Issuu on Google+

Nisan 2005

İşçi Kardeşliği

Uluslararası

Bedeli 500.000 TL / 50 YKr

Emek Platformuna Çağrı İki sayı önce başlattığımız, Emek Platformunu bağımsız bir işçi partisi kurulması çağrısı yapmaya davet eden kampanyamız sürüyor. Kampanya metnini, ilk imzacılarını ve katılım bilgisini bu sayımızda bulabilirsiniz. (s.6'da)

Özelleştirmeye, Kapatmaya karşı Millileştirme! Ülkemizde fabrikaların kapatma ve özelleştirmeyle tasfiye edilmesine tepkimizi 4 Mart eylemiyle ortaya koyduk. (s.12’de) Bu sırada Brezilyalı işçi kardeşlerimiz millileştirme için mücadele ederken Venezuela’da hükümet kapanacak fabrikaları millileştirmeye girişti. (s.13 ve 14’te) Cezayir’de başlatılan özelleştirme dalgasına İçindekiler: karşı Cezayir İşçi Partisi Genel Sekreteri açık s.2: Sağlık bir mektup yazdı. (s.10’da) Çalışanlarının Eylemi

Sağlımızdan, Emekliliğimizden Elinizi Çekin! SSK'nın devrinin ardından sorunlar katlanırken Emeklilik ve Genel Sağlık Sigortası “reform”ları da gündeme geliyor. (s.8 ve 9'da)

Bir İşçi Enternasyonali için İşçilerin ve Halkların Bağlantı Komitesinin (ILC) Türkiye bültenidir.

ILC Dünya Konferansı ILC Dünya Konferansı Mart ayında Madrid’de düzenlendi. Türkiye’den bir heyetin de katıldığı konferansın sonuç metnini, ilk imzacılarını ve konferansa katılan TEKSİF Bakırköy Şube Başkanı Çetin Yelken’in izlenimlerini yayımlıyoruz. (s.16’da) Bizimle bağlantı kurmak için: e-posta: iscikardesligi@iscikardesligi.org web: http://www.iscikardesligi.org

s.3: 1 Mayıs s.4,5: “İKP” Üzerine İşçi Temsilcileriyle Görüşme s.6: Emek Platformuna Çağrı Kampanyası s.7: Mücadele Ne İçin, Kime Karşı? s.8,9: Sosyal güvenlik ve Sağlık “Reform”ları s.10: Cezayir’de Özelleştirme Saldırısı s.12: 4 Mart Eylemi s.13: Venezuela’da Millileştirme s.14: Brezilya’da Fabrika İşgali s.15: İspanya’da Avrupa Anayasası Referandumu s.16: ILC Dünya Konferansı


Uluslararası İşçi Kardeşliği

SENDİKAL KANUNLAR

21 Nisan Eylemi

2

1 Nisan Perşembe günü TTB ve SES'in kararları ile doktorlar ve sağlık çalışanları eyleme çıkıyorlar. Hastaları müşteri, sağlık kurumlarını işletme, sağlığı sıradan bir meta olarak gören zihniyete, insanın biyolojik varlığını ve hasta olarak güçsüzlüğünü insafsız bir sömürü kaynağı haline getiren, “sağlık tüketimini” artıran sürece itirazlarını dile getiriyorlar.

Genel Sağlık Sigortası yasa tasarısının geri çekilmesini talep ediyorlar. Bu tehlikeli yasalar bile beklenmeden “torba yasa” gibi isimler altında çeşitli yasalardaki sağlık hakkı ile ilgili düzenlemelerin “açıkgözlülükle” kaldırılmak, koruyucu aşıların bile paralı hale getirilmek istendiğini teşhir ediyorlar. Sağlık çalışanlarının 21 Nisan eylemini destekleyelim!

Bir İşçi Enternasyonali için Uluslararası Bağlantı Komitesi

1

991 yılı Ocak ayında Barcelona’da (İspanya) 63 ülkeden delegelerin katıldığı ilk Açık Dünya Konferansında kuruldu. Bu delegeler, işçi sınıfı içindeki çeşitli örgütleri ve siyasal akımları temsil ediyordu. Amacımız tüm dünyada kapitalizmin vahşi saldırısına karşı mücadele etmek için işçi sınıfını ve dünyanın ezilen halkları ile gençliğini birleştirmeye yardımcı olmak. Programımız ise açık ve basit: özelleştirmeye, kuralsızlaştırmaya ve savaşa hayır! Bunun için de tüm dünyada işçilerin bağımsız örgütlerinin özellikle de sendikalarının savunulması çok önemlidir. Uluslararası Bağlantı Komitesi (ILC), işçi sınıfının küresel kapitalizmin dayattığı esaretten kurtulmasının ancak işçilerin kendileri tarafından elde edilebileceği fikrine sıkı sıkıya bağlıdır. Sınıf mücadelesinin tarihi her türlü kazanımın bağımsız işçi sınıfı örgütlerinin mücadeleleri sonucunda elde edildiğini göstermiştir. ILC ilk toplantısından bu yana 94 ülkedeki siyasi aktivistlerin ve sendikacıların çok eğilimli bir yeniden gruplaşması olarak büyümüştür. 1991, 93 ve 96’da üç defa, 2000 yılı Şubat ayında San Francisco Emek Konseyi (AFL-CIO) ile ortak Açık Dünya Konferansları düzenledik. 2002 yılı Şubat ayında Berlin’de ILCSan Francisco Açık Dünya Konferansı Sürdürücü Komitesi ve geniş bir Alman sendikacılar komitesi ile birlikte -Kuralsızlaştırmaya Karşı ve Herkes için Emek Hakları için Uluslararası Konferanstoplandı. İşçi Kadınların Haklarının Savunusunda Uluslararası Konferans da bu konferansın öncesinde toplandı. Yaşama ve çalışma koşullarını iyileştirme amaçlı tüm mücadeleleri, toplu şözleşmelerdeki, iş kanunlarındaki ve ILO Sözleşmelerindeki kazanıl-

mış hakları ve güvenceleri koşulsuz savunuruz. Dünyadaki gerçek bir barış için koşullar da bunlardır. Tüm ülkelerde gerçek bir demokrasi için şartlar bunlardır ve bunlar da ancak halkların kendi kaderlerini tayin hakkı ve ırklar arasındaki eşitlik temelinde yükselebilir. Bu nedenle her yıl Cenevre’de yapılan ILO yıllık toplantısında ILC de ILO Sözleşmelerinin savunulması için bir konferans düzenliyor. Ayrıca çeşitli bölgesel kampanyalar ve girişimler örgütledik. “Serbest Ticaret Anlaşmalarına” karşı-örneğin Amerika kıtalarında NAFTA ve FTAA’ya karşı, Avrupa’da Maastricht Anlaşmasına karşı- Çin’de, Romanya’da, Kore’de, Togo’da ve dünyanın birçok yerinde sendikal faaliyetlerinden dolayı hapsedilen aktivistlerin serbest bırakılması talebi ile işçileri savunan çok sayıda kampanyalar örgütledik. Uluslararası Bağlantı Komitesi kendisini varolan uluslararası işçi örgütlerinin yerine koymuyor ya da onlarla rekabete girmiyor. ILC tarihi modeli olarak 1864’te Londra’da kurulan Uluslararası İşçi Derneği’ni - I.Enternasyonal’i - alıyor. O gün de bugün olduğu gibi amaç, işçileri savunmak için samimi bir şekilde mücadele eden tüm akımları, işçi demokrasisi temelinde, çeşitliliğe saygı göstererek ve birleşik eylemi ileriye taşıyacak bir biçimde örgütlemekti. 23-24 Ocak 2003 tarihinde Savaşa Karşı Acil Konferansı örgütledik ve “Savaşa Karşı Uluslararası Emek Hareketi”ni inşa etmeyi kararlaştırdık. Kampanyalarımızın ve amaçlarımızın kısa bir özeti bu. Her hafta ILC’nin faaliyetleri ile ilgili bilgiler içeren bir bülteni üç dilde yayınlıyoruz. Adres: ILC, c/o Parti des Travailleurs - 87, rue du Faubourg Saint-Denis, 7510 Paris, Fransa eit.ilc@wanadoo.fr, http://www.owcinfo.org

ILC

2


1 MAYIS

Bu 1 Mayıs Bir İşe Yaramalı!

Y

ıllardır 1 Mayıs dendiğinde, memlekette, ama esas olarak da İstanbul’da, bir korku havası yaşanmaya başlanır. İnsanlar çocuklarını sokağa çıkartmak istemedikleri gibi, ya evlerine kapanırlar ya da imkanları olanlar arabalarına, ulaşım araçlarına atlayıp İstanbul’un dışına kaçıp günlerini oralarda geçirirler. Bu durumun birçok sebebi vardır, ama asıl önemli olan 1 Mayıs’ın bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de gerçekten işçilerin patronlara karşı mücadelesinin, kendi aralarında sınıf dayanışmasını güçlendirdikleri bir gün olarak görülmek istenmemesidir. Türkiye’de gelmiş geçmiş bütün hükümetler patron hükümetleri oldukları için 1 Mayıslara hep kem gözle baktılar. İşte bu patron hükümetleri her yıl 1 Mayıs yaklaştığında gene büyük patronların sahibi olduğu boyalı basını kullanarak 1 Mayıs vesilesiyle insanları korkutmaya çalıştılar ve 1 Mayıs’ı sadece komünistlerin bayramıymış gibi göstermek istediler. Oysa 1 Mayıs hangi düşünceden olursa olsun bütün işçilerin ve işçi örgütlerinin, yani partilerinin ve sendikalarının mücadele ve birlikte hareket etme günüydü. Son yıllarda son derece barışçı ortamlarda ve işçi sendikalarının öncülüğünde gerçekleştirilen 1 Mayıslarda bile neredeyse katılımcı işçi sayısına yaklaşan sayılarda güvenlik gücünün miting alanlarını kuşattığını, havadan helikopterlerle mitinglerin izlendiğini görüyoruz. Yasal bir 1 Mayıs’a katılabilmek için bile birçok polis barikatında aranmak gerekiyor. Evet binlerce insanın katıldığı mitinglerde elbette bir güvenlik sorunu vardır, ama dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de bu güvenlik sorununu bizzat işçi örgütleri çözmeli ve mitinglerin güvenliğinden kendileri sorumlu olmalı, olaya güvenlik kuvvetlerini karıştırmamalıdırlar. Şimdi sorarız size: Hangi patron ya da onların

1 Mayıs; hangi düşünceden olursa olsun bütün işçilerin ve işçi örgütlerinin, yani partilerinin ve sendikalarının mücadele ve birlikte hareket etme günüdür.

Son yılların büyük patron hükümetleri içinde işçi sınıfına en vahşi saldırıları gerçekleştiren bu hükümete “artık dur!” demenin 1 Mayıs’ı olmalı bu 1 Mayıs. deyimiyle işveren örgütü bir toplantı düzenlediğinde polisin ya da güvenlik kuvvetlerinin böyle kuşatması altına alınıyor? Hangi patron toplantı yapmak istediği salona polis aramasından geçerek giriyor? Bu davranış sadece işçilere ve onların örgütlerine reva görülüyor, çünkü hükümetler işçilerin değil, büyük patronların hükümetleri. Bu yıl 1 Mayıs geçen seneden farklı olarak ortak çatı altında, yani olması gerektiği şekliyle Emek Platformu çatısı altında gerçekleştirilecek. Başta Türk-İş ve DİSK olmak üzere bütün işçi örgütleri birlikte yürüyecekler Kadıköy meydanına doğru. Yani geçen seneki bölünme hatasından vazgeçilecek. Bu dahi önemli bir adım. Ama bu 1 Mayıs’ta yapılması gereken çok önemli bir şey var: Son yılların büyük patron hükümetleri içinde işçi sınıfına en vahşi saldırıları gerçekleştiren bir hükümete “artık dur!” demenin 1 Mayıs’ı olmalı bu 1 Mayıs. KİT’lerin, IMF ve henüz alınmadığımız Avrupa Birliğinin emirleri doğrultusunda arsızca yok edildiği, satıldığı, talan edildiği; kamu hizmetlerinin yalan bahanelerle özelleştirilip, taşeronlaştırıldığı; sağlık ve eğitim hizmetlerinin özelleştirilerek yoksul halkın perişan edildiği bir düzende yaşıyoruz. Ama bu Avrupa Hükümetinin daha yapmak zorunda olduğu çok şey var. Biz bu 1 Mayıs’ta bunları engelleyeceğimizi haykırarak sokağa çıkmalıyız. Bu hükümet altında kaybettiklerimizi geri alacağımızı haykırarak sokağa çıkmalıyız. Bunları yapabilmek için kendi hükümetimizi kurmamız gerektiğini bilerek sokağa çıkmalıyız ve hepsinden önemlisi, kendi hükümetimizin olabilmesi için her şeyden önce kendi partimizi kurmamız gerektiğini bilerek çıkmalıyız 1 Mayıs’a!

