Issuu on Google+

AKP’nin teğet geçen krizi AKP hükümeti asgari ücrete cumhuriyet tarihinin en büyük oranlı zammını yapmakla çok övünüyor. Asgari ücret zammının 2,3 katı doğalgaza zam yapılmışken hükümet hangi tarihten, hangi övünçten bahsediyor dersiniz? 8

»

Sendikalarda yetki sorunu üzerine Aylık Siyasi İşçi Gazetesi • Sayı: 44 • Ekim 2012 • Fiyatı: 2 TL

Katalan ulusal sorunu… yeniden

»4

Suriye Devrimci Solu: “Bu bir sürekli devrimdir ve biz kazanacağız” 14

»

OECD verilerine göre Türkiye’de sendikalaşma oranı her geçen yıl biraz daha azalıyor ve 2009 yılında açıklanan son verilere göre %5.9 seviyesinde.

»3

Zamlara da AKP’ye de mecbur değiliz!

Hükümet, “alkolünü tüketen, bedelini ödeyecek” diyerek sanki kendi tabanına dokunmazmışçasına poz verirken, doğalgaza ve elektriğe de zam geçikmedi. Ancak bunca savaş harcamalarının, çatışmalarda ölen onlarca insanın hesabını AKP’den başkası verecek değil! KP Hükümeti’nin dikişleri patlıyor! Geçtiğimiz günlerde bunu bir kez daha doğrulayan iki istatistik açıklandı. Ya da hükümet kendi ağzıyla bazı gerçekleri bizzat itiraf etti, diyelim. İlk istatistik; yılın ilk 6 ayında, “Güvenlik ve savunmaya yönelik malzeme ve hizmet alımları” tutarı 732.7 milyon lirayken, sadece Temmuz ve Ağustos’ta bu harcamaların toplam 846 milyon lirayı bulmasıydı. Dolayısıyla, bütçede oluşan devasa açığın nedenlerinden biri de, aylarca süren çatışmalar ve Suriye üzerinden yapılan ‘gövde gösterisi’ idi. OcakAğustos döneminde bütçe tam 8 milyar 520 milyon lira açık verdi.

laylı vergiye de zam yağdı. Hükümet, “alkolünü tüketen, bedelini ödeyecek” diyerek sanki kendi tabanına dokunmazmışçasına poz verirken, doğalgaza ve elektriğe de zam geçikmedi. Ancak bunca savaş harcamalarının, çatışmalarda ölen onlarca insanın hesabını AKP’den başkası verecek değil! Bütçeyi açanlar kapatsın!

Şüphesiz bütçenin neden ve nasıl açık verdiği sorusu sorulduğunda, faturasının kimlere kesilmesi gerektiği de belli oluyor. Görülüyor ki, son iki ayda yapılan güvenlik harcaması, yılın ilk altı ayında yapılan toplam harcamanın 113 milyon lira üzerinde. Bütçede bir AKP tam bir yavuz hırsız misali de örtülü ödenek harcamaları var. kendi cürümlerini, zarar verdiği Örtülü ödenek; yani tamamen bizlere yüklemeye çalışıyor. Afyon’da- Başbakan’ın inisiyatifinde ‘devletin ki patlamada ve çatışmalarda ölen milli güvenliği’, ‘devlet itibarının onlarca canın hesabını vermeden gerekleri’ dolayısıyla ‘kapalı istihbütçe açığını zamlarla bizlere fatura barat ve kapalı savunma hizmetleri’ etti; alkolden, benzine ve birçok do- için kullanılan bu para; Temmuz

ayında tüm zamanların en fazla miktarına ulaşmış durumda: Tam 127.7 milyon lira. Bu paranın içinde Suriye’ye aktarılan “kapalı istihbarat” harcamalarının da payı var. Kıssadan hisse, bütçe açığının sorumlusu savaş ekonomisinin bizzat uygulayıcıları.

da hep nasip işidir.” Açıklanan ikinci istatistik ise, tabloyu biraz daha berraklaştırıyor! Türkiye İstatistik Kurumu Türkiye’nin en yoksul yüzde 20’si ile en zengin yüzde 20’sinin arasında gelir farkının 8 kata ulaştığını açıkladı.

Soframızdaki ekmeğin her geçen gün küçüldüğüne kendi gözlerimizle Televizyonda onlarca ölüm haşahit oluyoruz da, zenginin servetinin beri işitirken, Başbakan yardımcısı katlanması pek de nasip işine benBülent Arınç, bu savaştan övünezemiyor. Hükümet, büyüme uğruna rek bahsediyor: “Teröre karşı son milyonlarca çalışanın kıdem tazmiüç yılda 30 yıldan 50 misli daha natı, güvenceli iş hakkını iç ediyor; başarılıyız” bütçenin açık vereceğinden çekinmeden teşvik, imtiyaz, vergi avantajlaBu neyin başarısı diye sordurıyla burjuvaziyi ihya etmeye devam ğumuzda, İdris Naim Şahin’den dinliyoruz: “Tüm bunlar hep nasip ediyor. Zamları ekmeğe, suya yaparken, servet vergisine el işi, şehitlik de, gazilik de, uzun yaşamak da, genç yaşta şehit olmak sürmüyor. Nasıl bilirdiniz?

»2

Homeless, Jason Franson

A


2

İLAN TAHTASI

Zamlara da AKP’ye de mecbur değiliz! Kapak sayfasından devam Meclis’te ziller çaldı! Meclis üç aylık tatilin sonunda yeniden açıldı, milletvekilleri meclisi doldurdu. Meclisin gündeminde bekleyen Toplu İş İlişkileri Yasa Tasarısı var. Bu yasayla örgütlenmenin, sendikalaşmanın önündeki engeller kolaylaştırmak bir yana, daha da zorlaştırıldığı gibi, hükümetin, patronların daha rahat “rekabet etmeleri” için özel istihdam büroları, bölgesel asgari ücret, kıdem tazminatının kaldırılması gibi geleceksizleştirme projeleri de rafta bekliyor. Öte yandan Kürt halkına ve meclisteki Kürt halkının siyasi temsilcilerine dönük saldırılarını ‘yeni konseptler’de sürdürecek. Bu savaş ekonomisinin ‘başarı’sını kendisine, faturasını bizlere kesmeye çalışacak. Meclis’in ilk icraatının Suriye’ye yönelik askeri müdahale yetkisi veren savaş tezkeresi olması da bu gerçeğin bir ifadesi. MHP desteğinde namlusunu Suriye’ye çeviren AKP hükümetine kuşkusuz mecbur değiliz, ne de zamlarını sineye çekmeye! Zamlar uygulanmasın, derhal geri alınsın! Krizin faturasını krizin sorumlusu patronlar ödesin! Bütçe savaşa değil, eğitime ve sağlığa harcansın! Savaş tezkeresi iptal edilsin!

Ne savunuyoruz? Neyi hedefliyoruz? İşçi Cephesi, Troçkist bir yayın organıdır. Türkiye’de devrimci bir işçi partisinin inşası için mücadele ediyoruz. Hedefimiz sosyalist devrim, kapitalizmin ilgası ve sosyalizmin inşasıdır. İşçi sınıfının ve gençliğin mücadelesini destekliyor, işçi demokrasisinin yaygınlaşması için uğraş veriyoruz. Sermayenin baskı ve şiddet rejimine karşı mücadele ediyoruz ve halkların kendi kaderlerini tayin hakkını destekliyoruz. Mücadelemiz uluslararası ölçeklidir ve kendimizi, işçi sınıfının dünya partisi olan IV. Enternasyonal’in yeniden inşasının bir parçası olarak görüyoruz.

Chirino kampanyasına uluslararası destek İC - Haber, 8 Ekim Venezuela başkanlık seçimlerinde, Chavez’in ve sağın adayı karşısında işçi sınıfının politik bağımsızlığını ve gerçek sosyalizmi temsil eden işçi aday Chirino’nun seçim kampanyası, yalnızca Venezuela ölçeğinde değil, dünya solunda da önemli bir yankı yarattı. Chirino’yu desteklemek için başlatılan imza kampanyasına dünyanın dört bir tarafından sendikal liderler, aydınlar ve siyasi partiler tarafından destek verildi. Kampanyaya en anlamlı destek ise, Chavez’in katliamcı Esad rejimini desteklediği bir dönemde, Esad rejimine karşı mücadele eden Suriye Devrimci Sol Akım’ından geldi. Zira, “antiemperyalist ve sosyalist” olduğu gerekçesiyle Chavez Esad’ı desteklerken, Chirino koşulsuz bir biçimde Suriye devriminin yanında yer almaktaydı.

juva aday karşısında, işçi aday Chirino kampanyasının önemi vurgulandı. Etkinlik, sunumun ardından, katılımcıların soruları ve katkılarıyla sona erdi. 7 Ekim’de gerçekleşen başkanlık seçimlerinde ise, Chavez oyların yaklaşık yüzde 55’ini kazanarak iktidarını 6 yıl daha uzatmış oldu. Sağın adayı Capriles ve Chavez arasında böylesine kutuplaşmış bir seçimlerde, Chirino’nun oy oranı (% 0.03) oldukça mütevazi bir düzeyde

karşısında sendikal bağımsızlığı ve işçi demokrasisini savunan, dış borçların ödenmesini reddeden kampanyasıyla Chirino ve Özgürlük ve Sosyalizm Partisi, yalnızca Venezuela düzeyinde sosyalizmin gerçek bayrağını temsil etmekle kalmadılar; proleter enternasyonalizmi temelinde gerçek bir uluslararası devrimci kutubun inşası yolunda, dünya solunda bir referans konumunda olan ve Stalinizm’in yeni bir türevi olan Chavezciliğe karşı verilmesi gereken ideolojik ve

Öte yandan, çeşitli ülkelerde Venezuela’daki sınıf mücadelesinin durumunu analiz eden ve Chirino kampanyasını tanıtan etkinlikler düzenlendi. Bu çerçevede, İşçi Cephesi olarak biz de, 30 Eylül Pazar günü İstanbul’daki Enternasyonal Yayıncılık büromuzda bir toplantı düzenledik. Etkinliğimiz, Chirino’nun toplantımıza gönderdiği videomesajın izlenmesiyle başladı. Ardından, İC adına yapılan sunumda öncelikle, 1989 Caracazo ayaklanmasından itibaren Venezuela’da yükselen sınıf mücadelesi; burjuvazinin içine girdiği ekonomik ve politik kriz ve devrimci bir önderliğin eksikliği koşullarında, Chavez’in iktidara gelişinin nesnel temelleri ele alındı. Chavez’in burjuva ulusalcı programı ve karşıdevrimci içeriği somut örneklerle ortaya kondu. 14 yıllık Chavez iktidarının emekçi kitlelerde yarattığı hayal kırıklığının ardından sağın yeniden yeniden yükselişi ve böylesi bir durumda, iki bur-

kaldı. Fakat Chirino kampanyasının önemi alacağı oy oranından değil, temsil ettiği programdan ve bu program etrafında inşa edilen devrimci partinin inşasına katkı sunacak olmasından gelmekteydi. Bu bağlamda, Venezuela’da petrolün yüzde yüz kamulaştırılmasını, sendikalar ve işçi hareketi üzerindeki baskılar

politik mücadeleye önemli bir katkı sağladılar. Seçimlerden çıkan öncelikli sonuç, Chavez’in temsil ettiği sahte sosyalizm karşısında, Venezuela’da ve tüm dünyada sosyalizmin gerçek değerlerini temsil eden uluslararası bir devrimci kutubun inşa sürecinin, önümüzdeki dönemde güçlenerek devam edeceğidir.


EMEK GÜNCESİ

3

Sendikalarda yetki sorunu üzerine Sendikal bürokrasinin ayrıcalıklarını kaybediyor olması ve bu sebepten kopardığı yaygara, burjuvazinin pazarlık öncesi elindeki kozu arttırmak için yaptığı girişimlerin bir sonucu. “Yetki Meselesi”ni “Demokles’in Kılıcı” gibi sallandırıyor burjuvazi Barış Sansar, 7 Ekim Geçtiğimiz günlerde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in yaptığı açıklama, sendikalarda yetki sorununu tekrardan gündeme getirdi. Çelik, bakanlık kayıtlarında %59.8 olarak geçen sendikalı işçi sayısının SGK kayıtları baz alınarak hesaplandığında %8.9 olduğunu açıkladı. Rakamlar arasındaki uçurum kayıt dışı işsizliğin boyutlarına dair bir fikir verirken, OECD verilerine göre Türkiye’de sendikalaşma oranı her geçen yıl biraz daha azalıyor ve 2009 yılında açıklanan son verilere göre %5.9 seviyesinde. Krizin derinleşmesi ve kayıt dışı işsizliğin artmasıyla beraber bu rakamların daha da düştüğünü söylemek için kahin olmaya gerek yok. Faruk Çelik’in, “İstatistikler yayımlandığı zaman yanılmıyorsam 35 sendika devre dışı kalıyor. TÜRKİŞ’in 15-16 sendikası kalıyor. HAK-

İŞ, DİSK tarihe karışmış oluyor’’ demeçleri “Toplu İş İlişkileri Yasa Tasarısı”nın kabul edilmesi ile beraber oluşacak durumun da habercisi. Çeşitli işkollarının birleştirilmesi ve işkolu barajının %3’e çekilmesi, barajın 5 yıl içerisinde kademeli olarak %1’e indirilmesi, toplu görüşme yapma yetkisi bulunan sendikaların fiilen bu yetkilerini kaybetmesi anlamına geliyor. Zira, SGK verilerine göre açıklanan toplam sigortalı işçi sayısı birkaç kat artarken, aktif sendikalı işçi sayısı birkaç kat azalacak. İşyeri barajının %50+1 olarak kalacağını da hatırlatalım. Sendikaların Bakanlığa yaptığı bildirimleri esas almak yerine, SGK’nın kayıtlarının esas alınacak olmasının ortaya çıkardığı bir başka sorun ise, işverenlerin düşük prim ödemek için birçok yerde işkoluyla ilgili olarak eksik ve/ya yanlış bildirimde bulunuyor olması. Bunun sonucunda, hangi sendikanın

nerede örgütleneceğine ilişkin birçok sorunun ortaya çıkması da kaçınılmaz. Peki, bütün bunların anlamı ne? Esnek ve güvencesiz çalışma koşullarında ayakta kalmaya çalışan bizler

TİİY içinde bulunduğumuz kriz koşullarından ötürü, artık sendikal bürokrasiye bile katlanamaz hale gelen burjuvazinin sendikalaşma oranını sıfıra yaklaştırmak ve “istikrar” için attığı son adım için değişen pek de bir şey yok. Yapılması muhtemel toplu sözleşmelerin ardından gelecek zamların da doğalgaz, elektrik, vs. gibi zamlarla çoktan geri alındığını söyleyebiliriz.

