Issuu on Google+

Uluslararası

İşçi Kardeşliği

Aralık 2005

Bedeli 500.000 TL / 50 YKr

Romanyalı İşçi Önderlerine Destek

Romanya hükümetince hapse atılan madenci önderlerine destek için Türkİş’e bağlı sendikalar, “İşçilerin Kendi Partisi” Geçici Kurucular Heyeti ile birlikte görüşme isteğine yanıt vermeyen Romanya Konsolosluğu önünde basın açıklaması yaptı ve siyah çelenk bıraktı. (arka kapakta)

“İKP” 5. Genel Kurulu

“İşçilerin Kendi Partisi” 5. Genel Kurulu 13 Kasım’da Teksif Bakırköy Şubesi’nde toplandı. (s. 3’te) Bir İşçi Enternasyonali için İşçilerin ve Halkların Bağlantı Komitesi’nin (ILC) Türkiye bültenidir.

Görüşmeler

Haber-Sen Genel Sekreteri Osman Köse ile Türk Telekom’u (s. 4’te), Tüpraş Aliağa işçisi Ziya Yanya ile Tüpraş’ı konuştuk. (s. 6’da) Bizimle bağlantı kurmak için: e-posta: iletisim@iscikardesligi.org web: http://www.iscikardesligi.org

İçindekiler: s.3: “İKP” Genel Kurulu s.4: Görüşme: Telekom s.5: Kampanya: Sendikal kanunlar değişsin! s.6: Görüşme: Tüpraş s.7: Linç Olayları s.8: Borçlar Kanunu Tasarısı s.10: Eğitimde özelleştirme s.11: Sosyal güvenlik karşı reformu s.12: Kampanya: Emek Platformu’na Çağrı s.14: Pakistan depremi: dış borçlar silinsin! s.15: Fransa’nın Krizi s.16: Özelleştirmeye Karşı Uluslararası Mücadele Günü s.18: Bölgeselleştirmeye ret s.20: Romanyalı sendikacılarla dayanışma


Uluslararası İşçi Kardeşliği

ILC

1

Bir İşçi Enternasyonali için Uluslararası Bağlantı Komitesi

991 yılı Ocak ayında Barcelona’da (İspanya) 63 ülkeden delegelerin katıldığı ilk Açık Dünya Konferansında kuruldu. Bu delegeler, işçi sınıfı içindeki çeşitli örgütleri ve siyasal akımları temsil ediyordu. Amacımız tüm dünyada kapitalizmin vahşi saldırısına karşı mücadele etmek için işçi sınıfını ve dünyanın ezilen halkları ile gençliğini birleştirmeye yardımcı olmak. Programımız ise açık ve basit: özelleştirmeye, kuralsızlaştırmaya ve savaşa hayır! Bunun için de tüm dünyada işçilerin bağımsız örgütlerinin özellikle de sendikalarının savunulması çok önemlidir. Uluslararası Bağlantı Komitesi (ILC), işçi sınıfının küresel kapitalizmin dayattığı esaretten kurtulmasının ancak işçilerin kendileri tarafından elde edilebileceği fikrine sıkı sıkıya bağlıdır. Sınıf mücadelesinin tarihi her türlü kazanımın bağımsız işçi sınıfı örgütlerinin mücadeleleri sonucunda elde edildiğini göstermiştir. ILC ilk toplantısından bu yana 94 ülkedeki siyasi aktivistlerin ve sendikacıların çok eğilimli bir yeniden gruplaşması olarak büyümüştür. 1991, 93 ve 96’da üç defa, 2000 yılı Şubat ayında San Francisco Emek Konseyi (AFL-CIO) ile ortak Açık Dünya Konferansları düzenledik. 2002 yılı Şubat ayında Berlin’de ILC-San Francisco Açık Dünya Konferansı Sürdürücü Komitesi ve geniş bir Alman sendikacılar komitesi ile birlikte -Kuralsızlaştırmaya Karşı ve Herkes için Emek Hakları için Uluslararası Konferans- toplandı. İşçi Kadınların Haklarının Savunusunda Uluslararası Konferans da bu konferansın öncesinde toplandı. Yaşama ve çalışma koşullarını iyileştirme amaçlı tüm mücadeleleri, toplu şözleşmelerdeki, iş kanunlarındaki ve ILO Sözleşmelerindeki kazanılmış hakları ve güvenceleri koşulsuz savunuruz. Dünyada-

ki gerçek bir barış için koşullar da bunlardır. Tüm ülkelerde gerçek bir demokrasi için şartlar bunlardır ve bunlar da ancak halkların kendi kaderlerini tayin hakkı ve ırklar arasındaki eşitlik temelinde yükselebilir. Bu nedenle her yıl Cenevre’de yapılan ILO yıllık toplantısında ILC de ILO Sözleşmelerinin savunulması için bir konferans düzenliyor. Ayrıca çeşitli bölgesel kampanyalar ve girişimler örgütledik. “Serbest Ticaret Anlaşmalarına” karşı-örneğin Amerika kıtalarında NAFTA ve FTAA’ya karşı, Avrupa’da Maastricht Anlaşmasına karşı- Çin’de, Romanya’da, Kore’de, Togo’da ve dünyanın birçok yerinde sendikal faaliyetlerinden dolayı hapsedilen aktivistlerin serbest bırakılması talebi ile işçileri savunan çok sayıda kampanyalar örgütledik. Uluslararası Bağlantı Komitesi kendisini varolan uluslararası işçi örgütlerinin yerine koymuyor ya da onlarla rekabete girmiyor. ILC tarihi modeli olarak 1864’te Londra’da kurulan Uluslararası İşçi Derneği’ni - I.Enternasyonal’i - alıyor. O gün de bugün olduğu gibi amaç, işçileri savunmak için samimi bir şekilde mücadele eden tüm akımları, işçi demokrasisi temelinde, çeşitliliğe saygı göstererek ve birleşik eylemi ileriye taşıyacak bir biçimde örgütlemekti. 23-24 Ocak 2003 tarihinde Savaşa Karşı Acil Konferansı örgütledik ve “Savaşa Karşı Uluslararası Emek Hareketi”ni inşa etmeyi kararlaştırdık. Kampanyalarımızın ve amaçlarımızın kısa bir özeti bu. Her hafta ILC’nin faaliyetleri ile ilgili bilgiler içeren bir bülteni üç dilde yayınlıyoruz. A d res : ILC, c/o P ar ti des Trav a i l l e u r s - 8 7 , r u e d u F a u b o u rg Sa int-De nis, 7510 Pa ris, Fran sa eit.ilc@wanadoo.fr, http://www.owcinfo. org

ILC

2


“İKP”

B

“İşçilerin Kendi Partisi” 5. Olağan Genel Kurulu Toplandı

eşincisi tamamlanan “İKP” Genel Kurulu, Teksif Bakırköy Şube’de toplandı. Genel Kurul, geçmiş dönem faaliyet değerlendirmesi, gelecek dönem faaliyetleri ve geçici kurucular heyetinin seçimi gündemleriyle toplandı. Toplantıya Teksif, Lastik-İş, Emekli-Sen, Harb-İş, Petrol-İş, Tez Koop-İş ve Belediye-İş’e bağlı işyerlerinden işçi temsilcileri ile çeşitli işkollarından sendikasız işçiler katıldı. Gelecek dönem faaliyetlerine ilişkin görevlerini saptayan Genel Kurul katılımcıları, öncelikle İstanbul’da on pilot bölge ve sendikada parti birimlerini örgütleme kararı aldı. Bu örgütlenme faaliyetiyle birlikte başta Çerkezköy, Tekirdağ, Çorlu, Çanakkale, İzmir, İzmit-Gebze, Eskişehir, Ankara, Mersin, Adana, Gaziantep, Zonguldak olmak üzere il örgütlenmeleri için harekete geçme, bu illerde en az birer örgütlenme ve yayın sorumlusu tespit etme ve parti kurucularını netleştirme konusunda ortaklaşıldı. Genel Kurul, temel örgütlenme aracımız olan yayınımızla ilgili de önemli kararlar aldı. Örgütlenme çalışmalarında tüm Türkiye’de Uluslararası İşçi Kardeşliği’ne yazan ve haber üreten muhabirler ağı oluşturma ve yayının aktif dağıtımını yapan işçi sayısını artırma acil görevler olarak belirlendi. Uluslararası İşçi Kardeşliği’nin

Genel Kurul katılımcıları gelecek dönem faaliyeti kapsamında İstanbul’da on pilot bölge ve Türkiye çapında on pilot ilde örgütlenme için harekete geçme kararı aldı.

Parti kuruluşuyla beraber Uluslararası İşçi Kardeşliği’nin bir gazete haline getirilmesi hedefi kondu.

Aralık ayında 1.500, Ocak ayında 2.000 basılıp dağıtımının yapılması ve parti kuruluşuyla beraber yayının bir gazete haline getirilmesi hedefler arasına koyuldu. Bir koldan parti örgütlenmesi devam ederken diğer bir koldan da partinin adının, ambleminin netleştirilip yapılan tartışmalar ışığında tüzük ve programının son haline getirilmesi de “İKP” geçici kurucular heyetinin temel görevleri arasına alındı. Aynı zamanda Uluslararası Bağlantı Komitesi (ILC) üyesi olan “İKP”, iki önemli karar alarak uluslararası işçi hareketine destek verme görevini sürdürme kararlılığını bir kez daha gösterdi. Bunlardan ilki 10 yıl hapse mahkum edilen Romanya maden işçileri liderlerinin serbest bırakılması için Romanya Konsolosluğu’yla görüşme yapmak. Bununla birlikte “İKP”, Tüpraş’ın özelleştirilmesine karşı uluslararası dayanışma kampanyası başlatarak tüm dünya işçilerine Türkiye petrol işçilerine yapılan bu büyük saldırıya karşı durma çağrısı yapacak. “İKP” geçici kurucular heyeti, önüne koyduğu bütün bu görevleri 2006 Şubat ayına kadar tamamlayıp altıncı genel kurulunu yapmayı hedefliyor. “İKP”, kendini işçi sınıfının kazanımlarını korumak ve bir işçi hükümeti kurmak konusunda sorumlu hisseden bütün işçi kardeşlerimizi çok geciktirmeden kurucu olmaya davet ediyor.