Uluslararası İşçi Kardeşliği

Uluslararası İşçi Kardeşliği 1 Yaşında! 3


Uluslararası İşçi Kardeşliği

GÖRÜŞME

4

İşçi temsilcilerine sormaya devam ediyoruz:

“İşçilerin Kendi Partisi” Neden Gerekli? Emrullah Ünlü, Lastik-İş

Nihat Can, Petrol-İş

İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu üyesi, Carlo Erba İlaç Fabrikası İşyeri Baş temsilcisi Beybi Plastik işyeri baş temsilcisi Sizce İKP (İşçilerin Kendi Partisi) girişimi bugün için Sizce “İşçilerin Kendi Partisi”nin gerekli mi? (İKP) kurulması gerekli mi? Elbette gerekli. Daha önce BSH [Birleşik Sendikal Gerekli elbette. Bugünkü siyasi Hareket] bu tipte bir projeyle yola çıkmıştı. İşçilere kentabloya baktığımızda işçilerin çıkar- dilerine ait olacak bir parti gerek. Amaç çalışanları bir larını savunan bir parti göremiyoruz. araya getirip, toparlayıp ne yapılacağını tartışmak olmalı. İşçilerin kendi önderlerinin olması Fikir olarak iyi, ancak az kişinin önayak olmasıyla olacak gerekir. Bugünkü mevcut iktidar işçi- bir iş değil. Kurulmadan evvel partinin işçilerle bunu tarlerin lehine herhangi bir girişimde tışması lazım. İşin başını İstanbul ili çekmeli. Yoğun bir bulunmadığı gibi mevcut haklarını da işçi bölgesi olmasından ötürü. Bu insanların konuya nasıl gasp ediyor. İşçilerin kendi önder- yaklaştıkları önemli. BSH da bu şekilde yola çıktı ama lerinden oluşan bir partinin siyase- amacından uzaklaştı, çeşitli siyasetlere alet edildi. te atılması çok faydalı olur. İşçilerin Kimse böyle bir projeye gerekli değil demez, sıkıntı mecliste temsilinin sağlanması olumlu partinin kurulmasında. Emekten yana olduğunu söyleyen bir durumdur. partiler var ama onlar gibi olacaksa kurulmasın. Zaten mevcut böyle partiler. ÖDP ve EMEP gibi partilerin “İşçilerin Kendi Partisi” (İKP) kitle- hepsi ayrı telden çalıyor. Bir arpa boyu yol alınamaselleşebilir mi sizce? dı. Alacağımız mecmuada sendikal mücadele, grev gibi Örgütlenmeyi tabanla birlikte yürü- işçi sınıfının durumunu yansıtan, karşılaştıklarını anlatan türse kitleselleşmesinin önünde hiçbir haberler olmalı. engel yok. Peki Petrol-İş’in durumunu nasıl görüyorsunuz. Tüpraş ve Bunun için neler yapılmalı? Petkim’e saldırılar karşısında ne yapacak? Tabana kendini tanıtmalı. Taban Karşı tarafta [İstanbul Anadolu yakası] örgütlenme çalışması ile geniş kitlelere hitap edi- faaliyetleri iyi gidiyor. İlaç fabrikalarında, benzin istaslerek kitlelerin ihtiyaçlarına cevap yonlarında örgütleniyor sendika. Son bir yıl içinde yakverebilecek bir tüzük ve program ile laşık 900 yeni üye kazanıldı. Bu tarafta da Bayer, Carlo kitle çalışması yapılmalı. Biz işçiler Erba, Novartis, Roche gibi fabrikalarda örgütlü. Kısaca örgütlenme konusunda zayıfız. Diğer Levent’ten Çerkezköy’e kadar birçok yerde Petrol-İş siyasi partilerin altyapı çalışmalarına örgütlü durumda. Genelde kamuya bağlı yerlerde örgütlü baktığımızda bizler çok gerideyiz. Biz bizim sendika. Genel Merkez örgütlenme konusunda eğiörgütlenme uzmanı yetiştiremiyoruz. timler düzenliyor. Bazı arkadaşlar sendikada eğitim alıyorÖrgütlenme uzmanlarımız çok geri- lar, örgütlenme üzerine. Bunlar yararlı şeyler. Ancak bazı de çalışıyor. Örgütlenme ikili ilişki- yerlerde işçilerin üzerinde baskı var, işten atılma korkusu lere dayanır. İkili ilişkilerdeki emek var tabii. çok önemli. Bizde ikili ilişkiler de çok zayıf kalıyor. Gönüllü işçiler- Peki Lastik-İş’le aynı sektördesiniz, onlarla ilişkileriniz den oluşan bir ekip kurularak bu işe nasıl? başlanmalı. Bu ekip özellikle kendi Gayet iyi. Aynı sektördeyiz ama hiçbir zaman birbiişyerini örgütleme çabası içinde olan rimizin örgütlü olduğu yerlere müdahale etmeyiz. Zaten işçilerden oluşmalı. Geniş toplantılar, Lastik-İş İstanbul Şubesi Başkanı’nı tanıyorum, Fedayi paneller, seminerler düzenlenmeli ve Öztürk. Oldukça olumlu ilişkimiz var. Hiçbir şekilde sorun örgütlenme süreci ilerletilmeli. yaşanmadı aramızda bu zamana kadar.




GÖRÜŞME

 Peki

özelleştirmelerle ilgili ne düşünüyorsunuz? Daha önce Petrolİş’in girişimleriyle Tüpraş ihalesi iptal edilmişti. Yalnız bu hükümet değil, önceki hükümetler döneminde de vardı bu iş. Hükümet hepimizden daha kararlı, “özelleştireceğim” diyor. Ancak Petkim ve Tüpraş işçilerinin yapısı çok farklı. Sendika olarak bu işe çok önem veriyoruz. Sendikanın bu işteki samimiyetine inanıyorum. Ancak daha önce verilen mücadelede diğer sendikaları yanımızda göremedik. Yani insanların bakışı iyi ancak bir şeyler eksik. Bu mücadeleleri sınıfın geneline yaymak lazım. İKP bu işin bir aracı olamaz mı? Elbette. Proje iyi anlatılırsa başarıya ulaşmaması imkansız. Herkesin canı yanıyor. Yanmayan da yakında sıranın kendisine geleceğini biliyor ve isyan ediyor, biliyor yaşanan olayları. Bu işi çevremize yaymadan önce bizim de iyi kavramamız lazım. Özetle, bu işin sağı solu kalmadı. Yalnız iki taraf var, sermayedar ve emeğini satanlar, sömüren ve sömürenler. Adam sağcı ya da solcu diye işçi arasında maaş farkı mı gözetiyor sanki? Sınıfın bir araya gelmesi lazım.

Recai Ilgın, Tez Koop-İş Eskişehir Şube Başkanı Sayın Recai ILGIN, bize sendikanızın örgütlenme alanlarından kısaca bahseder misiniz? Sendikamızın örgütlenme alanları kamuda üniversiteler ve bürolar. Özel sektörde genelde büyük ulusal ve uluslararası marketler, ayrıca ticaret alanları; yani büro işinin yapıldığı bütün işyerleri. Son yıllarda “yeni-liberal” politikalar çerçevesinde emekçilerin bir çok kazanımı ellerinden alınırken bu gidişe sendikaların esaslı bir tavır alamamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sendikalar işçi sınıfından kopuk ve örgütsüz oldukları için tavır alamamaktadır. Sınıftan kopuk olmalarından kastım; sendikalarda görev mekanizmalarının bürokratlaşması, tabanı karar alma süreçlerine katamamaları ve işçilerin sendikaları sadece avukat olarak görmelerinden kaynaklı. Bugün işçiler sadece noterden üye olarak örgütlü olduklarını sanıyorlar. Oysa karşılarındaki güç, yani küresel kapitalizm bizden daha örgütlü ve organizasyonel durumda. Her gün yeni politikalarla bize saldırıyorlar. Biz ise yeni politikalar yerine sadece mecbur kalınmış doldur-boşalt eylemleriyle direnmeye çalışıyoruz. Sizce işçi sınıfının en temel çıkarları etrafında örgütlenecek bir partiye ihtiyaç var mı? Patronlar ve onların aidiyetleri, yani kapitalizm her ülkede çeşitli partiler etrafında örgütlenmiş durumda. Tabii ki kendi çıkarları doğrultusunda ulusal ve ulus-ötesi politikalar üretmektedirler. İşçi sınıfının aynı şekilde bundan sonraki kaderini belirleyecek olan, bence kendi politikaları ve kendi partileri olacaktır. “İşçilerin Kendi Partisi” girişimini nasıl değerlendiriyorsunuz? Olumlu karşılıyorum. Ama kaygılarım şunlar; herhangi bir ideolojik grubu temsil etmemesini temenni ederim. İşçilerin her kesimini kucaklamalı ve tartışmaların baştan geniş tutulmasını dilerim. Böyle bir partinin kurulmasında sendikaların ve Emek Platformunun rolü ne olmalı? Bunu şöyle değerlendiriyorum: Düşünelim ki Emek Platformu veya Türk-İş bir parti kursa ve sınıf politikası izlese şu anki saldırılara maruz kalır mıyız? Yoksa belirleyen biz mi oluruz. Bence daha iyi koşullarda olacağımız açıktır. Uluslararası İşçi Kardeşliği bülteninin düzenli okuyucusu olarak bu bülteni nasıl değerlendiriyorsunuz? Önerileriniz nelerdir? Uluslararası İşçi Kardeşliği bülteni ile ilgili söyleyebileceğim, işçilerin ve emekçilerin yoğun oldukları sanayi bölgelerine yani iş ocaklarına bu bültenin ulaşması gerektiği, sanırım katılım daha fazla olacaktır.

5


Uluslararası İşçi Kardeşliği

KAMPANYA

Emek Platformuna Çağrı:

Bağımsız Bir İşçi Partisi Kurun! Biz aşağıda imzası bulunanlar; Emek Platformunun, Türkiye’deki işçi ve kamu çalışanlarının örgütlü güçlerinin hemen hepsini biraraya getirdiğinin bilincindeyiz. Tek başına hiçbir işçi konfederasyonunun toplayamayacağı kesimleri kucakladığını ve eyleme yöneltebildiğini biliyoruz ve görüyoruz. Büyük patronların ve onların hükümetlerinin Emek Platformunun ismine bile nasıl tahammül edemediklerinin farkındayız. Buna rağmen gerek sağda gerek solda Emek Platformunun parçalanması için çaba gösterenlerin içinde bulundukları gaflete de şaşırmadan edemiyoruz. Bütün zamanların en vahşi büyük patron politikaları saldırısıyla karşı karşıya bulunan örgütlü işçi sınıfının bu saldırılara yeterli cevabı verebilmesi için siyaset alanına yükselip sıçramasının zorunlu olduğunu, bu yapılmadığı takdirde geri adım atıla atıla elimizdeki tek sığınağımız olan sendikalarımızı bile kaybedebileceğimizi anlıyoruz. Büyük patronlar politikalarını kendileri lehine ve tabii işçiler aleyhine yasalar çıkartan partileriyle yürütüyorlar. Buna karşılık, artık işçilerin de kendilerini savunmak ve bütün milleti içine düştüğü

Belediye-İş Hüseyin Ateş, Mali Sek.; Mehmet Aşkın, 1 Nolu Şube Bşk.; İsmail Kaya, Şube Bşk.; Şenol Erdem, Beyoğlu Şube Yöneticisi; Sadettin Yıldırım, İETT Şube Bşk.; Hazma Akpınar, Şube Yöneticisi; Fikret Yayla, Temsilci; Belfiye Özlem, Eskişehir Şube Çalışanı; Mehmet Arslan, Eskişehir Şube Çalışanı; Enver Eyiröğen, Eskişehir Şube Çalışanı; O. Suat Kalyoncu, Kocaeli Şube Bşk.; Osman Subaşı, Kocaeli Şube Yön. Kurulu Üyesi; Veli Göl, Kocaeli Şube Yön. Kurulu Üyesi; Hasan Kahveci, Kocaeli Şube Yön. Kurulu Üyesi; Yaşar Mısırlıoğlu, Kocaeli Şube Yön. Kurulu Üyesi

Birleşik Metal-İş Erdinç Gürel, Temsilci; Serkan Çavuşlu, Temsilci; Hasan Arslan, Örgütlenme Uzmanı; Hüseyin Özer, Temsilci; Mustafa Demirtaş, Temsilci; Birol Onat, Temsilci; Ali Rıza Duman, Temsilci; Mustafa Korkmaz, Temsilci; Kıyasettin Kızılkaya, Temsilci; İlhan Çelik, Temsilci; Hayati Kocatepe, Temsilci; Mürsel Çalağan, Temsilci; Ali Kodaş, Temsilci; Hakkı Akkaya, Temsilci; Beytullah Ürem, Temsilci; Rıfat Codra, Temsilci; Ceyhan Ay, Temsilci; Basri Dönmez, Temsilci; Hasan Sadıç, Temsilci; Zeki Bülbül, Temsilci

Kristal-İş Tamer Tat, Mersin Şube Bşk.; Recep Nahırcı, Şube Sekreteri; Metin Maraba, Şube Mali Sekreteri; Ali Sevinç;

6

çukurdan kurtarmak için kendi bağımsız partilerini kurmalarının zamanı gelip de geçmiyor mu? Siyaset siyasi parti ile yapılır. Bundan kaçmanın kime yararı olabilir? Emek Platformunun elinde, aslında bütün bileşenlerinin altını imzalamış oldukları bir program mevcut. Bu program ancak bir siyasi partinin elinde bir anlam kazanır, aksi takdirde şimdi olduğu gibi içi boş ve kullanılmayan bir metinden öteye geçemez. İşte bütün bu gerekçelerden hareketle, Emek Platformunu, bu tarihsel görevi yerine getirmek için bağımsız bir işçi partisi kurma çağrısı yapmaya davet ediyoruz.