Sendikal bürokrasinin ayrıcalıklarını kaybediyor olması ve bu sebepten kopardığı yaygara, burjuvazinin pazarlık öncesi elindeki kozu artırmak için yaptığı girişimlerin bir sonucu. “Yetki Meselesi”ni “Demokles’in Kılıcı” gibi sallandırıyor burjuvazi. Halihazırda çeşitli işyerlerinde devam eden direnişlerin önemli bir çoğunluğu sendikalaştıkları için işten atılan işçiler tarafından yürütülüyor. TİİY ise, içinde bulunduğumuz kriz koşullarından ötürü, artık sendikal bürokrasiye bile katlanamaz hale gelen burjuvazinin sendikalaşma oranını sıfıra yaklaştırmak ve “istikrar” için attığı son adım. Buna karşı, biz işçilere düşen görev ise, işyeri komiteleri temelinde hem burjuvazinin saldırı politikalarına ve hem de sendikal bürokrasiye karşı, grevli toplu sözleşme ve sendika hakkı için mücadeleyi büyütmek.

Turkcell Global’deki hak ihlallerine karşı İC Haber-İstanbul, 4 Ekim

Çağrı merkezi çalışanları içerisinde örgütlenerek yoğun sömürünün mevcut olduğu bu sektörde çalışanların özlük haklarını savunan Çağrı Merkezi Çalışanları Derneği (ÇMÇ-Der) bir hak gaspını daha gün yüzüne çıkardı. ÇMÇ-Der’in açıklamasına göre, Turkcell’in çağrı merkezi çalışanlarının bağlı bulunduğu firma olan Turkcell Global, 1.000’i aşkın çalışanın SGK primlerinin eksik ödeyip ücretlerini de eksik yatırmış. Bu süreç içerisinde gece yataklarından kalkarak insanüstü bir performans ile çalışan Turkcell

Global işçilerine ulaşan ÇMÇDer, işçilerin geriye dönük tüm haklarının kazanılması için Temmuz ayından beri çalışma yürütüyor.

Şirket ile yaptığı görüşmeler uyarınca çalışma koşullarında kimi iyileşmeleri sağlayan ÇMÇ-Der şu anda işçilerin

kayıp haklarının kazanılması için yeni yöntemleri zorluyor.

şikâyet kayıtlarının ardından ALO 170’ten gelen dönüşler de şaşırtıcı oldu. Kurum yetBu doğrultuda dernek üyekilileri vatandaş olarak şikâyet leri ve şirket çalışan ve eski çalışanları ile beraber SGK’nın oluşturan kişileri tek tek geri ALO 170 hattını eş arayarak, şirket çalışanı olmazamanlı olarak ara- dıklarının tespit edildiği ve bu yıp bu hak gaspının yüzden de başlarının şirket ile şikâyetinde bulun- belaya girebileceğinden ötürü du. SGK’nın çağrı derhal şikâyetlerini geri almalamerkezinin de aynı rı gerektiği yönünde bir bildirim aile tehdit ettiler. şirket tarafından işletiliyor oluşu ise, Ancak ÇMÇ-Der’in mücadedostlarımız önünlesi bununla sınırlı kalmadı ve deki bir başka enge- hakların iadesi için bir sonraki li ortaya çıkardı. adımın temelleri atılıyor. Aramalarda şirketin hak gaspları konusunda meslektaşlarına da bilgi veren dernek üyeleri onları da desteğe çağırıp, bir vatandaş olarak şikâyet kayıtlarını oluşturdular. Ancak

ÇMÇ-Der’deki dostlarımıza başarılar diliyor ve Global çalışanı kardeşlerimizin kazandıkları her hakkın hepimiz için bir mevzi olacağını bilerek onurlu hak mücadelelerini selamlıyoruz.


4

POLİTİKA

Katalan ulusal sorunu… yeniden Ulusal sorunun esas olarak diktatörlük rejimleriyle yönetilen “geri kalmış” ülkelere özgü olduğu, bu sorunun “ileri Batı demokrasilerinde” şu ya da bu biçim altında çözüme ulaştığı yolundaki görüşlerin en hafif deyişle ne denli hayalci olduğu, 11 Eylül günü Barselona’da ulusal bayrakları ve “Bağımsızlık” çığlıklarıyla sokağa dökülen 1,5 milyon Katalan tarafından bir kez daha kanıtlandı Yusuf Barman, 30 Eylül Ulusal sorunun esas olarak diktatörlük rejimleriyle yönetilen “geri kalmış” ülkelere özgü olduğu, bu sorunun “ileri Batı demokrasilerinde” şu ya da bu biçim altında çözüme ulaştığı yolundaki görüşlerin en hafif deyişle ne denli hayalci olduğu, 11 Eylül günü Barselona’da ulusal bayrakları ve “Bağımsızlık” çığlıklarıyla sokağa dökülen 1,5 milyon Katalan tarafından bir kez daha kanıtlandı. Çağımızda demokratik sorunların sınıf çıkarlarından bağımsız olarak çözümlenebileceğine inanmak, ya egemen sınıf temsilcilerinin politik hilesidir, ya da Marksizm bayrağı altında toplanmayı reddeden ama samimi devrimcilerin Stalinist ya da merkezci önderlerince aldatılmalarının bir ürünü olabilir. Ezen ve ezilen ulus proleterlerinin tarihsel çıkarlarını ve gündelik ihtiyaçlarını/bilinçlerini dikkate almayan her türlü anlayış, ulusal sorunu çıkmaza, oradan da felakete sürükler. Bu açıdan bakıldığında, egemen sınıf temsilcileri ile ulusalcı bürokrat önderliklerin pek çok kez “barış ve demokrasiye geçiş” planları altında bir araya geldiklerini görmek şaşırtıcı olmaz. Tıpkı İspanya’da Franco rejimi temsilcileri, Katalan ve Bask burjuvazileri ile Sosyalist ve Komünist parti yönetimlerinin 1977’de benzer bir uzlaşma anlaşmasını -Moncloa Paktı- imzalamış olmaları gibi. Otuz beş yıl sonra, “Bask çozümü” ya da “Katalan çözümü” diye anılan bu karşıdevrimci uzlaşmanın buza yazılmış olduğu Katalan nüfusunun dörtte biri tarafından sokaklarda haykırıldı. Tarihi unutmadan günümüze bakalım. Monarşi rejimi altında burjuvazi ve bürokratik önderliklerce yeraltında sıkıştırılmış halde tutulan Katalan sorunu, bir bütün olarak İspanya devletini sarsan kapitalist krizin darbeleri altında patlak verdi, tüm şidde-

tiyle tekrar yeryüzüne çıktı. Fitili tutuşturan ise, kriz öncesinde kardeşçe işbirliği yapan İspanyol ve Katalan burjuvazilerinin küçülen pasta üzerindeki didişmeleri oldu. Aslında daha on yıl önce, o dönemde iktidarda olan sağcı Halkçı Parti’nin (PP) Frankocu

Ezen ve ezilen ulus proleterlerinin tarihsel çıkarlarını ve gündelik ihtiyaçlarını/bilinçlerini dikkate almayan her türlü anlayış, ulusal sorunu çıkmaza, oradan da felakete sürükler. Bu açıdan bakıldığında, egemen sınıf temsilcileri ile ulusalcı bürokrat önderliklerin pek çok kez “barış ve demokrasiye geçiş” planları altında bir araya geldiklerini görmek şaşırtıcı olmaz

“ulusal” sanayi ve finans burjuvazisi kesimlerinin hep birlikte acımasızca talan ettikleri –ve tabii proletaryanın ve emekçi halkların sırtında yükselen– İspanyol ekonomisi derin bir kriz içinde: ulusal geliri sistematik bir biçimde geriliyor, üstelik bunun dörtte birini dış borç ödemelerine ayırmak zorunda (dış borçları ulusal gelirinin %70’ini aşmış durumda); yatırımlar durmuş halde, bankalar iflastan kurtulabilmek için AB’nin eline bakıyor; işsizlik %25’in eşiğinde; emekli ücretleri, işsizlik yardımları bir yana, memur maaşlarını ödeyebilmek için bile kasada para yok... Bu görüntü karşısında burjuvazinin merkezi hükümet aracılığıyla işçi ve emekçi yığınlar üzerinde müthiş bir saldırı başlatmış olduğunu tüm İşçi Cephesi okurları biliyor. Hükümetin, Refah Devleti’nin tüm ögelerini tasfiyeye yönelik olarak gündeme getirdiği uygulamaları ise merkezi Parlamentoda Katalan burjuvazisi de destekliyor (CiU – Kavuşum ve Birlik grubu).

için Katalanlar’ı 11 Eylül gününde (Katalonya Ulusal Bayramı) gösteriye çağırdı... ve ipleri elinden o gün kaçırdı. Katalan burjuvazisinin mali uzlaşma planı için desteğine çağırdığı kitleler Barselona sokaklarını “Bağımsızlık!” sloganlarıyla doldurdu. Böylece Artur Mas ve CiU yönetimi “kırk katır ile kırk satır” arasında sıkışıp kaldı.

Sıkıştı çünkü Katalan burjuvazisinin arzusu İspanya’dan ayrılmak değil, hiçbir zaman da öyle olmadı. Ne İspanya pazarını elinden kaçırmak, ne Madrid hükümetinin kendisine sunduğu uluslararası yatırım ve ticaret olanaklarını yitirmek, ne de –bağımsızlık halinde– AB’nin dışına düşmek istiyor. CiU yerel hükümeti şimdi çıkışı 25 Kasım’da yapılacak otonomi seçimlerinde arıyor. Bağımsızlık yanlısı küçük burjuva ve sol partilerle birlikte yerel parlamentoda çoğunluğu elde etmesi halinde Referandum çağırısında bulunucağını ilan etti, ama Referandum sorusunun ne olacağını açıklamadı (mali plan, daha fazla özerklik, kamerkeziyetçilik anlayışına en yakın Ne var ki, Troyka’nın (AB-IMF- derini tayin hakkı, bağımsızlık..?). önderi Başbakan Aznar, KatalonAMB) kırbaç darbeleri altında Kitleleri hangi noktada uyuşturup ya özerk hükümetinin yönetim yürürlüğe sokulan bu önlemlerin Katalan burjuvazisinin yedeğine yetkilerinin kısıtlanmasına, dohiçbiri pastanın küçülmesini ençekmeye çalışacağına zaman içinde layısıyla da merkezi burjuvazinin gelleyemiyor ve o küçüldükçe bur- karar verecek, ama her ne olusa Katalan sanayi ve finans burjuvazi juvazi emekçi yığınlar üzerindeki olsun Katalanlar monarşi rejiminkarşısındaki gücünün artırılmasına saldırılarını artırmakla kalmıyor, de büyük bir yaranın açılmasına yönelik planını gündeme getirkendi içinde de didişmeye girişineden oldular. Verili rejimi tanımmişti. Ama Aznar’ın Irak’ın işgali yor. Bu iç savaşın bir parçası da, layan 1979 Anayasası ne herhangi sırasında Bush ile işbirliği yapması merkezi hükümetin özerk bölgele- bir özerk bölgenin kendi kaderini İspanyollar’ı öfkelendirmiş, bunun re yaptığı ödemeleri kısıp, Kastiltayin hakkını tanıyor, ne de bu sonucunda 2004 seçimlerinde yan burjuvazisini güçlendirebilmek yolda kendi başına referandum düSosyalist Parti (PSOE) iktidar için bölge yönetimlerinin idari ve zenlemesine izin veriyor. Nitekim olunca da Aznar’ın planı rafta kal- ekonomik yetkilerini kısıtlamaya 11 Eylül mitinginin ardından Kral mıştı. Bugün PP Mariano Rajoy ve denetlemeye yönelmesi. CiU Juan Carlos –23 şubat 1982 darbe başbakanlığında tekrar iktidarda önderliğinde Katalan burjuvazisini girişiminden sonra ilk kez– halka ve ekonomik ve mali kriz, anılan harekete geçiren de işte bu oldu. “ayrımcılığın karşısında durmak planın bir başka tarzda yeniden Artur Mas (CiU lideri) başkanlıve birlik” çağırısında bulundu; gündeme getirilmesinin koşullarını ğındaki Katalan otonom hükümeti Rajoy hükümeti ise, herhangi bir hazırlamış durumda. önce merkezi hükümete –reddedi- referandum girişiminin Anayasa İspanya devletinin sınırları içinde leceğini bile bile– karşılıklı ödemahkemesince derhal reddedileceyer alan –ama tüm dünya ölçemelere ve yetkilere ilişkin bir mali ğini ilan etti. ğinde iş yapan– Kastilyan, Kataplan önerdi, sonra Rajoy karşısınKısacası, demokratik bir sorun lan, Basklı, Galiçyalı... tüm farklı da pazarlık gücünü artırabilmek olan Katalan ulusal sorunun çözü-


