiler. Fakat Bursa’da bulunan demokratik kitle örgütleri, sivil toplum örgütleri ve bazý partiler; KESK, DÝSK ve TMMOB’un kendilerine haber vermediðinden ve bu saldýrýlar karþýsýnda nasýl bir yol izlenmesi gerektiðini birlikte belirlemek gerektiðinden hareketle ÖDP il binasýnda bir toplantý kararý aldýlar. KESK, ÇGD, ÝHD, Mazlum-Der, ÖDP, EMEP, DTP, Tunceliler Derneði, BATÝS, SODAP, Halkevleri, ESP, Partizan, BDSP ve Köz’ün katýldýðý bu toplantýda katýlýmcýlarýn aðýrlýklý bir bölümü; bu saldýrýlarýn bir þekilde geriletilmesi yahut durulmasý için ÝHD, Mazlum Der, KESK temsilcilerinin valiliðe, emniyete ve AKP parti binasýna gitmesi ve bir basýn açýklamasýyla da bu saldýrýlarýn kýnanmasý gerektiði yönünde görüþ bildirdiler. Basýn açýklamasý cenazenin kaldýrýldýðý güne denk geldiði için açýklamanýn dýþarýda yapýlamayacaðý belirtildi. Bunun yerine kapalý bir alanda basýn açýklamasý yapýlmasý kararýna varýldý. Diðer gün KESK toplantý salonunda basýn açýklamasý yapýldý. Bu toplantýda beliren tablo; bu kurumlarýn kendi gücünden çok valiliðin, emniyetin, AKP’nin gücüne inandýklarý ve yaþanan saldýrýlarý bu kurumlarýn durdurabileceði inancýna sahip olunduðuydu. Hâlbuki bu toplantýya katýlan kurumlar þunun farkýna varmalýdýr ki medet ne valilikte ne emniyette ne de AKP’dedir. Medet çalýþma yürüttüðümüz alanlardaki emekçileri harekete geçirmektedir. Emekçilerin dâhil edilmediði hiçbir eylem faþit saldýrýlar karþýsýnda baþarýya ulaþamaz. Tek tek yapýlan eylemler de baþarýya ulaþamaz bunun için varoþlarda çalýþma yürüttüðümüz kurumlarýn bir biriyle olan baðlarýný sýklaþtýrma ve bayraklarýn karýþmadýðý bir eylem tarzý geliþtirmek gerekmektedir. Varoþlarda birleþelim faþit saldýrýlarý püskürtelim. Bursa’dan bir Köz okuru

3

Edi Bese Sýnýr ötesi operasyonlarý protesto etmek için bir çok yerde düzenlenen “Edi Bese” eylemlerinin biri de 23 Aralýk günü Ýzmir’de yapýlan basýn açýklamasý ile gerçekleþti. DTP, EMEP, ESP, ÖDP, SDP, ÝHD ve Mazlum-Der’in içinde olduðu Ýzmir Demokrasi Güçleri’nin gerçekleþtirdiði eylem, daha önce 16 Aralýk’ta miting þeklinde örgütlenmek istenmiþti. Fakat ayný gün R.Tayyip Erdoðan’ýn Ýzmir’de programýnýn olmasý nedeniyle Ýzmir Valiliði’nce mitinge izin verilmemiþti. 23 Aralýk için de miting baþvurusu yapýlmasýna raðmen, Ýzmir Valiliði bu kez “mitingin güvenliðini saðlayamayýz” gerekçesiyle miting yapýlmasýna izin vermedi. 23 Aralýk günü DTP Ýzmir Ýl Binasý önünde yapýlan ve yaklaþýk 200 kiþinin katýldýðý basýn açýklamasý büyük bir polis ablukasý altýnda yapýldý. Oldukça öfkeli olan kitleden zaman zaman öfkelerini kusan sloganlar yükseldi. “Katil ABD Kürdistan’dan Defol”, “Katil Devlet Kürdistan’dan Defol”, “TC Þaþýrma, Sabrýmýzý Taþýrma”, “Barýþa Bir Ses, Çift Taraflý Ateþkes”, “Kürdistan Faþizme Mezar Olacak” sloganlarýnýn atýldýðý basýn açýklamasý kurum temsilcilerinin konuþmalarý ve bir dakikalýk oturma eylemiyle sona erdi. Þemdinli Sanýðý Subaylar’ýn Býrakýlmasý Protesto Edildi Þemdinli sanýklarý subaylarýn geçtiðimiz günlerde serbest býrakýlmasýný protesto etmek amacýyla ÝHD tarafýndan bir basýn açýklamasý yapýldý. Konak eski Sümerbank önünde yapýlan eylemde “Devlet Terörüne Son”, “Yaþasýn Halklarýn Kardeþliði” gibi sloganlar atýldý. Eyleme BDSP, DTP, ESP, Partizan ve Köz destek verdi. Ýzmir’den Komünistler Kadýna Yönelik Þiddete Karþý 25 Kasým’da Eylem 25 Kasým Kadýna Yönelik Þiddete Karþý Mücadele günü vesilesiyle Ýzmir Karþýyaka Çarþý’da bir eylem gerçekleþti. BDSP’nin çaðrýsý ile yapýlan toplantýlara DHP, ESP, Partizan, Mücadele Birliði ve Köz katýldý. Çaðrýyý yapan BDSP, 25 Kasým eyleminin Kadýn mücadelesinin Feministlerin tekelinde olmadýðýný bir kez daha göster mek için bir fýrsat olduðunu ve devrimciler açýsýndan 8 Mart öncesi bir ön hazýrlýk olacaðýný düþünerek bu eylem için çaðrý yaptýklarýný ifade ettiler. Eylemin Karþýyaka’da yapýlmasýna karar verilirken, ayný zamanda grevde olan Telekom iþçilerine de bir ziyaret yapýlmasý planlandý. 25 Kasým günü Karþýyaka Dolmuþ Duraklarý’nda baþlayan eylem Karþýyaka Çarþý’da ortak pankart arkasýnda yapýlan yürüyüþ ile devam etti. Her siyasetin kendi döviz ve flamalarýný taþýyabildiði eylemde Köz’ün arkasýnda duran komünistler “Kadýnýn Kurtuluþu, Ýnsanlýðýn Kurtuluþudur”, “Cinsel, Ulusal, Sýnýfsal Sömürüye Son”, “Komünist Bir Dünya Kuracaðýz” “Yaþasýn Komünistlerin Birliði” imzalý dövizlerini alana taþýdýlar. Ýþ Bankasý önünde yapýlan basýn açýklamasýnýn ardýndan Karþýyaka Çarþý’da bulunan Telekom iþçileri ziyaret edildi. Telekom iþçilerinin oldukça olumlu yaklaþtýðý ziyaret sýrasýnda her siyaset söz alarak düþüncelerini paylaþtýlar. Ayný gün aralarýnda EHP’li, SDP’li, EMEP’li kadýnlarýn da bulunduðu feministlerin örgütlediði eylem de Çarþý Telekom önünde yapýlan basýn açýklamasý ile son buldu. Kadýnýn Kurtuluþu, Ýnsanlýðýn Kurtuluþudur! Ýzmir’den Komünistler


Sayfa

4

Yeni Saldýrý Yasalarý Eylemlerle Yanýtlanýyor kitlesel bir eyleme imza attý. TÜRK-Ýޒe baðlý sendikalardan Belediye-Ýþ, Petrol-Ýþ ve TÜMTÝS gibi sendikalarýn kitlesel ve canlý katýlýmlarý ile þekillenen eylemde TÜRK-ÝÞ 3. Bölge Temsilcisi Mustafa Kundakçý kitleye seslendi. Mustafa Kundakçý’nýn konuþmasý sýrasýnda iþçilerin sýk sýk “Ruhsuz TÜRK-ÝÞ Ýstemiyoruz”, “Haydi TÜRK-ÝÞ Genel Greve!”, “TÜRK-ÝÞ Uyuma AKP’ye Yamanma” sloganlarý atarak konuþmayý bölmeleri üzerine M. Kundakçý SSGSS yasa tasarýsýnýn meclisten geçmemesi için TÜRK-Ýޒin gerekirse genel greve ve genel eylemlere baþvurmaktan kaçýnmayacaðýný ifade etti.

Ocak ayýnda parlamentonun gündemine gelmesi beklenen 5510 sayýlý ‘Sosyal Sigortalar Genel Saðlýk Sigortasý Kanunu’ ve kýdem tazminatlarýna iliþkin düzenlemelerin yer aldýðý ‘Kýdem Fonu’ Tasarý Paketi, sýnýfýn sosyal ve ekonomik kazanýmlarýna yönelik oluþturduðu ciddi tehdit sebebiyle sýnýf ve kitle örgütlerinin farklý yoðunluktaki tepkileri ile karþýlaþýyor. Herkese Saðlýk Güvenceli Gelecek Ýzmir Platformu’ndan Basýn Açýklamasý Yasa tasarýsýnýn gündeme gelmesi ile çeþitli kitle örgütü, sendika ve siyasal yapý temsilcilerinin bir araya gelerek oluþturduðu ve önüne bir eylem programý koyan ‘herkese Saðlýk Güvenceli Gelecek Ýzmir Platformu’ kendini deklare ettiði ve SSGSS yasa tasarýsýna karþý halký mücadeleye çaðýrdýðý bir basýn açýklamasý gerçekleþtirdi. 10 Ocak Perþembe günü Kemeraltý giriþinde yüzü aþkýn kiþinin bir araya geldiði eylemde, “Parasýz Saðlýk Parasýz Eðitim!”, “Saðlýk Haktýr Satýlamaz!”, “Mezarda Emekli Olmayacaðýz!” sloganlarý atýldý. Eðitim-Sen 1 No’lu Þube Baþkaný Mahir Uslu’nun okuduðu basýn açýklamasýnda yasa tasarýsýnýn erkek ve kadýn çalýþanlardaki emeklilik yaþýnýn 60 ve 58’den 65’e yükseltilip eþitlendiðine, saðlýðýn tümüyle paralý hale getirilmek istendiðine iþaret edilerek, bu saldýrýlarýn ancak sokakta yanýtlanabileceði vurgulandý. Eylem platformun 16 Ocak’ta düzenleyeceði kitlesel basýn açýklamasýna çaðrý ve platform bildirilerinin Kemeraltý’nda daðýtýlmasý ile sonlandýrýldý. DÝSK’ten Basmane’de Kitlesel Protesto Ayný gün DÝSK de Basmane’de bulunan Genel-Ýþ sendikasý merkezinden baþlayan ve AKP Konak Ýlçe Binasý önünde biten bir yürüyüþ ve basýn açýklamasý ile yasa tasarýsýný protesto etti. Yürüyüþ esnasýnda trafiði engelledikleri gerekçesi ile iþçilerin yürüyüþünü engellemeye çalýþan polisin tutumu kitle tarafýndan boþa çýkarýldý. AKP önünde kürsü haline getirilen bir araçtan kitleye seslenen DÝSK Ege Bölge Temsilcisi Azad Fazla SSGSS yasasýnýn sýnýf için ne tür hak gasplarýný gündeme getireceðini vurguladýðý konuþmasýnda AKP’nin yaný sýra, AKP’nin dümen suyunda olmakla suçladýðý TÜRK-ÝÞ ve HAK-Ýޒe de yüklendi. “Hükümet, HAK-Ýޒi ele geçirdim, TÜRK-Ýޒe emrettim, DÝSK ve KESK’in de sesini kesersem kýdem tazminatýný ortadan kaldýrýrým diye düþünüyor. Bize grev hakkýný, toplu iþ sözleþmesi hakkýný, kýdem tazminatýný onlar vermedi ki, biz 15-16 Haziranlar’da polis panzerlerinin altýnda aldýk. DÝSK sosyal konseyde AKP’nin emir kulu olmayacak.” þeklinde konuþan Azad Fazla’nýn konuþmasý “AKP DÝSK’i teslim alamaz” sloganlarý ile sýk sýk kesildi.

Ýþçilerin dinamizminin sendika yöneticileri üzerinde yarattýðý basýncýn gözle görülür biçimde hissedildiði eylemde “Zafer Direnen Emekçinin Olacak”, “Ýþ Ekmek Yoksa Barýþ da Yok”, “Genel Grev Genel Direniþ”, “Minnet Deðil Sosyal Devlet”, “Yörsan Ýþçisi Yalnýz Deðildir”, “Saðlýk Haktýr Satýlamaz”, “Zam Zulüm Ýþkence Ýþte AKP” sloganlarý atýldý. Akdeniz Nakliyat Direniþinden Zafer Müjdesi

SSGSS’ye Karþý Kadýköy’de Basýn Açýklamasý Kadýköy Bahariye caddesinde buluþulup, Altýyol’dan yürünerek iskelede bitirilmesi tasarlanan eylem polisin engellemeleriyle baþladý. Bahariye Caddesi’nde toplanýlmasýna polis «basýn açýklamasý iskele meydanýnda» diyerek izin vermedi. Buluþma noktasý olarak verilen caddeye geldiðimizde polis toplanýlacak yeri ablukaya almýþtý ve burada toplananlarý iskeleye gitmeleri yönünde uyarýyordu. Bir süre tartýþma yaþandý ancak henüz toplananlarýn sayýsý onu geçmiyordu ve bizi ara sokaða doðru yönlendirdiler. Burada sayýmýz biraz daha arttý ve ara sokaktan iskeleye doðru yürümeye baþladýk ancak polis tekrar müdahale etti ve burada yapýlan pazarlýk sonucunda ara sokaklardan yürünebileceðini kabul etti. Bu arada sýk sýk; «yürüyüþ hakkýmýz engellenemez, kurtuluþ yok tek baþýna ya hep beraber ya hiç birimiz» sloganlarý atýlýyordu. Polisin kaygýsý da daha fazla kitle bir araya gelmeden var olanlarýn bir Bini aþkýn bir katýlýmla gerçekleþen eyleme geçtiðimiz günlerde kongresi ile kuruluþu açýklanan öðrenci sendikasý GENÇ-SEN de destek verdi. Eylemde kürsüden ve kitleden sýk sýk “Mezarda Emekli Olmayacaðýz”, Ýnadýna DÝSK, Ýnadýna Sendika”, “Kan Emici ABD, Ýþbirlikçi AKP”, “Yaþasýn Sýnýf Dayanýþmasý”, “Kurtuluþ Yok Tek Baþýna Ya Hep Beraber Ya Hep Hiçbirimiz”, “Ýþçilerin Birliði Sermayeyi Yenecek”, “Ýzmir AKP’ye Mezar Olacak”, “Savaþa Deðil

an önce iskeleye ulaþmasýný saðlamaktý. Ancak kortej ara sokakta biraz yürüdükten sonra ilk aradan tekrar Altýyol’a çýktýk. Burada da polis tekrar önümüze barikat kurdu. Burada; «yürüyüþ hakkýmýz engellenemez, direne direne kazanacaðýz, savaþa deðil saðlýða bütçe, yaþasýn sýnýf dayanýþmasý» vb. sloganlar atýldý. Burada polis etrafýmýzý çevirdi fakat sayýmýz artýyor, kortej boyu uzuyordu ve sayýmýz 500’ü buldu. Yapýlan pazarlýk sonucu ara sokaklardan iskeleye yürümeye baþlandý. Altýyol’un paraleli ara sokaða çýkýldý oradan balýk pazarý üzerinden iskeleye yüründü. Burada daha kalabalýk bir kitleyle buluþuldu ve basýn açýklamasý yapýldý. Basýn açýklamasý baþlamadan önce araçtan direne direne yerine birleþe birleþe kazanacaðýz þeklinde slogan atýldý. Bu slogan hakikatten döneme daha uygun bir içerik taþýyordu. Ýstanbul’dan Komünistler Emekçiye Bütçe”, “Ýþ Ekmek Yoksa Barýþ Da Yok”, “Ýþçi Memur Elele Genel Greve” “Ýþçiler Burada Türk-Ýþ Nerede”, “AKP DÝSK’i Satýn Alamaz” sloganlarý atýldý. TÜRK-ÝÞ de Sokaða Çýktý Son dönemde hükümet politikalarýna ve yasa tasarýsýna karþý daha pasif bir konum almakla suçlanan TÜRK-ÝÞ de 15 Ocak’ta Bornova Manavkuyu’daki AKP il binasý önünde bir basýn açýklamasý gerçekleþtirerek

TÜRK-Ýޒin düzenlediði eylemde karþýlaþtýðýmýz TÜMTÝS’li iþçiler ve sendikacýlar, sendikaya üye olduklarý için iþten çýkartýlan Akdeniz Nakliyat Kargo iþçilerinin sendikalý olarak iþe iadeleri talebiyle baþlayan ve 2007 eylülünden bu yana süren direniþin kazanýmla sonuçlandýðý haberini de eylemde verdiler. Arkadaþlarýna iþbaþý yaptýrýp eyleme katýldýklarýný ifade eden TÜMTÝS’li iþçiler, iþverenin, iþyerinde sendikanýn yetkisi ve toplu sözleþme hakký resmileþinceye kadar protokol imzalanmasý ve iþçilerin sendikalý bir biçimde iþe alýnmalarý koþullarýný kabul etmek zorunda kaldýðýný ve sürecin baþýnda “sendika patronu olmam” diyen iþverenin zevahiri kurtarmak için iþyerini devrettiðini aktardýlar. Sýnýf sendikacýlýðýnda ýsrarýn kazanýmla sonuçlanan önemli bir örneði olarak iþçi sýnýfýnýn hanesine yazýlan bu direniþte baþarýlmaya ulaþýlmasý eylem sýrasýnda kürsüden de selamlandý. Burjuvazinin saldýrýlarý yoðunlaþýrken daðýnýk ve parçalý da olsa sýnýf hareketinin de kimi cevaplar verdiði bu süreçte, özellikle büyük iþçi sendikasý konfederasyonlarýnýn yöneticilerinin alanlarda karþýlarýnda iþçiler varken söyledikleri ile gerçekte nasýl bir yol tuttuklarý arasýndaki farkýn ýsrarla teþhir edilmesi, bu saldýrýlarýn yanýtlanmasýnda daha fazla rol üstlenilmesi ve sýnýfýn en geniþ ve örgütsüz kesimlerinin de sürece dahil edilerek bir basýnç yaratýlmasý görevi komünistlerin önünde durmaktadýr. Köle Deðil Ýþçiyiz Birleþince Güçlüyüz! Özgürlük Savaþan Ýþçilerle Gelecek! Ýzmir’den Komünistler

Ankara’ya Yürüyen Ýþçilere Bursa’da Coþkulu Karþýlama Son zamanlarda tüm kamuoyunu meþgul eden, herkesin yakýndan takip ettiði ve mecliste kanun deðiþikliði þeklinde gündem olan Sosyal Sigortalar Genel Saðlýk Sigortasý ile ilgili Ýstanbul’dan Ankara’ya yapýlan yürüþ eyleminin Bursa ayaðý yapýldý. Bursa yerelliðinde Ýstanbul’dan gelecek eylemcilerle stadyumun önünde buluþtuktan sonra Altýparmak Caddesi’nden Fomara meydanýna kadar bir yürüyüþ yapýldý. Eyleme katýlým 500 kiþi civarýndaydý. Eyleme iþçi ve memur sendikalarýnýn yanýnda demokratik kitle kurumlarý da desteklerini sundu. SSGSS ile ilgili bir çok slogan yanýnda bizim müdahalemizle "Kurtuluþ yok tek baþýna ya hep beraber ya hiç birimiz" "yaþasýn sýnýf dayanýþmasý" sloganlarý sýk sýk atýldý. Yapýlan bu eylemin sadece basýn açýklamasý olacaðý söylendiði için içinde çalýþma yürüttüðümüz kurumda bu eylemi gündem etmemek bizim eksikliðimizdi. Yapýlacak bu ve buna benzer eylemlerde içinde çalýþma yürüttüðümüz kitle kurumlarýyla kitlesel olarak katýlmayý önümüze koymalýyýz. Kitlenin coþkulu duruþu ve sloganlarýn gür bir þekilde dillendirilmesi, çevredeki binalardan ve çevreden alkýþlanmasý kitle üzerinde olumlu bir etki býraktý. Eylemde en göze batan kitle kurumu dövizleriyle alanda olan Genç-Sen katýlýmcýlarýydý. Bu eylem Bursa yerelliðinde faþist saldýrýlardan sonra oluþan karamsar havanýn daðýlmasýnda bir rol oynadý. Yaþasýn sýnýf dayanýþmasý! Bursa’dan Komünistler

Sýnýf Hareketinde Kalýcý Kazanýmlar Elde Etmek Ýçin Her gün farklý bir þehirden; farklý bir iþçi havzasýndan ya da farklý bir fabrikadan, atölyeden; irili ufaklý bir iþçi direniþi, grevi, mücadelesi ile ilgili bir haber alýyoruz. Fakat kimi zaman birbirinden haberdar bile olmayan bu haberlerin öznelerinin; birbirlerinin mücadelelerine omuz vermesine imkan saðlayacak bir dayanýþma aðý yoktur. Üstelik bu direniþler, eylemler çoðu zaman sosyalist, devrimci hareketle bir biçimde bir yerinden iliþkilenmiþ ya da sol hareket içindeki bir kesim tarafýndan doðrudan yönlendirilmiþ olabiliyor. Sol hareketin iþçi hareketi içindeki çalýþmasýnýn, sýnýf hareketinin bölünmüþlüðüne ve koordinasyonsuzluðuna karþý olumlu geliþmelere yol açmasý beklenirken bilakis sol hareketin kendi içindeki parçalýlýk ve rekabet mevcut durumu pekiþtiren bir rol oynuyor. Ýþçi Sýnýfýný Kim Nasýl Bölüyor? Sýnýflarýn ortaya çýkýþýnýn ve tüm sýnýf mücadelelerinin kökünde, insan emeðinin, kadýn/erkek, kafa/kol, kýr/kent ve benzeri biçimlerde bölünüþü yatmaktadýr. Ýnsanlarýn birbirleriyle çok yönlü iliþkiler içinde hayatlarýný üretmelerinin bir gereði olarak doðan iþbölümü, hem üretim tarzýnýn geliþmesine ve üretim güçlerinin artmasýna yol açmýþtýr; hem de insanlarýn sýnýflar halinde bölünmesiyle sonuçlanmýþtýr. Ýlk önce doðal ve zorunlu ihtiyaçlardan kaynaklý kadýn ve erkek arasýnda ortaya çýkan iþ bölümü, kafa ve kol emeðinin bölünmesiyle birlikte zamanla uluslararasý bir iþ bölümünü de içine dâhil ederek geliþmiþ ve dünyadaki toplumlarýn her bir nüvesine yerleþen bir hiyerarþi yaratmýþtýr. Söz konusu iþ bölümü doðallýðýnda iþçilerin de ayný temelde bölünmesine ve birbirine rakip haline gelmesine neden olmaktadýr. Zira sermaye doðasý gereði iþçileri

“bireyler” halinde teslim almak için yalnýzlaþtýrýp parçalamak ister. Elbette burjuva sýnýfýnýn egemenlik aracý olan devlet de sýnýf mücadelesinde iþçilerin bir sýnýf olarak karþýsýna dikilmemesi için onlarý bölmek ister. Bu nedenle iþçi sýnýfý içindeki bölünmüþlük sadece bu ana temellerle sýnýrlý kalmamýþtýr. Kafa ve kol emeðinin birbirinden ayrýlmasý ve kol emeðinin kafa emeðine hiyerarþik bir biçimde tabi olmasý kapitalizmin kökenlerini oluþturur ve fakat kapitalizm iþbölümünün ve iþçilerin bölünmüþlüðünün mükemmelleþtirilmesi sayesinde geliþerek bugüne gelmiþtir. Bu nedenle iþin niteliðine göre bölünmesi ve iþçilerin de bu niteliklere göre birbirinden ayrýlmasý; firmalarýn organizasyonunun iþin ve iþçinin bölünmesine uygun bir biçimde örgütlendirilmesine varmýþtýr. Bu rekabet iþçilerin kendi haklarý için yürüttükleri mücadelelerine de yansýmaktadýr. Örneðin Ýngiltere’deki iþçiler Hindistan’daki iþçilerin; vasýflý iþçiler vasýfsýzlarýn; erkek iþçiler kadýnlarýn; kadrolu iþçiler taþeron iþçilerin haklarýnýn gasp edilmesine razý olarak nispeten daha iyi koþullarda çalýþmaya hak kazanmaktadýr. Vasýflý Emek Gücü ve Uzmanlaþma, Ýþçilerin Kolektif Üretimini Arttýrýr Ýþçi Örgütleri Kolektif Çýkarlar Ýçin Mücadele Etmeli Ýþçilerin eðitim düzeyinin yükselmesi becerilerinin artmasý iþgücünün niteliðinin yükselmesi anlamýna gelir. Emeðin sömürülmesine dayanan bir sistemde iþgücünün niteliðinin yükselmesi, onu kullanan sermayenin iþgücünden daha fazla verim almasýna imkân verir. Yani iþgücünün niteliðinin yükseltilmesi göreli artý-deðerin arttýrýlmasýnýn yani sabit iþ saatleri içinde iþgücünden daha fazla artý deðer elde etmenin bir yoludur. Ama ayný zamanda da iþ gücünün kapitalist için daha pahalý hale gelmesi demektir. Kapitalistler vasýflý ve vasýfsýz

iþçileri birbirinden ayýrarak ve üretim sürecini parçalayarak bu maliyet artýþlarýný düþürmek için türlü yollar denemektedirler. Sendikal mücadelenin kökenindeki amacý ve hedefi ise bu parçalanmýþlýða karþý koyarak iþgücünün daha yüksek fiyatla satýlmasý ve iþ koþullarýnýn iyileþtirilmesi, çalýþma saatlerinin düþürülmesidir. Ýþçilerin farklý kesitlerle bölünmesi, üretim sürecinin parçalanmasý, þimdilerde giderek yaygýnlaþan «esnek üretim» denilen saldýrýlar ve taþeronlaþma da bu sendikal mücadeleye karþý kapitalistlerin iþgücünü ucuza kapatmak ve toplam çalýþma saatlerini mümkün olduðu kadar arttýrmak ve iþ koþullarýnýn iyileþtirilmesi için mümkün olduðunca az masraf yapmak için bulduklarý yöntemlerden bazýlarýdýr. Kapitalist, niteliði yükseltilen iþgücünden daha fazla artý deðer elde etmek için; iþgücünün deðerinin yükselmesine engel olmak ister. Ýþçiler ise, iþgücünün deðerini yükseltmek ve iþ saatlerini kýsaltmak suretiyle; yani sendikal mücadele yoluyla artý deðer sömürüsünü sýnýrlamak ister. Kapitalist, buna hem iþgücünün verimini arttýrýp hem de iþgücünün ortalama deðerinin yükselmesine engel olarak yanýt vermeye çalýþýr. Bunun için bulunan yollardan biri iþçiler arasýnda ayrý kategoriler yaratarak iþçileri bölmektir. Eðer bir fabrikada, vasýfsýz iþçilerin arasýna birkaç tane eðitilmiþ ve deneyimli iþçi katarsanýz; bu iþçilerin üretime katkýlarý sadece kendi katkýlarýyla sýnýrlý olmaz. Bu suretle toplam kaliteyi yükseltmiþ ve verimi arttýrmýþ olursunuz. Dolayýsýyla vasýfsýz iþçilerin arasýna karýþtýrýlan bir iki usta veya mühendis aslýnda toplam sömürü oranýnýn artmasýna hizmet eden bir rol oynar. Vasýflý iþçilerin katkýsý, kendi katkýlarýndan ibaret olmadýðý için; kapitalist, sadece bunlarý ayýrt edip onlarý birer bahþiþle

ödüllendirdiði zaman zarar etmez. Çünkü bu bahþiþ sayesinde onlarýn toplam verimlilik artýþýna yaptýklarý katkýnýn daha fazlasýný kendi cebine atmaktadýr. Aslýnda üretimde kolektif bir faaliyet yürüttükleri halde, kafa emekçileriyle, kol emekçilerini ayýrýr ve bunlara ayrý muamele eder. Bunun için taraflardan en az birinin onunla iþbirliði yapmasý gerekir. Bu iþbirliðini garanti almak için meslek örgütleri ve sendikal yapýlarýn kafakol iþbölümüne göre tanzim edilmesi gibi kurumsal destekler de devreye girer. Örneðin sendikacýlar; “caným bir mühendisin katkýsýyla düz iþçininki bir olur mu tabii ki onlar daha yüksek ücret almalý” diyerek, bu iþbirliðine dahil olur. Hâlbuki söylenmesi gereken; “Mühendislerin katýlmasýyla toplam verimlilik arttý. Kapitalist hepimizin sýrtýndan daha fazla kar etti. Buna hep birlikte ortak olmalýyýz. Ücretlerin hepsi belli bir oranda artsýn.” olmalýdýr. Fakat bu durumda mühendis, aldýðý bahþiþten daha az bir ücret artýþýna razý olmak durumunda kalacaktýr. Yahut daha fazla ücret almak için daha çok mücadele etmek gerekecektir. Bu nedenle bahþiþe razý olmak ve hatta bunu ideolojik kýlýflarla desteklemek daha kolaydýr ve daha çok görülür. Kolay yolun seçilmesi vasýflý iþçiyi bir yandan kapitaliste daha baðýmlý hale getirirken diðer yandan yaptýklarý iþin niteliði üzerinden iþçilerin bölünmesine ve dahasý iþçi örgütlerinin bölünmesine ve birbirine düþman haline gelmesine neden olmaktadýr. Halbuki son tahlilde tüm çalýþanlarýn ipleri üretim araçlarýnýn ve sermayenin sahibi kapitalistin elindedir. Bu ipler birbirinden ne kadar çok ayrýlmýþsa istediði zaman istediðini çekmesi kolaydýr. Ancak birbirine sýký sýký baðlanarak örgü haline gelen bir ip yumaðý ile baþ etmek pek de kolay olmayacaktýr. (devamý yanda)

a


Sayfa

5

Ýlk Dört Kongreyi Referans Almak Ne Demektir?

18 Kasým’da ABD’nin Doðu Kýyýsý’nda gerçekleþtirdiðimiz Ekim Paneli etkinliðine davet ettiðimiz Communist Voice (CV), etkinliðe katýlamayacaðýný bildirmiþ, ancak bize Ekim Devrimi ile ilgili görüþlerini aktardýklarý bir metin yollamýþlardý. Geçtiðimiz sene, CV ile yayýnladýklarý dergi sayesinde tanýþmýþtýk. Dergilerinde bugün dünyada marksistleninist bir partinin yokluðunu tespit etmeleri, Kürdistan dahil tüm uluslarýn kendi kaderini tayin hakkýný koþulsuz savunmalarý, Birleþik laik ve tüm coðrafyasýnda büyük Filistin’i savunmalarý, Irak’taki direniþe ve Chavez’e destek vermemeleri gibi pek çok nedenle, doktrin düzeyinde, bu coðrafyadaki sosyalistlerden farklý bir çizgiyi izlediklerini düþünmüþtük. Bu nedenle kendileriyle bir tartýþma düzenlemek istediðimizi ve onlara KöZ’ün fikirlerini tanýtmak istediðimizi söylemiþtik. Mart ayýnda kendileriyle Detroit’te görüþmüþ ve yaklaþýk 10 saat süren bir tartýþma yapmýþtýk. CV’nin panelde okunmasý için gönderdiði metin, onlarýn Ekim Devrimi ile ilgili görüþlerini anlatmasý kadar yaptýðýmýz tartýþmanýn da bir devamý niteliðinde. O yüzden CV’nin bu mektubunu tartýþmak, bize KöZ’ün oportünizm karþýtý mücadele, Komünist Enternasyonal’in ilk dört kongresinin önemi ve devrimci teori ile pratik arasýndaki iliþki üzerine görüþlerini tekrar ifade etmemiz için iyi bir zemin sunuyor.

Communist Voice’un Ekim Devrimi Neden Günceldir Mektubundan: Communist Voice, anti-revizyonist mücadelenin bugün devrimci hareketin önüne almasý gereken en önemli görev olduðunu düþünüyor. CV bugün kendisini “Troçkist ya da Stalinist diye belirten akýmlarýn aslýnda ayný madalyonun farklý yüzleri olduðunun” altýný çiziyor; sosyalist hareketin Sovyetler Birliði döneminde geçirdiði revizyonizmle yüzleþmeden Marksist-Leninist bir partinin kurulamayacaðýný da ifade ediyor: “Bizce revizyonizm meselesini ihmal ederek komünistlerin birliðini hakkýný vererek saðlamak imkânsýzdýr. Komünistleri, Ekim Devrimi ve Komünist Enternasyonal’in ilk dört kongresinin görüþleri temelinde birleþtirmeye yönelik herhangi bir çaba, komünist hareketin daha sonraki örgütsel daðýlmasýný, Sovyetler Birliði’nde yeni bir burjuva sýnýfýnýn yükseliþini ve devlet-kapitalizminin geliþmesini göz ardý ederse faydasýz bir çaba olmaktan öteye geçemeyecektir. Sovyetler Birliði’nin devletkapitalizmine doðru yozlaþmasý ve Sovyet revizyonizminin geliþmesi de Ekim Devrimi tarihinin bir parçasýdýr. […] Marksizm-Leninizm hem Leninizm’in ve devrimci kitle mücadelesinin olumlu derslerini çýkarmalý, hem de devletkapitalizmi ve Sovyet revizyonizminin olumsuz deneyimiyle yüzleþmelidir.” Revizyonizmle mücadele etmek içinse Komünist Enternasyonal’in ilk dört kongresi etrafýnda gerçekleþtirilecek bir birleþmenin yetersiz olacaðýný savunan CV, mektubunda þöyle diyor:

“Komünistler daha fazla bu geliþmeleri görmezden gelemezler ve yalnýzca Komünist Enternasyonal’in ilk dört kongresi temelinde bir araya gelmeye çalýþamazlar. Komünist Enternasyonal Ýkinci Enternasyonal’in çöküþünü görmezden gelip, yalnýzca Marks’ýn yaþadýðý çaðdaki fikirleri üzerine bir birliktelikle kurulmadý. Ancak Marks’ýn ölümünden beri olan geliþmeleri dikkate alarak Marks’a ve Marksist taktiklere sadýk kalýnabilirdi. Bizler de ancak Lenin’in ölümünden sonraki revizyonist ve Troçkist ihanetleri dikkate alarak Ekim Devrimi’nin ve Leninizm’in derslerine sadýk kalabiliriz.” Sadece anti-revizyonist bir mücadelenin de yeterli olmadýðýný belirten CV, bugün Ekim Devrimi’ni tekrar güncel kýlabilmek için ilk dört kongrenin yazýldýðý dönemlerde güncel olmayan pek çok sorunla da yüzleþilmesi gerektiðini söylüyor. Bugün emperyalizmin hala var olduðunu ve Lenin’in emperyalizm teorisinin hala güncel olduðunu ispatlamak; leninist parti-inþa teorisinin yeniden canlandýrýlmasýný saðlamak; ve Troçkistlerin sýkça kullandýðý ortak düþmana karþý mücadele eden tüm akýmlara eleþtirel destek verme gibi pratik alýþkanlýklara karþý mücadele etmek gerektiðini belirtiyor. CV “devrimci teori olmadan devrimci pratik olmaz” þiarýný bugün devrimci hareketin karþýlaþtýðý bütün bu sorunlara marksist-leninist teoriye dayanan çözümler bulmadan devrimci bir siyasetin gerçekleþtirilemeyeceði þeklinde yorumluyor.

Devrimci Partinin Bulunmadýðý Koþullarda Devrimci Siyaset Nedir? Burada CV’nin açýklýk getirmediði ilk nokta, bugün için devrimci siyasetin ne olmasý gerektiði konusundadýr. CV, devrimci bir öznenin bulunmadýðý koþullarda, ancak o öznenin çözebileceði teorik ve pratik sorunlarý masaya yatýrýyor. KöZ’ün arkasýnda duranlara göre ise devrimci partinin olmadýðý koþullarda, komünistlerin asýl görevi bu partiyi yani Komünist Enternasyonal’i yaratmaktýr. O yüzden asýl sorulmasý gereken soru Komünist Enternasyonal’i kurmak için gerekli devrimci teorimizin olup olmadýðýdýr. KöZ’ün bu soruya verdiði yanýt ise açýktýr: Leninist bir dünya partisi kurmak için Komünist Enternasyonalin ilk dört kongresini referans almak gerekir. Yani komünistlerin devrimci bir teorisi vardýr. Asýl eksik olan bu teoriyi referans alan siyasetlerin olmamasý, bu teorinin hakkýyla kullanýlmamasýdýr.

Devrimci Teori Aydýnlarýn Çabasýyla mý Yaratýlýr? KöZ’ün arkasýnda duranlar, ilk dört kongre kararlarýna yansýyan bilinci aþacak devrimci teorinin nasýl yaratýlacaðý konusunda da CV’den ayrýlýyorlar. KöZ’e göre devrimci teori masabaþýnda aydýnlarýn çabasýyla deðil, devrimci pratikle süzülen deneyimler sayesinde yaratýlýr. Bunun en açýk örneðini Bolþeviklerde görmek mümkündür. Bolþeviklerin her teorik çalýþmasý bir politik sürecin içinde doðmuþtur ve pratik ve politik bir hamlenin habercisidir. “Ne

Yapmalý”da bolþevikler ekonomizle ayrým çizgilerini çekiyordu ve bu RSDÝP’in ikinci kongresindeki mücadelenin ve menþevik-bolþevik ayrýþmasýnýn temelini oluþturdu. “Empiriko-kritizm”, leninizme felsefi bir katký yapmak amacýyla deðil, 1905 sonrasýnda oluþan sol tasfiyeci akýmlarla mücadelenin bir parçasý olarak kaleme alýndý. “Emperyalizm: Kapitalizmin En Üst Aþamasý” broþürü ise emperyalizm teorisindeki bir çýkmaza iþaret etmek amacýyla deðil, Ýkinci Enternasyonal oportünizmiyle ve merkezci akýmlarla ayrýlmanýn arifesinde kaleme alýndý. Yani bütün bu teorik kazanýmlar somut siyasi-örgütsel sorunlarla beraber, pratik içerisinde gerçekleþti; leninizmin devrimci teorisi aydýnlarýn çalýþmalarýnýn ürünü olarak deðil, bolþeviklerin pratik-politik çalýþmalarýnýn ürünü olarak tarihte yer edindi. Zaten KöZ’ün arkasýnda duranlar ilk dört kongreyi leninizmin tamamlanmýþ ve mükemmelleþmiþ bir son hali olduðu için deðil, bolþeviklerin siyasi örgütsel mücadelesinin süzüldüðü ve kristalleþtiði en üst nokta olduðu için referans alýrlar. Bugün karþýlaþýlabilecek en büyük revizyonizm ise dünya proleteryasýna dünya ölçeðinde önderlik edecek Enternasyonali kurmadan, devrimci hareketin ideolojik ve siyasi sorunlarýnýn çözülebileceðini düþünmektir. CV haklýdýr. Bulunduðumuz yüzyýlda proleter devrimlerin baþarýsýný saðlamak için komünistlerin önünde çözülmeyi bekleyen çok önemli teorik ve pratik sorunlar vardýr. Ancak asýl sorulmasý gereken soru bu teoriyi ve pratiði hangi öznenin yaratacaðýdýr. Komünist Enternasyonal’in 21. yüzyýlda izleyeceði program ancak ilk dört kongreyi referans alarak kurulmuþ, dördüncü kongre sonrasýnda kopan kýzýl ipi tekrar yakalamýþ, bu sayede beþinci kongreyi toplamýþ olan bir Enternasyonal tarafýndan yaratýlabilir. Bu bakýmdan, bugün dünya devrimci hareketinin içinde bulunduðu kriz, programatik yahut ideolojik bir kriz deðil, örgütsel ve pratik bir krizdir ve ancak pratik devrimci mücadele içerisinde çözümlenecektir. Bunun aksini düþünenler de revizyonizmin baþka bir biçimine düþmekten kurtulamayacaklardýr. Üstelik bugün var olan sosyalist gruplarýn ilk dört kongreyi referans almasý direk olarak bu gruplarýn daha önceden takip ettikleri tüm sosyalist akýmlarla yüzleþmesi anlamýna gelir. Çünkü Komünist Enternasyonal’in bu kararlarýný 1922 sonrasýnda leninizmin bayraðýný taþýma iddiasýnda olan hareketlerin hiç birisi pratiklerine yansýtamamýþtýr. Bu hareketlerin büyük bir çoðunluðu bugün Ýkinci Enternasyonal’in çizgisini takip etmektedirler. Bu akýmlarýn ilk dört kongreyi siyasetlerine yansýtmalarý, kendi gelenekleriyle yüzleþmelerini ve bu geleneklerden kopmalarýný saðlar. Ýlk dört kongrede belirtildiði gibi tasfiyeciliðe karþý amansýz bir mücadele vermek isteyen akýmlar, Komünist Enternasyonal’in tasfiyesiyle yüzleþmek durumundadýrlar. Ýlk dört kongrede siyasi örgütlere verilecek desteðin kriterlerini takip eden hiçbir akým, bugün Irak’taki direniþi ya da Latin Amerika’daki oportunist akýmlarý (ne Chavez’i ne Morales’i)

destekleyemez. Ýlk dört kongreye yansýyan iradeyi takip eden hiç bir akým, bugünün koþullarýný bahane ederek devrimci siyaset yapmaktan kaçýnamaz. Bu bakýmdan ilk dört kongreyi referans alarak siyaset yapan akýmlara rastlamak günümüzde neredeyse imkansýzdýr. Bu nedenle, ilk dört kongreyi referans alan bir siyasetle kurulan Enternasyonal, Ýkinci Enternasyonalin temsil ettiði çizgiden “koparak” bu mücadeleye dahil olan tüm akýmlarýn geçmiþleriyle yaptýklarý muhasebeyi ve politik deneyimlerini içerecektir. Ýþte 1922 sonrasýnýn muhasebesi, ancak bu deneyimlerle donanmýþ olan komünistlerin kurduðu böyle bir dünya partisi tarafýndan verilebilir.

Ýkinci Enternasyonal Kýzýl Ýpin Bir Parçasý Deðildir Ancak ilk dört kongrenin önemini kavrayabilmek için CV’in mektubundaki bir baþka açýklamanýn talihsizliðini gözler önüne sermek gerekir. Communist Voice, Bolþevik Devrimi’nin devrimci MarksizmLeninizm ve dünya iþçi sýnýfý hareketi için bir dönüm noktasý olduðunu, bu devrimin iþçileri devrimci komünizme yönelttiðini ve Komünist Enternasyonal’in geliþmesine yol açtýðýný belirtiyor. Yani Komünist Enternasyonal’in Ýkinci Enternasyonal’den bilinçli bir kopuþu temsil ettiðini deðil, Ýkinci Enternasyonal’in çökmesi üzerine kurulan bir enternasyonal olduðunu düþünüyor: “Birinci Dünya Savaþý sýrasýnda Ýkinci Enternasyonal’in çökmesi, basitçe moral bozukluðuna yol açmaktan ziyade, yeni devrimci iþçi sýnýfý partilerinin kurulmasýna ve iþçi sýnýfýnýn Leninizm’e yönelmesine neden oldu.” Komünist Enternasyonal’in kurulmasýnýn bu þekilde anlaþýlmasý, 1922 sonrasýnda oluþan akýmlarýn da Üçüncü Enternasyonal tarihinin bir parçasý olduðu yanýlsamasýna yol açýyor. Bu da CV’nin “Sovyetler Birliði’nin devlet-kapitalizmine doðru yozlaþmasý ve Sovyet revizyonizminin geliþmesi de Ekim Devrimi tarihinin bir parçasýdýr” demesine neden oluyor. KöZ’ün arkasýnda duranlar için Üçüncü Enternasyonal, Ýkinci Enternasyonal’in çöküþü üzerine kurulmuþ bir enternasyonal deðildir. Ýlk dört kongre kararlarýna yansýyan bilinç, Ýkinci Enternasyonal’den bilinçli bir þekilde ayrýlmaya çalýþan ve onun temsil ettiði oportünizmle savaþmayý önüne koyan bir siyasi çizgidir. Bolþeviklerin 1902’den 1917’ye kadar karþýsýna aldýklarý akýmlarýn hepsi (ekonomizm, menþevizm, sað ve sol tasfiyecilik, merkezcilik vb) Ýkinci Enternasyonal’in izlediði siyasetle ete kemiðe bürünür. 1922’den sonra ortaya çýkan akýmlar ise aslýnda partikitle ayrýmý yapmayan menþevizme, ve günümüzün koþullarýný bahane ederek devrimci pratikten kaçýnan merkezciliðe bir geri düþüþü temsil ederler. Bu akýmlar Ýkinci Enternasyonal çizgisini takip ederler. Bu nedenle KöZ’ün arkasýnda duranlara göre Sovyetler Birliði’nin geçirdiði dönüþümler komünist partilerin izlediði siyasi deðiþimlerle birebir ilgilidir. Ýþte tam da bu yüzden 1922 sonrasýnda kendisini gösteren akýmlarýn hepsiyle mücadele etmek için alýnacak en temel referans Komünist Enternasyonal’in ilk dört kongresidir.

Ýþçi Sýnýfýnýn Bölünmüþlüðüne Müdahale Etmek Gerek Esnek Üretim ve Taþeronlaþma Karþýsýnda Ýþçi Sýnýfýn Örgütleri Arasýnda Dayanýþma Baðlarý Sýkýlaþtýrýlmalý Ayný iþi yapan ve hatta bazen ayný iþ yerinde çalýþan iþçilerin farklý firmalara bölünerek çalýþtýrýlmasý sayesinde farklý ücretlendirildiði ve farklý iþ koþullarýnda çalýþtýrýldýðýný biliyoruz. Böylece ayný iþ yerinde farklý vasýflardaki iþçileri kendi içinde bölerek sevk ve idare edenler; ayný iþi yapan iþçilerin dahi bölünmesini saðlayarak kimi zamanlar fason üretimi kimi zamanlar taþeronlar üzerinden çalýþmayý nihayetinde yasallaþtýrmýþtýr. Bu nedenle birden çok firmaya bölünen iþçilerin sendikalaþmasýnýn önü kesilebilmekte ya da ana firmadaki iþçilerin sendikalaþmasýna izin verilmesinin karþýlýðýnda taþeronlarda çalýþan iþçilerin sömürüsü katmerlenmektedir. Esnek üretim, taþeronlaþtýrma, fason üretim, ve hatta evlere iþ varmaya kadar varan iþ yerinin bölünmüþlüðü, iþçilerin birlik olmasýnýn ve tek bir biçimde örgütlenmesinin önündeki temel engellerden biri haline gelmektedir. Örneðin bir tekstil fabrikasýnda 100 kiþi çalýþýrken; taþeronlarýnda 150 kadar iþçi çalýþýyor. Ayrýca yine bu firmanýn parça baþý fasonlara ve hatta ürünlerin iþlemleri için evlere de dolaylý olarak iþ verdiðini düþünelim. Ana firmada baþlayan bir sendikalaþma çalýþmasý baþarýyla devam ediyorken patronun farkýna vardýðýný ve sendikaya üye olan iþçilerin bir kýsmýný tehdit ederek istifa ettirdiðini ve geri kalanýný da iþten çýkarttýðýný varsayalým. Nitekim bu tür durumlar sýklýkla gerçekleþmektedir. Patronun bu eylemine karþý sendika direniþ örgütleyecektir. Eðer iþten çýkartýlmayan iþçiler destek vermezse; iþten çýkartýlanlarýn belirli bir vade sonunda usanacaðý ve direniþi býrakacaðý bir vakýadýr. Bunu baþtan öngörmek

ve bir yandan alternatif örgütlenmelerle sendikalaþma faaliyetini desteklemek gerekmektedir. Taþeron firmalarda çalýþan iþçiler arasýnda da sendikalaþma çalýþmasý sýrasýnda faaliyet yürütmek ve sendikalaþmaya iþten atýlmaktan korktuðu için çekinen iþçileri bir dernek etrafýnda bir araya getirmek mümkün olacaktýr. Bununla birlikte iþçilere ve firmaya baðlý evlerinde çalýþan ev kadýnlarýna bile yaþadýklarý mahalleler üzerinden ulaþmaya çalýþmak böylelikle firmayla baðlantýlý iþin etrafýnda çalýþan herkesle iliþkilenmenin yolunu yaratmak gerekmektedir. Ýþçi sýnýfý bu denli bölünmüþken elbette bu sadece tek bir sendikanýn ya da bir tek siyasetin tek baþýna yapabileceði bir iþ deðildir. Bu nedenle o iþle iliþkili çalýþan herkesin çalýþma ve yaþama koþullarýna göre örgütlendirilmesi iþçi sýnýfý mücadelesinde sorumluluk alan herkesin ödevidir. Ýþçi dernekleri, mahalle dernekleri, kooperatifler, dayanýþma sandýklarý etrafýnda örgütlenen iþçilerin birbiriyle irtibat halinde olmasý ve sendikalaþma faaliyetinin ve nihayetinde iþçi sýnýfý hareketinin birleþik mücadelesinin bir parçasý haline gelmesi gerekir. Nasýl ki fabrikalar, þirketler, atölyeler iþin ve iþçinin bölünmüþlüðünü arttýrmak ve sermayenin daha çok kar etmesini saðlamak üzere seferber oluyor. Ýþçi sýnýfýnýn da iþ yerinin bu bölünmüþlüðüne karþý ortak bir mücadele içinde örgütlenmesi gerekmektedir. Ana firmada, taþeronlarda ya da fasonlarda çalýþan iþçilerin birbiriyle dayanýþma içinde olmasýnýn yollarýný yaratmak gerekmektedir. Ýþçi Sýnýfýnýn Bölünmüþlüðüne Karþý Birleþik ve Örgütlü Mücadele Ýçin Ýþçilerin Birbirine Rakip Haline Getirilmesi Önlenmeli Ýþçi sýnýfýnýn kapitalist iþbölümü cenderesi içinde bölünmüþlüðüne nihai darbeyi vurmak bugün için

mümkün olmasa da; buna hazýrlanmak üzere bugünden iþçi sýnýfý mücadelesinin ve örgütlerinin irtibatlandýrýlmasý ve birlikteliðinin saðlanmasý gerekir. Ýþçi örgütlerinin dayanýþmasý ve el birliði için buna öncülük etmesi gerekenlerin baþýnda bu kurumlarýn kurulmasýna öncülük eden sosyalist, devrimci örgütler, sosyalist partiler; örgütlü yahut örgütsüz kitle örgütü çalýþanlarý, sendikacýlar gelir. Bir yandan iþçi örgütleri ve iþçi hareketi arasýnda iþbirliði ve dayanýþma aðý yaratmaya çalýþýrken diðer yandan hakim ideolojinin ve burjuva siyasetinin çerçevesinin dýþýna çýkmayan kendiliðindenci akýmlarýn niyetleri ve maksatlarý ne olursa olsun; iþçi sýnýfýnýn bölünmüþlüðünü ve rekabetini pekiþtirdiði bir vakýadýr. Kýsmi ve dar çýkarlar üzerinde þekillenen bu tür tutumlarýn ve bunlarýn sonuçlarýnýn doðrudan ya da dolaylý olarak iþçi sýnýfýnýn bölünmüþlüðünün önlenmesine engel olduðu da açýktýr. Oysa bu durumda bu bölünmüþlükten medet uman sermayenin ve iþçilerin birleþip karþýsýna çýkmasýndan ürken devletin ekmeðine yað sürülmüþ olunur. Sol hareketin kendi içindeki parçalanmýþlýðý ve rekabeti kitle örgütlerine, sendikalara, bu kurumlarý bir siyasetin denetimine almak, yönetimleri ele geçirmek; sadece kendi siyasetinin faaliyet yürütebileceði yalýtýlmýþ kurumlar kurmak yahut örgütsel imkânlarý arttýrmak için yararlanmak biçiminde yansýyabilmektedir. Sol hareketin iþçi örgütlerine dönük bu rekabetçi tutumu devrimci örgüt ve iþçi örgütleri arasýndaki ayrýmý Bolþeviklerinki gibi bir perspektiften yapamýyor olmalarýndan gelir. Lenin daha “Ne Yapmalý?”da iþçilerin örgütleri ve devrimcilerin örgütleri arasýndaki ayrýmýn altýný çizmiþ ve her iki örgütün iþlevlerinin birbirine karýþmasý yahut birbirini ikame etme pozisyonuna gelmesi durumunda her iki örgütün de asli iþlevini

kaybedeceðini ortaya koymuþtur. Ne iþçi hareketine önderlik etmek için devrimci siyaseti sulandýrmak ne de sol lafazanlýkla kitlelerden tecrit edilen kurumlara mahkûm kalmak tercih edilmelidir. Üstüne üstlük iþçileri, ezilenleri, emekçileri örgütlemek için yola çýkan ve devrimci olmak için öne çýkan militanlarýn sol içindeki rekabetçilikten yýldýðýna veya maneviyatýnýn bozulduðuna sýklýkla tanýk oluyoruz. Sadece kendi örgütünün kitle örgütü çalýþmasýný yürütmek için ve sadece kendi örgütünün imkanlarý ile sýnýfa ulaþmak üzere çabalayan militanlar bir süre sonra diðer siyasetleri “öldüresiye” rakip görebiliyor ve nihayetinde sadece kendi imkanlarýnýn yetersizliði gerçekliðini hazmedemeyip devrimci mücadeleden cayabiliyor. Oysa (bir örgütten koparak þekillenmiþ bazý gruplarýn koptuklarý yere iliþkin istisnai tutumlarý bir kenara býrakýlýrsa) hiçbir devrimci örgüt baþka bir devrimci örgütle rekabet etmek üzere kurulmamýþtýr. Hâlbuki bir grev ya da bir mahalle çalýþmasý güçlerin birleþtirilip omuz omuza verilmesiyle baþarýlý bir biçimde yürütülebilecekken; rekabetçi tutumlar nedeniyle böyle bir dayanýþma ve iþbirliðinin imkanlarý daraltýlmaktadýr. Bu da sýk sýk devrimci militanlarýn çabalarýnýn sonuçsuz kalmasýna ve demoralize olmalarýna neden olmaktadýr. Bu çalýþmalarýn ortaklaþtýrýlmasý ve birbiriyle irtibatlandýrýlmasý sýnýfýn bölünmüþlüðüne son vermeyecek olsa bile devrimci mücadelenin ve iþçi hareketinin bölünmüþlüðü nedeniyle öne çýkan sorunlarýn engellenmesine yarayacak ve devrimci hareketin sýnýfla buluþmasýnýn önünün kapanmasýna neden olan kusurlardan birinin ortadan kalkmasýný saðlayacaktýr.


Sayfa

6

Nepal Monarþisinin Tarihçesi ve Akýbeti Þeklen bir meþruti monarþi ile yönetilen Nepal’de neredeyse 250 yýldýr Þah hanedaný diye bilinen hanedana mensup krallar hükümdarlýk etmektedir. Bu hanedanýn son temsilcisi olan þimdiki kral Gyanendra 2001 Haziran’ýndan beri tahttadýr. Tahta geçiþinin þaibeli olduðu hakkýnda bir inanýþ Nepalliler arasýnda baþtan beri oldukça yaygýndýr. 1972’den 2001 yýlýna kadar Nepal kralý olan Birendra Þah Gyanendra’nýn aðabeyi idi. 2001 yýlýnýn 1 Haziran’ýnda Kral Birendra öz oðlu ve veliaht prens olan Dipendra tarafýndan neredeyse kraliyet ailesinin tamamýyla birlikte öldürüldü. Kraliyet Yemeðinde Þaibeli Katliam 1 Haziran günü geleneksel kraliyet yemeðine üzerinde silahlarýyla ve sarhoþ olarak gelen veliaht Dipendra babasý ve annesi Aishwarya da dahil olmak üzere hazýr bulunan kraliyet ailesi mensuplarýndan yedisini ve orada bulunan koruma ve hizmetkarlarýn bir kýsmýný öldürdükten sonra resmi açýklamaya göre kendi kendini de vurmuþtu. Babasýnýn ardýndan kral ilan edilen Dipendra bu yaralarý nedeniyle tahtta ancak bir kaç gün kalabildi. Bu anlaþýlmaz gibi görünen katliamýn ardýnda resmi açýklamalara göre Dipendra’nýn rakip hanedana mensup bir kadýnla evlenmesine ailesi tarafýndan izin verilmeyiþi yatmaktaydý. Gyanendra aðabeyinin daha doðrusu onun yerine bir kaç günlüðüne geçen yeðeninin ardýndan Nepal kralý oldu. Nepalliler arasýnda bu kraliyet katliamýnýn arkasýnda Gyanendra’nýn bir tertibi olduðuna hala inanýlmaktadýr. Doðrusu kral Birendra her otokrat gibi müstahak olsa da, Nepal krallarý arasýnda en nefretle anýlanlarýn baþýnda gelmemekteydi. Aksine, 1959 yýlýndan sonra ilk kez 1991’de yapýlan parlamento seçimleri onun zamanýnda olduðu için, mutlakiyetçiliðe son verip meþruti monarþiye geçiþin önünü açan kral olarak belli bir sempatiyle karþýlandýðýný söylemek yanlýþ olmaz. Buna karþýlýk þimdiki kral Gyanendra ise, Nepal krallarý arasýnda en az sempati duyulan kral ünvanýný kýsa zamanda elde etti. Maoist gerillalarýn kökünü kazýma iddiasýyla tahta çýkan Gyanendra’nýn hükümdarlýðý pek kýsa sürdü. Sadece onun hükümdarlýðý deðil asýrlardýr hüküm süren Þah hanedanýnýn ömrü de tükenmiþ görünüyor. 2008 yýlýna Gyanendra ve Nepal Krallýðýnýn son günlerini sayarak girildi. Nisandan itibaren Nepal krallýðý tarihe karýþacak. Bu ayný zamanda dünyanýn en yaþlý otokrasilerinden birinin de tarihe karýþmasý anlamýna geliyor. Bu bakýmdan dünyayý yönetenlerin dikkatleri dünyanýn en yüksek tepelerine çevrilmiþ durumdadýr. Dünyanýn tüm ezilenleri ve sömürülenlerinin ve bilhassa onlara önderlik etme iddiasýnda olanlarýn da dikkatlerini bu tepelerdeki siyasal geliþmelere yöneltmesi gerekmektedir.

Nepal Hakkýnda

Nepal Himalaya sýradaðlarýnýn en yüksek tepelerinde deniz seviyesinden binlerce metre yukarýda (bazý yerlerde 8 bin metrenin üzerinde), Hindistan Çin ve Tibet arasýnda sýkýþmýþ bir ülkedir.

ÇÝN

Yuzölçümü 140 797 kilometre karedir. Baþkenti Katmandu,nüfusu 23 milyondur. Para birimi Nepal Rupisidir. Resmi dil nepalce olmakla birlikte, ülkede bir çok hind dili de konuþulmaktadýr. Nepal’de 55 farklý etnik kökene mensup topluluk barýnmakta ve toplam 48 farklý dil ve lehçe konuþulmaktadýr. Dini bakýmdan Nepallilerin % 86’sý Hindu dinine baðlýdýr; budistler nüfusun % 8’i, müslümanlar ise % 4’ü kadardýr. BM istatistiklerine göre 162 ülke arasýnda 129’uncu sýrada yer alan Nepal dünyanýn en yoksul ülkelerinden biri sayýlmaktadýr. Nepallilerin % 42’si yoksulluk sýnýrýnýn altýnda yaþamaktadýr. Kiþi baþýna milli gelir 200 dolarýn altýndadýr ve Nepal her yýl uluslararasý yardým kuruluþlarýndan 362 milyon dolar tutarýnda yardým almaktadýr. Nüfusun % 88’i kýrsal alanda yaþamaktadýr ve %81’i tarýmla uðraþmaktadýr. Gayrýsafi milli hasýlanýn % 42’sini tarýmsal faaliyetler saðlamaktadýr. Köylülerin % 65’i topraðýn ancak % 10’una sahipken, % 10’luk bir zengin köylü kesimi tüm topraklarýn % 65’ini elinde tutmaktadýr. Buna karþýlýk her yüz nepalliden 74’ü okuma yazma bilmemektedir ve bu oran kadýnlar arasýnda çok daha yüksektir. Bu oran da dünyanýn en az okuma yazma bilen nüfuslarýndan birine iþaret etmektedir. Bunlarýn yanýsýra Nepal öteden beri bir turizm odaðý olarak bilinir. Dünyanýn en yüksek tepelerine Everest ve Anapurna’nýn zirvelerine týrmanmak daðcýlýkla uðraþan ve ilgilenenlerin dikkatlerini bu küçük ülkeye çevirmesi için yeterli bir neden teþkil etmiþtir. Bunun yaný sýra Nepal bir de esrar olarak içilen uyuþturucunun elde edildiði Hint Keneviri üretimiyle bilinir. Bilhassa çiçek çocuklarý diye de anýlan 1960’lý yýllarýn Hippy akýmýyla birlikte, Katmandu vadisine peþpeþe seferlerin düzenlenmesiyle o yýllardan itibaren adý daha çok duyulan Nepal, ayný dönemde uluslararasý uyuþturucu trafiðinin bir kavþak ve geçiþ yolu olarak bir kat daha öne çýkmýþtýr. Halen Güney Asya’dan batýya sevkedilen esrarýn büyük bir kýsmý Nepal üzerinden geçmektedir. Ama son on yýldýr Nepal turistik ve mistik yönleriyle deðil, daha çok dünyanýn zirvesinde savaþan maoist gerillalarýn mücadelesiyle gündeme gelmektedir. Özellikle 2008 yýlýna girerken bu mücadelenin sonucunda Nepal’deki asýrlýk otokrasinin sonunun ilan edilmesiyle, bu ilgi giderek daha dikkat çekici bir hal almýþtýr. Ýlginç tesadüf Everest zirvesine ilk kez týrmanan daðcý Edmund Hillary de 2008’in baþýnda vefat etti ve hem daðcýlýkla ilgilenenlerin hem de Nepal’deki otokrasinin kaderiyle ilgilenenlerin dikkatleri bu tesadüfle ayný nokta üzerinde buluþtu. Besbelli 2008 yýlýnda Nepal’den daha çok söz edilecek.

HÝNDÝSTAN

Nepal Hindistan’ýn Küçük Kopyasý mý?

Nepal sadece Hindistan’ýn Kuzey komþusu deðildir. Bilhassa kast sistemi ve kastlar arasýndaki hiyerarþik ayrýmcýlýk bakýmýndan genellikle Hindistanýn küçük bir modeli olarak da anýlýr. Her ne kadar Hindistan’da çoktan beri bir monarþi yoksa da, Nepal dünyada yaþayan son Hindu otokrasisini temsil etmektedir. Nepal Hindu inanýþýna göre koruyucu tanrý olan Viþnu’nun yeniden vücut bulmasýný temsil ettiðine inanýlan krallar tarafýndan yönetilmektedir. Meþruti monarþinin kabulünden itibaren kurulan çok partili rejimin en büyük partisi olan Nepal Kongre partisi de Hindistan’daki Kongre partisinin bir küçük kopyasý gibidir. Öte yandan Hindistan’daki maoist hareket ile Nepal’deki arasýnda da benzerlikler vardýr. Hindistanda liderliðini Çaru Mazumdar’ýn yaptýðý onun çalýþma yürüttüðü köyün adý olan Naksalbari köyünden dolayý Naksalbari hareketi yahut naksalit hareket diye bilinen akým, 1960’larda

dünyada geniþ yanký uyandýrmýþ olan bir akýmdý. Bu hareketin en çok dikkati çeken yönü ise Hindistanýn hiyerarþik toplum yapýsýnda en alttaki kasta mensup en yoksul köylüler arasýnda geliþen bir hareket olmasýydý. NKP (M) de bu yönüyle Nepalin en yoksul kesimleri arasýnda kök sallan ve kendilerini buralardan kuþatan yapýsýyla Naksalbari hareketini andýrmaktadýr. Ne var ki Naksalit hareket 1972’de Çaru Mazumdar’ýn ölümünün ardýndan bir çok küçük parçaya bölünmüþ ve ne bütün olarak ne de bu parçalarýn toplamý itibariyle Hindistanýn doðusunda kýzýl kuþak denen bölgenin dýþýnda belirleyici bir etki kazanabilmiþ deðildir. Buna karþýlýk Prachanda’nýn önderlik ettiði NKP (M) bugün Nepal’in siyasi kaderini tayin etme kapasitesine sahip bir parti konumundadýr ve etkisi giderek bölge çapýnda yayýldýðý gibi dünya çapýnda bir etki yaratma yolunda bir akým oluþturmaktadýr.

NKP(M) Önderlerinden Hisila Yami «Yoldaþ Parvati» Ezber Bozdu 2007 yýlý sona ererken 15 Aralýk günü NKP (M) MK Politbüro üyesi Hisila Yami, Fransa Nepal Halklarý Dayanýþma Komitesi’nin Paris’teki Dersim Kültür Araþtýrma Derneðinde örgütlediði bir söyleþide Nepal’de otokrasiye karþý mücadelenin geldiði son aþamayý ve Nepalli maoistlerin özgün deneyimlerini aktardýðý bir söyleþi gerçekleþtirdi. Krallýðýn derhal laðvedilmesi önerisi kabul edilmediði için Eylül ayýnda hükümetten istifa eden bakanlardan biri olan HISILA YAMI, daha çok «halk savaþýndan devrimci bir halk hareketi yaratma» doðrultusunda partisinin geliþtirdiði özgün deneyime ýþýk tutan ve Nepal toplumunun özgünlüklerinin altýný çizerek buna uyumlu taktik tutumlarýn þekillenmesini sergileyen bir konuþma yaptý. Bu konuþma çerçevesinde NKP (M)’nin özellikle Nepal’de hüküm süren kast sisteminin en alt tabakasýný oluþturan Dalit’ler arasýnda örgütlenme çalýþmalarýný yoðunlaþtýrdýðýný hatýrlattý. Yami halk komiteleri örgütlenmesi içinde en çok ezilen ve sömürülen ayrýmcýlýða maruz kalan kesimlerin öne çýkmasýna önem verdiklerini ve yeni bir demokrasi deneyimi edinmelerine gayret ettiklerini anlattý. Konuþmasýnýn devamýnda daha çok son dönemde Halk Kurtuluþ Ordusunun silahsýzlanma anlaþmasýný kabul etmesi ve meclise ve hükümete katýlmasýyla geliþen süreci anlatmaya özen gösterdi. Soru ve cevaplarýn çoðu da daha çok bu noktalar üzerinde yoðunlaþtý. Son döneme kadar Nepal’de ve uluslar arasý hareket içinde daha çok «yoldaþ Parvati» adýyla bilinen Yami, konuþmasýnýn baþýnda Nepal Komünist Partisi'nin 1949 yýlýnda kuruluþundan bu yana, komünizm davasýnýn geniþ bir kitle desteði bulduðu Nepal'de krallýk otokrasisine karþý demokratik devrim mücadelesinin kýsa bir tasvirini yaptý. Ayný zamanda da Nepal toplumunun ve siyasal yapýsýnýn kimi bilinmeyen ve özgün yönlerine ýþýk tuttu. 1996 yýlýnda baþlatýlan Halk Savaþý'ndan bu yana Nepal topraklarýnýn aþaðý yukarý yüzde 80'inin Nepal Komünist Partisi'nin (Maoist) denetimi altýna girdiðini ve bu bölgelerde örgütlenen halk komiteleri hareketi ile kitlelerin özellikle en çok ezilen ve dýþlanan kesimlerini siyasallaþarak kendi örgütlenmelerini yaratmalarýna önem verdiklerini anlattý. Yeni parlamentoya NKP (M) temsilcileri olarak giren vekillerin bu kesimlerden olmasýnýn da bu çalýþmanýn bir sonucu olduðuna ve bu sayede parlamentonun % 40’ýnýn kadýnlardan, azýnlýklardan ve alt kast guruplarýný ifade eden Dalitler’den

oluþmasýný saðladýklarýna dikkat çekti. Hisila Yami bu çerçevede özetle þu konularýn altýný çizdi: “Eski devletin iktidarý artýk baþkent Katmandu ile il merkezleri ve bunlarý birbirine baðlayan anayollarýn denetimiyle sýnýrlýdýr. Nepal'deki Halk Savaþý'nýn baþarýsý, artýk emperyalist güçlerce bile ''çökmüþ bir devlet'' olarak kabul edilen eski devletin hýzlý çöküþüyle kendini kanýtlamýþtýr. Bugün kralýn son umudu halindeki Nepal Kraliyet Ordusu kýþlalarýna kapanmýþtýr ve ara sýra kýrsal kesime düzenlediði yýkým seferleri dýþýnda askeri varlýk gösteremez hale gelmiþtir. Bu durumu mümkün kýlan pek çok etmeni þöyle sýralayabiliriz: Birincisi, halk komiteleri biçimindeki yeni devlet, uluslararasý, ulusal ve yerel çeliþkileri stratejik bir katýlýk ve taktik bir esneklikle ele almayý becermiþtir. Ýkincisi, yeni iktidar, siyasi inisiyatifi askeri saldýrýnýn önüne koymayý bilmiþtir. Üçüncüsü, yeni iktidar, eski devletin yýkýmý ile eþ zamanlý olarak bir inþa faaliyetini yürütebilmiþtir. Dördüncüsü, yeni devlet, eski devletin uzun süredir ihmal ettiði etnik, cinsiyetçi, bölgeci ve kast ayrýmlarýndan kaynaklanan baský ve zulümleri ortadan kaldýrma kararlýðýný göstermiþtir. Beþincisi, yeni iktidar, Marksizm-Leninizm-Maoizmi Nepal'in somut koþullarýný tahlil etmek için yaratýcý bir biçimde kullanýp, ardýndan bu tahlili somut eyleme dönüþtürmesini saðlayacak biçimde yerlileþmeyi baþarmýþtýr. Sonuncu olarak, top yekun savaþ stratejisi sayesinde, eski devleti merkezi düzeyde siyasal saldýrý, yerel düzeyde askeri harekatlar yoluyla imha edip, doðan boþluðu halk komiteleriyle doldurmayý bilmiþtir. Halk Savaþý'nýn bu bütüncül yaklaþýmý, emperyalist ülkelere Nepal'daki Maocu hareketi bir ''terörist'' savaþ olarak yaftalayýp gözden düþürme fýrsatý vermemiþtir.” Soru cevap bölümüne geçildiðinden en çok soru silahsýzlanma, NKP’ye yönelik revizyonizm suçlamalarý uluslar arasý komünist hareket ile NKP (M)’nin iliþkilerinin devamý ve Nepal’de izlenen sürecin hangi aþamalardan geçerek hangi hedefe yönelmesini bekledikleri hakkýndaydý. Bu sorulara Yami oldukça tok ve «ezber bozan» bir tarzda yanýt verdi. Örneðin gerillanýn silahlarýný teslim etmesinin ayný zamanda devrim güçlerinin silahsýzlanmasý anlamýna gelip gelmediði yönündeki eleþtirel soruya; «Bizim silahlý güçlerimiz HKO gerillalarýndan ibaret deðildir eskiden de HKO ve milisler paralel bir çalýþma yürütmüþtür. Bugün HKO gerillalarýnýn önemli bir kýsmý milislere katýlmýþ durumdadýr, bir kýsmý da eskiden kralýn ordusu olan merkezi Nepal ordusu içindedir. Bu ordunun yapýsýnýn ve iç dengelerinin deðiþtirilmesi için olduðu kadar yeni silah ve tekniklerin öðrenilmesi bakýmýndan da HKO savaþçýlarýnýn merkezi ordu içinde yer almasý önemlidir. Ayrýca eskiden kentlerdeki gösterilerin bastýrýlmasý için þiddet kullanan ordu son dönemlerde bu gösterilere müdahale etmek bir yana güvenliðinin alýnmasýna katký sunmaktadýr; bu bile önemlidir.» dedi. «Hindistan’daki maoistler sizin bu yeni yöneliminiz nedeniyle sizi «revizyonist» olmakla suçluyor. Bu durumda bu yönelim sizin onlarla ve genel olarak uluslar arasý hareketle iliþkilerinizi zora sokmuyor mu?» þeklindeki soruya ise; «biz de onlarý ve bu tür eleþtiri yöneltenleri “dogmatik” olarak deðerlendiriyoruz. Komünistler arasýnda bu tür tartýþmalar daima olmuþtur ve olacaktýr da. Bu komünist hareketlerin yakýnlaþmalarýna ve ortak hareket etmelerine engel deðildir.» þeklinde yanýt verdi. Bir soru da, «madem NKP (M) ülkenin kaderini belirleyecek kadar güçlüydü neden doðrudan doðruya iktidarý almak yerine bu tür dolambaçlý bir yolu

Parti adýyla «Yoldaþ Parvati», Hisila Yami Kimdir? 1959 25 Haziran’ýnda Nepal’in Gurka bölgesinde doðan Hisila Yami ilk kez Nepal’deki 1990 ayaklanmasýnda öne çýkan militanlardan biri olarak tanýndý. Daha sonra partinin merkez komitesine kadar yükseldi ve halen politbüro üyesi konumundadýr. Uzun yýllar boyunca parti ismiyle Yoldaþ Parvati olarak bilinen Hisila Yami’nin parti yayýnlarýnda yayýnlanmýþ çeþitli makalelerinin yanýsýrna kitaplarý ve deðiþik yayýnlarda yayýnlanan söyleþileri vardýr. Ayný zamanda Tüm Nepal Kadýn Derneklerinin eski baþkanlarýndan olan Yami’nin açýk kimliði ile tekrar öne çýkýþý NKP (M)’nin hükümetle silahsýzlandýrma görüþmelerine girdiði dönemde olmuþtur. O zaman Yami de hükümetle görüþme yürüten heyetin içinde yer almýþtýr. Daha sonra anlaþma saðlanmasýyla birlikte maoistlerin meclise gönderdikleri vekillerden biri de odur. Daha sonra da koalisyon hükümetinde NKP (M)nin 4 bakanýndan biri olmuþtur. Hükümette Çalýþma ve imar bakaný olarak yer alan Yami, Eylül ayýnda diðer bakan yoldaþlarý ile birlikte hükümetten istifa etmiþtir. Yami ayný zamanda NKP (M)nin önde gelen isimlerinden olan ve kendisi de bakanlýk yapmýþ olan Baburam Bahattarai’nin eþidir. benimsiyorsunuz?» þeklinde idi. Hisila Yami bu soruya «Biz bu süreçte gerçekten istediðimiz takdirde iktidarý kendi ellerimize alabileceðimizi bir kez daha gördük. Ama ayný zamanda da güneyde bir buçuk milyara yakýn nüfusuyla Hindistan’ýn kuzeyimizde ondan daha büyük Çin’in ve her ikisinin arkasýnda ABD emperyalizminin Nepal’e doðrudan doðruya müdahale etmek için fýrsat kolladýklarýný da daha yakýndan görme imkanýmýz oldu. Bu devletler iktidarý eline alan NKP (M) üzerine yöneldikleri zaman bizim yardýmýmýza hangi güçler gelecek? Biz bugüne kadar böyle bir müdahalenin NKP (M) ile saldýrganlar arasýnda bir savaþ deðil tüm Nepal halký ile saldýrgan devletler arasýnda cereyan etmesini saðlayacak koþullarýn yaratýlmasýna özen gösteriyoruz.» Bu yanýt üzerine son soru da «peki NKP (M)’nin baþka ülkelerdeki devrimcilerden beklediði nedir?» idi. Yami bu soruya «bizi izleyin ve bizim deneyimimizden öðrenmeye çalýþýn biz kendi yaptýklarýmýzdan öðreniyoruz ve güç kazanýyoruz. Bu sizin de öðrenmenize ve güçlenmenize hizmet eder. Bu da hem bizim için hem kendiniz için yapabileceðiniz en yararlý iþtir. Bundan daha önemli destek beklemiyoruz.» diye yanýt verdi. Hisila Yami sözlerini «bizim mücadelemiz sonunda yenilgiyle sonuçlanabilir. Ama bizim yenilgimiz dahi hem bize hem dünya halklarýna çok þey öðreten yararlý bir deneyim olacaktýr» diyerek ve toplantýyý örgütleyen Fransa-Nepal Halklarý Dayanýþma komitesiyle izleyenlere teþekkür ederek bitirdi.


