Issuu on Google+

25

Sayı: Şubat 2007 Bedeli: 1 YTL

ya işçi - yoksul köylü hükümeti, ya kıyamet!

İşçi Kardeşliği İKP mazluma dini, milliyeti sorulmaz

Merkezi Gazetesi

Sosyal güvenlik ve sağlıkta yıkımı durduralım! İKP’nin düzenlediği “Sağlık ve Sosyal Güvenlik Nereye Gidiyor?” paneli 2. sayfada

Hekimlerin “torba yasa”ya karşı eylemi 5. sayfada

Avrupa’da sağlık ve sosyal Kamusal sağlık hizmetlerinin güvenlikte yıkım ve ona karşı Avrupa çapındaki mücadele: İsviçre, İspanya, parçalanmasını durdurmak için İtalya kampanya 8 ve 9. sayfada 8 ve 10. sayfada

G

www.sossaglik.org

azetemizin logosunun altındaki özdeyişi herkes biliyor: “Mazluma dini,milliyeti sorulmaz!” Din kardeşlerinin Irak’ta birbirlerine ne yaptıklarını üzülerek görüyoruz. Aynı dinin iki mezhebi olan Sünnilerle Şiilerin emperyalist devletlerin kışkırtmasıyla birbirlerinin camilerini bombalayarak nasıl kendi kendilerini katlettiklerini içimiz sızlayarak izliyoruz. Gene aynı milletin -yani Arap milletinin bu iki bileşenininbirbirlerine nasıl düşman edildiklerini de ibretle seyrediyoruz. Gene Irak’ta iki Sünni cemaatin -yani Araplarla Kürtlerin- üstelik İslamın aynı mezhebinden olmalarına rağmen nasıl birbirlerinin can düşmanı haline getirildiklerine şaşırarak sosyal güvenlik sisteminin çökertilmesi ve sağbakıyoruz. lıkla eğitim sisteminin büyük patronlar için bir Ortadoğu; emperyalist çokuluslu şirketlekâr aracı haline getirilmesinin yolunu sonuna rin ve onların Siyonist uzantılarının sayesinde kadar açarsan aç, bütün bunları Avrupa Birliği, onyıllardır bir barut fıçısı olma niteliğini koruİMF, Dünya Bankası gibi çokuluslu finans şiryor. Dolayısıyla yarın öbür gün, Türkiye’nin ketlerinin hizmetindeki müesseseler hesabına başına da Irak’a örülen çorabın bir benzerinin yaparsan yap, günün birinde onların çıkarlarıyla örülmeyeceğinin hiçbir garantisi olmadığı gibi, en küçük bir çelişkiye girdiğinde Irak’a veya ABD ve İsrail’le yapılan askeri ve ekonomik Yugoslavya’ya benzetileceğini unutma! Onlar anlaşmaların varlığı Türkiye Cumhuriyeti bu konuda senin gözünün yaşına bakmayacaklaiçin bir güvence teşkil etmiyor. Sen ne kadar rı gibi, daha şimdiden seni parçalamanın yollaABD ve İsrail’le iyi geçinirsen geçin, ne kadar rını arıyorlar. onlarla birlikte bütün Ortadoğu mazlum milİşte Hrant Dink cinayeti hangi ırkçı ruh letlerinin aleyhine anlaşmalara imza atarsan hastası zihniyet tarafından işlenmiş olursa at, ne kadar ABD çokuluslu şirketlerinin ve olsun sonuna kadar emperyalizmin hizmetinde onların Türkiye’deki yandaşlarının çıkarları bir politikanın ürünüdür. Hrant Dink’i sadece doğrultusunda KİT satışları, özelleştirmeler, Ermeni olduğu için öldürtenler ne yaptıklarını

“Mazluma dini ve milliyeti sorulmaz!” dediğimiz için güçlüyüz!

gayet iyi biliyorlar. Tetikçilerin zaten ne yaptıklarını bilmeleri gerekmiyor. Onlar hiçbir şey bilmemek için var olan zavallılar sadece. Ama acıklı olan, Hrant Dink’in bile bile katledilmesine göz yuman devlet politikalarının gafleti! Hrant’ı Ermeni olduğu için çavuş yapmayanlar! Cemaatine zarar gelmesin diye kendi rızasıyla ismini Fırat olarak değiştirmesine neden olanlar! Hrant ve onun gibileri zorla Avrupa Birliğine sığınmaya itenler! Türkiye’de herkes birbirine düşman: Türkler Kürtlere ve diğer bütün milletlere; Kürtler Türklere; Sünniler Alevilere, Aleviler Sünnilere; Trabzonlular Mersinlilere, Mersinliler Trabzonlulara; Elazığlılar Malatyalılara, Malatyalılar Elazığlılara; Sıvaslılar Kayserililere, Kayserililer Sıvaslılara. Çeşitli iller ilçelerine, ilçeler bağlı oldukları illere. Mahalleler mahallelere. Fenerbahçeliler Galatasaraylılara, Galatasaraylılar Fenerbahçelilere. Bir tek işçiler kendilerini soyup soğana çeviren patronlarına düşman edilmiyorlar. Bu politika bilinçli değil mi? İşçilerin patronlarına düşman olmasını istemeyenler diğer bütün düşmanlıkları körüklüyorlar. İşçi Kardeşliği Partisi olarak bu durumu tamamen tersine çevirmeye adayız. Bütün çalışanlar ve mazlumlar kardeş olsunlar! Hrant Dink’in ayakkabısının altı delikmiş. Tabii öyle olacaktı çünkü Hrant bizim sınıfımızdandı!

İşçi Kardeşliği Partisi Genel Merkez: Tuzluçayır Mh. 9. Sokak 21/D Mamak/Ankara İstanbul İl Merkezi: Aksaray Guraba Hüseyinağa Mh. Kakmacı Sk. Blok: 10 Daire: 14 Fatih/İstanbul (Aksaray Metro karşısı) (212) 635 88 90 e-posta: iletisim@iscikardesligi.org • web: www.ikp.org.tr • www.iscikardesligi.org


politika

 Bizim Taraf Zeki Kılıçaslan

MİT açıklamasının düşündürdükleri

M

İT (Mili İstihbarat Teşkilatı) müşteşarı Emre Taner, Ocak ayı içinde MİT’in kuruluşunun 80. yılı dolayısıyla yaptığı açıklamalarla, Türkiye’de önemli bir gündem yarattı. Bu açıklamanın ima ettiği gerçekleri ele almak önümüzdeki dönem politikaları açısından büyük önem taşımaktadır. MİT açıklamasında aşağıdaki cümleler özellikle dikkat çekmekteydi: Bulunduğumuz dönem gelecekte birçok ulus devlet ve milletin hızlı bir şekilde tarih maratonunu kaybetmeye başladığı süreci anlatacaktır. Bu devletler sadece gelişememekle ve dünya yönetiminde söz sahibi olanlar arasına dahil olamamakla kalmayacak, aynı zamanda birçoğu günümüz teknolojik devriminin ve küresel ekonominin rekabetine dayanamayıp ulusal egemenliklerini de büyük ölçüde yitireceklerdir.

MİT tarafından yapılan bu alışagelmedik açıklama açıkça Türkiye Cumhuriyetinin bir ulus devlet olarak varlığının önümüzdeki dönemde riske girebileceğini anlatmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Sovyetler Birliği - ABD çatışmasına dayalı uzun soğuk savaş yıllarında Sovyetlere karşı Amerika ve müttefiklerine sırtını dayadı. İçerde ve dışarıda, Sovyet ve her türlü sol politika karşıtlığından başka bir şey yapmadı. Yönetici patronlar sınıfı sırtını Amerika’ya dayanmanın rahatlığı ile başta işçi hakları olmak üzere her türlü hak ve hürriyet arayışını bastırdı. Öte yandan Türkiye topraklarında yaşayan farklı etnik, dini ve mezhebi kimliklerin kendini demokratik olarak ifade etmesinin önünü tıkadı. Cumhuriyetin ilk yılarında ortaya çıkan Kürt isyanlarını o bölgenin ağa, bey ve şeyhleri ile anlaşma yaparak durdurdu. Yoksul köylülerin sırtından geçinen Kürt ağaları hem tek parti döneminde hem çok parti döneminde sağ sol fark etmez düzen partilerinden meclise girdiler. Kürt ağaları “Kürtçülük” yapmaktan vazgeçtiler, buna karşılık devlet de Doğu ve Güney Doğudaki toprak ağalığı ve şeyhlik düzenine dokunmadı ve Türk milliyetçiliğini topluma dayattı. Din konusunda devletin politikası ise her türlü bağımsız dini örgütlenmenin önüne geçmeye çalışmaktı. Diyanet işleri aracılığı topluma resmi Sünni devlet dinini dayatırken, bir yandan Sünni cemaat ve tarikatların örgütlenmesini kontrol altına almaya çalıştı, diğer yandan da Alevi kim-

liğinin açığa çıkmasını engelledi. Bu baskı düzeninde ülkede güya sessizlik ve “sukûnet” yaşandı. Fakat bu sessizlik aldatıcıydı. Sömürücü patron yönetimi ülkeyi öyle bir hale getirdi ki. Doğu ve Güneydoğu’nun ağalık şeyhlik düzeni bu bölgede her türlü yoksulluğun, eşitsizliğin, geriliğin, cahilliğin, mafya örgütlenmelerinin önemli bir kaynağı oldu. Sanayileşen Batı bölgelerinde de sosyal/demokratik örgütlenmenin engellenmesi benzer şekilde kentlerde yağma düzenine yol açtı. Eşitsizlik, yoksulluk zemininde yuvarlanan milyonlarca insanımız aşırı dine ve milliyetçiliğe dayanan siyasetlerin, örgütlenmelerin kucağına atıldı, mafya ve uyuşturucu çeteleri kentlerin birçok yerinin yöneticileri haline geldi. Kimliklerin demokratik olarak ifadesinin önünün tıkanması şiddete dayalı kimlik, din, mezhep siyasetlerin önünü açtı. Etnik ve din-mezhep temelinde bir kardeş kavgasının zemini yaratıldı. Sovyetlerin çöküşü ile dünyadaki denge değişince işler iyice karışmaya başladı. Özelikle de Ortadoğu’daki gelişmelerle birlikte ülke gerçek bir kaosa doğru yuvarlanmaya başladı. Patronlar sınıfı artık yönetmekte zorluk çekmekteler. Bunun en başta gelen nedeni ise dayandıkları emperyalist müttefikleri Amerika ve Avrupa güçlerinin artık eskiden

İşçi Kardeşliği İşçi Kardeşliği Sayı: 25 • Şubat 2007

Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: İşçi Kardeşliği Partisi adına Engin Bodur

Yönetim Yeri:

İKP Genel Merkezi Tuzluçayır Mh. 9. Sokak 21/D Mamak/Ankara

İnternet:

http://www.ikp.org.tr http://www.iscikardesligi.org iletisim@iscikardesligi.org

PTT Posta Çeki Hesap No: 1051319

Baskı:

Selin Ofset Güven Sanayi Sitesi B Blok No:345 Topkapı/İstanbul • Tel: (212) 577 63 48

olduğu gibi “istikrar” içinde bir Türkiye devletine pek de ihtiyaçları kalmamasıydı. Evet Türkiye hala stratejik bir bölgede ama artık global kapitalist sistem ile sermayenin tam özgür olarak dolaştığı bu toprakları siyasi olarak “yönetmek” için Türkiye Cumhuriyeti’ne çok da ihtiyaçları olmayabilir. Artık bu ihtiyacını bir kısım “Türklerle”, bir kısım “Kürtlerle”, bir kısım Sünni cemaat ve tarikatlarla, bir kısım Şii-Alevi cemaatlere dayanarak da yapabilir. Irak da bunun en iyi örneği durumunda. Açığa çıkan gerçek ortadadır; patronlar sınıfı bu ülkeyi taşıyamaz, yönetemez durumdadır.

Panel:

Sağlık ve Sosyal Güvenlik Nereye Gidiyor?

İ

şçi Kardeşliği Partisi İstanbul İl Örgütü’nün düzenlediği “Sağlık ve Sosyal Güvenlik Nereye Gidiyor? IMF Ne İstiyor?” paneli 4 Şubat günü Belediye-İş’in Aksaray toplantı salonunda düzenlendi. Konuşmacı olarak gazeteci Atilla Özsever, Petrol-İş Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın, Sağlık Hakkı Hareketi Derneği Genel Başkanı Mustafa Sütlaş ve İKP Genel Başkan Yardımcısı Şadi Ozansü’nün katıldığı panelde ilk sözü Atilla Özsever aldı. Özsever SSK’nın geçmişiyle ilgili 1980’den önceki daha özerk yapısı gibi bazı gerçekleri hatırlattı. Anayasa Mahkemesi’nin iptal gerekçesini inceleyen Özsever yasa taslağına karşı ne yapılması

gerektiğiyle ilgili bazı ipuçları verdi. İkinci konuşmacı Mustafa Öztaşkın sözlerine bu değişikliklere “reform” denemeyeceği, çünkü “reform” kavramının bir olumluluk içerdiğini belirterek başladı. Tüm bu saldırıların aslında IMF politikaları, stand-by anlaşmaları ve hükümet programlarında önceden yazılı olduğunu, aniden ortaya çıkmadığını söyleyerek devam eden Öztaşkın Emek Platformu veya Türk-İş tarafından bir Ankara mitingi örgütlenseydi hükümetin bunu göze alamayacağını belirten Öztaşkın işlevsiz hale getirilmiş Emek Platformu’nun canlandırılması gerektiğini söyledi. Ertemeyle kazanılan zamanın iyi değerlendirilmesi

gerektiğini söyleyerek konuşmasına başlayan Mustafa Sütlaş kısaca sosyal güvenliğin tarihinden bahsetti ve bunun yaşam hakkıyla ilgili olduğunu belirtti. Sağlık hizmetinin özelleştirilmesinin aşamalarını da açıklayan Sütlaş bu adımların sonucunun bizler için sağlık hizmetine ulaşamamak, dolayısıyla daha çok hastalık ve daha çok ölüm olacağını söyledi. Sütlaş sözlerini örgütlerimizin bize dayatılan sınırlar içinde örgütler olarak kalamayacağını belirterek bitirdi. Son olarak sözü alan Şadi Ozansü sosyal güvenliğin kapitalizmin muzaffer çağı olarak adlandırdığı 1945-1975 döneminde

ortaya çıktığını aktardı. Ancak bu çağın II. Dünya Savaşı’nda ölen 60 milyon insan pahasına ortaya çıktığını ve yine de geçici bir durum olduğunu, çünkü kapitalizmin artık reformları kaldıramaz bir hale geldiğini vurguladı. Sosyal güvenliğin çökertilmesinin dünyanın tüm ülkelerinde sürdüğünü belirten Ozansü son olarak sürekli Türkiye’nin parçalanması tehlikesinden bahsedenlerin sosyal güvenliğin parçalanmasına sessiz kalmalarını anlayamadığını söyledi. Panelin ikinci bölümünde katılımcılardan gelen sorular konuşmacılarca cevaplandı.


güncel

Sayı: 25 Şubat 2007

Doğu Akdeniz’de petrol çıksa... ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’yle beraber Kıbrıs’ın önemi giderek artıyor

G

eçtiğimiz sayıda Kıbrıs’ın olduğunu” vurguladı. ve dolayısıyla Kıbrıs Pekiyi, petrol nasıl Kıbrıs’ı Sorununun, doğrudan Ortadoğu birleştirecek? Aslında bu sorunun meselesi ile bağlantılı olduğunu yanıtını Irak dersinden almaktavurgulamıştık. ABD’nin Büyük yız. ABD’nin derdi bir ülkenin Ortadoğu Projesi bağlamında yeraltı kaynaklarını o ülkenin Kıbrıs’ın önemi soğuk savaş yılüzerinde bulunan halklara, yoklarındakine nispetle her geçen gün sullara, işçi sınıfına vermek değil; artıyor. Son günlerde yaşadığımız doğrudan onların elinden bu hakkı petrol krizi de bunun en büyük gasp etmek. Tam da bu noktada göstergesi. Kıbrıs Adası’nın münTürkiye’nin dış politikası sıkışıp hasır ekonomik bölgesinde (karakalmış durumda. Türkiye veya dan başlayarak KKTC o kadar 200 km.) petrol Emperyalizmin kenara sıkıştırılıaranması için taşeronluğunu yor ki, yapabileRum yönetimi yapanlar ne ceği ancak bölgeçeşitli devletlerle komşularıyla de üç beş savaş pazarlık masasıdostane bir ilişki devriye na oturdu. Rum kurabilir, ne de kendi gemisiyle gezmek ve avans yönetimi, diğer ülkesinde huzurlu süre olarak bir kaç devletler nezbir kardeşlik ortamı sene kazanabildinde adanın tek sağlayabilir. mek. Bunun dışınmeşru yönetimi da yapabileceği, addedildiği için bugün kontrolü örneğin herhangi bir petrol arama KKTC’nin elinde bulundurduğu çalışması başlatmak vb. bugünkü deniz sahasında da petrol arama durum karşısında ham hayal olaçalışmalarının yapılması için örnerak kalır. ğin Mısır, Lübnan, İsrail ile pazarlık yapabilmektedir. Türkiye’nin dış politikasının bu kenara sıkışmışlığının tek ama tek Bu gelişme üzerine ABD bir sebebi var: Bölgesinde emperDışişleri Bakanlığı, “adanın yalizmin taşeronluğunu yapması. tek tanınan devleti olan Kıbrıs Emperyalizmin taşeronluğunu Cumhuriyeti’nin (Rum Yönetimi) yapanlar ne komşularıyla dostane denizleri ile ilgili sorunların adabir ilişki kurabilir, ne de kendi nın birleşmesini hızlandırıcı etki ülkesinde huzurlu bir kardeşlik taşıması yönünde bir temennileri

