Page 1

E-KART GREV‹ B‹R YILI DOLDURDU

Sendika nefretinin sesli harfi 191254

Temmuz 2009 6 TL (KDV DAH‹L)

SAYI: 2009/07

KORKUT BORATAV’LA EKONOM‹K KR‹Z ÜZER‹NE

Bunal›m çöküfle dönüfltü SÜLEYMAN‹YE PROJES‹ VE KÜRESEL KENT HÜLYALARI

Tarih soslu rantsal dönüflüm

96

ONUR HAFTASI’NIN ARDINDAN

Pastan›n üstündeki çilek L A S Y O N A E N T E R N

fi A L A L A

KÜRT SORUNUNDA ‹Y‹MSERL‹K BALONUNUN SÖNÜfiÜ

Ankara Kurtlar› ve Kandil Kaplanlar› KOJ‹N KARATAN‹’YLE MARX - PROUDHON SENTEZ‹ ÜZER‹NE

Bast›r›lan›n dönüflü

“S‹GARA YALANLARI”NIN YAZARI MÜZ‹SYEN JOE JACKSON’DAN MEKTUP VAR

Sevgili tiryaki


MERAM 96: NEOL‹BERAL FAfi‹ZME KARfiI MÜCADELE ‹Ç‹N BEfi ÖNER‹

Zevkten vazgeçme!

B

‹ster fakir ol ister fukara...

• fiehir Hatlar› . . . . . . . . . . . . . . . . . 4 • Korkut Boratav . . . . . . . . . . . . . . .10 • E-Kart grevi . . . . . . . . . . . . . . . . .14 • Kürt sorununda durum . . . . . . . . . 18 • Süleymaniye’de kentsel dönüflüm . . 20 • Onur Haftas›’n›n ard›ndan . . . . . . . .24 • Radyo Express . . . . . . . . . . . . . . 28 • Radyo Brecht . . . . . . . . . . . . . . . . 36 • K›raat . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 38 • Duman› Üstünde . . . . . . . . . . . . . 39 • Kojin Karatani . . . . . . . . . . . . . . . 43 • Mavi Daktilo . . . . . . . . . . . . . . . . . 48 • “Z”nin 40. y›l› . . . . . . . . . . . . . . . . 50 • Müzik Dolab› . . . . . . . . . . . . . . . . 52 • Joe Jackson’dan tiryakiye mektup . . 54 Arslan Ero¤lu, Aykut K›l›ç, Ayfle Çavdar, Bar›fl Çakan, Çetin Gürer, Çi¤dem Öztürk, Didem Dan›fl, Eda Özdek, Ender Ergün, Erdir Zat, Fevzican Abac›o¤lu, F›rat Genç, Göksun Yaz›c›, Hakan Lokano¤lu, Haziran Düzkan, ‹rfan Aktan, Koray Löker, Merve Erol, Murat Meriç, Özay Selmo, Pelin Özer, Pınar Uygun, Ragıp Duran, Saner fien, Semih Sökmen, Siren ‹demen, fiahan Nuho¤lu, Tu¤ba Tekerek, Tuncay Birkan, U¤ur Biryol, Uli Fader, Ulus Atayurt, Yücel Göktürk, Baskı: Ezgi Matbaac›l›k, Sanayi Caddesi Altay Sok. No:10 Yenibosna / ‹stanbul Tel: 0.212.452 23 02

bas›m yeri ve tarihi ‹stanbul,

Temmuz 2009 da¤›t›m Do¤an Da¤›t›m A.fi. yönetim yeri: Süslü Saks› Sok. no: 5/3 Beyo¤lu - ‹stanbul telfaks: 0.212.251 87 67 e-mail expressroll@gmail.com abonelik expressroll@gmail.com y›l 6 say› 96 Temmuz 2009 imtiyaz hakk› Bilge Ceren fiekerciler sorumlu yaz›iflleri müdürü Merve Erol ilan irtibat Özay Selmo (0.533.514 90 49) YEREL SÜREL‹ YAYINDIR. AYDA B‹R YAYINLANIR. ISSN 1307 - 461X

u da oldu, sigara ve sair tü- lefliden bir bölüm okuduk: “Berger, leyenler gibi, “bana dokunmayan tün ürünlerinin kamusal hakiki bir ba¤›ml› gibi sigaras›n› büyük y›lan” burcunda. mekânlarda içilmesi, 19 bir zevkle içiyor. ‘Bir sigara’ diyor, dePeki, ne yapmal›? Joe Jackson’›n Temmuz itibariyle hayat›m›zdaki rin bir nefes çekerek, ‘bir nefes uzam›- befl önerisi var. Birincisi, bilinçlenyasaklara eklendi. Ahmet Kaya’n›n d›r. Bir parantez açar; sigara süresi bir mek. Neoliberal ideolojinin ve onun flark›s›ndaki gibi, “nerden baksan parantezdir, birisiyle paylafl›l›yorsa, iki tahakkümündeki düflünce dünyas›tutars›zl›k, nerden baksan ahmak- kifli de ayn› parantezdedir. Bir sahnenin n›n hiç hazzetmedi¤i bir kavram bu. ça”. Dahas›, Türkiye’ye özgü bir du- perdesi gibidir sigara, sohbetin perdesi- Öyle olmas›, b›çaks›rt› bir kavram rum de¤il, küresel bir bela. Bu bela- ni açar.” oldu¤unu gözard› etmemizi gereky› anti-sigara faflizmi olarak tan›mK›sa bir suskunluktan sonra flu tirmiyor. Jackson, “bilinçlenme”den layan müzisyen-yazar Joe Jack- yorumu yapt›: “Orada, insanlar›n afli- flunu kastediyor: “Gerçek olgular› ö¤son’›n 53. sayfada nakletti¤imiz na olduklar› bir duyguyu, bir mecaz va- renmek. Ne kadar çok bilirsek, onlara “Sevgili Tiryaki” bafll›kl› aç›k mek- s›tas›yla paylafl›yorum. O bölüm beni karfl› o kadar iyi savafl›r›z.” tubu ve “Duman, Yalanlar ve Dad› iflah olmaz bir ba¤›ml› gibi gösteriyor. ‹kincisi, kendimizi ezdirmemek ve Devlet” bafll›kl› makalesi, sigara Bir zevkin bir ba¤›ml›l›k oldu¤unu dü- insanlara bu adaletsiz ayr›mc›l›¤› analeyhtar› kampanyalar›n istatistik flünmüyorum. Zevk ve ba¤›ml›l›k farkl› latmak. Üçüncüsü, mücadele etmek: cambazl›klar›na ve alengirli kav- fleyler. ‹stanbul’da mesela –Filistin’de “Kötücül yasalar meydan okunmaya, ramlara dayanan iddialar›n›n tutar- de öyle– insanlar bir araya geldiklerin- itaat edilmemeye, protestoya ve müms›zl›¤›n› ve ahmakl›¤›n› sergiliyor. de, birlikteliklerini tam ve engin yafla- kün olan her yolu deneyerek engellenBu kampanyalar›n yaratt›¤› yan›lsa- mak istiyorlar. O birlikteli¤in, o bir ara- meye müstehakt›r. ‹mza topla. Seçti¤in maya kap›lanlar bir yana, o yan›lsa- dal›¤›n ritüellerinden biri de sigara iç- vekilleri s›k›flt›r. Sonuç vermezse, nezâman›n yarat›c›lar› ahmak de¤il el- mek –birlikte sigara içmek.” keti bir kenara b›rak, onlar›n planlar›n› bette, tutars›zl›klar›n›n sebebi var: fiimdi, bu zevke, bu ritüele, ka- altüst et.” Joe Jackson’›n alt›n› çizdi¤i “tama- musal mekânlarda yasaklama getiDördüncüsü, üçüncünün uzanmen duygusal sebepler”. riliyor. Niçin? “Böylesi herkes için t›s›, bir mücadele biçimi olarak boyBir sigara yak›p arkam›za yasla- daha iyi olaca¤› için.” Niye herkes kot –bizi cendereye sokan flirketleri, nal›m ve haziran bafl›nda yapt›¤›- için daha iyi olacak? “Uzmanlar öy- ürünleri boykot etmek. Sonuncusu m›z telefon sohbetinde, John Ber- le diyor da ondan.” Kim bu uzman- ise birincisi kadar önemli: Zevkten, ger’›n sigara yasa¤› konusunda söy- lar? Kan›tlar ne? Sorular ço¤ald›kça, hazdan vazgeçmemek. lediklerine kulak verelim: iflin içinde, Jackson’›n sergiledi¤i bit Bu öneriler, “büyük harfli neoli“Tüketim kültürünün ideolojik yeni¤i oldu¤u anlafl›l›yor. beral faflizme karfl› ne yapmal›?”n›n araçlar›ndan biri paranoya; sigara yasaAnti-sigara faflizmi, küçük harf- da yolunu gösteriyor. Birincisi, bi¤› onunla ilgili. Bu kültürün bafll›ca li neoliberal faflizmlerinden biri. Si- linçlenmek, yani gerçek olgular› ö¤özelliklerinden biri korku salmas›; korku gara içmeyenleri “libere” etmek renmek. ‹kincisi, o olgular›n sergilesalarak tüketime teflvik di¤i adaletsizli¤i anlatmak. Iggy Pop ve Tom Waits, Jim Jarmusch’un “Kahve ve Sigara”s›nda ediyor, kendi yaratt›¤› B›kmadan, usanmadan, korkunun üstesinden ge“kimse kimsenin ad›na kolinebilmesi için tüketim nuflmamal›” söylemine alreçeteleri sunuyor. Sigad›rmadan anlatmak. Üçünrayla ilgili paranoya, bucüsü mücadele etmek, her nun güzel bir örne¤i. Diyolu deneyerek mücadele yebilirsiniz ki, ‘ama sigaetmek, imza toplamaktan ra da bir tüketim neseneboykota, ve her nevi sivil si’. Evet ama, flirketler siitaatsizli¤e baflvurarak. Sivil gara konusunda yayd›kitaatsizlik dendi mi, akla gelar› korku sayesinde yeni len isim Gandhi. Ama ürünler üretip pazarl›Gandhi’yi, geçen say›m›zda yorlar.” kapak yapt›¤›m›z “X sosyaAraya girip “Sigara tiryakileri ad›na, içenleri cendereye sokuyor, lizmi”nin isim babas› Kojin Karata–1.2 milyon olduklar› tahmin edili- t›pk› John Berger’›n “ekonomik fa- ni’nin “Transkiritik”te vurgulad›¤› yor– sigaray› b›rakt›rd›¤› iddia edi- flizm” dedi¤i büyük harfli neolibe- üzere, Gramsci gibi okumakta faylen ürünler ve sigaray› ikame ede- ral faflizmin, sermayeyi “libere” et- da var: Sadece tüketici boykotlar›na cek maddeler için müthifl bir pazar mek için eme¤iyle geçinenleri cen- ve di¤er itaatsizliklerine de¤il, üreoluflturuyor” deyince flöyle devam dereye ald›¤› gibi. Ve meselenin en tim alan›ndaki giriflimlerine, örneetmiflti: “Tüketim kültürü diyoruz ac› yan›, cendereye al›nanlar›n bu ¤in kurulmas›na önayak oldu¤u ama, asl›nda neoliberalizmden bahsedi- cendereye r›za göstermesi, bir hik- üretici kooperatiflerine bakarak... yoruz. Açgözlülük ve kâr tutkusu üze- meti oldu¤una dair “kelâm”a ina- Ve bütün bunlar› yaparken zevkrine kurulu bu kültür neoliberalizm ola- narak itaat etmesi. T›pk›, yakas›n›n ten, e¤lenceden vazgeçmeden yaprak an›l›yor, ama ben ona ekonomik fa- rengi ne olursa olsun bedenen ve mak. Düz sigaradan karanfil kokuflizm diyorum. Neoliberalizmin ç›lg›n zihnen “ücretli” olanlar›n “serbest lusuna, çilingir sofras›ndan çalg›ya, ideali, tüketicinin tüketim yoluyla in- piyasa”y› kutsamalar›, sermayenin çengiye... sanl›k durumundan muafiyet kazanma- “libere” olmas›n›n kendilerini de Bir sigara yak›p arkam›za yaslas›, bu muafiyeti sat›n almas›. ‹nsanl›k özgürlefltirdi¤ini –sadece tüketici nal›m ve John Berger’a, “K›ymetini durumu dedi¤imiz fley ölümlülü¤ü, ac›- olarak tabii ki– ve “yaflam kalitele- Bil Herfleyin”de yapt›¤› The Doors y›, hüznü, kay›p vermeyi içerir. Ama ri”ni yükseltti¤ini düflünmeleri gibi, al›nt›s›na (“Kollar›nda bir ada bulayn› zamanda, bütün bunlarla bar›flma- sigara tiryakilerinin büyücek k›sm›, dum, gözlerinde bir ülke / Zincirley› ve onlar› aflmay› sa¤layan vas›flar› da bu yasa¤a r›za gösteriyor, hatta “bu yen kollar›nda, yalanc› gözlerinde / içerir. Neoliberalizmin kurucu ideolojik flerde hay›r var” zannediyor. Tirya- K›r y›k del geç öte yakaya”) nazire ögelerinden biri, tüketicinin bu muafi- ki olmayanlar, t›pk› tuzlar› kuru ol- The Doors’un “Soul Kitcyeti sat›n alabilece¤idir.” du¤u için sermayenin “libere” edil- hen”›n› dinleyelim: “Light Bu sözlerinin ard›ndan ona mesini ama alk›flla, ama sessizce another cigarette and le2004’te The Observer’la yapt›¤› söy- –ve belki de mahcubiyetle– destek- arn to forget...”

3


Alkolsüz bira, solsuz devrim TAHRAN– 12 Haziran’daki seçimlerden bir hafta sonra Tahran’a giderken, uçakta yan›mdaki koltukta Fransa’da yaflayan bir ‹ranl› oturuyordu. Ali, 50’lerindeki bu siyasî mülteci, 1970’lerin sonunda fiah rejimine karfl› ‹slâmc›larla birlikte mücadele etmifl bir komünistti. 1979’da devrim olmufl, ama beraber mücadele etti¤i ‹slâmc›lar›n fliddeti bir süre sonra partisi TUDEH’e yönelmiflti. Bunun üzerine Fransa’ya s›¤›nan ve bir üniversitede ö¤retim görevlisi olan Ali, “tarihî günlerde olaylar›n içinde olmak için” heyecanla ülkesine dönüyordu. Musavi’nin ertesi gün manifestosunu aç›klayabilece¤ini söylüyor, beni aç›klaman›n yap›laca¤› eyleme ça¤›r›yordu.

De¤iflim arzusu Tahran’da dokuz gün boyunca sokaklarda gezerek, eylemleri izleyerek, insanlarla konuflarak protestolar Ahmedinecad yönetimine mi, toptan sisteme karfl› m›, arzulanan biraz reform mu, radikal bir rejim de¤iflikli¤i mi sorular›n›n pefline düfltüm. Ahmedinecad popülist ve milliyetçi yaklafl›mlar›yla ‹ran’›n k›rsal ve yoksul kesimlerinden puan topluyor. Öne¤in bizdeki kömür yard›m› misali, halka çuval çuval patates da¤›t›l›yor. Ahmedinecad yandafl› bir taksi floförü, bask›c› rejim ve muhafazakâr uygulamalar konusunda “Ahmedinecad her fley tad›nda kals›n istiyor, tad›nda kals›n ki ‹slâm elden gitmesin” diyordu. ‹slâm Devrimi’nin mimarla‹ran’da 12 Haziran’da yap›lan cumhurbaflkanl›¤› seçimlerini Ahmedinecad’›n büyük farkla kazanmas› üzerine hile yap›ld›¤›n› düflünen halk sokaklara döküldü, 250’ye yak›n insan›n güvenlik güçlerince öldürüldü¤ü, binlerce insan›n kay›p oldu¤u bildirildi

fiEH‹R HATLARI r›ndan, eski baflbakan Musavi ise devrimin yozlaflt›r›ld›¤›n›, onu ileriye tafl›yaca¤›n› söylüyor. Musavi’nin reformculu¤u, Ahmedinecad’›n fazla s›kt›¤› ipleri biraz gevfletmekten, dünyayla biraz daha iliflkiye girmekten ibaret. Ancak, soka¤a dökülen insanlar›n taleplerinin bunlarla s›n›rl› oldu¤unu söylemek yanl›fl olur. Konufltu¤um gençlerden biri “devrimin Kore’de, Küba’da oldu¤u gibi gerileyip ölmesini istemiyorum, ileriye gitmesini istiyorum, o yüzden Musavi’ye oy verdim” diyor. Öte yandan, bir baflka genç “Ben inançl› biriyim, ama laik bir sistem istiyorum. Dinin siyasete bulaflt›r›lmas›n› istemiyorum. Bu yüzden Musavi’yi destekliyorum” diyor. Radikal bir söyleme sahip Kerrubi yandafllar›n›n da Musavi’nin kampanyas›nda çal›flt›¤›n› söylemek gerek. Ayr›ca, “Ahmedinecad da, Musavi de ayn› sistemin adam›” diyerek oy vermeyen kesimi hesaba katmak gerek. Görünen o ki, Ahmedinecad yönetiminden bezenlerin say›s› hiç de az de¤il. Bunun ötesinde,

rejimi sorgulayanlar ve aç›ktan ‹slâm cumhuriyetinin y›k›lmas›n› isteyenler var. Musavi, hemen flimdi ya da aflamal› olarak, sistem içi ya da d›fl›, bu de¤iflim arzusunu temsil ediyor.

Besiç terörü Bask›c› rejiminin ete kemi¤e büründü¤ü Besiçlerden söz etmeden ‹ran’da sokaklardaki havay› anlatabilmek mümkün de¤il. Besiç’ler devrim muhaf›zlar›na ba¤l› olarak çal›flan gönüllü kolluk kuvvetleri: Ço¤unlu¤u sivil k›yafetli, sakall›; asker ve polis gibi kurallara ba¤l› olmayan, hukuksuzca ve ac›mas›zca davranan, etrafa korku salan insanlar. “Besiç” dedi¤in zaman herkes bir duruyor, “katil bunlar” diyor. Besiçler, seçim sonras›ndaki gösteriler s›ras›nda ellerindeki hortum benzeyen de¤neklerle önlerine gelene vuruyordu. Yafllar› 10’lara kadar düflen çocuk Besiç’ler ise genellikle çat›flmaya girmiyor, gövde gösterisinin bir parças› olarak ellerinde sopalarla bir köflede bekletiliyorlard›. Gündüz vakti önlerinden geçenlere korku salan

Besiçlerin geceleyin hukuksuzluklar›n› daha da ileri götürdükleri söyleniyor. Tahran’›n merkezinde bir ana caddede, yedi-sekiz kiflilik bir Besiç grubunun ortas›nda yere serili yatan bir adam gördüm. Muhtemelen Besiçlerin öldürdü¤ü bir muhalifti. ‹ran’da insanlar “gözalt›na al›n›rsan sorun de¤il, yeter ki kaybolmayas›n” diyorlar. Anlafl›lan, Türkiye’de 1990’larda oldu¤u gibi burada da “kaybetmek” rejimin sistematik uygulamalar›ndan biri. Bat› medyas›nda da Türkiye’de de, ‹ran’daki eylemler genellikle fliddet görüntüleri eflli¤inde verildi: Yak›lm›fl otobüsler, yüzü maskeli gençler, öfkeli sloganlar... Benim gördü¤üm ise, eylemlerde, slogan atmaya al›flk›n a¤›zlardan, profesyonel eylemciden çok, neredeyse pasif direnifl halinde kitlesel bir muhalefetin oldu¤uydu. fiu örnek belki daha iyi anlat›r ne demek istedi¤imi: Tahran’›n kalabal›k Hafti Tir meydan›nda, ‹stanbul’da Mecidiyeköy’de akflamüstü gördü¤ümüz türden h›ncah›nç dolu bir otobüs dura¤›. Amcalar teyzeler, yafll›lar gençler, ö¤renciler ev kad›nlar› dura¤a dolmufl da taflm›fl. Bir otobüs geliyor, ama kimse binmiyor. Besiçler duraktakileri otobüse bindirmeye çal›fl›yor. Duraktakiler “bu benim otobüsüm de¤il, ben baflka otobüs bekliyorum” diyor. Bu inatlaflman›n ard›nda olan› herkes biliyor: Duraktakiler, Musavi’nin simgesi yeflil renkli kurdelalar›n› çantalar›nda tafl›yan “eylemciler”. Hafti Tir meydan› o akflam›n protesto alan› olarak belirlenmifl, insanlar orada toplanmaya, binlerce Besiç ve polis de onlar› da¤›tmaya çal›fl›yor. Meydan›n her yan›nda insanlar, “evime gidiyorum”, “dükkâna gidiyorum”, “otobüs bekliyorum” diyerek sokaktaki varl›¤›n› sürdürmek istiyor. Herkes bir fley olsun diye bekliyor; bir fley olsun da yürüyelim, ba¤›ral›m...

Bira, baflörtüsü, internet “‹ran’› bir cümle içinde kullan›n” deseler, herhalde pek ço¤umuzun akl›na “Türkiye ‹ran olacak m›?” soru cümlesi gelir. Dokuz günlük Tahran ziyaretinin ard›ndan iflte size içinde ‹ran geçen baflka cümleler: ‹ran’da alkolsüz bira diye bir fley var. S›f›r alkollü malt içece¤i ‹ran’da tüm bakkallarda su gibi sat›l›yor. “Alkolsüz bira” tabiri bana ait de¤il, ‹ranl›lar böyle söylüyor, üretici firmalar da bu flekilde pazarl›yor. Kutusuyla, fliflesiyle, etiketiyle, köpü¤üyle buram buram bira kokan bu içecek sadece psikolojik olarak sarhofl edi-

4


metis'ten

YEN‹LER

Ayflegül Devecio¤lu K›fl Uykusu Öyküler

Jean-Paul Changeux Paul Ricoeur Neden Nas›l Düflünürüz? ET‹K, ‹NSAN DO⁄ASI VE BEY‹N ÜZER‹NE B‹R TARTIfiMA

Çeviri: ‹smet Birkan

Jacques Rancièr Filozof ve Yoksullar› Çeviri: Aziz Ufuk K›l›ç

K‹fi‹SEL ANLATILAR ‹LE DÖNEM‹N ARKAPLANINA A‹T B‹LG‹LER‹ B‹R ARAYA GET‹REN BU K‹TAP 1968'‹N HAK‹KATE DAHA YAKIN B‹R RESM‹N‹ Ç‹ZEB‹LMEK, HAK‹KAT‹ TAR‹HTEN GER‹ KAZANAB‹LMEK UMUDUYLA YAZILDI. H‹Ç KUfiKUSUZ TEK B‹R 68 YOKTU, K‹TAPTA DA HERKES KEND‹ 68'‹N‹ ANLATTI. Y‹NE DE D‹YEB‹L‹R‹Z K‹ 68 KUfiA⁄I TUTKULU VE BAfi-

Ahmet Ada Tafla Ba¤lar›m Zaman› fiiir

George Levine Darwin Sizi Seviyor DO⁄AL SEÇ‹L‹M VE DÜNYANIN YEN‹DEN BÜYÜLENMES‹

Çeviri: Asl› Biçen

KALDIRAN B‹R KUfiAKTI. EV‹NDEN ÇOK SOKA⁄I SEVERD‹, B‹R DE DEVR‹M‹ VE ARKADAfiLARINI. ‹NANÇLARI ‹Ç‹N ÖLÜMÜ GÖZE ALMAKTAN ÇEK‹NMEYEN K‹fi‹LER ÇIKTI BU KUfiA⁄IN ‹Ç‹NDEN. ONLARIN H‹KÂYELER‹N‹ BUGÜN HATIRLAMAMIZ BU YÜZDEN ÖNEML‹. ÖTE

NAD‹RE MATER

SOKAK GÜZELD‹R ’DE NE OLDU?

68

YANDAN H‹KÂYELER‹N ÖZGÜRLEfiT‹R‹C‹ OLDUKLARI KADAR KETLEY‹C‹, EZ‹C‹ DE OLAB‹LD‹KLER‹N‹ UNUTMAMAK GEREK. EFSANE HAL‹NE GET‹R‹LM‹fi B‹R GEÇM‹fi‹N, SONRAK‹ KUfiAKLARIN SIRTINDA A⁄IR B‹R YÜK OLDU⁄UNU DA UNUTMAMALIYIZ. GEÇM‹fi‹ YÜCELTMEK KOLAYLIKLA BUGÜNE BOYUN E⁄MEN‹N BAHANES‹NE DÖNÜfiEB‹L‹R. BU YÜZDEN 68'DE GERÇEKTEN NE OLDU⁄UNU B‹LMEK, NEY‹N OLMADI⁄INI DÜfiÜNEB‹LMEK ‹Ç‹N

Murathan Mungan Hayat Atölyesi Deneme

DE ÖNEML‹. BUGÜNDEN BAKILDI⁄INDA 68'DE OLUP B‹TENLER, B‹ZE ES‹N VE GÜÇ VERD‹⁄‹ KADAR, NEY‹N OLMADI⁄INI, NEY‹N HAYAL ED‹LEMED‹⁄‹N‹, NEY‹N YAfiANMADI⁄INI DA GÖSTER‹YOR. HENÜZ NE KADAR ÇOK fiEY‹N DENENMEM‹fi OLDU⁄UNU, UFKUMUZDA B‹Z‹ NE KADAR ÇOK BAfiLANGICIN BEKLED‹⁄‹N‹ GÖSTER‹YOR. B‹ZLER, YAZAR VE YAYINCI, SOKAK GÜZELD‹R'‹N BÖYLE B‹R UMUTLA OKUNMASINI ‹STER‹Z.

Serpil Sancar Erkeklik: ‹mkâns›z ‹ktidar

16 x 21 cm, 404 sayfa ISBN-13: 978-975-342-723-4

A‹LEDE, P‹YASADA VE SOKAKTA ERKEKLER

metis


yor. Meyve aromal› çeflitleri de olan alkolsüz biraya hem kad›nlar hem erkekler ra¤bet gösterirken, evlerde alkollü bira tüketiminin de g›rla gitti¤i söyleniyor. Deniyor ki, “asl›nda yasak ama, d›flar›da sarhofl dolaflmad›¤›n müddetçe yönetim evde içki içmene bir fley demez”. ‹ran’da pek çok site yasakl›, Facebook, Youtube, BBC bunlardan en bilinenleri... Ancak ‹ran, ayn› zamanda, dünyada en çok blog aç›lan üçüncü ülke. Blogger’l›k bir titr olmufl. Mesela bir haberde birisi tan›t›l›rken “gazeteci ve blogcu” ifadesi kullan›labiliyor. Rejimin kurallar›na göre, ‹ran’da kad›nlar›n elleri, ayaklar›, yüzleri hariç vücutlar›n›n her yan›n› örtmesi gerekiyor. Uygulamada ise Tahran’da pek çok kad›n bafl›n› yasak savmak için, “yalandan” örtüyor. Zengin mahallelerde, Bülent Ersoy modeli saç üstünde yar›m örtülmüfl bir flal görmek mümkün. ‹ran’da dikkat çeken ayr›nt›lardan biri de, özellikle varl›kl› semtlerde estetik ameliyatl› kad›nlar›n bollu¤u. Uçakta yan›mda oturan eski tüfe¤e gelince... Ali, Fransa’ya döndü, Musavi bekledi¤i manifestoyu okumad›. Ama kan›mca, bu ifl burada bitmedi. Son derece kitlesel, aç›ktan a盤a rejim sorgulamas›na giriflmifl bir muhalefet var. “Ahmedinecad bu cumhurbaflkanl›¤› dönemini zor tamamlar” diye düflünenlerin yan›lmama ihtimali büyük. Yar›n de¤il ama, üç-befl y›l içinde sistemdeki çat›rt›lar›n y›k›ma do¤ru gitmesi hiç flafl›rt›c› olmaz. – Tu¤ba Tekerek

Konur, kolay lokma de¤il ANKARA– Melih Gökçek’in hükümranl›¤› alt›ndaki Ankara’da, solun nabz›n›n att›¤› Konur Sokak, ülkücü çetelerin mekân› haline getirilmek isteniyor. Üç y›l önce, sol camian›n bafll›ca buluflma yerlerinden biri olan Engürü k›raathanesinin kapan›p yerine cep telefonu, kaçak CD ve tak› stanlar›n›n aç›lmas›yla birlikte, gözle görülür bir de¤iflim bafllam›flt› zaten. Engürü’nün yerine yerleflen yeni esnaf, soka¤›n dokusuyla örtüflmeyen, milliyetçi “flahlan›fllar›” bayrak asarak destekleyen ve kendi müflterisini bile rahats›z eden bir gruptan olufluyor. 2 Haziran’da Dev-Lis’li ve Genç Umut’lu gençlere sat›rlarla sald›ranlar bu yeni iflyerlerinden birinden, Papa¤an Pazar›’ndan ç›km›flt›. Dev-Lis ve Genç Umut’un sokaktaki masas›n› tekmeleyen, ö¤rencileri sat›rla yaralayan “esnaf”, ö¤rencileri “müfl-

6

teriyi sokaktan kaç›rmakla” suçlam›fl ve standlar›n› kald›rmalar› için tehdit etmiflti. Ertesi gün Yüksel Caddesi’ne ve di¤er sokaklara da s›çrayan sald›r›n›n yay›lmas›n›n arkas›nda, solcu dernek, kafe, bar ve kitabevlerinin ço¤unlukta oldu¤u Konur ve Yüksel’i “baflka bir mahalleye” çevirme giriflimleri oldu¤u biliniyor. Yayg›n medyan›n Konur’daki olaylar› “solcu-esnaf çat›flmas›” olarak aktarmas›na tepki gösteren Konur’un solcu esnaf› ise, olay›n arkas›nda “baflka güçler” oldu¤u kanaatinde. Bilim-Sanat Kafe’nin iflletmecisi, “Buradaki esnaf›n ço¤u gibi ben de solcuyum. Burada, Konur’u baflka bir sokak haline getirmeye çal›flanlarla solun karfl› karfl›ya gelmesi söz konusu” diyor. Sokakta iki gün süren, 18 kiflinin gözalt›na al›n›p bir kiflinin de tutuklanmas›yla sonuçlanan çat›flman›n tetikleyicisi, Papa¤an Pazar›’nda çal›flan Mardinli gençlerin sat›rl› sald›r›s› oldu. Çat›flmalar s›ras›nda Konur’un daimî sivil polis ekiplerinin gözden ›rak olmas›, sald›rganlar›n saatler sonra gözalt›na al›nmas›, 3 Haziran’da arka sokaklarda ülkücülere “sivil araçlardan” sopa ve sat›r da¤›t›lmas›, polisin “bu vatan hainlerini susturun” diye ülkücülere seslendi¤i iddialar›, Konur Sokak’ta uzun zamand›r hâkimiyet kurmaya çabalayan ülkücü mafyan›n “belli güçler” taraf›ndan desteklendi¤inin iflareti say›labilir. Olaylar›n ikinci gününde, Yüksel Caddesi ve Karanfil Sokak’ta biriken ülkücülerin “PKK’l›lar bayrak yakt›”, “vatan hainleri Ankara’y› bast›” nidalar›yla arka sokaktaki esnaf ve vatandafl› Konur’da bas›n aç›klamas› yapan gençleri linç etmeye ça¤›rmas›, provokasyonun ürkütücü boyutunu da gözler önüne seriyor. 2 Haziran’da Konur esnaf› ve solcu gençlere sald›ran grup, DTP’ye yak›n Mardinli gençlerden olufluyordu. Ancak ikinci gün sald›r› giriflimlerini do¤rudan ülkücüler devral›nca, Mardinliler “oyuna geldiklerini” aç›klay›p DTP arac›l›¤›yla solcu gençlerden özür diledi. Mardinlilerin neden Dev-Lis stand›na sald›rd›¤›, nas›l “oyuna” geldikleri flimdilik meçhul. Görüfllerine baflvurdu¤umuz DTP Ankara ‹l Baflkan› ‹smail Anc›, olay› flöyle de¤erlendiriyordu: “Mardinli esnaf olay›n ikinci günü bize baflvurdu. Sol hareketlere karfl› kullan›ld›klar›n› söylediler ve sol gruplardan özür bizim arac›l›¤›m›zla özür dilediler.” Anc›, Mardinli gençlerin kimler taraf›ndan kullan›ld›¤›n› bilmediklerini söylüyor. “Yüksel ve Konur’da büyük bir komplo

var. Bunu da Mardinliler üzerinden hayata geçirmek istediler. Yüksel Caddesi, sol siyasî hareketlerle özdeflleflmifl bir alan. Bunun belli bir çevreyi rahats›z etti¤i ortada. Esnafla sol karfl› karfl›ya getirilmeye çal›fl›ld›. Mardinli gençler bir süre ifle gelmeyecekler, çünkü bu arkadafllar›n sald›r›ya u¤ramas› ve sald›r›n›n solculara mal edilmesi tehlikesi var.”