Sayfa

7

Dünyanýn En Yüksek Zirvelerinde Dalgalanan Kýzýl Bayrak Asya’nýn En Yaþlý Monarþisinin Mezarýna Dikilecek mi? Nepal Bugün Gelinen Noktaya Nasýl Geldi?

seçimlerinin 22 Kasým’da yapýlmasýný kararlaþtýrmýþtý. Ama NKP (M) bu tarihte yapýlacak seçimlere kral taraftarlarýnýn müdahale ederek seçilecek kurucu meclisin monarþiyi laðvetmesinin önüne geçebileceðinden kuþku duymakta ve bunu önlemek için müdahaleler yapmaktaydý. Öte yandan oldum olasý meþruti monarþi yanlýsý Kongre partisinin de bu yönde bir geliþmede rol oynamasýndan endiþe duyulmaktaydý.

Bazý burjuva tarihçileri «fransýz devrimini kim yaptý?» sorusunu kinayeli bir dille «Fransýz devrimini Fransa kralý yaptý» diye yanýtlar. Nepal’deki iki buçuk asýrlýk monarþinin günlerinin sayýlý olduðu bugünlerde «bu noktaya nasýl gelindi?» sorusuna ayný tarihçiler muhtemelen «bu noktaya kral Gyanendra sayesinde gelindi» yanýtýný verirlerdi. Gyanendra Nepal tahtýna oturur oturmaz aðabeyinin hükümdarlýðý sýrasýnda 1996’nýn Þubat’ýnda halk savaþýný baþlatan Nepal Komünist Partisi’nin (Maoist) askeri kolu olan Halk Kurtuluþ Ordusu’nun kökünü kazýyacaðý vaadinde bulundu. Gyanendra dönemi bu savaþýn sertleþtiði bir dönem oldu. Sonunda 2006 yýlýnda Nepal ordusunun kontrol ettiði yegane alanlar olan büyük þehirlerin HKO tarafýndan kuþatýlmasý ve kentlerde çatýþmalý kitle gösterilerinin yükselmesine vardý. Bu ayný zamanda 78 bin mevcutlu Nepal ordusunun baþkomutaný da olan Gyanendra’nýn hýþýmla baþladýðý hükümdarlýðýný hezimetle sonlandýrmasýný ifade ediyordu. Nepal’de Gyanendra’nýn aðabeyi Kral Birendra’dan devraldýðý meþruti monarþi rejimi kitle hareketinin yükselmesi karþýsýnda babasý olan Kral Mahendra zamanýnda 1990’da kuruldu. Mahendra kendine baðlý bir hükümet ve bir parlemento kurarak kitle hareketini dizginlemek istemiþti. Gyanendra ise HKO’nun yürüttüðü halk savaþýna paralel olarak yükselen kitle hareketi karþýsýnda iki kez kendi hükümetini daðýtmak ve baský tedbirlerini istediði gibi geçirmeyen meclisi feshetmek zorunda kaldý. Ýlk kez 2002 Ekim’inde kendi hükümetini görevden alan Gyanendra 2005 yýlýnýn Þubat’ýnda bir kez daha hükümeti görevden aldý, meclisi devre dýþý býrakarak ülkede olaðanüstü hal ilan etti. Telefonlar kesildi, havaalaný kapatýldý, baþkent Katmandu'da askerler sokaklarda devriye gezmeye baþladý. Tanklar, baþbakan ve diðer liderlerin evlerini kuþattý. Kral, «anayasal düzeni korumak» bahanesiyle anayasanýn basýn, ifade ve toplanma özgürlüðünü düzenleyen hükümlerini askýya aldýðýný açýkladý. Gyanendra kendi hükümetine karþý darbe yapmýþtý. Görevden alýnan koalisyon hükümetinin ikinci büyük ortaðý ise Nepalli menþeviklerin Mahdav Kumar Nepal önderliðindeki Nepal Komünist Partisi (Birleþik Marksist Leninist) idi. Ama Gyanendra’nýn darbesi karþýsýnda, ülkenin en büyük partisi olan Kongre Partisi de dahil olmak üzere bütün burjuva partileri de Kral’ýn karþýsýna dikildiler ve NKP (M)’nin ittifak taktikleri ile bugüne varan sürecin önü açýldý.

Parlamentonun Feshinden Krallýðýn Laðvedilmesine Hangi Süreçte Varýldý? Kral Gyanendra’nýn darbesine karþýlýk bütün siyasi partilerin aktif bir muhalefet tutumu benimsemeleri ayný zamanda 10 yýldýr gerilla savaþý veren NKP (M)’nin siyasi inisiyatif almasýna ve büyük kentlere yönelmesine çok elveriþli koþullar yarattý. Büyük kentlerde çatýþmalý kitle gösterileri giderek büyüdü. Bu eylemler Kral Gyanendra'yý geri adým atmaya zorladý. Kral, Maoist gerillalara karþý mücadelede baþarýsýz kaldýklarý gerekçesiyle feshettiði parlamentonun yeniden toplanmasýna izin verdiðini açýklamak zorunda kaldý.

Ama faaliyete baþlayan parlamento 1990’daki parlamento gibi olmadý. Bu sefer kitle hareketini dizginleyici bir rol oynamak yerine sokakta büyüyen muhalefetin izinden gitmek zorunda kaldý. Meclis Kral'ýn ordu üzerinde kontrolüne son vererek Nepal siyasetinden çekilmesini öngören bir kararla iþe baþladý. Hükümetin önerisini onaylayan meclis Kral Gyanendra'nýn siyasi ve askeri yetkilerini elinden almayý kabul etti. Bu meclis kararý uyarýnca Nepal ordusuna atanacak komutanlarý bundan böyle artýk 'Majestelerinin Hükümeti' yerine kýsaca Nepal hükümeti olarak adlandýrýlmasý kabul edilen hükümet belirleyecekti. Ayný kararda Kraliyet ailesinin mal varlýðýnýn vergilendirilmesi talebinin yanýsýra sembolik bir göreve indirgenen Kral'ýn yerine geçecek kiþiyi hükümetin belirlemesi öngörülüyordu. Bu durumda Nepal’in tüm siyasi partilerinin Krala karþý üzerinde birleþebileceði bir ittifak zemini oluþmaktaydý. Bunun üzerine NKP (M) de tek taraflý olarak üç aylýk ateþkes ilan etti ve sadece ''aktif bir savunma konumunda'' olacaklarýný açýkladý. Bu ilk ateþkes ilaný deðildi aslýnda en sonuncusu bir yýl önce ilan edilen ateþkesler hükümetler tarafýndan bir karþýlýk bulmamýþtý. Bu sefer öyle olmadý. Nepal'deki Amerikan elçisi James Moriarty, daha önce meclis açýldýðý takdirde vermeyi taahhüt ettikleri askeri yardýmý gözden geçireceklerini söyleyerek, ''silahlarýný býrakana dek Maocu asilere güvenemeyiz'' demesine raðmen 2006 Mayýs’ýnda yeni kurulan hükümet de süresiz ateþkes ilan ederek maoist gerillalara tümüyle silah býrakma çaðrýsý yöneltti. NKP (M) lideri Prachanda, ancak, ordu yeniden düzenlendiðinde silah býrakacaklarýný açýklayarak bu çaðrýyý yanýtladý. Meclisteki partiler NKP’nin’de meclise katýlmasýný ve oluþan koalisyon hükümetinde yer almasýný talep ediyor ve bunun için HKO’nun silahlarýný býrakmasý þartýný koþuyordu.

Silahsýzlanma Sürecinin Özgünlükleri Bunun üzerine Baþbakan Koirala ve NKP (M) lideri Prachanda’nýn bizzat yürüttükleri silahsýzlanma görüþmeleri baþladý. Bu görüþmelerinin ilk aþamasýnda, silahsýzlanma konusu her iki tarafýn silahlý birimlerinin,

kendi denetimlerindeki alanlarýn dýþýna çýkmamayý taahhüt etmeleriyle bir uzlaþma noktasýna vardý. Buna göre Nepal ordusuna baðlý askerler kýþlalarýný terketmeyecek. Gerillalar da ellerindeki tüm silahlarý tek bir kampta tutacaklardý. Bu uzlaþmanýn ardýndan Birleþmiþ Milletler'e her iki tarafýn da anlaþmaya uymasýnýn saðlamak üzere sorumluluk üstlenmesi için çaðrýda bulunan bir mektup gönderildi. Ayný zamanda bu uzlaþmayla birlikte NKP (M) temsilcileri de geçici parlamentoya girdiler. Ama bu konuda uzlaþmayý kabul eden NKP (M) bir yandan da hükümetin monarþik düzeni sürdürmekte ýsrar etmesi durumunda barýþ görüþmelerini terk edeceklerini açýklamaya devam ediyor meclis ve hükümet üzerinde Kral’a karþý tutumlarýný ilerletmeleri yönünde baský uyguluyordu.

Bu süreçte NKP (M) hem sokakta kitle eylemleriyle hem parlamentodaki ve hükümetteki varlýklarýyla monarþiye son verilmesi yönündeki baskýsýný arttýrdý. Krallýðýn kesinlikle laðvedilmesi, Nepal’in Federal Demokratik bir Cumhuriyet olarak ilan edilmesi ve kurucu meclis seçimlerinin ayrýcalýklý kastlarý ve sömürücü sýnýflarýn lehine çalýþan nispi temsile dayalý seçim sistemi yerine doðrudan temsil yoluyla seçilmesi doðrultusunda bir ajitasyonu yükselttiler. Bu kampanyalarýn ardýndan da bu taleplerin kabul edilmemesi nedeniyle ve Kongre partisini meclis ve hükümette tecrit etmek maksadýyla geçtiðimiz Eylül ayýnda krallýðýn derhal laðvedilmesi önerisi kabul edilmediði gerekçesiyle hükümetteki bakanlarýný çektiler. Böylece doðrudan doðruya hem krala hem de geçici hükümete karþý sokaklarda yükselen muhalefetin temsilcisi olarak koalisyon partileri üzerinde yoðun bir baský uygulamaya baþladýlar. NKP (M)’nin hükümetten çekilmesiyle birlikte, öngörülen seçimler de 22 Kasým’da yapýlamýyordu; böylece bu manevra ile NKP (M) bir bakýma monarþistlerin olasý bir tertibinin önünü kesmiþ oldu. Bu geliþme üzerine koalisyonu oluþturan yedi parti maoistleri tekrar hükümete katmak için çabalamaya baþladýlar. NKP (M) üç þartýndan vaz geçmiyor ve ancak bu þartlar kabul edildiði takdirde tekrar hükümette yer alacaðýný ýsrarla savunuyordu. Böylelikle Nepal yeniden siyasi istikrarsýzlýða düþmüþ iç savaþýn yeniden baþlayacaðýna dair endiþeler artmaya baþlamýþtý.

Böylece Birleþmiþ Milletler Nepal Misyonunun (UNMIN) 70 gözlemciyle izlediði bir süreçte 31 bin gerilla 7 ana 21 küçük kampta toplandý ve 3428 silahýn da kilit altýna alýndýðý kamplarý korumak amacýyla sadece 524 silahýn elde tutulduðu açýklandý. Kayda geçirilen her gerillaya BM kimliði verildi. 18 yaþ altýndaki gerillalar kayýtlardan silinecek ve 2006 Mayýs’ýndan sonra katýlanlarýn gerilla sayýlmayacaðý kabul edildi. Bu görüþmelerin ardýndan 21 Kasým 2006’da ilan edilerek yürürlüðe giren «Kapsamlý Barýþ Anlaþmasý»nýn taraflarý bir yanda 7 partiden oluþan koalisyon hükümeti diðer tarafta da NKP (M) idi.

Silahsýzlanma Görüþmeleri Yeni bir Anayasaya Varýyor Ama silahsýzlanma görüþmeleri adý altýnda baþlayan görüþmelerin sonunda varýlan bu anlaþma metni aslýnda bir nevi anayasa taahhüdü gibi kabul edilmesi gereken bir protokolü ifade ediyordu. Anlaþmanýn maddeleri içinde yeni bir anayasayý yapacak bir kurucu meclisin seçilmesi ve bu kurucu meclisin ilk toplantýsýnda monarþinin akibetinin basit oy çokluðu ile belirlenmesi; kraliyet ailesinin mallarýna ne yapýlacaðý gibi esaslar da yer almakta idi. Ayný zamanda da bu kurucu meclis seçimlerine kadar geçici bir yeni meclis oluþturulmasý ve bu süre boyunca geçerli olmak üzere ve söz konusu anlaþmanýn esaslarýna uygun bir geçici anayasa belirlendi. Buna göre kabul edilen geçiçi anayasa bir önceki yýl fiilen kraldan alýnan yürütme yetkilerini resmen baþbakana devredecekti. 330 üyeli yeni geçici parlamentoda NKP (M) 73 milletvekili kotasýna sahip olacak kalan sandalyeler diðer partiler arasýnda paylaþýlacaktý. NKP (M) bu temsilcilerinin çoðunu geleneksel olarak dýþlanmýþ etnik gruplar ve kastlardan seçtiler ve meclise önemli sayýda kadýn milletvekili yerleþtirdiler. NKP (M) ayný zamanda oluþturulan geçici hükümettede 4 bakanla yer aldý.

Maoistlerin Parlamentodaki Taktik Tutumlarýnýn Sonuçlarý Geçtiðimiz yýlýn Haziran ayýnda meclis Kurucu meclis

240 yýllýk Nepal Krallýðý Nisan’da Tarihe Karýþýyor Bu kararlý tutumun ardýndan 2007 yýlý sona ererken koalisyon partileri ile maoistler arasýnda yeniden uzlaþma saðlandý. Aralýk ayýnýn 23’ünde parlamentoda Krallýðýn laðvedileceðini, Nepal’in federal demokratik bir cumhuriyet olacaðýný peþinen ilan edip bunu kayda geçirecek anayasayý oluþturmak üzere seçilecek kurucu meclis için seçimlerin 2008 Nisan’ýnda yapýlmasýný ifade eden bir karar tasarýsý oylandý. Bu karar 321 parlamenterin 270’inin olumlu oyuyla kabul edildi. Üç aleyhte 48 de çekimser oy çýktý. Ayný karara göre eðer Kurucu Meclis seçimlerinden önce kral ve monarþistler bir tertibe kalkýþýrlarsa geçici parlamentonun üçte ikisinin oyu ile krallýðýn her an laðvedilebileceði de kararlaþtýrýlmýþ oldu. Daha önce 497 üyeli olmasý öngörülen Kurucu Meclis yeni karara göre 601 üyeden oluþacaktý. 240 üye doðrudan temsil yoluyla belirlenecek, 335 üye nispi temsil esasýna göre seçilecekti. 26 sandalyenin sahipleri ise baþbakan tarafýndan belirlenecekti. Böylece seçim sistemi konusu tam olmasa da maoistlerin þart koþtuklarý konular bir kez daha meclis ve hükümet tarafýndan kabul edilmiþ oldu. Rusya’da 1917 Þubat devriminin doksanbirinci yýldönümüne gelirken, Himalayalarýn tepelerindeki Nepalli devrimciler dünyanýn en yaþlý otokrasilerinden birinin tarihe gömülmesi yolunda bir adým daha atmýþ oldu. Köz’ün arkasýnda duran komünistlerin ve demokratik sorunlarýn proleter devrimi yoluyla çözülmesine önderlik etme iddiasýnda olanlarýn tümünün Nepal’deki deneyimden öðrenecekleri var, Nepalli devrimcilerin de öðretecekleri dersler birikmekte.


Sayfa

8

TÝB-DER’in Tersane Ýþçileri Kurultayýna Katýldýk Tersane Ýþçileri Birliði Derneði'nin 9 Aralýk'ta düzenlemiþ olduðu kurultaya Tuzla'da çalýþma yürüten komünistler olarak biz de katýldýk. Ýçerisinde çalýþma yürüttüðümüz kurumun gündemine soktuk ve kurumun da bu kurultaya destek vermesini saðladýk. Kurultaya kitle örgütleri arasýndaki iletiþimin artmasýný, dolayýsýyla devrimcilerin temaslarýnýn artmasýný arzu ettiðimiz için, dayanýþma içerisinde ve birbirlerinin çalýþmalarýný destekleyen tarzda çalýþmalar yapýlmasýný benimsediðimiz için ve bu çalýþmalarýn sürekliliðinin saðlanmasýný önemsediðimiz için katýldýk. Ayný zamanda tersanelerden tanýdýðýmýz iþçi arkadaþlarýn, bu alanda mücadele veren dernekle iliþki kurmalarýný hedeflediðimiz için onlarý da kurultaya kattýk. Yaklaþýk100 kiþinin katýldýðý kurultay Tersane Ýþçileri Birliði Derneði adýna yapýlan bir açýlýþ konuþmasý ile baþladý. Daha sonra dernek üyeleri söz alarak tersanelerdeki çalýþma koþullarý ve buna karþý iþçilerin yürüteceði örgütlü mücadelenin önemini vurgulayan konuþmalar yaptýlar. Dernek üyelerinin yaptýklarý konuþmalarýn ardýndan Yüksel Akkaya ve Volkan Yaraþýr kurultayýn tersane iþçilerinin mücadelesindeki önemine deðinen ve bu çalýþmayý destekleyici konuþmalar yaptýlar. Son olarak da katýlan iþçilerin de söz aldýðý serbest kürsü bölümü oldu. Bu bölümde iþçiler çalýþtýklarý alandaki sorunlarý dile getirdiler. Ýçinde çalýþtýðýmýz kurum adýna yapýlan konuþmada da emekçilerin bulunduðu her alanda onlara dönük saldýrýlarýn arttýðý bu dönemde tersane iþçileri arasýndaki örgütlülüðü yaratma ve mücadeleyi yükseltme hedefiyle önemli bir çaba sarf eden derneðin çalýþmasýna destek verildi. Ayný zamanda emekçilerin bulunduðu alanlarda çalýþma yürüten bu kurumlar arasýndaki destek ve dayanýþma iliþkisinin sürmesi temenni edildi.

Konuþmanýn tam metni þöyleydi: “Tuzla tersanelerinde iþ cinayetlerinin arttýðý, cehennem koþullarýný aratmayan þartlarda çalýþmanýn dayatýldýðý bir dönemde; tersane iþçileri arasýndaki örgütlülüðü arttýrmak hedefiyle yola çýkan Tersane Ýþçileri Birliði Derneði'nin örgütlediði Tersane Ýþçileri Kurultayý'ný selamlýyoruz. Tersane havzasýnda, deri havzasýnda ve bir çok iþ sahasýnda saldýrýlar artýyor, sendikasýzlaþtýrma, örgütsüzleþtirme yasalarý bir biri ardýna sýralanýyor. Emekçilerin barýnma hakký elinden alýnýyor, evleri baþlarýna yýkýlýyor. Eðitim hakký ellerinden alýnýyor, üniversiteler dýþýna itiliyor. Ancak bunun karþýsýnda durmak için azýmsanmayacak bir çaba sarf ediliyor. Sendikalar, kooperatifler, iþçi dernekleri, dayanýþma dernekleri, kültür merkezleri… Gücümüzün birliðimizden, örgütlülüðümüzden geldiðinin bilinciyle yürütülen bu çalýþmalar emekçiler arasýndaki dayanýþma ve örgütlülüðün saðlanmasý için atýlmýþ önemli adýmlardýr. Farklý tempolarda ilerleyen bu çalýþmalarýn daha güçlü ve etkili olabilmesi için birbirini desteklemesi, birbirinden güç almasýnýn önemli bir ihtiyaç olduðunu düþünüyoruz. Bu ihtiyacýn karþýlanmasý için sadece emekçilere dönük saldýrýlarýn arttýðý dönemlerde bir araya gelmeyi yeterli görmüyoruz, sürekliliði saðlanabilecek bir dayanýþma ve eþgüdümün gerekli olduðunu biliyoruz. Tersane iþçilerini bir araya getiren Tersane Ýþçileri Birliði Derneði'nin çalýþmalarýný destekliyoruz ve bu dayanýþmanýn sürmesini temenni ediyoruz. Yaþasýn Sýnýf Dayanýþmasý!” Köz adýna yaptýðýmýz daha önceden planlamadýðýmýz konuþmada da bu tür etkinliklerin önemli olduðunu ve yüzlerinin emekçilere dönük olduðunu söyleyen milletvekillerinden bu etkinlikleri güçlendirmek için yararlanýlabileceði

anlamýnda bir öneride bulunduk. Önceden kestiremeden yaptýðýmýz bu öneri biraz gerginlik yarattý. Aslýnda pozitif olarak yapýlan bu öneri bizim istemediðimiz biçimde yanlýþ anlaþýlmamýza neden oldu. Milletvekilleri ya da seçimlerde alýnan tutum konusunda bir tartýþma/ayrýþma yaratma niyetiyle deðil, bu tür sýnýf temelli çalýþmalarýn güçlenmesi niyetiyle yapýlmýþ bir öneriydi. Bu konudaki farklý tutumlarýn hassasiyetini gözetmemek bizim eksikliðimizdi. Bunun dýþýnda kurultayda bekâr evlerinde barýnan Kürt iþçilerinin yaþadýklarý sýkýntýlarý anlatan bir sinevizyon gösterimi de yapýldý. Kurultayda öne çýkan önemli bir vurgu da bir genel grev örgütlenmesiydi, bir sonraki kurultayýn gündeminin grev olmasý kararlaþtýrýldý. Kurultayda iþçilere sunulan ve karar alýnan önergeler þunlar: 1- Taþeronluk sistemi kaldýrýlsýn. 2- Sakat kalan iþçilerin ailelerine yardým için bir fon oluþturulsun, tersane iþçileri dayanýþma fonu kurulsun. 3- Ýnsanca yaþam için ücret istiyoruz., kampanyalarýna destek 4- Ölen iþçileri unutmadýðýmýzý göstermek için 16 Haziran'ý anma etkinliði kapsamýna almak 5- GÝS-BÝR, Gurbetçi iþçilere saðlýklý barýnma hakký saðlansýn þiarýyla bir kampanya ve Gurbetçi Ýþçiler Bülteni derneðin aylýk yaysýn organý olsun. 6- 1 Mayýs 2008'e iþ býrakarak katýlýnmasý. 7- 3. Tersane Ýþçileri Kurultayý örgütlenmesi ve grev gündemli olmasý. 8- TÝB-DER'in Esenyalý ve Aydýntepe gibi yerlerde lokal açmasýný istiyoruz. Semtlerde havza direniþini destekleyecek lokaller açýlsýn. 9- Ýþçi saðlýðý ve iþ güvenliði saðlansýn kampanyasý yürütülsün ve basýn açýklamasý yapýlsýn. Tuzla’dan Komünistler

DEMSAÞ Deri Fabrikasý Ýþçileri Direniþte Çalýþtýðýmýz mahallenin yaný baþýnda bulunan deri sanayi bölgesindeki Deri-Ýþ sendikasýnýn örgütlü bulunduðu Demsaþ fabrikasýndaki iþçiler direniþe geçtiler. Biz de önce sendika ile görüþerek durum hakkýnda bilgi aldýk, ihtiyaçlarýný öðrenmeye çalýþtýk. Sendika da yeni baþlayan bir direniþ olduðu için moral ziyaretlerine ihtiyaçlarý olduðunu ve þimdilik bunun yapýlabileceðini önerdi. Bunun üzerine biz de içinde çalýþtýðýmýz kurumda bu konuyu gündem ettik. Kurumun ihtiyacý olduðu her dönemde iþçilerin destek olduðunu, bugün de bizim desteðimizi direniþteki iþçilere sunmamýz gerektiðini vurguladýk ve kurum olarak bir ziyaret organize ettik. 7 Ocak Pazartesi günü Mayýsta Yaþam Kooperatifi'nin 13 ortaðý ile fabrikaya gittik. Aramýzda ilk kez bir direniþi ziyaret eden arkadaþlar da vardý. Ýþçilerden dinleyerek öðrenmeye çalýþtýk: Demsaþ Deri iþçilerinin direniþe geçme nedenleri, patronun iþyerini kapatacaðým bahanesini öne sürerek iþe biraz ara vermek ve bunun üzerine de iþe yeni ve daha ucuza çalýþacak eleman alabilmek istemesi... Kapatma bahanesi olarak da iþlerin olmayýþýný öne sürüyor, ancak kapatacaðýna dair bir belge göstermiyor. Yani kapatmak gibi bir niyeti yok sadece ara verip yeni iþçiler almak istiyor. Buna karþýlýk da iþçiler direniþe geçiyorlar. Demsaþ Deri 90 yýllýk bir fabrika ve burada çalýþan iþçiler içinde 25-30 yýldýr çalýþanlar var. Fabrikada toplam 21 iþçi çalýþýyor ve þu an bu iþçilerin tamamý direniþteler. 1997 yýlýndan beri ilk defa direniþ çadýrý kurulmuþ. O zamandan beri hiç böyle bir direniþ olmamýþ. Direniþ 24 gündür devam ediyor ve iþçilerin talebi yeniden iþlerinin baþýna geçebilmek. Bu süreci iþçilerden öðrendikten sonra kurumun çalýþmasýný da anlatma þansý bulduk. Kurumun yürüttüðü çalýþmalarýn iþçilerin sorunlarýndan baðýmsýz olmadýðýný, bu yüzden de onlarýn hak alma mücadelelerinde onlarla birlikte olmayý önemsediðimizi, verilen mücadelelerin ortaklaþtýrýlmasý gerektiðini vurguladýk. Direniþteki iþçiler ziyaretimizden çok memnun kaldýlar ve böyle dayanýþma örneklerinin sürekli olmasý gerektiðini belirttiler. Bizler de iþçiler ve emekçiler arasýnda her zaman dayanýþmaya ihtiyaç olduðunu, bunun için de böyle direniþlerde bulunmak gerektiðini belirttik. Yaþasýn Sýnýf Dayanýþmasý! Tuzla’dan Komünistler

Limter-Ýþ Sendikasý Temsilcisi Mehmet Barýndýk’la Roportaj Son dönemlerde Tuzla’da tersanelerde yaþanan iþ kazalarý sonucu iþini kaybeden iþçiler ve tersanelerde baþlayan eylemler ve direniþler; devrimcilerin ve emekçilerin gündemine girdi. Uzun yýllardýr çok çeþitli kesimlerin tersanelerde mücadele etmiþ olduðunu biliyoruz. Bu çalýþmalarýn baþýnda da Limter-Ýþ sendikasý gelmektedir. Tersanelerde yaþanan sorunlara, örgütlenme deneyimlerine ve mücadele biçimlerine iliþkin deneyimlerinden yararlanmak üzere Limter-Ýþ Sendikasý’nda Ýzmir’de ve Tuzla’da çalýþma yürütmüþ bir arkadaþýn deneyimlerinden yararlanmak istedik. Ýzmir’de gerçekleþen 7. Kitle Örgütleri Koordinasyonu’na Limter Ýþ Sendikasýný temsilen katýlan Mehmet Barýndýk deneyimlerini bizimle paylaþtý ve sorularýmýzý yanýtladý. Adýnýz ve Soyadýnýz? Mehmet Barýndýk Tersanelerde kaç yýl çalýþtýnýz ne tür iþler yaptýnýz? 1995 yýlýndan itibaren tersanelerde çalýþýyorum. Þu anda Alaybey tersanesinde kaynakçý olarak çalýþýyorum. 1996 sonlarýnda DÝSK’e baðlý Limter-Ýþ’in Ýzmir Bölge temsilciliðinde görev alarak sendikal faaliyetlere baþladým. 1998 Mart ayýnda yapýlan olaðan kongrede genel yönetim kurulu üyeliðine seçildim. Ýki dönem Ýstanbul Tuzla’da genel merkezde görev yaptým. Ýzmir Aliaða gemi söküm tesislerinde: Öge Gemi Söküm ve Çukurova Gemi Söküm; Ýstanbul Tuzla’da, Gemak RMK, Proteksan, Selah, Torlak tersanelerinde montaj ve kaynakçý olarak çalýþtým. Tersane iþçilerinin temel sorunlarýndan bahseder misiniz? Tersane iþçilerinin temel sorunlarý arasýnda kayýt dýþý

çalýþtýrma, iþ kazalarý, iþ koþullarýndan doðan saðlýk sorunlarý, taþeron ve götürü çalýþma geliyor. Ýþçi sýnýfýnýn genel sorunlarý tersane iþçilerinin de temel sorunlarý ama tersanelerde özel sorunlar da var. Tersane iþçilerinin bazý sorunlarý diðer toplumsal kesimlerinin sorunlarýyla çakýþýyor. Mesela çevre kirliliði gibi. Tersane iþçilerinin örgütlenme mücadelesinde uzun yýllar yer aldýnýz. Bu mücadelenin tarihinden bahseder misiniz? Tersane iþçilerinin mücadelesi iþçi sýnýfý mücadelesinin ilklerinden. 1870’de ilk kez tersane iþçileri grev yapýyor. Hak arama kavgasýnda diðer sýnýf kardeþlerine örnekler sergiliyorlar. Bizim döneme kadar, birçok mücadele deneyiminden geçmiþtir, kuþkusuz tersane iþçilerinin yüz yýllýk tarihi. Ama ben yaþadýklarýmdan bahsedeceðim. Tabi ki çok azýndan çünkü ayrýntýlarý anlatýrsak herhalde yaþadýklarýmýz kitaplaþýr. Mesela 6 ay süren bir grev yaþadýk Yonca Teknik Grevi... Bu grevin öðrettiklerini o dönem kamuoyuna aktardýðýmýzý düþünüyorum (2002). Erkal (Tuzla Turizm) ve Türkter tersaneleri... 107 gün süren tersane direniþleri de yine önemli bir yer tutuyor (2000). Ýzmir Aliaða’da Gemi Söküm iþçilerinin 1998 nisan ayýnda baþlattýklarý “götürü çalýþmaya paydos, sigortasýz çalýþmaya son, insan gibi yaþanabilir ücret” talebi sendikal örgütlenmeye dönüþmüþtür. 200 iþçi sendikamýza üye olup 7. gemi sökümde örgütlenmiþlerdi. Anti-demokratik yasalar ve DOK Gemi-Ýþ bu örgütlenmelere engel olmuþtur. Bugün tersane iþçilerinin ör gütlenme mücadelesine nasýl bakýyorsunuz? Ýþkolunda Tuzla’da Dok Gemi-Ýþ’in toplu iþ sözleþmeleri var. Ama bu Toplu Ýþ Sözleþmeleri iþçilerin iradesi doðrultusunda geliþmemiþtir. LimterÝþ’in faaliyetlerinin geliþtiði dönemde patronlar

(GÝSAB) iþçileri göstermelik olarak DOK Gemi Ýþ’e yönlendirmiþtir. Örneðin Tuzla RMK’da -ben orada çalýþýrken- 17 tane taþeronda, toplam iþçi sayýsý 2000 ile 2500 arasýnda idi. RMK’nýn kendi kadrosu 180 kiþiydi. 110 iþçi DOK Gemi Ýþ üyesiydi. Bu tablodan siz sonuç çýkartýn. Bunun gibi Dok Gemi-Ýþ’in sözde örgütlü olduðu 10 civarýnda tersane var. Onun için burada tek tek tersanelerde toplu iþ sözleþmesi yapmak zordur. Toplu genel grev doðru bir stratejidir. Bunun için de emek yoðunluklu bir faaliyet þarttýr. Tek tek iþyerlerinde komiteler bu komitelerin birleþtiði bir üst birlik þarttýr. Uzun ve emek yoðunluklu bir çalýþmanýn vereceði sonuç baþarýdýr. Te r s a n e l e r d e d e v r i m c i l e r i n a y r ý a y r ý örgütlendikleri kurumlar var. Tersane Ýþçileri Birliði var. Limter-Ýþ var. Neden ayrý örgütlenmeler var? Ýþçi sýnýfý bu kadar bölünmüþken ayrý örgütlenmelerle bölünmeleri hakkýnda ne düþünüyorsunuz? Ýþçi sýnýfýnýn en üst örgütlenme biçimi sendikalardýr. Birlik, dernek geri örgüt biçimleri olarak ele alýnýr. Birlikler ancak sendikal örgütün bütünü içinde ele alýnýr. Limter-Ýþ bu örgütlenmeyi saðlar. Zaten orada sendika bürokrasisi, patronlarý yok. Yöneticileri iþçidir. Diðer anlayýþlara karþý demokratiktirler. Ama sizin de bildiðiniz gibi devrimci hareketin kronik sorunlarýndan grupçuluk kitlelerin büyük kalkýþmalarýný engellemektedir. Oradaki (Tuzla’da) devrimci yapýlarýn, sol partilerin faaliyetleri ortak olmalýdýr. Toplumsal mücadeleye, sýnýf sendikacýlýðýna büyük mesafeler kazandýracak tersane iþçilerinin kalkýþý tümünün yelkenlerini þiþirecektir. Tuzla’daki sendikal hareketin baþarýsý, diðer iþçilere moral kazandýracak devrimci sýnýf hareketine büyük mesafeler kazandýracaktýr. Devrimci hareketler, sol partiler bu yükselen devrimci sýnýf hareketinde büyüyecektir.

Sendikalarýn dýþýndaki örgütlenmelerin iþçilerin örgütlenmesinde ve sendikalaþmasýnda katkýsý olabilir mi? Elbette. Dernek ya da birlik gibi modeller sendikalarýn alternatifi olamaz ama bu kurumlar göz ardý edilemez. Ýþçi sýnýfýnýn bilinçlenmesini saðlayan ve sendikal örgütlenmeyi güçlendiren; sendikalaþmaya kan taþýyan kurumlar olarak çalýþabilirler. Ýþçi sýnýfýnýn örgütlenmesi için bu kurumlar arasýnda iþbirliði olmalýdýr. Ýþkollarýnda ayrý ayrý örgütlenmelerin birbiriyle rekabet halinde olmasýna karþý nasýl bir tedbir almak gerekir? Ýþçilerin örgütlenmesi noktasýnda nasýl dayanýþma içinde olabilirler? Bu kurumlarda çalýþan kadrolarýn grupçu zihniyetlerden uzak durmasý gerekir. Zaten öncelikli olan iþçi sýnýfýnýn örgütlenmesi ise zaten bu rekabetçi tutumu aþarlar. Aslýnda bu daha kapsamlý bir sorun. Sadece niyetlerle çözülebilecek bir konu deðil. Kitlelerin daha bilinçli ve örgütlü olmasý bu sorunun aþýlmasýnda yararlý olurdu. Sonuçta elbette her siyasi yapý kendi mücadelesini baðýmsýz bir biçimde yürütebilmelidir. Ama hepsinin iþçi sýnýfýnýn güncel mücadelesinde ortak hareket etmesi gerekir. Ýþçi sýnýfýnýn birliði ve örgütlü mücadelesi açýsýndan tersanelerde nasýl bir çalýþma yürütmek gerekir? Kendine güvensin, mevcut kurumlarýna güvensin. Tersanelerde onbinlerce kitle var. Dönem dönem ayaða kalkan ama süreklileþtirilemeyen ve hak aramadan koparýp alýnamayan bir mücadele söz konusu. Kuþkusuz bir çatý örgütü, bir sendika kitleleri mücadeleye çaðýrýr ve bunun için propaganda materyalleri oluþturur. Bu iyi bir þeydir. Ama bu hareketi ayaða kaldýracak dinamikler yani iþyerlerindeki örgüt biçimleri eksik. Ýþ yerlerindeki örgüt biçimleri olmazsa olmazdýr. Bu 10 yýl önce de böyleydi bugün de acil bir görev olarak duruyor.


Sayfa

Sermayenin Saldýrýlarý Sürüyor! TÜMTÝS (Türkiye Motorlu Taþýt Ýþçileri Sendikasý) Ankara Þube Yöneticileri ve bazý iþyeri temsilcileri 26 Kasým'da gece yarýsý evleri basýlarak apar topar herhangi bir gerekçe belirtilmeksizin gözaltýna alýndýlar. Gözaltýna alýnan 17 sendikacý ve sendika yöneticisinden 7 yönetici 4 iþverenin þikayet dilekçeleri delil gösterilerek, iþverenleri tehdit etmek ve iþçileri zorla sendikacý yapmak için çete kurduklarý iddiasýyla tutuklandýlar. ''Abluka'' adý verilen operasyon, basýnýn da sendika yöneticilerinin çete kurduklarý yönünde haberler vermesiyle adýna yakýþýr bir ablukaya dönüþerek devam etti. Ayný gün TÜMTÝS üyeleri Türk-Ýþ genel merkezi önünde yaptýklarý basýn açýklamasý ile tutuklamalarý protesto ettiler. Biz de operasyon sonrasýnda TÜMTÝS'i ziyaret ettik ve TÜMTÝS genel baþkaný Kenan Öztürk ile operasyon hakkýnda röportaj yaptýk. Köz: Sendikacýlarýn gece yarýsý evleri basýlarak gözaltýna alýnmalarýnýn gerekçesi neydi, olaylar nasýl gerçekleþti? TÜMTÝS: Ýþverenleri tehdit etmek, iþçileri zor yoluyla sendikalý yapmak yani 51.maddeye uymamak gerekçesiyle 17 sendikalý ve yönetici gece yarýsý evleri basýlarak gözaltýna alýndýlar. 4 iþverenin þikayeti sonucu gözaltýna alýndýklarý belirtildi. Bu aslýnda ilk kez karþýlaþtýðýmýz bir durum çünkü daha önce de iþverenler tarafýndan yapýlan benzer þikayetler olurdu, bu durumda bize telefon edilir emniyete çaðýrýlýr ve ifademiz alýnýrdý. Bu kez durum farklý. Bu sendikalara, örgütlenme mücadelesine saldýrýdýr. Son dönemde 60 kadar iþyerinde örgütlendik. Bu operasyonun son dönemde gerçekleþtirdiðimiz örgütlenmelerin önünü kesmek için yapýlan bir saldýrý olduðunu düþünüyoruz. Sendika üye ve yöneticilerimizin gözaltýna alýnmasýndan 4-5 gün sonra 7 sendika yöneticisi örgüt kurmak ve yönetmekten tutuklandýlar. Sendika zaten örgüttür yani ortada kurulan yeni bir örgüt yok. Bu operasyon bütün iþçi hareketini kýskaca alma politikasýnýn devamýdýr. Köz: Son dönemde bir çok sendika ve kitle örgütüne saldýrýlar gerçekleþiyor. Bu saldýrýlarla TÜMTÝS'e yapýlan operasyon arasýnda bir bað var mý? TÜMTÝS: Bu topyekün bir saldýrý. Haber-Ýþ grevcileri de medya ile vatan haini ilan edildi. Bizler iktidarýn saldýrýlarýna karþý birlikte mücadele etmezsek bu saldýrýlar sürecektir. Bu yüzden tüm demokratik kitle örgütlerini ve sendikalarý dayanýþmaya çaðýrýyoruz. Bu saldýrýlar bizimle sýnýrlý deðildir bu gün bize yapýlanlar yarýn baþkalarýna da yapýlabilir. Bize yapýlan GSS, kýdem tazminatlarý gaspý vs. ile yapýlan topyekün saldýrýnýn bir parçasýdýr. Ýktidar demokrasi yaygýnlaþýyor diyor ama durum hiç de öyle deðil. Elimizdeki haklarý da kaybetmek istemiyorsak beraber mücadele etmek zorundayýz. Bu durumu tespit etmek yeterli deðil, günü kurtarmaya yönelik iþler yapamayýz. Köz: Tutuklamalarýn ardýndan neler yapýldý? TÜMTÝS: Ankara'da Türk-Ýþ binasý önünde basýn açýklamasý yaptýk. Ýstanbul'da da basýn açýklamalarý yapýldý. Ýzmir'de de yapmayý düþünüyoruz. Bunun yanýnda bir de imza kampanyasý yapmayý düþünüyoruz. Basýn uzmaný arkadaþlarýmýz bu konuyla ilgileniyorlar. Köz: Tutuklanan sendika yöneticilerinin durumu nedir? TÜMTÝS: Biz üst mahkemeye baþvurarak tutuklananlarýn sendika yöneticisi olduklarýný, kaçmalarýnýn söz konusu olmadýðýný belirterek tutuksuz yargýlanmalarýný talep ettik ancak baþvurumuz dikkate alýnmadý. Þimdi ilk duruþmanýn tarihini bekliyoruz.

TÜMTÝS’li Bir Aile Ýle Ropörtaj 20 Aralýk gecesi 17 TÜMTÝS üye ve yöneticisi evleri basýlarak göz altýna alýndýlar. Suçlarýnýn çete kurmak, iþverenleri tehdit etmek ve iþçileri zorla sendikacý yapmak olduðu söylendi. Bir sendikacýnýn evinde bulunan -Malatya'da Ýncil basan yayýnevinin sahiplerinin katledilmeleri olayýnda oyuncak olarak nitelenen- kurusýký tabanca ve baþka sendikacýlarýn evinde bulunan tahta sopalar delil kabul edildi. Sonrasýnda evlerinde "silah" bulunanlar da dahil olmak üzere 10 sendikalý iþçi serbest býrakýlarak, 7 sendika yöneticisi "suç örgütü kurmak" suçundan tutuklandýlar. Oysa onlar bir suç örgütünün deðil, bir iþçi örgütünün yöneticileriydiler ve iþçilerin haklarý için mücadele ediyorlardý ve yaþadýklarý onlara bildikleri bir gerçeði bir kez daha gösteriyordu: Onlarý tutuklayanlarýn gözünde iþçilerin haklarý için mücadele veren tüm örgütler baþlý baþýna birer suç örgütüydü. Tutuklanan yöneticilerin yaþadýklarýný ilk aðýzdan dinlemek için TÜMTÝS mali sekreterinin yakýnlarý ile (kardeþi(K), annesi(A) ve kendisi de TÜMTÝS'li olan eniþtesi ile (E)) ile röportaj yaptýk : Köz: Halil ne için, ne zaman tutuklandý? E: 20 Aralýk günü sabaha karþý evleri basýlarak gözaltýna alýndýlar. Tutuklanma sebeplerinin çete kurmak olduðu söylendi ama tutuklandýklarý gün avukatýmýz polislere delil gösterin deyince delil olmadýðýný söylemiþler. Sonradan sendikanýn kasasýnda, iþverenlerin sendikacý iþçilerin aidatlarýný ödemek için verdiði çekleri haraç alýndýðýnýn delili kabul ettiler. Biz çekleri veren iþverenlerden aidat için verdiklerine dair belge aldýk ama dikkate alýnmadý. Tutuklananlardan 7'si de sendikanýn yöneticisi. Tutuklanmalarýnýn asýl sebebi her mitingde yerini alan bir sendika olan TÜMTÝS’e darbe vurmak. Tutuklananlarýn arasýnda yeni sendika yöneticisi olan arkadaþlar da var, haklarýnda hiçbir þey bulamadýklarý halde onlar da tutuklandý. Ayrýca polisin tüm iþyerlerini dolaþarak þikayetçi olmalarýný istediðini öðrendik. Yani ortada planlý bir saldýrý var. 3 iþveren þikayetini geri aldý ama sonuca nasýl yansýr bilemiyoruz. Daha önce de benzer olaylar yaþadýk. Yozgat'ta Yibitaþ direniþi vardý mesela buradan oraya giderdik. Jandarma çavuþu gelmeyin derdi biz yine de giderdik. Gözaltýna alýnýr 24 saat sonra çýkardýk. AÞTÝ grevi de 9 ay sürmüþtü o zaman da en fazla 24 saat gözaltýnda tutulurduk. Ýlk kez böyle bir durumla karþýlaþýyoruz. Köz: Halil ne zamandýr sendikacý, þu anda sendikadaki görevi nedir? E: 6 yýldýr sendikacýlýk yapýyor. 2 yýldýr yönetici, þimdi sendikanýn mali sekreteri. Köz: Kendisi ile görüþebildiniz mi? Durumu nasýl? K: Annem ve ben iki kere görebildik. Ayda bir kere görüþme hakkýmýz varmýþ. Bizlere iyi olduklarýný söylüyorlar ama morallerinin bozuk olduðunu anlýyoruz. Her þeyi kafasýna takýyor artýk, yüzünde sivilce çýkmýþ mesela hastalandýðýný düþünüyor en kötü ihtimalleri getiriyor

9

TÜMTÝS’te Þahap Tunar Anmasý Gerçekleþti 1 Aralýk 07 tarihinde TÜMTÝS’in düzenlediði Þahap Tunar anmasýna Köz’ün arkasýnda duran komünistler olarak katýldýk. Anma etkinliði baþlamadan önce Þahap Tunar nezdinde kaybedilen bütün devrimciler anýsýna 1 dakikalýk saygý duruþu gerçekleþtirildi. Saygý duruþunun ardýndan Þükrü Günsili söz aldý. Sözlerinde Þahap Tunar hakkýnda þunlara deðindi: “Þahap Tunar 12 yýl önce kalp krizi nedeniyle kaybedilmiþ bir sendika emekçisi. TÜMTÝS Ýzmir þubesinin oluþumunda büyük rol oynamýþ bir sendikacý. Þahap Tunar ile 5 yýl birlikte mücadele ettik. Biz çalýþmaya baþladýðýmýzda TÜMTÝS 3 ilde örgütlüydü. Ve 5 yýl süren mücadelemizde 35 þubenin açýlmasýný saðladýk. Ýþçi hareketinin ülkemizde son dönemlerde gerilediði bir süreci yaþýyoruz. Ýþçi hareketi önceki

dönemlerde iþçi cumhuriyetinin kuruluþ mücadelesinden bahsediyordu. Þimdi ise bu tür þeyleri konuþmuyor. Þahap’ý anmayý kýymetli kýlan þey iþçi sýnýfýnýn kurtuluþu adýna adanmýþ bir yaþantýsý olmasýdýr. Onu böyle anmalýyýz. Tersi onun anýsýna kötülüktür. Bütün arkadaþlardan tek þey bekliyorum, onu anlamalarýný. 12 yýl önce mezarý önünde söz verdik, onu kavgamýzda yaþatacaðýmýza. Þahap’ý anmak ve anlamak mücadele etmekten geçer.” Günsili’nin konuþmasýndan sonra, önceki anmalarýn görüntülerinin yer aldýðý yaklaþýk bir buçuk saatlik bir film gösterildi. Filmde her yýl yapýlan mezar anmalarý, aile ziyaretleri yer alýyordu. Filmde, Tunar’ýn eylemlerden görüntülerine, toplantýlardaki konuþmalarýna yer verilmiþti. Ayrýca filmde Þükrü Günsili’nin, Þahap Tunar ile 5 yýllýk mücadelelerini anlatan bir röportaj

kýsmý yer alýyordu. Burada Günsili, Tunar’ýn Kürt sorununda enternasyonalist bir bakýþ açýsýna, kapitalizm karþýsýnda amansýz bir mücadeleci kiþiliðe sahip olduðuna deðiniyordu. Ayrýca Tunar’ýn EMEP’in kuruluþ sürecinde yer aldýðýna fakat bugün yaþasaydý kendisi gibi gelinen noktada büyük üzüntü duyacaðýný belirtiyordu. Film gösteriminden sonra Tunar’ý anmanýn ancak mücadele ederek mümkün olduðu bir kez daha dile getirildi. Ardýndan anmaya katýlan ve Proletaryanýn Kurtuluþu’nun arkasýnda duran komünistlerden biri söz alarak; anmayý anlamlý bulduðunu, geçmiþine sahip çýkmayacak olanlarýn bir geleceði olmayacaðýný dile getirdi. Köz ve Proletaryanýn Kurtuluþu’nun düzenlediði ‘Yükselen Tasfiyecilik Dalgasý ve Komünistlerin Birliði’

paneline çaðrý yaptý. Ýçinde yaþadýðýmýz topraklar birçok devrimci mirasý barýndýrmakta ancak bugün bunlarýn çok az bir kýsmý hafýzalarda yer almaktadýr. Devrimci hareket bu güne kadar kopuþlu bir süreç yaþamýþ ve barýndýrdýðý devrimci mirasý deneyimleriyle harmanlayýp önümüze ýþýk tutacak bir komünist partiye sahip olmamýþtýr. Bu nedenle TÜMTÝS’in gerçekleþtirdiði etkinliði anlamlý buluyor ve geçmiþine sahip çýkmayanýn geleceðini göremeyeceðini vurgulamak istiyoruz. Köz’ün arkasýnda duran komünistler olarak, yaþadýðýmýz topraklardaki devrimci mirastan ders çýkartacak, proletarya diktatörlüðü için iþçi sýnýfýna önderlik edecek nitelikteki komünist partiyi kurmak için mücadele edeceðiz. Devrim Ýçin Devrimci Parti! Parti Ýçin Komünistlerin Birliði! Ýzmir’den Komünistler

Telekom Ýþçilerinin Grevine Destek Eylemi Te l e k o m i þ ç i l e r i n i n g r e v e baþlamasýndan itibaren hem içinde çalýþtýðýmýz kitle faaliyetindeki arkadaþlarla hem de mümkün olduðunca farklý siyasetlerle birlikte toplu ziyaretler yaptýk. Bu süreçte genel olarak bu yerelde ne tür sýkýntýlar yaþadýklarýna dair sohbetler ettik. Bu ziyaretlerin sonucunda DGH’ýn konu ile ilgili bir basýn açýklamasý yapma önerisi üzerine Denizli’deki kurumlarýn katýldýðý bir toplantý düzenledik. Denizli 78’liler Ýl Giriþimi, DTP, Genç Kurtuluþ, ÖDP, DGH, TKP, Köz ve BES’in katýldýðý toplantýlar sonucunda ortak bir pankart arkasýnda her siyaset ve kurumun kendi dövizlerini taþýdýðý bir eylemin organize edilmesi kararlaþtýrýldý. Bu toplantýda SDP’li arkadaþlar hali hazýrda EMEP’le birlikte Eðitim-Sen üzerinden yürüttükleri çalýþma konusunda katýlan kurumlarý bilgilendirdiler. Toplantýya katýlan kurumlarýn tümü de iki ayrý eylemin yapýlmasýnýn arzu edilen bir sonuç olmadýðýný, çalýþmalarýn ortaklaþtýrýlmasýnýn anlamlý olacaðýnýn dair vurgular yaptý. Bunun üzerine çeþitli görüþmeler sonucunda belirlenen günden bir gün sonra bir eylemin organize edilmesi konusunda görüþ

birliðine varýldý. 28 Kasým günü yapýlan ve yaklaþýk 150 kiþinin katýldýðý basýn açýklamasýna biz de hazýrlamýþ o l d u ð u m u z “ Ya þ a s ý n S ý n ý f Dayanýþmasý”, “Yaþasýn Ýþçi, Ýþsiz, Öðrenci Dayanýþmasý”, “Sermeyenin Saldýrýlarýna Karþý Sýnýf Dayanýþmasý”, “Tek Bir Ýþ Yeri Sendikasýz Tek Bir Ýþçi Sigortasýz Kalmasýn”, “Özgürlük Savaþan Ýþçilerle Gelecek” dövizleri ile katýldýk. Belediye Meydaný önünden Telekom binasýna doðru yapýlan kýsa yürüyüþ sýrasýnda “Kurtuluþ Yok Tek Baþýna Ya Hep Beraber Ya Hiç Birimiz ”, “Telekom Ýþçisi Yalnýz Deðildir”, “Yaþasýn Sýnýf Dayanýþmasý”, “ Fabrikalar, Tarlalar Her Þey Emeðin Olacak” “Yaþasýn Ýþçilerin Birliði Halklarýn Kardeþliði ” sloganlarý atýldý. Telekom önüne gelindiðinde Haber-Sen temsilcisi basýn metnini okuyarak özetle þunlarý belirtti: “Türk Telekom 16 Ekim 2007 tarihinden bu yana grevde, çünkü iþveren Türk Telekom iþçisinin en temel hakký olan örgütlenme hakkýný gasp etmek istiyor. Grev iþçilerin yüzyýlý aþkýn bir süre mücadele ederek ve ayný zamanda çok aðýr bedeller ödeyerek kazandýðý meþru ve anayasal bir haktýr. Bu anlamýyla

bu haklý mücadeleye karþý Türk Telekom, þu süreçte bazý iþ yerlerinde birinci tip, ikinci tip ya da kapsam dýþý statüdeki kurum çalýþanlarýný grevdeki iþçilerin iþlerini yapmaya zorlamaktadýr. Bu uygulamalarýn tamamý hukuk dýþýdýr. Öger firmasý AKP hükümetinden aldýðý güçle iþçilerin tüm kazýnýlmýþ haklarýný gasp etmeye ve tüm sendikal örgütlenmeyi bitirmeye çalýþýyor. Amacý Telekom’da her istediðini yapabilecek bir ortam hazýrlamaktýr. Bu gün bu grevin kazanýmlarýndan yarýn çocuklarýmýz yararlanacaktýr. Ve bu yüzden þimdi iþçilerin haklý ve onurlu mücadelesine destek vermek gerekiyor; bu grev emekçilerin bundan sonraki mücadelelerine ýþýk tutacaktýr. Bu grevin baþarýya ulaþmasýndan sadece iþçiler deðil, sendikasýz çalýþmak zorunda býrakýlan Telekom çalýþanlarý da kazançlý çýkacaktýr. Yaþadýðýmýz deneyimler sustukça sýranýn herkese geldiðini bugüne kadar defalarca gösterdi. Bugün Telekom’daki greve destek vermek hepimizin tarihsel görevidir.” Basýn metninin okunmasý ardýndan eylem son buldu. Böyle bir eylemin organize edilmesi,

organizasyonda sorumluluk alan siyasetlerden biri olarak Köz’ün arkasýnda duran komünistler açýsýndan farklý bir önem taþýdý. Öncelikle bulunduðumuz ilde ilk defa birden fazla siyaseti bir araya getirme noktasýnda DGH ile birlikte sorumluluk aldýk. Bir yandan deneyimsizliðimiz; imkân ve gücümüzün kýsýtlý olmasý bizim bu süreçte zaman zaman hem hýzlý hareket edemememize hem de kurumlar arasýnda saðlýklý bir irtibat kuramamamýza neden oldu. Aslýnda 8 kurumun bir arada yaptýðý toplantýlarda bir eylem komitesi oluþturmuþ olsaydýk bir takým sýkýntýlarýn önüne geçmek mümkün olurdu. Ancak buna raðmen Denizli’de yapýlan bir eylemin güçlü ve saðlam yapýlmasýna katkýda bulunmuþ olduk. Ve yakalanýlan birliktelik kýymetliydi. Bizim açýmýzdan asli olan bu süreçte hem sol çevreleri bir araya getirmek hem de sýnýf mücadelesine karþý yapýlan saldýrýlara bu güçle bir kýsmi müdahale de bulunmaktý. Ve bu doðrultuda gelecek eylemlerde de bu tarz tutum almaya gücümüz doðrultusunda devam edeceðiz. Yaþasýn Devrimci Dayanýþma! Denizli’den Komünistler

22 Gündür Grevde Olan Telekom Ýþçilerine Ziyaret

Bulunduðumuz yerelde Telekom iþçilerini ziyaret etmek üzere 3 Kasým Demokrasi ve Barýþ mitingi sonrasýnda görüþebildiðimiz siyasetlerle temas edip Telekom iþçilerini ziyaret etmeyi ve eðer ihtiyaçlarý varsa birlikte karþýlamayý önerdik. Ve grevin 22. günü DGH ve Genç Kurtuluþçu arkadaþlarla birlikte yaklaþýk 15 kiþi Telekom iþçilerine destek amaçlý aldýðýmýz yiyeceklerle ziyarete gittik. Grevde olan Telekom iþçilerini daha önce de ziyaret ettiðimiz için bulunduklarý alanýn nasýl olduðunu biliyorduk. Ancak havanýn yaðýþlý olmasý nedeniyle grevdeki iþçiler Telekom binasý içinde oturduklarý için iþçilerle

sohbetimizi kýsa kesmek zorunda kaldýk. Ýþçiler ziyaretin gerçekleþmiþ olmasýndan oldukça memnunlardý. Bizi oldukça sýcak karþýladýlar. Grev sözcüsü arkadaþ yaptýðý konuþmada grevi sürdürmek konusundaki kararlýlýklarýný ifade etti. Greve kadar gelen süreci ve taleplerini anlattý. Bunun dýþýnda medyanýn bu süreçte grev konusunda ve ücretlerle ilgili olarak yaptýðý yalan haberlere deðinerek kararlýlýklarýna iliþkin vurgu yaptý: “Bu grev yalnýzca ücret talebi deðildir; bize yapýlan saldýrý esasen sendikamýzý elimizden alma saldýrýsýdýr” dedi. Ayrýca bizim ziyaretimizin anlamlý olduðunu ve bu grevin ayný zamanda

üniversitelere de taþýnmasý gerektiðini söyleyerek sözlerini sonlandýrdý. Biz de bu sorunun bizim de sorunumuz olduðunu ve ancak birbirimizin sorununa sahip çýktýkça bu saldýrýlarýn üstesinden geleceðimizi söyledik. Bunun dýþýnda iki gün önce Haber-Ýþ Ýstanbul þube baþkaný ve iþçilerin gözaltýna alýnmasý meselesine de deðinerek Türk Telekom’da çalýþan diðer kamu çalýþanlarý ile aralarýnýn nasýl olduðunu sorduk. Grev sözcüsü arkadaþ da “Onlar da burada sözleþmeli olarak çalýþan arkadaþlarýmýzdýr ve bu arkadaþlarýmýzla bizim bir sorunumuz yoktur; aksine

destekçimizdirler bize çay yapýp g e t i r m e k t e l e r ; h e rh a n g i b i r ihtiyacýmýz olduðunda karþýlamaktalar” þeklinde yanýt verdi. Son olarak bizden isteklerini sorarak yanlarýndan ayrýldýk. Ayrýca iþçileri ziyarete giderken yanýmýza aldýðýmýz Denizli Eðitim Dayanýþmasý’nýn baþlatacaðý ÖSS çalýþmasý bildirilerini de iþçi arkadaþlara daðýttýk.

aklýna. Annem her gittiðinde aðladýðý için gelmesini istemiyor artýk.

Köz: Dýþarýda olup bitenlerden haberdarlar mý? Rahatsýz olduklarý ya da memnun olduklarý þeyler var mý?

iþler savcýya çok baðlý. O yüzden ne olacaðýný kestiremiyoruz. Dosya gizli tutuluyor avukat hatta milletvekilleri bile dosyayý göremiyorlar. Biz haber vermeden duruþma yapabileceklerini düþünüyoruz çünkü duruþmaya bizler gideceðiz, tüm sendika ve kitle örgütlerini davet edeceðiz ve 40 avukat sokacaðýz duruþmaya. Ama son anda bile olsa avukata haber vermek zorundalar. Biz son anda haberimiz olsa bile duruþmaya katýlma kararý aldýk son toplantýmýzda.

elinden geleni yapmaya çalýþýyor. Basýn açýklamalarý yapýldý Türk-Ýþ baþkanlar kurulunda imza topladýk. Mahkeme tarihi belli olunca imza kampanyasý baþlatýlacak ve bir basýn açýklamasý daha yapýlacak.

Köz: Tutuklamalardan sonra neler yapýldý? Baþka kurumlardan dayanýþma örnekleri gördünüz mü?

A: Býrakmaz. Çýkar çýkmaz devam eder. 7 yýl önce de hapis yatmýþtý yine vazgeçmedi.

A: Ben de onu üzmek istemem ama ana yüreði dayanmýyor. Hapse girerken kapýlar büyüktür ama çýkarken küçücüktür. Bak gireli iki ay oldu nerdeyse ama hala çýkamadý. Benim bir oðlumu da solcu olduðu için hapse attýlar, 3 yýl yattý. O günden beri korkarým bem hapishaneden, evladýmýn nasýl olduðunu görmeden edemem. Köz: Suçlu olduklarý ispatlanmadan gazetelerde çete kurduklarý haberleri çýktý nasýl deðerlendiriyorsunuz? E: O gazetelerde doðru haber çýktýðýný görmedik zaten. Onlar yönetenler ne isterse onu yazarlar.

K: Biz morallerini bozacak þeyleri anlatmýyoruz onlara çünkü bazý þeyler bizim bile moralimizi çökertiyor onlar çok daha kötü etkilenir. Sürekli alýp okuduðumuz Evrensel gazetesinde onlarýn çete kurduðu haberi çýktý mesela, resimlerini de yayýnlamýþlar. Bunu onlara söylemedik. Köz: Mahkemeleri ne zaman olacak? E: Henüz belli deðil ama avukat 20 Ocak’ta 2 ay dolacaðý için mahkeme olabileceðini söyledi. 11. Sulhtan aðýr cezaya geçti dosya. Buradaki savcý çok kötü ve bu

E: Dayanýþma adýna pek bir þey görmedik þimdiye kadar. TÜMTÝS

Saldýrýlar olmadan dayanýþma örgütlerine sahip çýk! Ya þ a s ý n i þ ç i , i þ s i z , ö ð r e n c i dayanýþmasý! Yaþasýn sýnýf dayanýþmasý! Denizli’den Komünistler

Köz: Tutuklanmalarý sizleri nasýl etkiledi? K: Kötü etkilendik tabi. Sabaha karþý 5.30’da evleri basýldý. 14 yaþýnda bir çocuðu var o çok etkilendi. Yeðeni araya girerek: Dayým sendikayý býrakýr bundan sonra…

K: Korkmamamýz gerekiyor bizim. Bunlar zaten korkmamýz için yapýlan þeyler.


Sayfa

10

Mahallelerde Polis Terörü Esmeye Devam Ediyor Polis terörünün eksiksiz olarak devam ettiði mahallemizde; gene evler basýldý gözaltýlar ve arkasýndan da tutuklamalar yapýldý. Bir gece sabaha karþý polisin düzenlediði bir operasyonla 20 kiþi göz altýna alýndý, bunlardan 5’i tutuklandý ve þimdi hala tutuklu bulunmaktalar. Yaþanan bu polis terörünün arkasýndan mahallemizde kimi eylemler gerçekleþtirildi. ESP’lilere dönük yapýlan saldýrýlara karþý mahallemizde diðer siyasetlerle ve kurumlara çaðrýda bulunarak bir basýn açýklamasý yapmak istedik. Çaðrýmýz üzerine Partizan, ESP, HÖC ve Pir Sultan Abdal Derneði’nin de katýlýmýyla bir toplantý yaptýk. Toplantýda mahallemizde bir basýn açýklamasý yapma kararý alýndý. “Polis Terörüne Son” pankartý açýlarak Pazar sokaðýnda bir basýn açýklamasý yapýldý. Basýn açýklamasýna toplantýya katýlmayan diðer siyasetlerden de katýlanlar oldu. 50 kiþinin katýldýðý açýklamada “Polis Terörüne Son, 1 Mayýs’ta Polis Ýstemiyoruz, Katil Polis 1 Mayýs’tan Defol, Tutuklamalar Gözaltýlar Baskýlar Bizi Yýldýramaz, Yaþasýn Devrimci Dayanýþma” sloganlarý atýlarak açýklama bitirildi. ESP’lilere dönük bu operasyona karþý biz de ayrýca bir bildiri yazarak bunun mahallede yaygýn bir þekilde daðýtýmýný gerçekleþtirdik. Olabildiðence çok mahalleliye ulaþarak mahallelerdeki bu polis terörünün ve devrimcilere dönük bu saldýrýlarýn nedenlerini, bu saldýrýlara karþý nasýl ve neden karþý durmak ve

1 Mayýs Mahallesi’nde Polis Ýstemiyoruz!

Son günlerde polis terörü mahallelerde tüm þiddetiyle estiriliyor. Geçtiðimiz günlerde ve haftalarda farklý mahallelerde gerek doðrudan devletin resmi kolluk güçleri eliyle, gerekse yine devletin yönlendirdiði sivil faþistler eliyle devrimciler, demokratlar ve ilericiler saldýrýya maruz býrakýlýyor.

devrimcilere neden sahip çýkmak gerektiðini anlatmaya ve gündem etmeye çalýþtýk. Gözaltýna alýnanlar ve tutuklananlar arasýnda mahallemizin Güzelleþtir me Der neði’nin üyelerinin de bulunmasýndan kaynaklý Güzelleþtirme Derneði mahallemizde bir basýn açýklamasý düzenledi. Mahalledeki siyasetlerin ve kurumlarýn ve bizim de KöZ olarak destek amaçlý katýldýðýmýz açýklamada yapýlan saldýrýlar kýnandý ve göz altýna alýnanlarýn derhal serbest býrakýlmasý istendi. Bu saldýrýlara karþý mahallemizde örgütlü durmak ve derneðe ve tutuklananlara sahip çýkma çaðrýsý yapýldý. Yaþasýn Devrimci Dayanýþma! 1 Mayýs Mahallesi’nden Komünistler

Ferhat Gerçek’e Yönelik Saldýrý Protesto Edildi Geçtiðimiz 6-7 Ekim tarihlerinde Okmeydaný’nda koordinasyon buluþmasý olmuþtu. Bu buluþma için biz de Mayýsta Yaþam’la birlikte mahalleden ayrýldýk. Koordinasyon etkinliklerinin son gününde, kapanýþ konuþmasý esnasýnda Yenibosna’da Yürüyüþ Dergisi satan HÖC'lü arkadaþlara polisin saldýrdýðýný öðrendik. Biz etkinliði sonlandýrmak üzereyken saðlýk ocaðý önünde basýn açýklamasý yapýldýðýný duyduk. Etkinlik sona erdikten sonra da buluþmaya katýlan kurumlarýn da önerisiyle topluca Okmeydaný Temel Haklar Derneði’ne ziyarette bulunduk. Arkadaþlardan durumu öðrendikten sonra, bir arkadaþ kurumlar adýna dayanýþma ve destek içeren konmuþmasýnýn ardýndan oradan ayrýldýk. Mahallemize döndükten sonra da buradaki derneði ziyarete gittik. Arkadaþlardan olayýn geliþimini öðrendikten sonra eylem planlarýný sorduk. Polisin dergi satýþý yaparken saldýrmasý ve ardýndan ateþ açmasý sonucu bir arkadaþýn aðýr yaralandýðýný ve polisin derneðe de girmeye çalýþarak derneðe de saldýrdýðýný buna karþýn sokakta barikat kurara karþý koyulmaya çalýþýldýðýný sonra da aralarýnda ESP'li arkadaþlarýn da bulunduðu gözaltýlarýn olduðunu öðrendik. Arkadaþlar ertesi gün basýn açýklamasý ve kitlesel dergi satýþý yapacaklarýný söylediler. Biz de ertesi gün belirlenen saatte orada olacaðýmýzý

söyleyerek, o akþam baþka yapacak bir þey olmadýðýný öðrendikten sonra ayrýldýk. Ertesi gün basýn açýklamasýnda biz de oradaydýk. Saat 12.30’da Bahçelievler Temel Haklar Derneði’nin önünde toplandýðýmýzda eyleme ESP ve Eðitim-Sen 1 No’lu Þube’den de arkadaþlarýn katýldýðýný gördük. Sloganlarla Ferhat Gerçek’in polis tarafýndan vurulduðu yere doðru yürüyüþe geçtik. Temel Haklar’ýn açtýðý pankartta “16 yaþýndaki Ferhat Gerçek’i Vuranlar Tutuklansýn Polis Terörüne Son” yazýyordu. Sokaðýn baþýnda yolumuz kesildi. Ancak eylemi sonlandýrmadýk. Üçlü beþli gruplar halinde Ferhat Gerçek’in vurulduðu yere giderek orada bir basýn açýklamasý yapýldý. Açýklama boyunca “Halka Kurþun Sýkanlardan Hesap Sorulsun, Gözaltýlar Serbest Býrakýlsýn, Yürüyüþ Susturulamaz, Halkýz Haklýyýz, Haklýyýz Kazanacaðýz” sloganlarý atýldý. Açýklamadan sonra toplu dergi satýþý yapýldýktan sonra eylem sonlandýrýldý. Eylemde atýlan sloganlarda kendimizi ifade edemesek de, atýlan sloganlarýn tümüne katýldýk. Toplu dergi satýþýna da destek vererek katýldýktan sonra ayrýldýk. Yaþasýn Devrimci Dayanýþma! Yenibosna’dan Komünistler

Ankara’da bildiri daðýtan ESP’liler gözaltýna alýnýrken eþzamanlý olarak ESP temsilcilðine baskýn yapýldý, ESP’liler ve SGD’liler gözaltýna alýnarak tutuklandý. Eminönü’nde DTP binasý silahlý saldýrýya uðradý. Bahçelievler’de Yürüyüþ dergisi satan Ferhat Gerçek polis tarafýndan sýrtýndan kurþunlandý. Ferhat için mahallelinin ambulans çaðýrmasý ve Ferhat’a yardým etmesi polis tarafýndan engellendi. Polis, mahalleyi gece boyunca abluka altýnda tuttu. Önceki gece de sabaha karþý mahallemizde 20 kadar ev basýldý ve 12 kiþi gözaltýna alýnarak Terörle Mücadele Þubesi’ne götürüldü. Ayný gece Gülsuyu ve Hekimbaþý’nda da evler basýldý. Devrimcilerin ve demokrat, ilerici insanlarýn ve kurumlarýn uðradýklarý saldýrýlardan mahallelerde ve tabii

bizim mahallemizde yaþayan emekçiler de nasibini alýyor. Ýki gündür mahallemizde terör estiren polis, evleri basýyor, mahalleyi abluka altýna alýyor, kimlik kontrolleri yapýyor. Kimi zaman doðrudan üzerimize sýkýlan kurþunlarla, kimi zaman kimlik kontrolleri, sokaklarda akrep ve panzerlerin tacizleri, kimi zaman da ellerinde üzerimize doðrulttuklarý silahlarý ile mahallemizde yaþayan emekçileri sindirme amacý taþýyan polis terörü mahallelerde artarak devam ediyor.