Uluslararası İşçi Kardeşliği

Sayı: 7 (13) • Aralık 2005 Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Engin Bodur • Baskı: Selin Ofset / (212) 577 63 48 Yönetim Yeri: Rasimpaşa Mah. Nüzhet Efendi Sok. No: 36/5 Kadıköy/İstanbul • Tel/Faks: (216) 330 95 67 http://www.iscikardesligi.org • iscikardesligi@iscikardesligi.org • PTT Posta Çeki Hesap No: 1051319

3


Uluslararası İşçi Kardeşliği

GÖRÜŞME

4

Türk Telekom Özelleştirmesi

Haber-Sen Genel Sekreteri Osman Köse ile Türk Telekom özelleştirmesini ve “İşçilerin Kendi Partisi”ni konuştuk. Ama maalesef Anayasa Mahkemesi özelTelekom özelleştirmesinde son durum nedir? Türk Telekom’un özelleştirilmesine iliş- leştirmelerle ilgili yasaları görüşmekte acele kin süreç, 1995 yılında telefon hizmetlerinin etmiyor. 25 yıllık süreçte yargı organları da PTT’den ayrılması ile başladı. On yılda özel- ikna edilmiş gibi görünüyor. leştirmenin alt yapısını hazırlamak için adam Haber-Sen özelleştirmelere neden karşı duruadım yasal düzenlemeler yapıldı. yor? Haber-Sen özelleştirmeye karşı on yıldır Özelleştirmeler halka saldırının doğrudan mücadele ediyor. Mücadelenin bütünlüklü bir bir parçasıdır. Kamu hizmeti anlayışının terk şeklide verilmesi halinde başarıya ulaşılacağı- edilmesi ve kamusal alanın sermayeye tesnın bilincinde olan sendikamız, bu birlikteliği lim edilmesidir. Özelleştirmelerin sonucu tüm sağlamak için de çaba harcadı. dünyada olduğu gibi ülkemizde de işsizlik, Ancak, Telekom’da örgütlü diğer sendika- yoksulluk, yolsuzluk ve talan olmuştur. ların ve toplumun farklı Haberleşme hizmetlekesimlerinin özelleştirrinin herkese eşit, nitelikme karşısında net tavır li ve ekonomik bir şekil“Özelleştirmeler halka koymamaları nedeniyle de sunulması gerekiyor. bu birlikteliğin yaratılsaldırının doğrudan Haberleşme de bir kamu masında başarı sağlanahizmetidir. Bu nedenle bir parçasıdır. Kamu madı. Özelleştirmelerin kamu eliyle yürütülmesi hizmeti anlayışının terk nasıl yapılması gerektiği gereken bir hizmettir. konusunda hükümetlere edilmesi ve kamusal Özelleştirmeler durduruakıl veren sendikalar bile alanın sermayeye teslim labilir mi? Nasıl? oldu bu süreçte. T ü r k Te l e k o m ’ u n edilmesidir.” 20-25 yıldır toplumun ve diğer kamu kurumözelleştirmeye ikna edillarının özelleştirilmesi mesi için yapılan propadurdurulabilir. Bunun ganda başarılı oldu. Bu örnekleri dünyada var, ülkemizde de olabilir. nedenle özelleştirmelere karşı topyekûn bir Özelleştirilen kurumlar geri de alınabilir. Ama mücadele verilemedi. Telekom’da özelleştirme süreci tamamlan- bunun için toplumun tüm kesimlerinin birlikte mış gibi görünüyor. Bugüne karar fiili meşru mücadele etmesi lazım. Özelleştirmeler konusunda Emek Platformu mücadelenin yanı sıra hukuki mücadeleyi de maalesef etkin bir tavır ortaya koyamamıştır. sürdürdük. Telekom’un özelleştirilmesinin durdurulması için üçü sendikamız tarafından Çünkü Emek Platformu’nda yer alan sendikalardan bir kısmı açıkça hükümetlere özelleşaçılmış toplam 18 dava var. Bunlardan birisi için yürütmeyi durdur- tirmelerin nasıl yapılması gerektiği konusunda ma talebi reddedildi. Danıştay, İdari Davalar akıl hocalığı yapıyorlar. Bu konfederasyonlara bağlı sendikalar tek Genel Kurulu’nda yapılan itirazı sonuçlandırmak yerine topu Anayasa Mahkemesi’ne attı. tek özelleştirme karşıtı eylem ve etkinlikler Anayasa Mahkemesi’nin 5189 sayılı yasanın yapıyorlar, mücadele yürütüyorlar ama buniptali için açılan davayı bir an önce sonuçlan- ların da başarı şansı yok. Özelleştirme karşıtı mücadelede halk desteğinin alınması konudırması gerekiyor. sunda da başarılı olunamadı.


KAMPANYA

 Bundan

sonra ne yapmayı planlıyorsunuz? Haber-Sen Türk Telekom’da özelleştirmeye karşı mücadelesini, hukuki ve fiili boyutta sürdürmeye devam edecek. İşimize, işyerimize sahip çıkmak için mücadeleyi tüm çalışanlarla ortak verme konusundaki çalışmalarımızı da sürdüreceğiz. İşyerlerini terk etmeme de dahil güçlü bir eylemlilik oluşturmak için çalışıyoruz. Uluslararası İşçi Kardeşliği’nin güçlendirmeye çabaladığı işçilerin uluslararası dayanışması hakkında ne düşünüyorsunuz? Uluslararası dayanışma önemli. Ancak kendi ülkemizde yaratamadığımız dayanışmayı diğerleriyle nasıl yaratacağız? Sendikalar birbirinin yaptığı eyleme temsili düzeyde “destek” veriyor. Uluslararası dayanışma da temsili düzeyin ilerisine gidemiyor. İşçilere ait bir “İşçilerin Kendi Partisi” kurulmalı mı? Yeni bir parti kurmak, varolanların sayısını bir artırmaktan öte bir işe yarar mı? Önemli olan birlikte bir şeyler yapabilmektir. Türkiye’de eksik olan ortak iş yapma kültürüdür. Emekten yana tüm siyasi partiler, gruplar, yapılar bir araya gelmezse hiçbirisinin tek başına bir başarı elde etme şansı yok. Öncelikle ortak iş yapmak için bir araya gelmeyi öğrenmeliyiz. Ayrılıklarımız yerine ortak noktalarımızı çoğaltmalıyız.

Serna-Seral Tekstil İşçilerinin İmza Kampanyası:

Grev ve Lokavt Kanunu Değişsin!

U

luslararası İşçi Kardeşliği’nin Kasım sayısında sizleri Serna-Seral Tekstil işçilerinin grevi hakkında bilgilendirmiştik. Uzun bir sendikalaşma mücadelesinin ardından greve çıkan tekstil işçileri yağmurdan korunmak için kullandıkları branda nedeniyle kolluk kuvvetlerinin saldırısına maruz kalmış ve gözaltına almalar olmuştu. Müdahalenin nedeni mevcut yasaların grevci işçilerin grev çadırı kurmasına bile izin vermemesiydi. Bunun üzerine SernaSeral Tekstil işçileri, işçilere hareket imkanı sağlamayan ancak patronlara lokavt durumunda bile pek çok ticari serbestlik tanıyan yasaların değişmesi için bir imza kampanyası başlattılar. Kampanyayı yürüten işçilerin gözlemleri çoğu insanın bu adaletsiz durumdan haberi olmadığı yönünde. Kampanyacı işçiler bundan sonra da kendilerini ilgilendiren tüm konularda yeni kampanyalar, toplantılar, eylemler vs. düzenleyerek işçi sınıfını bilgilendireceklerini söylüyorlar. Ancak birleşik ve bilinçli mücadelenin başarıya ulaşabileceğini ifade ediyorlar. Aşağıda imza kampanyası metnini yayımlıyoruz. Kampanyaya desteklerinizi iletmek için ad, soyad, meslek ve imzanızı TEKSİF Bakırköy Şubesi’ne gönderin. Tel: (212) 582 10 63, Faks: (212) 510 21 90.

TBMM Başkanlığı’na,

Türkiye’de 12 Eylül yasaları çerçevesinde halen geçerli olan 2821-2822 sayılı Toplu Sözleşme Grev ve Lokavt Kanunu, işçilerin güçlerinin açlık sınırının yarısına düştüğü bir ortamda, çalışma barışını tehlikeye düşürmüş, bıçağın kemiğe dayandığı bir hal almıştır. Örneğin grevde tüm kısıtlamalar işçilere getirilirken, bir çadır kurmaları bile yasaklanmakta, lokavt ilan etmiş bir işveren istediği gibi hareket etmekte, binlerce işçiyi adeta dar bir koridora hapsetmekteyken, işverene her türlü ticari serbestlik tanımakta olduğundan, Avrupa’nın talimat ve emirleri doğrultusunda yüzlerce yasa çıkartan meclisin kendi vatandaşlarının ihtiyaçları doğrultusunda yasal düzenleme yapmasını talep ediyor, acilen 2821-2822 sayılı yasaları çağdaş, eşitlikçi, işçilerin ve işsiz bırakılanların mağduriyetini gözeten düzenlemeler yapılmasını, Lokavtın bir insanlık suçu olduğunun kabulüyle yasadan çıkartılması ya da lokavt ilan eden tarafın tüm ticari ilişkilerinin dondurulmasını içeren, grevdeki işçinin ise korunma, barınma, dayanışma gibi hususlarda serbestliği getiren düzenlemelerin yapılmasını talep ediyoruz.

5


Uluslararası İşçi Kardeşliği

GÖRÜŞME

6

Tüpraş Özelleştirmesi ve “İKP”

Petrol-İş Aliağa şubesi üyesi Tüpraş işçisi Ziya Yanya ile söyleşi Tüpraş’ta neler oluyor? Aliağa’da durum nasıl? Umutlu ve eylemli bir bekleyiş içindeyiz. Aliağa’da esnaf dahil herkesin desteğini alan bir çalışma yürüttük. Yalanları anlatık, geleceğimizin nasıl yok edilmek istendiğini anlattık. Mücadelemiz mahkeme kararına göre yeniden şekillenecek ve gereken neyse yapacağız.

bilir. İşçi Kardeşliği’ni çok önemli buluyorum. Okuyan bütün işçilerin beğenisini topluyor. Bunu büyütüp bir işçi gazetesine çevirmeliyiz.

sendikalarının önkoşulsuz birliğini savunuyor. Bunun için ilk adımı bizler atmalıyız. SEKA’yı aşabilmemiz için işçilerin birliğini sağlayacak bir partiye ihtiyacımız var. Bu yüzden “İşçilerin Kendi Partisi” çalışmasına çok önem veriyorum. İşçileri patron partilerinden koparıp işçi mücadelesinde birleştiremezsek kaybederiz. Ancak bir işçi hükümeti bu gidişi durdurabilir ve yağmalanan fabrikaları tazminatsız geri ala-

Son olarak ne söylemek istersiniz? Benim emekliliğim geldi ama emeklilerin açlığa mahkum edildiği ülkemizde yarınlarımızı kazanmak bugünkü saldırıları durdurmaktan geçiyor. Ben kendimi kurtarmalıyım diyenler işçi kardeşlerine ihanet ediyorlar. Patronlar Türkiye’de ve dünyada birlik içerisinde. Birleşmekten ve mücadele etmekten başka yolumuz yok.

