Issuu on Google+

Ocak 2010

-

Fiyatý: 1 TL

Kamu Emekçilerinin 25 Kasým Grevi Yol Gösteriyor!

Nasýl Kazanacaðýz? sayfa 2

TEKEL

TEKEL Direniþini Direniþini Genelleþtirelim! Genelleþtirelim!

Kürt Halký Kendine Vurulan Kelepçeyi Parçalayacaktýr! sayfa 3

Özelleþtirme ve 4-C sayfa 5

“Ýstanbul Yanarsa Kim Söndürecek?” sayfa 6

Maraþ Katliamý sayfa 11

KÜLTÜR-S SANAT Zeki Ökten’i Saygýyla Anýyoruz sayfa 14

Ýran’da Ýslami Rejimin Sonu Yaklaþýyor! sayfa 13

TEKEL DÝRENÝÞÝNÝN DERSLERÝ Tekel iþçilerinin Ankara'daki mücadelesi bir kez daha özelleþtirmenin anlamýný ortaya koydu. Emekçi halktan alýnanlarla inþa edilen KÝT'ler yerli ve yabancý sermayeye peþkeþ çekilirken iþçi sýnýfýnýn örgütlülüðü kýrýlacak ve kazanýmlarý yok edilecek; yani iþçiler, sendikasýz, düþük ücretlerle, iþ güvencesi olmadan sermaye tarafýndan acýmasýzca sömürülecekler. Özelleþtirme saldýrýsý esasýnda daha

genel bir planýn önemli bir parçasý durumunda. Sermayenin planýn tarihsel amacý, Türkiye'yi yerli ve yabancý kapitalistler için ucuz ve tabi ki örgütsüz emek pazarý haline çevirmektir. Bunun yöntemi kah sözleþmeli çalýþma olur, kah 4-C olur. On binlerce kiþi 4-C kapsamýnda çalýþýrken, yüz binlerce kamu çalýþaný sözleþmeli statüde iþ güvencesinden uzakta ömür tüketmektedir. Sayfa 8-9


2

Ýþçinin Yolu

YENÝ HAYAT YENÝ HAYAT

Domuz Gribinin Yansýttýðý Türkiye Gerçeði

NASIL KAZANACAÐIZ! Son dönemde artan emekçi direniþleri; 25 Kasým grevi, ardýndan açýlan soruþturmalara karþý demiryolu çalýþanlarýnýn dayanýþma grevi ve eylemleri, itfaiye iþçilerinin direniþi ve Tekel iþçilerinin mücadelesi toplumsal muhalefetin havasýný deðiþtirdi. Yükseltilen mücadeleler Ankara, Ýstanbul baþta olmak üzere tüm ülkede emek cephesini canlandýrdý. Ortaya çýkan enerjiyi daha ileri taþýmak, emekçilere yönelik saldýrýlara dur demek için emekçilerin birleþik mücadele cephesini örmeliyiz. Emek düþmaný politikalarýn baskýsý altýnda yüzbinlerce emekçi ezilmekte. Elektriðe, doðalgaza, ulaþýma, benzine yapýlan zamlarla yoksul halk inim inim inletiliyor; kar hýrsýyla gerekli önlemleri almadan çalýþan maden ve limanlarda iþçi kardeþlerimiz iþ kazalarýnda öldürülüyor; haklarý için mücadele eden emeklilerin sendikalarý kapatýlýyor; itfaiyecilere, demiryolculara ve Tekel iþçilerine polis pervasýzca tazyikli suyuyla, gazýyla, copuyla saldýrýyor. AKP pervasýzca saldýrýyor; çünkü emekçilerin gücünden korkuyor! Çünkü kendi sonunu hazýrlayabilecek gerçek gücün emekçilerin mücadelesi, onlarýn birliði olduðunu iyi biliyor! Çünkü egemenlerin toplumu Alevi-Sünni, laik-þeriatçý þeklinde bölerek iktidarlarýný güvence altýna almasýnýn önüne geçip emekçileri tek safta toplayabilecek gücün onlar olduðunu görüyor! Çünkü toplumda asýl olmasý gereken bölünme olan sömürücülere karþý emekçiler hattýný örebilecek tek gücün emekçilerin birlikte mücadeleyi yükseltmeleri olduðunun farkýnda! AKP'nin ve taþeronu olduðu patronlarýn kâbuslarýný gerçeðe çevirelim! Biz emekçilerin kaderi ortak! Dertlerimiz, yaþadýklarýmýz ortak olduðu gibi sorunlarýmýzýn çözümü de ortak: birlikte mücadele etmek! Tükürsek onlarý boðacak güçteyiz, yeter ki uygulanan politikalarla maðdur edilen bizler mücadele etme kararlýlýðýyla birleþelim. Kararlýlýk ve güçlü bir iradeyle hareket ettiðimizde önümüzde hiçbir güç duramaz. Þeker fabrikalarýnda, Tekel'de, belediyelerde yükseltilen mücadelelerin zamlar karþýsýnda ezilen yoksul halkýn da, mücadele ettiði için açýða alýnan kamu emekçisinin de, bundan sonra özelleþtirme saldýrýsýyla ayný konuma düþürülecek olan iþçinin de sesi, mücadelesi, masaya vuran yumruðu ve hepsini birleþtiren bir direniþ odaðý olmasýný saðlamalýyýz. Tekel iþçilerinin, itfaiyecilerin direniþlerine destek vererek, onlarý güçlendirerek emekçilerin AKP ile hesaplaþmasý ve emek düþmaný politikalarýn defterinin dürülmesi için bu mücadeleleri emekçilerin direniþ odaðýna çevirmeliyiz. Direniþteki emekçilerin kararlýlýklarýný sonuca taþýmalarý lazým. Bu da ancak gücümüzü göstererek olur; diþ göstererek olur. Nasýl mý diþ göstereceðiz? Büyüklüðümüzle, kitleselliðimizle, kararlýlýðýmýzla, eylemlerimizle… Egemenlerin emekçi düþmaný politikalarda iddialý olduðu kadar kazanmak için biz de iddialý olmak zorundayýz, eylemliliðimiz de o kadar iddialý olmak zorunda. Ancak kararlýlýðýmýzý ortaya koyabilecek nitelikte, sonuç alýcý eylemler sonuna kadar gideceðimizi gösterip hem bütün emekçilerin destek vereceði bir direniþ odaðý olmamýzý saðlayacak hem de AKP'yi zorlayacaktýr!

Ancak birlikte mücadele edersek kazanýrýz!

Yaklaþýk bir yýldýr dünyayý saran domuz gribi, ilk defa Ekim sonu gibi geç bir tarihte ölümlü vakalarla sonuçlandýysa da Türkiye'de dünya sýralamalarýna girecek kadar çok sayýda insanýn ölümüne yol açmýþtýr. Bir yanda yetersiz bakým ve önlemler diðer yanda da hastalýktan korunma tedbirleri(aþý) konusundaki belirsizlik tablonun daha da kötüleþeceðini göstermektedir. Domuz gribi virüsü Türkiye gerçeðini, bu konuda da Türkiye kapitalizminin tökezlemesiyle bir kez daha gözler önüne sermektedir. Ýlk ölümlerin temmuz ayýnda baþladýðý Avrupa'da bugüne kadar 1470 kiþi domuz gribi nedeniyle hayatýný kaybetmiþken ölümlü vakalarla 24 Ekim'de karþýlaþan Türkiye ise 415 ölümle domuz gribi ölümlerinde Avrupa birincisi olmuþtur. Virüsün ortaya çýktýðý Meksika'nýn komþusu, 300 milyonluk ABD'de 2 bin 661 kiþi ölürken, onu ölümlerde takip eden Brezilya, Meksika, Hindistan ve Arjantin'in ardýndan Türkiye, dünya genelinde en çok ölüm vakasýnýn görüldüðü 6'ncý ülke konumunda. Üstelik dünya genelinde ölüm hýzý yavaþlarken Dünya Saðlýk Örgütü(WHO) Türkiye'nin de aralarýnda bulunduðu bazý ülkelerde virüsün yayýlma hýzýnda en kötü noktanýn henüz görülmediðini düþünüyor. Dünyayý etkileyen böyle bir salgýn hastalýk karþýsýnda alýnan tedbirler, insanlarý dýþarý çýkmayýn, tokalaþmayýn diye uyarmanýn ve de medya önünde ben aþý olurumolmam kavgalarý yürütmenin ötesine geçmemiþtir. Domuz gribiyle mücadele konusunda alýnan yetersiz tedbirler bir yana toplumu bir belirsizlik ve korunma tedbirlerine karþý güvensizlik ortamý sarmýþtýr. Doðumuna az kalmýþ hamile kadýnlarýn, gencecik insanlarýn ölümüne yol açan hastalýk karþýsýnda ise meselenin insan saðlýðý ve hayatý deðil, ekonomik ve siyasal rant olduðu bir kez daha gözükmüþtür. Bir dizi patron aþýlamadan, temizlik maddelerinden, ilaçlardan vb. ne kadar kar edeceklerini hesaplarken, hükümet ise baþarýsýzlýðýný gizlemek, seçim dönemi öncesi kötü bir imaj çizmemek için bir ara ölenlerin sayýlarýnýn açýklanmasýný yasaklamayý denemiþtir. Kýþýn giderek sertleþeceði önümüzdeki günlerde daha çok sayýda ölüme tanýklýk edeceðimiz açýktýr. Tüm bu deneyimler göstermektedir ki, dünyanýn en tehlikeli, en acýmasýz ve en ölümcül salgýný kapitalizmdir. Patronlar sýnýfý karlarýna kar katmak için hiçbir fýrsatý boþ geçmez, hatta bu fýrsat bir hastalýk ve o hastalýkla gelen binlerce ölüm olsa bile! Onlarýn basiretsizliði, çözümsüzlüðü nedeniyle emekçiler, yoksullar ölür, bunun da sorumlusu domuz gribi olur. Ve bu çeliþkiler yýllardýr insanlýða tarihin en büyük ikilemini dayatmaktadýr: Ya Barbarlýk, Ya Sosyalizm!


Ýþçinin Yolu

3

Emekçilerin Yýlbaþý Piyangosuna Zam Vurdu! Ýktidara geldiði günden bu yana Türkiye'yi emekçiler açýsýndan bir cehenneme dönüþtüren AKP iktidarý yýlýn son saatlerini de boþ geçirmedi ve emekçilerin belini bükecek yeni zamlarý ilan etti. AKP iktidarý zamlara gelecek tepkilerden çekinmiþ olacak ki, yýlýn son saniyesine kadar beklemeyi tercih etti. Emekçi sýnýflar son dönemde zamlarla yaþamayý adeta içkinleþtirdi. Emekçilerin maaþlarý gýdým gýdým artýrýlýrken, zamlar sýnýr tanýmadý. Yeni zam dalgasý da 2010 yýlýnýn emekçiler açýsýndan zor geçeceðinin habercisidir. Bu zamlar bizleri çok þaþýrttý denemez. Nitekim Maliye Bakaný Mehmet Þimþek 2010 yýlý bütçesini açýklarken sigara, akaryakýt ve alkol gibi ürünlerdeki vergilerin artýrýlacaðýnýn "müjdesi"ni vermiþti. Yeni zam dalgasýnda en önemli artýþ beklenildiði gibi akaryakýt ve yol ücretlerinde yaþandý. Akaryakýta yapýlan zam oranlarý yüzde 6.34 ile yüzde 6.77 arasýnda deðiþim gösterdi. Kurþunsuz benzine uygulanan ÖTV 1.69 TL'den 1.89 TL'ye çýkartýlýrken, ÖTV artýþý yüzde 11.82 oldu. Bu zamla birlikte kurþunsuz benzinin litre fiyatý 3.40 TL'den 3.63 TL'ye fýrladý. Akaryakýta yapýlan zamlardan en çok etkilenen kesimlerin baþýnda çiftçiler gelmekte. Kýrsal motorinin litresi zamlarla birlikte 2.70 TL'den 2.88 TL'ye çýkartýldý. Akaryakýt zamlarýnýn yanýnda

ulaþýmýn diðer alanlarýnda da zamlar yapýldý. Karayollarý Genel Müdürlüðü, otoyol ve köprü geçiþ ücretlerine yeni yýlla birlikte yüzde 13.91 artýþ yapýldýðýný duyurdu. Böylece otoyollarda otomobil için en yakýn mesafe ücreti 1.25 TL'den 1.50 TL'ye, en uzak mesafe ücreti ise 11.50 TL'den 13.25 TL'ye çýkarýldý. Boðaz köprülerinde de geçiþ ücretinde otomobiller için uygulanan 3.25 TL, 3.75 TL'ye yükseltildi. Ayrýca, damga vergisine yüzde 10, motorlu taþýt vergisine yüzde 3.3 zam geldi. AKP iktidarý, elektriði de boþ geçmedi. Elektriðe 1 Ocak 2010 tarihinden itibaren yüzde 1.32 oranýnda zam geldi. Son iki yýllýk dönemde elektriðe yapýlan zam oraný, son zamlarla birlikte yüzde 65'i buluyor. Hükümetin cebine uzanmayý ihmal etmediði bir baþka kesimde sigara ve alkol tiryakileri. Nitekim son dalganýn zam þampiyonu alkollü içkiler ve sigara oldu. Alkollü içkilerde yüzde 10 ile 37.5 arasýnda deðiþen bir zam uygulandý. Sigaralar ise bundan sonra el yakacaða benziyor. Ucuz sigaralar

da ÖTV 2.05 TL'den 2.65'e yükseltilirken, artýþ oraný yüzde 24.39 oldu. Zamlar sonrasýnda en ucuz sigaranýn fiyatý 3.5 TL'den 4.25 TL'ye yükseldi. Pahalý sigaranýn fiyatý ise 5.75 TL'den 7.00 TL'ye yükseldi. Yeni yýlýn en büyük müjdesi ise doðalgaza zam yapýlmamasý oldu. Enerji Bakaný Taner Yýldýz doðal gaza Ocak ayýnda zam yapýlmayacaðýný belirterek emekçileri rahatlatýrken, hemen arkasýndan doðalgaza Þubat ve Mart ayýnda yüzde 20'yi bulacak zamlarýn sinyalini verdi. Bunun anlamýný ise hepimiz biliyoruz: Kýþ aylarý emekçiler açýsýndan çok daha soðuk geçecek. Sermaye iktidarý AKP emekçilerin sýrtýndan oluþturduðu bütçenin aslan payýný patronlara ayýrýrken, oluþan açýklarý yine emekçinin sýrtýndan kapatmayý geleneksel hale getirdi. Emekçi sýnýflar önümüzdeki dönemde çok daha zor þartlar altýnda, kendilerine verilen üç kuruþ zamlarla, artan hayat pahalýlýðýyla baþ etmek zorundalar. Bu cendereden çýkýþýn yolunu ise yine emekçiler açacak, sokaklar emekçilerin sesleriyle inlediði takdirde bu saldýrýlar durdurulacak.

Kürt Halký Kendine Vurulan Kelepçeyi Parçalayacaktýr! Açýlýmýn geri plana itilmesiyle baþlayan sokak çatýþmalarý ve yaþanan faþist saldýrýlarýn ortasýnda DTP'nin kapatýlmasý birkaç gün içerisinde gerçekleþtirildi, iki yýldýr Anayasa Mahkemesi'nin önünde duran dava dosyasý bu hengâmenin içerisinde sonuçlandýrýldý. Kürt sorununun çözülmesini kendi sýnýfsal çýkarlarý için büyük tehdit gören ve süreci baltalamak için pusuda bekleyen gerici güçler, Kandil'den gelen 8 PKK'linin karþýlanmasýna yansýyan Kürt halkýnýn zafer havasý karþýsýnda geçmiþte de yaptýklarý gibi provokasyonlar, linç giriþimlerinin örgütlenmesi için düðmeye basmýþlardý. Süreç boyunca aracýlarý MHP-CHP üzerinden toplum nezdinde þovenist histeri yaratýp halklar arasýnda boðazlaþmanýn yolunu döþemek isteyen bu güçler, Kürt halkýnýn sevinç gösterilerini þoven canavarý hortlatmak için kullanarak Ýzmir'de, Çanakkale'de, Balýkesir'de, Ýstanbul'da, Muþ'ta Kürtlere ve DTP'ye yönelik provokasyonlar ile Konya, Ýstanbul ve daha birçok yerde DTP binalarýna saldýrýlar örgütlediler. Açýlým sürecinin yürütücüsü AKP, þoven güçlerin toplumda yarattýðý kýþkýrtmalarýn kendi alanýný zayýflatmasý, oy kaybý gibi endiþeler ile Kürt halkýný kontrol altýnda tutma konusundaki kaygýlarýn basýncýyla geri basmýþtýr. AKP, bir yandan da sürecin týkanmasýndan DTP'yi sorumlu tutarak hem üzerindeki yükü atýp hem de DTP'yi köþeye sýkýþtýrmaya çalýþtý. Direksiyonu kýran AKP, bu süreci Kürt hareketini sindirmek ve istediði noktada hizaya sokmak için kullanmak peþindeydi. Statükocu güçler, Kürt sorununa yönelik bir çözüm sürecinin önünü kesmek için hazýrda beklemektedir. Ancak çözüm yanlýsý gözüken AKP ve arkasýndaki liberal sermaye de Kürt halkýnýn bir zafer havasýnda örgütlediði coþkulu bir halk hareketi karþýsýnda korkuya kapýlarak ve onlarý kendi istediði çizgiye zorlamak için aba altýndan sopa göstererek bu sürecin bir taþýyýcýsý olmuþtur. DTP'nin kapatýlmasýnýn, Ahmet Türk ve Aysel Tuðluk'un milletvekilliklerinin düþürülmesinin ve toplam 37 kiþinin 5 yýl boyunca siyasi yasaklý hale getirilmesinin ardýndan Kürt hareketine yönelik baskýlar yeni kurulan Barýþ ve Demokrasi Partisi(BDP) üzerinden de sürmektedir. Barýþ ve Demokrasi Partisi üyelerine, yöneticilerine ve belediye baþkanlarýna yönelik operasyonlarla baþlayan süreç, milletvekillerinin zorla ifade vermeye götürülmeye çalýþýlmasýyla týrmanmaya devam ediyor. Son olarak 2009'un son günlerinde, 26 Aralýk'ta BDP'ye yapýlan operasyonlarda aralarýnda sivil toplum örgütü temsilcilerinin, BDP yöneticilerinin ve belediye baþkanlarýnýn da olduðu 80 kiþi tutuklandý.