POLİTİKA münün, İspanya’da demokrasinin kökenli yüz binlerce “göçmen” ma tuzağı. Katalonya’daki eğitim “koruyucusu” diye anılan Monar- işçinin tepkisini çekiyor, ulusal ve sağlık sistemlerini tahrip eden, şinin yıkılmasına, yani burjuvaziyi sorun konusunda kenara çekilme- sosyal hizmetlerde müthiş kesinbirbirine yapıştıran rejimin dağıllerine yol açıyor. Küçük burjuva tiler yapan, ücretlerde kesintiye masına bağlı olduğu ortaya çıktı. milliyetçiliğinin başını çeken Kata- gidip toplu sözleşme düzenini Bu ise, burjuvazinin ne istediği ne lan Cumhuriyetçi Solu (ERC) ise, askıya alan, bankalara milyarlarca de üstlenebileceği bir tarihsel Avro şırıngalayan, özelleştirgörev. Pekiyi, proletarya ne Katalan burjuvazisinin arzusu meleri hızlandırıp yolsuzlukları diyor? İşte sorun burada. İşçi yaygınlaştıran, EuroVegas tipi İspanya’dan ayrılmak değil, hiçsınıfının (Katalan ve Kastilprojelerle mafya sermayesini bir zaman da öyle olmadı. Ne İsyan) geleneksel önderlikleri meşrulatırmaya yönelen... sadece panya pazarını elinden kaçırmak, –PSOE, KP önderliğindeki Rajoy hükümeti değil, aynı zaSol Birlik, sendika yönetimle- ne Madrid hükümetinin kendisi- manda onu Madrid parlamentori– emekçi yığınların zihnini ne sunduğu uluslararası yatırım sunda destekleyen, Katalonya’da otuz beş yıldan beri işledikleri ve ticaret olanaklarını yitirmek, tüm bu önlemlerin uygulayıcısı “Monarşi demokrasisi” ideone de –bağımsızlık halinde– olan, hatta bazı emekçi düşmanı lojisiyle doldurmuş durumuygulamaları Madrid’e örnek AB’nin dışına düşmek istiyor dalar. İşçi aristokrasisinin bu olacak şekilde önceden gündeme bürokratik önderlikleri, Bask getiren bizzat CiU’nun kendisi: ve Katalan uluslarının önündeki tüm stratejisini Katalan burjuvazi- yani Katalan burjuvazisi. Onun önemli merkeziyetçi engelleri oluş- sini bağımsızlığa ikna etme nafile milliyetçi sızlanmaları, kitlelerin turuyorlar. Öte yandan özellikle çizgisine oturtmuş halde. dikkatini onların ulusal duyarKatalan küçük burjuva milliyetçilılıklarına dokunarak kapitalist Bir başka tehlike ise, ulusalcı lerinin İspanya’nın diğer halklarına söylem sayesinde Katalan burjuva- politikaların sonuçlarından uzakküçümseyici bakışı, Katalonya’daki zisinin kitlelerin dikkatini onların laştırmasına yardımcı olabilecek refah sisteminin başlıca yaratıcımi? Bunu önümüzdeki günlerde üzerine yönelttiği ekonomik ve ları olan Endülüs ve Extramadura toplumsal saldırılardan uzaklaştır- göreceğiz. Var olanların yanı sıra

5

pek çok grev, hatta genel grev sırada bekliyor. Şurası bir gerçek: Bir buçuk milyonu aşkın Katalan’ın sokakları saatlerce bağımsızlık talebiyle çınlatması, o halkın ulusal iradesini ve talebini yanısıtıyor. Devrimci Marksizmin görevi bu iradenin kendi kaderini tayin hakkının elde edilmesi doğrultusunda güçlendirilmesidir. Katalan –ve Bask– halkı ulusal egemenliğine ancak Monarşi rejiminin yıkılması, yani burjuva egemenliğine son verilmesi durumunda ulaşabilecektir. İşte bu nedenle şiarımız Sosyalist Katalonya Cumhuriyeti ve İspanya Sosyalist Devletler Federasyonu’dur. Bu hedefe ise, bürokratik önderliklere karşı amansız bir mücadeleyle Katalan işçi sınıfının birliğinin sağlanması ve tüm İspanya proletaryasıyla birlikte mücadelenin başına geçmesi sayesinde ulaşabileceğiz. Avrupa devriminin nabzı bugünlerde Yunanistan ve Portekizle birlikte İspanya’da atıyor...

Balyoz Davasının ardından: Bir devlet geleneği yenilenerek yaşıyor! Balyoz davasına Genelkurmay’ın bakışı, ordu ve AKP arasında bir uzlaşma sağlayan Dolmabahçe Mutabakatı’nın yeni bir evreye sıçradığını ve ordu ile AKP arasında yapılan anlaşmanın temellerinin güçlendirildiğini ortaya koyuyor

Sedat Durel, 4 Ekim

Malumunuz Balyoz davası “Türkiye Cumhuriyeti icra vekilleri heyetini, cebren ıskat veya vazife görmekten cebren men etmeye teşebbüs’’ hükmü ile 250’si tutuklu 365 general ile amiral ve üst rütbeli subayların 16 ila 20 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırılması ile sonuçlandı. Hiç kuşku yok ki, Türkiye’de ordunun bir darbe girişiminde bulunması yahut bunun hazırda planlarını bulundurması hiç kimse için şaşırtıcı değildir. Adı geçen subaylar ise darbe yapmanın eğitiminden geçmiş ve hatta başka ülkelere de “darbe yapmanın hızlandırılmış eğitimini verebilecek” bir tedrisata sahip kimselerdi. Dahası bu kişiler darbe için hukuki dayanaklara da sahiptiler.

Davanın kendisi AKP ve AKP yandaşları tarafınca “Gücün adalete yenilmesi” olarak tanımlanırken, darbelerin tarihe gömüldüğü söylencesi başlatıldı. Bu cephe şimdi rahatça darbecilerin bugüne dek sahip oldukları kudretle demokrasiyi nasıl da sadece bir makyajdan ibaret tuttuklarını iştah ve gururla anlatıyor. Öte yandan sanık avukatları da, davayı bir hukuk katliamı olarak değerlendirirlerken, emir alan ve emir verenler arasındaki aynı cezaya çarptırılma adaletsizliğinden tutun, delillerin (örnek olarak CD kayıtlarının) güvenilmezliğine ve yeterli savunma hakkının tanınmamasına kadar pek çok usulsüzlüğü ifade ediyorlar.

Öncelikle şunu söylemek gefer olarak ilan eden aklı başında rekir ki, hem davalıların hem de hiç kimsenin bulunmadığını söydavacıların birbirleri hakkında leyebiliriz. Cemaat kanadı, ordusöyledikleri hemen her şey akla ya karşı duyduğu tarihsel korku yakın. Yani (sadece birbirlerine nedeniyle devlet içerisindeki bu dair söyledikleri meselelerde) her kamp topyekûn sökülüp atılana iki tarafa da katılabiliriz. Ancak kadar rahatlayacağa benzemiyor. işaret ettiği konum ve sonuçları itibariyle DGM-ÖYM-Terörle Mücadele davanın bizler için Kanunu ve organizasyonlarıde incelenmeye değer daha pek çok noktası nın kurumsal ve yasal düzlemmevcut. de tümden kaldırılmasının ve

darbelere dayanak sağlayan 3 madde ve 3 yönetmeliğin taÖncelikle dava mamen silinmesinin demokrasavunucularının dahi siye bir adım daha yaklaşılmaAKP’ye kimi sitemlesında temel garantör olacağını ri ve kaygıları mevgörebiliyoruz cut. Davayı şimdiden Davanın yansımaları

tamamlanmış bir za-


6

POLİTİKA

Bu sebeple geride kalan bazı başka paşaların da aradan çıkması ve nihai bir ordu-hükümet barışının sağlanmasını istiyorlar. Balyoz’un bu şekilde sonuçlanması şimdilik AKP’ye iyi bir başlangıç verse de, bir denge durumu henüz sağlanmış değil. Anlaşılan o ki, rejimin yeniden yapılanması tamamlanana kadar, bu tip davalar yalnızca kullanılacak yolda bir bahar temizliği olarak karşımızda duracak. Davalılar ise, temyiz ve AİHM umutlarından da olmak üzereler. AİHM yetkililerinin sonucu destekler pozisyonu, hukuki yönündeki pek çok eksikliğe rağmen, davanın politik olarak Avrupa tarafından da desteklendiğine işaret ediyor. Bir darbenin kaç dayanağı vardır? Darbe girişimcilerinin öyle ya da böyle cezalandırılmış olması Türkiye’de darbe girişimlerinin önünü kesmeye yarar mı? Bu konuda burjuvazinin sadık hizmetkârı Süleyman Demirel’e kulak verecek olursak, kendisi 12 Eylül’ün resmi dayanaklarının sanılanın aksine iki değil altı maddeye dayandığını ifade ediyor. Demirel, TSK İç Hizmetler Kanunu madde 2, 35 ve 37 ile TSK İç Hizmetler Yönetmeliği madde 1, 85 ve 86’nın darbeler için resmi zemini sağladığını resmi yazışmalarını açıklayarak ifade ediyor. Buradan hareketle 2010 referandumuyla gelen kısmi değişiklikler darbe dayanaklarını hala silmiş durumda değildir. Öte yandan AKP’nin kendi açısından dava aracılığı ile hiç mesafe kat etmediğini söylemek de doğru olmaz. Mahkemeye Yaşar Büyükanıt’ın tanık olarak çıkması ve şimdiden ordunun 15-20 yıllık gelecek programının kırılması dahi, ordu ve AKP arasında bir uzlaşma sağlayan Dolmabahçe Mutabakatı’nın yeni bir evreye sıçradığını ve ordu ile AKP arasında yapılan anlaşmanın temellerinin güçlendirildiğini ortaya çıkıyor. Şu anda AKP, rejimi güncel olarak burjuvazi lehine güçlendi-

rip yeniden yapılandırırken kendi elinde ciddi ittifaklar gücünü barındırdığını söyleyebiliriz. Sonuç olaraksa, davanın darbelerin sonunu getirmek değil de, yeni anayasa hazırlığı çerçevesinde okunduğuna varabiliriz. Samimi bir adım nasıl atılır? Darbe ile samimi bir mücadele girişimi darbenin tüm hukuki dayanaklarının ortadan kaldırılması ve adil bir yargılama sisteminde -anlaşma yapılanları ayırarak sürdürülen bir dava ile değil de- tüm suçluların topyekûn yargılanması mümkün olabilir. Bu durumda, DGM-ÖYMTerörle Mücadele Kanunu ve organizasyonlarının kurumsal ve yasal düzlemde tümden kaldırılmasının ve darbelere dayanak sağlayan 3 madde ve 3 yönetmeliğin tamamen silinmesinin demokrasiye bir adım daha yaklaşılmasında temel garantör olacağını görebiliyoruz. AKP demokratlıkta samimiyse önce bunları gerçekleştirmeli ve böylelikle geriye dönük olarak tüm darbe suçlularının yargılanılmasın önü açılmalıdır. Ancak 10 yıllık AKP iktidarı, hükümetin niyetinin hiç de bu olmadığını bizlere gösteriyor. AKP’nin yarattığı değişiklikler oldukça sınırlıdır. Ve sınırları belirleyen temel etmen ise ulusal ve uluslararası burjuvazinin yeni ihtiyaçları için daha az sorun çıkartacak bir devlet bürokrasisinin inşa edilmesidir. Bunun sonucu olarak ise bir yandan süren kirli savaş, tezkere ve de yoksullukla payımıza düşeni yaşarken, öte yandan da tüm bunları demokratikleşme basamaklarının evreleri olarak kabullenmemiz isteniyor. Tekrarlamaktan kaçınmıyoruz. Darbelerin engellenmesi ve gerçek anlamda bir adım daha ileride bir demokrasiye sahip olabilmek için yerine isimleri değişmiş yeni maddeler gelmeksizin anayasanın, iç hizmet kanun ve yönetmeliklerinin yanı sıra, içerik olarak DGM-ÖYM-Terörle Mücadele Kanunu ve organizasyonlarının tüm dayanaklarının kaldırılması için mücadele veriyoruz.

Sağlık Reformu Balonu Patladı! Sosyal Güvenlik Kurumu kendisine verilen karar alma hakkı ile meseleyi örneğin acile başvuran hastaları “hastalık hastası”; organ naklini ise estetik operasyon çerçevesinde bir lüks olarak tanımlamaya kadar vardırdı

Simge Vurtok, 3 Ekim

2008’de onaylanan, bütçede 4,4 milyarlık tasarruf öngören Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası yasası hükümetin iddiasına göre herkese genel sağlık sigortası kapsamında “eşit şartlarda ücretsiz sağlık hizmeti” sunuyordu. Gerçekte olanın bu iddiadan uzak olduğunu yasanın ilk gündeme geldiği tarihten itibaren dile getirdik. Prim ödemeye dayalı bu yasa ile vatandaşlar her ay ödenecek bir sağlık vergisinden sorumlu tutuluyordu. Bu düzenleme asıl olarak sağlık sektörünün piyasaya açılmasına, hastanelerin kâr-zarar odaklı çalışan işletmeler haline gelmesine, hastanın müşteri olarak tanımlanmasına, bu alanda yapılan tüm alış-verişler sayesinde sektörün giderek genişlemesine hizmet ediyordu.

ek katkı payı ödemek zorunda olmamız, bu fiyatlara da sürekli zam yapılması, bu ücretin kimi zaman ilacın normal fiyatından bile pahalı hale gelmesi de Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın bize getirdiklerinden. Sosyal Güvenlik Kurumu kendisine verilen karar alma hakkı ile meseleyi örneğin acile başvuran hastaları “hastalık hastası”; organ naklini ise estetik operasyon çerçevesinde bir lüks olarak tanımlamaya kadar vardırdı. Kısacası, bu genelgelerle GSS’den talep edilebilir ihtiyaç listesi giderek kısalıyor ve bu listenin neye göre belirleneceği konusunda bize bir söz hakkı tanınmıyor.