Yalansız Dolansız Şadi Ozansü

Saddam’ın idamının ardından

G

eçenlerde televizyonlarda Irak’ın başkenti Bağdat’ta dolaşan bir işgalci ABD askeri aracının içinden kameraya alınmış bir film izledik. Askeri araç caddedeki Iraklılara ait bütün sivil araçlara çarpıp kendine yol açtığı gibi, icabında ters yoldan da gidebiliyordu. Bu kudurmuş köpek gibi gezinen ABD askeri aracını karşılarında ya da arkalarında gören bütün Iraklı sürücüler caddelerin her iki yanına çil yavrusu gibi dağılıyorlardı. Bağdat’taki işgalci ABD askerlerinin pervasızlığı ve küstahlığı tele-

vizyonda görüntüleri seyreden herkesi çileden çıkartmaya yetiyordu. Televizyon spikerinin anlattığına göre askeri araç “Hummer” markaymış! Hani şu bizim mafya kapitalizmimizin zenginlerinin karılarına ya da “dost”larına satın aldıkları ciplerden. Her neyse, tarihi unutanlara işgal altında yaşamanın nasıl bir felaket ve aşağılanma olduğunu hatırlatmak istedim de. İşte Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin böyle bir ülkede idam edildi. İdamın gerçekleştiği şartların gözönüne getirilmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Hatırlayacaksınız, ABD kuvvetleri Irak’ı işgal etmeye başladığında Şiiler şiddetli bir direniş göstermişler ve kutsal şehirleri Kerbela ve Necef’i kahramanca savunmuşlardı. Daha sonra Şii/Sünni tarihinde az görülür bir biçimde onbinlerce Sünninin Bağdat’tan



Basın açıklaması:

Hrant Dink’in katli emperyalizmin ve hizmetkarlarının işidir! Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan, İKP Genel Başkanı

A

GOS gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in katledilmesi, Ortadoğuyu ve bütün dünyayı kana bulayanların ve onların hizmetkârlarının işidir. Hrant Dink Ermeni olduğu için öldürülmüştür. Türk-Ermeni dostluğunu savunduğu için öldürülmüştür. Nasıl Irak’ta Araplar Kürtlere; Kürtler Türklere; Türkler Araplara; Sunniler Şiilere ve Şiiler Sunnilere düşman edilmeye çalışılıyorsa, Türkiye’de de aynı şekilde Türkler Kürtlere; Kürtler Türklere; Sunniler Alevilere; Aleviler Sunnilere, Türkler Ermenilere, Rumlara ve Yahudilere düşman edilmeye çalışılmaktadır. Bu, herkesin bildiği dünya çokuluslu şirketlerinin “parçala

unufak et, hepsi benim olsun!” politikasıdır.Yugoslavya’da, Afganistan’da ve Irak’ta yapılanların Türkiye’de de yapılabilmesi için atılmış bilinçli adımlardır. Dolayısıyla Hrant Dink’i hangi taşeron şirketin öldürdüğünün hiçbir önemi yoktur. Bu, milletlerarası düşmanlık tohumunun yeşermesinden kimin çıkarı varsa şüphesiz onların işidir ve onların hanesine yazılacaktır. Bölgemizi ve tabii dünyayı süratle kıyamete sürükleyenler, Hrant Dink’in katilleri ve dolayısıyla Türkiye işçi sınfının kararlı düşmanlarıdır. İşçi Kardeşliği Partisi ve İşçi Kardeşliği gazetesi olarak Hrant Dink’in katlini barışa ve basın özgürlüğüne indirilmiş ağır bir darbe olarak değerlendiriyor ve şiddetle lanetliyoruz.

ortamı sağlayabilir. Kıbrıs meselesini Washington’un ve Brüksel’in güdümünde Ankara’da çözmeye kalkarsanız, ne Rumları ne de adalı Türkleri hesaba katmazsanız, ancak böyle artık en saf seyircisini bile kendine inandıramayacak küçük operasyonlarla yıkılan gururunuzu tamire kalkarsanız.

ABD, Ortadoğu’da en küçük etnik grubu bile birbirine düşürmek istiyor. O zaman buna hizmet eden ve bölge halklarından “düşmanlar” yaratan politikaları derhal terk etmeliyiz. Her ülkede biz işçilerin dostları da düşmanları da mevcuttur, önemli olan onları seçebilmek.

Necef’e yürüyüşe geçerek Şiilerle birlikte namaz kıldıklarına tanık olmuştuk. Emperyalist işgale karşı bu Sünni/Şii ittifakı işgalcilerin ödünü patlattığı için derhal bildik oyunlarına başvurdular ve her iki cemaatin camilerine karşılıklı olarak bombalar yerleştirip patlatarak eskiden gelen düşmanlıkların yeniden gelişmesini sağladılar. Bildiğiniz gibi Irak’taki Mukteda El Sadr grubu İran yanlısıdır ve ABD birlikleriyle şiddetli bir savaş içindedir. Bununla birlikte Saddam’ın asılmasına karar veren Amerikan yönetimi ne yapıp etmiş ve Saddam’ı idam edilmek üzere bu grubun eline teslim etmiştir. Üstelik ne yapacaklarına da pek güvenmediği için idamdan sonra Saddam’ın cesedini almak için kapıda askerlerini bekletmiştir. Sadr’ın cellatları idam esnasında Saddam’a hakaret etmişler ve sonra da cesedini Amerikalılara

teslim etmişlerdir. Aradan çok az bir zaman geçtikten sonra şimdilerde Amerikan askeri birlikleri Sadr grubuna karşı şiddetli operasyonlar başlatmış bulunuyorlar. Saddam’ın idamının Sünnilere değil de Şiilere yaptırılmış olması müthiş bir alçaklık olduğu gibi ibret alınması gereken bir işgalci politikasıdır. Böylelikle Irak’ın parçalanmasının yolu ardına kadar açılmış bulunuyor. Bunu önlemenin yolu Irak’taki ve bütün bölgedeki halkları tek çatı altında toparlayıp emperyalist işgale son verecek bir işçi emekçi partisinin inşasıdır. Ancak böyle bir parti ezilen halkları birbirine yeniden kardeş yapacak özgür halkların demokratik Ortadoğu Federasyonunu kurabilir. Tabii bunun için de bölge çapında işçiyoksul köylü hükümetlerinin işbaşına gelmesi gerekir ki, emperyalistlerin ve onların yerli işbirlikçilerinin düzenlerine son verilebilsin!


güncel



İşçi Kardeşliği

Akmercan işçileri mücadelede kararlı GOP Belediyesi’ne bağlı taşeron Akmercan işletmesinden haksız yere çıkarılan işçiler hukuki mücadeleye devam ediyor.

10

Temmuz’dan bu yana direnişte olan Akmercan işçileri, 16 Ocak günü, Eyüp Adliyesi İş Mahkemesi’nde açtıkları davanın beşinci duruşmasına aileleriyle birlikte katıldılar. İşçiler mahkemeden önce basın mensuplarına yaşadıkları deneyimi anlattı. İşçiler adına söz alan Abidin

Ateşoğlu, temmuz ayında, 25. ve 45. maddeler gerekçe gösterilerek 200 kadar işçinin işten çıkarıldığını belirtti. Oysa işten çıkarmanın asıl nedeni işçilerin bir süredir biraraya gelmeleri, örgütlenmeleri ve bir işçi derneği kurma çabasında olmalarıydı. Talepleri, 450 milyon olan ücretlerine 100 milyon zam, 100 milyon yemek ücreti (işçiler hiç yemek parası almıyordu) ve çalışma koşullarının düzeltilmesiydi. Ayrıca, gece vardiyasındaki işçiler, servis olmadığı için, evlerine giderken büyük zorluk çekiyordu. Çöp taşıyan ve sağlık risklerine maruz kalan işçilere aşıları da yapılmıyordu. İşçiler ayrıca

pazar günleri de (yani haftanın yedi günü) çalıştırılıyor ve bu yüzden pazar günü için çift mesai ücreti talep ediyordu. İşten çıkarılan işçiler 10 Temmuz gününden başlayarak 115 gün boyunca işyeri önünde çadır kurduklarını belirtti. Çadırları defalarca polis ve zabıta tarafından yıkılan, tehditler alan, bir defasında havaya üç el ateş açılarak gözleri korkutulmak istenen işçiler, mücadelelerine kararlılıkla devam ederek, hakları için mahkemeye başvurdu. İşten atılan 200’e yakın işçiden 154’ü mahkemeye gitti. İşçiler, altı aydır süren mücadeleleri boyunca, GOP belediyesine yürüyüşler düzenledi, İl Çalışma Bölge Müdürlüğü’ne dilekçe verdi,

Unkapanı’nda yürüyüş gerçekleştirdi. Mücadele pek çok sonuç verdi. İşçiler, çadır kurdukları günden itibaren işverenin tavır değiştirdiğini, içerideki işçilere yemek parası verdiğini, çalışma koşullarını düzelttiğini, ücret zammı yaptığını ve servis sağladığını belirtti. İşçiler, “Akmercan işçisi yalnız değildir” ve “Akmercan işçilere hesap verecek” “Davamız iş ekmek davası” sloganları attılar. İşçi Kardeşliği Partisi Gaziosmanpaşa İlçe Örgütü yöneticileri ve üyeleri de mahkemede işçilerin yanındaydı.

4-C mağdurlarından hükümete protesto Daha önce İşçi Kardeşliği gazetesinde durumları üzerine birçok yazı yazdığımız, röportajlar yaptığımız 4-C çalışanları, 27 Ocak Cumartesi günü Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) Çağlayan’daki İstanbul İl Başkanlığı önünde, çalışma koşulları ve son verilen kadrolarda kendilerinin olmamasıyla ilgili bir basın açıklaması yaptı. Önce Perpa’da buluşan sonra AKP binasına doğru yürüyüşe geçen, çoğu eski Sümerbank işçisi 50 kişilik grup, bina önünde basın açıklamasını gerçekleştirdi. İki arkadaşlarını binaya görüşmeye gönderen grup daha sonra dağıldı. 4-Cli işciler yağan sağanak yağışın katılımı azalttığını, protestolarını daha sonra da sürdüreceklerini açıkladı. Açıklamanın tam metnini aşağıda yayımlıyoruz:

Değerli basın mensuplarına; Bizler küreselleşme rüzgârlarının savurduğu, rotası belli olmayan gemi misali, 657 DMK’nun 03/052004 tarih ve 2004/7898 sayılı, Resmi Gazete’de yayımlanan Özelleştirme Uygulamaları sonucunda işsiz kalan ve bilahare işsiz kalacak olan işçilerin, Geçici Sözleşmeli Personel statüsünde istihdam edilmelerine ilişkin esaslar dâhilinde; Valilik, Milli Eğitim Bakanlığı, Tapu Kadastro, Köy Hizmetleri, Adalet Bakanlığı ve Sağlık Bakanlıklarında, çeşitli hizmetlerde çalışan yaklaşık 11.000 kişiyiz. Bizler bugüne kadar hükümetten çalışma koşullarımızın düzeltilmesi konusunda bir adım atmasını bekledik. Açıkçası 215.000 kişiye kadro verilirken, bizlerin bunun

dışında tutulmamız, arkadaşlarımız arasında hayal-i sükût yarattı. Bizler hükümetten yapılamayacak, uçuk taleplerde bulunmuyoruz. İnsan onur ve haysiyetine yakışacak, aynı işleri yapanlar arasında ayırımcılığı kaldıracak, eşitlikler getirmesini talep ediyorken; onlar tam aksi davranış gösterip, 21. yüzyılda 10. yüzyıl köleliğini andıran bu ucube 4-C’nin kapsamını geliştiriyorlar. 2007 itibari ile kadro 21.913’e çıkarılıyor. Bu kanun kapsamına Kuran öğreticilerini, imamları, bilgisayar ve İngilizce öğretmenlerini alıyorlar. İnsanların çaresizliklerinden faydalanmanın kurnazlığı içine giriyorlar. Bizler ne istiyoruz? 1. Tazminat hakkımız gasp edilmesin.

2. 400 YTL olan maaşlarımızda iyileştirme yapılsın. 3. İki ay ücretsiz izin kaldırılsın. (Yılda 10 ay çalışıyoruz.) 4. Eşimiz ve çocuklarımız için aile yardımı ödensin. 5. 2006 Ocak ayından itibaren Çalışma arkadaşlarımıza verilen 40+40 iyileştirme ücretleri geriye dönük olarak ödensin. 6. “İşçi değilsin işçi sendikalarına, memur değilsin memur sendikalarına üye olamazsın” diye başlayan akıllara ziyan bu ifade kaldırılsın. Bizler memur ya da işçi değilsek neyiz? 7. Yıllık izin hakkımız verilsin. Bizlerin bugüne kadar, bazı Bakanlarımız ile görüşmelerimiz oldu. Aldığımız cevaplar: Sizleri mağdur etmedik, tazminatlarınızı ödedik (sanki babalarının parasını verdiler), işinize gelirse

çalışın, gelmezse güle güle. Ama kazın ayağı öyle değil, sizler Sümerbank’ı, Telekom’u, Tekel’i, Tüpraş’ı, Et Balık Kurumu’nu, S.E.K’i kapatacaksınız, buralarda yaklaşık 15–20 sene çalışan 40–45 yaşlarında insanları, günün piyasa şartlarına göre yetiştirilmiş genç, kalifiyeli ve eğitimli insanların dahi iş bulamadığı kurtlar sofrasına çevirdiğiniz bir ülkede, o insanları kurtların içine salacaksınız. Bu insanlar buralarda çalışmaya mahkûmlar diye siz de tüccar zihniyeti ile avını bekleyen kurt gibi, ya da yolunacak kaz gibi davranamazsınız. “Haklarını savunmaktan âciz olanlar, sadece haklarını kaybetmekle kalmayıp, şeref ve haysiyetlerini de kaybederler.” Özelleştirme Mağdurları


Sayı: 25 Şubat 2007

güncel

Hekimler “torbaya” karşı itiraz eyleminde... Hekimler, AKP’nin hazırladığı, sağlık alanında önemli değişikler getiren kanun tasarısına karşı tepkilerini yarım gün iş bırakma eylemiyle dile getirdi.

T

3. Eğitim hastanelerindeki şef ve şef yardımcısı kadrolarına sınavsız olarak Sağlık Bakanlığı tarafından atama yapılabilmesi 4. Eğitici kadrolar beş yılda bir sil baştan 5. Radyoloji çalışanlarının çalışma sürelerinin uzatılması 6. Anestezi teknisyenlerine hasta uyutma yetkisi 7. Tıpta Uzmanlık Tüzüğü Avrupa çapında başlatılan ve İşçi Kardeşliği Partisi’nin de desteklediği “Kamusal Sağlık TTB, yasa karşı çıkma nedenleHizmetlerinin Savunulması rini yedi temel başlık altında topluKampanyası” ile aynı dönemde yor: gündeme gelen bu kanun, tam da kampanyanın dikkat çektiği sağlık1. İthal ve ucuz hekim çalıştırmanın altyapısının hazırlandırılması ta özelleştirme ve yıkım politikalarını destekliyor. 2. Tüm hekimlere zorunlu mali sorumluluk sigortası Hükümet yetkilileri ve Meclis ürk Tabipler Birliği (TTB) 30 Ocak 2007 günü meclis gündemine gelen ve sağlık hizmetlerinde önemli değişikler yapılmasını öngören ve kamuoyunda “Torba Yasa” olarak bilinen kanuna karşı, 27 Ocak’ta bir basın açıklamasıyla “hekimlerin başına torba geçirmeyi” amaçlayan bu tasarıyı yasalaştırmamaları yönünde uyardı ve görüşme günü olan 30 Ocak çarşamba günü saat 12.00’a kadar iş yavaşlatma eylemi yaptı.

 tarafından “doktorların özgüvenlerini arttıracak” bir uygulama olarak gösteriliyor. Halbuki hükümet bu zorunlu sigortayla dev sigorta şirketlerinin ceplerine para akıtmaktan başka hiçbir şey amaçlamıyor. Bunun yerine çalışma koşullarının elverişsizliğini gidermek için kaynak ayırmaksa, özelleştirmeci ve tasfiyeci hükümetin ajandasında yer almıyor. Tıpta Uzmanlık konusuysa yine Sağlık Bakanlığı’nı tıpta uzmanlık eğitiminde tek yetkili konuma getirmesi ve Danıştay’ı süreç dışında bırakması açısından ciddi sakıncalar arz etmektedir.

sağlık komisyonu üyeleri ithal hekim çalıştırılmasına kamuda değil, yalnızca özel sektörde izin verileceğini belirterek, sağlık sektöründe “özel sektörün elini kuvvetlendirmek” amacıyla bu maddenin tasarıya dâhil edildiğine dikkat çekiyorlar. Yani sağlığın özelleştirilHükümet sağlıktaki yıkıcı ve mesinde önemli bir adım attıklarını tasfiyeci “reformlarına” devam edihiç sıkılmadan açıklayabiliyorlar. yor. Kanunla ilgili TTB’nin almış Eğitim hastanelerindeki şef olduğu tavır son derece olumlu ve ve şef yardımcılıklarına Sağlık İKP’nin destek verdiği Kamusal Bakanlığı tarafından atama yapılSağlık Hizmetlerinin Savunulması ması ise, AKP’nin her alanda yürütkampanyası büyük önerm taşıyor. tüğü kadrolaşma çalışmasının bir Bu vesileyle, İKP olarak bütün parçası olarak anlaşılmalı. Seçimler sağlık emekçilerimizi “Kamusal yaklaşırken hükümet uzun süredir Sağlık Hizmetlerinin Savunulması gözüne kestirdiği eğitim hastaneKampanyası”na katılmaya ve sağlerinde kendine sadık bir kadro lık sektörünün talan edilmesine yaratma niyetinde. Zorunlu mali karşı müşterek çalışmaya çağırıyosorumluluk sigortası ise, hükümet ruz. (Bkz. sayfa 8 ve 9)

Kapitalist piyasa İş kazası değil düzeninden manzaralar iş cinayeti Y.B., beş sene çalıştığı kot fabrikasındaki çalışma koşulları yüzünden akciğer nakline ihtiyaç duyuyor.

Ümraniye’ de yaşanan bir iş cinayetinde dört işçi daha yanarak hayatını yitirdi.