Polis- ülkücü iflbirli¤i Sald›r›ya u¤rayan ve daha sonra gözalt›na al›nan Dev-Lis’li ö¤renciler Cansu Eren ve Ali Tütüfl, 6 May›s’ta masalar›na sald›ran ülkücülere sloganlarla yan›t vermeleri üzerine, polisin ülkücülere “neden slogan atmalar›na izin veriyorsunuz” diye ç›k›flt›¤›n› söylüyor. “Konur’un örgütlenmemizde önemli bir yeri var; orada yeni insanlarla tan›fl›yoruz, büyüyoruz. Büyümemiz polisin dikkatini çekmifl olmal›.” Eren ve Tütüfl, Konur’daki çat›flmay› polisin körükledi¤ini görüflünde: “Polisler sokaktakilere ‘bunlar vatan haini, kökünü kurutun’ diyordu. Polis sat›rl›, b›çakl› ülkücülere hiçbir fley demedi, zaten polisin arkas›ndan yürüyorlard›.” Konur’da stant açan Ö¤renci Kolektifi’nden Özlem Dönmez’in gözlemi de benzer: “Toplumsal muhalefetin kalbinin burada att›¤›n› biliyorlar. O yüzden solu buradan silmek istediler. Gözlerimle gördüm halka sopa da¤›t›ld›¤›n›.”

Önce rock’çular kovuldu Kafe iflletmecisi Hüseyin Kete, Konur’un zaten solculara kap›lar›n› kapatmak üzere oldu¤u görüflünde. “Mesele esnaf›n de¤iflmesi de¤il. Buraya gelen insan profili de¤ifliyor. Esnaf solcu olsa da, müflteri Grup Yorum veya Ahmet Kaya dinlemek istemezse, olay biter zaten. Mesela, ben art›k Grup Yorum çalm›yorum, çünkü yeni kuflak sa¤ e¤ilimli.” Halkevleri yöneticilerinden Özgür Tüfekçi, Konur’daki çözülmenin, 1990’lar›n bafl›nda, gece gündüz soka¤› mesken edinen, atefller yak›p müzik yapan rock’çu gençlerin “uyuflturucu kullan›yorlar” gerekçesiyle polis zoruyla sokaktan ç›kar›lmas›yla bafllad›¤› görüflünde: “Onlar bu soka¤a aitti, sokak da onlara. Ankara’da kamusal alan deyince, akla ilk Konur gelir. Kamuoyunun tepkilerini, haks›zl›klara direnifllerin yans›mas›n› bu sokaktan görürsünüz. Bu sokakta ciddi bir çeteleflme var art›k. Herkes bilir ki, bu sokakta fuhufl yafl› 13, torbac› yafl› 14. Engürü’nün kapat›l›p yerine incik boncuk ve cep telefonu satan küçük iflletmelerin aç›lmas› da sorunu tetikledi.

Biz, gününü Konur’da geçiren solcular –Halkevleri’nin merkezi de Konur’da– duruma yeterince müdahil olamad›k. Mafya iliflkileriyle buran›n sol dokusu aras›nda ciddi bir uyuflmazl›k vard›, sonunda patlak vermesi kaç›n›lmazd›. Olay›n ikinci günü arka sokaklarda ülkücülere sopa da¤›t›ld›¤›n› biliyoruz. Polis arac›n›n arkas›nda yar›s› sivil polis, yar›s› sivil faflist, 150 kiflilik grup geldi o s›rada soka¤a. Kimine ‘teröristler geldi’, kimine ‘PKK’liler bayrak açt›’ denmifl. Biz çok h›zl› topland›k, kitlesel bir bas›n aç›klamas› yapt›k. Aç›klamadan sonra tekrar sald›r› oldu. Sald›rganlar yakaland› ve polise teslim edildi. ‹lginç olan, üç kifli topland›¤›nda hemen ortaya ç›kan buran›n daimi sivil polisleri, o süreçte hiç ortal›kta yoktu. Meselenin özeti flu: Esnaf›n esnafla, solcunun esnafla bir kavgas› söz konusu de¤il. Burada flaibeli bir çeteleflme var. Ama Konur kolay lokma de¤il.” – ‹rfan Aktan - Eda Özbek

Villa Azadi M‹D‹LL‹– Ergenlik ça¤›nda gençler ve çocuklar: Bir k›tadan baflka bir k›taya kaçarken geçen y›llar›n, karfl›laflt›klar› insanlar›n, umutlar›n, yoksullu¤un, çaresizli¤in ve korkunun yafll› izlerini yüzünde, ruhunda ve dilinde tafl›yan yüzlercesi. Yorgun, çaresiz, kimsesiz ve tek bafl›na bir yaflam›n k›y›s›nda bir sonraki dura¤› düflleyen çocuk ve gençlerin geçici u¤raklar›na verdikleri isim: Villa Azadi. En yak›n yerleflim yerine, doktora, telefona, restorana, kafeye, para kazanmaya ve ulafl›ma her gün iki saat yürümek zorunda kal›nan bir s›¤›nma evi Villa Azadi. Midilli adas›n›n Mythilini flehrinden yaklafl›k 50 kilometre mesafede olan, KKE`li (Yunan Komünist Partisi) bir belediye baflkan›na sahip da¤ köyü Agiosos’un (Ayosos) keskin ve dar virajlarla dolu yolunu 10-11 kilometre geçtikten sonra ulafl›lan, tamamen do¤aya terkedilmifl, gözden ›rak, izole, önce hastane olarak infla edilmifl, ancak yetersiz altyap› nedeniyle hastane olarak kullan›lmaktan vazgeçilmifl bir s›¤›nma evi. Ulafl›m› ve altyap›s› olsayd›, ruhunu dinlendirmeye ihtiyac› olanlar ya da do¤a turizmini seven turistler için ideal bir mekân say›labilirdi. Fakat flimdi, ad›, yafl›, nereden geldi¤i resmî olarak belgelenemeyen ve bu nedenle “ifllem yap›lamayan” 18 yafl alt› mülteciler için bir s›¤›nma evi. Geçti¤imiz y›l ‹zmir - Dikili’de farkl› ülkelerden gönüllülerin, aktivistlerin, siyasi gruplar›n kat›l›m›yla mülteciler, göçmenler,


vam etmek için çal›fl›p para kazand›klar› ülkelerin dilini konuflabiliyorlar. Pek ço¤u Türkiye üzerinden, Ege denizinden kendi imkânlar›yla bulduklar› fliflme botlar›yla Midilli’ye ulaflm›fl. Midilli-Türkiye aras› feribotla gündüz bir saat 45 dakikada geçilen bir mesafe. Ancak geçebilenler, flansl› olanlar. Baflaramay›p geceyar›s› denizde can verenlerin say›s› binlerle ifade ediliyor. Konu hemen ölüme dönüyor: Ço¤u geçifl esnas›nda can yele¤i tafl›yor olmas›na ra¤men, hiç yüzme bilmedi¤i için birkaç saat sonra can yele¤inin havas› boflal›yor. Ya da uzun süre denizde kalmaktan kula¤a, burna, göze afl›r› derecede tuzlu suyun kaçmas›, onlar›n tabiriyle “bafl› flifliriyor ve patlat›yor”. fiiflme botlara çarpan yunuslar da bo¤ulmalar›n ve ölümlerin bir di¤er nedeni. Daha aç›k denizlerde ölümlere neden ise susuzluk, açl›k, so¤uk... Sohbet ilerledikçe çekingenli¤imiz yavafl yavafl azal›yor ve yollara düflme hikâyelerini soruyoruz: Asl›nda hepsinin ayr› bir hikâyesi yok; nas›l, neden, niçin sorular›n›n cevaplar› hemen hepsinde benzer, hemen hepsi yolu takip etmifl, ayn› vadinin en derin yerinden geçmifl. Ço¤unun ülkelerini terk etmelerinin en büyük nedeni savafl ve yoksulluk. Yola ç›kmaya cesaret kayna¤› olan umut ise duyduklar› “baflar› öyküleri”. Bir k›sm›, ço¤umuzun tek bafl›na mahalle s›n›rlar›n› terk etme cesareti gösteremeyece¤i yafllarda düflmüfl yollara ve en az dört y›l sürmüfl kaçak yaflam yolculu¤u. Ancak vard›klar› yer en son hedef olmad›¤›ndan yolculu¤un bitti¤i söylenemez. Ço¤u birkaç y›l ilkokula gitmifl sadece. Pe-

 michael jackson “zombi” için blues

 gossip

i want your sex

 aylin asl›m

d›flavurumcu mahremiyet

 nine inch nails ahflap heykel, dijital ses

 madness

göçebe berberiler gibi

 yinon muallem yüzde doksan rast

 neco çelik

ki, anne ve babalar nas›l izin vermifl küçük yaflta yola ç›kmalar›na? Çok çocuklu bir ailede tüm çocuklar›n perperiflan durumlar›, savafl nedeniyle her an yaflanan ölüm korkusu ve “belki bir umut” ebeveynlerin onlara karfl› ç›kmamas›n›n önemli nedenleri. Yollarda geçen mülteci hayatlar, arzulanan sona ulaflmak için sürekli yolda olmak ve bunun için yol paras›n› kazanmak zorunda. Bu, onlar›n hayat›nda kendi içinde bir amaç de¤il, tamamen hayatta kalman›n do¤rudan bir arac›. Bu yüzden, yola devam etmeyi sa¤layacak kadar para kazan›ld›ktan sonra ifl, ifllevini yerine getirmifl oluyor. Belki bir overlokçu olarak bir tekstil atölyesinde, belki bir bahç›van olarak bir villan›n bahçesinde, belki de bulafl›kç› olarak bir restoranda en düflük ücretle çal›flmak zorunda kal›yorlar. Çünkü onlar, kaçak iflçidir; her türden hukuksuzlu¤un, her türden kötülü¤ün müstehak görüldü¤ü, öldürülmelerinde dahi faili belliyken “meçhul” say›lan cans›z bedenin sahipleridir. Agiososlu bir kaynakç›n›n yan›nda ç›rak olarak çal›flacak bir mülteciye 12 saat için 25 euro teklif etti¤ine flahit olduk. Böyle bir ifl için bir Yunanl› 8 saatte 40 euro al›yor. Saat baz›nda bir Yunanl› bu iflten befl kazan›rken, bir mülteci iki kazan›yor. Ne kadar gözden uzak tutulmaya çal›fl›l›rsa çal›fl›ls›n, mültecilerin varl›¤›ndan bir flekilde haberdar olunuyor. Yaklafl›k yirmi y›ld›r Agiosos köyünün kilisesinde çal›flan papaz, Midilli’de mültecilerin varl›¤›ndan ve hatta kendi köyünün yak›nlar›nda bir mülteci s›¤›nma evi bulundu¤undan daha birkaç aydan beri haberdar. Hemen sorumluluk almak iste-

yen bu papaz, bir din görevlisi olarak nas›l yard›mc› olaca¤›n› Villa Azadi’de hizmet veren gönüllülere soruyor. Ve burada kalan gençlerin özellikle yemek ve giyecek konusunda sorun yaflad›klar›n› ö¤reniyor. Ve tüm köyü aya¤a kald›r›rcas›na, köylüleri “gönüllülü¤e” zorlayarak yemek ve giyeceklerin temin edilmesinde çok anlaml› katk› sa¤l›yor. Baflka biri, köyde yaflayan genç bir doktor, mültecilerin sa¤l›k sorunlar›yla ilgileniyor. Madalyonun öbür yüzünde ise mültecilere, yabanc›lara ›rkç›l›k ve yabanc› düflmanl›¤› üzerinden her f›rsatta sald›ranlar da var. Örne¤in, Agiosos’tan ayr›ld›¤›m›z gün Atina`da yaflananlar: Irkç›, faflist bir grup, mültecilerin kald›¤› bina önünde toplan›p binay› tafllam›fl ve mülteciler yüzünden kendilerini kendi ülkerinde yabanc› hissettiklerini yazan dövizlerle gösteri yapm›fllar. Neyse ki olay yerine h›zla gelen anarflist gruplar›n karfl›t gösterisiyle bu faflist sald›r›dan mülteciler kurtulmufl. Kimilerinin sadece “insani olan”, ama “politik olmayan bir sorun” olarak gördü¤ü mültecilik ve mülteciler konusu, bugün özellikle “s›n›rlar”, “ulus-devletler”, “kamplar”, “yurttafll›k ve insan haklar›”, “demokrasi”, “emperyalizm” ve “savafl” gibi siyasî meselelerde bir daha düflünmemizi gerektiriyor. Hem bu konular› ve deneyimleri tart›flmak hem de “Avrupa Kalesi”ne (Festung Europa) ç›kmak için 25-31 A¤ustos 2009’da Midilli’de yap›lacak eylem ve toplant›larda buluflmak ümidiyle... (No Border 2009 Lesvos (Midilli) buluflmas› için ayr›nt›l› bilgi: http://www.noborder.org/) – Uli Fader - Çetin Gürer

idi lü n ell er • s• g ma rizzly rily be n m ar an • m so ar n • ia kh pagé ale s d• •j reg uliet ina te g sp réc ek o tor

devletler, s›n›r politikalar›, insan haklar› ve ölümler gibi konularda tart›flmak, fikir al›flveriflinde bulunmak ve kamuoyunu duyarl› k›lmak amac›yla bir buluflma düzenlenmiflti. Bu y›l da benzeri a¤ustos ay›nda Midilli adas›nda düzenlenecek uluslararas› toplant›n›n haz›rl›k buluflmas› için gitti¤imiz Midilli’de iki gün Villa Azadi’nin geçici misafirleri bizi konuk ettiler ve hikâyelerini dinlememize izin verdiler. Villa Azadi’de ço¤unlu¤u Afgan olmak üzere Fasl›, Afrikal›, Özbekistanl› yaklafl›k 140 mülteci bar›n›yor. Mythilini mülteci kamp›nda de¤il de burada tutuluyor olmalar›n›n tek sebebi var: Henüz 18 yafl›n› doldurmam›fl olmalar›. Kimi birkaç gün önce getirilmifl, kimi birkaç ay›n› çoktan doldurmufl, kimi devam etmek için ilk f›rsat› bekliyor. Midilli, Avrupa’y› hedefleyen mültecilerin önemli bir u¤ra¤› ve neredeyse her gün birkaç fliflme deniz botu yanafl›yor. Mythilini sokaklar›nda ve s›cak Midilli ilkbahar›nda k›fll›k montlarla ve ellerindeki küçük çantalarla aç, yorgun ve tedirgin dolaflan mültecileri her an görmek mümkün. ‹lk gece hep birlikte yemekhanede sohbet ettik. Bir mülteciye sorulmamas› gereken fleyler oldu¤unu bildi¤imiz, ama bunlar›n tam olarak ne oldu¤unu bilmedi¤imiz için çekingenlik içinde, ço¤unlu¤u Türkçe ve ‹ngilizce bilen gençlerle iletiflim kurmaya, birbirimizi tan›maya çal›flt›k. Bu kadar çok Afgan gencinin Türkçe bilmesi anlafl›l›r diyalog kurma aç›s›ndan bizi hem memnun etti, hem de flafl›rtt›. Türkçe bilen sadece Afganlar de¤ildi elbette. Ço¤u, Türkçenin yan›nda birkaç dili rahatl›kla konufluyor. Yola de-

ROLL

142 UZ TEMM9 ‘0

bizi almanya manyak etti abonelik: expressroll@gmail.com

7


Ayn› topra¤›n mayas› ER‹VAN– On gazeteci may›s ay›nda bir haftal›¤›na Ermenistan’dayd›k; Uluslararas› Hrant Dink Vakf› taraf›ndan düzenlenen Türkiye-Ermenistan Diyalog Projesi kapsam›nda. Gördük ki, buralara oralardan bakmak insan›n önünde bambaflka bir dünya aç›yor. Bir de Ermenistan’dan hissetmek gerekiyor haritalarda üzerinde Türkiye yazan topraklar› ve o topraklarda yaflanan geçmifli. Önünüzde uzanan co¤rafya flekil de¤ifltiriyor, ac›laflarak derinlefliyor. Gecenin bir yar›s› baflkent Erivan’da uçaktan indik, dosdo¤ru otelimize yolland›k. Odalar›m›z›n isimleri çarp›c› bir “Ermenistan’a Girifl” dersi gibi oldu. Türkiye’nin do¤u flehirlerinin adlar› otel odalar›na isim olmufltu: Kars, Mufl, Erzurum… Üstelik bizim için arada “kaynay›p giden” yerler de unutulmam›flt›: Sasun, Zeytun... Benim odam Ardahan’d›. Ardahan burada ne ar›yordu? Ya da Ermenistanl›lar Ardahan’da ne ar›yordu? Gün a¤ar›nca, her fley yavafl yavafl ayd›nlanmaya bafllad›. Gezinin ilk duraklar›ndan biri Erivan Devlet Üniversitesi’nin Türkoloji Bölümü’ydü. Ö¤rencilerle yapt›¤›m›z sohbette, pek çok “Vanl›y›m”, “Muflluyum” diyene rastlad›k. “Bir Türke afl›k olur musun?” sorusuna bir ö¤renci “ben Vanl›y›m, dedem Vanl›, flu anda Van’da bizim evde yaflayan bir Türk ya da Kürtle asla yaflayamam” diye karfl›l›k veriyordu. Ayn› ö¤renci daha sonra Van’a hiç gitmedi¤ini, oradaki evin foto¤raf›n› dahi görmedi¤ini, ama Van’a gitse dedesinin canl› tasvirlerinden evi tereddütsüz tan›yabilece¤ini anlatt›. Ermenistan’da haf›za kuflaktan kufla¤a capcanl› aktar›l›yor; gençler önceki kuflaklarla özdefllefliyor, dedelerinin memleketini kendi memleketleri olarak an›yor. Anadolu, Ermenistan’da anlam haritalar›n›n tam göbe¤inde. Sokak röportajlar›nda “memleket nere?” diye sordu¤umuzda ald›¤›m›z cevaplar art›k bizi flafl›rtm›yordu. Elimizi sallasak Erzurumluya, Karsl›ya çarp›yordu. Bütün memleket hikâyeleri de bir büyük felakete ba¤lan›yordu. Bir taksi floförüyle tercüman›n yoklu¤unda çat pat anlafl›yoruz. Anadolu’da bir köyün ad›n› söylüyor memleketi diye. Sonra elini silah yap›p parma¤›yla teti¤e bas›yor. Akrabalar›n›n Türkler taraf›ndan öldürüldü¤ünü anl›yorum. Kökleri Anadolu’ya uzanan her hikâye ayn› zamanda bir kay›plar silsilesi. Karfl›laflt›¤›m›z Er-

meniler sürekli hikâyelerini anlatmak istiyordu. M›r›ldand›klar› türküde, müzedeki resimde, panodaki reklamda Anadolu ve orada yaflananlar vard›. Resimlerde ›fl›k kullan›m›ndan türkülerin ritmine kadar her fley 1915’le iliflkilendiriliyordu. Türk oldu¤umuzu ö¤rendiklerinde, belki de yüz y›l›n öfkesini boflaltmak istercesine, belki ilk kez ac›lar›n› dinleyen bir Türk bulman›n f›rsat›n› kaç›rmama telafl›yla anlat›yorlar, anlat›yorlard›. Kaç kifli, tercüman›m›z yan›m›zda olmad›¤› halde, el kol hareketiyle, gözyafl›yla, “merhaba”, “kardefl”, “Van” gibi birkaç kelimeyle derdini anlatmaya çabalad›.

Kay›p vatan 1915’in üzerinden bir as›ra yak›n zaman geçse de kapanmayan yara Ermeni kimli¤inde merkezî bir yere sahip. Ermeniyi Ermeni yapan fley, kuflaktan kufla¤a olabildi¤ince canl› aktar›lmaya çal›fl›-

lan bu yara demek yanl›fl olmaz san›r›m. Büyük felaketin abideleflti¤i soyk›r›m müzesi ve an›t›n›, dile kolay, y›lda 700-800 bin kifli ziyaret ediyor. Erivan’›n nüfusunun 1 milyon 300 bin oldu¤u, dünyada yaklafl›k 6 milyon Ermeninin yaflad›¤› düflünülürse, insanlar›n ömürleri boyunca kaç kez buraya geldi¤i hakk›nda tahminde bulunabiliriz. Biz soyk›r›m müzesine girerken yafll› bir teyze elinden tuttu¤u torunuyla turunu tamamlam›fl gidiyordu. Yeryüzünden silinip gitme tehdidini ciddi olarak yaflam›fl Ermeniler flimdi varl›klar›n› korumak için kimliklerine s›k› s›k›ya sar›l›yor. Vanadzor flehrindeki Episkopos Sebuh Çulciyan “milliyetçilik benim için kay›p vatan demek, yara demek, mezars›z ölüler demek” diye anlat›yor. Pazarda sat›lan Ermenistan tiflörtleri aras›nda Ermenistan bayrakl›lar, Ermenistan harital›lar d›fl›nda üzerinde “Yüzde 100 Ermeni” yazan tiflörtler de var. Suriye’den ta-

til için gelen genç bir avukat, Ermeni olmayan bir kad›nla evlenemeyece¤ini söylüyor. “O kadar az kalm›fl›z ki, kendi kültürümüzü korumam›z için böyle yapmam›z lâz›m. Bunu anlamak sizin için zor, siz 70 milyonsunuz” diyor. Y›llarca ‹stanbul’da yaflay›p üniversite için Ermenistan’a gelen baflka bir genç de Türkiye’de Ermeni cemaatinde “karma evlilik”lerin ço¤almas›ndan, her y›l Ermeni okullar›na giden ö¤renci say›s›n›n azalmas›ndan flikâyetçi: “On y›l sonra cemaat gidecek, cem kalacak.” Peki, Ermeniler Türklere ve Türkiye’ye nas›l yaklafl›yor? Bir haftal›k deneyimden sonra, her fleyden önce anlafl›lmak istediklerini, ac›lar›n›n yok say›lmas›n› de¤il, tan›nmas›n› istediklerini düflünüyorum. Türkoloji bölümü ö¤retim görevlisi Ruben Melkonyan “bizi yanl›fl anl›yorsunuz, çünkü bizim travmal› oldu¤umuzu kabul etmiyorsunuz” diyor ve

anlatmaya çal›fl›yor: “Sen ‹stanbullusun, seni ald›m, baflka bir yere götürdüm. Bir as›r sonra da karfl›na gelip ‘bofl ver ‹stanbul’u falan’ diyorum”.

69 milyon 970 bin kifli Ermeniler kendileri için bu kadar aç›k olan fleye Türklerin ve Türk devletinin kör olmas›na inanam›yorlar. 22 yafl›ndaki otel çal›flan› Christina “neden soyk›r›m› tan›m›yorsunuz, tan›san›z ne olur?” diye soruyor naifçe. “Özür kampanyas›”n› nas›l buldu¤u sorusuna genç turizmci Andranik “tabii güzel ama, 30 bin kifli özür diliyor, di¤er 69 milyon 970 bin kifli böyle bir fley oldu¤una inanm›yor mu?” diyor. Soyk›r›m›n tan›nmas›n›n ard›ndan baflka ad›mlar at›lmas› da isteniyor. Görüfltü¤ümüz Ermenilerin ço¤u, soyk›r›m›n tan›nmas›n›n ard›ndan tazminat ödenmesi gerekti¤ini düflünüyor. Toprak verilmesi gerekti¤ini düflünenler de var, ama ço¤unluk bunun ger-

çekçi olmad›¤› kan›s›nda. Soyk›r›m ac›lar›n›n teslim edilmesinden ayr› olarak, bir de bugünkü can yak›c› mesele var Ermeniler için: Ekonomik s›k›nt›. Bu s›k›nt›n›n kayna¤›nda bir yandan Azerbaycan, bir yandan Türkiye taraf›ndan s›k›flt›r›lmalar› oldu¤u düflüncesiyle s›n›rlar›n bir an evvel aç›lmas›n› istiyorlar. S›n›r flehri Gümrü’de bir kad›n “burada fakirlik çok, beni de Türkiye’ye götürün, orada size anal›k ederim” diyor. S›n›rlar›n aç›lmas›, ekonomik oldu¤u kadar, psikolojik olarak da önemli. “Oralara dedemin evini görmeye gelece¤im, ama s›n›rlar aç›ld›ktan sonra” diyenler çok. S›n›rlar›n aç›lmas› pek çok Ermeninin Do¤u Anadolu’daki geçmifllerini ziyaret etmesini kolaylaflt›racak anlafl›lan. “Türkiye hakk›nda ne düflünüyorsunuz?” sorusuna, ço¤u “Benim kifli olarak sizinle bir derdim yok, siz burada iyi bir ifl yapmaya çal›fl›yorsunuz, mesele devletler aras›nda” diye cevap veriyor. Ac›lar›na kör olmad›¤›n›zda, diyalog denen fleyin ne kadar kolay oldu¤unu görüyorsunuz. “Biz gazeteciyiz, diyalog projesi kapsam›nda geldik” dedi¤iniz anda, hemen hemen herkes sizi son derece s›cak karfl›l›yor. 1915 olaylar›ndan sonraki üçüncü kuflak gençlerde büyük felaketin ac›lar› nispeten hafiflemifl görünüyor. Bir kafede sohbet etti¤imiz gencin ailesi 1900’lerin bafl›nda Suriye’ye göçmüfl, kendisi bu y›l Ermenistan’a tafl›nm›fl. Dostça göz k›rparak “we can fix it” diyor. Ermenistan gezisi boyunca buram buram kendini hissettiren hüzün kadar, diyalog arzusuna da tan›k oluyoruz. Kafedeki bu an belki de bu arzunun en somut dile geldi¤i anlardan biri: “Biz tamir edebiliriz.” Dönüflte, bir arkadafl›m›z Ermenistan’dayken ilk kez yurtd›fl›nda kendisini hiç yabanc› bir ülkede hissetmedi¤ini söyledi. Benim de hislerime tercüman oldu. Ne kadar benzer oldu¤umuzu, ne kadar ayn› topraktan mayaland›¤›m›z› farkettim. On gazeteci bir hafta öte tarafa gittik; Türkiye’ye, bu topraklara, burada yaflanan geçmifle bir de oradan bakt›k. Daha önce “sözde” bildiklerimiz ete kemi¤e büründü, bambaflka fleyler göründü. Devletleraras› müzakerelerde bir toplumun ac›s›n›n petrol boru hatl› pazarl›klarla yan yana konmas›n›n utanc›n› derinden hissettik. ‹nsanlar aras›nda diyalo¤un ne kadar gerçek ve güzel sonuçlar do¤urabilece¤ini yaflayarak gördük. – Tu¤ba Tekerek

9


KORKUT BORATAV’LA EKONOM‹DE SON DURUM ÜZER‹NE

Bunal›m çöküntüye dönüfltü Tayyip Erdo¤an “hamdolsun” diye at›p tutarken, âlây› vâlâyla teflvik paketi aç›klarken, TOBB “soka¤a ç›k, al›flverifl yap” kampanyalar› düzenlerken, önce OECD’nin “krizi en kötü yöneten ülkeler” s›ralamas›nda bronz madalya geldi, arkas›ndan da TÜ‹K’in ekonominin 2009’un ilk çeyre¤inde yüzde 13.8 küçüldü¤ünü ve bunun 1945’ten beri en yüksek oran oldu¤unu ilan eden aç›klamas›. Bütün bunlar neye delâlet ediyor, ekonomi nelere gebe? Korkut Boratav’a kulak kesiliyoruz. Ocak say›m›zdaki söyleflide, Türkiye’nin krizi çok daha a¤›r hissetmemesini, kay›td›fl› olarak giren 9.8 milyar dolara ba¤lam›flt›n›z. O günden bugüne bir güncelleme yapsak... Korkut Boratav: Türkiye ve emperyalist sistemin çevresindeki ekonomilerin neoliberal döneme geçtikten sonra bafllar›na gelen belalar›n tümü, yabanc› sermaye girifllerine fazla ba¤›ml› hale geldikleri dönemin sonunda ya sermaye hareketinin ani duruflu veya tersine dönmesi sonucu meydana gelmifltir. Sermaye hareketlerinde üç seçenek var: Durgunlaflma, ani durufl veya tersine ç›k›fl. Durgunlaflma, büyümeyi afla¤›ya çeker. Türkiye’de bu zaten olmaya bafllad›. 2007’de yabanc› kökenli sermaye girifli 57 milyar dolardan 54 milyara, 2008’in toplam›nda da 54 milyardan 47 milyara indi. Bu yavafllamad›r. D›fl kaynak girifllerine o kadar ba¤›ml›s›n ki, örne¤in 35 milyara indi¤i zaman negatif büyümeye geçeceksin. 47 milyara inince, yani bir önceki y›la göre 7 milyar dolar düflünce büyüme s›f›ra yaklaflt›. 45 milyar dolar girmesine ra¤men büyüme s›f›rsa, d›fl kaynak girifli durdu¤unda ya da tersine ç›k›fl oldu¤unda neler olacak? ‹flte burada, geçen sefer yapt›¤›m›z söyleflinin son noktas›na geliyoruz. 2001 krizine giderken, 2000 kas›m›yla 2001 eylülü aras›nda Türkiye’den 12.4 milyar dolar yabanc› sermaye ç›kt›, buna 1.2 milyar yerli sermaye, 3.2 milyar dolar da kay›td›fl› sermaye ç›k›fl› eklendi; toplam 16.9 milyar net ç›k›fl oldu. Bu, d›fl kaynak hareketlerinin “tersine dönmesi”dir; sonuç finansal krizdir. S›f›rlan›rsa, ekonomi daral›r. Türkiye’de geçti¤imiz ekimde patlak veren krize ayn› aç›dan bakal›m. 2009’da, tahminlere göre 130 milyar dolar d›fl borç yükümlülü¤ü var; para girifli olmazsa, bu ödenemeyecek. E¤er net ç›k›fl olursa, döviz k›tl›¤› do¤acak, döviz fiyatlar› 2001’de oldu¤u gibi h›zla artacak. Bu da döviz borcu olan bütün firmalar› iflas s›n›r›na getirecek. Merkez Bankas› rezervlerinin harcanma temposu bir noktay› aflarsa finansal kriz önlenemez. Sermaye hareketlerindeki geliflmeleri izleyince “Türkiye’de kriz ekimde bafll›yor” diye bir yaz› yazm›flt›m. Nitekim, çevre ekonomilerine kriz iki-üç ay gecikmeyle yans›d›. Türkiye’de kriz, kay›tl› sermaye ç›k›fllar›yla bafllad›; ancak, önemli bir yan geliflme de meydana geldi. Kay›tl› sermaye ç›karken, afla¤› yukar› ayn› miktarda ser-

10

maye girifli gerçekleflti. Sermaye hareketlerinin ç›k›fla bafllad›¤› bir kriz ortam›nda bu beklenen bir hareket de¤ildir. Kriz patlak verince, hiçbir zaman kasalardaki döviz bankalara yat›r›lmaz. Normal olan budur. Fakat bizde krizi izleyen iki ayda 9.8 milyarl›k bir kay›td›fl› girifl oldu. Kay›td›fl› girifl sürüyor mu? Mart ay›na kadar devam etti. Ekimmart döneminin sonundaki tablo flu: 14.9 milyar yabanc›, 2.2 milyar yerli kay›tl› sermaye ç›km›fl. Fakat 16.9 milyar dolar da kay›ts›z döviz girmifl. Hemen

2008-2009’da gerçekleflen ve öngörülen millî gelir hareketleri üzerine odaklanarak karfl›laflt›rd›¤›m›zda, büyük çevre ekonomileri içinde en olumsuz etkilenen ülkenin Türkiye oldu¤u ortaya ç›k›yor. hemen ç›kan kay›tl› para kadar kay›td›fl› girifl olmufl. Bunun sonunda, sermaye hareketlerinden oluflan flok Türkiye’de net ç›kma fleklinde de¤il, ani durma fleklinde gerçekleflmifl oluyor. Bir önceki y›l›n paralel, yani kriz öncesinin alt› ay›yla karfl›laflt›rd›¤›m›zda tüm kay›tl›, kay›td›fl› sermaye hareket-