En başında belirttiğimiz gibi AKP hükümetinin bu reform paketinden kastı temel olarak Sosyal sigorta kurumlarının “herkese eşit ve ücretsiz sağlık” parçalı yapısını eşitsizliğin kaydeğil aksine insan sağlığını bir nağı olarak gören hükümet bun- tasarruf aracı olarak görüp sağlık ları Sosyal Güvenlik Kurumu hizmetini bir kâr odağı haline adı altında topladı ve bu kuruma getirmekti. Yoksa son yıllarda sağlık hizmetiyle ilgili karar alma sıkça bahsedilen “sağlık turizmi” hakkı tanıdı. Eşitsizliğin gidepiyasasını başka türlü açıklamarilmesi bir yana hiçbir kurum mız mümkün olamazdı. hastanelere girdiğimiz anda, Ancak, 2015’te bu alandaki neden ayak bastı parası alındıpazar payını 5 milyar dolara ğını, başta ücretsiz olduğu iddia çıkarmayı hedefleyen hükümeti, edilen aile hekimliği uygulamaperformans yasasına tabii olan, sına neden şimdi her randevu için 4 TL ve muayene için 3 TL her hastane sevkinde ve reçete ödenmesi gerektiğini, hastaneye yazımında maaşlarından kesinsevk olunduğunda ise bu fiyatın ti yapılan hekimlerin, taşeron firmalarda güvencesiz çalışmaya 9 TL’ye çıktığını açıklayamıyor. mahkum hastane görevlilerinin Bu ücretin 15 TL olduğu özel direnişleri meşgul ediyor. İstanhastanelere erişim ise çoğunlubul’daki Süreyyapaşa, Çapa ve ğumuz için hâlâ bir hayal. Okmeydanı Hastaneleri başta Şimdiye kadar saydıklarımız olmak üzere diğer birçok şehirde sadece hastanelere geldiğimizde de düzenlenen direnişler, gideödediklerimizin bir kısmı, gider- rek güvencesizleşen doktorların ken ödediklerimizi de unutmagrevleri bahsedilen dönüşümün mak gerek. Reçete yazıldığında diğer bir yüzüdür diyebiliriz.


KADIN

7

Hükümet ve yargı tecavüz suçlarını ve kadın cinayetlerini meşru saymaya devam ediyor! Leyla Kızıltan, 7 Ekim Bianet.org’un yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlere göre 2012 Eylül ayında, erkekler, 13 kadını öldürdü, 12 kadın ve iki oğlan çocuğuna tecavüz etti, 16 kadını yaraladı, dokuz kadını taciz etti. Kocasından şiddet gören üç kadın intihar etti, bunlardan ikisi tecavüzcüleriyle evlendirilmişti. Kadınlar en çok kocalarından şiddet gördü ve tanıdıkları erkeklerin tecavüzüne uğradı. Öldüren erkeklerden biri Denetimli Serbestlik Yasası kapsamında serbest bırakılmış, birinin aldığı hapis cezası ertelenmişti (Buradaki sayıların yalnızca resmi kayıtlara geçenler olduğunu hatırlatırız). Her ne kadar her bir faili teşhir etmek istesek de son günlerde yaşanan ve genel durumu ortaya seren birkaç olaya yer verebildiğimizi belirtmek isterim. Ankara’da evine gittiği doktor K.D.S’nin evinde tecavüze uğrayan N.A.’nın açtığı dava, adli tıp raporlarına (fiziksel tecavüz izleri ve “tecavüz olayından kaynaklı olarak travma sonrası stres bozukluğu” teşhisi) rağmen mahkemenin, sanıkların tecavüz suçu işlemedikleri kanaatini kararına dayanak yaparak K.D.S’nin beraatına hükmetti.

tavrını belirterek, olan biten karşısında sessiz kalmaya devam ediyor. Tecavüz davalarında her beraat kararı sonrasında, daha da cesaretlenen, desteklenen erkeklik suçu katlanarak devam ederken erkek adalet ve iktidarın desteği ile tecavüz suçunda erkek yargı, suçu işleyen erkeği değil, kadını cezalandırıyor. Biz kadınlar ise bu durumun karşısında kadına karşı her türlü cinsel taciz ve şiddeti kadın-

Hükümetin bir diğer kadın düşmanı politikası Gebliz (Gebeliği İzleme Sistemi) ise fişlemelere devam ediyor. En son, hamile olmadığı ve gebelik testi yaptırmadığı halde, tekstil işçisi Necla Ö. Cenan’nın ailesi ve eşine hamile olduğunun bildirilmesi ile Gebliz fiyaskosuna bir kez daha tanık olduk. Cenan’ın, “Devlet beni kağıt üstünde ‘hamile’ yaptı. Önce annemi, ardından eşimi, en son beni aradılar. Bu ülkede bu

Mahkemenin “Seni aldattım” sözünü haksız tahrik sayması üzerine ceza 12 yıl 6 aya indirildi. Gerçek nedenleri göz ardı ederek üstünü kapatan cinsiyetçi burjuva hukukunun, kadın cinayeti davalarında makarna pişirmek, cinsel ilişkiye girmeyi reddetmek, fazla banyo yapıyor olmak gibi gülünç nedenleri dahi haksız tahrik indirimine gerekçe saydığını biliyoruz. Kadın cinayetleri bu kadar artar-

Tecavüz davalarında her beraat kararı sonrasında, daha da cesaretlenen, desteklenen erkeklik suçu katlanarak devam ederken erkek adalet ve iktidarın desteği ile tecavüz suçunda erkek yargı, suçu işleyen erkeği değil, kadını cezalandırıyor.

ken, devlet erkekleri koruyarak kadınların katledilmesine izin veriyor. Kadın cinayetlerinde erkeklere ceza sıralamada bir kadının ölme riski ların suçlu oldukları varsayımından indirimleri uygulayarak, erkeklerin yüzde yüze yakındır” diyerek neye hareketle değerlendiren yasaların kadınları öldürmesine yol açıyor. tepki gösterdiğini hepimiz anlıyoiptalini istiyoruz! Bu yüzden cinsiyeti, cinselliği ve ruz... Kısacası Gebliz, daha önce de cinsel yönelişleri nedeniyle işlenen Devlet ve yargının cinsiyetibelirttiğimiz gibi, kadınların özel tüm cinayetlerde nitelikli hal aranni belli eden bu tutumu, kürtaj hayatını hiçe sayan ve rahmindeki masını talep ediyoruz. Öte yandan, Bitlis Ağır Ceza bu değişikliğin geleceği hakkındaki Mahkemesi tecavüzcüleri koruyan tartışmalarında da kendini gösteriyor. 10 haftalık hamile olan bir Ne olursa olsun, erkek egemen kararını tek başına almasını zorlaşbir başka beraat kararını onadı. kadının kürtaj olma hakkına sahip tıran bir yaptırım. Bu uygulamaya sistemi teşhir etmeye ve kadın Mahkeme, N.Y.’ye tecavüz eden olmasına karşın devlet hastaneleeklenen ve kadının isteği haricinde dayanışmasını sürdürmeye kararS.İ.’nin beraatine karar verdi. rinde 8 hatfadan sonrasına kürtaj yakınlarına gebeliği hakkında bilgi lıyız! Tecavüz nedeniyle hamile kalarak verilmesini önleyen “mahremiyet altıncı ayda düşük yapan N.Y.’nin yapılmıyor. Yasalara aykırı olan Bedenimiz Bizimdir! bu uygulamanın yanı sıra kürtaj butonu”nun da Cenan örneğinde çocuğunun S.İ.’den olduğunun Cinsiyet, cinsellik ve cinsel sırasında kadınlara ağrıyı azaltacak ne kadar işe yaramaz olduğunu DNA testiyle ispatlanması mahkeyöneliş nedeniyle işlenen tüm ilaç ya da narkoz dahi verilmiyor. görüyoruz. meyi ikna etmeye yetmedi. cinayetlerde nitelikli hal uyguBu da kadınlara direkt olarak, ‘ya Bir kez daha söylüyoruz ki, geTecavüz suçunun adil bir bilansın! özel hastaneye gideceksin, ya da çimde yargılanmaması ve suçun kürtaj yaptırmayacaksın, bu çocu- beliği önleme ya da sona erdirme Kadına karşı her türlü cinsel konularında karar hakkı sadece bedelinin kadına yüklenmesinin ğu doğuracaksın’ demektir. Üstelik, taciz ve şiddeti kadınların suçlu kadınındır. yanı sıra son dönemde Isparta ve pek çok kadın, evli olmadıkları oldukları varsayımından hareketKarabük’te yaşanan tecavüz olayla- gerekçesiyle devlet hastanelerinden Kadın cinayetlerinde de hükümet le değerlendiren yasaların iptalirında gebe kalan kadınların kürtaj istenmeyen gebelikler konusunda ve yargı, erkek egemen sistemi ko- ni istiyoruz! olma hakları yargı tarafından “teca- yardım alamadıklarını ve düşrumaya devam ediyor. Antalya’da Kürtaj ve doğum kontrolü kovüzde rıza” gerekçesiyle engellendi. manca bir tavırla karşılaştıklarını 4 ay önce, sevgilisinin boğazını kenularında karar kadınlarındır! Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı belirtiyor. serek öldüren Mehmet İncir önce ise erkek egemen sistemden yana Serbest ve parasız kürtaj hakkı! müebbet hapis cezasına çarptırıldı.


8

ARKA PLAN

AKP’nin teğet geçen krizi AKP hükümeti asgari ücrete cumhuriyet tarihinin en büyük oranlı zammını yapmakla çok övünüyor. Asgari ücret zammının 2,3 katı doğalgaza zam yapılmışken hükümet hangi tarihten, hangi övünçten bahsediyor dersiniz?

Oktay Benol, 7 Ekim

AKP, kaşıkla verdiğini kepçeyle geri alan bir hükümet. Kanıt mı?

10’u geçmedi. İşte tablo bu! Elektriğe, doğalgaza, ulaşıma,

Yetmiyor bir de kısıtlı maaşlarımız üzerinden vergi kesiliyor. Üstelik öyle çok vergi kesiliyor

bölgenin yükselen yıldızıydı? Hani doğusuna batısına ayar veren ülkeydi Türkiye?

ki, Türkiye’nin tüm patronlarının şirketleri dâhil ödediği vergiyi defalarca katlıyor bizim ödediğimiz vergiler. İşte AKP mucizesi bu!

Enerji Bakanı Taner Yıldız’a göre Türkiye Avrupa’da en ucuz elektriği kullanan 4 ülke arasındaymış. Yani Bakan demeye getiriyor ki bu hamur daha çok su kaldırır. Enerji Bakanı ile bir anlaşma yapalım. AKP hükümeti asgari ücreti, örneğin, Fransa düzeyine çıkarsın biz elektriğe iki kat ücret ödemeye hazırız!

Kamu emekçilerinin 2012 yılı zam oranı yüzde 8,16 (4+4). Elektriğe 2012 yılında yapılan -1 Nisan ve 1 Ekim tarihli toplam- zam oranı yüzde 21,88 (konutlarda kullanılan). Bunun anlamı şu: AKP hükümeti 2012 yılında kamu emekçisine verdiği maaş zammının 2,7 katı oranında elektriğe zam yapmış. Kamu emekçisinin maaş zammı yüzde 8,16; elektrik zammı yüzde 21,88. Yani AKP hükümeti maaşa zam yapmak ne kelime, misliyle geri almış. Devam edelim! Asgari ücrete 2012 yılında toplamda yüzde 12,37 oranında zam yapıldı. Doğalgaza 2012 yılında -1 Nisan ve 1 Ekim tarihli toplam- yapılan zam oranı ise 25,82. Bir yanda asgari ücrete yapılan 12,37 zam, diğer yanda yüzde 25,82 doğalgaz zammı. Malum AKP hükümeti asgari ücrete cumhuriyet tarihinin en büyük oranlı zammını yapmakla çok övünüyor.Doğalgaza, asgari ücret zammının 2,3 katı zam yapılmışken hükümet hangi tarihten, hangi övünçten bahsediyor dersiniz?

benzine yapılan zamlar işçinin, emekçinin, emeklinin maaş zamlarını silip süpürüyor. İşte bunun için AKP, kaşıkla verdiğini kepçeyle geri alan bir hükümet diyoruz.

Zamlar zorunlu imiş, bak sen!