.B.: Adanalı, 28 yaşında, erkek, işçi. Şu anda İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi (Çapa) hastanesinde yatıyor. 2001 yılında geçimini sağlamak için İstanbul’a geldi. 2001 ile 2005 yılları arasında İstanbul Gaziosmanpaşa ilçesinde bulunan bir kot fabrikasında çalıştı. Son zamanlarda giderek artan nefes darlığı rahatsızlığı ortaya Türkiye’de hemen hemen imkansız. çıktı. Hastanın akciğer grafisinde, bütün akciğerde toza bağlı gelişmiş hastaYapılan incelemelerde akcilık görünümü var. Hastanın oksijen ğerdeki hastalığın kot kumaşlarını alması neredeyse imkansız. Bu parlatmak için kullanılan ince kum işçi 5 yıl boyunca sigortasız olarak tozlarına (silika tozu) bağlı gelişen bir mesleki akciğer hastalığı olduğu kot fabrikasında çalıştırılmış. İşçi yasal yollara başvurmak istediğinanlaşıldı. Hasta işçi, halen ancak de, aranan işyerinin yerinde yeller çok yüksek oranda oksijen alarak yaşayabiliyor. Akciğer nakli dışında, esmekteydi. Ne yazık ki aynı işyerinden dört beş işçinin daha benzer yaşamak için bir şansı yok. Bu ise şikayetleri var ve iki işçi başka hastanelerde yatmış. Bu iş yeri kaptı kaçak çalışan bir işyeri, ama biliyoruz ki bu işyeri kapitalist pazarın en tepesindeki ünlü markalara iş yapıyordu.Yani vahşi olan sadece bazı küçük işletmeler değil kapitalizmin ta kendisi. Bu çok genç yaşta ölüme mahkum edilen işçilerin hesabını sormak boynumuzun borcu olsun!

mraniye’de 18 Ocak 2007 günü bir işyerinde çıkan yangında, dört işçi yanarak veya dumandan boğularak öldü. İşyerinin ruhsatsız olduğu ve ölen işçilerden bazılarının kaçak göçmen işçiler oldukları biliniyor.

göre de, iş kazalarının çok fazla yaşandığı ve işçilerin yaşam haklarının hiçe sayıldığı ülkelerden bir tanesi. Bu ölüm ve yaralanmalar her geçen gün çalışma koşularının kötüleşmesi ve çalışma saatlerinin uzatılması nedeniyle artmakta.

Bilindiği 29 Aralık 2005 tarihinde Bursa’da bir fabrikada çıkan yangında 5 işçi; 4 Ocak 2006 tarihinde İstanbul İkitelli’de çıkan yangındaysa 3 işçi ölmüştü. Tuzla tersanelerinde ise nerdeyse her gün ölümle sonuçlanan iş kazaları yaşanıyor.

İşçilerin yarısından fazlasının sigortasız, % 90’ından fazlasının sendikasız çalıştırıldığı bu koşullar değiştirilmeden, kaza denen bu cinayetlerin azalması mümkün değil. İşçi sınıfı siyasal ve sendikal olarak bağımsız bir güç oluşturmadan, ne bu cinayetlerin hesabını sorabiliriz ne de bu cehennemi yok edebiliriz.

Y

Ü

Türkiye, birçok olay kayıt dışı kalmasına rağmen, resmi verilere

Hava-İş’ten eylem

T

HY toplu iş sözleşmesi başlamadan önce 10 işçinin işten çıkartılmasını Hava-İş THY Genel Müdürlüğü önünde yaptığı kitlesel basın açıklaması ile protesto etti. Sendika, THY’de emekliliğini doldurmamış bu 10 işçinin toplu-

ca işten çıkartılması, başlayacak olan toplu iş sözleşmesi görüşmeleri öncesinde bir tehdit olarak algıladığını ve bir işçinin daha zarar görmesi durumunda topluca tepki gösterileceğini açıklarken, söz konusu 10 işçinin işe geri alınmasını talep etti.


partimiz



Işıldak: Sandık partisi değil işçi kitle partisi olmalıyız! İKP Gaziosmanpaşa İlçe başkanı Hüseyin Işıldak’la GOP’taki parti faaliyetleri üzerine görüştük. İKP’ye katılmaya ve parti yönetiminde yeralmaya karar vermenizin sebepleri nelerdir? İKP tüzüğü ve programıyla diğer partilerden farkını ortaya koyuyor. İşçi sınıfının patronlar ve sermayeden bağımsız olarak kendi siyasetini yapması fikri bana çok cazip geliyor. İşçi sınıfını bir araya getirmek ve sınıf iktidarını kurabilmek için böyle bir örgütlenmeye ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Sınıf dostu olduğunu söyleyen diğer sosyalist partiler işçi sınıfına yönelemiyorlar, fabrikalardan ve çalışma alanlarından çok uzakta-

lar. İşçi sınıfının içine giremeyen bu sosyalist partiler küçülmeye ve yok olmaya mahkum oluyorlar. Bir sınıf partisinin sınıftan uzak kalması düşünülemez, parti sınıfın önünde yer alıp yol gösterici olmalıdır. İKP GOP’ta neler yapabilir, şu ana kadarki örgütlenme ile ilgili bilgi verebilir misiniz? GOP İstanbul’un en büyük ilçesi ancak gelir düzeyi aynı oranda yüksek değil. Genellikle yoksul kesimin ikamet ettiği bir ilçe. Mevcut siyasal partilere

olan güven tamamen yok olmuş durumda. Bir işçi bölgesi olmasına rağmen örgütlenmeler tarikatlara, yerel köy-kasaba derneklerine kaymış durumda. İktidarlar kendi seçmenlerine ve daha dar çerçevede “hemşehrilerine” hizmet götürüyorlar. İKP’nin bu yoksul yığınları sınıf temelinde bir araya getirmeye çalışacaktır, ancak burada da karşımıza maddi güç olmadan siyaset yapabilmenin güçlükleri çıkıyor. Bu yüzden parti örgütlenmemiz yavaş ilerliyor denebilir. Yeni bir parti için örgütlenme yapmak çok kolay değil elbette. Patron yok, sermaye yok, popü-

İşçi Kardeşliği ler reklam yolları tıkalı… Bizim başarmamız gereken bu siyasetten uzaklaştırılmış, küstürülmüş, korkutulmuş kitlenin kendi partisini sahiplenmesini ve siyasete müdahale etmesini sağlamalıyız. Önümüzdeki seçim dönemiyle ilgili neler düşünüyorsunuz, seçimin partiye nasıl etkileri olabilir? Seçimler demokrasi işleyişinin yöntemlerinden bir tanesidir ve iktidar hedefi olan bir siyasi parti seçimlere katılmalıdır. Seçimler partinin varlığını duyurması ve sınıf tarafından tanınması için bir fırsat olabilir. Ancak seçimler yalnız başına kesinlikle bizim için bir ölçü değildir. Yapacağımız şey parti örgütlenmesi için var gücümüzle çalışmaya devam etmek, biz sadece sandıkta oy verilen bir parti değil işçi sınıfının içine kök salan bir “ işçi kitle partisi” olmalıyız.

İKP Örgütlenme Raporu İşçi Kardeşliği Partisi’nin inşa süreci yeni illere yayılıyor; önceden örgütlü olduğumuz illerdeyse giderek hızlanıyor. Ancak önümüzdeki seçim sürecinde, tek tek tüm parti üyelerine giderek daha fazla sorumluluk düşecek... İKP Merkez Yürütme Kurulu

O

cak ayı içinde başta İstanbul olmak üzere tüm partili arkadaşlarımızda ve dostlarımızda yoğun bir destek ve örgütlenme isteği ve çabası gelişti. Malatya ve İnegöl’de yeni, Ankara, Trakya, İzmit, Balıkesir ve Eskişehir’de devam eden çalışmalar ivme kazandı. Mersin’deki partililerimiz geçici orman işçilerinin kadro mücadelesinin acilliği ile parti çalışmasını birlikte sürdürüyor.

Mesut Ozansü

CHP Diriltilemez!

C

umhuriyet Halk Partisi’ni diriltmeye çalıştığını iddia edenler Genel Başkanları Baykal’ın önderliğinde bu partiyi ancak tarihin çöp sepetine gönderirler. CHP’nin yeni oluşumunda partinin gerek yönetim gerekse alt kadrolarına baktığımızda bırakın devleti yönetmeyi, varolan hükümete doğru dürüst muhalefet edecek bir birikimi dahi göremiyoruz. “Eğitilmiş” yahut “tecrübeli” siyasetçi dedikleri Ali Topuz ve onun gibilerin ise artık nesilllerinin tükenmiş olduğu herkesçe görülüyor. Ayrıca daha düne kadar

Seçim süreci yaklaşıyor ve seçimlere girebilmemiz için illerin yarısı (41 il) ve bu illerin üçte bir ilçesinde örgütlenmek zorundayız. En az 250 örgüt (il, ilçe, belde) ve yönetici olarak görevlendirilecek 2000 insan demek. İşçi Kardeşliği Partisi Merkez Yönetim Kurulu öncelikli 55 il belirledi ve seçim süresince de her yerde örgütlenmeye çalışma kararı aldı. Tüm parti üyelerinden ve güvendiğimiz dostlarımızdan 18 yaşını doldurmuş, lise öğrencisi ve bu “tecrübelilerin” birbirleri aleyhine söyledikleri sözler hala hafızalarda duruyor. Baykal, “yeni ilkelerle yola çıkacağız” diyor. “Yeni ilkeler” herhalde ilkesizlik olmalı, yoksa ilkesiz kadrolarla ilkeli siyaseti hayata geçirmeyi mi hayal ediyor? CHP; işçiye, yoksul çiftçiye, kamu çalışanına, emekliye ve işsize hiçbir yeni şey vaad etmiyor. Tam tersine onların gittikçe artan sefaletinin gelişmesine yol açacak politikalardan yana. Ne IMF’ye karşı, ne Dünya Bankası’na, ne Dünya Ticaret Örgütü’ne, ne ABD’nin başını çektiği çokuluslu şirketlere ve ne de Avrupa Birliği’ne! Türkiye’nin NATO’ya bağımlılıktan kurtulması için hiçbir şey demediği gibi, İsrail ile yapılmış olan ekonomik ve askeri anlaşmaların yırtılıp atılması yolunda da tek

köylülerin gerçek mücadele yerleri yapmak için yapılacak çok iş var.

Şubat ayı içinde İstanbul ve Balıkesir kongrelerini yaparak memur olmayanların muhtardan Mart ayı içinde de 1. Büyük ikamet, nüfus sureti, Cumhuriyet Kongremizi yapacağız. Seçime Savcılığından iyi hal kağıdı alarak girmek için yapılması zorunlu İstanbul’da oluşan seçim örgütlenolan bu kongrede seçim sürecinde me bürosuna iletmelerini istiyoparti merkezinde görev alabileruz. İl, ilçe, belde yöneticisi olarak cek arkadaşlar isimlerini Merkez görevlendirilecekler. Yönetim Kurulu’na bildirsin. Ayrıca Türkiye’nin her yerinde Ankara’da yapılacak kongreye katılabilecek partililerimiz de parti adresi olarak gösterebileceisimlerini bildirsin. Bütün bu işleğimiz adreslere ihtiyacımız var. ri yapabilmek için gerekli çaba, Nisan sonuna kadar oluşturdudayanışma ve hızı yakalamak ğumuz bu teşkilatları tüm seçim üzere hepimize kolay gelsin. süresince işçi sınıfı ve yoksul bir kelime etmiyor. İşte Baykal’ın, CHP’nin ilkeleri bunlar. Varın gerisini siz düşünün, bundan daha iyi büyük patron partisi bulabilirmisiniz? Ey CHP’li işçiler, partinizin politikalarına dikkatle bakın ve tavrınızı ona göre belirleyin! Büyük patronlarla aynı çatı altında yer almayın. En kısa zamanda bu partiyi terkederek kendi partinize, yani İşçi Kardeşliği Partisi’ne geçin, onu örgütlemeye yönelin!

“İşçi sınıfı cenahında bir parti boşluğu var”

CHP stratejik önemini kaybetmiş bir parti durumunda, yani seçimlere kazanmak için bile girmeye çalışmıyor, muhalefet olmak ona yetiyor, hele bir de yerel seçimlerde bazı büyükşehir belediyelerini ele geçirirse ne ala! Ama bu parti taktik açıdan

büyük patronlar tarafından kullanılmaya hâlâ çok müsait. Eğer patronlar gerekli görürlerse hükümeti bozma ve yeni oluşumlar, bunalımlar yaratma yönünde CHP’yi araç olarak kullanabilme imkanına sahipler, ne de olsa kendi partileri. Baykal, “eğer hükümette bir tıkanma meydana gelirse, darbe girişimleri meydana gelebilir” diyerek aslında üstü kapalı tehditler de savurabiliyor. Herkes şunu çok iyi bilsin: eğer bir darbe ihtimali söz konusu olursa ve CHP de bunun yanında yer alırsa, İşçi Kardeşliği Partisi her durumda, iki büyük patron partisi olan AKP ve CHP’ye rağmen, onların oluşturdukları parlamentoyu kendi sınıf yöntemleriyle sonuna kadar savunacaktır! İşte tam da bu yüzden İKP’nin inşası işçi sınıfının önünde duran tek kurtuluş yolunu işaret ediyor!


partimiz

Sayı: 25 Şubat 2007

İKP Malatya örgütlenmesine başladı Muhabirimiz, Malatya’da İşçi Kardeşliği Partisi faaliyetlerini başlatan ve sürdüren eğitim emekçisi Nazire Sarıkaya ile görüştü. Neden İKP’de yer almanız gerektiğini düşündünüz? 30 yıl ülkeme eğitim emekçisi olarak hizmet verdim. Öğretmenlik mesleğimi ve öğrencilerimi çok sevdim. Hâlâ öğrencilerimi ve okulumu özlüyorum. Öğrencilerim dar gelirli ailelerden geliyorlardı. Onlarla birlikte ağladım, güldüm, ezildim... Yoksulluk kader diye gösterilmiş o insanlara. Oysa bu kaderi değiştirmek, dur demek kendi ellerinde. Ama farkında değiller ve bunu nasıl yapacaklarını bilmiyorlar. Artık halkımın ezilmeden, sömürülmeden, baskı görmeden, her türlü zulümden uzak yaşamak hakkı olmalıdır diye, her insan gibi ben de çok düşündüm. Çözümü İKP’nin söylemlerinde ve parti programında buldum. İstanbul’da bulunduğum sürede İKP’nin Aksaray Belediye İş Sendikası salonunda Filistinli Kadınlarla Dayanışma Toplantısı’na katıldım. Çok etkilendim. Ülkesinin sorunlarını, kardeş saydığı başka bir ülkede haykıran bir kadın... Beni bir kadın, bir anne bir eş olarak çok etkiledi ve de düşündürdü. Ben de İKP’ye katılıp çalışacağım dedim. Böyle başladı İKP’ye katılmam. Sağlığım elverdiği sürece gücüm nispetinde her türlü çalışmayı düşünüyorum. Yolumuz uzun işimiz zor olsa da başaracağımıza tüm içtenliğimle inanıyorum. Bu konuda kararlıyım. Yaşasın halkların kardeşliği, başaracağız İşçi Kardeşliği

İyi ve Kötü

B

Recai Karakaş

izler Ümraniye’nin, Esenler’in, Sultanbeyli’nin çamurlu sokaklarında kara lastiklerle top koşturan, bacasından soba dumanı tüten, soba dumanından zehirlenen, çöp patladığında altında kalıp can verenler... Bizler Bakırköy Yenimahalle doğum evinde, Samatya’da, Okmeydanı’nda doğarız, onlar Amerika’da. Bizler okuruz Kadırga, Bağcılar, Gaziosmanpaşa’da, onlar okur Harvard, Oxford’da. Bizler en ağır hastalıklarla boğuşuruz SSK’ larda, ölürüz bazen ilaç kuyruklarında, bazen sedyede, bazen de kalkamayız narkozdan, kalırız ameliyat masasında. Onlar dişleri ağırsa, alırlar nefeslerini Amerika’da. Gelip çattığında vatan borcu,