Korkut Boratav

lerinin net ç›k›fla yönelmedi¤ini, sadece azalarak s›f›rland›¤›n› gözlüyoruz. Böylece Türkiye ekonomik bunal›ma sürükleniyor, ama kay›td›fl› sermaye giriflleri hükümeti a¤›r bir finansal krizden kurtarm›fl oldu. Kay›td›fl› giriflin nisandan itibaren durmas›, hükümetin krize karfl› tavr›nda de¤ifliklik yaratt› m›? Efelik yapmaya devam etti hükümet ve IMF’ye meydan okudu. Merkez Bankas› da Bakanlar Kurulu’na bu konuda bir brifing vermifl ve kay›td›fl› sermaye giriflini “varl›k bar›fl›”na ba¤lamaya çal›flm›fl. Ama bu hesaplar tutmuyor. Çünkü “varl›k bar›fl›” uygulama süresi sonunda 14.8 milyar Türk liras› vaat ediliyor. Ama fiilen giren paran›n bu rakam›n çok alt›nda gerçekleflti¤i anlafl›l›yor. Örne¤in 5.1 milyar liral›k vaat, tek bir flahsa ait. Vaat etmifl, ama getirmemifl. Dolay›s›yla, bu mebla¤ otomatikman 9 milyar liraya iniyor. Bunun yar›s› bile girse yurtiçi ve yurtd›fl›ndan girifl ö¤elerine ayr›lacak. Diyelim 4.5. milyar lira yurtd›fl›ndan girdi; bu, 3 milyar dolar demektir. Ama “varl›k bar›fl›”yla girecek paran›n kay›tl› girmesi lâz›m, çünkü yurtd›fl›ndan gelen paraya yüzde 2, yurtiçinden gelene yüzde 5 vergi uygulanacak. Dolay›s›yla, bu esrarengiz bir unsur. Bunu UNCTAD’›n eski bafl iktisatç›s› olan, Cenevre’de bulunan Y›lmaz Akyüz’e sordum. Finansal sistemi çok yak›ndan bilen, iyi bir iktisatç›d›r Akyüz. “Senin rakamlar›n beni flafl›rtt›, ama Türkiye’nin kriz sonras›nda adeta bir offshore merkezine döndü¤ü Bat›’da hep söyleniyor” dedi. G-20 ve G-8 toplant›lar›ndan sonra, ‹sviçre bile gizli hesaplar konusundaki ilkelerinden ödün verdi. Akla gelen sorulardan biri flu: Türkiye bir kara para merkezi haline mi geldi? ‹kinci soru ise: Yerli cemaatler veya yabanc› ‹slâmî sermaye bir can simidi mi at›yor iktidara? Yahut, belli vaatler karfl›l›¤›nda Türkiye’ye para girifli mi yap›l›yor? Sudan’dan El Beflir’e verilen politik destek bunun bir boyutuysa, öbür ucu da bütün Körfez ülkelerine kadar gider... Ama sonuçta, krizin en kötü zaman›nda hükümeti kurtaracak bir kay›td›fl› para girifli oldu¤u aç›k. Do¤u Avrupa’daki krizler, tam da bu alt› ay içinde yafland›. Dünya ekonomisinin 2002-2007 konjonktüründe d›fl aç›k ve d›fl borçlanmayla sisteme entegre olan ülkeler, k›r›lgan ülkeler grubudur. En tipik ülkeler grubu, Avrupa’n›n eski sosyalist ekonomileri ve Türkiye’dir. Türkiye krizin finansal boyutuna onlardan daha hafif sürüklendi. Ama di¤er çevre ekonomilerinin büyük ço¤unlu¤una göre çok daha a¤›r bir kriz yafl›yoruz. Çünkü net sermaye giriflinin s›f›rlanmas›yla karfl› karfl›yay›z. Net ç›k›fla dönüflmemesi bankalar sisteminin çökmesini önledi, ama “s›f›rlanma” olgusu, talebi afla¤›ya çekerek ekonominin daralmas›na yol açt›. Üretimdeki düflüfl, istihdamdaki daralma bunun kan›t›. Fakat bu kay›td›fl› giriflin kayna¤›n›n sorulmas› gerekiyor. Mesela bu para devlet bankalar›na m›, ‹slâmî


bankalara m›, yoksa do¤rudan do¤ruya borsaya m› geldi? Bunlar›n sorulmas› lâz›m. Olay› bir suç olarak de¤il, bir hesaplama ay›klamas› olarak görmek lâz›m. Bu para ‹slâmî cemaatlerden veya baz› Körfez ülkelerinden geliyorsa, niye kay›td›fl› giriyor? Kay›tl› olarak girse, ne sak›ncas› olur? Demek ki bilinmesi istenmeyen bir hesap var ortada. Tamamen fantezi yapal›m: Yurtd›fl›nda Fethullah Gülen cemaatine ait yüz küsur okul varm›fl. ‹ddiaya göre bu okullardan her biri, Türkiye’deki bir Fethullahç› ifladam›n›n yükümlülü¤ündeymifl; okulu kuruyor ve masraflar›n› karfl›l›yorlarm›fl. Bu derecede güçlü bir dayan›flma ve katk› yapma flebekesi varsa –bu ne kadar büyük bir güçtür, bilemiyorum–, “kasalar› boflalt›n, hükümete destek verin” gibi bir talimat, bu kadar büyük bir miktar› mobilize edebilir mi? Bilemiyorum. Ama dünyada yüz küsur okul açabilecek bir ekonomik gücün, kendisi aç›s›ndan kötü geçmifl bir yerel seçimden sonra, uçurumdan düflmesine mâni olacak flekilde hükümeti desteklemesi de muhtemel. Di¤er yandan, uluslararas› camian›n d›fllad›¤› bir Sudan faktörü var. Sudan, petrol üreten, kaynaklar› zengin bir ülke... Bunlar iflin fantezi boyutu. Öbürü ise, Y›lmaz Akyüz’ün de bana ima etti¤i gibi, birçok yerde offshore hesaplar kontrol alt›na al›nd›¤› için, oralardan boflalan paran›n bir sakin liman aramas› sonucu Türkiye’ye gelmesi... Belli ki Tayyip Erdo¤an bu meseleyi bizim ekonomi bas›n›m›za göre daha yak›ndan takip ediyor. O nedenle, ›srarla, “hiçbir bankam›z batmad›” diyor. Demek ki bu paran›n girdi¤ini ve girece¤ini biliyor. 1970’li y›llarda Ecevit’in dahi kullanmad›¤› bir üslûpta IMF’ye meydan okudu Erdo¤an. “IMF’nin siyasî talepleri var” dedi. Tabii biraz cehaletle kar›fl›k olarak, “karfl›l›kl› müzakere ediyoruz, iki taraf›n da ç›karlar› üzerinde anlaflt›¤›m›zda imzalayaca¤›z” dedi. Öyle bir müzakere yok ki! Ortada ç›kar al›flverifli yok. Sana bir fley verecek adam, karfl›l›¤›nda da talepleri var. IMF’nin tipik tavr› budur. Davos’ta ise Erdo¤an “bizi baflka ülkelerle karfl›laflt›r›yorlar” diyor. Evet, çünkü sen tam da o ülkelere benziyorsun. Orta Avrupa ülkeleri ne yapm›flsa, onu yapm›fls›n; hatta onlardan daha zay›fs›n, çünkü onlar›n AB üyeli¤i var. Bu dikbafll›l›¤›n arkas›nda, kay›td›fl› paran›n sa¤lad›¤› göreli bir özgüven var. Zaten, hep söylüyor, “kriz te¤et geçecek” diye. Krizin halk s›n›flar› üzerindeki yans›mas› egemen medyada gizlendi, kriz alg›lamas› zay›f kald›. Yine de yerel seçimlerde, ana muhalefet K›br›s, Kürt sorunu, laiklik gibi konular yerine ekonomik kriz ve yoksullu¤a vurgu yapt›¤› için k›smen mesafe ald›. Önemsiz oldu¤u için söylemiyorum ama, devaml› Deniz Feneri ve darbe belgelerini konuflursan›z, halk›n alg›lamas› da böyle devam eder. Halka, “kriz filan yok, biz her zamanki ifllerle u¤rafl›yoruz” diyebiliyorlar böy-

“Türkiye kara para merkezi haline mi geldi? ‹kinci soru: Yerli cemaatler veya yabanc› ‹slamî sermaye bir can simidi mi at›yor iktidara? Yahut, belli vaatler karfl›l›¤›nda Türkiye’ye para girifli mi yap›l›yor? Sudan’dan El Beflir’e verilen politik destek bunun bir boyutuysa, öbür ucu da bütün Körfez ülkelerine kadar gider... Krizin en kötü zaman›nda hükümeti kurtaracak bir kay›t d›fl› para girifli oldu¤u aç›k.” Sa¤da, geçti¤imiz ay Arap ülkelerine ihracat›n son alt› senede alt› kat art›p 62 milyar dolara ç›kt›¤›n›, Türkiye’ye Arap yat›r›m›n›n 30 milyar dolar› buldu¤unu söyleyen Maliye Bakan› Mehmet fiimflek... Solda, nisan ay›nda düzenlenen G20 zirvesinde Tayyip Erdo¤an, Obama, Sarkozy ve Suudi Arabistan D›fliflleri Bakan› Prens Suud bin Faysal’la...

lece. Sosyalist solun zay›fl›¤› da cabas›. Eski dönemin sol örgütlenmesi olsa, varofllar› sokaklara sürüklerdi... Nisan ay›ndan itibaren kay›td›fl› girifl de durduysa, krizin s›k›nt›lar› önümüzdeki dönemde artmayacak m›? Evet ama, bu sefer kay›tl› s›cak para girifli bafllad›. Daha önce söyledi¤im d›fl borç tahsilat› ç›kan parad›r, fakat bu esnada s›cak para giriyor. Ekonomi yine afla¤›ya çekilecek. Hem üretimde hem de istihdamda bu devam edecek. kay›td›fl› para giriflinin son bulmas› nedeniyle, s›cak para girifline ra¤men, Nisan’da 1.4 milyar dolar net (yani, kay›tl›-kay›ts›z, yabanc›-yerli) sermaye ç›k›fl› var. Önümüzdeki aylarda mesela hazirandan itibaren net sermaye hareketleri pozitif olmaya bafllar. Ancak, bir önceki

Türkiye krizin finansal boyutuna daha hafif sürüklendi. Ama di¤er çevre ekonomilerinin büyük ço¤unlu¤una göre çok daha a¤›r bir kriz yafl›yoruz. Çünkü net sermaye giriflinin s›f›rlanmas›yla karfl› karfl›yay›z. y›l›n paralel ay› (diyelim Haziran 2008) düzeyine gelmemiflse, ekonomi sermaye hareketleri nedeniyle afla¤›ya çekilmeye devam edecektir. Ne zaman ki sermaye hareketlerinin net bilançosu, bir önceki y›l›n paralel aylar›n› aflmaya bafllar, o zaman bu etkenden kaynaklanan negatif durum son bulmufl olur. Mesela, sanayinin üretim rakamlar›nda y›l sonuna do¤ru böyle bir kesiflme olma ihtimali var. TU‹K’in aç›klad›¤› rakamlara göre, Türkiye ilk üç ayda yüzde 13.8 küçülmüfl. Savafl döneminde, 1945’te yaflanan küçülmeyle karfl›laflt›r›lan bu oran› siz nas›l yorumluyorsunuz? Evet, millî gelir (gayri safi millî has›la) verilerinde 2008’in ocak-mart aylar›na göre yüzde 13.8’lik bir küçülme belirlendi. Uluslararas› bunal›m›n ülkelere yans›mas›n› 2008-2009’da gerçekleflen ve öngörülen millî gelir hareketleri üze-

rine odaklanarak karfl›laflt›rd›¤›m›zda, büyük çevre ekonomileri içinde en olumsuz etkilenen ülkenin Türkiye oldu¤u ortaya ç›k›yor. 2009’un ilk üç ay›nda, yerel seçimlerin katk›s›yla kamu harcamalar›nda bir art›fl var; onun d›fl›nda bütün ö¤elerde (özel tüketim, yat›r›m, ihracat, ithalat, GSY‹H) düflme görüyoruz. Küçülme rekoru yat›r›mlarda. Stok hareketlerini d›fllayarak, sadece sabit sermaye birikimine bakt›¤›n›zda da yüzde 30’luk bir gerileme söz konusu. 2001 krizinde de sermaye birikimi h›zla düflmüfl, bu gerilemenin telafisi uzun zaman alm›flt›. Öyle ki 2007’ye gelindi¤inde, sabit sermaye birikiminin millî gelirdeki pay› 1998’deki oran›n hâlâ alt›ndayd›. Bu bunal›m›n da Türkiye ekonomisinin ileriki y›llardaki büyüme potansiyeline a¤›r darbeler vurma olas›l›¤› gündemdedir. TU‹K’in aç›klad›¤› rakamlar bunal›m›n çöküntüye dönüfltü¤ünü gösteriyor. Çözüm olarak hükümetin haz›rlad›¤› son teflvik paketini nas›l de¤erlendiriyorsunuz? Ayr›ca son günlerde iki kampanya dikkat çekti. ‹lki, TOBB’un “soka¤a ç›k, al›flverifl yap” kampanyas›. Öbürü de hükümetin asgari ücretle yüz binlerce iflçi alma projesi... Teflvik paketinin bir aya¤› vergi indirimleri. Öbürü de çeflitli vergi indirimleri ve teflviklerin bölgelere göre farkl›laflt›r›larak uygulanmas›. ‹ki s›n›fl› bir toplum olarak düflünelim Türkiye’yi. Birincisi emekçiler, yani iflçiler, emekliler ve köylüler. Öbürü de iflverenler. “Soka¤a ç›k ve al›flverifl yap” derken, emekçilere sesleniyorlar. Oysa harcamak için gelir olmas› lâz›m. Bütün mesele flu: Alt s›n›f›n gelirlerini mi destekleyeceksin, üst s›n›fa m› teflvik vereceksin? Üst s›n›fa diyor ki, “flurada yat›r›m yaparsan vergi indirimi yapaca¤›m”. ‹flverenin yat›r›m yap›p yapamayaca¤› bir kere belli de¤il. Biliyorsunuz, burjuvazinin ana mekanizmalar›ndan biri, yat›r›m yapar gibi görünüp devleti t›r-

11


12 Haziran’da 1500 iflçi Türk-‹fl yönetimini protesto etmek için Gümüflsuyu’nda bulunan I. Bölge Temsilcili¤i’ne yürüdü. (üstte, solda); Halkevi üyelerinin Gima çal›flanlar›na destek ve “Pazara ç›k!” kampanyas›n› protesto için düzenledi¤i market eylemi (yanda)

t›klamakt›r. Emekçiye verirsen, oldu¤u gibi talebe yans›r; iflverene teflvik vaat edersen sonuç ayn› kesinlikle öngörülemez. Otomobillere yap›lan KDV-ÖTV indirimlerinin daha çok ithal araçlar› teflvik etti¤i anlafl›ld›. Amerika’n›n yapt›¤› gibi ithal-yerli üretim ayr›m› yapmaya, kriz koflullar›nda kimsenin itiraz edecek yüzü yoktur. Öte yandan, 500 bin iflçi istihdam›ndan söz ediliyor. Bunu organize edecek bir mekanizma olursa, iyidir tabii. Ayr›ca, asgari ücreti yükseltip vergisini azaltabilirler. ‹flten ç›kar›lan herkese iflsizlik fonu, s›f›rlan›ncaya kadar da¤›t›labilir. Özellikle SSK-Ba¤kur emeklilerine alt› ayda bir ek ayl›k söz konusu olabilir. Köylüye yeniden destek pompalanabilir. Çünkü bu sene ürün iyi olacak, fiyatlar düflecek. Dolay›s›yla, köylünün net gelirinin de düflme ihtimali var. E¤er bunlar yap›l›rsa, halk pazara ç›kar. Halkevlerinden bir grup, bir süpermarkete gidip bütün al›flverifl arabalar›n› dolduruyor ve kasalara geliyor. Her kasada bir eylemci ald›¤› bütün ürünleri kasiyere okutuyor. S›ra para vermeye gelince, “iyi de bize ‘pazara ç›k, korkmadan al›flverifl yap’ dendi. Para ödememiz gerekti¤ini bilmiyorduk” diyor. Okutulan bütün ürünlere tekrar iade fifli yaz›l›yor. Süpermarket böylece saatlerce kilitleniyor... (gülüyor) Gerçi bizim müflteriler, “vezneleri niye engelliyorsunuz?” diye tepki göstermifl de olabilir. Veznedarlar›n ise kesinlikle desteklediklerini tahmin ederim. Çok flahane bir eylem. Asgari ücretin yükseltilmesinden söz ediyorsunuz, ama hükümet bunun tam tersini yapm›yor mu? Bölgelere göre asgari ücret belirlenmesinden söz ediliyor sonuçta...

12

Evet, bu hükümetin kafas›na yatar. Hatta Zafer Ça¤layan’›n hep böyle bir fikri vard›. Ama bu, Türkiye ekonomisini ikili bir rejimle yönetme anlam›na gelir. Bu hükümet, bir egemen s›n›f hükümetidir. Bütün perspektifi öyledir. Fakat, kriz ortam›n› kemerleri s›karak atlatmak istemiyor. Bu do¤ru bir tav›rd›r, ama eksiktir. Bir kere, IMF’ye “hay›r” diyecekseniz, bunu aç›kça hesaplaflarak yapman›z gerekiyor. AKP’nin IMF’ye flu sözlerle hesap sormas› gere-

AKP’nin kabul edilemez buldu¤u IMF’nin iki flart›n› Erdo¤an bizzat aç›klad›: Vergi yönetiminin özerkleflmesi ve belediyelere sa¤lanan esnekli¤in s›n›rlanmas›. ‹nsan›n “IMF hakl›d›r” diyesi geliyor neredeyse! kir: “‹ktidarda oldu¤umuz dönemde, May›s 2008’e kadar, ekonomiyi IMF programlar›yla yönettik. Bu program›n her aflamas›nda cari ifllem a盤› ve d›fl borçlanmadaki t›rmanman›n verileri sizin de elinizdeydi. Zaman zaman ‘cari ifllem a盤› bir sorun olabilir’ gibi laflar ettiniz. Ama bu laflara karfl› hiçbir pratik önlem getirmediniz. Türkiye’nin bu kadar a¤›r bir d›fl borçla kriz ortam›na girmesinin sorumlulu¤u sizindir. Monetarist politikayla faizleri yüksek tuttunuz; d›fl borçlanma ve sermaye hareketlerine aç›k tuttunuz. S›cak para girdi, yerli aktörler d›fl borçland›, kamu maliyesini de borç ödemek için faiz d›fl› fazlaya y›kt›n›z. Ekonomiyi geniflletici tek mekanizman›n yabanc› sermaye giriflleri oldu¤u ortadayd›. Bunun üzerine flimdi benden kemer s›kmay› istemeye hakk›n yok!” Bu tür bir meydan okumay›, G20 toplant›s›nda Lula’larla, Ruslarla, Hintlilerle iletiflim kurarak ve kamuoyuna intikal ettirerek yapsayd›,

IMF’nin kriz yüzünden oluflturdu¤u “esnek kredi hatt›” seçene¤inden yararlanabilirdi. Meksika bu flekilde 47 milyar, Polonya 19 milyar dolar ald›. “Bir y›l veriyoruz sana bu paray›, önkoflul da yok” diyor IMF. Bu paradan yararlanman›n tek kriteri, IMF’ye göre “ekonominin iyi yönetilmifl olmas›”d›r. IMF muhtemelen Türkiye’ye “sen iyi yönetilmemiflsin” dedi¤i için bu kredi kanal› kapal› tutuldu. Hükümet ise “hay›r, ben iyi yönetildim, çünkü sen ne dediysen onu yapt›m” diyerek bu krediden yararlanmay› talep ederdi ve sözünü etti¤im “meydan okuma”y› yapsayd›, olumlu sonuç da alabilirdi. Hükümetin sözünü etti¤i “IMF’nin getirdi¤i siyasî flartlar” neler? Erdo¤an “genel politikayla ilgili taleplerin sonuçlar› göze al›nabilirdi” diyor, yani kamu maliyesini k›s›tlaman›n siyasî sonuçlar›n› göze al›nabilir buluyor. AKP’nin kabul edilemez buldu¤u IMF’nin iki flart›n› Erdo¤an bizzat aç›klad›: IMF vergi yönetiminin özerkleflmesini ve belediyelere sa¤lanan esnekli¤in s›n›rlanmas›n› talep etmifl. ‹nsan›n “IMF hakl›d›r” diyesi geliyor neredeyse! Vergi yönetiminin özerklefltirilmesine baflbakan niçin karfl› ç›k›yor? Çünkü devletin burjuvazi üzerindeki en etkili cezaland›rma ve ödüllendirme araçlar›ndan biri vergi üzerinden flantaj yapmak ve ihsan da¤›tmak. Bunun elinden al›nmas›n› hükümet siyasî müdahale olarak görüyor. Tabii kapal› kap›lar ard›nda bunun nas›l görüflüldü¤ünü bilmiyoruz. 2005’teki stand by anlaflmas›ndan sonra, Türkiye’deki IMF heyetinin merkez yönetimine yollad›¤› bir raporda, “Türkiye’nin yeni bir stand by talep etmesini gerektirecek flartlar yok. Ama istisnaî olarak verelim. Önümüzdeki seçimlerde bu, hükümet için ç›pa olacakt›r” deniyordu. Dolay›s›yla, IMF’nin AKP iktidar›na siyasî destek sa¤lad›¤› dönemler de olmufltur. fiimdi ise AKP’nin IMF’yle anlaflmamas› do¤rudur. Bu kriz ortam›nda bütçeyi geniflletmesi, harcamalar› pompalamas› da do¤rudur. Kemer s›karak ekonomiyi iyice bo¤ulmaya sürüklemeye karfl› ç›kmas› lâz›md›. Ama politik tav›r, IMF’yle demin söyledi¤im flekilde kavga ederek gösterilmedi. fiimdi yeniden yöneldikleri politikalar ise eskinin tekrar›d›r. Çin de¤ilsin ki iç talebi pompalayarak ekonomiyi geniflletesin! Çin’in iç talebi pompalayarak genifllemeyi sa¤lama imkânlar› adeta s›n›rs›z. Hükümet kemer s›kma politikas›na giderse, önümüzdeki seçimlerde daha a¤›r bir yenilgi yaflamaz m›? Zaten o yüzden ileriyi düflünmeden, üç-dört ay› aflmayan perspektiflerle yol almaya çal›fl›yor. “Yaz›n turist paras› gelecek, sonbahar› bulay›m, gerisi Allah kerim” diyor hükümet. Fakat 20022007’deki ekonomik canlanma ortam›n› sa¤lamak art›k mümkün olmayacak. Türkiye’nin hem d›fl borç yükümlülüklerini, hem sermaye girifl-ç›k›fllar›n› hem de kronik d›fl aç›k veren konumunu de¤ifltirecek büyük düzenlemeler


2009-2008 Ocak-Mart Millî Gelir (Milyon TL) ve Net D›fl Kaynak, (Milyon $)

2008 2009 2009-2008 % De¤iflim

Özel tüketim

Devlet tüketimi

Yat›r›m

‹hracat

‹thalat

GSY‹H

Net d›fl kaynak

17399 15791 -1608 -9.2

2214 2341 127 5.7

6285 2665 -3620 -57.6

6240 5535 -705 -11.3

7621 5187 -2434 -31.9

24517 21145 -3373 -13.8

12374 -27 -12401 -100.2

ka ülkelerinde sol seçenek, geleneksel sola en yak›n olan direnme çizgisini temsil ediyor. Ama her ülkenin siyasî gelene¤inde özgünlükler var. fiili’de sosyal demokrat denebilecek bir seçenek; Bolivya’da yerli halk›n talep ve mücadeleleri öne ç›kt›. Ama bu sol seçenek, iyi-kötü devam ediyor. Mesela, Brezilya, Arjantin dahil, yedi büyük ülkenin kat›ld›¤› bir banka kuruyorlar. IMF d›fl›nda, para sorununu çözecek, dolar tahakkümünün ötesine ç›kacak bir seçenektir bu. Hindistan’a çok önem veriyordum. Oradaki komünist partiler, bir önceki dönemde Kongre’yi d›fltan destekleyerek hükümetin sa¤a savrulmas›n› frenlediler ve halk›n yarar›na

AKP’nin kabul edilemez buldu¤u IMF’nin iki flart›n› Erdo¤an bizzat aç›klad›: Vergi yönetiminin özerkleflmesi ve belediyelere sa¤lanan esnekli¤in s›n›rlanmas›. ‹nsan›n “IMF hakl›d›r” diyesi geliyor neredeyse! ifller yapt›lar. Mesela k›rsal bölgelerde her y›l yüz günlük istihdam güvencesi getiren bir yasan›n ç›kmas›na ve uygulanmas›na katk› yapt›lar. Fakat, bu seçimde güçlerini yanl›fl hesaplam›fl olmal›lar ki, tamamen ba¤›ms›z bir blok oluflturmaya çal›flt›lar ve o blok yenildi. Böylece, iktidarda olduklar› üç eyaleti de kaybetme tehlikesi do¤du. Eyalet seçimleri henüz yap›lmad›, dolay›s›yla orada tak›m tamamen yatmad›. Öte yandan Kongre’nin baflar›s› önemlidir. Çünkü Kongre sola da aç›k, laik bir merkez partisidir. Kongre iki seçim üst üste o ülkenin AKP’si olan köktendinci Hindu partisi BJP’yi yendi. Bunu solun yaratt›¤› prestijle yapt›lar. Ama serma-

ye, seçim zaferinden sonra Kongre’yi kuflatt› ve “komünistlerden kurtuldun, reformlara geç” diyor. Yahu sizin reformlar›n›z yüzünden dünya batm›fl! Avrupa seçimlerine gelecek olursak, sosyal demokrasinin yenilmesi bir anlamda iyi bir fleydir. Sosyal demokrasinin sicili aç›k seçik alg›lanm›fl oldu. Hatta ikisi de Amerikanc› olan Sarkozy ve Merkel’in kriz konusunda ABD’den farkl› düflündüklerini ifade etme f›rsat› oldu. Öte yandan, birkaç ülke d›fl›nda, eski geleneksel sol Avrupa’da varl›¤›n› koruyor. Mesela, Yunanistan ve Portekiz’de anlaml› efliklerin üstünde oy al›nd›. Portekiz’de iki sol blok var, ald›klar› toplam oy yüzde 21.5’i buluyor. Yunanistan’da da durum buna benziyor. Fransa’da ise üç sol blok, toplam yüzde 12 civar›nda oy ald›. Almanya’da Sol Parti yerleflti. Benzer partileflme, ‹skandinavya’da, Hollanda’da, hatta rivayete göre ‹rlanda’da var. En büyük fiyasko ‹talya’dad›r. ‹talya’da eski Komünist Parti, sa¤c› partilerle birleflti, Demokrat Parti ad›n› ald› ve AP’deki sosyalist/sosyal demokrat partiler blokundan ayr›ld›. ‹talya hazin bir örnektir. Ama Avrupa, adeta uyanmay› bekliyor... Öte yandan ABD’de NATO sekreteri Rasmussen’in ismini tafl›yan bir kurulufl bir telefon anketi yapm›fl: “Sosyalizm mi iyi, kapitalizm mi?” diye sormufllar. Yüzde 20 sosyalizmin, yüzde 57 kapitalizmin daha iyi oldu¤unu söylüyor. Gerisi de karars›z. Amerika gibi tutuculu¤un kalesi olan bir ülkede, hiçbir siyasî örgütlenme olmadan sosyalizm bu deste¤i alm›fl görünüyorsa, dünyan›n her yerinde solun geniflleme olana¤› vard›r. Burada Çin çok önemli tabii. Çin’de Komünist Parti iktidarda oldu¤u ve komünizmin bütün eserleri legal oldu¤u için, Lenin’in, Mao’nun devrimci katk›lar› herkes taraf›ndan okunabilece¤i ve Çin Komünist Partisi içinde hâlâ geleneksel sosyalizme ba¤l› ö¤eler de oldu¤u için, Çin bu krizi sola aç›larak kullanma imkân›na sahip. Samir Amin, Çin için “ümit, devlet kapitalizminden piyasa sosyalizmine geçifltedir” diyor. Kriz ortam›nda Marx’›n yeniden okunmaya bafllanmas›; burjuva medyas›n›n “Marx hakl› m› ç›kt›” diye sormas›, sola rehavet getirmesin. Burjuvazinin ve kapitalizmin ç›plak özü, çirkin yüzü ortaya ç›kt›, bu do¤ru. O özü ve yüzü teflhir edip üzerine gitmenin f›rsat› da do¤du. fiimdiye kadar Latin Amerika d›fl›nda çok fazla yol al›namad›, ama istikbal bizimdir ve gelecek k›rm›z›d›r!

Söylefli: ‹rfan Aktan

yapmas› lâz›m. Ama kafalar›nda böyle bir perspektif olmad›¤› için eskiye dönüyorlar. Pompalama flu anda enflasyon getirmiyor; bu d›fl a盤› da çok art›rm›yor, çünkü ekonomi küçülüyor. Ama ekonomi y›l sonuna do¤ru pozitif büyüme patikas›na gelirse, d›fl aç›k yine artacak. D›fl a盤› sa¤layacak finansman olanaklar› k›s›tland›¤›, d›fl kaynak da eskisi kadar olmayaca¤› için büyüme frenlenecek. Perspektif de¤iflmedi¤i için, Türkiye ne köy olur ne kasaba. AKP bu krizi, hem toplumsal hareketleri engelleyecek bir söylemle hem de bir tak›m gizli kapakl› iliflkilerle (kay›td›fl› girdiler gibi) yönetme konusunda çok da baflar›s›z olmad› galiba... Yerel seçimlerdeki baflar›s›zl›¤› çok ciddi de¤ildir. Normal olarak, AKP’nin 2007 seçimlerindeki yükselifli de yaflamamas› gerekiyordu. Çünkü ne istihdam, ne gelir bölüflümü halka yans›d›. Tam tersine, o süreçteki ekonomik büyüme yeni zengin, avanta ve vurgun yaratt› sadece. Son yerel seçimlerle AKP biraz do¤al patikas›na yerleflti. Bu bir iniflin bafllang›c› m›, yoksa yeni bir istikrarl› oran m›, onu bilemeyiz. E¤er CHP, Ecevit ve Erdal ‹nönü türü bir halk muhalefetine aç›lmaya çal›fl›rsa –bu tam olamaz, çünkü liderlerinin vasf› buna yetmiyor– o zaman sosyalist sol da canlan›r. Bir merkez partisi, ›l›ml› da olsa s›n›fsal-sol bir platforma yönelirse, Türkiye genel olarak sola yönelir. Hep böyle olmufltur. 1974’te, ‘77’de ve ‘89’da böyle olmufltur. Yeni bir toplumsal hareket, hükümeti neye zorlayabilir? Hükümet Kürt bölgelerindeki hâkimiyetini pekifltirseydi, iktidar›, Türkiye’nin seçim sistemi de dikkate al›nd›¤›nda, adeta kal›c› olurdu. Fakat bunu beceremedi. Kürt bölgesinde daha fazla ne yapabilir, bilmiyorum. Kürt ö¤esi d›fl›nda, Türkiye toplumunun tutuculaflt›¤›n› anketlerden, araflt›rmalardan biliyoruz. Tutuculaflma, bir anlamda bir kutuplaflma da getiriyor. Tutuculaflman›n karfl›s›ndaki laik muhalefet, flu anki gündem içinde kald›¤› sürece donmufltur. Dolay›s›yla, her fley yine bir halk hareketinin kitlevî olarak oluflmas›na ve düzen partilerinin ortas›nda yer alan CHP gibi bir partinin bu tarafa yönelmesine, söylemini, program›n›, siyasî eylemini de¤ifltirmesine ba¤l›. Halkevleri, parti d›fl› bir örgüt olarak, mücadelesini sürdürüyor. Gecekondu bölgelerinde çat›flma ve direnme var; iflyeri direniflleri var. Yükselecek bir halk muhalefetine karfl› hükümet hiçbir fley yapamaz, çünkü halk muhalefetini bast›rmak için bütün araçlar› kullanm›fl durumda. Halk muhalefetinin yükselmesi, ‹slâmî tutsakl›¤›n da k›r›lmas› anlam›na gelir. Halk s›n›flar›n›n ‹slâmî kuflatman›n ideolojik cenderesini aflmas›, s›n›fsal pozisyonunu gündeme getirmesiyle sa¤lanabilir. Küresel düzeyde muhalefet hareketlerini takip ediyor musunuz? Dünya halklar›n›n ümit k›v›lc›mlar› Latin Amerika’da p›r›ldad›. Latin Ameri-

13


E-Kart’ta halen az say›da sendikal› iflçi zor flartlar alt›nda tutunmaya çal›flsa da, grev fiilen sürüyor, grevciler ve direniflçiler her gün Gebze’de, fabrika önünde bulufluyor. Soldan sa¤a: ‹brahim fien, Metin Domaç, Selime Kaplan, Savafl Bahad›r, Ülkü Kaderli, Ahmet P›t›rak