Ya p ý l a n s a l d ý r ý l a r s a d e c e devrimcilere deðildir. Devrimcilere yönelik saldýrýlar yine doðrudan emekçileri vurmaktadýr. Mahallenin bölünmesi ile ilk adýmý atýlan yýkým projelerinin yeniden gündeme gelmesi ile polisin mahallemizde estirdiði terör arasýnda kuþkusuz baðlantý vardýr. Estirilen terörle gerek yýkýmlar meselesinde, gerekse baþka mücadeleler için emekçilerin sokaða çýkmasý engellenmek istemektedir. Asýl yapýlmak istenen emekçilerin evlerine kapanýp baþýna gelecekleri izlemesi, kendi kabuðuna çekilip sadece kendi sorunlarýyla ve tek baþlarýna boðuþmalarý, sinmeleri,

korkmalarý ve baþýna gelen hiçbir þeye ses çýkarmamalarýdýr.

Mahallelerimizde devrimcilere yönelik saldýrýlarý bu þekilde görmek ve bu saldýrýlar karþýsýnda devrimcilere sahip çýkmak gerekir. Unutmamalýdýr ki bu mahalleler devrimcilerin ve emekçilerin elbirliði ile onlarýn kanlarý ve canlarý pahasýna kurulmuþtur. Mahallelerde devrimcilere yönelik her saldýrý emekçilere gelecek yeni saldýrýlarýn habercisidir. Devrimcilere sahip çýkmaksa, emekçilerin kendi sorunlarýna sahip çýkmasý, kendilerine yönelebilecek saldýrýlara karþý örgütlü durabilmesi demektir. 1 Mayýs emekçileri olarak bütün mahallelerde artan polis terörüne karþý birlikte duralým. Sesimizi daha gür çýkararak, estirilen teröre inat sokaklara çýkarak “polis terörü istemediðimizi” haykýralým. Vurulan, tutuklanan, saldýrýya uðrayan devrimcileri ve ilericileri sahiplendiðimizi örgütli bir biçimde gösterelim. Mahallelerde polis terörüne son! 1 Mayýs’ta Polis Ýstemiyoruz! Yaþasýn Komünistlerin Birliði!

Ýzmir’de Devlet Terörü Aralýksýz Sürüyor Kýsa bir süre öncesinde Devrimci Hareket dergisi okurlarýna yönelik gerçekleþtirilen operasyonun ardýndan devlet terörünün hedefinde bu kez de ESP yer aldý. Çeþitli ev ve kurum baskýnlarýnýn ardýndan on iki kiþinin gözaltýna alýnmasý ve akabinde bu on iki kiþiden sekizinin tutuklanmasý bir basýn açýklamasý ile protesto edildi. Ýzmir ESP, Yamanlar Kültür Merkezi ve Tekstil-Sen Ýzmir Þubesi'nin düzenlediði Kemeraltý'nda yapýlan eyleme gözaltýna alýnan ESP'lilerin aileleri, Partizan, HÖC, ÝHD, SDP, Ýþçi Mücadelesi, BDSP’nin yaný sýra Köz’ün arkasýnda duran

komünistler de katýldý. “Susmadýk, susmayacaðýz, susturamayacaksýnýz!” yazýlý pankartýn açýldýðý eylemde basýn açýklamasýný okuyan Yamanlar Kültür Merkezi emekçilerinden Özgür Kaya baskýn ve gözaltý terörünün iþçi ve emekçileri susturmak amacýyla yapýldýðýna iþaret ederek, Eylül 2006'da eþ zamanlý olarak onlarca ilde demokratik kurumlara yönelik devletin “Gaye Operasyonu” adýyla kamuoyuna duyurduðu saldýrýnýn Ýzmir ayaðýnýn örüldüðünü ifade etti.

içerisinde olan, ayný zamanda Kürt halkýyla açýk bir dayanýþma içerisinde olan devrimci akýmlarýn örgütlü devlet terörünün deðiþmez hedefi olduðunu tekrar gösterdi. Ayný zamanda bu saldýrýlarý püskürtmek ve yükselen faþist gericiliði bertaraf etmek için özellikle sýnýfýn baðrýnda devrimci dayanýþma içerisinde süreklilik arz eden bir mücadelenin yürütülmesinin gerekliliðini de hatýrlattý.

Bu saldýrý, iþçi sýnýfýnýn ezilen kesimleri arasýnda ve varoþlarda örgütlenme ve yer tutma gayreti

Savunmayý Örgütle, Saldýrýya Hazýrlan!

Yaþasýn Devrimci Dayanýþma!

Ýzmir’den Komünistler

Ege Temel Haklar ve Özgürlükler Derneði Ýzmir Polisinin Komplosunu Protesto Etti

Bursa ÝHD Ýnsan Haklarý Haftasý Nedeniyle Panel Düzenledi

16 Kasým’da Ýzmir TMÞ ekipleri, Ege Temel Haklar ve Özgürlükler Derneði ile dernek üyelerinin evlerine baskýnlar düzenledi. Saldýrýnýn Konak Emekli Sandýðý binasýnda yaþanan bombalý saldýrýyla ilgili olduðu iddia edildi. Terörle Mücadele Þubesi ekipleri tarafýndan düzenlenen ev baskýnlarýnda Ege Temel Haklar Derneði üyesi 3 kiþi gözaltýna alýndý. 16 Kasým’da yaþanan baskýn ve gözaltýlar Ege Temel Haklar ve Özgürlükler Derneði’nin düzenlediði Kemeraltý giriþinde düzenlenen bir basýn açýklamasý ile protesto edildi. Eylemde polisin medya desteðiyle düzenlediði komplolara dikkat çekildi. “Baskýlarýnýz, komplolarýnýz haklar ve özgürlükler mücadelemizi engelleyemez” yazýlý pankartý açýlan eylemde gözaltýna alýnanlarýn serbest býrakýlmasý istendi. Ýzmir polisinin burjuva medyasý ile iþbirliði sonucunda demokratik kitle örgütlerine dönük saldýrýlarý arttýrdýðýna dikkat çeken basýn açýklamasýnda, basýnýn ahlaklý haber yapmasý gerektiði ifade edildi. Adalet istediklerini ifade eden Temel Haklar ve Özgürlükler Derneði, “Bu tür komplolarla hiçbir koþulda mücadelemizi engelleyemeyeceksiniz” dedi, halký, hak ve özgürlükler mücadelesini büyütmeye çaðýrdý. Devrimcilerin kurumlarýna dönük saldýrýlarýn hepsinde olduðu gibi bu saldýrý ile ilgili basýn açýklamasýna biz de katýldýk. Devrimci kurumlara dönük saldýrýlarýn arttýðý bir dönemde bu saldýrýlarý devrimci mücadelenin tamamýna dönük görmeli ve devrimci dayanýþma içinde ortaklaþmanýn yollarýný yaratmak gerekmektedir. Elbette sadece saldýrýlar olduðunda deðil gündelik mücadeleleri içinde de devrimcilerin her daim dayanýþma içinde olmasý gerekiyor. Böylelikle devrimci mücadele daha güçlü bir biçimde emekçilerle buluþabilir. Yaþasýn Devrimci Dayanýþma! Ýzmir’den Komünistler

Bursa Ýnsan Haklarý Derneði, Ýnsan Haklarý haftasý dolayýsýyla bir panel düzenledi. Panelistler DTP MYK Üyesi Cemal Coþkun, ÝHD Genel Baþkan Yardýmcýsý Öztürk Türkdoðan ve BEKSAV yöneticisi Hacý Orman’dý. Ayrýca panelistlerin masasýnda Hrant Dink anýsýna bir yer ayrýlmýþtý.

olduðunu, Kürt sorununu kendi

baþta T.C Devleti’nin Kürdistan’a

içimizde çözmemiz gerektiðini

yapmýþ olduðu saldýrýyý kýnayarak

açýklayan bir konuþma yaptý.

konuþmasýna baþladý. Kürt Ulusu

Ýlk sözü alan ÝHD Genel Baþkan

üzerinde baský ve zulümlerin

olduðunu belirti. Bizlerin ortak

Bursa ÝHD’nin gerçekleþtirmiþ olduðu panel saygý duruþuyla baþladý. Daha sonra Ýnsan Haklarýný anlatan bir kýsa film izletildi. Bursa ÝHD Baþkaný Abdülaziz Akyol konuþmasýnda Ýnsan haklarý üzerine ve günümüzde yaþanmýþ hak ihlalleri olduðunu, Hrant Dink’in katillerinin kahraman gibi gösterilmesini dehþetle izlediðini, seçimlerden hemen önce “Polis Vazife ve Selahatleri Kanunu” çýkarýldýðý ve bu kanun çýktýktan sonra da beþ insanýn polisin silah kullanmasý nedeniyle öldüðünü, Tuzla tersanelerinde son on beþ yýlda altmýþ sekiz kiþinin öldüðünü, F tipi hapishanelerde Adalet Bakanlýðý’nýn Genelgesinin uygulanmadýðý, kadýna yönelik þiddetin, inanç önündeki engellerin hala devam ettiðini ve bunun gibi bir çok hak ihlallerinin

milyon insanýn öldüðünü ve bu yüzden Ýnsan Haklarý Bildirgesinin

paydalarda bir araya gelemediðimiz

yayýnladýðýný ve bunu tamamlar

için anti-demokratik sorunlara karþý

nitelikte daha sonra bir çok

karþýya kaldýðýmýzý, küçük olsun bizim

anlaþmalarýn imzalandýðýný söyledi.

olsun yaklaþýmýndan sýyrýlýp büyük

Dünyanýn iki kutuplu olduðu

olsun hepimizin olsun mantýðýný

Yardýmcýsý Hrant Dink’e atýfta bulunarak konuþmasýna baþladý. Daha sonra 2. Dünya Savaþý sýrasýnda 60

dönemde kapitalist kampta bulunan ülkelerin kendi iþçileri sosyalizmi getirmesinler diye bir çok hak verdiklerini fakat dünya tek kutuplu

olduðunu, DTP’nin kapatýlmayla, 221 DTP yöneticisi ve üyesinin de siyaset yapmama gibi cezalarla karþý karþýya

yaþamak

gerektiðini,

Kürt

dinamiklerinin devrimcilerle birlikte mücadele

ederse

baþarýya

ulaþýlabileceðini çerçeveleyen bir

bir hale geldiðinde kapitalistlerin

konuþma yaptý.

pervasýzca saldýrýya geçtiðini, bir çok

Hrant Dink’i anlatan bir kýsa film

hakkýn elden alýndýðý, bir çok hakkýn

gösteriminden sonra söz BEKSAV

da tehdit altýnda olduðunu belirtti.

yöneticisine verildi.

Bunun Türkiye’ye yansýmasýnýn

BEKSAV Yöneticisi, Baþbakanýn sýnýr

güvenlikçi devletin daha büyüdüðü bizden toplanan paralarýn büyük bir kýsmýnýn silahlanmaya ayrýlacaðýný, diðer tarafta ise sosyal haklarda ise gerileme olacaðýnýn altýný çizdi. DTP MYK Üyesi Cemal Coþkun ilk

ötesi operasyondan önce gýrtlaðýný göstererek artýk buraya kadar gelmiþtir dediðini, asýl bu söylemin bizim için geçerli olduðunu, bizlerin boðazýmýzý

Ali Babacan’ýn Amerika gezisinde “bize aksiyon gerek” demesinin de bizlerin sözü olduðunu söyleyerek “evet bizlere aksiyon gerekiyor” dedi. Zamanýnda Ýzmir Belediye Ýþçilerinin Ýstanbul’a bir yürüyüþ düzenlediklerini ve bu yürüyüþün adýný da ölüm yürüyüþü koyduklarýný, bizlerin de Ankara’ya böyle bir yürüyüþ gerçekleþtirebileceðimizi söyledi. Cemil Çiçeðin de “artýk söz bitmiþtir” sözünün maðdurlarýn sözü olduðunu belirterek “maðdurlar için artýk söz bitmiþtir” saptamasýnda bulundu. Devlet ABD iþbirliðine girdiði zaman mutlaka bizlerin bir kurban verdiðini bunun en son örneðin Kevser Mýzrak olduðunu söyledi. Kamu oyunun bunlarý tartýþacaðýna Fazýl Say’ýn ülkeyi terk etmek istemesini tartýþtýðýný. Fazýl Say’ýn ülkeyi terk etme isteðiyle Nazým Hikmet’in, Yýlmaz Güneyin ülkeyi terk etmesiyle bir olmadýðýný belirti. Panel soru cevap kýsmýndan sonra bitirildi. Kurtuluþ Yok Tek Baþýna

göstererek “artýk buramýza geldi”

Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz!

dememiz gerektiðini söyledi.

Bursa’dan Komünistler


Sayfa

11

Kitle Örgütleri Faþist Saldýrýlara Deri Ýþçileri Dernek Giriþimcileri Karþý Birbirine Sahip Çýktý Toplantýsýndan Notlar

Kitle Örgütleri Koordinasyonu toplantýlarý vesilesiyle buluþmuþ, tanýþmýþ kurumlar faþistlerin saldýrýlarý karþýsýnda saldýrýya uðrayan kurumlarla destek ve dayanýþma içinde olacaklarýný ifade ettikleri bir bildiri yayýnladýlar. Umut Tekstil Ýþçileri Kooperatifi, Deri Ýþçileri Dernek Giriþimi, Özgür Yaþam Eðitim ve Dayanýþma Kooperatifi, Doðal ve Kültürel Çevre Ýçin Yaþam Giriþimi, Afrikalýlar Yardýmlaþma ve Dayanýþma Derneði Sözcüsü Mustafa Olpak ve Turgutlu Ýþçi Yardýmlaþma ve Dayanýþma Derneði faþist saldýrýlara karþý hep birlikte savunmayý örgütlemek gerektiðini, bu saldýrýlarýn emekçilerin, ezilenlerin örgütlerine ve mücadelelerine dönük olduðunu belirttiler. Kurumlarýn birlikte yayýnladýklarý bildiri aþaðýda bulunmaktadýr. Ýzmir’den Komünistler

Faþistler, Baðýmsýz Tekstil Ýþçileri Sendikasý’na (BATÝS) ve Afrikalýlar Yardýmlaþma ve Dayanýþma Derneði’ne Saldýrdý! Hepimiz Birimiz, Birimiz Hepimiz Ýçin! 9. Koordinasyon Çatýsýnda Buluþalým!

“Önce sosyalistleri topladýlar, Sesimi çýkarmadým, Çünkü ben sosyalist deðildim. Sonra sendikacýlarý topladýlar, Sesimi çýkarmadým, Çünkü ben sendikacý deðildim. Sonra Yahudileri topladýlar, Sesimi çýkarmadým Çünkü Yahudi deðildim. Sonra beni almaya geldiler, Benim için sesini çýkaracak kimse kalmamýþtý...” ( Hitler Almanya’sýnda din adamý olduðu halde faþizmin hedefi olmaktan kurtulamamýþ Papaz Niemoller) Son günlerde “tekbir”li yürüyüþlerin yapýldýðý gövde gösterileri, linçler, siyasi partilerin ve kitle örgütlerinin uðradýðý saldýrýlar, emekçilerin kurumlarýnýn gündemine de girmiþtir. Çünkü bu gerilimli atmosfer iþ yerlerimizde, mahallelerimizde, sokaklarda gündelik hayatýmýzýn her alanýnda bizi rahatsýz etmektedir. Üstelik bu atmosferden yararlanan faþistler; emekçilerin, ezilenlerin ve kendisinden görmediði herkesin kurumlarýna saldýrmaktadýr. 4. Kitle Örgütleri Koordinasyonu toplantýlarýndan itibaren dayanýþma içinde hareket ettiðimiz Bursa Baðýmsýz Tekstil Ýþçileri Sendikasý’na (BATÝS) 2 kez saldýrý gerçekleþmiþtir. BATÝS hala çeþitli günlerde faþistlerin tacizine uðramaktadýr. 8. Kitle Örgütleri Koordinasyonu ile aramýza katýlan Afrikalýlar Yardýmlaþma ve Dayanýþma Derneði’nin Balýkesir- Ayvalýk Þubesi’ne de 27 Ekim tarihinde bir saldýrý gerçekleþmiþtir. Faþistlerin saldýrýlarý elbette sadece bu iki kitle örgütünden ibaret deðil, Halkevleri, Temel Haklar ve Özgürlükler Derneði ve farklý kurumlar da faþistlerin saldýrýlarý ile karþý karþýya kalmýþtýr. Zaten biz emekçiler, faþistlerin ve partilerinin iþçi düþmaný olduðunu direniþlerimizden ve grevlerimizden de biliyoruz. Bunun en somut örneði yakýn zamanda TÜMTÝS’in Akdeniz Nakliyat’taki direniþinde de yaþanmýþtýr. Sendikalý olduklarý için iþten atýlan ve yaklaþýk iki aydýr “sendikalý olarak iþe iade edilmeleri” talebiyle iþyerleri önünde direnen Akdeniz Selçuk Kargo iþçilerinin ve bu mücadeleyi yürüten TÜMTÝS Ýzmir Þubesi’nin direniþini kýrmak üzere patron Ülkü Ocaklarý’ndan adam toplayarak iþçilere saldýrtmýþtýr. Bu durum göstermektedir ki faþistler için sadece Kürt olmak deðil; BATÝS gibi emekten yana olmak, kendi geçmiþini araþtýrmak isteyen Afrikalýlarý buluþturan bir dernek olmak; hedef tahtasýnda olmak için yeterli bir gerekçedir. Zaten tüm dünyadaki ve ülkemizdeki tarih de bize faþistlerin her fýrsatta kendilerinden görmedikleri herkese saldýrdýklarýný ve emekçi düþmaný olduklarýný göstermektedir. Zira Çorum’da, Maraþ’ta, Sivas’ta olanlar hala akýllarýmýzda. Ýþçiler, emekçiler, Afrikalýlar, Kürtler,

Aleviler… Herkes, hepimiz faþistlerin sýrayla hedefi haline geliyoruz! Biz emekçilere, ezilenlere ve onlarýn örgütlerine dönük saldýrýlarý kendimize dönük saldýrýlar olarak görüyoruz. Bu saldýrýlara karþý en iyi cevabýn güçlü bir dayanýþma iliþkisi olduðunu biliyoruz. Emekçiler ve ezilenler arasýnda güçlü bir dayanýþma aðýný örmek için ise emekçilerin, ezilenlerin kurumlarýnýn koordinasyon içinde olmasý gerekmektedir. Yarýn, en basit bir hak talebi için yola düþtüðümüzde saldýrýlarla baþ edebilmek için de «teferruat» olarak tarif edilerek üstü örtülmek istenen haklarýmýza dönük saldýrýlarý savuþturmak için de saldýrýlardan önce bir araya gelmeliyiz. Güçlü bir savunmayý örgütlemek; birbirimize ve birbirimizin kurumlarýna sahip çýkmak için koordinasyon çatýsý altýnda buluþalým! Birbirimizden güç alarak ve daha da kenetlenerek yürümek gerekiyor. Bu nedenle bugüne dek Kitle Örgütleri Koordinasyonu toplantýlarýna katýlmýþ ya da katýlmamýþ tüm kurumlarý 9. Kitle Örgütleri Koordinasyonu’na birlikte hazýrlanmaya çaðýrýyoruz. Ayrýca Kitle Örgütleri Koordinasyonu içindeki tüm kurumlarý BATÝS ve Afrikalýlar Derneði’nin talep ettiði desteði karþýlamak üzere el birliði yapmaya çaðýrýyoruz. KURTULUÞ YOK TEK BAÞINA YA HEP BERABER YA HÝÇBÝRÝMÝZ! Kitle Örgütleri Koordinasyonu Ýçindeki Kurumlar: Umut Tekstil Ýþçileri Kooperatifi, Deri Ýþçileri Dernek Giriþimi, Özgür Yaþam Eðitim ve Dayanýþma Kooperatifi, Doðal ve Kültürel Çevre Ýçin Yaþam Giriþimi, Afrikalýlar Yardýmlaþma ve Dayanýþma Derneði Sözcüsü Mustafa Olpak, Turgutlu Ýþçi Yardýmlaþma ve Dayanýþma Derneði

Mart Kültür Merkezi Yalnýz Deðildir Geçtiðimiz aylarda Devrimci Hareket okurlarýnýn gözaltýna alýnmasý ve daha sonra “Gaye Operasyonu”nun devamý diye açýklanarak Yamanlar Kültür Merkezi, Tekstil-Sen ve Atýlým çalýþanlarýnýn gözaltýna alýnmasýndan sonra, geçtiðimiz günlerde de Mücadele Birliði’nin çalýþma yürüttüðü Mart Kültür Merkezi çalýþanlarý gözaltýna alýnmýþtýr. Mart Kültür Merkezi çalýþanlarý ve Mücadele Birliði’nin ÝHD’de yaptýðý basýn toplantýsýna katýldýk. Yapýlan açýklamada, devletin yasadýþý bir örgüte operasyon yapýyormuþ gibi davrandýðýný ancak asýl hedefinin Kemalpaþa gibi bir iþçi havzasýnda çalýþma yürüten bir kurumun çalýþmalarýný sekteye uðratmak olduðu vurgulandý. Gözaltýna alýnanlarýn serbest býrakýldýðý ifade edildikten sonra Kemalpaþa’da da bir basýn açýklamasý yapýlacaðý belirtilerek toplantý sona erdi. Yaþasýn Devrimci Dayanýþma ! Ýzmir’den Komünistler

Deri Ýþçileri Dernek Giriþimi geçtiðimiz günlerde dernek giriþimi etrafýndaki iþçilerin yaný sýra kundura ve inþaat iþçisi kimi arkadaþlarýn da katýldýðý bir toplantý düzenledi. Toplantý baþlamadan önce dünyada kapitalizmin geldiði noktaya iliþkin yaklaþýk bir saat gerçekleþtirilen sohbette, özellikle Türkiye’de son çýkan yasalarla birlikte kapitalizmin tarih sahnesine çýktýðý dönemde yaþanan çetin yaþam koþullarýna geri dönüþün gerçekleþtiði ifade edildi. Týpký o dönemde olduðu gibi iþyerlerinde yatýlýp kalkýlan, 15–16 saate varan iþ günlerinin sýklaþtýðý, çocuk iþçilerin sayýsýnýn arttýðý ve ücret düzeylerinin de olabildiðince düþtüðü bir dönemin zaten yaþandýðý ama bu koþullarýn gittikçe aðýrlaþacaðý ortaya konuldu. Bu kötü koþullara kendiliðinden tepkilerin gelmesinin mümkün olduðu ama verilen tepkilerin bu koþullarý ortadan kaldýrmasý için bu tepkileri verenlerin örgütlü olmasý gerektiði belirtildi. Bir arkadaþ üretimde robot teknolojisinin ve otomasyonun kullanýlmasýnýn gün geçtikçe artmasý ile üretimde insana daha az ihtiyaç duyulacaðýný ve dolayýsýyla iþsizlik tehdidinin artacaðýný ifade ederek iþçi ve emekçileri daha kötü günlerin beklediðini belirtti. Bir baþka arkadaþ ise iþsizlik tehdidini burjuvazinin çalýþan iþçileri daha az ücret ve daha kýsýtlý haklarla çalýþtýrmak için her zaman kullandýðýný, bundan sonra da kullanmaya devam edeceðini ancak iþsizliðin çok artmasýnýn burjuvazi için de sakýncalarý olduðunu belirtti. Burjuvazinin üretilen mallarý satma gibi bir derdi olduðunu ve piyasada bu mallarý alabilecek düzeyde geliri olan tüketicilerin de olmasý gerektiðini ifade ederek iþsizliðin sermaye için de sakýncalarý olduðunu, zaten kapitalizmin bunun gibi birçok konuda çeliþkilerle dolu olduðunu ve bu yüzden sürekli kriz yaþadýðýný ortaya koydu. Bu sohbetten sonra Deri Ýþçileri Dernek Giriþimi’nin toplantýsýna baþlanarak çeþitli gündemler ele alýndý. Ýlk gündem derneðin yerinin tutulmasý ve derneðin kurulmasý ile ilgiliydi. Bu gündemde derneðin kurulmasýnýn erken olabileceðini düþünenler þu görüþleri ifade etti: “Þu an yapýlmasý gereken derneðe sahip çýkacak iþçilerin sayýsýný arttýrmak ve var olanlarýn da iþ hukuku, esnek üretim, artý deðer vb. konularda kendilerini geliþtirmesidir. Kundura Ýþçileri Derneði çalýþmasýndan ders çýkarýlmasý gerekir. Dernek açmak kolaydýr, asýl iþ dernek açýldýktan sonra onu açýk tutacak faaliyetleri ortaya koymak ve bunlarý hayata geçirerek derneðin sürekliliðini saðlamaktýr.” Derneðin acilen yerinin tutulmasý gerektiðini savunanlar da þu görüþleri ifade ettiler: “Uzun bir süreden beri devam eden dernek çalýþmasý içinde bir þekilde yer alan bir çok iþçi olmuþtur. Ayrýca

Lider Deri’deki direniþ baþlamadan önce Deri Ýþçileri Dernek Giriþimi aracýlýðýyla birkaç defa 60-70 kiþilik toplantý alýnmasýna raðmen bunlar dernek çalýþmasýný olmasý gereken düzeyde besleyememiþtir. Bunun nedeni de derneðin henüz kurulmamýþ olmasý dolayýsýyla üyelik çalýþmasý, bildiri daðýtýmý vb. çalýþmalarý yapamamasý ve derneðin yeri olmamasý nedeniyle toplantýlarýn baþka kurumlarda alýnmýþ olmasýdýr. Ayrýca çok fazla kitlenin olmamasý derneðin kurulmamasý için mazeret olamaz. Zira dernek çalýþmasýna omuz verecek iþçilerin sayýsýnýn artmasý pratikle saðlanýr. Ayrýca bilgi sahibi olunmasý gereken bazý konularda bilgi sahibi olmak da pratikle olur. Birçok avukat - okumuþ adam bile bizim yaþadýðýmýz sorunlar hakkýnda bilgi sahibi deðil. Biz bunlarý yaparak öðreneceðiz ve uygulayacaðýz.” Diðer gündemde de dernek aktivisti olan kadýn iþçi sayýsýný arttýrmak ve 8 Mart’a hazýrlýk yapmak üzere bir kadýn etkinliðinin yapýlmasýna karar verildi. Son gündemde ise daha önce de konuþulan Lider Deri’den atýlan bir iþçi ile ilgili yapýlacak kampanya konuþuldu. Bu kampanyayý baþlatmak üzere Lider Deri’deki direniþi örgütleyen Deri-Ýþ sendikasý ile görüþülmesi gerektiði belirtilerek bunun için bir komisyon kuruldu. Þu anda dernek giriþimi etrafýnda yeterli denilebilecek sayýda insan olmasýna raðmen bir süredir somut faaliyet konusunda eksiklikler yaþanýyordu. Yürütülmesi tasarlanan bu kampanya, hem Deri Ýþçileri Dernek Giriþimi’nin çalýþmalarý için bir kaldýraç görevi görecek, hem de diðer iþçi örgütleri ile ortaklaþma saðlamasý halinde ayrý bir öneme sahip olacaktýr. Ýzmir’den bir Komünist

Afrikalýlar Derneði Anadolu Halklarýnýn Kendi Tarihi Ýle Yüzleþmesini Hedefliyor Afrikalýlar Dayanýþma Derneði Temsilcisi Mustafa Olpak ile derneðin çalýþmalarý, amacý ve son dönemde Afrikalýlar Derneðine dönük saldýrýlar ve koordinasyon üzerine sohbet ettik.

Öncelikle Afrikalýlar Dayanýþma Derneði fikri nasýl ortaya çýktý? Derneðin geliþimi ve önüne koyduðu hedefler hakkýnda kýsa bir bilgilendirme yapabilir misiniz? Bu derneði tüm dünyaya göçmen Afrikalýlarýn tarihini hatýrlatmak olduðu kadar Afrikalýlarýn kendisinin de kendi geçmiþlerini öðrenmesi, araþtýrmasý için kurduk. “Nereden Geliyoruz” sorusunu sormak üç kuþaða mal oldu: Birinci kuþak köle ticaretine maruz kalýp bütün eziyetleri yaþayanlar, ikinci kuþak yaþadýðý toplumda yer bulabilmek için geçmiþini reddedenler, üçüncü kuþak ise “Nereden Geliyoruz?” sorusuna cevap aramaya çalýþanlar. Ben üçüncü kuþaktan biri olarak 50 yýldan beri atalarýmýn tarihini araþtýrýyorum ve bizim tarihimiz aracýlýðýyla Osmanlý’da köle ticaretini ortaya koydum. Bununla ilgili iki kitap yazdým. Bu araþtýrma sürecinde diðer Afrikalýlar ile iliþki kurmak istedim. Bu sebeple de 18 Kasým 2006’da Afrikalýlar Dayanýþma Derneði’ni kurduk. Türkiye’ye göç ettirilmiþ, daha doðrusu zorla getirilmiþ Afrikalýlarýn tarihini araþtýrmayý önüne bir hedef olarak koymak ayný zamanda T.C resmi ideolojisi ile hesaplaþmayý ve onu teþhir etmeyi beraberinde getiriyor. Bu araþtýrmalarýnýz ve bazý giriþimleriniz sýrasýnda yaþadýðýnýz zorluklardan bahseder misiniz? Her devlet gibi T.C de resmi tarih yazarak tarihteki bazý þeyleri görmezden geliyor. Resmi tarihte Osmanlý köle ticareti ile ilgili hiçbir

bilgi yok. Yunanistan, Þili gibi ülkeler yakýn geçmiþleri ile yüzleþmelerine raðmen Anadolu halklarýnýn kendi tarihi ile yüzleþme sýkýntýsý var. Zaferler kadar, olumsuz olaylar da bizim tarihimiz. Ýyi-kötü yanlarý ile yakýn tarihimizle yüzleþmek gerekir. “Afrikalýlar” ismini kullanan ilk dernek olmamýzdan dolayý birçok yerden olumsuz tepki aldýk. Asýl olarak toplumun tepkisinden deðil tepkisizliðinden rahatsýzýz. Afrikalýlar gökten zembille inmedi. Afrikalýlar Osmanlý’nýn kurulduðundan beri bu halkla birlikte yaþadý ve yaþamlarýna devam ediyorlar. Resmi tarihin görmezden geldiði Afrikalýlar ile ilgili devlet televizyonu TRT-2 “Arap Kýzý Camdan Bakýyor” adlý bir belgesel çekti. Derneðimiz ilk önce Afrikalýlar’dan baþlayarak bütün toplumun yakýn tarihi ile yüzleþmesini hýzlandýrmaya çalýþýyor. Türkiye’de son dönemlerde faþistler tarafýndan arttýrýlmaya çalýþýlan linç kültürü sadece Kürtleri ve Kürt kurumlarýný hedef almadý. Emekçiler ve ezilenler arasýnda çalýþma yapan diðer kurumlar da faþistlerin hedef tahtasýndaki yerini aldý. Sizin de çalýþmalarýna katýldýðýnýz Afrikalýlar Dayanýþma Derneði’nin Ayvalýk’ta bulunan merkezine yapýlan saldýrý ile ilgili bilgi verir misiniz? Milliyetçiliðin yükseldiði çok tehlikeli bir süreç yaþadýk. Bu süreçte birçok kuruma saldýrýlar oldu. Bu saldýrýlarýn tesadüf olmadýðýný ve bazý çýkar çevrelerinin saldýrýlarý örgütlediðini söyleyebiliriz. Ayvalýk’taki saldýrý sýrasýnda ben Ýstanbul’daydým ve televizyondan öðrendim saldýrýyý. Bizim dernek Muhtarlar Derneði, DTP Ýlçe Örgütü ve Halkevi ile ayný binada. Binayý ateþe verince kurum ayýrmadan her yeri

yakmýþlar. Bütün bina gibi derneðimiz de büyük maddi zarar gördü. Emekçiler arasýnda dayanýþma faaliyeti yürüten kurumlarýn birbirleri ile arasýndaki dayanýþmayý arttýrmayý amaçlayan “Kurumlar Arasý Koordinasyon”un 8. Koordinasyon Buluþmasý’na katýldýnýz. Koordinasyon ile nasýl tanýþtýnýz? Ýlk defa Ýstanbul’da bir arkadaþýmdan duydum koordinasyonu. Daha sonra da Özgür Yaþam’dan arkadaþlar bilgilendirdi ve 8. Koordinasyon Buluþmasý’na yönlendirdi. 8. Koordinasyon Buluþmasý kapsamýnda bazý panel ve söyleþilere katýlma imkâný buldunuz. Katýldýðýnýz etkinliklerden biri göçmenlerle ilgili panel, diðeri ise “Bin Umut Milletvekili Sebahat Tuncel Kitle Örgütleriyle Buluþuyor” söyleþisiydi. Katýldýðýnýz bu etkinlikleri de göz önünde tutarak 8. Koordinasyon Buluþmasý’ný nasýl deðerlendiriyorsunuz? Bütün dünyada olduðu gibi burada da iþçi sýnýfýnýn ortak hareket edememe gibi bir sýkýntýsý var. Kitle örgütleri genelde ayrýþtýklarý yerleri konuþuyor, ayrýlýklarý körüklemeye çabalýyor. Emekçiler ve ezilenler olarak omuz omuza vermeliyiz. Ortak hareket edersek ancak var olacaðýmýzý bilmemiz lazým. 8. Koordinasyonda birçok demokratik kitle örgütünün bir araya gelme çabasý umut verici bir geliþme. Sonraki koordinasyon toplantýlarýna diðer kitle örgütlerinin de katýlmasý ile koordinasyonun geniþlemesini isterim. Benim konuþmacý olduðum panelde insanlar Afrikalýlar gerçeðini bilmedikleri için can kulaðýyla dinlediler. Sebahat Tuncel söyleþisi ise özlediðimiz bir ortamda gerçekleþti. Burjuvazinin sorunlarý ancak biz çözeriz

mantýðýný yerleþtirdiði bir dönemde oy verenlerin istediði zaman vekilinden hesap soracaðýnýn gösterilmesi çok önemli bir geliþme. Umarým önümüzdeki seçimlerde bu kültürü geniþleterek devam ettiririz. Dayanýþma Kurumlarý Arasý Koordinasyon’un sadece Koordinasyon Buluþmalarý’ndan ibaret olmadýðýný hatýrlatarak, bundan sonraki süreçte Koordinasyon’dan yani kitle örgütleri arasýndaki dayanýþma aðýndan beklentileriniz nelerdir? Tüm demokratik kitle örgütlerinin dayanýþma temelinde birbirleri ile iletiþim halinde olmasýný ve iliþkilerinde özverili olmasýný, samimi olmasýný bekliyorum. Ayrýca derneðimize yapýlan saldýrýda ciddi maddi zarar gördük. Bununla ilgili olarak bütün kurumlarýn önümüzdeki günlerde gerçekleþtireceðimiz takvim satýþlarýmýza destek olmasýný ve aktif katýlmasýný bekliyoruz. Son olarak Afrikalýlar Dayanýþma Derneði’nin önümüzdeki dönemde önüne koyduðu çalýþmalar ve hedeflerle ilgili Köz okurlarýna bilgi verir misiniz? Tarih Vakfý ile birlikte “Sözlü Tarih Çalýþmasý” projemizi hayata geçir meye baþladýk. Önümüzdeki Mayýs ayýnýn ilk haftasýnda geleneksel Dana Bayramý’ný tekrar kutlayacaðýz. Saðolun ve bundan sonraki çalýþmalarýnýzda size kolay gelsin. Umarým, Afrikalýlar Derneði Afrikalýlarýn kendi içindeki yüzleþme ile birlikte Anadolu halklarýnýn kendi tarihi ile yüzleþme sürecine hýz verir. Ýzmir’den Komünistler


Sayfa

12

3 Kasým’da On Binler Ankara’da Demokrasi ve Barýþ Ýçin Buluþtu 3 Kasým’da Ankara’da KESK, TMMOB, TTB’nin Özgür Demokratik Eþitlikçi Türkiye talebiyle çaðrý yaptýðý miting çok sayýda kurumun ve 30 binlerle ifade edilen kiþinin katýlýmý ile gerçekleþti. KESK, TMMOB ve TTB nin dýþýnda; Dev-Saðlýk Ýþ, Emekli-Sen; TürkÝþ’e baðlý sendikalardan, TÜMTÝS, Petrol-Ýþ, Tez KoopÝþ, Deri-Ýþ katýldý. ÖDP, SDP, EMEP, EHP, TKP, DTP; Mücadele Birliði, Partizan, Alýnteri, Kaldýraç, Odak, Ýþçi Mücadelesi, Tüm ÝGD, KöZ, DHP, SODAP, BDSP, TÖP, ESP, Halkevleri, Öðrenci Kolektifleri, ÇHD, BATÝS de mitinge katýldý.

Dayanýþma” “Yaþasýn Komünistlerin Birliði.”

Mitingde atýlan kimi sloganlar þunlardý: “Türk, Kürt, Ermeni, Yaþasýn halklarýn kardeþliði!” “Faþizme karþý omuz omuza!” “Katil ABD, iþbirlikçi AKP!” “Eþit, özgür, demokratik Türkiye!” “Savaþa hayýr, barýþ hemen þimdi!” “Kurtuluþ yok tek baþýna, ya hep beraber, ya hiçbirimiz!” “Faþizme ölüm, tek yol devrim!”

Zira kimi siyasetler gibi mitingde ortaklaþýlacak ve öne çýkacak noktanýn “Kürt Sorunu” olduðunu söyleyerek katýlsaydýk, ortaklaþmak deðil; ayrýþmak yönünde bit tutum sergilemiþ olurduk. Çünkü biz “ortaklaþmak” için ilkelerimizden taviz vermeyi doðru bulmayýz ve “Yaþasýn Halklarýn Kardeþliði” noktasýnda buluþanlar gibi eþit ve özgür olmayanlarýn kardeþ olabileceði yanýlsamasýna ortak olamayýz.

Mitingin Hedeflerinden Biri Anayasa Yapým Süreciydi Mitingin çaðrýcýsý olan kurumlar anayasa yapým sürecine kitle örgütlerinin müdahale etmesinin gerekirliðini göstermek üzere çaðrý yapýyorlardý: “…Anayasa yapým süreçlerini "yeni bir baþlangýç" iradesinin etki alanýna çekmek mümkündür. Bunun için de; özgür, demokratik ve eþitlikçi bir Türkiye isteyen siyasal ve toplumsal güçlerin bu sürece aktif ve etkili bir biçimde müdahale etmeleri gerekir...” Bu mitingin anayasada yapýlacak deðiþikliklerle yamanarak sýnýfýn ayrýcalýklý kesimleri için “güvenli”, sýnýfýn en çok ezilen kesimleri için ise mecbur olunacak bir sistem arzusunu dile getirmek üzere örgütlendiði açýktý. Cumhuriyet mitinglerinde yer almýþ bazý kesimlerle, bu mitingleri açýk ya da örtülü olarak destekleyen, en azýndan bu mitinglere sýcak bakan kimi kurumlarýn da bu mitinge kursaklarýnda kalan «laiklik ve demokrasi» gündemleri ile geldiklerini görmek mümkündü. Cumhuriyet mitinglerinde boy göstermeyi içlerine sindiremedikleri halde bu mitinglere gýpta ile bakan kimi siyasetler de mitinge bu vesileyle burjuva cumhuriyetinin korunmasýndan taraf olduklarýný göstermek üzere gelmiþlerdi. Örneðin bunlarýn en belirgin örneklerinden biri olan TKP bu mitinge, memleketin bölünmez bütünlüðünü koruma taahhütlerini vurgulayarak yükseltilmeye çalýþýlan þoven dalgadan nasiplenmek üzere, arkasýna bu rüzgârý da alarak gelmiþti. Böylelikle TKP, Dersim katliamýný ayakta alkýþlayan Þefik Hüsnü çizgisinin mirasçýsý olduðunu cümle âleme hatýrlatmýþ oldu.

Mitinge; Tezkere Karþýtlýðý, Barýþ Talebi ve “Kürt Sorunu” Damga Vurdu Mitingde, anayasa yapým sürecine yönelik talepleri dile getirme hedefinden ziyade, tezkere konusu öne çýktý. Dolayýsýyla miting daha çok savaþ ve tezkere karþýtý bir miting olarak örgütlendi. Savaþýn konusunun “Kürdistan” ve “Kürt sorunu” olmasý nedeniyle mitinge bu konuda tutumlarýný ifade ederek katýlan siyasetler çoðunluktaydý. Bu nedenle Kürt ve Türk halklarýnýn kardeþliðini isteyenlerle, Kürdistan’a özgürlük isteyenler bir aradaydý. KESK ve TMMOB kortejlerinde, Diyarbakýr, Mardin, Siirt, Bitlis vb illerden gelen, öðretmen, mimar, mühendis, saðlýk çalýþaný, iþçinin vb. attýklarý sloganlar arasýnda “Kürdistan faþizme mezar olacak!, AKP þaþýrma, bizi daða taþýma!, Kürtlere uzanan eller kýrýlsýn!, Güneþe uzanan eller kýrýlsýn!, Eþitlik, kardeþlik, Kürt ulusuna özgürlük!” dikkat çekiyordu. Bununla birlikte devrimci siyasetler arasýnda da “Kürtlere Özgürlük” isteyen kortejler vardý. Reformist siyasetler arasýnda ise “çift taraflý ateþkes” sloganlarýnýn sýklýkla tekrarlanmaktaydý. Böylece “çift taraflý ateþkes” diyenlerle Kürtlere özgürlük isteyenler ortak bir noktada buluþtular “Yaþasýn Halklarýn Kardeþliði.” Oysa eþit olmayanlar arasýnda kardeþlik olamaz. Bu nedenle Kürtlere özgürlük istemeden kardeþlik istemek; bu eþitsizliðe razý olunmasýný talep etmek demektir. Kürtlere destek olduðunu düþünüp Kürdistan’ýn özgürlüðünün azýnlýk haklarýna indirgenmesine razý olarak mitinge katýlanlar, son tahlilde mitingin soysal þoven yanýna destek olmuþ oldu. Son dönemlerde Kürtlere ve DTP’ye dönük saldýrýlar da bunun bahanesi oldu.

Köz Mitinge Nasýl Katýldý? Mitinge “Varoþlarda Birleþelim Faþist Saldýrýlarý Püskürtelim” pankartý ile katýldýk. Sloganlarýmýzdan bazýlarý ise þunlardý: “Varoþlarda birleþelim faþistleri püskürtelim” “Saldýrýyý Bekleme Dayanýþma Örgütle” “Varoþlarda Birleþ Alanlarda Devleþ” “Faþizme Karþý Sýnýf Savaþý” “Kahrolsun Ezen Ulus Þovenizmi” “Kürtlere Özgürlük Ortadoðu’ya Barýþ” “Kürtlerin Esareti Ýþçilerin Esaretidir.” “Ne Þeriat Ne Kemalizm Yolumuz Proleter Devrim” “Yaþasýn Devrimci

Bu miting, Türkiye’deki egemen sýnýflarýn kendi aralarýndaki çýkar çatýþmasýnýn körüklediði milliyetçilik ve savaþ kýþkýrtýcýlýðýndan yararlanma gayretindeki faþist gericiliðe yanýt oldu. On binlerin bir araya gelmiþ olmasý ve kitlesel bir miting örgütlenmesi faþistler tarafýndan örgütlenen eylemlerin damgasýný vurduðu bir dönemde emekçilerin örgütlenmesi ve birliði açýsýndan moral kaynaðý oldu. KöZ de mitingin bu yönünü öne çýkartmak suretiyle alanda yerini aldý.

Ayrýca, Kürdistan ve Türkiye’yi iki ayrý ülke olarak görür ve her iki tarafta da iki ayrý siyaseti öngörürüz. Her iki tarafta da her iki mücadeleyi örgütleyecek iki ayrý komünist hareket olmasý gerekir. Fakat Kürdistan’da Kürdistan’ýn dört parçasýnda örgütlenmeye ve Kürdistan’ý özgürleþtirmeye niyet ederek yola çýkmýþ bir komünist parti yoktur ve böyle bir partiyi yaratmak için siyasal mücadele veren güçlerden de söz etmek henüz mümkün deðildir. Bu somut durum ezen ulus komünistlerinin ezilen ulusun kurtuluþ mücadelesine sunacaðý desteði hiç kuþkusuz sýnýrlar. Zira bir ulusal kurtuluþ mücadelesine lafla sýnýrlý kalmayan bir destek vermek için herþeyden önce böyle bir mücadele yürüten bir örgütün bulunmasý gereklidir. Bunun olmadýðý koþullar altýnda ezen ulus komünistlerinin yürüttükleri mücadele ezen ulus devletinin teþhirinin ve ezilen ulusun ayrýlma hakkýnýn genel bir propagandasýnýn ötesine geçemez. Ama sosyal þovenizme karþý yükseltilen anlamlý bir bayrak olur. Dahasý, Türkiye’nin batýsýnda sýklýkla birbiriyle karýþtýrýlsa da Kürdistan sorunuyla baðlantýlý fakat ondan ayrý bir baþka sorun da mevcuttur. Kürdistan

sorunun dýþýnda bir de “Kürt sorunundan” yani vatanlarýndan göçmüþ, sürülmüþ Kürtlerin sorunlarýndan söz etmek gerekir. Metropollerdeki Kürtlerin azýnlýk ve demokrasi sorunlarý ne Kürdistan’da verilecek bir baðýmsýzlýk mücadelesi tarafýndan ne de Türkiyeli liberaller tarafýndan çözülebilir. Bunlar biz komünistlerin de kendilerine ödev bileceði sorumluluklarý arasýndadýr. Nihayetinde metropollerdeki Kürtler de, Araplar da, Afrikalýlar da Türkiye’deki sýnýf mücadelesinin unsurlarýdýr. Bu nedenle ne metropollerden ulusal kurtuluþ mücadelesi yürüterek Bundculuk yapýlmasýna; ne Kürdistan komünist hareketinin yokluðunda onlarýn varlýðýný ikame etmeye dönük altý boþ bir propagandaya; ne de Kürt ulusunun kurtuluþunun azýnlýk haklarýna indirgenmesine razý olacak bir tutumun arkasýnda durmayýz. Bu nedenle mitingde Kürtlerin kimliðine yönelik her türlü saldýrýnýn karþýsýnda durduðumuzu, bunun Kürdistan sorunun çözümü olduðu yanýlsamasýný yaratmadan haykýrdýk. Yine mitingde saldýrýnýn sadece Kürtlere yönelik bir saldýrý deðil tüm ezilenlere ve iþçi örgütlerine yönelik bir saldýrý olduðunu, bu saldýrýlarýn ancak varoþlarda birleþerek püskürtülebileceðini pankartýmýzla, sloganlarýmýzla ve daðýttýðýmýz özel sayýyla ifade ettik.

Sosyal Þovenizm Geçici Bir Tutum Deðil Kökleri Oportünizmde Olan Bir Hastalýktýr; Kendiliðinden Ýyileþmez! "Bir tek ve ayný eðilimdir bu. 1914–1915 savaþý çerçevesine yerleþtirilmiþ oportünizm sosyal þovenizmi doðurur." "Sosyal þovenizm bu burjuva çýban, sosyalist partiler içinde varlýðýný artýk eskisi gibi sürdüremeyecek derecede olgunlaþmýþ oportünizmdir." (Lenin, Ýkinci Enternasyonal'in Çöküþü, s.203 ve 205) II. Enternasyonal’e baðlý partilerin I. Dünya Savaþýnda uluslararasý iþçi sýnýfýna ihanetinin; savaþ durumunda “kendi” devletlerinin yanýnda yer alarak dünya iþçi sýnýfýnýn birbirine boðazlatýlmasýna katký sunulmasýnýn nedenleri ve kökleri üzerinde çalýþan Lenin; bu tutumun köklerinin sosyal þovenizm ve oportünizmde

olduðunu bilince çýkartmýþtýr. Sosyal þovenizmin ise köklerini örgütsel ve siyasal oportünizmde bulan bir hastalýk olduðuna sadece dikkat çekmekle kalmamýþ komünistlerin enternasyonal düzleminde de oportunistlerle örgütsel baðlarýný kopartarak yeni bir enternasyonal kurulmasý gerektiðini açýða çýkartmýþtýr. Lenin’in açýða çýkarttýðý yeni bir enternasyonal ihtiyacý geç de olsa kurulabilmiþtir. Uluslararasý komünist hareketin doruk noktasýnda, Komünist Enternasyonal’in ilk dört kongresinde, kabul edilmiþ prensiplere baðlý kalarak tutum belirlemek; komünistlerin yönünü ya da yolunu þaþýrmamasý için þarttýr. Son yýllarda güncel geliþmelerin rüzgârýna takýlarak her somut duruma somut tahlil yaparak ilkesizliði kural haline getirmiþ olanlarýn bazen Saddam’ýn çýkarlarýný Güneyli Kürtlerin karþýsýnda, bazen de Güney Kürdistan’daki kýsmi kazanýmlarý tüm Kürdistan’ýn çýkarlarý karþýsýnda destekler pozisyona düþmesine tanýk oluyoruz. Düne kadar Barzani’ye “ABD iþbirlikçisi” “aþiret aðasý” diyen, Saddamcý, Baascý Irak Direniþçilerini destekleyen ve hatta Saddam’ýn ölümüne yas tutmak için birbiriyle yarýþan bir tutum hâkimdi. O dönem Köz, bir direniþ hareketinin desteklenmesinin koþullarýndan birinin baþka bir ulusu ezmemek yönünde bir tutumu olmasýnýn þart koþulmasý gerektiðine iþaret ediyor ve bütün bu kesimleri karþýmýza almaya razý olarak eylemlerde tutum alýyorduk. Köz, tutum belirlerken KE’in ilk dört kongresinin ilkelerine yaslanmaktadýr. Böylelikle her somut koþulda o somut koþulla esen rüzgârýn etkisiyle birbiriyle tutarsýz tutumlar benimsememektedir. Sýnýf mücadelesinin doruk noktasýnda dünya komünistlerinin çýkarttýðý derslerin sonuçlarýný küçümseyerek kendi yolunu esen rüzgâra göre çizerek her yana savrulmaya müsait teknelerle karaya varýlmayacaðý açýk. Fakat bu tutarsýzlýðý açýk etmek dýþarýdan ahkâm kesmekle deðil somut siyaset yapmakla mümkündür. Oportünizme ve sosyal þovenizme karþý mücadele de ancak somut siyasetle mümkündür.

1 Mart Tezkeresini Savaþ Karþýtý Eylemlerin Durdurduðunu Savunanlara Ne Oldu? 1 Mart 2003 tezkerenin meclis tarafýndan oylandýðý tarih. 1 Mart’ta on binlerce savaþ karþýtý Ankara’da meclisi tezkereye “Evet!” oyu vermemesi için uyarýyorlardý. Sonunda tezkere meclis tarafýndan reddedildi. Mecliste tezkerenin reddedilmesinin ardýndan “1 Mart ruhuyla ileri!” þiarýnýn sol akýmlar arasýnda yayýldýðýný hatýrlamak çok zor deðil. Görünenle gerçek arasýndaki farký ayýrt edemeyenler meclisin tezkereyi reddetmesini savaþ karþýtý muhalefet hareketlerine baðladý. Bu nedenle bu tür muhalefet hareketlerinin meclisin yüreðine korku salýp savaþ tezkerelerini püskürtebileceðine ve emperyalist saldýrganlýklarý durdurmak için daha fazla 1 Mart eylemine ihtiyaç olduðuna kanaat getirildi. 1 Mart’tan sonra tezkere ne zaman gündeme geldiyse “Emperyalist iþgale karþý 1 Mart ruhuyla ileri!” çaðrýsýný yükseltildi. Fakat 1 Mart’ta olduðu gibi bir sonuç olmadý. 7 Ekim 2003’de ayný tezkere meclisten geçti. Yýl 2007 ve yine hedefi Güney Kürdistan’ý denetim altýna almak ve Ortadoðu’da Kürtlerin kaderinin belirlenmesinde TC’nin daha fazla söz hakký edinmek üzere savaþma hedefini ifade eden tezkere meclisten geçti. 2003 senesinde savaþ karþýtý muhalefet hareketleri ve tezkere konusunda KöZ’ün sayfalarýnda þu görüþler ifade edilmiþti: “Türkiye’nin savaþa girmesine iliþkin kararlarý meclis almýyor, alamaz da... Karar hakký sermaye gruplarýnýn, ordunun ve devlet bürokrasisinindir ama meclisin deðildir… Türkiye’nin tezkere konusundaki tutumu burjuva fraksiyonlarý arasýndaki güç dengeleri ve bu merkezlerin emperyalist devletlerle olan iliþkileri tarafýndan belirlenmiþtir.” “Birinci tezkere de ABD’nin reddedilmesinde bu fraksiyonlardan biri olan Silahlý Kuvvetlerin tutumu belirleyici oldu. Güney Kürdistan’a iliþkin yapýlan pazarlýklarda uzlaþma saðlanamamasý tezkerenin çýkmamasýna yol açtý. Güney Kürdistan’daki Kürtlerin desteðini yitirmek istemeyen Amerika Türkiye’nin Güney Kürdistan’da söz sahibi olmaya yönelik taleplerini geri çevirmiþ savaþa Türkiye’nin desteði olmadan girdi. Irak’ýn iþgalinin tamamlanmasýndan sonraysa Amerika Türkiye’yi hizaya getirmeye koyulmuþ önce kredi musluklarýný kýsarak, sonra Grossman ve Wolfowitz gibi diplomatlarýn eleþtirileriyle, en sonunda da Türk askerlerinin baþýna çuval geçirerek silahlý kuvvetlere gerekli mesajlarý verip Türk ordusunu hizaya getirdi. Baþýna çuval geçenler yola geldikten sonra da ikinci tezkere zahmetsizce geçti. … 1 Mart’taki karar da 7 Ekim’deki karar da

burjuvazinin farklý fraksiyonlarý arasýndaki dengelere ve bu fraksiyonlarýn emperyalist merkezlerle olan iliþkilerine göre deðiþmektedir. Bundan ötürü, emperyalist saldýrganlýða son vermek isteyenler yapmasý gereken meclisi hain vekillerden kurtarmak deðil, emekçileri bu hain meclisten ve bu meclisin gerçek efendilerinden kurtarmaktýr. Bunun ise pasifist içerikli barýþçýl protesto gösterileriyle olmayacaðý herkesin bilincine kazýnmalýdýr.” Bugünlerde, yine pasifist barýþçýl protesto gösterileri ile savaþý ve tezkereyi durdurabileceðini hayal eden sol hareketin ümitsiz de olsa “muhalefet etmeye” devam ettiðini görüyoruz. Oysa yine tezkerenin geçmesi ya da geçmemesi yahut TC’nin Güney Kürdistan’a girmesi ya da girmemesi konusunda TC devletinin tutumlarýndaki deðiþiklikler, emperyalist devletler arasýndaki çýkar çatýþmalarý ve deðiþimlerle doðrudan baðlantýlýdýr. Ortadoðu’da ABD ve onun taraftarý olan kesimler bir kampta; ABD’nin rakiplerinin uzantýlarýný temsil eden kesimler diðer kampta yer alýrken; Türkiye’de bu iki taraf AKP ve asker, sivil Kemalistler arasýnda kutuplaþmada kendini gösterdi. Bu kutuplaþmada CHP, asker sivil bürokrasinin yanýnda yer aldý. MHP de tarafýný bu kutuptan yana seçti. Bu nedenle bu kesimler bir yandan da “ABD Emperyalizmi karþýtlýðý” üzerinden hareket ettiler. TSK’den ABD karþýtý açýklamalarýn altýnda yatan da yine bu kutuplaþma oldu. ABD’nin Irak’ta emperyalist rakipleri karþýsýnda öne çýkmasý ABD’nin Ortadoðu’da elini güçlendirdiði gibi Ortadoðu’daki devletlerin nazarýnda da konumunu pekiþtirdi. TC devleti cephesinde de bunun etkileri oldu. Seçimlerin sonucunda ABD’nin uzantýsý olan kesimin açýk farkla galip çýktýðý belli oldu. Herkes de bu yeni güçler dengesine göre vaziyet aldý. Hayrünnisa Haným’ýn Çankaya’ya çýkmasý ise baþörtüsüne serbestlik isteyenlerin mücadelesinin sonucunda deðil bu çýkar çatýþmasýnýn neticesinde gerçekleþti. CHP’nin yýldýzýnýn sönmesi ve genelkurmayýn hizaya geçmesi de yine seçimlerdeki yenilginin ardýndan gerçekleþti. Güney Kürdistan’a hareket için tezkere ve PKK’ye yönelik operasyon konusu da hükümet tarafýndan gündeme getirilince; bu ulusal birlik tablosu daha belirgin hale geldi. Erdoðan askerlerle beraber Bush’u ziyaret etti. Herkes hep bir aðýzdan “ABD’nin izni olmadan savaþa girmeyelim” demeye baþladý. AKP’yi Amerika’nýn icazeti ile hareket etme konusunda eleþtirenlerin sesi soluðu kesildi ve

cumhuriyet mitinglerini örgütleyenler köþelerine çekildiler. Fakat köþesine çekilmeyen ve bu taraflardan doðrudan birinin temsilcisi olmayan MHP kendi çizgisini güçlendirmek ve kendini bir çözüm olarak dayatmak üzere harekete geçti. Ankara’daki bu son miting de aslýnda sermayenin rakip kesimleri arasýnda ulusal çýkarlar temelinde uzlaþmasýnýn gölgesi altýnda geçti. Daha önce bu rakip kesimlerden birinin yahut diðerinin kuyrukçuluðunu yapanlar da bu çerçevede buluþtular. En geniþ mutabakat ise Kürtlerin özgürlüðünü azýnlýk haklarýna indirgeyerek kardeþlik talep edilmesi noktasýnda gerçekleþmiþti. “Türkiye’ye demokrasi Kürtlere sýnýrlý azýnlýk haklarý” çerçevesindeki bu mutabakat Amerika’nýn ve Amerikancý hükümetin politikasýdýr. Burjuva muhalefeti de kerhen ve savaþ olasýlýðýnýn da ittirmesiyle bu ulusal politikada buluþmuþtur. Miting bu buluþmanýn yeri olurken; sol hareket ve Kürt Hareketi de bu politikanýn kuyruðuna takýlarak mitingin ana kitlesini oluþturdu Bunun dýþýnda çýkmak isteyen devrimci akýmlar ise soyut bir biçimde Kürtleri destekler daha doðrusu Barzani’yi ya da DTP ve/veya PKK çizgisini destekleyen izlenimci bir tutum aldý. Ancak tüm bunlar yeni geliþmeler deðildir. Devrimci bir partinin bulunmadýðý bir geri çekilme döneminde ne farklý sermaye gruplarýnýn emekçilerin ve sol güçlerin eylemlerini kendi hesaplarý doðrultusunda kullanmasý þaþýrtýcýdýr; ne de bu tür mitinglerdeki sosyal þovenizmin gölgesi yeni fark edilen bir olgudur. Mitingin taþýdýðý asýl anlam; MHP güdümlü saldýrýlar karþýsýnda devrimcilerin, Kürtlerin ve emekçilerin ayný alanda her ne koþulda olursa olsun buluþmasýdýr. Elbette bir miting kendi baþýna faþist saldýrýlarý püskürtemez. Bu saldýrýlarý püskürtmenin yolu varoþlarda iþçi sýnýfýnýn enerjisini ve öfkesini örgütlemekten geçmektedir. 3 Kasým mitingi, Ankara’daki kalabalýkla kendini teselli edenlerin deðil o mitingin yarattýðý dalgayý varoþlara taþýmayý bilenlerin elinde sýnýfýn örgütlenmesinde bir silah olacaktýr. KöZ’ün arkasýnda duran komünistler uzun bir süredir saldýrlar olsa da olmasa da; devrimcilerin, emekçilerin, ezilenlerin örgütlenerek buluþmasýný önermektedir. Varoþlarda, iþçi havzalarýnda buluþanlar birbirine kenetlenerek “baþkalarý için de özgürlük” istemeyi bilecektir. Özgürlük Savaþan Ýþçilerle Gelecek! Varoþlarda Birleþelim Faþist Saldýrýlarý Püskürtelim!


Sayfa

13

Venezuela’da “Devrim” Referanduma Takýldý Venezuela halký, 2 Aralýk günü, çoðunluðu baþkan Hugo Chavez tarafýndan önerilen anayasa deðiþikliklerinin oylandýðý referandum için sandýk baþýndaydý. Chavez, Venezuela’nýn bu reformlarla “devrimci bir anayasa”ya sahip olacaðýný ve sosyalizme geçiþ için çok önemli bir kilometre taþýnýn daha aþýlacaðýný söylüyordu. Chavez’in kaybettiði referandum sonrasýnda bile “tek kelimesini bile deðiþtirmeyeceðim” dediði bu anayasa sadece Venezuela’da deðil, tüm dünyada geniþ yanký uyandýrdý. Venezuela’da ve dünyada burjuvazinin Chavez karþýtý kalemleri haftalar boyunca bu anayasa deðiþiklikleriyle Chavez’in kiþisel bir diktatörlük kurmaya çalýþtýðýný, kendisini süresiz bir þekilde iktidarda tutabilecek bir baþkanlýk sistemi getirmeye çalýþtýðýný yazarak anayasa reformuna karþý yoðun bir propaganda yaptýlar. Öyle ki, seçim sonrasýnda Venezuela hükümeti Amerika’nýn önde gelen gazetelerinin referandum öncesindeki bir ay boyunca durmadan Venezuela’ya saldýrdýðýný, referandum hakkýnda tek yönlü ve yanlýþ bilgilendirmeler yaparak seçimleri yönlendirdiðini belirtti. Amerikan gazetelerini ve Amerikan hükümetini resmi olarak kýnadý. Burjuvazinin Chavez karþýtý kalemleri önerilen anayasal reformlarý Chavez’in kiþisel bir diktatörlük kurma çabasý olarak göstermeye çalýþýrken, burjuvazinin sosyal demokrat kalemleri ve Chavez’in kuyruðuna takýlan sosyalistler ise bu anayasanýn ne kadar “sosyalist” olduðunu ispatlamayý kendilerine görev edinmiþlerdi. Sosyalizmi parlementoyu ele geçirerek reformlar yoluyla getireceklerini açýkça söyleyebilenler Chavez’in anayasasýna “devrimci” ve “sosyalist” demekten hiç çekinmediler. Örneðin yaþadýðýmýz topraklarda TKP, SoL Gazetesi’nde Chavez’in önerdiði “bu deðiþikliklerin ülkeyi sosyalizme götürecek düzenlemeleri içerdiðini” defalarca belirtti. TKP’ye göre reformun onaylanmasý halinde Venezuela'da tekeller yasaklanacak, siyasiidari yapýnýn deðiþmesinin önü açýlacak ve böylece ülkenin farklý bölgelerinin daha eþitlikçi bir biçimde geliþmesi güvence altýna alýnacaktý. TKP bu maddeleri Venezuela’da sosyalist dönüþümlerin önünü açacak reformlar olarak görüyor ve açýkça savunuyordu. TKP ile zýt kutuplarda bulunduðunu her fýrsatta dile getiren merkezci akýmlar da, Chavez’in anayasal deðiþiklikleri söz konusu olduðunda TKP ile ayný tutumu almaktan kendilerini alýkoyamadýlar. Örneðin sosyalizmin parlamenter reformlarla kazanýlamayacaðýný her fýrsatta dile getiren Atýlým, bu reformlarýn Venezuela’yý sosyalizme götüreceðini açýkça yazamasa da, bu “halkçý anayasa”nýn propagandasýný yapanlara saldýranlarý “karþý-devrimci” ya da “faþist”, bu anayasanýn propagandasýný yapanlarý ise “devrimci” diye adlandýrmaktan geri kalmýyordu. Üstelik Atýlým, Chavez’in burjuva devlet aygýtýnýn iplerini daha sýký elinde tutmasýný “halkçý hükümetin gücünün artmasý”, merkez bankasýnýn özerkliðinin kaldýrýlmasýný ise “merkez bankasýnýn uluslararasý sermaye tarafýndan yönetilmesinin kaldýrýlmasý” olarak yorumlarken, hep bu reformlarýn “sosyalizme yönelen” tarafýný öne çýkarmaya çalýþýyordu.

Chavez Reformlarý Sosyalizmi Deðil Burjuva Devletini Güçlendirmeyi Hedefliyordu Chavez’in anayasal reformlarýný yere göre sýðdýramayanlarýn da bu anayasal reformlar içerisinde

cýmbýzla sosyalist ya da devrimci öðeler arayanlarýn da tüm çabalarý nafiledir. Zira bu anayasal deðiþikliklerin temel hedefi burjuva diktatörlüðü sýnýrlarý içerisinde güçlü ve katýlýmcý bir sosyal refah devleti yaratmaktýr. Chavez Anayasasý özel mülkiyeti kaldýrmak þöyle dursun, özel mülkiyeti korumaya devam ederek yeni mülkiyet tanýmlarý getiriyor. Anayasaya önerilen 115. maddede, özel mülkiyetin yaný sýra devlete ait bulunan toplumsal mülkiyet, devletin ve kamunun denetiminde olan sosyal mülkiyet, belirli gruplara ait bulunan kolektif mülkiyet, ve tüm bunlarýn kombinasyonlarýndan oluþan karma mülkiyet adý altýnda mülkiyet þekilleri tanýmlanýyor. Devletin ve kamunun mülkiyetine bakarak emekçilerin özel mülkiyet ile aralarýndaki iliþkilerin deðiþeceðini düþünenler elbette yanýlýyorlar. Zira Chavez özel mülkiyeti korumaya devam edeceðini hatta onu güçlendireceðini açýkça söylemekten asla çekinmiyor. Örneðin Chavez, referandum öncesinde, 15 Aðustos’ta, parlamentoda iþadamlarýna seslendiði konuþmasýnda özel mülkiyetin korunacaðýnýn garantisini þöyle vermiþti: “Görüyorsunuz ki temel ekonomik üçgen burada: Mülkiyet, üretim ve daðýtým. Biz her üç öðeyi de denkleme katýyoruz. Bunu yapmamýz sosyalist modele ulaþmada ve bu modelin yaratýlmasýnda gereklidir... Ekonomik birimler devlet, özel sektör ve komünal iktidar arasýndaki karma düzenlemelerden oluþabilir. Özel sektörün iþadamlarý, üreticileri, gördüðünüz gibi sizi de dýþlamýyoruz. Bizimle birlikte çalýþmanýza, müttefik olmamýza ihtiyacýmýz var. Birlikte, büyük Güney Amerika ulusu içinde yükselmekte olan büyük Venezuela ulusunu sizlerle birlikte yaratacaðýz!” Chavez Anayasasý’nýn 70., 136., 167., ve 184. maddelerinde, halihazýrda var olan iktidar organlarýna ek olarak, devlet bütçesinden %5 pay ayrýlacak olan ve komünlerin, iþçilerin, öðrencilerin ve çiftçilerin yönetime katýlmasýný saðlayacak olan halk konseyleri kurulmasý öngürülüyor. Chavez anayasasýnda diðer bütün iktidar organlarýna ek olarak tanýmlanan bu “yeni” organ “halk iktidarý” diye isimlendiriliyor. Halk konseyleri ve halk iktidarý terimlerine bakarak, Chavez’in bir nevi iþçi konseylerini yani sovyetleri devlet eliyle oluþturmaya çalýþtýðýný düþünmek abesttir. Zira, Chavez Anayasasý silahlanmýþ iþçi konseylerinin, yani sovyetlerin, iktidara taþýnmasýný saðlayarak devletin ve burjuvazinin iktidarýný yýkmayý hedefleyen bir perspektiften fersah fersah uzaktýr. Açýk ki, bu anayasanýn dilinde “halk iktidarý” ezilen ve sömürülenlerin iktidarý anlamýna gelmiyor. Tam tersine, Chavez’in “halk iktidarý”, ezilen ve sömürülenlerin örgütlenmelerini varolan iktidar organlarýna yamayarak burjuva devlet aygýtýný güçlendirmeye yarýyor. Bu anayasa ezilen ve sömürülenlere, “devletin, ulusal burjuvazinin ve diðer iktidar organlarýnýn iþlerine karýþmadýðýnýz sürece size tanýdýðýmýz bu alanda demokrasi hakkýna sahipsiniz” diyor. Chavez Anayasasý bir taraftan Venezuela emekçilerine “6 saatlik iþ günü” ve “herkese sosyal güvenlik garantisi” gibi demokratik haklar daðýtýrken diðer taraftan da ezilen ve sömürülenlere verilen haklarýn kötüye kullanýlmasý ihtimalini düþünüp gerekli önlemleri alýyor. Örneðin varolan halk milislerini diðer askeri kuvvetlerle birlikte “Bolivar Silahlý Kuvvetleri” adý altýnda birleþtirip anayasaya ve devlete

daha sýký bir þekilde baðlýyor ve baþkanýn burjuva devlet aygýtýnýn iplerini daha sýký tutabilmesinin yolunu yaratýyor.

Yenilgi Chavez’in Burjuva Demokrasisine Sadakat Yemini Ettiðini Tescil Etti Ýþte kimileri için Chavez’in kiþisel diktatörlük kurma çabasý olarak, kimileri içinse 21. yüzyýlda sosyalizmin anahtarý olarak görülen bu anayasa 2 Aralýk günü Venezuela halký tarafýndan referandumda oylandý. Reformlarýn ilk bölümüne seçmenlerin %50.7’si, ikinci bölümüne ise %51.1’i “Hayýr” oyu verdi. Sonuçta önerilen 69 anayasa deðiþikliði kýlpayý reddedilmiþ oldu. Referandum sonuçlarý açýklandýðýnda, hem Venezuela’da hem de dünyanýn birçok ülkesinde Chavez taraftarlarý hayal kýrýklýðýna uðradýlar. Seçimlerin ertesi günü Chavez yenilgiyi kabul ettiðini açýkladý. Demokrasiye ve Venezuela halkýna güveninin tam olduðunu söyleyen Chavez, halkýn %49’unun sosyalizme “evet” demesinin önemli bir geliþme olduðunu belirtti. Venezuela referandumundaki bu yenilgiyi dünya emperyalist basýnýnýn seçim sürecini çarpýtmasýna ve reformlardaki baþkan seçilme süresinin sýnýrsýz uzatýlabilmesi maddesinin bir diktatörlük kurma çabasý olarak gösterilmesine yoran Chavez ve taraftarlarý, pekçok Avrupa ülkesinde bile baþkanlýk süresi üzerinde bir sýnýrlama yokken, iþ Venezuela’ya gelince buna diktatörlük giriþimi demenin, emperyalist bir oyun olduðunun altýný çizdiler. Chavez ve destekçilerine göre referandum sonuçlarý karþýsýnda yapýlmasý gereken, sabýrlý olup bir dahaki referandumda bu anayasayý geçirmekti. Chavez kendisine “darbeci” diyenlere gerekli cevabý vermiþ, böylece burjuva demokrasisine olan sadakatinin sorgulanamayacaðýný göstermiþti. Üstelik Chavez, yenilginin üzerine yaptýðý konuþmada artýk h i ç k i m s e n i n Ve n e z u e l a d e m o k r a s i s i n i sorgulayamayacaðýný, beklentilerin aksine Venezuela’da seçimlerin tamamen açýk ve þeffaf geçtiðini, ve baþta kendisi olmak üzere herkesin demokrasinin üstünlüðünü tanýdýðýný dile getirdi. Ýþte Chavez’in burjuva demokrasisine olan bu göz yaþartýcý sadakati burjuvazinin kalemlerinin gözünden de kaçmadý. ABD baþta olmak üzere dünyanýn dört bir yanýnda sosyal demokrat gazeteler, seçimler sonrasýnda Chavez’in aslýnda yanlýþ tanýtýldýðýný, kendisinin bir diktatör olmadýðýný, Avrupa’da bile ender bulunan bir demokrat olduðunu yazarak Chavez’i baðýrlarýna bastýlar.