Kelepçelenerek tek sýra halinde dizilen tutuklular adeta egemenlerin geçmiþinde Kürt halkýna uyguladýðý baskýnýn ve saldýrgan politikalarýn bugüne uzanan açýk bir portresi gibiydi. Öte yandan geçtiðimiz yýldan beri sýkça konuþulan bir konu olan DTP'li milletvekillerinin zorla ifadeye götürülmeleri konusu da yeniden gündeme geldi. Burjuva siyasi partilerin milletvekillerinin yüzlerce yolsuzluk dosyasýnýn dokunulmazlýk zýrhý nedeniyle tozlanmaya býrakýldýðý bir ortamda, Kürt milletvekillerinin dokunulmazlýklarý olmasýna raðmen ifade vermeye zorlanmalarý, polisle zoruyla götürme tehditleriyle baþ baþa býrakýlmasý düzenin gerçek yüzünü gözler önüne sermektedir. Polisler nerdeyse BDP Genel Merkezinde yatar kalkar hale gelmiþ, Kürt milletvekilleri hakkýnda görüldükleri yerde yakalanma emri çýkartýlmýþtýr. Polis zoruyla ifadeye getirilmeleri istenen milletvekilleri içerisinde siyasi yasak getirilen Ahmet Türk, Aysel Tuðluk yanýnda dört milletvekilinin de ismi geçiyor. BDP'ye yönelik baþlatýlan bu baský dalgasý Kürt bölgelerinde yoðun bir eylemlilikle karþýlandý. Kürt halký düzenin baskýlarýna geçit vermeyeceðini yine alanlara çýkarak gösterdi. Dikkat çekici olansa demokrasi söylemlerini dilinden düþürmeyen sermaye düzeninin temsilcilerinin Kürt çocuklarýna yine ceza yaðdýrmasý oldu. Þýrnak'ýn Beytüþþebap ilçesindeki eylemlere katýldýðý gerekçesiyle 5 çocuða 305 yýla kadar hapis cezasý istendi. Kürt çocuklarýna yeni yýl hediyesi olarak yeniden F tipi cezaevi yollarý göründü. Türkiye kapitalizminin güçlenmesi ve böylece bölgede daha rahat at koþturmasý ve daha büyük rollere talip olmasý için, kýsacasý kendi sýnýfsal çýkarlarý için Kürt sorununun kendi çizdiði sýnýrlar içerisinde çözümünü isteyen liberal sermaye ve AKP, Kürt halkýnýn ayaða kalkýþý karþýsýnda sürecin kontrolünü ellerinden kaçýrmamak için geçmiþte olduðu gibi bugün de baskýyý, þiddeti, asimilasyonu uygulamaktan geri durmayacaktýr. Bugüne kadar Kürt halkýnýn kendisini ifade etmesinin koþullarý nasýl þiddetle bastýrýldýysa, nasýl ki geçmiþte Kürt halkýnýn temsilcileri meclisten polis zoruyla çýkarýldýlarsa, gerekirse AKP ve liberal sermaye de aba altýndan gösterdiði sopayý Kürt halkýnýn kafasýna indirmekten çekinmeyecektir. Bugün, liberal sermayenin ve iktidarý AKP'nin açýlým adý altýnda attýðý adýmlar, Kürt halkýna birtakým haklar saðlýyorsa, burjuva düzen Kürt halkýna birtakým haklarý vermek durumunda kalýyorsa, þu unutulmamalýdýr ki, bu sadece ve sadece Kürt halkýnýn büyük bedeller ödeyerek sürdürdüðü mücadelesinin bir sonucudur. Tutarlý bir enternasyonalizm, ancak Kürt halkýnýn taleplerine destek olarak, Kürt halkýna ve siyasal temsilcilerine yönelik saldýrýlara karþý durarak bir somutluða kavuþacaktýr. Bu nedenle, daha önce de olduðu gibi DTP'nin kapatýlmasý sonrasýnda, BDP sürecinde de baskýlara karþý Kürt halkýnýn yanýnda yer almak, yükseltilen þovenizme birlikte göðüs germek kaçýnýlmaz devrimci bir görevdir.


4

Ýþçinin Yolu

Isci Universitesi

HALKLARIN KARDEÞLÝÐÝ ÝÞÇÝLERÝN BÝRLÝÐÝYLE MÜMKÜN!

Antonio G ramsci "Herkes, kendi tarzýnda ve bilinçsiz olsa da bir filozoftur." Gramsci, bir halk kitlesinin þimdiki dünya hakkýnda tutarlý düþünebilmesini, bir felsefe 'dehasý'nýn gerçeði keþfetmesinden daha önemli bir felsefi olay olarak görür. Ýþte kitlelerde filiz veren bu bilincin eyleme geçmesini saðlayacak aktif bir irade gerekir. Bu da devrimci partidir. Lenin'den sonra devrimci parti teorisine en büyük katkýlarý yapmýþ Marksist denebilir Gramsci için. Antonio Gramsci, 1891 yýlýnda, Ýtalya'nýn geri kalmýþ, yoksul bir adasý olan Sardunya'da doðdu. Bazen çalýþmak zorunda kalsa da okulunu sürdürdü ve Torino Üniversitesi'ne girdi. Torino, Ýtalya'nýn o zamanki en büyük sanayi kentiydi. Yoðun bir iþçi nüfusu kentin politik atmosferini canlandýrýyordu. Daha Torino'ya gelmeden devrimci fikirlerle tanýþan Gramsci için Torino kenti, iþçi sýnýfýný tanýma ve kendi entelektüel geliþimini tamamlama olanaklarýný sundu. Ýtalya Sosyalist Partisi (ÝSP)'ne girerek devrimci faaliyete aktif bir þekilde katýldý. Gramsci'nin gençlik yýllarý, dünyanýn rotasýnýn emperyalist savaþlarla çizildiði yýllardý. 1. Dünya Savaþý pek çok þeyi deðiþtirdi. Güney Ýtalya'nýn yoksul köylüleri savaþa sürüldü, Kuzey'de fabrikalar savaþ için üretim yapmaya baþladýlar, savaþ sanayinde çalýþanlarýn sayýsý hýzla yükseldi, gýda kýsýntýlarý ve yüksek fiyatlar olaðan hale gelmeye baþladý, savaþta ölenlerin sayýsý yarým milyona geliyordu. Ýþte bütün bu aðýr savaþ ve sömürü koþullarý yetmezmiþ gibi gýda kýtlýðý, Ýtalya'da sýnýf çatýþmalarýný canlandýrdý. 1917'den itibaren kýsmi grevler dalga dalga yayýldý. Ayný yýlýn sonlarýna doðru Rusya'yý ve dünyayý sallayan Ekim Devrimi, Ýtalya'da açýlan yeni bir dönemin yangýnýný körükledi. Savaþ döneminde Gramsci büyük bir dönüþüm yaþadý. ÝSP'nin büyük çoðunluðu emperyalist savaþ karþýsýnda yurtsever ya da pasifist tavýr takýnmýþtý. Ancak Gramsci çok geçmeden devrimci Marksist bir çizgiyi benimsedi. Savaþ yýllarý hem Ýtalya'yý hem Gramsci'yi kökten sallamýþtý. Savaþtan dönen silahlý, genç, yoksul köylüler toprak iþgalleri yapýyorlardý artýk. Ýtalya'nýn kuzeyi ise Rusya'nýn iþçi sovyetlerinden ilham almýþ, kendi "iþçi konseyleri"ni oluþturuyordu. Ekim Devrimi'ni selamlayan Gramsci, devrimden çýkardýðý ilk ders, iþçi sovyetleri deneyiminin Ýtalya'da da uygulanabilir olduðuydu. Gramsci'yi tanýmanýn ve deðerlendirmenin ön koþulu, onun iþçi konseyleri deneyimine bakýþýný anlamaktan geçiyor. Bu deneyim konusundaki ýsrarcýlýðý, kitlelerin yaratýcý eylemine olan inancý ve insanlýðýn kurtuluþuna giden yolda proletarya diktatörlüðünü zaruri olarak görmesi; iþte bunlar Gramsci'yi Gramsci yaptý. Ýtalya'nýn fabrika konseyleri deneyimi dar bir bölgede etkili oldu, yayýlamadý. O zamanki ÝSP'nin reformist önderliði sendikalarý kontrol altýnda tutuyordu ve iþçilerin tabandan yarattýðý devrimci radikalizmi baltalamak için ellerinden geleni yaptýlar. Sonuç, Ýtalya iþçi konseylerinin yenilgisi ve faþizmin yükseliþi oldu. Ýþçi hareketinin basýncýndan korkan burjuvazi, bir avuç faþist insan tozunun güçlenmesinin ve iktidara yerleþmesinin yolunu açtý. Ayný yenilgi, Gramsci'nin de içinde yer aldýðý ÝSP'nin devrimci kanadýnýn, Ýtalya Komünist Partisini (ÝKP) kurma sürecini hýzlandýrdý. Faþist baský ve terör koþullarýnda yýlmadan, disiplinle, özveriyle çalýþtý Gramsci ve ÝKP. 1923'ten sonra, ÝKP'nin pek çok merkez komite üyesi tutuklanýnca, Gramsci partinin baþýna geçti. Partiyi faþist baský koþullarýnda merkezi ve illegal bir yapýya kavuþturmak için çabaladý. 1926'da Mussolini'nin vurduðu darbeyle Gramsci ve yoldaþlarý tutuklandý. Gramsci, 20 yýla mahkûm edildi. Faþizmin hapishanelerinde ömrünün son 11 senesini geçiren Gramsci 1937'de öldü. Ölene kadar geçen sürede yazarak, üreterek, hatalarýn derslerini çýkarmaya çalýþarak sürdürdü mücadelesini. Faþizm, devrimci parti teorisi, iþçi iktidarý için mücadelenin taktik ve stratejileri, üst-yapý kurumlarý ve bunlarýn birbirleri ile iliþkisi, aydýnlarýn iþlevi gibi sorunlarda derin bir yazýn býraktý. Hapishane koþullarý, kaynak sýkýntýsý, mahrumiyet, faþist sansür gibi etkenler yazdýklarýnýn anlaþýlmaz ve karmaþýk olmasýna neden oldu. Ayrýca, 1930'lardan sonra Stalin'e ve kendi partisinin gidiþatýna yönelttiði eleþtiriler, Gramsci'nin Hapishane Defterleri'ni açýða çýkaran Stalinist ÝKP önderleri tarafýndan defterler üzerinde ikinci bir sansürün uygulanmasýna neden oldu. 2. Dünya Savaþý'ndan sonra, Gramsci'nin arkasýnda býraktýðý yazýnýn "karmaþýklýðýndan" faydalanan pek çok reformist kendine Kabe olarak Gramsci'yi seçti. Oysa Gramsci'nin bütün eserlerinin arka planýnda, tartýþmayý dahi gerekli görmediði devrimci ayaklanma, kitlelerin kendi eylemine güven, proletarya diktatörlüðünün zarureti ve reformizmden tam kopuþ vardýr. Gramsci hapishanedeki yazýlarýnda Avrupa'da devrimlerin neden yenildiðinin cevabýný arar ve çözümler üretmeye çalýþýr. Doðu-Batý ayrýmý, sivil toplum-devlet iliþkisi, hegemonya kavramýnýn çok çeþitli þekillerde analizi, mevzi ve manevra savaþý onun bu arayýþýndaki temel uðraklardýr. Gramsci, Marksist teorinin geliþmesine, yeni sorularla ve cevaplarla katkýlarda bulunmuþ, büyük bir iþçi sýnýfý önderidir.

Türkiye'de son döneme damgasýný vuran Kürt açýlýmý süreci sancýlý geçiyor. Açýlým süreciyle Kürt halkýnýn sorunlarý, bu sorunlarýn niteliði, Kürt sorunun tarihi ve çözüm önerileri ortaya seriliyor. Daha birkaç on yýl önce o malum kelimeyi, yani "Kürt" kelimesini aðza almak dahi sorunluyken, þimdilerde belirli ölçülerde sorun tartýþmaya açýlmýþ durumda. Bu olumlu bir þeydir. Þunu da hatýrlatalým: söz konusu açýlýmýn yürütücüsü AKP hükümeti veya sürece dair söz söyleyenler bunu kabul etsin etmesin, gelinen aþama Kürt halkýnýn verdiði mücadelenin ürünüdür. Peki biz "yaþasýn halklarýn kardeþliði!" sloganýný haykýranlar, halklarýn eþit ve özgürce kardeþliði temelinde bir dünyayý arzulayanlar; böyle bir dünyanýn kurulmasý için mücadele verenler nasýl algýlýyoruz bütün bu olanlarý? Kürt ve Türk halkýnýn kardeþliði, yaþanan onca acýlardan sonra mümkün mü? Nasýl birlik ve kardeþlik tohumlarý atýlacak topraða? Sorular çok… Açýlým süreci her ne kadar "barýþý" ve "kardeþliði" vaat etse de can yakýyor. Sokaklar her an kaynayan kazana dönmeye meyilli. Kürt halký ne zaman haklarýný haykýrsa karþýsýnda þiddet buluyor hala. Kan dökülüyor. Kürt halkýnýn mücadelesine ve kazanýmlarýna tahammülü olmayanlar faþizmin kanlý elbisesini sýrtlarýna geçiriyor. Faþist zorbalar Kent A.Þ iþçilerine saldýrýyor. Milliyetçi, yurtsever ve þoven duygular kýþkýrtýlýyor. Düþmanlýk zehri en ücra köþelere yayýlýyor. Tablo bütün olumsuzluklarýyla önümüzde; ancak karamsar olmaya lüzum yok. Çünkü birileri "açýlým" adýyla kendi çýkarlarý peþinde koþarken, birileri de gerçek kardeþleþmeyi saðlýyor. Tekel iþçilerinden bahsediyoruz. Diyarbakýr'dan, Ýzmir'den, Samsun'dan, Bitlis'ten, Muþ'tan, Trabzon'dan, Adýyaman'dan vs. gelen Türk, Kürt, Laz, Çerkez iþçiler… Birlikte direniyorlar. Karþýlarýna biri çýkýp da milliyetçi zehirler saçmaya çalýþýrsa "yaþasýn halklarýn kardeþliði!" cevabýný yapýþtýrýyorlar. Ýzmirli iþçi Diyarbakýrlý kardeþine, "Ýzmir'de DTP'ye saldýranlar faþisttir" diyor. Sermaye Kürt, Türk tanýmýyor; iþçilerin iliðini kemiðini sömürüyor. Tuzla tersanelerinde kol gezen ölüm, kimseye acýmýyor. Özelleþtirme saldýrýsýyla iþçilerin özlük haklarý ellerinden alýnýrken, Türk müsün, Kürt müsün, Alevi misin, Sünni misin diye sorulmuyor. Sendikasýzlaþtýrma, esnek çalýþtýrma, zamlar, ücretlerin düþürülmesi, maaþlarýn ödenmemesi ayrým yapmýyor. Ve iþçi sýnýfý bugün 25 Kasým grevinde, Tekel direniþinde, demiryolu çalýþanlarý grevinde Türk, Kürt birlik olup çýkýyor sermayenin karþýsýna. Ýþte budur halklarýn kardeþliðini mümkün kýlacak olan. AKP'nin "demokratik açýlýmý", iþçilerin haklarý alýnýrken ortada yok nedense! Ýþçilerin meþru eylemine biber gazýyla saldýrýrken devletin kolluk kuvvetleri, ne Kürt biliyor, ne Türk. Ne AKP, ne de bir baþka düzen partisi halklarýn kardeþliðini saðlayabilir. Onlar sermayenin adamlarý. Ýþlerine gelirse "açýlým" yaparlar, iþlerine gelmezse ka-patým. "Kardeþlik" diyen bu ikiyüzlü düzenbazlar, iþçilerin arasýna "düþmanlýk" sokmaktan çekinmezler. Bunu Tekel direniþinde de yapmaya çalýþýrlar, baþka yerlerde de. Oysa iþçilerin meþru mücadelesi halklarýn kardeþliðini de yanýna katmýþ yürüyor. Yalancý sermayenin yalancý açýlýmýna ve sermayenin egemenliðine karþý zafer kazanacak olan, iþçi sýnýfýnýn yarattýðý bu birliktir. Yaþasýn Ýþçilerin Birliði, Yaþasýn Halklarýn Kardeþliði!