Emek Platformuna Çağrı kampanyasını destekliyorum. İsim, Soyisim: ................................................. Sendika: .......................................................... Görev: ............................................................. İmza: ............................................................... Desteğinizi doğrudan bizimle temas kurarak veya (216) 330 95 67 nolu faksa veya iscikardesligi@iscikardesligi.org e-posta adresine göndererek iletebilirsiniz. Metin Tekin; Metin Bölükbaşı; Güven Canpolat; Cevat Kornal; Recep Topçu; Mecnun Aytekin, Rami Temsilcisi; Salih Filiz, Rami Temsilcisi; Mustafa Tabakçıoğlu, Rami Temsilcisi; Bülent Öztürk, Topkapı Cam Temsilcisi; Faruk Dönmez, Topkapı Cam Temsilcisi; Sinan Uçar, Topkapı Cam Temsilcisi; Sinan Akova, Topkapı Cam Temsilcisi; Mülkalan Çelebi, İstanbul Cam Temsilcisi; Hazma Ardıç, İstanbul Cam Temsilcisi; Hasan Şeker, İstanbul Cam Temsilcisi; Mahmut Kornal, İstanbul Cam Temsilcisi; Şakir Davulcu, İstanbul Cam Temsilcisi; Engin Yılmaz, Genel Başkan Vekili; Hasan Bilgiç, Genel Mali Sekreter; Polat Akbaş, Genel Eğitim Sekreteri

Petrol-İş Adil Alaybeyoğlu, Mersin Şube Bşk.; Metin Avcı, Petrol-İş Mersin Şube Denetim Kurulu Bşk.; Bülent Subaşı, Mersin Şube Disiplin Kurulu Bşk.; Faruk Karaküçük, Mersin Şube İdari Sekreteri

Lastik-İş Fedayi Öztürk, İstanbul Şube Başkanı; Metin Yılmaz, Şube İdari Sekreteri; Sibel Aslan, Şube Sekreteri; Kemal Aydın, Şube Baş Temsilcisi; Hasan Kaya, Şube Mali Sekreteri; Bülent Yavaş, Baş Temsilci; H. İbrahim Kurtuluş, Temsilci; Mahmut Ali Gümüş, Temsilci; Cevat Candan, Baş Temsilci; Enver Uçar, Temsilci; Turfan Şahin, Temsilci




“İŞÇİLERİN KENDİ PARTİSİ”

 TEKSİF

E ro l Tu t u , Y ö n . K u r u l u Üyesi; Ferhat Dikmen, Yön. Kurulu Üyesi; Recep Karaçay, Bakırköy Şube Yön. Kurulu Ü y e s i ; Te m e l H a l i l o ğ l u , Bakırköy Şube Sekreteri; Yurter Çalcuak, Bakırköy Şube Başkan Vekili; Murat Dengiz, Bakırköy Şube Yöneticisi; Songül Şimşek, Baş Temsilci; Salih Tuncel, Eskişehir İl Temsilcisi; İbrahim Öner, Kocaeli Şube Bşk.; Hüseyin Bülbül, Kocaeli Şube Bşk. Vekili; Necdet Edik, Kocaeli Şube Sek.; Levent Uzan, Kocaeli Şube Saymanı; Mustafa Karataş, Kocaeli Şube Yön. Kurulu Üyesi; Ali Karaca, Kocaeli Şube Yön. Kurulu Üyesi; R. Nuri Erbaş, Kocaeli Şube Yön. Kurulu Üyesi; Barbaros Öz Çoban, Yönetim Kurulu Üyesi; Güner Çiçekli, Kocaeli Şube Yön. Kurulu Üyesi; Mustafa Yıldırım, Kocaeli Şube Denetleme Kurulu Bşk.; Münir Candır, Kocaeli Şube Denetleme Kurulu Raportörü; Muradettin Erdemir, Kocaeli Şube Denetleme Kurulu Üyesi; Şaban Çelik, Kocaeli Şube Disiplin Kurulu Bşk.; İsa Özdemir, Kocaeli Şube Disiplin Kurulu Raportörü; Bilal Oktun, Kocaeli Şube Disiplin Kurulu Üyesi; Muzaffer Ulukaradoğan, Kocaeli Şube Disiplin Kurulu Üyesi; Ayhan Hoşel, Kocaeli Şube Disiplin Kurulu Üyesi; Mustafa Bayram, Baş Temsilci; Bülent Naş, Temsilci; İsmail Baycan, Temsilci; İhsan Demirer, Temsilci; Murat Er, Temsilci; Gökmen Gökbulut, Temsilci

Petkim-İş, Tarımİş, Tek Gıda-İş, Tez Kop-İş, Türk Metal-İş, Yol-İş Derviş Serin, (eski) Petkim-İş Genel Sekreteri; Metin Doruk, Eskişehir Tarım-İş Şube Sek.; Dede Bayrak, Eskişehir Tek Gıda-İş Genel Sek.; Recai Ilgın, Eskişehir Tez Koop-İş Şube Bşk.; M. Ali Uz, Eskişehir Türk Metal-İş Şube Sek.; S. Sayem Evren, Yol-İş Mersin Şube Bşk.

H

Mücadele Ne İçin, Kime Karşı?

ükümetin IMF politikaları doğrultusunda özelleştirme kapsamında kapatmak istediği İzmit SEKA’daki direniş üç ayı aşkın süre devam etti. 700’ü aşkın işçinin gece gündüz fabrikayı bekleyip, aileleriyle sürdürdüğü direniş, sınıf mücadelesini bir kez daha gözler önüne serdi. Bir kez daha anlaşıldı ki, sömürenlerin diline, dinine, ırkına, rengine ve cinsiyetine bakmayacağız. Asıl olan hangi sosyal sınıfa mensup oldukları ve kime hizmet ettikleridir. Patronlar nasıl ki, sömürü sürdüğü müddetçe insanların dinine, diline ırkına, rengine ve cinsiyetine bakmıyor, yalnızca sınıfsal bilinç kazanıp kendisini sömürtmeyecek konuma geldiği zaman işçileri bu farklı kimliklerini ön plana çıkarıp bölmek ve sömürmeye devam etmek istiyorsa, biz çalışanlar da bu doğal kimliklerimizi ayrılık nedeni yapmayıp yalnızca sömürüden doğan sosyal sınıf kimliğimizi öne çıkarıp sömürenlere karşı birlikte, sağlam ve güçlü durabiliriz. Bilmemiz gerekir ki, insanlar arasındaki din, dil, ırk, renk ve cinsiyet farklılıkları doğal farklılıklardır. Onları kabul etmek ve öyle yaşamak zorundayız. Bu farklı özelliklere sahip olmak çoğunlukla kendi iradeleri dışında oluşmakta ve insanı ne yüceltmekte ne de alçaltmaktadır. Dolayısıyla bu farklılıkları kabullenemeyip kavga nedeni yapmak yalnızca çalışanları ve sömürülenleri böler; bu da sömürenlerin işine yarar. Burada doğal olmayan, insanları rahatsız eden ve rahatsız etmesi gereken farklılık sosyal sınıf farklılığıdır. Çünkü, sınıf farklılığı sömürünün sonucudur. Haksızlığın ve eşitsizliğin diğer bir adıdır. İşte asıl verilmesi gereken mücadele, bu farklılığın ortadan kaldırılması için olmalıdır. Kavga edilecekse bunun için edilmelidir. Çünkü çalışanlar bu mücadeleyi kazanırsa, sonuç adalet, eşitlik ve özgürlük olacaktır. Bu mücadeleye giren işçiler biraz dikkatli baktıklarında kendilerini sömürenlerin içinde kendi dininden, dilinden, ırkından, renginden ve cinsiyetinden insanları görecektir. O zaman gerçeği bilecek ve en adaletsiz ve insafsız sömürü düzenini, bu paranın iktidarını, bu kapitalist iktidarı, bu mafya düzenini, bu zorba düzeni, bu insanı ezmekten ve sömürmekten doymayan patronlar düzenini nasıl Allah’la, peygamberle, Kuran’la, vatanla, milletle, bayrakla süsleyip bize yedirmeye ve sindirtmeye çalıştıklarını anlayacaklardır. Bazı gerçekleri daha iyi anlamak için birebir yaşamak çok önemlidir. İnandığımız, değer verdiğimiz kimliklerimize sahip çıkarak, haksızlığı kim yaparsa yapsın, haksızlık kime yapılırsa yapılsın zalimin karşısında, mazlumun yanında, sömürene karşı sömürenlerin yanında, ezene karşı ezilenin yanında yer alırsak insana yakışan bir düzende insan gibi yaşarız. Yoksa vahşi hayvan belgesellerinde gördüğümüz gibi, zayıf güçlünün yemi olur. O zaman hala kendimize insan diyebilecek miyiz? Ya da şu anda insan mıyız? Kimliklerin en yücesi insan kimliğine sahip olmak kolay olmuyor. Nice insanımız kırıldı bu uğurda. Tabii ki, direniş devam ediyor. Hayat devam ediyor. Hayatı öğrenmeye devam ediyoruz. Geçmişe büyük saygı, geleceğe derin sevgi ve selam. Hayat gösteriyor ki sendika ve parti bu mücadelede çok önemli. Yoksa var edeceğiz, zayıfsa güçlendireceğiz, küçükse büyüteceğiz, dağınıksa toparlayacağız. Başka çaremiz var mı? Kazanmak için tabii… Burhan Nur, Zeytinburnu Belediye İşçisi

7


Uluslararası İşçi Kardeşliği

SOSYAL GÜVENLİK

Emeklilik Kanunu ve G$$ Tasarıları IMF dayatması Emeklilik Kanunu ve Genel Sağlık Sigortası

I

MF’nin kredi şartı olan çok önemli iki kanun günü için yüzde 2 ve daha sonraki her 360 gün için tasarısı meclise sevk edildi: Emeklilik ve Genel yüzde 1,5 olan “aylık bağlama oranı”, 2016’ya Sağlık Sigortası. kadar yüzde 2,5, 2016’dan sonrası için ise yüzde Çalışma Bakanı Başesgioğlu ve basın, ısrarla 2 oranlarına düşürülüyor. Yani bu tasarı yasalaşbunları kazanılmış hakların korunacağı tasarılar- tıktan sonra emekli olacak herkesin aylıklarında mış gibi gösteriyor. düşüş olacak. Emekliliğinize ne kadar uzun süre Oysa her iki tasarı da asla kabul edilemeyecek varsa, düşüş de o kadar fazla olacak. Bugün bağkayıplar getiriyor. lanmış olan emekli aylıklarının artışında da geriye Tasarılar SSK, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur’u gidişler söz konusu olacak. birleştiriyor. Norm ve standart birliği söylemi Genel Sağlık Sigortası ise, herkese sağlık sigoraltında yükümlülükler en üst seviyede, haklar tası kandırmacası ile, SSK başta olmak üzere mevise en alt seviyede eşitlenmek isteniyor. Bu bile cut sağlık tesislerinin olanaklarını devralmakla aldatmaca. Biz mücadele etmeden nereye eşitlik kalmıyor. Sağlık hizmetinin kamu tarafından üregelmiş ki sosyal güvenliğe tilmesine son verip piyasaya gelsin! Emekli Sandığı kapaçılmasının yolunu açıyor. Emeklilik yaşı ve prim samında olan yüksek bürokİlaç fabrikaları ve eczaneler günü yükseltiliyor, emekli ratları kayırmanın yollarını, kapatıldığından ilaç tekelleaylıkları düşürülüyor. sağlık kurumlarının devrinrinin kar hırsına ve her türlü de olduğu gibi yine bulup entrikaların yapıldığı piyasa Bazı hastalıklar uygulayacaklardır. Ama denen insanlık dışı gücün sigorta kapsamından işçilerin, alt düzeylerdeki hakimiyetine zemin hazırçıkarılıyor, “katkı payları” memurların ve gariban Bağlanıyor. Tabip odalarının Kur’luların önüne konulan bütün mücadelesine rağmen yaygınlaştırılıyor, sağlık seçenek emekliliği unutmahasta hekim ilişkisi yerini hizmeti özelleştiriliyor. ları, emekli olabilseler de müşteri ilişkisine terk edişimdikinin de çok düşük yor. Birinci basamak sağlık seviyelerinde maaşlarla, sağlık giderlerine “katkı hizmeti doğru bir söz, ama dispanserler nitelikli payları” ödeyerek yaşayabiliyorlarsa yaşamaları, hekimlerin bulunmadığı ilkel tesisler olmaktan tercihen de ölmeleri… öteye geçmiyor. Bizleri susturmak için şimdilik Emeklilik Kanunu tasarısı 7 bin olan prim doğrudan hastaneye gidebilirsiniz diyorlar ama ödeme günü sayısını 9 bine çıkarıyor. Asgari aylık biliyoruz ki ilk fırsatta bu kaldırılacak. için 4 bin 500 olan prim ödeme günü sayısını ise 5 Tabip odaları Genel Sağlık Sigortası tasarısını bin 400’e çıkarıyor. gözünü dolar hırsı bürümüşlere atıf yaparak“Emeklilik yaşını 2036’dan başlayarak kadın ve G$$ tasarısı” olarak isimlendirdi. SSK Genel erkekler için 68’e kadar yükseltiyor. 5 bin 400 gün Müdürünün bile şimdiden iki özel hastane açtığı, prim ödeyerek, asgari aylık ile emekli olmak iste- üçüncünün yolda olduğu söylentileri ve yüzlerce yenler için bu yaş sınırına, bir de artı üç yıl ilave denetimsiz hastaneyi düşününce, bizleri kâr aracı ediyor. olarak görüp yolmak için hazırlananlara karşı biz Tasarıyla emekli maaşları bugünden itibaren de hazırlanmalıyız. kademeli olarak düşürülüyor. SSK için mevcut Ücretsiz eğitim ve ücretsiz sağlık hizmeti hakyasada ilk 3 bin 600 gününün her 360 günü için larını dünya işçileri ve insanlığa Ekim devrimi yüzde 3,5, sonraki 5 bin 400 gününün her 360 kazandırmıştı; bu haklardan vazgeçmeyeceğiz.