Bunun için AKP hükümetinin alım gücünü düşürdüğünü, Minareyi çalan kılıfını hayoksulluğu arttırdığını söylüyo- zırlarmış. AKP de Süleyman Demirel’den ödünç aldığı ruz. pişkinlikle, zamları keyiften Bunun için AKP patron yapmadığını iddia ediyor. dostu işçi-emekçi düşmanı bir Pekiyi, AKP hükümeti zamhükümettir diyoruz. ları neden yapmış? Dünyanın İşçinin, emekçinin aldığı hali, kriz koşulları, girdiler-çıkmaaş zamları da; elektriğe, tılar, ayarlamalar, düzeltmeler, doğalgaza, ulaşıma, benzine şunlar bunlarmış... Bunların yapılan zamlar da ortada. hepsi bahane! Yalan yok! Çarpıtma yok! Dünyanın en çok büyüyen Eğip bükmek yok! ekonomilerinden biri olduğu

2012 yılında benzine yapılan zam oranı yüzde 14’e ulaştı. Örneğin İstanbul’da ulaşım, hattına ve jeton/kart kullanımına bağlı olarak yüzde 10Sadece elektrik, doğalgaz vb. 50 arasında zamlandı. Aynı zamlar mı? KDV, ÖTV derken dönemde emekli maaşlarına ya- mal ve hizmetler için dünyanın pılan zam ise toplamda yüzde en yüksek vergisini ödüyoruz.

söylenen Türkiye’nin bütün alamet-i farikası bu muydu yani? Hani Türkiye dünyanın 17. büyük ekonomisiydi? Hani

Türkiye’de asgari ücret dört kişilik bir aile için yoksulluk sınırının dörtte birine denk gelirken Enerji Bakanı neyin hesabının peşinde? Enerji Bakanı ve hükümeti önce asgari ücretin neden açlık sınırının altında olduğunun hesabını versin. 10 yıllık ekonomik mucizeye rağmen asgari ücret halen açlık sınırının altında ise bunun bir nedeni olmalıdır. Hadi hatırlayalım! Hani şu meşhur Forbes


ARKA PLAN

9

hep birlikte göreceğiz, süreç içinde o dikişleri bir arada tutmak mümkün olmayacak. Lakin AKP hükümeti bu sermaye düzeni için olmazsa olmaz değildir. Aynı kendinden öncekiler gibi AKP hükümetinin de yeri geldiğinde yıpranan yüzü yenisiyle değiştirilecektir. Aynı İspanya’da Zapatero yerine Rajoy’un, Fransa’da Sarkozy yerine Hollande’nin gelmesi gibi Başbakan Erdoğan ve partisinin yerine de sermaye adına yeni yüzler gelecektir. Asla gitmez, değişmez sanılan Demirel, Erbakan ve Ecevit’in geçip gittiği gibi… Özal’ın tarihe karıştığı gibi… 100 listesi vardı. Türkiye’nin milyarderleri listesi! Ne diyordu orada? Listede yer alan isimlerin yarısından çoğunun servetlerinin kaynağının enerji, gayrimenkul ve turizm sektörü olduğunu…

sıvanabilir mi?

TÜİK’in Gelir ve Yaşam Koşulları 2011 araştırmasına göre Türkiye’de insanların yüzde 86,5’i ekonomik nedenlerle “evden uzakta bir haftalık tatil” yapamıyor. Altını çiziyoruz her Birileri deveyi hamuduyla yüz kişiden 86,5’i... İnsanların götürürken AKP hükümetinin yüzde 80,3’ü “yıpranmış ve halen en ucuz elektriği kullaeskimiş mobilyalarını yenileme nıyoruz demesi bo��una değil. ihtiyacını” ekonomik nedenMilletin gözünün içine bakarak lerle karşılayamıyor. Türkiye’de pişkin pişkin, “kullanan tabii 2011 yılı itibariyle “maddi ki bedelini ödeyecek” demeleri yoksunluk” oranı yüzde 60,4 boşuna değil.

yüzde 46,7. Yani her 100 liranın yaklaşık 47 lirası bunların cebine giriyor. En düşük gelire sahip yüzde 20’lik grup ise toplam gelirden sadece yüzde 5,8 pay alabiliyor. Yani her 100 liranın yaklaşık 6 lirası. Fark tam 8 kat! Zam kime yapılacak, vergi kimden alınacak, cevap ortada değil mi? Görüldüğü üzere faturanın kime kesileceği tamamen politik bir karardır. Ve Hükümet tercihini patronlar-

Bu yüzden isimleri, yüzleri farklı olsa da asıl amaçları mevcut patron düzenini devam ettirmek olan benzeri sahte kurtarıcılara karşı da uyanık olmalıyız. İşçi ve emekçiler olarak kendi seçeneklerimizi oluşturmalıyız. Ortak çıkarlarımız için birlikte hareket etmenin yollarını yaratmalıyız. Bugün nedeni olmadığımız bütçe açıkları adına zamlar aracığıyla fatura işçi ve emekçiler olarak bizlere kesiliyor. Zamlar

Yoksulluk da kısmet işi, demek ki! Devletin resmi istatistik enstitüsü TÜİK bile nüfusun yüzde 16,1’inin yoksulluk sınırının altında olduğunu söylüyor. Yine TÜİK’e göre nüfusun yüzde 18,5’i sürekli yoksulluk sınırı altında bulunuyor. Yani mesele zam değil, o zammın kimin sırtına yıkıldığıdır. Zamlar ekonomik kararlar değil, politik kararlardır. Faturayı kimin ödeyeceğini belirlemektir. AKP hükümeti faturayı işçi ve emekçilere kesiyor ve zamlar peşi sıra geliyor. İşte o yüzden de en ucuz elektriği kullanıyorsun, kullanan tabii ki bedelini ödeyecek diyerek yağ gibi üste çıkmaya çalışıyor AKP hükümeti. Lakin güneş balçıkla

olarak ifade ediliyor. Ve Enerji Bakanı Taner Yıldız diyor ki, Avrupa’nın en ucuz elektriğini kullanıyoruz. Gelelim zenginlik ve yoksulluk hallerimize! Türkiye’nin en zengin yüzde 20’lik grubunun toplam gelirden aldığı pay

uygulanmamalı, derhal geri alınmalıdır! Bütçenin açık verBu tablo ne sürdürülebilir ne mesinin en önemli nedenlerinde kabul edilebilir bir tablodur. den biri askeri harcamalardır. Ne zamlara ve yoksulluğa ne Bütçe savaşa değil, eğitime ve de AKP hükümetine ve patron sağlığa harcanmalıdır! Zam da düzenine mecbur değiliz. İfade vergi de her 100 liranın yarısını ettik, ısrarla da altını çiziyoruz: cebine atan zenginlerden alınAKP’nin dikişleri patlıyor! Ve malıdır! dan yana koymaktadır.


10

ULUSAL SORUN

Sebahat Tuncel’e 8 yıl 9 ay hapis cezası! Doğa Çetin, 1 Ekim

BDP milletvekili Sebahat Tuncel PKK üyesi olduğu gerekçesiyle 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı ve yurtdışına çıkış yasağı kondu. Tuncel, Kocaeli’nin Gebze ilçesinde 9 aydır tutuklu bulunurken İstanbul 3. Bölge’den bağımsız milletvekili seçilince, 25 Temmuz 2007 tarihinde cezaevinden tahliye edilmişti. Sebahat Tuncel’in, BDP’den milletvekili seçildikten sonra yargılanmasına Anayasa’nın ‘Yasama Dokunulmazlığı’na ilişkin 83.maddesindeki ‘’..ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla..’’ ibaresi sayesinde devam edildi. Dava bitimine az bir süre kala ortaya çıkan gizli bir tanığın ifadelerine dayanarak, somut hukuki bir delil olmaksızın cezaya

çarptırılması, sürecin burjuva hukukunu dahi hiçe sayan gidişatına tekrar dikkatleri çekti.

bir sanrıdan ibaret olduğunu ve yürütmenin ihtiyaçları doğrultusunda hükümler verdiğini bir kez daha gözler önüne serdi.

kapatılması, Sebahat Tuncel’in aldığı ceza ve vekilliğinin düşme ihtimali, askeri operasyonlar ve KCK operasyonlarının tüm hızıyErdoğan : ‘’Yargıya talimat verla sürmesi var. Bu şartlar altında, dik, BDP için gerekeni yapıyor.’’ Oslo süreci hükümetin girişimde bulunacağı Şemdinli’de PKK’liler tarafınMevcut küresel ekonomik kriz, herhangi bir barış görüşmesi ve/ dan yapılan yol kontrolü sırasında Arap devrimlerinin patlak vermesi, ya açılım süreci, kısmi tavizler BDP milletvekilleri ile PKK’liler Suriye’nin ve Yunanistan’ın içinde yoluyla Kürt hareketinin tasfiye arasında yaşanan kucaklaşma ola- bulunduğu durum, PKK ile koledilmesi amacına hizmet edeceği, yının medyaya yansıması üzerine, luk kuvvetleri arasındaki çatışma- yani rejimin demokratik gericilik AK Parti grup toplantısında yapların yoğunlaşması, ve dolayısıyla ve muhatapsızlaştırma politikatığı konuşmasında yargıya talimat artan askeri harcamaların bütçe larının bir uzantısı olacağı açıkça verdiklerini söyleyen Başbakan açığını daha da arttırması, iktida- ortada. Barıştan söz edilebilmeTayyip Erdoğan, yargının aldığı rın, Kürt sorununa çözüm yolun- si için öncelikle, Kürt hareketi talimatları yerine getirmesinin da atılmış önemli bir adım olarak üzerindeki baskıların ve operasardından parlamentonun da gere- lanse ettiği Oslo görüşmelerini yonların sonlandırılması, siyasi keni yapacağının garantisini verdi. tekrar gündeme taşımak zorunda tutsakların serbest bırakılması ve Sebahat Tuncel’in bu konuşmanın kalmasıyla sonuçlandı. Hükümet, Kürt halkının kendi kaderini tayin ardından cezaya çarptırılması bir Kürt sorununu çözeceklerine dair edebilmesinin önündeki engellerin tesadüf olmasa gerek. Başbakasöylemlerde bulunmaya devam kaldırılması gerekir. nın bu sözleri, bağımsız yargının, ederken, gündemde BDP’nin

Seçmeli Kürtçe Ders Değil, Anadilde Eğitim İstiyoruz! Kemal Boran, 3 Ekim

Yeni öğretim yılı geçtiğimiz günlerde birçok sorunla birlikte başladı. Yeni dönemde eğitimde köklü değişikler yapıldı. Bu değişiklikler arasında seçmeli dersler de mevcut. Seçmeli derslerden biri de Kürtçe!

olarak okutulmasına ilgi yok deniliyor. Gerekçe; Diyarbakır’da seçmeli dersler arasında Kürtçeyi sadece 3883 öğrencinin, Türkiye genelinde ise 21 bin öğrencinin tercih etmiş olması! Bu rakamlara

Kürtler onlarca yıldır anadilde eğitim için mücadele ediyor. Nitekim anadilde eğitim bireyin en temel insan haklarından biridir. Bu hak ekmek, su, hava gibi en temel insani ihtiyaçtır. Anadilde eğitimin devlet tarafından verilmesi ise lütuf değil bireyin bu hakkının sosyal devlet gereği sağlanmasıdır. Mevcut durumda Kürtçe seçmeli ders olarak beşinci sınıftan itibaren okutulacak. Altyapısı hazırlanmadan apar topar başlatılmak istenen seçmeli Kürtçe derse Kürtler ilgi göstermedi, deniyor. Bu ilgisizlik bazı çevreler tarafından aslında Kürtçe eğitimin çok da istenen bir şey olmadığı, o nedenle de Kürtlerin ilgi göstermediği şeklinde yansıtılıyor.. Evet, Kürtçe’nin seçmeli ders

bakılarak Kürtçe anadilde eğitim çok da istenen bir şey değil deniyor. Bu durumun gerçek olmasını AKP hükümeti çok isterdi ama işin aslı öğle değil. İşin gerçeği Kürtler haftada 2 saat seçmeli Kürtçeyi istemiyor. Üstelik beşinci sınıftan itibaren

olması da tam bir saçmalık.

isteyenlerin sayısı önemlidir. Üstelik eğer seçmeli Kürtçe ders Önemli ve belirleyici olan o dilin sahiplerinin kendi öykülerini, olacaksa buna Türk çocukların anılarını, hayallerini kendi çoihtiyacı var. Kürt arkadaşlarıyla cuklarına, torunlarına yine kendi daha rahat anlaşabilsinler diye. dillerinde aktarabilme, kendi Kürtlerin ise seçmeliye değil anadilde kültürlerini, tarihlerini yine kendi dilleriyle yaşatabilmesidir. eğitime ihtiyacı Bilen bilir, Kürt illerinde okuvar. Altı- lun ilk günleri sınıflar adeta nı tekrar dilsizler sınıfıdır. Ne çocuklar ve ısrarla öğretmenin ne de öğretmen çizelim, öğrencilerinin dediğini anlamaz. bu Kürt- Bu durum bir süre devam eder. lere lütuf Kürt çocuklar yabancı dili ana dil olarak olarak öğrenmek zorunda kalır. sunulaAnadilde eğitim alamamak Kürt maz çün- çocuklarının eğitimde yeterince kü zaten başarılı olamamalarına da sebep anadilde olur. Kürt gençlerinin üniversite eğitim sınavlarındaki genelde başarısız en temel olmalarının bir nedeni de budur. insan Biz Kürtler, Kürtçe seçmeli ders hakkıdır. değil, anadilde eğitim görmek isHatırlanırsa Bülent Arınç Kürtçe medeniyet dili değil diyerek, “beni ikna edin” demişti. Çok açık ki bir dilin sahiplerinin ana dillerinde eğitim alma hakkı ne o dilin “medeniyet” dili olmasıyla alakalıdır, ne de o dili öğrenmek

tiyoruz; bu bizim hakkımız ve bu hakkın önündeki bütün engeller kaldırılmalıdır!

ANADİLDE EĞİTİM EN TEMEL DEMOKRATİK, ULUSAL, İNSANİ HAKTIR...


GENÇLİK

11

Harçlar kaldırıldı, sırada kamusal yüksek öğretim sistemi var Bahadır B., 7 Ekim

28 Ağustos 2012’de başbakanın imzaladığı kararnameyle katkı kredisinin yani harçların kaldırıldığını Bület Arınç, “müjde” başlığıyla medyaya duyurdu. Bunu üzerine “Müjde! Parasız eğitim geldi!” tarzı başlıklar geçikmeden atıldı.

de harçlara olan ihtiyacın yavaş yavaş ortadan kalkmasından kaynaklanmaktadır.