Ýþçi Üniversitesi

Ýþçinin Yolu

5

Özelleþtirme ve 4-C 1970'lerle birlikte altýn çaðýný kapatan ve uzun yýllar devam edecek olan bir ekonomik krizin içine giren kapitalizm için krizden çýkýþýn yolu açýktý: savaþlar, krizin bedellerinin iþçi sýnýfýna ve yoksullara ödetilmesi... 80'ler boyunca dünyanýn her yeri, Ýngiltere'den Türkiye'ye, iþçi sýnýfýna ve yoksullara yönelik neo-liberal saldýrýlarla kasýp kavruldu. Sosyal devlet kesip biçildi, çalýþma saatleri uzatýldý, sendikalarýn gücü azaltýldý, emeklilik yaþý yükseltildi, sosyal güvenceler budandý... Bu saldýrýnýn önemli bir ayaðý da özelleþtirilmelerdi. Petkim, Tekel, Tüpraþ, Telekom gibi kurumlarýn doðrudan özelleþtirilmesi; Toprak Mahsulleri Ofisi, Tigem gibi kurumlarýn iþlevsizleþtirilip, bu alanlarda özel sektörün teþvik edilmesi, kamu eliyle sunulan eðitim, saðlýk gibi hizmetlerin her aþmasýnýn paralý hale gelmesi neo-liberal uygulamalarýn Türkiye'deki çeþitli biçimleriydi. Türkiye'de özelleþtirme sürecinin sistemli bir biçimde baþlamasý; 24 Ocak kararlarý, 12 Eylül 1980 darbesi ve darbenin ardýndan uygulamaya konulan neo-liberal politikalara kadar uzanýr. 1980'li yýllarda özelleþtirmenin altyapýsý oluþturulmuþ, özellikle 1990'lý yýllarýn ortalarýndan itibaren özelleþtirme hýz kazanmýþtýr. O zamandan bu yana gelen tüm hükümetler de bu süreçte üzerlerine düþen tüm saldýrýlarý emekçi sýnýfa yöneltmekte bir sakýnca görmemiþtir. (Tekel mücadelesinde göz boyarcasýna mücadeleden, emekten yana nutuklar atan burjuva partilerinin tüm bu süreci ilmek ilmek ören emek düþmaný partiler olduðunu unutmamakta fayda vardýr.) Özelleþtirmelerde ister yerli ister yabancý sermaye olsun, asýl olan kâr olduðundan saldýrýlan ilk hedef daima iþçi sýnýfý olmuþtur. Özelleþtirmelerin iþçiler açýsýndan bedeli kazanýlmýþ haklarýnýn ellerinden alýnmasý, düþük ücretler, uzun çalýþma saatleri, sendikasýzlaþtýrma ve iþ güvencesinin ortadan kaldýrýlmasýnýn yaný sýra kitlesel iþsizlik olmuþtur. 1985-2001 dönemindeki özelleþtirmelerde bu iþyerlerinde istihdam edilen her dört iþçiden birisi iþsiz kalmýþtýr. Özelleþtirmelere karþý çýkýþ noktamýz, özelleþtirilen KÝT'lerin “halkýn malý”, “vatan malý” olduðu çerçevesinde olamaz. Çünkü deðillerdir! Bu kurumlarýn sahibi sermaye devleti, patronlara her türlü kolaylýðý saðlamakla mükellef, sermayenin zora düþtüðü kriz zamanlarýnda emekçilerden çaldýklarýyla sermayenin cankurtaranlýðýný yapan

patronlarýn çýkarlarý için çalýþan bir yapýdýr. Dolayýsýyla ona ait kurumlar da halkýn deðil, çýkarlarýnýn bekçiliðini yaptýðý patronlarýndýr. Özelleþtirmelere karþý çýkýyoruz; çünkü özelleþtirmeler iþçi sýnýfýna yönelik neoliberal saldýrýnýn önemli bir parçasýdýr. Türkiye ve dünya çapýndaki geçmiþ örnekler özelleþtirme sürecinin sonuçlarýnýn sendikasýzlaþtýrma, toplu iþten çýkarma, ücretlerde azalma ve 4-C “kölelik yasasý”na direnen Tekel Ýþçileri’nin Türk-Ýþ önündeki eyleminden yeni iþe alýnanlara da dadýrlar. Yani 4-C'liler yaptýklarý fazla mesainin istenilen çalýþma koþullarýnýn dayatýlmasý olduðunu ücretini almamaktadýrlar. 4-C statüsünde çalýþan pergöstermiþtir. Bu yüzden özelleþtirme iþçi sýnýfý ile sonel her ay için en çok 1 gün ücretli izin alabilir. patronlar arasýndaki sýnýf savaþýmýnýn bir ayaðýdýr. 4-C'liler 4 ay içinde sadece 2 gün hasta olma hakkýBu süreçten sermayenin baþarýyla çýktýðý koþullarda na sahiptir ve iki günden sonraki her hastalýk günü iþçi sýnýfý mücadelesi zayýflayarak çýkar ve sadece için maaþý üzerinden bedel ödemek zorundadýr. özelleþtirilen iþyerlerindeki çalýþanlarý deðil, iþçi Hasta olmak dahi 4-C'lilere yasaklanmýþtýr. 4-C'lisýnýfýnýn genelini etkileyen çalýþma koþullarý yaþama lerin denge tazminatý, sosyal ve özlük haklarý, tayin, geçirilir. terfi du-rumlarý ve hizmet sözleþmesinin feshinde Gelelim 4-C'ye… Bu yasa, özelleþtirilen ihbar ve kýdem tazminatý hakký yoktur. Kýsacasý 4-C iþyerlerinde çalýþan iþçilerin, özlük haklarýyla birlik- uygulamasý kölelik koþullarýnda çalýþma dayatte diðer kamu kuruluþlarýna yerleþtirilmelerinin masýndan baþka bir þey deðildir. Bugün kamuda 4-C önüne geçen, kamu kurum ve kuruluþlarýnda geçici statüsünde 21 bini aþkýn emekçi çalýþmaktadýr. personel statüsünde istihdam edilmesini saðlamaya Ýþçi sýnýfý bugüne kadar özelleþtirmelere çalýþan bir uygulamadýr. 2005 yýlýnda yaþama geçikarþý büyük eylemlilikler örgütlemiþ, katmerlenen rilmeye baþlanan 4-C uygulamasýna tabi olarak sömürüye boyun eðmemek için mücadele etmiþtir. çalýþanlar, yýlda en az 4 ay, en çok 10 ay çalýþmakta Örneðin özelleþtirilmesinden sonra Telekom iþçileri ve bir sonraki yýl görevlerine devam edebilmeleri 44 gün boyunca 25 bine yakýn iþçinin katýlýmýyla için her yýl yeni bir Bakanlar Kurulu Kararý yayýmbüyük bir direniþ örneði göstermiþti. Þimdi ise lanmasý gerekmektedir. 4-C'lilerin iþ garantileri yok- TEKEL iþçileri büyük bir kararlýlýkla 4-C'ye tur; sözleþmenin devamý iþyeri amirlerinin takdirine mahkûm edilmek istenen geleceðimiz adýna tüm kalmýþtýr. 4-C'liler 10 ay boyunca 600-700 TL maaþ sendika bürokrasisine ve yýldýrma politikalarýna raðalmakta, 2 ay ise hiç maaþ almamaktadýrlar. Geçici men direniyor. Mücadeleler böylesine bir saldýrý dalpersonelin çalýþma saatlerinde devlet memurlarý için gasý karþýsýnda tek çaredir; çünkü saldýrýlar yalnýzca tespit edilen çalýþma saat ve süreleri dikkate alýnözelleþtirilen kurumlarda çalýþan emekçilere deðil makla birlikte kendilerine verilen görevleri çalýþma topyekûn iþçi sýnýfýna ve geleceðimize yapýlmaksaatlerine baðlý kalmaksýzýn sonuçlandýrmak zoruntadýr.

HAKLARIMIZ KIDEM TAZMÝNATI Kýdem Tazminatýnýn Koþullarý 1- En az bir yýllýk kýdem süresi: Ýþçinin öncelikle kýdem tazminatýna hak kazanabilmesi için, iþ sözleþmesinin sona erdiði tarihte iþyerinde en az bir yýllýk kýdeminin olmasý gerekir. Kýdemi bir tam yýldan az olan iþçi kýdem tazminatýna hak kazanamaz ve iþçiye bu çalýþtýðý süre ile orantýlý olarak kýdem tazminatý ödenemez. Ancak sýrf iþçinin kýdem tazminatý almasýna engel olmak için bir yýlýn dolmasýna kýsa bir süre kala iþverence iþ akdinin feshedilmesinde olayýn da özelliðine göre, iþverenin kötü niyeti söz konusu olabilir. Fesih hakkýnýn kötüye kullanýlmasý sayýlacak bu gibi durumlarda iþçi kötü niyet tazminatýnýn yanýnda kötü niyet tazminatý talep edebilir. 2- Ýþ sözleþmesinin belirli nedenlerle sona ermesi: - Ýþveren tarafýndan fesih Ýþveren tarafýndan yapýlan fesihlerde, bir yýldan fazla kýdemi bulunan bir iþçiyi kýdem tazmi

natý hakkýndan yoksun býrakan tek durum, feshin iþçinin ahlak ve iyi niyet kurallarýna aykýrý davranýþý nedeniyle haklý nedenle yapýlmasýdýr. Yani bu istisna dýþýnda iþverence yapýlan tüm fesihler kýdem tazminatý hakkýný doðurur. Ýþ akdi iþveren tarafýndan 'saðlýk nedeniyle, iþçiyi iþyerinde bir haftadan fazla süreyle çalýþmaktan alýkoyan zorlayýcý bir nedenin ortaya çýkmasý nedeniyle, iþçinin tutuklanmasý nedeniyle' haklý olarak feshedilse de, bir yýldan fazla çalýþmýþ olan iþçi kýdem tazminatýna hak kazanýr. Belirli süreli iþ akitleri sürenin bitmesiyle sözleþme kendiliðinden sona erdiði için iþveren tarafýndan yapýlmýþ bir fesih yoktur. Bu nedenle kýdem tazminatý istenemez. Ancak birbirini izleyen belirli süreli iþ akitlerinde, tek ve belirsiz süreli iþ akdine dönüþtüðü için iþçi kýdem tazminatý hakkýný kazanýr. - Ýþçi tarafýndan fesih Ýþ akdi iþçi tarafýndan feshedildiðinde kýdem tazminatý hakkýnýn doðabilmesi için bu feshin 'saðlýk nedenlerine, iþverenin ahlak ve iyi niyet

kurallarýna aykýrý davranýþýna ve zorlayýcý nedenlere' dayanýlarak gerçekleþmesi gerekir. - Muvazzaf askerlik nedeniyle fesih Ýþçi muvazzaf askerlik dolayýsýyla iþ akdini feshederse, kýdem tazminatýna hak kazanýr. Taraflar iþ sözleþmelerinde ve toplu iþ sözleþmelerinde askerlik döneminde iþ akitlerinin askýya alýndýðýný kararlaþtýrabilirler. Bu durumda iþ akdi feshedilmediði için iþçi kýdem tazminatýna hak kazanmaz. - Yaþlýlýk aylýðý ya da toptan ödeme almak amacýyla fesih Ýþçinin Sosyal Güvenlik Kurumundan yaþlýlýk aylýðý, emekli aylýðý, malullük aylýðý veya toptan ödeme almak amacýyla sözleþmeyi feshetmesi halinde bu koþul gerçekleþmiþ olur, kýdem tazminatýna hak kazanýr. - Kadýn iþçinin evlenme nedeniyle sözleþmeyi feshi Ýþ kanununun 14. maddesinin 1. fýkrasýna eklenen bir hükümle; kadýn iþçinin iþ akdini 'evlendiði tarihten itibaren bir yýl içinde kendi arzusu ile sona erdirmesi' halinde kýdem tazminatý hakkýnýn doðacaðý öngörülmüþtür Bu haktan yararlanabilmesi için evliliðin ilk evlilik olmasý zorunlu deðildir.


6

Ýþçinin Yolu

Mucadele Gunlugu

Demiryollarýnda Emekçiler Kazandý! olduðu yerler demiryollarý oldu. 16 demiryolu çalýþanýnýn açýða alýnmasýndan itibaren KESK'e baðlý Birleþik Taþýmacýlýk Sendikasý (BTS) ve Kamu Sen'e baðlý Ulaþým-Sen tekrar açýða alýnan arkadaþlarýnýn göreve iade edilmesi talebiyle greve çýktýlar. 15 Aralýk gecesinden itibaren Haydarpaþa'dan trenler hareket ettirilmedi.

Grev Kýrýcý Polis

Kamu çalýþanlarýnýn 25 Kasým grevi Türkiye çapýnda büyük ses getirmiþ, kamu emekçilerinde büyük ilgi ve heyecan yaratmýþtý. KESK ve KamuSen'in örgütlediði grev beklentilerin üzerinde bir katýlýmla gerçekleþmiþ ve baþarý kazanmýþtý. Üstelik grev, AKP hükümetinin tüm baskýlarýna karþýn gerçekleþtirilmiþti. Bizzat baþbakan televizyonlardan kamu emekçilerini tehdit etmiþti sonuçlarýna katlanýrlar diye. Tüm bu tehditlere raðmen hükümet saðlam bir tokat yemiþ oldu, kamu emekçilerinin mücadelesi içinse yeni bir ivmelenmenin oluþabileceði bir yol açýlmýþ oldu. 25 Kasým grevi sonrasýnda, darbe alan AKP hükümeti, tehditlerinin arkasýnda durmak ve gelecekteki mücadeleler için önleyici ibret örnekleri yaratmak adýna demiryollarýnda çalýþan 16 personele soruþturma açýp açýða aldý. Hedef olarak demiryolu çalýþanlarýnýn seçilmesi boþuna deðildi. Çünkü demiryolu çalýþanlarý, 25 Kasým grevinin en vurucu kesimini oluþturuyordu. Hayatýn yeniden üretiminin damarlarý olan ulaþým sektöründeki iþçilerin üretimden gelen gücü öylesinde etkili ki kamu çalýþanlarýnýn 25 Kasým'daki bir günlük grevinin en etkili

Gece yarýsýndan sonra grevin baþlamasýyla polis, greve giden demiryolunda çalýþanlarýný iþyerleri olan garlardan fiili müdahale ile zorla çýkartýp, makinistleri tehdit ederek bizzat grev kýrýcý rolüne soyunup trenleri Ankara'ya doðru yola çýkarttý. Bu noktada bir kez daha AKP hükümetinin emekçi sýnýfa ne kadar düþmanca davrandýðýnýn, demokrasi palavralarý arasýnda gerçekte ne kadar baskýcý olduðunu görüyoruz. Grev, sadece Haydarpaþa ile sýnýrlý kalmadý. Eskiþehir'den yola çýkan trenler ile Ýzmir'den yola çýkan Mavi Tren ve Dokuz Eylül Ekspresi Balýkesir'de durduruldu. Trenler, yollarýna devam

etmezken, yolcular otobüslerle gidecekleri yerlere gönderildi. Ankara'dan Adana'ya gitmekte olan Çukurova Mavi Treni'nin 6 görevlisi de Kýrýkkale Garý'nda iþ býraktý. Tren yaklaþýk yarým saatlik beklemenin ardýndan grev kýrýcýsý Memur-Sen üyeleri tarafýndan hareket ettirildi. Adana Garý'nda da çalýþanlar iþ býraktýktan sonra nöbet tutmaya baþladý. 25 Kasým grevinde de grev kýrýcý rol oynayan AKP yanlýsý Memur-Sen'in gerçek yüzü böylece bir kez daha ortaya çýkmýþ oldu.

30 Demiryolcu Daha Açýða Alýnýyor, Fakat Nafile! Zafer Direnen Emekçinin! Demiryolcularýn arkadaþlarýna sahip çýkan mücadeleci çizgisi karþýsýnda bunalan Ulaþtýrma Bakanlýðý ve AKP hükümeti daha büyük bir gözdaðý yaratmak gayesiyle 30 demiryolcuyu daha açýða alma kararý aldý. Ama direniþten vazgeçmeyen demiryolu çalýþanlarý karþýsýnda bu baskýlar nafile kaldý! BTS'nin TCDD Genel Müdürlüðü'nde açýða alýnan arkadaþlarýnýn iþe iadesi gerçekleþene kadar iþgal eylemi sonrasýnda TCDD yönetimi geri adým attý. TCDD yönetimi, bütün iþe iadelerin gerçekleþeceðine söz verdikten sonra eylem bitirildi. Ýþe iadelerin çoðu tamamlandý, geri kalanlar da parça parça görevlerine geri dönüyorlar. Bu direniþ ve sonuçta elde edilen kazaným oldukça önemli. Kamu emekçileri, arkadaþlarýna sahip çýkmakla sadece onlarla dayanýþma göstermiþ olmadýlar elde edilen baþarýyla gelecekteki mücadelelerin önünü de açmýþ oldular. Önümüzdeki grevlerde kamu çalýþanlarýnýn en vurucu gücü demiryolcular bu deneyimin yarattýðý güvenle mücadeleye girecekler.

REKTÖR-PATRON, ÇALIÞMA SÝSTEMÝ-TAÞERON!!! Ýþçi sýnýfýnýn elindeki yegâne güç olan örgütlülüðün önüne set çekmek ve iþçilerin kendi güçlerinden bir haber, ekmek kavgasýnýn peþinde ömür tüketmelerinin son model araçlarýndan biri olan taþeron, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde de sýnýfýn ekmeðine göz koydu. Onlarca temizlik iþçisinin geleceði, patronun ve rektörün iki dudaðýnýn arasýndan çýkacak sözlere baðlý. Oysa sýnýf bilinçli iþçilerin sokaklarý kavurduðu zamanlarda iþçilerin iki dudaðýnýn arasýnda olan "gelecek", patronlarýn geleceksizliði anlamýna geliyordu. Bu güçten korkan patronlar, iþçi sýnýfýný yalnýzlaþtýrarak, onun sýnýf kimliðini unutturmaya çalýþýyor. Birçok alanda yaþanan hak gasplarý aslýnda bütün iþçi sýnýfýna yapýlan bir saldýrýdýr. Bu belediye iþçisi olur, yemekhane iþçisi olur; iþler farklý olsa da yaþananlar ayný. Rektörlüðün belirli dönemlerde açmýþ olduðu ihalelerde, iþçinin maliyetini asgari ücretin altýnda tutan taþeron firmalar, zaten hiçbir sosyal güvencesi olmayan emekçilere sermayenin bir dayatmasýdýr. Dünyanýn her yerinde görmeye alýþýk olduðumuz taþeronlaþma, özellikle Türkiye'de kriz süreciyle birlikte tüm iþ kollarýna sokulmuþ durumda. Sermayenin bir numaralý formülü olan taþeron, sömürünün de sömürüsü. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi öðrencisi Ýþçinin Yolu okurlarý olarak, fakültemizde yaþama geçirmeye çalýþýlan ve bir sürü iþkolunda iþletilen bu süreci, temizlik çalýþanlarýyla yaptýðýmýz görüþmelerimizde de bir kez daha vurguladýk. Taþeron çalýþmanýn hayatlarýnda neye tekabül ettiði-

ni anlatýrken çoðu zaman yumruklarýný sýktýklarýný gördük. Konuþtuðumuz iþçilerin taþeronlaþmaya nasýl baktýklarýný,þu an yaþadýklarý süreç hakkýnda ne düþündüklerini sorduðumuzda,aldýðýmýz yanýtlar çok kýsa ve net oldu. Artýk güvencesiz çalýþmak istemediklerini, kadrolu çalýþanlar gibi güvence altýnda olmayý ve kimsenin ekmeðinden olma korkusuyla yaþamamasý gibi çok da uzak olmayan taleplerini dile getirdiler. Bir abi de "10 çocuk, bir de hanýmla ben 12 kiþiyiz ve yerin altýnda tek göz odaya 600 lira kira veriyoruz, buradan aldýðým asgari ücret anca ona yetiyor. Allah sonumuzu hayretsin evlatlar" diyerek bu vahþi sömürü düzeninin, onu nasýl da yýprattýðýný çok iyi tarifledi. Hayatý çalýþmakla geçen abilerin yaný sýra, henüz 18 yaþýnda Mardin'den Ýstanbul'a çalýþmaya gelen genç iþçi arkadaþýmýz da "Taþeron çok kötü bir þey, aldýðýmýz maaþ belli, üstelik hiçbir hakkýmýz da yok. Keþke kadrolu olabilsek ama nerde! Taþeron firmanýn deðiþmesiyle de iþlerimiz tehlikeye girdi ama ben kendim için deðil, en çok çocuklarý olan abiler için üzülüyorum. Ama birlik problemi var, birarada olursak iyi olur hepimiz için" diyerek meramýný anlattý. Aslýnda konuþmalarýmýz neticesinde, bildiðimiz gerçekleri bir kez daha sýnýf kardeþlerimizin aðzýndan duyduk.