İşsizlik Sigortası Fonunda 14 katrilyon birikti Bu fon hükümetin emrinde fon olsun diye mi kuruldu? Bu kadar işsiz varken bu para niye saklanıyor? Diğer tüm şartlar kaldırılarak, işsiz kalındığı süre boyunca, kişiye eğitim ve yeteneğine göre iş bulunana kadar işsizlik ödeneği verilsin!

8


SOSYAL GÜVENLİK

Sağlığımızı Satılığa Çıkarmak İstiyorlar! SSK hastanelerinin devri ve sosyal güvenliğe yaklaşan yeni saldırılar.

B

u yıl 40. yılına girilmişken Sosyal Sigortalar dık? Bizim her türlü sağlık hizmetini alabilmemiz Kanunu bugün tamamen ortadan kaldırılmak için SSK’ya primlerimiz yatmıyor muydu? Bir ay isteniyor. Oysa kasıtlı olarak kötüleştirilen hizmet- önce hiçbir ücret ödemeden tedavi olduğumuz hasleri nedeniyle gözden düşen SSK aslında bizler tanelerden bugün tek bir açıklama bile yapılmadan için çok önemli bir kurumdur. 80 YKrş karşılığında hizmet alıyoruz ve yarın 8 SSK’nın sağlık kurumları, tıpkı bugün diğer YTL, daha sonraki yıllarda 80 YTL ödemeyeceğiülkelerdeki sağlık kurumlarına da yapılmakta oldu- mizin hiçbir garantisi yok. Ama sağlığa uzanan el ğu gibi, talan edilmeye başlandı. Yıllardır örnek bu kadarla da kalmaya niyetli değil. Genel Sağlık gösterilen Alman sağlık sistemi, Fransız sağlık sis- Sigortası tasarısı yasalaştığı taktirde, tedavi bedetemi de bugün Türkiye’dekine benzer bir biçimde limiz ödemiş olduğumuz primi aşarsa, primimizi yok ediliyor ve yerine konulmak istenen biz işçi- aşan miktarı cebimizden ödemeye başlayacağız. ler için faturası karşılanması Uzun süre boyunca mümkün olmayan özel sağeczanelerle yapılan pazarlık kuruluşları. Almanya’da lıkların biri bin paraydı. Sosyal Sigortalar ve Fransa’da tümüyle ücretBir türlü anlaşma sağlaKanunu’nun yürürlüğe siz sağlık hizmeti alındığı yamayan Sağlık Bakanlığı girmesinin 40. yılında günler geride kaldı. Bugün ve Eczacılar Birliği uzun onlar da kamu kuruluşları pazarlıklar sonucu anlaştılar hükümetin layık gördüğü olan hastanelere muayene ve SSK’lı hastaların sorunkutlama hastanelerimizi ücreti vererek tedavi olabilarını çözmek adı altında elimizden alıp liyorlar. eczaneler ve ilaç şirketleri SSK hastanelerinin özelleştirmeye hazırlamak, en büyük payı almayı başarSağlık Bakanlığına devrihastaları ilaçsız ve çaresiz dılar. nin gündeme gelmesinden SSK ilaç fabrikalarının bırakmak oldu! uygulamaya geçirildiği kapatılmasıyla SSK’nın eşit güne kadar sözü bir kez bile nitelikte, daha ucuza üretip edilmeyen muayene ücretsattığı ilaçlar tarihe karıştı. leri uygulaması ilk günden devreye sokuldu. Bu SSK eczanelerinin kapatılması ile en büyük ilaç uygulama devrin özelleştirme anlamına geleceğini alıcısı olarak büyük ilaç firmalarından önemli doğrulayan ilk işaret oldu. Devlet hastanelerinden indirimlerle ilaç alabilen SSK’nın bu imkanı tarihe yararlanmaya başlayan SSK’lılar hastanelere git- karıştı. SSK alımlarındaki kimi usulsüzlükler sanki tiklerinde türlü zorluklarla karşılaştılar. Bunlardan kamuoyunu bugünlere hazırlamak için ortaya çıkabiri de muayene ücreti adı altında alınan 80 YKrş rıldı. Bugün uygulamaya geçildikten sonra daha ve bu ücreti vermek için vezne önlerinde oluşmuş ilk aydan ilaç maliyetlerinin ne kadar arttığı ve ne kuyruklardı. Kendi SSK hastanelerimizden yarar- kadar artabileceğine dair haberler basında yer alılandığımız dönemlerde söz konusu olmayan kimi yor. Bunların dışında reçetelere de sınırlama getiyeni uygulamalar – iki vizite kağıdı, iki adet nüfuz rildi. Artık her ilacı reçeteyle alma hakkına sahip cüzdanı fotokopisi, iki adet sağlık karnesi foto- değiliz. Tedavimiz gerektirse bile vitamin ilaçlarını kopisi vs. – Sağlık Bakanlığına devir ile beraber kendi cebimizden ödeyeceğiz. Tedavi ihtiyaçlarını bilim ya da doktorlar değil, yasalar belirleyecek. karşımıza çıktı. Sağlık Bakanlığı ile Eczacılar Birliği arasında Muayene ücreti olarak alınan 80 YKrş’u ödemek için sıra beklememize gerek olmadığı, bu yapılan pazarlığın uzaması sonucu SSK’lı hastaücretin emeklilerin maaşlarından kesileceği, çalı- lar tedavi olmak için alacakları ilaçları bulmakta şanların ise bu ücreti ilaç almak için gidecekleri büyük sıkıntılar çektiler. Anlaşmanın tamamlanaeczanelere ödeyeceği, çift fotokopiler uygulaması- madığı, ancak devrin tamamlandığı günlerde rutin na son verildiği açıklamaları yapıldı. Fakat ne oldu tedavilerini görmesi gereken kanser hastaları bu da SSK hastanelerinden faydalandığımız dönemde anlaşmazlığın ve talan politikasının bedelini ödeödemediğimiz muayene ücretlerini ödemeye başla- yen ilk SSK hastaları oldular. Sosyal Sigortalar

 9


CEZAYİR

Uluslararası İşçi Kardeşliği

Kanunu’nun 

yürürlüğe girmesinin 40. yıldönümü olan 2005 Mart’ında hükümetin ve bu politikaların akıl babaları IMF, Dünya Bankası, Avrupa Birliği ve ABD’nin SSK’nın asıl sahibi olan Türkiye işçi sınıfına layık gördüğü kutlama daha iyi hizmet iddiasıyla hastanelerimizi elimizden alıp özelleştirmeye hazırlamak, hastaları ilaçsız ve çaresiz bırakmak ve tüm sorunların zaman içinde çözüleceğini söylemek oldu! SSK’da bugüne kadar bilinen en büyük vurgunlar özel sektörden alınan mal ve hizmetlerde görülmüştü. Şimdi ilaç da dahil tüm hizmetlerin denetiminin biz işçilerce ve sendikalarımızca yapılması neredeyse imkansız hale getirildi. Primlerimizle yapılmış hastanelere ve dispanserlere parasız olarak el konuldu, bazı dispanserler gereğinden fazla gerekçesiyle kapatılarak birkaç ilçeye tek bir dispanser uygun görüldü, kalanların satışa çıkması ise uzak değil. Öyle ki Başbakan devlet hastanelerini bile satacaklarını açıkça ifade etti. Erdoğan bir özel hastane açılışında Acıbadem Hastanelerinin patronuna “Mehmet Ali Aydınlar Bey gel, Şişli Etfal’i sana verelim. Yer de gösterelim, orada devlete modern bir hastane yap. Şişli Etfal’i de ister hastane yap, ister alışveriş merkezi yap. Nasıl arzu edersen.” dedi. Özel sektörden hizmet satın alma, özel eczanelerden ilaç satın alma; tüm bunlar sonucunda önümüzdeki dönemde bütçe yetersizliğinden paralar ödenemeyeceği için ilaç ve sağlık hizmeti alamayacağımız günler çok yakında. Bu gidişi durdurmanın tek yolu SSK’nın gerçek sahibi olan işçiler tarafından yönetilmesidir. Türkiye işçi sınıfı SSK’dan asla vazgeçmemelidir. SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığının birleştirilmesi ile daha iyi şartlarda “norm ve standart birliği” sağlanacağı yalanına kanmamalıdır. Nasıl hastaneleri devralırken vekillerin, MİT’in ve askerin sağlık tesislerine dokunmadılarsa, yarın bu üç kurumu birleştirdiklerinde de yine kaybeden bizler olacağız. SSK’nın açıkları değil alacakları ve çok önemli birikimleri vardır ve bugün bunlara el konmak istenmektedir. Bugün elimizden alınan SSK hastanelerini işçi hükümetiyle geri alacağız. Kendi hükümetimiz bugün teşviklerle kurulan tüm özel hastaneleri ise karşılıksız millileştirilecektir.

SSK İŞÇİ YÖNETİMİNE! 10

Cezayir: Özelleştirmeye Karşı Açık Mektup

C

ezayir İşçi Partisi milletvekili ve genel sekreteri Louisa Hanoune, hükümetin bir özelleştirme dalgasına girişeceğini duyurması üzerine “özelleştirmelerin görmezden gelinemeyeceğini düşünen” tüm Cezayirlilere bir açık mektup yolladı. Mektubun özetini yayımlıyoruz, tam metnini İnternet sitemizde yayımladığımız (http://www.iscikardesligi. org) 118 sayılı ILC bülteninden okuyabilirsiniz. ••• Özelleştirmelerin görmezden gelinemeyeceğini düşünen herkese, Siyasi görüşünüzden ve aidiyetinizden bağımsız olarak hepinize sesleniyorum: Dikkat! Ülkemiz yıkımın eşiğindedir. 1 Kasım 2004’te, yani ulusal bağımsızlık mücadelemizin başlangıcının 50. yıldönümünde, Başbakan bin 200 kamu şirketinin özelleştirilme kararını resmen açıkladı. Bugün, Ocak 2005’te, döviz rezervleri 43,2 milyar dolar ve vergi gelirleri toplam 642 milyar Cezayir dinarı iken, ulusal bağımsızlığın önemli bir kazanımı olan ücretsiz sağlık sigortasının kaldırılması nedeniyle Cezayirlilerin çoğunluğu ilaç masrafını karşılayamıyor. Aynı anda bir liberalizasyon önlemleri dalgası, doğalgaz ve su gibi temel ürünlerin fiyatlarını yukarı fırlattı. Yoksul aileler, ulaşım ve diğer yaşamsal ihtiyaçların fiyatlarındaki artışı nasıl karşılayacaklar? Okul ve üniversitelerin artık ısıtması yok; ülkemiz doğalgaz ve petrol üretirken Cezayirliler soğuktan ölecek mi? Ya zaten büyük zorluklar geçirmiş küçük çiftçilere ne olacak? Ülkenin dört bir köşesinden gelen bu soruların cevabı hidrokarbonların özelleştirilmesini öngören kanunun tekrar gündeme getirilmesinde bulunabilir. Bu kanunla, çokuluslu şirketlerle rekabet çerçevesinde, SONATRACH’ın [Milli Petrol Şirketi – ÇN] yok oluşu hazırlanacak. Bu ulusal gelirin yüzde 97’sini oluşturan petrol gelirlerinin azalacağı anlamına geliyor. Bu durumda Cezayir devleti hangi bütçeyle kamu hizmetlerindeki yükümlülüklerini yerine getirecek ve memur maaşlarını ödeyecek? Bakanlıkların, ekipman bütçesinin ve kamu hizmetlerinin tasfiyesi yoluyla ülkenin “özel yatırımcılar”a, yani çokuluslu şirketlere terk edilerek, ülkenin parçalanmasının hazırlığı yapılmış olmuyor mı? Cezayir devrimi şehitlerine sadakat adına, şirketlerin ve kamu hizmetlerinin özelleştirilmesinin geri dönülmez