Foto¤raflar: fiahan Nuho¤lu

ECZACIBAfiI’NIN E-KART’INDA GREV B‹R YILI DOLDURDU

Sendika nefretinin sesli harfi Geçti¤imiz 16 Haziran’da Eczac›bafl› ve Alman firmas› Giesecke & Devrient’in ortakl›¤›ndaki E-Kart’ta bafllayan grev ve direnifl tam bir y›l y›l›n› doldurdu. Fabrikada sendika istemeyen Eczac›bafl› yönetimi, 18 kifliyle bafllayan grevin ard›ndan da baz› sendikal› iflçileri iflten ç›kard›. E-Kart grevi, sermayenin sendika nefretini ve bu u¤urda yapacaklar›n› bütün aç›kl›¤›yla ortaya koyuyor. E-Kart iflçilerini dinliyoruz... E-kart nas›l bir fabrika, ne üretiliyor burada? Metin Domaç: E-kart 2001’de kuruldu¤unda, Türkiye’de ilkti. Bankalar›n kredi kartlar›n›, telefon flirketlerinin GSM kartlar›n› üretiyoruz. O dönem Türkiye’deki üretimin afla¤› yukar› yüzde 80’ini yap›yordu. Bizden önce kartlar yurtd›fl›ndan geliyordu. Türkiye’de bir ilki baflarman›n gururuyla çal›flt›k senelerce. Hepimiz bask› sektöründe kendi alan›nda uzman kiflilerdik. Plastik kart, kredi kart› bask›s› konusunda dan›flaca¤›m›z kimse yoktu, her fleyi kendi bilgimizle, tecrübemizle baflard›k. Buras› güzel bir müesseseydi; insana önem veriliyordu. 2006’dan sonra, sendikalaflma çal›flmalar› bafllad›¤›ndan beri sendikal› iflçilere tahammül edilmez oldu. Ahmet P›t›rak: Bafllarda bu kadar üretim yoktu. Kredi kartlar› yeni ço¤al›yordu. Sonra, vardiya sistemine geçildi, iki vardiya olan yere üç vardiya kondu. Turkcell’in bütün yurtd›fl›, yurtiçi ba¤lant›lar› fabrikada. Sendikal› olmaya niye ihtiyaç duydunuz? Domaç: 2006’dan sonra adaletsizlikler bafllad›. Üç-befl senedir çal›flan arkadafllar›m›z 700-800 liraya çal›fl›rken, ifli hiç bilmeyen yeni giren arkadafllara 800-900 lira vermeye bafllad›lar. Dolay›s›yla, eski arkadafllarda huzursuzluk bafllad›. Çal›flan-

14

lar›n maafllar›nda uçurum olufltu. Sendika aray›fl›m›z böyle bafllad›. O zaman fabrikada çal›flan say›s› 120’ydi, bunlar›n 70’ine ulafl›ld›. “Yeterli say›ya ulaflt›k, art›k çal›flanlar örgütlü” dedik. Fakat iflveren kabul etmedi. 2006’da mahkeme süreci bafllad›. ‹flverenin ilk itiraz›, Bas›n-‹fl Sendikas›’n›n çal›flt›¤›m›z sektöre ait olmad›¤›yd›. Fakat mahkeme, “buras› büyük bir matbaad›r, Bas›n-‹fl burada yetkilidir” dedi. ‹flveren kanun tan›maz bir tav›rla, mahkemeyi kaybetti¤i halde toplu ifl sözleflme masas›na oturmuyor. Üstüne üstlük, sendikal› arkadafllar›m›z› da tek

Bir arkadafl›m›z gece vardiyas›nda rahats›zlanm›flt›. Yolda, ambulans›n doktoru bayg›n vaziyetteki arkadafl›m›za “sendikal›ysan›z götürmememiz emredildi” diyor , “yönetimden kesin talimat var”. tek iflten ç›karmaya bafllad›lar. Haziran bafl›nda en son alt› kifli birden iflten ç›kar›ld›k. Biz de mücadelemizi d›flar›da vermeye bafllad›k. P›t›rak: Aç›kças›, 2006’ya kadar sendikay› duymam›flt›k. Bir gün sendikadan tan›t›c›, üyeli¤e davet eden bir tak›m k⤛tlar geldi ve ciddi ciddi düflünmeye bafllad›k. Sendika laf›n› ço¤u insan ilk kez o zaman duydu. Sendikal› yerlerden gelen arkadafllar›m›z vard›, ama ne yapaca¤›m›z›

bilmiyorduk. Yar›m saatte bir, saatte bir toplant› yap›yorduk, baz›lar›m›z korkmaya bafllam›flt›. Müdürler bizi ça¤›rd›, “arkadafllar, emekleme dönemindeyiz, birkaç sene müsaade edin, üçüncü flah›slar› araya sokmay›n” dediler. Birlik beraberli¤imiz olmad›¤› için direnemedik, çabuk da¤›ld›k 2006’da. Bir gün yukar›dan liste geldi. “Bugün sendikadan ç›karsan›z ç›kt›n›z, ç›kmazsan›z on kiflilik isim listesi haz›r” dendi. fiartlar› biliyorsunuz, ifl bulmak çok zor, o arkadafllar›m›z› kaybetmemek için çok büyük bir hata yapt›k ve sendikadan ç›kt›k. O gün öyle davranmasayd›k, belki farkl› olabilirdi, yetkiyi alm›flt›k çünkü. Bir tak›m bahanelerle, ama asl›nda sendikal› olduklar› için flimdiye kadar herhalde k›rk kifliyi iflten ç›kard›lar. 2008’de sendika greve ç›k›nca biz de yeniden sendikaya girdik. Bask›lar devam etti, daha da artt›. “Sizde birlik yok, birlik olmad›¤› için sendikay› çabuk bitirece¤iz” diyorlard›. Birlik oldu¤umuzu göstermek için içerideki ve d›flar›daki arkadafllar›m›z›n hepsi sakal uzatt›. ‹flten ç›kar›ld›¤›m gün, “sakal görüntü bozuklu¤u yap›yor, bu bile eylemdir” dendi. Neler yap›lmad› ki... ‹nsanlar›n üzerine servis araçlar›n› sürdüler. Domaç: Bir arkadafl›m›z gece vardiyas›nda rahats›zlanm›flt›. Refakatçi eflli¤inde Gebze Organize Sanayi Bölgesi’nin (GOSB) ambülans›yla hastaneye götürüldü. Yolda, ambulans›n doktoru bayg›n vaziyetteki arkadafl›m›za “sendikal› m›s›n, de¤il misin” diye soruyor. Fakat arkadafl›m›z can derdinde, sorudan bir fley anlam›yor. Yan›ndaki refakatçi “niye soruyorsunuz” diyor. “Sendikal›ysa götürmememiz emredildi” diyor doktor, “yönetimden kesin talimat var, sendikal›ysan›z fabrikaya geri dönece¤iz, kendi imkânlar›n›zla hastaneye gideceksiniz, sendikas›zsan›z hastaneye götürece¤iz”. Refakat-


çi arkadafl›m›z yalan söylüyor, “sendikal› de¤iliz” diye. Çok ac›, çok vahfli bir fley SAVAfi BAHADIR bu. Bunu söyleyen de bir doktor. P›t›rak: Sendikas›zlar bize selâm vermekten çekiniyor, kendileri de sendikal› san›l›r diye. Vebal› gibiyiz. Çaya ç›k›yoruz, Ben bir sene önce greve ç›kan 15 kifli içindeyim. Greve yan›m›za gelmiyorlar. Yan›m›zdaki sanç›kmasayd›k, sendikam›z›n yetkisi düflecekti. Personalidalye bofl olsa dahi, sendikas›zlar korkuzasyonda çal›fl›yordum, üst katta. Greve ç›kt›¤›m›zda çodan oturmuyor. ¤unluk üst kattand›, üretim kat›ndan fazla arkadafl›m›z Ülkü Kaderli: Baz›lar› da s›rf yukar› ispiyoktu. Ama flimdi tam tersi oldu, üretim kat›nda sendiyonlay›p, maafl›n› artt›rma derdinde. Arakal› daha çok. Biz greve ç›k›nca bizim yapt›¤›m›z ifli kalim›za s›zd›r›lm›fl insan çok oldu. Ne zate kontrolcü ad› alt›nda baflkalar›na yapt›rmaya man sendika eli de¤di buraya, herkesin bafllad›lar. Bu yasal de¤il, ama yap›lan tespitlerin bir tavr› de¤iflti. “Sosyalizm sosyalizm” diye yapt›r›m› olmad›. Sendikay› bitirmek için elinden geleni kendisini y›rtan arkadafllar, iflten ç›kar›lyapmak gibi bir zihniyetleri var. Sendikal› olmadan önce d›¤›m›z gün kafalar›n› kald›r›p bakmad›bizde de her koyun kendi baca¤›ndan as›l›r anlay›fl› varlar. Ben de ba¤›rd›m, “siz sosyalistseniz, d›. Herkes tek tek bir fleyler istiyordu, alan al›yor, alamabiz de insan de¤iliz”. Bu kadar korkak bir Staj› saymazsak, çal›flt›¤›m ilk fabrika buras›. Buran›n yan alam›yordu. Daha sonra, “ben sendikaya girmedim, toplum olamaz ya! Düflüncesini belli etflartlar› cazip gelmiflti ilk baflta, ama bana da, di¤er arkabana daha çok ver” ya da “sendikadan ç›kay›m, zam meyen, daha sakin, siyasî bir fikri olmadafllara da brüt rakam söylenmiflti, ne kadar kesilece¤ini yap” diyenler oldu. Hep ayn› prensip iflledi, adam› olan, yan adam daha ›l›man bak›yor sendikaya. hesaplayamad›k. Maafl bir yatt› ki, asgari ücretin biraz yalakal›k yapan, arkadafl›n› satan daha çok zam ald›. BeSosyalistim diyen insan› yalvararak ald›k üstü. ‹tiraz edince “Eczac›bafl›’nda çal›fl›yorum diye onuryaz yaka / mavi yaka ayr›m› da çok fazlayd›. Üçüncü, sendikaya. Onlara fliirler falan m› okutlanman lâz›mken paray› pulu düflünüyorsun” dediler. Ama dördüncü s›n›f insan muamelesi görüyorsunuz. En alttan mak lâz›m eskiyi hat›rlatmak için? Dinleben sana eme¤imi, gecemi gündüzümü veriyorum! “Telebiraz yukar› ç›kmaya çal›flt›¤›n›zda, engelleniyorsunuz. dikleri müziklere bak›yorsun, “hadi da¤a fonun 24 saat aç›k olacak, istedi¤imiz zaman geleceksin” Sendika çal›flmalar› bafllay›nca büyük bask›lar oldu. ‹lk ç›kal›m” diyesin geliyor, ama sendikaya diyorlar! Bu köleliktir. Hiçbir sosyal aktiviten olmayacak, etapta 64 sendikal› arkadafl›m›z vard›, greve ç›kt›¤›m›zda gelince sen öndeysen, o 15 metre arkada. ne sinemaya ne baflka bir yere gideceksin. Bir bak›yorsadece befl kifli kalm›flt›. Kimilerine “sendikadan ç›k, arGerçekten destek al›rsak ve örgütlenirsek sun, pazar gününe mesai yaz›lm›fl, bir bak›yorsun, tam iflkadafl›n› sat, sana terfi verelim” dediler. Kimileri bask›farkl› olur, içeri girme flans›m›z yüksek ten ç›kacakken “hay›r, sen kal” diyorlar. ‹tiraz edersen ihlara dayanamad›, baflka yerlerde ifl buldu. Fakat durum olur. Sendikan›n buraya girece¤ine inan›tar yiyorsun. Sorumlu bir kifli beni aray›p “greve ç›kma, düzelmedi, y›lbafl›nda yine s›f›r zam ald›k, bunu gören yorum, ama bir kuvvetlenip girmek var, istedi¤in zamm› al” diye teklif yapt›. “Hay›r” dedim. Ertesi arkadafllar da yan›m›za geldi. Say›y› yeterli gördü¤übir de iki taraf›n karfl›l›kl› “art›k yeter” degün “üretim alan›na cep telefonu sokmak” bahanesiyle müzde greve ç›kt›k. yip de girmesi var. Üye olmayanlar›n da tutanak tuttular. Arkadafl›n› sat›p, greve ç›kmay›p içerde Benim daha önce kendi dükkân›m vard›, ekonomik kriz vugörmesi lâz›m bunu. kalanlar bir miktar zam ald›, ama gene de köle gibi kullarunca kapatmak zorunda kald›k. Elektronik cihaz tamir Domaç: Fabrikan›n her yerinde kamera n›l›yorlar, kafalar›n› ne sa¤a ne sola çevirebiliyorlar. ediyordum. 2004’te kapatt›ktan sonra buraya bafllad›m. var, bir tek tuvaletlerde yok. Her yer gözetim alt›nda. Sendikal› iflçilerle kim görüflüyor, kim merhabalafl›yor, devaml› kontrol alt›nda. Görüflenleri kenara çekip bak›fllar›n yok, akflamlar› düflünceliydin”. Domaç: “Seneye allah kerim” gibi bir koihtar ediyorlar. Bir kere üç temsilci arkaBu ac› bir fley. Amirlerin k⤛t üzerinde nuflma yapt›. Neyse dedik, dünyada kriz dafl›m›zla beraber genel müdürümüze “hepsinin ifline son verin” demesi kolay, var, ses ç›kartmad›k. Sonradan ö¤rendik dertlerimizi anlatt›k. “Arkadafllar” dedi, ama o insanlar›n bir ailesi var. Arkadafllaki, grevden iki gün önce sendikadan istifa “sendikal› olarak çal›flmak sizin en do¤al r›m›za “gelin örgütlenelim” diyoruz, bu eden iki arkadafl›m›z terfi ve yüzde 50 hakk›n›z. ‹flçi olsam, hiç durmam, sendisuçmufl. Grevci arkadafllar›m›za alk›flla zam alm›fllar. Bunu yüzlerine vurdu¤ukaya girerim. Sizi bu hakk›n›zdan dolay› destek vermek suçmufl. Bunlar anayasal muzda, iki arkadafl›n çok çal›flt›¤› söylenkutluyorum, baflar›lar diliyorum”. Üç hakk›m›z, yoksa nas›l sendikal› olaca¤›z? di. Ne tesadüftür ki, sadece o arkadafllar›gün sonra, ayn› müdür iflimize son verdi. Kimsenin haberi olmazsa insanlar nas›l m›z terfi ald›. P›t›rak: “Niye at›yorsunuz arkadafllar›m›sendikal› olacak? Grevdeki arkadafl›m›z›n Çal›flanlar birbirinin maafl›n› bilmez z›” diye sorunca, kem küm. At›lma sebeifline son veriliyor, bu kadar ‹fl Kanumi? bimiz protesto etmek, ›sl›k çalmak, alk›flnu’ndan uzak bir anlay›fl olur mu? Domaç: Maafl konuflmak yasakt›r. Arkalamak, bildiri da¤›tmak, iç huzuru bozP›t›rak: Burada öyle koflullarda çal›flt›k dafllar ald›klar› paran›n iyi para oldu¤unu mak... Sedat arkadafl›m›z “gerçekten bu ki... 36 saat, 48 saat eve gitmedi¤imizi bizannederek çal›fl›yor ama, ayn› ifli yap›p suçlar› iflledik mi” diye sordu. “Hay›r” liriz. Fazla mesai ücreti de alm›yorduk. ‹ki da iki misli alan insan oldu¤unu ö¤renindediler, “ama size art›k güvenimiz kalmasene izne ç›kamad›k. Her sene y›lbafl›nce hali tavr› de¤ifliyor. Daha iyi maafl alan d›”. Art›k deneyimli çal›flan da aram›yordan dört-befl ay önce toplant› yapard› gearkadafllar›n bir özelli¤i de sendikal çal›fllar. Bir tek fley istiyorlar: Sendikaya girnel müdürümüz. Çok da iyi tiyatro yap›may› kösteklemek. Sendikal çal›flmalarmeyeceksin. Eczac›bafl› demokratik gözüyordu. “Türkiye’de de¤il, dünya ölçe¤indan sonra bask›yla, tehditle, vaatle ço¤u küyor, “sendikaya karfl› de¤iliz” diye de çok iyi durumday›z” dedi, ama y›lbaarkadafl›m›z› sindirdiler. 2008’de afla¤› uluslaras› imzalar at›yorlar, ama tamafl›nda, “zarar ediyoruz, zam yok” dediler. yukar› 19-20 sendikal› kalm›flt›. O onurlu men bask› alt›nday›z. arkadafllar›m›z mücadeDomaç: ‹flten ç›kart›ld›¤›m› lelerini grevle neticelenbir tek eflime söyledim. O¤dirdiler. Bizler sonradan lum üniversite s›nav›na haz›rsendikaya üye olduk. lan›yordu, ona bir fley hissetBakt›k ki, iflveren grevi bitirmemeye çal›flt›m. Her satirmek için çaba sarfetmibah ifle gidiyormufl gibi evyor, içeridekilere “d›flarden ç›kt›m, ta ki s›nava kadar. da ölüm var, s›tmaya raz› Ancak s›navdan sonra, aybaolun” diyor. Bizler s›tmafl›ndan beri çal›flmad›¤›m›, ya raz› olmad›k ve grev bundan sonra harcamalar›m›sürerken sendikal› olduk. z›, hayat›m›z› ona göre düzeGrevden sonra, içeride ne koyaca¤›m›z› söyledim. örgütlenme çal›flmalar›na “Yüz ifadenden anlam›flt›m” bafllay›nca iflverenin bize Metin Domaç Ülkü Kaderli Ahmet P›t›rak dedi, “her zamanki p›r›lt›l› tavr› çok de¤iflti.

Arkadafl›n› sat, zamm› al

15


XXXXXX

Kaderli: Benden çok memnun olan müdür sendikal› oldu¤umu ö¤renince, memnuniyeti s›f›ra indi. Ameliyatl› oldu¤um k›rk günde üretimi düflürmekle suçland›m. Görevden al›nma nedenim de bu. Ama biz daha rahatlad›k d›flar› ç›k›nca. Genel müdürün arabas›n› durdurup içimden gelen her fleyi söylüyorum. ‹çeride konufltu¤un zaman biletin kesiliyor. Sendikan›n eli bir kere de¤di ya buraya, bunu duyan herkesi temizlemesi lâz›m ki, yar›n bununla ilgili hiçbir fley bahsedilmesin. fiu an fabrikada sendikal› olmayan eski çal›flanlar, yeni girenler, bir miktar da sendikal› var. Sendikal› olmayanlar›n oran› ne? Domaç: Onlar daha çok tabii. Üretim kat›n›n neredeyse tamam› sendikal›yd›. Burada iki tür üretim yap›l›yor: Ham kart bölümünde ham plastik bas›l›yor, lamine ediliyor, pifliriliyor, kesiliyor, kredi kart› haline getiriliyor. Sonra o kart üst kata, personalizasyona ç›kar›l›yor. Orada çip çak›l›yor, manyetik bant yükleniyor, kabartma yaz›lar yaz›l›yor. O kat›n amirleri, çal›flanlar›na sendikaya girmemeleri konusunda senelerdir afl›r› bask› yapt›lar. Ve bunu alt kattakilere nazaran farkl› yöntemlerle, farkl› ücretler vererek, daha fazla zam yaparak yapt›lar. ‹ki kat›n çay ve yemek saatleri eskiden ayn›yd›, örgütlenme çal›flmalar› bafllad›ktan sonra bu saatler ayr›ld›, iki kat çal›flanlar›n›n fabrika içinde görüflme imkân› kalmad›. Çok güvenlikli bir fabrika buras›. Dokuz senedir burada çal›fl›yorum, üst kata girifl yetkim yok, onlar da alt kata giremiyor. Müdürlerin haricinde kimse fabrikan›n bütününe hâkim de¤il. Büyük mücadeleler sonucunda üst kattan ancak dört arkadafl›m›z› sendikal› yapabildik, onlar da flu an üst katta çok a¤›r bask› alt›nda çal›fl›yorlar, her ad›mlar› kontrol alt›nda. “Bir hata yapsalar da ihbar yazsak, iflten kovsak” diye bak›l›yor. Bunca bask›ya ra¤-

E-Kart iflçileri grevin birinci y›ldönümünde, 16 Haziran’da Eczac›bafl›’na ait Kalyon al›flverifl merkezinin önündeydi

men, inan›yorum, bu fabrikaya sendikay› sokaca¤›z. Ama belki benim ömrüm vefa etmeyebilir. Sendikal› olmayanlarla ya da sendikal› olup da çal›flmaya devam edenlerle iliflkileriniz nas›l? Sonuçta bir senedir her gün karfl›l›kl› bak›fl›l›yor burada... Ülkü Kederli: fiu kap›ya gelip selâm bile vermiyor üye olmayanlar. Sendikal› olan-

“Sosyalizm” diye kendisini y›rtan arkadafllar, iflten ç›kar›ld›¤›m›z gün kafalar›n› kald›r›p bakmad›. Daha sakin, siyasî bir fikri olmayan adam daha ›l›man bak›yor sendikaya. Dinledikleri müziklere bak›yorsun, “hadi da¤a ç›kal›m” diyesin geliyor, lar da içeride rahat de¤il. Psikolojileri daha bozuk. Özellikle alt› kifli ç›kart›ld›ktan sonra, her an kovulma korkusu yafl›yorlar. Onlar da ç›kart›l›rsa sendikan›n bitece¤ine inan›yoruz. Hepimiz kap›da olursak, içeride örgütlenemeyiz. Belirsiz bir yolda yürüyoruz. Baflka fabrikalardan deste¤e gelenler var m›? Gebze gibi bir sanayi mahallinde sendikal yap› nas›l?

SEL‹ME KAPLAN

Babamlar baflkaym›fl Üretimde, montaj bölümünde çal›fl›yordum. 1 Haziran 2009’da iflime son verildi; iflyerinde huzursuzluk ç›karmak, alk›fll› protesto, slogan atma, ›sl›k çalma, bildiri okuma nedeniyle... Birincisi, ›sl›k çalmay› bilmiyorum. Mola saatlerinde arkadafllar›ma destek olmak için yanlar›na geliyordum, onun d›fl›nda bir fley de yapmad›m. Sendikal› oldu¤um için ç›kar›ld›¤›m› düflünüyorum. Patronun iki duda¤› aras›nda kalmamak için sendikal› oldum. Benim ilk iflyerim de¤il buras›, sendikal› çal›flt›¤›m ilk yer de de¤il. Burada üç y›l sekiz ay çal›flt›m. Sendikan›n yararlar›n› bildi¤im için burada da sendikal› oldum. Sosyal haklar bak›m›ndan daha iyi sendikal› iflyeri: kömür paras›, ayakkab› paras›, izin paras›... Sendikal› olmaktan korkmuyordum ama, bu flekilde ç›kar›lmay› da beklemiyordum. Sendikal› olmayanlarda da iflten ç›kar›lma korkusu var, flu an hiç kimsenin garantisi yok. Sendikalaflma sürecinde bizi servislere bindirip noterlere götürdüler, sendikadan istifa etmemizi sa¤lad›lar. Ben o zaman on aydan beri çal›fl›yordum, hiç düflünmeden sendikaya girmifltim. ‹flten ç›kar›laca¤›m›z› söyleyerek, bask›yla bizi de istifa ettirdiler. Ama arkadafllar greve ç›kt›ktan sonra yeniden sendikal› oldum. At›laca¤›m› düflün-

16

müyordum, yapmad›¤›m fleylerle suçlanarak at›ld›m. Bu benim ilk grevim, daha yeniyim. Sabah ifle geliyormufl gibi buraya geliyorum. Bir fleyleri kazanabilmemiz için birlikte olmam›z gerekti¤ine inan›yorum. Gebze’de oturuyorum. Burada gezilecek bir yer, sosyal bir ortam yok. Benim ailem de Gebzeli bir iflçi ailesi. Beni destekliyorlar, ama ilk ö¤rendiklerinde flok oldular. Babam eski bir sendikal› iflçi, ama onlar daha tuttu¤unu koparan iflçilermifl, o baflka bir devirmifl. fiu an belirsizlik içindeyim, bundan sonras› ne olur, hayat bana ne getirir, bilmiyorum.

Kaderli: Okuldan yeni mezun gençler sendikay› bilmiyorlar. Ailelerine sorduklar›nda da “sak›n bulaflma” deniyor. Bir arkadafl›m›z babas›ndan büyük bask› görmüfltü, “gerekirse iflten ç›kacaks›n” demifl babas›. çünkü o¤lunu ifle ald›rana öyle söz vermifl. ‹flverenler sendikan›n s’sini hat›rlamayacak, bilmeyecek bir kadro istiyor. Önceden çok zor eleman al›n›rd›. Bir kiflilik kadro aç›lamazd›. fiimdi ayn› bölüme bir ayda befl-alt› kifli girip ç›kabiliyor. ‹flin kalitesi de düflüyor. Ben kalite kontrol bölümünde çal›fl›yordum. “Art›k ifli makine yapacak, elle görsel kontrol yap›lmayacak” dendi. Ama makine istenen performans› vermedi. Arkadafllar kontrol ediyor yine kartlar›. Ama bu kadar iflçi de¤iflikli¤inde, ifli tam ö¤renmeyen insanlar çal›flt›r›l›yor. Zamanla, müflterilerin flikâyetleri de ço¤alacakt›r. P›t›rak: Eczac›bafl› Türkiye’nin en büyük holdinglerinden biri, ama içerideki bask› üç kiflilik atölyede bile yoktur. Fenerbahçe-Eczac›bafl› voleybol flampiyonluk maç› vard›. Protestoya gidiyoruz, bir gün önceden de haber verdik iyi niyetimizi göstermek için. Sonra piflman olduk, çünkü içeri al›nmad›k. Fenerbahçeliler girdi, bize destek verdiler, flampiyon da oldular. Ayaza¤a’da gerçekten ayaz vard› o gece. Gece 12’ye kadar bekledik. Keflke haber vermeseydik diye piflman olduk. Kaderli: Fabrikan›n kazanc›n› biliyoruz, ama paylafl›m iflçiye yok, sadece beyaz yakal›lara var. Demek ki gerçekten ortada bir pasta var, dilimleri yiyen birileri var. Ses ç›kar›r, örgütlü olursak kazançlar› ortaya ç›kacak, paylaflmak zorunda kalacaklar. “Ben iflçinin yan›nday›m, nas›l size yard›mc› olmam” diyen, a¤lama modlar›na giren genel müdürümüz, sonra gidip bize s›f›r art›fl veriyor, beyaz yakal›lar yedi maafl prim al›yor. Bu holding iflçilerin çal›flt›¤›n› görmüyor mu? Bu üretimi ç›kartan biziz. Domaç: Son zamanlarda beyaz yakal› arkadafllar› bizden hepten uzaklaflt›rd›lar, tahsilli/tahsilsiz ayr›m›na gittiler. En son dört bayan arkadafl›m›z, lise mezunu olduklar› için ç›kar›ld›lar. Pastadan fazla pay almak için bize s›f›r zamm› lây›k gören müdürlerin hiçbirimizin hayal edemeyece¤i maafllar ald›klar›n› biliyoruz. Peki, helal olsun, ama madem bu fabrika


‹BRAH‹M fiEN

Eczac›bafl› ad› yetmiflti 16 Haziran 2008’den beri grevdeyiz. O kadar güzel geçti ki bu bir sene. Acayip çok fley ö¤rendik. ‹nsanlar›, patronlar›, sendikalar› ö¤rendik, yaflam flartlar›n›, dayan›flmay› ö¤rendik... Daha önce ne grev ne sendika görmüflüz, sadece internetten toplad›¤›m bilgilerle biliyordum sendikay›. Bir de amcamlar ç›km›flt› ben küçükken greve, hayal meyal hat›rl›yorum. Daha önce atölye gibi yerlerde, Gebze’de yerel bir gazetede çal›flt›m, foto¤rafa merakl›yd›m, bir buçuk y›l kamera arkas›nda durdum. Buraya girerken Eczac›bafl› ad› beni cezbetmiflti, daha sa¤l›kl› bir ortam diye düflünmüfltüm. Greve ilk ç›kt›¤›m›zda koflullar iyiydi, sonra k›fl bast›rd›. Aç›khavaday›z hep, hepimiz teker teker hasta olduk, yatt›k, iyileflip döndük. Ziyaretler de azalm›flt›, y›lg›nl›k bafllam›flt›, ama flubat ay›nda iflten ç›kar›lan arkadafllar›m›z aram›za kat›l›nca tekrar sar›ld›k greve. Asl›nda ben hiç hevesli de¤ildim fabrika iflçisi olmaya. Lise mezunuyum, sonras›nda devam etmedik... Çal›flmak zorunda olunca da insan, ifle bafllad›k. Bir süre sonra adam kay›rmalar›, keyfî zamlar›, ifl da¤›l›m›n› gördük. Sendikayla tan›flt›ktan sonra sendika yetkililerinin söyledi¤i her fley çok mant›kl› geldi bana. Grevden sonra 367 günün en az 340 günü aral›ks›z buraya gelmiflimdir. Eminim, bu sendikay› buraya sokaca¤›z, ama ben burada ne kadar çal›flaca¤›m, ondan emin de¤ilim. Gebze tam bir iflçi kenti, ama iletiflim organlar› sayesinde insanlar›n gözü kapat›ld›. At gözlü¤üyle at nas›l sadece önünü görür, bizimkiler de sadece akflam televizyon-

rerken genel müdür iflçileri yemekhanede toplay›p konuflma yapm›flt›, arada “arkadafllar, sendikaya ne gerek var, problemlerimizi kendi aram›zda hallederiz” gibi bir fley söylemiflti. Sendika taraf›ndan mahkemeye verildi genel müdür ve aleyhine ilerliyordu dava. Fakat iyi niyet göstergesi olarak, bizim de arac›l›¤›m›zla davadan feragat etti sendika, s›rf genel müdür flahsî olarak yarg›lanmas›n diye. “Arkadafllar, ancak bu dava bittikten sonra sizinle görüflebilirim” diyen genel müdürün tavr›, dava bittikten sonra an›nda de¤iflti, bir hafta sonra da iflimize

da izlediklerini görürler. Kahveye gitti¤imizde ya sadece oyun oynar›z, ya futbol tart›flmas› yapar›z, ya o kurtlu çakall› dizinin kavgas›n› yapar›z. ‹nsanlar sendikalaflmak konusunda pek bilgili de¤il. Bilgili arkadafllar da az›nl›kta. Bu kriz ortam›nda, en çok Kocaeli bölgesinde iflsiz kalmas›na ra¤men, hâlâ bilgilenmiyor insanlar›m›z. Biz anlatmaya çal›flt›¤›m›zda da “kafa ütülüyorsun” oluyor, “boflverelim, oyun oynayal›m” oluyor... Ben de pek u¤raflm›yorum art›k, çünkü anlatam›yorum, sadece kendimi yormufl oluyorum. Her gün ifl baflvurusu yap›l›yor buraya, hepsine bir saat anlat›yoruz grev k›r›c›l›¤› yapt›¤›n›. Adam diyor ki “eflim, çocu¤um aç”; ne yapal›m, onlara da hak vermek zorunday›z. Hiç kimse iflsiz kalmak istemez. Grev oldu¤unu görünce form vermekten vazgeçen birkaç arkadafl da oldu, sa¤olsunlar. Ama iflverenle görüflüp iflverenin tuttu¤u taksiyle arka kap›dan içeri giren de oldu.

son verildi. Her gün mesai bitiminde servislerin önü kesiliyor, bir süre slogan at›l›yor. Sendikal› olmayan, çal›flmaya devam eden iflçilerin ruh hali nas›l? Domaç: Bilmiyorum, çok iyi hissettiklerini de zannetmiyorum. Servisler ç›karken kimse kafas›n› kald›r›p da d›flar› bakm›yor. Herkes bafl› önde, çok ciddi ifller peflindeymifl, gazete okuyormufl havas›nda d›flar› ç›k›yor. Evlere gidince vicdanlar› nas›l rahatl›yor, kafalar›n› nas›l yast›¤a koyup uyuyorlar, bilemiyorum. Söylefli: Merve Erol

para kazan›yor, pastadan bir k›rp›nt› da bize verin, hepsini siz yemeyin diyoruz. Büro çal›flanlar›n›n, beyaz yakal›lar›n greve bak›fl› nas›l? Domaç: Yönetim, onlara sendikaya üye olamayacaklar›n› söylemifl. “‹flçi de¤iliz” diye bir alg› var. Halbuki imza yetkisi olan müdür ve genel müdürlerin haricinde herkes sendikal› olabilir, onlar› da kand›r›yorlar. Benim konufltu¤um beyaz yakal› arkadafllar›n ço¤u sendikaya s›cak bak›yordu. Ama onlar biraz daha kat› kurallarla çal›fl›yorlar, sorumlu olduklar› müdürlerin iki duda¤›n›n aras›ndalar. Sendikaya girdikleri anda ifllerine hemen son verilece¤ini biliyorlar, büyük bask› alt›ndalar. Son zamanlarda bizimle görüflmek dahi istemiyorlard›. Daha önce ö¤le paydoslar›nda muhabbet etti¤imiz insanlar art›k yan›m›za bile yaklaflm›yor. Bu ifl art›k buradaki iki genel müdürü aflt›, meselenin holding baz›nda bitmesi lâz›m. Buradaki müdürler bu ifli namus meselesi haline getirdi. ‹flten ç›kar›lmadan önce bana “biz burada oldu¤umuz müddetçe sendikay› buraya sokmayaca¤›z” dediler aç›k aç›k. Sizce sendikaya neden bu kadar düflmanlar? Toplu sözleflme sonras›nda kendi primleri düflecek diye mi, meslekî bir baflar›s›zl›k addettikleri için mi? Domaç: Sendika rakam konusunda hiçbir fley telaffuz etmedi¤i halde genel müdürlerden biri “sendika buraya girerse bu fabrika batar, büyük paralara mâlolur sendika” diyordu. “Böyle bir talep geldi mi, nereden ç›kart›yorsunuz” deyince de “tahmin ediyorum” dedi. Biz fabrikay› bat›rmak için sendikal› olmuyoruz ki. Bu fabrikada daha huzurlu, daha mutlu, daha uzun süre çal›flmak için sendikal› oluyoruz. Ülkenin durumunu, enflasyonu biz de biliyoruz; bizim taleplerimiz onlar›n günlük harcamalar›n›n yan›nda ufac›k kal›r. Biz sadece hakikaten adaletli maafl almak istiyoruz. Böyle iflletmelerde bir yapan bin gösterir, primini al›r, ama bin çal›flan kendini bir satamaz, hiçbir fley de alamaz. Bu düzen bu fabrikada çok yayg›n. Sendikalaflma çal›flmalar› sü-