Evet. Bu sömürü düzeni yüzyýllardýr emeðimizi, enerjimizi, hayatýmýzý emerek devamlýlýðýný sürdürüyor. Sermayenin içine girdiði kriz süreçlerinde, kýrbacýný her zamankinden daha fazla iþçi ve emekçi sýnýflara vurduðu gerçeði karþýsýnda, bizlerin de sýnýf hafýzasýný taze tutup; geçmiþ mücadele örneklerini önümüze katýp yeni ve büyük mücadeleleri örme yükümlülüðümüz var. Biliyoruz ki bugünden yarýnlarýn eþit, özgür ve kardeþçe yaþanabilmesi için hep birlikte, bizleri sömürenlere karþý örgütlü mücadeleyi büyütmemiz ve devrimci Marksizmin ýþýðýnda ilerlememiz þart.

Yaþasýn örgütlü mücadelemiz!


Mücadele Günlüðü

Ýþçinin Yolu

'ÝSTANBUL YANARSA, KÝM SÖNDÜRECEK?'

Geçtiðimiz günlerde televizyonlarýn ana haber bültenlerine 'Ýtfaiyeciler suya boðuldu' þeklinde bir mizansenle yansýtýlan itfaiye iþçilerinin eylemi sýnýfýn kararlý duruþunun simgelerinden biri haline geldi. Tekel iþçisi gibi polisin aðýr saldýrýsýna maruz kalan, gaza ve tazyikli suya boðulan iþçiler direniþlerinden bir adým geriye atmadýlar. Ýstanbul Büyükþehir Belediyesi'nin Ýtfaiye bölümünde çalýþan 930 iþçi sendikalaþtýklarý için iþten çýkartýlmayla karþý karþýya. 2005 yýlýndan beri belediyeye baðlý bir taþeron þirket olan BÝMTAÞ bünyesinde 930 itfaiye iþçisi olmak üzere ÝDO ve temizlik iþçisi toplam 2300 iþçi çalýþýyor. Çoðu 2005 yýlýnda iþe alýnan aðýr þartlarda, ölüm tehlikesiyle, gece-gündüz demeden çalýþan iþçiler artýk yeter diyerek bir senedir sürdürdükleri sendikalaþma çalýþmasýný tamamladýlar. Son bir yýldýr yürüttükleri kararlý mücadele sonunda 1500 iþçi Belediye-Ýþ'te örgütlendiler. Sendikanýn iþçilerin büyük kýsmýný örgütlemesi ve yetki kazanmasýnýn ardýndan Ýstanbul Büyükþehir Belediyesi dava açarak sendikaya itiraz etmiþtir. Yargýtay'ýn sendikanýn iþçilerin yasal haklarý olduðuna karar vermesine raðmen sendikayla toplu sözleþme görüþmesine yanaþmayan belediye, kendi yapýsýndaki þirketi devre dýþý býrakarak ihaleyi Lapis-Makro isimli taþeron þirkete devredip ayak oyunu baþvurdu. Belediyenin bu ayak oyunuyla yapmak istediði, iþçilerin sorumluluðunu üstünden atarak, farklý bir þirkette sözleþmelerin yenilenmeyeceði korkusuyla iþçileri sindirmektir. Burada bir parantez açarak ihalenin devredildiði þirketin patronlarýnýn kimliklerine deðinmek yerinde olacaktýr: Kanal 7'nin sahibi ve Beyaz Holding A.Þ. Yönetim Kurulu Baþkaný Zekeriya Karaman ile Yönetim Kurulu üyesi Ýsmail Karahan. Açýkça görülmektedir ki, patronlar ve onlarýn siyasi yöneticileri birbirlerini kollamaktan ve iþçilere saldýrýrken birlik olmaktan geri durmamaktadýr. Bu geliþmelerin öfkesiyle sokaða çýkan çoðu itfaiye çalýþaný 1000 iþçi, ilk önce Fatih Belediyesine yürüyerek bina içindeki iþçi arkadaþlarýyla karþýlýklý sloganlarýný büyütmüþler. Ýstanbul Büyükþehir Belediyesi'ne yürümesini engelleyen polis barikatýna yüklenerek polisle çatýþmýþlardýr. Ýþçilere tazyikli su ve gazla aðýr þekilde saldýran polis, iþçilerin kararlý direniþi sonunda yürüyüþe izin vermek zorunda kalmýþtýr. Bu eylemden birkaç gün sonra Boðaziçi Köprüsünü temsili olarak iþgal eden ve ayný saatlerde Taksim'de kitlesel eylem gerçekleþtiren iþçiler kararlý olduklarýný herkese göstermiþlerdir. Tekel iþçileri gibi belediye iþçileri de yýlbaþýný direniþte geçirdiler. Ýstanbul Büyükþehir Belediyesi'nin karþýsýndaki parkta kurduklarý grev çadýrlarýyla direniþlerini sürdüren iþçilere destek ziyaretinde bulunup, direniþ hakkýnda sohbet ettik. Bize süreçten ve ölümüne kararlý olduklarýndan bahsettiler.

Yusuf T: Ben itfaiyede merdiven operatörüyüm. Ayný zamanda acil müdahale araçlarýnda þoför olarak çalýþýyorum. Bizimle röportaj yapmaya çok gazete geldi buraya. Çoðu durumu doðru anlatamadý. Biz canýmýz ve iþ güvencemiz özel sektöre devredildiði için mücadele ediyoruz. Yeni þirkette iþ güvencemiz yok. Bunun garantisini bize kim verecek? 5-6 ay sonra baþýmýza ne geleceði belli deðil. Belediyenin bünyesindeki þirkette çalýþmaya devam etmek, aslýnda kadroya alýnmak istiyoruz. Taþeron itfaiye istemiyoruz. Tuncer K: Sendikalaþma sürecine girdikten sonra 4 yýldýr ihaleyi alan belediyenin kendi bünyesindeki þirketten ihaleyi alýp, yandaþ özel bir þirkete devrettiler. BÝMTAÞ'ýn %51 hissesi belediyeye ait. Bu seneki ihalede BÝMTAÞ hizmet bedeli için diðer þirketten 12 trilyon fazla istemiþ. LapisMakro ise 26 trilyon teklif verdiði için ihaleyi almýþ. Ama biz bunun danýþýklý dövüþ olduðunu biliyoruz. Belediye kendi internet sitesinde bile BÝMTAÞ ihaleyi almak istemediðinden diye yazmýþ. Niye almak istemiyor? Sendikalý, örgütlü iþçi istemiyorlar çünkü. Yusuf T: Bizim Lapis-Makro'ya geçtikten sonra dönüþümüz yok. Sonumuzun ne olacaðýný bilmiyoruz. Yeni sözleþme yapýldýktan sonra bizi ne kadar çalýþtýracaðý belli deðil. Sözleþmede 3 ay deneme süresi diye bir madde var. Belki 3 ay sonra sen yapamýyorsun deyip bizi iþten çýkartacaklar. Ben 2-3 trilyonluk acil kurtarma araçlarýný kullanýyorum yangýna müdahale etmeye giderken. Bunlarý eðitimsiz personele teslim ederlerse, meydana gelecek hasarý kim ödeyecek? Bizim yerimize aldýklarý deneyimsiz iþçileri 2-3 ay içerisinde yangýnlara müdahale etmeye gönderecekler. Hem çalýþanýn hem de vatandaþýn canýyla oynuyorlar. Ben itfaiyede çalýþmaya baþladýktan 1 yýl sonra yangýna müdahale etmeye çýkabildim. Bu kadar deneyimli insan, sýrf çýkarlarý için hibe edilecek…

Sendikalaþmanýn baþladýðý ilk günden beri þefleri ve müdürleri tarafýndan sürekli 'vatan haini' olmakla yaftalandýklarýný belirten iþçiler, sendikal haklarýndan vazgeçmeyeceklerini haykýrýyorlar. Ayný Tekel iþçisi gibi özelleþtirmeye ve onunla birlikte gelen güvencesizliðe karþý radikal bir þekilde direniyorlar. Ýtfaiye iþçilerinin 'Ýstanbul yanarsa, kim söndürecek?' sloganýyla bütünleþen eylem ülke genelinde benzer saldýrýlara maruz kalan tüm iþçilere yol göstermektedir. Ankara'da Tekel iþçisinin yaktýðý ateþ, Ýstanbul'da Ýtfaiye iþçileriyle devam ediyor. Ve bilinmelidir ki bu ateþ ülkedeki iþçi sýnýfýna sýçrarsa, söndürmeye birkaç panzerin gücünün yetmeyeceði çok açýktýr.

7

19 Madencinin Iþýðýný Çaldýlar! Bursa'nýn Mustafakemalpaþa ilçesinin Alpagut köyündeki Bükköy madenciliðe ait maden ocaðýnda daha fazla kar hýrsý 19 maden iþçisinin yaþamýna mal oldu.10 Aralýk günü grizu patlamasýyla birlikte meydana gelen göçükte 19 günýþýðýna hasret maden iþçisi sonsuz karanlýða boðuldu. Yaþanan bu son katliam yerin yüzlerce metre altýnda kazma sallayarak geçimini saðlamaya çalýþan iþçilerin hayatlarýnýn nasýl hiçe sayýldýðýný bir kez daha gözler önüne serdi. Üç kuruþ daha fazla kar edebilmek için patronlarýn eli kanlý katillerden bile daha vahþice toplu cinayet iþleyebileceklerini ve buna sermaye devletinin göz yumarak ortak olduðunu tekrar görüyoruz.

Bursa'da yaþanan olay bir iþ kazasý falan deðil, tam anlamýyla bir büyük cinayet, katliamdýr. Patlama sonrasý maden ocaðýnda yapýlan araþtýrmalarda ocakta yeraltý çalýþma þartlarýna ait hiçbir koþulun saðlanmadýðý raporlarla belgelendi. Maden ocaklarýnda zorunlu olan, olmazsa olmaz þartlarýn bile yerine getirilmediði ortaya çýktý. Oysa patlama sonrasý açýklama yapan Çalýþma ve Sosyal Güvenlik Bakaný Ömer Dinçer patlamanýn olduðu ocaðý kastederek, iþletmenin düzenli olarak denetiminin yapýldýðýný söylüyordu. Bu cümle, "biz aslýnda düzenli denetimlerde iþçilerin çalýþma koþullarýnýn güvenli olup olmadýðýný deðil patron-devlet iþbirliðiyle iþçilerin sýrtýndan daha fazla nasýl kar elde edilebileceðini (bu süreçte iþ cinayetleri de olabilir tabii) planlýyoruz" demekten baþka bir þey deðildir. Ýkiyüzlülüðün, ahlaksýzlýðýn en büyüðü bundan baþka bir þey olamaz. Sermaye devleti ortaðý olduðu bu cinayetin tepkilerini üstünden savuþturabilmek için maden ocaðýna geçici kapatma cezasý, þirket sahiplerine de göstermelik cezalar vererek timsah gözyaþlarý dökmüþtür. Oysa Bakan bu katliamýn önlenebilir olduðunu ve bunun için sadece maden ocaðýnýn bir günlük gelirinin güvenlik önlemlerini saðlamak için fazlasýyla yeterli olduðunu dillendirmekten özellikle kaçýnmýþtýr. Ayný Bakan özellikle Zonguldak'taki binlerce kaçak maden ocaðýnda ve TTK(Türkiye Taþkömürü Kurumu)'da ve daha baþka birçok yerdeki yasal ve kaçak özel madenlerde insan hayatý hiçe sayýlarak elde edilen karýn en büyük ortaklarýndandýr. Doðalgaza, elektriðe, kömüre zam üstüne zam yaparken aslan kesilen hükümet 19 iþçinin ölümünün ardýndan maalesef demekle yetiniyor!!! En aðýr þartlarda çalýþtýrýlan iþçiler, hakkýný alamadan iþten atýlanlar, iþsizler ölüm bizim kapýmýzda ve katiller önümüzde duruyor. Bize dayatýlan, köle yaþamýndan daha beter bu yaþamý deðiþtirmek, insanca yaþayabilmek için, ölen her iþçinin, yapýlan her haksýzlýðýn hesabýný sormak için artýk alanlarý doldurmanýn, mücadeleye katýlmanýn zamanýdýr. Biraraya gelip tek ve büyük bir yumrukla asalaklarýn, patronlarýn ve onlarýn yandaþlarýnýn sömürü çarklarýný kýrmanýn zamanýdýr þimdi.


8

Ýþçinin Yolu

YÜKLEN EMEKÇÝ KAZANACAÐIZ!

MARKSÝST BAKIÞ’IN 18.SAYISI ÇIKTI!

Ölmek Var, Dönmek Yok!


Ýþçinin Yolu

9

Tekel Direniþinin Dersleri 1) Tekel iþçilerinin Ankara'daki mücadelesi bir kez daha özelleþtirmenin anlamýný ortaya koydu. Emekçi halktan alýnanlarla inþa edilen KÝT'ler yerli ve yabancý sermayeye peþkeþ çekilirken iþçi sýnýfýnýn örgütlülüðü kýrýlacak ve kazanýmlarý yok edilecek; yani iþçiler, sendikasýz, düþük ücretlerle, iþ güvencesi olmadan sermaye tarafýndan acýmasýzca sömürülecekler. Özelleþtirme saldýrýsý esasýnda daha genel bir planýn önemli bir parçasý durumunda. Sermayenin planýn tarihsel amacý, Türkiye'yi yerli ve yabancý kapitalistler için ucuz ve tabi ki örgütsüz emek pazarý haline çevirmektir. Bunun yöntemi kah sözleþmeli çalýþma olur, kah 4-C olur. On binlerce kiþi 4-C kapsamýnda çalýþýrken, yüz binlerce kamu çalýþaný sözleþmeli statüde iþ güvencesinden mahrum halde çalýþýr duruma getirilmiþtir. Emeklilik hakký, genç iþçi kuþaðý için bir hayale dönüþmüþtür, ücretler erimiþ, kayýt dýþý çalýþma patlamýþ, çalýþma saatleri uzamýþ, saðlýk ve eðitimi paralý hale getirme projesi tam gaz ilerlemiþtir. 2) Özelleþtirmeler 25 yýldýr tüm hýzýyla seyretmektedir. Geriye çok az sayýda kurum kalmýþtýr. Yani mesele AKP ile sýnýrlý deðildir. Ýktidara gelen bütün düzen partileri özelleþtirme sürecinde üzerine düþeni yapmýþtýr. Yani mesele özünde þu ya da bu düzen partisi meselesi deðildir, mesele doðrudan sömürü düzeni ile ilgilidir. Özelleþtirme saldýrýsýnýn bir bileþeni durumunda olan neo-liberalizm programý tüm dünyada ayný içerikle uygulamaya sokulmuþtur. Bu, ayný zamanda dünya iþçi sýnýfýnýn bir kez daha ortak kaderi paylaþtýðýný kanýtlamaktadýr. 3) Emekçilere bu þekilde yoðun saldýrýlar gerçekleþtirilirken, özelleþtirmeler adým adým, parça parça uygulamaya sokulurken yüz binleri aþan iþçiler bu saldýrýlarýn maðduru durumundayken neden iþçiler bu saldýrýlarý geri püskürtecek bir irade ortaya koyamadýlar? Bu, öyle bir saldýrý ki iþçiler sermayeye ancak genelleþen ve siyasallaþan bir mücadele ortaya koymalarý durumunda karþý durabilirlerdi. Ama özelleþtirme karþýtý mücadeleler, maalesef, hem genelleþmek yerine lokalleþip sýkýþtý, hem de mücadelelerin siyasal içeriði devrimci sýnýf bilinci yönünde hiç geliþmedi. 4) Özelleþtirmelere karþý verilen mücadelelerde sendikal bürokrasi siyasi argümanlarýný salt vatan-millet edebiyatlarý ile karlýlýk-verimlilik tartýþmalarý üzerine oturttu. Bu, egemen sýnýfa baþtan boyun eðiþ anlamýna geliyordu. Saldýrýlarýn sýnýfsal mantýðý, ya görmezden gelindi ya da algýlayýþ bilerek güdükleþtirildi. Meselenin devrimci proleter bir zeminden kavranýþý her durumda engellendi. Durum iþçi sýnýfýna karþý verilen genel bir saldýrý dalgasý olarak kurgulanmadýðý ölçüde özelleþtirmeler karþýsýnda verilen mücadeleler her seferinde yalnýzlaþtýrýldý ve genel sorunlardan yalýtýldý. Laf olsun türünden yapýlan göstermelik iþleri bir kenara býrakýrsak, sendikal bürokrasi, her durumda son ana kadar bekledi. Ayný saldýrý dalgasýyla yüz yüze olan iþçiler adeta kaderlerine terk edildi. Sendikal bürokrasinin ufkunu aþacak örgütlülük düzeyine sahip olmayan iþçiler onlarýn sýnýrlarýna hapsoldukça daha da yalnýzlaþtý ve neticede yenilgi kaçýnýlmaz oldu. Tüpraþ, Pektim, Seka, Eti Bank, Sümerbank, Seydiþehir Alüminyum, Tekel ve daha nicelerinde çalýþan iþçiler mücadelelerini ortaklaþtýrýp genelleþtiremediler. 5) Mücadelenin ortaklaþmasý, mantýksal düþüncenin en akla yatkýn sonucuyken neden hayata geçemedi? Bu soruyu cevaplamaya bu durumda ortaya çýkabilecek sonuçlardan baþlarsak durum daha net anlaþýlabilir. Mücadelenin birleþtirilmesi ve genelleþtirilmesi durumunda meselenin özelleþtirme olayýndan çýkýp yaygýn bir emek mücadelesine dönüþmesi olasýlýðý küçümsenmeyecek kadar ciddi bir olasýlýktýr. Ýþsizler, asgari ücretliler, kamu çalýþanlarý, tersanede ölümle burun