CEZAYİR

 bir karar olduğunu düşünenlerin görüşlerini gözden

Hayır! Tecrübeyle sabittir: tüm dünyada, “finangeçirmelerini istiyorum. se eden ve denetleyen” piyasa olduğundan her yerde Elbette, “reform” ismi verilen ekonomik karar- sadece rekabet sorunu vardır ve yerleştiği haliyle lar yurtdışından gelen baskıların sonucudur. Bu bu, işten çıkarmalarla, patronların sosyal yükümbaskılar; ülkemizi her tür ekonomik ve sosyal lülüklerinin göz ardı edilmesiyle ve güvenlik ve görevi terk etmeye; altyapımızı, sanayimizi, doğal bakım masraflarının kısılmasıyla üretim maliyetinin ve mali kaynaklarımızı çokuluslu şirketlerin emrine düşürülmesinin eşanlamlısı olarak kullanılmaktadır. sunarak, işgücü maliyetini düşürerek ve gümrük Devleti güçsüz düşüren, devleti kendi yasalarına duvarlarını kaldırarak bu şirketlerin azami kârlılığı- yazdığı haklarımızı, güvenceleri ve normları korunı sağlamaya zorluyor. maktan aciz halde bırakan bu değil midir? Bu şirketler kıtamız çapında insanlık trajediSosyal güvenlik sistemini bu şekilde parçalamalerinin, etnik savaşların ve kaosun kaynağıdır. dılar mı? Sigortalılar, emekliler ne yapacak? Somali’den geriye ne kaldı? Kongo bunların ardınÜlkemizde çoğunluğu oluşturan gençliğe ne oladan ayağa kalkabildi mi? Fildişi Sahili yok edildi. cak? Düzgün bir iş ve bir aile kurma özlemi duyan Bu ülkelerde de “reformlar”, “kaçınılmaz karar- gençler paryalıkla mı yetinmek zorunda kalacaklar” olarak dayatılmışlardı. lar? Ancak bu şirketlerin yarattığı savaşlar ve felaÖzel okullarının neredeyse tümünün müfredata ketler, onların “işlerini” etkilemedi. Tam tersine uymadığının tespit edildiği bir anda, özel eğitimin bu, çokuluslu şirketler için gerçek bir yağma oldu. tüm seviyelerde genelleştirilerek kamusal eğitim Ulusal trajedi [iç savaş hakkının tasfiyesinin hazır– ÇN] ülkemizi yasa boğdu, lanmasını kim kabul edebiÖzelleştirme programı toplumsal dokuyu zayıflir? Ulusal bağımsızlığın bir hepimiz için ölümcül lattı; özelleştirme planının diğer temel kazanımına, eğiuygulanması normal yaşam olabilecek eşi görülmemiş tim hakkına yapılan saldırıkoşullarının tekrar sağlandan kim kârlı çıkacak? bir sosyal depremdir. ması şansını tamamen ortaBu politikaların uygulandan kaldıracaktır. Bu karar, dığı – zengin ya da fakir geri dönülmez bir karar mıdır? – tüm ülkelerde insani felakete ve endüstrinin kaçıBize özelleştirmenin ulusal üretimi tekrar can- şına yol açtığını inkâr etmeye kim cüret edecek? landıracağını, yeni istihdam yaratacağını söylüyor Politik düşüncelerinden bağımsız olarak her işçive bunlara dair türlü güvenceler veriyorlar. nin, her işçi ailesinin karşısına çıkan sorun; onurun, Bu; hiç işten çıkarma, şirket kapatması, sendikal ekmeğin, çocukların eğitiminin, sağlık hizmetlerine haklara, toplu sözleşmelere ve sosyal kazanımlara erişimin sürekli bir işten, yeterli bir ücretten ve sossaldırı girişimi olmayacağı anlamına mı geliyor? yal güvenlikten ayrılamaz olduğu sorunudur. Bu gerçeğe aykırı sözleri vermeye kim cüret edeBen bugün özelleştirmelerin kaçınılmaz olduğucek? nu kabul edenlere ve tartışmayı böylece bitirmek Dünyanın hiçbir yerinde bu mümkün olmadı. isteyenlere sesleniyorsam, bana verilen vekaletin Şirketler ve kamu hizmetleri özel sektöre, çoku- sorumluluğuna ek olarak Cezayirli işçilerin bana luslu şirketlere devredilirken, devlet kendi kendini “Neden? Bize ne olacak?” diye sormadığı bir gün müdahale etme, planlama, iş yasasını uygulama ve bile geçmediği içindir. istihdamı yaratma ayrıcalıklarından mahrum ederÖzelleştirme programı hepimiz için ölümcül olaken; başka türlü nasıl olabilirdi? bilecek eşi görülmemiş bir sosyal depremdir. “İlk kuşak reformlar”ın bilançosunu kim savuPartim çoğunlukta olmadığından bu politikayı nabilir? Bu “reformlar” bin 500 kamu şirketinin durduracak gücü yok. Bu sadece bir partinin soruparçalanarak 1,2 milyon sürekli işin tasfiye olma- nu değil. Bu herkesin varlık sorunu. Bir erteleme sına yol açtı. Bugün 1,5 milyon işçi kayıt dışı çalı- yapıp, ulusal bir tartışma başlatmak mümkün değil şıyor, herhangi bir sosyal güvencesi olmadan aşırı midir? sömürülüyor. Devlet ise bunu kontrol etmekten ve Çünkü işçiler, gençlik, Cezayir halkının çoğuniş yasasını uygulamaktan acizdir. luğunu oluşturan köylüler ülkelerinden vazgeçmeHangi Avrupa devleti, şirket kapanmalarına, yeceklerini her gün bir kez daha söylüyorlar. Ben de taşınmalarına ve işten çıkarmalara engel olabildi? onların, çok geç olmadığı, Cezayir’in kurtulabileceği yönündeki inatçı umudunu paylaşıyorum.

11


Uluslararası İşçi Kardeşliği

4 MART EYLEMİ

4 Mart “İşyerlerini Terk Etmeme” Eylemi ve Belediyelere Devirlerle Sürdürülen Özelleştirme

İ

zmit SEKA eyleminin başı çekmesi ile ülke yerlerindeki TDİ işletmelerine sürülecek. Yalnızca çapında özelleştirmelere ve saldırılara karşı bir makinistler ve kaptanların ağırlığını oluşturduğu eylem dalgası doğdu. Bu dalga bir genel eylem yaklaşık 700 işçi belediyeye devredilmiş işletmede kararı alınmasını zorladı. Sendikalarımızın yeter- çalışmaya devam etme olanağını buldu. Büyükşehir li hazırlıktan ve kararlılıktan yoksun olduğu bir Belediyesi bir taşeron şirket aracılığı ile 400 yeni ortamda Türk-İş Başkanlar Kurulunda 4 Mart işçiyi asgari ücretle ve sendikasız olarak işe aldı. gecesi “işyerlerini terk etmeme” eylemi için karar alındı. Bu etkisiz eylem biçimi yine etkisiz bir Ardından SEKA’da şekilde de uygulandı. O günden bu yana SEKA’nın 10 Mart günü Selüloz-İş Genel Başkanı SEKA’da belediyeye devrinde anlaşılmasının da etkisiyle işçilere bir konuşma yaptı ve hükümetin SEKA’yı kapatmadan İzmit Belediyesine devretme öneişçi sınıfı olarak geri adımlar atıyoruz. Ağır saldırı altındayız. Özelleştirme, kapatma, risini açıkladı. Başkan aynen şöyle dedi: “... belediyeye devir, halka açma ve benzeri saldırılar burayı çalıştırmak istedikleri kanaatinde değilim. Telekom’da ve TEKEL’de yaşanıyor. Sümerbank Belediye başkanı ‘bakarız, yapmaya çalışırız’ gibi tavırlar sergiliyor. ‘Burası ve Köy Hizmetleri artık çalışacak, kesinlikle çalıştarihte birer anı. Şanlı diretırılacak’ demiyorum.” Bu nişine rağmen İzmit SEKA, Belediyelere devirlerle açık ifadeye rağmen, 706 TDİ İstanbul Şehir Hatları büyük işletmeler işçinin 510’u öneriye “evet” ile beraber belediyeye devir parçalanıyor. Böylece hem dedi ve anlaşma sağlandı. yolunun yolcusu oldu. SSK Hükümetin tehditleriyle yılhastanelerine ne oldu? Son satış tutarları ufaltılarak mayan ancak ülke çapındaki olarak Erdemir’in ve sontalip sayısı arttırılıyor, genel durumun da farkında rasında da karayollarının, olan (hem 16 Şubat hem de hem de mücadelemiz THY’nin özelleştirilmeleri 4 Mart eylemleri beklendiği gündemde. bölünüyor. Özelleştirme kadar coşkulu olmadı) işçiBu koşullarda Emek kolaylaşsın diye! ler bile bile lades demek Platformu yönetiminin 16 zorunda kaldılar. SEKA Şubat eylemini yeterince işçisinden hepimizin yüküplanlamayarak sönük geçmesine sebep olması işçi sınıfının büyük tepki- nü çekmesini de bekleyemezdik zaten. İzmit Büyükşehir Belediyesi 100 işçiyi emeksini çekmişti. Tabandan gelen basınçla Türk-İş 1 liye sevk edeceğini duyurdu bile, fabrikayı devam Mart’taki Başkanlar Kurulunu İzmit’te düzenledi. Burada 4 Mart günü “bir günlük işyerlerini terk ettirmesi ancak mucize eseri olabilir. Kalan 600 işçi etmeme eylemi”ne karar verildi. Türk-İş sendikala- belediyede, 4C maddesine göre yasal haklarından rının örgütlü olduğu işyerlerinde 4 Mart gecesi için mahrum olarak diğer kamu işletmelerinde çalışaalınmış olan terk etmeme eylemi yaşama geçirilse rak bir şekilde emekliliklerine ulaşabilir. Hükümet de ses getirecek bir şekilde örgütlenmedi. DİSK ise bu kadar insafı çaresiz gösterecektir. Ancak bu Türk-İş’in aldığı karara, 4 Mart’ta yönetici düze- işçilerin çocukları ne yapacak? Açıklanan büyüme yinde SEKA’da sabahlayarak destek verdi. Genel rakamlarına inat özel sektör istihdamı arttırmazken olarak bakıldığında 4 Mart da sönük bir eylem kamu istihdamının tasfiye edilmesi gelecek nesilleri tehdit etmektedir. oldu.

İlk kayıp Şehir Hatlarında İlk kayıp, Türkiye Denizcilik İşletmeleri İstanbul Şehir Hatlarının 1 Mart’ta belediyeye devrinin kabulü oldu. Bin 700 işçinin çalıştığı Şehir Hatları devredildi. Bin işçiden emekliliği gelenler zorla emekli edilip, geri kalanıysa Türkiye’nin çeşitli

12

Belediyeye devir ne demek? Belediyeye veya il özel idaresine devir uygulamasıyla yeni hükümet sayesinde tanıştık. Peki bu uygulama ne demek, sonucu nedir? Özelleştirmenin/tasfiyenin bir adım öncesi. Devirler sayesinde geçmişte vergilerle, SSK primlerinin kredi olarak kul-




VENEZUELA

 lanılması ile kurulan büyük işletmeler, parçalara

bölünerek hem bunların satış tutarları ufaltılarak talip sayısı arttırılıyor, hem de işçilerin mücadelesi bölünüyor, ki özelleştirme kolaylaşsın. Köy Hizmetlerinin kapatılmasının arifesinde Yol-İş kötü ve hatta belirsiz koşullarla toplu sözleşmeyi imzalamak zorunda kaldı, aksi halde her ilde ayrı sözleşme imzalamak zorunda kalacaktı! Bugün çoğu belediyenin temel hizmetleri, bilhassa temizlik taşeron özel şirketlerin elinde. Birkaç hizmet de (ulaşım, elektrik, doğalgaz) şimdilik belediye mülkiyetindeki şirketlere ait. Köy Hizmetlerinin tasfiyesi il özel idarelerine devir biçiminde gerçekleştirildi. SSK hastanelerinin il özel idarelerine devredilmek üzerine Sağlık Bakanlığı mülkiyetine alındığını Sağlık Bakanı kendisi söylüyor. Şimdi SEKA’nın, Şehir Hatlarının devri de bunların özelleştirilmesi veya tasfiyesi demektir. Kuşkusuz, hükümet bu belediyelere devir politikasını kendi icat etmedi, Avrupa Birliğinin bölgeselleştirme isimli politikasından ilham aldı. Bu politika ülkeleri bölgelere bölüp doğrudan Avrupa Bölgeler Komitesine bağlayarak işçi karşıtı AB direktiflerinin uygulanmasını kolaylaştırmayı hedefliyor.