Partisi’yle. Malatya ve çevre illerde İKP faaliyeti nasıl gidiyor, bundan sonra nasıl ilerlemeli? 6 Ocak 2007 Cumartesi günü İKP’nin basın yoluyla halka tanıtım toplantısı tarafımdan düzenlenerek yapıldı. Genel başkanımız Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan, Genel Başkan Yardımcımız Şadi Ozansü, Genel Saymanımız Nevzat Kulaoğlu partimiz hakkında gerekli bilgi ve açıklamaları yaptılar. Basının sorduğu soruları yanıtladılar. Akşam halkla söyleşi yapıldı, neden yeni bir parti kurmak gerektiği anlatıldı. Halkın sorularına parti yetkililerince yanıtlar verildi. Ben yola çıkarken tek başıma çıktım, parti program ve tüzüğü ile ilgili yazıları İnternet’ten çoğaltım. Tüm demokratik kitle örgütlerine gazete ile bıraktım, toplantıya davet ettim. İşçi sendikalarına da aynı yazı ve gazeteleri bırakıp toplantıya çağırdım. Şimdi ise üye kayıt işleri ve parti propagandasıyla meşgulüm. Şu an yanımda birkaç arkadaşım var. Onlarla birlikte çalışıyoruz. Çalışmalarımız ağır yürümekte. Sebebine gelince Malatya’nın kozmopolit yapısı. Bu yörede işimiz epey zor ve de uzun zamanda çözümlenecek gibi. Ama yapacağım şu etkinliklerle yörem halkını kazanmayı düşünüyorum: 1. Kadınlarla aile içi şiddet toplantısı yapacağım. Alınacak önlemleri kararlaştıracağız, uygulayacağız. Kadın sığınma evini oluşturmayı Mehmet, Hüseyin, Yusuf gider askere, kimisi alır teskere, kimisi dönemez meskene. Biz davulla zurnayla giderken askere, onlar gider 2. meskene. Geldi mi oy verme vakti, tanımayız biz bizi, ararız Kaf Dağının arkasında hiç bulamadığımız umutlarımızı. Tabii burada onlar ve bizlerden kastım bir kutuplaşma yaratmak değil. Onlardan kastım; Gümrük Birliği anlaşması 1995 te imzalanırken, sokaklara dökülüp havai fişek patlattıranlar, Ek Protokol imzalandıktan sonra gazetelerinin baş sayfalarında büyük harflerle ALTIN VURUŞ yaptık diyenler, Ankara sokaklarını bayram yerine çevirip, ülkede milli bayram ilan edip, kamu ve özel binalara Avrupa Birliği bayrağı çekenler, Cezayir bağımsızlık savaşı verirken, 9,5 milyonluk nüfusunun 1,5 milyonu ortadan kaldırılırken, Nato üyesi oduğundan Menderes hükümeti öncülüğünde Fransa lehinde

düşünüyorum. İlimizdeki yetkililerle görüşüp desteklerini alarak yapacağız. 2. Çocuk yetiştirme, eğitme toplantısını üniversiteden öğretim elemanları getirerek yapmayı planladım. 3. Şiir dinletisi yapacağız. 4. Parti tanıtım konseri düzenleyeceğim. Yöremiz sanatçıları ve arkadaşlarımın desteğiyle. Böyle etkinliklerle halkla daha yakın bire bir ilişki kurarak partim için faydalı olur kanısındayım. Parti çalışmalarımızı yürütmek için yere ihtiyacımız var. Bu etkinliklerden cüzi bir miktar finans elde edebilirsek, büromuzu kiralayıp işlerimizi yürütebiliriz. Bu yapacağımız çalışmalara tüm partililerimizi de davet edeceğiz. Fotoğraf ve CD’leri genel merkeze yollayacağız. Bunları gerçekleştirmek için tüm gücümüzle çalışacağız. Sizce İKP genel politikasında hangi konulara ağırlık vermeli? Yıllardır güzel yurdumda uygulanan yanlış ekonomik politikalar sonucu, artan yoksulluk ve işsizlik en büyük sorun olarak karşımıza çıkıyor. Gelir dağılımındaki büyük dengesizlik uçurumlar yarattığı için, herkes iş, aş istiyor. Bu sorunu nasıl çözeceksiniz diye somut öneri istiyorlar. Ekonomik gücünüz ne diye soruyorlar. Temel sorun işsizlik. Yoksulluk sonucu ortaya çıkan sağlık sorunları, tedavi olamama, ilaçların çok pahalı oluşu, sağlık sisoy kullananlar, oysa o gün (1957) halk Cezayirlilere “Ardahan” şilebi ile silah taşıyordu. O günün hükümeti ve bugün onun devamı olan politikacılar halka rağmen o gün Fransa’ya bu gün Amerika’ya destek veriyor. İşin özü Kurtuluş Savaşında aldıkları acı yenilginin öcünü, silahla yapmayı beceremedikleri içindir ki; Türkiye Cumhuriyeti devletinin ulusal değerlerini parçalayarak bölmeye çalışanlar, yaşam hakkımız için mabetlerimiz olan fabrikalarımızı birer birer kapatan, Balkanları ve Ortadoğu’yu binlerce km. uzaktan gelip kan deryasına çevirenlere destek verenler, kaşık ile verip kepçe ile alacağız deyip, insan hayatı ve Mehmetçiğin kanı üzerinden para kazanmayı mübağ görenler, televizyon programlarını ��ocuk sömürüsüne götürecek kadar aşağılaşanlar, televizyonları ABD’nin beyin boşaltma operasyonları olarak kullanan medya patronları ve sermaye baronlarıdır.

 temindeki güvencesizlik... İnsanına bu kadar kötü yaşam koşullarını sunan az sayıda ülkelerden biriyiz. Bu sorunun nasıl çözümleneceğini soruyor insanlar. Yeterli beslenemiyor, açlık sınırında yaşayan ve aç olan binlerce kişi... Hırsızlığın, kapkaçın, fuhuşun artması... Amaçsız bir gençliğin, neslin yetişmesine yol açan yanlış eğitim sistemi; eğitimde yıllardır uygulanan yanlış politikalar, kadrolaşma... İşini bilmeyen işin ehli olmayan insanların yaptığı yanlışlar okulda, çocuk yetiştiren adamın ziraat mühendisi olması, veteriner olması. Bunlar nasıl çözümlenecek diyor halkım, soruyor. Diğer bir önemli konuda, halk artık siyasilere güvenmiyor. Bu sorun mutlaka çözümlenmeli. Çoğunluk oy kullanmayacağız diyor. İnsanlar psikolojik olarak nerdeyse yıkılmış durumda. İnsanlara güvenmemek çok önemli bir sorun. Halk anlamadığı dili konuşan politikacı istemiyor. Ekonomi politik onları ilgilendirmiyor. Onlar iş, aş diyince anlıyor. Halkın kültür seviyesine uygun söylemlerle yaklaşılmalı. Kadın hakları, kadının eğitimi çok önemli bir sorun. Öyleki parti yönetimi bile erkeklerden oluşmuş nerdeyse. Kadına yer verilmeli. İşçisiyle, köylüsüyle, sağlıkçısı ve de eğitimcisiyle, her kesimden kadın olmalı. En büyük sorunları onlar yaşıyor. Onlar ana, onlar eş, onlar bacı, geleceği onlar doğurup, ilk eğitimi onlar veriyor. Sorunları kadınlar yaşıyor. Tencerede ne kaynatacağını kadın düşünüyor. Kısacası halk artık somut yapılacak işleri istiyor. “Eski politik yanlışlıklara dur demenin zamanı geldi” diyor. Artık bilinçli benim güzel yurdum insanı. Bu konulara ağırlık vermeli İKP. 10.000 km. uzaktan gelip petrolün yüzde 65‘inin çıktığı Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren, ham petrolün yüzde 26‘sını kendi tüketen, geri kalanı da yatırıma dönüştüren ABD’ye gelince gıkları çıkmayan, sınırları ihlal edilen, etrafı ateşten çembere döndürülen, Amerika’dan sonra Irak’ta en fazla insanını kaybeden, Türkiye’nin hakkını aramaya gelince havanda su dövenler, unutmasınlar ki bu ateş bir gün bizi de yakar. Herhalde onlardan kastımız anlaşılmıştır. Burada komşuya da bir sözümüz var. “Haklarını savunmaktan âciz olanlar,sadece haklarını kaybetmekle kalmaz, şeref ve haysiyetlerini de kaybederler.” Ortadoğu’da Bermudanın şeytan üçgenine dönüştürülen kardeşlerimiz şunu unutmasınlar, Allah özgür olmayan toplumlara namazı bile farz kılmamıştır. Ancak özgür insan ibadetini istediği gibi yapar. Hoşça, sağlıcakla kalın.


kampanya

 İsviçre:

Engelliler Sigortası’nın revizyonuna hayır! Engelliler Sigortası’nın (AI) Beşinci Revizyonu Avrupa Birliği’nin anti-sosyal politikalarının İsviçre’deki yansımasıdır. Bu revizyona karşı başlatılan referandum çağrısı desteklenmelidir.

E

ngelliler Sigortası’nın Beşinci Revizyonu Federal Konsey’ce hazırlandı ve Federal Meclis tarafından onaylandı. Buna, birçok örgüt güçlü muhalefetle karşılık verdi ve referandum çağrısında bulundu. Engelli dernekleri, sendikalar, Kamu Hizmetleri Sendikası, İsviçre Sosyal Demokrat partisi (PSS) eyalet seksiyonları, Sosyalist kadın ve gençler ile PSS meclis delegeleri 2 Aralık’ta AI’nin revizyonuna karşı referanduma destek çağrısında bulundu. İsviçre’de 50 bin imza toplanarak parlamentoda kabul edilen bir yasaya karşı referandum yapılabiliyor. Bu şekilde 2002’de elektriğin özelleştirilmesine ilişkin kanun kabul edilmemişti.

AI’nin harcamalarını azaltmak AI’nin 1960’larda gündeme gelen amacı “uygun rehabilitasyon yöntemlerinin uygulanmasıyla, yaşamsal ihtiyaçların sağlanmasıyla, sigortalının bağımsız ve duyarlı bir yaşama yönlendirilmesiyle; engelliliği önlemek, azaltmak ve ortadan kaldırmaktı.” Tüm halkı ilgilendiren bu yasa dayanışma ilkesine dayanıyordu. Finansmanı sigortalının, işçilerin, işverenlerin ve kamu güçlerinin katkılarıyla sağlanıyordu. AI’nin amaçları Beşinci Revizyon’da değiştirilmedi ama bu revizyon tasarruf adı altında ödenek elde etme olanaklarına saldırdı. Federal Meclis bunu 22 Haziran’daki mesajında açıkça dile getiriyordu: “AI’nın Beşinci Revizyonu yeni ödeneklerini 2003’e göre yüzde 20 ila yüzde 30

arasında azaltmak, rehabilitasyon karşındaki olumsuz tutumları ortadan kaldırmak ve AI’nin yıllık zararını azaltarak AI’nın finansmanında istikrar sağlanmasına katkı yapmak için tasarlandı. ”Bunu sağlamak için federal konsey “engelli kavramının her durumda kullanılmasını zorlaştırmak” ve “engellilerin çalışma hayatına çabuk entegrasyonu için erken tanı sistemlerini geliştirmek” istiyor.

Beşinci Revizyonun Temel Maddeleri • Yasa kapsamına girmek için bir değil üç yıl boyunca sigortalı olmak gerekiyor. • “Erken tanı”­­ örneğin sağlık nedenleriyle işten ayrılmak zorunda kalan işçiler için bir bilgilenme sistemi oluşturuyor. Bu sistemde işveren veya sigorta şirketi işçiyi AI bürolarına şikayet edebiliyor. İşçiye ise söz hakkı verilmiyor ve işten çıkarmaya karşı bir koruma sağlanmıyor. • Hekimler mesleki gizliliği ihlal etmeye zorlanacak. • Sigortalı, erken müdahale etme, yeniden işe dönme gibi “makul gereklilikleri” karşılayamadığı durumlarda kanun AI sigortalarını azalma ya da iptal etme gibi “yaptırımları” içeriyor. • Şimdilerde engellilik Dünya Sağlık Örgütü’nün biyo-psiko-sosyal temelli ifadesi çerçevesinde tanımlanıyor. Fakat Beşinci Revizyon’la bu tanımlama kaza, askeri nedenler ya da gelir kaybıyla sınırlanıyor ve bazı medikal alanlar bu tanımın dışarısında bırakılıyor. Ayrıca, objektif kriterler kaldırıldığından

İşçi Kardeşliği

Kamusa hizmetlerin çapında parçalanma s durdurul

AI hekimlerine keyfilik kapısı açık bırakılıyor. • Bu yeni tanımlamayla engelli eşlerine sağlanan ödenekler, 45 yaşından önce engelli duruma düşenlere sağlanan ödenekler, çocuklara sağlanan ödenekler de azaltılıyor • Tedavi masrafları kapsamdan çıkarılacak sağlık sigortasına devrediliyor. • Ödeneklerin devam etmesi için sigortalının tedavi sırasında sosyal güvenlik kapsamında kalması şartı hale getirmek için ödenek ve kesinti sistemlerinde getiriliyor. “reform” yapacak politikaAI’yi parçalama lar geliştirmeyi planlıyor. Bununla bir iş edinmek, politikaları çalışmaya devam etmek ya da çalışma verimini arttırnereden mak için gerekli teşviklerin kaynaklanıyor? sağlanması amaçlanıyor. Ancak bu şekilde “istihdama Beşinci Revizyonu’nun katılım oranının artacağı” amacı açık: Hasta ya da düşünülüyor. kazazedeleri emek piya“Sağlık problemi olan” sasında tutmak. Avrupa insanlar için Komisyon Birliği yaşlı ve engellilerin “engellilik emek arzını istihdam oranlarını artırönemli ölçüde düşürüyor” mak istiyor. Bu çerçevede diyor ve ekliyor: “Eski işi 2000’de Avrupa Konsey’i Lizbon Stratejisi’ni açıkladı. yapmaya mani olan kalıcı engellilik herhangi bir AB 2010 yılı için hedefinin iş yapamamak anlamına “dünyanın en rekabetçi ve gelmiyor.” Yine de engelledinamik ekonomisi olmak, istihdamın niteliksel ve nice- rin önüne geçilmeli ve işe dönüşlere karşı çıkılmalı. liksel gelişimiyle ekonomik Komisyona göre “engellilik büyümeyi sağlamak”olarak kazanımları sunup işe katılıbelirtti. Açık ki bu politikaların kaynağı Avrupa Birliği. mı azaltan rejimlerin önemi objektif medikal kriterlerdense akla yatkın makul kriSosyal terlerle vurgulanmıştır.”

www.sossaglik.org

güvenliği modernize etmek

Avrupa Komisyonu Aralık 2003’te, “Daha Kalifiye Meslekler İçin Sosyal Güveliği Modernize Etmek, Çalışmaları Kârlı Kılmak İçin Küresel Bir Yaklaşım” başlıklı bir rapor yayınladı. Komisyon çalışmaları kârlı

AI’nın Beşinci Revizyonu’yla birlikte Federal Konsey AB politikalarıyla mutlak mutabakata varmış oluyor. İstihdam oranını arttırmak için hasta ya da kazazede işçilerin ödeneklerini engelliyor ve onları sosyal güvenliklerini kaybetme tehdidiyle emek piyasasında kalmaya zorluyor.

Türkiye İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Prof. Dr.Zeki Kiliçaslan, İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı İşçi Kardeşliği Partisi (İKP) Genel Başkanı, Oktay Perdeci Asistan Doktor, S.Leyla Pur Asistan Doktor, Fatih Yakar Asistan Doktor, Emrullah Erdem Asistan Doktor, Gülseren Sağcan Asistan Doktor, Lale Öcal Prof. Dr, Nilüfer Alpay Asistan Doktor, Özer Taranoğlu Asistan Doktor, Ömer Celal Elçioğlu Asistan Doktor, Ayça Erda Kurt Asistan Doktor, Esra Ünal Asistan Doktor, Sibel Aydın Asistan Doktor, Fatih Tufan Asistan Doktor, Halit Özsüt Doç. Dr, Mehmet Güngör Prof. Dr, Lütfiye Eroğlu Prof. Dr, Yüksel Pekçala Prof. Dr, A. Emre Çamcı Prof. Dr, K. Mehmet Tuğrul Prof. Dr, Sacide Erdem Doç. Dr, Hasan Kudat Doç. Dr, Veli Uysal Prof. Dr, Yaşar Aytekin Prof. Dr, Türkan Tansel Doç. Dr, Ekrem Yavuz Prof. Dr, Rıdvan İlhan Prof. Dr, Dilek Yılboylu Prof. Dr, Gökhan Budak Hizmetli Personel, Neşe Kaya Memur, LÜTFÜ Telci Prof. Dr, M. Can Karatay Prof. Dr, Mert Şentürk Doç. Dr, Kamil Pembeci Prof. Dr, Gökşen Kırcan Uzm. Fzt, Orhan Arseven Prof. Dr, Ayşıl Yanmaz Memur, Fulya Çelikol Memur, Tülin Çağatay Prof. Dr, Ziya Gülberen Prof. Dr, Hacer Dağlı Başhemşire, Ufuk Memiş Asistan Doktor, Yüksel Deniz Hemşire, Algın Erarslan Kayıt Memuru, Hülya Bacaksız Hemşire, Münevver M. Aydın Asistan Doktor, Turhan Ece Prof. Dr, Reyhan Yıldız Asistan Doktor, Fatma Çömçe Asistan Doktor, Aysun Akdeniz Asistan Doktor, Teslime Hoşkan Laborant, Adile Kayar Laborant, Zekiye Yıldız Hemşire, Bahar Eraslan Hemşire, Naciye Sungur Hemşire, Rübeyda Acı Hemşire, Abdullah Asil Personel, Esen Kıyan Doç. Dr, Gülfer Okumuş Uzm. Dr, Işın Kılıçaslan Prof. Dr, Burhan Çabuk Teknisyen, Fevzi İşsever Memur, Gül Önger Prof. Dr, Kadir Taşpınar Memur, Ramazan Yüce Teknisyen, Seahattin Şimşit Memur, Sultan Çağlayan İşçi, Turan Karabaş Teknisyen, Yücel Bodur Teknisyen, Şener Çul İşçi, Osman Avcı Teknisyen; Yalçın Mutlu SES Eskişehir Şube Başkanı, Ali Özek SES


kampanya

Sayı: 25 Şubat 2007

al sağlık nin Avrupa aki hızla süreci acilen lmalıdır!



Ben de bir sağlık çalışanı/sendika görevlisi olarak bu çağrıyı destekliyorum.

İsim, Soyisim: ................................................................... Görev: ................................................................... İşyeri: ................................................................... Örgüt: ................................................................... Adres: ................................................................... ................................................................... Telefon: ................................................................... E-Posta: ................................................................... [ ] kendi adıma / [ ] örgütüm adına [ ] 31 Mart’ta Brüksel’e gidecek delegasyonda yer almak istiyorum İmzanızı www.sossaglik.org adresinden elektronik olarak atabilir veya yukardaki iletişim adreslerine gönderebilirsiniz.