Aliağa şubesinde delege seçimleri ve ardından da şube genel kurulunun oluğunu söylediniz? Neler yaşanıyor? Bu kadar ağır saldırılar altında bile seçim bizi bölüyor. Sendika içinde bile patron partiPetrol Ofisi’nin özelleştirilmesi sürecini yaşa- lerinin adını kullanarak bizleri pazarlık konusu yapıyorlar. En hızlı işçi düşmanı bu hükümetten mış bir işçi olarak hangi dersleri çıkardınız? Petrol Ofisi işçileri işlerini, örgütlenme- hala umut besleyenler bir başkan adayını deslerini ve kazanılmış haklarını kaybettiler. teklemeye çalışıyorlar. Gündemi çarpıtmak için Biliyorsunuz sendikamız Irak savaşı için “Bu yaratılan milliyetçilikten etkilenenler ise diğer bir özelleştirme savaşıdır.” demişti. Önceki bir başkan adayını destekliyor. İşçinin inançları, değerleri elbette olacak; dönemde özelleştirmevar da zaten. Sendikada ye karşı mücadele bilinci “SEKA’yı aşabilmemiz bir yarış olacaksa mücayaratılamamıştı. SEKA, için işçilerin birliğini dele programı üzerinden Seydişehir, İskenderun sağlayacak bir partiye olmalı. Patronlara karşı Demir-Çelik’te ve mücadele verirken patTüpraş’ta bu bilinç arttı. ihtiyacımız var. Bu ronların sağı-solu bizi Bugün işçilerin ve topluyüzden “İşçilerin Kendi bölmemeli. Tam tersine mun büyük çoğunluğu bu Partisi” çalışmasına çok hep birlikte yarınlarımız yağmayı görüyor ve duriçin, çocuklarımız ve durmak istiyor. Türk-İş’e önem veriyorum.” ülkemizin geleceği için ve Emek Platformu’na birlik olmalıyız. İşçi sınıbüyük görev düşüyor. SSK hastanelerimize el konuldu; sosyal güven- fını bölen her şeye karşı mücadele etmeliyiz. lik yok ediliyor. Bu topyekûn saldırıyı ancak Bizi açlık koşullarında çalıştıranlara, çocuklarıülke çapında hatta dünya çapında ortak ve etkili mızı ve işçi kardeşlerimizi işsizliğe, sendikasız, sigortasız çalışmaya mahkum edenlere, yoksul mücadele ile durdurabiliriz. SEKA işçilerinin mücadelesinden gereken der- köylüleri yok edenlere karşı birleşmeliyiz. Bize sin alındığını ve bunun aşılabileceğini düşünü- işçi hükümeti lazım demiştim; bu kongre sürecinde de bunu hedefleyen bir çalışma yapmayor musunuz? Biliyorsunuz sendikamız Petrol-İş bütün işçi lıyız.


LİNÇ OLAYLARI

Ü

Linççiler ve İşçiler

lkemizdeki bazı son gelişmeler her vatan- ledir. Ülke bütünlüğünün, milletin birliğinin daş gibi biz işçileri de çok yakından çimentosu olduğu söylenir, bilinir. Kimi görüş ilgilendirmektedir. Değişim sürecindeki ülke- Türk kimliğinin, kimi görüş de Müslüman mizde bazı kişi ve kurumlar kendi özel durum- kimliğinin toplumu bir arada tutan ana unsur ları nedeniyle değişime direnmekte, yerleşik olduğunu öne sürer. Pek güzel, tamam da uygulamalar ve alışkanlıklarıyla egemenlikle- ülkemizde bu kimliklerin dışında da, içinde de rini devam ettirmek istemektedirler. başka kimlikler var. Onlar ne olacak? Ya da Çok okuyan bir toplum olmadığımız için, herkesin Türk ya da Müslüman kabul edilmebilgi kaynaklarımız da egemen görsel ve yazılı si, barış içinde mutlu yaşamamıza yeter mi? basın olunca hayatın acı gerçeklerini anla- Yetiyor mu? Biz Türk ve Müslüman olduğumakta zorluk çekiyoruz. Halbuki şöyle bir muz için mutlu olabiliriz ama her vatandaşıkafamızı kaldırıp etrafımıza bakabilsek, çeşitli mızın mutlu olması için Türk ve Müslüman önyargılarımızdan sıyrılıp olayları ve gelişme- olması mı gerekir? leri gerçekçi bakış açısıyla değerlendirebilsek; Şunu unutmamalıyız ki yıllardır yan hayatın, olayların ve gelişmelerin hiç de bize yana yaşadığımız komşularımızın, işyerinanlatıldığı gibi olmadığını göreceğiz ve iyi- deki, askerdeki, mahalledeki arkadaşlarımıler-kötüler, ezenler-ezizın pek çoğu belki de lenler, zalimler-mazlumetnik anlamda Türk, din“Farklı biçimlere saygı lar ayrışmasında gerçek sel anlamda Müslüman yerimizi alacağız. değildir. Ama pek çok duyun. Zalimlerin, kan Biz işçiler, sadenedenden dolayı gerçek tacirlerinin oyununa ce emeği ile geçiniyor kimliklerini gizlemiş ve gelip döven, söven ve olmakla iyi insan olmabugüne kadar gelmişleryı başarabiliyor muyuz? linç edenlerden olmayın. dir. Şimdilerde dünyada Yahut başarabilir miyiz? ve Türkiye’deki “tekilci” Barışı savunun.” İnsan ilişkileri ne yazık anlayış yerini “çoğulcuki sadece çalışma hayaluğa” bırakmaya başladıtındaki emek-sermaye ilişkilerinden ibaret ğı için ülkemizde bu değişimin sancıları daha değil. Çok değişik ilişki biçimleri var. Bu da acı oluyor. Geleneksel şartlanmışlıkla açığa ilişki biçimlerinden doğan haksızlık, adalet- çıkan yeni ve doğal kimliklerimize alışamıyosizlik ve de mutsuzluklar var. Dünyayı ve ruz. Kötü bakıyoruz. Zaman zaman iç düşman yaşamı yalnızca kendi yaşam alanımıza indir- mantığıyla kötü amaçlı yöneticilerin oyununa gemek, hayata eksik ve yanlış bakmak demek- gelip sokaklarda linç edecek insan arıyoruz. tir. Dolayısıyla biz işçiler, az okuyup da çok Dün kardeş, arkadaş, komşu bildiğimizi rahatbildiğini zannedenler olarak yanlış bilgilerle ça “öteki”, dolayısıyla kötü ve suçlu yerine donatılıp, yanlış davranmaya zorlanıyoruz. Bu koyup onu dışlayabiliyoruz. nedenle de her haliyle bizden olmayanları yani Halbuki bilmemiz gerekir ki hiçbir ülke “ötekileri” iç ve dış düşman olarak görerek bu tek bir ırktan ve dinden oluşmuyor. Ülkemiz süreçte hiç de hoş olmayan bir rol oynuyoruz. Türkiye’dir. Bizler de vatandaşız. Onun dışınHepimiz biliyoruz ki yaşadığımız ülkemiz- da Türk’üz, Kürt’üz, Ermeni’yiz, Yahudi’yiz, de yani Türkiye’de vatandaşlarımızın tartı- Rum’uz, Arap’ız, Laz’ız, Çerkez’iz vs. şılmaz, tartışıldığı zaman sorun çıkarılan iki Aynı zamanda Müslüman’ız, Hıristiyan’ız, temel kimliği vardır: Türk ve Müslüman kim- Musevi’yiz, Alevi’yiz, Sünni’yiz, ateistiz, lailiği. Bu iki kimlik, etnik ve dinsel kimlik, tabii ğiz. Bütün bunları kabul edeceğiz. Etmek ki ülkemizin gerçeğidir. Tartışmasız bu böy- zorundayız. Türklük ve Müslümanlık bütün

 7


HUKUK

Uluslararası İşçi Kardeşliği

vatandaşlarımı-

8

zın ortak üst kimliği değil, vatandaşlarımızın çoğunluğunun kimliğidir o kadar. Onun dışında her kimlik eşittir. Tek üst kimlik vardır, o da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığıdır. Bu konular bazı vatandaşlarımız için acı ve gözyaşı dolu anıları hatırlatsa da bu durumda bile eğer başkalarının acılarını hissetmezsek sevinçlerini de hissedemeyiz. Halbuki acılarımız ortaktır ve paylaşarak azaltabiliriz. Tıpkı sevinçlerimizi paylaşarak çoğaltmamız gibi. Benim işçiemekçi kardeşlerime söyleyeceğim son sözlerim şunlardır: Farklı biçimlere saygı duyun. Zalimlerin, kan tacirlerinin oyununa gelip döven, söven ve linç edenlerden olmayın. Barışı savunun. Her şeye rağmen barışı savunun. To p l u m u m u z u saran şiddet hastalığından, cinnet durumundan uzak durun. Burhan Nur, Belediye-İş

S

Yeni Borçlar Kanunu Tasarısı ve Sınıfsal Reflekslerimiz

on günlerde TİSK (Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu) hukuk işleri bölümü harıl harıl çalışarak yeni Türk Borçlar Kanunu Tasarısı hakkında görüş bildirmektedir. Başlı başına bu çabalar bile patronların en ufak hakları ve sosyal kazanımları üzerinde ne kadar kuvvetli sınıfsal reflekslere sahip olduklarının en güzel ifadesidir. Her kanunlaşma süreci aynı zamanda ortaçağ düellolarına benzer bir sınıfsal mücadele biçimidir. Hukuksal biçimin arkasında sonu gelmez bir çıkar çatışması sürüp gider. Ancak bilelim ki; işçi sınıfına bile güveni kalmamış bir takım uzmanlar grubuyla basireti bağlanmış Türkiye işçi sınıfı, kendini mecliste temsilden yoksun kaldıkça, yani ekonomik hak kavgasını siyasi arenada da temsil ettiremedikçe bugün çıkarılan ve çıkarılacak olan her kanun, işçilerin lehinde hiçbir şey barındıramaz. Arkadaşlar, borçlar kanunu iş kanununda hüküm bulunmadığı ve iş kanuBorçlar kanunu iş nunun açıkça kapsam dışı bıraktığı kanununda hüküm durumlarda uygulama bulabilen bir bulunmadığı ve yasadır. Ancak torba yasa olduğu için iş kanununda düzenlenmemiş herhangi iş kanununun bir durumda – sıvanın hemen boşluğa açıkça kapsam dışı yayılması gibi – iş hayatımıza etki edebıraktığı durumlarda bilecektir. Bu sebeple borçlar kanununun yasalaşma süreci, sendikalarımız uygulama bulabilen tarafından özenli bir biçimde takip bir yasadır. edilmeli ve gereken tedbirler alınmalıdır. Sendikalarımıza soralım! Borçlar Kanunu Tasarısı genel olarak İsviçre Hukukundan alındığı için içinde ilerici düzenlemeleri de barındırmaktadır. Bu bilinçle hareket ederek TİSK gibi patron örgütlerinin kanunlaşma sürecindeki olumsuz etkilerinin önüne geçmeliyiz. Bazı başlıklar halinde Türk Borçlar Kanunu Tasarısı: • Fazla çalışma: Tasarının 397. maddesinde ifade edilen “normal süreden daha fazla çalışmayı gerektiren bir işin yerine getirilmesi zorunluluğu doğar, işçi bunu yapabilecek durumda bulunur ve aynı zamanda kaçınması da dürüstlük kurallarına aykırı olursa işçi, karşılığı verilmek koşuluyla, fazla çalışmayı yerine getirmekle yükümlüdür.” hükmü son derece yanlıştır. Zira fazla mesai kural olarak işçinin rızasını gerektirir. Bazı nesnel şartlar sayarak fazla mesaiyi işçi için bir borç haline sokmak özgür iş sözleşmesinin sınırlarını ortadan kaldırmak demektir. Buna karşın tasarıda öngörülen fazla çalışmaya yüzde 50 oranda zamlı ücret düzenlemesi yerindedir ve İş Kanunu’ndaki ikili (yüzde 25 ile yüzde 50) ayrımı tasarı yönünde değiştirilmelidir. • Çırakların konumu: Tasarının 392. maddesi, hizmet akdinin çırakları da kapsadığından bahsederek emek sömürüsünün çok yüksek bir orana sahip olduğu “fiili stajyerlik” kurumlarını da sorumluluk