Kervan yolda dizilmiyor Biz yaşananların çok daha büyük çaplısını 14 yıl öncesinden hatırlıyoruz: ANAP hükümetinin işçi düşmanı politikalarının canımıza tak etmesiyle 89’dan başlayarak ülkeyi sarsmış ve ücretlerimizi neredeyse 1980 darbesi öncesi seviyelere getirmiştik. SEKA’daki 700 işçi kardeşimiz gibi 70 bin Zonguldaklı madenci kapatılmaya karşı Ankara’ya yürüme hazırlığındaydı. Bu koşullarda Türk-İş ilk defa genel grev çağrısı yaptı ve tüm ülkede 3 Ocak 1991 günü iş bıraktık. Ancak o tarihte bile mücadelemize ülke çapında kalıcı bir birliktelik kazandıramadık. Biz bundan şöyle bir ders çıkarıyoruz: bizim birleşik ve patronlardan bağımsız mücadelemiz ha deyince olmuyor. Onu özenle inşa etmemiz ve ona kalıcı bir biçim kazandırmamız gerekiyor. Bugün bunun için gerekli olan birlik Emek Platformudur; Emek Platformunun işlevselliğinin, mücadeleciliğinin artması için mücadele verelim! Onun siyasal alandaki yansıması da “İşçilerin Kendi Partisi” olacaktır. İşçi sınıfının birleşik, bağımsız mücadelesini inşa etmek için kendi partimize omuz verelim!

Venezuela’da Kağıt Fabrikası Millileştirildi

T

ürkiye’de SEKA özelleştirme ve kapatmayla tasfiye edilmeye çalışılırken, Venezuela’da özel sektöre ait bir kağıt fabrikası olan VENAPEL, başkan Hugo Chavez’in kararnamesiyle millileştirildi. Ülkenin en önemli kağıt ve mukavva üreticisi olan fabrika, sahibinin iflas etmesi üzerine, aynı SEKA’da olduğu gibi fabrika işçileri tarafından işgal edilmiş ve direniş başlatılmıştı. Fabrikanın sahibi üretimi engellemek için her türlü sabotaj yolunu denerken, işçiler yılmadan bunlara karşı mücadele ettiler. Aradan geçen dört aydan uzun Petrolün zamandan sonra, özelleştirilmesine nihayet Venezuela devlet başkanı karşı çıkan, yoksul Chavez, fabrikaköylülere toprak nın millileştirildağıtan Chavez mesini öngören kararnameyi imzahükümeti şimdi de ladı. Bu geçen iflas eden fabrikaları süre içinde maaş millileştirmeye alamayan işçilerin çoğunluğu, balık girişti. tutarak ailelerinin karınlarını doyurdular. İmza töreninde başkan Chavez, göreve gelir gelmez Venezuela’yla ilgili huzursuzluğunu dile getiren ABD dışişleri bakanı Rice’a cevap verdi. Bundan önce Amerikan emperyalizminin petrol şirketlerinin özelleştirilmesi yönündeki baskısına boyun eğmeyen, ayrıca 130 bin topraksız çiftçi ailesine, “tarımsal mülkiyetin yeniden düzenlenmesi” kararnamesiyle toprak dağıtan Chavez, bu kez de özel girişimin iflas ettirdiği, VENAPEL fabrikasını işçi denetiminde millileştirme kararı aldı. Bu kararlarından ötürü ABD emperyalizminin hedefi olan, defalarca darbe ve referandumlarla devrilmeye çalışılan Chavez, gözünü halen Venezuela petrolüne dikmiş bulunan ABD’nin baskıları karşısında geri adım atmayacağını bir kez daha ifade etti. ILC, Chavez hükümeti fabrikaları millileştirme, yoksul köylülere toprak dağıtma gibi emekçilerden yana politikalarını sürdürdüğü müddetçe onu destekleyeceğini ilan etti.

13


Uluslararası İşçi Kardeşliği

BREZİLYA

Brezilya: Fabrikalarını İşgal Eden İşçilerle Dayanışma

B

rezilya’nın Joinville şehrindeki Cipla ve Interfibra fabrikalarını işgal etmiş ve çalıştırmakta olan işçilere yönelik hapse atılma tehditleri yönlendirildiğini öğrenmiş bulunmaktayız. Brezilya’da işgal edilmiş fabrikalardan bir heyet Madrid’de 17-20 Mart tarihleri arasında yapılan ILC Dünya Konferansına katıldı. İşgal Edilmiş Fabrikalar Konseyi Koordinatörü Serge Goulart Madrid konferansının konuşmacılarından biriydi. Burada işgal edilmiş fabrikaların millileştirilmeleri yönünde bir uluslararası kampanya önerdi. Goulart şu anda bir hapis cezası tehdidi ile karşı karşıya. Aşağıda Cipla/Interfibra fabrika konseyinin yayınlamış olduğu basın açıklamasını tüm işçi aktivistlerinin bilgisine sunuyoruz.

Cipla/Interfibra’nın bir önderi hapis cezası ile tehdit ediliyor! Cipla/Interfibra işçileri işlerini koruyabilmek için iflas etmiş ve kapatılmış olan fabrikalarının denetimini ellerine aldıklarından bu yana her türlü tehdit ile karşı karşıya kaldılar: fabrika makinelerinin ihale ile satılacağı tehdidinden, liderlerinin tutuklanması ve hapsedilmesi tehdidine kadar. Şu anda iş mahkemelerinde fabrikaların sosyal borçları dava konusu iken ve müzakereler sürerken, federal hükümetin iki kurumundan Fabrika Konseyine yönelik tehditler yayınlandı. Bu iki kurum geçen iki yıl boyunca işçilere yardımcı olunacağı yönünde açıklamalar yapmış olmalarına karşın hiçbir yardımda bulunmamışlardır. Ekonomi Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Departmanı şu anda milyonlarca realin (Brezilya para birimi) ödenmesini talep ediyor. Fabrikaları patronların yönettiği dönemde bu ödemelerin yapılması hiç istenmemişti. Federal hükümet, eski fabrika sahiplerinin borçlarını tahsil etmek için makineleri devralmak ve şu andaki satışların gelirinin belli bir yüzdesine el koymak istiyor. Bu ödemeleri yapmamaları işgal edilmiş fabrikalardaki önderlerin ciddi hapis cezaları alabilmeleri anlamına geliyor. Federal mahkeme ilk ödeme olarak 30 milyon real [11 milyon dolar – ÇN] ödenmesinde ısrar ediyor. 29 Mart tarihinde federal mahkemeden yedi görevli Cipla fabrikasına bir mahkeme kararı ile geldi. Bu karara dayanarak fabrika satış gelirlerinin yüzde 15’ini borçlara mahsuben almayı amaçlı-

14

yorlardı. Bu Cipla’nın işletilmeye devam edilmesini imkansız kılacaktı. Karara göre bu ödeme her ayın 5’ine kadar yapılmazsa işgal edilmiş Cipla/ Interfibra fabrikalarının mali ve idari koordinatörü Serge Goulart hapse atılabilecekti. 6 Nisan tarihinde ise, eski fabrika sahiplerinin borçlarını ödemek üzere toplam satış gelirinin bir diğer yüzde 5’ine el koymak üzere bir mahkeme kararı daha yayınlandı. Bu miktarın ödenmemesi de Serge Goulart’ın hapsedilebilmesinin yolunu açacaktı. Fabrika Konseyi federal hükümete talep edilen bu meblağları ödememeye karar verdi çünkü bu ödemeler fabrika işçilerinin ücretlerinin ödenememesi anlamına gelecekti. Fabrika Konseyi ayrıca Lula hükümetinin işgal edilmiş fabrikaları millileştirmesini talep eden kampanyasını ve mücadelelerini yaygınlaştırma kararı aldı. 31 Mart günü Joinville’de ve 18 Nisan’dan 2 Mayıs’a kadar yapılacak olan “Toprak Reformu ve İşgal Edilmiş Fabrikaların Millileştirilmesi için Ulusal Yürüyüş”ün organizasyonu için düzenlenen bir yürüyüşte işçiler federal hükümete taleplerine acil bir çözüm bulması çağrısını yaptı ve 1000 kişinin işine son verme planlarını kınadılar. İşçiler eski patronların ödemedikleri borçlardan ve vergi borçlarından sorumlu değillerdir. Bu nedenle de federal hükümetin talep ettiği meblağları ödemeyeceklerdir. ••• ILC, tüm işçi örgütlerini Cipla/Interfibra işçilerine destek kararları almaya ve bunları Brezilya hükümetine göndermeye davet ediyor. Brezilya Cumhuriyeti Başkanlığı: Luiz Inacio Lula da Silva - President of the Republic.Palácio do Planalto - Praça dos Três Poderes Brasília/ DF- CEP 70250-900 Faks: 011- 55 61 411 1073, E-posta: protocolo@planalto.gov.br Brezilya Federal Mahkemesi yargıçları: Director de Secretaria: Bel. Rosan Luis da Silveira Peres; Juiz Federal Titular: Dr. Leonardo Castanho Mendes; Juiz Federal Substituto: Dr. Oziel Francisco de Sousa. Rua do Príncipe, 123 - - Centro, Brasilia F a k s : 0 11 - 5 5 4 7 4 3 3 - 9 0 7 9 , E - p o s t a : SCJOIEF01@jfsc.gov.br


İSPANYA

İspanya: Cumhuriyetin Birliği, Sosyal Hakların Savunulması için

Avrupa Anayasası’na Hayır!

B

ugüne dek var olan tüm sosyal, siyasal hak- tını kuralsızlaştırma politikalarının laboratuvarı ların gasp edilmesini kendine nihai hedef işlevini gören, 83 milyar avroluk Brüksel bütçeolarak almış bulunan sözde AB Anayasası Projesi, siyle sübvanse edilen İspanya’da bile AB projesiİspanya örneğinde kendi geleceğinin ne denli nin açıkça çuvalladığını göstermektedir. “Hayır” pamuk ipliğine bağlı bir durumda olduğunu gözler kampanyasının daha güçlü örüleceği muhakkak önüne sermiştir. AB Anayasası’na “sözde anaya- olan Fransa referandumunun zamanı yaklaştıkça sa” diyoruz çünkü bu metin, yurttaşlık haklarını ve Brüksel Bürokrasisi ecel terleri dökmeye başlayadevletin mekanizmalarını kayıt altına alan klasik cak ve bu mengeneden kurtulmak için takla üstüne bir demokrasi belgesinden çok, Avrupalı patron- takla atacaktır. lar sınıfının orta ve uzun Brüksel Bürokrasisi açıkvadedeki ekonomik çıkarça üye devletlerin bu anaAvrupa Anayasası, larını korumayı ve rekabet yasayı onaylamayacağından güçlerini arttırmayı hedef Avrupalı patronlar sınıfının ve oybirliğini sağlayamayan almış devletlerarası bir antmetnin tarihin çöplüğüne orta ve uzun vadedeki laşmadır. atılacağından korkar hale ekonomik çıkarlarını İşte bu, Avrupa’nın gelmiştir. Bu olası sonuçlaTÜSİAD raporu denebilerı engelleyebilmek için her korumayı ve rekabet cek metin, İspanya’da geçüye ülkede halkoylamasıgüçlerini arttırmayı hedef tiğimiz ayın sonunda halkona karşı yollar aranmaktaalmış devletlerarası bir yuna sunuldu. Sonuç hem dır. Anayasaların elverdiği Brüksel Bürokrasisi hem de ölçüde bu onaylama işlemiantlaşmadır. İspanyol Hükümeti açısınni meclislerde yahut bakandan tam bir fiyasko oldu. lar kurullarında halletmek Anayasa yüzde 77’lik bir destekle “evet” oyu aldı istiyorlar. İşte bu çaba dahi sözde demokratik ancak oylamaya katılım faşist diktatör Franko’nun Avrupa Birliği’nin demokratik uygulamalardan ölümünden sonra yeni bir diktatör seçmek için ne kadar çok korktuğunun ve aslında AB’nin yapılan seçimlere katılım oranını kıl payı geçebildi varlığıyla Avrupa’da demokrasinin önünde başve yüzde 40 düzeyinde kaldı. Söz konusu seçimler lıca engel olduğunun bir göstergesi değil midir? antidemokratik nitelikleri nedeniyle demokrasiyi Halkın oyundan çekinerek, kapı arkalarında, yürütsavunan partilerce boykot edilmişti. Bu durum; me organlarında bu işi kotarmak isteyen AB ne AB’nin bölgeselleştirme, özelleştirme ve iş haya- kadar demokratik ve özgürlükçü olabilir?