Bir örnek vermek gerekirse, gelirini devlet ödenekleriyle ve öğrencilerden alınan paralarla sağlayan bir devlet üniversitesi düşünün, bu üniversite zamanla Bu durum karşımıza şu sorula- devletten aldığı parayı azaltıyor rı çıkarmaktadır. AKP’nin neoli- ve bir banka tarafından finanse beral politikaları, sınıf karakteri edilmeye başlıyor, bunun karşıve 10 yıldır iktidarda olduğu lığında üniversite de bankanın düşünüldüğünde, harçların kal- içinde bulunduğu sanayi ve dırılması da neyin nesi? Bu bir hizmet kollarına ‘bilimsel katkı kazanım mıdır? AKP, gerçekten ve hizmet’ sağlıyor. Hatta bu de parasız eğitim için mi çabaüniversite, öğrencilerini bu banlıyor ya da elinden bu kadar mı kanın zorunlu müşterileri haline geliyor? getiriyor. Üniversite içinde yapılan her aktivite, bu bankaya ödeGerçekçi olmak gerekirse sonen para sayesinde gerçekleşiyor. lun tamamı AKP’nin böyle bir hamle yapacağını beklemiyordu. İşte böyle bir durumda katkı Kararnameden sonra birçok sol kredisi denen harçlar önemini ve grup, bunun yıllardır parasız eği- gerekliliğini yitirir. Çünkü, artık üniversitelere kredi sağlayan bir tim isteyen öğrencilerin mücadelesiyle kazanıldığını, bu kaza- sermaye var: Finans kapital. nımın ileri götürülmesi ve tüm Aşağıdaki tablo devlet ve vakıf üniversitelerin ücretsiz olması üniversitelerinin yıllara göre taleplerini dile getirdiler. sayısını vermektedir. Yoldaşlar, bir devrimcinin olBu tablonun yanına bir de mazsa olmazı gerçekçi olmasıdır. Bugün Türkiye’de ne bir öğrenci hareketi, ne de bu hareketin bir kazanımı mevcuttur. Türkiye’de yüksek öğretim sisteminin evrimine ve bugün geldiği noktaya bakarak bu durumu çok net anlayabiliriz. On yıl içinde, üniversiteleri hızla sermayeleştirmekten, “her ile bir üniversite” diyerek onları niteliksizleştirmekten, öğrencileri piyasa mekanizmasında müşterileştirmekten beis duymayan hükümet, hangi muhalefet karşısında geri adım attı da harçları kaldırdı? Eğer bahsettiğiniz muhalefet, 6 Kasım YÖK’ün kuruluşunda devlet üniversitelerinin şirketleşyürüyen 200 kişi ise evet böyle mesini katarsak parasız eğitim bir muhalefetçik var. söyle dursun, devlet üniversitelerinin bile özelleşerek kâr kapısı Harçların kaldırılmasına geri haline geldiklerini görebiliriz. dönersek, bu durumu kamusal Ne de olsa “Hükümetimiz”, her yüksek öğretimin yavaşça ortaili boşuna üniversitelerle donatdan kaldırılmasının başlangıcı olarak görmek gerekiyor. Harç- madı. ların kısmen kaldırılması, belki

Kısacası bu üniversitelerin ku-

rulmasının altında yatan temel neden, ne bilimsel üretimin yaygınlaştırılması ne de üniversite eğitiminin tabana yayılmasıdır. İllerdeki ticari hayatı canlandırmak, üniversite kapılarındaki birikmelerin yarattığı sosyal gerilimleri hafifletmek adına kurulan onlarca tabela üniversitesinin yapımları sırasında ne altyapı sorunu ne eğitimli insan gücü göz önünde bulundurulmuştur.

sinin hala mümkün olduğunu unutmamak gerekiyor. Yüksek öğretim sisteminin bu değişimi bir baht değil. Bu değişimin sadece öğrencileri değil akademisyenleri ve üniversite içinde çalışan tüm işçileri etkilediği çok açık. Böylece neoliberal dönüşüme karşı üniversite içindeki her kesimin, ortak taleplerle bir araya gelerek tepki oluşturması elzem olmuştur.

Eğitim sistemimizin tek sorunu paralı olması değil, eğitimin niteliği ve mezun olanların kendi alanlarında nitelikli iş bulabilmesi de büyük bir sorundur. Türkiye’nin üniversite çöplüğüne, üniversitelerin de para basan bilim fukarası kuruluşlara dönüştüğü ve mezun işsizlerin kol gezdiği bir ortamda harçların kısmen kaldırılması var olan tablonun iyileştiğini değil, daha da kötüleşeceğini göstermektedir. Bologna süreci gibi üniversitelerin sermayeyle eklemleşmesi projeleriyle, hayat boyu süren bitmek bilmez eğitim seminerleri, sertifika

Böyle bir ortamda nihai hedefimiz, kafa ile kol emeğini birbirinden ayıran duvarları kırmak ve herkesin yeteneği doğrultusunda bir alanda uzmanlaşmasını sağlayacak olan özgür emekçiler üniversitelerini kurmak olmalıdır. Elbetteki bu hedefi kapitalizmin ilgasıyla paralel düşünmek gerekiyor. Bu nedenle işçi sınıfından kopmamak öğrenci hareketinin temel direğini oluşturmalıdır. Bu hedefe giden yolda acil talebimiz harçların ikinci öğretim için de kaldırılması gerektiğiyle sınırlı olamaz. Türkiye, eğitimdeki bu kirli dönüşümün temel dayanağı olan Bologna sürecinden kayıtsız şartsız kopmalı ve Bologna deklarasyonuna attığı imzayı geri almalıdır. Vakıf üniversiteleri hiçbir tazminat ödenmeden devletleştirilsin ve özel üniversite açılması yasaklansın. Tüm üniversiteler, öğrenciler, akademisyenler ve üniversite çalışanları tarafından belirlenen ve seçilen kurullarca yönetilsin, rektörlük sistemi kaldırılsın.

programlarıyla kitlesel işsizlik sanki mezunların ‘yetersizliğiyle’ ilgili bir şeymiş gibi gösteriliyor, uzatılan staj süreleriyle diplomalı işsizler ucuz işgücü ordusunda yerini alıyor ve esnek güvencesiz çalışma biçimleri yaygınlaşmaya devam ediyor. Bu kara tablonun dönüşme-

Devlet, tüm üniversiteleri tek bir çatı altında toplayarak ortak bir fon oluştursun, üniversitelerin giderleri bu ortak fondan sağlanarak öğrencilerden tek bir kuruş bile alınmasın. Not: Yazının tamamına http:// www.iscicephesi.net adresinden ulaşabilirsiniz.


12

İŞ YERLERİNDEN

aramada coplandı. İşçiler memurlar hak aramaya Türkiye’de İşler Tıkırın- kalkıştığında biber gazı ve copla bir güzel terbiye edildi. da, Her şey Çok Güzel! Gerçi haksızlık yapmayalım Merhaba sevgili İşçi Cepbizim rahatımız için kaliteli hesi okurları. Daha önceki hizmet vermek isteyen devlet sayılarda sizlerle çalıştığım son model metal coplar aldı, işyerinden haberler paylaşbizi onunla dövüyor. Yani mıştım. Maalesef bu sömürü kaliteli dayak yiyoruz. Eğidüzeni devam ettikçe sorun- tim derseniz 4+4+4 diye bir larımız katlanarak sürüyor. şey icat ettiler. “Dini bütün bir gençlik” yetiştirme yoGeçtiğimiz günlerde yurt lunda emin adımlarla ilerlidışına işi gereği sık gidip yoruz. gelen bir arkadaşımla sohbet ediyoruz, ona sordum: Arada bazı ufak tefek şeyler “Türkiye dışarıdan nasıl de var tabi, mesela daha kengörünüyor? Yabacılar Türki- di ihtiyacını karşılayamayan ye hakkında ne düşünüyor?” çocukları okula başlatmak diye. “Yabancılar Türkiye’de gibi. Ya bir de şu Kürtler işlerin çok iyi olduğunu dü- var. AKP bunlara bir türlü şünüyorlar” diye cevapladı. yaranamadı. Rahat etsinler Ve ekledi, “bize özeniyorlar!” diye devletimiz masraftan kaçmayıp modern ceza evleri Ben de düşünüyorum, AKP’ye haksızlık mı yapıyo- yapıyor. Orada bedava yan rum, diye. Ben sayayım, siz gelip yatıyorlar ama ne gezer iyilikten anlamaz bunlar! karar verin... Bu arada dış politika ne Maaşıma bu yıl yüzde on zam aldım. Kiram yüzde 20 alemde derseniz komşularıarttı. Yol masrafım yüzde 15; mızla sıfır sorunla başlayan elektrik, doğalgaz, telefon ve dış politikada geldiğimiz su faturası en az yüzde 20-25 nokta etrafımızda dost ülke arası zamlandı. Gıda madde- kalmadı, ama suç bizde değil miş! Ne olmuş yani Suriyeli leri de öyle! Maaş yemiyormuhaliflere silah vermişiz, du, iyice yetmez oldu. ortalığı biraz karıştırmışız, Pekiyi, demokratikleşme amma da büyütüyorlar. vaadiyle gelen AKP bize vaat Lakin şu Akçakale’ye atılan ettiklerini ne kadar yaptı? bomba asabımızı çok bozdu. Öğrenciler en küçük hak Tabi biz de cevabını misli ile verdik. Ha orada masum insanlar öldü derseniz, öyle teferruatlaMEKTUPLARINIZI ra kafanızı yormayın. BEKLİYORUZ

Tekstil

ISCICEPHESI@

GMAIL.COM

Aslında daha yazacak çok şey

var ama adı üstünde okur mektubu. Yazmaya devam edersem destana dönüşecek. Şimdi AKP’ye haksızlık mı yaptım? Karar sizin! İC okuru bir tekstil işçisi

Hizmet

sürdürüyor. Bir büro çalışanı olarak, her geçen gün kötüleşen çalışma koşulları altında yaşamaya devam edilemeyeceğine inanıyorum. Çıkış yolunun ise karmaşık değil, oldukça açık olduğunu düşünüyorum.

Büro Çalışanları Güven- Bugün büro çalışanları olacesizlik Mağduru rak tüm işçiler gibi iki yönlü

bir mücadele vermek durumundayız. Bir yandan şirket Ben yerli bir firmada açlık yönetiminin bizlere tek tek sınırının biraz üzerinde maaş uyguladığı baskı koşullarına alan bir büro çalışanıyım. direnmek için grevli toplu Normal bir ayda brüt sözleşme hakkımızı kazanmaaşımdan yapılan kesinti mamızı sağlayacak bir örgüttam olarak 367,08 TL. Yani lenme içerisine girmeliyiz. her türlü ödememde ayrıca Ancak bu da yeterli değil, verdiğim vergiler dışında her aynı zamanda, işverenlerin ay bütçeye 367,08 TL’lik bir baskı mekanizmalarının alt katkım oluyor. yapısını sağlayan hükümete karşı da aynı örgütlülük Geçtiğimiz ay 30 Ağustos altında mücadele vermeliyiz. ve bayram günleri (yani 5 Örgütlenme hakkımızı savugün içerisinde) tam 82 sanurken yoksulluk sınırının atlik bir fazla mesai sonrasında elime geçen para hala altındaki tüm maaşlardan yapılan kesintilerin kaldırılyoksulluk sınırının altında masını da talep edebiliriz. olmasına rağmen, devletin bendenyaptığı kesinti Mevcut koşullarda hükü500,86 TL’ye ulaştı! met ve işverenin elini en çok kolaylaştıran etmen iş Buna rağmen hükümet bütçe açığı verip yeni zamla- güvencesine sahip olmamarı açıklayarak mevcut maaşı- mızdır. Bu güvencesizliğin mı açlık sınırı altına itmeye tek çözümü ise grevli toplu sözleşme hakkımıza sahip meylediyor. Hükümetin olmaktır. hangi politikalar ile bütçe açığı verdiği bir başka tartışBizler, güvenceli çalışma ma konusu olsa da, benim hakkımız için bu mücadelemaaşımdan yapılan kesinti- ye girişmiş durumdayız. leri düşünecek olursak soBir süredir bu eksende rumlunun ben ve benim gibi farklı sektörlerden büro çalışanlar olmadığını net bir çalışanları ile bir çalışma biçimde görebiliyorum. yürütüyoruz. Benim gibi Merhabalar;

Görev tanımlarının her geçen gün genişlediği ve iş yükünün ciddi biçimde arttığı şirketimde, yüksek yöneticiler hâlâ çalışma saatlerini esnekleştirip, yapısal aksaklıkların da faturasını biz çalışanlara çıkarmayı

güvencesizlik mağduru tüm büro çalışanlarının çıkış yoluna ulaşabilmeleri için, tüm kardeşlerimi grevli toplu iş sözleşmesi hakkı için böylesi bir olmazsa olmaz çabaya davet ediyorum.