Henüz kampanyanın birinci gününde elimize Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden 114 imza geçti. Bunların 40’ı Almanya’dan, 42’si Fransa’dan, 20’si İspanya’dan, 8’i Portekiz’den, 4’ü İsviçre’den. Türkiye’den de çok sayıda imza toplandı. Aşağıda imzalarını yayınladığımız bu ilk çağrıcılar Avrupa’daki sağlık sisteminin çöküşü konusunda 30 Mart günü Brüksel’de Avrupa Birliği temsilcileriyle görüşme talebinde bulunuyorlar. Bakırköy Şube Başkanı (Şube adına), Mehmet Antmen SES Adana Şube Başkanı, Süleyman Bal SES Samsun Şube Başkanı, Şükran Doğan SES MYK Üyesi, Salman Kılıç SES MYK Üyesi; TC. Sağlık Bakanlığı Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tuba Zengin Elbir Asistan Doktor, M. Fatih Kocakoztaş Asistan Doktor, Seniha M. Konuk Asistan Doktor, M. Salih Şahin Asistan Doktor, Mehmet Ali Işık Röntgen teknisyeni, Lütfiye Hızarcı Hemşire, Muharrem Kızılay Teknisyen, Sevgi İnce Hemşire SES İşyeri temsilcisi, Neriman Moğolkanlı Hemşire, Suat Suna Başeczacı, Hüseyin Yayla İşçi, Hüseyin Çevikkol İşçi, Muammer Karabey Memur, Ramazan Şanlı Memur, Seher Çetin İşçi, Nazife İnce İşçi, Nadire Yıldız Ayar Hemşire, Havana Çobanoğlu Radyoloji Teknisyeni, Mustafa Turgut İşçi, Ünal Gelgeç İşçi, Rıza Tepe İşçi, İsmail Güler İşçi, Hasan Erol İşçi, Arslan Çelik İşçi, Feti Derin İşçi, Cemal Demir İşçi, Fatma Aydınlı Hemşire, Suzan Satıcı Hemşire, Sevinç Duyuldu Teknisyen, Halil Takır Teknisyen, Zühre Kaya Teknisyen, Şengül Aydın Teknisyen, Cafer Sınırtaş Röntgen Banyocu, Derya Şahin Teknisyen, Nur Koç Sekreter, Aynur Arslan T. Sekreter, Mehmet Sarımsak Asistan Doktor, Gülgün Gün Uzm. Doktor, Burcu Kıvrak Psikolog, Gülden Boşgelmez Hemşire, Aysun Baltacı Hemşire, Gönül Uçar İşçi, Necla İnce İşçi, Aylin Sayan Beslenme ve Diyet Uzmanı, Emine Çelebi İşçi, Rukiye Kurtgöz İşçi, Vildan Özdemir Hemşire; Türkiye İnsan Hakları Vakfı Ümit Şahin Uzm. Fzt, Şükran İrengin Dr TİHV İstanbul Temsilcisi, Alper Tecer Uzm. Dr; İstanbul Verem Savaş Derneği Birsen Yeşilkanat Hemşire, Ferruh Ergüven Röntgen Teknisyeni, Hatice Altınkaya Aşçı, Can Çimen Muhasebeci; Özlem Tümer Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları Hastanesi Klinik Şef Yrd, Özgül Acar Samsun Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi Hemşire, Mustafa Aydın Samsun OMÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Memur, Arzu Şenel Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ebe, Osman Elbek Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Doç. Dr, Tülay Elbek Gaziantep Güvenevler Sağlık Ocağı Dr, Nurçin

İlk İmzacılar

Çimen Bingöl Bulanık Devlet Hastanesi Uzm. Dr, H. Vildan Oktay Zeytinburnu Verem Savaş Derneği Dr, Cem Şahan Samsun Gazi Devlet Hastanesi Uzm. Dr, Ahmet Ekinci Petrol-İş İşyeri Hekimi, Leyla Polat Özel Hastanede Personel, Ali Yıldız Özel Hastanede Personel, Aysun Kotil Özel Hastanede Hemşire, Türkan Faka Özel Hastanede Hemşire, Gamze Yalın Özel Hastanede Hemşire, Füsun Ergin Özel Hastanede Hizmetli Personel, Alper Kaya Dr, Fatma Keleş Sağlık Ocağında Hemşire, Tolgahan Meleme Sağlık Bakanlığı Personel, Hakan Karaman Sağlık Bakanlığı Dr, Tülin Meleme Sağlık Bakanlığı Hemşire, Neşe Yenigül Memur, Filiz Aydın Memur, Nermin Kapçıoğlu Hemşire, Zeynep Devrim Özel Hastanede Hemşire, Tuba Gülay Acıbadem Sağlık Grubu Biyolog, Yavuz Yaşar Öğr. Gör.

Almanya Eva Gürster, Köln Hastahanesi SPD delegesi (Ver.di Sendikası); Kerstin Bunz, Köln (Ver.di) sendikal delegesi; Zerah Dur, Rhin klinikleri personel konseyi işçileri temsilcisi (Ver.di); Axel Sanden, Rhin klinikleri personel delegesi (Ver.di); Bürgit Büch, Rhin klinikleri sendika delegesi (Ver.di) Köln; Gerlinde Reichertz, Rhin klinikleri sendika delegesi (Ver.di) Köln; Jochen Nischk Rhin klinikleri personel delegesi (Ver.di) Köln; İngo Röser, Rhin klinikleri personel delegesi (Ver.di) Düren; Christel Hopt, Vestfalya klinikleri personel delegesi (Ver.di) Lengerich, SPD; Volker Thriefeld, Duisburg klinikleri sendika delegesi (Ver.di); Mile Kovacic, Leverkusen klinikleri sendika delegesi (Ver.di); Cornelia Matzke, eski milletvekili, Leipzig’de hekim; Udo Eisner, SPD’nin Berlin geçen dönem sağlık sorumlusu; Elke Falk, (Ver.di) Berlin; Rainer Döring, Ver.di’nin Berlin yönetiminden, Berlin Kamu Ulaştırma Sendikası Yönetim Kurulu Başkanı; Lothar Hesse, (Ver.

di) Mecklemburg- Bat�� Pomeranya; Rolf Nowak, Ver.di, Branderborg; Hans- Joachim Zimmer, Ver.di, emekli sağlıkçı, Berlin; Winfried Latsch, NGG, Berlin Gıda Sendikası; Jürgen Müller, SPD Berlin; Andreas Steiner, BarnimBrandemburg SPD İşçi Komisyonu başkanı (Ver.di); Volkmar Schöne, Berlin SPD İşçi Konisyonu Yönetim Kurulu üyesi, Ver.di; Helmut Ludwig, SPD, Berlin; Andreas Koch, SPD Ver.di, Frankfurt-sur-le-Main; Bernd Wagner, Ver.di, Berlin; Monika Werneke, Ver. di’nin Berlin Eyaleti Kadım temsilcisi; Klaus Schüller, Thuringe SPD İşçi Komisyonu Üyesi, DGB Sendika Sekreteri; Manfred Birkhahn, Ver. di, Berlin; Carla Boulboulle, Kuzey Ren- Vestfalya Bölge Parlamentosu eski milletvekili, Öğretim elemanı, sendikacı (GEW), Berlin; Gotthard Krupp, Ver.di Berlin Eyalet Yönetimi ve SPD Berlin İşçi Komisyonu Yönetim Kurulu üyesi;Volker Prasuhn, SPD, Ver.di, Berlin; Axel Zutz, SPD Berlin İşçi Komisyonu Yönetim Kurulu üyesi, Yapı İşleri Sendikası (IG-BAU); Hans-Peter Fusshoven, Düsseldorf SPD İşçi Komisyonu üyesi; Jörg Leinkauf, Sağlık elemanı, Düsseldorf SPD İşçi Komisyonu üyesi; HansJürgen Mees, Ver.di Düsseldorf Çevresi Yönetim Kurulu üyesi; Maria Meister, Düsseldorf, Ver.di., Sosyal Sağlık Hizmetleri; Hans Werner Schuster, Düsseldorf SPD İşçi Komisyonu Üyesi, bir Sağlık Okulunda öğretmen (Ver.di); Beate Sieweke, Düsseldorf SPD İşçi Komisyonu Üyesi; Volker Staab, (Ver. di) Düsseldorf.

Avusturya Schmid Rudi, Avusturya Sosyal Demokrat Partisi (SPÖ)/SPÖ’de Sosyalist Bir Politika İnisiyatifi (isp); Rietenauer Karin, PÖ/isp ; Reimar Holzinger, SPÖ/isp; Peter Ulrich Lehner, Mitbestimmung; Alois Reisenbichler, SPÖ/ACUS; Stefan Woltran, SPÖ/PKJ; Alfred Heinrich,

SPÖ/isp; Maier Theo, SPÖ/isp; Helga Theo, SPÖ/isp; Roman Roscher, SPÖ/ isp; Werner J. Grüner, SPÖ/isp; Jürgen Hirsch, SPÖ/isp

İspanya Blas Ortega, Hastaların ve Hekimlerin Haklarını Korumaya Yönelik Sağlık Derneği Başkanı (AMDDE), UGT , Valencia; Luis González, Sağlık Sendikası, CC OO, Sevilla; Isabel Serrano, Severo Ochoa Hastahanesi Sendika Delegeleri Konseyi Başkanı, Leganés, Madrid; J. Montes, Severo Ochoa Hastahanesi Hekimi, Leganés, Madrid; Luis De La Torre, UGT Sağlık Sendikası, Barselona; Teresa Ribelles, AMDDEM Genel Sekreteri, Valencia; Rafael Palmer, AMDDEM Genel Başkan Yardımcısı, Palma de Majorca; Tomás Aparicio, sendikacı, FSP-UGT, Valencia Üniversite Hastahanesi; ManuelCapilla, Tres Forques de Valence’nin bölge derneği başkanı; Gloria Ferris, Kamu Sağlığı Hekimi, Valencia; Palmira Muñoz, hemşire, sendikacı, FSP-UGT, Valencia; Carmen San José, Hekim, Madrid; Juan Pedrero Pérez, Andalucia CCOO Sağlık Federasyonu Yürütme Kurulu; José Luis Limia Valle, Hekim, Sevilla; José M. Poyatos, Cordue CCOO Sağlık Sendikası Genel Sekreteri.

Fransa Prof. Dr. A. Bizien, G- Clemenceau Hastahanesi Servis Şefi; Dr. S. Belucci, Üniversite Hastahanesinde hekim; J. Bertault, hemşire, Sendikacı; Dr. B. Bénet, Üniversite hastahanesinde hekim; Luc Beranger, Sendikacı, Sosyal Güvenlik N. Bernard, Sosyal Güvenlik uzmanı Dr. T. Bui, serbest hekim; Dr. J.-L. Chaberneau, Beclere Hastahanesi Pediatrik SMUR Sorumlusu; D. Chalier, sendikacı, yardımcı sağlık elemanı; M. Chambonnet, hemşirelik okulunda ögretim görevlisi, IFSI; C. Cochain, sendikacı,yardımcı sağlık elemanı; Noel Coudert, sendikacı, Sosyal Güvenlik; Dr. M. Debat, hekim; Dr. P. Debat, hekim; L. Delrue, sendikacı, hastahane çalışanı; Dr. N. Delépine, hastahanede hekim; Dr. M.H. Doguet, psikiyatr hekim; D. Dutheil,

İletişim: Türkiye: iletisim@sossaglik.org

Fransa: Entente europeenne des travailleurs, 87, rue du Faubourg-Saint-Denis, 75010 Paris Tel: 01 48 01 88 28 – Faks: 01 48 01 88 36 – E-Posta: eit.ilc@fr.olean.com

Almanya: Carla Boulboulle, Postfach 120 755; 10597 Berlin Faks: 030/313 16 62 – EPosta: Carla.Boulboulle@ t-online.de laborant, sendikacı; M. S. Dziomba, psikanalist; Prof. Dr. F. Guérin; Prof. Dr. Micheline Guillemette, Sosyal Güvenlik Uzmanı; J. Guillez, laborant ; Dr. J.-P. Laporte, hastahanede hekim; O. Leibovitch, yardımcı sağlık elemanı; Dr. M.-P. Lemonnier, hastahanede hekim; P. Navarro, hemşire, sendikacı; Dr. F. Paraire, hastahanede hekim; P. Audureau, Engelliler Derneği Sorumlusu; B. Ricque, hemşire, sendikacı; Dr. P. Rivière, psikiyatr hekim, Hopital de Jour Başhekim; Denis Royer, sendikacı, Sosyal Güvenlik; Prof. Dr. J.-C. Roujeau, H.- Mondor Hastahanesi hekimi; J. Saget, laborant, sendikacı; R. Sale, Hastahane Bilişim Görevlisi, sendikacı. Dr. P. Salvaing, Medikososyal hekimi; G. Saux, hastahane yöneticisi; Dr. G. Tominez, serbest hekim; L. Viano, hastahane yöneticisi; F. Widtmer, hastahane görevlisi, sendikacı..

Portekiz Ana Paula Ramos Fonseca, hekim,Carnaxide Sağlık Merkezi,; Manuel S. Soares, hekim, Lindaa-Velha Sağlık Merkezi; Henrique Coelho, Carnaxide Sağlık Merkezi Sağlık teknisyeni; Maria da Conceição Santos, hemşire, Santa Maria Hastahanesi; Ana Rylde D. Monteiro, Portekiz Onkoloji Enstitüsü, hemşire; Maria da Conceição Reis, hekim, ARS, Lisboa e Vale do Tejo; João de Deus Baptista Galvão, S. Francisco Xavier Hastahanesi, kardiyolog hekim; John Peter Forei, nörolog hekim, Portekiz Onkoloji Enstitüsü

İsveç Jan-Erik Gustafssonn, Kamu Hizmetleri Sendikası

İsviçre Antonio Herranz, İsviçre Sosyalist Partisi (SSP) Sağlık Seksiyonu Yöneticisi, Montreux; Mathieu Contet, Sendikacı, SSP, Sağlık, Fribourg; Joëlle Gyselinck, Sendikacı SSP, Sağlık seksiyonu, Nyon; Madeleine Montana, Sendikacı, SSP, Sağlık, Vevey.


10

kampanya

İspanya’da 20 yıllık bölgeselleştirmenin ardından kamu sağlığı:

Bütün özerk bölge yönetimleri sağlığı özelleştiriyor

İ

spanya’da sağlık emekçileri sendikası CESM’in başkanı, 16 Aralık’ta, devletin sözcülüğün yapan ABC gazetesine verdiği demeçte, sağlık işçilerinin maaşlarının bir özerk bölgeden diğerine değişmesinden yakınıyordu (İspanya 17 özerk bölge ve iki özerk kente ayrılmış durumda). Maaş farklarının yüzde 50’ye vardığını ifade eden sendika başkanı, sağlık hizmetlerinin ücretlerinin de bölgeden bölgeye değiştiğini söyledi. Gazetenin başyazısında, sağlık bakanının duruma müdahale edip bir uyum sağlaması isteniyordu. Doğal olarak ne CESM’nin başkanı ne de ABC asıl meselenin özelleştirme olduğunu söylüyor. Ama sağcı eğilimlerine rağmen CESM temel probleme işaret ediyor: Nasıl oluyor da hastalıklar her yerde aynıyken, sağlık işçileri için ortada birçok eşitsizlik olur? İspanya’da, Brüksel tarafından desteklenen ve - diktatör Franco’nun ölümünden sonra hayata geçirilen - “Özerk Bölgeler Devleti”nin dayattığı “bölgeselleşme” yüzünden, farklı bölgelerin vatandaşlarının aynı tedavilerden, hizmetlerden ve aşılardan yararlanma hakkı yok. İşçilerin durumlarını göz ardı

ederek tüm kamu hastanelerini vakıf hastanelerine dönüştürmek isteyen özelleştirme saldırısı, sağlık işçilerinin ve onların örgütlerinin toplu direnişiyle karşılaştı. Aznar hükümetinin (1996– 2004) bu işçi direnişine cevabı, tüm sağlık hizmetlerinin idaresini özerk bölgelere devretmek oldu. Bugün sadece Ceuta ve Melilla kentlerinin sağlık hizmetleri bakanlığa bağlı. Şekli ve derecesi farklı olsa da tüm bölgeler sağlık hizmetlerini özelleştiriyor. Bu süreç, bugün Solbes (ekonomi bakanı ve eski AB görevlisi) tarafından özenle hazırlanan “Sağlık Hizmetlerinin Finansmanı Antlaşması” ile hızlandırıldı. Oysa şimdi iktidarda olan PSOE (Sosyalist Parti) seçimlerde kamu sağlığına büyük bütçe ayırmayı vaat etmişti. En acil bütçe açığını yaşayan Katalonya bölgesinin ilk sol hükümeti, vaat edilen bütçenin verilmesini istedi. Ama Solbes, Avrupa Birliği’nin “İstikrar Paktı”na sarılarak, bütçeye karşı çıktı. Böylece Zapatero hükümeti sağlık hizmetlerine ayrılan kamu harcamalarını artırmayı reddetti ve “Sağlık Hizmetlerinin Finansmanı Antlaşması”nı dayattı. Birkaç ay içinde, kamu bütçesiyle gerçekleşen (özerk bölgeleri borca sokan) hastane inşaatlarında artma oldu.

En kötü durumda olan kentler Madrid ve Valencia. Valencia, Alcira kesimindeki sağlık hizmetlerini Sanitas sigorta şirketinin bir hastanesine bıraktı. Madrid yedi yeni hastane inşaatına başladı; hizmetlerin çoğunu müteahhitlerin kendilerine vererek iskân spekülatörlerini sağlık spekülatörlerine çevirdi. Sağcı Aznar iktidarı, Madrid’de, bir özelleştirme saldırısıyla Grave Ochoa de Leganés Hastanesi çalışanlarına karşı bir kampanya yapmakta çekinmemişti. Ama “solcu” PSOE hükümetleri de finansman antlaşmasının ardından farklı bir rota izlemedi. Katalonya’nın üç partili “sol” hükümeti, geçmiş özelleştirmeleri feshetmemekle kalmadı, özel sektöre yeni hastane inşa projeleri de verdi. Endülüs’teki Chaves hükümeti de, tüm yeni hastanelerini “kamu girişimi” adıyla açıyor; oysa bu hastaneler Aznar’ın partisi tarafından tasarlanan vakıflardan farksız. Örneğin 400.000 sakini olan Sevilla’nın Aljarafe kesimindeki hastanelerin kontrolü bir tarikata devredildi. Bu hastanelerin işçileri Endülüs’teki kamu sağlık işçilerinden daha fazla çalışıyor, yüzde 20 ilâ 30 daha az ücret alıyorlar.