17


KÜRT SORUNUNDA “‹Y‹MSERL‹K” BALONUNUN SÖNÜfiÜ

Ankara kurtlar› ve Kandil Kaplanlar› “‹yi fleyler olacak”t›, mart bafl›nda devletin en tepesinden öyle deniyordu. Nisanda, may›sta yine öyle dendi, AKP medyas› da iyimserlik üfleyip durdu. Bu arada DTP’ye balyoz üstüne balyoz indi. Ve geldik temmuza. ‹yi fleyler oldu¤u yok. A¤ustos nelere gebe acaba? Manzaraya biraz daha yak›ndan bakal›m... bdullah Öcalan’›n Kürt sorunu konusunda “son sözünü” a¤ustosta söyleyece¤ini aç›klamas› dikkatlerden kaçm›fl gibi görünüyor. Yerel seçimler öncesinde “Kürt sorunu konusunda iyi fleyler olacak” diyerek devletin bu konuda bölgesel düzeyde, TSK dahil bütün kurumlar›yla mutabakat halinde çal›flmalar yürüttü¤ünü ima eden Abdullah Gül’ün aç›klamalar›yla bafllayan iyimserlik ve AKP hükümetinin Kürt sorununun çözümü konusunda yaratt›¤› “aç›l›m” havas›nda yürütülen tart›flmalar, meselenin nas›l bir sürece evrildi¤ine dair sa¤l›kl› bilgi edinmeyi engelliyor. Kas›tl› veya de¤il, AKP’nin her an “tarihsel” bir ad›m ataca¤› beklentisi uyand›ran hükümet yanl›s› çevreler ve AKP’nin baz› Kürt milletvekilleri (Abdurrahman Kurt, ‹hsan Aslan) kamuoyunun manipüle edilmesine neden oluyor. Diyarbak›r milletvekili Abdurrahman Kurt, DTP’nin Erdo¤an’a iki ay önce (29 Nisan) iletti¤i randevu talebini geri çekiflinin (24 Haziran) ertesi günü yay›nlanan bir mülâkatta bunun bariz örne¤ini sergiliyor:“1999’da Öcalan’›n yakalanmas›ndan sonra baz› görüflmeler sonucu da¤dakiler Irak Kürdistan›’na çekildi. Bugün daha uygun bir ortam varken neden oraya çekilmesinler?” Kurt, ayn› mülâkatta, Türkiye’de insanlar›n da¤a ç›kmas›na neden olacak bir bask› ortam› bulunmad›¤›n› ileri sürerken, Kürt sorununun en güncel yans›mas› olan operasyon ve antidemokratik uygulamalar› dikkate alm›yor. Oysa yerel seçimden iki hafta, PKK’nin ateflkesi ertelemesinden ise sadece bir gün sonra (14 Nisan) bafllayan ve hâlâ devam eden DTP’ye yönelik polis operasyonu s›ras›nda, aralar›nda parti yöneticilerinin de bulundu¤u 493 kifli gözalt›na al›nd›, 282 kifli tutukland›. DTP milletvekillerinin süren davalar› için TBMM’den polis zoruyla adliyeye götürülmesi ise son anda engellendi... Kürt sorununu AKP içinde cesur ifadelerle dile getiren tek kifli olan Kurt, polisin 23 Nisan’da Hakkâri’de bir çocu¤un kafas›n› k›r›p birinin ölümüne sebep olmas›n›, 2006’dan bu yana yüzlerce Kürt çocu¤una yüzy›llar› bulan hapis cezalar›n›n verilmesini, U¤ur Kaymaz davas›n›n polislerin lehine sonuçlanmas›n› ve dolup taflan cezaevlerini gözden kaç›rmaya çal›fl›rken, DTP’ye üzerine düflen vazifeyi yerine getirmesini sal›k veriyor… Di¤er yandan, herhangi bir somut ad›m olmad›¤› halde, esas olarak AKP’nin yerel seçimlerde Kürt oylar›n› alarak muvaffak olmas› için, bilgi yok-

A

18

sunu propagandatif analizler ve “müjdelerle” DTP’yi bertaraf etmeye çal›flan yayg›n medya, DTP’ye yönelik operasyonlar›n h›z kazanmas›ndan sonra Kürt sorununun çözümüne dair tart›flmalar› rafa kald›rd›. Yerel seçimlerden önce, hükümet ve güdümündeki medyan›n dillendirdi¤i “nisandaki Erbil konferans›yla Kürt sorununun çözüm süreci bafllayacak” vaadi, bölgede DTP’nin tart›flma götürmez baflar›s›ndan sonra, AKP’nin sönen egosuyla birlikte h›zla gündemden düflürüldü.

ca’daki may›n patlamas› s›ras›nda alt› askerin yaflam›n› yitirmesine ba¤lam›flt›. Oysa olay›n yafland›¤› Çukurca’n›n tugay komutan› ve Hakkâri tümen komutan›na ait oldu¤u ileri sürülen ses kayd›na göre, patlayan may›n PKK’nin de¤il, TSK’n›n. Emekli ve muvazzaf subaylar›n hemen her gün savc› karfl›s›na ç›kar›ld›¤› bir süreçte, AKP’nin daha da ileri giderek TSK’ya ra¤men PKK konusunda radikal bir ad›m atmas›n› düflünmek gerçekçi görünmüyor.

Konferans açmaz› Gül, Erdo¤an, TSK Yerel seçimlerden hemen önce, AKP’ye inand›r›c›l›k sa¤lamak istercesine “Kürt sorunu konusunda iyi fleyler olacak” müjdesini veren, 9 May›s’taki Prag seyahatinde “Kürt sorunu Türkiye’nin birinci sorunudur. Halledilmesi lâz›md›r. Bir f›rsat var, kaç›r›lmamas› lâz›m” diyen Gül, 27 May›s’ta K›rg›zistan seyahatinde de flunlar› söylemiflti: “TBMM’deki bütün siyasî partilerin, herkesin katk› sa¤lamas› gerekir. Herkesin sorumlulu¤u var. Herkesin sorunudur.” Ankara’da AKP ve DTP’yi yak›ndan takip eden gazetecilerin izlenimine göre, Gül “bir fleyler yapmak istiyor”du. Gül’ün Çin seyahatinde (23

Emekli ve muvazzaf subaylar›n hemen her gün savc› karfl›s›na ç›kar›ld›¤› bir süreçte, AKP’nin daha da ileri giderek TSK’ya ra¤men PKK konusunda radikal bir ad›m atmas›n› düflünmek gerçekçi görünmüyor. Haziran) DTP milletvekili Selahattin Demirtafl’› da yan›na almas› bu görüflü desteklemek için örnek gösteriliyor. Ancak, AKP’nin Kürt politikas›nda TSK ve Erdo¤an’›n yegâne belirleyici oldu¤u su götürmez bir gerçek. Dolay›s›yla, Gül’ün bu süreçte tek bafl›na bir tak›m ad›mlar atmas› veya att›rmas› mümkün görünmüyor. ABD seyahati s›ras›nda PKK’yle mücadeleyi sonuna kadar götürmekte kararl› olduklar›n› vurgulayan ‹lker Baflbu¤, hükümetin bu konudaki giriflimlerinin de çerçevesini çizmifl oldu. Radikal’in TSK’ya yak›nl›¤›yla bilinen yazar› Murat Yetkin, AKP ve Gülen cemaati karfl›t› belge tart›flmalar›n› de¤erlendirirken, Erdo¤an’›n Baflbu¤’la “aray› bozmak istemedi¤ini” aktar›yordu (26 Haziran). TSK ile “tarihsel” bir hesaplaflma içinde oldu¤u izlenimi veren AKP, Ergenekon davas› sürecinde geri ad›m atmas›n› gerektirecek bir reaksiyonla karfl›laflmamak için çok temkinli davran›yor. Erdo¤an, DTP’ye randevu vermemesini 27 May›s’ta Çukur-

AKP, yerel seçimlerde diledi¤i kadar Kürt oyu alabilseydi sonuç de¤iflecek miydi? Yerel seçimden güçlenerek, dolay›s›yla da DTP ve PKK’nin elini zay›flatarak ç›kmay› bekleyen AKP, seçimin hemen sonras›ndaki Erbil konferans›nda PKK’yi safd›fl› etmeyi planl›yordu. Seçim sonuçlar› AKP’nin umdu¤u gibi olmay›nca, konferans çal›flmalar› da PKK’nin lehine dönmüfl görünüyor. Bu nedenle konferans ya çok ileri bir tarihe ertelenecek ya da hiç olmayacak. Erbil konferans›n›n gerçekleflememesinin arkas›nda DTP’nin seçim baflar›s› neticesinde PKK’nin elinin güçlenmesinin yatt›¤›n› D›fliflleri Bakanl›¤› da bir anlamda itiraf ediyor. Bir D›fliflleri yetkilisinin yaz›lmamak kayd›yla gazetecilere flöyle dedi¤ini biliyoruz: “PKK’ya silah b›rakma ça¤r›s› için konferansa gerek yok. Konferans›n sürekli ertelenmesi hem konjonktür, hem de bizim önceliklerimiz gere¤i. Orada ters bir fley oldu¤u takdirde, bu Türkiye için kötü olur. Konferans PKK’n›n reklâm yapaca¤› bir toplant›ya dönüflmemeli. Bu mesaj taraflara da iletildi.” D›fliflleri’nin bu çekincesi bile konferans›n ve dolay›s›yla Kürt sorunu konusunda müzakere ortam›n›n gündemden kald›r›ld›¤›n› gösteriyor. PKK’nin kat›lmayaca¤› bir konferans, ABD, Irak ve Türkiye’nin örgütü askerî yoldan yok etme konusunda ortak kanaate varmas› anlam›na geliyor. Örgütün konferansa kat›l›p herhangi bir talep dile getirmemesi ise, örgütün kay›ts›z flarts›z teslim olmas› anlam›na geliyor ki, bu da mümkün görünmüyor. PKK’nin yay›n organ› Özgür Halk’›n may›s say›s›nda, AKP’nin seçimlerde baflar›l› olmas› durumunda nas›l bir sürecin bafllayaca¤› sorusunu örgüt liderlerinden Duran Kalkan flöyle yorumluyordu: “Ba¤dat Plan›, AKP’nin Kürdistan’da kazanmas›yla Kürt Özgürlük Hareketini kitle deste¤i olmayan marjinal bir hareket konumuna düflürmeyi ve bu zeminde gerçeklefltirilecek bir Kürt konferans›yla özgürlük hareketini tasfiye


etmeyi içeriyordu. Böyle olursa, ABD Ortado¤u’da gelifltirmek istedi¤i politikalar›n önündeki PKK engelini aflm›fl olacakt›. ABD-Türkiye-Irak üçlü ittifak› sa¤lam bir flekilde yarat›lacak, bu ittifaka Kürtlerin tümden kat›l›m› sa¤lanm›fl olacakt›. ABD yönetimi bu sayede bir yandan ‹ran ve Suriye üzerinde daha etkili bir politika izlemeye çal›fl›rken, di¤er yandan Türk ordusunun Afganistan savafl›nda kullan›lmas› hedefine ulaflm›fl olacakt›.” Obama’n›n Türkiye’yi ziyareti s›ras›nda Ahmet Türk’le görüflmesini de de¤erlendiriyordu Kalkan: “Belki Obama’n›n Türk’le görüflmesinin içinde DTP ile PKK’yi karfl› karfl›ya getirmek, DTP ile iliflki kurarak PKK’yi tecrit etmeye çal›flmak gibi politik amaçlar da vard›r. Fakat sadece böyle de¤erlendirmek tabii ki dar kal›r. Baflkanl›k düzeyinde yap›lm›fl bir görüflmenin kendine has siyasî anlam› var…”

Tamil Kaplanlar› ve Öcalan’›n mesaj› Gözden kaç›r›lmamas› gereken bir ayr›nt› ise, Sri Lanka’daki Tamil Kaplanlar›’n›n yenilgisinin yaratt›¤› yank›. Cemil Bay›k’›n Türkiye’nin PKK’yi Tamil Kaplanlar›’yla ayn› ak›bete sürüklemek istedi¤i aç›klamas›na, Sabah gazetesi genel yay›n yönetmeni Erdal fiafak 25 Haziran’da flu yan›t› verdi: “PKK silahlar›n› ya b›rakacak ya b›rakacak. PKK ile

Tamil Kaplanlar› aras›ndaki paralelli¤i Türkiye gündemine ilk getiren yazar olarak, Bay›k’a Sri Lanka örne¤ini iyi incelemesini ve ayn› ak›betle karfl›laflmamak için bir an önce gere¤ini yerine getirmesini tavsiye ederiz. Sri Lanka hükümeti on y›llar boyunca Tamil Kaplanlar›’na terörden vazgeçmeleri ve silah b›rakmalar› karfl›l›¤› çok genifl haklar önerdi. Örgüt hep reddetti, reddetti. Sonunda Sri Lanka’n›n bafl›na ‘bu ifli sonuçlar› ne olursa olsun bitirmek’ and› içen bir devlet baflkan› geldi. Silahl› kuvvet-

PKK, yerel seçimlerde DTP’nin elde etti¤i baflar›yla özgüvenini art›rm›fl bulunuyor. Ayr›ca, Öcalan olmadan yoluna nas›l devam edece¤ini 1999’da bilemeyen PKK, on y›l içinde kendini korumay› ve yönetmeyi ö¤renmifl oldu. lerine her türlü yetkiyi verdi. Ve ‘bafl edilemez’ denilen örgüt birkaç haftada yok oldu. ‘Yok olmak’ fiilinin içerdi¤i tüm anlamlarda. PKK hayat›n basit bir gerçe¤ini unutmas›n: Her fleyin bir sonu var.” fiafak, Yaflar Büyükan›t’›n “tüm orduyu da y›¤san›z, askerî yöntemlerle bitiremezsiniz”, ‹lker Baflbu¤’un “sadece silahl› mücadele yetmez” de¤erlendirmelerini, 1990’larda TSK’n›n OHAL uygulamas›yla s›n›rs›z yetkiyle donat›ld›¤› dönemde bile PKK’yi yok edemedi¤ini unutmufl görünüyor. Bu arada, Abdullah Öcalan 26 Haziran’da yay›nlanan son aç›klamas›nda a¤ustosta

sorunun çözümü için çok önemli aç›klamalar yapaca¤›n› tekrar ifade etti: “Carl Schmidt’in bir sözü var, önemsiyorum; bir sorunu ya siyasal müzakereyle çözersin ya da o sorun savafl sebebidir. O yüzden tekrar Say›n Erdo¤an’a sesleniyorum. Kürtlerle müzakereden korkmay›n. Kürtleri muhatap alman›z gerekiyor. Benim çözüm plan›m› herkesin bekledi¤ini düflünüyorum. Önümüzdeki üç ay içinde herkesin ‘Kürt sorununu nas›l çözeriz’i tart›flmas› gerekti¤i ortadad›r. Ben de buna göre bir de¤erlendirme yapaca¤›m. Siyasal temellerini savunmalar›mda koymufltum. Çözüm için pratik önerilerimi gelifltirece¤im. ‹leride müzakereler bafllayabilir. Önümüzde kritik, hayatî önemde üç ay var. Çözüm için bütün bu a盤a ç›kard›klar›m›za ra¤men, hâlâ çözümsüzlü¤ü dayat›rlarsa, kültürel bir soyk›r›mla karfl› karfl›yay›z demektir. E¤er devlet, ‘ille yok edece¤im, ezece¤im’de ›srar ediyorsa, ‘Talibanlar gibi, Tamiller gibi yapmak istiyorum’ derse bir fley diyemem. Ama Kürdistan da¤lar› buna çok elvermez. Kürtler bu durumda yaflamlar›n› ve özgürlüklerini savunmak zorunda kalacaklard›r.” Öcalan A¤ustos 1999’da örgüt mensuplar›n›n s›n›r d›fl›na ç›kmas› talimat›n› verdi¤inde, çözüm için önemli bir f›rsat do¤du¤unu söylemifl, “devletle kucaklaflman›n” an meselesi oldu¤unu kendisine gönderilen “elçilerin” aç›klamalar›ndan ç›karsad›¤›n› aç›klam›flt›. Aradan tam on y›l geçti. Bu süreçte neler yafland›¤› biliniyor. Türkiye uzun bir süre sorunu dile dahi getirmedi. Bu arada ABD Irak’› iflgal etti. PKK ABD’nin Osman Öcalan üzerinden örgütü bölmeye çal›flt›¤›n›, Türkiye’nin de bu konuda giriflimleri oldu¤unu aç›klayarak tekrar silaha sar›ld›. Fakat A¤ustos ‘99 ile A¤ustos 2009 aras›nda ciddi bir fark var. 2004’ten itibaren tekrar silahl› eylemlere bafllayan PKK, 29 Mart yerel seçimlerinde DTP’nin elde etti¤i baflar›yla özgüvenini art›rm›fl bulunuyor. Ayr›ca, Öcalan olmadan yoluna nas›l devam edece¤ini 1999’da bilemeyen PKK, on y›l içinde kendini korumay› ve yönetmeyi ö¤renmifl oldu. Dolay›s›yla, Öcalan’›n a¤ustosta örgüt mensuplar›na tekrar yurtd›fl›na ç›kma talimat› verebilmesi için, elinde örgütü ikna edecek güçlü bir devlet mesaj›n›n olmas› gerekiyor. Öcalan böyle radikal bir talimat vermek yerine, Türkiye’nin demokratikleflmesi, Kürtlere somut haklar›n verilmesi talebinde bulunup devlet ad›m atmadan örgütün silahl› olarak Türkiye’de varl›¤›n› sürdürece¤ini aç›klarsa, bu da yeni bir sürece kap› aralamayacakt›r. Cemil Bay›k’›n PKK’nin Kuzey Irak’a s›k›flt›r›l›p Tamiller gibi yok edilmek istendi¤ini söyledi¤i, ‹lker Baflbu¤ “bitirene kadar mücadele edece¤iz” aç›klamas› yapt›¤›, Erdo¤an’›n DTP’ye randevu vermedi¤i bir ortamda Öcalan’›n tam da Bay›k’›n korkusunu körükleyecek bir ça¤r› yapmas› beklenebilir mi? 1999–2004 aras› dönem tekrarlan›r m›; bakal›m, tarih tekerrür eder mi? ‹rfan Aktan

19


SÜLEYMAN‹YE PROJES‹ VE KÜRESEL KENT HÜLYALARI

Tarih soslu rantsal dönüflüm 5366. Bu say›y› ezberimize alal›m. Bir de flu laflar›: “Y›pranan kent dokular›n›n yenilenmesi, korunmas› ve kullan›lmas›.” Alt›n› çizelim: Yenilenme, korunma, kullanma. 5366, bu fiileri düzenleyen yasan›n say›s›. Dört y›ld›r yürürlükte olan 5366, büyük bir talan›n, tarih soslu bir rantsal dönüflümün, bir “küresel kent” hülyas›n›n flifresi. “Y›pranan kent dokular›”ndan kastedilen, yüzbinlerce insan›n yaflam alanlar›. “Yenilenme, korunma ve kullanma” ad› alt›nda yap›lan ise, s›radan yurttafllar›n ya da Tayyip Erdo¤an’›n lûgat›yla “ayaktak›m›”n›n yaflam alanlar›ndan sürülmesi, o semtlerin ulusötesi ve yerli sermayenin “küresel” projelerine aç›lmas›. Süleymaniye Yenileme Projesi, AKP’nin nas›l bir kent vizyonuna-misyonuna sahip oldu¤unu gözler önüne seren önemli örneklerden biri. Express olay mahallinden bildiriyor... entsel talan, ‹stanbul’un tarihî kent merkezindeki envai çeflit yenileme projeleriyle son sürat devam ediyor. 5366 say›l› yasan›n kamulaflt›rma kozunu kullanan yenileme projelerinin müsarede taktikleri ise semtten semte farkl›l›klar gösteriyor. Tarlabafl›’nda gerçekleflecek kapsaml› otel, al›flverifl merkezi ve lüks konut sto¤unun semt halk›n› devre d›fl› b›rakmas› gerekti¤inden, 5366’n›n “acil kamulaflt›rma” hükmü hemen icra edildi. Sulukule’de, tarihte olmayan bir Osmanl› mahallesini yarat›p TOK‹ marife-

K

Süleymaniye’de evler yak›larak ucuza getiriliyor, arazi de¤erinin alt›nda sat›n al›n›yor

tiyle bölgeyi AKP iktidar›nda palazlanan muhafazakâr üst-orta s›n›fa pazarlamay› amaçlayan yenileme projesi uyar›nca, semtin Roman halk›n› tehdit etmek için “acil kamulaflt›rma” aba alt›ndan gösterildi. Ancak s›k› bir spekülasyon sayesinde uygulanmas›na gerek kalmad›. Süleymaniye’de ise, sekiz mahalleye yay›lan, 728’i tescilli toplam 1967 yap›n›n, yine 5366 gere¤i 24 Haziran 2006’da yenileme alan› ilan edilmesi kendi spekülasyon mekanizmalar›n› beraberinde getirdi. Önce, “Tarihî Yar›mada Koruma Amaçl› Naz›m Plan›”, 26 Ocak 2005’te ‹s-

tanbul I Numaral› Kültür ve Tabiat Varl›klar›n› Koruma Bölge Kurulu taraf›ndan onayland›. Sonra, ayn› y›l›n temmuz ay›nda 5366 say›l› “Y›pranan Kent Dokular›n›n Yenilenmesi, Korunmas› ve Kullan›lmas› Hakk›nda Kanun” hükümetin ve yerel yönetimlerin eline tarihî kent alanlar›nda Naz›m Plan›’ndan ba¤›ms›z yenileme ve uygulama projelerini hayata geçirme yetkisi verdi. Tarihî alanlarda yaflayan halk› planlama sürecinden d›fllamak amac›yla “acil kamulaflt›rma” yetkisini de yerel yönetimlere tahsis eden bu yasayla Süleymaniye’deki spekülasyon sürecine de zemin haz›rland›. Belediyenin projesinin hayata geçirilmesinden mesul TOK‹ ve ‹l Özel ‹daresi, evlerini onarmak isteyen yöre halk›na uzun vadede düflük kredi vermekle yetkiliyken, devreye Büyükflehir Belediyesi'ne ba¤l› K‹PTAfi (‹stanbul Konut ‹mar Plan Sanayi ve Ticaret A.fi.) girdi, kap› kap› dolafl›p ailelerle tek tek pazarl›k yaparak mülk edinmeye bafllad›. Ard›ndan, 2009 yerel seçimlerinden önce, Fatih’e devredilecek Eminönü ‹lçe Belediyesi binas›nda, üç y›ld›r pazarl›klar› yürüten Hamit Çal›fl›r ne K‹PTAfi’ta, ne de belediyede resmî olarak kadrolu gözüktü¤ü halde, mahalleyi zab›talar eflli¤inde defalarca ziyaret etti. Akabinde 40 kadar mülk sahibi, Çal›fl›r'›n “elektri¤inizi, suyunuzu keseriz” tehditleriyle evlerinin cebren ve

HACI GIYASETT‹N MAHALLES‹ MUHTARI MUSA ÇALIHAN

K›rk kat›r m›, k›rk sat›r m›? Süleymaniye Yenileme Projesi’nin karanl›k yüzünü Hac› G›yasettin Mahallesi Muhtar› Musa Çal›han’dan dinliyoruz... May›s 2006’da mahallenizin yenileme alan› ilan edilmesinden nas›l haberdar oldunuz? Musa Çal›han: Biz projeyi görmedik, sadece varl›¤›ndan haberdar olduk. Belediye “ya evini restore et, ya bize sat ya da biz buray› istimlâk edece¤iz” dedi. Ama resmî temas kurmad›. Proje kamu yarar›na m›, kiflisel yararlara m› hizmet eder, ö¤renmek istedik. Resmî bir yaz› gelmeyince projeye flüpheyle yaklaflmaya bafllad›k. Sonra Eminönü belediyesinde bir toplant›ya ça¤›rd›lar. K‹PTAfi’ta çal›flt›¤›n› ö¤rendi¤imiz Hamit Çal›fl›r diye bir beyle bir araya geldik. Bu beyin korumas› ve sekreteri yan›ndayd›, konumunu sorgulama gere¤i duymad›k. Burada bir sürü yafll› insan, buran›n sosyal yap›s›na ayak uydurmufl aileler var. Belediye bunu dikkate almad›, emlâkç› gibi gelip “buray› bana satacaks›n” dedi. Baz› aileler evlerini metrekaresi 750 liraya satmak zorunda kald›. Hangi flartlarda ikna edildiler, bilemiyorum. fiimdi fiyat 4 bin liraya kadar ç›kt›. Önce satanlar kaybetti. Burada mülkiyet yap›s› nas›l? Burada çok hisseli evler var. Ailenin

20

evde yaflamayan fertleri tekliflere s›cak bak›yor. Zaten ço¤u insan istimlâk tehlikesinden dolay› tedirgin. Sat›fla önayak olan mahalleden arkadafllar da var tabii. Topluca mülk almaya gelen kifliler ya da kurumlar oldu mu? K‹PTAfi çok mülk ald› burada; yüzlerce ev el de¤ifltirdi. Bu mülkler gerçekten K‹PTAfi’ta m›, daha sonra el de¤ifltirdi mi, bilmiyoruz. Hamit Çal›fl›r K‹PTAfi ad›na arac›l›k yap›yordu. Ama sonra Büyükflehir Belediyesi’nden bir yaz› geldi, “bizim bu flah›sla alâkam›z yoktur” diye. O s›rada Hamit Çal›fl›r mahalleye zab›talarla gelip gidiyordu. Elinde tüm evlerin tapu kay›tlar›, krokileri vard›. Belediye Hamit Çal›fl›r'›n resmî bir görevi olmad›¤›n› iddia ediyor, “sadece K‹PTAfi'a önerilerde bulundu” diyor. 2006’dan sonra Eminönü Belediyesi resmî tebligatla mal sahiplerini ça¤›rmaya bafllad›. Görüflmeleri belediye binas›n›n ikinci kat›nda Hamit Çal›fl›r yürüttü. Ben bu sürecin iflleyifline karfl› oldu¤um için gitmedim. Sonra K‹PTAfi'tan bir liste geldi “flu flu nolu evler bize aittir” diye. O evlerin boflalt›ld›¤›na dair de belge talep ettiler. Mahalle sakinleri ‹l Özel ‹daresi’nden uzun vadeli kredi al›p evlerini onarabileceklerini biliyor muydu?


bask›yla ellerinden al›nd›¤›n› iddia ederek K‹PTAfi’a dava açt›. Dava halen devam ediyor. K‹PTAfi’›n bugün itibariyle kaç binan›n mülküne sahip oldu¤u ise tam olarak bilinmiyor. Süleymaniye Yenileme Projesi’nin 5366’n›n sultas›nda gerçekleflen ve binlerce insan› yerinden eden müsadere sürecine nas›l eklemlendi¤ini görebilmek için biraz geri çekilip AKP zihniyetinin Tarihî Yar›mada’ya nas›l bir rol biçti¤ine bakmakta fayda var.

vam ediliyor. Eminönü esnaf›n›n gelece¤i meçhul Tekstilkent, ‹stoç, Giyimkent ve Kuyumcukent gibi merkezden uzak alanlara sürülmesi devam ederken, Fener-Balat, Süleymaniye ve Sulukule mahalleleri, yenileme projeleri vas›tas›yla üst s›n›flara devfliriliyor. Gedikpafla, Yedikule, Samatya ve Kocamustafapafla gibi mahalleler ise alt s›n›flardan ar›nd›r›larak yeni muhafazakâr orta-üst s›n›flara mesken olacak bölgeler olarak tasarlan›yor. Haliç boyun-

“Küresel kültür kenti”

Osmanl› ulemas›n›n mekân›na yerleflme hülyas›yla varl›kl› muhafazakâr zümreler 10 bin kifliyi meçhule sürüklerken, “müze kent” yolunda at›lan di¤er ad›mlarla canl› bir ticaret merkezi, neoliberal bir projeye tahvil ediliyor.

Çeflitli vesilelerle “müze kent”, “dünya kenti” gibi tan›mlarla an›lan, K‹PTAfi baflkan› ‹smet Y›ld›r›m taraf›ndan tarihî kent merkezini y›lda 10 milyon turist kapasitesine ulaflt›raca¤› iddia edilen “vizyon” uyar›nca, Tarihî Yar›mada’n›n esnaf ve küçük üreticiden ar›nd›r›lmas›yla tarihî alanlar›n ve eserlerin çevresi aç›lacak. Eski hanlar ve çarfl›lar zengin bir küresel müflteri kitlesine hitap eden butik otellere çevrilirken adan›n çeflitli mahalleleri orta-üst s›n›f›n yerlefltirilece¤i farazî “Osmanl› mahalleleri”ne dönüfltürülecek. Bu kapsaml› “küresel kent” hülyas›n› gerçeklefltirmek, tarihsel alanlar› “dünya kenti” söylemleri eflli¤inde ulusötesi ve yerel emlâk gruplar›na açmak için birçok faaliyet yürütüldü ve yürütülmeye de-

Sat›fllar s›ras›nda böyle bir bilgi verilmedi. O zamanki Eminönü belediye baflkan› Nevzat Er’e muhtarlar toplant›s›nda “siz bir-iki tane yap›n, halk iyi niyetinizi görsün ve destek versin” dedim. O da “biz flimdi bina yaparsak halk evini satmaz, evlerin de¤eri ortaya ç›kar” dedi aç›kça. K‹PTAfi’›n ald›¤› binalarda inflaat bafllad› m›? Hay›r. Ama büyük bir k›sm› y›k›lm›fl durumda. Tarihî eserlerin bir k›sm›n›n kap›s› örüldü. K‹PTAfi’›n mülklerinde çok yang›n ç›kt›. Eskiden bu kadar s›k yang›n olmazd›. Mahalleli çok flikâyet etti. Polis de soruflturdu. Evler insanlar içindeyken yand›. Canlar›n› zor kurtard›lar.16-17 ailenin oturdu¤u bu evleri K‹PTAfi sat›n alm›flt›. Mehmet Pafla Yokuflu’nda tarihî bir ev ve yine K‹PTAfi'›n ald›¤› büyük bir konak kül oldu. ‹nsan böyle fleyleri birinin yapabilece¤ini hayal edemiyor tabii. ‹çinde 60 kiflinin kald›¤› evleri kim atefle verebilir ki? K‹PTAfi’›n sat›n ald›¤› evlere tahliye emri geliyor mu? Genelde “biz buray› sat›n ald›k, flu tarihte buray› terk edin” diyorlar. Mal sahibi olmayan ma¤dur ailelere Eminönü Belediyesi Sosyal Yard›mlaflma Vakf›’ndan 500 ila 1500 lira aras›nda de¤iflen yard›mlar yap›ld›. Hamit Çal›fl›r buradan çekildikten sonra da sat›fllar devam etti. Baflka flirketler mülk sat›n almaya geldiler. Hac› Kad›n ve Demirtafl mahallelerinde de flirketlerin yer ald›¤› biliniyor. Mesela eski Bal›k Otel sat›ld›.

ca, Feshane ve Sütlüce’de hayata geçirilen kongre merkezleri, Kadir Has ve Bilgi üniversitelerinin yöreye yerleflmesiyle plan›n kongre turizmi ve kültür endüstrisinin itici gücü olarak tahayyül edilen özel üniversiteler aya¤› de¤iflime eklemleniyor. K⤛thane “koridorunun” y›k›mlar sayesinde aç›lmas›yla orman alan› yar›larak Haliç boyunun Maslak-Büyükdere hatt›ndaki ifl alan›na ba¤lanmas› hedefleniyor. Böylece, ‹MP Kültür Endüstrileri, Kültür ve Turizm Grubu’ndan Doç. Dr. Zeynep Enlil'in ifadesiyle “ekonomik de-

2006’dan beri mahalleden kaç aile gitti? Sadece bu mahallede, 2007’den bu yana seçmen say›s› 2300’den 800-900’e düfltü. Parçal› hisse yüzünden mecburen satanlar oldu. Onlar için sat›fl pek bir ifle yaramad›, mebla¤ alt›ya, yediye bölündü. Parçal› mülkiyeti olmayanlar belki baflka yerlerde ev alm›flt›r. fiimdi ev fiyatlar› 300 milyonla kadar ç›kt›. Ama burada as›l ço¤unluk kirac›d›r. Onlara ne oldu bilemiyorum. Evini satmayanlar var m›? Var biraz. K‹PTAfi, kararl› bir flekilde hay›r diyen ailelere belli bir süre sonra u¤ramaz oldu. Ancak onlar da kamusallaflt›rma tehdidinden dolay› diken üstünde. Zaten K‹PTAfi burada ada ada sat›n almaya giriflti. Blok fleklinde siteler yap›laca¤›na dair duyumlar al›yoruz. fiimdi art›k K‹PTAfi eskisi gibi

¤erini kültür de¤erlerinden alan sembolik ürünlerin üretilmesi ve ilgililere da¤›t›lmas›” ile ortaya ç›kacak “yarat›c›l›k, yenilikçilik, rekabet” ekseninde serpilen “küresel kültür kenti”nin silueti beliriyor.