ULUSLARARASI

13

Uzaktan Kumandan

“Sözünü kesiyorum ama bir son dakika haberimiz var. Şu anda eliUyanmıştım. Hiçbir şey göremimize Katar prensinin gay olduğunu yordum. Bir süreliğine kör olduğu(Tekrardan kanal değiştiriyorum. ispatlayan görüntüler geçti. Ayrıca mu düşündüm. Ellerim gözlerime yine Katar prensinin eşinin, Obama “Evet, değerli seyircilerimiz, heArtık hangi kanalda olduğumu gitti. Anlaşılan karanlık bir odadayile yasak aşk yaşadığı ortaya çıktı. dım. İleride nokta halinde parlayan men yanımızda görmekte olduğunuz ayırt edemez hale geliyorum.) Ancak ülkelere ve özel hayata saygılı adamın elinde bir adet dürüm kebap kırmızı bir ışık gördüm. Yavaşça “Sayın seyirciler şimdi sözü siyaset olduğumuzdan bunları sizlerle paybulunmakta. Bu kebabın içine bir o ışık süzmesine doğru ilerlemeye bilimi ve uluslar arası ilişkiler uzma- laşamıyoruz.” şeyler ekiyor. Biliyorum içinizden ne nına bırakıyorum.” başladım. Birden ayağıma bir şey var bunda tuz koyuyordur diyeceksi(Hemen kanalı değiştiriyorum.) çarptı. Çarpan şeyin ne olduğu(Bahsettiği uzman konuşmaya niz. Hayır sayın seyirciler! Tuz değil nu anlayabilmek için yere doğru “Televizyonlarını yeni açan sebaşlar.) uyuşturucu koyuyor ve sonra kebabı eğildim. El yordamıyla bunun bir yircilerimizin dikkatine! Batılı afiyetle mideye indiriyor. İşte bütün televizyon kumandası olduğunu “Daha önceden de söylediğim güç odakları televizyonlarımızın bu protestocular bu pis sarhoşlardan gibi bunların hepsi Amerika’nın ve anladım. Kumandanın tuşlarına frekanslarını ele geçirmek üzereler. oluşuyor!” önceden gördüğüm kırmızı ışığa Avrupa’nın oyunu… Avrupa içeİstedikleri yayını yapabiliyorlar. Olur doğru tutarak basmaya başladım. da televizyonda rejimin düştüğünü, Televizyon açıldı. Haberler vardı. Esad’ın öldüğünü görseniz bile inanİzliyordum: mayın. Onların sahte yayınlarında biri olabilir.” “İyi akşamlar sayın seyirciler bildiğiniz üzere Suriye’de rejim karşıtı (Televizyonu kapattım. Kapatgösteriler olduğu ileri sürülüyor. tıktan bir iki saniye sonra bir ses Televizyonumuz bunların asılsız duydum.) olduğunu ortaya çıkardı. Şu anda -Televizyonlarını yeni kapatan ekranlarınızda görmüş olduğunuz seyircilerimizin dikkatine; televizkarabalık, protestolar için toplanmayonunuzu lütfen açın! dı. Bildiğiniz üzere Suriye’de devam eden kuraklık nedeniyle yağmur duNe hissettiğimi bilmiyordum. asına gelen kalabalığı görmekteyiz. Açıkçası karanlık odayı aydınlatan Böylesine masum bir duayı protesto tek şey de bu televizyondu. Bütün olarak göstermeye çalışanları şiddetle bunların bir rüya olduğunu umut kınıyoruz.” ettim. Uymamak için uyumaya çalıştım. Alarm sesi ile kalktığımda (Başka bir kanala geçtim.) gerçekten de karalık odadakilerin “Sayın seyirciler şimdi sizlere korhepsinin bir rüya olduğunu fark kunç bir gerçeği gözlerinizin önüne ettim. sereceğiz. Hollywood Amerika’da bir Bir hafta önce Suriye’de yaşayan film seti kurdu. Bu film setini bilerek çok yakın bir dostum beni ziyarete Suriye coğrafyasına benzetmiş. Sizgelmişti. Bana anlattığı her şeyi rülerin de gördüğü gibi protestocu ve yamda gördüğümü farkettim. Yani askerler olmak üzere binlerce figürasanlayacağınız bütün bu karanlık yon sözüm ona rolleri gereği birbiodadaki haberler Suriye’deki hüriyle çatışıyorlar. İşte Amerika bu kümet yanlısı olan ‘Syriau TV’ ve Hollywood yapımı savaşma sahne‘Al dounia TV’ kanallarında yalerini ele geçirdiği Suriye televizyon yınlanan haberlerden ibaret. Hepsi kanallarına vererek, bizim birlik ve gerçek. Eksiği var fazlası yok… beraberliğimizi bozmak için elinden geleni yapıyor. Vatandaşlarımızın bu Uyanınca aklıma Suriyeli dos(Başka bir kanala geçmeye çalışırisinde bulunduğu ekonomik krizi Amerikan propagandasına karşı dik- yorum. Daha önceden gördüğüm tumla ettiğim sohbetten bir şeyler unutturmak için gündemi değiştirkatli olmalarını noktasında uyarmak bir kanala geri dönüyorum.) geldi. İnsanların bilinçaltına o kamek istiyor. ABD ise bizim toprakisteriz.” dar çok bombardıman yapılıyor ki “Sevgili vatandaşlarımız şu anda larımıza göz dikmiş durumda. Ama gerçek ile rüya ayırt edilemez hale (Başka bir kanala geçiyorum.) yerde gördüğünüz ceset bir teröriste bizi kızdırmasınlar 24 saat içinde geliyor. Bu kaos içinde insanların ait. Kim bilir kaç masumun canını “Sayın seyirciler; bildiğiniz üzere Washington’a gireriz.” tek ihtiyacı olan şey hikayeler. Telealdı da en sonunda belasını böyle bir süredir Suriye halkının isyan vizyonlar da rıza üretimi adına bir (Başka bir kanaldayım. Yine bir buldu!” ettiği söylenmekte. Peki, kim bu sürü hikaye yazıyor. Hikayelerin uzman konuşmakta) halk? Bu sorunun cevabını almak (Başka bir kanala geçiyorum. saçmalık dereceleri aslında rejimin “Bir dış politika uzmanı olarak üzere haber ekibimiz olayı yerinde Bu kanalda biraz önce izlediğim nasıl da çırpınış içerisinde olduğuşunu belirtmeliyim ki; her şeyin başı inceledi.” haberdeki cesedin aynısını gösterinu da gösterir gibi... Katar! Bütün bu karanlık senaryor kamera. Muhabir o aynı cesedi (Ekranda bir kalabalık gözükSevgili Suriyeli kardeşimi bizim yonun finansmanını o sağlıyor!” göstererek konuşmaya başlar.) tü. Bu kalabalığın içinde kamera yazdığımız hikayelerde buluşmak (Sunucu bir anda sözünü keser.) sarhoş bir adam seçti ve ona odak“Suriye’nin değerli halkı bu görüzere selamlarım!

Bertan Biret, 15 Eylül

lanmıştı. Muhabir mikrofonuyla bu adama yaklaşmıştı. Adamın rol gereği orada bulunduğu çok belli oluyordu.)

düğünüz ceset masum bir sivile ait. Maalesef asi teröristler tarafından katledilmiş.”


14

ULUSLARARASI

Suriye Devrimci Solu: “Bu bir sürekli devrimdir ve biz kazanacağız!” Lucha Internacionalista’nın (Enternasyonalist Mücadele, İspanya) Suriye Devrimci Sol Akımı’nın liderlerinden Ghayath Naïssé ile Paris’te yaptığı söyleşiyi yayımlıyoruz. Lucha Internacionalista (Lİ): Suriye Devrimi’nde güncel durum nedir? Ghayath Naïssé (GN): Devrim, eylemlilikler devam ediyor ve halk direnişi geniş bir coğrafyaya yayıldı. Diktatör, Hava Kuvvetleri de dahil olmak üzere tüm askeri gücünü kullandı. Ama ayaklanan halk, oligarşik rejimin düşmesini istiyor. Çatışmalarda ve özellikle özörgütlenme ve özyönetim birimlerinde iyi bir örgütlenme görüyoruz.

doğrulanıyor. Zaten baba ve oğul Esad rejimi altında, 40 yıldır her türlü bağımsız işçi sınıfı hareketi yasaklamıştı. Sendikalar rejime bütünüyle bağlı. Devrim aynı zamanda işçi sınıfını da özgürleştiren bir hareket: Sınıf mücadelesini örgütleyecek sendikaların nüveleri devrimci süreçle birlikte açığa çıkmakta. Lİ: Devrim halk gösterileri ile başladı fakat ardından silahlanmak zorunlu hale geldi. Silahlı mücadele hakkında ne düşünüyorsunuz?

GN: Evet, devrimci güçler devrimin ilk aylarında silahlara sarılmayı istememişlerdi, gösteriler barışçıldı. Fakat iki nedenden Lİ: Bize biraz bu birimlerden bahsedebilir misiniz? Kimlerden ötürü silahlı mücadele açığa çıktı. İlk neden, oluşuyor? Nasıl örgütleniyorlar? iktidardaki burjuva Ne gibi görevler alıyorlar? diktatörlüğün gösteriGN: Mahallelerde ve küçük köy- ler karşısındaki vahşi lerde ayaklanan halk yerel komite- tutumu: cinayetler, ler örgütlüyor. Tabandan diyebiliölümüne işkence, riz buna. Bu komiteler daha sonra binlerce insanın tutukşehrin tamamının ya da birkaç lanması, aşağılamalar, büyük mahallesinin oluşturduğu tecavüzler, köylerin ve koordinasyonlara dönüşüyor. Gömahallelerin yerle bir revleri ise mücadeleyi örgütlemek: edilmesi ve tarım alaneylemleri organize etmek, bildiri larının yakılması… dağıtmak, yaralıları tedavi etmek, İkinci neden ise 2011 ihtiyacı olanlara yardım etmek için Haziran’ından itibaren fon biriktirmek ve bu mücadelele- düzenli ordudan kaçan rin medya ayağını temin etmek (vi- askerlerin sayısının deo, basınla ilişkiler, uydu kanalları artması. Sivil ve asker ve basınla röpörtajlar). Özyönetim kaçaklar gösterileri birimleri kent bazında gündelik savunmak için silahlı hayatı organize etmek için, çoğun- küçük tugaylar oluşluğu kitleler tarafından oylanan ya turdu. da seçilen kişilerden oluşuyor. Lİ: Özgür Suriye Ordusu Lİ: İşçi sınıfının rolü nedir ? (ÖSO)’ndan da bahsedebilir GN: İlk bakışta hiçbir sınıf lider- misiniz ? lik rolüne sahip görünmüyor. Ama GN: Bahsettiğim bütün bu silahlı dikkatli bir analiz, iki unsuru açığa küçük tugaylar ÖSO’yu oluşturuçıkarıyor. Birincisi, Suriye halk yor. ÖSO, silahlı halk direnişinin devriminin itici gücünü küçük genel adı. Gerçek bir ordu değil, burjuva sınıfın alt kesimi kadar işçi zaten merkezi ve tek bir komutasınıfının, fakir köylülerin, kentin dan da ibaret değil. Hiyerarşi yok. dışında kalanların oluşturduğunu Bunun hem faydası hem de zararı görüyoruz. İkinci olarak, bu olgu var. Silahlı halk direnişlerinde ayaklanan bölgelerin haritasına devrimci, demokratik ve toplumsal baktığımızda, Hamas, Halep ve strateji ile başat bir merkeziyet geHumus kentlerinin işçi mahallele- reklidir. Bu açıdan, eleştirilerimizin rinin ve İdlip, Deraa, Deyr el Zor çok uzağında olmayan ve kitlelerin gibi kırsalların, devrimin başladığı de mücadelesini gözardı etmeyen yerler olarak işaretlenmesi ile de

bir silahlı halk direnişini, devrimin zaferi için gerekli olduğu sürece destekliyoruz.

lündü. Her birinin kökleri birkaç yıl önce ölen ünlü Stalinist lider Halit Bektaş’ın SKP’sine dayanır. Lİ: Peki ya rejimin eski görevli- Bektaş’ın oğlu, bu fraksiyonlardan birinin başına geçerek partisini lerinin rolü nedir? baştaki diktatörün rejimine sadık GN: Gösterilerde sürekli vurkıldı. İkinci ve yine Stalinist olan guladığımız şeyi tekrar ediyorum: fraksiyon «Birleşik» SKP de ana diktatoryal rejimin batan gemisini parti olarak rejimle işbirliği içinterk eden herkes hoş gelmiş fakat, deydi. Üçüncü fraksiyon’un lideri devrimi onlar yönlendiremez. Kadri Cemil ise yaklaşık iki ay Lİ: Suriye’de solun politik tutu- önce diktatör tarafından başbakan yardımcısı olarak atandı. Bu mu nedir? fraksiyonların tabanını oluşturan GN: Radikal solun çeşitli grupbirçok genç, devrime katılmak için ları çalışmalarını üç düzeyde partilerinden ayrıldılar. yürütüyorlar: 1) koordinasyonlara Lİ: Sizin SUK (Suriye Ulusal katılıp, ezilen ve sömürülen kitKonseyi)’a ve İslamcı politik lelerin mücadelesini örgütlemek; önderliğe yönelik eleştirileriniz 2) ayaklanmaları daha derin ve neler ? radikal politik ve sosyal değişim-

lere taşımak için mücadelelerdeki bilinci yükseltmeye çalışmak; 3) devrimci süreci etkilemek için sol ve devrimci demokrat güçlerin geniş bir birlikteliğini oluşturmak. Ve aynı zamanda devrimci sol güçlerin, bir geçiş programı ile Suriye Devrimi’ni toplumsal eğilimleri olan demokratik bir devrime çevirerek, sürekli devrim adına birleşmesi için çalışmak. Bu unsurlar doğrultusunda, bizim için –Suriye’de veya dünyada- Suriye halk devrimini desteklemeyen bir sol olamaz. Lİ: Peki ya Suriye Komünist Partisi (SKP)? GN: Tarihi SKP, 3 fraksiyona bö-

GN: Birçok eleştirimiz var. İlk olarak, 2011 Ekim’indeki kuruluşu antidemokratikti: meşruiyeti olmayan bir grup, İstanbul’da dışarıya kapalı bir otelde, üyelerini belirledi, bunu yaparken kimi zaman bu insanlara danışmadı bile. İkinci olarak, Konsey ivedilikle, Katar, Türkiye, Suudi Arabistan ve Fransa gibi ülkelerin tutsağı haline geldi. Üçüncü olarak, baştan itibaren stratejisi Suriye halkının gücü ve iradesine dayandırılmadı. Dördüncü olarak, SUK’un üzerinde Müslüman Kardeşlerin (MK) hegemonik gücü bulunmakta. MK gibi islamcılar, Katar ve Suudi Arabistan’a bağlı ve bu devletler ta-