DİKKAT! Sendikalar ve TİS, Grev ve Lokavt kanununda yapılacak değişiklikler için hazırlıklar devam ediyor. Uluslararası İşçi Kardeşliği olarak temel taleplerimizi tekrarlıyoruz: • Bu yasalar ile ilgili yapılan görüşmelerin durumu, tutanakları ve ara kararları derhal sınıfın bilgisine sunulsun. • Hükümetin 60 gün grev erteleme hakkı kaldırılsın. • Noter şartı kaldırılsın. • Sendikalaşma nedeniyle işten çıkartmalara ağır yaptırım getirilsin. • İşyeri ve işkolu barajları kaldırılsın. İşyerinde çoğunluğu sağlamış herhangi bir sendika olmadığında en çok üyeye sahip sendika toplu pazarlık yetkisine sahip olsun. Makyaj değişikliklerle göz boyamaya izin vermeyelim. Sendikalaşma ve serbest toplu pazarlık, toplu sözleşme haklarımızın önündeki tüm engellerin kaldırılması için taleplerimizin takipçisi olalım.

15


Uluslararası İşçi Kardeşliği

ILC DÜNYA KONFERANSI

16

ILC Dünya Konferansı Sonuç Bildirgesi Madrid/İspanya, Mart 2005

T

üm dünyadan delegeler, parçası oldukları işçi gibi büyük çokuluslu kurumlar – ve birçok devlet örgütlerinin gündemlerine sadık bir şekil- başkanı – “Binyıl Bildirgesi”ni kabul etmişlerdi. de, İşçilerin ve Halkların Uluslararası Bağlantı Her biri yoksulluğa karşı mücadele edecekleKomitesi ILC’nin Dünya Konferansında bir araya rini açıklamışlardı. Hepsi“küreselleşmenin insageldiler. Burada yaptığımız açık tartışmalarımı- nileştirilmesinden” bahsetmişlerdi. Bugün baktızın sonrasında, 2005 Mart’ında Madrid’de tartış- ğımızda bilançolarında ne var? tıklarımızı ait olduğumuz örgütlerimize taşımaBugünkü gerçekliğimiz tam bir gerilemedir, nın ve bunu uluslararası bir düzeyde yapmanın tüm dünyada haklara yönelik saldırılardır. 1998 bizlerin görevi olduğuna inanıyoruz. ile 2002 arasında 100 binden fazla çocuk, çocuk Her birimizin ülkelerindeki ve örgütlerimiz- işçiliği batağına çekilmiştir. İşsizlik jet hızıyla deki farklı durumları değerlendirdikten sonra, artmıştır. Her yerde savaş ve ölümcül çatışmalar bizler her gün savaşla, askeri işgal ile, ulusal ege- yükselmektedir. Askeri işgaller birbirini izlemekmenliğin ayaklar altına alınması ile, yağma ile, tedir. ulusların varlığı dahil her Dünya çapında sanatürlü demokratik oluşuma yi işçiliği azalmaktadır. İşçi hareketi açısından yönelik tehdit ile karşı karKöylülerin kendi toprakyoksulluğa karşı gerçek şıya olan günümüz dünyalarına sahip olma hakları sında esasen tehdit altında mücadele işçi hakları için tanınmamaktadır. Bir kıtaolanın insan uygarlığının nın – Afrika’nın – bütünü mücadeleden ayrılamaz. temeli olduğu sonucuna tümüyle yıkıntıya uğratılNerede daha fazla işçi vardık. Bugün işçi sınıfımaktadır, AIDS’in, açlığın nın her zamankinden daha ve savaşların yol açtığı hakları, daha ileri iş fazla kendi örgütlerine ihtisoykırım ile karşı karşıyayasaları, daha fazla sayıda yacı vardır. dır. Ve böyle bir dönemde sosyal yasa varsa orada 21. yüzyılın başında çokuluslu şirketlerin karlabelki geçmiş iki yüzyıldan rı artmaya devam etmiş ve yoksulluk en azdır. da fazla geçerli olan bir spekülatif piyasalar astrogerçek var ki, işçilerin sennomik ölçüde büyümüştür. dikalar ve partiler biçiminde kendi örgütlerini Yoksulluk, en ileri düzeyde sanayileşmiş olanoluşturma hakkı ellerinden alınırsa, demokrasi lar dahil tüm ülkelerde ve bu arada en büyük de olamaz. süper gücün içerisinde, ABD’de de artmıştır. Bugün tam da – yokluğunda demokrasinin boş İşçi hareketi açısından yoksulluğa karşı gerbir kabuğa dönüştüğü – bu hak tehdit altındadır. çek mücadele işçi hakları için mücadeleden ayrıSadece bu hak değil, aynı zamanda işçilerin her lamaz. Nerede daha fazla işçi hakları, daha ileri bir ülkede birçok mücadele ve fedakarlıkla kur- iş yasaları, daha fazla sayıda sosyal yasa varsa muş oldukları örgütlerin varlığı tehdit altındadır. orada yoksulluk en azdır. Bu yıkıcı saldırının nasıl yürütüldüğü ülkeden Tüm işçi hareketi aktivistleri bilirler ki ILO ülkeye farklılık göstermektedir ama şüphe yok Sözleşmeleri ve Normları sistemi her bir ülkedeki bu dünya çapında ve ortaklaşılmış bir biçimde ki işçi hakları için uluslararası destek anlamına uygulanan bir politikadır. gelir. ILO organlarında bir sözleşme onaylandıHerkes bu konularda kendisi bir değerlendir- ğında, her bir üye devlet veya ulusa bu sözleşmeme yapmalıdır: yi onaylaması çağrısı yapılır. Bir kere onaylandıBu yılın Eylül ayında, Birleşmiş Milletlerin bir ğında da bu sözleşmenin o ülkedeki iş yasasına toplantısında, “Kopenhag + 10” adı altında bir ve sosyal yasalara geçirilmesi gerekir. toplantı düzenlenecektir. Bu isim Kopenhag’da ILO 1919’daki kuruluşundan bugüne, işçi 1995’te yapılmış olan BM Sosyal Zirvesinden hakları ve güvenceleri ile ilgili tüm alanlarda 183 gelmektedir. Bu toplantıda BM, IMF, Dünya sözleşme kabul etmiştir. Bankası, GATT (şu andaki DTÖ), Avrupa Birliği


ILC DÜNYA KONFERANSI Örneğin sendikalaşma özgürlüğü ve sendi- lamentolar, işletmeler, sivil toplum üyeleri, senkal hakların korunması üzerine 87 sayılı ILO dikal örgütler ve uluslararası organizasyonlarSözleşmesi, örgütlenme ve toplu pazarlık hakkı la” kurulması öngörülmektedir. üzerine 98 sayılı ILO Sözleşmesi, ücret eşitliKomisyon raporunda IMF, Dünya Bankası, ği üzerine 100 sayılı ILO Sözleşmesi, annelik DTÖ, Avrupa Birliği ve Bretton Woods kurumhaklarının korunması üzerine 103 sayılı ILO ları ile görüştüğünü ve her yerde destek ve onay Sözleşmesi, istihdamda ayrımcılığa ilişkin 111 gördüğünü aktarıyor. sayılı ILO Sözleşmesi, kadınların sanayide çalışKomisyonun küreselleşmenin sosyal boyutu malarının yasaklanmasına ilişkin 4, 41 ve 89 üzerine raporu Uluslararası Hür İşçi Sendikaları sayılı ILO Sözleşmeleri, asgari çalıştırılma yaşı- Konfederasyonunun (ICFTU) kongresinde de na ilişkin 138 sayılı ILO Sözleşmesi ve göç- tartışıldı. Bu kongrede aynı zamanda ICFTU’nun men işçilerin haklarına ilişkin 97 sayılı ILO Dünya Emek Konfederasyonu (WCL) ile birSözleşmesi. leşmesine de karar verildi. Bu konu Ocak 200Şimdi ise tüm bu ILO Sözleşmeler ve normlar 5’te Porto Alegre’de yapılan Dünya Sosyal sistemi tehlikededir. Forumu’nun (DSF) öncesindeki dünya sendikal 1998’de, bu kurumun tarihinde ilk kez bir forumunda da tartışıldı. ABD başkanı, Bill Clinton, Uluslararası konfedeyıllık ILO Konferansına rasyonlar ICFTU, WCL Tüm dünyada sendikalar katıldı ve burada konuştu. v e Av r u p a S e n d i k a l a r Clinton buraya “Çalışma Konfederasyonu (ETUC) işçilerin örgütlü biçimde hayatında Temel Haklar ile çeşitli sivil toplum örgütişverenlerden ayrı Bildirgesi”ni savunmak lerinin (NGO’lar) katıldığı duruşunu güçlendirmek için gelmişti. Bu bildirgebu forumun kapanışında, nin karakteri; sözleşmeler eski ETUC Genel Sekreteri için kurulmuştur. Bu ilkesinin, dolayısıyla norEmilio Gabaglio ICFTU ile olmaksızın sendikalar matif bir sistemin, kısıtlaWCL arasındaki birleşme işçilerin çıkarlarını yıcı normların ve onay prosürecinin de koordinatörü sedürünün yerine sınırlansavunan bağımsız örgütler olarak DSF’nin 2006 ilkbadırıcı bir değeri olmayan harında yapılacak olan bir olarak varolamazlardı. genel tavsiyeler niteliğinde sonraki sendikal forumubir sistemi geçirmek istenun, yeni dünya konfedemesidir. Kolektif hakların bu şekilde dinamitlen- rasyonunun kurucu kongresi olması gerektiğini mesi işçi sınıfının atomizasyonu ve bireyselleşti- açıkladı. rilmesi tehlikesini beraberinde getirmektedir. Tüm bunlarla ilgili kaygılanmamız için nedenBunun dışında Clinton yeni bir sözleşmeyi lerimiz yok mu? Önerilen bu yeni birlik ile birdaha gündeme getirmiştir ve 182 sayılı bu söz- likte dünya sendikal örgütünün geleceği, küresel leşme “çocuk emeğinin en kötü biçimlerine karşı kurumlar çerçevesi içerisinde bir işleyiş için mücadele” adı altında, aslında çocuk işçiliğini uzmanlaşmış ve bunu görev kabul eden bir sivil meşrulaştırmış ve fiiliyatta 138 sayılı çocuk toplum örgütüne (NGO) mi dönüşecektir? İşçi işçiliğini tümüyle yasaklayan sözleşmeyi ortadan örgütlerinin kendilerini “dünya yönetişimi” denikaldırmıştır. len şeyin içerisine entegre edilmiş bulmaları gibi 2001 yılı Kasım ayında ILO genel merkezin- bir tehlike söz konusu değil midir? de ILO’nun sözleşmelere dayalı prosedürünü Bu soruları dünya işçi hareketi içerisinde tümüyle rafa kaldırma çabasının bir parçası ola- tartışılması için öne sürüyoruz çünkü her yerde rak, “Küreselleşmenin Sosyal Boyutu ile İlgili işçi hareketini, tarihi misyonu olan, ücretlilerin Komisyon” kuruldu. ILO’nun 2004 yılı Haziran özgün çıkarlarını savunma ve sadece işçi sınıfı ayında yapılan 92. yıllık Genel Kuruluna sunu- çıkarları zemininde hareket etme misyonundan lan bir rapora göre bu komisyon “eşitlikçi olan uzaklaştırmak için çabalar mevcuttur. ve evrensel değerleri ve insan haklarını kapsaIMF “sivil toplum ile IMF arasındaki diyaloyan yeni bir dünya yönetişimi” için tavsiyeler gu geliştirmek” yönlü çabalarını çeşitlendirmekoluşturmayı amaçlamaktadır. Bu “yeni dünya tedir. Paris’te 2004 Aralık’ında yapılan böylesi yönetişimi”nin “tüm aktörlerle; hükümetler, par- bir Köprü İnisiyatifi toplantısında, IMF temsil-

17


Uluslararası İşçi Kardeşliği

ILC DÜNYA KONFERANSI cileri ile “dünya çapında temsil gücü olan sivil toplum gruplarının, özellikle de Dünya Sosyal Forumu’nun” yer aldığı çalışma gruplarının toplantılarının ardından yapılan açıklamada, “bu toplumsal organizasyonların kendilerini hem Bretton Woods kurumlarının ‘dışında’ konumlandırmaları (sokakta gösteri yapmaları), hem de ‘içinde’ olmaları (onlarla mümkün olan her anda işbirliği yaparak) gerektiği” açıklandı. (IMF sivil toplum için basın açıklaması, Şubat 2005) İşçi hareketinin – DSF’nin müdahalesi ile veya kendi başına – kendisini IMF’nin, Dünya Bankasının ve şirketlerin “içinde” konumlandır-

ILC Dünya Konferansı İzlenimleri Madrid’deki konferansa katılan TEKSİF Bakırköy Şube Başkanı Çetin Yelken’den izlenimlerini aldık.