İşçi Kardeşliği

Özelleştirmeye karşı direniş Ama işçiler ve halk özelleştirme saldırısına karşı direniyor. Yakın zamanda, Sevilla’daki Aljarafe hastanesinin işçileri eşit ücret ve çalışma koşulları talebiyle harekete geçti. Grave Ochoa işçileri, Leganesli vatandaşların, UGT ve CCOO’nun bölge sendikalarının büyük desteğiyle hastanelerini savunmak için aylarca direndi. Kamu sağlık işçileri her şeyden önce özelleştirmeyi protesto etmek için UGT ve CCOO sendikalarıyla birlikte eyleme geçti. Özelleştirme politikaları, sırf İspanya’nın sorunu değil. Daha önce de değindiğimiz gibi, bu politikalar, sağlık hizmetleri sektöründe özelleştirme isteyen uluslararası şirketlerin isteklerini savunan Brüksel tarafından dayatılıyor. Bu sırada, kamu sağlığını korumayı savunan bir çağrı tüm Avrupa’ya yayılıyor. Bu kampanyanın sözcüleri şunları söylüyor: “Biz Avrupa’nın dört bir yanından doktorlar, sağlık işçileri ve sendikacılarız. Bir acil durum çığlığı atıyoruz – ve bunu sebepsiz yere yapmıyoruz. Neden bahsettiğimizi biliyoruz. Ülkelerimizin her birindeki durumların detaylı analizlerini yaptık. Çeşitli yasal düzenlemelerle günümüze dek getirdiğimiz, ülkelerimizdeki tüm vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerine eşit ulaşımını sağlayan sağlık ve sosyal güvenlik sistemlerimizin darmadağın edilmekte olduğunu belgeledik. AB’nin Maastricht kriterleri ve bölgeselleştirme politikası, her yerde hastanelerin özelleştirilmesine getiriyor.”

İtalya’da emekçiler sağlıkta yıkımı reddetti: 2005’te iki genel grev; 2006’da Anayasa değişikliğinin reddi

O

cak ayında bütün dünya medyasında I’Espresso gazetesinden bir muhabirin Roma’nın en büyük hastanesi Umberto’daki dramatik durumu aktaran görüntü ve röportajları yayınlandı. Peki ama İtalyan hastanelerinin içler acısı durumundan kim sorumlu? Kamu sağlık hizmetinde kesintilere giden hükümetler elbette. Sağlık sektörü, AB’nin “İstikrar Paktı’na uyum” amacıyla 2000 yılında (merkez sol hükümet tarafından) bölgelere devredilmişti. İstikrar Paktı, bölgelere, kendilerine dayatılan bütçeyi aşmamayı mecbur kılmıştı. Şimdiyse Prodi hükümeti, yeni bir mali yasayla, 3 milyon euroluk bir bütçe kesintisi dayatmak ve aracı sağlık kurumlarını artırmak istiyor.

Merkez sol hükümetçe yapılan 2001 reformu, bölgeselleşme yolunda atılan adımlardan biriydi. Bu reform şunları getirmişti: • Düzinelerce hastane yatağı ve yüzlerce servisin kapatılması: Torino’da, bölge yönetimi, kentin en büyük hastanesi olan Molinette Hastanesi’ndeki 19 bölümü kapatmak istiyor; aynı zamanda, Göz Sağlığı Kliniğinin de tamamen kapatılması planlanıyor. Doktorlar ve hemşireler bu kapatılmaya karşı tüm halktan imza toplamaya başladılar. -Hastane bekleme listeleri uzadı: Bugün Torino’da hastalar acil vizitler ya da testler için bile 7 ilâ 9 ay beklemek zorunda. Maddi olanakları olanlar (ki testler çok pahalı) özel sektöre

gidiyor, ancak diğerleri adeta ölüme terk ediliyor. • Hastane doktorları harcamalarını kısıtlamaya zorlanıyor: Hastane yönetimleri, açık açık, hastanenin hastaların ihtiyaçlarına değil bütçe kısıtlamalarına göre işleyeceğini söylüyor. İstikrar Paktına uymalıyız diyorlar. • Birçok ücretsiz hizmet paralı hale geldi: Yeni maliye yasası, hizmetlerin ücretini yükseltecek ve acil servisleri ve kimi ilaçları paralı hale getirecek. -Yereldeki birçok servis (psikiyatri, koruyucu hekimlik vb.) tasfiye edildi: Mesela okullardaki sağlık hizmetleri azaltıldı. Eskiden dört okula bir doktor düşerken, şimdi 35 okula bir doktor düşüyor.

• Acil servis yokluğundan kaynaklanan ölümler sıklaştı. • Bazı bölge yönetimleri bu durumla başetmek için hastaneleri sattı. • Birçok hastane servisi özelleştirildi ve çalışma şartları hiç uygun olmayan ve çalışanlara daha az maaş ödeyen sivil toplum kuruluşlarına veya kooperatiflere dönüştürüldü. Hatırlayacağımız gibi, İtalya’da iki yıl once, sağlığın bölgeselleştirilip yok edilmesine karşı, neredeyse bütün doktorların katıldığı iki grev gerçekleşmişti. 26 Haziran 2006 tarihindeyse, Anayasa’da değişiklik yaparak sağlıktaki bölgeselleştirmeyi hızlandırmayı amaçlayan bir referendumda hayır oyu çıkmıştı.


Sayı: 25 Şubat 2007

uluslararası

Venezuela Petrolden sonra gaz ve elektrik de kamu denetimine

V

enezuela devlet başkanı Chavez, 13 Ocak günü, Parlamento’ya yeni kabinesini sundu. Konuşması sırasında, devletin petrol, elektrik ve gaz gibi tüm enerji işletmelerini kontrol etmesinin hedeflendiğini belirtti. Chavez, 1999 Anayasası kabul edildiğinde, ülkenin petrol kaynaklarının yüzde 70’ini çıkaran PDVSA işletmesinin milli bir işletme olduğunun ilan edildiğini hatırlattı. Ancak PDVSA’nın kamulaştırılması ve maden ve enerji bakanlığı bünyesine alınması, Kasım 2002’de bir kararname çıkarılana kadar gerçekleştirilmemişti. O tarihe kadar PDVSA hükümet kontrolünde değildi. İşletme “özerk”ti; adeta devlet içinde bir devletti ve gerçekte çokuluslu şirketler tarafından kontrol ediliyordu. İşletmenin kârlarının yüzde 70’i 2002’ye kadar ABD’ye akıyordu. Bu yüzden 2002’de işletmenin kamulaştırılması kararnamesi çıkınca, işletme yönetimi bir lokavt başlatmış ve

İşçiler ve işçi örgütleri Engin Bodur

Katilleri lanetliyor Akyıl işçileriyle gurur duyuyoruz

O

nlar katillerle, hırsızlarla, silah ve uyuşturucu ticareti yapanlarla gurur duysunlar. Tetikçinin eline Türk bayrağı verip Atatürk’ün sözlerinin önünde resmini çekip basına dağıtarak kahraman ilan etsinler. Televizyonlarında hergün çoçuk pornosu ve katliam haberleri yayınlasınlar. Bizim gözümüzü bağlamak için vatan millet, ülke zenginleşiyor masalları anlatsınlar. Şeriatçı-laik çatışmaları, kısaca açlık, işsizlik

11

Meksika On milyon Meksikalı açlık tehididiyle karşı karşıya

M

eksikalı yoksullar başlarına gelene inanamıyor: Seçim sahtekârlığıyla iktidara gelen devlet başkanı Calderon, Chavez, parlamento önündeki yoksullukla konuşmasında, Anayasa’da değimücadele vaatşiklik yapılarak, petrol yanında gaz lerini bir kenara NAFTA’dan beri ABD’nin Meksika’ya mısır ihracı ve elektriğin de milli bir niteliği atıp, mısır tücönemli oranda arttı olduğunun ilan edileceğini belirtti. carlarıyla bir veren vali Ulises Ruiz hâlâ Chavez, 1994 yılında Caldera hükü- anlaşma imzalametinin aldığı kararlarla Orenoque dı. Sonuçta, halkın başlıca katı- yönetimde. üzerinde yeni tesisler kuran yabancı ğı olan mısır tortillasının kilo Meksika bağımsız işçi partisi dev şirketlerin (BP, Exxon Mobil, fiyatı 7 pesodan 18 pesoya çıktı PTDI, Oaxaca’daki eylemler Chevron-Texaco, Total ve Repsol) (El Pais, 17 Ocak). Mısır bittüm ülkeye yayılmadıkça cinaartık kamusal PDVSA işletmesiykisinin anavatanı olan Meksika yetlerin ve tutuklamaların hesale ortaklık kurması gerekeceğini nasıl bu hale düştü? Meksika bı sorulamayacak, diyor. PTDI, belirtti; ortaklıklarda çoğunluk his- bugün mısırının büyük kısmını El Trabajo (Emek) gazetesinin sesi kamuda olacak. Chavez’in aldı- ABD’den ithal ediyor (yılda 18 Ocak sayısında, bütün emekğı bu tedbirler, ülkedeki derin top700 bin tona yakın!). Çünkü çileri bu karara karşı mücadelelumsal kutuplaşmanın ve devrimci 1994’te yürürlüğe giren NAFTA ye ve halk meclisleri kurmaya sürecin birer göstergesi: Bildiğimiz (Kuzey Amerika Serbest Ticaret çağırarak şu talepleri öne sürügibi, 6 Aralık 2006 tarihinde, Anlaşması), Meksika’ya mısır yor: Chavez oyların yüzde 63’ünü alaithalini sınırlayan gümrük • Bütün iktidar, emekçi halkın rak tekrar devlet başkanı seçilmişti. tarifelerini indirmişti. Bunun taleplerini ve ülkenin egeardından ülke piyasasını, ABD menliğini savunması şartıyla hükümetince sübvanse edilen Obrador hükümetine! ABD çiftçilerinin ürettiği ucuz • Halk, tortilla, insanca ücret, mısırlar doldurdu. Sonuçta, toprak ve demokrasi istiyor! Meksika’nın kolektif tarım işlet• Tortilla fiyatı spekülasyonumeleri (los ejidos) iflas etti. na karşı, mısır ticareti yapan Sahtekâr Calderon hükümetekeller kamulaştırılsın! ti aynı zamanda, Oaxaca Halk • NAFTA’dan çıkılsın! Meclisi’nin (APPO) eylemle• Bush’un desteklediği rini şiddetle bastırıyor. İşçi ve Calderon hükümeti istifa! emekçilere ateş açılması emri üretim aylar boyunca sekteye uğramıştı; lokavt ancak işçilerin eylemleri sayesinde kırılmıştı. Bugün çoğunluk sendikası haline gelen genç UNT (Ulusal İşçi Birliği) sendikası da bu eylemler üzerinden kurulmuştu.

örgütsüzlük gibi biz işçilerin gerçek sorunları dışında her şey haber olsun. Selam olsun Diyarbakır Akyıl Tekstil işçilerine! Sizlerle gurur duyuyoruz. Devletin bize gerektiğinde ağır işleyen adaletine, patronlardan yana yasalara ve kolluk kuvvetlerine rağmen direnişlerini greve, birliklerini sendikalı mücadeleye çeviren Akyıl işçilerine bin selam! 25 yıldır grev olmayan Diyarbakır’da sınıf destanı yazanlara destek için Teksif sendikası temsilciliği acilen şubeye dönüştürmelidir. Diyarbakır’da demokrasiye ihtiyaç duyan herkes bilmelidir ki, demokrasi işçi sınıfının kazanımlarıyla gelir. Kaçak işçi çalıştırmaktan utanmayan, çıkarı için her yolu mübah gören Akyıl Tekstil patronu Fahrettin Akyıl, Diyarbakır Ticaret Borsası başkanı olarak patron sınıfının işçi

düşmanı tavrını eksizsiz uygulamaktadır. İşçi sendikalarının dayanışmalarına da selam olsun! Bu grevi başarıya taşımak işçi sınıfının boynunun borcudur. Hak-İş Konfederasyonunu ve başkanı Salim Uslu’yu uyarıyoruz. TİSK işçi düşmanı bir örgüttür ve onunla ortak proje yapmak işçi sınıfına ihanettir. İşçi örgütleri patronlarla hak mücadelesi yapar. Geleceğimizi, sosyal güvenliğimizi, hastanelerimizi ve okullarımızı kârları için yutmaya çalışan patronlarla ve örgütleriyle yürütülen her işbirliği onları meşru kılar ve kıdem tazminatının ortadan kaldırılması dahil her saldırılarına zemin hazırlar. Onların işçi düşmanı, ülke düşmanı ve paradan başka bir şey düşünmeyen yağmacılar olduğunu unutmadan sadece toplu sözleşme masasında karşı taraf olduklarını bilmek zorundayız.

Sayın Çelebi’nin, patronların demeçlerini desteklediğinde haber olup başka zaman yok sayıldığı gerçeğini de birkez daha hatırlatalım. Başta Türk-İş, Disk ve Hak-İş olmak üzere tüm işçi örgütlerini Emek Platformunu bir işçi cephesi olarak yeniden tahkimata, patronlardan ve devletten bağımsız işçi sınıfı için koşulsuz birliğe çağırıyoruz. İşçi sınıfı mücadelede yerini alamazsa Trabzon belediye işçisi kardeşimizin 17 yaşındaki oğlunun eline silahı verip katil yapanlar, yarın Irak’taki gibi bombalı arabalarla cami, pazar yeri bombalatırlar. Unutmayın Irak’ı kan gölüne çeviren Amerikan askerleri işsiz, yoksul veya üniversitede okumak için para biriktirmek zorunda olan gençler. Her yer Diyarbakır hepimiz grevdeki Akyıl Tekstil işçisiyiz!


12

söyleşi

İşçi Kardeşliği

Özelleştirmenin ardından Türk Telekom:

Haberleşme emekçileri ne yapmalı? İKP neler yapabilir? Muhabirimiz, Haber-İş sendikası işyeri temsilcisi ve İKP üyesi İhsan Bayri ile özelleştirme sonrası Türk Telekom’un durumu ve haberleşme emekçilerinin mücadelesi konularını görüştü. Türk Telekom’un özelleştirmesi sonucunda ve sonrasında neler yaşandı. İşçiler için sonuçlar neler oldu? Türk Telekom’un yüzde 55’i yabancı bir firmaya, Oger adında bir firmaya satıldı. Şu anda yüzde 45’i devletin elinde. Özelleştirme sonrasına ilişkin, özelleştirme öncesinde planlar yapıldı ve bu planlar da adım adım uygulandı. İlk başta, özelleştirme öncesi Telekom’da çalışan teknik kadroyu eritebilmek için emeklilik uygulamasını çıkarttılar. Tazminatları yüzde 30 fazla vermek şartıyla işçilerin bir kısmını bu şekilde emekli ettiler. Arkasından 657’ye tâbi dokuz bin civarında sözleşmeli personel vardı; bunların yasaya, Anayasaya’ya rağmen iş akitlerini dondurdular ve özelleştirilmiş Telekom dokuz bin civarında kişiyle sözleşme akdi uyguladı. Yasaya aykırı olmasına rağmen. Şu anda bunlar işçi statüsünde de değil, memur statüsünde de değil. Emekli Sandığı’na tâbiler ama işçi gibi çalışıyorlar. İşçilerin aldıkları hakları alıyorlar ama sendikaya üye olamıyorlar. Yine üç bin beş yüz civarında, belki daha fazla kişiyi de kapsam dışına aldılar. Bunlarla iki yıllık, üç yıllık özel iş akdi imzaladılar. Yöneticiler, kısım şefleri ve benzeri. Tabii bunlara iyi ücret verdiler. Önemli bir kısım da diğer kamu kurumlarına geçtiler. Şirketin önerdiği çalışma koşullarını beğenmediler, biz diğer devlet kurumlarına geçeceğiz dediler ve gittiler. Dolayısıyla ciddi bir gerilememiz var şu anda. Hem genel anlamda çalışan sayısı düştü. Hem de sendikalı sayısı düştü. Özelleştirme öncesinden bu yana uyguladıkları bu planlarla çalışanları çeşitli kademelere, kategorilere bölerek birbirleriyle rekabet eder konuma düşürdüler. Böl, parçala, yönet. Kimisi sendikalı, kimisi sendikasız, kimisi memur ama işçi gibi, kimisi işçi ama kapsam dışı. Kırk beş bin genel personel, çalışan varsa, bunun otuz ilâ otuz üç bin kadarı sendikalı. Diğerleri sendikasız. Ücretlerde pek bir iyileştirme olmadı. Türk Telekom örgütlü, sendikalı işçilere karşı gerektiğinde ileride kullanabilmek için dokuz on bin kişiyi elinde tutuyor. Onlara biraz daha yüksek ücret veriyor. Toplu sözleşme, grev süreçle-

rinde elinde tutacağı bir sayı olarak görüyor. Ve bugün de gerçekten bu tehlike önümüzde duruyor. Grev yapsan da dokuz on bin kişi çalışacaksa, üretim devam edecek demektir. Diğer bir yandan da işçileri zorunlu emekli ettiler. Emekliliği gelenleri zorunlu emekli ettiler. Özelleştirme öncesi çalışan sayısı yetmiş binin üzerindeydi. Bunun kırk ilâ kırk beş bin civarına düştüğünü dikkate alırsanız, şu anda daha çok iş, daha az elemana gördürülüyor. Bir kişiye üç kişinin yapması gereken iş veriliyor. Ortamımız bu şekilde bozuldu.

delesi geleneğinden gelen kesimler bir refleks gösterdiler. Ancak bu refleksi de İstanbul Şubesi genel, bütünlüklü bir mücadele hattına kanalize edemedi. Giderken Genel Merkezin politikasına yasladı kendisini. Bu ortamda özelleştirmeye karşı mücadele sendika cephesinde fiyaskoyla sonuçlandı. Bugün geldiğimiz noktada toplu sözleşmeye hazırlanıyoruz. Toplu sözleşmede eskiden kamu kesimi ile, TUHİS ile sözleşmeye oturuyorduk. Şimdi böyle yapmayacağız. Tek başı-

var. Umutsuzluk var. Herkes giderek ben kendimi kurtarayım derdine düştü. Emeklilik hesabı yapılıyor. Tabii bunu yarmaya çalışan, yeni bir kanal açmaya çalışan bir muhalefet dalgası da var. Fakat bu muhalefet dalgası o bürokratik sendikal yapı, kastlaşmış, orayı meslek haline getirmiş sendikacılar tarafından müştereken, solcusu sağcısı tarafından bastırılmaya çalışılıyor. Tehditler, görevden alma tehditleri, temsilcilikten alma tehditleri, sürgün tehditleri. Yani biz toplu sözleşme taslağını hazırladık deniyor ama aslında bu tam bir satış sözleşmesi. Sendika toplu sözleşme taslağını işçilerle tartışmıyor, onlarla birlikte oluşturmuyor mu? İşte tamamen göstermelik, taslağı bizlere gönderip gidin bunu işyerinde tartışın diyorlar. İşte öneriniz var mı? Fakat hiçbir önerimiz, hiçbiri ciddiye alınmıyor. Biz konuşmak için konuşmuş, önermek için önermiş oluyoruz. Onlar da dinliyorlar. Fakat tek tümceyi değiştiremiyoruz.