“Müze kent”in iflas efli¤i Kültürel turizm ekseninde vazedilen bu müze kent hülyas›, kentleri saf bir ticarî ürün olarak alg›layan bu liberal fantazma, turizm tarihçisi Manuel Delgado’nun vurgulad›¤› gibi, “sosyal kentin yerine an›tsallaflm›fl, tematik bir manzaraya indirgenmifl ve küresel turizmin müflterileri taraf›ndan hap gibi yutulmaya haz›r hale gelen bir tanr›laflt›r›lm›fl kent koyuyor”. Neoliberalleflme sürecinde küresel kent planlamas›n›n hitap etti¤i kitleye dair verileri “Kapitalizmin Marksist ‹ktisad›” (‹letiflim, 2009) adl› kitaplar›nda “s›n›f iktidar›n›n” yeniden tesisi ba¤lam›nda inceleyen Dominique Lévy ve Gérard Duménil’den ö¤renmek mümkün. Neoliberal politikalar›n dolafl›ma sokulmaya baflland›¤› 1970’li y›llarda, ABD’nin millî gelirdeki pay› yüzde 7’ye kadar gerileyen en zengin yüzde 1’lik dilimi, 21. yüzy›l›n efli¤inde pay›n› II. Dünya Savafl› öncesindeki yüzde 15’e kadar yükseltti. Ayn› dönemde, flirket yöneticilerinin maafllar›, s›radan iflçilerin ücretlerine k›yasla, 30 kattan 500 kata kadar ç›kt›. 2006’ya gelindi-

fiyat art›rm›yor. Mahalledeki bekâr odalar› duruyor mu? O evler çok bak›ms›z kald›. Küçük bir yar›ktan su ald›¤› için yüz sene dayanacak ev kullan›lmaz hale geldi. Bugün varsa bile, oralarda yaflayanlar bizde kay›tl› de¤iller. Zaman›nda çok söyledik belediyeye “bunlar› ›slah et, odalara belli standart getir, banyo, çamafl›rhane yapt›r” diye. Kimi büyük odalarda bazen yirmi kifli gerçekten dehflet verici flartlarda yafl›yordu. Ancak, iflyerlerinin de kapanmas›yla bu insanlar burada bar›namaz oldular. Sat›n al›nan yerler aras›nda hat›r› say›l›r miktarda küçük atölye de vard›. Buradan giden atölyelere baflka bir yerde imkân sa¤lanmad›. Hatta ç›ks›nlar diye su ve elektrikleri kesiliyordu. Buradaki sekiz mahallede hiç ör-

gütlenme olmad› m›? Olmad›, o da bizim eksikli¤imiz. Halk kolluk kuvvetinden çekindi. Bizim mahalleye zorunlu göçle beraber 199293’ten itibaren çok insan geldi. Bu insanlar aras›nda duyarl› bir kesim var. Ancak onlar taleplerini dile getirince, ifl baflka türlü lanse ediliyor. Di¤erleri de “devlet ne yaparsa do¤rudur” diyor. Mesela Eminönü belediyesi Fatih’e devredilmesin diye imza kampanyas› açt›k, ona da kat›lmad›lar. Oysa Eminönü’nün ilçe kalmas›n› istiyorlard›. Süleymaniye’nin ismi uzun zamand›r otopark mafyas› ile an›l›yor. Bu dönüflümde onlar nas›l bir rol oynad›? Ben 35 senedir Küçükpazar’day›m. Dükkân›n üzerinde bir yerim var. Hâlâ penceresinde demir korkuluk yok. Burada genelde h›rs›zl›k, gasp olmaz. Ama d›flar›dan bak›nca “Küçükpazar mafyan›n elinde” diye bir laf var. Bana bu propaganda gibi geliyor. Do¤rudur, evler restore edilmedi, baz›lar› y›k›ld›. Sirkeci’deki otoparklar yetersiz oldu¤u için insanlar buralar› kulland›lar. Ama burada, baflka semtlerdeki gibi araban›z› yola b›rakt›¤›n›zda hemen de¤nekçi gelmez. Buradaki otoparklar, ihtiyaç yüzünden, bofl arazi sahiplerinden kiralanarak iflletildi. Belediye istedi¤i zaman gelip vergisini alabilirdi, kaçak olan varsa, onu da y›kabilirdi. fiimdi belediye tüm sokak kenarlar›n› otopark yapt›. O mafyaysa, bence bu da mafya. Bu ifle kargalar bile gülüyordur.

21


¤inde ise dünyan›n en zengin yüzde 1’lik dilimi, dünya nüfusunun yüzde 57’sine eflde¤er bir gelire sahipti. ‹flte kültür soslu müze kent teflebbüsünün müflteri potansiyelini de, baflta bu küresel kitle olmak üzere, gelir piramidinin üst katmanlar› oluflturuyordu. Oysa flimdilerde, ço¤u finans spekülasyonunda semiren yeni zenginlerin krizle beraber h›zl› bir gelir kayb›na u¤rad›¤›n› turizm sektöründeki verileri inceleyerek gözlemlemek mümkün. Turizm sektörünün zaten k›s›tl› bir zümrenin gelgeç zevklerine hitap etti¤ini, örne¤in Irak Savafl› ve Sars virüsünün yayd›¤› korku atmosferinde yöreye gitmekten imtina eden ço¤u Bat›l› turistin Asya-Pasifik havzas›nda 2.8 milyon kiflinin iflsiz kalmas›na yol açt›¤›n› 2004’te yay›nlanan ILO raporundan biliyoruz. Ancak “küresel turizm kentinin” tescilli çöküflü, 2008 sonbahar›nda netleflen finansal krizle iyice ortaya ç›kt›. Fransa Bas›n Ajans›’na göre, 2009’un ilk çeyre¤inde turizm faaliyeti Avrupa genelinde yüzde 10 azal›rken, bu düflüfl turizme özel vurgu yapan Budapeflte’de yüzde 20'ye, Prag’da yüzde 18’e vard›. Global Crisis News, ‹rlanda’da krizin ilk aflamas›nda 25 bin turizm iflçisinin iflini kaybetti¤ini bildirirken, Deloitte Touche & Tohmatsu dan›flmanl›k firmas›, bu say›n›n ‹ngiltere’de 100 bin baraj›n› geçti¤ini duyurdu. AB cenah›nda turizm sektörünün 9 milyon çal›flan› iflsizlik tehlikesiyle karfl› karfl›ya gelirken, Dünya Turizm Örgütü’ne (UNWTO) göre, turizm cenneti olma iddias›ndaki Dubai ve Abudabi gibi Körfez kentlerinde y›l›n ilk iki ay›nda turist say›s› yüzde 28.2 azald›. Tüm bu ahvalde, küresel kent rekabetine art›k yavanlaflm›fl “tarih, kültür ve sanat” üçlemesiyle dahil olmak isteyen ‹stanbul kent merkezine bakt›¤›m›zda, Süleymaniye’de murad edilenleri öngörmek kolaylafl›yor. Hem Eminönü civar›nda aç›lacak flaflaal› otellere gelecek küresel üst s›n›fa yak›n olan, hem de alt›ndan geçecek ve Yenikap›’y› Taksim’e, oradan da Kuzey'in ifl merkezine ba¤layacak metrodan faydalanacak mahalle kendini yeni muhafazakâr üst s›n›fa fedâ ediyor. 16. yüzy›ldan itibaren yörede bir dönem yaflam›fl Osmanl› ulemas›n›n mekân›na yerleflme hülyalar›na kap›lan varl›kl› muhafazakâr zümreler Süleymaniye’den tasfiye edilecek 10 bin kifliyi bir meçhule sürüklerken, “müze kent” yolunda at›lan di¤er ad›mlarla her gün milyonlarca ‹stanbullunun u¤ra¤› olan canl› bir ticaret merkezi, neoliberal bir projeye tahvil ediliyor. K‹PTAfi’›n edindi¤i mülklerin kimlere aktar›laca¤›n› takip etmek, projenin as›l müelliflerinin kimler oldu¤unu anlamak aç›s›ndan faydal› olabilir. Süleymaniye’de binlerce kifliyi kentten d›fllayan spekülasyon sürecinin kendine has taktikleri, Tarihî Yar›mada’da süregelen talan›n izini sürmek için önemli ipuçlar›n› da bar›nd›r›yor. Öte yandan, yüzy›llard›r sosyal bir merkez olan Eminönü’nün ölüm ferman›n›n yerinden etti¤i insanlarla beraber tüm ‹stanbullulara ç›karaca¤› büyük faturay› ufukta görmek insana dehflet veriyor. Ulus Atayurt

22

DAVACILARIN GÖZÜYLE K‹PTAfi’IN ‹CRAATLARI

Ya anlaflaca¤›z ya anlaflaca¤›z! Büflükflehir Belediyesi’ne ba¤l› K‹PTAfi’›n, yani ‹stanbul Konut ‹mar Plan Sanayi ve Ticaret A.fi.’nin, Süleymaniye ahalisinin mülklerine nas›l kondu¤unun hikâyesi, ayn› zamanda ibretlik bir doland›r›c›l›k vakas›... ‹PTAfi, 2006’dan bu yana Süleymaniye’de kendisine ayr›lan bütçeyi kullanarak mülk ediniyor. Ancak uygulamalar incelendi¤inde, Büyükflehir Belediyesi’ne ait bir flirketin doland›r›c›l›k gibi görünen beceriksizlik, daha da kötüsü beceriksizlik görünümünde doland›r›c›l›k yapm›fl olabilece¤i flüphesi uyan›yor. K‹PTAfi aleyhine dava açan Süleymaniyelilerin anlatt›klar›ndan, mülk edinme operasyonunda Hamit Çal›fl›r adl› bir pazarl›kç›yla çal›fl›ld›¤› anlafl›l›yor. Çal›fl›r, ad› çeflitli defalar hofl olmayan haberlere kar›flm›fl biri. Örne¤in, 1997’de Sakal-› fierif’i çalmakla suçlanm›fl, sonras›nda Adalar’da belediye ad›na

K

“Bu kanun (5366) hükümetin lehinedir, buna göre biz istedi¤imizi yapar›z. Ama vatandafl›n ma¤dur olmas›n› istemiyoruz. Ya anlaflaca¤›z, ya anlaflaca¤›z, yoksa ma¤dur olursunuz.” devreye girerek yine emlâk spekülasyonuna giriflmifl. Süleymaniye’de ise davac› vatandafllara kendisini “Ben baflbakan taraf›ndan belediyeye bafldan›flman olarak atand›m” diyerek tan›tm›fl. Çal›fl›r’›n devreye girmesinin ard›ndan mülklerini onun temsil etti¤i K‹PTAfi’a satt›klar›n› ancak tapu dairesinde ö¤renen vatandafllar, yaklafl›k bir buçuk y›l önce bir dava açt›lar. Dava, özetle, Çal›fl›r’›n belediyenin yetkilerini kullanarak kendilerini tehdit edip mülklerini satmaya ikna etti¤i ve K‹PTAfi lehine eski mülk sahiplerinin zarara u¤rat›ld›¤› temeline dayan›yor. Dava açan vatandafllardan Hüseyin Küçük süreci flöyle özetliyor:

“Gönderdikleri davetiyeye icabet ederek belediyeye gittik. Anlaflma yapmazsak yolumuzu, suyumuzu keseceklerini, beyannamemiz üzerinden istimlâk bedelinin hesab›m›za yat›r›laca¤›n› ve binalar›m›z›n da y›k›laca¤›n› söylediler. Devletle bafla ç›kamay›z deyip mülkümüzü verdik.” Hüseyin Küçük, belediyedeki toplant›larda Çal›fl›r’›n Süleymaniye için yap›lan planlar› gösterdi¤ini ve binalar›n›n yeflil alanda kalmas› nedeniyle istimlâk edilmesi halinde yaln›z arsa paralar›n›n ödenece¤ini söyledi¤ini anlat›yor. Çal›fl›r’›n vatandafllar›n sorular› üzerine “beni belediye baflkan› ba¤lamaz, ben baflbakandan emir al›yorum” sözleriyle gözda¤› verdi¤ini de ekliyor. Hüseyin Küçük ve di¤er mülk sahiplerinin dava açmaya karar vermeleri ise, kendilerine ödenen metrekare bafl›na 900-1000 lira gibi fiyatlar›n, onlar tafl›nd›ktan sonra befl-alt› kat›na f›rlamas›yla olmufl. Mustafa Yetgil de benzer bir hikâye anlat›yor: “Bana verilen davetiyeyle belediyeye gitti¤imde güvenlik görevlisine sordum, ‘Hamit Bey'in odas› nerede’ diye. Söyledi. ‹ki tane oda vard›. Birincisinde koruma ve sekreterler. ‹kincisinde kendisi. Orada, ‘Ben Baflbakanl›k’tan Büyükflehir Belediyesi’ne bafldan›flman olarak atand›m. Buras› yeflil saha, binan y›k›lacak, ama biz devlet olarak sizi ma¤dur etmek istemiyoruz, o yüzden sat›n alaca¤›z.’ Hatta bana 5366 say›l› yasadan söz etti. ‘Bu kanun hükümetin lehinedir, buna göre biz istedi¤imizi yapar›z’ dedi. ‘Ama biz vatandafl›n ma¤dur edilmesini istemiyoruz. O yüzden vazifelendirildim. Ya anlaflaca¤›z, ya anlaflaca¤›z, yoksa ma¤dur olursunuz’ dedi.” Tapular›n devredilme sürecinde yafla-


d›klar›, ahalinin iyice flüphelenmesine neden olmufl. Davac›lardan Ahmet Özdemir, tapular›n geceleri 9’da topland›¤›n›, afla¤› yukar› bir ay kadar tapu dairesinin her akflam geceyar›lar›na kadar çal›flt›r›ld›¤›n› anlat›yor. Bu esnada ç›kan sorunlar ise yine Çal›fl›r taraf›ndan çözülmüfl: “Ben imzalamak istemedim, okur-yazarl›¤›m yoktu. Kendisi bir fleyler yazd›, ‘fluray› karala’ dedi. Memurlar›n fazla mesai paralar› için de bizden 10'ar lira ald›lar.” Davac›lardan Ayd›n Bacavuz’un anlatt›klar› ise, kamu gücünün ne tür fantezilere hizmet edebilece¤ine örnek teflkil ediyor: “Tapu masraf› istediler. Ben de ‘çeki al›r›z, tahsil ederiz, ondan sonra veririm’ dedim. ‹fllemden sonra tapudaki memura ‘bunun masraf› varm›fl, makbuzunu kimden alaca¤›z’ diye sordum. Memur ‘ne masraf›’ dedi. 80 liraym›fl, onu da yat›rm›fllar. Benden 1200 istediler, gittim Hamit'e söyledim, kavga ettik, beni tehdit etti. ‘Sen çok ukalâs›n’ dedi. Birkaç gün paray› götürmeyince belediyenin zab›talar›n› gönderdi. Ben de ‘makbuz verirseniz bu paray› öderim’ dedim. O da ‘ukalâl›k etmeye devam edersen, burada zindan var, seni oraya kilitletirim’ dedi. Ben ‘paray› veriyorum, ama sana da hakk›m› helal etmiyorum’ dedim. Bana ‘helallik, haraml›k diye bir fley yok, ben hakk›m› al›yorum’ diye cevap verdi.” Bu flekilde yaln›zca Ayd›n Bacavuz’un iflyerinin bulundu¤u handaki yirmi kifliden 1200’er lira makbuzsuz olarak toplan›yor. Ayn› yöntem Çal›fl›r’›n müdahil oldu¤u, tüm mülk devirlerinde söz konusu.

Tehdidin belgesi ‹fl bu kadarla da kalm›yor, Çal›fl›r mahalleye elektrik idaresinden memurlar gönderiyor. Mülklerini satmayanlar›n elektriklerinin, sular›n›n ve hatta yollar›n›n kesilece¤i söyleniyor. Sat›fl gerçekleflip ahali bölgede fiyatlar›n yükseldi¤ini duyunca, oyuna getirildiklerini anlay›p bele-

diyeye müracaat ediyorlar. Ancak, ne Eminönü Belediyesi’nde ne de Büyükflehir Belediyesi’nde Hamit Çal›fl›r’› tan›yan tek bir kifli bile ç›km›yor. Çal›fl›r’›n bunca ifli belediye ad›na yapt›¤›n› ispatlamak da davac›lara düflüyor. Mustafa Yetgil, bu garip durumun sonuçlar›n› özetliyor: “Kimi yerlerden bu adam hakk›nda flüphe uyand›racak fleyler de duydum. Geçenlerde hakim de sordu, dedi ‘hiç mi huylanmad›n›z’. Dedim ‘adam›n bir makam›, mevkii var, bana ‘resmiyeti temsil ediyorum’ diyor. Bu durumda ben d›flar›dakini mi dinlerim, onu mu dinlerim?’ Hâkim de kafa sallad›.”

Anlaflma yapmazsak yolumuzu, suyumuzu keseceklerini, beyannamemiz üzerinden istimlâk bedelinin hesab›m›za yat›r›laca¤›n› ve binalar›m›z›n da y›k›laca¤›n› söylediler. Devletle bafla ç›kamay›z deyip mülkümüzü verdik. Davac›lar›n kan›t aray›fl› bofla gitmifl de¤il. ‹BB Emlâk ve ‹stimlâk Daire Baflkanl›¤› ‹stimlâk Müdürlü¤ü’nden, Hamit Çal›fl›r’dan kendi üyeleri ad›na flikâyetçi olan ‹stanbul Ticaret Odas›’na gönderilen bir yaz› yetiflmifl imdatlar›na. 26 May›s 2006 tarihli yaz›da, “söz konusu bölgede Kentsel Dönüflüm Projesi niteli¤inde kamulaflt›rma çal›flmas› için belediyece al›nm›fl bir encümen karar› olmad›¤›, herhangi bir kamulaflt›rma dosyas› ve teklifinin de bulunmad›¤› bildirilmifltir” deniyor. Alt›nda imzas› bulunan ve ‹BB’nin antetli ka¤›d›na bas›l› bir baflka belgede ise Hamit Çal›fl›r, ‹SK‹ Genel Müdürlü¤ü’ne ‹BB Baflkanl›¤› Genel Sekreterli¤i ad›na bir emir beyan ediyor: “Eminönü Belediye Baflkanl›¤›’nca 5366 say›l› yasa gere¤i yenileme alan› ilan edilen Hoca G›yaseddin, Süleymaniye, Mollahüsrev, Demirtafl, Yavuz Sinan, Sar›demir, Kalenderhane, Hac›kad›n mahalleleri dahilinde bulunun tüm iflyeri ve konutlar›n (öncelikle Büyükflehir Belediyesi ‹fltiraki [K‹PTAfi olsa ge-

rek] taraf›ndan sat›n al›nan ekte listesi bulunan) su sayaçlar›n›n acilen kapat›lmas› ve aboneliklerinin iptali çal›flmalar›n›n yap›lmas›, tespiti yap›lan 300 civar›nda yap›n›n Eminönü Belediye Baflkanl›¤› talimatlar› do¤rultusunda mail-i inhidam oluflmufl olanlar›n›n da su sayaçlar›n›n kapat›lmas› ve tesisatlar›n›n iptalinde kamu yarar› görülmektedir.” Özetle belge, listesi verilen ve bir önceki belgede, yani bu emirden üç ay sonra, asl›nda varolmad›¤› tespit edilen bir proje kapsam›nda belirlenen adreslerin sular›n›n kesilmesini istiyor. Davalar sürüyor. Baz› davalar›n sat›fl üzerinden bir buçuk y›ldan fazla zaman geçmesi gerekçe gösterilerek iptal edilmifl olmas›, mahkemelerin K‹PTAfi’› kamu kurumu olarak görmediklerini ortaya koyuyor. Çünkü taraflardan biri kamu oldu¤unda bu tür anlaflmazl›klarda zaman afl›m› ifllemiyor. Öte yandan, yap›lan ifllem muhtemelen mahkemelerin kamu kuruluflu olarak görmedi¤i K‹PTAfi taraf›ndan görevlendirilmifl bir pazarl›kç›n›n kamunun elindeki tüm gücü kullanmas›yla ve onun ad›na gerçeklefltirilmifl. Dolay›s›yla Süleymaniye, kamunun s›n›rlar›na ve flu anda kentsel dönüflüm ad› alt›nda gerçeklefltirilen projelerin sebep oldu¤u mülkiyet transferinin meflruiyetine iliflkin derin bir tart›flmaya temel olabilir nitelikte. Söylemeden geçmyelim: K‹PTAfi’›n bu ifllemine karfl› dava açanlar›n büyük bir k›sm› ak sakall›, nur yüzlü amcalar. Bütün bu hikâyeye ra¤men, son seçimlerde AKP’ye oy vermifller. Mülklerinin de¤erinin spekülasyon sonras›ndaki fiyatlardan ödenmesini istiyorlar. Buradaki as›l sorun K‹PTAfi’›n da, ‹BB'nin de, merkezî hükümetin de bu bedeli ödemeye yanaflmamas›; çünkü bu yap›l›rsa, Süleymaniye projesi astar› yüzünden pahal›ya gelecek ve kârl› bir yat›r›m olmaktan ç›kacak. Ayfle Çavdar

Süleymaniye’de kent manzaras›: Müstakbel Osmanl› villalar›n›n sahiplerinin a¤z›n›n suyunu bu Haliç görüntüsü suland›r›yor

23


ONUR HAFTASI’NIN ARDINDAN

Pastan›n üstündeki çilek gibi ‹lk “Onur Yürüyüflü”ne kat›lanlar›n say›s› iki elin parmaklar›n› aflm›yordu. Bu seneki yürüyüfle binlerce kifli kat›ld›. Yaln›z geyler, lezbiyenler, biseksüeller, travestiler, transseksüeller de¤il, her renkten demokrat heteroseksüeller de oradayd›. Onur haftas›n› ve birkaç y›ld›r t›rman›fla geçen nefret cinayetlerini Lambda’dan Bawer Çak›r ve Yasemin Öz’den dinliyoruz... 2007’den bugüne otuz nefret cinayeti haberiyle karfl›laflt›k. Ürkütücü bir tablo aç›kças›. Ama önce, nefret suçunun tan›m›yla bafllayal›m... Yasemin Öz: Otuz nefret cinayeti, yaln›zca LGBTT bireylere yönelik olanlar. Yoksa, Hrant Dink de bir nefret cinayeti kurban›. Türkiye’de nefret suçu tan›m› yasal olarak düzenlenmiyor. TCK’da halk›n bir k›sm›n› di¤er bir k›sm›na karfl› k›flk›rtmak, tahrik etmek gibi tan›mlamalar içeren ceza maddeleri var; bunlar nefret suçlar› için yorumlanabilir, ama aç›k bir tan›m›n yoklu¤u, nefret suçlar›n›n di¤er suçlardan ayr›lmas›n› engelliyor. Di¤er fliddet suçlar›nda, uygulayan›n fliddet görene yöneltti¤i fliddetin kiflisel bir nedeninden bahsedebiliriz, suçun taraf› olan insanlar birbirlerini tan›yordur. Nefret suçlar›nda, fail hiç tan›mad›¤› bir insana belli bir özelli¤inden ötürü fliddet uyguluyor. Bu önemli bir nokta, çünkü tan›d›¤›n›z, bildi¤iniz birisiyle iliflkinizde fliddetle karfl›laflmaktan kendinizi bir flekilde koruyabilirsiniz. Ama tan›mad›¤›n›z birinden size yönelebilecek fliddeti öngöremezsiniz. Bawer Çak›r: TCK’daki maddeler hâkim olan› korumak için yorumlan›yor. Türklü¤ü korumak, Türklü¤e hakaret gibi kavramlar› konufluyoruz. Yasa millî de¤erler, aile yap›s› gibi toplumsal, ahlâkî normlar› belirleyen grubu korumak üzere uygulan›yor. Eflcinselleri, transseksüelleri, kad›nlar›, Erme-

nileri, Kürtleri, Alevileri korumak gibi bir maksat yok. TCK 301 ya da 318’den aç›lan davalar hep bu yorumla aç›l›yor. Türk-Müslüman-Sünni olmayanlar› korumaya yönelik bir anlay›fl yok. Sorun, yasalardan çok, yorum ve uygulamada m› sizce? Yasemin: Sorun, davalar›n kime aç›l›yor oldu¤u. Bugüne kadar bir Türk taraf›ndan “Kürtsün” diye afla¤›land›¤› için flikâyetçi olan oldu mu, bu nedenle ceza alan bir Türke rastlad›k m›? Bawer: TCK’n›n de¤iflmesi sürecinde, LGBTT örgütlerinin kad›nlarla birlikte sahiplendi¤i bir talep vard›: Anayasada eflitli¤i düzenleyen 10. maddeye

Bu sene, program›n ana temas› örgütlenme, LGBTT’lerin gitti¤i mekânlar›n kapat›lmas›, bask› görmesi, parklardaki polis fliddeti gibi konular üzerinden flehirle iliflkimizdi. Ne yaz›k ki nefret cinayetleri de bir baflka gündem maddesiydi.

“Bu yürüyüflü yap›yor olmam›z›n nedeni, politik bir söylem üretmek. Bir ‘karnaval’ yapmak istemiyoruz, zaten e¤leniyoruz. Ama e¤lenmek apolitik olmak demek de¤il.”

24

cinsel yönelim ve cinsiyet eklenmeli. Söyleme bak›nca, ifadeler eflcinselleri, transseksüelleri de kaps›yor, ama uygulamaya bu yans›m›yor. Gey, lezbiyen ya da transseksüeller öldürüldü¤ünde, öldürenler haks›z tahrik indirimleri sayesinde küçük cezalar al›yor, “y›rt›yorlar”. Karar verenlerin yasalarla ayn› ahlâkî de¤erlere, siyasî görüfllere sahip oldu¤unu düflünürsek, davalar katillerin lehine sonuçlan›yor. Yasemin: Ataerkil, homofobik, transfobik de¤erler toplumun normu, toplum-

sal yasa olarak kabul edildi¤i için bu tür suçlarda mahkemeler haks›z tahrik indiriminde bulunuyor. Zaten dezavantajl› olan grubun aleyhine iflleyen bir pratikten bahsediyoruz. Bu grup dezavantajl›, çünkü toplumun hâkim kültüründen farkl› kültürel yap›lar tafl›yor, nüfus içerisinde ço¤unluk arzetmiyor. Bu nedenle, pozitif ayr›mc›l›kla koruma sa¤lanmas› gerekiyor. Oysa Türkiye’de, b›rak ilave korumay›, bu gruplara karfl› suç ifllendi¤inde, suçun hakl› nedenleri oldu¤u iddia edilebiliyor. Böylece, önyarg›lar mahkemeler taraf›ndan onaylanm›fl oluyor. Eflcinsel bireyler öldürüldü¤ünde dosyalar genellikle sonuçlanm›yor bile. Aileler pek takip etmiyor. Politik bir bask› yaratmazsan›z sonuca var›lm›yor, var›lsa da haks›z tahrikle karfl›lafl›l›yor. Bu ancak pozitif ayr›mc›l›kla giderilir. Birkaç y›ld›r ana ak›m medyada, “töre, cinayeti hakl› ç›kartmaz” anlay›fl› yay›l›yor. LGBTT’lere yönelik suçlar karfl›s›nda benzer bir tavr›n tak›n›ld›¤›n› söylemek mümkün mü sizce? Yasemin: Asl›nda, kaç kiflinin cinsel yönelimiyle ilgili olarak öldürüldü¤ünü bilemiyoruz. Transseksüelse, kad›n k›yafetleri içinde bir erkekse, nefret cinayeti oldu¤unu anlayabiliriz, ama kaç kiflinin cinsel yönelimiyle ilgili öldürüldü¤ünü bilmemiz için insanlar›n cinsel yönelimlerini söyleyebiliyor olmalar› gerekir. Nefret cinayetiyle öldürülen insanlar›n say›s› sand›¤›m›zdan çok daha fazla olabilir. Bawer: Nefret suçu derken, sadece cinayetten de¤il, bütün olarak söylemden, fliddetten bahsedebiliriz. Bir mekândan eflcinsel oldu¤un için at›ld›¤›nda bu fliddettir, ama karakola gidip de “eflcinsel oldu¤um için böyle bir suça maruz kald›m” diyemiyorsun. Karakolda bafllay›p adliyede devam eden, en basitinden, ciddiye al›nmad›¤›n bir sistem var. Eflcinsel erkek cinayetlerinde, internette ya da barda tan›flanlar ço¤unlukta. Eve gidiyorlar, cinayet iflleniyor; “bana ters iliflki teklif etti” diyen katilin cezas› birden bir y›la, alt› ya da sekiz aya iniyor. Katil “gey oldu¤unu bilmiyordum” diyor ve buna herkes inan›yor. Halbuki bardaki konuflmalar›, internet yaz›flmalar› gayet aç›k: Cinsellik beklentisi var. Hâkim de gazetelerden, televizyonlardan, okuldan edindikleriyle karar veriyor. Yaz›l› olmayan bir anlaflma var yürürlükte. Yasemin: Mesela, Baki Coflan’›n dosyas›ndaki msn yaz›flmalar›nda Coflan ve katilinin cinsel iliflki yaflamak amac›yla tan›flt›klar›, bulufltuklar› net biçimde anlafl›l›yordu. Hâkim buna ra¤men tahrik indirimi verdi, gerekçe de “bana pasif iliflki teklif etti” ifadesi. ‹ki erke¤in yaflad›¤› cinsel iliflkide hangisinin aktif, hangisinin pasif oldu¤u hâkim aç›s›ndan nas›l önem tafl›yabilir? Nas›l olur da bu, bir cinayette sekiz y›ll›k indirim sa¤lar? Bawer: Son s›ralarda korkunç kad›n cinayetleriyle de karfl›lafl›yoruz. Bas›n›n bunlar› verifl biçimi çok sorunlu. Gör-


dü¤üm bir tanesi flöyleydi: Ayr› olaylarda iki kad›n öldürülmüfl. Birini sevgilisi, di¤erini kocas› öldürmüfl. Habertürk, iki kad›n›n da en al›ml› foto¤raflar›n›n üzerine “öldüren güzellik” diye bafll›k atm›fl. Bu kad›nlar güzel olduklar› için mi öldürüldüler? Bir baflka çarp›c› örnek Münevver Karabulut; k›z›n foto¤raflar›, mahremi deflifre ediliyor habire... Genç bir kad›n, bir erkek taraf›ndan öldürülmüfl. Zanl› neden bulunmuyor, neden öldürmüfl gibi sorular yerine, Münevver’in günlü¤ü, msn kay›tlar› üzerinden özel hayat›na giriyoruz. Emniyet müdürü de kalk›p ailesine ayar verebiliyor “k›zlar›na dikkat etselermifl” diye... Hâkimlerden, polisten önce, nefret cinayetleri konusunda medyay› konuflmak gerekiyor belki de. Akyaz›’da Kürtler linç edilmeye kalk›fl›ld›¤›nda sol-muhalif bas›n d›fl›nda bu konu haber olmad›. Almanya’da Türklere karfl› bir fley yap›ld›¤›nda manfletten giren konu, Türkiye’de Kürtlere karfl› oldu¤unda kimsenin derdi, hatta haber konusu bile olmuyor. Adam›n köpe¤i ›s›rmas› meselesi. Adam hep Türk, müslüman, hetero ve vatanperver. Köpe¤i ›s›rsa bile, adam›n diflleriyle ilgileniyorlar. Köpe¤e ne oldu¤unu düflünen yok. Münevver Karabulut vakas›nda, yine de bir duyarl›l›k oluflmaya bafllad› denebilir. Onunla tan›flmayan, ama yak›nl›k hisseden insanlar bir araya gelip hesap sorma gayreti gösterdiler. LGBTT’lerin u¤rad›¤› nefret cinayetlerinde böyle bir dayan›flma, duygudafll›k görüyor musunuz? Bawer: Türkiye’de insanlar böyle bir varoluflla henüz bar›flamad›. Kafede yan masada oturan›n gey, lezbiyen, biseksüel ya da trans olabilece¤ini düflünmüyorlar. Toplumsal alg›lar›m›z LGBTT insanlar›n varoldu¤u konusunda aç›k de¤il. Görünmeyen insanlar›n bafl›na gelenler de görünmüyor. LGBTT örgütleri d›fl›nda küçük muhalif gruplar yavafl yavafl da olsa sahiplenme giriflimlerine bafllad›lar, ama daha temsiliyet düzeyini geçmifl de¤iller. Bunun nedenlerine girmek flimdi çok uzun bir tart›flmay› gerektirir. Muhalif hareketleri, onlar›n dinamiklerini, nas›l erkekegemen yap›lar olduklar›n› sorgulamak, karar alma mekanizmalar›nda hep erkeklerin oldu¤unu deflifre etmek gerekir. Henüz oh dedirten bir refleks yok, ama ufak ad›mlar var... Bu ufak ad›mlar nas›l ortaya ç›kmaya bafllad›? Bir dönüm noktas›ndan bahsetmek mümkün mü? Yasemin: Bence bafllang›ç noktas›, bizim daha görünür olmam›z. Sokakta fuhufl pazarl›¤› yapan bir halden, politik bir söylem üreten hale dönüflülmesi. 1996’daki Ülker sokak olaylar›n›, Savafl Ay’›n program›ndaki rezillikleri unutam›yorum. Savafl Ay flahsen bir fley yapmad› belki ama, tarafs›z kald›. Ortada böyle bir dengesizlik varken tarafs›z kal›rsan, bir taraf› tutmufl olursun. Ülker Sokak olaylar› konunun medyada görünür hale gelmesi aç›s›ndan önem-

liydi. P›nar Selek’in orada yaflananlar üzerine tez haz›rlay›p bunu kitaplaflt›rmas› da konunun politikleflmesi, bir sosyolojik analize dönüflmesi aç›s›ndan çok önemliydi. “Bir dakika, burada baflka bir fley oluyor” diyen ilk P›nar Selek’ti. Akademik alandaki bu çal›flma bir k›r›lma oldu, “transgender” kad›nlar›n da bilinçlerini de¤ifltirdi. On y›l sonra, Ankara-Eryaman’da transseksüellerin bafl›na benzer fleyler geldi; sald›r›ya u¤rad›lar, evleri, arabalar› tahrip edildi, kollar› k›r›lanlar oldu... Savc›l›k bu olaylar› tek tek ele almay› tercih etti: Bir kol k›rma davas›, bir gasp, bir yaralama davas›... Biz sald›r›ya u¤rayan ka-