I

LC’nin Mart ayında Madrid’de organize ettiği Dünya Konferansına TEKSİF sendikası Bakırköy şubesi adına, Kocaeli TEKSİF şube başkanı İbrahim Öner ve Şadi Ozansü hocamızla birlikte katıldık. Dünyanın beş kıtasından yetmişten fazla ülkenin temsilcileri, bazı sendikacılar ve bazı seçilmiş yerel yöneticiler ülkeleri adına evrensel sorunların ortaklaştırdığı duygularla vahşi kapitalizmin ülkelerinde yarattığı yıkım ve erozyondan bahsettiler. Rengi, dili, dini ne olursa olsun, Venezuela’dan Hindistan’a, Almanya’dan Rusya’ya her temsilci; IMF’nin, Dünya Bankasının uygulamalarından dert yandı. Ortak sorunların çözümünün de ortak olması yolunda, benim anti-emperyalist olarak tanımlayabileceğim bir yaklaşımla, en geniş bir organizasyon olduğunu gözlemledim. Biraz daha ete kemiğe bürünmesi zaruri olmakla birlikte önemli bir organizasyon olduğunu da aktarabilirim. Bana göre en önemli konu Venezuela’daki gelişmeler ve Brezilya temsilcilerinin başını çektiği IMF borçlarının ödenmemesi yönündeki politikalar oldu. Türkiye ayağında ise bizlere bu anti-emperyalist duruşların sendikal ve siyasal ayaklarını oluşturmak ve dünya ile ortaklaşan tepkilerin altını doldurmak düşmelidir. ILC Dünya Konferansı Türkiye heyeti adına, Çetin Yelken, TEKSİF Bakırköy Şubesi Başkanı

18

ması nasıl mümkün olacaktır? Ulusları ve halkları imha etmeye kararlı bu güçlerle bu şekilde yakınlaşmaları nasıl mümkün olabilecektir? Tüm dünyada sendikalar işçilerin örgütlü biçimde işverenlerden ve sömürücülerden ayrı duruşunu güçlendirmek için kurulmuştur. Bu olmaksızın sendikalar işçilerin çıkarlarını savunan bağımsız örgütler olarak varolamazlardı. Şimdi bizler işçi hareketinin nesiller boyu getirdiği geleneklere sırtımızı mı çevirmeliyiz? ILC Dünya Konferansında bir araya gelen bizler, sömürenlerle sömürülenlerin ayrı ve uzlaşmaz çıkarları temelinde kurulmuş olan işçi hareketine bağlılığımızı yeniden teyit ediyoruz. Başlangıcından bu yana işçi hareketi, farklı eylem biçimleri ile, kapitalist sömürünün temelini oluşturan üretim araçları üzerindeki özel mülkiyete son vermeyi önüne koymuştur. İşçi hareketi kendi örgütlerini özgürce kurabilmek için mücadele eder. Bu hareket “yeni dünya yönetişimi” adına, özel mülkiyet rejimini koruma çerçevesinde kendisine yapılan müdahalelere, rolünü önemsizleştirme çabalarına, işçi örgütlerinin küreselleşmenin bir bileşeni, ona entegre bir yapı haline getirilmesi girişimlerine karşıdır. ILO’nun sözleşmelere dayalı sisteminden vazgeçmeyi kabul etmeyen Konferansımız, aksine ILO sözleşmelerinin savunulması ve uygulatılması için kampanyaların geliştirilmesi gerektiğini ilan etmiştir. • Venezuela İşverenler Federasyonunun (FEDECAMARAS) ILO’nun Venezuela’yı sendikal hakları kısıtladığı için kınaması yönlü girişimleri karşısında, Venezuela işçi konfederasyonu UNT’nin ILO İşçi Grubuna yönelik olarak esas işverenler örgütünün sendikal özgürlükleri ihlal ettiği ve ILO Genel Kurulunda bu yönde tavır alınması yönündeki girişiminin desteklenmesi gerekmektedir. Venezuelalı işçiler kendi seçtikleri sendikalarda örgütlenebilmelidir; bu hak ulusun egemenliğinin savunulması ile de yakından bağlantılıdır. • “Irak’ta İşgale Karşı ve İşçi Hakları İçin Uluslararası Kampanya”nın geliştirilmesi için, Iraklı işçilerin savaşın ve işgalin yıkıma uğrattığı ülkelerinde özgürce örgütlenebilme hakkından faydalanabilmeleri için mücadele edilmelidir. • Konferansımıza katılan Çinli delege ile aynı doğrultuda biz de şu çağrıyı yapıyoruz: 87 ve 98 sayılı ILO Sözleşmelerinin evrensel değeri


ILC DÜNYA KONFERANSI vardır. Bu sözleşmelerdeki haklar, Çin ve tüm diğer uluslar dahil olmak üzere, tüm işçiler için geçerli olmalıdır. • Geçmişte Romanya işçilerini ILO’da temsil etmiş olan ve bugün hapiste olan Miron Cozma’nın içinde bulunduğu trajik durumu ve tehlikeyi haber almış olduğumuzdan, Romanya’nın en üst yetkililerine maden işçilerinin bu liderine karşı sürdürülen korkunç baskının sona erdirilmesi çağrısını yeniden yapmayı kararlaştırdık. Cozma, sendikasının belirlemiş olduğu gündeme sadık kalmış olduğu için bugün hapistedir. Ayrıca yine sendikacı Constantin Cretan’ın hapse atılması tehdidinin de kaldırılmasını talep ediyoruz. Toprak sorunu bugün tüm dünyada binlerce kişi için merkezi önemdeki sorundur. Toprağı işleyenlerin ona sahip olması hakkı temel bir haktır. Venezuela’da ve Zimbabwe’de bu yönde adımlar atıldığını öğrendik. Brezilya’dan katılan delegeler ise kendi ülkelerindeki durumu aktardılar. Tekrarlıyoruz: geleneksel işçi hareketi gerçek bir toprak reformu yapılması yönünde köylülerin yanındadır. Dünyanın bir ucundan diğer ucuna bugün işçi hareketinin 87 ve 98 sayılı ILO sözleşmelerinin savunulması ve uygulanması için, yani işçilerin ayrı örgütlerinin olması ve serbest toplu pazarlık

hakkı için mücadele etmek zorunda olması aslında bugün içinde bulunduğumuz dünya durumunun feci bir göstergesi değil midir? Bizler farklı siyasal geleneklerden geliyor olsak da, ILC’de “Savaşa ve Sömürüye karşı Manifesto” etrafında bir araya geldik: “Geleceğin güçlükler barındırdığını biliyoruz. Dünya parçalara ayrılıyor. Bizler dünya işçilerinin kendilerini sömürü ve baskının zincirlerinden kurtarma kapasitelerine, uluslar ve işçiler arasındaki uyumlu işbirliğinin bugünkü gitgide daha barbar hale gelen dünyanın yerini alacağı dünyayı kurma kapasitelerine güveniyoruz.” 21 yüzyılın başında işçi hareketi 150 yıl önce onu örgütleyenlerin geleneklerini güçlü bir şekilde savunuyor. İşçi hareketi Uluslararası İşçi Birliğinde doğmuş olan ve işçi hareketinin tüm eğilimlerinin paylaştığı ilkeleri savunuyor. “İşçi sınıfının kurtuluşu işçilerin kendi eseri olacaktır. İşçi sınıfının kurtuluşu için mücadele ayrıcalıklar ya da sınıf egemenliği için mücadele değil, eşit haklar ve görevler oluşturmak ve her türlü sınıf egemenliğini kaldırmak için mücadeledir.” Bu nedenle işçiler kendi örgütlerini serbestçe kurabilmeli ve denetleyebilmelidir. Ancak bu şartla işçiler ve onların örgütleri işçi hareketinin sloganını pratiğe geçirebilirler: “Dünyanın bütün işçileri, birleşin.”

İlk imzacılar: Daniel Gluckstein, ILC Koordinatörü (Fransa) Paul Nkunzimans, Burundi Üniversite İşçileri Sendikası başkanı Tafazzul Hussain, Bangladeş İşçi Sendikaları Federasyonu başkanı Gotthard Krupp, Ver.di Sendikası ve SPD üyesi (Almanya) Nambiath Vasudevan, Bombay Sendikalar Dayanışma Komitesi (Hindistan) Clarance Thomas, Bir Milyon İşçi Yürüyüşü eş başkanı (ABD)

Erwin Salazar Vasquez, CGTP Lambuyeque bölge örgütü başkanı (Peru) Vitaly Kulik, Borotba Sendikası başkanı (Ukrayna) Lybon Mabasa, SOPA partisi başkanı (Güney Afrika-Azanya) Nancy Wohlforth, OPEIU saymanı (kişisel olarak) ve USLAW eş yürütücüsü (ABD) Marcella Maspero, Venezüella UNT Konfederasyonu ulusal koordinatörü

ILC 2005 Dünya Konferansı Sonuç Bildirgesi'ni destekliyorum. Ülke: .......................................................................................................................................... İsim, Soyisim: ........................................................................................................................... İsmimin yanında yer almasını istediğim görevim: ................................................................... İmza: ......................................................................................................................................... Kişisel olarak destekliyorum:  / Örgütüm adına destekliyorum:  Bu temelde ILC Uluslararası Gazetesinin muhabiri olmak istiyorum: Evet:  Hayır:  Desteğinizi doğrudan bizimle temas kurarak veya (216) 330 95 67 nolu faksa veya iscikardesligi@iscikardesligi.org e-posta adresine göndererek iletebilirsiniz.

19


Uluslararası İşçi Kardeşliği

A

macımız Türkiye’de patronların ve hükümetlerinin vahşi saldırısına karşı koyabilmek için işçi sınıfının birleşik mücadelesine ve tüm ezilenlerin, yoksul halkın bu mücadeleye katılmasına hizmet etmektir. Bu mücadeleyi bütün dünyada ortaklaştırmak için ILC’nin Açık Dünya Konferanslarına katılıyoruz ve Türkiye’de ortak kampanyalar örgütlüyoruz. ILC haftalık bültenlerini her hafta çevirerek İnternet sitemizde yayınlıyoruz. Aylık olarak da Türkiye ekleriyle birlikte Uluslararası İşçi Kardeşliği elinizde olacak. Özelleştirmeye, kuralsız çalışmaya, sendikasızlaştırmaya, grev hakkının yok edilmesine, işsizliğe, açlığa ve savaşa karşı mücadeleyi birleştirerek ve yükselterek ilerleyebiliriz.

Patronsuz bir parti; “İşçilerin Kendi Partisi” Artık işçiler olarak bir siyasal güç oluşturmadan, toplumdaki gücümüz kadar siyasal alanda temsil edilmeden ne yeni bir hak almamızın ne de varolan haklarımızı, sendikalarımızı korumamızın mümkün olmadığını hepimiz görüyoruz. Türkiye işçi sınıfı olarak atmamız gereken birçok adım var ama bunların en önemlisi patronlardan ve onların devletinden bağımsız bir işçi partisinin kurulmasıdır. Şimdiye kadar hangi siyasi görüşe yakın durmuş olursa olsun bütün işçi örgütleri, işçilerin ve emekçi halkın en basit ve temel çıkarları etrafında bir araya gelmek zorundadırlar. Karşımızda yıllardır aralarındaki bütün it dalaşlarına rağmen birleşmiş bir patronlar cephesi vardır. Birleşmiş patron-

lar cephesi ile mücadele edebilmek için ise birleşmiş bir işçi cephesine ihtiyaç var. İşte “İşçilerin Kendi Partisi” böyle bir cephe olmalıdır.

Tek örgütümüz var; sendikalarımız Görev öncelikle her şeye rağmen varlığını sürdürmeye çalışan işçi örgütlerine, sendikalara ve bu örgütlerin samimi dürüst kalmış yöneticilerine, sınıf bilinçli işçilere düşmektedir. Tek işçi örgütü olan sendikalar, bizden önceki işçi kuşaklarının alınterlerinden arttırdıkları kuruşlarla ve zorlu mücadelelerle kuruldu. Bu birikimimiz, şimdiki ve gelecek kuşak işçilerin, yoksul halkın çıkarları için kullanılmalıdır. Bu hem işçi sınıfına, hem de tüm ezilenlere ve yoksul halka karşı tarihi bir sorumluluktur. Bu sorumluluğun gereğini bugün yerine getirmeyenler yarın örgütlerimiz iyice un ufak olduğunda temsil ettikleri işçilere ne yüzle bakacaklarını düşünmelidirler. Evet, bu gidişin sonunun kıyamet olduğunu gören bütün işçi önderleri, patron hükümetlerine karşı tek kurtuluş yolunun bir işçi hükümetinden geçtiğini görmelidirler. Sadece sendikalı işçilerin değil tüm işçilerin, yoksulların, işsizlerin, ezilenlerin çıkarlarını savunmak için birlikte siyaset yapmalıyız. Uluslararası İşçi Kardeşliği, sendika ve konfederasyon ayrımı yapmadan mücadeleci bütün işçilerin, işçi önderlerinin ve sendika yöneticilerinin bir araya gelerek “İşçilerin Kendi Partisi”ni kurma mücadelelerini desteklemek için çalışmaktadır.

Uluslararası İşçi Kardeşliği Sayı: 2 • Nisan 2005 Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Engin Bodur • Baskı: Color Matbaası Yönetim Yeri: Rasimpaşa Mah. Nüzhet Efendi Sok. No: 36/5 Kadıköy/İstanbul • Tel/Faks: (216) 330 95 67 http://www.iscikardesligi.org • iscikardesligi@iscikardesligi.org • PTT Posta Çeki Hesap No: 1051319


Ik8