buruna çalýþanlar, öðrenciler ve daha birçok sosyal dinamik iþin içine girdiði zaman iþin rengi deðiþmeye baþlayacaktýr. Ne kadar deðiþeceði ya da net biçimde söylersek iþin ne kadar radikalleþeceði ise önceden kestirilemez. Bu durum Türkiye'de kapitalistlerin ve onlarýn uþaðý hükümetlerin asla göze almak istemeyeceði bir risktir. Sömürü sisteminin bir parçasý durumunda olan sendikal bürokrasi için de böyle "riskli" iþlere ön ayak olmanýn kendisi de riskli bir iþtir, zira koltuklarýndan olabilirler. Bu yüzden de kontrolleri altýndan bulunan mücadeleleri belirli sýnýrlar içerisinde tutmayý kendilerine görev edinirler. Ýþçilerin sendikal bürokrasiyi aþacak örgütlülüðünün olmadýðý durumlarda ne kadar zorunlu da olsa ne kadar ihtiyacýný baðýra baðýra ilan da etse mücadeleler birleþtirilip genelleþtirilemedi. 6) Bugün Tekel direniþi için de ayný durum geçerli. Tekel'in iþçi mevcudu 60-70 binlerden 11 binlere düþürülürken sendikal bürokrasi gerçek anlamda sesini çýkarmadý. Tekel'in iþçi ve sigara kýsýmlarý özelleþtirilirken gerekli tepkiler konmadý. Düþünün ayrýþtýrma ve yalnýzlaþtýrma daha ayný iþletmelerin iþçileri için bile aþýlamamýþ. Ama hala 11 bin iþçi özelleþtirmenin yakýcý sonuçlarý ile yüz yüze ve 11 bin gerçekten büyük bir rakam. Tabandan gelen iþçi basýncý öyle yüksek ki sendikal bürokrasi daha mücadeleci tavýrlar benimsemek zorunda kaldý. Topluca Ankara'ya gelmek için yarattýklarý basýnç, Ankara'da þiddetli polis saldýrýsýna, soðuða ve AKP hükümetinin doðrudan saldýrýlarýna karþý gösterdikleri direniþ, Abdi Ýpekçi'deki yoðun baský ve saldýrýlardan sonra Türk-Ýþ önünde yeniden bir araya gelmeleri Tekel direniþini farklý bir pozisyona getirdi. Sendikal bürokrasi olaylar üzerindeki tam hakimiyetini kaybetti. Taban basýncý dizginlenemediði ölçüde el yakmaya baþladý. En önemli meselelerden birisi de iþçilerin Kýzýlay'da devrimciler ve sosyalistlerle etkileþim içinde olacaklarý bir mekanda nöbette olmalarý. Bu, þüphesiz direniþe ayrý bir güç ve keskinlik katmakta. Ýþçiler hükümetin ufak tefek ödünlerine tav olmayacaklardýr, ama sendikal bürokrasinin iþçilerin direniþine raðmen ucuz bir anlaþmaya imza atma tehlikesi hala ortadadýr. 7) Diðer taraftan mücadelenin genelleþtirilmesi ihtiyacý olduðu gibi duruyor. Özelleþtirilme sýrasýný bekleyen þeker fabrikalarýndaki binlerce iþçi harekete geçmelidir. Ne beklenmektedir? Mesele yine dönüp dolaþýp iþçilerin örgütsüzlüðüne gelmektedir. Þeker fabrikalarýndaki binlerce iþçi kaderini Tekel iþçileri ile ortaklaþtýrmalý ve mücadeledeki yerlerini almalýdýrlar. Bunun dýþýnda ÝBB'ye baðlý olarak çalýþan 900'den fazla itfaiyeci Türk-Ýþ'e baðlý Belediye Ýþ sendikasýnda örgütlüler ve bir hayli mücadeleci bir çizgi takip ediyorlar. Bu mücadeleler neden ortaklaþtýrýlmýyor? Acil ihtiyaç, bu mücadelelerin birleþtirilmesidir. 8) Tekel iþçilerinin bu mücadeleyi zaferle bitirmesi sadece Tekel iþçilerinin kaderini belirlemeyecek, ayný zamanda Türkiye'de sýnýf mücadelesinin seyri üzerinde çok olumlu bir etkiye sahip olacaktýr. Son yýllarda kazanýmla biten direniþ o kadar az ki söke söke alýnmýþ bir zafer iþçi mücadelelerine ilaç gibi gelecek, yaygýn olan umutsuzluðu daðýtacaktýr. Bu nedenle proleter devrimciler var güçleriyle Tekel direniþinin kazanmasý için çaba sarf etmelidirler. Ýþçiler arasýnda taban inisiyatifinin geliþmesi, iþçi sýnýfýnýn sendikal bürokrasinin oyunlarýna karþý tek silahý durumundadýr. Bu nedenle devrimci görevlerden birisi de tabanda iþçilerle kaynaþmak ve onlara direniþi bekleyen tehlikeler karþýsýnda uyanýk olmaya sevk etmektir. Unutulmamalýdýr ki bu görev iþçilerin devrimcileþtirilmesi genel görevinin bir parçasýdýr.


10

Ýþçinin Yolu

Sinifin Hafizasi Vladimir Ýlyiç Lenin, Rosa Lüksemburg-Karl Liebknecht ve Mustafa Suphi... Bu dört büyük devrimci önderin ortak yaný, kaderlerinin onlarý ortak bir amaç, ortak bir ideal doðrultusunda biraraya getirmesidir. Bilinirlikleri, dünya devrimci hareketinin tarihine yaptýklarý katkýlar birbirleriyle karþýlaþtýrýlamaz olsa da hepsi de yaþadýklarý dönemde dünya devrimi davasý için verilen savaþýn birer neferleri olmuþlardýr. Ekim Devrimi'nin tartýþmasýz önderi Lenin'in, Rusya'nýn ardýndan dünya devriminin Almanya'ya kilitlendiði bir anda gözünü budaktan sakýnmadan süngüler altýnda can veren Rosa Lüksemburg ve Karl Liebknecht'in, ezilen halklarýn kurtuluþu doðrultusunda alýnan kararla Türkiye'ye Bolþevizm'in kýzýl bayraðýný dikmek için yola çýkan ve Karadeniz sularýnda katledilen Mustafa Suphi'nin ve on beþ yoldaþýnýn mirasýný mücadelemize meþale yapmak boynumuzun borcudur. Bolþevizmin Cisimleþtiði Bir Ýrade: Lenin Lenin'i bahsettiðimiz önderler arasýnda farklý kýlan en önemli yan, onun baþarýlý olmuþ bir devrime önderlik etmesi ve bu yolda koyduðu mücadeleyle devrimci mücadelenin gelecek safhalarýna muazzam zenginlikte bir deneyim býrakmýþ olmasýdýr. Lenin yaþamý boyunca verdiði mücadele ve Ekim Devrimi bugün iþçi devrimini bir ütopya olarak kabul eden, bir daha gerçekleþmeyeceðini düþleyen kesimlere verilecek en güzel yanýt olarak tarihimizde yerini almýþtýr. Þurada özellikle vurgulamak gerekir: Lenin'i Ekim devriminin önderi haline getiren þey iradesi ve devrim davasýna olan baðlýlýðý olduðu kadar, yaþadýðý tarihsel dönemeçler ve tarihin gerektirdiði zor görevlerin üstesinden gelme gücüdür. Parti içerisinde tek baþýna kaldýðý dönemlerde dahi umutsuzluða düþmek bir kenara, amacýndan zerre geri adým atmamýþ hedefine kilitlenmiþtir. Ýnsanlýðýn kurtuluþunun ilk adýmýnýn atýlmasýnda bu adanmýþlýk baþat rol oynamýþtýr. Devrimci yaþamýyla, baþardýklarýyla Lenin hiç kuþkusuz Marks ve Engels'in düþünsel altyapýsýný oluþturduklarý bilimsel sosyalizmin, uzak bir rüyadan öte bir gerçeklik olduðunu, iþçi sýnýfýnýn ayaða kalktýðýnda sömürü düzenini nasýl yerle bir edeceðini insanlýða göstermiþtir. Ölümünün üzerinden yetmiþ altý yýl geçmesine raðmen bugün Lenin'in yaþatan bu ölümsüz mirastýr. Alman Devrimi'nin Ýki Kýzýl Neferi: Rosa Lüksemburg ve Karl Liebknecht Lenin ve Bolþeviklerin Rusya'da dünya devrimine açtýklarý yoldan ilk olarak Avrupalý emekçiler ve devrimciler ilerledi. 1917 Ekim Devrimi'nin ardýndan Macaristan ve Almanya'da birbiri ardýna devrimci ayaklanmalar gerçekleþti ve iktidarlar kýsa süreliðine de olsa iþçi sýnýfýnýn eline geçti. Alman Devrimi özellikle insanlýk tarihinin en önemli dönüm noktalarýndan birisini oluþturdu diyebiliriz. Ekonomik açýdan geri Rusya'ya nazaran kapitalist sistemin motor güçlerinden biri olan Almanya'nýn yaþadýðý buhran kapitalist sistemin surlarýndan ciddi bir gedik açtý. Nitekim bu buhranýn eþlik ettiði devrimci ayaklanmalar Rosa Lüksemburg ve Karl Liebknecht'i önemli bir tarih-

Ocak Ayýnda Kaybettiðimiz Devrimci Önderler Kavgamýzda Yaþýyor! sel sorumlulukla baþbaþa býraktý: Ya sömürülen sýnýflarýn kurtuluþu için verilen mücadeleyi emekçi sýnýflarýn savaþýmý yükseltmesiyle baþarýya ulaþtýracaklardý ya da tarih, ilk sýnýflý toplumlardan beri süregeldiði gibi bir avuç azýnlýðýn milyarlarca insan üzerindeki tahakkümünün bir ifadesi olmaya devam edecekti. Rosa'nýn "Ya Barbarlýk Ya Sosyalizm!" sloganý bu ikilemi açýk bir þekilde ortaya koymaktaydý. Her ikisi de insanlýðýn kaderini barbarlýða teslim etmemek için yaþamlarýný ortaya koydular ve iþçi sýnýfýnýn mücadelesinde ölümsüz yerlerini aldýlar. Rosa Lüksemburg ve Spartakistlerin mücadele geçmiþleri de týpký Lenin'de olduðu gibi devrimci mücadeleyi bulandýrmak isteyen gerici-þoven eðilimlere karþý yürütülen ideolojik savaþlarla doludur. Özellikle 1914 yýlýnda patlak veren I. Dünya Savaþý'nda kendi burjuvazisinin yanýnda yer alan ve iþçi sýnýfýnýn birbirine kýrdýrýlmasýna destek olan Alman Sosyal Demokrasisinin(SPD) þovenist önderliðine karþý en sert tepki onlarýn cephesinden geldi. Ýlerleyen dönemde sosyal demokrasiden yaþadýklarý ayrýþmayla iþçi sýnýfýnýn devrimci önderliðinin inþa edilmesinde önemli bir adým attýlar. Ancak, devrim onlarý bu zorlu görev açýsýndan hazýrlýksýz bir dönemde yakaladý. Alman iþçi sýnýfýnýn Kasým 1918'de planlanandan erken bir þekilde baþlayan ayaklanmasý burjuva düzeni temellerinden sarsamaya yetti. 10 Kasým 1918 yýlýnda Karl Liebknecht proleter devrimin baþlangýcýný ilan eden konuþmasýný yaptý. Ardýndan yaþanan iki aylýk dönemse sýnýf mücadelesinin artýk en sert þeklini bulduðu bir iç savaþla geçti. Burjuvazi iþçi sýnýfýnýn taarruzuna SPD'nin sosyal demokrat önderliklerini isyaný bastýrmak için öne sürerek yanýt verdi. Ýþçi sýnýfýnýn talihsizliði, bu savaþa Rusya'da yaþananýn tersine deneyimli bir devrimci önderlikten yoksun girmesi oldu. Burjuvazi, ayaklanma sýrasýnda iþçi sýnýfýnýn önderliðini yapan Rosa ve Karl'ý ortadan kaldýrabilmek için her yolu denedi, hatta baþlarýna ödül bile koydu. 15 Ocak 1919'da onlarý ortadan kaldýrmayý baþardý. Ancak Rosa Lüksemburg ve Karl Liebknecht'in devrim davasý için ortaya koyduklarý insanüstü mücadele ve kararlýlýk ölümlerinin 90. yýlýnda dahi bugünün devrimci kuþaklarýna yol göstermeye

devam etmektedir. Karadeniz Sularýnda Katledilen Gelecek: Mustafa Suphi ve Onbeþler Ocak ayýnda kaybettiðimiz Mustafa Suphi ve yoldaþlarý, bugün Bolþevik bir geleneði yeniden inþa etmek isteyen bizler için vazgeçilemez birer mirastýr. Bu topraklarda Bolþevizm'in vücut bulduðu ilk önderlik olan ve ölümlerinden sonra bu mirastan onlarca yýl kopuþ yaþanan Mustafa Suphi ve yoldaþlarýný çarpýtmalara, unutturma çabalarýna karþý tekrar tekrar gün ýþýðýna çýkarmalý ve gelecek kuþaklarýn hafýzalarýna kazýmalýyýz. Bir Ýttihatçý olan Mustafa Suphi'nin devrimcileþmesi, I. Dünya Savaþý'nda savaþtýðý Doðu Cephesi'nde Çarlýk ordusuna esir düþmesi ve bu dönemde Çarlýk ordusu içerisinde artýk yoðunlaþan Bolþevik propagandadan etkilenerek Bolþevik saflara katýlmasýyla olmuþtur. Esir düþen Türk askerleri arasýnda yürüttüðü çalýþmalarla Türki halklarý içinde Kýzýlordu'nun örgütlenmesi için önemli katkýlar ortaya koyduðu gibi bizzat Kýzýlordu safýnda savaþmýþtýr. Mustafa Suphi'nin asýl önemi ise bu dönemden sonra yüklendiði misyonda saklýdýr. Komintern'in ezilen uluslarýn kurtuluþ mücadelesine yönelik ortaya konulan perspektifi Türkiye'de yaþama dökmek ve Türkiye'de yürüyen ulusal kurtuluþ mücadelesini insanlýðýn gerçek kurtuluþu olan devrim ve sosyalizm mücadelesine baðlamak için çalýþmaya baþladý. 1920'de Bakü'de yapýlan Doðu Halklarý Kurultayý'nda alýnan kararlar gereðince Mayýs 1920'de TKP'nin kuruluþuna önderlik etti. Mustafa Suphi'nin kuruluþuna önderlik ettiði TKP, Mustafa Suphi'nin ölümüyle Þefik Hüsnülerin burjuvaziyle iþbirliði yönelimini egemen kýlmasýna kadar Türkiye'de Bolþevizmin gerçek anlamda hayat bulduðu tek örgütlülük oldu. Nitekim bu durum egemen sýnýflarý ve Kemalist iktidarý fazlasýyla rahatsýz ediyordu. Daha Mustafa Suphi Anadolu topraklarýna ayak basmadan hakkýnda karþý propaganda yürütülmeye baþlanmýþtý. Geçtiði yerlerde kitlesel saldýrýya maruz kalmýþlardý ve Anadolu'da barýndýrýlmayacaklarý netleþmiþti. Trabzon limanýndan bir botla Karadeniz'e açýldýklarýnda, Topal Osman ve adamlarý tarafýndan yakalandýlar ve Karadeniz'in soðuk sularýnda boðuldular. Tarihte emeðin sömürüsünün varolduðu günden bu yana isyanlar, baþkaldýrýlar hiçbir zaman son bulmamýþtýr. Bunun en önemli nedenlerinden biri de mücadele içerisinde gösterdiði kahramanlýklarla, kararlýlýkla, ortaya koyduðu ideallerle kitlelere yol gösteren ve tarihin akýþýný deðiþtirme cesaretini ortaya koyan önderlerin yarattýðý hafýzadýr. Lenin, Rosa Lüksemburg, Karl Liebknecht ve Mustafa Suphi yaþamlarýyla, ortaya koyduklarýyla, bugün dünyayý deðiþtirme hedefiyle yola çýkan herkesin zihninde, mücadelesinde ve yüreklerinde hak ettikleri yeri almýþlardýr. Onlarýn bizlere miras býraktýðý sosyalizm davasý her daim kavgamýzda yaþayacaktýr.