HUKUK

hukukunun içine aktarmıştır. sı şartını araması metinden çıkarılmalıdır. • Hakkaniyet sorumluluğu: Tasarının 64. • Genel giderler: Tasarının 413. maddemaddesi; “Tarafların ekonomik durumlasi, işyeri dışında kalan çalışmalarda işçirı göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet ye “geçimi için zorunlu harcamalarının” gerektiriyorsa hâkim, kusura bağlı olmakpatron tarafından ödenmesi hükme bağsızın zarar verenin sebep olduğu zararın, lanmıştır. İş ilişkisi işyerinde doğar ve uygun biçimde giderilmesine karar verebisözleşme bu bakımdan da bir belirleyicilir.” ifadesine yer vererek hakimin somut lik niteliği taşır. Dolayısıyla ek harcama olayda ekonomik güç ilişkilerine göre tazgiderlerinin patrona ödetilmesi yerinde minat sorumluluğu yaratabilmesine olanak olmuştur. 414. madde de aynı doğrultuda sağlayacaktır. Biz biliyoruz ki modern işçinin işin görülmesi için kullandığı arakapitalist toplum ilişkileri ekonomik güç cın tüm masraflarının patronca ödenmesini ilişkileriyle biçimlenir. Dolayısıyla işçidüzenleyerek doğru bir ifadeye ulaşmıştır. patron arasındaki ilişki biçimi de bir eko- • İbra: İşçilik haklarından ibranın yasanomik güç ilişkisidir. O halde bir hakya sokulması son derece yanlıştır. İbra, kaniyet kıstası olarak iş hayatında patronlar bunun benimsenmetarafından son derece Bu tasarı da üzerinde mesinde bir gariplik istismara elverişli bir durulmadığı, gündeme yoktur. Bu maddenin kurumdur. İşçinin birkorunması gerekir. birinden farklı değişik getirilmediği zaman Ülkemizdeki iş kazabulunduğu için işçi aleyhinde hükümler hakları larında her gün üçten genel bir ibra sözleşmebarındırabilen ve işçi fazla işçi arkadaşımısinin varolmaması gerezın ailelerini arkada lehine olan kazanımların kir. Bu nedenle ibranın bırakarak hayatını ispatının zorlaştırılması da yitirilebildiği bir kaybettiği/kaybettive tüm borçlar açısından metin haline gelecektir. ibranın kabul edilmemerildiği gerçeğini görmezden gelemeyiz. si gerekir. Bunun için patronla• İşyerinin devri halinrın tazminat sorumlulukları azami hadde de tasarının 427. maddesi işçinin rızasını tutulmalıdır. aramamaktadır. Bu halde en azından işçi • Cezai şart: Tasarının 419. maddesi, karşılehine haklı sebeple fesih öngörülmelidir. lıklı olmak koşuluyla cezai şartı mümkün Borçlar kanununun kullanım alanı dikkakılmaktadır. Yargıtay’ın yıllardır süregelen te alındığında bu düzenlemenin yerinde içtihatları doğrultusunda ekonomik dengeolmadığı belirginleşmektedir. sizliğin cezai şartın uygulanmasına imkan Görüldüğü üzere her yasa taslağı gibi vermemesini kabul etmeliyiz. Buna göre Borçlar Kanunu Tasarısı da üzerinde durulişçinin iş bulabilmek için imza atacağı her madığı, gündeme getirilmediği zaman işçi sözleşmeden dolayı yıllar boyu sorumlu aleyhinde hükümler barındırabilen ve işçi tutulabilmesini anlamlandırmak olanaksız- lehine olan kazanımların da yitirilebildiği dır. Bu hüküm derhal işçi lehine bir içeriğe bir metin haline gelecektir. Bunu engelleyekavuşturulmalıdır. bilmenin tek yolu suyun başına geçebilmek, • İkramiye talebi: Dönemsel olarak verilen kaynağı çıktığı yerde yakalayabilmektir. Bu ikramiye, iş ilişkisi sona ermiş olsa bile, da ancak Meclis’te temsilcileri bulunan, sadeişçi tarafından çalıştığı süreye denk düşen ce işçilerin kuracağı bir kitle partisiyle, yani kısmı kadarıyla talep edilebilmeli ve tasa- “İşçilerin Kendi Partisi” ile mümkün olabilir. rının bu durum için ayrı bir anlaşma olma-

9


Uluslararası İşçi Kardeşliği

EĞİTİM

10

Y

Eğitimde Özelleştirme

aklaşık 25 yıldır süren özelleştirme giri- ğu anlamına gelmez. Çünkü okullarda sadece şimleri eğitimde de devam ediyor. Henüz bu işler için para harcanmıyor. Spor parası şu okulu şu kadar paraya satıyoruz demediler. isteniyor, kıyafetler için masraf yapılması gereAma özelleştirme olması için bunun denmesine kiyor. Parasız eğitimde velinin, öğrencisi için de gerek yok. hiçbir para ödememesi gerek. Her eğitim-öğretim döneminin açılış zamaBugün en az masraflı okul öğrenci başına 100 nında Milli Eğitim Bakanlığı, okulların kayıt milyon kayıt parası, 20 milyon aidat, 15 milyon karası toplayamayacağını, isterlerse velilerin kırtasiye giderleri ve 60 milyon forma bedeli makbuz karşılığında bağış yapabileceklerini topluyor. Bu, en az isteyen okul. Astronomik medyadan topluma duyuruyor. Bizler de “Bak rakamları telaffuz eden okullar da mevcut. işte bakanımız TV’den açıklama yaptı, kayıt Maliye bakanlığının hazırladığı bütçede parası zorunlu değil. Müdürler yine de zorla okulların ihtiyaçları yoktur. Devlet, yaparsa, alıyorlar. Ceplerine indirecekler herhalde.” diye okulu yapar, öğretmen gönderir, masa ve sırayakınıyoruz. sını alır. Bu kadar. Okul Evet, bunlar her sene bunun dışındaki ihtiyaçlaOkulun ihtiyaçlarını yaşananlar. Peki, işin aslı rı için velilere başvurmak böyle mi? zorundadır. karşılamayan bakanlık Kesinlikle değil. Bu seneki bütçe geçen yaptığı açıklamalarla Devlet çok uzun süreyıla göre biraz artış göskendisi aradan çekilip dir okullara para aktarmatermiş. Bakanlık bunu yı kesti. Okulların temel “eğitime ayrılan pay artıvelilerle okulu karşı ihtiyaçları olan kağıt, yor” diye sundu. Bunun karşıya getiriyor. pano, harita, tebeşir ve ne kadar büyük bir yalan diğer kırtasiye giderlerinin olduğu ayrıntılarda gizli. hepsini okul ya da öğretmen alıyor. Üstelik yine Öncelikle eğitim bütçesinin büyük bir kısmı okulun temizliğini, memurluk işlerini yapacak personel maaşlarını ödemeye gidiyor. Artış olapersonelin atamaları yapılmıyor. Okul kendi rak gösterilen kısım da özel okulları arttırma bütçesiyle eleman bulmak ve maaşlarını öde- ve geliştirmeye ayrılmış. Bütçedeki bu “kıyak” mek zorunda bırakılıyor. Hatta öğretmen açığı yetmemiş olacak ki Milli Eğitim Bakanlığı varsa bunu da okulun karşılaması gerekiyor. “çocuğunu özel okula gönderen velilere masrafBütün bunları yapacak olan okulun, idarenin larının tamamının, ödeyeceği vergiden düşürüen önemli para kaynağı olarak da veliler kalı- leceğini” duyuruyor. Devlet okuluna giden para yor. ödeyecek ve bunu gider olarak gösteremeyecek. Yani sözün kısası “okula kayıt parası ala- Yani ödediği parayı geri alamayacak. Özel mazsın” diyen bakanlık hem okula para gön- okula gönderen alacak. Bu kadar mı özel okul dermiyor hem de bu ihtiyaçları karşılamıyor. “kıyağı”. Özel okulların vergileri neredeyse Yaptığı açıklamalarla kendisi aradan çekilip sıfırlanıyor. Arsalar ücretsiz veriliyor. Krediler velilerle okulu karşı karşıya getiriyor. Bizler de devlet tarafından çok düşük faizlerle verilecek. okul ile sürtüşüyoruz. Bunları gördükten sonra devletin kimin tarafını Tabii ki bu söylediklerim temel ihtiyaçlar. tuttuğunu çok açık söyleyebiliriz. Bir de bazı müdürlerin toplanan paraların bir Konu maaşlara yapılacak zamma, eğitime, kısmını ceplerine indirdiğini de söyleyebiliriz. sağlığa ayrılacak ödeneğe geldiğinde bütçemiz Anayasada eğitim parasızdır diye yazar. bu kadar diyen devlet, özel sermaye gelince Diyelim ki okulun bu ihtiyaçları için devlet kesesinin ağzını açmasını çok iyi biliyor. Bizler bütçe ayırıyor. Yine de bu eğitimin parasız oldu- nitelikli, parasız, bilimsel eğitim almak istiyor-


SOSYAL GÜVENLİK

 sak

önce sorunun çözümünün müdürlerle tartışmaktan değil örgütlenerek sendikal mücadele veren eğitim emekçilerini desteklemekten geçtiğini görmeliyiz. Bizler de dernek ve benzeri örgütlenmeler kurarak haklarımızı aramak için birleşebiliriz. Taleplerimiz şunlar olmalıdır: • Herkese nitelikli, parasız, kamusal eğitim verilmelidir. • Bütün özel okullar tazminat ödemeden derhal devlet okulu olarak kamulaştırılmalıdır. • Sınıfların en fazla 30 kişilik olabilmesi için öğretmen ve okul sayısı arttırılmalıdır. • Binaların depreme dayanaklılığı acilen kontrol edilmeli ve dayanıklı olmayan binalarda eğitim verilmesi durdurulmalıdır. • Eğitim emekçileri sendikalarının grev ve toplu sözleşme hakları tanınmalıdır.

Sosyal Güvenlik Yıkım Tasarısına karşı Mücadele ESK’da Verilemez!

Emek Platformu itirazlarını ve taleplerini bildiri ve broşürlerle yayınlamalı; ortak eylem çağrısı yapmalıdır.