Sosyalizmi Burjuva Demokrasisiyle Getirmeye Çalýþanlar da Onlarý Destekleyenler de Aldýklarý Her Yenilgide Emperyalizmi Suçluyor! Referandum sonrasýnda, Chavez’in ve taraftarlarýnýn, ona ve anayasasýna açýktan açýða veya üstü kapalý bir þekilde destek veren sosyalistlerin hepsinin buluþtuklarý ortak bir nokta vardý: Bütün bu akýmlar aðýz birliði etmiþlercesine Venezuela’da “sosyalizmin” yolunu döþeyecek olan sosyal, ekonomik, ve politik dönüþümlerin gerçekleþememiþ olmasýnýn suçunu emperyalist medyada, burjuvazide ve onun iþbirlikçilerinde aradýlar. Örneðin Atýlým “kitlelerin özellikle burjuva medyanýn ve muhalefetin ‘kiþisel diktatörlük kuracak’ yönündeki demagojilerinden etkilenmesinden” yakýnýrken, TKP de “Evet dünya medyasý diktatörlük, sýnýrsýz kez yeniden seçilme,

olaðanüstü hal yetkisi deyip durdu ve etkili de oldu” diye yazdý. Elbette devrimin ve sosyalizmin ancak savaþan iþçilerle geleceðini bilen komünistler için emperyalizmi suçlamak abesttir. Asýl suçlu, demokratik haklar için mücadeleyi burjuvazinin kanallarýna havale eden, ezilen ve sömürülenleri bu mücadeleler etrafýnda örgütlendirip burjuvazi ve emperyalizm ile amansýz bir savaþa hazýrlamayan, üstelik sýnýf çeliþkilerinin uzlaþtýrýlabilir olduðu yanýlsamasýný yaymaya devam eden tutumun ta kendisidir. Tarihten ders çýkarmasýný bilenler için, devrimci bir parti önderliðinde burjuva diktatörlüðü yerle bir edilmeden ezilen ve sömürülenlerin mücadelelerinin murada ermeyeceði sýr deðildir. Bu yüzden bu tür proleter bir devrimi hedeflemeden bu sorunlarý çözmeye çalýþanlarýn, Chavezlerin, Allendelerin ve onlarý açýktan ya da üstü örtülü bir þekilde destekleyen tüm sosyalistlerin baþarýsýzlýklarý karþýsýnda burjuvaziyi, emperyalizmi ve onlarýn iþbirlikçilerini suçlamalarý da nafiledir.< Burjuvazi ve uþaklarý iþlerini yapmaktadýr ve yapacaklardýr da. Bu yüzden devrimcilerin asýl görevi kim burjuva demokrasisine daha sadýk diye aþýk atmak deðil, burjuva diktatörlüðünü tarihin çöplüðüne atacak devrime önderlik edecek partiyi yaratmaktýr. Burada yapýlabilecek en büyük hata Kýzýl Bayrak gibi Chavez’in “devrimi”nin “bölgenin ilerici sol hareketlerine kazandýrdýklarý kuþkusuz küçümsenemez” diyerek Chavez’in kendisi komünist olmasa da yarattýðý hareketin komünist harekete dolaylý bir katkýda bulunacaðýný düþünmektir. Zira ne Chavez “Büyük Venezuela Devleti”ni yýkarak proleterya diktatörlüðünü kurmayý önüne koymuþ proleter devrimci bir partinin baðrýnda geliþmesine göz yumacaktýr, ne de sosyalistler açýkça ve korkusuzca Chavez’i ve temsil ettiði siyaseti karþýlarýna almadan böyle bir partiyi kurabileceklerdir. Devrim Savaþan Ýþçilerle Gelecek!

Che Guevara Anmasýnda Kitle Örgütleri Dayanýþmasýný Anlattýk 5 Aralýk günü ABD’de 14 kitle örgütünün ortaklaþa düzenlemiþ olduðu ve Workers’ World Party (WWP) (Ýþçilerin Dünyasý Partisi) ile Freedom Socialist (Özgürlük Sosyalisti) adlý siyasetlerin de desteklediði bir etkinliðe katýldýk. Che Guevara’nýn ölümünün 40. yýlýnda anýldýðý etkinlik yaklaþýk 3 saat sürdü. Yaklaþýk 25 kiþinin katýldýðý etkinlikte, gelen siyasetlerin ve kitle örgütlerinin yaný sýra siyah iþçiler ve Kübalý göçmenler de vardý.

Etkinlikte ilk önce WWP adýna bir konuþmacý söz aldý ve Che Guevara’nýn hayatýný, onun devrimci ve enternasyonalist kiþiliðini anlatan bir sunum yaptý. Sunumun ardýndan Venezuela kökenli baþka bir konuþmacý Venezuela’da gerçekleþen referandum ve Chavez’in yenilgisi üzerine bir bilgilendirme yaptý. Konuþmacý özetle þunlarý söyledi: “Venezuela’da yapýlan referandumdan aylar önce, New York Times ve CNN baþta olmak üzere dünya basýný bu referanduma yüklenmeye baþladý. Emperyalist basýnýn çoðunluðu referandum sürecinin þeffaf ve demokratik olmayacaðýný, Chavez’in bir diktatörlük kurmak istediðini iddia ettiler. Referandum günü için dünyanýn dört bir yanýndan gözlemciler Venezuela’da referandumu denetlemek için geldi ve hepsi referandumun son derece profesyonel bir þekilde, hiç bir aksama olmadan tamamlandýðýný belirtti. Referandum öncesinde emperyalist basýnýn yaptýðý bu yönlendirmeler, sandýk sonucunun olumsuz olmasýnda etkili oldu. Ama referandumun kaybedilmesinin baþka

nedenleri de vardý: Örneðin reform önerilerinin tek tek deðil de iki büyük blok halinde birleþik bir þekilde oylamaya sunulmasý bir problemdi. Tüm maddeler tek tek oylansaydý maddelerin büyük bir çoðunluðu kabul edilmiþ olacaktý. Üstelik bu reformlarýn içeriði de yeterince anlatýlmadý. Chavez’in önerdiði bu anayasa komünal kurumlara, tabandan gelen örgütlenmelere güç verecek, yerli komünitelerin yönetime katýlmasýný saðlayacak, yeni mülkiyet düzenlemeleri getirecek ve baþkanlýk süresini 7 yýla uzatýp, bu sürenin sýnýrsýz bir þekilde uzatýlmasýný saðlayacaktý. Bu uygulama zaten Margaret Thatcher ve Pelipe Gonzales tarafýndan da yürürlüðe konulmuþtu. Chavez referandumda çok az bir farkla yenildi. Bir sonraki sefere bu reformlarýn geçeceðini ve Venezeula’da sosyalizm için önemli bir adým atýlmýþ olacaðýný düþünüyorum. Þu anda bile Venezuela’nýn demokrasisinin ne kadar açýk, þeffaf ve güvenilir olduðunun tüm dünya tarafýndan görülmesi önemli bir geliþmedir.”

Konuþmanýn ardýndan Amerika’da esir düþen beþ Kübalý tutsaðýn hukuksal mücadelesi üzerine bir belgesel izlendi. Belgesel Kübalý Beþler diye bilinen bu grubun hikayesini, ABD’nin Küba’da gerçekleþtirdiði terörist eylemleri, bu terörist eylemleri düzenleyen bir örgütü incelemek üzere ABD’de bulunan beþ Kübalý’nýn ABD hükümeti tarafýndan yakalanmasýný, hukuk dýþý bir þekilde yargýlanmasýný ve ABD tarihinin en uzun hukuksal mücadelesinin hala sürüyor olmasýný anlatýyordu.

Belgeselin ardýndan söz alan New York’tan gelen bir konuþmacý Kübalý Beþler üzerine daha ayrýntýlý bir bilgi vererek gelen sorularý yanýtladý.

Etkinliðin son kýsmýnda bir söyleþi gerçekleþti. Biz de bu söyleþide söz almak istedik. Yapýlan etkinlikte hem Küba devleti ile ABD arasýndaki itilafta alýnan Küba devleti yanlýsý tutum, hem de Chavez referandumu hakkýnda söylenenler bizim benimseyeceðimiz görüþler deðildi. Ancak bu etkinliði, ABD’de kitle örgütlerinin, siyahlarýn ve göçmenlerin bir araya gelerek düzenlediði ender bir toplantý olduðu için önemsemiþtik. Etkinlikte söz alan yoldaþ öncelikle böyle bir etkinliðin pek çok kitle örgütü tarafýndan düzenleniyor olmasýný önemsediðimizi söyledi. Siyasi tutsaklarýn dünyanýn dört bir yanýnda olduðunu ve bütün siyasi tutsaklarýn özgürleþebilmesi için verilen demokratik mücadelelerin önemli olduðunu ifade etti ve kitle örgütlerinin bir araya gelip, birarada durup, ortak mücadele vermelerinin önemli olduðunu belirtti. Bu sorunun þu ya da bu ülkedeki demokrasi sorunu olmadýðýný, ama istisnasýz varolan tüm devletlerde görülen bir sorun olduðunu söyleyen yoldaþ, bu yüzden kitle örgütlerinin bu ve benzeri mücadelelerde neler yapýlabileceði konusunda uluslararasý bir deneyim aktarýmýnýn çok yararlý olacaðýný söyledi. Yoldaþ konuþmasýnda Türkiye Devleti’nin Kürdistan’da tutukladýðý Sebahat Tuncel’in geçtiðimiz yaz ayýndaki seçimlerde baðýmsýz bir aday olarak gösterildiðini, ezilen

ve sömürülenlerin örgütlenmelerinin ve kitle örgütlerinin bir araya gelerek seçmen meclisleri kurduðunu, dayanýþmalarýyla ve yaptýklarý çalýþmalarla Tuncel’i hapisten meclise taþýdýklarýný, ve bunun Türkiye’de bir ilk olduðunu anlattý. Ancak bu düzen devam ettikçe bu tür kazanýmlarýn da geçici olduðunu, zira Tuncel’in meclise taþýnmasýnýn yeterli olmadýðýný belirtti. Bugün düzen güçlerinin Tuncel’e ve partisine yoðun bir baský uyguladýklarýný, faþist saldýrýlarýn da hýz kazandýðýný, bu yüzden kitle örgütlerinin dayanýþmasýna hala ihtiyacýmýz olduðunu belirtti. Bugün Che’yi anarken, onun önemsediði dayanýþmayý, hem kitle örgütlerinin dayanýþmasýna, hem devrimci dayanýþmaya deðinerek, uluslararasý bir hale getirmenin önemli olacaðýný belirtti. Etkinlikte anlattýklarýmýz kitle örgütlerinin ve bulunan siyasetlerin oldukça ilgisini çekti. Etkinlik sonrasýnda da daha detaylý konuþma ve tartýþma fýrsatý bulduk. ABD’de Doðu Kýyýsý’nda yapmaya çalýþtýðýmýz etkinlikleri anlattýk. Etkinliðe katýlan bazý kiþilerle önceden yaptýðýmýz Ekim Devrimi paneli vasýtasýyla, ya da daha önce katýldýðýmýz bazý etkinliklerden tanýþmýþtýk. Bu gibi etkinlikler sayesinde ABD’deki sosyalistlere ve kitle örgütlerine, KöZ’ün kitle örgütlerine bakýþýný, kitle örgütlerinin dayanýþmasýna ve koordinasyonuna verdiði önemi ve devrimci dayanýþmaya bakýþýný daha kolay anlatabileceðimizi düþünüyoruz. Yaþasýn Devrimci Dayanýþma ABD Doðu Kýyýsýndan Komünistler


Sayfa

14

Sýnýr Ötesi Harekatýn Ardýnda ve Önünde Ne Var?

Seçim sürecinde CHP-MHP koalisyonu ve ardýndaki asker-sivil Kemalistler AKP hükümetini zora sokmak ve sýkýþtýrmak maksadýyla «Irak’a girmek için daha ne bekliyorsunuz?» diye sýkýþtýrýyor ve bu soruyu ayný zamanda «AKP Kürtlerle anlaþmak istiyor» kampanyalarýna dayanak olarak kullanmak istiyordu. Seçimlerin sonucunda AKP’nin ezici bir çoðunlukla yeniden hükümet olmasý Gül’ün cumhurbaþkanlýðýnýn önlenememesi ve AKP’nin anayasasýnýn kabul edilmesiyle birlikte tescil olan güçler dengesi bu söylemleri de deðiþtirdi. Özellikle bu zincirin son halkasý olarak görülmesi gereken ikinci savaþ tezkeresinin meclisten muhalefeti ve iktidarýyla birlikte burjuvazinin tüm güçlerinin el birliði ile geçirilmesinin ardýndan sermayenin iki rakip kesiminin temsilcileri arasýndaki dalaþýn siyaset sahnesindeki aktörleri arasýnda yeni bir raundun yeni taktik ve söylemlerle yürüyeceði belirgin bir biçimde görülmeye baþlandý. Evvela askerler bir sýnýr ötesi harekat somut bir olasýlýk haline gelip yumurta küfesi sýrtlarýna aktarýlýnca aðýz deðiþtirdiler. «Hemen gireriz, Kerkük’e kadar gideriz, taþ üstünde taþ býrakmayýz» gibisinden üstü açýk veya örtülü söylemler artýk resmi görevli aðýzlardan duyulmaz oldu. Kimi emekli subaylar bu söylemi bir süre daha sürdürdüyse bile bu sefer bir iç yönetmelik düzenlemesiyle onlarýn dahi konuþmasýna sýnýr kondu. CHP de kýsa zamanda hizaya geçti. Böylece önceki söylemin yerine bu kez AKP’yi ABD ve Güneyli Kürtler nezdinde gerekli adýmlarý atýp bir askeri harekatýn kazasýz belasýz gerçekleþtirilmesini saðlamamakla eleþtiren ve «hükümet kendi üzerine düþenleri yapýp bize görev verilirse üzerimize düþeni yaparýz» anlamýna gelen daha mýzmýz bir muhalefet tonu duyulmaya baþlandý. Bu tonun yumuþak geldiði noktalarda «AKP PKK ile af pazarlýðý yapýyor» çerçevesine sýðabilen bir söylem öne çýkarýlmaya baþlandý. Sýnýr ötesi harekat somut bir olasýlýk haline geldiðinden beri bu kez sýnýrýn berisindeki sorunlarýn nasýl çözüleceði daha çok konuþulur oldu. Hatta tezkere çýktýktan sonra evvela TC sýnýrlarýnýn berisindeki askeri etkinlikler arttýrýlmaya baþlandý. Bunun da ötesinde askeri çözümün dýþýnda nelerin yapýlmasý gerektiði konusu git gide daha geniþ kesimler tarafýndan ve daha yüksek sesle konuþulur oldu. Seçim sürecindeki keskin söylem ise giderek hem CHP’den hem de askerlerden kendini ayýrmaya baþlayan MHP tarafýndan sürdürüldü. Ama MHP’nin aðýz deðiþikliði de dikkatten kaçacak gibi deðildi. Seçim meydanlarýnda «al sana ip ne duruyorsun» diyen Bahçeli bu sefer «asýl tehlike Ýmralý’da deðil Irak’tadýr» diyerek kendini hakim burjuva çizgisinden böyle ayýrmaya baþladý. Daha önemlisi ise MHP’nin aðýz deðiþikliðinden ibaret kalmamasýydý. MHP bir yandan asýl hedefi sýnýr ötesinde gösterip hükümete ve orduya o tarafý iþaret ederken, bilhassa asker cenazelerini vesile sayýp Kürtleri bahane ederek ama doðrudan doðruya Kürdistan’daki Kürtlere deðil, daha ziyade metropollere göçmüþ olanlara ve hatta onlardan ziyade devrimcilerin ve emekçilerin örgütlerine saldýrýlarýn örgütleyicisi ve öncüsü olarak öne çýktý. Bir bakýma seçim öncesinden beri yaratýlan ortamý kendi hesabýna istismar ederek ve bir bakýma bir orta noktada buluþmuþ olan AKP ve rakiplerinden kendini ayýrarak kendi hesabýna planlar uygulamaya baþladý. Ne var ki bu eylemler de tamamen kendi baþýna yapabileceði þeyler deðildi; her þeyden önce asker cenazelerine endeksli bir etkinlik söz konusuydu. Ama seçimlere gelen süreçte PKK karþýsýnda önceki yýllarda görülenden çok daha aðýr zayiatlar veren ordu birlikleri en son tezkereye öngelen süreçteki þaibeli eylemler zincirinin ardýndan o ölçüde zayiat vermemeye baþlayýnca MHP’nin rüzgarý da kesilmiþ oldu. Bu bakýmdan TBMM’den çýkan Tezkere’nin adý önceki ile aynýdýr diye iki dönemin güçler dengelerini ve siyasi aktörlerin rolünü birbirlerine karýþtýrmamak gerekiyor. Aradaki fark birinci tezkerenin meclisten geçmemesi ve bu tezkerenin geçmiþ olmasýndan ibaret deðildir. Þimdi bir sýnýr ötesi harekatýn 5 yýl öncesinden daha ciddi bir olasýlýk haline gelmiþ olmasý da deðildir asýl önemli olan. Zira bir bakýma tam tersi doðrudur. Mart tezkeresi geçmiþ olsaydý TC ABD ile beraber Irak’a müdahalenin baþlýca aktörleri arasýnda olacaktý. ABD Güneyli Kürtlerin desteðine o zaman muhtaç olduðu kadar muhtaç olmayacaktý. Hatta TSK ile birlikte Irak’a giren iþgal kuvvetlerinin Saddam’ý devirirken ayný zamanda da Kürtlerin sindirilmesi ve silahsýzlandýrýlmasý yönünde

bir iþlevi olacaðýný da tahmin etmek zor deðildi. Öte yandan Mart Tezkeresinin kazaya gelmesinin asýl nedeni buna karþý Türkiye’de yükseltilen tepkiler deðildi. Zira bu tepkiler dünyanýn baþka yerlerindekilerle kýyaslandýðýnda hatta bugünlerde gösterilen tepkilerle kýyaslandýðýnda oldukça zayýftý. Bu itibarla bu çapta bir politika deðiþikliðini doðurma kudretine sahip deðildi. Keza güneydeki Kürtlerin bu olasýlýða karþý gösterdikleri tepkileri de bu kazanýn asýl etkenleri arasýnda görmemek lazým. Zira bugün o zamankinden çok daha güçlü bir durumda olan Kürtlerin bugünkü tezkerenin önünü kesmeye güçleri yetmediðine göre o zamanki kazanýn ardýnda besbelli baþka nedenleri aramak gerekir. Nitekim o zamandan beri KöZ sayfalarýnda bu kazanýn ardýnda yatan asýl nedeni emperyalistler arasýndaki paylaþým kavgasýnýn taraflarý ve bunlarýn Türkiye’deki uzantýlarý arasýnda aramak gerektiðine dikkat çekildi. Bugünkü tezkerenin geçmesinin asýl nedeni de bu taraflar arasýndaki güçler dengesinin yeterince deðiþmiþ olmasýnda aranmalýdýr. Bu bakýmdan iki tezkere arasýndaki fark esas olarak arada geçen dönemde deðiþen güçler dengesinden ileri gelir. Bu gün TBMM’den geçen tezkerenin ne iþe yarayacaðý ve hangi istikamette kullanýlacaðýný anlayabilmek ve açýklayabilmek için de bunu dikkate almak gerekir. Güçler dengesi arada geçen süreçte ABD ve yandaþlarý lehine deðiþmiþtir ve taþlar bu deðiþime göre yeniden düzenlenmektedir ve düzenlenecektir. Bu bakýmdan denebilir ki bugünkü tezkere ile birlikte açýlan süreç hem seçimlerden beri adým adým ilerleyen sürecin tamamlayýcý bir devamýdýr, hem de ayný nedenle bu süreç 5 yýl önceki kaza nedeniyle ortaya çýkan durumu düzeltme doðrultusunda bir yönelimi ifade eder. Yani bu tezkereyi bir öncekinin rövanþý olarak görmek yanlýþ olmaz. Öyle olduðu için de o zaman ABD ve müttefikleri tarafýndan yapýlmak istenen ve yapýlamayan iþlerin elbette arada geçen süreçte ortaya çýkan yeni durumlarý da dikkate alarak yapýlmasý doðrultusunda bir adým olarak görülmelidir. Kuþkusuz bu yapýlmak istenip de yapýlamayanlarýn ne olduðu ve bunlardan hangilerinin hangi deðiþikliklerle gerçekleþebileceði konusunda tahminde bulunmak fal açmaktan beter bir iþtir. Bu akla ziyan olur. Bununla birlikte bu saptamalardan tartýþmasýz bir biçimde çýkacak olan sonuçlar þunlardýr: Birincisi TSK bu tezkereden aldýðý yetkiyle eðer Irak’a müdahale edecekse bu ABD’ye ve müttefiklerine karþý ve onlara raðmen olmayacaktýr. Aksine 5 yýl önce tasavvur edildiði gibi ABD ile anlaþarak ve onun istediði ve izin verdiði ölçüde bir operasyondan ileri gitmeyeceði kesin gibi görülmelidir. Bu bakýmdan bu tezkere öncekinin rövanþýdýr. Ýkincisi TC’nin ABD ile anlaþarak Irak’a müdahalesi (ki bu ille askeri bir müdahale olmak zorunda da deðildir; hatta askeri müdahaleyi bir þantaj unsuru olarak kullanan bir siyasi müdahale daha olasý gözükmektedir) ne olursa olsun hem kuzeyde hem güneyde Kürtlerin þu ya da bu yoldan ve þu ya da bu ölçüde elde etmiþ olduklarý mevzilerden geri itilmesine yönelik olacaktýr. Müdahalenin bu mahiyeti somut durumlara göre nicel olarak az ya da çok olabilir ama nitelik bakýmýndan tartýþmasýz görülmelidir. Bu niteliðin deðiþmesi ise sýnýf mücadelesinin diðer tarafýnda duran iþçi sýnýfýnýn ve ezilen ulus hareketinin bir etkin siyasi güç olarak devreye girmesinden baþka bir yoldan deðiþmeyecektir. KöZ’ün arkasýnda duranlar da zaten seçim döneminde özellikle Kürtlerin AKP’ye oy vermesinin ne sonuç doðuracaðýna dikkat çekip «AKP’nin seçimlerden güçlenerek çýkmasý hem Kuzeyde hem güneyde Kürtlere yönelik saldýrý ve baskýlarýn artmasýna yol açan bir geliþme olacaktýr» diyerek bu durumun öngörüsüne dayalý bir ajitasyon sürdürmüþlerdir. Bu nedenle (ister bunu olumlu görüp medet umanlar olsun ister bunu emperyalist bir planýn parçasý olarak görüp karþýsýnda yer alsýnlar) ABD’nin þu ya da bu nedenle Kürtleri, ya da onlarýn sadece güneydeki kýsmýný koruyup kollamak gibi bir kaygýsý olduðunu düþünenlerin beklentilerinin tam tersi doðrudur. Dolayýsýyla AKP’nin de Genel Kurmay-OYAK destekli bir CHP-MHP hükümetine kýyasla Kürtler için daha hayýrlý olacaðýný düþünenler de ayný duvara toslamýþtýr. Bu yanýlsamadan kurtulmadan da önümüzdeki sürecin geliþmelerini kavramak ve buna göre doðru bir çizgide vaziyet almak mümkün deðildir.

Bin Umut Milletvekillerinin Önemi Tezkere Meclise Gelince Anlaþýldý 22 Temmuz seçimlerinde Kürt sorununu demokratik yollardan çözmek, Türkiye’de barýþ ve huzuru saðlamak vaadiyle baþta Kürtler olmak üzere emekçilerin oylarýný alarak iktidar koltuðuna yerleþen AKP, TC sýnýrlarý dýþýnda bir operasyon için meclisten yetki istedi. 18 Ekim günü TBMM genel kurulunda yapýlan oylamada, 19’a karþý 507 oyla hükümete bu yetki verildi. Seçimler öncesinde farklý kutuplarda yer alan AKP ile CHP, DSP ve MHP’li milletvekilleri tezkereye evet yönünde oy kullandýlar. Tezkereye red oyu kullanan 19 milletvekili ise emekçilerin, ezilenlerin meclisteki sesi olmak için meclise gideceklerini ilan eden Bin Umut milletvekillerinden baþkasý deðildi. Oylamanýn sonucu kimse için yadýrgatýcý olmadý, zaten uzun bir süredir medya tarafýndan iç ve dýþ kamuoyunda Türkiye’nin sýnýrlarý ötesinde bir operasyonu meþrulaþtýracak bir kampanya baþlamýþtý. Bugün mecliste sýnýr ötesi bir operasyonu hararetle savunanlarýn büyük çoðunluðu ABD’nin Irak operasyonuna karþý çýkmaktaydý; baþta Kemalistler «Kahrolsun ABD Emperyalizmi» þiarýný yükselterek, ABD’nin kendi sýnýrlarý ötesinde bir operasyon yapmasýna karþý çýkmaktaydý. Bu defa onlar ABD’nin Irak operasyonunu düzenlerken öne sürdüðü gerekçelerle, teröristlerin izini sürmek ve yakalamak bahanesiyle TC’nin sýnýrlarýný aþarak bir askeri harekat düzenlemesini savunmaktadýr. Bu operasyona karþý çýkan DTP’lileri de tecrit etmek ve adeta hain ilan etmek istemektedirler. Bunlarýn tutumu yadýrgatýcý deðildir, zaten bunlara bu yüzden düzen partileri denmiþtir ve bunlar oldum olasý efendilerinin çýkarlarý doðrultusunda hareket ederler. Doðrusu böyle bir operasyona karþý çýkanlar DTP’lilerden ibaret deðildir, ABD’nin Irak operasyonuna karþý çýkan sosyalistler de Kürdistan’da bir operasyona karþý çýkmaktadýr. Ne var ki «sýnýr ötesi operasyon meþru mu deðil mi» tartýþmalarý sürerken TC kendi sýnýrlarý içinde bir operasyona çoktan baþlamýþtýr bile ve kimse bu operasyonu sorgulamamaktadýr. Bunun nedeni tartýþmanýn iki tarafýnýn da devletler hukukunu esas alan bir yaklaþýmla olaya yaklaþmasýdýr. Buna göre bütün devletler kendi sýnýrlarý içerisinde egemendir, her devletin egemenlik alaný bir diðerinin egemenlik alanýnýn baþladýðý yerde biter ve hiçbir devlet bir baþkasýnýn iç iþlerine karýþamaz. Türkiye özelinde bu anlayýþ Lozan anlaþmasýnda onaylanan ve Birleþmiþ Milletler hukukunca da kabul gören sýnýrlarýn temel alýnmasýna yol açmaktadýr. Oysa ki TC ilhak ederek kurulmuþ bir devlettir. Bu bakýmdan Türkiye sýnýrlarýnýn ötesinde bir operasyon dendiði zaman Tunceli, Þýrnak ve Hakkari’deki operasyonlara da en az Kandil daðýna düzenlenecek bir operasyon kadar karþý çýkmak gerekir. Ne var ki sosyalistler arasýnda böylesi bir yaklaþýma nadiren rastlanmaktadýr. Tersine bu sefer ABD’nin veya TC’nin sýnýrlar ötesinde bir operasyon düzenlemesine karþý çýkan TKP,

PKK’ye terörist demekte ve ona karþý yapýlan harekatlarý meþrulaþtýran bir söylem benimsemektedir. Oysaki ayný parti birinci emperyalist paylaþýmýnda Almanya’nýn savaþa ayýrmak istediði kredilere karþý oy kullanan Karl Liebknecht’i bir savaþ karþýtý kahraman olarak anmaktadýr. Oysaki DTP’li milletvekillerinin aldýðý tutum birçok bakýmdan Karl Liebknecht’i andýrmaktadýr. Liebknecht baðlý bulunduðu SPD’nin grup kararýný da çiðneyerek Almanya’nýn baþka bir devlete savaþ açmasýna karþý çýkýyordu ve mecliste savaþ kredilerine hayýr oyu kullanan tek milletvekiliydi. Ama o zamana kadar Liebknecht dahil SPD milletvekillerinin hiç biri Almanya’nýn kendi egemenliði altýndaki yabancý topraklarý iþgal altýnda tutmasýna itiraz etmedi mesela Polonya’nýn ilhak edilmesine karþý çýkmadýlar. Liebknecht savaþ kredilerine hayýr oyu kullanýrken týpký DTP’li vekiller gibi yalnýzdý ve akýntýya karþý bir tutum almaya çalýþýyordu. Týpký Fatma Kurtulan gibi Liebknecht de soruþturmalara uðradý, önce meclis dýþýnda siyaset yapma hakký elinden alýndý en sonunda da cezaevine kondu. Ne var ki DTP’li milletvekilleri Karl Liebknecht’in hak ettiði itibarýn binde birini bile bu partiden görememektedir. Zaten bu parti baþýndan beri þoven bir tutum izlemektedir ve Köz sayfalarýnda bu tutum uzun süre önce eleþtirilmiþtir. «TC’nin Týrnak Problemine Deva Arayan Manikürcü Sosyalistler» baþlýðý altýnda bir polemik dizisi yayýnlanmýþ ve þöyle denmiþti: “Eðer Kürtlerle Türklerin iliþki etle týrnak iliþkisine benzetilecekse, kimin et kimin týrnak olduðunu da söylemek gerekir. … TKP’nin iktidar koltuðuna oturmayý hayal ettiði ve kendisinin saydýðý topraklarýn en eski sakinleri arasýnda Kürtler vardýr. Dolayýsýyla et dendiðinde onlarýn kastedildiðini düþünmek gerekir. «Týrnak» da bu topraklarý (TKP’nin maskotu haline getirmek istediði sosyal þoven þairin deyiþiyle) «uzak asyadan dört nala gelip» iþgal etmiþ olanlar olsa gerektir. Bu iþgal kuvvetlerinin son kalýntýsý birinci emperyalist savaþýn sonunda yapýlan kirli barýþ anlaþmalarýyla bu topraklar üzerinde yaþayanlarýn tümünün tepesine bekçi olarak dikilmiþ ve eski Osmanlý paþalarý tarafýndan kurulmuþ olan TC devletidir. Bu «týrnak» öteden beri, «eti» cýrmýklamaktadýr; sökülüp atýlmasý gerekir. Bu sadece ezilen Kürt ulusunun özgürleþmesi için deðildir; ayný devletin baskýsý altýnda kapitalistlerin ücretli köleleri olarak yaþamaya mahkum edilmiþ farklý etnik ve ulusal kökenden gelen herkesin kurtulmasý için de bu akbaba «týrnaðýnýn» «etten» ayrýlmasý, sökülüp atýlmasý þarttýr. Bu tarihi ödevin yerine getirilmesi için evvela «etle týrnaðýn ayrýlmasýna izin vermeyeceðiz» diyen devlet tasdikli sahte komünistlerin çanýna ot týkanmasý gerekir. Bunlar iþçi hareketinin dýþýnda müstahak olduðu yere yerleþinceye kadar Kürtlerin de Kürt olmayanlarýn da býrakýn özgürleþmeyi, rahat bir uyku uyumalarý dahi mümkün deðildir.”

Ýzmir’de Sýnýr Ötesi Operasyon Protesto Edildi TSK’ya Güney Kürdistan’a yönelik bir operasyon için imkân tanýyan tezkerenin, DTP vekilleri dýþýnda iktidar ve muhalefetin elbirliðiyle meclisten çýkarýlmasýnýn ardýndan beklenen olmuþ, TSK Kandil’e yönelik hava operasyonlarý düzenlemiþti. Gerek Kuzey Kürdistan’daki mücadeleye karþý, yürütülen psikolojik harp ve yükseltilen þoven histeri eþliðinde bir moral üstünlük kazanmayý gerekse Güney Kürdistan’daki fiili devlete gözdaðý vermeyi

amaçlayan ve ABD’nin icazetiyle gerçekleþtirilen operasyonlarda Kandil Daðý eteklerindeki birçok sivil yerleþim merkezi de hedef alýnmýþtý.

Devletin bu saldýrýlarý Ýzmir’de 5 Ocak tarihinde bir basýn açýklamasý ile protesto ve teþhir edildi. Alýnteri, BDSP, DHP, ESP, HÖC, Kaldýraç, Köz, Mücadele Birliði, Partizan gibi devrimci yapýlarýn örgütlediði açýklamasý Ýzmir’de daha önce yapýlan birçok basýn açýklamasýna göre nispeten daha diri ve geniþ

bir katýlýmla gerçekleþti. “ ‘Sýnýr Ötesi’ Operasyona, Kürt Halkýnýn Ýnkâr ve Ýmhasýna Son! Yaþasýn Halklarýn Kardeþliði ve Birlikte Mücadelesi!” yazýlý pankartýn açýldýðý eylemde, “Yaþasýn Halklarýn Kardeþliði!”, “Biji Bratiya Gelan!”, “Emperyalizm Yenilecek, Direnen Halklar Kazanacak!”, “Susma Haykýr Halklar Kardeþtir!”, “Yaþasýn Devrimci Dayanýþma!” sloganlarý atýldý. Eylemde okunan basýn açýklamasýnda þu ifadeler yer

almaktaydý;

“…sýnýr ötesinde ve sýnýr içinde atýlan her bomba, her kurþun yoksul halkýn ekmeðine, aþýna s ý k ý l m a k t a d ý r. H e r g ü n soframýzdan, ekonomik, demokratik haklarýmýzdan eksilenlere bakalým. Bizden çalýnanlarýn hepsi emperyalizmin ve iþbirlikçilerinin daha fazla güçlenmesi içindir. Aðýzlarýndan akan kan ezilen, sömürülen, yoksul halklarýmýzýn kanlarýdýr.

…Halklarýn mücadelesi katliamlarla yok edilip, ezilemez. Kürt halkýnýn imhasý, inkarý, katliamý ile de Kürt halkýnýn sorunlarý çözülemez. Onun için, operasyon, iþgal, saldýrý, kýþkýrtmalara karþý halklarýn kardeþliði þiarý ile omuz omuza emperyalizme ve iþbirlikçilerine karþý mücadelemizi yükseltelim!” Eylemin örgütlenme aþamasýnda kimi bileþenlerin þerh koymasýyla Kürtler’in özgürlük talebiyle buluþan sloganlarda

ortaklaþýlamamasý sebebiyle Kürtlerin doðrudan isminin zikredildiði tek bir sloganýn bile atýlamamasý gibi ciddi bir eksikliðe sahip olmakla beraber, bu eylem devrimcilerin Kürt halkýyla dayanýþma

reflekslerinin

sürdüðünü göstermek açýsýndan anlamlýydý. Kürtlere Özgürlük! Ýzmir’den Komünistler


Sayfa

Anti-ABDci olmayý Antiemperyalizm Sananlarýn Yanýlgýlarý Ýkinci emperyalist paylaþým savaþýnda SSCB ve dolayýsýyla ona baðlý komünist partilerin savaþan emperyalist güçlerden baðýmsýz bir komünist enternasyonalist çizgi benimseyemeyip bir emperyalist kampa karþý diðerinin yanýnda tutum almalarý sadece Komünist Enternasyonal’in resmen tasfiye edilmesine yol açmakla kalmamýþtý; hatta bu tutum en vahim ve derin iz býrakan sonuç olmamýþtý. Nitekim en çok üzerinde durulan konularýn baþýnda da bu tasfiyenin sorgulanmasýnýn gelmediði malumdur. Zaten emperyalist savaþta savaþan emperyalist kamplardan kendini ayýrarak baðýmsýz bir devrimci ve enternasyonalist çizgiyi benimseyen Bolþeviklerin önderliðindeki komünistler tarafýndan kurulan bu enternasyonalin ikinci emperyalist paylaþým kavgasý esnasýnda ayný çizgiyi sürdürememiþ olmasý, bu resmi tasfiyeden önce tespit edilmesi gereken bir savrulmayý ifade etmekteydi. Dünya devrimine karþý kendi ülkelerindeki devrimin zaferinden sorumlu olmalarý gereken Komünist Enternasyonal seksiyonlarýnýn hiç biri, savaþýn hiçbir evresinde farklý devletlerin sýnýrlarý içinde komünist bir faaliyet yürütmediler. 1939 Aðustos’unda imzalanan ve 1941 Haziran’ýnda Nazi Ordularýnýn Sovyetler Birliði’ne girmesine kadar hemen hemen iki yýl geçerli olan saldýrmazlýk paktý sadece SSCB ile Almanya arasýnda bir saldýrmazlýk anlaþmasý olarak kalmadý. Baþka ülkelerdeki Komünist Partilerin siyasetini de belirledi. En çarpýcý etkisi ise FKP üzerinde oldu; Fransýz komünistleri Fransa’nýn Almanya ile iþbirliði yaptýðý PetainLaval hükümetine karþý mücadeleyi de Alman iþgaline karþý mücadeleyi de askýya almýþ ve ancak Nazi ordularý SSCB’ye saldýrdýktan sonra direniþ hareketine katýlmýþlardý. Bu dönem boyunca Ýngiltere emperyalizmini en tehlikeli düþman olarak kabul eden FKP, bu dönemeçten sonra da enternasyonalist komünist bir çizgiye geçmedi. Bu sefer de Nazi emperyalizmini baþ düþman ilan edip Ýngiltere-Fransa ve ABD emperyalistlerini dost güçler olarak ilan etti. Bu ibretlik tutum birinci emperyalist paylaþým savaþýnda asýl düþman kendi yurdunda diyerek kendi emperyalist hükümetlerine karþý tutum almakla baþlayýp it dalaþý içindeki bütün emperyalist güçlerden ayrý duran Bolþeviklerin çizgisi ile taban tabana zýttý. Tam tersine «enternasyonal barýþçýl dönemlerin aracýdýr, savaþ zamanýnda faaliyetini askýya almalýdýr» diyerek sosyal þoven, sosyal emperyalist bir çizgiye savrulan Ýkinci Enternasyonal’in tutumuna daha yakýndýr. Bu nedenle de ikinci paylaþým savaþý sýrasýnda bu tür partilerden oluþan Komünist Enternasyonal’in de savaþ zamanýnda kendini fesfhedip komünistleri Nazi emperyalizmine karþý «özgürlüksever» diye nitelenen emperyalistlere karþý devrimci bir faaliyet yürütmemeye çaðýrarak kendini feshetmesi þaþýrtýcý deðildir. Ne yazýk ki bu durum bir tarihi olay deðildir. Komünist Enternasyonal’in tasfiye edilmesinin ve onun ardýnda bulunan özellikle Avrupalý komünist partilerin sosyal-emperyalist tutumu karþýsýndaki suskunluk ve bu tutumun üzerinin örtülmesi sonradan da önü alýnamayan ve hala hüküm süren bir politik savrulmanýn ardýndaki baþlýca etkendir. Bu nedenle özellikle SSCB ve kopyalarýnýn tarih sahnesinden silinmesinin ardýndan emperyalistler arasýndaki çeliþme ve çatýþmalarýn giderek arttýðý dönemde bir emperyalisti baþ düþman olarak ilan edip ona karþý açýkça veya sonuç itibariyle rakiplerinin dümen suyunda hareket etmeye varan bir tutumun sola hakim olmasýnýn ardýnda bu tarihi olgu ile

hesaplaþýlmamýþ olmasý yatmaktadýr.

Bu bakýmdan anti-emperyalizm konusunda bu gün dünyanýn her yanýnda hüküm süren yanlýþ tutumun ardýnda da ayný nedeni görmek gerekir. Kuþkusuz bugün anti-ABD’ci olmayý anti-emperyalizme ikame eden anlayýþlarý besleyen bir diðer etken de genellikle «soðuk savaþ dönemi» olarak adlandýrýlan asýl ve resmi adýyla ise «emperyalizm ile barýþ içinde birlikte yaþama» çizgisinin damga vurduðu dönemden kalan refleks ve alýþkanlýklardýr. Emperyalist devletlerin ikinci emperyalist paylaþým kavgasýnýn ardýndan SSCB ve müttefikleri karþýsýnda genellikle tek bir blok olarak hareket etmesi ve bu blokun baþýný çeken ABD emperyalizminin haklý olarak bir bütün olarak emperyalizmin temsilcisi olarak görülmesi tehlikeli bir alýþkanlýk yaratmýþtýr. Bu yanýlgýnýn vahameti de asýl olarak SSCB’nin tarih sahnesinden silinmesinin ardýndan görülmektedir. Sözümona «iki kutuplu dünya» diye adlandýrýlan bu dönemin ardýndan emperyalistler arasýndaki çeliþki ve çatýþmalar giderek arttýðý gibi, artýk tek bir emperyalist bloktan ve bir bütün olarak emperyalizm adýna hareket eden bir «baþ emperyalist»ten artýk hiçbir biçimde söz edilemeyeceði bir dünya durumu hasýl olmuþtur. Buna karþýlýk sosyalist hareketin içine sýzan burjuva ideologlarý ve onlarýn fikirlerine kapýlan akýmlar bu kez zaman zaman «ABD imparatorluðu» diye de adlandýrýlan bir kavramý iþçi sýnýfý ve devrimcilerin gözlerine bir perde gibi indirme gayretine soyunmuþlardýr. Bu çerçevede globalleþme teorileri ve bunlarýn bir tamamlayýcý unsuru olan «ABD imparatorluðu» kavramý Kautsky oportünistinin «ultra-emperyalizm» kavramýnýn modern bir ikamesi olarak piyasaya sürülmüþtür. Böylece dünya çapýnda iþçi hareketi ve sosyalistlerin daimi olarak ve heryerde baþ düþman kabul edilen ABD emperyalizmi ve dolayýsýyla onun ortaklarýna karþý bu emperyalist blokun rakiplerinin yedeðine düþmesinin önlenemediði ve anti-emperyalizmin de ABD karþýtlýðýna indirgendiði bir tablo oluþmuþ durumdadýr. Söz konusu tarihi ve esaslý yanýlgýlara hiç deðinmeden ABD karþýtlýðýna indirgenen anti-emperyalizm kavramýný düzeltme yönündeki gayretlerin pek çoðu da nafiledir. Hatta kimisi bu hastalýk kadar tehlikeli bir baþka hastalýða yol açan çareleri ifade etmektedir. Özellikle de troçkistler arasýnda ve açýk ya da örtülü olarak onlardan etkilenen doktriner solcular arasýnda hakim olan kimi anlayýþlar bu kez «anti kapitalist olmadan anti emperyalist olunamaz», «emperyalizme karþý milliyetçilik çözüm deðildir milliyetçiliðin her türü komünizme yabancýdýr» türünden nakaratlarýn ardýnda ittifaklar politikasýnýn pusulasýný þaþýrtan ve ayný zamanda da ulusal kurtuluþ hareketleri karþýsýnda Bolþevik tutumdan uzaklaþan bir baþka savrulmayý ifade etmektedir. Dolayýsýyla da emperyalizmin ABD karþýtlýðýna indirgenmesi olgusuna karþý bir politik tutumun yaratýlmasýna hizmet etmemektedir. Oysa besbelli ki egemen tutum olmasýna raðmen, anti-emperyalizmi ABD karþýtlýðýna ingirgeyen oportünist çizginin oportünist bir ikiz kardeþinin ortaya çýkmasý da gayet tabiidir. Nitekim bunu fark etmek de zor deðildir. Bir kere bir emperyaliste karþý rakipleri karþýsýnda hayýrhah bir tutum benimsenmesi makul ve meþru kabul edildikten sonra, ayný mantýkla, duruma göre baþkalarýnýn da bu tutumun simetriði bir tutumu makul ve meþru görmesinin önü açýlmýþ olur. Bu oportünist

edip desteklediðine inananlar artmaktadýr.

Bu nedenle ABD’nin bu yönelimi zaman zaman «Orta Doðu’daki statükoyu bozmak» diye de tarif edilmekteydi. Bir bakýma ABD’nin saldýrýsýnýn Orta Doðu statükosunu bozmak gibi bir sonucu olacaðý aþikardý, doðrusu. Ama bu tarif statükodan kastedilenin ne olduðu konusunda ayný þey kastedilmediði müddetçe bunun bozulmasýndan neyin murad edildiði konusunda da ayný þeyi söylemek mümkün deðildir.

Ýþte bu tablo ABD’nin Orta Doðu’ya sadece Saddam’ý devirmek için deðil, ayný zamanda Kürtleri bir baðýmsýz devlete kavuþturup bölgedeki tüm devletleri sarsýp parçalamak üzere geldiði hakkýndaki senaryolarý daha da inandýrýcý kýlmaktadýr. Dolayýsýyla Kürtler arasýnda ABD’ye kurtarýcý diye bakanlar öyle bakmasalar bile güvenilir ya da güvenilmez bir müttefik olarak görenler artmaktadýr.

Oysa ABD’nin rakipleri olan emperyalistler özellikle bunu vurgulayarak ABD’nin Irak’taki müdahalesine karþý çýkmaktaydýlar hala ayný çizgide bir muhalefet yürüdüðünü söylemek de yanlýþ olmaz. Buna göre ABD bir parçasý mutlaka Kürtlere kalmak kaydýyla Irak’ý parçalayýp Orta Doðu dengelerini alt üst edecek ve dolayýsýyla Türkiye Ýran baþta olmak üzere mevcut devletlerin parçalanmasýna yol açacak tehlikeli dinamikleri harekete geçirecekti. Kuþkusuz bu tablo en çok Türkiye’nin hakim sýnýflarýný endiþelendirmekte idi. Nitekim ABD’nin Irak’a saldýracaðýnýn belli olmasýndan itibaren Türkiye’de alarm zilleri çalmaya ve bölücülüðü teþvik ettiðini ve Türkiye’yi bölmek istediðini öne çýkararak ABD’ye karþý tutum alan bir burjuva muhalefeti hýzla geliþmiþ ve en son seçimlerin arifesinde doruk noktasýna ulaþmýþtýr. Beri yanda Kürtler arasýnda da ayný senaryoyu sempati ile benimseyip umutlanan ve ABD’nin can düþmanlarý olan Saddam’ý devirmekle de kalmayýp Kürtlerin baðýmsýz bir devlet kurmayý planladýðýný düþünerek hayaller kurmaya baþlayanlar az deðildir. Hatta bu hayalperestler arasýnda ABD’nin sadece Güney Kürdistan’la da kalmayýp diðer parçalardaki Kürtlerin de kurtulmasýna yol açacak dinamikleri teþvik

tutum da kendini ayný gerekçelerle izah edip mazur görmenin yolunu bulur. Nitekim özellikle ABD’nin Irak’ý iþgal etmesinin ardýndan bunun yaþadýðýmýz topraklardaki komünistleri ve ezilen ulus devrimcilerini de yakýndan ilgilendiren çarpýcý bir örneði Güney Kürdistan’dan baþlayarak daha geniþ ölçekte Kürdistanlýlar arasýnda açýk seçik görülmektedir. Bu cephede kendilerini ezen ve baský altýnda tutan gerici diktatörlüklere ve onlarý destekleyen emperyalist güçlere karþý ABD emperyalizminden medet uman ve kimi zaman ABD’yi dost ve müttefik bir kuvvet olarak ilan etmeye kadar da varabilen bir tutum özellikle Kürtler arasýnda yaygýndýr ve giderek yayýlmaktadýr. Doðrusu bu durum sadece son dönemin özgün koþullarýndan ileri gelen ve kimi tekil tarihi yanýlgýlardan veya bu yanýlgýlar karþýsýndaki tepkisel tutumlardan beslenen bir durum olmanýn ötesindedir. Daha emperyalizm çaðýnýn baþlarýnda Komünist Enternasyonal’in Ýkinci dünya kongresi sýrasýnda yapýlan ulusal sorun hakkýndaki önemli tartýþmalardan beri dile getirilmiþ olan bir saptamayla ilgilidir. Söz konusu tartýþma sýrasýnda Lenin’in taslaðýný eleþtiren ve bu taslaðýn düzeltilmesini saðlayan Hintli Komünist Roy’un ayný kararýn eki olarak kabul edilen taslaðýnda bu olguya iþaret edilmiþtir. Roy’un tezlerinde emperyalizm çaðýnda bir emperyaliste karþý yürütülen ulusal kurtuluþ mücadelelerinin rakip emperyalistler tarafýndan desteklenmesinin git gide daha fazla olasýlýk dahilinde olacaðýna iþaret edilmektedir. Bu nedenle de bir emperyaliste karþý yürütülen ulusal kurtuluþ hareketlerinin pekala bir baþka emperyalistin boyunduruðu altýna girmekle sonuçlanabileceðinin altý çizilmektedir. Burjuva akýmlarýn önderliðinde geliþen ulusal kurtuluþ mücadeleleri karþýsýnda bunlar ilkesel olarak meþru olsalar bile bu nedenle dikkatli davranýlmasý gerektiðine dikkat çekilmektedir. Bu bakýmdan eðer burjuva akýmlarýn etkisi altýnda ya da onlarýn önderliðinde geliþen ulusal kurtuluþ mücadelelerinin özellikle emperyalist paylaþým kavgalarýnýn keskinleþtiði dönemlerde güdük kalmasý ve son tahlilde bir baþka emperyalistin dümen suyuna karýþmasý kaçýnýlmaz gözükmektedir. Tabii ki bunun çözümü sol doktrinerlerin yaptýðý gibi ulusal sorun karþýsýnda tarafsýz kalma oportünizmine savrulmak deðildir. Komünist Enternasyonal’in bu saptamalardan çýkardýðý sonuç ulusal kurtuluþ hareketlerinin komünistlerin ve proletaryanýn önderliðinde geliþmesi yönünde çalýþmak gerektiðidir. Bu bakýmdan Kürdistan’da ulusal kurtuluþ mücadelesine komünistler önderlik etmediði müddetçe bu hareketin emperyalist devletlerin denetimi altýna girmesi de olasý hatta kuvvetle muhtemeldir. Nitekim Güney Kürdistan’daki durum bunun çarpýcý bir örneðidir. Hatta ulusal çýkarlar kisvesi altýnda kýsmi ve dar çýkarlarý kýlavuz edinen akýmlarýn emperyalistler arasý veya bölge devletleri arasýndaki çýkar çatýþmalarýnýn dümen suyuna karýþmamasý adeta imkansýzdýr. Bu nedenle de burjuva akýmlarýnýn Kürdistan’da ABD’den veya baþka emperyalistlerden medet uman bir çizgiyi temsil etmeleri gayet tabii görünmektedir. Ama bu sadece görünüþte böyledir. Hatta genel ve soyut bir çerçevede doðru ve olasý gibi görünebilen bir çok tutum Kürdistan’ýn özgül durumu ve özellikle de mevcut güncel koþullar bakýmýndan geçerli deðildir. Bu bakýmdan genel ve ilkesel çerçeveyi unutmadan Kürdistan sorununun özgün konumundan ileri gelen kimi hususlara dikkat çekmek ve güya ulusal çýkarlarý gereði ABD’yi dost ve müttefik sayan «Amerikancý Kürt akýmlarýnýn» yanýlgýlarýna ve bu tutum nedeniyle aslýnda en temel ulusal çýkarlarýný ve kazanýmlarýný nasýl tehlikeye attýklarýna dikkat çekme gereði her zamankinden daha acil ve önemli bir gerekliliktir.

Amerikancý Kürtlerin Tehlikeli Yanýlgýlarý

ABD ve emperyalist müttefiklerinin Irak’ý iþgal etmesiyle birlikte açýlan ve henüz kapanmamýþ olan sürecin esasen emperyalistlerin dünya çapýndaki paylaþým kavgasýnýn bir iþareti olduðu KöZ sayfalarýnda baþýndan beri döne döne vurgulanmaktadýr. Bu vurgudan kasýt savaþýn ABD ve müttefiklerinin Saddam Hüseyin ve Irak’taki diktatörlüðü ile savaþmak maksadýyla Irak’a girdiði hakkýndaki görüntünün ardýndaki gerçeðe iþaret etmektir. Dikkat çekilmek istenen husus ABD’nin Irak’a müdahale ederek asýl yapmak istediði þeyin Orta Doðu’da Avrupalý rakipleri ile kendisi ve müttefikleri arasýndaki güçler dengesini deðiþtirip bu deðiþen güçler dengesini Büyük Orta Doðu Projesi diye de adlandýrýlan stratejinin sýçrama tahtasý haline getirmek istediði idi.

Herþeyden önce altý çizilmelidir ki, ABD’nin altýna imza atmadýðý halde açýk ve aktif biçimde karþý çýkýp önlemeye de çalýþmadýðý besbelli olan Lozan Anlaþmasý’yla çizilen sýnýrlarý deðiþtirmek gibi bir asli amacýnýn olmadýðýdýr. Þu ya da bu ölçüde buna tekabül eden bir sonucun ortaya çýkmasý halinde dahi söylenmesi gereken ABD’nin oraya bu maksatla geldiði olmamalýdýr.

15

Doðrusu ABD’nin Irak’a girmesinden sonra adý konmasa bile artýk neredeyse Irak’tan ayrý bir devlet gibi kurumlaþmýþ hatta Irak’ýn merkezi bir ordusu yokken Orta Doðu’nun en güçlü ordularýndan biri sayýlabilecek 100 bin kiþi civarýnda peþmergeden oluþan donanýmlý bir orduya sahip olan bir «Kürt devleti» resmen deðilse de fiilen mevcuttur.

KöZ’ün sayfalarýnda ABD’nin daha Irak’ý vurmasýnýn öncesinden baþlayarak ABD emperyalizminin Irak’ý bölmek ve hele hele baðýmsýz bir Kürt devleti kurmak gibi bir maksadý olmadýðýna buna tekabül eden sonuçlarýn ortaya çýkmasýnýn ya ABD’nin rakipleri ile dalaþýnýn keskinleþmesinin yahut da Kürtlerin bu yönde baðýmsýz bir ulusal kurtuluþ hareketini geliþtirmelerinin sonucunda ortaya çýkabileceðine dikkat çekildi. Bilhassa da ABD ile iþbirliði yaparak ulusal baðýmsýzlýklarýný elde edeceklerini zanneden Kürtlerin yanýlgýlarýna dikkat çekildi. Bu yanýlgýnýn ABD’nin Orta Doðu devletlerini parçalayýp bölmeyi amaçladýðýný söyleyen þoven milliyetçi veya sosyal þoven akýmlarýn tezlerinin simetrik bir kopyasý olduðuna iþaret edildi. Kuþkusuz öteden beri yalnýzlýða mahkum olmuþ ve tarihinde sosyalistlerden nadiren destek bulmuþ Kürtlerin karþýsýnda dünya çapýnda büyüyen düþmanca bir hareketin varlýðý koþullarýnda, Türkiyeli ezen ulus komünistleri olarak, sosyal þovenizme karþý mücadeleyi elden býrakmadan ayný zamanda da Kürtleri ABD emperyalizminin kurduðu tuzaklara karþý uyaran bir tutumu sürdürebilmek oldukça çetin bir ödevdi. KöZ’ün arkasýnda duran komünistler þovenizme ve sosyal þovenizme karþý Kürtlerin özgürlüðü ve Kürdistanýn baðýmsýzlýðý davasýnýn meþruluðunu ABD emperyalizmi hakkýnda hayallere kapýlmadan ve sol içinde tecrit olmayý göze alarak sürdürmenin onurunu taþýmaktadýrlar. Bununla birlikte, devrimci siyaset ezberlenmiþ kalýplarýn tekrarlanmasýyla sürdürelecek bir faaliyet deðildir. Deðiþen güçler dengeleri ve buna baðlý olarak geliþen dinamikleri hesaba katmadan devrimci siyasetin pusulasýný takip etmek mümkün deðildir.

Nitekim özellikle Türkiye’deki seçimlerden bu yana özellikle AKP’nin Amerika’dan medet uman AB’nin kendi sorunlarýný çözeceðine inanan Kürtlerden de hatýrý sayýlýr bir destek alarak güçlenmiþ olarak çýkmasýyla Orta Doðu’da ve bilhassa Kürtler açýsýndan siyasal konjonktür dramatik bir biçimde deðiþmektedir. Nitekim seçim döneminden beri KöZ’ün arkasýnda duran komünistler bu olasýlýða dikkat çekmeye özen göstermiþ ve AKP’nin seçimlerden güçlenerek çýkmasýnýn hem Kuzey’de hem de Güney’de Kürtlere yönelik baský ve saldýrýlarýn artmasýna yol açacaðýný öne çýkaran bir ajitasyon ve propaganda faaliyetini elden býrakmamýþlardýr. Sonuçta son tezkerenin meclisten geçmesiyle birlikte bu yöndeki geliþmeler hýz kazanmaktadýr. Ama bu ayný zamanda Kürt hareketinin kendi içinde kýsmi çýkarlar temelinde birbiriyle dalaþan ve ulusal kurtuluþ dinamiklerini büsbütün parçalayýp zayýflatan eðilimlerin de güç kazanmasýna hizmet etmektedir. Hatta bunun seçimlerde AKP’yi desteklemekle baþlayan bir iç parçalanma olduðunu söylemek de yanlýþ olmaz. Henüz deðilse bile bu yanýlgýnýn yol açtýðý oportünizmin vahim sonuçlarý yakýn vadede daha da görünür hale gelecektir. Kuþkusuz burjuva siyasetinin çizgisinde yürüyen ulusal akýmlarýn bu tür yanýlgýlardan azade olmasýný beklemek nafiledir. Hatta bu tür akýmlarýn kýsmi çýkarlar uðruna bütünün çýkarlarýný feda etmesi ne yazýk ki çok bilinen bir durumdur. Bununla birlikte asýl vahimi oportünizme karþý mücadele içinde þekillenip ortaya çýkmasý gereken Kürdistan Komünistlerinin bu oportünist eðilimlerin dümen suyuna karýþmasýdýr. Zira bu takdirde oportünizmin önünü kesmek mümkün olmayacaðý gibi Kürdistan’da adýna layýk bir komünist hareketin teþkil edilmesi de iyice çýkmaza girmiþ olacaktýr. Bu þartlarda Kürtlerin ve Kürdistan’ýn en büyük kýsmýný barýndýran Türkiye’deki proleter devriminden sorumlu olacak Komünist partisini inþa etme iddiasýnda olan komünistlerin omuzlarýna ek yükler binmektedir. Bu þartlarda KöZ’ün arkasýnda duran komünistlerin sosyal þovenizme karþý mücadeledeki kararlý tutumlarýný elden býrakmadan Kürdistanlý siyasi akýmlarýn yanýlgý ve hatalarýna önceden olduðundan daha fazla dikkat çekmeleri ve böylelikle Kürdistan’da bir komünist partiyi inþa edebilecek dinamiklerin önünü açmaya her zamankinden fazla özen göstermesi kaçýnýlmaz bir ödev haline gelmektedir.


Sayfa

16

Denizli’de 78’liler Anayasa Forumu Düzenledi Denizli’de 78’liler Ýl Giriþimi tarafýndan anayasa tartýþmalarý üzerine bir forum gerçekleþtirildi. Foruma Belediye-Ýþ, EMEP, SDP ve Köz katýldý.

Birinci Oturum Divan oturumu açarken anayasanýn toplumdaki yeri ve TC devletinin kuruluþundan itibaren anayasalarý üzerinde durdu. “TC’nin kuruluþ felsefesine baktýðýmýz zaman, halkýn taleplerini gözeterek iþleyen bir felsefe olduðunu söylemek mümkün deðil. Mesela, “herkesin düþünce ve kanaat özgürlüðü vardýr” maddesinin arkasýna öyle maddeler konmuþtur ki, bu özgürlük daha verilmeden alýnmýþtýr. Mesela bu ülkenin en temel kabullerinden biri ‘Atatürk milliyetçiliðine baðlýlýk’týr. Ama bunu sahiplenmeyen varsa ki çok var, onun söz hakký yoktur.” sözleriyle konuþmasýný baðladý. Belediye-Ýþ temsilcisi iþçilerin çalýþabiliyor olmasýnýn bile þans sayýldýðýný ifade eden konuþmasýnýn ardýndan þu sözlerle devam etti: “Ýþçi sýnýfýnýn tanýmýna baktýðýmýz zaman, emeðini satan ve emek yönetiminde hiçbir rolü ya da söz hakký olmayan her iþçinin toplamý iþçi sýnýfýdýr. Demokratik hiçbir tarafý olmayan mevcut anayasanýn yerine, baðýmsýz ve demokratik, toplumsal dinamiklerin fikri alýnarak hazýrlanmýþ bir anayasa gerekiyor... Demokratik toplum, örgütlü toplumdur. Bu nedenle örgütlenmenin önündeki tüm engellerin kaldýrýlmasý, sorunlarýn hýzla çözülmesi için þarttýr. Uluslararasý iþçi sözleþmeleri ve iþçi haklarýna baðlý bir anayasanýn saðlanmasý gerekir.” Öðrenci bir arkadaþ yaptýðý konuþmada 82 anayasasýnýn egemen sýnýfýn baský talepleriyle hazýrlandýðýný ve anayasalarýn sýnýflar üstü bir þey olmadýðýný vurguladý. Tarih boyunca dünyanýn gördüðü en demokratik anayasanýn Stalinci anayasa olarak da geçen 1936 Sovyet Anayasasý olduðunu savundu. Konuþmasýný þu sözlerle tamamladý: “Bugün toplum, mevcut anayasa ile sivil anayasa arasýnda bir taraf olmaya itilmektedir. Hem 12 Eylül anayasasýna hem de birkaç profesörün akýl vermesiyle hazýrlanacak bir sivil anayasaya karþý olmak bir çeliþki deðildir. Çünkü sivil denilen þey bugün darbe ürünüdür. Bu anayasa ne Kürt sorununun demokratik açýlýmýna, ne eðitim sisteminin çarpýklýklarýna, ne de iþçi haklarýna dair var olandan farklý hiçbir þey söylemeyecektir.” 78’liler Ýl Giriþimi’nden bir arkadaþ öncelikle Kemalizmle hesaplaþýlmasý gerektiðini vurgulayan ve 78’lilerin amaçlarýna deðinen bir konuþma yaptý. SDP temsilcisi ise konuþmasýnda þu sözlere yer verdi: “82 anayasasý-sivil anayasa ikilemi yaþayanlar biz deðiliz, olmamalýyýz. Biz kendi ilkelerimizin saðlamlaþtýrýlmasý için tartýþmalýyýz. En demokratik anayasa için bugün 61 anayasasý deniyor ama bu anayasa dünya ölçeðindeki sýnýf hareketinin ülkemize yansýmasýdýr ve bu anayasa bile bizim için yeterli

olmamýþtýr. Milliyetçilik bugün bizi bir savaþa sürükleme noktasýna gelmiþtir. Mevcut anayasada da bu sorun çözülmeyecektir. Ýlkesel anlamda söz alan arkadaþlara katýlýyorum. Detaylar üzerinde tartýþýlabilir ama bizim bir an önce bir araya gelip önümüze bakmamýz gerekir.” Köz adýna biz de söz alarak “Öncelikle belirtmek gerekir ki her anayasa deðiþikliði rejimin krizlerine çözüm olarak rejim tarafýndan düzenlenir. Burjuva demokrasisinin rekabet koþullarýnda hazýrlanan her anayasa ilerleyen süreçte krizler yaratýr ve her anayasa bir önceki anayasanýn hazýrladýðý sorunlarý çözmek için piyasaya sürülür. Bu baðlamda TC tarihi anayasalarýnýn geliþim sürecine bakmak gerekiyor.” dedik ve konuþmamýza 1924, 1961, 1982 anayasalarý üzerine Köz’ün görüþlerini ifade ettik. Ardýndan anayasa tartýþmalarýnýn mahiyeti ve arka planý konusunda þunlarý ifade ettik: “Ýçinden geçtiðimiz süreçte burjuvazinin klikleri arasýdaki iç çeliþkiler hala sürmektedir. Seçim sürecinde yaþanan kutuplaþmalar da bunun göstergesidir. Kuruluþundan beri TC, iþçi sýnýfýnýn burjuva diktatörlüðü tarafýndan hegemonya altýnda tutulduðu bir sistemdir. Ve devlet de bir sýnýfýn diðer sýnýflar üzerindeki baský aygýtýdýr zaten. Bu baðlamda anayasa tartýþmalarýnýn burjuva hukuku çerçevesinde yürütülmesi, egemen sýnýfýn gücünü artýran ayný zamanda da ücretli köleliði pekiþtiren bir bakýþ açýsýna hizmet etmektedir. Ama eðer olaya iþçilerin, emekçilerin özgürleþmesi yönünden bakacaksak referans noktamýz þu günlerde 90. yýldönümüne girdiðimiz Ekim Devrimi’nin ürünü olan proletarya diktatörlüðünün anayasasý olmalýdýr. Çoðu devrimcinin dem vurduðu Ýnsan Haklarý Bildirgesinin iþçi sýnýfýnýn lehine düzenlenmiþ özü de bu anayasada Ezilen ve Sömürülen Halkýn Haklarý Bildirgesi olarak ifade edilmiþtir.” Konuþmamýza iþçi sýnýfýnýn bugünden somut ihtiyacýnýn kendi örgütlerini yaratmak ve bu mevcut iþçi örgütleri arasýnda koordinasyon kurmak olduðunun altýný çizerek devam ettik.