Fikret Seyhan


Sýnýfýn Hafýzasý

Ýþçinin Yolu

11

12 Eylül’e Giden Yolda MARAÞ KATLÝAMI Aleviler geçmiþten günümüze asimilasyona, baskýlara, katliamlara maruz kalmýþ ve bu saldýrýlara karþý çeþitli þekillerde direnmiþlerdir. Tek millet, tek dil, tek din þiarýný temel ideolojisi yapmýþ sermaye devleti açýsýndan en ideal vatandaþ tipi olarak Türk ve Sünnilik öne çýkarýlmýþtýr. Bu baðlamda egemenler Alevi kimliðini yok saymýþ, Alevi köylerine zorla cami yaptýrmýþ, sistematik asimilasyon politikasý gütmüþ ve Alevileri zorunlu din eðitimine maruz býrakmýþtýr. Dahasý Alevilere karþý katliamlar örgütlemiþ, elini Alevilerin kanýna defalarca bulamýþtýr. 12 Eylül'e giden yolu iç savaþ atmosferi yaratarak açmak ve solun beslenme kaynaklarýndan birini kesmek için 70'lerin sonlarýnda Çorum, Sivas, Malatya'da katliamlar örgütlendi. 1978 Maraþ katliamý da diðerleri gibi egemenlerin faþist güçlerin taþeronluðunda örgütlediði bir katliamdý. 1978 yýlýnda yüzden fazla kiþinin öldürülmesi ile sonuçlanan Maraþ katliamýnýn bizzat MÝT tarafýndan tezgâhlandýðý gerçeði geçen yýl Bülent Ecevit'in özel arþivinden çýkarýlan belgelerle bir kere daha ortaya çýkmýþtýr. 60'li ve 70'li yýllar boyunca ezilmiþlik, dýþlanmýþlýk ve yoksulluklarýyla yükselen devrimci mücadeleye ilk ve en önde katýlanlar Alevi gençleri oldu. O dönem Alevilere yönelik saldýrýlar, katliamlar örgütleyen ve en büyük tehdit olarak algýlanan MHP ve tosuncuklarýna karþý gençler devrimci harekete katýlarak bir fiil mücadele ediyorlardý. Anadolu'nun her yanýnda Alevi bölgeleri istisnasýz solun kalesiydi. Sýnýf hareketinin yükseliþinden hayli rahatsýz olan egemen sýnýflar faþist katillerin iplerini salmýþ ve Alevi, Kürt halkýný, devrimcileri, birçok insaný katletmeye baþlamýþtý. Emekçi halkýn devrimci yükseliþinin karþýsýnda egemenler faþistleri kullanarak bir terör dalgasý örgütlediler. Ülkücü tosuncuklar eliyle sürdürülen bu terör dalgasý, toplumu yýldýrmak ve sindirmek amacý güdüyordu. Çatýþmalardan yýlan halkta cinayetlerin, çatýþmalarýn son bulmasý ve düzen kurulmasý isteði oluþturularak bir darbenin meþruiyet zemini oluþturulmaya çalýþýlýyordu. Özellikle 1978 bu terör dalgasýnýn yaygýnlaþtýðý dönem oldu. Egemenlerin taþeronu ülkücülerin bu çerçevede toplu katliamlarý 1978'de 16 Mart katliamý ile baþladý. Katliam sonucunda 7 kiþi ölmüþ, onlarca kiþi yaralanmýþtý. Süreç, ülkücü tosuncuklar eliyle Alevi ve Sunilerin birarada yaþadýðý bölgelerde Sünni halký Alevilere karþý kýþkýrtarak, provokasyonlar düzenleyerek daha büyük kitlesel katliamlar örgütlenmesiyle devam etti. Maraþ katliamý, uzun zaman öncesinden ince ince örüldü ve yaklaþýk 8 ay öncesinden katliam için düðmeye basýldý. 7 Nisan 1978'de Ankara'dan PTT aracýlýðýyla farklý politik kimliklere sahip siyasetçilere gönderilen bombalý paketin patlamasý sonucunda saðcý Malatya Belediye Baþkaný Hamit Fendoðlu ölmesini kullanan ülkücüler muhafazakâr halký solculara, Alevilere karþý kýþkýrtarak saldýrýlar örgütledi. Türkeþ, Malatya benzeri olaylarýn Erzurum ve Maraþ'ta da çýkabileceði tehdidini savuruyordu. Dönemin en kanlý katliamý ise 19 Aralýk 1978'de Maraþ'ta gerçekleþti. Katliamdan bir hafta önce Alevilerin ve solcularýn evleri kýrmýzý boyayla iþaretlenip saldýrganlara açýktan hedef göste-

rilmiþti. Katliam önceden planlanan þekilde Ülkücü Gençlik Derneði tarafýndan getirtilen Sovyet aleyhtarý filmin bir izlendiði sýrada sinema salonunda ülkücülerce konulan düþük tesirli bir bombanýn patlamasýyla baþladý. Önceden sinemanýn önünde hazýrda bekleyen faþist güruh

panik içerisinde dýþarý koþan insanlara bombanýn solcular tarafýndan konulduðu propagandasýný yaptý ve galeyana getirilen topluluk solcularýn, Alevilerin yaþadýklarý semte doðru saldýrý baþlattý. (Olay sonrasý gözaltýna alýnýn 2 ülkücü, Yusuf Ýlhan ve Ökkeþ Kenger, ifadelerinde sinemaya bomba attýklarýný itiraf ettiler.) Maraþ'ta kanlý saldýrýlar günlerce devam etti ve büyük bir vahþet yaþandý. 23 Aralýk sabahý yani toplu katliamlarýn baþladýðý sabah tüm hazýrlýklarýný yapmýþ olan güruh tek tek iþaretli evlere girerek Alevileri iþkence edip öldürdüler. Irza geçen, hamile kadýnlarýn karýnlarýný deþen, çoluk-çocuk demeden baltalarla satýrlarla insan öldüren güruh, faþistlerin insan tozundan baþka bir þey olmadýðýný tekrardan gösterdi. Kimi mahallelerde devrimcilerin öncülüðünde barikatlar kurulup direniþ gösterilse de þehrin dört bir yanýnda neredeyse tüm mahallelerde yüzlerce yaralý insan ve onlarca ölü vardý. Polis olaylarý izlemekle yetiniyor, asker de kýþlasýndan çýkmýyordu. Katliam sonucunda 111 kiþi ölmüþ, solculara, Alevilere ait evler, iþyerleri yakýlýp yýkýlmýþtý. Katliamdan sonra Aleviler büyük oranda þehri terk ettiler. CIA, MÝT ve Özel Harp Dairesi'nin inceden inceye önceden planlayýp sadece Maraþ'ta deðil Malatya'da, Çorum'da uygulamaya koyduðu bu katliamlar 12 Eylül'e giden yolu açan önemli birer basamaklardý. Uzun süredir egemenlerin dillendirdiði sýkýyönetim isteði, Maraþ katliamý sonrasýnda hayata geçti ve 13 ilde sýkýyönetim ilan edildi. Sýkýyönetimi zorlayacak bir olay egemenlerin tam da istedikleri þeydi; çünkü sýkýyönetim emekçi halkýn devrimci yükseliþini ezmek, püskürtmek için elveriþli koþullar yarattýðý kadar beraberinde darbe için uygun ortamý da getirecekti.

Ýþçi sýnýfý -Mart 1978'de yaptýklarý ihtar yürüyüþleri gibi- faþizme net bir cevap verip ülkücüleri yýldýracak güçte olmasýna raðmen doðru bir önderliðe sahip olmadýðýndan bu süreci son noktasýna kadar taþýyamadý. Solun her geçen gün daha geniþ alanlarda örgütlendiði ve güçlü bir öncünün yoksunluðunda bir türlü ileriye gidemeyen devrimci durum ortamýnda zayýfladýkça saldýrganlaþan ve devrimci hareketi kontrol altýna alamayan egemenler, sokak çatýþmalarýndan ziyade daha büyük, daha güçlü, daha sistemli bir saldýrýya ihtiyaç duyuyordu. Bu koþullar altýnda ibre ya devrimcilerden ya da egemenlerden yana dönecekti; bu tarihin kaçýnýlmaz kuralýdýr. Nitekim daha önce de belirttiðimiz gibi iþçi sýnýfýnýn örgütlülüðünü saðlamýþ, kitlelerle kucaklaþmýþ, uzlaþmaz bir devrimci öncünün yoksunluðunda rüzgâr karþý devrimden yana esmeye baþlamýþtý. Egemenler amaçlarýna ulaþmýþ, sýkýyönetimi ilan etmiþ, darbeye giden yolda büyük bir adým atmýþlardý. Sýkýyönetimle birlikte devlet neredeyse tüm Alevi bölgeleri baþta olmak üzere devrimci hareketin güçlü olduðu yerlerde kontrolü ele almaya baþlamýþ oluyordu. Artýk darbe, adýmlarýný hýzlandýrmýþ, daha sert müdahalelerle ayak seslerini duyuruyordu. Devrimci güçlerin darbe karþýsýnda vereceði tepki Kemal Türkler'in öldürülmesi, Fatsa operasyonu gibi olaylarla sýnamýþtý; fakat ciddi bir direniþ ve karþý koyuþ yaþanmamýþtý. Bu durumdan cesaret alan egemen sýnýflar 12 Eylül darbesiyle kitlelerin üzerine var güçleriyle aðýr bir balyoz darbesi indirmekte beis görmediler. Bugüne gelindiðinde katliamýn taþeronu ülkücüler, kullanýldýklarýný söyleyip günah çýkarma seanslarý yapmakta ve katliamlarýn suçunu dönemin devrimcilerine atmaya çalýþmaktalar. Daha geçtiðimiz günlerde katliamýn bir numaralý faili ve olaylarýn startýný veren bombalama eylemini yaptýðýný itiraf etmiþ Ökkeþ Kenger(sonradan soyadýný Þendiller olarak deðiþtirdi) Alevilerle ilgili bir çalýþtaya AKP tarafýndan davet edilmesi bu tartýþmalarý tekrar gündeme taþýdý. Ülkücülerin kullanýldýk, suçsuzuz demogojilerine karþýn biz biliyoruz ki faþist yapýlanmalarýn varoluþ gayesi egemenler adýna devrimcilere, muhaliflere, ezilen halklara tedhiþterör uygulamaktan baþka bir þey deðildir. Dün Maraþ'ta Alevilere karþý kendini gösteren bu gerçek bugün Ýstanbul Dolapdere'de, Ýzmir'de Kürtlere karþý yaþanmaktadýr. Gelecekte de bu köhnemiþ düzene karþý sesini yükseltenler, mücadele edenler karþýlarýnda bu insan tozu ülkücüleri bulacaktýr. Katliamcý geleneðin Maraþ'ta, Çorum'da son bulmadýðý ve egemenlerin çýkarlarý için ellerini kana bulamaktan, kitlesel katliamlar örgütlemekten çekinmeyeceði Sivas katliamýndan, Gazi olaylarýndan tekrar tekrar görünmektedir. Bu katliamcý geleneðe son vermenin yolu, ezilenlerin de omuz verdiði devrimci mücadelenin toplumsal kurtuluþu saðlamasýndan geçiyor.

Ya Barbarlýk Ya Sosyalizm! Ekin Akçay


12

Ýþçinin Yolu

Enternasyonal Postaci Kapitalizm Çevreyle Ýmtihanýnda Bir Kez Daha Sýnýfta Kaldý! Aralýk ayýnda Danimarka'nýn baþkenti Kopenhag'ta 120 ülkenin devlet baþkanýnýn katýlýmýyla düzenlenen Ýklim Zirvesi, onca hazýrlýklara ve medyadaki tüm tantanaya raðmen tam anlamýyla bir fiyaskoyla sonuçlandý ve dünya kapitalizminin aðababalarý küresel ýsýnmaya ve bozulan ekolojiye karþý kýllarýný bile kýpýrdatmayacaklarýný bir kez daha dosta düþmana göstermiþ oldular. Küresel kirlenmeyi önlemek amacýyla 1997 yýlýnda imzalanan ve þu ana kadar herhangi bir somut geliþme göstermeyen Kyoto Protokolü'nün 2012'de sonlanacak olmasý hasebiyle toplanan iklim konferansýna emperyalist güçlerin çekiþmeleri sahne oldu. Bugün dünya üzerinde sera gazý salýnýmýnýn baþýný çeken birinci ülke ABD, ikincisi ise Çin'dir. ABD'nin baþýný çektiði geliþmiþ ülkeler atmosfere sera gazý salýnýmýnýn kotaya baðlanmasý fikrine zaten ezelden beri sýcak bakmýyorlardý. Çin ise iki hafta süren konferans boyunca hasýmlarýný þaþýrtacak derecede kendine güvenli bir duruþ sergiledi ve endüstriyel üretimini dizginlemesine sebep olacak yaptýrýmlar uygulanmasýna kesinlikle müsaade etmeyeceðini her fýrsatta gösterdi. Çin'in bu inatçýlýðý elbette ki içerde uyguladýðý muazzam emek sömürüsünden ve ekonomisindeki artan geliþmeden ileri geliyor. Çin bulduðu her fýrsatta kendi çýkarlarýný uluslararasý alanda geniþletecek adýmlar atýyor, G-20'de sivriliyor, Ortadoðu'ya üs kurma planlarý yapýyor ve nihayet iklim zirvesinde de dünyanýn yok oluþu pahasýna, sermaye birikiminde kýsýtlamalara gitmeyeceðini bildiren deklarasyonlara imza atýyor. ABD ise yine bilindik pozlarýnda. Kendi batýk bankalarýný, finans-kapitalin kalelerini kurtarmak için trilyonlarca dolarý bir çýrpýda hibe eden ABD, Afrika ve Asya'daki ülkelerin iklim harcamalarý için ancak 3.5 milyar dolarcýk ayýrabiliyor. Bu para ABD için bir çerez parasýdýr, iklimdeki bozulmalarý düzeltmek içinse kesinlikle yetersizdir. Üstelik 2020'ye kadar AB ülkelerinin de katkýlarýyla 100 milyar dolarý bulmasý beklenen bu miktar sunulurken da yatýlan bazý þartlar da var. Örneðin bu ülkelerin bu yardýmlarý alýrlarken sosyal harcamalarda kýsýtlamalara gitmeyi, devlet harcamalarýný azaltmayý, temel kamu hizmetlerini özel sektöre devretmeyi kabul etmeleri gerekiyor. Tüm bunlara ise Sudan'ýn temsilcisi "Afrika ülkelerinden bir intihar anlaþmasýný imzalamalarýný bekliyorlar" diyerek tepki gösterdi. 3-5 ülkenin aralarýnda anlaþýp dayattýðý ültimatom niteliðindeki bu anlaþmayý elbette ki 193 katýlýmcý ülke kabul etmedi.

Konferansýn sonunda kararname metni olarak duyurulan þey ise tam bir skandal. Kapitalizmin uluslararasý temsilcileri kendi aralarýndaki çekiþmelerin somut gerçekliðinde kendi kapitalist geliþimlerine dezavantaj teþkil edebilecek en ufak bir fikre dahi var güçleriyle saldýrýyorlar. Dolayýsýyla Kyoto'ya da katýlmayan ABD hiçbir yaptýrýmý kabul etmeyeceðini Obama'nýn aðzýndan bir kez daha teyit ettirdi. Çin, ABD, Brezilya, Hindistan ve Avrupa ülkelerinin tek anlaþmaya vardýklarý nokta ise þu oldu: Gezegenin ölümü pahasýna kapitalist üretime devam. Kapitalizme zeval gelmemesi bu adamlarýn tek derdi. Gezegen falan umurlarýnda bile deðil. Nasýl umurlarýnda olsun ki. Kapitalizm deðil midir üretimi kâra baðlý kýlan, kârý tek amaç haline getiren? Tüm dünyada halihazýrda var olan ekonomik krizin gittikçe derinleþeceði de düþünülür se; harýl harýl tüm sosyal harcamalarý kýsmaya çaðýran, emekçiyi sömürüyle patronlarý krizden kurtarmaya tabi kýlan, borç yükünde boðulan, kredi balonlarýyla hababam þiþen kapitalizm mi çevre için bir þeyler yapacakmýþ? Kârdan baþka bir þey gözü görmeyen bu kör topal sistem mi çevreyi kurtarmak için para harcayacakmýþ? Tüm bunlar umurlarýnda mý ki! Marks'ýn yýllar önce söylediði söz hala olanca gerçekliðiyle önümüzde dikiliyor. Kapitalizm hala gölgesini satamadýðý aðacý kesiyor. Kesmeye de devam edecek. Ta ki iþçiler kendisine dur diyene dek. Bakýn kapitalistlerin iklim konferansýnýn raporlarýnda ne deniyor: "Küresel ýsýnmadaki artýþ 2 dereceden fazla olmamalýdýr." Ama nasýl? Bu konuda tek kelime bile yok. Ýklim konferansýnda çýkan kararlarýn hiçbirinin yaptýrým ilkesi yok. Dolayýsýyla "meli malý"larla dolu bu "evrensel" metindeki kararlarý diledikleri gibi çiðneyebilecekler. Kapitalist diplomasideki ali cengiz oyunlarý da gün gibi ortadayken, Kyoto'da verilen hiçbir söz tutulmamýþken yaptýrým kararýna bile sahip olmayan bir konferans ancak bir komedi olarak nitelendirilebilir. Bu anlamýyla da tamamen bir fiyaskodan ibarettir. Kaldý ki tüm dünyadaki bilim adamlarýnýn genelgeçer görüþüne göre bu oranlar bile küresel dengenin bozulmasýný önlemek için çok yetersiz rakamlar. Ayrýca karbondioksit salýnýmýnýn sýnýrlanmasýyla ilgili en ufak bir iyi niyet belirtisi bile çýkan kararda mevcut deðil. Bu konuda da herhangi bir rakam belirlemekten özenle kaçýnýlmýþ! Fakat baþka ne beklenebilirdi ki? Koca kon-

ferans tamamen emperyalist hesaplaþmalarýn gölgesinde geçti. Öyle ki Çin ve ABD arasýndaki çekiþmeleri gören biri, bunun dünyanýn geleceðini doðrudan etkileyecek bir iklim konferansý olduðunu deðil; iki ülkenin pazar paylaþýmlarýnda öne geçmek için birbirlerinin üretimlerine kýsýtlamalar getirmeye çalýþtýðý ve çevreyle ilgili her tür yatýrýmýn yemin billah reddedildiði bir diplomatik buluþma olduðunu düþünürdü. Emperyalizmin tepesindeki birçok ülke de kararlý duruþundan dolayý Çin'e yüklendi. Ama on yýllar boyu gezegeni yok olmaya terk eden ta kendileri deðil miydi? Þimdi onlarýn yerini Çin alýyor ve dünya yok olma tehlikesini günden güne daha fazla hissediyor. Bugün atmosferdeki gaz seviyesinin normal sýnýrýndan yüzlerce kat yüksek olduðu söylenmekte. Buzullarýn erimesi, sýcaklýk artýþlarý, yakýn zamanda gündeme gelebilecek susuzluk tehlikesi hep bunun sonuçlarý. Bunlarý yaratan da doðanýn dengesi için hiçbir önlem almayan kapitalizmdir. Nasýlsa bu harcamalar patronlara kar getirmeyecek, o zaman dünya yok oluþa terk edilebilir. Afrikalý emekçiler susuzluktan ölmüþse kime ne! Kapitalistlerin demokrasi oyunu gibi, iklim savunuculuðu oyunu da Kopenhag'daki konferansla gün gibi ortaya çýkmýþtýr. Dünyayý kapitalizmin yarattýðý tahribatlardan ve yok oluþtan kurtaracak olan ancak iþçi devrimleriyle kurulacak yeni bir dünya olabilir. Dev tekellerin, emperyalist devletlerin tüm korkularý da bundan zaten. Bu yüzden "demokrasinin kalesi, kapitalizmin yüz aký" denen Danimarka'da hükümet 100 bin göstericinin üzerine, eðitimli köpeklerle, coplarla ve gaz bombalarýyla saldýrýyor, yüzlerce kiþiyi gözaltýna alýyor. Bu yüzden bu baský. Varsýn polis terörünü her fýrsatta azdýrsýnlar, varsýn gezegene daha fazla zehir saçmak için birbirlerini paralasýnlar. Ýþçilerin devrimi gezegeni de kurtaracak, týpký üzerinde yaþayan milyarlarca emekçiyi sömürünün boyunduruðundan kurtardýðý gibi.