Özelleştirme sürecinin sendika üzerinde etkileri neler oldu? Bu süreçte sendikanın yapabildikleri, yapamadıkları neler oldu? Aslında sendikanın genel politikası, özelleştirmeye bakış açısı şu oldu: Özelleştirilsin denildi ama yabancı sermaye almasın noktasından bir çıkış yaptı. Ondan sonra şu noktaya geldi: Tamam özelleştirme bir dünya gerçeğidir, küreselleşmenin bir sonucudur ama biz bundan en az zararla nasıl çıkarız. Sendikanın duruş noktası bu oldu. Yani aslında doğrudan özelleştirmeyi kabul eden bir yapısı vardı. Özellikle İstanbul’dan, metropol şehirlerden gelen yoğun isteklere rağmen sendika özelleştirmeye bir karşı koyuş örgütlemedi. Birkaç göstermelik televizyon programlarına reklam falan verildi ama gerçek bir karşı duruş sergilenmedi. Özelleştirme karşıtı yapılacak eylemleri doğrudan desteklemediler. Ancak aşağıdan özellikle İstanbul’da duyarlı çevre, kişiler, işyerleri, özellikle geçmiş sınıf müca-

mıza çıkacağız. Geçtiğimiz salı günü toplantı yaptık İstanbul’da. Genel Merkez’in havası “ne alırsak bin bereket” hesabı. Genel Başkan genel çerçeveyi böyle çizdi. Önce beş, altı ay öncesinden havalardan konuşuldu; yüzde 40 alacağız, yüzde 35 alacağız, böyle propaganda yapıldı. Yani işçilere korkmayın bir şey olmayacak dendi. İnsanları bu şekilde telkin ettiler. Şimdi de, ne alırsak bin bereket! Gerçeklik bu, özelleştirme oldu, karşımızda çok uzmanlaşmış bir uluslararası sermaye var, eskisi gibi değil, her istediklerimiz, taleplerimiz karşılanmaz, artık tek kişi iki işi de yapacak. Ve bunu toplu sözleşmeye sendika öneriyor! Bir kişinin birden fazla iş yapmasını sendika öneriyor. Örneğin yine dört cumartesinin haftalık çalışma süresine eklenmesi var taslakta, bunu sendika öneriyor işverene! Daha birçok şey var. Geldiğimiz nokta bu. Daha teferruatlı anlatılabilir ama kısaca genel bir teslimiyetçilik var sendikalarda. İşçilerde sendikaya karşı çok ciddi bir tepki

Bundan sonra Telekom çalışanlarının işi çok zor. Karşı cephe çok iyi hazırlanıyor. İşi hafife almıyorlar. Toplu sözleşmeden sonra büyük bir ihtimalle beş altı bin kişiyi işten çıkartacaklarının sendika başkanı kendisi ifade ediyor. Hazırlıklı olun beş bin kişi çıkartılacak diyor. Peki beş bin kişi çıkartılacak, biz ne yapacağız? Bunun cevabı yok. Taşeronlaştırma gittikçe yoğunlaşıyor. İki yıl sonra, üç yıl sonra burada zaten eski işçi kalmaz bu gidişatla. Emekliliğine en fazla üç dört yılı vardır eski işçilerin. Böyle bir durumdayız. Peki bu süreç sendikanın kendi kendisini tasfiye etmesine gitmez mi? Tabii. Zaten toplantı yapıyoruz, toplantının dört saatlik süresinin üç saatinde sendikanın gayri menkulleri ile ilgili konuşuluyor. İki dönemdir aynı ekip yönetimde, bir önceki dönemde kendi dönemlerinde alınmış gayri menkulleri şimdi satmaya kalkıyorlar. Ben de diyorum ki, hem alırken kazandınız, şimdi de satarak kazanacaksınız. İşçi sınıfının geleceğiyle, Telekom işçilerinin geleceğiyle


Sayı: 25 Şubat 2007 ilgili en ufak bir program yok. İşin tuhaf tarafı Genel Merkez’den biz bunları bekleyebiliriz çünkü duruşları belli, siyasal duruşları belli, işçi sınıfına bakışları belli. Ancak İstanbul Şubesinde solcuyum diyen, demokratım diyen ve işçi sınıfından yana siyaset yaptığını iddia edenlerin doğrudan onların çekim merkezine girip, Genel Merkez’dan daha çok Genel Merkezci olması bizleri endişelendiriyor. Artık Genel Merkeze laf söylettirmiyorlar. Bu budur, kabul edip uygulayacağız deniyor. Taslak budur kabul etmeyenler temsilciliği bırakıp gitsin deme noktasına geliniyor. İşçi sınıfının sendikal mücadelesini tasfiye eden sadece devlet ve sermaye değil. Kullanılan üçüncü bir nokta var; o bürokratik, kastlaşmış sendikal duruşlar var, sendikacılar var. Bunun adına adam sağcıyım desin, solcuyum desin, Kürdüm, Lazım, Çerkezim, ne derse desin. Sendikacılığı meslek haline getirmiş, burada birkaç yıl daha nasıl kalabilirimin hesabını yapıyor. Ama işçinin hakları için ve özelleştirmenin toplumsal tahribatına karşı nasıl mücadele edilebileceğini düşünmüyor. Biri sol söylemlerle işçiyi kandırıyor, diğeri de milliyetçi söylemlerle kandırıyor. Ve ikisinin müştereken yönetiminde özelleştirme yapılıyor, toplu sözleşme satış toplu sözleşmesi, durum bu. Ama umutsuz değiliz. Önümüzdeki günlerde bir muhalefet toplantısı yapacağız; toplu sözleşme sürecinde ve bunun sonucunda bir duruş, bir program çıkartacağız. Sayın İhsan Bayrı, İşçi Kardeşliği Partisine üye oldunuz. Sizinle daha önce, böyle bir partiyi savunan bültenimizin Ağustos 2005 sayısında bir röportaj yapmıştık, orada da işçi sınıfının mücadelesinde siyasal alanda yapılanlardaki eksikliklere, yanlışlıklara değinmiştiniz. İKP neleri önüne koymalı, ne yönde çaba harcamalı, neler yapmalıyız? Emekçilerin siyasetini yapanlarla, sınıf siyaseti yapanlarla sınıfın kendisinin siyaset yapması farklı şeyler. Solda işçi sınıfının çıkarlarını savunan birçok parti var, çevreler var. Fakat işçi sınıfının bizzat kendisinin siyasete müdahale etmesinin olanaklarını yaratmak başka bir şey, işçi sınıfının kendi siyasetini, kendi iktidarını hedefleyen bir ortamı kapatarak, sınıf adına kendisinin siyaset yapması başka bir şey. Ben İKP’den arkadaşların, bu birincisini sağlamak doğrultusunda en azından samimi olduklarına inanıyorum. İşçi sınıfının kendisinin siyasete müdahale etmesinin olanaklarını yaratmak… Bu gerçekleşir, ya da gerçekleşmez, ya da ne kadar gerçekleşir, ne kadar ger-

söyleşi çekleşmez. O sürecin belirleyeceği bir şey. Ancak şimdi bu alanda ÖDP var, EMEP var, SDP var, vs. Fakat bunların hiçbirisi kendisini sorgulayamıyor ya da sorgulamak istemiyor. Çuvaldızı başkasına batırmak için önce iğneyi kendine batırmak gerekir ya. Peki Türkiye’de tüm bu bahsettiğimiz özelleştirme, taşeronlaştırma, artık gayri-ahlaki işçi çalıştırma var; burjuvazinin bir kendi ahlakı vardı o da kalmadı, bir köleleştirme, kölece işçi çalıştırma var. Toplumun çalışan, üreten bütün kesimlerinin büyük sorunları var, binlerce işsiz var, üni-

işçinin karar vereceği, bilinçleneceği, demokratik ortamı yaratacaksınız. Özgür iradeyi ancak o zaman ortaya çıkarırsınız. İş o noktaya geliyor ki partiler, binalar bir tarafta; milyonlarca işçi bir başka tarafta. Ve senin sınıf adına tartıştıkların da sınıfın umurunda değil. Peki buradan çıkış yolu nedir? Buradan çıkış yolu olarak ben şunu görüyorum, İKP gibi, İKP’ye yakın düşünen bazı çevrelerde şunu görüyorum. Sınıfın kendi sorunlarına kendisinin müdahil olacağı araçları yaratmaktır partinin görevi. Peki bu nasıl olacak? İşçinin önce pratik, gündelik sorunlarından sonra genel sorunlara ilişkin kendisinin karar vereceği ortamı yaratacaksın. Nedir bu? İşyeri komiteleriyle örneğin. İKP’de işçi sınıfını bölgesel, mezhepsel ve bugünkü çarpık düzenin koşulladığı siyasal eğilimlerine göre ayırma yok. İşçi sınıfının doğrudan çelişkisini, yani işçi sınıfı ile işveren arasındaki çelişkiyi ortaya koyarak işçilerin kendilerinin bilinçlenmesinin olanaklarını kolluyor. Olması gereken de budur.

versitelilerin durumu var. Yani işçi sınıfının sendikaları sarmalanmış, işgal edilmiş, milyonlarca da örgütsüz, sendikasız işçi var. Diğer tarafta da işçiler adına siyaset yapan partiler var, sol var. Şimdi bana göre şöyle olması lazımdı: Örneğin ÖDP büyürken KESK de büyümeliydi. Bu işçi sendikaları için de geçerli. EMEP’e bakıyoruz, EMEP bir zaman işçi sendikalarına güçlü biçimde girdi, işçi sendikalarında bugün geldiğimiz nokta bu. Durum işçi sınıfının geri bilincinden faydalanarak kendilerine bir yer edinme mücadelesine dönüştü. Sadece EMEP aklıma geldiği için söylüyorum, diğerleri de çok farklı değil. Kendisi iktidara geldi, yönetimlere geldi, şubelerde, genel merkezlerde fakat işçinin durumu ortada. Örneğin bizim işkolumuzda bir tane yer örgütleyemedik. Sadece İstanbul’da bine yakın taşeron işçisi vardır, biz bir tane taşeron işçisini örgütleyemedik. Bir tane taşeronu geri püskürtemedik. Şubemizde solcu, devrimci arkadaşlar yönetimde. Örneğin Belediye-İş’teki şubelerde de böyle. İşçi sınıfının gerçekten taleplerinin siyasallaşması lazım, şu partiye, bu partiye oy vermesi değil tek başına. Kendi taleplerinin siyasallaşabileceği ve kendisini özgürce ifade edeceği ortamı yaratmak lazım. Partilere düşen görev esasen bu olmalı. Bugün ANAP’a oy veren, AKP’ye oy veren işçinin gerçek iradesi değil bu, partilerin buraya müdahale etmesi gerekir. Yani önce

Bir de yine İKP diyor ki biz sermaye düşmanıyız, yani sınıf düşmanıyız. Elbette böyle olacak. Sermaye sınıfıyla uzlaşamazsın. Bir başka olumluluk çeşitli sendikalardan, çeşitli pratik mücadelesini yaşamış, olumlu ya da olumsuz, başarılı ya da başarısız yaşamış farklı deneyimli işçi öncülerinin, işçi sınıfına öncülük yapmış kişilerin bir araya gelerek

bizim adımıza artık biz karar verelim, kendi geleceğimizi kendimiz sorgulayalım demeleri. Yani aydınlarımız var, birçok yapı var ama bizim bir partimiz olsun denilmesi, bu gerçekten cesaretli bir adım. Ben kendi partimi de kuracağım, kendi sendikamı da yeniden öreceğim diyebilmek bir cesaret. Çünkü işçilerin birleşik mücadelesi sadece sloganlarda kalıyor. Bunu tüm partilerde, sokakta, eylemlerde slogan olarak hep duyuyoruz. Tamam da bunun pratiğini nerede yaşayacağız? İşçilerin birbir-

13 lerinden öğrenerek ortak mücadeleyi örmesi lazım. Buradan mücadele etmek lazım. Yeniden bir kaldıraç olacaksa işçi sınıfının öncü insanları kaldıraç olmalı. Deyim yerindeyse, Beyoğlu’nda büroları bilgisayarla donatıp işçi sınıfına akıl veren değil, işçi sınıfının içinde olan bir parti. İyiyse de bugün işçi sınıfı bu, kötüyse de bu. Halimiz bu bizim. İçinde olursan örgütleyebilirsin, içinde olmazsan çok güzel akıl verebilirsin, iyi tespitler de yapabilirsin ama o teorinin hayata geçirilme alanları işçi sınıfının üretim alanlarıdır. Geçirebildiğin oranda partiler bir umut haline gelebilir, kitleselleşebilir. Yoksa otur yaz bir şeyler, ben de okuyayım, Ahmet ne güzel yazmış, bizim sorunumuz bu. Ama Ahmet yanımda yok ki. Geçmişte baktığımız zaman 15-16 Haziran’lara, 1 Mayıs’lara, sınıf direnişlerinin yükselme süreçlerine bütün sınıftan yana mücadele eden insanlar sınıftan yana olmakla kalmamış, sınıfın içinde olmuşlar ve bundan dolayı başarılı olmuşlar. Şimdi KESK, Türkİş’in sol kanadı veya DİSK, ne güzel, basın açıklaması yapıyoruz. Basın açıklaması moda haline geldi, herkes basın açıklaması yapıyor. İKP’yi bu yolda en azından samimi görüyorum. En azından bu yolda bir adımdır. Belki ileride daha kapsamlı, daha kitlesel bir tartışmanın ve mücadelenin olanakları var burada. Bu olanakları kullanabilmek için İKP’ye üye oldum. Ve şu çağrıyı yapmak istiyorum. Çeşitli yerlerde duran ve bir şeyler söylersem belki birisi darılır mı, gücenir mi diyen işçi arkadaşlarımız varsa bunlar gelsinler, tartışalım, konuşalım. Gerçekten bir sınıf dayanışmasını ciddi anlamda burada örelim. Hayattaki karşılığını da üretim alanlarına, fabrikalara taşıyarak orada bulalım. Yoksul köylü, işçi hükümeti diyoruz. Gerçekten köylüler de yoksullaştı. Deyim yerindeyse mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesiyle bir süreç yaşayacağız biz. Toplumsal devrim, toplumsal adalet de budur. Kürt işadamı var, Türk işadamı var, Laz var. Ama işçisini, memleketlisi de olsa sigortasız çalıştırıyor, sendikaya izin vermiyor. Ama bu düzlemde siyaset yaparsan serbestsin. Sol değerleri de küresel sermayenin kültürüne eklemlemeye çalışıyorlar. Yeni bir sol diyorlar. Hayır arkadaş, biz sınıfız, biz üretiyoruz: Sendikalı veya sendikasız olanla, işbaşında veya işsiz olanla, emeklisiyle, siyaset yapacağız ve sınıfsal çıkarlarımızı nasıl egemen hale getiririz, kapitalist egemenliği nasıl yıkarız, bunu tartışacağız. Yenilirsek de biz yenileceğiz, yenersek de biz yeneceğiz. Ama ben yenilmeyi kabul etmiyorum.


partimiz

14

İKP

İşçi Kardeşliği

İşçi Kardeşliği Partisi

İKP Tüzüğü’nden

• İşçi Kardeşliği Partisi; ücretli çalışanlardan, emeklilerden ve işsizlerden oluşan Türkiye işçi sınıfının partisidir. • İKP, işçi sınıfının içindeki herhangi bir ideolojik, politik eğilimin partisi değildir. İKP, patronlardan ve devletten bağımsız olarak mücadele etmek isteyen her türlü sınıf içi eğilimi demokratik temelde bir araya getiren bir partidir. • Parti üyelerinin düşünce oluşturma ve bunu ifade etme özgürlüğüne kısıtlama getirilemez. • Partinin tüm yönetim birimlerinin üçte ikisi işçi kökenli üyelerden oluşur. • Patronlar partiye üye olamaz.

İKP Programı’ndan • İşçi Kardeşliği Partisi’nin amacı Türkiye’de ve dünyada her türlü sömürüye son verecek işçi-yoksul köylü hükümetlerinin kurulmasını sağlayarak bir işçi iktidarına ulaşmaktır. • Ülkenin ve işçi sınıfının geleceği, işçilerin, patronlardan ve devletten bağımsız, sınıf içi farklı eğilimlerin demokratik birliğini

gözeten, siyasi, sendikal ve diğer öz örgütlenmelerinin geliştirilip güçlendirilmesine bağlıdır. • Tek bir çalışanın bile sigortasız, sendikasız çalıştırılmasına izin verilmemeli, çıkarılacak yasalarla işçilerini bu şekilde çalıştıran işletmeler tazminatsız kamulaştırılmalıdır. • Bugünkü sendikal bölünmüşlük ve yozlaşmaya karşı; demokratik ve mücadeleci bir tarzda işyeri örgütleri temelinde yükselen, üyelerin söz ve karar sahibi olduğu, her işkolunda tek sendika ve birleşik bir emek konfederasyonu doğrultusunda mücadele edilmelidir. • Avrupa Birliği Avrupa ulus devletleri içinde işçi sınıfının yüzyıllar boyu yaptığı mücadele ile sağladığı ekonomik, sosyal ve demokratik kazanımları yaygınlaştırmaya çalışan değil, tam tersine bunları hem Batı hem de Doğu Avrupa’da ortadan kaldırmak amaçlı bir birliktir.