Ýkinci Oturum II. Oturumda söz alan EMEP temsilcisi bugün 36 Sovyet Anayasasý gibi bir anayasa beklemenin mümkün olmadýðýný ama ‘anayasayý sadece meclisteki partiler belirler’ anlayýþýnýn da yýkýlmasý gerektiðini vurguladý. Anayasaya iliþkin deðiþiklik önerilerini sýraladý. Bu öneriler arasýnda; din dersinin zorunlu olmaktan kalkmasý; anadilde eðitim hakkýnýn tanýnmasý; grev, lokavtla ilgli yasalar; cumhurbaþkanýnýn yetkilerinin kýsýtlanmasý; YÖK ve MGK’nýn kaldýrýlmasý; bütün dünya Türk soyundan türemiþtir gibi saçma düþüncelerin yayýlmasý üzerine

çalýþan Dil Tarih Kurumu’nun kapatýlmasý; laikliðin önünde bir engel olan Diyanet Ýþleri’nin kapatýlmasý; Hakimler Savcýlar Yüksek Kurulu’nun bir üyesinin Adalet Bakaný olduðu ve bunun devletin yargýya müdahalesi anlamýna geldiði dolayýsýyla bu uygulamanýn kaldýrýlmasý gibi öneriler vardý. Bu bölümde Köz adýna tekrar söz aldýk; kalkýþ noktasýnda doðru sorular olmasý gerektiðininin altýný çizerek þunlarý belirttik: “Anayasa deðiþiklikleri burjuvazi açýsýndan nasýl bir ihtiyacýn ürünü olarak ortaya çýkmaktadýr? Ve her toplumsal geliþmenin arkasýnda sýnýf mücadelesi mi vardýr? Toplumu sarsan çalkantýlar elbette sýnýf mücadelelerinin ürünüdür ancak devrimci hareket içinde istisnasýz her toplumsal geliþmenin arkasýna sýnýf mücadelelerinden pay biçmek gibi bir anlayýþ hakimdir. Yaþadýðýmýz gericilik döneminde burjuvazi hangi kararýný iþçi sýnýfýnýn baskýlarý sonucu almýþtýr? Cumhurbaþkanlýðý tartýþmalarýnýn baþladýðý ilk andan itibaren yaþanan seçim süreci vs. hepsi burjuvazinin kendi iç dalaþýnýn sonucudur ve seçim sürecinde Bin Umut adaylarýnýn meclise girmesi dýþýnda siyaset sahnesine sürülen bütün gündemler burjuvazinin toplum üzerindeki egemenliðini saðlamlaþtýrmaya yaramýþtýr. Örneðin; seçim sürecinde Bin Umut adaylarýnýn meclise girmesi konusunda daha çok siyaset bir araya gelseydi bu tutum daha geniþ kitlelerin bu adaylarla buluþmasýnýn önünü açabilirdi. EMEP’li arkadaþýn talepleri elbette önemlidir ve anayasa tartýþmalarýnda sistemin bekçilerine talep olarak sunulabilir. Bu yönde bir adým atýlabiliyorsa elbette bunun olanaðý zorlanabilir. Ancak þunu gözden kaçýrmamak gerekir, burjuvazinin egemenliði altýnda iþçi sýnýfý adýna demokratik bir anayasa olur mu? Olursa biz kendi ilkelerimize nasýl sahip çýkabiliriz? Ancak biz her geliþmenin arkasýnda sýnýf mücadelelerinin yattýðýný düþünüyoruz ve söz söyleme ihtiyacý hissediyoruz doðal olarak. Ama bunu yaparken burjuvazinin gündemlerine sürükleniyoruz ve kendi gündemlerimizden uzaklaþýyoruz. Bugün acilen iþçi sýnýfý içinde dayanýþmayý yaratmak üzere hareket eden kurumlarýn birbiri ile koordineli bir þekilde hareket etmesi yönünde adým atmalýyýz. Ekim ayýnýn baþýnda Ýstanbul Okmeydaný’nda birbiri ile irtibatlanmak ve birbirinin deneyimden yararlanmak üzere bir araya gelen kurumlar 8. Kitle Örgütleri Koordinasyonunu düzenledi. Ben orada daha önce hiç duymadýðým ve koordinasyon olmasaydý herhalde asla duyamayacaðým kitle örgütlerini tanýdým. Ve farklý il ve çalýþma alanlarýndan 80 kurum bir araya gelip sorunlarýný ve olanaklarýný paylaþtý. Ayrýca Bin Umut vekillerinin seçmenlerle buluþtuðu bir toplantý düzenlendi ve o toplantýya Sebahat Tuncel de katýldý. Bu toplantý belki çok büyük bir adým olmayabilir ancak tek baþýna hangi kitle örgütü bir milletvekilinin kendisini muhatap almasýný saðlayabilir? Ancak orada

buluþan 80 kurum yarýn baþka kurumlar da eklenirse daha büyük adýmlar atabilecekler. Bugün farklý siyasetlerin anayasa taslaklarý var. Esasen biz ne yapsak da bugün þu anayasa bizim istediðimiz anayasaya benzemeyecek. Ve bizim mücadelesini yürüteceðimiz anayasanýn referans noktasý proletarya diktatörlüðü anayasasý olmalýdýr.” Bu konuþmanýn ardýndan 78’liler il giriþiminden bir arkadaþ þunlarý söyledi: “Bu gündem sonucu önümüzdeki süreci ipotek altýna alan bir anayasa gelecek. 12 Eylül faþist anayasasý çöpe atýlýp demokratik bir anayasanýn gelmesini saðlamak lazým. Ama bunu saðlayabilecek güce sahip deðiliz. Parlamentodaki demokrat milletvekilleri de bu çalýþmanýn içindedir. 6 Ekim’de 78’lilerin de bulunduðu toplantýya Akýn Birdal katýldý. Tüm bu çalýþmalar sonucu ortaya çýkan metni Meclis Anayasa Komisyonuna sunacaklar. Mecliste bunun tartýþýlmasý saðlanacak. Tüm bu çalýþmalar parlamentoya yansýyacak. Yansýyana kadar bunu toplumun tüm kesimlerine yaymamýz gerek. Bugün aramýzda 1 sendika vardý ama Denizli’de 5’i iþçi sendikasý toplam 13 sendika bulunmakta. Mesela Eðitim-Sen ve Hacý Bektaþý Veli Derneði’nin þu an aramýzda olmasý lazýmdý ama onlar þimdi mitingdeler. Mesela 6 Kasým öncesinde böyle bir etkinliði öðrenciler yapabilir. 78’liler tüm bu çalýþmalarý bir kampanya halinde örgütlemek istiyor. Bunun gibi diðer çalýþmalar varsa bunlarý da ortaklaþtýrmak gerekir.” Divanýn ikinci oturumda tekrar söz almasýyla son bulan anayasa forumu bizim açýmýzdan oldukça anlamlý bir çalýþma oldu. Anayasa tartýþmalarýnýn yapýldýðý þu günlerde aslýnda referans alýnmasý gereken noktanýn neresi olduðunu dilimiz döndüðünce anlatma fýrsatý bulduk. Ancak zamanýn darlýðý nedeniyle önemli bir vurguyu da eksik býraktýk. Anayasa sorunu iþçi sýnýfý için bir devrim meselesidir. Ve ancak Ekim Devrimi sonucu kurulan proletarya diktatörlüðünün anayasasý gibi bir anayasa iþçi sýnýfýnýn kurtuluþunun belgesi olabilir. Bu da ancak Ekim Devrimi’nin proletarya diktatörlüðü ile taçlanmasýný saðlayan Bolþeviklerinki gibi bir devrimci partinin öncülüðünde gerçekleþebilir. Bugün yalnýzca bu topraklarda deðil, bütün ülkelerde eksik olan en önemli aygýt Komünist Enternasyonal’in ilk 4 kongresini referans alan bir devrimci partidir. Bu partinin eksiliðini duyan ve bu yönde komünistlerin birliði için mücadele edenler Bolþeviklerinki gibi partiyi kurma yönünde ilerleyecektir. Demokratik Anayasa Ýçin Devrim! Devrim Ýçin Devrimci Parti! Parti Ýçin Komünistlerin Birliði! Denizli’den Komünistler

Eðitim Sistemi ve Üniversiteler Konulu Panelden Ýzlenimler 16 Kasým günü Pamukkale Üniversitesinde SDP, Genç Kurtuluþ, EMEP, ÖGD, DGH, DTP ve Köz’ün organize ettiði bir panel gerçekleþti. Katýlýmýn iyi olduðu panel Fen-Edebiyat Fakültesi konferans salonunda yapýldý. Konuþmasýna üniversite öðrencilerine teþekkürleri ile baþlayan Temel Demirer ‘eðitimde tarafsýzlýk’ konusu ile giriþ yaptý: “Tarafsýz, baðýmsýz eðitim yoktur. Eðitim egemen ideolojinin þekillendirme aracýdýr. Sýnýflý bir toplumda sýnýflar üstü bir üniversite olamaz. Sýnýflar mücadelesinin olduðu bir yerde sýnýflar üstü hiçbir þey olamaz. Eðitim, egemen sýnýfýn egemenliðini yeniden üretme aracýdýr. Ezenlerin elindeki en güçlü silah ezilenlerin aklýdýr. Bu anlamýyla bizim anladýðýmýz bilim insanýn özgürleþmesi yolunda bir bilim olmalýdýr. Eðitim itiraz etmektir, soru sormaktýr. Eleþtiremeyenler özgür olamazlar. Üniversitede sizlere aþýk olmak, bir çocuðu sevmek, insan gibi yaþamak öðretilmelidir. Ancak sermaye üniversiteye para veriyorsa orada söz sahibi de odur. Sermayeye hizmet eden üniversite olamamalý. Devlet bölücü bir mekanizmadýr, din de bölücüdür. Ýnsanýn ýrkýna, dinine, göre farklýbir muamele yapan bir eðitim olamaz...” “Kýsaca özetlemek gerekirse kapitalist dünyada eðitimin dört temel özelliði vardýr: Egemen olan görüþü yani resmi ideolojiyi pekiþtirmek, sermayenin ihtiyaçlarý doðrultusunda ara eleman yetiþtirmek, gene devletin ihtiyaçlarý doðrultusunda bürokrat, teknokrat adamlar yetiþtirmek, bir diðeri ise bilimin meta kategorisinde algýlanmasýný saðlamaktýr. Aslý sorulursa “nasýl bir üniversite?” sorusu, “nasýl bir toplumsal düzen” sorusundan baðýmsýz deðildir. Lenin, “üniversiteler toplumun tüm çeliþkilerini

yansýtan küçük birer aynadýr” demiþti. Gerçekten de üniversitelere bakarak toplum hakkýnda fikir edinmek mümkündür. Elbette bunun tam tersini söylemek de ayný derecede geçerlidir. Bir topluma bakarak oradaki üniversitenin nasýl bir þey olduðu hakkýnda fikir edinilebilir. Sýnýflý toplumlarda eðitim, egemen olan sýnýfýn veya egemen sýnýflar koalisyonunun ihtiyaçlarýna cevap verir. Bu amaçla oluþturulmuþ bir eðitim sistemi de kaçýnýlmaz olarak özgürlük karþýtý, dolayýsýyla baskýcýdýr. Özgürlük karþýtý eðitime karþý bugün “Lima Bildirgesi” bir çýkýþ noktasý oluþturabilir... Özerkliðin temelini oluþturan akademik özgürlük, Lima Bildirgesi’nde ifade edildiði gibi: “Akademik çevre üyelerinin tek tek ya da toplu hâlde bilgiyi araþtýrma, inceleme, tartýþma, belgeleme, üretme, yaratma, öðretme, anlatma veya yazma yoluyla edinmelerinde, geliþtirmelerinde ve iletmelerindeki özgürlükleri anlamýna gelir.” (Mad. 1) Böylece üniversite özerkliði, hükümetin müdahalesi veya üniversite dýþýndan gelebilecek müdahaleler olmaksýzýn, kurumlarýn kendi kendini yönetmesi saðlanacaktýr.” Konuþmasýnda YÖK-YEK tartýþmalarýna ve sosyalist eðitimin nasýl olmasý gerektiðine de deðinen Demirer ikinci bölümde gelen sorularý yanýtladý. Sorular kaðýtlara yazýlarak ikinci bölüm baþlamadan verildi. Bu topraklarda Kürtler bölücü olarak görülüyor siz bu konu da ne düþünüyorsunuz? T.Demirer: Bugün en büyük bölücülüðü devlet yapmaktadýr. Kürtlerin her alanda özgür olmasý ve bu yönde mücadele etmesi de haklý bir mücadeledir. Kürtler kendilerini babalarýnýn evinde hissedesiye

kadar onlarla birlikteyim ve özgürleþesiye kadar ben de Kürdüm. Kurtuluþ bireysel mücadelede midir, yoksa toplumsal mücadelede mi? T.Demirer: Bu soru yumurta mý tavuktan çýkar tavuk mu yumurtadan çýkar sorusuna benzemektedir. Dünyanýn neresinde bir dal kýrýlýrsa bunu yüreðinizde hissedin ve empati kurun. Bireysel isyanýn baþladýðý yerde toplumsal isyan da baþlar. Sinan Cemgillerin anlattýðý gibi bir örgüt olmalý. Üniversite sýnýrlarý içinde olduðumuz için ancak þu anda bunlarý söyleyebiliyorum. Üniversiteyle iþçi sýnýfýnýn baðlarý nasýl kurulur? T.Demirer: Öðrencilerin yolu iþçi sýnýfýnýn yoludur. Geçmiþte bu çalýþmalarý birleþtirebilecek bir güç vardý. Ancak bugün bu güç mevcut deðil. Bugün halihazýrda üniversite öðrencilerinin kendi örgütlenmelerini yaratmaya ihtiyacý vardýr. Biz de “kapitalist toplumda üniversitede okumak bir ayrýcalýk mýdýr? Ayrýcalýksa öðrenim olanaðýndan mahrum býrakýlanlarýn bu olanaktan faydalanmasý için neler yapmak gerekir?” diye bir soru yönlettik. T. Demirer: Üniversiteli olmak ayrýcalýktýr. Okuyamayan geniþ bir kesim vardýr. Biz çoðunluðuz ve bizim örgütlenmeye ihtiyacýmýz var. Bunun yolu örgütlenmekten geçer. Bu bölümde farklý sorular da gelmiþ olmasýna raðmen ancak bu kadarýný aktarabiliyoruz. Genel olarak bu çerçevede geçen panelde daha fazla söz alýnmasýný arzu ederdik. Fakat bu biçimde olmadý. Bu sorunun panelin düzeni üzerine önceden konuþulmamasýndan kaynaklandýðýný düþünüyoruz. Söz alýp konuþma fýrsatýmýz olsaydý ezilenlerin elindeki

en büyük silahýn ezilenlerin aklý olmadýðýnýn altýný çizmeyi tercih ederdik. Demirer’in de deðindiði gibi bu kurumlar burjuvazinin hegomanyasý altýnda olan ve ayný zamanda ücretli kölelik düzenini pekiþtiren kurumlardýr. Egemen sýnýfýn kurumlarý egemen görüþlerin pekiþtirildiði yerlerdir. Bu anlamýyla ezilenlerin elindeki silah ezenlerin deðil ezilenlerin biricik tarihini öðrenebileceði ve bu yönde harekete geçebileceði ancak ve ancak kendi örgütleri olabilir. Ýþçilere, emekçilere, ezilenlere tarihten dersler çýkartarak bilinç taþýyabilecek biricik örgüt ise devrimci partidir. Devrimci parti bilinç taþýma iþini; akýl, ihsan eylemek ya da dýþarýdan gazel okumak için deðil; iþçileri ve ezilenleri eðitim olanaklarýndan da baþka olanaklardan da mahrum býrakarak kendini var eden kapitalist sistemi yýkmak için gerçekleþtirir. Üstelik erdem ve akýl sorunu zamanlarýnýn büyük bir çoðunluðunu fabrikalarda, atölyelerde, iþ yerlerinde geçiren ve emeklerini ve zamanlarýný para karþýlýðýnda satan emekçinin sorunu deðildir. Öðrenim olanaðýndan mahrum býrakýlan ve ayný zamanda emekçilerin artý deðer sömürüsü üzerine kurulu bir eðitim sisteminde bilimsel ve demokratik üniversite istemi bu iliþki aðýný ortadan kaldýracak bir talep deðildir. “Paralý Parasýz Burjuva Eðitime Hayýr” demekle öðrencilerle, iþçileri buluþturmak gerekmektedir. Esasen bu sorunun bir devrim sorunu olduðuna iþaret eder ve bugünden emekçilerin ve öðrenci kesiminin arasýnda kurtuluþu iþçi sýnýfýnýn nihai kurutuluþunda görenlerin devrime gidecek yolda örgütlü mücadele etmesini gerektirir. Çalýþana Öðrenim, Öðrenciye Ýþ Hakký! Paralý Parasýz Burjuva Eðitime Hayýr! Denizli’den Komünistler


Sayfa

17

Erdal Eren’in Mücadelesine Sahip Çýkýyoruz

13 Aralýk 1980’de idam edilen Erdal Eren’in kýsa yaþamý Giresun’a baðlý Þebinkarahisar’da öðretmen bir ailenin çocuðu olarak dünyaya gelmesiyle baþladý. Erdal Þebinkarahisar Halkevi’nde siyasete ilgi duydu ve buradaki çalýþmalara katýlarak devrimci mücadeleye atýldý. Ailesi Ankara’ya taþýndýktan sonra, Ankara Yapý Meslek Lisesi’nde Halkýn Kurtuluþu örgütüne sempati duymaya ve Yurtsever Devrimci Gençlik Derneði’ne gidip gelmeye baþladý. Bir süre sonra da TDKP'nin gençlik örgütü olan Genç Komünistler Birliði'ne katýldý, GKB'nin lise çalýþmasýnda da ön saflarda yer aldý. 30 Ocak 1980’de YDGD üyesi ve ODTÜ öðrencisi Sinan Suner, Ankara’nýn Yukarý Ayrancý semtinde yazýlama yaparken MHP milletvekili Cengiz Gökçek’in koruma polisi Süleyman Ezendemir tarafýndan vuruldu, kan kaybetmesi saðlanarak ve hastaneye götürülmesi engellenerek öldürüldü. Erdal da, yoldaþý Sinan Suner’in öldürülmesini protesto etmek için üç gün sonra düzenlenen özgür eylemde elinde silahla yakalandý ve bu eylemde çýkan çatýþmada vurulan er Zekeriya Öngen’i öldürmek suçundan yargýlanýp mahkum oldu. 17 yaþýndaki bir baþka devrimci Ercan Koca ise Erdal’ýn idam edildiði gece bu idamý protesto eden “Erdal Eren’in Hesabýný Faþist Cuntadan Soralým!YDGF” yazýlý pankartý asarken jandarma tarafýndan yakalandý, gördüðü iþkenceler sonrasýnda ertesi gün beyin kanamasýndan öldü. Sinan, Erdal ve Ercan devrim davasýnda yitirilen nice devrimci arasýna katýldýlar.

Ölümünün ardýndan Erdal Eren’in sahiplenilmesi noktasýnda deðilse bile eyleminin sahiplenilmesi noktasýnda kendi örgütü de içinde olmak üzere varolan devrimci hareketler çeliþkili tutumlar aldýlar. Zararsýz, çocuk yaþta bir genç mi komünist bir devrimci mi olduðu bir türlü tam bir netlikle ifade edilemeyen Erdal Eren'in idamýnýn nasýl ele alýnmasý gerektiði hep bir kafa karýþýklýðý nedeni oldu. Bir yandan, er Zekeriya Öngen’i öldüren kurþun sýrtýndan ve kýsa mesafeden sýkýlmýþ bir kurþundu, Erdal’ýn o kurþunu sýkmýþ olmasý mümkün deðildi vb. gerekçeler öne sürülerek Erdal’ýn masum olduðu kanýtlanmaya çalýþýldý. Bu eylemi yapmýþ olsa bile 18 yaþýný doldurmadýðý için Erdal’ýn asýlmasýnýn hukuka aykýrý olduðu vurgulandý. Ancak bu arada unutulan Erdal'ýn örgütlü bir militan olarak bu eylemde bizzat yer aldýðý dolayýsýyla eylemin tüm sorumluluðunu zaten üstlenmiþ bulunduðuydu. Erdal yakalandýðýnda üzerinde bulunan tabanca oyuncak olmadýðý gibi gerektiðinde bu tabancayý kullanmaktan çekinmeyeceði de açýktý. Mahkeme bu nedenle tereddütsüz bir karar verdi ama hem yoldaþlarý hem de baþka devrimciler daha kararsýz bir tutum sergilediler. Bu kararsýz tutumun arkasýnda yatan nedenlerden biri eylemde bir erin öldürülmüþ olmasýdýr. “Devletin silahlý kuvvetlerine kurþun sýkmak meþru deðildir” diye bakanlar Erdal’ýn eylemini de bu yüzden sahiplenememekte, döne döne Erdal’ýn masum olduðunu kanýtlamak istemektedir. Oysaki bu þekilde Erdal’ý baðlý bulunduðu deðerlere,

mücadeleye ve taþýdýðý siyasal kimliðe uygun olarak anmak mümkün olmamaktadýr. Erdal’ýn siyasal kimliði baðlý bulunduðu örgütün çizgisidir. Erdal’ýn baðlý bulunduðu örgüt Denizlerin mirasýnýn taþýyýcýsý olma iddiasýyla yola çýkmýþ bir örgüttür. En baþta Denizlerin çizgisi bu konuda bir bilinç bulanýklýðýna mahal vermeyecek kadar açýktýr. Denizlerin kurup kuruluþunu ilan ettiði THKO’nun bildirisi silahlý mücadelenin her koþulda temel alýnmasý gerektiðine iþaret eden sözlerle baþlamaktadýr: “Türkiye Halk Kurtuluþ Ordusu, halkýmýzýn baðýmsýzlýðýnýn silahlý mücadeleyle kazanýlacaðýna ve bu yolun tek yol olduðuna inanýr. Türkiye Halk Kurtuluþ Ordusu bütün yurtseverleri bu kutsal mücadele saflarýna çaðýrýr ve hainlere karþý giriþtiði kavgada en son savaþçýsýna kadar devam edeceðini bildirir.” Ayný bildiride “polisinden, devlet baþkanýna kadar” devletin hiçbir kurumunun “rahat uyuyamayacaðý”, THKO’nun devletin bütün kurumlarýný karþýsýna aldýðý belirtildi. Bu sözler lafta da kalmadý. Emek Ýþ Bankasý soygunu, Balgat’taki Amerikan tesisine yapýlan baskýn, bir Amerikalý çavuþun arabasýnýn rehin alýnmasý, ABD elçiliðindeki polis noktasýnda nöbet tutan polislerin kaçýrýlmasý, ardýndan 4 ABD erinin kaçýrýlarak THKO bildirisinin ilan edilmesi ve buna benzer nice eylem bu sözlere uygun olarak yapýlan silahlý eylemlerdi. En belirgin olarak da, Nurhak’ta THKO’lular jandarmanýn teslim ol çaðrýlarýna uymayarak çatýþmaya girmekten imtina etmediler. Keza THKO üyesi Ýbrahim Öztaþ 1972’de Ýzmir’de kendisini yakalamak isteyen polislerle giriþtiði silahlý çatýþmada vurularak öldürüldü.

Týpký Erdal Eren’e olduðu gibi bu hareketin önderlerine de gençtiler, masumdular, suçsuzdular diye yaklaþýlmasý tesadüf deðildir. Bu yaklaþým hiç kuþkusuz bu önderlere sahip çýkmak adýna yapýlsa bile onlarýn yaþamlarýný adadýklarý davaya sahip çýkmayan bir yaklaþýmdýr. Erdal’ýn baðlý bulunduðu TDKP ise Denizlerin silahlý mücadele çizgisini küçük burjuva maceracýlýðý olarak nitelendirip reddetmiþ olmasýna karþýn -Denizlerin eylemleri de dahil olmak üzere- devlet güçlerine kurþun sýkmanýn meþruluðunu sorgulayan bir anlayýþa sahip deðildir. Aksine Erdal’ýn katýldýðý eylemde olduðu gibi yazýlamalar, korsan eylemler silahlý bir biçimde yapýlýr ve eyleme katýlanlarý savunmak amacýyla gerektiðinde çatýþmaktan kaçýnýlmazdý. Erdal da bu örgütün bir üyesiydi ve o eylemde silah taþýmasý da tesadüf deðildi. Erdal mahkemede “halkýn kurtuluþu” için mücadele eden bir devrimci olduðunu tereddütsüz bir biçimde savunmuþ ve sehpaya giderken de marksizm-leninizme ve örgütüne baðlýlýðýný son kez ilan etmiþtir. Meþru bir eylemin savunulmasý için silah kullanmanýn da meþru olduðunu da bir kez olsun reddetmemiþtir. Bugün anayasa tartýþmalarý baðlamýnda olaya yaklaþanlar ise Erdal’ý 12 Eylül hukukunun kurbaný olmuþ masum bir genç olarak öne çýkarmak ve 12 Eylül hukuku deðiþmezse nice masum gencimizin

Erdal Eren'in her devrimcinin sahip olmasý gereken tutumu bugün pek çok devrimci deðer gibi müzeye kaldýrýlmak istenen baþlýca manevi mevzilerimizdendir. Uzun zamandýr «ter dökmek, emek sarf etmek, hayatýný ortaya koymak, sadece canýný vermek deðil bütün ömrünü bu amaca adamak, bunlar þimdi modasý geçmiþ görünen, nostaljik bir iç çekmeyle karþýlanan kavramlar. Yine de bunlar komünistlerin ideolojik ve manevi mevzileri arasýnda önemli ve aziz bir yer tutuyorlar.

hayatý kararýr diyerek burjuva hukukunun deðiþtirilmesini gündeme getirmek istemektedir. Ancak bahsettiðimiz hukuk 12 Eylülle baþlayýp bitecek bir hukuk deðildir. Zaten öyle de olmamýþ 19 Aralýk cezaevi operasyonlarýnda da devletin örgütlü devrimcilere saldýrmaktan imtina etmediði bir kez daha gözükmüþtür. Hukuk ne kadar demokratik olursa olsun devletin bu konuda herhangi bir tutum deðiþikliðine gitmeyeceði de açýktýr. Keza Erdal da burjuva hukukunun neye hizmet ettiðini þu sözleriyle ifade etmiþti: "Mahkemeniz sadece bu düzeni koruyan bir mahkeme deðil, ayný zamanda askeriyenin hiyerarþik emirlerine de baðlýdýr. Ve sizin burada emir kulu olmaktan, tanrýlarýn kan isteðini onaylamaktan baþka bir göreviniz yoktur. Bu o kadar açýktýr ki, mahkemenin býrakalým usule iliþkin yöntem bile bunun kanýtý olmaktadýr... Hakim sýnýflar onlarýn bu sömürü ve baský düzenine yönelen her hareketi kanla boðmak istiyorlar. Bunun için olmadýk tertipler tezgahlýyorlar. Halkýn kurtuluþu için mücadele veren baský ve sömürüye karþý çýkan herkes bu tezgahlara muhataptýr. Ve siz mahkeme heyeti olarak bu tezgahýn bir diþlisinden baþka bir þey deðilsiniz." Yeni Anayasa 12 Eylül Anayasasý üzerinde yeni güçler dengesine karþýlýk düþen deðiþiklikleri yapan bir tadilatý temsil etmektedir. Elbette seçim sonuçlarýna da yansýyan bu güçler dengesi asker ve sivil bürokrasinin parlamento karþýsýnda geriletilmesi ve imtiyazlarýnýn törpülenmesi olmasýný dayatmaktadýr. Buna karþýlýk liberallerin cenahýndan da bu deðiþikliðin sivilleþme ve demokratikleþme yönünde olduðuna dair sevinç çýðlýklarý yükselmektedir. KöZ’ün arkasýnda duranlarýn kalkýþ noktasý ise, yaþadýðýmýz topraklarda demokrasi sorununun iþçilerle köylülerin ve tüm ezilenlerin ittifakýna dayanan bir proleter devriminin sorunu olduðudur. Genel olarak burjuvazinin demokratik görevleri diye tarif edilen sorunlar dahil, demokrasi kavramýnýn içinde kabul edilen temel sorunlarýn mevcut devlet aygýtý ezilen ve sömürülen yýðýnlar tarafýndan ele geçirilip parçalanmadan çözülmesi mümkün deðildir.

Nitekim Erdal da mahkemedeki savunmasýnda buna iþaret eden bir tutum almýþtýr: "Hakim sýnýflar ve uþaklarý kan isteklerini benim idamýmla tatmin etmeyi düþünüyorlar...Bugün devrimcileri ve onlarýn bir parçasý olan beni, aldýðýnýz emirlere uygun olarak yargýlayabilir ve ölüm cezasý verebilirsiniz. Fakat bu ilelebet sürmeyecektir. Bir gün mutlaka sizin yerinizde halkýmýz, sizi ve koruduðunuz düzeni yargýlayacak ve doðru karar verecektir." Erdal Eren'in her devrimcinin sahip olmasý gereken bu tutumu bugün pek çok devrimci deðer gibi müzeye kaldýrýlmak istenen baþlýca manevi mevzilerimizdendir. Uzun zamandýr «ter dökmek, emek sarf etmek, hayatýný ortaya koymak, sadece canýný vermek deðil bütün ömrünü bu amaca adamak, bunlar þimdi modasý geçmiþ görünen, nostaljik bir iç çekmeyle karþýlanan kavramlar. Yine de bunlar komünistlerin ideolojik ve manevi mevzileri arasýnda önemli ve aziz bir yer tutuyorlar. Erdal'ý anmakla yetinmeyip onu ve onun gibi nicelerini yaþatmak ve çoðaltmak ancak bu aziz yeri daha tutucu bir tarzda korumakla olacaktýr. Varsýn hafýza kaybýný bir erdem olarak benimseyen liberaller bizi sekterlikle suçlasýnlar. Erdal Eren bizim aklýmýzda 17 yaþýnda devletin kirli kurumlarýnda yaþamýný yitirmiþ bir genç olarak kalmayacak; örgütlü bir militanýn mahkemede, cezaevinde ve en sonunda sehpada gösterdiði devrimci tutumun bir örneði olarak kalacak. Zaten Erdal da bunu ümit edip buna güveniyordu. Ýdam sehpasýna kadar saðlam duruþu bu inancý sayesindeydi. Erdal bir devrimci ve komünist olarak ne yazýk ki çok az yaþadý. Ama ölüme giderken örnek aldýðý Denizlerin örneðini yaþatacak kadar dolu yaþadý. Onu devrim ve komünizm davasýna kazananlarýn pek çoðu ondan uzun yaþadýlar ama hayatlarýný onun gibi sonlandýrma onurunu da çoktan yitirmiþ oldular. Bu nedenle Erdal'ýn kýsa yaþamý sadece genç devrimcilere örnek olmakla kalmamalý ayný zamanda onun yaþamý ve ölümü tasfiyeciliðe ve dönekliðe karþý mücadeleye ýþýk tutan bir silah olarak kuþanýlmalý.

Ýzmir 78’liler Derneðinde Erdal Eren Anmasý Erdal Eren’in idamý bir hukuk sorunu deðildir. Bu olayý bir hukuk sorunu olarak görenler bugün anayasayý bir yerlerinden tadil etmek yönünde hesaplar yapýyorlar. Hâlbuki dünyanýn her yerinde en demokratik burjuva anayasasýnýn olduðu ülkede bile burjuvazinin iktidarýna dönük her türlü güce, örgüte ayný saldýrganlýk gösterilecektir.

12 Aralýk günü saat 18.30’da Ýzmir 78’liler Derneði’nde Erdal Eren anmasý yapýldý. EMEP ve Halkevleri’nin çaðrýsý üzerine gerçekleþen anmaya Erdal Eren’in avukatý Nihat Toktay konuþmacý olarak katýldý. 45’e yakýn insanýn katýldýðý anmaya; ÖDP, Emep, Emek Gençliði, Halkevleri, Demokrat Radyo ve Köz’den gelenler oldu. Nihat Toktay yaptýðý konuþmada 12 Mart ve 12 Eylül yasalarýnýn taraflýlýðýndan bahsederek Denizler’in de Erdal Eren’in de taraflý mahkemelerde yargýlandýðýný vurguladý. Erdal Eren’le birlikte Sinan Suner’in ve

Ercan Koca’nýn da anýlmasý ve hatýrlanmasý gerektiðine dair vurgular yaptý. Erdal Eren davasýnýn hukuk tarihinde büyük bir leke olduðunu ifade etti. Erdal Eren’in avukatý olmasý nedeniyle davanýn hukuksal yönlerini teferruatlý olarak açan Toktay, Erdal Eren’in yeniden yargýlanmasýnýn mümkün olup olmadýðý yönündeki sorulara bu olayýn kitlelere mal edilmesiyle tekrar yargýlmanýn mümkün olabileceðini belirtti.

Sonraki sorular genellikle Erdal Eren’in yeniden yargýlanmasý yahut darbecilerin yargýlanmasý ile ilgili neler yapýlabileceðine konularý ile ilgiliydi. Köz adýna söz alan yoldaþ soru sormaktan çok konu ile ilgili görüþ bildireceðini ifade etti. Erdal Eren’in avukatýnýn da iþaret ettiði gibi yeniden yargýlamanýn bile ancak kitlelerin bu yönde harekete geçebilmesiyle mümkün olacaðýna ve bunun da konunun bir hukuk savaþý ile ilgili olmaktansa sýnýf savaþý ile ilgili olduðunu gösterdiðine iþaret etti: “Kitlelerin örgütlendirilmesi ve harekete geçirilmesi Erdal Eren’leri izleyerek mümkün olabilir. Bu nedenle bu tür anmalarda onlarý hatýrlarken öncelikle vurgulamamýz gereken Erdal Eren’in, Denizlerin sýnýf mücadelesi içinde pratik olarak mücadele eden örgütlü devrimciler olduklarýdýr.

Erdal’ýn ölümünün ardýndan bugüne dek Erdal Eren anmalarýndaki eðilimlerden biri; 17 yaþýnda bir genç olduðu, askeri öldürmediði, hukuksal bir yanlýþlýk olduðu çerçevesi içindedir. Bu eðilim Erdal’ýn örgütlü bir devrimci olduðunu yok sayar. Erdal o günkü eyleme birçok devrimci gibi silahlý gitmiþtir ve partisi TDKP de THKO geleneðini sahiplenmektedir. THKO ise silahlý mücadeleyi savunmaktadýr. Bu nedenle Erdal’ýn sözkonusu çerçeve içinde hatýrlamak yanlýþ olur. Çünkü onlar örgütlü devrimcilerdi ve devrim için öldüler. Erdal Eren’in sehpasýndaki son sözleri “Yaþasýn Marksizm Leninizm! Yaþasýn TDKP!” olmuþtur. Bugün hala devrimciler devletin saldýrýlarý karþýsýnda hayatýný kaybediyor. Daha iki gün önce Ankara’da bir kadýn devrimci öldürüldü. 19 Aralýk’ýn yýldönümüne yaklaþtýðýmýz þu günlerde cezaevleri operasyonlarýnda öldürülen onlarca devrimciyi hatýrlamakta yarar var. Tüm bu saldýrýlarýn karþýsýnda örgütlü bir biçimde ve hep birlikte durmak gerekiyor. Erdal’ý bugün anarken bunun hukuk sorunu olmadýðýný söylemek de bu yüzden gerekiyor. Erdal kendi savunmasýnda da bunu söylüyor. Erdal Eren’in idamý bir hukuk sorunu deðildir. Nitekim bunu hukuk sorunu olarak görenler bugün anayasayý bir

yerlerinden tadil etmek yönünde hesaplar yapýyorlar. Hâlbuki dünyanýn her yerinde en demokratik burjuva anayasasýnýn olduðu ülkede bile burjuvazinin iktidarýna dönük her türlü güce, örgüte ayný saldýrganlýk gösterilecektir. Gösterilmektedir. Erdal Eren’in idamýný sýnýf savaþýnýn bir parçasý olarak görmek ise bugün hali hazýrda süre giden mücadelede somut ve pratik olarak saf tutmayý gerektirir.” Köz’ün bu vurgularýnýn ardýndan Avukat Toktay kendisinin avukat olduðunu dolayýsýyla sohbetin konusunun da hukuksal konular olabileceðini bu görüþlerin anlamlý olduðunu fakat baþka bir yerde konuþulmasý gerektiðini ifade etti. 78’lilerden söz alan farklý arkadaþlar da bu görüþlerin önemli olduðuna vurgu yaptýlar fakat bu konularý baþka yerde konuþmak gerektiðini 78’lilerin konunun hukuksal boyutunu öne çýkartabileceðini düþündüklerini ifade ettiler. Daha sonra bir kiþi söz alarak anayasada deðiþiklik yapýlmasýnýn önemli olduðunu; kurumlarýn bu konuyla ilgilenmesi gerektiðini; 15. maddenin deðiþecek olmasýnýn çok þeyi deðiþtirebileceðini ifade etti. Ýzmir’den Komünistler


Sayfa

18

Ýlk Dört Kongreyi Savunmak Stalin’i Karalamanýn Kýlýfý Mýdýr?

28 Ekim Pazar günü Esenyurt Güney Kültür Merkezi’nde düzenlenen Ekim Devrimi etkinliðine iliþkin Yeni Dünya Ýçin Çaðrý dergisindeki haberin bir bölümünde panelde çýkan tartýþmalar þu þekilde aktarýlýyor: “Tartýþmalarda daha çok öne çýkan düþüncelerden biri, Ekim Devrimin kazanýmlarýnýn yanýnda “hatalarý hiç yok muydu?” sorusu oldu. Köz dergisinden katýlan bir arkadaþ, devrimin kazanýmlarýnýn Komünist Enternasyonal’in ilk dört kongresine kadar olduðunu, bundan sonraki süreçte Stalin önderliðindeki partinin hataya düþtüðünü ve yozlaþtýðýný açýkladý. Baþka bir arkadaþ, bu düþüncenin amacýnýn Stalin’i karalamak ve devrimin kazanýmlarýný hiçe saymak olduðunu, partinin revizyonistleþmesinin Komintern’in ilk dört kongresinden sonra deðil, 19. Parti Kongresinden sonra, 20. Parti Kongresiyle gerçekleþtiðini, Stalin’in saðlýðý döneminde evet birçok hatalarýn da yapýldýðýný ve fakat bu hatalarýn olaðan hatalar olduðunu, günün koþullarýnda yapýlabilecek hatalar olduðunu ve bunlarýn özeleþtirisinin de yapýldýðýný açýkladý. Henüz genç ve dünyada ilk kez gerçekleþen böylesi bir devrimde hatalarýn olabileceðini ve bunlardan ders çýkarýlmasý gerektiðini ekleyen arkadaþ, Sovyetler’de de bu hatalardan dersler çýkarýldýðýný söyledi.” Bu haberde düzeltilmesi gereken bir çok nokta bulunuyor. Bunlarýn üzerinde durmak KöZ’ün gelenek meselesine iliþkin görüþlerini bir kez daha açýklýða kavuþturmasýný saðlayacaktýr.

KöZ rehberinin Komünist Enternasyonal’in ilk dört kongresi olduðunu söylerken Stalin ve Troçki’nin de bu partinin disiplini altýnda çalýþan militanlar olduðunu bilmiyor deðildir. Ama bundan yola çýkarak sýrf Stalin içinde yer alýyor diye sonraki kongrelerin yahut sýrf içinde Troçki yer alýyor diye Sol Muhalefet’in yahut Dördüncü Enternasyonal’in bolþevizmin ýþýðýný taþýyan rehberler olduðunu söylemek doðru deðildir. Stalinizm kavramý troçkist akýmlar tarafýndan da kullanýlýyor olsa da asýl olarak burjuvazinin ve onun uþaklarýnýn icadý, bolþevizme saldýrmak amacýyla kullandýðý bir kavramdýr. Burjuvazinin stalinizmin asli özellikleri olarak tarif ettiði özelliklerin hepsi Lenin’in ve bolþevizmin komünist harekete kazandýrdýðý niteliklerdir: Merkeziyetçi, demirden disiplinli bir parti ve bu parti aracýlýðýyla sýnýf mücadelesine “dýþarýdan bilinç verilerek”, müdahale edilmesi… Benzer þekilde proletarya diktatörlüðü aracýlýðýyla sýnýf düþmanlarý üzerinde þiddet uygulanmasý da stalinizmin günahlarý arasýnda sýralanýr. Burjuvazi açýktan eleþtirmediði devrimci parti ve proletarya diktatörlüðü fikirlerini “anti-stalinist” kampanyalar düzenleyerek,

Tasfiyecilik Bireylerin Kliklerin Marifeti Deðildir KöZ’ün tasfiyeciliði þu ya da bu bireyin, kliðin marifeti olarak açýklamadýðý biliniyor. KöZ’ün bu konudaki tutumu en son geçtiðimiz iki ay içinde Esenyurt, Okmeydaný ve Ýzmir’de Proletaryanýn Kurtuluþu ve Köz tarafýndan düzenlenen “Tasfiyeciliðe Karþý Komünistlerin Birliði” panelinde ifade edilmiþti. Yeni Dünya Ýçin Çaðrý’dan arkadaþlarýn da dinleyici olarak katýldýðý bu panelde her iki konuþmacý da panelde tasfiyeciliði þu ya da bu bireyin marifeti olarak sunmanýn menþevik bir bakýþ açýsýnýn ürünü olduðunu belirtmiþti. Tasfiyeciler hakim dalgaya kapýlarak örgütlerini daðýtanlardýr ve genellikle bu kesimin aktif bir plan yapmasý mümkün deðildir. Bu kuþkusuz tasfiyecilerin plansýz, programsýz hareket ettikleri anlamýna gelmez. Ancak tasfiyeciler “kendi planlarýný” yaptýklarý zaman bile asýl olarak hakim karþý devrimci ve liberal dalga tarafýndan sürüklenmektedirler. Söyleyene deðil söyletene bak misali, sürüklenene deðil sürükletene bakmak gerekir. Sürükleten güçse “örgütten baþka bir silahý olmayan” proletaryanýn örgütlerini her fýrsatta daðýtmaya çalýþan burjuvazi ve onun sýnýfsal egemenlik araçlarýndan baþkasý deðildir. Bu nedenden ötürü tasfiyeciliði þu ya da bu isimli tasfiyecilerle açýklamak bir yandan sürüklenene bakýp sürükleyeni unutmak anlamýna gelir diðer yandan da devrimci örgütlerin yozlaþýp, yok olmasýný nesnel koþullarla, yani burjuvazinin devrimci örgütleri daðýtmasýyla açýklamak anlamýna gelir. Oysa devrimci örgütler burjuvazinin bu niteliðinin ve niyetinin farkýnda olarak ve bunlara meydan okuyarak kurulmuþtur. Burjuvazinin hüküm sürdüðü bir dünyada tasfiyecilik tasfiyecilerin marifeti deðil, bunu önleyemeyen ve tasfiyeciliðe karþý önlem alamayan devrimcilerin bir kusurudur. Politik faaliyeti ve örgütsel iþleyiþiyle içine oportünistlerin sýzmasý, sýzdýðýnda barýnmasý mümkün olmayan bir devrimci parti yaratamak ve bu partiyi yaþatmak isteyenlerin, fakat bunu beceremeyenlerin kabahatidir. KöZ’ü yaþadýðýmýz topraklardaki tüm akýmlardan ayýran en önemli noktalardan birisi budur zaten. En son TDKP’nin tasfiyesine iliþkin KöZ sayfalarýnda yayýmlanan yazýlarda ve düzenlenen panellerde de hep bu konu iþlenmiþ, TDKP’nin tasfiyesinin kimi “TDKP þefleri”nin deðil, devrimci bir partinin yaratýlmasý ve devrimci bir çizginin korunmasýnda gerekli inisiyatifi gösterememiþ THKO’lu ve TDKP’li militanlarýn eksik tutumu nedeniyle gerçekleþtiði belirtilmiþtir.

“Stalin Önderliðindeki Parti Hataya Düþmüþtür” Oportünizme Karþý Mücadelede Hedef Saptýrýr Tam da bu nedenlerden ötürü KöZ’ün “Stalin önderliðindeki partinin hataya düþtüðünü ve yozlaþtýðýný” savunmasý da mümkün deðildir. KöZ bunun tam tersini, yani önderlik boþluðunun ilk dört kongrenin ertesinde baþladýðýný savunmaktadýr zaten. Yani KöZ ilk dört kongre sonrasýnda hakim dalgaya, özellikle de Avrupa’nýn ikinci enternasyonal kalýntýsý partiler kanalýyla esen tasfiyecilik rüzgarýna karþý Komünist Enternasyonal’in ilk dört kongresindeki gibi mücadele edilemediðini ileri sürmektedir. Doðrusu “Stalin önderliðindeki partinin hataya düþtüðü ve yozlaþtýðý”na iliþkin tespitten söz ederken Çaðrý kendi kafasýnda yarattýðý düþmanlara karþý savaþmamaktadýr. Sovyetler Birliði ve Komünist Enternasyonal’in akýbetine iliþkin bu tespitler yýllardýr troçkist ve avrokomünist akýmlar tarafýndan temcit pilavý gibi tekrarlanmaktadýr. Fernando Claudin’in, tam da yaþadýðýmýz topraklarda tasfiyecilik dalgasý yükselirken, Türkçe’ye çevrilen “Komintern’den Kominforma” adlý kitabý bu türün en bilindik örneðidir. Ancak bu tespitler yalnýz bu kesimlere özgü deðildir.

“Stalin’in insanlýk suçlarýndan, despotluðundan” söz ederek gözden düþürmeye çalýþýr. Sosyalizmin tarihsel sorunlarý hakkýnda bir yazmaya baþladýðý yazýnýn devamýný, troçkist eðilimlerle buluþtuðunun farkýna vardýðýndan olsa gerek, 14 senedir getiremeyen H. Fýrat da ayný yaklaþýmý benimsemekteydi. Ama eskiden devrimci bir partinin olmazsa olmaz koþullarý arasýnda sýralanan “sosyalizmin sorunlarý” hakkýndaki netlik TKÝP’in ilanýndan sonra artýk rafa kaldýrýlmýþ durumdadýr. Tüm bu tespitlerin ortak noktasý Stalin döneminde Komünist Enternasyonal’in “bolþevikleþtirme” politikalarýyla Sovyetler Birliði’nin dýþ politikadaki çýkarlarýna göre hareket eden uydularýna dönüþtürülmesidir. Sovyetler Birliði’nin varlýðýný korumak için diðer emperyalist devletlerle barýþ yapmayý tercih ettiðini ya da yapmak zorunda kaldýðýný, bu devleti ele geçirmiþ Sovyetler Birliði Komünist Partisi’ninse diðer ülkelerdeki komünist partileri kendi ülkelerinde devrim yapmaktan men ettiðini savunmaktadýr. Oysa asýl gerçek tam tersidir. Oportünizmin kaynaðý Çarlýk Rusyasý’ný alaþaðý ederek “emperyalizm ve proleter devrimler çaðý”na selamlar yollayan bolþevikler deðil, emperyalist savaþ sýrasýnda merkezci akýmlardan kopamayan, baþta Alman sosyalistleri olmak üzere, Avrupalý akýmlardýr. (Alman delegasyonun Komünist Enternasyonal’in kurulmasýna en fazla ayak direyen kesim olmasý da bu bakýmdan tesadüf deðildir.) Komünist Enternasyonal’in kuruluþunda ve ilk kongrelerinde her türlü arýnma ve bolþevikleþtirme kampanyalarýna karþýn bu akýmlarýn içindeki oportünist eðilimler partinin dýþýna atýlamamýþtýr. Sonunda Komünist Enternasyonal’de bu akýmlarýn örgütlenme ve siyaset yapma tarzý hakim kýlýnmýþ, önce tasfiyeye giden tüm partilerde olduðu gibi Komünist Enternasyonal’in kongreleri tüzüðün zorunlu kýldýðý aralýklarla toplanmamaya baþlamýþ, sonrasýnda Komünist Enternasyonal merkezinin ulusal seksiyonlar üzerinde denetimi gevþetilmiþ, en sonunda da bir kongre dahi toplanmadan Enternasyonal feshedilmiþtir. Sözü edilen tarz, karþý devrimin en güçlü devrimcilerin en güçsüz olduðu dönemlerde bile sürekli kongreler, konferanslar toplayan bolþeviklerin tarzý olmasa gerek. Besbelli ki troçkist-avro komünist iddilarýn aksine Komünist Enternasyonal’in sonunu hazýrlayan enternasyonalin “bolþevikleþtirilmesi” deðil bolþevikleþtirilememesi olmuþtur. Tüm bu nedenlerden ötürü “Stalin’in önderliðindeki partinin hataya düþtüðünü söylemek” Komünist Enternasyonal’i ikinci enternasyonal sosyalizminin nasýl teslim aldýðýný gizlemek anlamýna gelir. Bu bakýmdan da oportünizme karþý mücadele etmek isteyenlerin deðil onunla sahici bir politik mücadele vermekten kaçýnanlarýn tarzýdýr.

KöZ’ün Özü ile Sözü Birdir Kaldý ki KöZ özü sözü bir olan, söylediðini yapan yaptýðýný söyleyen bir akýmdýr. Bugüne kadar da bu iddianýn aksini gösteren çýkmamýþtýr. Dolayýsýyla KöZ’ün “Stalin’i karalamak” gibi bir niyeti olsa bunu dolaylý, mahçup yahut sinsi bir þekilde deðil açýktan açýða yapacaðýndan þüphe duymak için ortada bir neden yoktur. KöZ’ün Stalin’i hedef tahtasýna oturtmak, “anti-stalinist” bir propaganda yapmak gibi bir hedefi olsaydý bunu adýný koyarak yapardý. Kaldý ki sol piyasada, baþta troçkist akýmlar olmak üzere, bir dizi anti-stalinist akým mevcuttur. Eðer ilk dört kongreyi savunmak “Stalin’i karalamanýn” makbul bir biçimi olsaydý bu akýmlarýn da benzer bir yolu izlemesi gerekirdi. Halbuki bu akýmlarýn arasýnda ilk

dört kongreyi lafta bile sahiplenenlerin sayýsý pek azdýr.

Troçkizme Karþý Mücadele Eden Köz Neden “Stalinizme” Karþý Mücadele Etmiyor KöZ’ün her zaman ayný sýklýkta olmasa da troçkizme deðinip bu akýmýn sol menþevizmin bir varyantý olduðunu tekrarladýðý biliniyor. KöZ’ün troçkizmden söz edip de stalinizmden söz etmemesi ise yaþadýðýmýz topraklarda troçkizmi eleþtirmenin daha kolay olmasýndan kaynaklanmamaktadýr. Bilakis devrimci akýmlarýn yurtdýþý kollarýnýn Avrupa’da troçkist küreselleþme karþýtý gruplarla siper yoldaþlýðý yaptýðý, Türkiye’de ise troçkist ekonomist gruplarýn sendikal faaliyetini gýptayla seyrettiði, hatta kimi zamanlar “troçkizme karþý sekter davranmamak gerektiðini” açýkça ifade ettiði koþullarda bunu yapmak her zamankinden zordur. Zira hem sosyalist devrimci akýmlarýn önemli bir bölümü troçkizme doðru sürüklenmektedir, hem de bu yöndeki eleþtirileri kimse üstüne alýnmamaktadýr. KöZ’ün bu tutumu Troçki ya da Stalin’in kiþiliklerine farklý derecede önem vermesinden ya da Bolþevik Partisi’nin tasfiyesindeki sorumluluðu Troçki’ye, Stalin’e, Zinoviev’e ya da o dönemde bolþevik partisi içinde bulunan unsurlardan birine ya da diðerine farklý oranlarda daðýtmasýndan da kaynaklanmaz. Zira baþta da belirttiðimiz gibi KöZ’ün Komünist Enternasyonal’in tasfiyesine iliþkin bireylerin rolüyle ilgilenmek gibi bir sorunu yoktur. Önemli olan bu sürece karþý Komünist Enternasyonal’in ilk dört kongresindeki perspektiflere sadýk bir þekilde mücadele etmiþ olan örgütlü bir gücün eksikliðidir. Böyle bir örgütlü karþý çýkýþ olmadýktan sonra süreç içerisinde yapýlmýþ tüm hatalar “olaðan hatalardýr.” Üzerinde durmak akla ziyandýr. Buna karþýlýk KöZ’ün troçkizmden söz ederken stalinizmden söz etmemesinin nedeni ise gayet basittir. Bugün, Türkiye içinde ve dýþýnda, resmi belgelerinde ve politik mücadelelerinde kendisini troçkist diye tarif eden irili ufaklý bir dizi akým mevcuttur. Buna karþýlýk kendini “stalinist” diye tarif etmiþ bir akým mevcut deðildir. Bu akýmlarýn köklerini dayandýrdýklarý geçmiþte de bu türden bir tarife rastlamak mümkün deðildir. Stalinizm kavramý troçkist akýmlar tarafýndan da kullanýlýyor olsa da asýl olarak burjuvazinin ve onun uþaklarýnýn icadý, bolþevizme saldýrmak amacýyla kullandýðý bir kavramdýr. Burjuvazinin stalinizmin asli özellikleri olarak tarif ettiði özelliklerin hepsi Lenin’in ve bolþevizmin komünist harekete kazandýrdýðý niteliklerdir: Merkeziyetçi, demirden disiplinli bir parti ve bu parti aracýlýðýyla sýnýf mücadelesine “dýþarýdan bilinç verilerek”, müdahale edilmesi… Benzer þekilde proletarya diktatörlüðü aracýlýðýyla sýnýf düþmanlarý üzerinde þiddet uygulanmasý da stalinizmin günahlarý arasýnda sýralanýr. Burjuvazi açýktan eleþtirmediði devrimci parti ve proletarya diktatörlüðü fikirlerini “anti-stalinist” kampanyalar düzenleyerek, “Stalin’in insanlýk suçlarýndan, despotluðundan” söz ederek gözden düþürmeye çalýþýr. Ayný nedenlerden ötürü, devrimci hareket içerisinde “stalinizm” eleþtirisi vermeye çalýþan bütün gruplar leninizmle, proletarya diktatörlüðüyle iliþkisini keser, militan bir mücadele hattýndan uzaklaþýr, pespaye liberallerin karikatürlerine dönüþürler. Baþka türlü de olamazdý zaten, zira burjuvazinin hala vazgeçmediði “anti-stalinist” kampanyasý tam da bunu amaçlamaktadýr. “Stalinizm”, burjuvazi eliyle üretilmiþ bir kavramdýr.

Devrimciler sol içerisindeki yanlýþ eðilimlere karþý mücadele ederken nasýl ki burjuvazinin polisini, mahkemesini, onun mücadele yöntemlerini kullanmýyor ise ayný þekilde burjuvazinin yarattýðý ideolojik kavramlarý da kullanmamalýdýr. Troçkist akýmlarýn bu kavramý kullanmasý “stalinizm” kavramýný sol içi bir kavram yapmaz. Özellikle ikinci dünya savaþýndan sonra daha sýk kullanmaya baþlamalarý ise bu akýmlarýn emperyalist metropollerde yükseltilen “anti-stalinizm” kýlýflý bolþevizm karþýtý kampanyadan etkilenmelerinin sonucudur. Bu kampanyaya göðüs geremek yerine ona teslim olmak, hatta ondan medet ummak da bu akýmlarýn oportünist niteliðini gösterir. Buna karþýlýk troçkizm kavramý, týpký maoizm kavramý gibi sol içerisinde gerek bu akýmlarýn temsilcileri gerekse de muarýzlarý tarafýndan kullanýlmýþ kavramlar arasýnda yer alýr. Dolayýsýyla bu kavramýn kullanýlmasý “stalinizm”in kullanýlmasý gibi mütaala edilemez. KöZ yayýn hayatýna çýktýðýndan beri türlü türlü vesilelerle sol içerisindeki troçkist eðilimleri teþhis edip bunlara karþý mücadele etmektedir. Yarýn öbür gün benzer bir tutumla maoizmi de eleþtirebilir. Ama KöZ sayfalarýnda stalinizm eleþtirisine rastlamak mümkün olmayacaktýr. Kaldý ki devrimci literatürde kavram kýtlýðý yoktur ve dahasý “stalinizm” kavramý bu literatürü zerre kadar zenginleþtirmemektedir. Örneðin emperyalist savaþta bir emperyalist devlete karþý diðer emperyalist devletlerin yanýnda saf tutmanýn adý oportünizm yahut sosyal emperyalizmdir. Kitle örgütleriyle devrimciler örgütü arasýndaki sýnýrlarý belirsizleþtirmenin adý ekonomizmdir. Emperyalizmle iþbirliði yapabilirler diye Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkýný reddetmenin adý sosyal þovenizmdir. Yahut koþullar uygun deðil diye leninist dünya partisini feshetmenin adý da tasfiyeciliktir. KöZ de bu kavramlarý sýk sýk kullanmaktan hiçbir zaman kaçýnmamaktadýr.

Troçkizmle Anti-Revizyonizm’in Buluþtuðu Nokta Komünist hareketin örgütlenme tarihine iliþkin dönüm ve kopuþ noktalarýný leninist örgüt anlayýþýna uygun bir biçimde saptayan KöZ “Stalin’i karalamaya” yahut kendini “anti-stalinist” olarak tanýmlamaya tevessül etmemektedir. Oysa bu noktada gösterilen eksiklik öteden beri birbiriyle kanlý býçaklý olan iki akýmý birbiriyle buluþturmaktadýr. Zira hem troçkist hem de anti-revizyonist akýmlar geçmiþlerinin izini örgütleri deðil bireyleri merkeze alan bir bakýþ açýsýyla sürmektedirler. Troçkist akýmýn günah keçisi Stalin iken diðer kesim ise yenilgiyi esas olarak Kruþçev ve kliðinin marifeti olarak görmektedir. Sahip olduklarý birey merkezli bakýþ açýsý nedeniyle her iki taraf da bir yandan kimi bireyleri ölçüsüzce yüceltirken diðer yandan da kimi bireyleri yerden yere vurmaktadýrlar. Bu durumun yol açtýðý çeliþkiler az deðildir. Zira farklý taraflar tarafýndan oportünist olarak nitelenen Stalin ve Troçki, Lenin’le birlikte Ekim Devrimi’ne önderlik eden partide yer almýþlardýr. Ayný durum Stalin ve Kruþçev için de söz konusudur. O halde oportünist ve devrimcilerin ayný parti içinde bulunacaðýný kabul etmek gerekir. Bu ise oportünizmle örgütsel ayrýþmayý þart koþan Komünist Enternasyonal’in kuruluþ ilkeleriyle çeliþmektedir. Ayný þekilde yaþadýðýmýz topraklarda da TKP’nin reformistleþmesini Mustafa Suphi’nin öldürülmesinden doðan boþluðu Þefik Hüsnü’nün doldurmasýyla açýklayanlar da az deðildir. Üstelik bu tespiti yapanlarýn neredeyse hepsi Þefik Hüsnü’nün temsil ettiði geleneði ve bu çizgiyi taþýyan partiyi lanetlemeyi bir görev bilir. Ancak Þefik Hüsnü TKP’sinin baðlý olduðu ve bu çizgiyi belirleyen Enternasyonal’i sahiplenmekte kimse bir çeliþki görmemektedir. Baþka bir deyiþle ayný bireyin farklý örgütlerde farklý siyasi çizgilerin takipçisi olacaðýný göz ardý edip örgütlere deðil de bireylere yoðunlaþanlar ayný örgüt çatýsý altýnda oportünistler ve devrimcilerin eþ zamanlý olarak bulunmasýnda bir sakýnca görmemektedir. KöZ açýsýndan böyle bir sorun bulunmamaktadýr. Zira KöZ için devrimci, komünist, oportünist yahut reformist bireylere verilen payeler, yahut onlara yapýlmýþ hakaretler deðil siyasi örgütlerin özellikleridir. Bu bakýmdan bireyleri deðil örgütleri sahiplenmek ya da reddetmek gerekir. KöZ rehberinin Komünist Enternasyonal’in ilk dört kongresi olduðunu söylerken Stalin ve Troçki’nin de bu partinin disiplini altýnda çalýþan militanlar olduðunu bilmiyor deðildir. Ama bundan yola çýkarak sýrf Stalin içinde yer alýyor diye sonraki kongrelerin yahut sýrf içinde Troçki yer alýyor diye Sol Muhalefet’in yahut Dördüncü Enternasyonal’in bolþevizmin ýþýðýný taþýyan rehberler olduðunu söylemek doðru deðildir. Tersini söylemek daha da doðrudur Stalin ve Troçki’nin ilk dört kongre sonrasýndaki siyasi çizgileri esas olarak içinde yer aldýklarý örgütler tarafýndan belirlenmiþtir. Dolayýsýyla KöZ’ün ilk dört kongreye yönelik bakýþ açýsýný eleþtirenlerin yanýtlamasý gereken soru da açýktýr: Ýlk dört kongre sonrasýndaki hangi örgütün hangi siyasi pratiði ve kararlarý bugün devrimci partiyi yaratma ve yaþatma mücadelesine yol göstermektedir? Bu soruyu yanýtlamadan ilk dört kongre çizgisini benimseyenleri eleþtirmek sadece devrimcilerin zihninde gelenek sorunun bulandýrýlmasýna hizmet edecektir.


Sayfa

19

Ýzmir’de “Yükselen Tasfiyecilik Dalgasý ve Komünistlerin Birliði” Konulu Panel Ýçinde çalýþtýðýmýz kurumda KöZ ve Proletaryanýn Kurtuluþu, «yükselen tasfiyecilik dalgasý ve komünistlerin birliði» konulu bir panel yaptý. Panele baþlamadan önce devrimci mücadelede yaþamýný yitirmiþ tüm devrimciler anýsýna bir dakikalýk saygý duruþu yapýldý. Ardýndan Proletaryanýn Kurtuluþu ve KöZ söz alarak konu hakkýnda görüþlerini ifade etti. Proletaryanýn Kurtuluþu temsilcisi konuþmasýnda tasfiyeciliðin anlamý ve kapsamý üzerinde durduktan sonra Türkiye devrimci hareketi hakkýnda deðerlendirmelerine yer verdi. 71 kopuþu ve TDKP’nin kuruluþu ve tasfiyesi üzerine görüþlerini ifade etti. Son olarak TDKP’nin tasfiyesine iliþkin bir yaklaþýmýn tek baþýna eksik kalacaðýný, III. Enternasyonalin tasfiyesi üzerinde de net bir bakýþ açýsýna sahip olmak gerektiðinin altýný çizerek komünistlerin birliðinin nasýl gerçekleþmesi gerektiði üzerinde durdu. KöZ’ün temsilcisi de tasfiyecilik, 71 kopuþu ve onu takip eden yýllarda devrimci hareketteki yükseliþ ve geri düþüþler üzerinde durdu. Tasfiyeciliðe karþý öncelikle tasfiye olan Mustafa Suphiler’in TKP’si gerçeðiyle yüzleþmek gerektiðini vurguladý. Mustafa Suphilerin TKP’sine hakim olan çizginin III. Enternasyonal’in beþinci kongresinden itibaren hakim çizgi haline geldiðini, dolayýsýyla III. Enternasyonal’in ilk dört kongresine sahip çýkýp diðer kongrelerde benimsenen çizginin reddedilmesi gerektiðini savundu. Verilen aranýn ardýndan dinleyiciler þu sorularý yöneltti: “Tasfiyeciliðe karþý iyi görüþlere sahip olmak yeterli deðil. Somut olarak tasfiyecilikle nasýl mücadele edilebilir?” “Kimi zaman taktikler stratejilerin önüne geçilebiliyor. Güncel olarak somutlarsak sol tasfiyecilik meselesine nasýl bakmak lazým?” “Yalnýzca devrimci partinin kapatýlmasý mý tasfiyeciliktir. DTP’nin kapatýlmasýna nasýl bakýyorsunuz?” “KöZ parlamentarizme karþý ise niçin Bin Umut milletvekili adaylarýna destek verdi?” “Tasfiyecilikle mücadele etmek komünist partiyle olur. Partinin olmadýðý koþullarda neler yapýlabilir?” “KöZ de Proletaryanýn Kurtuluþu da komünistlerin birliðini istiyor. Neden birleþmiyorlar?” Sorularýn ardýndan Proletaryanýn Kurtuluþu’nu savunan bir komünist söz alarak þu görüþleri dile getirdi: “Proletaryanýn Kurtuluþu 80 öncesi dönemden bahsederken THKO, THKP-C, TKP-ML geleneðinden bahsediyor. Tarih bir kesinti deðildir. Biz bu mücadeleye sahip çýkýyor ve sürdürüyoruz. KöZ’le çeþitli konularda bugüne kadar ortak politik faaliyet yürüttük. 6 Mayýs Denizler anmasý, 1 Mayýs, seçim çalýþmalarý, tasfiyecilik paneli ortaklaþtýðýmýz kimi noktalardýr ve ortak görüþlerimiz itibariyle birlikte hareket ediyoruz. Varolan siyasetlerden hiçbiri 12 Eylül ve TDKP eleþtirisi vermemiþtir; o nedenle bu siyasetlerden hiçbirine katýlmayý düþünmedik.” Panelistler sýrayla gelen sorulara þu biçimde yanýt verdiler. KöZ temsilcisi þu þekilde konuþtu: “1905’ten sonra Rusya’da bir geri çekilme dönemi yaþandý; bu dönem birçok bakýmdan bugün içinden geçtiðimiz döneme benziyor. 1905 devriminin yenilmesinin ardýndan Rusya’da grevlerin, direniþlerin dibe vurduðu, bir dönem boyunca ayaklanarak devlete baþkaldýran kitlelerin evlerine çekildiði bir dönem yaþanýyor. Türkiye’de de 95 Gazi ayaklanmasýyla birlikte varoþlardaki emekçilerin sokaklara döküldüðü bir yükseliþ dönemi yaþandý, bu dönem 98’de kapandý ve yerini bir geri çekilme dönemine býraktý. Devrimcilerin kitleler nezdinde güven kaybetmeleri ve kitlelerle olan baðlarýnýn zayýflamasý iki dönemin ortak özelliklerinden bir diðeriydi. Öte yandan 1905 devriminin yenilmesinin ardýndan çarlýk polisi devrimci örgütlere yönelik operasyonlar düzenliyordu, bizde de 98’den itibaren 19 Aralýk cezaevi operasyonlarý, Mercan saldýrýsý, Gaye operasyonu gibi nice saldýrý örnekleri var. Sadece yaþanan kriz deðil, bu krizden çýkýþ yolu için önerilen çözümler de benzerlikler arz ediyor. Örneðin Rusya’da sað tasfiyeciliðin bir iþareti olan Akselrod’un iþçi kurultaylarý düzenleme önerisi var. Bu öneri devrimci örgütün yerine yasal örgütlenmeler geçirerek kitleleri kucaklayarak yaþanan krizi aþmak için bir çözüm yolu olarak öne sürülüyor. Türkiye’de de içinden geçtiðimiz dönemde yasal parti giriþimleri ayný gerekçelerle olmakta. O dönemde Bolþevikler arasýnda seçimlere girmemek, parlamentoyu boykot etmek lazým diyen sol tasfiyeciler var. Bugün de Türkiye’de seçimleri boykot etmeyi savunan akýmlar mevcut. Rusya’da o dönem Bolþeviklerle Menþevikleri ayný parti çatýsý altýnda birleþtirmeye çalýþan Troçki’nin birlik projeleri var. Bugün ise çeþitli gelenek ve anlayýþlardan gelen siyasal çizgileri bir araya getirmeye çalýþan çatý partisi projeleri öne çýkýyor. Mademki iki dönem birbirine bu ölçüde benziyor,

o dönemde Lenin önderliðindeki Bolþeviklerin aldýklarý siyasal tutumlara bakmak ve bugün komünistlerin izlemesi gereken çizginin nasýl bir çizgi olmasý gerektiðini tasavvur etmek gerekiyor. Lenin o dönemde kitleleri kucaklamak adýna devrimci örgütün asla sulandýrýlmamasý gerektiðini vurguluyor. Kitlelere dönük siyaset olanaklarýný artýrmak için en geri sendikalarda, tüketim kooperatiflerinde çalýþmak, yardýmlaþma sandýklarý kurmak gerektiðini, parlamento kürsüsünden faydalanmak için seçimlere girmek gerektiðini söylüyor. Ayný þekilde ilkesiz birlik çaðrýlarýna da karþý çýkýyor. Bugün biz de benzer adýmlar atarak ilerlemekle yükümlüyüz. Bizim yaptýðýmýz çaðrýnýn tasfiyeci birlik çaðrýlarýndan birçok bakýmdan farký olsa da özellikle bir noktayý vurgulamakta yarar var. Biz komünistlerin birliði derken bir birlik projesi olduðu kadar bir ayrýþmadan söz ediyoruz. Bir araya gelmek için önce devrimci çizgiyle reformist hattýn birbirinden ayrýlmasý gerektiðini savunuyoruz. Bolþeviklerin tarihine baktýðýmýzda sürekli bir ayrýþma görüyoruz. Bolþevikler 1903’ten önce ekonomistlerden, 1903–1905 yýllarý arasýnda Menþeviklerden, 1905’ten sonra sol tasfiyecilerden yollarýný ayýrarak ilerliyorlar. 1914’te Birinci Dünya Savaþý patlak verdiðinde ise kendilerini hem savaþý destekleyen, kendi devletlerinden yana tutum alanlardan hem sosyal pasifistlerden ayýrt ediyorlar. Bütün bu deneyimlerin ardýndan 1919’da gecikmeli olarak III. Enternasyonal kuruluyor. III. Enternasyonal’in kuruluþu tasfiyeciliðe karþý pratikte verilen mücadelenin derslerini kayda geçirmekle iþe baþlýyor ve II. Enternasyonal geleneðinden bir kopuþu simgeliyor. Dolayýsýyla bugün de komünistlerin birliði olacaksa bu oportünizmden pratik politik mücadele içinde yolunu ayýrmýþ devrimciler tarafýndan saðlanacaktýr. Bugünün sol tasfiyeciliði örgütü korumak adýna örgütü siyaset dýþýnda tutmaktýr. Bu tutum özellikle seçim sürecinde kendini belli etti. Örneðin seçimlerde boykot tutumunun taktik deðil ilkesel bir tutum halini aldýðý bir kere daha görüldü. 77’den beri boykot diyen akýmlar ayný zamanda bunun bir taktik tutum olduðunu savunuyorlar. Oysaki taktik, belli bir dönem, belli koþullara göre þekillendirilmesi gereken ve sadece belli bir dönem için geçerli olabilecek bir tutumu ifade eder. Bu kadar yýl boyunca savunulduðuna göre bu tutum bir taktik tutum olmaktan çýkýp ilkesel bir tutum haline gelmiþtir. Benzer bir tutuma sað tasfiyecilik içinden de örnek gösterilebilir. Bütün yasal partilerin kuruluþlarýna bakýldýðýnda, bunun bir taktik tutum olarak savunulduðu görülür, yasal parti içinden geçilen dönemin þartlarý ile meþrulaþtýrýlmaya çalýþýlýr. Halbuki bu partiler kurulduktan bir süre sonra bir araç olmaktan çýkýp bir amaç haline gelir. Bolþeviklerin yöntemi ise çeþitli mücadele olanaklarýný reddetmeden bütün mücadele biçimlerinden faydalanmaktýr. Ancak bütün mücadele biçimleri tek bir amaca hizmet eder; o da -Komünist Enternasyonal belgelerine yansýdýðý þekliyle- «kitle eylemidir». Bütün mücadele biçimleri kitlelerin bilincini, örgütlenme düzeyini yükseltmek amacýna tabidir; bu hedef göz önünde tutularak belirli bir dönem seçimler boykot edilebilir, belirli bir dönem de seçimlere katýlabilir. Bin Umut adaylarýný desteklememiz de taktik bir tutum olarak algýlanmalý. Hitap ettiðimiz kitleler bizden baðýmsýz olarak Bin Umut adaylarýna oylarýný atarken bizim bu sürecin dýþýnda kalmamýz, dýþarýdan gazel okuyarak bu süreci deðiþtirmeye çalýþmamýz düþünülemezdi. Asýl böyle yapmak onlarý parlamentarizme teslim etmek anlamýna gelirdi. Þimdi ise kitleleri parlamenter ön yargýlarýndan kurtarmak için çok daha elveriþli bir pozisyona sahibiz. Lenin de iþçilerin kendi deneyimleriyle öðrenmesi gereken þeyleri onlara lafla anlatamazsýnýz diyor. Biz de buradan ilham alarak hareket ediyoruz. Tasfiyeciliðe karþý mücadele bir benzetme ile anlatýlabilir. Devrimci örgütü bir kayýða benzetirsek, birileri denizin ortasýnda azgýn dalgalarla boðuþmakta ve içinde bulunduklarý kayýk zayýf yerlerinden su almakta ve yavaþ yavaþ batmaktadýr. Kýyýdaki bir adam düþünelim, bu adam da kayýktakileri «kayýðýnýz su alýyor, hepiniz boðulacaksýnýz» diye onlarý uyarmaktadýr. Sesinin denizin ortasýnda dalgalarla boðuþanlara vardýðý bile þüphelidir. Sonunda su alan kayýk batar, kýyýdaki adam «gördünüz mü kayýk battý, ben haklý çýktým, gelin benim yanýma» diyerek böbürlenmektedir. Genelde Türkiye’de tasfiyeciliðe

Tasfiyeciliðe Karþý Komünistlerin Birliði Paneli 20 Ekim günü Esenyurt Hayat ve Sanat Derneðinde Proletaryanýn Kurtuluþu ve KöZ’ün ortaklaþa organize ettiði “Tasfiyeciliðe Karþý Komünistlerin Birliði” paneli gerçekleþti. Yaklaþýk 40 kiþinin katýldýðý panelde, komünistler tasfiyeciliði, geçmiþteki tasfiye süreçlerini, tasfiyeciliðe karþý nasýl mücadele edilmesi gerektiðini ve komünistlerin birliði stratejisinin bu noktadaki önemini tartýþtýlar.

karþý mücadele derken bu tutum akla geliyor. Oysa ki tasfiyeciliðe karþý mücadele kayýðýn batmamasý için çaba gösterenlerin yanýnda olmak, onlarýn mücadelesine sahip çýkmaktan geçer. Bugün tasfiyeciliðe karþý mücadele etmek bir yandan devrimci hareketin taþýdýðý devrimci deðerlere titiz bir biçimde sahip çýkmakla, bir yandan da onlarýn tasfiyeciliðe karþý zayýf yanlarýndan arýnmakla mümkün olabilir. Bolþeviklerin narodniklerin devrimci mirasýný devralýp onu aþmasý da bu yöntemle mümkün olabilmiþtir. Elbette DTP’nin kapatýlmasý bahsettiðimiz örnekten farklý bir yerde duruyor, zira sözkonusu olan devrimci bir örgüt deðildir. Ancak herhangi bir yasal parti veya kitle örgütü de yerine daha ileri bir örgütlenme biçimi konmadan kapatýlmasýný doðru bulmayýz. Nasýl olsa yasal partidir veya kitle örgütüdür diyerek varolan örgütlenmelerin kapýsýna kilit vurulmasý, bu örgütlerin savunulmasý noktasýnda titiz davranýlmamasý da bizim açýmýzdan tasfiyeciliðin iþaretlerinden biridir. DTP bir çatý partisi olarak kurgulanmýþ bir partidir. Bugün çatý partisini savunanlarýn bu partiye katýlýp onun içinde çalýþmalarý icap eder. DTP herhangi bir örgüt gibi üyelerini örgütlü kýlan bir mekanizmadýr ve bu mekanizmanýn tasfiye olmasý onun üyeleri açýsýndan tasfiyeci bir tutum olacaktýr.” Proletaryanýn Kurtuluþu temsilcisi de þu þekilde konuþtu: “Proletaryanýn Kurtuluþu ile KöZ neden birleþmiyor sorusuna bir yanýt vermek lazým. Birbirini tanýmadan belli bir programda otaklaþmadan bir birliktelik olmaz. Öncelikle pratik politik mücadelede ortak somut tutumlar olmalý, eylemli bir yürüyüþ içinde ortak yöntemler belirlenmeli. Ve komünistlerin birliði politik mücadeleyi yöntem olarak benimseyerek saðlanacaktýr. KöZ ve Proletaryanýn Kurtuluþu hiçbir zaman birleþmeyecek, bu siyasal çizgileri savunan komünistler birleþecek. Biz devrimci harekette ayrýþtýrma yaratmak istiyoruz. Bu da akýl vermekle olmaz. Sýnýfla bütünleþmek, talepler için mücadele etmek lazým. Böyle pratik bir faaliyetle ayrýþma gerçekleþir. Örneðin 6 Mayýslar Denizlere, Mahirlere aittir. Parlamentarizmi savunanlar bunlarý savunamazlar. DTP’nin tasfiyesi Kürt ulusal mücadelesinin reddi anlamýna gelir. DTP kapatýlacaksa Kürt ulusal mücadelesi nereye konulacak? Seçimlerle ilgili tutumda ise þunlarý belirtmek lazým. Sürekli boykot etmek kitleleri politikadan soyutlamaktýr. Aktif politika içinde kitleleri tartýþtýrmak lazým. Kitleleri politize etmek tasfiyeciliðe karþý durmanýn bir yoludur. Kitle örgütleri komünist partinin bacaklarýdýr. Tasfiyeciler kitle örgütlerini kapatarak önce tabaný partinin altýndan çekerler sonra komünist partiyi kapatýrlar. Komünist partisini kurma iddiasýnda olanlar en geri örgütlenmenin bile kapatýlmasýný istemezler.” Ýzmir'den Komünistler