Borç Bataðýnda Dubai Dýþ borcu 80 milyar dolarý bulan Dubai Emirliði önümüzdeki aylarda ödemesi gereken borçlarýný altý ay ertelemek istedi. Daha önce yabancý sermaye giriþi ve gösteriþe dayanan inþaat projeleriyle mucize bir ekonomik sistem kurulduðu söylenen Dubai Emirliði'nde, kapitalizmin içine düþtüðü kriz sonucu emlak piyasasýnda %60'a varan düþüþ ve sýnýrsýz özgürlük tanýnan sermayenin þiþirdiði balonlarýn patlamasý sonucu emirliðin borçlarýný ödeyemez duruma düþtüðü açýklandý. 2,5 milyon nüfusunun %70'i Asyalý iþçilerden oluþan Dubai'de 250 bin kiþi günde 10 dolarýn altýnda çalýþýyor. Daha önce Türkiye'ye "petrolle geliþmiþ, ama petrole baðýmlý olmayan", "þirket gibi yönetilen, liberal kültürün egemen olduðu" bir ülke olarak örnek gösterilen Dubai'de 7 yýldýzlý otellerin ihtiþamý yanýnda hapishanelerin çalýþma koþullarýna isyan eden iþçilerle dolup taþmasý, emekçilerin elleriyle yarattýðý zenginliðin bu sistem içinde kendilerine sefalet olarak döndüðünün en yakýcý örneklerinden biri. Þimdi komþusu Abu Dabi'den finansal destek bekleyen emirlik, borç ödemesi yapmasý gereken ülkeleri de tedirgin ediyor.


Enternasyonal Postacý

Ýran'da Ýslami Rejimin Sonu Yaklaþýyor! Not: yazýnýn giriþi arka kapakta! (...) Ýþçi sýnýfý semtlerinin eylemler içerisindeki rolünün artmasýna raðmen Ýran'da kolluk kuvvetlerinin gerçekleþtirdiði katliamlar sonrasýnda yapýlan genel grev çaðrýlarýnýn yanýtsýz kaldýðýný gördük. Bunun temel nedeni iþçi sýnýfýnýn örgütsüz olmasý. Rejime öldürücü darbeyi vuracak çapta bir eylem olan genel grevin ciddi bir hazýrlýk ve militanlýk gerektirdiði çok açýk. Bu nedenle örgütsüz durumdaki iþçi sýnýfý için genel grev çaðrýsý henüz erken bir adýmdýr. Ama kitle hareketinin yarattýðý girdap iþçileri de içine çekmekte gecikmeyecektir. Kitleler içerisinde, özellikle de kitle hareketinin motoru öðrenci hareketi içerisinde sosyalistlerin etkisi azýmsanmayacak düzeyde. Tabanda binlerce sosyalist aktivistin olduðundan söz ediliyor. Ne var ki kitle hareketi içerisinde ciddiye alýnabilecek düzeyde bir etkisi olan sosyalist bir örgüt yok. Bu durumda ana akým sol gruplarýn, baþta Halkýn Fedaileri olmak üzere 1980'lerde Ýslami rejim tarafýndan ortadan kaldýrýlmasý ve moral olarak çöken sürgündeki gruplarýn ayný zamanda ideolojik olarak da saða kaymalarý sonucu örgütsel varlýðýn neredeyse sözel bir konuma düþmesi belirleyici oldu. 2000'lerden sonra ortaya çýkan yeni nesil sol kuþak için belirleyici olan bir sol örgütten bahsedemeyiz, buna kendiliðinden solculaþma dense yanlýþ olmayacaktýr. Bunda þaþýrtýcý olan bir þey de yok aslýnda; rejimden nefret eden gençlik kuþaðý için alternatif, özgürlük ve eþitlik vaat eden sosyalizm olabilirdi ki aðýr bedeller ödeyen eski sol kuþaðýn anýlarýnýn týpký bizim 78 kuþaðýnýnki gibi hafýzalarda tazeliðini korumasý bunu hýzlandýrdý. Bu nedenlerle oldukça fazla sayýda sol grubun daðýnýk ve etkisiz olmasý durumu ile yüzyüzeyiz. Rejimin düþmesi ertesinde sýkýntýsý en fazla hissedilecek olan da kitle hareketine önderlik etmeye aday devrimci bir örgütün eksikliði olacak. Bu noktada Halkýn Mücahitleri örgütünden bahsetmek gerekli olabilir. Ýslami sol olarak bilinen, silahlý mücadele konusunda ileri pratiklere sahip olan bu örgüt, Þah döneminden bugünlere varlýðýný korumuþ Ýran içinde de etkisi olan en kayda deðer unsur olarak öne çýkmaktadýr. Ne var ki Halkýn Mücahitleri sosyalist bir örgüt olarak deðerlendirilmesine imkân vermeyen ulusal kalkýnmacý, milliyetçi bir programa sahip. Örgütsel bütünlüðünü korumuþ olsa da Ýran- Irak savaþýnda Irak safýnda yer almasý örgütün saygýnlýðýný büyük oranda azaltarak örgütün marjinalleþmesine yol açtý. Ýran'daki yeni sosyalist kuþak da Halkýn Mücahitleri'ni sosyalist olarak görmemekte ve örgütle arasýna mesafe koymaktadýr.

Ýþçinin Yolu

13

Dünyadan Kýsa Kýsa ... Kriz ve Yunanistan Tüm dünyada etkisi hissedilen krizden Yunanistan da payýný aldý. Seçimlerden galip çýkan sosyal demokrat PASOK lideri Yorgo Papandreu yaptýðý açýklamada 300 milyar euro borçlarý olduðunu ve "milli birlik"i saðlayarak bu sorunu aþmalarý gerektiðini söyleyerek iþçi ve emekçilerin haklarýna göz dikti. 1981 yýlýndan beri AB'nin 85 milyar euro kaynak ayýrdýðý Yunanistan'da bütçe açýðý AB standartlarýna göre dört kata ulaþtý. Borçlarýnýn peþine düþen AB ülkeleri de yardým etmekten çok Yunanistan'ý sýkýþtýrmaya baþladýlar. Bunun sonucu olarak, seçimlerde vaat ettiklerinin tam tersine emekçilerin kazanýlmýþ haklarýný gasp etmeyi planlayan ve memurlar için tavan maaþ belirleneceðini söyleyen hükümete karþý iþçi sýnýfý krizin faturasýný ödememek için 17 Aralýk günü 24 saatlik bir grev yaptý. Tüm ülkede iþsizliðin %9.3, 18-29 yaþ arasýndaki gençlerde ise %18.5 olduðu Yunanistan'da çözüm bu sistemin yaþamasýný saðlayan emek sömürüsüne son vermekten geçiyor.

Brezilya'da 11 bin Yargýsýz Ýnfaz Brezilya polisinin son altý yýlda 11 binden fazla kiþiyi öldürdüðü açýklandý. Ýnsan Haklarý Ýzleme Örgütü (HRW)'nin hazýrladýðý rapora göre bu ölümlerle ilgili sadece birkaç polisin sorumlu tutulduðu ve çoðu infazýn kayýtlara "tutuklanmaya direnme" olarak geçtiði belirtildi. Polisin Sao Paulo'da her 348 kiþiden birini, Rio de Janerio'da ise 23 kiþiden birini tutuklama sýrasýnda öldürdüðü tespit edildi. Bu yargýsýz infazlar bize bir kez daha düzenin kolluk güçlerinin kanlý yüzünü göstermektedir.

Avrupa'da Evsizler Ölüme Terk Ediliyor

Bundan sonra Ýran'da rejimin baskýsýný arttýracaðý gözükmektedir. Ýslami rejimin kilit isimleri birbiri peþi sýra sokaðý tehdit etmektedir. 1100 kadar kiþi son olaylardan sonra gözaltýna alýnmýþtýr. Reformcu kanadýn lideri Musavi'nin yardýmcýlarý gözaltýna alýnmýþtýr. Bundan sonrasý için Musavi'nin de gözaltýna alýnmasý þaþýrtýcý olmayacaktýr. Ayrýca gözdaðý vermek adýna bazý sol mahkûmlar idam edilebilir. Ýslami kapitalizm, yapabileceði tek þeyi yaparak devlet terörünü arttýrýyor. Kitlelerin ölümden korkmadýðý son olaylarda görünmüþtür. Kolluk kuvvetlerine karþý kitleler saldýrgan durumdaydýlar bu da devlet terörünün kitleleri daha da militanlaþtýrmaktan baþka bir iþe yaramayacaðýný gösteriyor. Tutuklamalarýn da kitle hareketini zayýflatmasý mümkün olmayacaktýr. Çünkü temel olarak kitle hareketini çekip çeviren bir örgütlülük yoktur. Ne reformcular ne de devrimciler kitle hareketi üzerinde inisiyatif sahibi deðiller. Kitle ile örgüt arasýnda bir baðýmlýlýk iliþkisinin olduðu durumlarda örgüte vurulan darbeler kitle hareketini belirli bir süre için de olsa zayýflatabilirken bu gibi kendiliðindenliðin hâkim olduðu durumlarda bu tarz tutuklamalar belirleyici olmamaktadýr. Bu nokta da Ýran'daki devrimci hareketin temel zayýflýðýnýn belirli bir dönem için bir avantaj konumuna dönüþtüðünü söyleyebiliriz. Ne var ki sosyalistlerin bu süreçte tutuklanmalarý sokaðýn hýzýný büyük ölçülerde etkilemese de sosyalist damarýn geniþlemesi ve olasý bir devrim durumunda sosyalistlerin potansiyeli açýsýndan ciddi boyutlarda negatif etkiye sahip olacaktýr. Ýran'da rejimin devrilmesi, meselenin hallolmasý, sonlanmasý deðil sýnýf mücadelesinin yeni bir aþamaya gelmesi anlamýna gelecektir. Ýþçi sýnýfý ve gençliðin devrimci öncüsünün yaratýlmasý Ýranlý Marksistlerin temel görevidir. Ýran'da sosyalist alternatifin güç kazanmasý tüm Ortadoðu'yu etkileyecek ve devrimci dalganýn yayýlmasý anlamýna gelecektir. Buradan meselenin birleþik sosyalist Ortadoðu federasyonu hedefi baðlamýna ortaya konmasý gerektiði ortaya çýkmaktadýr.

Avrupa'da soðuk hava ve kar yaðýþý sonucu 80 kiþi öldü. Ölenlerin büyük çoðunluðunu evsizlerin oluþturduðu belirtilirken dondurucu soðuktan en çok etkilenen ülke 42 evsizin öldüðü Polonya oldu. Ukrayna'da da 27 evsiz ölürken Almanya'da sýcaklýðýn -30 dereceye inmesiyle 7 kiþi can verdi. Karayollarýný etkileyen, demiryollarýnda trenlerin yoldan çýkmasýna sebep olan ve havaalanlarýný karla kaplayarak uçuþlarýn iptaline yol açan soðuklar yüzünden birçok evsizin can vermesi sömürü düzeninin emekçilere reva gördüðü hayatý gözler önüne serdi. En temel haklardan biri olan barýnma hakkýnýn bile paraya tabi olduðu bu çürümüþ düzende soðuklarýn giderek sertleþeceði önümüzdeki aylarda yeni evsiz ölümleri haberleri alacaðýmýz aþikârdýr.


14

Ýþçinin Yolu

Kultur Sanat

Zeki Ökten'i Saygýyla Anýyoruz

1941 doðumlu Zeki Ökten, 19 Aralýk 2009 tarihinde önceki gün kalp ve damar hastalýðý þikayetiyle acil olarak yattýðý hastanede geçirdiði operasyonun ardýndan hayatýný kaybetti. Sinemaya 1961 yýlýnda Niþan Hançer'in 'Acý Zeytin' filmiyle yönetmen yardýmcýsý olarak adýmýný atan ve toplumcu gerçekçi sine-

manýn önemli yönetmenlerinden biri haline gelen Ökten, Halit Refið, Atýf Yýlmaz, Ömer Lütfü Akad, Memduh Ün gibi yönetmenlere 9 yýl boyunca asistanlýk yaptý. "Kadýn Yapar" (1972), "Bir Demet Menekþe" (1973), "Askerin Dönüþü" (1974), "Çöpçüler Kralý" (1976), "Faize Hücum" (1982), Düttürü Dünya (1988) gibi filmlere imza atan Ökten, Yýlmaz Güney'in senaryosunu yazdýðý, sinema dünyasýnda baþyapýt kabul edilen "Sürü" ve "Düþman" filmlerini çekti ve bu filmlerle büyük baþarý elde etti. Zeki Ökten sinemasýnýn karakteri, yönetmenin insani ve siyasi duruþu tarafýndan belirlenmiþtir. Nitekim Kemal Sunal'ýn baþrolünü üstlendiði Çöpçüler Kralý ve Kapýcýlar Kralý gibi filmler toplumsal çürümüþlük ve yýkýmýn; gri, soðuk ve soluk renklerde ifadesini bulmuþ yoksul Ýstanbul'la beraber anlatýldýðý birer güldürüdür. Senaryosunu Yýlmaz Güney'in yazdýðý, Ökten'in yönettiði Sürü filmi ise bir baþyapýt olarak sinemamýzda hak ettiði yeri almýþtýr. Alikan aþiretinin toplumsal ve ekonomik deðiþime ayak uyduramayýp daðýlmasýnýn anlatýldýðý filmde, Kürdistan coðrafyasýnda yaþanan dönüþüm, büyük þehirlere göç, yedek iþçi ordusunun büyümesi, bunun getirdiði toplumsal dönüþüm ve buna eþlik eden siyasallaþma resmedilir. Ökten sinemasýnýn önemli bir ürünlerinden biri de Kemal Sunal'ýn baþrolünde oynadýðý Yoksul filmidir. Bu filmde Eminönü Tahtakale'de bir handaki çarpýcý tiplemeler üzerinden 80'ler Türkiyesi'nin siyasi ve toplumsal panoramasý çizilmektedir. Ökten, sýnýflararasý iliþkileri iyi yansýtan bir mekân olarak seçtiði handa geçen filminde Özal döneminin gözde söylemi köþeyi dönmek, li-

beralizm üzerine baþarýlý bir anlatým yapmýþtýr. Faize Hücum filmi ise yine benzer bir dönemi resmeder ve 80'li yýllarý saran zenginleþme rüyasýnýn hazin sonla bitiþini anlatýr. Uzun yýllar emek verdiði devlet memurluðundan emekli Kamil Bey, çalkantýlý politik-ekonomik bir dönemde birden ortaya çýkan yüksek faiz akýmýna kapýlarak, emekli ikramiyesini, üç aylýk maaþý ve tek mal varlýðý olan babasýndan kalan evi bankerlere yatýrýr. Çarpýk ekonomik sistemin ona getirisi, umduðu gibi çabucak zengin olmak deðil, her þeyini kaybetmiþ bir bankerzede olmaktýr. Ses filmi ise Türk sinemasýnýn 12 Eylül'le yüzleþtiði ilk filmlerden biridir. Ýþkenceden yola çýkarak 12 Eylül maðdurlarýnýn darbe sonrasý yaþadýðý travmayý, daha önce sorulamayanlarý dile getiren yapýt, sansür baskýsýna raðmen böyle cesur bir sorumluluk üstlenmesiyle övgü toplamýþtýr. Politik duruþunu kaybetmeyen yönetmenin Eylül darbesine karþý aldýðý pozisyonu göstermesi bakýmýndan, Ökten için düzenlenen törende söz alan Zeki Demirkubuz'un aktardýðý bir aný dikkate deðerdir. Kimsenin sesini bile çýkaramadýðý 12 Eylül darbesi sonrasý dönemde, "Ses" adlý filmi çekmeye baþladýðýný anlatan Demirkubuz'a kulak verelim: "Bir gün sete dönemin milli güvenlik konseyinden biri geldi. Selam verdi. Zeki aðabey baþýný çevirdi. Biz endiþelendik 'Aðabey filmi yasaklayabilirler' dedik. Zeki aðabey, 'Ben bu

ülkenin çocuklarýna iþkence ettirenlere selam vermem' dedi. Ýþte o böyle bir insandý. Kuþlarýn, hayvanlarýn, insanlarýn, herkesin çektiði acýdan kendini sorumlu hisseden bir insandý, bir sosyalisti." Zeki Ökten'in topluma duyarlý kamerasý, mütevazý kimliði, cesur duruþu onu toplumsal eþitsizliðin, sosyal yýkýmlarýn filmlerinin yönetmeni yaptý. Emeðin sinemasýna katkýlarý unutulmayacaktýr. Ýþçilerin, emekçilerin, yoksullarýn kýzýl perdesinden bir Zeki Ökten geçti. Saygýyla anýyoruz.