I

MF talimatı ile derhal yasalaştırılması istenen, sağlık ve emeklilik haklarımıza göz dikmiş yasa tasarısı karşısında Emek Platformu ortak itirazlarını dile getirdi. Bu yasa tasarısının Meclis açılır açılmaz komisyonda görüşülmeye başlanması üzerine Emek Platformu toplanarak mutabakat olmadan yasa tasarısının görüşülmesinin askıya alınması ve tüm sosyal taraflarla asgari müştereklerde mutabık kalınmasından sonra tasarının TBMM’de görüşülmesi çağrısını yaptı. Türk-İş’in dönem başkanlığını yürüttüEmek Platformu ğü Emek Platformu 13 Ekim günü yaptığı tasarıyı ESK’da basın açıklamasında “Tasarının tek amacı çalışanların mevcut sistemdeki haklarını görüşmek geriye götürerek daraltmak, yükümlülükleyerine tabanını rini ağırlaştırmak, böylece sistemin açıklabilgilendirerek rını kapatmaktır.” deniyordu. Emek Platformu’nun itirazı olan madbirleşik mücadeleyi deler zaten IMF’nin şart olarak koştuğu örgütlemelidir. tasarının esasını oluşturmaktadır: emekli olma şartlarının ağırlaştırılması; prim ödeme gün sayısının 9 bine çıkarılması; emekli, dul ve yetim aylıklarının düşürülmesi; sağlık yardımlarının hak olmaktan çıkarılarak piyasalaştırılması, kısıtlanması ve bu yetkinin idareye bırakılması öngörülmektedir. Emek Platformu’nun tasarıya karşı duruşu önemlidir. Son dönemde işçi sınıfını ilgilendiren her önemli mücadelede olduğu gibi Emek Platformu yine öne çıkmıştır. Ancak tasarının görüşmesi sadece bütçe görüşmelerinin sonrasına ertelenmiştir. Daha sonra ise hükümet, Ekonomik Sosyal Konseyi toplamış, TİSK dışındaki bu kurulun bileşiminde yer almayan patron örgütlerini de toplantıya katmış ve tasarının burada görüşülmesi sürecini başlatmıştır. ESK içerisinde bu tasarı ile ilgili çalışma grubu oluşturulmuştur. Tasarının amacı bellidir: Sosyal güvenlik sisteminde önemli bir yıkım getirmek. Bunun karşısında Emek Platformu’nun pozisyonu da ortaktır. Ancak eksik olan hem tek tek işçi konfederasyonlarının, hem de Emek Platformu’nun tasarının getireceği yıkımı tabanlarına anlatan bildiriler, broşürler yayımlamaları, üyelerini ve tüm emekçileri bilgilendirmeleri ve ortak eyleme çağırmalarıdır. ESK içerisinde patron örgütleri ile ortak çalışma komisyonlarında görüşlerini dile getirerek bir sonuç alacaklarını veya görevlerini yerine getirdiklerini düşünmemelidirler. Ülkemizdeki tüm emeği ile geçinenleri ilgilendiren böyle bir tasarı karşısında tüm emekçi örgütlerinin ve Emek Platformu’nun görevi önce emekçileri gereğince bilgilendirecek bildiriler yayınlamak sonra da sonuç almak için ortak eylemleri örgütlemektir.

11


Uluslararası İşçi Kardeşliği

KAMPANYA

Emek Platformu’na Çağrı:

Bağımsız Bir İşçi Partisi Kurun!

Biz aşağıda imzası bulunanlar;

Emek Platformu’nun, Türkiye’deki işçi ve kamu çalışanlarının örgütlü güçlerinin hemen hepsini biraraya getirdiğinin bilincindeyiz. Tek başına hiçbir işçi konfederasyonunun toplayamayacağı kesimleri kucakladığını ve eyleme yöneltebildiğini biliyoruz ve görüyoruz. Büyük patronların ve onların hükümetlerinin Emek Platformu’nun ismine bile nasıl tahammül edemediklerinin farkındayız. Buna rağmen gerek sağda gerek solda Emek Platformu’nun parçalanması için çaba gösterenlerin içinde bulundukları gaflete de şaşırmadan edemiyoruz. Bütün zamanların en vahşi büyük patron politikaları saldırısıyla karşı karşıya bulunan örgütlü işçi sınıfının bu saldırılara yeterli cevabı verebilmesi için siyaset alanına yükselip sıçramasının zorunlu olduğunu, bu yapılmadığı takdirde geri adım atıla atıla elimiz-

deki tek sığınağımız olan sendikalarımızı bile kaybedebileceğimizi anlıyoruz. Büyük patronlar politikalarını kendileri lehine ve tabii işçiler aleyhine yasalar çıkartan partileriyle yürütüyorlar. Buna karşılık, artık işçilerin de kendilerini savunmak ve bütün milleti içine düştüğü çukurdan kurtarmak için kendi bağımsız partilerini kurmalarının zamanı gelip de geçmiyor mu? Siyaset siyasi parti ile yapılır. Bundan kaçmanın kime yararı olabilir? Emek Platformu’nun elinde, aslında bütün bileşenlerinin altını imzalamış oldukları bir program mevcut. Bu program ancak bir siyasi partinin elinde bir anlam kazanır, aksi takdirde şimdi olduğu gibi içi boş ve kullanılmayan bir metinden öteye geçemez. İşte bütün bu gerekçelerden hareketle, Emek Platformu’nu, bu tarihsel görevi yerine getirmek için bağımsız bir işçi partisi kurma çağrısı yapmaya davet ediyoruz.

İmzacılar Belediye-İş

Mehmet Aşkın, 1 Nolu Şube Bşk.; Hüseyin Ateş, (eski) Yönetim Kurulu Üyesi; İsmail Kaya, Şube Bşk.; Şenol Erdem, Beyoğlu Şube Yöneticisi; Sadettin Yıldırım, İETT Şube Bşk.; Hamza Akpınar, Şube Yöneticisi; Fikret Yayla, Temsilci;; O. Suat Kalyoncu, Kocaeli Şube Bşk.; Osman Subaşı, Kocaeli Şube Yön. Kurulu Üyesi; Veli Göl, Kocaeli Şube Yön. Kurulu Üyesi; Hasan Kahveci, Kocaeli Şube Yön. Kurulu Üyesi; Yaşar Mısırlıoğlu, Kocaeli Şube Yön. Kurulu Üyesi; Belfiye Özlem, Eskişehir Şube Çalışanı; Mehmet Arslan, Eskişehir Şube Çalışanı; Enver Eyiröğen, Eskişehir Şube Çalışanı

Birleşik Metal-İş

Erdinç Gürel, Temsilci; Serkan Çavuşlu, Temsilci; Hüseyin Özer, Temsilci; Mustafa Demirtaş, Temsilci; Birol Onat, Temsilci; Ali Rıza Duman, Temsilci; Mustafa Korkmaz, Temsilci; Kıyasettin Kızılkaya, Temsilci; İlhan

12

Çelik, Temsilci; Hayati Kocatepe, Temsilci; Mürsel Çalağan, Temsilci; Ali Kodaş, Temsilci; Hakkı Akkaya, Temsilci; Beytullah Ürem, Temsilci; Rıfat Codra, Temsilci; Ceyhan Ay, Temsilci; Basri Dönmez, Temsilci; Hasan Sadıç, Temsilci; Zeki Bülbül, Temsilci; Hasan Arslan, Örgütlenme Uzmanı.

Çimse-İş

Kürşat Ceylan, Eskişehir Temsilcisi; A. İhsan Koluaçık, Eskişehir Temsilcisi

Kristal-İş

Engin Yılmaz, Genel Başkan Vekili; Hasan Bilgiç, Genel Mali Sekreter; Polat Akbaş, Genel Eğitim Sekreteri; Tamer Tat, Mersin Şube Bşk.; Recep Nahırcı, Şube Sekreteri; Metin Maraba, Şube Mali Sekreteri; Ali Sevinç; Metin Tekin; Metin Bölükbaşı; Güven Canpolat; Cevat Kornal; Recep Topçu; Mecnun Aytekin, Rami Temsilcisi; Salih Filiz, Rami Temsilcisi; Mustafa Tabakçıoğlu, Rami Temsilcisi;


KAMPANYA Bülent Öztürk, Topkapı Cam Temsilcisi; Faruk Dönmez, Topkapı Cam Temsilcisi; Sinan Uçar, Topkapı Cam Temsilcisi; Sinan Akova, Topkapı Cam Temsilcisi; Mülkalan Çelebi, İstanbul Cam Temsilcisi; Hazma Ardıç, İstanbul Cam Temsilcisi; Hasan Şeker, İstanbul Cam Temsilcisi; Mahmut Kornal, İstanbul Cam Temsilcisi; Şakir Davulcu, İstanbul Cam Temsilcisi.

Lastik-İş

Kurulu Üyesi; Barbaros Öz Çoban, Yönetim Kurulu Üyesi; Güner Çiçekli, Kocaeli Şube Yön. Kurulu Üyesi; Mustafa Yıldırım, Kocaeli Şube Denetleme Kurulu Bşk.; Münir Candır, Kocaeli Şube Denetleme Kurulu Raportörü; Muradettin Erdemir, Kocaeli Şube Denetleme Kurulu Üyesi; Şaban Çelik, Kocaeli Şube Disiplin Kurulu Bşk.; İsa Özdemir, Kocaeli Şube Disiplin Kurulu Raportörü; Bilal Oktun, Kocaeli Şube Disiplin Kurulu Üyesi; Muzaffer Ulukaradoğan, Kocaeli Şube Disiplin Kurulu Üyesi; Ayhan Hoşel, Kocaeli Şube Disiplin Kurulu Üyesi; Mustafa Bayram, Baş Temsilci; Bülent Naş, Temsilci; İsmail Baycan, Temsilci; İhsan Demirer, Temsilci; Murat Er, Temsilci; Gökmen Gökbulut, Temsilci

Bülent Yavaş, İstanbul Şube Başkanı; Metin Yılmaz, (eski) Şube İdari Sekreteri; Kemal Aydın, Şube Baş Temsilcisi; Hasan Kaya, Şube Mali Sekreteri; H. İbrahim Kurtuluş, Temsilci; Mahmut Ali Gümüş, Temsilci; Cevat Candan, Baş Temsilci; Enver Uçar, (eski) Temsilci; Turfan Şahin, Temsilci; Sibel Aslan, Şube Tüm Bel-Sen Sekreteri. Fahrettin Ağdaş, İstanbul 3 No’lu Şube Bşk; Atanur Çiftlik, İstanbul 3 No’lu Şube Bşk. Petrol-İş Yard.; Düzgün Kaldaş, İstanbul 3 No’lu Şube Adil Alaybeyoğlu, Mersin Şube Bşk.; Metin Örg. Sek. Avcı, Mersin Şube Denetim Kurulu Bşk.; Bülent Subaşı, Mersin Şube Disiplin Kurulu Yol-İş Bşk.; Faruk Karaküçük, Mersin Şube İdari S. Sayem Evren, Mersin Şube Bşk.; Ali Okçu, Sekreteri Eskişehir Şube Genel Sekreteri;

Teksif

Çetin Yelken, Bakırköy Şube Başkanı; Yurter Çalcuak, Bakırköy Şube Başkan Vekili; Erol Tutu, Yön. Kurulu Üyesi; Ferhat Dikmen, Yön. Kurulu Üyesi; Recep Karaçay, Bakırköy Şube Yön. Kurulu Üyesi; Temel Haliloğlu, Bakırköy Şube Sekreteri; Murat Dengiz, Bakırköy Şube Yöneticisi; Songül Şimşek, Baş Temsilci; Salih Tuncel, Eskişehir İl Temsilcisi; İbrahim Öner, Kocaeli Şube Bşk.; Hüseyin Bülbül, Kocaeli Şube Bşk. Vekili; Necdet Edik, Kocaeli Şube Sek.; Levent Uzan, Kocaeli Şube Saymanı; Mustafa Karataş, Kocaeli Şube Yön. Kurulu Üyesi; Ali Karaca, Kocaeli Şube Yön. Kurulu Üyesi; R. Nuri Erbaş, Kocaeli Şube Yön.