Öncelikle tasfiyeciliðin genel hatlarýyla tanýmýnýn yapýldýðý açýlýþ konuþmasýnýn ardýndan Proletaryanýn Kurtuluþu adýna söz alan konuþmacý, yaþadýklarý TDKP sürecini irdeleyerek tasfiyeciliðin kendi özellerinde nasýl þekillendiðine dikkat çektiler. TDKP’nin tasfiyesinin birkaç þefin marifeti olarak deðerlendirmenin yanlýþ olduðunu ifade eden konuþmacý, TDKP’nin tasfiyesine sýnýfsal bir bakýþ açýsýyla bakmak gerektiði üzerinde durdu. TDKP inþa süreci baþlamadan yapýlan birlik görüþmelerinin kesilerek TDKP’nin inþa edilmesinin yanlýþ olduðunu belirten konuþmacý, TDKP’nin tüm komünist güçleri kapsayarak partileþmesinin doðru olacaðýný belirtti. 80 öncesindeki daðýnýklýðýn ve üç hareketin her birinin darbeyi tek baþýna göðüslemeye çalýþmasýnýn 80 darbesindeki yenilginin koþullarýný olgunlaþtýrdýðýný belirtti. Bugün bu hatalardan öðrenerek, geçmiþten ders çýkarýldýðýnda komünistlerin birliðinin saðlanarak partinin inþa edilmesi gerektiðini propaganda ve ajitasyonda serbestlik, eylemde birlik ilkesiyle hareket edilmesi gerektiðini söyledi. KöZ adýna yapýlan konuþmada ise, tasfiyeciliðin ne olduðu ve þu an geliþmekte olan tasfiyeci süreç üzerinde duruldu. Tasfiyeciliði, yaratýlan devrimci birikimin yok edilmesi, parti programýnýn sistemin kabul edebileceði sýnýrlara çekilmesi olarak tanýmlayan konuþmacý, devrimci birikimden 71 kopuþunun deðerlerini anlamak gerektiðini belirtti. Bu deðerleri yok etmeye çalýþan tasfiye sürecinin iþlediðini, ama bu birikimleri henüz tam manasýyla yok edemediðini belirtti. Komünistlerin parti birliðinin tasfiyeciliðe karþý tek çözüm olduðunu belirten konuþmacý, Lenin’in ekonomistlere karþý verdiði mücadelenin bu gün de bir parti birliðini saðlamak için verilmesi gerektiðini belirtti. Geçmiþteki bütün tasfiye süreçlerine karþý net bir tutum almak gerektiðini, bu tutumu alamayanlarýn kendi içlerindeki tasfiyecilerle net bir þekilde hesaplaþamayacaklarýný belirtti. Buna örnek olarak Komünist Enternasyonal’in tasfiyesi gösterildi. Konuþmalarýn ardýndan panele katýlanlarýn sorularý ve yorumlarý alýndý. Komünistlerin Birliði’nin diðer birlik anlayýþlarýndan farkýný, ifade edilen tasfiyecilik söyleminin diðer tasfiye söylemini dillendirenlerden farkýnýn açýlmasýný isteyenlerin sorularýnýn haricinde, Çaðrý dergisinden bir konuþmacýnýn Lenin’in birlik anlayýþý ile diðer birlik anlayýþlarý arasýnda farklar olduðunu ortaya koyan alýntýlar ortaya koymasýnýn ardýndan iki konuþmacý ortak vurgularla þunlarý ifade ettiler: “Komünistlerin Birliði bir birlik projesi olmanýn ötesinde bir ayrýþtýrma ve yeniden birleþtirme projesidir. Bu anlamýyla komünistlerin birliðinin troçkist ya da diðer birlik anlayýþlarýndan çok Lenin’in parti birliði için ekonomistlere karþý verdiði mücadeleye benzediðini belirttiler. Panelin bitiþinin ardýndan geniþ katýlýmlý bir sohbetle panelde vakit yüzünden üzerinde durulamayan noktalar hakkýnda konuþuldu. Esenyurt’ta yapýlan bu panel komünistlerin birliðinin saðlanarak bir komünist partinin yaratýlmasý için yürünecek yolda atýlan önemli bir adým oldu. Proletaryanýn Kurtuluþu okurlarý

Esenyurt Sanat ve Hayat Derneði’nin Gecesine Katýldýk Geçtiðimiz Cuma günü Hayat ve Sanat Derneðinin Esenyurtta düzenlediði etkinliðe katýldýk, etkinliðe üç yüz kadar kiþi katýlmýþtý. Etkinlik müzik dinletisi, söyleþi ve Bin Umut Vekili Sebahat Tuncel'in konuþmasýnýn ardýndan Ali Asker'in müzik dinletisiyle sonra erdi. Son dönemde DTP'ye ve vekillere yönelik saldýrýlar artarak sürerken ve meclisle mahallerin buluþmasý gerektiðini her fýrsatta dillendiren Sebahat Tuncel'in emekçilerle buluþmasýna vesile olmasý açsýndan oldukça önemli bir etkinlik oldu. Etkinliðe Proleteryanýn Kurtuluþu'ndan arkadaþlarla birlikte

katýlarak destek mesajý gönderdik: Merhaba Dostlar, Öncelikle Bin Umut Vekili S. Tuncel'i emekçilerle buluþturan bu etkinliði önemsediðimizi belirterek sözlerimize baþlamak istiyoruz. Ýçinden geçtiðimiz dönem emekçilere, emekçi örgütlenmelerine ve Kürtlere yönelik saldýrýlarýn arttýðý bir dönem. Bugün bizlere düþen saldýrýya uðrayan kurumlara, örgütlenmelere sahip çýkmaktýr. Bizler bu bilinçle DTP'nin ve Bin Umut Vekillerinin, saldýrýya uðrayan kitle örgütlerinin yanýnda

olduðumuzu ilan ediyoruz. Bizler bu süreci ancak tüm mücadele eden kesimlerin, kitle örgütlerinin faaliyetlerini ve mücadelelerini ortaklaþtýrmasýna gayret ederek aþacaðýmýza inanýyoruz. Yaþasýn Devrimci Dayanýþma! Proletaryanýn Kurtuluþu KÖZ Mesajý etkinliðin sonunda göndermemizden kaynaklý okunmasýna olanak kalmadý. Ancak etkinliði düzenleyan arkadaþlar KöZ ve Proleteryanýn Kurtuluþundan destek mesajý geldiðini belirterek teþekkür ettiler.. Yenibosna’dan Komünistler


Sayfa

20

Tasfiyeci Rüzgarlar Þiddetlenirken Kim Hangi Yolda Yürüyor? (1) Siyasal yaþamlarýnýn baþýndan itibaren KöZ’ün arkasýnda duranlar tasfiyeciliðe karþý mücadele etmeyi ve komünistlerin parti birliðini saðlamayý temel görevleri olarak kabul ettiler. Dolayýsýyla tasfiyeciliðe karþý her tutum, her saptama, her açýklama KöZ’ün ilgi alanýna girdi. Geçtiðimiz aylarda yine tasfiyeciliðe karþý kararlý bir mücadele etme iddiasý olan bir hareketin Türkiye Ýhtilalci Komünistler Birliði’nin (TÝKB) yayýn organý Orak-Çekiç’te “Hangi Yolda Yürüyoruz?” baþlýklý bir yazý yayýnlandý. Bu yazý Alýnteri’nin internet sitesinde yayýnlandý. Bilindiði gibi Alýnteri ile ayný siyasi çizgiyi paylaþan bir diðer yayýn olan “Ufuk Çizgisi” yayýn hayatýna “neredeyse fiilen tasfiye olmuþtuk” diye baþlamýþtý. O günden bugüne, bir muhasebe yapmaya yetecek, üç yýlý aþkýn, bir zaman geçti. Biz de “Hangi Yolda Yürüyoruz” yazýsýný tasfiyeciliðe karþý mücadelede TÝKB’nin nasýl bir yol kat ettiðini anlamak için önemli veriler sunduðunu düþünerek inceledik. “Hangi Yolda Yürüyoruz” yazýsýna iliþkin görüþlerimizi bir TÝKB polemiði olarak deðil TÝKB örneðinden yola çýkarak devrimci hareketin bütününün tasfiyeciliðe ve revizyonizme karþý tutumunu deðerlendirmek için bir kalkýþ noktasý olarak görmeli. Yenilik ve Deðiþim Üzerine Yazýda dikkkati çeken ilk nokta yenilik vurgusu. On paragraflýk bu kýsa yazýda yeni sözcüðü tam kýrk sekiz kez kullanýlmýþ. Yazýnýn ana fikri de bu yoðun tekrarla çeliþmiyor zaten: Dünya esaslý bir þekilde deðiþiyor. Eskisi gibi kalan hiçbir þey yok. TÝKB de dahil olmak üzere, devrimci örgütler bu yeniliðe ayak uyduramadýklarý için yenildiler. O halde bu örgütler de köklü bir þekilde yenilenmeliler. TÝKB de bunun için savaþýyor, bu yolda yürüyor. “Hangi Yolda Yürüyoruz”u bu þekilde özetlemek mümkün. Aslýna bakýlýrsa bu yenilik vurgusu TÝKB açýsýndan tuhaf ve çeliþkili bir durum oluþturuyor. Zira TÝKB eskiden beri sosyalist hareket içindeki yenilik söylemlerini tasfiyecilik olarak karþýsýna alan, hatta geçmiþe “ortodoksça” baðlandýðýný iftiharla söyleyen bir akýmdý. Öyle olduðu için de bundan yaklaþýk yirmi yýl önce TÝKB’yi tanýtmak amacýyla yazýlmýþ bir yazýda þunlar söyleniyordu: “Türkiye solu, bugün ciddi bir bunalým içindedir. Bu bunalým, ancak yenilginin acý derslerinden öðrenmekte, her türden revizyonizmden ve tasfiyecilikten arýnýp Marksizm-Leninizm ideolojisine sarýlmakla aþýlabilir. Yoksa çýkýþ yolunu çok çeþitli maskeler ardýnda Marksizm Leninizmi, Lenin ve Stalin’i, onlarýn sosyalizm teori ve pratiðini, Komintern deneyimini vb. sorgulamakta arayanlar, örnek aldýklarý Gorbaçov’un ve onun karikatürlerinin hazin akýbetlerinden kendilerini kurtaramazlar. Çýkýþ yolu, hayatýn her adýmda bir kez daha doðruladýðý gibi, Marx, Engels, Lenin ve Stalin’in ihtilalci öðretilerinin özüne “ortadoksça” baðlýlýktadýr. TÝKB’nin tarihinin ve an az yirmi yýllýk tecrübe birikiminin öðrettiði en büyük ders budur.” (Küçük Ama Bolþevik Bir Müfreze, Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi) Oysa bugün ayný geleneðin taþýyýcýlarý tam tersi bir yaklaþýmý benimsemiþ görünüyorlar. Tasfiyeciliðin bir nedeninin de deðiþimi kavrayamayan “tutucu hödüklük” olduðunu söylüyorlar: “Bu deðiþim zorunluluðunu görerek tarihsel amaçlarýný ve ideolojik kimliðini unutmayacak bir bilinç ve iradeyle bunun gereklerini yerine getirmek yerine, koþullarýn basýncýyla ve “deðiþim” adý altýnda koþullara teslim olan oportünist bir iradesizleþme ile hareket edilmesi sað tasfiyeciliði doðururken; “devrimci iradi saðlamlýk, tutarlýlýk ve geleneklere baðlýlýk” adýna tarihsel koþullardaki farklýlaþmanýn zorunlu kýldýðý deðiþime ayak direyen tutucu hödüklük ise “sol” tasfiyecilik doðurur.” (Tasfiyecilik ve Sistem Ýliþkisi Ufuk Çizgisi, 16 Aralýk 2004) Sað oportünizm iradesizlik, sol oportünizm de tutuculuktan kaynaklanan bir kavrayýþ sorunu olarak tarif edildikten sonra ,yenilik ve deðiþim kavramlarýnýn sýk kullanýlmasýndan kaygýlanýlmanýn da “çocukça ve anlamsýz olduðunu” öðreniyoruz: “ ‘Deðiþim’ kavramý, özellikle 1980 sonrasý süreçte burjuvazi ve liberaller tarafýndan fazlasýyla kirletilmiþ bir kavram olduðu için, ayrýca buna paralel bir

biçimde bugüne kadarki bütün tasfiyeci döneklik pratiklerinin temel sloganý olarak kullanýldýðý için devrimci kadrolarda ilk anda bir irkilme yaratmasý mümkündür. Fakat kavramlarý kimlerin nasýl kullandýðýna bakarak deðil, kendi içeriðiyle tanýmlayan, biçimden önce öze bakan ve özle biçimi diyalektik bir bütünlük iliþkisi içinde ele alabilen bir birikim ve özgüven sahibi olunduðu sürece bu tür kaygýlar çocukça ve anlamsýzdýr.” (agy) Yazýnýn, ilerleyen kýsmýnda “kafalarda pürüz yaratabilecek herhangi bir takýntý doðmamasý için” “Lenin’in otoritesine baþvuruluyor”. Bu konuya iliþkin söyleyecek çok þey olsa da biz sadece “Hangi Yolda Yürüyoruz” yazýsý üzerinde yoðunlaþacaðýz. “Biçimden önce öze bakýp” ve bu yazýda kullanýlan yenilik kavramýnýn nasýl bir “diyalektik bütünlük” içinde ele alýndýðýný soracaðýz. Yeni Olarak Sunulan Olgularýn Hiçbiri Yeni Deðil Yazýda yeni koþullara iliþkin yapýlan ilk saptama þöyle: “Emekçi sýnýflarýn büyük kesimleri proletaryaya yaklaþýyor; toplum proleterleþiyor, proletarya toplumsallaþýyor. Üretim ve emeðin toplumsallaþmasý ve sosyal iþbölümünün kazandýðý yeni biçimlere baðlý olarak proletaryanýn sýnýf mücadelesinin üzerinde geliþip büyüyeceði zemin geliþiyor, oluþan dönüþüm, tarihsel-stratejik ve güncel yeni olanaklar açýyor.” Bu yeni bir durum mudur? Olmadýðýný daha Komünist Manifesto’nun birinci sayfasýnda görmek mümkün: “Bununla birlikte, bizim çaðýmýzýn ayýrýcý özelliði, sýnýf karþýtlýklarýný basitleþtirmiþ olmasýdýr. Tüm toplum, giderek daha çok iki büyük düþman kampa, doðrudan birbirlerinin karþýsýna dikilen iki büyük sýnýfa bölünüyor: burjuvazi ve proletarya.” Yenilik peþinde koþan yazarlar bu basit ve bilindik gerçeði sadece “proletaryanýn toplumsallaþmasý” türü tumturaklý ifadelerle dile getiriyor. Kapitalist üretim iliþkileri içerisinde proletaryanýn toplumsal olmadýðý bir dönem var mýydý? Yoktu elbette. Olmadýðý, Marx’tan yýllar önce “Roma proletaryasý, toplumun sýrtýndan geçiniyordu, oysa modern toplum, proletaryanýn sýrtýndan geçiniyor” diyen iktisatçý Sismondi tarafýndan veciz bir þekilde ifade edilmiþti. Metnin devamýnda yeni dönemin emareleri olarak bilindik gerçeklerin sýralanmasýna devam ediliyor: “Zenginlik ve yoksulluðun uçlardaki birikimi, sýnýfsal ve toplumsal çeliþkileri büyütüyor.” Yine Komünist Manifesto’ya dönelim: “Modern emekçi ise, tersine, sanayinin ilerlemesiyle yükseleceði yerde, gittikçe daha çok kendi sýnýfýnýn varoluþ koþullarýnýn altýna düþüyor. Sadakaya muhtaç hale geliyor, ve sadakaya muhtaçlýk, nüfustan ve servetten daha hýzlý geliþiyor.” Besbelli ki “Hangi Yolda Yürüyoruz”un servet sefalet kutuplaþmasýna iliþkin söyledikleri yeni deðil. Yeni olgular bununla bitmiyor: “…yeniden yapýlanmanýn yýkýma uðrattýðý sýnýflar, daðýlma ve çözülmeyle birlikte yeni bir temelde mücadele etmenin ve örgütlenmenin, örgütlenerek mücadele etmenin arayýþlarý içerisinde.” Giderek iki kutuplu bir dünyanýn oluþtuðu koþullar altýnda, tüm ara katmanlarýn yýkýma uðramasý öngörülmemiþ, hazýrlýksýz yakalanýlmýþ bir geliþme midir? Yanýtýn “Hayýr” olduðunu en azýndan Komünist Manifesto’dan beri biliyoruz. “Alt orta sýnýf, küçük imalatçý, dükkancý, zanaatçý, köylü bütün bunlar, orta sýnýfýn parçalarý olarak varlýklarýný yok olmaktan kurtamak için, burjuvaziye karþý savaþýrlar.” Yazarlar bu kesimlerden özellikle köylülüðün “yeni bir temelde örgütlenerek mücadele etme arayýþý”na komünistlerin nasýl yanýt verdiðini bilmiyor olamaz. Zira bayraklarýndaki orak çekiç tam da köylülüðün devrimci potansiyeline yanýt vermek için üretilmiþ iþçi-köylü ittifakýný, bu ittifakýn vücut bulduðu iþçi köylü asker sovyetlerini simgelemektedir. Ancak asýl mesele tam da buradadýr zaten. Zira yenilik peþinde koþan yazarlarýmýz aslýnda leninizmin köþe taþlarýndan biri olan iþçi köylü ittifakýný reddetmektedir. Yenilik diye sýraladýklarý bilindik olgular ise asýl olarak bu gerçeði örtmek amacýyla kullanýlmaktadýr. “Hangi Yolda Yürüyoruz” metninin yeni olan bir tarafý varsa o da altýný çizdiði yeni olgular deðil, sessizce geçiþtirerek eskiden devrimci görülen ama artýk eskidiði iddia

edilen ittifaklar ve mücadelelerdir. Baþka bir deyiþle iþçi-köylü ittifaký ve ezilen uluslarýn devrimci mücadelesidir. Emek Sermaye Çeliþkisinin Merkeze Oturduðunu Söyleyen TÝKB Ýþçi Köylü Ýttifakýný ve Ulusal Kurtuluþ Mücadelelerini Önemsemiyor Elimizdeki metin bugün proletarya devrimleri için koþullarý “daha elveriþli kýlan” yeni bir ittifak zeminin oluþtuðunu söylüyor. “Mücadelenin geliþip üzerinde yükseleceði yeni tarihsel toplumsal koþullar, proletarya ve halklarýn mücadelesinin üzerinde yükseleceði, proletarya devrimleri için koþullarý daha elveriþli kýlan yeni bir sýnýf ittifaký zemini doðuyor” Böylelikle TÝKB görünüþte geleceðe iliþkin sözüm ona iyimser bir tablo çizeceðim derken aslýnda laf arasýnda geçmiþteki ittifak zeminlerinin proletarya devrimleri için yeterince elveriþli olmadýðýný söylemiþ oluyor. Geçmiþte eðer devrim için koþullar yeterince elveriþli idiyse bugünkü koþullarýn “daha elveriþli” olduðunu söylemenin baþka bir anlamý var mýdýr? Yeni dönemin geçmiþten “daha elveriþli” ittifak zeminleri sunduðunu söyleyen TÝKB böylelikle geçmiþteki baþarýsýzlýklar için aradýðý günah keçisini de bulmuþ oluyor: Ýþçi Köylü ittifaký. Baþka bir deyiþle geçmiþteki yenilgileri zülf-i yare dokunmadan dýþ koþullarla açýklamanýn da kapýsý aralanmýþ oluyor. Halbuki, Komünist Enternasyonal, geride býraktýðýmýz yüzyýlýn baþýnda yeni bir çaðýn açýldýðý tespitiyle kurulmuþtu: “proleter devrimler ve ezilen uluslarýn kurtuluþ mücadelesi çaðý”. Komünist Enternasyonal bu yeni çaðýn bilincinde olarak bayraðýna “Bütün Ülkelerin Ýþçileri ve Ezilen Halklarý Birleþin!” diye yazmýþtý. TÝKB ise þimdi bu tespitten kurtulmaya çalýþýyor ve þu tespiti yapýyor: “….., çok azý dýþýnda bütün ülkelerde, bütün kýtalarda, dünya ölçeðinde proletaryaburjuvazi çeliþkisinin merkeze oturduðu dünya tarihinde yeni bir döneme geçiþ yapýlýyor.” Yapýlan bu saptama doðru olduðu ölçüde bilindik bir doðrunun eksik bir yinelenmesinden ibarettir ve yeni deðildir. Yeni olduðu oranda ise bir siyasal akým olarak komünizmin geriletilmesine yol açmaktadýr. ‘Emperyalizm Çaðý’nýn baþlangýcýndan beri dünya ölçeðinde proletarya-burjuvazi çeliþkisi merkezdedir. Komünist Enternasyonal’de zaten bu bilinçle bir dünya partisi olarak dünyanýn “bütün ülkelerinde, bütün kýtalarýnda” komünist seksiyonlar kurma hedefiyle yola çýkmýþtýr. Komünist Enternasyonal’in tüm seksiyonlarý mücadelelerini “proletarya-burjuvazi çeliþkisini merkeze oturtarak” vermiþlerdir. Bu durumun en açýk örneklerinden biri de Komünist Enternasyonal’in ilk dört kongresinde onaylanan dört programdan biri olan Mustafa Suphi TKP’sinin programýdýr: “Ýþçi ve Köylü þuralarý cumhuriyeti ise emek harcamadan yaþayan asalak sýnýflar dýþýnda halkýn çoðunluðunu etrafýnda toplayarak iþçilerin iþverenler tarafýndan soyulmasýna son verecek her türlü çareleri temin eder.”(Þekl-i Hükümet) Proletarya-burjuvazi çeliþkisini merkezde görmeyenler iþçi ve köylü þuralar cumhuriyeti kurmayý hedeflemeseler gerek. Ayný bakýþ açýsýný sadece hükümet biçimine iliþkin deðil iktisadi yaþama iliþkin düzenlemlerde de görmek mümkün: “Türkiye Komünist Partisi, bütün kaynak ve üretim araçlarýnýn kendi emeði ile yaþayan üretici sýnýfýn ortak malý haline getirilerek baþkalarýný çalýþtýrýp zahmetsizce yaþayan asalak sýnýflara son verilmesini ve bu suretle toplumda her bireyinüretime katýlmasýyla refah ve mutluluðun artýrýlmasýný esas maksat kabul eder.” Görülüyor ki, dünya çapýnda proletarya-burjuvazi çatýþmasýnýn merkeze oturmasý Komünist Enternasyonal’in ve ona baðlý partilerin varsayýmlarýndan biridir. Ancak yine görülüyor ki aslýnda TÝKB’nin yenilik olarak sunduðu saptamalar eksiktir. Zira proletarya-burjuvazi çatýþmasýndan merkeze oturmasýndan söz eden TÝKB aslýnda bu çeliþkiyi vurgularken, doðrudan iþçi sýnýfýna dahil olmayan köylü yýðýnlarýn ve ezilen uluslarýn emperyalistler ve burjuva diktatörlükleriyle olan çeliþkilerinden hiç söz etmemektedir. Oysa Komünist Enternasyonal’in “Bütün Ülkelerin Ýþçileri Birleþin” diye biten Manifesto’nun son sözlerine

“ezilen halklarý” ilave etmesi de TKP’nin sadece amele deðil “iþçi ve köylü” þuralarýndan söz etmesi de tam da söz konusu çeliþkilerin taþýdýklarý devrimci önemi anlamalarýndan ötürüdür. Buna karþýlýk TÝKB kýsa bildirgesinde ifade ettikleriyle deðil de “unuttuklarýyla” Manifesto’yu ve onun üzerinde yükselen komünist birikimi geçerken, sessizce düzeltmektedir. Ýçinde kýrk sekiz kez yenilikten söz edilen “Hangi Yolda Yürüyoruz” yazýsýnda köylülüðün lafý bir kez bile edilmemektedir. Ulusal kurtuluþ mücadelelerindense tek bir kez bahsediliyor; o da “Kürt ulusal hareketindeki devrimci kabarmanýn yerini duraðanlýða býrak”týðý iddia edilirken. Kýsacasý TÝKB’nin öngördüðü yeni dönemde iþçi-köylü ittifakýna ve ezilen uluslarýn kurtuluþ mücadelesine yer yok. Köylülüðün de Ezilen Uluslarýn da Devrimci Potansiyeli Kaybolmamýþtýr Burjuvazinin devrimci yollardan çözmeye cesaret edemediði sorunlarýn kapitalizmin kendi iç dinamikleriyle süreç içerisinde reformlar yoluyla çözülebileceði teorik doðrusundan yola çýkarak bugünkü burjuva toplumunda bu sorunlardan muzdarip olan katmanlarýn devrimci potansiyellerini yitirdiðini iddia etmek her türden menþevik akýmýn ortak özelliðidir. Ancak, tüm bu safsatalara inat gerek ezilen uluslar gerekse de köylülük varlýðýný dünyanýn dört bir yanýnda ýsrarlý bir þekilde hatýrlatýyor. TÝKB dünyanýn dört bir tarafýndaki devrimci dinamikleri anlayýp yorumlama iddiasýnda. Buna karþýlýk ezilen uluslarýn ve köylülüðün devrimci potansiyelini görme konusunda büyük bir körlük içerisinde. Ezilen uluslar devrimci bir müttefik olarak “Hangi Yolda Yürüyoruz” metnine giremiyor ama halihazýrda dünyada Kürdistan’dan Çeçenistan’a, Hindistan’dan Afrika’ya yüz küsur ulusal kurtuluþ hareketi mevcut. Yazýda köylülüðün lafý edilmiyor. Oysa, Venezuela’dan Hindistan’a küreselleþme karþýtý hareketlerin buluþtuðu sosyal forumlarda dillendirilen taleplerden emperyalistlerin baþýný en fazla aðrýtan ve Dünya Ticaret Örgütü toplantýlarýnda da bir türlü çözülemeyen sorunlarýn baþýnda tarým ürünlerine iliþkin gümrük duvarlarý sorunun geldiðini, yüz milyonlarca köylüyü ilgilendiren bu sorunun köylülük içinde önemli devrimci kabarýþlara yol açtýðýný ve bu kabarýþlarýn Brezilya, Hindistan gibi devletler tarafýndan “Amerika ve küreselleþme karþýtlýðýyla” sönümlendirildiðini de bilmiyor olamaz “Hangi Yolda Yürüyoruz”un yazarlarý. Zira küreselleþme karþýtý hareketleri, sosyal forumlarý Seattle’dan beri büyük bir dikkat ve umutla takip edenler kendilerinden baþkalarý deðil. Nihayetinde dünya üzerindeki devrimci geliþmeleri izlediðini iddia edenlerin en azýndan son bir kaç yýlda devrimci durumun yaþandýðý Bolivya’ya ve Nepal’e bakmalarý bu devrimci yükseliþte köylülüðün rolüne dikkat etmeleri gerekirdi. TÝKB Troçki’nin Menþevik Devrim Teorisinin Alanýna Giriyor Sosyalist Devrimcilerin Durduðu Zeminde Troçkistlerle Buluþuyor Yazý tüm bu deðiþiklikleri sýraladýktan sonra artýk devrim stratejisini deðiþtirmeye hazýrlandýðýný bildiriyor. “Teorinin yoðunlaþmýþ ve çözüm bekleyen sorunlarýna yanýt oluþturuyor ve bunlarý derinleþtirmek için süreklileþmiþ bir çaba gösteriyor. Programýný ve devrim stratejisini mücadelenin deðiþen koþullarýna uygun olarak yeniliyor.” Bu deðiþikliðin ne olduðunu da yine ayný yayýndaki bir baþka yazýnýn baþlýðýndan öðreniyoruz: “Devrimimizin Ýçinde Bulunduðu Aþama: Sosyalist Devrim” Böylelikle, yýllardýr troçkizme karþý uzlaþmaz bir tutum benimsemeyi alemeti farikasý olarak sunan, diðer akýmlarý da bu konuda ilkesiz davranmakla eleþtiren “Hangi Yolda Yürüyoruz” ideolojik bir manevrayla Troçki’nin menþevik devrim teorisinin alanýna giriyor. Bugünün sosyalist devrimci troçkistleriyle buluþuyor. (devamý yanda)

a


Sayfa

21

Troçki’nin Menþevik Devrim Stratejisi Troçki’nin devrim stratejisindeki asýl kusur onun köylülüðü göz önüne tutmamasý, iþçi köylü ittifakýný reddetmesi deðildir: “Sadece tarým sorunu deðil, ama ulusal sorun da, geri ülkelerde nüfusun ezici çoðunluðunu oluþturan köylülüðe demokratik devrimde olaðanüstü bir yer ayýrýr. Proletaryanýn köylülükle ittifaký olmadan, demokratik devrimin görevlerinin çözülmesi, hatta ciddi bir biçimde ortaya konulmasý bile olanaksýzdýr. Ama bu iki sýnýfýn ittifaký da, ancak ulusal-liberal burjuvazinin etkisine karþý uzlaþmaz bir mücadele yoluyla gerçekleþebilir.” (Sürekli Devrim Nedir? Tezler) Troçki 1931 yýlýnda yazdýðý “Sürekli Devrim” broþürünün üçüncü bölümünde kendi devrim kavrayýþýyla Lenin’in kavrayýþý arasýndaki farklýlýklarý þöyle ifade etmektedir: “ ‘Sürekli’ [sürekli devrim kast ediliyor] ve Leninist bakýþ açýlarý arasýndaki farklýlýk kendini siyasal olarak köylülüðe dayanan proletarya diktatörlüðü sloganýyla iþçilerin ve köylülerin demokratik devrimci diktatörlüðü sloganýnýn karþý karþýya getirilmesiyle ifade ediyordu. Tartýþma burjuva demokratik aþamanýn atlanmasýnýn mümkün olup olmadýðý ya da iþçilerle köylüler arasýnda bir ittifakýn zorunlu olup olmadýðý hakkýnda deðildi –proletarya ve köylülüðün demokratik devrimdeki iþbirliðinin siyasal mekaniði hakkýndaydý.” Evet, tartýþma tam da bu mesele hakkýndaydý. Troçki, demokratik devrimdeki siyasal mekaniðe dair anlaþmazlýklarý önemsiz farklýlar olarak gördüðünden, rakipleriyle kimin daha leninist olduðuna dair bir rekabete tutuþtuðu sýrada bile bu farklýlýklardan söz etmekten çekinmedi. Bir bakýma Troçki haklýydý; zira rakipleri de bu farklýlýðýn önemsiz bir farklýlýk olduðunu düþünüyor olsalar gerek Troçki’nin Lenin’le bu düzlemdeki farklýlýklarýnýn üzerinde hiç durmadýlar. Daha çok Troçki’nin köylülüðü yoksaydýðý türünden aslý astarý olmayan suçlamalar yükselttiler. Halbuki, devrime iliþkin tüm tartýþmalarýn can alýcý noktasý aslýnda Troçki ve rakiplerinin önemsiz olduðunu düþündüðü bu farklýlýklardý. Zira söz konusu mesele Lenin ile baþta Troçki olmak üzere Menþevizmin tüm takipçileri arasýndaki farklýlýklarý açýða vurmaktaydý. Peki neydi bu siyasal mekaniðe iliþkin fark? Sýnýf ve partiyi birbirinden net çizgilerle ayýrmayan, bu yüzden de komünist partisini bir iþçi partisi olarak gören Troçki proletarya diktatörlüðünü de komünist partisinin iþçilerin temsilcisi olarak devrim sonrasýnda kurulan hükümete gelmesi olarak kavrýyordu. Baþka bir deyiþle proletarya diktatörlüðü, sovyetlerdeki iþçiler adýna iktidarý almýþ komünist partisinin iktidarýydý. Komünist Partisi de iþçi sýnýfýný temsil ettiðine göre partinin iktidarý proletarya diktatörlüðü anlamýna geliyordu. Bu bakýmdan sovyetler Troçki için, týpký Kautsky için olduðu gibi, bir iktidar organý deðil bir ayaklanma organýydý. Ýþçi kitleleri ayaklanma baþarýlý olduktan sonra iktidarý bu ayaklanmaya önderlik eden partiye vermeleri gerekirdi. Proletarya diktatörlüðünü bolþeviklerden oluþan Troçki’nin kendisi hiçbir zaman iþçi köylü ittifakýný reddetmemiþ, sadece bunun iþçi-köylü sovyetleri aracýlýðýyla deðil bir iþçi hükümetinin yönetimi altýnda gerçekleþeceðini savunmuþtur. Bu tutum ise asýl olarak devrimci parti ve iktidar organý sovyetler arasýndaki iliþkinin menþevikçe kavranýþýna dayanan, partileri sýnýflarýn temsilcisi olarak gören bir bakýþ açýsýnýn ürünüdür. Devrim stratejisini nesnel koþullara göre deðiþtiren TÝKB ise “emek-sermaye çeliþkisini merkeze alarak” bu ittifaký tümüyle yok saymaktadýr. Bu bakýmýyla devrim stratejisinin kavranýþý bakýmýndan bugünün sosyalist devrimci avrupai akýmlarýna ve onlarýn Türkiye’deki kardeþ partilerine daha çok benzemektedir. TÝKB’yi tüm bu akýmlarla benzeþtiren sadece nesnel koþullara göre devrim stratejisinin deðiþtirilebileceðine, dolayýsýyla kimi nesnel geliþmeler sonucunda kimi devrimci görevlerin

bir iþçi hükümeti olarak gören Troçki elbette Ýþçilerin Köylülerin Devrimci Demokratik Diktatörlüðü sloganýndan da iþçilerin temsilcisi olan komünist partisiyle köylülerin temsilcisi olan bir devrimci partinin koalisyon hükümetini anlayacaktý. Meseleyi bu þekilde kavrayan Troçki iþçilerin köylülerin devrimci demokratik diktatörlüðüne iki nedenden ötürü itiraz ediyordu. Bu nedenlerden birincisi köylülerin kendi baþlarýna baðýmsýz bir siyasal güç olmamalarýyla ilgiliydi. Gittikçe farklýlaþan bir sýnýf olarak köylülük kendisini temsil edecek devrimci bir parti çýkaramayacaðý için devrim sonrasýnda kurulacak bir koalisyon hükümetine de giremezdi. “Proletarya diktatörlüðünden sýnýfsal içeriði ile ayrýlan bir rejim olarak “proletarya ve köylülüðün demokratik diktatörlüðü”, ancak, köylülüðün ve genel olarak küçük burjuva demokrasisinin çýkarlarýný temsil eden baðýmsýz bir devrimci partinin ortaya çýkabildiði bir durumda gerçekleþebilir. Bütün modern tarihin (özellikle de Rusya’da son yirmibeþ yýlýn deneylerinin) gösterdiði gibi, bir köylü partisinin kurulmasýnýn önüne çýkan aþýlmaz bir engel küçük burjuvazinin ekonomik ve politik baðýmsýzlýktan yoksunluðu ve derin iç farklýlaþmasýdýr.” (Sürekli Devrim Üzerine Tezler) Ýkincisi, köylülüðün temsilcisi olan bir parti ortaya çýksa bile bu partinin öne süreceði talepler koalisyondaki iþçi partisinin almak istediði sosyalist önlemlerle çatýþacaðýndan söz konusu koalisyon “24 saat içinde daðýlmaya mahkumdu.” Tüm bu nedenlerden ötürü de iþçilerin köylülerin devrimci demokratik diktatörlüðü soyut ve gerçeklikle baðdaþmayan bir formülasyondu. “’Demokratik diktatörlük’ün kuruluþundan yirmi dört saat sonra bir yarý-Marksist çilecilik idilinin tümüyle çökmeye mecbur olduðunu, baþka bir yerde ayrýntýlarýyla göstermiþtim. Ýktidarý hangi teorinin yardýmýyla ele geçirmiþ olursa olsun, proletarya daha ilk günden iþsizlik sorunuyla yüzyüze gelmek zorundadýr. Þu ya da bu biçimde (kamu iþleri vs.), iktidardaki proletarya iþsizlerin geçimini devlet hesabýna derhal üstlenmek zorunda olacaktýr. Bu, sýrasý geldiðinde, derhal ekonomik mücadelenin güçlenmesine ve bir dizi greve neden olacaktýr….Eðer bu [Lenin’in ÝKDDD’den anladýðý], iktidarý sosyal demokratlarla paylaþan köylü partisinin iþsizlere ve grevcilerin geçimlerinin devlet kasasýndan saðlanmasýna izin vermeyeceði ve kapitalistler tarafýndan kapatýlan fabrikalarý devlet tarafýndan açmasýna karþý çýkacaðý anlamýna geliyorsa, o zaman bu, koalisyonun daha ilk gününden, yani görevlerini yerine getirmesinden çok önce, proletaryanýn devrimci hükümetle çatýþmaya gireceði anlamýna gelir. Bu çatýþma, ya iþçilerin köylü partisi tarafýndan bastýrýlmasýyla, ya da bu partinin iktidardan uzaklaþtýrýlmasýyla sona erebilir. Ýki çözümün de bir koalisyonun “demokratik” diktatörlüðüyle pek iliþiði yoktur.” (Troçki 1905 s.282) Troçki’den ve tüm Menþeviklerden farklý bir parti kavrayýþýna sahip olan Lenin ise komünist partisini iþçileri temsil eden parti olarak deðil, iþçi sýnýfýnýn bütünsel çýkarlarýný savunarak iþçilere önderlik ortadan kaybolacaðýný kabul etmesi deðildir. Bundan daha önemlisi ve vahimi ayný inancýn leninist parti konusunda taþýnmasýdýr. Zira metinde nesnel koþullardaki deðiþiklikleri sýralandýktan sonra laf dönüp dolaþýp “leninist parti modeli”ne geliyor. Elbette “leninizme sýký sýkýya baðlý kalarak” bu modelin de yenileneceðini ifade ediliyor: “[TÝKB] Proletarya devrimlerinin teorisi ve taktiði olan Leninizme sýký sýkýya baðlý kalarak iç iliþkilerinde düþünsel ruhsal birlik ve kolektif hareket yeteneðini güçlü kýlacak yeni örgütsel iþleyiþ ve kurallara sahip günümüzün parti modelini yeni bir önderlik ve kadro anlayýþýný geliþtirmenin adýmlarýný atýyor” Leninizmin yapý taþý olan parti modeli “leninizme sýký sýkýya baðlý kalarak” yenilendiðini saptamasýný okuyunca insanýn aklýna Lenin’in “hiç kimse marksizmin itibarýný marksistler kadar düþüremez sözü geliyor.” Hangi Yolda Yürüyoruz yazarlarý

eden bir parti olarak kavrýyordu. Tam da bu nedenle iþçileri iktidar organlarý olan Ýþçi Temsilcileri Sovyetleri’yle, bu iktidar organlarýndaki iþçilere siyasal olarak önderlik eden komünist partisi birbirinden farklý oluþumlardý. Yine ayný nedenlerden ötürü iþçilerin köylülerin devrimci diktatörlüðü Lenin açýsýndan devrim sonrasýnda bir iþçi partisi ile köylü partisinin kurduðu koalisyon hükümeti anlamýna gelmiyordu. Ýþçilerin ve köylülerin devrimci demokratik diktatörlüðünün varlýðý yahut yokluðunu gösteren bu türden bir koalisyonun kurulmuþ olup olmamasý deðil iþçi-köylü sovyetlerinin bütün iktidarý elinde toplayan organlar olmasýydý. Bu yüzden iþçilerin köylülerin devrimci demokratik diktatörlüðünün mümkün olup olmadýðý sorununu bir köylü partisinin koalisyon ortaðý olup olmayacaðýna bakarak deðil iþçilerin ve köylülerin içinde yer aldýðý sovyetlerin kurulup kurulamayacaðýný tartýþarak yanýtlýyordu. Ýþçiler ve köylüler sovyetlerde temsil edildiði sürece, iþçi köylü sovyetlerinden yani iþçilerin köylülerin devrimci demokratik diktatörlüðünden söz etmek gerekiyordu. Dahasý Lenin’e göre, Troçki’nin sandýðýnýn aksine, iþçilerin, köylülerin devrimci demokratik diktatörlüðü proletarya diktatörlüðünden farklý bir iktidar biçimi deðildi. Özü tüm iktidarýn sovyetlerde toplanmasý olan proletarya diktatörlüðünün özgün biçimlerinden biriydi. Sovyetlerin bileþimi deðiþtikçe bu özgün biçimler de deðiþebilirdi. Lenin 1905 yýlýnda yazdýðý Ýki Taktik’te devrim ilerledikçe köylülüðün içindeki ayrýmlarýn derinleþeceði (bunlar pek çoklarýnýn sandýklarý gibi iktisadi deðil yükselen sýnýf mücadelesiyle birlikte gelen siyasal ayrýlýklardý) ve zengin köylülüðün sovyetlerin dýþýna atýlacaðýný öngörüyordu. Böylelikle iþçilerin köylülerin devrimci demokratik diktatörlüðü yerini proletarya diktatörlüðünün baþka bir özgün biçimi olan iþçilerin ve yoksul köylülüðün sosyalist diktatörlüðüne býrakacaktý. Lenin Ekim Devrimi’nin hemen ardýndan Kautsky ile yaptýðý polemiðinde sürecin kendisini haklý çýkardýðýný þöyle açýklýyordu: “Herþey tastamam dediðimiz gibi olup bitti. Devrimin geliþmesi düþüncemizin doðruluðunu gösterdi. Ýlkin, krallýða karþý, büyük toprak sahiplerine karþý, feodaliteye karþý, “tüm” köylülük ile birlikte…. Sonra, yoksul köylülük ile, yarý-proletarya ile, bütün sömürülenler ile, zengin köylüler, kulaklar, vurguncular da içinde, kapitalizme karþý…. Biz burjuva devrimi sonuna deðin götürdük. Tüm köylülük bizi izledi. Tüm köylülüðün sosyalist proletaryaya karþýtlýðý kendini birden gösteremezdi. Sovyetler genel olarak köylülüðü bir araya getiriyorlardý. Köylülüðün içindeki sýnýf ayrým, henüz olgunlaþmamýþ, henüz kendini dýþa vurmamýþtý….. Bu süreç 1918 yaz ve güzü içinde geliþti. Çeklerin karþý-devrimci ayaklanmasý kulaklarý uyandýrdý. Bir kulak ayaklanmalarý dalgasý Rusya üzerinde dalga dalga yayýldý yoksul köylülüðü, kulaklarýn, zenginlerin, kýrsal burjuvazinin çýkarlarý ile kendi çýkarlarýnýn baðdaþmazlýðý konusunda, kitaplar ya da gazeteler deðil, yaþam aydýnlatýyordu…… da Lenin’in adýný alarak leninist partinin aðýr yükünden kurtulacaklarýný ilan ediyorlar. Ancak TÝKB’nin yeni parti yolundaki arayýþlarý da yeni deðil. Zira tüm bu tezler Komünist Enternasyonal’in tasfiyesinin üstünü örtmek, Lenin’in parti modelinin neden artýk güncel olamayacaðýný anlatmak için üretilen önce Kautsky sonra da her boydan menþevikler ve nihayetinde avro-komünistlerin ürettiði gerekçelerden farksýzdýr. Tüm bu safsatalarýn ortak yaný Bolþevik Partisinin Rusya’nýn özgün koþullarý nedeniyle diðer partilerden farklý bir þekilde örgütlendiðini savunmalarýdýr. Safsatalarý üretenlerin bir diðer ortak noktasý ise sosyalizmin yenilgisinin nedeni olarak nesnel koþullarýn farklý olduðu ülkelerde izlenen “bolþevikleþtirme” politikalarýný göstermeleridir. Bu baýþ açýsýna göre, Hangi Yolunda Yürüyoruz’un diliyle konuþursak, “emek sermaye çeliþkisi’nin merkeziliðine”, “toplumun

Köylülüðün tümüyle birlikte burjuva demokratik devrimi tamamladýktan sonra, köylülüðü bölümlere ayýrma, kýrsal proleterler ile yarý proleterleri kendisine çekme, kulaklara ve, köylü burjuvazi de içinde burjuvaziye karþý onlarý bir araya getirme baþarýsýný gösteren Rusya proletaryasý, kesinlikle sosyalist devrime geçti.” (Dönek Kautsky 85-87) Hiç þüphesiz Ekim Devrimi Lenin’in öngörülerini doðruladý. Tüm bunlar, Troçki ve Lenin arasýndaki siyasi mekaniðe iliþkin görüþ ayrýlýklarýnýn neden önemli olduðunu ortaya koyar. Zira sözü edilen farklýlýk bir ayrýntýya iliþkin deðildir. Ýþçilerin ve köylülerin arasýnda bir ittifakýn mý gerçekleþeceðine yoksa köylülerin sadece iþçileri desteklemekle yetineceðine dair bir spekülatif bir tartýþmanýn ürünü de deðildir. Söz konusu olan proletarya diktatörlüðünün ayýrt edici özelliðinin komünist partisinin kurduðu bir iþçi hükümeti mi yoksa iþçi emekçi sovyetleri mi olduðuna dair bir tartýþmadýr. Daha da önemlisi bu tartýþma ayný zamanda komünist partisinin iþçi sýnýfýyla iliþkisine dair bir tartýþmadýr. Proletarya diktatörlüðünün ayýrt edici özelliðini komünist partisinin hükümette bulunmasý olarak görenler, iþçi sýnýfýnýn iktidarda olabilmesi için bu partinin bir kitle partisine dönüþmesini, hatta daha iktidarý almadan kendini bir iþçi partisi olarak þekillendirmesi gerektiðini savunacaklardýr. Nitekim savunmaktadýrlar. Oysa menþeviklerle bolþevikler arasýndaki bölünme 1903 yýlýndaki parti kongresinde tam da bu nedenle patlak vermiþtir. Bu kongrede menþevikler gevþek ve sýnýrlarý belirsiz bir parti örgütlenmesini savundu. Bolþeviklerse sýnýfý temsil etmek yerine ona önderlik edecek sýnýrlarý net çizilmiþ, kendini iþçi kitlelerinden titizlikle ayýran, demir disiplinli bir partiye ihtiyaç olduðunu savundular. Daha sonrasýnda da bolþeviklerle menþevikler arasýndaki tüm tartýþmalar hep bu noktayla baðlantýlý olacaktýr. Ayný durumun Lenin’le Troçki arasýndaki tüm tartýþmalar için de geçerli olmasý tesadüf deðildir. proleterleþme, proletaryanýn toplumsallaþma düzeyine” baðlý olarak her ülkede farklý bir parti modeline ihtiyaç vardýr. Yine her boydan menþeviðe göre, bolþevikler bu farklýlaþmayý gözetmemiþler, kendi parti modellerini tüm ülkelerdeki komünist partilere dayatmýþlar, nihayetinde bu partilerin tasfiye olmasýna yol açmýþlardýr. Nesnel koþullar nedeniyle parti modelini yenilemeye kalkan TÝKB’nin de ettiði tüm leninizm yeminlerine karþýn ayný yolda yürüdüðü görülüyor. Demek ki, gerek devrim stratejisi gerekse de parti anlayýþý bakýmýndan TÝKB’nin yürüdüðü yol hiç de yeni deðil. Ancak bu yola neden ve nasýl girildiðine iliþkin genel sonuçlara varmadan önce üzerinde durulmasý gereken baþka bir daha var. Ayný yolu Türkiye’de daha önce kimler yürüdü? Yürüyenlerin akýbeti ne oldu? Bu sorularý da gelecek sayýmýzda yanýtlayacaðýz.


Sayfa

22

19 Aralýk’ý Unutma, Unutturma!

DSP-MHP-ANAP koalisyonunun hükümette olduðu dönemde gerçekleþen ve resmi kayýtlara “Hayata Dönüþ Operasyonu” adýyla geçen 19 Aralýk 2000 tarihi, devletin; dozerler, helikopterler, yangýn bombalarý ve lav silahlarýyla ayný anda Türkiye’deki 20 cezaevine operasyona baþladýðý tarihtir. Özellikle Çanakkale ile Ümraniye cezaevlerindeki direniþ nedeniyle ancak 4 günde tamamlanabilen saldýrýda 28 devrimci tutsak yaþamýný yitirdi. Saldýrýdan önce baþlayan ve saldýrýlardan sonra da devam eden ölüm oruçlarýnda 128 devrimci hayatýný kaybetti. Katillere ise “devlet üstün hizmet madalyasý” verildi. 19 Aralýk’ýn devrimci hareket için anlamý bu kadarla sýnýrlý deðildir. Birkaç yönüyle devrimci hareket açýsýndan dönemeç noktasýný olmuþtur. Bu dönemeç noktasýnýn bir yönü devrimcilerin cezaevlerinde yýllar boyunca oluþturduklarý ve bugüne kadar aðýr bedeller pahasýna koruduklarý mevzilerin kaybedilmesinin sonuçlarý ile ilgilidir. Devlet açýsýndan en azýndan «on yýldýr girilemeyen cezaevlerine girebilmiþ» olmayý ifade eden bu saldýrý; F tipi uygulamasýnýn fiilen baþlatmýþtýr. Öte yandan bu dönüm noktasý ayný zamanda T.C. devletinin uzun yýllardýr sancýlý ve dolambaçlý bir yoldan geçerek izlediði kabuk deðiþtirme gayretleri bakýmýndan, özellikle de 28 Þubat dönemecinden sonraki sürecin önemli bir eþiðine iþaret etmektedir. Bu yeni dönem sýnýf mücadelesinin temel dinamikleri, komünistlerin öncelikleri ve görevleri bakýmýndan yenilikler getiren bir dönem deðildir. Yenilik sýnýf mücadelesindeki güçler arasýndaki dengenin deðiþmesi b a k ý m ý n d a n b i r y e n i l i k t i r. (Kapanmakta olan dönem ilk belirtileri 1995 Gazi Ayaklamasý ile apaçýk görülen ve bu ayaklanmanýn rüzgârýný arkalarýna alan devrimcilerin bir doruk noktasýný yakaladýklarý 1996 1 Mayýsýndan itibaren, daha doðrusu 1996 ölüm orucu eylemlerinin sonuçlandýrýlmasýndan itibaren iniþli

Yaþam Diye Önlerine Konan Kokmuþ Kýrýntýlarý, Dimdik Onurlu Bir Ölümden Kýymetli Sayan Yaþayan Ölülere Ýnat; Öldükleriyle Kalmayacaklar!

çýkýþlý bir süreçte adým adým geri düþtükleri dönemdir.) Bir baþka yön ise, operasyonun öncesinde baþlayan, cezaevi sorununa iliþkin yürütülen mücadele yöntemlerinin, sürecin ve sonuçlarýnýn deðerlendirilmesindeki farklýlýðýn, yýllar boyunca devrimci hareketin genel ve gündelik mücadelesine yansýmýþ olmasý ile ilgilidir. Örneðin HÖC 7 yýldýr mücadelesinin merkezine cezaevi sorununu koymuþtur. Oysa 2007 19 Aralýk anmalarýnda bu konularýn hemen hemen hiçbir yerde gündeme gelmediðine dikkat çekmek gerekir. Açlýk grevleri ilk baþladýðýnda koðuþ yaþamýnýn düzenlenmesinden DGM'lerin kapatýlmasýna kadar uzanan ve kabul edilmeyeceðinden kuþku duyulmayan taleplerin hedeflendiðini hatýrlayanlar olmadýðý gibi, sonraki süreçte çýtasý aþaðýya çekilen taleplerin örneðin “3 Kapý 3 Kilit” gibi taleplerin de gündeme gelmediðine de dikkat çekmek gerekir. 19 Aralýk dönemecini unutmamak sadece o tarihte yaþananlarý deðil, bu nedenle devrimci hareketin geliþiminde ve sýnýf mücadelesinin seyrinde gerçekleþenleri de hatýrlamak, hatýrlatmak anlamýna gelmelidir. Bu nedenle 19 Aralýk ve cezaevlerinde yürütülen mücadeleye iliþkin “kendisinin hiçbir kusuru olmadýðýný” kanýtlayan muhasebelerin ve kimi siyasetler tarafýndan bir mevzi kaybý olmasýndan ziyade “zaferle” çýkýldýðýna dair yaratýlan yanýlsamalarýn yarattýðý bulanýklýk, “yarýnlar” da kaybedilen mevzinin ne olduðunun ve neden kaybedildiðinin bilince çýkartýlamamasýna neden olmaktadýr. Bu da teorik bir soruna yol açmaktan ziyade pratik sorunlar doðurmakta ve devrimci hareketin gündelik ve genel mücadelesine yansýmaktadýr.

19 Aralýk etkinliklerine verilen önemin her sene giderek azalýyor olmasýnýn tüm bu bulanýklýðýn bir sonucu olduðunu ama ayný zamanda da gelecek yýllarda bu tür bulanýklýklarýn artacaðýnýn iþareti olduðunu söylemek yanlýþ olmayacaktýr. Üstelik hala iki ayrý tecrit sorunu gibi ortaya konan DTP’ nin Abdullah Öcalan’ýn tecritine dönük kampanyasý ve tüm siyasi tutsaklarýn F-tiplerine atýlmasý konusunun ortaklaþtýrýlmasýna ve bu yönde güçlerin birleþtirilmesine dönük somut bir adým veya proje olmadýðý gibi; iki konu ile ilgili yürütülen çalýþmalarýn birbirinden uzaklaþtýðýný bile söylemek mümkündür. Kürtlere dönük saldýrýlarýn, devrimcilere dönük saldýrýlarýn, iþçilere dönük saldýrýlan birbirini takip eden ve eþgüdümlü saldýrýlar olduðunu herkes dillendirse bile bu alanlarda yürütülen mücadeleleri ortaklaþtýrma konusundaki sonuç alýcý gayretler olduðu söylenemez. Bilakis kimi zaman bazý akýmlarýn bu mücadelelerin birbirinden daha da uzaklaþmasý için gayret ettiðini bile görmek mümkündür. 19 Aralýk saldýrýsýnda devrimci tutsaklar, hapishanelerdeki mevzileri korumak için dost, düþman herkese fedakârlýðý, inancý ve boyun eðmeme geleneðini bir kez daha gösterdiler. Her þeye raðmen direnmek ve savaþma azmini sürdürmek baþlý baþýna bir meziyet olsa da savaþmak yetmiyor. Tartýþma götürmez ki, cezaevleri konusundaki mücadele iþçilerin, emekçilerin, ezilenlerin dâhil edilemediði sürece “tecrit” edilmiþ olacak. Devrimciler F-Tipi hücreye karþý siyasal mücadele verirken iki yönlü b i r k a m p a n y a ö rg ü t l e d i l e r. Kampanya bir yönüyle uzlaþmazlýða

dayalý keskin bir devrimci söylemi benimserken diðer yandan da devrimcilerin maðduriyeti ve ne kadar «insanlýk-dýþý» koþullar altýnda yaþadýklarý üzerinden örgütlenme biçiminde gerçekleþti. Bu talepler üzerinden kitlesel bir mücadele ver menin mümkün olmadýðý bilinciyle ve tutsaklara yönelik saldýrýyý durdurma kaygýsýyla insan haklarý kurumlarý, meslek odalarý ve aydýnlar devreye sokuldu. Devrimciler kendilerini kitleler adýna mücadele eden uzlaþmaz savaþçýlar, kitleleri kendi destekçileri, aydýnlarý da devrimcilerle devlet arasýndaki mücadele de arabulucu hakem olarak gördükleri için bu kampanyalar bir süre sonra kendi içinde çeliþkili hale geldi. Üstelik emekçilerin, ezilenlerin bu mücadeleye katýlmasýnýn önünü açmaktan ziyade kapatmýþ oldu. Emekçilerin çok geniþ bir kesiminin 19 Aralýk’ta gerçekte ne yaþandýðýndan bihaber olduðunu her yýl o tarihte yapýlan etkinlikler vesilesiyle yeniden görebiliyoruz. Bununla birlikte emekçilerin cezaevleri ile ilgili mücadelenin devrimcilerin sorunu olarak gördüðü de çok açýk. Oysa emekçilerin, ezilenlerin kendi haklarý için yürüttükleri mücadelenin baþarýya ulaþmasý için devrimcilere; devrimcilerin de hedeflerine ulaþmak için emekçilerin, ezilenlerin örgütlendirilmesine, mücadeleye katýlmasýna ihtiyacý var. 19 Aralýkta zindanlarda onurlu biçimde direnerek aramýzdan ayrýlanlar, iþçilerin, ezilenlerin kurtuluþ davasýna sahip çýktýklarý için katledildiler. Onlara ve bu tarihin iþaret ettiklerine sahip çýkmadan elimizdeki mevzilerin farkýna varamayýz. Sermayenin zindanlarý ancak iþçiler ve emekçiler direniþ örneði gösteren nice devrimciyi örnek alýp onlarý aþan bir kahramanlýk göstererek sermayenin tüm duvarlarýný yýkmak üzere ayaklanýnca yýkýlacak! Tutsaklara Özgürlük Savaþan Ýþçilerle Gelecek!

Zindan Direniþleri Unutulmadý

21 Eylül 1994’te Buca, 24 Eylül 1996’da Diyarbakýr ve 26 Eylül 1999’da Ulucanlar zindanlarýnda devletin devrimci tutsaklarý teslim almaya yönelik yaptýðý saldýrýlar ve bu saldýrýlara karþý devrimci tutsaklarýn kan ve can pahasýna gösterdikleri direniþ çeþitli eylem ve anmalarla selamlandý.

BDSP, EHP, ESP, HKM, Kaldýraç, Partizan ve KöZ’ün örgütlediði eylemlerden ilki direniþin yýldönümü olan 21 Eylül tarihinde yine direniþin gerçekleþtiði yer olan Buca hapishanesinin önünde gerçekleþti. Ayný konuya dair ayný yerde HÖC’ün yarým saat önce yaptýðý ve KöZ’ün arkasýnda duran komünistler olarak bizim de katýlarak destek verdiðimiz basýn açýklamasýnýn ardýndan, “Buca, Diyarbakýr, Ulucanlar hapishane katliamlarýný unutmadýk, unutturmayacaðýz!” yazýlý pankart arkasýnda yukarýda adý geçen devrimci akýmlarýn imzasýnýn bulunduðu basýn açýklamasý okundu. “Sýnýfsýz, sömürüsüz, eþitlikçi bir dünya özleyen bizlerin özlem ve düþüncelerimizi F tipi, L tipi, D tipi, E tipi hapishanelere hapsetmek isteyenlere yanýtýmýz daima özgürlük türkülerimiz, halaylarýmýz ve þehit olan yoldaþlarýmýzdan devir aldýðýmýz onurlu mirasýmýz olacaktýr. Onlar devrimci iradenin her koþulda nasýl yaþatýldýðýnýn en somut örnekleridir...” ifadelerinin yer aldýðý açýklama sýrasýnda “Ýçerde dýþarýda hücreleri parçala!”, “Devrimci tutsaklar onurumuzdur!”,

“Devrimci irade teslim alýnamaz!” sloganlarý atýldý. Sýnýrlý sayýdaki katýlýma raðmen, hapishane önünden geçen ana caddenin yoðunluðundan dolayý caddeden geçen çok sayýda insanýn ve hapishane önünde görüþ için bekleyen tutuklu yakýnlarýnýn ilgiyle karþýladýðý eylem direniþte düþen devrimci tutsaklar anýsýna hapishane duvarýndan karanfillerin atýlmasý ile son buldu. Ulucanlar Direniþi’nin yýldönümü olmasý vesilesiyle ayný bileþenler tarafýndan 26 Eylül tarihinde Konak Kemeraltý giriþinde de bir basýn açýklamasý gerçekleþtirildi. Katýlýmýn Ýzmir’de gerçekleþtirilen birçok basýn açýklamasýna oranla yüksek olduðu bu eylemde hapishanelerde yaþanan katliamlarý ve direnen ama teslim olmayan devrimci tutsaklarý unutmama çaðrýsý yapýlarak, savaþsýz sömürüsüz bir dünya için mücadele çaðrýsýnda bulunuldu. Eylem, Kemeraltý boyunca hazýrlanan bildirilerin yaygýn bir biçimde daðýtýlmasý ile son buldu. Ýzmir’deki devrimci siyasetlerin bu anlamlý ortaklaþmasýnýn ürünü olan son eylem ise 30 Eylül’de Ulucanlar Direniþi’nde düþen devrimci Nevzat Çiftçi’nin (Habip Gül) Menemen Helvacýlar Köyü’ndeki mezarý baþýnda yapýlan anma oldu. Köyün giriþinde eylem için tutulan otobüsleri durduran jandarma kimlik sorgusu dayattý ve kimliklere el koydu. Jandarmanýn baskýcý tutumu yürüyüþ için toplanýlmasý

kararlaþtýrýlan yerde arama dayatmasý ile sürdü. Özellikle kadýnlara yönelik dayatma kadýn arkadaþlarýn tepkisi ile karþýlaþýnca jandarma müdahale etmek üzere hazýrlandý. Fakat eyleme katýlanlarýn kararlýlýðý ve dayatmayý reddetmedeki ýsrarý jandarmaya geri adým attýrdý.

Mezarlýk giriþinden Nevzat Çiftçi’nin (Habip Gül) mezarý baþýna kadar “Devrimciler Ölmez Devrim Davasý Yenilmez” ve “Buca, Diyarbakýr, Ulucanlar Hapishane katliamlarýný unutmadýk, unutturmayacaðýz!” pankartlarý arkasýnda, düzenli bir kortej halinde ve sloganlarla

yürünmesinin ardýndan anma gerçekleþtirildi. Nevzat Çiftçi’nin ailesinin de katýldýðý anma sonrasýnda ailenin eyleme katýlanlarý köye yemek için davet etmesi üzerine jandarma aileye baský kurmaya çalýþtý. Ailenin kimi üyelerinin tereddüt etmesi üzerine, jandarma ile aileyi karþý karþýya býrakmamak için eylem öncesinde alýkonan kimlikler geri alýnarak köye girilmeden geri dönüldü. Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük! Tutsaklara Özgürlük Savaþan Ýþçilerle Gelecek! Ýzmir’den Komünistler

Ýzmir’de 19 Aralýk Anmasý 19 Aralýk 2000 yýlýnda devletin Hapishanelere yaptýðý saldýrýlarýn 7. yýldönümü Ýzmir’de yapýlan basýn açýklamasý ve bir dizi etkinlikle anýldý. Eylemin Örgütleniþi Ýzmir Cezaevi Ýnsiyatifi(ÝCÝ)’nin yaptýðý çaðrý ile yapýlan ilk toplantýya BDSP, DHP, ESP, Mücadele Birliði ve Köz katýldý. Odak ve Alýnteri’nin mazeret bildirerek gelemediði toplantýya ÝCݒnin çaðýrmamasý nedeniyle HÖC katýlmadý. HÖC’ün çaðrýlmama nedeni ise HÖC’ün ÝCݒnin bir kitle örgütü olarak toplantýlarda temsil edilmemesi gerektiðini savunmasý ve ÝCݒnin çaðrýcýsý olduðu eylemlere katýlmayacaðýný daha önce beyan etmiþ olmasýydý. HÖC, ÝCݒnin içinde çalýþan siyasetlerin toplantýlarda zaten temsil edildiðini, bu yüzden ÝCݒnin ayrý bir temsil hakký olmasýný doðru bulmadýklarýný 2006 8 Mart deðerlendirme toplantýsýnda da ifade etmiþti. Eylemin 19 Aralýk günü Karþýyaka Çarþý’da yapýlmasý kararlaþtýrýldýktan sonra KöZ’ün arkasýnda duran komünistler olarak 2006 19 Aralýk deðerlendirme toplantýsýnda yapýlan ortak deðerlendirmeyi de hatýrlatarak eylemden önce Kemeraltý’nda masa açýlarak bildiri daðýtýlmasýnýn etkili olduðunu ve bu sene de çeþitli yerlerde masa açýlmasýný önerdik. 19 Aralýk günü yapýlacak eylemin yaný sýra 15 Aralýk günü Kemeraltý ve Karþýyaka’da masa açýlarak yaygýn bildiri daðýtýlmasý kararlaþtýrýldý. Ayrýca 19 Aralýk günü ÝHD ve ÇHD’nin ayrý ayrý yapacaklarý Kýrýklar ve Buca Cezaevi önündeki basýn açýklamalarýna da destek sunulmasý kararlaþtýrýldý. Yapýlan iþbölümü sonucu Basýn metnini hazýrlamayý Partizan üstlenirken, bildirinin sorumluluðunu da KöZ ve Mücadele Birliði aldý. Mücadele Birliði’nin merkezi olarak Ýstanbul’da eylem yapacaklarý için bu eyleme katýlamayacaklarýný ifade etmeleri nedeniyle bildiri taslaðýný KöZ hazýrladýk. 19 Aralýk’ýn neden yaþandýðýný ve bu saldýrýnýn sonuçlarýný emekçilere anlatma derdiyle hazýrladýðýmýz bildiri taslaðý, uzun olduðu ve ajitatif olmadýðý için eleþtirilerek, BDSP’nin de önerisi ile BDSP ve KöZ tarafýndan birlikte gözden geçirerek kýsaltýldý ve son haline geldi. 15 Aralýk günü Kemeraltý ve Karþýyaka Çarþý’da açýlan masalarda 19 Aralýk resimleri sergilenirken ajitasyon konuþmalarý eþliðinde yaygýn bildiri daðýtýmý yapýldý. Emekçilerin yoðun ilgisinin olduðu masalarda bildiri daðýtýmýnýn yaný sýra hapishanedeki devrimci tutsaklara gönderilecek kartlara emekçiler duygu ve düþüncelerini ifade ettiler. Eylem Günü Saat 16.00 da baþlayan eylemde Ýþçi Kültür Sanat Evi’nde Kavel Müzik ve Þiir Topluluðu dinleti sunarken Duvara Karþý Tiyatro Topluluðu da þiir dramatizasyon sergiledi. Bir devrimci tutsaðýn ÝCݒye gönderdiði bir mektubun okunmasýndan sonra basýn açýklamasý ile eylem yaklaþýk 100 kiþinin katýlýmý ile sona erdi. Fakat eylem devam ederken toplanan 30 kiþilik bir faþist topluluk, eylemin bittiði sýrada hep bir aðýzdan Ýstiklal Marþý okudular. Daha sonra “Þehitler Ölmez, Vatan Bölünmez” sloganý atan gruba halkýn ve esnafýn destek vermemesi dikkat çekti. Polis gözetiminde olan faþist çeteye müdahale edilmeden alandan toplu bir þekilde ayrýldýk. Ýçeride Dýþarýda Hücreleri Parçala! Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük! Ýzmir’den Komünistler

Devrim Ýçin Düþenler Kavgamýzda Yaþýyor! 19 Aralýk 2000’de 20 ayrý cezaevine yönelik düzenlenen “hayata dönüþ” adý altýndaki katliam saldýrýsýný yüzlerce devrimci tutsak barikatlarla karþýlayarak direniþe geçmiþti. Direnen devrimcilerden 28’i kurþun ve bombalarla katledilmiþ, yüzlercesi de yaralanmýþtý. 19 Aralýk Katliamý'nýn yýldönümü nedeniyle Osmangazi Metro Ýstasyonu'nda meþaleli bir eylem yapýldý. ESP, DHP, Partizan, BDSP, SDP, KöZ, ÝHD Bursa Þubesi, SGD, BATÝS, Tuncelililer Derneði ve YDG tarafýndan ortak düzenlenen eylemde “19 Aralýk'ý unutmadýk, unutturmayacaðýz. Cezaevlerindeki baskýlara son” yazýlý pankart açýldý. Meþalelerin yakýlýp kýsa bir yürüyüþün ardýndan basýn açýklamasý okundu. Basýn açýklamasýnda Egemenlerin hapishaneleri muhalif sesleri sindirme aracý olarak kullandýðýný F tipi hapishanelerin bu anlayýþýn etkin bir aracý olduðu kaydedildi. F tiplerine karþý devrimci tutsaklarýn verdiði mücadele aktarýldý, ve 19 Aralýk Katliamý kýnandý. Son dönemde artan tecrit koþullarýna dikkat çekildi. Bu tecritlerin baþýnda, “Tutsaklara görüþ, mektup yasaðý koyduklarý gibi her fýrsatta tutsaklara saldýrmakta, fiili þiddet uygulayýp hasta olan tutsaklarýn tedavisini engellendiði belirtildi. Hapishanelerde yaþanan keyfi uygulamalarýn yaný sýra dýþarýda ise polis terörü ve yargýsýz infazlarýn yaþandýðý dile getirildi. Basýn açýklamasýn sonunda, hapishanelerde yaþanan hak gasplarýna ve baskýya karþý mücadeleyi büyütmek gerektiðini ifade edildi. Yaklaþýk 60 kiþinin katýldýðý eylemde sýk sýk “Analarýn öfkesi katilleri boðacak”, “Katliamýn hesabý sorulacak”, “Yaþasýn 19 Aralýk direniþimiz”, “Baskýlara son, genelge uygulansýn” Bedel ödedik, bedel ödeteceðiz”, ve “Devrimci tutsaklar yalnýz deðildir” sloganlarý atýldý. Bu eylem Bursa yerelliðinde estirilen faþist dalganýn ardýndan yapýlan ortak bir eylem olmasýndan dolayý da anlamlý bir deðer kazandý. Komünistler olarak, sýnýfla bütünleþmediði sürece, yapýlan eylemlerin etkisiz olacaðýnýn bilincindeyiz. 19 Aralýk saldýrýsýnýn hesabýnýn sýnýf savaþýyla sorulacaðýnýn farkýnda olan komünistler olarak 19 Aralýk’ta düþen devrimcilerin mücadelelerini yükseltmeyi boynumuzun borcu biliyoruz. Devrimciler Ölür devrimler hep sürer. Bursa’dan Komünistler

Okmeydaný’nda 19 Aralýk Bir Yürüyüþle Anýldý 19 Aralýk 2000’de 20 cezaevinde eþzamanlý yapýlan onlarca devrimcinin yaþamýný yitirdiði yüzlercesinin de sakat kalmasýna neden olan operasyonlarýn üzerinden 7 yýl geçti. 7 yýl sonra yaþananlarýn ve bu operasyonlarda yaþamýný yitiren devrimcilerin unutulmadýðýný dosta düþmana göstermek için gerek kent merkezlerinde gerek varoþlarda eylemler yapýldý. Bu eylemlerden biri de ‘Okmeydaný Demokrasi Platformu’nun çaðrýsýyla gerçekleþti. Biz de platform içinde olmadýðýmýz halde platformun yaptýðý eyleme katýldýk. Dikilitaþ Parký’nda baþlayan yaklaþýk 150 kiþinin katýldýðý eylemde; ‘Yaþasýn Devrimci Dayanýþma’, ‘Devrimci Ýrade Teslim

Alýnamaz’, ‘Bedel Ödedik Bedel Ödeteceðiz’ vb. sloganlar atýldý. Yürüyüþ Anadolu Kahvesi’nde son bulacaktý ancak polis tam meydana çýkýlmasýna barikat kurarak engel oldu. Burada okunan basýn açýklamasýnýn ardýndan eylem sonlandýrýldý. Köz sayfalarýnda daha önce de Okmeydaný’ndan yolladýðýmýz haberleri okuyanlar bunun her zaman olan eylemlerle benzerlik arz ettiðini anlamýþlardýr. Ancak bu aktarýmlarýn dýþýnda daha önce hiçbir eylemde olmayan geliþmeler de oldu bunlarý ayrýca aktarmanýn anlamlý olduðunu düþünüyoruz. Daha önce olmayan ama bizim de ilk defa karþýlaþtýðýmýz þey sivil polislerin de

platformun kortejinin ardýnda kortej gibi yürümesi idi. Provakasyonda sýnýr tanýmayan polis bu defa da böyle bir yöntemi seçmiþti. Zaten geçen Þubat ayýndan bu yana semti abluka altýna alan, fýrsat bulduðu her aný deðerlendiren nispeten daha politik olan semtlerden biri olan Okmeydaný’nda insanlarý devrimcilerden uzak tutmak için her yöntemi denemekten uzak durmuyor polis. Bu defa da eylemi meþru zemininden uzaklaþtýrmak ve saldýrýnýn zeminini yaratmak için böyle bir yöntemi seçmiþti ancak oyunu tutmadý. Sivil polisin tahriklerine, 150 kiþilik bir kitlenin katýldýðý eyleme savaþa geliyormuþ gibi binlerce çevikle gelen polise raðmen platform provakasyona

gelmeden eylemi meþru zemininden çýkarmadan polis barikatýnýn önüne kadar eylemi sürdürüp, defalarca basýn metninin okunmasýnýn kesilmesine raðmen eylemi doðru zeminde tutmayý baþarmýþ ve provakasyonu boþa çýkarmýþtýr. Polisin bu tavrýnýn daha uzun müddet süreceði açýk. Dolayýsý ile daha bu tür oyunlarla çok karþýlaþacaðýz. Biz yaptýðýmýz iþin meþruluðuna inanýyoruz ve yaptýðýmýz iþin meþruluðunu buralarda yaþayan emekçilere anlatmaya devam edip daha kitlesel daha güçlü eylemleri yaptýkça bu oyun bozulacaktýr. Okmeydaný’ndan Komünistler