İKP ile bağlantıya geçmek için:

Genel Merkez: Tuzluçayır Mh. 9. Sokak 21/D Mamak/Ankara İstanbul İl: Aksaray Guraba Hüseyinağa Mh. Kakmacı Sk. Blok: 10 Daire: 14 Fatih/İstanbul (Aksaray Metro karşısı) (212) 635 88 90 Gaziosmanpaşa İlçe: Salih Paşa Caddesi, Adalı Han, No: 5, Kat: 5, Bereç Yolu, Gaziosmanpaşa/İstanbul (532) 724 03 79 (537) 284 38 81 Balıkesir İl ve Merkez İlçe: Karaoğlan Mah. Çarşı Sk. No: 7 (Paşa Camii karşısı) Balıkesir E-posta: iletisim@iscikardesligi.org İnternet sitesi: www.iscikardesligi.org

• Başını ABD’nin çektiği kapitalist emperyalist sistem, her bölgede olduğu gibi Ortadoğu’da da halklar arasında yarattığı düşmanlıklar ve çatışmalardan yararlanmakta ve egemenliğini tesis etmektedir. Türkiye bir emperyalist saldırı ve savaş aracı olan NATO’dan ayrılmalı, Amerika ve İsrail ile yapılan bütün ikili askeri anlaşmalar sona erdirilmelidir. • Ortadoğu halklarının gerçek özgürlüğü, milletlerin kendi kaderini tayin hakkını gözeterek, Türk, Arap, Kürt ve Fars işçi ve emekçilerin birliği yoluyla bütün bu halkların kardeşliği ve dayanışmasının sağlanması ile mümkündür. • İKP din ve vicdan özgürlüğünü savunur. Diyanet İşleri demokratikleştirilmeli, bütün dinlere ve mezheplere eşit hizmet vermelidir. • Kamu görevlileri dışında üniversitelerde başörtüsü/ kıyafet yasağı kaldırılmalıdır.

• Üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet sistemi dünyayı pazar, işçileri de birer makine parçası gibi görüyor. Gezegenimiz yeni yüzyılda ya bu rejimden kurtulacak, ya da emperyalistler arası rekabet dünyayı açlık, kıtlık, hastalık, savaş ve çevre felaketleriyle yok edecektir. • Özelleştirilmiş bütün KİT’ler derhal tazminatsız olarak yeniden kamulaştırılacak, kamu mülkiyetindeki işletmelerde işçi denetimi uygulanacaktır. • Toprak işleyenin, su kullananındır. Toprak ağalığı ve yarıcılık kaldırılmalıdır. Yoksul köylülerin öz örgütlenmeleri olan kooperatifler aracılığıyla ortak teknoloji kullanımı ve üretimin geliştirilmesi sağlanmalıdır. • Sağlık ve eğitim, insanların yaşam haklarının en temel parçasıdır. Herkesin gelirine göre toplanan vergilerle finanse edilip, herkese eşit ve parasız olarak sunulmalıdır. • Büyük patronlar nasıl dünya çapında bir örgütlenme yürütüyorlarsa, dünya işçileri ve ezilenler de dünya çapında ortak bir örgütlenme inşa etmek zorundadırlar.

Dayanışma için Abone Kampanyası

[ ] 3 sayı: 5 YTL / [ ] 6 sayı: 10 YTL / [ ] 12 sayı: 15 YTL

İsim, Soyisim: .................................................................................... Görev: .................................................................................... Adres: .................................................................................... .................................................................................... Posta Kodu: .................................................................................... İlçe, İl: .................................................................................... Telefon, Faks: .................................................................................... E-Posta: .................................................................................... 1051319 no’lu PTT Posta Çeki Hesabına yatırdığınız abonelik ücreti dekontunuzu bu formla beraber faks veya posta yoluyla bize ulaştırın. (Bilgiler künyededir.)


Sayı: 25 Şubat 2007

uluslararası

15

Yarım milyon ABD’li Irak Savaşına karşı yürüdü

ABD’li işçiler savaşa karşı çıkmaya devam ediyor

A

BD’de, 27 Ocak günü, yüz binlerce gösterici Washington’a akarak Kongreden Irak’taki savaşı bitirmek için harekete geçmesini talep etti. Eylem “Barış ve Adalet için Birlik” tarafından organize edildi ve Kongrenin her iki meclisinde Demokratların kontrolü ele geçirmesinden neredeyse iki ay sonra gerçekleştirildi. Demokratlar halihazırda Irak’taki yasa dışı ve adaletsiz savaşı sonlandırmak yönünde herhangi bir karar geçirmemiş olduğundan ve Bush da çatışmayı daha da artırmayı hedeflediğinden çok büyük sayıda insan seslerini duyurmak için Washington sokaklarına döküldü. Göstericiler arasında binlerce sendikacı vardı; sendikalardan en büyük katılım SEIU 1199 sayılı lokalinden, Amerika Öğretmenler Federasyonundan ve UNITE HERE’dan oldu. Birçok diğer sendika ve Emek Konseyleri de temsil edildi. ABD Savaşa Karşı İşçi Cephesi (USLAW) işçileri önemli sayılarla başkente taşıma çabasında başı çekti. Maryland ve D.C. AFL-CIO örgütlerinin başkanı ve USLAW’un da eş-çağrıcısı olan Fred Mason yürüyüşte bir konuşma yaptı. Konuşmasını sadece USLAW ve kendi sendikası adına değil, aynı zamanda AFL-CIO Konfederasyonu Başkanı John Sweeney adına gerçekleştirdi. Bu durum savaşa karşı işçi mücadelesinde büyük bir hamle anlamına geliyor. Sadece

katıldığını, CWA sendikasının merkezinden gösterinin olduğu yere yürüdüklerini söylemekten gurur duyuyorum. Bizim San Francisco Emek Konseyimiz ABD Savaşa Karşı İşçi Cephesi USLAW’un üyesidir. USLAW ile birlikte biz de ABD birliklerinin Irak’tan derhal geri çekilmesini ve işgale derhal son verilmesini talep ediyoruz. USLAW’un bu talepleri içeren dilekçesine imza topluyoruz; bunu bugün burada alanda da imzalayabilirsiniz. Dilekçe Kongreden savaşa aktarılan tüm fonların kesilmesini talep ediyor; sadece gönderilen 21.500 ilave asker için gereken fonların deği, Irak’taki savaş için aktarılan tüm fonların. Tayin edici sorun budur: Eğer Kongrenin tüm fonları kesmesini sağlayabilirsek savaş bitecektir – aynen Vietnam’da olduğu gibi. Savaşa daha fazla ne tek bir dolar, ne tek bir gün, ne tek bir ölüm!

ABD Savaşa Karşı İşçi Cephesi (USLAW) Korteji

AFL-CIO’nun savaşa muhalefetini göstermesinden dolayı değil, aynı zamanda bunu savaşa karşı örgütlü bir işçi cephesinin sözcüsü kanalıyla yapması dolayısıyla da büyük önem taşıyor. Fred Mason konuşmasında “Savaş karşıtı yürüyüşlerin işçilerin katılımı olmadan organize edilmemesi gerektiğini” belirtirken “Amerikan halkının Kasım seçimlerinde Bush politikalarını savunanların birçoğunu tasfiye ederek ve savaşa karşıtlığını ifade etmek için sesini duyurduğunu, şimdi Kongrenin görevinin birlikleri derhal geri getirmek olduğunu” ifade etti. Aynı gün San Francisco’da

yapılan savaş karşıtı yürüyüşte ise San Francisco Emek Konseyi adına konuşan Alan Benjamin şunları ifade etti: Irak’taki bu yasa dışı ve ahlak dışı ABD savaşını durduracak mıyız! (Kitleden yanıt, “Evet!”) San Francisco rıhtımında patronların sendikalı işçilere karşı sürdürdüğü savaşı durduracak mıyız? (Kitleden yanıt, “Evet!”) Sevgili kardeşlerim, Benim adım Alan Benjamin. Size bu şehirdeki örgütlü 80 bin işçiyi temsil eden San Francisco Emek Konseyinin selamlarını getirdim. Bugün, geçtiğimiz saatlerde, Washington’da yarım milyona yakın insan Barış ve Adalet için Birlik’in çağrısı ile gösteri yaptı. Bu gösteriye de önemli bir örgütlü işçi kesiminin

Alan Benjamin daha sonra yürüyüşün mücadele içerisindeki IBU/ ILWU işçilerine destek için Alcatraz feribotunun önünde sonlandırılmış olmasından dolayı tüm örgütleyenlere teşekkür etti. Bu şehirde örgütlü emeği, sendikaları yenilgiye uğratarak yok etmek isteyenlere karşı savaşımda herkesi birleşmeye çağırarak direnişteki işçilerle dayanışma çağrısı yaptı. Seçimlerde de ABD halkının savaşa karşı sesini yükseltmek istediğini, bugün Kongrenin bu sesi duyarak derhal ABD askerlerini geri çekmesi gerektiğini yineleyerek, bu sesin duyulmasını sağlamak için Mart ayında daha da kitlesel gösterilerin örgütleneceğini duyurdu.

ABD Savaşa Karşı İşçi Cephesi (USLAW) hazırladığı raporlarda ABD’deki birçok sendika yönetiminin savaşa karşı aldıkları kararları ve yaptıkları açıklamaları iletiyor. ABD’de yaşanan sendikal bölünmeye karşın halen en büyük işçi konfederasyonu olan AFL-CIO başkanının son bir açıklamasını da aktarıyor:

AFL-CIO Başkanı John Sweeney’nin açıklaması

H

içbir ABD dış politikası Amerikan halkının konuyla ilgili bilgili biçimde rıza göstermesi olmaksızın sürdürülemez. Geçtiğimiz kasım ayındaki seçimlerde Amerikan halkı yüksek sesle ve net biçimde Başkan’ın Irak’ta izlediği yolun yanlış olduğunu ve hızla birliklerimizi geri getirmeye başlaması gerektiğini ifade etmiştir. Başkan ise Amerikan vatandaşlarının isteği yönünde ilerlemek veya Irak’taki mevcut politikaya karşı konuşan askeri liderlerimizi dinlemek yerine, daha fazla genç Amerikan askerini tehlikeye ata-

cak şekilde, kendi meşruiyetini kurtarmak için, son bir çaba göstermeyi seçiyor. (...) Irak’ta bulunan generallerimizin de söyledikleri gibi bugün bu ülkeyi bir enkaza çeviren iç çatışmanın askeri bir çözümü yoktur. Ancak Iraklılar tarafından üretilecek siyasal bir çözüm, Iraklılar arası bir iç mücadele haline gelmiş durumu çözebilir. Irak’ta gerekli olan adım, siyasal ve diplomatik çabaların genişletilmesidir; ABD askerinin polis fonksiyonları yürütmesinin artırılması değil. Dahası bu ülke-

de mutlaka gerekli olan şeyler sürdürülebilir sosyal ve ekonomik kalkınma ve temel işçi haklarının ve sendikal hakların garanti altına alınmasıdır. Başkan siyasal bir düzenin oturması için gereken şartları oluşturmak için askeri olarak başarılı olmamızın şart olduğu konusunda ısrar ediyor. Aslında bunun tersi doğrudur. Şiddeti durdurmak için bir siyasal istek olmazsa Amerikan birliklerinin getirebileceği bir askeri çözüm de olmayacaktır. Irak’taki Amerikan politikası baştan bu yana yanlış önermelere ve hüsnükuruntulara dayanmıştır.

Ve daha önce de Irak’taki en tehlikeli ve şiddet yaşanan bölgelerde Amerikan birliklerinin varlığını artırmayı daha önce de denedik. ABD Kongresinin anayasal sorumluluklarını yerine getirmesini ve Başkan’ın ve onun askeri liderlerinin Irak’tan ABD birliklerini hızla çekme yönünde hızla ilerlemesi için ısrarcı olmasını talep ediyoruz. Askerlik hizmetlerini yapan o genç erkek ve kadınların bağlılığı ve vatanseverliği bunu çoktan hakediyor. 11 Ocak 2007


ABD ve Avrupalı katiller Irak petrollerini yağmalıyor Irak’ta yeni hazırlanan petrol yasası ABD ve Avrupalı petrol şirketlerinin Irak petrollerini nasıl yağmaladıklarını açıkça ortaya koyuyor.

K

adın, çoluk çocuk yaklaşık 650 bin Iraklı sivilin ölümüne, milyonlarcasının açlığına, yoksulluğuna ve göç etmesine yol açan ABD ve Avrupalı katil saldırganlar hazırladıkları yasa ile Irak petrol gelirinin yüzde 75’ine el koymanın hesabını yapıyorlar.

Kürt, Şii, Sünni bölgesel yönetimler; ne de daha yeni Irak yönetimini boykot ederken bu yasanın arifesinde tekrar görüşmelere katılan Sadr vb. muhaliflerdir. Ancak Iraklı ve Ortadoğulu işçiler olarak bu işgal ve yağma zincirini kırabiliriz, çünkü patronlarla göbek bağı olmayan bir tek bizleriz!

Büyük şirketlerle 30 yıllık sözleşme

Türkiye Kuzey Irak petrol krizi

Hazırlanan yasa tasarısı BP, Shell ve Exxon gibi petrol devlerine 30 yıllık sözleşmeyle Irak’a girme şansı vermektedir. Irak petrolleri 1972 yılında millileştirilmişti. Bu yasa tasarısı ile yabancılara ilk kez Irak petrollerine bu şekilde erişim imkanı sağlanmış olmaktadır. Böylelikle bütün dünya kamuoyunu “kitle imha silahları var” yalanıyla kandıran ABD’nin Irak’a yaptığı müdahalenin gerçek amacının petrolün yağmalanması olduğu bir kez daha göz önüne serildi. The Independent gazetesinin haberine göre ABD hükümetinin hazırlanmasına müdahil olduğu yasa taslağı, ilk aşamada Batılı şirketlere petrol gelirlerinin yüzde 75’ini elde etme imkânı tanıyacak. Bu ilk aşamanın ne kadar süreceği belli değil. Sonraki aşamada Batılı şirketler kârın yüzde 20’sini alacak. Bu kâr payı halen petrol sektöründe bu tip anlaşmalarda uygulanan oranın iki katı. Batılı şirketler, Irak’ta Ortadoğu’da hiç uygulanmayan “üretim ortaklığı anlaşması” yaparak faaliyet gösterecek. Petrol kârının büyük bölümü Batılı dev şirketlerin kasalarına akacak ve bundan aslan payını da ABD ve İngiltereli şirketler alacak.

Blair’in yalanları The Independent gazetesi ABD Başkanı Bush’un yardımcısı Dick Cheney’nin 1999’da henüz Halliburton petrol şirketi yöneticisiyken “dünyanın 2010’a kadar günde 50 milyon varil daha petrole ihtiyacı olduğunu ve bunun da Ortadoğu’dan başka kaynağı olmadığını” söylediğini hatırlatmakta. Böylelikle İngiltere Başbakanı Tony

I

Kerkük’te petrol tesisini “bekleyen” ABD askerleri

Blair’in Irak’ın işgalinin petrolle ilgisi olmadığı şeklindeki sözlerinin de boş çıktığı görülmektedir. Blair, açıklamalarında, Irak’ın petrol gelirlerine el koymak için işgal edilmediğini, bu gelirlerin Irak’ın yeniden inşası için BM gözetiminde kurulacak bir fona aktarılacağını belirtmişti.

bilmeyen parti/mezhep adamları işin başına getirilerek iflasın eşiğine getirilmiş durumda.

Milli ve bölgesel yöneticilerin katılımıyla toplanan Irak Petrol Komitesi’nin hazırladığı taslak antidemokratik bir şekilde gizli tutulduğundan sadece söylentiler ve sızdırılan bilgiler temelinde bir tartışma yapılabiliyor. Şu anda Komite Irak’ı yağmalamada anlaşmazlığa düştüğü Berham Salih için taslak – ABD namlusunun gölaçıklayacak gesinde kurulmuş – Irak Meclisi’nin gündemine ve kamuoyuna sunulThe Independent gazetesi, Irak madan bekletiliyor. Anlaşmazlığın Petrol Komitesi Başkanı ve olduğu nokta bölgesel yöneticilerin Başbakan Yardımcısı Kürt politikacı merkezi hükümetten bağımsız olaBerham Salih’in çok yakında yasa rak doğrudan uluslararası petrol taslağını kamuoyuna açıklayacağını tekelleriyle sözleşme yapabilme yazarken, Kürt bölgesel hükümeti talebi. sözcüsü Halid Salih’in “Yeni yasa Türkiye’de başta petrol işçileri Irak petrol endüstrisini yeniden şekillendirerek modern bir standar- olmak üzere hepimiz Irak Savaşı’na bir özelleştirme harekatı demiştik. da oturtacak.” şeklindeki sözlerini Şimdi bu harekatın son aşamalarını de aktarmaktadır. 1991’den beri görüyoruz: Irak petrolü bir yandan süren ambargodan ağır etkilenen petrol sanayi, 2003 Savaşı’yla bölgeselleştirilerek özelleştiriliyor. Buna karşı çıkacak güç ne petrol beraber de bir yandan tesisler tahyağmasından pay kapmayı uman rip edilirken öbür yandan mesleği

rak petrolünün özelleştirilmesi sürecinin Türkiye’ye yansıması Irak Milli Petrol Şirketi’nin Türkiye’ye bundan sonra doğrudan Kuzey Irak Kürt Yönetimi’yle anlaşma yapmasını söylemesi oldu. ABD’nin yeni asker gönderme planına ses çıkarmayan, başarı dileyen hükümet; sanki bu farklı bir süreçmiş gibi sert tepki gösterdi. Irak’ın ağır bedel ödeyeceği, dış ticaretin sadece yüzde birini oluşturduğu vb. söylemler hükümet üyeleri tarafından dile getirildi. Petrol ürünleri ihracı durduruldu. Ardından 2007 için eski koşulların devam edeceğine dair bir güvence alınınca kriz hafifledi. Hükümetin sert tavrının nedeni neydi? Irak’ta süren özelleştirme operasyonunun hızlanması, Irak petrolünden elde edilen gelirin Irak halkının yararına kullanılmaması, emperyalist şirketlerin cebine inmesi mi? Hayır, tam tersine hükümet ülkemizde de petrol arama hakkını TPAO’nun (Türk Petrolleri Anonim Ortaklığı) denetiminden alıp uluslararası tekellere verirken Irak’taki yağmanın aynısına zemin hazırlıyor. Mesele sadece hükümetinin herhangi bir Kürt yönetiminin güçlenmesinden korkusu. Hükümet bu tavrıyla işgal altındaki komşusu Irak’la herhangi bir dayanışma göstermediği gibi, halklar arasındaki kardeşliği de baltalıyor.


Ik25