Deri-İş, Disk Tekstil, Genel-İş, Harb-İş, Petkim-İş, Tarım-İş, Tek Gıda-İş, Tez Koop-İş, Türk Metal-İş

İsa Geniş, (eski) Deri-İş Sekreteri; Hasan Işık, Disk Tekstil İstanbul Şube Sekreteri; Hikmet Selef, Genel-İş Eskişehir Şube Bölge Temsilcisi; Hasan Atak, Harb-İş Eskişehir Eğitim ve Teşkilatlanma Sekreteri; Derviş Serin, (eski) Petkim-İş Genel Sekreteri; Metin Doruk, Tarım-İş Eskişehir Şube Sek.; Dede Bayrak, Tek Gıda-İş Eskişehir Genel Sek.; Recai Ilgın, Tez Koop-İş Eskişehir Şube Bşk.; M. Ali Uz, Türk Metal-İş Eskişehir Şube Sek.

Emek Platformu’nu bağımsız bir işçi partisi kurulması için çağrıda bulunmaya davet eden kampanyanızı destekliyorum.

İsim, Soyisim: ................................................... Sendika: ...................................................

Görev: ................................................... İmza: ...................................................

Desteğinizi doğrudan bizimle temas kurarak veya (216) 330 95 67 nolu faksa veya iletisim@iscikardesligi.org e-posta adresine göndererek iletebilirsiniz.

13


Uluslararası İşçi Kardeşliği

PAKİSTAN

14

Depremin yıktığı, kayıpların her gün arttığı

D

Pakistan’ın Dış Borçları Silinsin!

epremin ardından Pakistan’da ölenlerin sayısı 80 bini buldu ve belki de aştı. Depremin yıktığı bölgelere destek çalışmalarını ILC ile dayanışma içerisinde sürdüren APTUF (Tüm Pakistan İşçi Sendikaları Federasyonu) yıkımın en büyük olduğu bölgelerde iki kamp kurmuş ve yardım çalışmalarını buralarda bizzat yürütüyor. APTUF Pakistan’dan şunları aktarıyor: “Eğer kurtarma ve yardım faaliyetleri bugünkü düzeyinde kalırsa on binlerce insan daha, sağlık hizmeti alamadığı için, yayılan enfeksiyonlar sebebiyle, gıdasızlıktan, içecek su bulunmamasından, barınaksızlıktan ve felaket soğuk olan hava nedeniyle ölecek.” APTUF depremin hemen ardından tüm dünyadan işçi örgütlerini ve işçileri ILC aracılığı ile yaşanan yıkım karşısında bizzat işçi dayanışması içerisinde örgütlenecek bir dayanışma kampanyasına çağırdı. Diğer yandan APTUF Pakistan’da depremin getirdiği yıkım karşısında derhal alınması gereken önlemler için gerekli kaynağın mevcut olduğunu, bunun için Pakistan’ın dış borç geri ödemelerini durdurmasının yeterli olduğunu açıklıyor. Pakistan’ın dış borçlarının silinmesi çağrısını yapıyor. Depremin vurduğu yerlerdeki yaralıları ve çocukları başka bölgelere aktarmak için yüzlerce helikopter gerekiyor. Bu para gerektiriyor. Sıcak tutan çadır eksikliği çok fazla. Ayrıca hemen geçici konutların yapılması gerekiyor. Kitlesel şekilde insanların başka bölgelere aktarılmaları ve buralarda güvenli barınaklara ve sağlık hizmetlerine kavuşmaları gerekiyor. Ayrıca büyük ve samimi bir yeniden inşa faaliyetinin başlaması gerekiyor. Tüm bunlar için paraya ihtiyaç var. APTUF bu paranın aslında mevcut olduğunu hatırlatıyor: Pakistan’ın dış borcunun silinmesi derhal yaklaşık 3 milyar dolarlık bir kaynağa ulaşılması anlamına geliyor. Bugün Pakistan’ın dış borcu 34 milyar dolara ulaştı. Geçen yıl Pakistan tarafından

yapılan dış borç geri ödemesi 2 milyar 716 milyon doları bulmuştu. Bu koşullarda, milyarlarca doların yardım ve yeniden inşa faaliyetleri için kullanılacağına, uluslararası spekülasyonun açgözlülüğünden dolayı ülke dışına aktarılmasına izin verilebilir mi? Pakistan’da dış borç geri ödemeleri bütçedeki en büyük kalem. Bu dış borç Pakistan halkının borcu değildir. Yabancı yatırımcıların ve yerel sömürücülerin yararına sürdürülen yapısal uyum programlarının sonucunda girilmiş bir borçtur. 1980’den bu yana Pakistan almış olduğu borçların beş katını geri ödemiş durumda. Ancak bugünkü dış borcu 1980’deki rakamın üç katından fazlası. APTUF dış borçların derhal silinmesini talep ediyor. Tüm ülkelerden işçi örgütlerini de bu talebi desteklemeye çağırıyor. Ayrıca ülkedeki devasa savunma bütçesinin de derhal azaltılmasını talep ediyor. Ve bu paraların mağdurların ihtiyaçları ve tedavileri ve yeniden inşa için, herkese sosyal güvenlik ve iş sağlamak için kullanılmasını talep ediyor. Uluslararası İşçi Kardeşliği olarak ne yazık ki APTUF’un çağrısını yaptığı işçi örgütleri arasındaki dayanışma ile örgütlenecek yardım kampanyasını Türkiye’de örgütlemek için geç kaldığımızı düşünüyoruz. Birçok sendika

Kampanya bilgisi

APTUF‘a dayanışma mesajları iletmek için: APTUF (All Pakistan Trade Union Federation) 14-N, Industrial Area, Gulberg, Lahore - Pakistan. Tel: 00 92-42-5755078 ve 00 92-42-5755079 Faks: 00 92-42-6665301 E-posta: aptuf@brain.net.pk Maddi yardımlar Pakistan’daki yasal zorluklardan dolayı ILC tarafından Fransa’daki şu adrese gönderilecek çekler vasıtası ile toplanıyor: CMO « Solidarité Pakistan » c/o EIT 87, rue du Faubourg-Saint-Denis -75010 Paris/France


FRANSA

 içerisinde

dayanışma kampanyaları yapıldı ve toplanan yardımlar Kızılay’a iletildi. Ancak halkların resmi kanallarla iletmeye çalıştığı yardımların nasıl amacına hizmet etmediğini en iyi yaşadığımız Gölcük depreminden biliyoruz. Bundan sonra bu kampanyaları işçi dayanışması kanallarını kullanarak örgütlemek gerektiği ve her kuruşun, her kazağın ve her ilacın yerine ulaşmasının bizzat kendi örgütlenmemiz içerisinde sağlanması gerektiğini hatırlayarak, Pakistan işçi sendikası APTUF’un tüm taleplerine desteğimizi sunuyoruz. Pakistan’ın kaynakları başta kayıplara yeni on binlerin eklenmemesi için olmak üzere mağdurların ihtiyaçları için kullanılsın! Deprem mağdurları soğukta ve açıkta ölmeye terk edilmesin! Pakistan’ın dış borçları derhal silinsin!

F

Fransa’nın Krizi ve Hükümetin “Çare” Önerileri

ransa’da 27 Ekim’de başlayan olaylarda açığa çıkan öfke, yıllardır Fransız hükümetlerinin uyguladığı ve Fransa’daki sosyal dokuyu büyük ölçüde zedelemiş olan politikalardan kaynaklanıyor. Yıllardır izlenen politikalar tüm nüfusu, en fazla da gençleri vurmuş durumda. Fransa’nın geçmişteki güçlü sosyal dokusu herkesin insanca yaşayabileceği bir ücret aldığı bir işi olmasına dayanıyordu. Toplumda herkes ancak bu şekilde bir yere ve geleceğe sahip olabilir. Fransa’da ulusal ve etnik kökeni ne olursa olsun, işçi sınıfını ve onun farklı bileşenlerini ve nesillerini birbirine bağlamış olan herkes için istihdam koşulları olmuştur. Bugün ise izlenen politikaların sonucunda Paris’in kuzeyindeki bir banliyö olan Seine Saint Denis’te işsizlik oranı yüzde 25’e ve hatta kimi bölgelerde yüzde 50’ye çıkmış durumda. “İş” bulabilmiş olan şanslı gençler bir “eğitim”den diğerine, sonrasında ise yine “şanslı” olanlar kısa süreli bir iş sözleşmesinden bir yenisine sürükleniyorlar. Peki şimdi Fransız hükümeti yaşananlar karşısında ne önlem almayı öneriyor? Acil önlem olarak 3 Nisan 1955 yasasını uygulamayı. Yani Cezayir savaşı döneminde çıkarılmış ama o zaman bile uygulanmamış olan tümüyle anti-demokratik bir yasayı. Oysa tarih Fransa’ya bu tür yasaların sorunları çözmek bir yana daha da içinden çıkılmaz bir hale getirdiğini öğretmiş olmalı. 1955 Olağanüstü Hal yasasına başvurmanın dışında Başbakan yeni önlemler olarak şunları açıkladı: Serbest ticaret bölgelerinin arttırılması (bu bölgelerde Fransız iş yasası uygulanmıyor); aslında devletin görevi olan kamu hizmetlerinin yerine ikame edilmeye çalışılan kimi hayır kurumlarına destek verilmesi ve en önemlisi okuldan ayrılma için asgari yaşın 16’dan 14’e indirilmesi ve iş eğitimine başlama yaşının 14’e inmesi. Bu son konu, sonrasında bir kalifikasyon ya da bir diploma alınan bir stajyerlik ya da mesleki eğitim gibi görülmemeli. Esasen bunun anlamı gençleri 14 yaşından itibaren sömürebilmeye ve bedava işgücü olarak kullanabilmeye olanak verilmesi. Bu “önlemlerin” sorunları çözmek bir yana daha da keskinleştireceği ortada. Fransa ciddi bir siyasal kriz yaşıyor. 29 Mayıs referandumunda halk, işçi sınıfının öncülüğünde kaderini eline alma kararlılığını gösterdi. Tüm siyasi elitlerin olağanüstü çabalarına karşın “hayır” oyu zafer kazandı. Bu AB’den dayatılan ve on yıllardır sosyal dokuyu bozmuş, parçalamış politikalardan kurtulma isteğinin güçlü bir ifadesiydi. Ama hükümet tam tersi yolda gitmekte kararlı olduğunu açıklıyor. Aynen Almanya’da seçime gitmek zorunda kalmasına karşın Schröder’in de “reformlardan” vazgeçmeme kararlılığı sergilediği gibi. Bu yoldan çıkılmasını sağlayacak ve sosyal dokuyu harap eden siyasal işleyişi sonlandıracak olan, ancak işçi sınıfının, farklı bileşenlerini ve nesillerini bir araya getiren, kitlesel eylemi olabilir.

15


Uluslararası İşçi Kardeşliği

AMERİKA KITASI

H

17 Ekim Özelleştirmeye karşı

aberini önceki sayımızda verdiğimiz; Bolivya’da hükümetin düşmesiyle sonuçlanan millileştirme mücadelesinin ardından düzenlenen La Paz Kıta Konferansı’nda kararı alınan Özelleştirmeye karşı Uluslararası Mücadele Günü, başta Amerika kıtası olmak üzere tüm dünyada işçi örgütlerinden destek topladı. Fransa’dan Paraguay’a, Brezilya’dan ABD’ye, Bolivya’dan İspanya’ya tüm dünyada eylemler düzenlendi, dayanışma mesajları iletildi.