Sayfa

Bulunduðumuz Üniversitede Lenin Okuma Çalýþmasý Yaptýk ABD’de bulunduðumuz üniversitede, iki buçuk ay süren bir okuma grubu çalýþmasý yaptýk. Altý kiþi olarak ortalama iki haftalýk periyotlarla toplanan okuma grubunda, bu dönem önce Ne Yapmalý’yý sonra da Iskra Yayýn Kurulu Deklerasyonu, Nereden Baþlamalý ve Hareketimizin Acil Görevleri adlý metin ve broþürleri okuyup, tartýþtýk. Okuma çalýþmasýna baþlarken kimimiz bu metinleri KöZ’ün siyasetine referansla okumak ve bu metinler aracýlýðý ile öncelikli olarak KöZ’ün devrimci siyasetin ne demek olduðu, devrimci partinin ve oportünizme karþý mücadelenin önemi konusundaki tespitlerini aktarmak istiyordu. Aramýzda KöZ’ü daha yakýndan tanýyýp, diðer siyasetlerle olan ayrým çizgilerini görmek isteyenler ve Rusya’da devrimci mücadele içerisinden çýkmýþ bu metinleri eleþtirel ve detaylý bir þekilde okuyup, anlamak ve tartýþmak isteyenler de vardý. Bu iki buçuk aylýk çalýþmamýzýn sonunda bir deðerlendirme yaptýk. Bu deðerlendirmede, bu çalýþma sonrasýnda, okuma grubuna dahil olan herkesin Ne Yapmalý’nýn yazýldýðý dönemin Rusyasý ile bugünün Türkiyesi arasýnda "devrimci parti eksikliði" konusunda önemli bir benzerlik olduðu konusunda ortak fikirlerde buluþtuðunu gördük. Hep birlikte, okuma grubu boyunca, devrimci siyasetin ne olduðunu, bu siyasetin neden sadece kendisini kitlelerden özenle ayýrmýþ bir devrimci parti tarafýndan verilebileceðini, devrimci bir partinin oportünizme karþý mücadelesinin önemini ve bu partinin neden sadece “Iskra” gibi bir gazete ile yaratýlabileceðini tartýþmýþ ve anlamýþ olduk. Üzerinde durduðumuz baþka bir nokta da, devrimci bir parti kurmayý hedef alan parti öncesi siyaset sürecinin bu partinin niteliðini belirlemede önemli olduðuydu. Bu nedenle oportünizme karþý mücadelenin parti öncesi siyasetin hayati önemde bir parçasýný oluþturduðunu ve bu mücadelenin parti kuruluþu sonrasýna ertelenemeyeceðini vurguladýk. Ýki buçuk aylýk bu çalýþmamýzýn deðerlendirmesini yaparken, yaptýðýmýz bu etkinliðin “siyaset yapmak” olarak kabul edilip edilmeyeceðini de tartýþma fýrsatý bulduk. Burada devrimci partinin olmadýðý koþullarda yapýlmasý gereken siyasetin bu partiyi yaratmayý hedefleyen bir siyaset olmasý gerektiðini, bu durumda bu coðrafyada yaptýðýmýz diðer etkinlikler gibi bu okuma çalýþmasýnýn da siyaset yapmak olarak kabul edilemeyeceðini konuþtuk. Üstelik, okuma grubunun baþýndan beri bütün metinleri KöZ’e referansla okusak da, bu etkinliðin bir “propaganda” etkinliði olarak da görülemeyeceðini konuþtuk. Her ne kadar ilk bakýþta böyle bir aktivitenin, ayný "Ne Yapmalý"da Lenin’in Plekhanov’dan aldýðý propaganda tanýmýna benzese de, propagandanýn bile sýrf sözle yapýlamayacaðýný, bunun ancak devrimci parti yokken bu devrimci partiyi yaratmaya hizmet eden bir propaganda

faaliyetinin devrimci “siyaset”in bir parçasý olabileceði üzerine sohbet ettik. Birimizin bu faaliyet içerisinde KöZ’ün ayrým çizgilerini daha iyi gördüðünü, diðer siyasetlerden nerde nasýl ayrýldýðýný anladýðýný ve bunu daha da iyi yapabilmek için diðer siyasetlerle birlikte bu okuma çalýþmasýný yapmanýn yararlý olacaðýný belirtmesi üzerine, aslýnda KöZ’ün ayrým çizgilerini KöZ’ün dediklerine ve yazdýklarýna bakarak anlamanýn yanlýþ bir tutum olacaðýný, KöZ’ün yaptýklarýna günlük siyaseti içerisinde çektiði ayrým çizgilerine bakmanýn daha doðru olacaðýný, bu yüzden de bu faaliyetin KöZ’ün ayrým çizgilerini göstermede ve anlamada çok yararlý bir çalýþma olmadýðýný belirttik. Ancak bu fikirleri diðer siyasetlere tanýtmanýn ya da varolan siyasetlerle tartýþmanýn da yararlý olabileceðini, bu yüzden de bulunduðumuz coðrafyada imkanlarýmýzý ve olanaklarýmýzý bu þekilde deðerlendirmenin, varolan siyasetlerle ortak aktiviteler yapmanýn yararlý olduðunu konuþtuk. Lenin okuma grubu süresince tartýþtýklarýmýz sadece kaðýt üzerinde de kalmadý. Sýk sýk bulunduðumuz coðrafyadaki diðer siyasetlerin etkinliklerine katýlmaya, yapabildiðimiz oranda bu coðrafyadaki sosyalistlerle düzenli tartýþmalar organize etmeye, Ekim Devrimi paneli gibi etkinlikleri de birlikte düzenlemeye çalýþtýk. Gerçekleþtirdiðimiz önemli giriþimlerimizden birisi de, içinde bulunduðumuz üniversitede, önümüzdeki dönemde 8 Mart ve 1 Mayýs için etkinlikler düzenlemek için bir grubun kurulmasýna ön ayak olmak oldu. ABD’de, bu topraklardan çýkmýþ bir gün olan 8 Mart günü bilinmiyor ve anýlmýyor. Ayný þekilde 1 Mayýs’larda ise Latin Amerikalý göçmen iþçiler dýþýnda bu günü bir mücadele günü olarak anan ve kabul eden yok gibi. Bu yüzden içinde bulunduðumuz üniversitede 8 Mart’ý ve 1 Mayýs’ý bulunduðumuz þehirde kitlesel olarak anmayý, bu iki günün ABD’de nasýl unutturulduðunu tartýþmayý, ve bulunduðumuz þehirde iþçiler, göçmenler ve kadýnlar arasýnda çalýþan kitle örgütlerini bu iki etkinliðe dahil etmeyi hedefleyen bir giriþim oluþturduk. Bu giriþim þu ana kadar yaklaþýk beþ kez buluþtu ve düzensiz bir katýlým olmasýna raðmen toplam 20 öðrenci bu giriþimi örgütlemek için bir araya gelmiþ bulunuyor. Deðerlendirmemizde ilk defa gerçekleþtirdiðimiz bu etkinliði daha sistematik yapabilmek için birlikte öneriler yaptýk. Detaylý bir tartýþma yapabilmek için her hafta bir bölümün okunmasýnýn anlamlý olduðunu, metinlerin bugünkü güncel siyasetlere referansla okunmasýnýn yararlý olacaðýný hep birlikte konuþtuk. Okuma faaliyetini önümüzdeki dönem de yapmaya ve sürdürmeye birlikte karar verdik. Komünist Bir Dünya Kuracaðýz! ABD Doðu Kýyýsýndan Komünistler

Spark Gazetesi'nin Film Etkinliðine Katýldýk

Amerika Birleþik Devletleri’nde bulunan ve KöZ’ün arkasýnda duran komünistler olarak sýnýf mücadelesini bu topraklarda sürdürmeye çalýþan sosyalistlere KöZ’ün propagandasýný yapmayý, KöZ’ün görüþlerini tanýtmayý temel hedefimiz olarak belirlediðimizden, elimizden geldiði ölçüde Amerika’daki sosyalistlerle irtibata geçmeye, onlarýn etkinliklerine katýlmaya, yaptýðýmýz etkinliklere de onlarý davet etmeye ve de asýl olarak da onlarla ortaklaþa etkinlikler düzenlemeye çalýþýyoruz. Bütün faaliyetlerimizde, bulunduðumuz topraklarda devrimci bir partinin bulunmadýðýnýn, bunu yaratmanýn bu topraklardaki devrimcilerin en acil görevi olduðunun altýný çiziyoruz. Bu baðlamda Amerikan sosyalistlerinden Spark (yani Kývýlcým) isimli gazetenin 19 Eylül’de düzenlediði bir etkinliðe katýldýk. Bu etkinlik, Spark’ýn yýlda 4 ya da 5 kez düzenlediði film gösterimi ve tartýþmalarýndan birisiydi. Film gösterimine aralarýnda Ýþçi Mücadelesi’nden bir arkadaþýn da bulunduðu 6 kiþilik bir grup olarak gittik. Yaklaþýk 25 kiþinin katýldýðý etkinlik, Irak’ýn ABD tarafýndan iþgalinde rol alan askeri özel þirketler üzerineydi. Bunun için Spark gazetesi, Amerikan ordusunun güvenlik, istihbarat, taþýma ve bizzat asker olarak savaþma da dahil olmak üzere daha bir sürü baþka alanda ihtiyacýný karþýlayan bu þirketleri anlatan Iraq for Sale (Satýlýk Irak) isminde bir belgeseli gösterdi. Askeri özel þirketlerin, Amerikan devletine para karþýlýðý asker, istihbarat, mühimmat saðladýðýný anlatan bu film, bu þirketlerin “kar” güdüsüyle Amerikan vatandaþý askerleri nasýl tehlikeye attýðýný ve bu süreçte de inanýlmaz miktarlarda kazançlar elde ettiklerini belgeliyordu. Filmde güvenlik amacý ile tutulan askeri koruma araçlarýnýn nasýl vaat ettikleri güvenlik sistemlerine sahip olmadýklarý; Amerikan askerlerinin suyunu saðlayan þirketlerin kar amacýyla nasýl kirli ve hastalýk yayan su saðladýklarý ve askerlerin hayatýný tehlikeye attýðý ve belli operasyonlarda bu özel askeri þirketlerin nasýl savaþtýðý anlatýlýyordu. Belgesel ayný zamanda, askeri özel þirketlere devlet tarafýndan ödenen bütçenin son yýllarda fahiþ derecede arttýðýný, bu þirketlerin aslýnda Amerikan devletini de soyduklarýný ve bu “skandal”ýn da arkasýnda Cumhuriyetçilerin ve üst düzey Pentagon görevlilerinin olduðunu belirtiyordu. Aslen bu belgesel, Demokrat Parti’nin parlamento seçimleri öncesi seçim propagandasýnýn bir parçasý olarak çekilmiþti. Belgesel “para avcýsý þirketlere” eleþtiri yöneltirken aslýnda Amerika baþta olmak üzere dünyadaki tüm emperyalist devletlerin ve burjuva diktatörlüklerinin zulümlerini gizliyor, var olan asýl sorunu savaþýn ve savaþ esnasýnda kullanýlan servislerin “kar” amacý güden þirketler tarafýndan yapýlmasýna indirgiyordu. Etkinliði düzenleyen Spark gazetesi de filmin bu yönden “eksik” kaldýðýný, aslýnda bu sorunun hiç de yeni bir sorun olmadýðýný, asýl sorunun Amerikan devletinin Irak’ta savaþta olmasýnýn olduðunu ve askeri özel þirketlerin Demokratlar tarafýndan da kullanýldýðýný söyledi. Film gösterimi sonrasý tartýþmada söz alan bir yoldaþýmýz, Amerikan devletinin aslen özel þirketleri veyahut kendi askeri aygýtýný kullanmasýnýn çok önemli olmadýðýný burjuva diktatörlüklerinin farklý zulüm yöntemlerinin olduðunu ve filmde anlatýlan

özel þirketlerin de tarih boyunca birçok devlet tarafýndan kullanýlan yöntemlerden sadece biri olduðunu vurguladý. Filmin Bush hükümetine yönelik eleþtirilerinin aslýnda, burjuva devlet aygýtýna genelleþtirilebileceðini belirten yoldaþ, tarihten de örnekler vererek Amerikan örneðinde Demokrat ve Cumhuriyetçi hükümetlerin ve burjuva devletin bekçiliðini yapmak isteyen hiçbir hükümetin bu temelde birbirlerinden pek farklý olmadýklarýný belirtti. Ancak belgeselde ýskalanmamasý gereken asýl önemli noktanýn, bu þirketlerin ya da Amerikan ordusunun Irak’a ABD adýna savaþmak için götürdüðü askerlerin, ABD emperyalizminin ve ona eþlik eden devletin ve emperyalizmin mantýðýnýn gerçek yüzünü cephede fark etmeleri olduðunu belirtti. Elbette emperyalizmin bu yüzünü kendiliðinden fark etme devrimci bir önderlik olmadan baþý boþ kalýyordu. Ancak bu örnek bile, ABD’de proleter devrime önderlik etme iddiasýnda olan sosyalistlerin neden ordu içerisinde örgütlenmesi gerektiðine verilebilecek bir örnekti. Yoldaþ bugün bu topraklardaki Amerikan sosyalistlerinin bunu yapabilecek bir partiyi yaratmasý gerektiðini belirtti. Ancak bu nokta karþýlýksýz kaldý. Spark adýna söz alanlarýn bir kýsmý Amerikan veteranlarýnýn savaþ sonrasýnda Amerika’ya dönüp savaþ karþýtý etkinlikler yapmasýnýn önemli bir baþlangýç olduðunu ve bu tür bir uyanýþýn ilerde bizim belirttiðimiz tarzda bir örgütlenmeye gidebileceðini söyleyerek hem savaþ karþýtý hareketler üzerine, hem de askerde örgütlenmeden ne anladýðýmýz üzerine nasýl bir anlayýþ farkýmýz olduðunu sergiledi. Spark adýna söz alan bir baþka sosyalist ise, Irak Savaþý’nýn Vietnam Savaþý’ndan farklý olduðunu bugün asker içerisinde neden örgütlenilemeyeceðini anlatarak; bizim için devrimci öznenin önüne koyacaðý görevlerin nesnel þartlar tarafýndan belirlenmesi gerektiði anlamýna gelen bir konuþma yaptý. Diðer bir yoldaþýmýz ise, emperyalist saldýrýlarýn “kamu” veya özel kaynaklarca düzenlenmesinin önemli olmadýðýný tekrar vurguladýktan sonra, Türkiye devletinin Kürdistan’a uyguladýðý baskýda ve düzenlediði saldýrýlarda kendisinin “kamusal” kaynaklarýný kullanmasýnýn bu saldýrýyý farklý kýlmadýðýný belirtti. Irak`ta kapitalizmin ve emperyalizmin gerçek yüzünü fark eden taþýma sektöründe çalýþan iþçilerin ve özel güvenlik þirketlerinde veya orduda çatýþan askerlerin acý deneyimlerle kendi kendilerine bilinçlenmeleri yerine proleter devrimci bir öznenin önderliðiyle savaþta ya da barýþta Amerikan devletine ve patron düzenine karþý bir savaþa hazýrlanmasýnýn önemini bir kere daha çizdi. Etkinlik genel itibariyle bizim için olumlu geçti. KöZ’ün savaþ ve devrimci görevler hakkýndaki görüþlerini Amerikalý sosyalistlere tekrardan duyurmuþ olduk. Bundan sonra katýldýðýmýz etkinlikleri paylaþmaya devam edeceðiz. Yaþasýn Komünistlerin Birliði! ABD’den Komünistler

Temel Demirer’in Eðitim Sistemi ve Üniversiteler Konulu Panelinden Ýzlenimler 16 Kasým günü Pamukkale Üniversitesinde SDP, Genç Kurtuluþ, EMEP, ÖGD, DGH, DTP ve Köz’ün organize ettiði bir panel gerçekleþti. Katýlýmýn iyi olduðu panel FenEdebiyat Fakültesi konferans salonunda yapýldý. Konuþmasýna üniversite öðrencilerine teþekkürleri ile baþlayan Temel Demirer eðitimde tarafsýzlýk meselesi ile giriþ yaptý. “Tarafsýz, baðýmsýz eðitim yoktur. Eðitim egemen ideolojinin þekillendirme aracýdýr. Sýnýflý bir toplumda sýnýflar üstü bir üniversite olamaz. Sýnýflar mücadelesinin olduðu bir yerde sýnýflar üstü hiçbir þey olamaz. Eðitim, egemen sýnýfýn egemenliðini yeniden üretme aracýdýr. Ezenlerin elindeki en güçlü silah ezilenlerin aklýdýr. Bu anlamýyla bizim anladýðýmýz bilim, insanýn özgürleþmesi yolunda bir bilim olmalýdýr. Eðitim itiraz etmektir, soru sormaktýr. Eleþtiremeyenler özgür olamazlar. Üniversitede sizlere aþýk olmak, bir çocuðu sevmek, insan gibi yaþamak öðretilmelidir. Ancak sermaye üniversiteye para veriyorsa orada söz sahibi de odur. Sermayeye hizmet eden üniversite olamamalý. Devlet bölücü bir mekanizmadýr, din de bölücüdür. Ýnsanýn ýrkýna, dinine göre farklý bir muamele yapan bir eðitim olamaz...” “Kýsaca özetlemek gerekirse kapitalist dünyada eðitimin dört temel özelliði vardýr. Egemen olan görüþü yani resmi ideolojiyi pekiþtirmek, sermayenin ihtiyaçlarý doðrultusunda ara eleman yetiþtirmek, gene devletin ihtiyaçlarý doðrultusunda bürokrat, teknokrat adamlar yetiþtirmek, bir diðeri ise bilimin meta kategorisinde algýlanmasýný saðlamaktýr. Aslý sorulursa “Nasýl bir üniversite?” sorusu, “nasýl bir toplumsal düzen” sorusundan baðýmsýz deðildir.

Lenin, “Üniversiteler toplumun tüm çeliþkilerini yansýtan küçük birer aynadýr” demiþti. Gerçekten de üniversitelere bakarak toplum hakkýnda fikir edinmek mümkündür. Elbette bunun tam tersini söylemek de ayný derecede geçerlidir. Bir topluma bakarak oradaki üniversitenin nasýl bir þey olduðu hakkýnda fikir edinilebilir. Sýnýflý toplumlarda eðitim, egemen olan sýnýfýn veya egemen sýnýflar koalisyonunun ihtiyaçlarýna cevap verir. Bu amaçla oluþturulmuþ bir eðitim sistemi de kaçýnýlmaz olarak özgürlük karþýtý, dolayýsýyla baskýcýdýr. Özgürlük karþýtý eðitime karþý bugün “Lima Bildirgesi” bir çýkýþ noktasý oluþturabilir... Özerkliðin temelini oluþturan akademik özgürlük, Lima Bildirgesi’nde ifade edildiði gibi: “Akademik çevre üyelerinin tek tek ya da toplu hâlde bilgiyi araþtýrma, inceleme, tartýþma, belgeleme, üretme, yaratma, öðretme, anlatma veya yazma yoluyla edinmelerinde, geliþtirmelerinde ve iletmelerindeki özgürlükleri anlamýna gelir.” (Mad. 1) Böylece üniversite özerkliði, hükümetin müdahalesi veya üniversite dýþýndan gelebilecek müdahaleler olmaksýzýn, kurumlarýn kendi kendini yönetmesi saðlanacaktýr.” Konuþmasýnda YÖK-YEK tartýþmalarýna ve sosyalist eðitimin nasýl olmasý gerektiðine de deðinen Demirer ikinci bölümde gelen sorularý yanýtladý. Sorular kaðýtlara yazýlarak ikinci bölüm baþlamadan verildi. Bu topraklarda Kürtler bölücü olarak görülüyor siz bu konuda ne düþünüyorsunuz? T.Demirer: Bugün en büyük bölücülüðü devlet yapmaktadýr. Kürtlerin her alanda özgür olmasý ve bu yönde mücadele etmesi de haklý bir mücadeledir. Kürtler kendilerini

babalarýnýn evinde hissedesiye kadar onlarla birlikteyim ve özgürleþesiye kadar da ben de Kürdüm. Kurtuluþ bireysel mücadelede midir, yoksa toplumsal mücadelede mi? T.Demirer: Bu soru yumurta mý tavuktan çýkar tavuk mu yumurtadan çýkar sorusuna benzemektedir. Dünyanýn neresinde bir dal kýrýlýrsa bunu yüreðinizde hissedin ve empati kurun. Bireysel isyanýn baþladýðý yerde toplumsal isyanda baþlar. Sinan Cemgillerin anlattýðý gibi bir örgüt olmalý. Üniversite sýnýrlarý içinde olduðumuz için ancak þu anda bunlarý söyleyebiliyorum. Üniversiteyle iþçi sýnýfýnýn baðlarý nasýl kurulur? T.Demirer: Öðrencilerin yolu iþçi sýnýfýnýn yoludur. Geçmiþte bu çalýþmalarý birleþtirebilecek bir güç vardý. Ancak bugün bu güç mevcut deðil. Bugün halihazýrda üniversite öðrencilerin kendi örgütlenmelerini yaratmaya ihtiyacý vardýr. Biz de “kapitalist toplumda üniversite de okumak bir ayrýcalýk mýdýr? Ayrýcalýksa öðrenim olanaðýndan mahrum býrakýlanlarýn bu olanaktan faydalanmasý için neler yapmak gerekir?” diye bir soru yönlettik. T. Demirer: Üniversiteli olmak ayrýcalýktýr. Okuyamayan geniþ bir kesim vardýr. Biz çoðunluðuz ve bizim örgütlenmeye ihtiyacýmýz var. Bunun yolu örgütlenmekten geçer. Bu bölümde farklý sorular da gelmiþ olmasýna raðmen ancak bu kadarýný aktarabiliyoruz. Genel olarak bu çerçevede geçen panelde söz alýp konuþmayý ve baþkalarýnýn da konuþmasýný arzu ederdik. Fakat bu biçimde olmadý. Bu durum paneli nasýl düzenleyeceðimizi önceden konuþmamamýzdan kaynaklandý. Söz alýp konuþma fýrsatýmýz olsaydý.

23

Ezilenlerin elindeki en büyük silahýn ezilenlerin aklý olmadýðýnýn altýný çizmeyi tercih ederdik. T. Demirer’in de deðindi gibi bu kurumlar burjuvazinin hegomanyasý altýnda olan ve ayný zaman da ücretli kölelik düzenini pekiþtiren kurumlardýr. Egemen sýnýfýn kurumlarý egemen görüþlerin pekiþtirildiði yerlerdir. Bu anlamýyla ezilenlerin elindeki silah ezenlerin deðil ezilenlerin biricik tarihini öðrenebileceði ve bu yönde harekete geçebileceði ancak ve ancak kendi örgütleri olabilir. Ýþçilere, emekçilere, ezilenlere tarihten dersler çýkartarak bilinç taþýyabilecek biricik örgüt ise devrimci partidir. Devrimci parti bilinç taþýma iþini; akýl ihsan eylemek ya da dýþarýdan gazel okumak için deðil; iþçileri ve ezilenleri eðitim olanaklarýndan da baþka olanaklardan da mahrum býrakarak kendini var eden kapitalist sistemi yýkmak için gerçekleþtirir. Üstelik erdem ve akýl sorunu zamanlarýnýn büyük bir çoðunluðunu fabrikalarda, atölyelerde, iþ yerlerinde geçiren ve emeklerini ve zamanlarýný para karþýlýðýnda satan emekçinin sorunu deðildir. Öðrenim olanaðýndan mahrum býrakýlan ve ayný zamanda emekçilerin artý deðer sömürüsü üzerine kurulu bir eðitim sisteminde bilimsel ve demokratik üniversite istemi bu iliþki aðýný ortadan kaldýracak bir talep deðildir. “Paralý Parasýz Kapitalist Eðitime Hayýr” demekle öðrencilerle, iþçileri buluþturmak gerekmektedir. Esasen bu, sorunun bir devrim sorunu olduðuna iþaret eder ve bugünden emekçilerin ve öðrenci kesiminin arasýnda kurtuluþu iþçi sýnýfýnýn nihai kurutuluþunda görenlerin devrime gidecek yolda örgütlü mücadele etmesini gerektirir. Çalýþana Öðrenim, Öðrenciye Ýþ Hakký! Paralý Parasýz Kapitalist Eðitime Hayýr! Denizli’den Komünistler

Kurban’da Bayramlaþma Kurban Bayramýnýn gelmesiyle birlikte, emekçiler de ellerinde avuçlarýnda olan sýnýrlý parayla kurban kesmeye çalýþýyor. Biz de her fýrsatta dayanýþma iliþkisini geliþtirmek istediðimiz için bayram olanaðýný da deðerlendirmeye gayret ettik. Kooperatif ortaklarýnýn ailelerine bayram ziyaretlerinde bulunduk, daha önce tanýþmadýðýmýz ailelerle tanýþmýþ olduk. Bayramýn son gününde de kooperatif ortaklarýný, tekstil iþçileriyle buluþturmak, birlikte vakit geçirebilmek üzere etkinlik düzenledik. Etkinliði yemek ve film gösterimiyle yapmaya karar verdik. Yemeði kooperatif ortaklarýnýn getirdiði kurban etinden yaparak, belki de uzun zamandýr özlediðimiz ve ihtiyaç duyduðumuz gýdayý aldýk. Ardýndan da film gösterimiyle devam ederek etkinliði sonlandýrdýk. Kurban için kesilen hayvanlarýn derilerinin toplandýðýný biliyorduk. Biz de çok gecikmeli de olsa içinde çalýþtýðýmýz kurumun da propagandasýný yaparak deri topladýk. Bu çalýþmayý hem kurumu tanýtma hem de kurumun ihtiyaçlarýna maddi gelir saðlama anlamýnda olanak saðladýðý için önemsiyoruz. Yenibosna’dan Komünistler


Sayfa

24

Ekim Devrimi 90. Yýlýnda Komünistlerin Mücadelesine Iþýk Tutuyor Ekim devriminin 90. yýldönümü vesilesiyle bir söyleþi gerçekleþtirdik. Söyleþide Ekim devrimini birkaç yönüyle ele aldýk. Ekim devriminde Bolþeviklerin stratejisi; Þubatla Kasým arasýndaki süreçteki geliþmeler ve Temmuz günlerinin ardýndan sonra gericilik dönemlerinde Bolþeviklerin tutumlarý; Önce Kornilov’a Sonra Kerensky’e dönük mücadelenin taktiksel anlamý; Bolþevikler kitlelerle nasýl bir iliþki kurdular; Bolþevik Parti’nin Rus Devrimindeki önemi ve Bolþevik Parti’nin Rus devrimine önderlik edebilme niteliðini nasýl edindiði ve Bolþeviklerin savaþ konusundaki tutumlarý üzerinde durduk.

Emperyalist Savaþa Rus Devrimi Son Verdi Ekim devrimi sadece muzaffer bir devrim deðil ayný zamanda bir devrimin proletarya diktatörlüðü ile sonlanacaðýna dair çok kýymetli derslerin bulunduðu bir deneyimi ifade etmektedir. Rus devriminin en özgün tarafý ise þubattan ekime kadarki dönemde saklýdýr. Çünkü bu dönem güçler dengesi ile ilgili geliþmeler karþýsýnda komünistlerin nasýl tutum aldýðýna iliþkindir ve bu deneyimleri baþka bir yerde de bulmak mümkün deðildir. Fakat bu deneyimlerden yararlanmak bu sürecin her yerde ayný biçimde gerçekleþeceðini beklemek anlamýna gelmemelidir. Þubattan ekime kadar geçen süreçteki deneyimlerden yararlanýrken faþist gericiliðin yükseldiði içinden geçtiðimiz günlere ýþýk tutabilecek deneyimler olduðunu da görebiliriz. Temmuz günlerinin ardýndan yaþanan gericilik günlerinde Bolþevikler kitleler arasýnda örgütlenmeye ve mücadele etmeye devam ettiler. Keza temmuz günlerinde devrimci hareketin yükseldiði süreçte de doðru zaman olduðunu düþünmüyor olmalarýna raðmen kitle hareketinin kendiliðinden yükseliþine önderlik etmek yönünde hareket etmiþlerdir. Böylelikle daha büyük bir yenilgiye uðramadan doðru bir noktada geri çekilmeyi gerçekleþtirebildiler. Bu geri çekilme günlerini Kerensky ve Kornilov’un kendi aralarýndaki iktidar mücadelesi takip etti. Þubat’ta ayaklanma gerçekleþtiðinde egemen sýnýflar arasýndaki çatýþmadan devrimi nihayetine ulaþtýrmak için yararlanamayan Bolþevikler bu süreçte egemenler arasýndaki çeliþkilerden ve çatýþmalardan yararlanabilmiþtir. 1917’de emperyalistler arasýnda dünya çapýnda bir paylaþým kavgasý vardý. Rusya da bu paylaþým kavgasýnýn hem içindeydi hem de bu kavgadaki güç dengelerinin deðiþiminden ciddi bir biçimde etkilenmekteydi. Uluslararasý düzeyde burjuvazi tek bir sýnýf çýkarý etrafýnda bir blok oluþturmadýðý gibi, birbiriyle ölümüne bir savaþa tutuþmuþ iki kamp halindeydi. Emperyalistlerin uluslararasý düzeydeki çatýþmasýnýn bir savaþla sonuçlanmasý karþýsýnda dünya sosyalist hareketi kendi içinde farklý tutumlar aldý. Ulusal savunmaya geçerek savaþta kendi devletinin yanýnda yer alanlarla, pasifist savaþ karþýtý eylemlerle savaþý savuþturmaya çalýþanlar çoðunluktaydý. Bolþevikler ise savaþtan devrim için yararlanma yolunu seçmiþlerdi. Baþta Kautsky olmak üzere II. Enternasyonalci kimi çevreler emperyalizmin dünya savaþlarýna yol açmasýný engelleyeceðine iliþkin teoriler geliþtirirken Bolþevikler emperyalistler arasý paylaþým kavgasýnýn devletler eliyle ve dünya çapýnda bir savaþ yoluyla çözüleceðini öngördüler. Bolþevikler, böyle bir savaþýn ve hatta savaþlarýn kapitalizm ve onun en yüksek biçimi olan emperyalizm hüküm sürdüðü müddetçe kaçýnýlmaz olacaðýnýn altýný çizdiler. Bu itibarla da burjuvaziyi alaþaðý edecek bir devrim olmadýðý takdirde bu savaþý önlemenin mümkün olmayacaðýný ve bu takdirde sýnýf düþmanlarýnýn birbiriyle kapýþtýðý savaþtan bir devrim için yararlanmanýn yollarýný bulmak gerektiðine iþaret ettiler. II. Enternasyonal’in solunda duran Rosa Luxembourg ve Troçki gibi kimseler de bu fikre karþý çýktýlar. Çünkü onlar sýnýf mücadelesinin daha ferah yürümesi için toplarýn susmasý gerektiðini ve “barýþ” ortamý olmasý gerektiðini savunuyorlardý. «Toplardan devrim için yararlanmak gerekir!» diyen bir tek Bolþevikler vardý. Bu nedenle diðerleri Bolþevikleri “hayalperest” ve “pragmatist” görüyordu. Her ne kadar savaþ devrim ile engellenmediyse de bir dizi devrim bu savaþýn koþullarý içinden doðdu. Bunlardan ilki 1916 Paskalya ayaklanmasý adýyla Ýrlanda’da oldu. Lenin bunu emperyalist savaþýn yol açtýðý ilk devrim diyerek selamladý. Ýkincisi de Bolþevikler için bile beklenmedik bir zamanda Rusya’da patlak verdi. Ardýndan AvusturyaMacaristan’da, Almanya’da peþpeþe, esas olarak emperyalist savaþýn yol açtýðý ve Rusya’daki devrimden de ilham alan devrimci geliþmeler oldu. Osmanlý Ýmparatorluðunun artýklarý üzerinde bu yöndeki geliþmeler Kemalistlerin karþý devrimci müdahaleleriyle ezilir ve ikame edilirken Ýtalya’da da bu karþý devrimci misyon eski solcu Mussolini’nin faþist hareketi

tarafýndan üstlenildi. 1917 Þubat’ta emperyalist zincir en zayýf halkasýndan kýrýldý. Emperyalist savaþ Rusya’da çarýn devrilmesine yol açan bir devrimci kalkýþmaya yol açtý. Ama þubatta bu ayaklanmayý asýl hedefine ulaþtýrmak için zorunlu olan devrimci önderlik henüz hazýr ve hazýrlýklý deðildi. Bu hazýrlýk þubatla ekim arasýnda tamamlandý. Bu dönem ayný zamanda Bolþeviklerin Rusya’daki hâkim güçler arasýndaki çatýþmadan yararlanarak devrimi nihayetine ulaþtýracak doðru taktik tutumlarýn benimsendiði bir döneme tekabül etmektedir. Rusya’nýn içinde yer aldýðý emperyalist kamp savaþtan galip çýkmýþtý ve Rusya’nýn hâkim sýnýflarý çarlýk rejimini takip eden yeni rejimin hakimleri haline gelerek emperyalist paylaþým kavgasýndan kendi hisselerine düþeni alma gayretindeydiler. Bunun için emekçilerin ve ezilenlerin direncini kýrmak ve onlarýn baðýmsýz örgütlenmelerini daðýtýp kendilerine tabi kýlmak zorundaydýlar. Bunu yaparken de savaþ zamanýnda olduðu gibi emekçilerin bir kesimini kendi yedeklerine alarak hareket etmenin yolunu arýyorlardý. Temmuz’daki kendiliðinden ayaklanmanýn ezilmesi de bu yolu açmýþtý. Ama bu geliþme hâkim sýnýflar arasýndaki çeliþkiyi ve emperyalistler arasýndaki paylaþým kavgasýný sona erdirmiþ deðildi. Bir yandan Rusya’nýn hakim sýnýflarý Almanya’nýn Avusturya’nýn ve Osmanlý’nýn üzerine yürüyerek emperyalist savaþýn galip devletleri arasýnda yer alan bir taraf olarak ganimetlerini arttýrma ihtiyacý içindeydiler, bir yandan da kendi içlerinde bu zaferin ganimetlerinin paylaþýlmasýnda iktidarý hangi kesimlerin elinde tutacaðý konusundaki rekabet ortadan kalkmýþ deðildi. Bu þartlar altýnda Çar’ý geri getirmek isteyenlerin temsilcisi olarak öne çýkan Kornilovcular ile Kerensky’nin temsil ettiði kesim arasýnda yeniden bir kapýþma baþladý. Tam emperyalist paylaþým kavgasýnýn yarattýðý iklimde yükselen devrim dalgasý kýrýldý denirken bu sefer Rusya’nýn hâkim sýnýflarýnýn temsilciliðini yapmak isteyen siyasi güçler arasýnda yeni bir çatýþma ortaya çýktý. Bolþevikler bu sefer hazýrlýksýz deðildi. Bolþevikler, bu sefer hâkim sýnýflarýn kendi aralarýndaki bu iç çatýþmadan devrim için yararlanmasýný bildiler ve Þubatta yarým kalan devrim burjuvazinin iktidar organlarýnýn tümüyle parçalanmasý ve iktidarýn tümüyle Sovyetlerin eline geçmesiyle 7 Kasým’da zafere ulaþmýþ oldu. Þubatta baþlayan devrim Kasým’da proletarya diktatörlüðü ile taçlanarak sonuçlandý. Böylelikle emperyalist savaþýn devrimci geliþmeler için elveriþli bir iklim oluþturacaðý öngörüsü doðrulanmýþtý. Ama bir baþka öngörü daha doðrulandý: Devrim olasýlýklarýnýn bir devrimin zaferine ulaþmasý için bunun için hazýrlanmýþ ve kendini kendiliðinden eylemlerin etkisinden uzak tutabildiði gibi ayný zamanda kitlelerin kendiliðinden hareketine yön verebilecek kadar kitle hareketi ile sýký iliþkiler içinde olan Bolþeviklerinki bir devrimci partinin önderliði þarttýr.

Rus Devrimi Bolþevik Parti Olmasaydý Zafere Ulaþamazdý: Devrim Ýçin; Devrimci Parti! Rus Devrim’i program ve strateji bakýmýndan kýymetli dersler içermekle beraber asýl olarak bu sorunlarýn örgütlü biçimde ve örgütle aþýlmasýna dair dersler içerir. Çünkü Bolþeviklerinki gibi bir devrimci parti olmasaydý Þubat devrimi tamamlanmaz ve proletarya diktatörlüðü kurulmazdý. Nitekim Almanya’da ya da baþka yerlerde devrimlerin zafere ulaþamamasýnýn nedeni Bolþeviklerinki gibi bir partinin olmayýþýdýr. Bolþeviklerinki gibi bir parti derken ne kastedildiði ise somut olarak tarif etmek gerekiyor. Çünkü bugün Ekim Devrimi’nin mirasçýsý olduðunu söyleyen ve Bolþeviklerin izini sürdüðünü iddia eden farklý siyasal akýmlarýn, çok farklý tutumlar aldýðýný biliyoruz. Bolþeviklerin deneyimlerinin ve Rus devriminin deneyiminin derslerinin çýkartýldýðý Komünist Enternasyonal bu konuda bizim için biricik referanstýr. Buraya bakarak hareket edenler Bolþevik Parti’nin her dönem her yaptýðýný taklit etmek ya da taklit ettiðini iddia ederek aslýnda Bolþevik çizgiyi sulandýran, kökten reddedenlerden yollarýný ferahlýkla ayýrabilirler. KE kendi prensiplerine uygun iþlediði ilk dört kongre bu açýdan bir referans oluþturur.

etmeyi baþarmýþlardýr. Fakat Bolþevik partinin tek alâmetifarikasý kitlelerle kurduðu iliþki biçimi deðildir. Oportünistlere, sol ve sað tasfiyecilere karþý yürüttükleri mücadelenin de önemli bir yeri vardýr. RSDÝP’in kuruluþundan itibaren oportünistlerden, sol ve sað tasfiyecilerden politik ve örgütsel olarak ayrýþarak yollarýna devam etmiþlerdir. RSDÝP’in kurulduðu ilk yýllarda ekonomizm madalyonunun iki yüzü ile mücadele edilmiþtir. Ýþçilerin mücadelelerini devrimci mücadelenin yerine koyanlarla; devlete karþý mücadelede kendi eylemlerini iþçilerin eylemi yerine koyanlara karþý mücadele edilmiþtir. Örgütsel konularda oportünizme saplanan Menþeviklerle 1903’deki kongrede yollarýný ayýrmýþlardýr. Ýlerleyen yýllarda da örgütsel konularda oportünist olanlarýn devrim stratejisi, mücadele yöntemleri konusunda da ayrý düþtüklerini görerek ayrým çizgilerini kalýnlaþtýrmýþlardýr. 1907 -1912 Bolþeviklerin sol ve sað tasfiyeciliðe karþý mücadelesine sahne olurken; gericilik döneminde komünistlerin mücadele yöntemlerine iliþkin çok önemli dersler de içermektedir. Doðru siyaseti yapmak ve doðrularý söylemek arasýndaki farkýn somut olarak açýkça görülebildiði bu dönem önemlidir. Bolþevikler, bir yandan Duma seçimlerini, sendikalarda, kooperatiflerde çalýþmayý reddeden sol tasfiyecilerle; diðer yandan ise kitleselleþmek için iþçi partisi kurarak devrimci partinin tasfiyesini arzu eden sað tasfiyecilerle mücadele ettiler. Bolþevikler, 1912 ve özellikle de 1914’ten itibaren oportünistlere baðrýnda izin vermeyen bir devrimci partiyi yaratma yolunda önemli mesafeler kat ettiler. Bu konuda en önemli ve zorlu dönemeç 1917 Nisan konferansý idi. Nisan konferansý bu konuda önemli bir dönüm noktasý olmakla birlikte, asýl hedeflerine ulaþmadý: partinin komünist partisi adýný almasý ve yeni bir program benimsemesi, Zimmerwald sürecinden koparak yeni bir Komünist Enternasyonal’in kurulmasý saðlanamadý.

Bugün de Emperyalistler Arasý Giderek Keskinleþen Bir Paylaþým Kavgasý Var; Bolþeviklerinki Gibi Bir Devrimci Parti Yok Þubat devrimi gerçekleþtiðinde emperyalist paylaþým kavgasý sürüyordu ve sýnýf mücadelesi bu kavganýn damga vurduðu bir iklimde cereyan ediyordu. Bugün de emperyalistler arasýnda bir paylaþým kavgasý vardýr. Bu paylaþým kavgasýnýn odaklandýðý bölgelerden biri de Orta Doðu. TC ise bu odakta emperyalizmin en güçlü dayanaklarýndan biridir. Dolayýsýyla paylaþým kavgasýnýn etkileri yaþadýðýmýz coðrafyada þiddetle hissedilmekte ve deðiþen güçler dengelerine göre hýzlý alt üst oluþlara gebe bir zemin oluþmaktadýr. Bu þartlarda Ekim derslerine en þiddetle ihtiyaç duyulan ülkelerden birisi de Türkiye’dir. Ama býrakalým bu dersleri eylem kýlavuzu yapmayý bu derslere ihtiyaç olduðu hakkýnda bir bilinç bile yoktur. Tam tersine «soðuk savaþ» yýllarý denen yýllarda sözüm ona sosyalist blokun karþýsýnda emperyalistlerin tek bir kamp halinde olduklarý dönemden arta kalan gözlüklerle hala emperyalizmi baþýnda ABD’nin olduðu tek bir kamp olarak gören bakýþ açýsý hâkimdir. Emperyalistler arasýnda bir paylaþým kavgasýnýn olduðunun farkýnda olmadan ABD’ye karþý rakiplerinin yedeðine düþerek hareket eden bir sol hareket her yerde farklý örgütlere bölünmüþ olarak hüküm sürmektedir. Türkiye’nin hâkim sýnýflarý ve birbiriyle it dalaþý halindeki emperyalistlerin bunlar arasýndaki uzantýlarý, böyle stratejik bir önem taþýyan devletin baþýnda olmak için birbirleriyle dalaþmaktan geri durmamaktadýr. Ne var ki bu paylaþým kavgasýnýn yarattýðý çatlaklardan yararlanarak emperyalist zinciri bu halkasýndan koparýlmasýna önderlik etmeye talip bir siyasal güç olabilecek bir devrimci parti mevcut deðildir. Böyle bir partiye en fazla ihtiyacýn olduðu topraklardan biri olduðu gibi geçmiþi birikimi ve potansiyelleri bakýmýndan buna en elveriþli zeminlerden biri de burasýdýr. Bu nedenle Ekim devriminin derslerine en acil ihtiyaç da buradadýr.

KE 21 koþulunda karara baðladýðý gibi komünist bir devrimci parti siyasal anlamda oportünizmle savaþarak yol almalý ve bunu yapabilmek için de oportünistlerle ve onlarla bir arada durmakta mahsur görmeyen merkezcilerle örgütsel olarak da yollarýný ayýrmalýdýr.

Ne var ki Ekim devriminin dersleri sadece teorik olarak çýkarýlýp ezberlenecek birbirine aktarýlacak þeyler deðildir. Bu dersleri eylem kýlavuzu etmiþ bir partinin ayný zamanda da söz konusu eylemin öznesi olacak olan emekçiler ve ezilen yýðýnlar arasýnda kök salmýþ ve mevzilerini yaratmýþ olmasý lazýmdýr. Rusya’daki devrimin ve onu takip eden baþarýsýz devrim giriþimlerinin öðrettikleri arasýnda en önemli derslerden biri de Ekim derslerinin kitabi olarak ezberlenmesinin yetersizliði hakkýndadýr.

Bolþevik partinin “Ne Yapmalý” dan itibaren kitlelerle kurduðu iliþki devrimciler örgütü ve iþçiler örgütünü birbirinden ayýrarak; yükseliþ dönemlerinde de geri çekilme dönemlerinde de siyaseten kitle hareketinin kuyruðuna takýlmadan ya da kitle hareketine önderlik

Bu bakýmdan Bolþeviklerin Ekim derslerini öðrenmek için sadece savaþýn patlak verdiði yýllara ve sonrasýnda þubat ekim arasýndaki sürece bakmak yetmez. Ayný zamanda Bolþeviklerin yükselen ve geri çekilen sýnýf hareketi karþýsýnda ne yaptýðýna da bakmak gerekir.

Ekim devriminin derslerini eylem kýlavuzu edinecek bir partinin inþasý yolunda yürürken de bu derslerin kýlavuzluðunda, devrimci parti yokken parti gibi davranmadan ama adýný hak eden komünist bir devrimci partinin yokluðunu bahane etmeksizin somut siyaset yaparak yol almak gerekmektedir. Bugünden sýnýf mücadelesinin geri çekildiði dönemlerde kitlelerin örgütlendirilmesine önderlik etmek ve kitlelerin kendi eylemlerinden öðrenmek yönünde hareket etmek gerekir. Ýçinde komünistlerin de çalýþabildiði emekçilerin kendi kitle örgütlerini kurulmasýný ve bunlar arasýndaki koordinasyonu saðlamak gerekmektedir. Ýþçi sýnýfýnýn ve emekçi yýðýnlarýnýn her kesimini içinde barýndýrarak birbiriyle ortaklaþan çözümlerle dayanýþma içinde hareket etmesini saðlayacak bir iliþki aðý yaratýlmalýdýr. Ya þ a d ý ð ý m ý z c o ð r a f y a d a k i s o l h a r e k e t i n parçalanmýþlýðýna ve siyaseten burjuvazinin o ya da bu kesiminin deðirmenine su taþýmasýna dönük de müdahale imkânlarý yaratýlmalýdýr. Böyle bir zeminde piþerek kurulan bir komünist devrimci parti kitlelerle doðru bir biçimde iliþki kurma ve yönlendirme becerisi edinebilecektir. Bu bilinçle; yeni ekimleri yaratacak devrimci bir Komünist Partiyi kurmak için; Yaþasýn Komünistlerin Birliði! Ýzmir’den Komünistler

Esenyurt’ta Ekim Devrimi Anýldý Esenyurt Güney Kültür Merkezi’nde, Çaðrý Gençliði’nin konuþmacý olduðu 25 kiþinin katýldýðý yaklaþýk 3 saat süren Ekim Devrimi anmasýna katýldýk. Anma devrim ve sosyalizm davasý uðruna düþenler içn bir dakikalýk saygý duruþuyla baþladý. Sonrasýnda Çaðrý adýna yapýlan konuþmada þunlar ifade edildi: “Ekim Devrimi kapitalizmin baðrýnda onulmaz bir yara açmýþtýr. Ekim Devrimi Proleter Devrimler çaðýný baþlatmýþtýr. 1917 Þubat Devrimiyle devrimin ilk aþamasý gerçekleþmiþ oldu, 25 Ekim 1917’ de ise Bolþevikler iktidarý ele geçirerek ikinci aþamayý tamamladýlar. Ekim Devrimi Bolþeviklerin “Asýl Düþman Kendi Yurdunda” þiarýyla emperyalist paylaþým savaþýný devrimci bir iç savaþa nasýl çevirdiðini göstermiþtir. Ayrýca Ekim Devrimi halklar hapishanesi olan Rus Ýmparatorluðu’nda halklarýnýn kendi kaderini tayin etmesini mümkün kýlmýþtýr. Leninizmin zaferi sanayinin geliþken olmadýðý bir coðrafyada Proleter Devriminin olmayacaðý düþüncesini yýkarak önce tek ülkede sosyalizmin kurulacaðýný göstermiþti. Geriye dönüþ süreci ise 20. kongre ile birlikte partinin baþýna Krusçev revizyonistinin geçmesiyle barýþçýl yoldan sosyalizme geçileceði savunulmuþtur” Konuþmacý daha sonra Rusya’da devrimin kadýnlara getirdiði haklarý ve özgürlükleri anlattý. Devrimden sonraki Rusya’yla Türkiyedeki kadýnýn durumunu kýyasladý. Çaðrý Gençliði de Ekim Devriminde gençlliðin rolünü anlattý. Bolþevikler gençliði belirli bir yaþ grubundaki insanlar topluluðu olarak deðil sýnýfsal temelde ele aldýðýný, Genç Komnistler Birliði Rus Kapitalizmi altýnda devrimin savunucusu olduðunu belirtti. Daha sonra da soru sorma ve görüþ bildirme bölümüne geçildi. Biz de soru sormayacaðýmýzý ancak KöZ’ün arkasýnda duran komünistler olarak Ekim Devrimi’ne dair görüþ bildireceðimizi söyledik. Ekim Devrimi ele alýnýrken asýl olarak bu devrimi mümkün kýlan bolþevik partisine ve devrim sonrasýnda gecikerek de olsa kurulan Komünist Enternasyonal’in üzerinde durmak gerektiðini belirttik. Ekim Devrimi’nin kazanýmlarýndan söz etmekten çok Ekim Devrimi’nin bu devriminin bu partinin kazanýmý olduðunun altýný çizdik. Bu nedenle de Sovyetler Birliði’nin þu ya da bu bireyin ya da bireylerin oportünist pratiði yüzünden deðil Ekim Devrimi’ni mümkün kýlan partinin ortadan kalkmýþ olmasýndan ötürü yozlaþtýðýný belirttik. Bu yozlaþmanýn nerede ve nasýl gerçekleþtiðini anlamak için ilk dört kongreyi rehber edinmek gerektiðini ifade ederek sözlerimizi noktaladýk.” Konuþmamýzýn ardýndan Çaðrý adýna baþka arkadaþlar da söz aldýlar. Ýlk dört kongre vurgusunun aslýnda Stalini karalamak için yapýlýdðýný bu dönem hatalar yapýlsa da, bu hatalarýn özeleþtirisinin verildiðini asýl yozlaþmanýn 19. Kongre sonrasýnda gerçekleþtiðini tekrarladýlar. Proletarya’nýn Kurtuluþu’ndan da arkadaþlarýn katýlarak destek verdiði etkinlik bu konuda birbirini destekleyen konuþmalarýn ardýndan son buldu. Yenibosna’dan Komünistler


Sayfa

25

ABD’de Ekim Devrimi Etkinliði Düzenledik

18 Kasým’da ABD’nin Baltimore þehrinde bir Ekim Devrimi etkinliði düzenledik. 23 kiþinin katýldýðý etkinliðe Amerikalý birkaç öðrenci ve iþçinin yaný sýra Spark, Populist Party of Maryland ve Revolutionary Communist Party ve Türkiye’den de Ýþçi Mücadelesi gibi siyasetlerden de katýlým vardý. 4 saat süren etkinlikte önce Rosa Lüxemburg’un hayatýný anlatan bir film izledik, daha sonra ise Rusya’da gerçekleþen Ekim Devrimi ile Alman Devrimi arasýndaki farklýlýklarý anlatarak bugün Ekim Devrimi’nin neden güncel olduðunu tartýþtýk. Paneli düzenlemekteki amacýmýz, iletiþim halinde olduðumuz sosyalist ve devrimci akýmlarý biraraya getirip bu topraklarda eksik olduðunu düþündüðümüz devrimci dayanýþma vurgusunu yapmak, panelde KöZ’ün Ekim Devrimi ile ilgili fikirlerini anlatmak ve Ekim Devrimi’ni bu topraklarda sosyalistlerle birlikte anmaktý. 18 Kasým’da düzenlemeyi planladýðýmýz panelin konusunu “Ekim Devrimi Bugün Neden Günceldir?” olarak belirledik. Panele New York’tan League for Revolutionary Party (LRP, Devrimci Parti için Birlik) isimli örgütü, Detroit’ten Communist Voice (Komünist Ses) isimli örgütü, Washington D.C’den Revolutionary Communist Party’yi (RCP, Devrimci Komünist Parti) ve Baltimore’dan Spark gazetesini konuþmacý olmalarý için davet ettik. Bu gruplarýn her biriyle önceden yaptýðýmýz görüþmeler, tartýþmalar ve etkinliklerin olmasý, panele bu gruplarý davet etmemizin baþlýca nedeniydi. Communist Voice belirlediðimiz tarihte gelmelerinin mümkün olmadýðýný söyleyip, görüþlerini içeren bir metin yolladýlar. Daha sonradan bu metnin panelde okunmasýný istediklerini ifade ettiler. LRP ve RCPolumlu yanýt verdiler. Spark ise panele konuþmacý olarak katýlmayacaklarýný fakat dinleyiciler arasýnda yer alacaklarýný belirtmiþlerdi. Panelden bir gün önce LRP ve RCP, panele konuþmacý olarak katýlamayacaklarýný bildirdiler. Bu durumda bir panel düzenleyemeyeceðimizden, KöZ’ün konuþmasýnýn ardýndan herkesin söz alabileceði bir Ekim Devrimi söyleþisi yapabileceðimizi düþündük. Panel yerine de yapacaðýmýz konuþmayý zenginleþtirecek ve söyleþi bölümünde tartýþabileceðimiz bir film göstermenin yerinde olacaðýna karar verdik. Etkinlikte göstermek için 1986 yýlýnda Almanya’da çekilmiþ olan Rosa Luxemburg isimli filmi seçtik. 1 saat 45 dakika süren film sonrasýnda kýsa bir ara verildi. Aranýn ardýndan, önce Communist Voice’un gönderdiði mesaj okundu. KöZ yaklaþýk yarým saat süren bir konuþma yaptý. 1,5 saat süren tartýþma bölümüne 17 kiþi aktif olarak katýldý. RCP’yi savunan bir katýlýmcý Langston Hughes’in “Günaydýn Devrim” isimli þiirini coþkuyla okudu.

Ekim Devrimi Bugün Neden Günceldir? Yaptýðýmýz konuþmada, KöZ adýna konuþan yoldaþ özetle þunlarý söyledi: “Ekim Devrimi Bugün Neden Günceldir konusunu tartýþmadan önce iki konuyu netleþtirmek gerekiyor: Birincisi, bugün neden baþka devrimler deðil de “Ekim Devrimi neden günceldir” diye tartýþýyoruz? Ýkincisi Ekim Devrimi’nin filmde izlediðimiz Rosa Luxemburg’un mücadelesi ile ve Alman Devrimi ile iliþkisi nedir?

Ekim Devrimi Tarihteki Tüm Devrimlerden Farklýdýr! Ýlk sorunun yanýtýný vermek için Ekim Devrimi’nin tarihteki tüm devrimlerden neden farklý olduðunu açýklamak gerekir. Ezilenlerin baskýya, ezen sýnýflara ve egemen düzene karþý mücadeleleri elbette Ekim Devrimi’nden çok daha öncelere dayanýr. Bu mücadelelerinde ezilen ve sömürülenler, kâh yenilmiþ kâh kýsmi zaferler kazanýp sonra bu mevzileri terk etmeye zorlanmýþlardýr. Tarihte ezilenlerin ve sömürülenlerin mücadeleleri yüzlerce kez iktidar deðiþikliklerine hatta pek çok zaman da devrimlere neden olmuþtur. Devlet iktidarýný “ezilen ve sömürülenler adýna” ele geçiren devrimler de tarih sahnesinden hiç eksik olmamýþtýr.

Alman sosyal demokratlarýn öncülüðündeki devrim giriþiminde Rosa Luxemburg kitlelerin ve nesnel koþullarýn devrim için hazýr olmadýðýný söylüyor. Alman Komünist Partisi, planý Komünist Enternasyonal tarafýndan hazýrlanmýþ olan Ekim 1923 ayaklanma kararýný ayaklanmadan iki gün önce kitlelere onaylatmak isteyip reddedilince de ayný sonuca varmýþtý: “Kitleler ve nesnel koþullar hazýr deðildi.” Ýþte bu sözcükler, yani “nesnel koþullar elveriþli deðil” açýklamasý, sadece her baþarýsýz devrim giriþiminden sonra tekrarlanmakla kalmaz, ayný zamanda bugün proleter bir devrimin neden güncel olmadýðýný açýklamak isteyenlerin de ezbere kullandýklarý bir bahanedir.

Devrimin kaderini bu iki coðrafyada belirleyen unsur nesnel koþullarýn kendisi deðil, bu nesnel koþullarý kullanarak devrim yapmayý önüne koyan “öznelerin”, yani komünist partilerin politik-örgütsel yapýlarý ve siyaset anlayýþlarýdýr. O yüzden Ekim Devrimi’nin neden bir tek Rusya’da ve 1917’de olduðunu anlamak için bu iki devrim giriþimine önderlik etmeyi hedefleyen komünist partilerin yapýlarýna ve siyaset tarzlarýna bakýp, Bolþeviklerin farklýlýklarýnýn altýný çizmek gerekir.

Alman Sosyal Demokratlarý Oportünizmi Yükselen Kitle Hareketi Sayesinde Aþacaklarýný Düþünüyorlardý Bolþevikler 1917’ye politik ve örgütsel ayrým çizgilerini çekerek geldiler. Oysa izlediðimiz filmden de görebileceðimiz üzere Rosa Luxemburg sadece kendi partisinde yer alan Bernstein’in deðil ayný zamanda Kautsky’nin oportünizmini de en erken fark edenler arasýndaydý. Ýzlediðimiz filmde Luxemburg’un Kautsky eleþtirileri savaþ dönemini ve Kaustky’nin “önce barýþ sonra devrim” þiarýný içerse de, Rosa Luxemburg Kautsky’nin oportünizmini, Lenin’den çok daha önce fark etmiþti. Luxemburg hem Bernstein’in açýk revizyonizmine hem de 1907’den itibaren Kautsky’nin oportünist gel-gitlerine karþý sert eleþtiriler sunanlarýn baþýndaydý. Ne var ki Luxemburg ve yoldaþý Karl Liebknecht, oportünistlerle siyasi ve örgütsel ayrým çizgileri çekmeyi ve kendilerini bataklýða götüreceklere “istediðiniz yere gitmekte özgürsünüz beyler ama unutmayýn biz de istediðimiz yere gitmekte özgürüz!” diyemediler. Benzer bir þekilde, Bolþevikler gibi devrimci parti ile kitleler arasýndaki ayrým çizgilerini de çekmediler. Luxemburg, Liebknecht ve yoldaþlarý kendi partilerinin oportünizminden kopma ihtiyacý hissettiklerinde ise artýk çok geçti. Alman komünistleri 1918’deki devrimci yükseliþe baðýmsýz bir komünist partiden yoksun girdiler. Bu yüzden 1918’deki uyarýsýnda Luxemburg haklýydý. Almanlar hazýr deðillerdi. Ama hazýr olmayan nesnel koþullar ya da kitleler deðil, komünistlerin ta kendisiydi. 1918 devrim giriþimi bu yüzden baþarýsýzlýkla sonuçlandý. Ancak Alman devrimcileri ile bolþevikler arasýndaki asýl farklýlýk bu deðildi. Bu iki akým arasýndaki temel farklýlýk bu siyasetlerin parti-kitle iliþkine yaklaþýmlarýydý. Bolþevikler de diðer sosyal demokratlar gibi mücadelelerinde kitlelerin örgütlenmesi gerektiðini savunuyorlardý. Ancak Bolþeviklerin asýl farký örgütlü kitlelerin yaný sýra kitlerden kendisini ayýrmýþ ve kitleler içerisinde çalýþan, baðýmsýz, profesyonel bir devrimciler örgütünün, yani kendisini kitlelerden ayýrmýþ bir komünist partinin gerekli olduðunu savunmalarýydý. Böyle bir ayrýmýn pek çok önemli sonucu olsa da burada konuþmak istediðimiz sonucu þudur: Parti ile kitle örgütleri birbirinden ayrýlmadan oportünizme karþý amansýz bir mücadele de verilemez.

Ancak tarihte bir tek Ekim Devrimi, üzerinde bulunan devlet aygýtýný tamamen parçalayarak, proleteryanýn kendi yönetim aracý olan sovyetleri iktidara taþýyarak, devrimi bir proleter diktatörlüðü ile taçlandýrabilmiþtir. Sovyetleri iktidara taþýyabilmesi ile Ekim Devrimi, 1871’deki Paris Komünü deneyimini aþmýþ ve tarihin ilk proleter devrimi olmayý baþarmýþ ve maalesef tek proleter devrimi olarak kalmýþtýr.

Alman sosyal demokratlarýnýn Bernstein’in ve Kautsky’nin oportünizmini fark etmelerine raðmen onlarla ayrým çizgilerini çekememelerinin temel nedeni parti-kitle ayrýmýný yapmamalarýdýr. Çünkü hem Luxemburg hem de Liebknecht, filmden de açýkça anlayabileceðimiz üzere, bir kitle partisi olan SPD içerisinde oportünizmden kopmanýn ayný zamanda kitlelerden kopmak anlamýna geleceðini düþündükleri için oportünizme tolerans göstermiþlerdir. Sonuçta da yükselen iþçi hareketinin, parti içerisindeki oportünizmi alaþaðý edeceðini v a r s a y m ý þ l a r d ý r. Ya n i p a r t i - k i t l e a y r ý m ý yapmadýklarýndan ve bolþeviklerin gösterdiði gibi asýl kendisini kitlelerden özenle ayýran bir partinin kitleler içerisinde çalýþabileceðini göremediklerinden oportünizmle olan mücadeleyi de nesnel koþullara baðlamýþlar ve oportünizme tahammül etmenin neyle sonuçlanabileceðini dünya proletaryasýna ve devrimci hareketine aðýr bir þekilde göstermiþlerdir.

Devrimin Kaderini Nesnel Koþullar mý Belirler?

Ayaklanma Kararýný Nesnel Koþullar mý Belirler?

Ýzlediðimiz filmde de gördüðümüz gibi, 1918 yýlýndaki

Kendini kitle örgütlerinden ayýran bir devrimciler

örgütünün önemi, 1917 Ekim Devrimi ile 1923 Alman Devrimi karþýlaþtýrýldýðýnda da açýkça görülür. 1918 yýlýndaki yenilginin eksikliklerini ve yýpranmalarýný gideren ve kendi komünist partilerini kuran Alman Komünistleri, Komünist Enternasyonal tarafýndan ayrýntýlý bir þekilde hazýrlanan Ekim 1923 ayaklanmasýný gerçekleþtirmeden önce planýn iþçiler ve sendikalar tarafýndan onaylanmasý kararýný aldýlar. Ayaklanmadan iki gün önce, sendikalar, iþçi örgütleri, fabrika komiteleri ve onlar içerisinde çalýþan siyasetlerin yer aldýðý Reichswehr konferansýnda ayaklanma kararý sosyal demokratlarýn etkisiyle reddedilince, Alman komünistleri de kitlelerin devrim için henüz hazýr olmadýðýna karar verip, devrim için ayaklanmayý bile denemeden giriþimden vazgeçtiler. Bunun yanýnda, ayaklanmadan vazgeçme kararýný Hamburg’daki bir hücreye ulaþtýramayýnca, 20. yüzyýlýn son barikat savaþý olarak bilinen ve yalnýz kaldýðý için devlet tarafýndan bastýrýlan büyük Hamburg ayaklanmasý gerçekleþti.

Benzer bir durum 1917’de Ekim Devrimi öncesinde de yaþanmýþtý. Ekim Devrimi için yapýlacak olan ayaklanma konusunda merkez komite içerisinde farklý fikirler vardý: Kamanev ve Zinoviev nesnel koþullarýn devrim için henüz uygun olmadýðýný iddia ediyor ve ayaklanmayý ertelemeyi öneriyorlardý. Troçki ise Kamanev ve Zinoviev’e karþý çýkarak, nesnel koþullarýn devrim için uygun olduðunu söyleyip ayaklanma kararýný Sovyetlerden çýkartmak gerektiðini savunuyordu. Bu tartýþmada bir tek Lenin ayaklanma kararýnýn nesnel koþullara göre deðil nesnel koþullarý deðerlendirecek öznenin koþullarýna göre verileceðini ve kararýn sovyetlere danýþýlarak alýnamayacaðýný belirtti. Ekim Devrimi bu þekilde zafere ulaþtý. Ýþte 1923’teki Ekim Devrim giriþimi ile 1917’deki Ekim Devrimi arasýndaki temel farký, böyle bir siyaset þekli belirledi.

Bugün Ekim Devrimi Neden Güncel? Bugün devrimin uzakta olduðunu söyleyenler nesnel koþullarý bahane etseler de buna inanmamak gerekir. Dünyada iþçi sýnýfý gittikçe kalabalýklaþýyor, iþçi hareketlerinin yükseliþi kapýda bekliyor. Emperyalistler arasýndaki çeliþkiler yeni paylaþým kavgalarýna gebe. Ulusal kurtuluþ mücadeleleri bitmedi ve güçlü bir þekilde ayakta. Devrimci dayanýþmayla bir araya geldiðimiz bu günde bu üç farklý Ekim deneyiminden süzeceðimiz asýl ders þudur: Bizim bugün devrimin nesnel koþullarýný bekleme lüksümüz ve zamanýmýz yok. Zira nesnel koþullar olgunlaþtýðý zaman devrimin kendiliðinden gerçekleþmeyeceðini asla unutmayacaðýz. Bu yüzden bugün dünyanýn her yerinde, devrimin öznel koþulunu, yani Bolþeviklerinki gibi oportünizme karþý amansýz bir savaþ verecek, kendisini kitlelerden özenle ayýracak ve kitlelere her fýrsatta devrimci siyaset götürmeyi önüne koyacak bir komünist partiyi, dünya komünist partisini yaratmamýz gerekmektedir. Bolþeviklerin mücadelesi bu partiyi nasýl yaratacaðýmýza dair bulunmaz deneyimlerle doludur. Proleter devrimin yolu bir kere keþfedilmiþse, Ekim devrimi bu yol izlendiði taktirde her zaman güncel kalacaktýr.”

KöZ’ün Konuþmasý Ardýndan Yapýlan Tartýþma Dinleyicilerden ilk sözü alan, farklý tür devrimler olduðunu, devrimin bir yolunun Nazilerin yaptýðý gibi meþru yollardan gücü ele geçirmek, diðer yolunun ise meþru olmayan ve þiddet içeren bir ayaklanmayla devrimi gerçekleþtirmek olduðunu söyledi. Luxemburg’un devrim anlayýþýnýn bunlardan hangisi olduðunu sordu. Bunun üzerine KöZ adýna konuþmayý yapan yoldaþ tekrar söz aldý ve “meþru” teriminin bu konuyu tartýþmak için doðru bir terim olmadýðýný belirtti. Ancak meþruiyetten söz edilecekse, komünist parti tarafýndan verilen ayaklanma kararýný sovyetlere sormanýn meþruiyet saðlanmasý için gerekli olduðu görüþünün yanlýþ bir anlayýþ olduðunu, bu hataya Troçki’nin ve Alman komünistlerinin düþtüðünü belirtti. Komünist partinin ödevinin meþruiyeti mücadele sürecinde yaratmak olduðunu, zaten kitlelere devrimci siyaset götürerek onlarý devrimci bir ayaklanmaya götüren bir partinin meþruiyetini çoktan kazanmýþ olduðunu belirtti. Daha sonra sözü Populist Parti’nin bir üyesi aldý. Ekim Devrimi’nin baþarýlý olmasýnýn asýl sebeplerinden ve Lenin’in özgün yanlarýndan birisinin köylülüðe verilen önem olduðunu, Lenin’in köylülüðe istediðini verdiðini, ancak hem filmde hem de KöZ’ün sunumunda bu konuya deðinilmediðini belirtti. KöZ adýna söz alan baþka bir yoldaþýmýz KöZ’ün konuþmasýndan da anlaþýlabileceði gibi, Ekim Devriminin en özgün yönü olarak belirtilen sovyetlerin

zaten iþçi-köylü sovyetleri olduðunu ve Lenin’in özgün yanlarýndan birisinin köylülere istediðini vermesi deðil, köylülüðe devrimci siyaset götürmesi olduðunu söyledi. Ancak bu noktada asýl olarak, kendini kitlelerden ayýran bir partinin, ezilen ve sömürülenlerin bu birbirinden kopuk mücadelelerini ayný hedefte birleþtirebilecek yegâne özne olduðunun vurgulanmasý gerektiðini ifade etti. Komünist partinin toplumun farklý kesimlerinde çalýþmasýnýn çok önemli olduðunu, örneðin Alman komünistlerinin en büyük eksikliklerinden birisinin ordu içinde çalýþma yürütmemesi olduðunu söyledi. Parti-kitle ayrýmý konusunda söz alan bir RCP sempatizaný ise devrimin sürekli bir süreç olduðunu belirterek partinin kitlelerden ayrý olamayacaðýný belirtti. Ýþçi Mücadelesi’nden söz alan bir arkadaþ ise Rosa Luxemburg ve arkadaþlarýnýn hatasýnýn SPD’den ayrý baðýmsýz bir komünist parti yaratmanýn gerekli olduðunu farkedememiþ olmalarý olduðunu, Troçki’nin köylülük üzerine söylediklerinin çok net olduðunu ve Troçki’nin de devrimde köylülüðün önemini gördüðünü söyledi. Communist Voice’un iddia ettiði gibi Stalinizm ve Troçkizm diye anýlan akýmlarýn ayný madalyonun farklý yüzleri olmadýðýný ifade etti. Bunun üzerine Rosa Luxemburg’un 1918 devrimci yükseliþi esnasýnda kitlelerin henüz buna hazýr olmadýðýný söylerken haklý olup olmadýðý soruldu. KöZ adýna biz de asýl olarak kitlelerin deðil, devrimcilerin hazýr olmadýðýnýn altýný çizdik. Spark adýna söz alan bir kiþi Bolþevik Parti’nin yaklaþýk yirmi sene süren önemli ve sabýrlý bir hazýrlýk sürecinin sonucunda yaratýldýðýný söyledi. Bu nedenle, Rosa Luxemburg ve arkadaþlarýnýn bir kaç sene içinde devrime hazýr bir parti yaratmalarýnýn zaten zor olduðunu ve devrimciler olarak devrim yapmak için elimizde bir yemek kitabýnýn yani hazýr tariflerin olmadýðýný, bu yüzden de bir coðrafyadaki devrim deneyiminin diðer coðrafyalarla karþýlaþtýrýlamayacaðýný belirtti. Bunun üzerine KöZ adýna biz de Bolþeviklerin farkýnýn parti içindeki oportünist tutumlarý gördükleri anda örgütsel bir kopuþ gerçekleþtirmeleri ve bunu Enternasyonal çapta da yapmanýn önemini kavramalarý olduðunu söyledik. Alman komünistlerinin bunu yapmadýðýný, bizim de bu deneyimlerden çýkaracaðýmýz dersin devrim anýnda “hazýr” olacak baðýmsýz bir parti yaratmaya, komünist bir dünya partisi kurmaya þimdiden baþlamak olduðunu söyledik. Spark adýna konuþan birisi ise þu anda Irak savaþýnýn film ve konu ile baðlantýsýna dikkat çekti. Savaþ kararýný burjuva hükümetlerinin verdiðini ve burjuvazinin her zaman savaþtan çýkar elde ettiðini söyledi. Konuþma KöZ’ün konuþmasýný yapan yoldaþýn kapanýþ konuþmasýyla ve devrimci dayanýþma vurgusuyla sona erdi.

ABD’de Ýlk Defa Bir KöZ Etkinliði Düzenledik Daha önce belirttiðimiz gibi, ABD’de çok karþýlaþmadýðýmýz bu tür bir etkinliði gerçekleþtirebilmiþ olmamýz ve farklý siyasetlerin bu etkinliðe katýlmasý bizce bu sürecin en olumlu yanýydý. Yapýlan konuþmada ve tartýþmalarda KöZ’ün Ekim Devrimi üzerine görüþlerini Amerikalý sosyalistlere aktarabildik. Tartýþma sonrasýnda gelen siyasetler bu etkinliði çok önemli bulduklarýný ve bunun yapýlmýþ olmasýnýn çok önemli olduðunu söylediler. Etkinlik sonrasýnda yaptýðýmýz sohbetlerde, KöZ’ü daha detaylý bir þekilde Amerikalý sosyalistlere anlatabildik. Bu süreçte kazandýðýmýz en büyük ders ise, elimizde olmayan bu tür aksaklýklarýn her zaman olabileceðini öngörerek, plan ve hazýrlýklarýmýzý buna göre yapmamýz ve diðer siyasetlerle kurduðumuz iletiþimlerde daha dikkatli ve bu tür sorunlara karþý hazýrlýklý olmamýz gerektiði oldu. Etkinliðe katýlan sosyalistlerin, öðrencilerin ve iþçilerin dört saat süren bu etkinliðe aktif olarak katýlmalarý, Spark’ýn bize anlattýðýnýn aksine, Amerikan iþçilerinin Ekim Devrimi ve devrimci mücadele hakkýndaki tartýþmalara katýlmaktan kaçýnmadýklarýný ve Amerikan sosyalistlerinin devrimci dayanýþma için bir araya gelebildiklerini gösterdi. Burada bulunduðumuz süre içerisinde KöZ’ün fikirlerini Amerikalý sosyalistlere aktarmaya ve bulunduðumuz coðrafyada devrimci dayanýþma örmeye devam edeceðiz. Devrim Ýçin Devrimci Parti! Parti Ýçin Komünistlerin Birliði! Yaþasýn Devrimci Dayanýþma! ABD Doðu Kýyýsý’ndan Komünistler


Sayfa

26

KöZ’ün Sözü Yeni Bir Yükseliþin Mimarý Olmak Ýçin Savunmayý Birlikte Örgütleyelim 2007 yýlýnda yaklaþan genel seçimler karþýsýnda KöZ tüm devrimci güçleri, herhangi bir ideolojik angajmana girmeden, Bin Umut Adaylarý’nýn seçim kampanyasýna dahil olmaya çaðýrdý. KöZ içinden geçtiðimiz dönemde seçimlerin emekçileri politikleþtirdiðini, emekçilerin en politik kesimlerininse yüzünü Bin Umut Adaylarý’na dönmüþ olduðunu belirtiyordu. Ayný þekilde seçim sonrasý dönemde emekçilerin gündemlerini kesen temel sorunlarýn hep seçimler ve Bin Umut Vekilleri’yle baðlantýlý bir þekilde gündeme geleceðini ifade ediyordu. 22 Temmuz öncesi ve sonrasýndaki dönemde yaþananlar bu saptamalarý doðruladý. Seçimler vesilesiyle politikleþen, düzen partilerinin dýþýnda arayýþlarý olan emekçiler Bin Umut Adaylarý’ndan baþkalarýna itibar etmediler. Bu ilginin bir sonucu olarak, kampanya boyunca kullanýlabilecek kapasitenin küçük bir oraný harekete geçirilmiþ olsa da, Türkiye tarihinde ilk kez meclise düzen partilerinin dýþýnda bu kadar milletvekili sokulmuþ oldu. Seçim sonrasý dönemde emekçi örgütlerine yönelik faþist saldýrýlarla, burjuvazinin tüm kesimlerinin Bin Umut Adaylarý aleyhinde yürüttüðü kampanyalarýn birbirine paralel þekilde yürümesi sadece önümüzdeki dönemde de Bin Umut Vekilleri’nin emekçilerin gündeminde önemli bir rol oynayacaðýný göstermedi. Ayný zamanda seçim dönemindeki birlikteliklerin artan faþist saldýrýlarý göðüslemede önemli bir rol oynayacaðýný da ortaya koydu. Nitekim seçim döneminde “Bin Umut Adaylarý” çerçevesinde yürütülen seçim kampanyasý, bu kampanyaya reformist bir seçim bloku diye burun kývýranlara inat hem faþistlerin tüm iþçi örgütlerine yönelik saldýrýlarýna hem de devletin Kürtlere yönelik operasyonlarýna karþý emekçilerin tepkisini örgütlemeyi hedefleyen bir platform yaratmýþtýr. Zaten seçim türlü bahanelerle bu kampanyaya katýlmayýp kendi adaylarýný gösteren ya da seçimleri boykot eden akýmlarýn hiçbirisi seçim dönemindeki gibi bu saldýrýlarý püskürtmek için keskin laflarla tek baþýna hareket etmeye kalkýþmamýþ hepsi teker teker bu platforma dahil olmuþtur.