Yasemin Öz ve Bawer Çak›r

Adam›n köpe¤i ›s›rmas› meselesi... Adam hep Türk, müslüman, hetero ve vatanperver. Köpe¤i ›s›rsa bile, adam›n diflleriyle ilgileniyorlar. Köpe¤e ne oldu¤unu düflünen yok. d›nlarla irtibat kurup savc›l›¤a baflvurduk: “Bu suçlar›n her biri ayr› adi suçlar gibi ele al›n›yor. Oysa belirli özellikleri olan bir gruba yönelik organize sald›r›lar yaflan›yor” dedik. O dönem “nefret suçu” terimini kullanmad›k, ama organize bir suç olarak soruflturulmas›n› talep ettik. Eryaman’da bir kifli d›fl›nda bütün kad›nlar tafl›nd›. Bir-iki ay sonra Esat’ta ayn› olaylar bafllad›, çünkü Eryaman’dan tafl›nanlar›n bir k›sm› Esat’ta yaflamaya bafllam›flt›. Yolda yürürken sald›r›ya u¤rayan transseksüellerin yana yak›la Kaos GL’ye geldikleri günü hat›rl›yorum. Sonradan Pembe Hayat Derne¤i’nin baflkan› olan Buse K›l›çkaya “ne yapaca¤›z?” dedi. “Örgütlenin” dedik. “Biz nas›l yapt›ysak, siz de yap›n. Politik olarak güçlü olacaks›n›z. Tek tek sizi kimse ciddiye alm›yor, insan muamelesi yapm›yor, ama dernekleflti¤inizde, size hiç muamelesi yapan toplum, hukuk bunu sürdüremeyecek.” Sonra ev ev gezip, toplant›lar yap›l›p dernekleflme sürecine gidildi. fiiddete maruz kalan, dayak yiyen, gasp edilen kad›nlar bir araya geldiklerinde politik bir söz üretmeye bafllad›lar. Bu önemli bir dönüm noktas›yd›. En az›ndan bas›nda haberlerin yer alma flekli de¤iflmeye bafllad›; travestiler de¤il, Pembe Hayat Derne¤i haber olmaya bafllad›. Bawer: 2001’de Kaos GL’nin 1 May›s’a kat›lmas› ve 2003’te Lambda‹stanbul’un Onur Yürüyüflü düzenlemesi de

bu sürecin iki önemli k›r›lma noktas› oldu: Kültür merkezlerinde, evlerde yap›lan konuflma ve s›zlanmalar art›k kapal› yerlerden ç›kt›. Soka¤a ç›kmak örgütlerin de fifle¤ini yakt›. ‹ki örgütün vah vah etmeyi b›rak›p konuyu politik bir mücadeleye, hak mücadelesine çevirmesiyle oldu bu. Bunun devam›nda, baflka toplumsal hareketlerle, savafl karfl›t› hareketle, feministlerle birlikte çal›flmak, sol partilerde politik süreçlere kat›lmak da hareketi görünür hale getirdi. Baflka bir unsur da, aç›lan insanlar›n say›s›n›n artmas› oldu. Bu, d›flar›da olan insanlara “ben Bawer Çak›r, eflcinselim ve haklar›m için mücadele ediyorum” diyebilme cesareti verdi. Lambda’ya ilk geldi¤imde asla kimseye eflcinsel oldu¤umu söyleyemezken, bir y›l sonra kendimi medyaya söylefli verirken buldum. Hareketin insanlara bu cesareti afl›lamas› harika bir fley. Sonra, ortak çal›flmalar, raporlar, hukukî süreçleri takip etmek, medya elefltirileri geldi. Kendi aram›zda yazmaya bafllad›k. fiimdi gazetecilik yap›yorum ve bu Kaos’ta, Lambda’da yazmaya bafllamamla oldu, böyle bir fley tahayyül etmemifltim. Her fley çok k›sa sürede gelifliyor. Yak›n bir zamana kadar, Diyarbak›r’da bir LGBTT örgütü kurulabilece¤ine kimse inanmazd›. 2007’deki Onur Yürüyüflü’nü de bir milât olarak görebiliriz. Bir y›l önce 200 kifliyken, ertesi y›l 1500 insan yürüdü. O kalabal›k sonraki süreci de de¤ifltirdi. LGBTT örgütlerinin di¤er ortamlardaki insanlarla iliflkileri güçlendi. Bu y›l Onur Yürüyüflü sadece LGBTT örgütlerin düzenledi¤i bir etkinlik de¤il art›k. Hayal etti¤imiz de buydu. ‹ki arkadafl›m›z geçenlerde ilk Onur Yürüyüflü’nü flöyle hat›rlad›lar: Yürüyüfle kat›lmak için ‹stiklal Caddesi’ne gelmifller, ama yürüyüflü bulmak için epey gezmifller. Sonra kalabal›kta zar zor fark edilen yedi kiflinin yürüdü¤ünü görüp yanlar›na gitmifller. Bu seneyse Onur Yürüyüflü’nde büyük bir kalabal›k, coflku ve kararl›l›k vard›. Onur haftas› sizce nas›l geçti? Bawer: Nas›l ki her Kürt, Kürt mücadelesinde yer alm›yorsa, her LGBTT birey de bu hareketin bir parças› de¤il. Kaç kifli oldu¤umuz neyi de¤ifltirir? Hayatta tek bafl›na da bir fley yap›l›r ve yapt›k da... Bu sene, program›n ana temas› örgütlenme, LGBTT’lerin gitti¤i mekânlar›n kapat›lmas›, bask› görmesi, parklardaki polis fliddeti gibi konular üzerinden flehirle iliflkimizdi. Ne yaz›k ki nefret cinayetleri de bir baflka gündem maddesiydi. Y›l›n en homofobik ve transfobi¤ini belirledi¤imiz oylaman›n sonuçlar›n› aç›klad›¤›m›z törenle bafllad›¤›m›z haftada, Hakem Halil ‹brahim Dinçda¤ ve Ba¤›fl Erten’le futbolu ve tribünlerde LGBTT’lerin kendilerine nas›l yer açabileceklerini, DTP’li milletvekilleri Sebahat Tuncel ve Ak›n Birdal’›n yan›s›ra CHP’li Mehmet Sevigen’in kat›ld›¤› panelde ana ak›m siyasette LGBTT haklar› ve politikalar›n› tart›flt›k. Elif fiafak aflk› anlatt›, kat›l›m-

25


26

var. Ben bana özel üretilen bir meyva suyu istemiyorum, herkesle ayn› fleyleri tüketmek istiyorum. Bu yüzden politik hatt›n hep canl› kalmas›n› sa¤lamaya çal›fl›yoruz. Bir gün burada da birileri apolitik bir pride yapmak isteyebilir, yapacaklard›r da... Onlara “niye yap›yorsunuz?” demeyece¤iz. Ama tart›flmay› sürdürece¤iz. Yasemin: Ben onur-gurur kelimelerini de politik aç›dan tart›flmak istiyorum. Hangi davran›fl onurlu, hangisi onursuz? Bu kelimelerin patriyarkal anlamlar içerdi¤ini düflünüyorum. IBM’e gelince, eflcinsel çal›flanlar›yla gurur duymas› –gurur kelimesini bir yana b›rak›rsam– ve bunu teflhir etmesi önemli. Çünkü bu iflverenlere, topluma “eflcinseller flirketlerde çal›flabilir, çal›fl›yor” diye göstermenin bir yolu. Gönül ister ki, iflçi de, iflveren de olmas›n, s›n›fs›z, s›n›rs›z bir dünya olsun, ama madem bugün böyle, bir önemi var bunun. Gurur kavram› etraf›nda bir tart›flma var m›? Bawer: Gurur kavram›, hâkim olana

“Pembe sermaye” olarak lûgate giren bir tüketim türü var. Ben bana özel üretilen bir meyva suyu istemiyorum, herkesle ayn› fleyleri tüketmek istiyorum. Bu yüzden politik hatt›n hep canl› kalmas›n› sa¤lamaya çal›fl›yoruz.

karfl› üretilmifl bir fley. “Sen beni afla¤›l›k, hastal›kl›, sap›k olarak kodluyorsun, ama ben senin bunu yükledi¤in fleyle gurur duyuyorum” demek. Yoksa milliyetçi bir damar ya da erke oynayan bir kullan›m de¤il. Ama bununla bir derdimiz olmad›¤›na ve utanmad›¤›m›za insanlar› ikna ettik diye düflünüyorum. Belki birkaç y›l içinde gurur kelimesi de kullan›lmayabilir. fiirketler konusunda flunu ekleyeyim: S›n›fs›z bir toplum istiyorum, ama ateist de olsam, dindar eflcinseller için de mücadele ediyorum. Sermayedar eflcinseller de var ve bu insanlar da cinsel yönelimlerinden dolay› ayr›mc›l›¤a u¤ruyor. Bunu istemiyoruz, ama IBM Onur Haftas›’na sponsor olsun da istemiyoruz. Yasemin: Ben isterdim valla. Onlara verdi¤imiz paralar›n bir k›sm›n› geri ald›¤›m›z› düflünebiliriz.

Bawer: fiirketlerin bunu kullanmas› beni rahats›z ediyor. Dev reklamlarla donat›yorlar yürüyüflü. Aile grubunun kurulmas›, ailelerin yürüyüfle kat›lmas› önemli bir fark, bir s›çrama yaratt› m›? Bunu evlerde de dönüflüm bafllad› diye okumak mümkün mü? Yasemin: Ben aile kurumuna vurgu yapman›n bir handikap› oldu¤unu düflünüyorum: “Aile o kadar önemli ki, orada da onay görüyoruz” demifl oluyoruz. Ailelerle yaflananlar tek tek bireyler için çok önemli ve hiç bitmeyen bir süreç. Pek çok ailede, aç›k eflcinsel de olsan, k›rk yafl›na da gelsen, gizli bir gerilimle yafl›yorsun. Oldu¤u gibi ba¤r›na basan aile pek kolay olmuyor. Lambda’daki aile grubu da kolay oluflmad›. Eflcinseller ahlâks›zl›kla itham edildi¤i, ahlâks›zl›k da aile de¤erlerini bozan bir durum olarak ortaya kondu¤u için ailelerin çocuklar›n›n ahlâks›z olmad›¤›n› söylemeleri toplumun kulak vermesini kolaylaflt›r›yor. Ama öte yandan, ben aile kurumuna karfl›y›m; eflcinsel hareket içinde pek çok insan da karfl›. Kurumsall›¤a, özel mülkiyetin devam›n› sa¤layan evlilik olgusuna katk› sa¤lad›¤› için eflcinsel evlilikler de bunun bir parças›. Bawer: Kaos GL, Lambda‹stanbul, Pembe Hayat, Bursa Gökkufla¤›, ‹zmir Siyah-Pembe Üçgen’e aç›lan bütün kapatma davalar› ya da tüzük itirazlar›nda temel gerekçe olarak aile de¤erleri karfl›m›za ç›kar›l›yor. LGBTT’lerin Türk aile yap›s›na ayk›r› oldu¤u söylendi. Acaba Kürt aile yap›s›na uygun mu görülüyor? (gülüyor) Aile grubu, “bu durum aile yap›s›na ayk›r› diyordunuz, baz› ailelere ayk›r› de¤il iflte” diye bir k›r›lma sa¤layabilir. Ama bunu aileyi kutsallaflt›ran bir yap›ya dönüfltürmeden götürmek gerekiyor. Aile grubunda cinselli¤i daha önce kimseyle konuflmam›fl insanlar var. Bu onlar için büyük bir k›r›lma oluyor. Yasemin: Kendi cinselliklerini de keflfettiklerini söylüyorlar. Kaos’un slogan› do¤rulan›yor gibi mi? Eflcinsellerin kurtuluflu, heteroseksüelleri de özgürlefltirmeye mi bafllad›? Yasemin: En az›ndan ailelerimizden bafllad›k denebilir, cinsel hayatlar›n› kurtar›yoruz. Bawer: LGBTT olmayanlar›n mücadeleye dahil olmas›n› önemsiyorsak, bu grubun varl›¤› olumlu. Mücadelenin temelinde flunu söylemek var: Sokakta gördü¤ünüz baz› insanlar hemcinslerinden hofllan›yor, baz›lar› bedenlerinden memnun de¤il ve de¤ifltirerek bu toplumda yaflamak istiyorlar. Hoflgörü de¤il, haklar›n› talep ediyorlar. Sevgi ya da flefkat istemiyoruz. Biz art›k cenaze araçlar›n›n arkas›ndan a¤lamak, arkadafllar›m›z›n helvas›n› yemek istemiyoruz. Kanunlar› de¤ifltirece¤iz, toplumsal hayat› de¤ifltirece¤iz, ailelerimizi, patronlar›m›z›, çal›flanlar›, polisi, siyasetçileri, medyay› de¤ifltirece¤iz... Buna direnemeyecekler.

Söylefli: Koray Löker

c›larla tart›flt›. Göçebe fiark›lar, Laterna, DJ CaN., Chritsian F., Momodesire, Süreyya Hardcore, Onur Gökçek partilerde çald›klar›, söyledikleri flark›larla hoppidi hoppidi oynatt›lar... Ayr›ca, bu sene Stonewall olay›n›n 40. y›l›. Stonewall, direniflin alâmet-i farikas›. ‹llâ bir milât ar›yorsak, 1969 y›l›nda New York’ta bir bardan ç›kan isyanla bafll›yor her fley. Stonewall’un 40. y›l› üzerine onur ve isyan nas›l bir araya geliyor sorusundan hareketle haz›rlad›¤›m›z sergimizi açt›k. Bu y›l›n bizim en için en özel konuklar›ndan biri de ABD’li LGBTT aktivisti ve ilk aç›k eflcinsel siyasetçi Harvey Milk’in ye¤eni Stuart Milk’ti. Kendisiyle bat›daki hareketin düfltü¤ü ç›kmaz›, dünyadaki mücadelenin genel durumunu, fon ve projecilik meselelerini konufltuk. Bat›da art›k büyük flirketlerin sponsorlu¤unda karnaval gibi Onur Yürüyüflleri düzenleniyor. Ama elbette ki en flaflaal›, en coflkulu an, son gün yapt›¤›m›z LGBTT Onur Yürüyüflü’ydü. Yaklafl›k üç bin, kimine göre de befl bin kiflinin kat›ld›¤› yürüyüfl, hafta boyunca haz›rlad›¤›m›z pastan›n üstüne koydu¤umuz çilek gibiydi. Tad›na doyamad›k... Sloganlar, coflku, polis barikat›n›n enerjimizi k›rmamas›, Almanyal› milletvekilleri, Hande Yener’in kat›l›m›... Barikat›n aç›lmas› tüm yürüyenlere “baflarabiliriz” hissi verdi. Polis barikat›, yürüyüflün coflkusunu yüze katlad›. Utanmasam, polislere teflekkür bile edece¤im. Bu sponsorlu, karnavalesk yürüyüfller olgusunu biraz konuflal›m m›? Amsterdam’daki yürüyüflten “IBM eflcinsel çal›flanlar›yla gurur duyuyor” pankart› görünen bir foto¤raf hat›rl›yoruz. Sponsorlar›, e¤lence vurgusunu Lambda eylemin içinin boflalt›lmas› olarak m› alg›l›yor? Bawer: Tabii ki, karfl›m›zda Avrupa ve ABD’den önemli örnekler var, geldikleri noktalar› görebiliyoruz ve iç tart›flmalar›m›zda bu damar› canl› tutuyoruz. Biz ticarî flirketlerle iliflkilenmemeyi tercih ediyoruz. Somut bir giriflim oldu mu, sponsorluk teklifi ald›n›z m›? Bawer: Farkl› giriflimler oldu, ama reddettik. Örne¤in gey mekânlar var, ama biz yürüyüflün onlar›n tan›t›m yapt›klar› bir zemine dönüflmesini istemiyoruz. Bu yürüyüflü yap›yor olmam›z›n nedeni politik bir söylem üretmek. Bir “karnaval” yapmak istemiyoruz, zaten e¤leniyoruz, programa bak›nca görülüyor. Ama e¤lenmek apolitik olmak demek de¤il. Amsterdam’da, Berlin’de, ‹spanya’da “pride” yürüyüfllerine alternatif yürüyüfller de düzenlenmeye baflland›. Ben IBM’in eflcinsel çal›flanlar›yla gurur duymas›n› istemiyorum, eflcinsel çal›flanlar›n›n haklar›n› sömürmemesini istiyorum. Biz insanlar›n evlerinde, iflyerlerinde, okullarda ayr›mc›l›¤a u¤ramas›na karfl› ç›k›yoruz; ayr›cal›k talep etmiyoruz. “Biz tüketiciyiz, bizim de al›m gücümüz var” diye ç›km›yoruz. Bat›da, “pembe sermaye” olarak lûgate giren bir tüketim türü


24 MAYIS-28 HAZ‹RAN 2009 Haz›rlayan: Erdir Zat

Aç nüfus 1 milyar› buldu

Askerî harcama rekor k›rd›

BM G›da ve Tar›m Örgütü (FAO) dünyada açl›kla bo¤uflan insanlar›n say›s›n›n 1 milyar› geçti¤ini aç›klad›. Dünya nüfusunun alt›da birine tekabül eden bu rakam›n “bar›fl ve güvenlik için ciddi bir risk” oluflturdu¤u bildirdi. Küresel ekonomik kriz bafllad›¤›ndan beri, g›da fiyatlar›ndaki ›srarl› art›fl›n da etkisiyle, 100 milyonun üstünde insan açl›¤a itildi. FAO’nun raporuna göre, 642 milyon kiflinin açl›k çekti¤i Asya’n›n Pasifik ülkeleri krizin en yo¤un yafland›¤› bölge. Bundan sonra 265 milyon kiflilik aç nüfusuyla Sahra-Alt› Afrika geliyor. Geliflmifl ülkelerde bile 15 milyon aç yafl›yor.

‹fiVEÇ Dünyan›n askerî bütçesi yeni bir rekor k›rd›. Stockholm Uluslararas› Bar›fl Araflt›rmalar› Enstitüsü’nün (SIPRI) y›ll›k raporunda, geçen y›l askerî harcamalar›n yüzde 4’lük bir art›fl göstererek 1 trilyon 464 milyar dolara ulaflt›¤› belirtildi. Bu rakam, dünyadaki toplam gayri safi yurtiçi has›lan›n yüzde 2.4’üne tekabül ediyor; kifli bafl›na y›lda 217 dolar. Pastan›n yüzde 41’ini temsil eden ABD askerî harcamalarda aç›k farkla ilk s›rada bulunuyor; geçen y›lki harcamalar› 607 milyar dolara ulaflt›. Askerî bütçesini üçe katlayan Çin ilk kez ikinci oldu. Ard›ndan Fransa, Britanya ve Rusya geliyor.

‹RAN Hamaney’in gözükara darbesi ‹ran Devrimi’nin 30. y›l›nda rejim güçlü bir siyasî f›rt›nayla sars›ld›. fiaibeli devlet baflkanl›¤› seçimlerini Ahmedinecad’›n kazand›¤›n›n aç›klanmas›ndan sonra muhaliflerin bafllatt›¤› kitlesel gösteriler, 1979’daki görüntüleri tazeledi. Üstelik bu defa ellerinde internet silah› vard›, bask› rejiminin sansürü bofla ç›kt›. Ayaklanma kanl› bast›r›ld›, ama ülkedeki bütün tafllar yerinden oynad›. DEVLET baflkanl›¤› seçiminin sonuçlar›n›n aç›klanmas›ndan sonra bafllayan siyasî f›rt›na muhaliflerin zor kullanarak bast›r›lmas›yla dindi. Yaklafl›k iki hafta süren eylemlerde, resmî rakamlara göre, en az 19 kifli öldü, binlerce kifli yaraland›, çok say›da bina, banka, iflyeri ve özel araç tahrip edildi. fiimdi herkes yaflananlar› idrak etmeye çal›fl›yor. Baflar›s›z bir demokratik devrim mi, yoksa bir hükümet darbesi mi? ‹ran’da ne oldu? Henüz bu sorunun doyurucu bir cevab› yok. Bundan sonras›n› yaflayarak ö¤renece¤iz. Kendi de ‹ran uzman› olan Charles Kurzman’›n dedi¤i gibi: “‹ran uzmanlar›n›n söylediklerini dikkate almay›n.” En az›ndan flimdilik. Çünkü bilinen fikirler, kavramlar, modeller ne 12 Haziran’dan beri olan biteni, ne de ‹ran’›n karmafl›k iktidar mücadelesinin izledi¤i seyri yorumlamaya yetiyor. Fakat herkesin bildi¤i bir fley var: ‹ran devriminin 30. y›ldönümünde, üstelik benzer görüntülerle yaflanan bu devrim provas›, Ortado¤u için dönüm noktas› olacak. Asl›nda yaflanan kaos her iki taraf için de sürpriz de¤ildi. ‹ran’› bekleyen kriz, oy verme iflleminin bafllamas›na saatler kala aynen dillendirilmiflti. Kamuoyu yoklamalar›n›n birço¤unda önde giden veya Ahmedinecad’›n az farkla gerisinde görünen Mir Hüseyin Musavi’nin etraf›nda toplanan reformcular, “Ahmedinecad sahte oylarla seçilirse soka¤a dökülürüz” uyar›s›nda bulundu. ‹slâmî cumhuriyeti koruma ve kollama görevini üstlenen Devrim Muhaf›zlar›, bu uyar›ya kendi internet sitesinde beliren bir “e-muht›ra” ile cevap verdi: “Kadife devrim bafllat›rsan›z, ezeriz.” Gerek muhafazakâr Hamaney-Ahmedinecad iktidar›, gerekse reformcu Musavi-Hatemi muhalefeti, rejimin bütün kurumlar›nda öteden beri çekiflme içinde. Dolay›s›yla seçim öncesindeki bu at›flma blöften ibaret olamazd›, nitekim olmad› da. Seçime kat›l›m oran› rekor seviyeye ulaflt›¤› ve bunun oy say›m›n› zorlaflt›raca¤› beklendi¤i halde, Ahmedinecad’›n rakiplerini aç›k farkla geçti¤i, sand›klar›n kapanmas›ndan birkaç saat sonra ilân edildi. Bu inand›r›c›l›ktan yoksun sonuç, taraflar aras›ndaki sürtüflmenin

28

meydan muharebesi fleklinde cereyan edecek bir düelloya dönüflece¤i anlam›na geliyordu. Çok geçmeden reformcular da seçim sonuçlar› kadar flaibeli bir “fotokopi belge” ile ç›kageldi. Independent yazar› Robert Fisk taraf›ndan dünyaya duyurulan belgeye göre, ‹çiflleri Bakan› Sad›k Mahsuli, dinî lider Ayetullah Ali Hamaney’e hitaben flunlar› yazm›flt›: “‹stedi¤iniz gibi, 10. cumhurbaflkanl›¤› seçimlerini Mahmud Ahmedinecad kazand›. Adaylar›n esas ald›klar› oylar, Mir Hüseyin Musavi 19.075.623, Mehdi Kerrubi 13.387.104, Mahmud Ahmedinecad 5.698.417 ve Muhsin R›zai 38.716.”

fiaibenin aritmeti¤i Hamaney yüzbinlerin kat›ld›¤› cuma hutbesinde Musavi’ye ültimatom çekerken resmî sonuçlar›n do¤rulu¤unu flu sözlerle savundu: “Rekor kat›l›m, halk›n ‹slâmî sisteme ve yönetime güvenin ispat›d›r. ‹nsanlar kimi isterse onu seçer. 40 milyon insan oy kulland›, Ahmedinecad’a 24 milyon kifli oy verdi. Yasal mekanizmalar›m›z hileye izin vermez. Fark 100 bin veya 500 bin veya 1 milyon olsayd› birileri hile diyebilirdi. Ama nas›l olur da 11 milyon oyla hile yap›labilir?” Hamaney’in kendi dile getirerek “üste ç›kt›¤›” bu soruyu asl›nda herkes soruyordu. 2005’te Ahmedinecad ikinci turda yüzde 62 oy oran›yla seçildi, rakibi Rafsancani yüzde 36 ald›; reformcular›n boykot etti¤i seçime kat›l›m oran› yüzde 48’di. 2009’da ilk turda seçilen Ahmedinecad bu defa yüzde 63, en yak›n rakibi Musavi ise yüzde 34 oran›nda oy toplad›; seçime kat›l›m oran› yüzde 85’e f›rlam›flt›. Kat›l›m oran›ndaki dramatik art›fl –28 milyondan 39 milyona, tesadüf bu da 11 milyon– seçim sonuçlar› üstüne yürü-

tülen tart›flmalar›n hassas noktas›yd›. Zira, 2005’te 17 milyon oy alan Ahmedinecad’›n 2009’da oylar›n› 24.5 milyona ç›kar›rken kazand›¤› bu 7.5 milyon ekstra oyun nereden geldi¤i belirsizdi. Kat›l›mdaki art›fl ile daha önce farkl› e¤ilimler gösteren seçmenin Ahmedinecad’a dönmesi aras›nda –seçim hilesi d›fl›nda– mant›kl› bir iliflki kurulam›yordu. ‹skoçya’daki St. Andrews Üniversitesi’nden Prof. Ali Ensari’nin resmî rakamlara dayanarak yapt›¤› analiz, Musavi yanl›lar›n›n itirazlar›n›n yersiz olmad›¤›n› gösterdi. Ensari üç temel noktaya odakland›: Kat›l›m art›fl›, yeni oylar›n nereden geldi¤i ve k›rsal bölgelerdeki etnik seçmenin tercihi. Bölgeler aras›ndaki ayr›flmalar›n bu seçimde ortadan kalkmas›n›n yaratt›¤› kuflku, özellikle Hamadan bölgesindeki sonuçlarda belirginleflen bir tuhafl›¤› ortaya ç›kard›. Burada Ahmedinecad 2005’te 195 bin oy alm›flken 2009’da 765 bin oy ald›. 570 bin oyluk bir art›fl söz konusuydu. 2005’te Ahmedinecad’a oy verenlerin tamam›n›n gene o yönde tercih gösterdi¤i ve o y›l öteki muhafazakâr adaylara oy veren seçmenin (97 bin) ve sand›¤a gitmeyenlerin de (218 bin) Ahmedinecad’› destekledi¤i varsay›ld›¤›nda ortaya ç›kan rakam 510 bin. Dolay›s›yla 765’e ulaflabilmek için 2005’te reformistleri destekleyenlerin (1 milyon 62 bin) yüzde 24’ünün Ahmedinecad’a dönmüfl olmas› gerekiyor. Loristan bölgesindeki sonuç daha da ileri gidip reformistlerin yüzde 44’ünün Ahmedinecad’a döndü¤ünü imâ ediyor. 2005’te sonuçlar, Ahmedinecad’›n oylar›n›n büyük kentler ve çevresinden geldi¤ini göstermiflti. Seçimden önce medyada yer verilen yanl›fl bilgilerin aksine, k›rsal kesim Ahmedine-


Sivil kay›plar “azalt›lacak”

Hamas “hay›r” dedi

Hariri babas›n›n yolunda

Kuzey Kutbu ›s›n›yor

AFGAN‹STAN Pentagon’un yay›mlad›¤› bir rapor, ABD’nin may›sta düzenledi¤i ve Afgan sivillerin ölümüne yol açan hava sald›r›lar›n›n yönergeleri ihlâl etti¤ini ortaya koymas› ve Afganistan hükümetinin süregelen flikayetleri Obama yönetiminde “sivil can kay›plar›n› azaltma” telafl› bafllatt›. ABD ve NATO güçlerinin Afganistan’daki yeni komutan› Stanley McChrystal, “birliklerin konvansiyonel savafl halinden ç›k›p sivilleri korumaya odaklanmalar› gerekti¤ini” söyledi. Böylece asker takviyesi için yeni bir bahane bulundu. 21 bin kiflilik takviye Amerikan birli¤i Afganistan’a gitmeye haz›rlan›yor.

F‹L‹ST‹N Hamas lideri Halid Meflal, ‹srail baflbakan› Binyamin Netanyahu’nun çözüm modelini reddetti. fiam’da aç›klama yapan Meflal, ‹srail’in flartlar›n›n “devlet ad› alt›nda özerk yönetim” anlam›na geldi¤ini söyledi. Netanyahu bir Filistin devletinin kurulmas›n› kabul edebilmeleri için bir dizi koflul öne sürmüfl, öncelikle kurulacak devletin tamamen silahs›zland›r›lmas› gerekti¤ini söylemiflti. Ayr›ca Filistinlilerin ‹srail’i bir Yahudi devleti olarak tan›malar›n› flart koflmufltu. Bunu “›rkç›l›k” olarak niteleyen Meflal, “‹talyan faflistleri veya Nazilerin isteklerinden hiçbir fark› yok” dedi.

LÜBNAN 2005 y›l›nda düzenlenen suikastte öldürülen eski baflbakan Refik Hariri’nin o¤lu Saad Hariri liderli¤indeki Bat› yanl›s› blok, genel seçimlerde zafer kazand›. ‹ktidardaki 14 Mart koalisyonu 128 sandalyenin 71’ini ald›. Hizbullah ise 57 milletvekili ç›kararak gene muhalefette kald›. Sonucu kabullendi¤ini bildiren Hizbullah, bununla beraber Hariri’ye bir uyar› mesaj› gönderdi: “Silahlar›m›za el uzatmaya kalkma ve ‹srail’in düflman bir ülke oldu¤unu unutma.” Saad Hariri, geçen dönemde baflbakanl›k görevini babas›n›n yak›n arkadafl› Fuad Sinyora’ya b›rakm›flt›, ama bu defa kendi üstlenecek.

RUSYA 2007’de Kuzey Buz Denizi karasular› üstündeki hak iddialar›n› desteklemek için Kuzey Kutbu’nun 4 km derinli¤indeki dibine bayrak diken Rusya, flimdi de bölgedeki ekonomik ç›karlar›n› savunmak için buzk›ran gemi filosunu kullanaca¤›n› ve SSCB dönemindeki kutup istasyonlar›n› yeniden faaliyete geçirece¤ini aç›klad›. Öte yandan Kremlin taraf›ndan özel temsilcisi olarak atanan kutupbilimci Artur Çilingarov, “denizalt›nda uzanan da¤ s›ras›n›n, Rusya anakaras›n›n devam› oldu¤unu kan›tlayan veriler toplay›p bunlar› k›ta sahanl›¤› kan›t› olarak BM’ye ileteceklerini” söyledi.

cad’›n “oy deposu” de¤ildi. Benzer biçimde Musavi de sadece kentli orta s›n›f› temsil etmiyordu. Ensari, “k›rsal nüfus büyük ölçüde etnik az›nl›klardan oluflur ve bu bölgelerdeki oylar tarihsel olarak reformistlere veya kendi etnik kimli¤ini temsil eden adaylara gider” diyor. Ahmedinecad yönetiminin bask› politikalar›na maruz alan etnik az›nl›klar›n neden böylesine büyük bir oranda ona oy verdi¤inin aç›klamas› yok. Azeri kökenli Musavi’nin, nüfusunun büyük ço¤unlu¤u Azeri olan kendi flehri Tebriz’de Ahmedinecad’a yenilmesi de (yüzde 57-42) hiç inand›r›c› de¤il. Ayr›ca gençli¤in genifl kat›l›m›n›n sonuçlara yans›mamas› kuflkular› iyice art›r›yor, çünkü o gençlik daha önce Hatemi’yi iktidara getirmiflti.