ABD

Bir Milyon İşçi Yürüyüşü, ABD işçilerinin yeniden ayağa kalkma mücadelelerine verdiği gelenekselleşmiş bir isim. Bir sene önce başkanlık seçimleri arifesinde işçiler bu slogan altında savaşa karşı hareketlendiler ve hem Bush’un Cumhuriyetçi hem Kerry’nin Demokrat Partisi hem de kendi konfederasyonları AFL-CIO yönetiminin engellemelerine karşı Washington’da bir yürüyüş düzenlediler. Ayrıca MWMM (Bir Milyon İşçi Yürüyüşü Hareketi) adı altında bir örgütlenme de oluşturdular. 14 Ekim’de Teamsters (Şoförler Sendikası) 639 nolu şubesinde toplanan MWMM Washington Bölge Toplantısı, Irak’ta süren işgalin nasıl durdurulabileceğini, Katrina Kasırgası’nın ardından New Orleans halkının durumunu ve 17 Ekim Özelleştirmeye karşı Uluslararası Mücadele Günü’nü konuştu. Savaş ve New Orleans halkının durumuyla ilgili ABD Savaşa Karşı İşçi Cephesi (USLAW) adına toplantıya katılan Gene Bruskin şunları söyledi: Savaşa karşı çıkıyoruz, çünkü bunun biz işçi hareketindekiler için merkezi önemde bir mesele olduğunu düşünüyoruz: savaşması ve ölmesi istenenler, örgütlerimizin üyeleri, onların aileleri ve arkadaşları; savaş nedeniyle kamu hizmetleri bütçesinde yapılan kısıtlamalardan en çok bizim topluluklarımız etkileniyor, New Orleans bunun en aşikar örneği oldu. Bu başkanın örgütlenme hakkımızı çiğnemesini, patronların dayattığı serbest ticaret politikalarını izlemesini ve tekrar seçilmek için

16

vatandaşlarının korkularıyla oynamasını seyrettik. Sırf Irak’taki işgal ve teröre karşı sözde savaş adına.

Azanya (Güney Afrika) Sosyalist Partisi (SOPA) başkanı Lybon Mabasa da gönderdiği destek mesajında Bir Milyon İşçi Yürüyüşü’nün özelleştirmelerin nasıl tüm dünyada milyonlarca kişilik istihdamı yok ettiğini ve bunlara karşı sürekli mücadelenin zorunlu olduğunu anlatmada iyi bir araç olduğuna değindi. Ayrıca, “dünyanın can çekişen kıtası” Afrika’nın bugünkü durumunun yarın tüm milletlerin başına gelebileceğini söyledi ve işçilerin bu barbarlığa yürüyüşü durdurmaktan başka çareleri olmadığını ekledi. Son olarak SOPA’nın MWMM’ye katılmış olmaktan büyük onur duyduğunu ve bu hareketin güçlenmesi dileklerini iletti. MWMM toplantısı, bir gün sonra yapılacak olan, Siyah örgütlerinin düzenlediği Milyonlarca İnsan Daha yürüyüşüne de işçi hareketinin bağımsızlığı temelinde desteğini sundu. Washington Çarşısı’nda yapılan bu yürüyüşe çoğunluğu Siyah 700 bin kişi katıldı. MWMM 14 Ekim toplantısı aşağıda son bölümünü yayımladığımız dayanışma mesajını oybirliğiyle kabul etti, bu çağrının tamamını İnternet sitemizde bulabilirsiniz (http://www. iscikardesligi.org/yazi.php?yazi_no=415). Biz ABD’dekiler de işçiler ve halka karşı aynı patron saldırısıyla karşı karşıyayız. Venezuela, Meksika, Bolivya ve Ekvador’un petrol ve doğalgazına el koymak isteyen şirketler, aynı zamanda ABD iç ve dış politikasını yürütüyor ve demokrasimizin altını oyuyor. Bunlar – Haliburtonlar ve Bechtellerle birlikte – Irak’taki ABD savaşının destekçileri. Bu savaş 100 binden fazla Irak vatandaşı ile yaklaşık 2 bin evladımızı katletti. Bu, ekonomimizi mahveden ve hayati ihtiyaç duyulan fonları okullar, hastaneler, sosyal programlar ve altyapı çalışmalarından çekip alan, adaletsiz ve ahlaksız bir savaştır. Bu petrol ve doğalgaz şirketleri şimdi Katrina Kasırgası felaketinin ardından çalışan insanların sırtından mega-kârlar elde ederken, bir yandan da bölgedeki Siyah halk ve çalışan insanlar için Körfez Sahili’nin kapsamlı yeniden inşasında paylarına düşen çabayı göstermeyi reddediyorlar. Gerçekten de yarıküremizin Kuzey ve Güney bölgelerindeki çalışan insanlar ortak bir düşmanla karşı


AMERİKA KITASI

Uluslararası Mücadele Günü karşıya: ABD çokuluslu şirketleri ve hizmetlerindeki tüm hükümetler – başta ABD hükümeti.

tirilmesi istenen Maanguinha Rafinerisi’nde gerçekleştirildi.

Biz, 14 Ekim’de Washington D.C.’de Teamsters 639 nolu şubesinin salonunda toplanan işçiler ve politik aktivistler, 17 Ekim’de Amerika kıtasının dört bir yanında işçiler ve halklarca verilecek mücadelenin kendi mücadelemiz olduğunu söylüyoruz. Sizin yanınızdayız ve bizim hükümetin sizlerin hakları ve egemenliğini her çiğneme teşebbüsünün karşısında harekete geçmeye devam edeceğiz, söz veriyoruz.

Peru

Bolivya

Binlerce işçi, köylü ve genç Bolivya İşçi Federasyonu’nun (COB) öncülüğüne başkent La Paz’da doğalgaz ve petrolün millileştirilmesi için yürüdü. Yürüyüşte derhal tazminatsız millileştirme talebi ağırlık kazanırken Aralık’ta yapılacak başkanlık seçimlerinin iki favori adayı Evo ile Tuto’nun millileştirmeyi gerçekleştirmezlerse tıpkı eski başkan Goni gibi hükümetten düşürülecekleri söylendi.

Ekvador

Ekvador İşçileri Konfederasyonu (CTE), Petrol İşçileri Federasyonu (FETRAPEC), Pichincha Sağlık İşçileri Federasyonu (FERSAPI), İşçilerin ve Halkların Uluslararası Bağlantı Komitesi (ILC) ve çok sayıda diğer işçi örgütü La Paz Kıta Konferansı’nın aldığı kararlar temelinde Milli Egemenliğin Savunulması ve Ekvador’da Hidrokarbonların (petrol ve doğalgaz) Millileştirilmesi için Konferans’ı düzenledi. Bu konferansta şu kararlar alındı: Milli Egemenliğin Savunulması için Cephe’nin kurulması, millileştirme mücadelesi çerçevesinde ILC ile kardeşlik ilişkilerinin sürdürülmesi, elektrik sektörünün özelleştirilmesi tehlikesine karşı durulması ve tüm doğal kaynakları ve özelleştirilmiş kamu kurumlarını millileştirecek,bir Kurucu Halk Meclisi’nin toplanması talebine destek.

Brezilya

Petrol İşçileri Federasyonu’nun (CUT) çağrısı üzerine bir günlük greve çıkıldı. Grev en kitlesel olarak kuyularının satılmak istendiği kamu petrol işletmesi Petrobras’ta ve geri millileş-

Peru Genel İşçi Konfederasyonu (CGTP) sendikaları tarafından Meclis önünde bir miting düzenlendi. Ardından İçme Suyu İşçileri Federasyonu genel merkezinde bir toplantı yapıldı ve bu toplantıda Peru Hidrokarbonlarının Millileştirilmesi için Geçici Koordinasyon Komitesi kuruldu.

Meksika

Elektrik İşçileri Sendikası (SME), Otobüs Şoförleri Sendikası (SUTAUR 100), Oaxaca öğretmenler sendikası ve Üniversite İşçileri Sendikası’nın (STUNAM) çağrısıyla bir eylem düzenlendi. Fox hükümetinin 30’larda millileştirilmiş olan petrol şirketi PEMEX’in özelleştirilmesine girişmesi işçi örgütlerince millete ihanet olarak nitelendirildi ve buna karşı mücadele edileceği belirtildi.

Paraguay

Çoğunluğu genç yaklaşık üç bin kişi Paraguay’daki ABD üslerine ve hükümetlerinin emperyalizm yanlısı tutumuna karşı protesto gösterisi düzenledi. Plaza Italia meydanın toplanan göstericiler çeşitli hükümet binalarının önünden geçerek Cumhurbaşkanlığı’nın önünde sonlandı.

Guadalup

Bolivya ve Haiti halkıyla dayanışma için Karayip İşçileri ve Hakları Derneği’nin (ATPC) bir toplantı düzenledi. Toplantıda Guadalup’un durumu tartışıldı ve Haiti’deki çokuluslu askeri gücün işgaliyle ilgili Martinique İşçi ve Çiftçi İttifakı ve Bağımsız Genel Haiti İşçileri Sendikası’ndan (OGITH) bilgi alındı. Yayımlanan deklarasyonda Bolivya işçilerinin millileştirme mücadelesinin haklılığı belirtildi. Ayrıca Haiti’de BM kisvesi altında Amerikan, Fransız, Kanadalı ve Brezilyalı askerlerin işgalinin son bulması talep edildi, Haiti’nin Fransa’ya olan dış borcunun iptali istendi ve Haiti halkıyla dayanışmanın altı çizildi.