Ýþçi Kitaplýðý Emile Zola:

TOPRAK Fransýz Edebiyatý'nýn önemli yazarlarýndan Emile Zola (1840 - 1902), yaþadýðý dönem itibariyle Fransa'da kapitalizmin geliþimine yakýndan tanýklýk etmiþtir. Kapitalizme geçiþ kapitalizm öncesi üretim tarzlarýnda yaratýlan sermaye birikimi ile mümkün olmuþtur. Söz konusu Fransa olunca bu birikimin öncelikle sömürge iliþkilerinden ve tarýmsal üretimden geldiði söylenebilir. Kapitalizmin kendinden önceki hâkim üretim biçimi olan feodalizm ile birlikte çeliþkili varoluþu 19. yüzyýlýn adeta özetidir. Nitekim Zola da, eserlerinin genel çizgisini þu sözlerle anlatýr: "Özgürlük ve gerçeðin asrýnýn þafaðýnda, geliþmenin olanaklý kýldýðý her þeyi elde etmek için çýrpýnan ve yeni bir dünyanýn doðum sancýlarý ile beraber kendi sonuna yazgýlý bir aileyi resmetmek istedim." Doðayý detaylarý ile olduðu gibi yansýtmayý öngören Doðalcýlýk (Naturalizm) akýmýnýn öncüsü Zola köylülüðü mercek altýna almýþtýr. "Toprak" romanýnda köylülerin yaþam tarzýný, mülk düþkünlüðünü, iliþkilerindeki çarpýklýklarý, dar görüþlülüklerini, gündelik olaylar ýþýðýnda abartýsýz ve yalýn bir biçimde anlatýyor Zola. Kitaptaki çarpýcý noktalardan biri þu ki; köylülüðün bu romanda "La Beauce" kasabasýnda betimlenen özellikleri, yazarýn gözlem yeteneðinin bir sonucu olarak, evrensel bir nitelik kazanmaktadýr. Kitabý okudukça, tarihin o döneminde Fransa'nýn o köyü bize bugünkü köyleri hatýrlatabiliyor. Hasislik, mülk düþkünlüðü, yeni mülk edinme tutkusu, yeterli paraya sahipken sefil yaþamak... Köylülüðün tarihsel toplumsal atýlýmlarda neden öncü sýnýf olamayacaðýný, öncü olmayý bir yana býrakýn, direngen ve tutucu oluþunu birkaç yýla yayýlan olaylar silsilesi içinde bütünlüklü þekilde aktarýyor Zola. Onun kendi sözdizimiyle aktarmak gerekirse: "sopa altýnda ve kendine ait hiçbir þeye hatta bedenine bile sahip olmaksýzýn esaretin çýplaklýðý içinde, senyör için, yüzyýllar boyu topraðý ekip biçeceksin, o toprak ki, týpký çýlgýnca sevmiþsin ve istemiþsin, senin için özenle baktýðýn fakat hiçbir zaman senin olmamýþ bir kadýn olarak kalmýþtý ve yüzyýllar süren acýlardan sonra fethedivermiþsin, senin malýn, güvencin, hayatýnýn tek kaynaðý oluvermiþ. köylünün bu ezeli sahip olma arzusunun böyle durmadan ertelenmesi, onun tarlasýna olan sevgisini ve topraða, daha çok topraða ve de elle tutulan, tartýlan olgun buðdaya karþý duyduðu tutkuyu körüklemiþti. Oysaki toprak nice kayýtsýz nice nankördür. Tapýyormuþsun, ne çare, tapýnma onu ne ýsýtýyor, ne de bir tek sap buðday fazla veriyor. Bir saðanak yaðmur, tohumlar mahvolur; dolunun darbeleri yeþil, taze saplarý biçer, güçlü bir rüzgâr, tüm ürün yerlere serilir, iki aylýk kuraklýk taneleri kýkýrdatýr; böcekler delik deþik eder, soðuk öldürür, hayvan hastalýlarý ve kötü otlar topraðý kemirir. Her þey köylünün mahvý için yeterli sebeptir: mücadele günden güne aralýksýz sürer, sonuç, cehaletin getirdiði rastlantýlara baðlýdýr. Köylü çalýþmanýn yeterli olmadýðýnýn bilinciyle daima öfke duymuþtur. Kaslarý kurumuþtur. Kendini topraða vakfetmenin sonucunda ancak yarý aç yarý tok yaþamýþ aczin utancýný taþýmýþtýr hep. Ve bundan sonra yapabileceði tek þey, zavallý kemiklerine bile acýmadan sabaný, baþka bir erkeðin eline vermektir." Kuþkusuz bir baþyapýt olan "Toprak"ý okumayý okurlarýmýza öneriyoruz.


Ýþçinin Yolu

Asýl Yetim Hakký Yiyen Kim?

Çalýþtýðým Soma Yaprak Tütün Ýþletme Müdürlüðü'nün 2004 yýlýnda kapanmasý sonucu iþ akdimiz feshedildi. O zamana kadar kamuoyunda hiç görmediðimiz 4-c uygulamasýna cebren ve hile ile böyle tanýþtýrýldýk. O zamana kadar kapanan yerleri, Tekel, kendi bünyesine naklediyordu. Bize bunu uygulamadý. Halbuki bizden sonra satýlan sigara fabrikalarýnda yaprak tütün bölümü çalýþanlarý nakil yapýldýðý ve biz yaprak tütün bölümünde olduðumuz halde kapý dýþarý edildik. Yargýya baþvurduðumuzda 4-c'de Adalet Bakanlýðý'na yerleþtirildiðimiz için Tekel'e geri dönme hakkýmýzý kaybettik. Ben diyorum ki 4-c uygar bir köle yasasýdýr. Ýþte bugün 12 bin Tekel iþçisinin davasý 4-c'ye düþmemektir. Buraya kadar bahsettiðim 5 yýllýk kendi davamdý. Gelelim 2. konuya. Baþbakan Tekel iþçisine fakir fukara hakký yedirmem diyor. Ýlkokul mezunu, elinde tütünden baþka mesleði olmayan, yaþý 39'a gelmiþ, kronik hastalýða sahip olan beni dýþarý atarak; Tekel'in sigara fabrikalarýný, alkol iþletmelerini satarak Tekel çalýþanlarýndan tut, tarlada tütüncülük yapan fakir fukara köylünün hakkýný yiyen, yediren kimdir?

Bir TEKEL Ýþçisi

15

Okurlarimizdan... Merhaba, Ben Ýþçinin Yolu gazetesinin okuru bir iþçiyim. Ýþçinin Yolu'ndaki arkadaþlarla tanýþmam ev ziyaretleri sayesinde oldu. Ýlk karþýlaþmamýzda içine bulunduðum þartlarý onlar bana öyle güzel anlattýlar ki, kendi gerçekliðimin farkýna vardým. Ben Ýkitelli Marmara Sanayi Sitesinde elbise askýlýðý üreten bir fabrikada çalýþýyorum. Çalýþma saatlerim 08.30-19.00, buna karþý aldýðým ücret asgari ücretin biraz üstü. Eskiden parasýz olan köleliðin günümüzde paralý köleliðe dönüþtüðünü ne yazýk ki sadece seyrediyoruz. Birlikte çalýþtýðým arkadaþlarýn bazýlarý geçim sýkýntýlarýndan dolayý çocuklarýný memlekete göndermek zorunda kalýyor. Çünkü eþleri de çalýþmak zorunda yoksa geçinmek imkânsýz hale geliyor. Kendi çocuðunu yýlda sadece 15 gün veya bir ay görebiliyorlar. Bu küçücük dar bir çizgiye sýkýþtýrýlan hayatlara asla kader diyemeyiz. Bu çarpýklýðý düzeltmek bizim elimizde. Çalýþma þartlarýmýza gelince, kriz bahane edilerek birçok haklarýmýz elimizden alýndý. Hala da patronlar tarafýndan benzer saldýrýlara maruz kalýyoruz. Ben kendim 35 yaþýnda olduðum halde daha 2008 yýlýnda ilk kez sigortalý oldum. Daha önce çalýþtýðým iþyerinde, SSK görevlileri çalýþma yerine gelerek sigortasýz çalýþan iþçi var mý, diye sormuþlardý. Benim gibi onlarca arkadaþ da sigortasýz çalýþtýrýlýyordu. Ben ayaða kalkarak, sigortasýz olduðumu görevlilere söyledim. Bunun üstüne sigortam yapýlmasý bir yana, tepkimi dile getirdiðim için iþten de atýldým. Sigortam olmadan çalýþtýðým yýllar boyunca güvencesiz, yok pahasýna çalýþtýrýldým. Benim yaþadýklarým milyonlarca iþçinin yaþadýklarýnýn bir örneði sadece. Yaþanan bu gerçekler karþýsýnda kurtuluþ ancak iþçi sýnýfýnýn birleþmesinde ve örgütlenmesindedir.

Ýstanbul Ýkitelli’den Ýþçinin Yolu okuru bir fabrika iþçisi

Merhaba yoldaþlar, Son dönemlerde alýþýk olduðumuz gibi gözlerini 'gerçek'lerden kaçýran, düzene itaat eden, kapitalizmin uþaðý olmuþ basýn anlayýþýnýn dýþýnda, bize gösterilmek isteneni deðil de varolaný olduðu gibi yansýtan Ýþçinin Yolu'na selam olsun. Geçtiðimiz günlerde Türkiye bir demokrasi sýnavýndan daha kaldý. Ýktidardaki AKP, kendi kapatma davasýnda halkýn oylarýnýn öneminden dem vururken ezilen Kürt halkýnýn büyük desteðini alarak parlamentoya giren bir partinin kapatýlmasýnda ikiyüzlülüðünü ortaya koydu. Ýþçinin sesinin týrmanýþa geçtiði bu günlerde gerek Tekel iþçileri gerekse demiryolu çalýþanlarý bizlere bir kez daha örgütlü mücadelenin gücünü göstermiþ bulunuyor. Hükümetin direniþlerin önünü alamayacaðý, gösterilen vahþi müdahalelerden ve çözümü çözümsüzlükte arayýþýndan anlaþýlmaktadýr. Sermayenin ve onun iktidarlarýnýn kâra, sömürüye, baskýya dayalý bu düzenlerinin yýkýlmasý ve eþit, özgür, yaþanabilir bir dünya için gün bugündür. Yaþasýn devrim ve sosyalizm!!

Akçakoca'dan Üniversiteli bir Ýþçinin Yolu okuru


Iscinin yolu Sahibi ve Sorumlu Yazý Ýþleri Müdürü: Emre Baþer Yayýn Türü: Yerel süreli, aylýk Sayý: 4 Ocak 2010 Fiyatý: 1 TL Yayýn Ýdare Adresi: Þahintepe Mah. 642. Sok. No:30/A Mamak/ANKARA Tel: 0312 3910420 Baský:Yön Matbaacýlýk- Davutpaþa Cad. Güven Sanayi Sitesi B Blok 1. Kat No: 366 Topkapý/Ýstanbul Tel: 0 212 5446634

TAÞERON ÞÝRKETLERDEN SINIF MANZARALARI Ben Ýstanbul'da çalýþan bir iþçiyim. Geçinememekten dolayý Mardin'den Ýstanbul'a geldim. Geldiðimde amca çocuklarýmýn desteðiyle bir otele temizlikçi olarak girdim. Orada dokuz ay kaldým. Þef haksýzlýk yapýnca karþý çýktým. O da bana "kapý açýktýr" deyince ben de "O zaman kapansýn o kapý!" deyip çýktým gittim. Haksýzlýklarý kabul etmedim, hala daha kabul etmiyorum. Sonra çalýþma þirketi beni aradý, durum böyle diye anlattým. Onlar da beni baþka bir otele yönlendirdi. Oradan da 15 gün içerisinde, telefonla konuþmamý bahane edip çýkardýlar.

Ondan sonra þirket beni Mimar Sinan Üniversitesi'ne yönlendirdi. Kantinde çalýþmayý bana anlattýlar ve iþe baþladým. Sekizde iþ baþý akþam sekizde çýkýþ yapacaksýn dediler. Dokuz ay böyle çalýþtým. Asgari ücret alýyorum. Boþ kalmayayým, geçim saðlayayým diye ben de kabul ettim. Bir sene sonra farklý taþeron firmayla devam ettim. Çalýþma saati on saate düþtü ama iþi daha da aðýrlaþtýrdýlar. Kantinde iki kiþinin yapacaðý iþi bir

kiþiye yüklüyorlar. Okulda iki bin öðrenci var. Bu iki bin öðrencinin masalara býraktýðý çöpleri ben tek baþýma temizliyorum. Yirmi kilo aðýrlýðýnda malzemeyi fen edebiyattan götürüp getiriyoruz. Arada yarým kilometreden fazla mesafe var. O yorgun halimle dinlenemeden çalýþýyorum. Ýnsanýn psikolojisi de bozuluyor. Okuldaki iþçi arkadaþlara derdimi anlatmaya çalýþýyorum ama þef býrakmýyor. Bizim kendi aramýzda konuþmamýzý istemiyorlar. Boþ kalmayalým hep çalýþalým, kendi aramýzda birlik olmayalým istiyorlar. Okul kantininde çalýþýrken Ýþçinin Yolu okuru öðrenci arkadaþlarla tanýþtým. Onlar sürekli masa açýyor ve iþçilerin sorunlarýný, hak arama mücadelelerini herkese anlatýyorlardý. Benimle de sürekli konuþuyor, dertlerime ortak oluyorlardý. Onlarýn doðru yaptýðýný düþündüðüm için onlarla birlikte davranmaya baþladým. Ki devrimci arkadaþlarla olan iliþkimin þefin gözüne batmasý ve beni tehdit etmesi çok sürmedi. Bu durumu arkadaþlarýma anlattýðýmda hemen þefe gereken cevabý verdiler. Ondan beridir bana böyle tehditler savuramýyor. Taþeron sisteminden çok çekiyoruz. Kafalarýna göre bizi ücretsiz izine çýkartýyorlar. Okullar kapandýðýnda ücretsiz izinde sayýldýðýmýz için beþ parasýz kalýyoruz. Zaten asgari ücretle çalýþýyoruz, bir de belli aylarda maaþ alamayýnca periþan olmak kaçýnýlmaz. Bu aylarda ek iþ bulmak zorundayýz ve kimse 2-3 aylýðýna bizi iþe almak istemiyor. Bir kadrolu iþçi tatil zamanlarýnda da maaþýný alýrken bizi istedikleri gibi sömürüyorlar. Eðer kadrolu çalýþanlarda bizimle birlikte mücadele edip, hakkýmýzý aramazsak, bugün bizim baþýmýza gelen yakýnda tüm iþçi-emekçilerin çilesi olmasý

kaçýnýlmaz. Ýþçilerin birleþmekten baþka çaresi yok. Binlerce iþçi iþsiz. Ýþçileri olduklarý yerde býrakmýyorlar, iþten çýkartýyorlar. Çalýþanlarý da asgari ücrete çalýþtýrýyorlar. Ben çok saat çalýþtýðýmdan elektrik, su ve doðalgaz faturalarýný yatýracak zamaným kalmýyor. Ýþçi sýnýfýndan arkadaþlarla beraber olmak, dertlerimizi anlatmak, haksýzlýðý kabul etmemek için çaremiz birleþmek ve birlik olmaktýr. Baskýlarýn karþýsýnda tepki vermeliyiz. Patronlara karþý tepkimiz ortak ve sert olmalý, onlarýn anladýklarý dilden konuþmalýyýz. Bunu yapabilmemiz için iþçiler aralarýnda sýký sýkýya tutunmalýdýr. Patronlar fazla kar etmek için iþçiler birleþmesin istiyorlar ama iþçiler haksýzlýklarý kabul etmemeli, haksýzlýk olduðu zaman meydanlara çýkmalýdýrlar. Böylece hiçbir iþçinin sahipsiz olmadýðýný, bizim ne olduðumuzu anlarlar. Gerekirse hakkýmýzý sonsuza kadar arayacaðýz. Tüm iþçi arkadaþlarla beraber mücadeleye devam edeceðiz. Tüm iþçi arkadaþlarýma, bu gazeteyi yayýnlamada emeði geçen arkadaþlarýma selam ediyorum.

Ýran'da Ýslami Rejimin Sonu Yaklaþýyor! Ýran'da Haziran ayýndaki cumhurbaþkanlýðý seçimlerinden sonra baþlayan rejim karþýtý halk hareketi ivmelenmesini sürdürüyor. Daha önce iþaret ettiðimiz gibi rejim karþýtý muhalefet bulduðu her fýrsatý þiddetli sokak eylemleri düzenlemek için deðerlendiriyor. Aralýk ayýnýn baþýndaki "Öðrenci Günü"nün ardýndan bu sefer de Ýmam Hüseyin'in katledilmesinin yýldönümü olan aþure günü büyük gösterilere ve þiddetli çatýþmalara neden oldu. Haziran ayýndan sonraki en þiddetli çatýþmalarda 38 kiþi rejim tarafýndan katledildi. Ölenler arasýnda Musavi'nin 20 yaþýndaki yeðeni de bulunuyor. Gösteriler sýrasýnda sýrtýndan vurulan yeðen Musavi'nin hedef seçilerek vurulduðu, yani bir suikasta kurban gittiði iddia ediliyor. Tüm büyük kentleri etkisi altýna alan son büyük dalgada kitleler savunmada deðil atakta idiler. Çok sayýda polis göstericilerin elinden güç bela kurtulurken karakollarýn, polis arabalarý ve motosikletlerinin ateþe verildiði anlarýn görüntüleri yayýnlandý. Öyle ki kolluk kuvvetlerinin halkýn silahlanmasýný

engellemek için karakollardaki silahlarý önceden boþalttýklarý yönünde haberler geliyor. Ýran çapýnda yüz binlerin sokaklara çýktýðý aþure gününde Mollalarýn geleneksel olarak güçlü olduklarý kentler olan Ýsfahan ve Nejafabad gibi þehirlerde bile güçlü

rejim karþýtý eylemler düzenlendi. Yabancý basýnla muhalif basýnýn tamamen susturulduðu, internet ve telefon haberleþmesinin engellendiði ülkede devrimci dinamik bir yolunu bulup gösterilerden kesitleri tüm dünyaya iletmeyi baþarýyor. Son olaylar gösteriyor ki Ýran devrim sürecine doðru ilerlemektedir. Kitle hareketi her geçen gün olgunlaþmaktadýr. Sayýsal olarak büyüyen gösteriler toplumsal ayaklanma tabanýný her an geniþletiyorken rejimin üzerine bastýðý zemin her geçen gün biraz daha kayýp gidiyor. Kitleler giderek radikalleþiyor, daha önceleri reformist bir duruþ sergileyen yýðýnlar devrimin zorunlu olduðunu görerek hareketin daha da þiddetlenmesinin zeminini hazýrlýyorlar. Düzenin polis kuvvetlerinin de halka ateþ açýlmasý emrine uymadýðý haberleri geliyor.

(yazýnýn devamý 13. sayfada)


Iscininyolu6