ULUSLARARASI rafından finanse ediliyor. Programları ise, en azından büyük çoğunluğunun, bir mezhepçi yani gerici. Ve bu devrimci süreci tehlikeye sokuyor. Tüm mezhepsel hareketler ve propagandalar karşıdevrim tarafında yer alır. Lİ: Emperyalist müdahaleye neden karşısınız? GN: Emperyalist askeri müdahale çağrısında bulunulmasının yıkıcı bir etkisi oldu çünkü bu rejimin sonunun yakın ve kolay olduğu yanılsamasını yaygınlaştırdı. Ayrıca, bu mesele devrimci güçler arasında da bir bölünme yarattı. Emperyalist müdahale çağrısı, onu reddeden devrimci kitleler üzerinde moral bozucu bir etki yarattı. Emperyalizmin askeri müdahalesi olmadan bile ölü sayısı 25.000’i geçti. Eğer doğrudan bir müdahale olursa bu sayının nereye kadar çıkabileceğini bir düşünün. Şunu çok iyi görüyoruz ki bu bir buçuk yıl içinde, Rusya ve İran’ı saymazsak, emperyalizmin doğrudan bir askeri müdahalesi söz konusu değil. Lİ: Rejimin aldığı destek nasıl bir önem taşıyor ? GN: Rusya siyasi, diplomatik, ekonomik ve askeri destek sunuyor. İran da rejime 5 milyar dolarlık bir yardımda bulundu. Rejim yıllık tarım üretiminin yarısı kadar miktarı, İran’dan satın aldı. İran’ın askeri yardımlarındansa bahsetmiyorum bile. Hizbullah da rejime siyasi ve lojistik destekte bulundu. Hizbullah, ayrıca Lübnan’daki ve Suriye-Lübnan sınırındaki Suriyeli devrimcilere de saldırılarını sürdürüyor. Lİ: 25.000 ölümün ardından, rejimin sonunun yakın olduğu söylenebilir mi ? GN: Sanıyorum ve inanıyorum evet, rejim bitmiştir ve er ya da geç düşecektir. Suriye’deki devrimci süreç oldukça radikalleşmiş durumda ve bu kana susamış burjuva diktatör gitmeden halk hiçbir şeye razı gelmeyecek. Bu bildiğiniz gibi arzunun iyimserliği ve aklın kötümserliği meselesi. Biz şu an özgürlük ve onur eksenli demokratik taleplere eşitlik ve toplumsal adaletin eklendiği ve yıllarca sürmesi muhtemel bir devrimci sürecin başındayız. Bu bir sürekli devrimdir ve biz kazanacağız!

15

Ekim devrimi: İnsanlığın şafağı Bahadır B, 6 Ekim

Devrimler nasıl yapılır? Bu sorunun bir cevabı yoktur. Hiçbir devrim reçete ile yapılmaz ve birbirini tekrar etmez. Bunun en güzel örneği Ekim Devrimi’dir. Nedir Ekim Devrimi? Bir grup caninin kendi çıkarları için yaptıkları darbe mi? Yoksa tüm ezilenlerin insanca yaşam hedefinde şahlanışı mı? İkisi de olabilir, hangi sınıfsal perspektiften baktığınıza bağlı.

vikler cüret etti ve başardı.”

Tüm çıkarları ve planları bozulan emperyalistler, sosyalist devrimi boğmak için harekete geçti. Birbirlerini yiyen ülkeler bir anda kenetlendi. Tam 16 ülke Rusya’ya saldırdı. 3 yıl süren iç savaşı Lev Troçki’nin önderlik etttiği Kızıl Ordu aracılığıyla Bolşevikler kazandı. Fakat bu zafer bir pirus zaferiydi. İnanılmaz büyüklükte 1917 yılına emperalizmin payla- bir yıkımla karşı karşıya kalan şım şavaşından (1914-1918) bıkan Rusya, neredeyse tümüyle çöken halkların ayaklanmaları damga üretici güçleri geliştirmeye koyulvurmuştu. Fransa’da ve Almanya’da du. “1917’deki son derece uygun ayaklanan askerler burjuvaziye ürküntü vermişti. Ama burjuvaziyi asıl korkutan gelişme, tarihin akışını değiştiren Ekim Devrimi oldu. Burjuva tarihçiler bu yılın adını boşuna “l’année terrible” -korkunç yıl- koymamışlardı.

bir rejimdi. Fakat tüm olumsuzluklarına rağmen, bir işçi devleti olarak Sovyetler Birliği, kıtlıktan kıvranan geri bir tarım ülkesinden sıyrılarak, hiçbir kapitalist gelişmenin sağlayamayacağı bir hızda gelişerek teknik ve kültürel anlamda tabiri caiz ise şahlandı. Despotikliğine rağmen ilerleyen bu gelişim, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetten azade gerçek bir sosyalizmin neler yapabileceğini, insanlığı nasıl ilerletebileceğini ya da Troçki’nin dediği gibi cenneti bu dünyada nasıl kurabileceğimizi

İşçi ve asker ayaklanmaları, hatta işçi konseyleri (sovyetler) Avrupa’nın birçok ülkesinde oluşmasına rağmen işçi iktidarı sadece Rusya’da gerçekleşti. Öncelikle devrimin Rusya gibi geri bir tarım ülkesinde gerçekleşmiş olması tarihin doğrusal olmadığını geri bir kapitalist ülkede de işçi iktidarının kurulabileceğini göstererek aşamalı devrim anlayışını geçersiz kıldı. Elbette bu devrim, onu yapan işçilerin ve onların örderliğinin mirasıdır. Yani Bolşeviklerin... Marx, “Ayaklanma bir sanattır” demişti. Bolşevikler de bu sanatı mükemmel bir şekilde yerine getirdiler. Dünyanın tek muzaffer işçi devrimi neredeyse kansız başarıldı. Bolşevikler vaat ettikleri ne varsa yerine getirdiler. Emperyalistlerin bu anlamsız savaşından çekilerek Rusya’ya barışı getirdiler. Emekçelerin kanını emen borçları ödemeyi reddettiler. Tüm topraklar köylüler arasında paylaştırıldı. Ekim devrimi dünya emekçileri için karanlıkta parlayan fener gibiydi. Tüm bunlar tarihte var olan nesnel koşulların otomatik bir ürünü değildi. Rosa Lüxemburg’un dediği gibi “Bolşe-

tarihsel durumda Rusya için sosyalist devrime başlamak kolay olmuştu, oysa onu sürdürmek ve sonucuna ulaştırmak Avrupa devletlerinden çok daha zor olacaktır.”, diyordu Lenin. Bolşevikler Ekim Devrimi’ni, dünya devrimine giden yolda bir başlangıç olarak görüyorlardı. Dolayısıyla Avrupa’da gerçekleşecek bir devrim Bolşeviklerin de ayakta kalmasını sağlayacaktı. Nitekim 1919’da kurulan 3. Enternasyonal, dünya devrimini örgütlemeye koyuldu. Fakat Avrupa devrimlerinin yenilgisi sonun başlangıcıydı. Bu durum Sovyet bürokrasisi önderliğinde, sözde tek ülkede sosyalizm kurulabileceği fikrini yaygınlaştırdı. Fakat gerçekleşen sosyalizm değil, despotik, baskıcı

çok iyi gösterdi. Kazanımları kaybolmuş olsa da bu devrim, dünya işçi sınıfı ve devrimcileri için mükemmel bir kılavuzdur. Lenin Ekim Devrimi’nin 4. yılında şöyle demektedir; “Biz başlangıcı yaptık. Ne kadar zamanda hangi ulusun işçileri bu işi sonuna vardırırlar bilmiyoruz. Önemli olan, buz kırılmış, yol açılmıştır.” 7 Kasım 1917’de V.I. Lenin önderliğindeki Bolşevikler insanlık adına yeni bir çağ başlattılar ve bize yolu açtılar. Başka bir dünyanın mümkün olabileceğinin göstererek bize çelikten daha güçlü dev bir anıt bıraktılar. Bu yıl 95 yaşında olan Ekim Devrimi, günümüz kuşaklara paha biçilemez dersler vermektedir.


Emperyalizmin ve AKP hükümetinin savaş politikalarının karşısında, Suriye devriminin yanındayız! İşçi Cephesi, 5 Ekim

S

uriye’den Türkiye’ye açılan top ateşi sonucunda, 3 Ekim’de 5 kişi hayatını kaybetti. AKP hükümeti, bu olayı Suriye’ye dönük müdahaleci politikalarını güçlendirmek için kullandı ve bir misilleme olarak Suriye’yi top ateşiyle bombalarken, hükümete Suriye’ye dönük bir askeri müdahale yetkisi veren savaş tezkeresini Meclis’ten geçirdi. Suriye’deki gelişmeler karşısında AKP hükümeti tam bir açmaz içerisinde bulunuyor. Geçtiğimiz yıl Esad rejimine olan desteğini çekmesinin ardından, kendi himayesinde etkin bir muhalefet bloğu inşa ederek devrimi kontrolü altına çabası başarısızlığa uğradığı gibi, Suriye Kürdistanı’nda, Kürt halkının bölgenin yönetimini ele geçirmeye başlamasıyla AKP hükümeti, hiç de ummadığı bir manzara karşısında kaldı. Tam da bu nedenle, gerek Suriye Kürdistanı’ndaki gelişmeleri gerekse de iç savaş sürecini kendi denetimi altına alabilmek adına, AKP hükümeti, Suriye’nin kuzeyinde bir tampon bölge oluşturulmasının en aktif savunuculuğunu yapmakta. Fakat emperyalizmin Suriye’ye dönük bir askeri müdahaleye şimdilik yanaşmadığı bir ortamda, ne tampon bölge kurul-

ması türünden projeler ne de Türkiye’nin tek başına Suriye’ye savaş açması, imkan dahilinde olan seçeneklerdir. AKP hükümetinin yaptığı savaş çığırtkanlığı, Suriye politikasındaki açmazının üstünü örtmek için koparılan yaygaradır. Kuşkusuz, bu durum, Suriye’ye dönük bir dış müdahalenin hiçbir biçimde gündemde olmadığı anlamına gelmiyor. Politik durumda yaşanacak dramatik değişimler, bu seçeneği bir anda ön plana itebilir. Bizler, her durumda, “Suriye’nin Dostları” adı altında biraraya gelen ABD, Türkiye, İngiltere, Fransa gibi devletlerin de, Esad rejimini destekleyen Rusya, Çin, İran’ın da Suriye’ye dönük müdahalelerinin karşısındayız. Esad rejimine dönük gerçekleştirilecek bir dış müdahale, her şeyden önce Esad rejimine karşı kahramanca mücadele eden Suriye halkına zarar verecek, Esad’a meşruiyet kazandıracaktır. Esad’a karşı mücadele eden Suriye halkının, devrimi ellerinden çalmak isteyen emperyalizmin ve Türkiye hükümetinin yardımına ihtiyacı bulunmuyor. Suriye’de ihtiyaç duyulan, dünya işçi sınıfının ve solunun Suriye devrimi için örgütleyeceği enternasyonal dayanışmadır.

4. enternasyonalin yeniden inşası yolunda bir duvar taşı daha.. 4 Kasım’da bir arada! Bugün kitle seferberlikleri içerisinde devrimci partilerin inşası belki de her zamankinden daha da hayati bir öneme sahip. Tüm dünyada kitlelerin krize karşı gerçekleştirdikleri seferberlikler, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da diktatörlük rejimlerinin birbiri ardına yıkılışına eşlik ediyor. Bu kahramanca mücadeleler ve devrimler iktidarları birbiri ardına alaşağı ederken, Avrupa’da hükümetler dikiş tutmuyor. Elbette, kapitalizm henüz büyük bir çaresizlik içinde değil. Her durumda, “hiçbir şeyi değiştirmemek için her şeyi değiştirebilecekleri” yeni yollar bulmaya devam ediyorlar. Kitlelerin dört başı mamur bir programları olmasa da, bir içgüdüleri var. Bu içgüdülerin ne kadar doğru olduğu da rakamlardan verilerden okunabiliyor. Bu “içgüdü”; kapitalizmden, krizden çıkış olasılıklarından, tek ve en büyük maddesinin üretici güçler ve işçiler üzerinde tam bir yıkım yaratacağını bilmekten geliyor. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da devrimlerin ardından, kitleler devrimlerinin çalınmasına karşı yeniden seferber olmaya devam ediyorlar. Bütün bu panoramaya henüz hiçbir yerde devrimci programa sahip bir önderliğin olmaması da eşlik ediyor. Bu önderlik bunalımı, insanlığın en keskin çelişkisine de yön verecek görünüyor; ya sosyalizm, ya barbarlık! Tam da bu nedenle, İşçi Cephesi’nin örgütleyicisi olduğu bir dizi toplantıda dünyada şu anda yaşanan sınıf mücadelelerine, dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen yoldaşlarla birlikte bakarak, bir eylem programı geliştirmeye çalışacağız. Arjantin, Brezilya, İspanya, Fransa, Yunanistan, Almanya gibi birçok ülkeden devrimci Marksist partilerinin katılımıyla 4 Kasım 2012’de İstanbul’da düzenlenecek panele tüm İşçi Cephesi okurlarını davet ediyoruz. Toplantıda 4. Enternasyonalin yeniden inşası yolunda, günümüz sınıf mücadelelerine müdahale eksenini tartışacağız. Bu toplantının bu sürece katkı vereceğinden ise en ufak bir kuşkumuz yok. Yaşasın 4. Enternasyonal Yaşasın Sürekli Devrim!

İşçi Cephesi

www.iscicephesi.net Aylık Siyasi İşçi Gazetesi (Aylık Yerel Süreli Yayın) • Sahibi ve yazı işleri müdürü Atakan Çiftçi (Enternasyonal Yayıncılık) • Yönetim yeri Şehit Muhtar Mah. Süslü Saksı Sok. No: 19/6 Beyoğlu - İstanbul • 1 yıllık abonelik Yurtiçi: 25 TL • Yurtdışı: 25 € Baskı Gülmat Matbaacılık, Litros Yolu 2. Matbaacılar Sitesi E Blok 1NE4 Topkapı - İstanbul, (0212) 5651774 • Fiyatı 2 TL • Her türlü haberleşme ve abonelik talebi için e-posta adresimiz iscicephesi@gmail.com


Ic44