17


Uluslararası İşçi Kardeşliği

BÖLGESELLEŞTİRME

18

P

Bölgeselleştirmecilerin Siyasi Bozgunu

atron hükümetleri, bütün dünya halklarına Benzer bir müdahale, İtalya’nın 20 Avrupa Birliği ve Kopenhag Kriterleri’ne küçük bölgeye parçalanmasıyla gündemuyum adı altında uygulamaya koydukları de. Geçtiğimiz günlerde İtalya Anayasa yıkım ve özelleştirme politikalarıyla saldırı- Mahkemesi “bölgeler, yabancılar için elçiyor. 2005’te başta Irak olmak üzere Bolivya, likler açmakta özgürdürler” kararı aldı. Bu Peru ve İtalya’da bu anlamda önemli gelişme- kararla birlikte isteyen her bölge, resmen ler yaşandı. İtalya’dan ayrılarak kendi hükümetini kurabiPeru’nun Bolivya sınırında konumlanmış lecek. İtalya Cumhuriyeti’nin birliğini tehdit Antiplano bölgesi ile Bolivya’nın petrol ve eden bu karar, bir elçilik açma girişiminde doğalgaz kaynaklarının büyük çoğunluğunun bulunan zenginler bölgesi Emilia-Romanya’ya bulunduğu zenginler bölgesi Santa Cruz’un hükümet desteğinin devamı niteliğinde. Bu birleşerek “daha büyük bir Antiplano bölgesi” sayede zenginler, İtalya’nın diğer bölgelerinoluşturması için yapılan referandumda “hayır” den ayrılarak bölgenin tüm gelirlerini kendi oyu zafer kazandı. Peru işçileri ve halkı, hükü- aralarında paylaşacaklar. meti ve hükümeti bölgeBütün bu bölgeselleşselleştirme referandumu tirme ve paylaşım poliBölgelere ayırma yapmaya zorlayan ulustikalarının kökü, Avrupa politikasının asıl amacı lararası mali kurumları Birliği ve ABD emperyaişçilerin ulusal çaptaki ezici bir siyasi bozguna lizmidir. Bu politikaların uğrattı. Ülkenin “geniş asıl amacı, özelleştirmek kazanımlarını kolayca özerkliklere sahip böliçin bölgeselleştirip çokuyağmalayabilmek. gelere” parçalanması ve luslu şirketlerin dünyayı doğal kaynaklardan sağyağmalamalarını kolaylanacak zenginliğe patronlarca el koyulma- laştırmak. Irak’ta yaşanan da bu değil miydi? sı planları, yüzde 69 oyla ulusun birliğinin Irak’ın bütün petrol bölgelerini bölgeselleştiryanında olan Peru halkı tarafından kitlesel me politikasıyla ablukaya alıp patronların hizolarak reddedildi. metine sunan, petrol gelirlerine dış borçların Peru’yu tehdit eden bu saldırıya karşı, karşılanması bahanesiyle el koyan Amerika ve Peru’nun kuzeyinde bulunan Lambayeque’da onun çanakçısı AB’nin Peru’ya, Bolivya’ya, CGTP (Peru İşçileri Sendikası Konfederasyonu) İtalya’ya uyguladığı politikanın tek farkı, bu şubeleri, eski ulusalcı parti APRA’nın da yer ülkeleri doğrudan işgal etmeyip patronların aldığı halk ve yöre örgütleri bir araya gelerek işgaline sunmaları. Bütün dünyada emperyaHayır için Birleşik Cephe’yi kurdular. Cephe, lizm, ulusların parçalanması amaçlı politikalar bölgeselleştirme politikasının kaynaklarının dayatıyor ve Perulu-İtalyalı-Bolivyalı işçilerin, Dünya Bankası ve IMF’nin direktiflerinde ve halkın ve gençlerin reddettiği şey tam da bu. Peru ulusunun varlığını tehdit eden patroncu Bölgeselleştirme, bir Balkanlaştırma politiprogramlarında bulunabileceğini anlattı. Ve kasıdır, yüzyıllardır birbirini kıran Balkan halkPeru işçileri, IMF’nin ekonomik programları- larının dramını tüm dünyaya yayma çabasıdır. nın olumsuz sonuçlarını gördüler. Bu politika- Zenginlerin ayrılma talepleri sadece ve sadece ların halk karşıtı, işçi karşıtı içeriğini anladılar. ülke ekonomilerinin temeli olan kamu işletmeBu sebeple ulusun parçalanmasının yolunu lerini daha rahat özelleştirmek ve işçi sınıfıaçan bölgeselleştirme planlarını kitlesel olarak nın yıkımını kolaylaştırmak içindir. Patronlar, reddettiler. işçi sınıfını parçalamanın ve onun patronlara


ULUSLARARASI İŞÇİ KARDEŞLİĞİ

 karşı

topyekûn mücadelesini bölmenin yollarını aramaktadırlar ve bunun en kolay yolu bölgeselleştirmedir. Ülkelerin doğal kaynaklarının, kamu kurumlarının özelleştirilmesinin yollarından biri olan bölgeselleştirmeye karşı işçilerin birliği tek çözümdür. Ulusun birliği demek kamu hizmetlerinin, p a r a s ı z s a ğlık hizmetinin, sosyal güvenliğin savunulması; ulusal sözleşmelerin, ulusal eğitimin, ulusal sendikaların birliği demektir. Ulusun birliğini koruyacak tek güç olan işçi sınıfının birliği, ancak AB’den ve onun kurumlarından bağımsız hareket eden ulusal sendikaların birliği ve “İşçilerin Kendi Partisi”nde birleşmeleriyle mümkün olacaktır.

Uluslararası İşçi Kardeşliği

A

macımız Türkiye’de patronların ve hükümetlerinin vahşi saldırısına karşı koyabilmek için işçi sınıfının birleşik mücadelesine ve tüm ezilenlerin, yoksul halkın bu mücadeleye katılmasına hizmet etmektir. Bu mücadeleyi bütün dünyada ortaklaştırmak için ILC’nin Açık Dünya Konferanslarına katılıyoruz ve Türkiye’de ortak kampanyalar örgütlüyoruz. ILC haftalık bültenlerini her hafta çevirerek İnternet sitemizde yayımlıyoruz. Aylık olarak da Türkiye ekleriyle birlikte Uluslararası İşçi Kardeşliği elinizde olacak. Özelleştirmeye, kuralsız çalışmaya, sendikasızlaştırmaya, grev hakkının yok edilmesine, işsizliğe, açlığa ve savaşa karşı mücadeleyi birleştirerek ve yükselterek ilerleyebiliriz.

Patronsuz bir parti; “İşçilerin Kendi Partisi”

Artık işçiler olarak bir siyasal güç oluşturmadan, toplumdaki gücümüz kadar siyasal alanda temsil edilmeden ne yeni bir hak almamızın ne de varolan haklarımızı, sendikalarımızı korumamızın mümkün olmadığını hepimiz görüyoruz. Türkiye işçi sınıfı olarak atmamız gereken birçok adım var ama bunların en önemlisi patronlardan ve onların devletinden bağımsız bir işçi partisinin kurulmasıdır. Şimdiye kadar hangi siyasi görüşe yakın durmuş olursa olsun bütün işçi örgütleri, işçilerin ve emekçi halkın en basit ve temel çıkarları etrafında bir araya gelmek zorundadırlar. Karşımızda yıllardır aralarındaki bütün it dalaşlarına rağmen birleşmiş bir patronlar cephesi vardır. Birleşmiş patronlar cephesi ile mücadele edebilmek için ise birleşmiş bir işçi cephesine ihtiyaç var. İşte “İşçilerin Kendi Partisi” böyle bir cephe olmalıdır.

Tek örgütümüz var: sendikalarımız

Görev öncelikle her şeye rağmen varlığını sürdürmeye çalışan işçi örgütlerine, sendikalara ve bu örgütlerin samimi dürüst kalmış yöneticilerine, sınıf bilinçli işçilere düşmektedir. Tek işçi örgütü olan sendikalar, bizden önceki işçi kuşaklarının alınterlerinden arttırdıkları kuruşlarla ve zorlu mücadelelerle kuruldu. Bu birikimimiz, şimdiki ve gelecek kuşak işçilerin, yoksul halkın çıkarları için kullanılmalıdır. Bu hem işçi sınıfına, hem de tüm ezilenlere ve yoksul halka karşı tarihi bir sorumluluktur. Bu sorumluluğun gereğini bugün yerine getirmeyenler yarın örgütlerimiz iyice un ufak olduğunda temsil ettikleri işçilere ne yüzle bakacaklarını düşünmelidirler. Evet, bu gidişin sonunun kıyamet olduğunu gören bütün işçi önderleri, patron hükümetlerine karşı tek kurtuluş yolunun bir işçi hükümetinden geçtiğini görmelidirler. Sadece sendikalı işçilerin değil tüm işçilerin, yoksulların, işsizlerin, ezilenlerin çıkarlarını savunmak için birlikte siyaset yapmalıyız. Uluslararası İşçi Kardeşliği, sendika ve konfederasyon ayrımı yapmadan mücadeleci bütün işçilerin, işçi önderlerinin ve sendika yöneticilerinin bir araya gelerek “İşçilerin Kendi Partisi”ni kurma mücadelelerini desteklemek için çalışmaktadır.

19


T

Hapisteki Romanyalı İşçi Önderleriyle Dayanışma

ürk-İş’e bağlı İstanbul sendika şubeleri, 30 Kasım Çarşamba günü Romanya Konsolosluğu önündeydi. Türk-İş Bölge Temsilciliği’nin tüm görüşme taleplerinin konsolosluk yetkililerince reddedilmesi üzerine Türk-İş Bölge Temsilciliği 30 işçi temsilcisiyle birlikte Romanya’nın maden sendikacıları hakkında aldığı hapis kararını protesto etti. Teksif Bakırköy Şube, Haberİş İstanbul Şube, Yol-İş İstanbul Şube başkanları, yöneticileri ve işçi temsilcileri ile “İşçilerin Kendi Partisi” Geçici Kurucular Heyeti’nin katıldığı protestoda Teksif Bakırköy Şube Başkanı Çetin Yelken yanda yayımladığımız basın açıklamasını yaptı. Konsolosluk yetkilileri bu basın açıklaması karşısında işçi temsilcilerini uluslararası skandal yaratmakla suçladı. Buradan tüm okuyucularımıza sesleniyoruz: ILO’nun 87 ve 98 sayılı sözleşmelerini ihlal eden, sendikal hakları hiçe sayan ve maden işçileri sendikasının altı liderini on yıl hapse mahkum eden Romanya yetkilileri, uluslararası skandalı kendileri çıkarmışlardır.

Basın ve kamuoyuna,

Bizler burada Romanya’da tutuklanan sendikacıların özgürlüğüne kavuşması için, Avrupa işçi ve demokratik kitle örgütlerinin başlattığı kampanyayı destekleyen, İstanbul’da örgütlü Türk-İş’e bağlı sendika şubeleri ve emek dostlarıyız. • Kim tutuklu? 6 işçi önderi. • Nerede? Romanya’da. • Romanya neresi? Demokrasi ve insan haklarının sözde savunucuları ve ülkemizde insan haklarının, demokrasinin, geleceğinin indekslendiği adres olan Avrupa Birliği’ne 2007 yılında üye olacak ülke. Sevgili kamuoyu; bizler Romanya cumhurbaşkanından sudan sebeplerle tutuklanan Miron Cozma, Constantin Cretan, Vasile Lupu, Dorin Lois, Ionel Ciontu, Romeo Beja’nın özgürlüğüne kavuşmaları için yetkisini kullanmasını talep ederken, Avrupa Birliği ve Amerika’nın demokrasi anlayışının da Türkiye sendikal hareketince, samimi demokrat çevrelerce iyi kavranmasını, ihtiyacımız olan demokrasi ve işçi haklarının emperyalist odaklardan bekleyerek gelmeyeceğinin, bedelini ödemeyi göze alarak ve ancak işçi sınıfının mücadelesiyle alınabileceğinin bilinmesini istiyoruz. Avrupa’nın göbeğinde, Avrupa Birliği üyesi olacak bir ülkede insan haklarının en başında gelen örgütlenme özgürlüğü ayaklar altına alınırken sesini çıkarmayan AB, kendisinden yana olduğu için Azerbaycan’da olanlara ses çıkarmayan “turuncu devrim” ihracatçısı ABD, kendisine karşı olan ya da olma ihtimali olan ülkelerde (Venezuela, İran, Suriye, Küba vb.) kan, gözyaşı, katliam ve kaos çıkarmakta. Biz sendikalar ve emek hareketi ise olanı biteni seyretmekle meşgulüz. Sonuç olarak Romanya’da tutuklu olan 6 sendikacının derhal salınmasını yineliyor, (AB’nin) Batı emperyalizminin bu ikiyüzlülüğünü kınıyoruz. Türk-İş’e bağlı sendika şubeleri


Ik13