Bugünkü Platform 2007 Yýlýndaki Tüm Diðer Platform Önerilerinden Farklýdýr Aslýnda 2007 yýlýnda tanýk olduðumuz eylemler sol hareket içerisinde bir dizi platform arayýþýný tetiklemiþtir. Gerek Hrant Dink’in cenazesindeki yürüyüþ, gerek Cumhuriyet mitingleri, gerekse de Taksim’deki 1 Mayýs solun deðiþik kesimleri içinde deðiþik platform önerilerinin ortaya çýkmasýna yol açmýþtýr. Ancak bu arayýþlarýn hepsi hüsranla sonuçlanmýþtýr. Cumhuriyet Mitingleri’ne hayat veren ideolojik iklimin asýl olarak MHP’ye hizmet ettiði önce seçim sonuçlarýnda sonrasýnda da Ekim ayýndaki saldýrýlarda açýða çýkmýþtýr. Ayný seçim süreci 2007 1 Mayýsý’ný kopardýðý Taksim tantanasýyla devrimcileri de peþine takarak harcayan DÝSK’in de CHP’ye yama olmaktan baþka bir iþe yaramayacaðýný göstermiþtir. 2007’nin baþýnda Hrant Dink’in cenazesinde toplanan, hangi politik çizgide durduðu belirsiz olan kitle ise bir daha bir araya gelememiþtir. O dönem öne çýkartýlmak istenen ve bir hamle yapacakmýþ izlenimi veren ÖDP ise kendi genel baþkanýný ancak DTP’nin oylarý sayesinde meclise sokabilmiþtir. Adeta bir harakiri hamlesiyle seçim sürecine giren ÖDP’nin desteklediði diðer aday Baskýn Oran’ýn seçimlerdeki rolü ise Bin Umut Adaylarý’nýn bir milletvekilinin seçilmesine engel olmakla kalmýþtýr. Seçimlerin ardýndan giderek artan bir þiddetle sürdürülen DTP’yi tecrit kampanyasý bu cenazede buluþan liberallerin tümünü DTP’nin yanýndan uzaklaþtýrmýþtýr. Bu kesimlerden hala DTP ile bir iliþki kurmaya niyetli olanlarsa bunu, Baskýn Oran örneðinde görüldüðü gibi, kamuoyu önünde DTP’yi her türden milliyetçiliðe karþý çýkmadýðý için azarlayarak yapmaktadýrlar. 2007’nin son aylarýnda genel olarak Kürtlere özel olarak da DTP’ye yönelik saldýrýlara yanýt verme kaygýsý ve Halklarýn Kardeþliði temasý etrafýnda oluþan platformsa tüm bu platform hülyalarýndan farklý bir nitelik taþýmaktadýr. Herþeyden önce diðer platform giriþim ve önerilerinin aksine bu platform lafta kalmamýþ ete kemiðe bürünmüþtür. Cumhuriyet mitinglerine þu veya bu þekilde dahil olanlar faþist saldýrýlarý destekleyen bir iklim yaratýrken, Taksim 1 Mayýsý’nýn mimarlarýndan DÝSK sýnýrýn ötesindeki ve berisindeki Kürtlerin üzerine daha fazla bomba yaðdýrýlmasý çaðrýsýnda bulunan CHP’ye yama olurken bu platform hem faþist saldýrýlarý hem de devletin operasyonlarýný açýkça karþýsýna almýþtýr. Hrant Dink’in cenazesinde buluþan kitledeki liberaller “demokratikleþme” için Avrupa Birliði’nden medet umarken halihazýrdaki platform tercihini eylemli bir mücadele hattýndan yana kullanmýþtýr. Doðrusu bu platform somut olarak çapýna uygun bir eylemi henüz ortaya koymamýþ olsa bile, böyle bir eylem

potansiyelini barýndýrdýðý ne dostlarý ne de düþmanlarý için sýr deðildir ve Devletin DTP’ye yönelik saldýrýlarýnýn süreceði de kesin olduðuna göre bu platform hem bir gereklilik hem de gerçekleþebilirlik bakýmýndan ikna edici bir zemin sunmaktadýr. Tam da bu nedenlerden ötürü lafta kalmamýþ saldýrýlara karþý birleþik bir mücadeleye ihtiyaç duyan tüm kesimleri bir araya getirmiþtir.

Bugünkü Platformda DTP ve Devrimciler Buluþmaktadýr Platformu önemli kýlan noktalardan bir diðeri de kapsamýdýr. Platform bugüne kadar DTP çizgisiyle yan yana gelmemiþ pek çok akýmýn ve hatta son on yýldýr bilhassa oradan uzaklaþma eðilimi gösteren kimi akýmlarýn ilk kez buluþmasýna vesile olmuþtur. Son on yýldýr sol hareketler içerisinde bu kapsamda bir buluþma olmamýþtýr. Düne kadar bu türden platformlarda yer almayan devrimcilerin bu noktada platforma dahil olmasý da seçim dönemine iliþkin mkuhasebesinin yerini tutmasa da doktrinerlikten uzak durma gayretine iþaret eder. Nihayet bir eylem birliði platformunda ideolojik angajmanlara girmeden de bulunmanýn mümkün olduðu anlaþýlmýþtýr. Hatta böylesi bir platformun sol akýmlarýn propaganda ve ajitasyon yapmalarý için daha elveriþli bir zemin sunduðu anlaþýlmýþtýr. DTP’nin varlýðý ve aðýrlýðý bir yandan platforma katýlanlarýn kendi sözlerini kendi istedikleri gibi söyleme hakkýný ellerinde tutmak istemeleri öte yandan ilk defa bu platformda ajitasyon propagandada serbestlik ayrý yürüyelim birlikte vuralým konularýnýn tartýþma konusu edilmesine engel olunmadýðý bir iklimin doðmasýna vesile olmuþtur.

Bugünkü Platform Geçmiþte Ýçinde Devrimcilerin ve DTP’nin Öncellerinin Bulunduðu Platformlardan da Farklýdýr Bugünkü platformu kapsamý bakýmýndan 1995’te bir seçim ittifaký olarak oluþturulmuþ Emek Barýþ Özgürlük Bloku’yla ya da 1998 yýlýnda kurulan Birleþik Devrimci Güç Birliði’yle karþýlaþtýrmak mümkündür. Ancak bugünkü platformun kapsamý her ikisinden de geniþtir. Zira Alýnteri yahut BDSP gibi öteden beri bu platformlara hiç itibar etmemiþ akýmlar da bugün platformun içerisinde yer almaktadýr. Ancak bugünkü platformu her iki platformdan daha önemli noktalarda ayýrt etmek mümkündür. Emek Barýþ Özgürlük Blok’u bir yükseliþ döneminin kýrýlma noktasýna yaklaþýlýrken kurulmuþ bir seçim blokuydu. 1995 yýlýnýn sonlarýnda, Kürdistan’da devrimci mücadelenin temposunun yükseldiði, bu mücadelenin ayný zamanda varoþlarda yankýsýný bulduðu bir dönemde kurulmuþtu. Bu blokun asýl amacý bir eylem birliði oluþturmaktan ziyade, yükselen devrimci mücadeleyi legal siyasal zemine baðlamaktý. Bir bakýma reformistlerin erken davranýp yükseliþ eðilimi sona ermeden bu eðilimi legalist tasfiyeci planlarý körükleyen bir dinamik haline getirmek amacýyla oluþmuþtu. Bugünkü platformsa yükselen bir mücadeleyi geriye çekmekten çok saldýrýlar karþýsýnda ortak ve eylemli bir duruþ sergileme ihtiyacýndan doðuyor. Bir baþka deyiþle geri çekilme eðiliminin kendini en çok hissettirdiði bir evrede bir ileri çýkýþ umudunu barýndýran bir savunma refleksiyle kuruluyor. (SÝP Emek Barýþ Özgürlük Platformu’nda yer alýrken onun devamý olan TKP’nin bugün platformun yanýndan bile geçmemesi bu bakýmdan da dikkate deðerdir.) Buna karþýlýk yine geniþ bir kapsamý olan Birleþik Devrimci Güçler Platformu ise Emek Barýþ Özgürlük Bloku’nun tam tersi bir dönemde ve biçimde kurulmuþtu. Ýlk blok aðýrlýklý olarak reformistlerden oluþurken ikincisi aðýrlýklý olarak devrimci akýmlardan oluþuyordu; hatta hiçbir legal bileþeni bulunmuyordu. Birinci blok 1 Mayýs 96’da doruk noktasýna ulaþacak bir yükseliþ döneminin sonlarýnda hareketi geri çekmeye çalýþýrken ikinci blok 1998 yýlýnda geri çekilme döneminin baþlangýcýnda adeta savaþ naralarý atarak kurulmuþtu. Baþka bir deyiþle geri çekilmekte olan kitle hareketine uyum gösterip devrimcilerin kitlelerle birlikte hareket edip kitlelerin arasýna çekilmesini saðlamak yerine kitle hareketindeki geri çekilmeyi keskin laflarla durdurulabileceði zannýyla kurulup bu niteliðiyle hayatta karþýlýðýný bulamadan siyaset sahnesini terk etmiþtir. Bu bakýmdan da lafta kalan bir platform olmanýn ötesine geçememiþtir. Buna karþýlýk, adeta «karanlýkta ýslýk çalma» refleksini andýran bu tutum o günden bugüne söz konusu platformun muhtelif bileþenleri tarafýndan þu ya da bu ölçüde sürdürülmüþtür. Bugünkü platform da týpký Birleþik Devrimci Güçler Platformu gibi bir geri çekilme döneminde, hatta devrimci hareketin maddi ve manevi olarak çok daha elveriþsiz koþullar altýnda bulunduðu bir dönemde kurulmuþtur. Ancak halihazýrdaki platform bir yükseliþ döneminde bulunduðunu düþünenlerin hücum komutlarý verdiði bir platform deðildir. Tam tersine öteden beri birbirine yanaþmaya niyeti olmayan akýmlarýn geri çekilme dönemini iliklerine

kadar hissettikleri bir dönemde düzenin saldýrýlarýna karþý ortak bir savunma ihtiyacýndan kurulmuþ bir platformdur. Önüne devrimci gevezelik yapmayý deðil savunmayý güçlendirmek amacýyla somut eylemler düzenlemeyi koymuþtur. Bu bakýmdan bugünkü platform Birleþik Devrimci Güçler Platformu’na kýyasla hem içinde bulunulan koþullarý daha gerçekçi bir þekilde tahlil edebilmekte hem de önüne gerçekleþtirebileceði görevler koymaktadýr. Bu bakýmdan bugünkü platform henüz eylemler düzenlemeye baþlamamýþsa da lafta kalan deðil kendini eylemleriyle var eden bir platform olmasý olanaklý ve olasýdýr. Daha önemlisi, yükseliþ kuruntulurý ile sendikalý iþçileri genel greve çaðýran, merkezi alanlarda sokaklara döküleceði hayalini yayan önceki dönemin söylemleri yerine bu platform belki de 1995’ten beri ilk kez varoþlardan alanlara doðru bir yürüyüþün tepki ve itiraz görmeden tartýþýlabildiði bu çaptaki ilk platformdur.

Bugünkü Platformu Bir Kaldýraç Olarak Kullanmak Mümkündür Bugünkü platformu, 2007 yýlýndaki diðer platform giriþimleriyle ve geçmiþteki platform deneyimleriyle karþýlaþtýrýp bugünkü platformun hem bileþimi hem de önüne koyduðu görevler açýsýndan diðerlerinden daha olumlu ve ileri bir niteliðe sahip olduðunu söylemek bugünkü platformun karþýmýza çýkacak en ideal platform olduðu anlamýna gelmiyor elbette. Ancak bu platformun bugün için düne kadar görüþmeyenlerin, saldýrýya uðradýklarý zaman buluþtuklarý bir platform olmasý onun her zaman böyle kalmaya mahkum olduðu anlamýna gelmez. Tersine bu platform geri çekilme döneminden çýkýþýn bir kaldýracý haline gelebilir gelmelidir. Kuþkusuz platformun bu doðrultuda ilerlemesi içindeki devrimci güçlerin hareketine baðlýdýr. Devrimciler, geçmiþ senelerin derslerini çýkararak, bu derslerin ýþýðýnda müdahale etmelidirler. Herþeyden önce platform eylemlerin suni ve apolitik nedenlerden bölünmesini engellemelidir. Özellikle 2004-2007 yýllarý arasýnda 1 Mayýs’lar, 8 Mart’lar iki, üç parçaya ayrýlmýþtý. Bu dönemin eylemleri kitleleri buluþturan deðil onlarýn arasýnda duvarlar çeken bir niteliðe sahipti. Parçalanan eylemler geri çekilme döneminde iþçilerin emekçilerin kendilerine güvenmesine deðil, devrimcilere olan güvenlerini iyice yitirmelerine yol açmýþtý. Platform bu gidiþi tersine çevirmek istiyorsa iþe eylemleri yapay nedenlerle bölünmesi mümkün olmayan, devrimcilerin ajitasyon ve propaganda özgürlüðüyle sorumsuzluðu birbirine karýþtýrmayacaðýna güvenen, kapsayýcý bir tarzda düzenlemekle baþlamalýdýr. Eylemlerin bölünmesini engellemek için öncelikle platformun bir ideolojik yahut programatik mutabakat zemini deðil de bir eylem birliði platformu olduðunu netleþtirmek gereklidir. Platforma bir siyasal çerçeve çizme gayreti devrimciler açýsýndan iki bakýmdan sakýncalýdýr. Birincisi, böyle bir çerçeve eðer tutarlý bir þekilde çizilecekse devrimcilerle reformistlerin ayný zeminde buluþmasý mümkün olmadýðýndan bu platformun çatýrdamasýna yol açacaktýr. Ýkincisi, platformda bildirgeler, þiarlar ve talepler üzerinde yapýlacak tartýþmalar sonunda bir orta yol bulma gayreti devrimcilerin kendi ideolojik ve programatik zeminlerini eylem birliklerini bozmamak adýna sulandýrmalarý anlamýna gelecektir. Söz konusu platform iþçiler ve ezilenler arasýnda düzenin saldýrýlarý karþýsýnda ortak bir savunma hattý örülebileceðine dair bir güven yaratmak istiyorsa sadece eylemlerin bölünmesini engellemekle yetinemez. Platform tek bir eylem için kurulup daðýlan bir platform olmamalý ayný zamanda sürece yayýlan eylemler örgütlemelidir. Platformun eylemlerinin Mart-Mayýs sürecine kadar sürmesi hatta bu dönemi de kapsamasý burjuvazinin saldýrýlarýna karþý bir barikat örmenin olmazsa olmaz koþuludur. Ayný þekilde platform eðer kimi yerel nedenlerden ötürü mecbur kalýnan iðreti bir iþbirliði deðil de yükselen saldýrýlara ortak bir cevap niyetindeyse, platformun sadece Ýstanbul’la sýnýrlý kalmamasý, tüm illerde oluþturulmasý gerekir. Yine platformun kapsayýcý olmasýnýn koþullarýndan bir diðeri de tek bir gündeme kilitli kalmamasý, iþçi sýnýfýný ve tüm ezilenleri birlikte kesen konularý kapsamasýdýr. Her ne kadar platformun çýkýþ noktasý Kürtlere ve DTP’ye yönelik saldýrýlar olsa da, baþkalarýný ezen özgür olamaz , Kürtlerin esareti iþçilerin esaretidir mantýðý ile soruna bakan komünistler Kürtleri daha fazla ezen bir devletin iþçi sýnýfýnýn tepesinde daha aðýr bir balyoz olacaðýný unutmadan; ve iþçi hareketini örgütsüzleþtirip daðýtan bir devletin de Kürtler üzerine daha büyük bir hýþýmla ve pervasýzlýkla yöneleceðini unutmadan hareket etmelidir. Kaldý ki bu noktada, yaþadýðýmýz topraklarda Kürtlerin kültürel ve sosyal haklarý için verdikleri mücadelenin demokratik haklar için verilen mücadelenin temel bileþenlerinden biri olduðunu ama ayný zamanda metropollerde yaþayan

Kürtlerin iþçi sýnýfýnýn en örgütsüz fakat en militan kesimlerini oluþturduðunu unutmamak gerekir. Benzer þekilde Telekom grevi türünden direniþlerin, GSS türünden saldýrýlarýn platforma ayrýcalýklý ve ayrýcalýksýz iþçiler arasýndaki mücadeleyi birleþtirmek için önemli fýrsatlar sunduðunu da görmek gerekir. Öte yandan esasen kendini bir Türkiye partisi olarak gören ve böyle davranan ayný zamanda da bu platformun aðýrlýk merkezini oluþturan DTP’nin bu söyleme uygun davranmasýný saðlamak da söz konusu platformun iþlevleri arasýnda görülmelidir. Tek bir konuya kilitlenmemek platformun düzenleyeceði eylemlerin hitap ettiði kesimleri daraltmayý engellese de bu eylemlerin muhataplarýna ulaþmasýný kendi baþýna saðlamaz. Aksine sosyal þovenizmin etkisi ve genel olarak þovenizmin giderek artan basýncý karþýsýnda «tek bir konuya kilitlenmemek» söyleminin bu platformu þovenizme karþý duruþ noktasýnda zaafa uðratmasý çok olasýdýr. Bu nedenle bu platform söylemini çeþitlendirmek adýna hem þovenizme karþý duruþunu sulandýrmak hem liberal yönelimlere kapýlmak yerine þovenizme karþý mücadeleyi iþçi sýnýfýnýn en dinamik kesimlerinin örgütlendirilmesi ve eyleme çekilmesi yolundan saðlamayý önüne koymalýdýr. Platformun düzenleyeceði eylemlerin asýl muhataplarý, platformun bileþenlerine enerji aþýlayacak kitle ise varoþlarda bulunmaktadýr. Varoþlar ayný zamanda metropollere göçmüþ Kürtlerle iþçi sýnýfýnýn en dinamik kesimlerinin iç içe geçtiði ve tasfiyecilik dalgalarýnýn en son eriþeceði alanlarý oluþturmaktadýr. Bu nedenle platformun varoþlarý da eylem alaný olarak kabul etmesi ayný zamanda hem sürekliliðinin hem de dinamizm kazanmasýnýn en önemli koþullarýndan biridir. Bu platformun oluþmasýna vesile olan 9 Aralýk mitingine izin verilmemesi ise bu konuda ibret alýnacak dersler sunmaktadýr. Gerici saldýrýlarýn ve bilhassa DTP’yi tecrit etme gayretlerinin hýz kazandýðý koþullarda bu tür eylemlere izin verilmemesi olasýlýðýnýn daima güçlü olacaðýný hesap etmek gerektiði bu ilk örnekte görülmüþtür. Ayný zamanda da bu örnek sayesinde mitinglere izin verilmemesi halinde bu yasaða en etkili ve dinamik yanýtýn, bu eylemler platformun amacýna ve þekilleniþine uygun, emekçileri sürece dahil etmeyi amaçlayan eylemler olmasa da, varoþlarda verileceðinin bir kez daha herkes tarafýndan görülmesini saðlamýþtýr. Bu bakýmdan platformun hem yasak ve engellemelere raðmen eylemliliðini sürdürmesinin hem de sürekliliðini güvence altýna almasýnýn yolunun da buradan geçtiði giderek daha net görülmektedir. Bugüne kadar kurulmuþ platformlar genelde asýl faaliyet olarak kent merkezlerinde bildiri daðýtýp, basýn açýklamasý yapmayý iþ edinmiþlerdir. Bu faaliyet tarzý ise platformun önünü açmak þöyle dursun yýpratýcý ve bileþenleri tarafýndan zaman kaybý olarak görünen faaliyetlere dönüþmektedir. Buna karþýlýk varoþlardaki eylemler ise genellikle tek tek akýmlarýn yahut dar ittifaklarýn kendi baðýmsýz eylemlerini yapmalarý ve kitlenin katýlmasýna çoðu zaman açýk olmayan eylem tarzlarýný ifade etmekteydi. Oysa bugün varoþlarda kitleyi katabilecek ve solun geniþ bir birlikteliðini ifade eden eylemlerin yapýlmasýnýn imkanlarý artmaktadýr. Bu imkanlardan güç alarak platformun önüne koyduðu her eylem bir sonraki eylemi güçlendirecek ve mart mayýs sürecine kadar tekraralanarak büyüyecek þekilde planlanmalýdýr. Dahasý geride býraktýðýmýz aylardaki faþist saldýrýlar ve linç giriþimlerini hatýrlamak da platformun faaliyetini varoþlara yaymasý gerektiðini anlatmaktadýr. Kent merkezleri devrimcilerin kolluk kuvvetlerine ve faþistlere karþý savunmasýz olduðu alanlarken, varoþlar devrimcilerin sadece kitleyle daha rahat iliþki kurduðu deðil ayný zamanda daha güvende bulunduðu bir zemindir. Platformun eylemlerini varoþlara yaymasý ayný zamanda bu eylemleri tasfiyeciliðe karþý ortak bir direncin gösterildiði eylemlere dönüþtürecektir. Varoþlar iþçi sýnýfýnýn örgütsüz kesimlerinin biriktiði mekanlar olduðuna göre buralarda iþçileri örgütleme mücadelesi verenlerin örgüt fikrinden en son vazgeçecek tasfiyeciliðe karþý en direngen unsurlar olduðunu görmek zor deðildir. Bu bakýmdan platformun eylemlerinin varoþlara yönelmesi ayný zamanda tasfiyeciliðe karþý duran unsurlarýn dayanýþmasýný da güçlendirecektir. Nihayet bu platformun bir geri çekilme döneminde ve tasfiyecilik saldýrýlarýnýn arttýðý devrimci militanlarýn maneviyatlarýnýn bozuk olduðu bir dönemde savunma ve kendi kendini koruma refleksi ile kurulmuþ olmasý bu platformun akibetinin olumsuz olacaðýna zorunlu olarak delalet etmez. En azýndan yýllardýr «savunmayý birlikte örgütle saldýrýya hazýrlan» düsturu ile mücadele eden KöZ’ün arkasýnda duran komünistlerin böyle bir kötümser bekletisi olamaz. Eðer bu ortak savunma hattý iþçi sýnýfýnýn en dinamik kesimlerinin barýndýðý alanlarda çekilirse hem saldýrýlarý püskürtmenin koþullarý daha fazla olacaktýr hem de buradan ileri çýkmanýn zemini oluþacaktýr. (devamý yanda)

a


Sayfa

Operasyonlara Karþý Basýn Açýklamasý 5 Ocak 2008 Cumartesi günü Galatasaray meydanýnda sýnýr ötesi operasyonlar kitlesel bir þekilde protesto edildi. 9 Aralýk mitinginin yasaklanmasýnýn ardýndan, mitingi organize edecek olan kurumlarýn toplantýlarýna devam etmeleriyle sürecin geliþimine yönelik yaptýklarý etkinliklerin bir baþlangýcý sayýlabilecek eylem yüzlerce kiþinin katýlýmýyla gerçekleþtirildi. Eylemi gerçekleþtiren kurumlar adýna yapýlan basýn açýklamasýnda þunlar ifade edildi: "Kürt sorununda çözümsüzlük d e r i n l e þ i y o r. 5 K a s ý m ' d a Washington'da yapýlan TayyipBush görüþmesinden çýkan sonuç budur. On yýllardýr sürdürülen Kürt halkýný yok sayma ve imha etme politikasýnýn bir çözüm üretmediði ortadayken, bu çözümsüzlük tüm bölgeye sýçratýlmak isteniyor. ABD emperyalizminin ve Ýsrail siyonizminin suç ortaklýðýna Türk egemen sýnýflarý da katýlýyor. Kürtlerin tüm kazanýmlarýný ortadan kaldýrmak ve Kürt

hareketini tasfiye etmek bahanesi ile bölge üzerinde askeri, siyasi ve ekonomik bakýmlardan hegemonya kurmak istiyorlar.Ê Bir yandan Kürtlerin kazanýmlarý ve özgürlük mücadelesi hedef alýnýrken, bir yandan da bölgenin kaynaklarýndan kýrýntý kapmak için diðer bölge devletleriyle komþuluk

KöZ Troçkist mi? DHP'nin 30 Kasým günü DTP'ye açýlan kapatma davasýna karþý neler yapýlabileceðinin konuþulacaðý bir toplantý olacaðýný bildirmesi ve bizi davet etmesi üzerine ESP'deki toplantýya katýldýk. Toplantýda bizim dýþýmýzda; BDSP, Alýnteri, ESP, Partizan, Odak, Tüm-ÝGD, EHP, Kaldýraç ve DHP temsilcileri vardý. Öncelikle bu toplantýnýn daha önce ortak iþler yapan bileþenlerin bu ortaklýðý sürdürebilmek ve bu yolla ortak bir dil oluþturarak bir platform vücuda getirmek için yapýldýðý anlatýldý. Biz de bu toplantýlara bundan sonra katýlmak istediðimizi belirttik. Bu noktada Alýnteri temsilcisi olan arkadaþ Köz ile ortak bir dil oluþturabileceklerini düþünmediklerini ve Köz' ün bileþen olup olamayacaðýnýn tartýþýlmasý gerektiðini söyledi. Bunun üzerine ortak bir dilin oluþup oluþmayacaðýnýn birlikte yapýlan iþlerle anlaþýlabileceði söylendi ve bu yönde karar verildi.

Toplantýdan 5 Aralýk’ta DTP’ye destek için basýn açýklamasý yapma kararý çýktý. Açýklama metninin hazýrlanmasýný ESP üstlendi ve metnin 3 Aralýk gününe kadar bileþenlere iletilmesi ve ayný gün yine ESP’de toplanýlarak basýn açýklamasý metninin tartýþýlmasý kararlaþtýrýldý. Toplantý günü geldiðinde basýn açýklamasý metni bize gelmemiþti. Metni görmeden toplantýya gittik ve ESP temsilcisi arkadaþa metnin bize neden gönderilmediðini sorduk, sürecin baþýndan beri toplantýlara dahil olan bileþenlere gönderdiklerini, Köz’ün bileþen olduðunu bilmediklerini söylediler. Daha sonra Alýnteri, Partizan ve ESP temsilcileri Köz'ün toplantýlara katýlmasýnýn diðer bileþenler tarafýndan tartýþýlmasý gerektiðini, katýlýmýn bundan sonra olabileceðini söylediler ve kararýn bize daha sonra bildirileceðini söylediler. Sonraki gün ESP temsilcisi bizi arayarak bileþen

Haber-Ýþ Sendikasý’ndan Ýzmir’de Eylem Bir süredir grevde olan Haber-Ýþ sendikasý, 3 Kasým cumartesi günü Ýzmir’de bir eylem yaptý. Sendika üyeleri ve yakýnlarý eylem günü saat 12:00 sularýnda Konak eski Sümerbank önünde toplandý. Eyleme katýlan herkese sendika bayraðý ve þapkasýnýn yanýnda ayrýca Türk bayraðý daðýtýldý. Eyleme Ödemiþ’ten, Bergama’dan, Manisa’dan ve Aydýn’dan Haber-Ýþ þubeleri de katýlým saðladý. Eylemde ‘Yaþasýn Onurlu Mücadelemiz’, ‘2.7 Milyar Dolar Kazandýrdýk, Yan Gelip Yatmadýk!’ ve benzeri pankartlarýn yaný sýra ‘Tüm Ýþçiler Birleþin’, ‘Esnek Çalýþmaya Hayýr’ ‘Herþey Vatan Ýçin’

gibi dövizler de taþýndý. Türk-Ýþ sendikasýnýn þubelerinden biri olan TÜMTÝS sendikasý da eyleme katýlým saðladý. Köz’ün arkasýnda duran komünistler olarak TÜMTÝS sendikasýnýn arkasýnda yürüdük. Eyleme giderken niyetimiz hem eylemi izlemek hem de alanda TürkÝþ destekli esecek olan þovenist dalgayý bir nebze kýrabilmekti. Nitekim TÜMTÝS sendikasýnýn kalabalýk bir þekilde alanda bulunmasý ve birlikte attýðýmýz sloganlar etkili oldu. Attýðýmýz sloganlar ‘Yaþasýn Sýnýf Dayanýþmasý’, ‘Savaþa Deðil Emekçiye Bütçe’, ‘Sendika Hakkýmýz, Grev Silahýmýz’,

KöZ’ün geride býraktýðýmýz dönemdeki tespitleri geri çekilme döneminden nasýl çýkýlacaðýna ýþýk tutuyor... 2001 martýnda Köz'de þöyle demiþtik: “Sýk sýk bir gericilik döneminden geçtiðimizi ve devrimci akýmlarýn bu dönemi bir geri çekilme, «tam siper» pozisyonu alma dönemi olarak deðerlendirdiðini söylüyoruz. Böyle yapmanýn aslýnda gericilik dönemi saldýrýlarýnýn hedefini bulmasýna katký sunacaðýný da söylüyoruz. Gericilik döneminde ileri çýkmak gerektiðini, saldýrýlarý göðüsleyebilmek için daha geri bir pozisyona çekilmek deðil, daha ileri bir politik mevziye sýçramak gerektiðini hatýrlatýyoruz. Ne var ki bugünkü tabloya damgasýný vuran tek sorun devrimci akýmlar ve sýnýfýn en ileri kesimleri nezdinde itibarý olan bir devrimci önderliðin imkan ve gücünden mahrum olmamýz deðildir. Devrimcilerin mevcut konumu da oldukça elveriþsiz bir tablo sunmaktadýr. Gericilik döneminin yarattýðý

iliþkileriyle baðdaþmayan bir karþý karþýya geliþe doðru ilerleniyor." “Savaþa deðil, saðlýða bütçe” sloganlarýyla sonlandýrýlan eylem, süreci birlikte örmek isteyen kurumlarýn bir araya gelerek sürece birlikte müdahale etmelerinin önünü açmasý açýsýndan önemli bir noktada duruyordu.

Alýnteri, BDSP, DHP, DÝP Giriþimi, DTP, EHP, EMEP, ESP, HÖC, HKM, Kaldýraç, Köz, Partizan,Ê SDP, SEH, SODAP, Eðitim-Sen 3 Nolu Þube’nin birlikte örgütlediði eyleme pek çok siyasetin de destek vererek katýlmasý önümüzdeki süreç açýsýndan önemli bir noktaydý. Bulunduðumuz mahallelerde, basýn açýklamasýnýn metnini öncesinden mahallelilerle paylaþarak, bu süreç üzerine söyleþmeye, basýn açýklamasýna katýlamayacak olanlarýn da gündemine sokmaya çalýþtýk. Ayrýca basýn metnini, basýn açýklamasýnýn yer ve saatini içinde çalýþtýðýmýz, çalýþmadýðýmýz kitle örgütlerinin de gündemine sokmaya çalýþarak basýn açýklamasýna çaðrýda bulunduk. Bunu ancak çok sýnýrlý gerçekleþtirsek de bu yönelimimizi göstermesi açýsýndan önemlidir. Kurtuluþ yok tek baþýna, ya hep beraber, ya hiç birimiz! Ýstanbul’dan Komünistler

olmamamýz yönünde karar verildiðini bildirdi. 5 Aralýk'ta basýn açýklamasýnýn ardýndan Alýnteri temsilcisi ile görüþerek, baþka illerde ortak iþler yapmamýza raðmen Ankara'da neden farklý bir tutum alýndýðýný sorduk; Alýnteri’nin Köz ile ortak iþ yapmama tutumunun eskiden beri var olduðunu baþka illerde bu konuda hatalý davranarak birlikte iþler yapýldýðýný söyledi. Sonraki gün ESP’ye giderek toplantýda alýnan kararýn gerekçesini onlardan da öðrenmek istedik; kendilerinin Köz ile birlikte iþ yapmama gibi bir tutumlarýnýn olmadýðýný, bu kararýn Alýnteri, BDSP, Partizan ve DHP’nin Köz ile ayný platformda olmayacaklarýný belirtmeleri sonucu alýndýðýný söylediler. Bu tutumun anlamsýz olduðunu ancak Kürt halkýna ve devrimcilere yönelik saldýrýlarýn arttýðý bu dönemde bu konuyu tartýþma lükslerinin olmadýðýný söylediler. DHP ve Partizan temsilcileri ile görüþerek Alýnteri’ne sorduðumuz soruyu kendilerine de yönelttik. DHP temsilcisi Köz'e iliþkin tutumlarýnýn merkezi karar

olduðunu ancak baþka yerellerde birlikte yapýlan iþlerden ve merkezi kararýn gerekçesinden haberdar olmadýðýný, öðrendikten sonra bize tekrar döneceðini belirtti. Partizan temsilcisi ise Köz'ün Troçkist olduðunu ve kendilerinin Tr o ç k i s t l e r i l e b i r l i k t e i þ yapmadýklarýný, Köz'e iliþkin tutumlarýnýn merkezi kararlarý olduðunu söyledi. Bunun üzerine biz de Köz'ün Troçkist olmadýðýný ayrýca öyle olduðunu düþünüyor ve ortak iþ yapmama yönünde karar veriyorlarsa neden Okmeydaný’nda Köz ile birlikte Ýbrahim Kaypakkaya anmasý yaptýklarýný sorduk. Geniþ platformlarda bir araya gelinmiþ olabileceðini ama Köz ile protokol alýþveriþlerinin olmadýðýný söylediler. Bunun üzerine bu güne kadar protokol alýþveriþi yaptýðýmýzý neden bu konuda þimdiye kadar herhangi bir þey söylenmediðini sorduk, konuþacak bir þeyleri olmadýðýný söylediler ve görüþmeyi noktaladýk. Ankara’dan Komünistler

‘Ýþçi Memur Elele Genel Greve’, ‘Susma Haykýr, Halklar Kardeþtir’, ‘Yaþasýn Halklarýn Kardeþliði’, ‘Ýþ Ekmek Yoksa Barýþ Da Yok!’ þeklindeydi. Eski Sümerbank önünde baþlayan yürüyüþ Gümrük Türk Telekom binasý önünde sona erdi ve burada miting þeklini aldý. Türk-Ýþ sendikasý genel sekreteri ve baþkaný eylem süreciyle ilgili konuþmalar gerçekleþtirdi. Türk-Ýþ baþkaný konuþma için çaðrýlýrken ‘komutan’ þeklinde çaðrýldý ve iþçilere yönelik ‘Komutanýnýz burada, askerler nerede’ þeklinde seslenildi. Ýþçiler ise ‘burada’ diye seslendi. Türk-Ýþ sendikasý baþkaný konuþmasýnda sendikaya son verilmeye çalýþýldýðýný belirterek

sendikasýzlýðýn iþsizlik, vergisizlik, kayýp dýþý ekonomi olduðuna deðindi. Konuþmasýnda vatana yaptýklarý hizmetlerden söz ettiler. Konuþmalarda genel olarak milliyetçi bir hava hakimdi. ‘Türk ordusu sýnýr ötesi harekat yaparsa biz eylemi bitiririz’ þeklinde demeçler veren bir sendika baþkanýndan farklý bir tavýr da beklenemezdi. Eylemin sonlarýna doðru alandan ayrýlýrken iþçiler ‘Þehitler Ölmez Vatan Bölünmez’ þeklinde slogan attýlar. Sonuç olarak sendika yönetimi hem eylemini yapmýþ, iþçilerin içinde biriken grev öfkesini sokaða dökmüþ; hem de estirdiði milliyetçilik havasýyla burjuvazinin yanýnda olduðunu göstermiþ oldu. Ýzmir’den Komünistler

eðilimlere uygun olarak devrimciler hýzla siyasal faaliyetten uzaklaþmaya, daha doðrusu bu alandaki sorumluluklarýný giderek artan bir ölçüde liberallere havale etmeye eðilimlidirler. Hatta kýsmen bazen de bütün olarak siyasal alaný, liberallere, sendika bürokratlarýna, ÝHD'ye vb. terk etmektedirler. Bu koþullarda beliren ve esas itibariyle güçsüzlükten kaynaklanan dürtülerin yön verdiði birlik arayýþlarý bu eðilimi bertaraf etmek yerine pekiþtirecektir. Devrimcilerin kendi deneyimlerinden ders çýkartmalarýný önleyen kibirli ve sekter tutumlarý bir kez daha bu muhasebenin liberal akýmlarýn damga vurduðu bir süreçte þekillenmesine yol açacaktýr. Bu nedenle ayrým çizgilerini bulanýklaþtýran ve eleþtirel tutumlarý ört bas eden her adým ve bu adýmlarýn yön verdiði birlik/dayanýþma giriþimleri bu ihtiyaçlara neden olan koþullarý daha da pekiþtirecektir. PKK'nin evrimine ve cezaevlerindeki direniþin akýbetinin yarattýðý elveriþsiz tabloya raðmen iþçi sýnýfýnýn bizim önemsediðimiz ve temel çalýþma

27

Þirinevlerde Ortak Bildiri Daðýtýmý 9 Aralýk mitingini düzenlemek için bir araya gelmiþ çeþitli siyasetlerin oluþturduðu, ancak miting sonrasýnda da varlýðýný koruyan merkezi platformda organize edilen yerel çalýþmalar doðrultusunda Þirinevler’de bildiri daðýtýmý yaptýk. Yedi siyasetin-BDSP, HKM, DTP, SDP, Kaldýraç, Köz, Proleteryanýn Kurtuluþu- katýlýmýyla yapýlan daðýtýmdan önce DTP’de buluþarak, daðýtýma dair kýsa bir organizasyon yaptýk. Polis müdahaleye geldiðinde onunla muhatap olacak bir ekip çýkarmayý önerdik. Sonrasýnda Köz olarak bu sorumluluðu üstlendiðimizi belirttik. Ardýndan yaklaþýk 20 kiþi daðýtým için meydana indik. Birlikte daðýtýma baþladýk. Daðýtýma baþladýktan sonra biz metni okuyarak ajitasyon yapmaya baþladýk. Kendi aramýzda dönüþümlü olarak metni parça parça okuduk. Daðýtým hem kalabalýk olmamýz, hem de ajitasyon yapmamýz bakýmýndan emekçilerin dikkatini çekti. Ancak sadece onlarýn deðil polisin de dikkatini çekti. Polis geldikten sonra izin belgesini sordu. “Yok” dedik, zaten bunlarýn Kýzýl Bayrak dergisinin özel sayýsý olduðunu söyledik. Ýzin belgesi olmadan daðýtamazsýnýz dediler, biz de daðýtmamýzýn önünde bir engel olmadýðýný daðýtacaðýmýzý söyledik. Bu esnada daðýtýmý yapan arkadaþlar da bizi yalnýz býrakamama kaygýsýyla toplandýlar. Ancak polisin istediði tam da buydu. Bizi toplayýp daðýtýmý engellemek, biz de elimizden geldiðince daðýtýma devam etmeye çalýþtýk. Polisle konuþurken de daðýttýk. Ardýndan bir baþka polis diðer arkadaþlarý tekrar toplamaya çalýþsa da biz daðýtýmýmýza devam ettik, polisin yanýndan ayrýldýk. Ardýndan daðýtýmý yaparken etrafýmýza siviller de doluþtu. Biz yine ajitasyona baþlayacakken siviller “Alýrýz sizi” diye tehdit etti. Bu esnada bizden baðýmsýz olarak, siyasetler ajitasyon yapmama kararý almýþ, biz de bu iradeye uyarak ajitasyonu kestik. Yaklaþýk iki bin beþyüz kadar bildiriyi Êbir saatte daðýttýktan sonra bitirmeye karar verdik. Daðýtýmdan sonra DTP’de tekrar buluþarak kýsa bir deðerlendirme yaptýk. Ancak daðýtýmda olan bütün siyasetler deðerlendirmeye Êkatýlamadý. Deðerlendirmenin genel çerçevesi, polisin pravokasyonuna gelinmemiþ olmasý, daðýtýmý kendi insiyatifimizle bitirmemiþ olmamýz, 7 siyasetin bir araya gelerek bu daðýtýmý yapmasý oldukça olumlu olduðu dillendirildi, burada birlikte deðil de tek bir siyaset daðýtým yaptýðýnda daðýtýmýn bu kadar olumlu geçemeyeceði, çalýþmalarýn birlikte yapmanýn önemi konuþularak olumlu deðerlendirmeler yapýldý. Yenibosna’dan Komünistler

Ankara’da 6 Kasým YÖK Protestolarý Bu sene yök'ü protesto eylemleri yine parçalý olarak gerçekleþti. 24 ekim Cuma günü saat 17:00'de Yüksel caddesi'nde Dehap gençliði,Tüm-Ýlgd, Ankara Gençlik Derneði, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öðrenci Derneði, Ankara Üniversiteleri Öðrenci Koordinasyonu, Demokratik Gençlik Hareketi, Demokratik Üniversite Komiteleri, Devrimci Mücadeleci Gençlik, Devrimci Proleter Gençlik, Ekim Gençliði, Emek Gençliði, Özgür Eðitim Platformu, Özgür Gençlik, Sosyalist Demokrasi Gençliði, Yeni Demokrat Gençlik'in katýldýðý bir basýn açýklamasý yapýldý. Yaklaþýk 300 kiþinin bulunduðu basýn açýklamasýnda 6 Kasým eyleminin duyurusu yapýldý. 6 kasým protesto eylemleri iki farklý günde farklý bileþenlerle gerçekleþtirildi. Ýlki 6 kasým günü saat 12:00'de SGD, DGH, DPG, Ekim Gençliði, Genç Direniþçi, Tüm-ÝGD ve HÜÖD’ün de içinde buluduðu gençlik örgütlerinin katýlýmýyla gerçekleþtirildi. 200 kadar öðrencinin katýldýðý yürüyüþ konur sokak'tan baþlayarak Sakarya meydanýnda yapýlan basýn açýklamasýyla son buldu. Yapýlan basýn açýklamasýnda 12 eylül faþist darbesinin ürünü olan yök'ün kaldýrýlmasý gerektiði, gençliði amaçsýzlýðýn girdabýna sokmak isteyen YÖK, düþünen, sorgulayan muhalif, devrimci demokrat öðrencileri türlü gerekçelerle soruþturmalara ve cezalara maruz býraktýðý belirtildi. Darbeyle gelen YÖK bütün kurumlarýyla ortadan kaldýrýlmalýdýr. Söz, yetki, karar hakký öðrencilere ve üniversitelerin gerçek bileþenlerine verilmelidir. Üniversitelerdeki polis ablukasý kaldýrýlmalýdýr denerek basýn açýklamasý sonlandýrýldý. Eylemde “Eþit, parasýz, anadilde eðitim”, “YÖK kalkacak, polis gidecek üniversiteler bizimle özgürleþecek”, “Katil ABD defol”, “Yaþasýn halklarýn kardeþliði” ve “Katil polis üniversiteden defol” sloganlarýný atýldý. 11 kasým'da gerçekleþtirilen yök karþýtý miting ise 12:30'da Ankara üniverisitesi cebeci kampüsünün önünde toplanýlmasýyla baþladý. "Üniversiteler bizimdir" ortak pankartýnýn ardýnda yürüyüþe geçen hukuk fakültesi öðrenci derneði, sosyalist demokrasi gençliði, gençsen, özgür eðitim platformunun da yer aldýðý gruplar kolej'e doðru yürüyüþe geçtiler. "YÖK, Polis, Medya Bu Abluka Daðýtýlacak", "YÖK Kalkacak, Polis Gidecek, Üniversiteler Bizimle Özgürleþecek", "Üniversiteler Bizimdir, Bizimle Özgürleþecek, "Yaþasýn Halklarýn Kardeþliði" sloganlarý eþliðinde gelinen kolej kavþaðýnda gerçekleþen mitingte eðitim-sen 5 nolu þubeden bir temsilci de konuþma yaptý. Yapýlan müzik dinletisinin ardýndan miting sonlandýrýldý.

alaný olarak seçtiðimiz kesimlerinin barýndýrdýklarý dinamikler deðiþmemiþtir; deðiþmeyecektir." Komünistlerin birliðini eylemli bir siyasal yürüyüþ içinde saðlamayý hedefleyenler devletin saldýrýlarýna paralel olarak ilkesiz birlik arayýþlarýnýn arttýðý geçen yýllar boyunca bu tespitlere uygun bir tutum bir tutum ve eylem çizgisi izleyerek hareket ettiler. O dönemden beri KöZ’ün arkasýnda duran komünistler yukarýda sýralanan önerilerin nasýl somutlanabileceðine dair önemli deneyimler biriktirdiler ve geri çekilme döneminde nasýl bir devrimci siyasal çizgiyi takip etmek gerektiðinin örneklerini sundular. “Varoþlarda birleþ alanlarda devleþ”, “Dayanýþma için saldýrýlarý bekleme” þiarlarýyla hareket eden komünistler bu süre zarfýnda bilhassa geride býraktýðýmýz yýl boyunca varoþlarda faaliyet yürüten kitle örgütleri arasýndaki dayanýþmayý güçlendirmek için gayret ettiler. Nisan ve Ekim ayýnda gerçekleþen Kitle Örgütleri Koordinasyonu, faþist saldýrýlara

uðrayan kurumlarla dayanýþma amacýyla düzenlenen etkinlikler bu gayretin sonuçlarýnýn görüldüðü alanlar arasýnda yer aldý. Benzer þekilde kitle örgütlerinin seçimlerden önce ve sonra “Bin Umut” adaylarý ve vekilleriyle düzenlenen halk toplantýlarý da platformun varoþlarda emekçileri ne türden etkinliklerle bir araya getirip harekete geçirebileceðinin örneklerini sunuyor. Tüm bunlar ayný zamanda KöZ 2007’nin sonlarýna doðru kurulan bu platformu neden önemsediðinin ve bu platformda eskisine kýyasla daha aktif bir bileþen olarak yer aldýðýnýn açýklamasýdýr ayný zamanda. Komünistler 2008 yýlýna artan saldýrýlar karþýsýnda savunmayý tüm devrimcilerle birlikte örme hedefiyle giriyorlar. Yeni bir yükseliþin mimarý olma iddiasýný taþýyan tüm devrimcilere deneyim ve imkanlarý ortaklaþma çaðrýsýný yükseltiyorlar. Varoþlarda Birleþ Alanlarda Devleþ! Savunmayý Örgütle Saldýrýya Hazýrlan!


Sebahat Tuncel Yenibosna’da Emekçilerle Buluþtu

DTP’de Faþist Saldýrýlar Konulu

22 Temmuz seçimleri, komünistlerin birliðini savunanlarýn devrimci bir tarzda seçimlere müdahale etmenin yöntemlerini öðrenme ve bunu pratikte uygulamalarýnýn yol ve yöntemlerini gösterme açýsýndan çok önemli bir örnek olmuþtu. 22 Temmuz sonuçlarýnýn açýklanmasý ve Bin Umut Adaylarýnýn meclise girmesiyle, bir çok yayýn “seçim oyunu bitti” þeklinde baþlýk atarken bu durum KöZ’ün sayfalarýnda “seçim daha yeni baþlýyor” þeklinde ifade edilmiþti. Bu ifadenin anlamý, deðiþik mahallelerde gerçekleþen etkinliklerle daha da netleþmeye baþladý. Seçmenlerin milletvekilleriyle olan irtibatýnýn sürekli kýlýnmasý, vekillerin meclisteki ya da mahallelerde yaptýklarý konuþmalarýn bildiriler haline getirilerek miting çalýþmalarýnýn yapýlmasý seçim çalýþmalarýnýn sürekliliði anlamýna geliyordu.

Ekim ayý içinde baþta DTP ve Kürtler olmak üzere çeþitli sol, sosyalist iþçi ve emekçilerin kurumlarýna yönelik faþist saldýrýlar gerçekleþti. Mahallemizde de faþistlerin öncülüðünde bir yürüyüþ yapýlmýþ DTP’nin camlarý kýrýlmýþtý. Ayrýca yürüyüþ sýrasýnda iki kürt inþaat iþçisi de linç edilmek istendi. Bazý yerlerde kimlik kontrolleri yaparak memleketine göre saldýrý giriþimleri de yaþanmýþtý. Bizde “Artan Faþist Saldýrýlara Karþý Ne Yapmalý” konulu bir KÖZ sohbeti DTP’de yapmanýn daha iki gün önce saldýrýya uðramýþ ve saldýrýlarýn hedefinde bulundan bir yer olmasýndan kaynaklý, ayný zamanda destek ziyareti gerçekleþtirmek için yer olarak DTP’yi tercih etik. DTP ilçe yönetiminde arkadaþlar da sohbete katýlacaklarýný söylediler.

Seçmen meclislerinin örgütlenmesine yönelik adýmlardan önemli bir tanesi, 8 Aralýk Cumartesi günü Yenibosna’da atýldý. Baðýmsýz Ýstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in katýlýmýyla Mayýsta Yaþam Kooperatifi’nin Yenibosna þubesinde gerçekleþen halk toplantýsýna, Yenibosna emekçilerinin yoðun bir ilgisi vardý. Yaygýn bir duyurunun yapýlmamýþ olmasýna karþýn etkinliðe yüzü aþkýn emekçi katýldý. Bu etkinlik sadece seçmen meclisleri türü oluþumlarýn nasýl gerçekleþeceðini somutlamasý bakýmýndan deðil ayný zamanda geride býraktýðýmýz dönemde gerçekleþen faþist saldýrýlara ve DTP üzerinde kurulan baskýya bir yanýt niteliði taþýdýðý için de anlamlýydý. “Vekiline sahip çýk, DTP’yi kapattýrma!” þiarýyla düzenlenen etkinlik DTP, Köz, EHP, ESP, EMEP, SDP, Sev-Der ve Tekstil-Sen’in ortak organizasyonu olmasý bakýmýndan da anlamlý idi. Seçim öncesinde benzer bir toplantýnýn örgütlenmesinde sorumluluk üstlenmiþ olan Mayýsta Yaþam’ýn bu toplantýya örgütleyici olarak dahil edilememesi ise bizim eksikliðimiz oldu.

dayanamayarak kendisini alkýþladýðýný belirtti. Alevi sorunun da bir daha gündeme gelmesinin ardýndan söz alan Köz temsilcisi, sözlerine Alevilerin bir türlü vazgeçmediði CHP ve sosyal demokrat partilerin bir çok katliamda iktidarda olmasýnýn deðerlendirilmesi gerektiðini belirtti. Ardýndan toplantýda konuþulanlarý toparlayarak, bu toplantýlarýn sürekliliðini saðlamanýn gerekliliðinin ortaya çýktýðýný vurguladý. Ýkinci turun ardýndan söz alan Tuncel, KöZ temsilcisinin konuþmasýndaki bazý noktalarýn altýný çizerek, CHP ve diðer sosyal demokrat partilerin Alevilerin dostu olmadýðýný tekrarladý. Ýþçilerin, emekçilerin ve Kürtlerin birleþik mücadelesinin önemi üzerinde duran Tuncel, bu toplantýlarý önemsediðini vurguladý. Bizim mahallelerle meclisin baðýný kurmamýz gerektiðinin bir kez daha altýný çizdi. emekçilerine “Hoþ geldiniz” dedi. O rg a n i z a s y o n u y a p a n k u r u m l a r ý n milletvekilleri ile halkýn buluþmasýný önemsediklerini, bunu deðiþik vesilerle gerçekleþtirmeye çalýþtýklarýný belirtti. Bu çalýþmalarýn biri olarak Yenibosna’da seçim öncesi düzenlenen seçmen toplantýsýný örnek veren divan, bu toplantýya cezaevinde olduðu için Sebahat Tuncel’in katýlamadýðýný, ama vekili olarak Edibe Þahin’in katýlabildiðini söyledi. Bu toplantýda, Sebahat Tuncel’i oylarýmýzla dýþarý çýkaracaðýmýzý ve bu toplantýlarýn benzerlerinde onunla buluþma iradesine sahip olduðumuzu beyan ettiðimizi de belirtti. Yapýlan bu halk toplantýsýnýn bu açýdan önemli olduðunu vurguladý. Divanýn konuþmasý þöyle sonlandýrdý: “Bugün baþta DTP’ye ve DTP’li vekillere ve bütün demokratik ve ilerici kurumlara yönelik saldýrýlarýn arttýðý bir döneme girdik. Bu etkinliklerin bu sürece müdahalenin ayaklarýný oluþturmak anlamýnda da önemli olduðunu düþünüyoruz.”

Ümraniye’de gerçekleþen etkinliðin ardýndan oradaki etkinliðe katýlan Sebahat Tuncel, eðer ortak bir organizasyon olursa Yenibosna’ya gelebileceðini bildirmiþti. Biz de ancak 5 Aralýk Çarþamba günü DTP ile görüþüp, tarih, yer ve saati netleþtirme olanaðýna sahip olduk. Bundan sonra diðer siyasetlere haber vererek, organizasyonda yer alýp alamayacaklarýný kendilerine sorduk. Telefonla son anda kendilerini katmaya çalýþtýðýmýzdan bu siyasetlerin temsili düzeyde ya da çok sýnýrlý bir þekilde katýlabileceklerini tahmin etsek de böyle bir organizasyonda yer almalarýný önemsedik. Çarþamba günü netleþen organizasyonun ardýndan, DTP’nin miting çalýþmalarý nedeniyle etkinliðe yoðun bir katýlým saðlayamayacaðýný da öðrendik.

Sözü alan Sebahat Tuncel, öncelikle böyle etkinlikleri çok önemsediðini kendilerini diðer milletvekillerinden ayýran temel özelliðin halkla olan baðlarý olduðunu belirterek söze baþladý. Birkaç noktanýn altýný çizdikten sonra konuþmayý halka býrakacaðýný belirten Sebahat Tuncel, son dönem þahsý, milletvekili arkadaþlarý ve partisi nezdinde gerçekleþen linç kampanyasýnýn, kendilerini sistem içerisine çekme, etkisizleþtirme, kendileri gibi milletvekilleri haline getirme politikalarý olduðunu belirterek, kendilerinin bu oyuna gelmeyeceklerini belirtti. DTP’ye dönük saldýrýlara hep birlikte karþý çýkýlmasýnýn önemli olduðunu belirten Tuncel, bugün sosyalist olmanýn koþullarýndan birinin bu olduðunu vurguladý.

Bunun üzerine hem kooperatif, hem de bekar evlerindeki iliþkilerimizi yoðun bir þekilde ziyaret etmeye baþladýk. Hazýrladýðýmýz ilanlarý ve miting bildirilerini çevremize ulaþtýrýrken, bir yandan da Sebahat Tuncel’in katýlýmýyla gerçekleþecek halk toplantýsýnýn ozalitlerini mahalleye yapýþtýrdýk.

Sebahat Tuncel’in konuþmasýnýn ardýndan, söz alan kurum temsilcileri ve Yenibosna emekçileri geliþen sürece dair, iþçi ve emekçilerin sorunlarýna ve Alevi gündemine iliþkin sorularýný ve yorumlarýný ilettiler.

8 Aralýk günü geldiðinde, kooperatifin salonu bir saat öncesinden dolmaya baþladý. Etkinliðin baþlayacaðý saatte bütün sandalyeler dolmuþ, gelenler kapýnýn etrafýnda birikmeye baþlamýþtý. Sebahat Tuncel’in salonda yerini almasýyla divan söz alarak, etkinliði organize eden kurumlar adýna toplantýya katýlan Yenibosna

Sözü alan ESP temsilcisi þu noktalar üzerinde durdu: “Vekiline sahip çýkmak toplumsal mücadelenin büyütülmesinden geçer, biz bu anlamda böyle toplantýlarýn sürdürülmesi ve geliþtirilmesi gerektiðini önemsiyoruz. Bu toplantýlar periyodik olarak toplanmalý ve burada emekçilerin sorunlarý da gündem edilmeli. Bu þekilde geliþecek bir süreç sonucunda, vekillerimize sahip çýkacak ve DTP’nin kapatýlmasýný engelleyecek bir

mücadele yürütebiliriz. Milletvekillerinin de bu anlamda iþçi mücadelesine daha çok eðilmesi gerektiðini düþünüyoruz.” Deðiþik konuþmalarýn ardýndan sözü alan Köz temsilcisi de Sebahat Tuncel’in vurguladýðý noktalarýn bir kez daha altýný çizerek þunlarý söyledi: “Seçimden önce CHP-MHP koalisyonunun Kürt düþmaný bir ittifak olduðu açýktý. Ama AKP konusunda bir netlik yoktu. Seçimden önce AKP’nin de bir saldýrý hükümeti olacaðýný öne çýkararak, bu konuda tek alternatifin Bin Umut Adaylarý olduðunu belirttik. Oylar Bin Umut Adaylarýna þeklinde bir kampanya yürüterek AKP hakkýndaki yanýlsamalarý kýrmaya çalýþtýk. Þimdi daha net olarak AKP’nin bir saldýrý hükümeti olduðu anlaþýldý. Tezkere süreci de, Bin Umut adaylarýnýn tavrýný ortaya koydu. Bugünkü saldýrýlarý da bu sürecin devamý olarak görmek gerekiyor. Bugün DTP’nin kapatýlmasý, diðer partilerin kapatýlmasýndan farklý bir anlam da taþýyor. Bugün milletvekillerine sahip çýkarak, DTP’nin kapatýlmasýna karþý çýkmak daha da önemli bir hal alýyor.” Yenibosna emekçilerinin yoðun soru, eleþtiri ve önerileriyle devam eden konuþmalarda öne çýkan, DTP’nin iþçilerin birliði için gayret gösterip göstermediði, Alevi sorunu ile partinin yönelimi ve AKP içerisindeki 75 milletvekilinin Kürtleri temsil edip edemeyeceði ile ilgili idi. Ýþçilere dönük sorulara, kendilerinin iþçi sýnýfýnýn pek çok sorununda yanlarýnda olduðu, ama kendilerinin bunu dillendirmek ya da yanlarýnda olmak dýþýnda bir þey yapamayacaklarý, aslolanýn emekçilerin kendi haklarý için mücadele ederken uyguladýklarý basýnçla kendilerinin onlarýn yanýnda olmasý olduðunu, bu anlamda Tuzla tershanelerinde yapýlan bir basýn açýklamasýný örnek veren Tuncel, “Mühim olan alandaki iþçilerin mücadelelerin büyütülmesidir.” dedi. 75 milletvekili için de toplantýya katýlan bir emekçinin “onlar kan emicilerdir” sözlerini destekleyerek onlar, asimile deðil, iþbirlikçilerdir, parti baþkanlarýnýn Kürt düþmaný politikalarýný desteklerler, dedi. Çok kiþinin söz almak istemesinin ardýndan divan sözü tekrar Yenibosna emekçilerine verdi. Bu sýrada konuþan bir çok emekçi birleþik mücadelenin ve bu toplantýlarýn devam ettirilmesinin önemi üzerinde durdu. Bir Türk emekçi söz alarak, kendisinin bir Türk olarak Sebahat Tuncel’e oy verdiðini, burada da konuþmasýnýn ardýndan

Divan son olarak, etkinliði organize eden kurumlara bu organizasyon için ve etkinliðe katýlan tüm emekçilere de geldikleri için teþekkür ederek toplantýyý noktaladý. Toplantýnýn ardýndan Yenibosna emekçileri ile fotoðraf çektiren ve onlarýn talepleri ile ilgili konuþan Tuncel, etkinliði organize edenlerle vedalaþarak ayrýldý. Etkinliðin ardýndan bir deðerlendirme toplantýsý düzenlemeyi önümüze koyduk. Bunun için öncelikle Tekstil-Sen’e gittik. Tekstil-Sen organizasyonu kendilerinin gerçekleþtirmediklerini, bu yüzden deðerlendirmeye gelmeyi de anlamlý bulmadýklarýný belirtti. Kendilerinin bu organizasyonun oluþumunda yer almadýklarýný, hatta yer aldýrýlmadýklarýný belirttiler. Son dakikada kendilerine haber verildiðini, bunun yanlýþ olduðunu söylediler. Biz de organizasyonun çok kýsa bir sürede gerçekleþtirildiðini, bu yüzden ortak toplantýlar düzenlenmediðini, ama etkinliðin organize edilen gün olan Çarþamba günü bu organizasyonun kendilerine iletildiðini aktardýk. Bizim de kendilerinin bu organizasyona katkýda bulunmadýklarý için eleþtirdiðimizi ama bunlarý bir deðerlendirme toplantýsýnda konuþmak gerektiðini belirttik. Tekstil-Sen’in yaptýðý bu deðerlendirmenin ve eleþtirmenin kendimiz adýna bir noktasýnýn önemli olduðunu düþünüyoruz. Çok sýnýrlý bir vakitte olsa da, organizasyonu yapan kurumlarla bir araya gelmenin çok üzerinde durmadýk. Bu da diðer kurumlarý bu organizasyonda sorumluluk almalarýnýn önüne geçti. Bu yüzden etkinliði kendilerinin olduðunu hissetmelerinin önüne geçilmiþ oldu. Aslýnda yapýlmasý gereken o kurumlara ne olursa olsun tekrar ulaþýp sorumluluklarýn ortak paylaþýlmasý idi. Bu hem bizim üzerimizdeki yükü azaltmasý, hem de organizasyonda diðer kurumlarýn katýlmasýnýn olanaklarýný artýrmasý açýsýndan önemli. Aslýnda bu koordineli bir þekilde organize ettiðimiz bütün etkinlikler açýsýndan önemli. Nasýl kitle örgütlerinde bir etkinliði organize ederken oradaki herkesin görüþlerini alarak onlarýn da etkinlikte sorumluluk almasýný önemsiyorsak, sonra da etkinliði hep beraber deðerlendiriyorsak, kurumlarla ortaklaþa organize ettiðimiz bu etkinlikte de benzer bir yönelime girmek gerekiyor. Bundan sonra yapacaðýmýz etkinliklerde bu nokta üzerinde daha fazla durarak, bu eksiklikleri aþmak gerekiyor. Yenibosna’dan Komünistler

Bin Umut Milletvekilleri 1 Mayýs Mahallesi’ndeydi Geçtiðimiz dönemde yoðunlaþan faþist saldýrýlar ve akabinde DTP ve DTP’li milletvekillerine yönelik kapatma, dokunulmazlýðýn kaldýrýlmasý vb. saldýrýlarla ilgili olarak 1 Mayýs Mahallesi’nde Ýstanbul milletvekilleri Ufuk Uras ve Sebahat Tuncel’in de katýlýmý ile Köz, Özgür Yurttaþ Hareketi ve SODAP tarafýndan bir forum örgütlendi. Özgür Yaþam Derneði’nde (ÖYDER) 200’den fazla kiþinin katýlýmý ile gerçekleþtirilen forumun açýlýþ konuþmasýnda saldýrýlara karþý birlikte durmanýn önemi vurgulandý ve ayný zamanda oylarýmýzla meclise gönderdiðimiz milletvekillerine yönelik saldýrýlara karþý vekillerimize sahip çýkmak gerektiðinin altý çizildi. Vekillerin konuþmasýnýn ardýndan aralarýnda DTP, SODAP, KöZ, ÖDP temsilcilerinin de bulunduðu yaklaþýk 20 konuþmacý söz alarak saldýrýlara karþý ne yapmak gerektiði üzerine görüþlerini içeren konuþmalar yaptý. Ufuk Uras konuþmasýna baþlamadan önce yolda gelirken kendisine ulaþan bir haberi seçmenleri ile paylaþtý. Tezkerenin ardýndan sýnýr ötesi operasyonun baþladýðýný 1 Mayýs

emekçileri medyadan önce Ufuk Uras’tan haber almýþ oldu. Bu haber salonda öfkeli bir havanýn hakim olmasýna yol açtý. Ayný zamanda emekçiler kendilerini yakýndan ilgilendiren bir geliþmeyi sýcaðý sýcaðýna vekillerin de bulunduðu bir ortamda tartýþma olanaðýna sahip oldular. Ufuk Uras, mecliste tezkere oylanýrken bir tek DTP grubu ile diðer bin umut vekillerinin hayýr oyu kullandýðýný vurgularken Karl Liebknecht’in savaþ kredilerine hayýr oyu verdiðini anýmsatarak mecliste savaþ karþýtý mücadeleyi sürdüreceklerini belirtti. Ufuk Uras’ýn saldýrýlarla ilgili DTP’ye destek mesajlarý da büyük ilgi gördü. Sebahat Tuncel ise mecliste yaþadýklarýný anlatarak bu etkinliðin kendileri için öneminden söz etti ve seçmenlerin kendilerine sahip çýkmasýnýn son derece anlamlý olduðunu ancak sahip çýkmanýn yanýnda vekillerin seçmen tarafýndan desteklenmesinin de çok önemli olduðunu altýný çizdi. Benzer bir vurgu yapan Ufuk Uras da denetlemenin saðlanmasý için Ýstanbul 1. bölgede 6 aylýk deðerlendirme toplantýlarý örgütlemeye çalýþtýklarýný, bu

toplantýlarda 6 aylýk süreçlerde yaptýklarýný anlatacaðýný belirtti. Etkinliði düzenleyen üç siyaset olarak sonrasýnda yaptýðýmýz deðerlendirmede, etkinliðin baþarý ile sonuçlandýðý, önemli bir ilk adým olduðu konusunda mutabýk kaldýk. Her þeyden önemlisi üç siyasetin bir araya gelerek böyle bir etkinliði düzenlemesi önemliydi. Bundan sonrasýnda örgütleyici kurum ve siyaset sayýsýný daha da arttýrarak devam etmek gerektiði sonucuna vardýk. Bu tarz etkinliklerin, vekiller dolayýmý ile bulunduðumuz bölgelerdeki emekçilerin siyasete olan ilgisini arttýrma amacýyla ve devrimcilerin uzun süredir emekçilerle zayýflayan baðlarýný yeniden kurmak amacýyla kullanýlmak için son derece elveriþli olduðunu somut bir biçimde görmüþ olduk. Sonrasýnda 9 Aralýk’ta olmasý planlanan ancak devletin engelleri sonucunda sonradan gerçekleþtirilemeyen mitinge hazýrlýk amacýyla bu etkinliði kullanmaya karar verdik ve vekillerin konuþmalarýndan alýntýlarýn bulunduðu, etkinliðin amacýnýn ve seyrinin anlatýldýðý ve arka sayfasýnda da Bin Umut Vekilleri ile düzen partilerinin

vekilleri arasýndaki farklarý anlattýðýmýz bir bölümün olduðu, ayný zamanda 9 Aralýk mitingine çaðrý yapan bir bildiri hazýrlayarak etkinliðe katýlan katýlmayan tüm emekçilere ulaþtýrmaya çalýþtýk. Etkinlik böylece sadece katýlan emekçilerin deðil, öncesinde yapýlan hazýrlýk çalýþmalarý ve sonrasýndaki propaganda çalýþmalarý ile daha geniþ bir kesimin gündemine sokulmuþ oldu. Bundan sonraki vekillerle seçmenleri buluþturan etkinliði daha geniþ bir salonda, daha katýlýmlý bir þekilde örgütleme kararý aldýk. 1 Mayýs Mahallesi’nden Komünistler

Köz Söyleþisi Yaptýk

Sohbete toplam otuz beþ kiþinin katýlýmý saðlanmýþtý. Sohbete DTP’nin dýþýnda EHP’li arkadaþlar da katýlarak destek verdiler. Sohbette KöZ adýna konuþan arkadaþ, gazetemizin saldýrýlara yönelik hazýrladýðý özel sayý çerçevesinde bir konuþma yaptý. Saldýrýlarýn toplumdaki tüm emekçi ve sol örgütlenmelere olduðunu belirten arkadaþ, faþist saldýrýlar karþýsýnda felaket tellallýðý yapmak yahut liberallerin desteðini almaya çalýþmak yerine varoþlarda bu saldýrýlarý püskürtmek için bir dayanýþma hattýný örmesi gerektiðini belirtti. Emekçilerin faþistlere karþý mücadeleyi kahramanlarýn iþi olarak deðil, kendi iþleri olarak görmesi, bizzat sorumluluk almasý gerektiðini ifade eden arkadaþ sözlerini þöyle noktaladý: “Varoþlardaki emekçiler kendiliðinden bir araya gelip faþist saldýrýlarý püskürtemezler. Bunun için varoþlardaki devrimcileri, Kürtlerin, kitle örgtülerini, yöre derneklerini bir araya getiren toplantýlar düzenlemeleri, devrimci dayanýþmayý örmeleri gerekir. Biz de KöZ olarak dayanýþma için saldýrýlarý bekleme, varoþlarda birleþ alanlarda devleþ derken tam da bu gerekliliðe iþaret ediyoruz.” DTP’li yöneticiler ise bu saldýrýlar karþýsýnda asýl Türkiyeli sosyalistlerin üzerlerine görevler düþtüðünü, son yýllarda sahte bir anti emperyalizm, anti-Amerikancýlýk yapýldýðý bunun Kürt düþmanlýðý temelinde yapýldýðýný aslýnda þoven milliyetçi kesimlerin ABD ile bir sorunu olmadýðýný, asýl dertlerinin Güney Kürdistan’daki kazanýmlar ve Kürt özgürlük hareketine yönelik bir düþmanlýk olduðunu ifade etti. Sohbete katýlan emekçi arkadaþlarda bu saldýrýlarda iþimizi zorlaþtýran þeyin Hrant Dink’in cenazesinde yer alan bir kýsým kitlenin þimdi faþistlerin öncülüðündeki yürüyüþlerde, saldýrýlarda yer aldýklarýný görüyoruz dedi. EHP’liler de devrimci dayanýþmanýn gereðinden bahsetti. Tüm bu saptamalardan sonra konuþmalar tekrar faþist saldýrýlarýn nerelerde ve hangi zeminde yürütülecek bir mücadeleyle püskürtülebileceði üzerinde yoðunlaþtý. Taksim’de yapýlan basýn açýklamalarýnýn, keza saldýrýlarý protesto etmek amacýyla düzenlenecek merkezi mitinglerin elbette faþist saldýrýlar karþýsýnda sembolik bir anlam taþýdýðýný ama bu saldýrýlarýn esas olarak saldýrýlarýn gerçekleþtiði ve hedef tahtasýna oturttuðu zeminde yani varoþlarda püskürtebileceðine iliþkin görüþlerimizi, örneklerle zenginleþtirerek tekrar ettik. Yaklaþýk iki saat süren sohbet tüm katýlýmcýlarýn yaptýðý 3 Kasým mitingine çaðrýyla son buldu. Varoþlarda Birleþelim Faþist Saldýrlarý Püskürtelim Yenibosna’dan Komünistler

KK39  

Baþarýlý Bir Savunma Ýçin Varoþlar AY L I K K O M Ü N Ý S T G A Z E T E F Ý YAT I : 1 T L ( K D V D A H Ý L ) S A Y I : 4 OCAK 2008 dönemde...