Rejimin kendiyle savafl› Art›k sorun seçim hilesinin ötesine geçti. Yurttafllarla onlar› “d›fl güçlerin kuklas›” olarak gören teokratik dikta rejimi aras›nda derin bir yar›k olufltu. ‹ran’›n kendi siyasî kimyas› içinde “demokrasi” isteyen k›zg›n kitlelerin üstüne Ahmedinecad’a sad›k Besiç milis gücünü salan iktidar, kan dökerek sorunu iyice kroniklefltirdi. Ortaya ç›kan manzaran›n boyutlar› Ahmedinecad’› da katbekat aflm›fl durumda. Ruhanî lider Humeyni’nin izinden gitti¤ini söyleyen muhalefet, –Musavi bizzat Humeyni’nin baflbakanl›¤›n› yapm›flt›– art›k do¤rudan son sözü söyleme hakk›n› elinde bulunduran dinî lider Hamaney’i hedef al›yor. Musavi’ye arka ç›kan iki eski cumhurbaflkan›, Hatemi ve Rafsancani, Hamaney’i iktidardan uzaklaflt›rmak için harekete geçti. Seçimin iptali için yap›lan baflvurunun devletin organlar› taraf›ndan incelenmesi s›ras›nda

yaflanan entrikalar bu çat›flmay› belirginlefltirdi. Hile iddialar›n› inceleyen Anayasay› Koruyucular Konseyi “sand›klarda seçimin iptalini gerektirecek çapta usûlsüzlükler yap›lmad›¤›n›” aç›klad›¤› s›rada, k⤛t üstünde Hamaney’i görevden alma yetkisine sahip olan 86 üyeli Uzmanlar Meclisi’nin “seçime itiraz süresinin befl gün daha uzat›lmas›n›” istemesi ulemâ içindeki bölünmenin ilk iflareti olarak kabul edildi. ‹ddialara göre, muhalifler Hamaney’i koltu¤undan etmeye, sa¤l›k sorunlar› olan Hamaney ise yerini o¤lu Mücteba’ya b›rakmaya çal›fl›yor. Londra’da ç›kan fiark El Evsat gazetesi, Rafsancani’nin, Kum’daki ulemayla görüflüp cumhuriyetin teokratik karakterini simgeleyen Velayet-i Fakih’in “tek lider yerine ayetullahlardan oluflan bir konseye verilmesini” önerdi¤ini yazd›. Dinî lideri atama, denetleme ve görevden alma yetkisine sahip Uzmanlar Meclisi’ne baflkanl›k eden Rafsancani, “Hamaney’in Ahmedinecad’› aç›kça destekleyip tarafs›zl›¤›n› yitirdi¤ini” öne sürüyor ve “sukûneti sa¤lamak için Ahmedinecad’›n istifa etmesi gerekti¤ini” söylüyor. 2005’te, muhafazakârlar› Tahran belediye baflkan› Mahmud Ahmedinecad’› desteklemeye ikna eden Mücteba ise ayr› bir muamma. Ahmedinecad’›n üst üste iki seçimi de kazanmas›n›n arkas›ndaki gizli güç olarak görülen Mücteba’n›n “babas›ndan da flahin” oldu¤u söyleniyor. Daha önce Humeyni’nin öteki adaylar› safd›fl› edip Hamaney’i halefi yapmas›, ayn› fleyi Hamaney’in o¤lu için yapabilece¤ini düflündürüyor. Resmî medyan›n Hamaney’i “zaman›m›z›n Ali’si” olarak nitelemesi, Ali’nin imaml›¤› o¤lu Hasan’a devrini ça¤r›flt›r›yor. Öte yandan diplomatlar›n s›n›rd›fl› edilmesine kadar varan

Tahran-Londra krizinin temelinde, Mücteba’n›n Britanya bankalar›nda yatan 1.6 milyar dolar›n›n dondurulmas›n›n yatt›¤› iddia ediliyor.

Bat›’n›n ‹ran vizyonu ‹ran’daki muhaliflerin yeflilini Ukrayna’dakilerin turuncusuna benzeten, buradan yola ç›karak çat›flman›n demokratik güçler ile otoriter güçler, özgürlükçüler ile despotlar, cumhuriyetçiler ile ‹slâmc›lar aras›nda yafland›¤›n› varsayan ve söylemini bunun üstüne kuran Bat› medyas›, krizi yan›lt›c› bir perspektiften izledi. Siyasî aktörlerin rejim içindeki rollerini bilerek görmezden gelip Musavi’nin kazanmas›n›n adeta “demokrasiye geçifl” anlam›na gelece¤i izlenimini yaratt›. Böylece bu ikilemlerin Bat›’daki uzant›lar› kendi söylemlerini yeniden kurabilecek alan buldular. ‹ran’›n “Ortado¤u’nun kangreni” olarak kalmas›nda ç›kar› olan Amerikan muhafazakârlar› ve ‹srail’deki afl›r› sa¤c›lar alenen Ahmedinecad’›n kazanmas›n› istiyordu. Geniflletilmifl Ortado¤u co¤rafyas›ndaki planlar› gere¤i ‹ran’da istikrar olmas›n› isteyen Obama ise son derece temkinliydi. Göstericilere fliddet uygulanana kadar Ahmedinecad’› k›namad›. Tam tersine, baflta nükleer enerji program› olmak üzere d›fl politika konular›nda Musavi ile Ahmedinecad aras›nda bir fark olmad›¤›n› söyleyerek kendini her türlü sonuca göre ayarlad›. Seçimden bir hafta önce, Kahire’de, ‹slâm dünyas›na hitaben bir konuflma yapan Obama, ‹ran’a sürpriz bir jest haz›rlam›flt›: “So¤uk savafl döneminde ABD, demokratik yolla iktidara gelmifl bir ‹ran hükümetinin devrilmesinde rol oynam›flt›” dedi. Petrolü millîlefltirerek Bat›’y› öfkelendiren baflbakan Muhammed Musadd›k’a

‹ran’›n kendine has siyasî geometrisi: Musavi ile Humeyni’nin aras›nda Hamaney var, ama paradoksal olarak Ahmedinecad ile Hamaney aras›nda da bizzat Humeyni bulunuyor...

29


ORDU REFERANDUM YAPTIRMADI Anahtar teslim darbe HONDURAS Orta Amerika’da so¤uk savafl›n bitiminden beri ilk kez bir darbe yafland›. Solcu baflkan Manuel Zelaya, 28 Haziran sabah›n›n erken saatlerinde konutunu basan bir askerî tim taraf›ndan pijamalar›yla tutuklan›p Kosta Rika’ya sürgüne gönderildi. Darbe, Honduras halk› anayasa reformu için referanduma gitmeden sadece birkaç saat önce gerçekleflti. Ordu referandumun gerçekleflmesini engelledi. Zelaya kabinesinin bakanlar› tutukland›.

Jet h›z›yla toplanan parlamento, meclis baflkan› Roberto Michelletti’yi seçimlere kadar ülkeyi yönetmek üzere baflkanl›¤a atad›. Ard›ndan Honduras Yüksek Mahkemesi, baflkan›n tutuklanma emrini ç›kard›¤›n› aç›klad›. Sürgüne gönderildi¤i Kosta Rika’dan siyasî s›¤›nma hakk› isteyen Zelaya dünya medyas›na flunlar› söyledi: “Silah sesleriyle uyand›m. Kaç›r›ld›m. Bir komplonun kurban›y›m. Askerî elit taraf›ndan kand›r›ld›m. ABD bu darbedeki rolünü aç›kl›¤a kavuflturmal›d›r. Obama’dan bunun arkas›nda olup olmad›¤›n› aç›klamas›n› istiyorum. E¤er Washington darbeye destek verme-

karfl›, 1953’te, CIA deste¤iyle yap›lan darbeden söz ediyordu. ABD, Britanya ve kapitalist bloktaki öteki Avrupa ülkeleri, ‹ran’›n modernleflmesine ciddi anlamda ket vuran bu darbeden sonra fiah R›za Pehlevi’nin mutlakiyetçi bask› rejimine arka ç›km›fl, ‹ran halk›n›n nefretini kazanm›flt›. Bu yüzden fiah devrildikten sonra Bat›’n›n ‹ran’da tek bir müttefiki kalmad›. ABD’nin yabanc› bir ülkede yap›lan darbeye kar›flt›¤›n› itiraf eden ilk Amerikan baflkan› unvan›n› alan Barack Obama’n›n ‹ran paketi bununla da kalmad›. ABD ile ‹ran aras›nda bir baflka tarihî yak›nlaflma ad›m› Ankara’da at›ld›. 37 y›l sonra ilk kez bir ‹ran resmî hükümet temsilcisi, ‹ran’›n Ankara Büyükelçisi, Obama’n›n talimat›yla ABD’nin ba¤›ms›zl›k günü resepsiyonuna davet edildi. Tahran flaflk›nl›kla karfl›lad›¤› daveti seçim telafl›n› bahane ederek reddetti. Obama’yla ince ayar yapan Türkiye ise son zamanlarda dört elle sar›ld›¤› oportünist d›fl politikan›n yeni örneklerini verdi. Cumhurbaflkan› Gül ve baflbakan Erdo¤an, Ahmedinecad’› “seçim zaferi” nedeniyle kutlayan ilk yabanc› liderler oldu. Eylemler s›ras›nda ikisi de sessiz kald›, orant›s›z gücü elefltiren tek bir aç›klama yapmad›lar. Bütün bu olgular›n nereye do¤ru evrilece¤ini kestirmek güç. Bu yüzden reel politikan›n girdaplar›n› bir kenara b›rak›p yaflananlar›n insanî boyutuna dikkat çekerek bitirelim. 1979’da gerçekleflen ‹ran Devrimi, sadece ‹slâmc›lar›n de¤il, sosyalistlerin, komünistlerin, demokratlar›n, k›sacas› herkesin yer ald›¤› ço¤ulcu bir devrimdi. Ne var ki, fiah’›n saray›n› tek bir damla kan dökülmeden ele geçiren devrim, daha sonra kendi evlatlar›n› yedi. ‹slâmc› olmayan unsurlar›n tümü zamanla elemine edildi. Evrensel insan haklar› normlar›na hiçbir sayg›s› olmayan Ahmedinecad yönetimi bu politikalar› zalimce uygulamay› sürdürüyor. Öyle ki, solcular›n mezarlar›na dahi tahammül edemiyorlar. Rejim muhalifi devrimcilerin gömüldü¤ü Tahran yak›nlar›ndaki Kavaran mezarl›¤› geçti¤imiz mart ay›nda buldozerle dümdüz edildi. Musavi yanl›lar›n›n protesto gösterileri, geçen otuz y›lda büyük bir erozyona u¤rayan ço¤ulculu¤un izlerini tafl›yordu. Bu yüzden, Musavi’ye kuflkuyla yaklaflsak da, sokaklar› dolduran kitlelerin sergiledi¤i sivil itaatsizli¤in ve do¤rudan eylemin hak etti¤i sayg›y› teslim etmek gerekiyor.

30

diyse, halk›m›za ve demokrasiye karfl› yap›lan bu sald›r›y› engellemelidir.” Obama ise derhal yapt›¤› aç›klamada Zelaya’n›n sorusuna do¤rudan cevap vermedi, ama “halk taraf›ndan seçilmifl baflkan›n tutuklan›p sürgüne gönderilmesinden endifle duydu¤unu” söyleyerek darbe hakk›nda bilgisi olmad›¤›n› imâ etti. ‹lk uluslararas› tepkiyi veren Venezüella ve Bolivya baflkanlar› darbeyi k›nad›. Olaydan “Yankee imparatorlu¤unu” sorumlu tutan Chavez, Venezüella büyükelçili¤ine müdahale edilmesi durumda Honduras’a karfl› askerî harekât düzenleyeceklerini aç›klad›. 2005’te iflçi sendikalar› ve toplumsal ha-

Manuel Zelaya

reketlerin deste¤iyle Ulusal Parti’yi k›lpay› geçerek iktidara gelen Liberal Parti baflkan› Manuel Zelaya, merkez sa¤ geç-

H‹ND‹STAN Nehru geri mi dönüyor? Aç›k farkla seçim zaferi kazanan Kongre tarihsel bir yol ayr›m›nda. Çeyrek as›rd›r uygulanan neoliberal politikalar art›k ifllemez oldu. Washington Konsensüsü’ne dayanan ekonomik reformlar Hindistan’›n ezelî sorunlar›n› çözemedi. Yoksulluk, iflsizlik, toplumsal eflitsizlik derinleflti. Ba¤›ms›z Hindistan’›n ilk lideri Nehru’nun kalk›nma stratejileri acaba Kongre’ye yol gösterebilir mi? G‹R‹fi M‹fiRA ZNET, 21 May›s 2009

DEVAM eden küresel ekonomik krize ve krizi yenip gelecekte tekrar olmas›n› önlemek amac›yla yeni yöntemler bulmak için yap›lan giriflimlere bak›nca Nehrucu yaklafl›m›n geri dönüflü güçlü bir olas›l›k gibi görünüyor. Cavaharlal Nehru’nun neredeyse çeyrek yüzy›l sonra sürgünden dönüflünü, bir tek yaflayan tarihçilerin en büyü¤ü Eric J. Hobsbawm öngördü: “Sosyalizm baflar›s›z oldu. fiimdi de kapitalizm iflas etti. S›rada ne var?” (The Guardian, 10 Nisan) fiunu hat›rlamak ilginç olacakt›r, bahsetti¤imiz Cavaharlal Nehru, her türden Nehru takipçisinin yan› s›ra Hint köylüsünün gönüllü koruyucusu olan ve ölümünden sonra Kongre’nin (Gandi-Nehru çizgisinin partisi; Hindistan Ulusal Kongresi) yer almad›¤› ilk hükümet taraf›ndan afaroz edilen adam›n ta kendisidir. Bu süreç, Naraflimha Rao rejimi s›ras›nda, Hindistan, Washington Konsensüsü’nün on maddesine dayanan ekonomik reformlara giriflti¤inde h›zlanm›flt›. Amerika’dan Hindistan’a, özellikle de Ye-

Yeni Delhi’de oy kuyru¤u

ni Delhi ve Mumbai’ye bir ekonomist ve propogandac› sürüsü üflüflmüfltü, bavullar dolusu bilgelikle. Baz›lar› siyasal karar mekanizmalar›n›n içine girebilmifl, di¤erleri de bilgeliklerini medya kanal›yla ortal›¤a saçmaya bafllam›flt›. Sovyetler Birli¤i’nin çöküflü ve da¤›lmas›, Ba¤lant›s›zlar Hareketi’nin z›mnî ölümü, Kongre bünyesindeki Sosyalist Forum’un sesinin solu¤unun kesilmesi ve V.P. Singh-Çandraflekhar hükümetleri yüzünden ülkenin finansal iflasa gitmesi, ayd›nlar›n o kadar moralini bozmufltu ki, do¤ru veya yanl›fl, reform ad›na ne yap›l›rsa yap›ls›n “baflka bir alternatifin olmad›¤›” inanc›na kap›ld›lar. “Serbest Hindistan” kitab›yla ortaya ç›kan, ABD kökenli çokuluslu flirket Procter & Gamble’›n eski sat›fl yöneticisi Gurcharan Das gibi insanlar, Hindistan’›n bütün ekonomik zaaflar›n›n suçunu Nehru’ya ve onun politikalar›na att›lar. Kitap, Washington Konsensüsü’nün elebafllar› taraf›ndan övgü ya¤muruna tutuldu, ama Amartya Sen ve Dani Rodrik gibi parlak ekonomistler Das’›n iddialar›ndaki ipe sapa gelmez noktalar› ustaca tespit etti. Sosyolog Dipankar Gupta, etkileyici kitab›


a

mifline ra¤men baflkanl›¤› s›ras›nda ABD’nin yörüngesinden uzaklafl›p Latin Amerika’daki sol dalgaya kat›ld›. Zelaya’n›n Chavez ve ALBA ülkelerinin solcu liderleriyle kurdu¤u ittifak Honduras elitini rahats›z ediyordu. Bu yüzden Zelaya’n›n cunta döneminden kalma anayasay› de¤ifltirme giriflimleri, özellikle baflkanl›k görevini tek bir dönemle s›n›rlayan maddeyi de¤ifltirip önümüzdeki seçimde tekrar aday olabilme çabas› son aylarda ülkede siyasî gerilim yaratm›flt›. Zelaya’n›n anayasa de¤iflikli¤i için düzenledi¤i referandum muhalefet partileri, yüksek mahkeme ve ordunun itirazla-

r›yla karfl›laflt›. Zelaya, darbeden üç gün önce referanduma lojistik destek vermeyi reddeden genelkurmay baflkan›n› görevden alm›flt›. Darbe ülkenin her yerinde protesto gösterileriyle karfl›land›. Ancak soka¤a dökülen Zelaya yanl›lar› polisin sert müdahalesiyle karfl›laflt›. Ülkede genifl kitle taban› olan Via Campesina yay›nlad›¤› acil bildiride, anayasal düzene derhal ve kan dökülmeden geri dönülmesini, ordunun demokrasi isteyen Honduras halk›na hiçbir bask› uygulamamas›n› ve Baflkan Zelaya’n›n tekrar görevine dönmesini istedi.

Esrarengiz yüzücü

Lula’n›n Amazon yasas›

BURMA Yaflam›n›n son 19 y›l›n›n büyük bir bölümünü ev hapsinde geçiren demokrasi savaflç›s› Ang San Suu Kyi, 64. yaflgününü bu defa ev de¤il, cezaevi hapsinde kutlad›. Suu Kyi, flu s›ralar “ev hapsi kurallar›n› ihlâl etmek” suçundan tutuklu olarak yarg›lan›yor. Savc›n›n iddianamesine göre, Amerikal› bir adam nehri yüzerek geçip Suu Kyi’nin evine girdi ve geceyi orada geçirdi. Gözlemciler, befl y›la kadar hapis cezas›yla çarpt›r›labilecek bu suçlaman›n, Suu Kyi’nin önümüzdeki y›l yap›lacak seçimlere kat›lmas›n› engelleyecek biçimde tasarlanm›fl bir cunta komplosu oldu¤unu savunuyor.

BREZ‹LYA Lula toprak reformu vaadinin ciddi bir k›sm›n› yerine getirecek Amazon yasas›n› imzalad›. Buna göre, Amazon ormanlar›nda Fransa’n›n yüzölçümünden büyük bir alan, yaflay›p iflledi¤i topra¤›n mülkiyetine sahip olmayan yüzbinlerce çiftçiye da¤›t›lacak. Yasa küçük arazilerin ücretsiz, daha büyük alanlar›n ise piyasa fiyat›n›n biraz alt›na verilmesini öngörüyor. Yasan›n haz›rlanma sürecinde büyük toprak sahipleri veya çokuluslu flirketlerin yarar›na olabilecek birçok tart›flmal› maddeyi veto eden Lula, Amazon ormanlar›ndaki toprak mülkiyeti karmaflas›na son vermeyi amaçl›yor.

zaman daha iyi, iflleri hallet“Yanl›fl Anlafl›lan Modernite”de mek için daha verimli oldu¤u Das’›n formüllerine ve vard›¤› sokanaatimizden vazgeçmek d›nuçlara ak›ll›ca karfl› ç›kt›. Buna fl›nda bir çaremiz yok. Hobsra¤men flirketlerin kontrol etti¤i bawm’›n sözleriyle, “Ekonomedya onu alk›fllamaya devam etmik büyümenin ve bunun geti. Rivayete göre Das, çok yak›nda tirdi¤i refah›n bir amaç de¤il, Washington Konsensüsü’nün izlearaç oldu¤u fikrine geri dönrini Mahabharata’ya kadar sürdümeliyiz. Amaç bunun yaflamla¤ü yeni kitab›yla gelecekmifl. Eski Kongre iktidar›n›n aktörleri: Sonya Gandi, Manmohan Singh, Rahul Gandi ve rehber Nehru ra neler yapt›¤›d›r, insanlar›n SSCB yöneticilerinden birinin yazd›¤› bir makalenin, o s›ralarda Rajastan eyaleti- de farkl› anlama geliyor. Britanya’daki New yaflam›n›n nas›l de¤iflti¤i ve umutlar›d›r... ‹lerinin yönetimindeki milliyetçi BJP hükümeti ta- Labour (Tony Blair’in sa¤a çekti¤i ‹flçi Parti- ci bir siyasetin s›nav› özel de¤il kamusald›r, saraf›ndan ders kitaplar›na al›nd›¤›n› hat›rlaya- si’nin lakab›) sosyalizmin yersiz oldu¤una, dece insanlar›n gelirini ve tüketimi artt›rmak l›m. Makale antik ça¤larda Hindistan’da nükle- çünkü yeni stratejinin daha fazla refah sa¤laya- de¤il, ihtimalleri geniflletmek ve kolektif bir haer silahlar›n bulundu¤unu ve bunlar› sadece ca¤›na ve sosyal demokratlar›n bu zenginli¤in reketle herkesin –Amartya Sen’in deyimiyle– Brahma rahipleri ve seçkin subaylar›n kullan- eflit olarak da¤›t›labilece¤ini görmek zorunda “yapabilirliklerini” artt›rmakt›r. Ama bu da, samas›na izin veren bir s›n›rlama anlaflmas› ya- oldu¤una inan›yordu. Hindistan’da Washing- dece kamu birikimlerinin yeniden da¤›t›lmap›ld›¤›n› öne sürüyordu. Talihsizli¤e bak›n ki, ton Konsensüsü’nün on maddesi ekonomik re- s›nda bile olsa, mutlaka kâr amaçl› olmayan kaparlamentoda büyük bir hengame kopmufl ve form kisvesiyle yutturuldu. Sonuç olarak iflsiz mu inisiyatifi demektir. Kamu kararlar›, herkey›¤›nlar göze batmaya bafllad›, bölgesel ayr›l›k- sin yararlanabilece¤i kolektif toplumsal geliflbu “büyük keflif” yok olmufltu. Dikkatlerimizi Eric Hobsbawm’a çevire- lar ve toplumsal eflitsizlikler h›zla artt›. Varl›kl› meyi hedeflemelidir. ‹lerici siyasetin temeli lim. Diyor ki, her ne kadar 21. yüzy›lda yafla- ve gösteriflli yaflam biçimlerinin görgüsüzce or- bunlard›r, ekonomik büyümeyi maksimize etsak da hâlâ geçerlili¤ini çoktan yitirmifl fikirle- tal›¤a serilmesi norm haline geldi. Bütün bun- mek ve gelir düzeyini artt›rmak de¤il.” Prof. Amit Bhaduri yak›nlarda yay›mlanan rin k›skac›nday›z. Asl›nda bu fikirler “aç›kça lar yozlaflman›n ve suç oranlar›n›n artmas›na, tarihin rezervuar›ndan akt›lar.” ‹ki ideal sos- fidye için adam kaç›rmalara, terörist eylemlere “Baflar›s›z Bir Dünya Tahayyülü” adl› makalesinde, ekonomik reformumuzun temelinin – yo-ekonomik formasyonu saf halleriyle ger- ve bölgesel flovenizme yol açt›. Anand Giridhardas, International Herald Washington Konsensüsü– ve stratejisinin hataçeklefltirebilmek için pratik giriflimlerimiz oldu: “Sovyet tipi merkezî planlama ekonomile- Tribune’da süregiden ekonomik kriz ba¤lam›n- l› oldu¤unu söylüyor; yoksullu¤un yenilmesi, ri ve tamamen s›n›rs›z, denetimsiz kapitalist da gözlemlerini aktar›yor: “Eflde¤er bir altyap› ifl f›rsatlar› ile refah düzeyinin h›zla artmas›, serbest piyasa ekonomisi.” ‹lki 1980’lerde çök- kurmadan Amerikan üstyap›s›n› taklit eden, se- bölgesel dengesizliklerin azalmas›, gelir ve retü ve Avrupal› komünist siyasi sistemleri de bep olmadan sonuçlar›n› yaflayan geliflen ülke- fah da¤›l›m›ndaki eflitsizli¤in çözülmesi için beraberinde götürdü. ‹kincisi ise, gözlerimizin ler, mesela Hindistan gibi yerler için çok daha gözlerini Kongre taraf›ndan yönlendirilen önünde, küresel kapitalizmin 1930’lardan beri fazla endifleleniyorum. Hindistan yüzeyde ba- UPA’ya (iktidar›n› tazeleyen Birleflik ‹lerici ‹tgördü¤ü en büyük kriz ile çöküyor. Hattâ baz› flarm›fl gibi görünüyor. Olmazsa olmaz küresel tifak) çeviren kitleleri memnun etmeyece¤ini aç›lardan bu, 1930’lardakinden bile daha bü- lüks butikleri, sofistike yemekler servis eden son derece ikna edici biçimde aç›kl›yor. Libeyük bir kriz, çünkü o dönemde ekonominin restoranlar›, milyar dolarl›k birleflmelere imza ralleflme, özellefltirme ve gemi az›ya alm›fl kâr küreselleflmesi henüz bu aflamada de¤ildi ve atan Hint flirketleri, tüm dünyaya kod yazan ya- h›rs› onlar›n isteklerini yerine getirmeyecek. kriz Sovyetler Birli¤i’nin planl› ekonomisini et- z›l›m flirketleri, Oscar’la birlikte binlerce mil öte- Planlama ve kamu sektörü yeniden canlanmakilememiflti. fiu anki dünya krizinin sonuçlar›- deki kalpleri kazanan flark›lar› var. Ama belki l› ve devlet bölgesel geliflim eflitsizliklerinin gin›n ne kadar vahim veya uzun süreli olaca¤›n› de bunlar›n tümü çok h›zl› oldu ve kitleleri bir derilmesine etkin bir biçimde müdahil olmal›. Nehru’yu geri getirmenin ve Washington hâlâ bilmiyoruz, ama fluras› kesin ki Margaret modern toplum infla etmek için durmadan çal›flThatcher ile Baflkan Reagan’dan beri dünyay› maktan kurtard›. Evet Hindistan’da Louis Vuit- Konsensüsü ile ateflli taraftarlar›na veda etmeve hükümetleri ele geçiren serbest piyasa kapi- ton ma¤azas› var, ama orada eflcinsel olmak ne nin vakti geldi geçiyor. ‹ktidar koridorlar›nda kadar kolay? Evet flirketler dünyan›n bafl›n› u¤ulday›p duran ve kamu sektöründeki ticari talizminin sonunu getirecekler. “Böylece ademî iktidar, hem saf, devletsiz döndürdü, ama o zaman çal›flanlar› neden hâlâ bankalar›n›n özellefltirilmesini savunan bütün o piyasa kapitalizmine, bir çeflit uluslararas› bur- hiyerarflik, insan›n ruhunu tüketen çal›flma kül- uzmanlara kibarca geri gitmeleri söylenmeli. juva anarflizmine inananlarla, hem de kâr mef- türünden flikâyetçi? Evet geçen y›l bir Olimpiyat Nisanda yap›lan G20 zirvesinde, pek çok defa humuyla kirlenmemifl bir planl› sosyalizme alt›n› kazand›, ama hizmetçileri hizmet için do¤- Washington Konsensüsü’nün anlams›zl›¤›n›n inananlarla karfl› karfl›ya geliyor. Her iki taraf mufl olmaktan ç›kar›p maafll› çal›flanlara dönüfl- alt› çizildi ve ekonomik iliflkilerde devletin rolünün artt›r›lmas›n›n üzerinde duruldu. fiimdi arda iflas etmifl durumda. Gelecek, t›pk› flimdi ve türmekte neden bu kadar zorlan›yor?” Nehru’nun afaroz edilmesinden sonra ilk t›k seçimler bitti¤ine ve halk deste¤i alm›fl bir geçmifl gibi, kamu ve özel sektörün öyle ya da böyle birarada oldu¤u karma ekonomilere ge- ad›mlar› at›lan ve 1991’den beri sürdürdü¤ü- hükümet dizginleri ele ald›¤›na göre, insan bube. Ama nas›l? ‹flte bu, flu anda herkesin ama müz ekonomik strateji üzerine düflünüp tafl›n- günün koflullar›nda Nehrucu stratejinin vazgemal›y›z. E¤er herkes için müreffeh bir Hindis- çilmez olaca¤›n› belirten bir beyânat bekliyor. özellikle de solda duran insanlar›n sorunu.” “Saf, devletsiz piyasa kapitalizmi” her ülke- tan istiyorsak, kâr amaçl› özel giriflimcili¤in her Çeviren: Damla Özlüer

31


PERU Yerliler kazand›! Latin Amerika’n›n göbe¤i çatlad›. Amazon yerlilerine karfl› yap›lan fieytan Dönemeci Katliam› fena halde geri tepti. Son yirmi y›l›n en kanl› çat›flmalar›n›n yafland›¤› Peru’da, neoliberal hükümet, ya¤mur ormanlar›n› ulusafl›r› flirketlere açan kararnameleri yerlilerin bafllatt›¤› ayaklanmadan sonra geri çekmek zorunda kald›. Devlete karfl› kabile: Amazon yerli temsilcileri Baflbakan Yehude Simon ile görüflmek için kay›t yapt›r›yor

AMAZON’UN Kuzey Peru kesiminde yaflayan yerli halklar, ya¤mur ormanlar›n›n yabanc› enerji ve maden flirketlerine kiralanmas›n› öngören yasaya karfl› bafllatt›klar› zorlu mücadeleyi kazand›. Ancak bu en az 63 insan›n ölümüne ve yüzlercesinin yaralanmas›na mâl oldu. Çok say›da sivil hâlâ kay›p. Asl›nda yerliler bar›flç›l eylemler düzenleyerek haklar›n› meflru zeminde savunmak istemiflti. Ama güvenlik kuvvetleri, ülkenin kuzeyindeki Curva del Diablo (fieytan Dönemeci) bölgesinde 5 bin yerlinin yol kapatma eylemine demir yumrukla müdahale edince ifl 盤r›ndan ç›kt›. Ok, m›zrak gibi geleneksel silahlarla direnen yerlilerin üstüne otomatik tüfekler, keskin niflanc›lar ve helikopterlerle giden Garcia hükümeti, sadece orant›s›z güç kullan›m›n›n en gaddar örneklerinden birini vermekle kalmad›, ayn› zamanda kendi muhtemel sonunu getirecek siyasî fay hatt›n› yeniden harekete geçirdi. Devlet baflkan› Alan Garcia, ABD ile imzalanan serbest ticaret anlaflmas› gere¤i, kamuoyunda “Orman Kanunu” olarak bilinen kararnameleri geçen y›l yerlilerin bütün giriflimlerine ra¤men parlamentodan geçirmiflti. Böylece kamusal orman arazileri ve su kaynaklar›; petrol üretimi, kerestecilik, madencilik ve büyük ölçekli tar›ma aç›ld›. Yasan›n yürürlü¤e girdi¤i nisan ay›ndan beri protesto eylemleri düzenleyen Amazon yerlileri, as›rlard›r yaflad›klar› topraklar›n ulusafl›r› flirketlerin yat›r›mlar›yla kurulacak endüstriler taraf›ndan tarumâr edilmesine göz yummayacaklar›n› gösterdi. 5 Haziran günü, gene bu eylemlerden birini gerçeklefltirip bölgedeki petrol tesislerine giden karayolunu trafi¤e kapatt›lar. Ne var ki, onlar› bu defa sürpriz bekliyordu; polis kitlenin üstüne atefl açt›. Ç›kan kaosta petrol tesislerine s›k›flan yerliler 38 polisi rehin ald›. Bu noktada devreye giren Baflkan Garcia, eylemcileri “sahte yerli” ve “terörist” olarak niteleyen sald›rgan bir demeçten sonra “kurtarma operasyonu” için emir verdi.

di. Yerli haklar› örgütü AIDESEP, “yerlilerin helikopterlerle katledildi¤ini, bu koflullar alt›nda diyalogun ihtimal d›fl› oldu¤unu, devlet sald›rgan tutumunu b›rakmadan müzakere yapmayacaklar›n›” bildirdi. Garcia, 9 Haziran’da, anayasal haklar›n hemen hepsini ask›ya alarak bölgede ola¤anüstü hâl ilân etti. AIDESEP’in baflkanl›¤›n› yapan Peru’nun sayg›n yerli lideri Alberto Pizango hakk›nda, çat›flmalar› k›flk›rtt›¤› ve bölücülük yapt›¤› gerekçesiyle tutuklama emri ç›kar›ld›. Yandafl medya da Garcia’n›n “millî birlik ve beraberlik” retori¤ine kat›ld›. Öldürülen polislerin foto¤raflar›yla duygu sömürüsü yapan ve yerli direniflinin “Perulular›n petrolden yararlanmas›na engel olmak için düzenlenmifl uluslararas› bir komplo” oldu¤unu iddia eden televizyon reklâmlar› dönmeye bafllad›. Garcia’n›n bu inad› olaylar›n dönüm noktas› oldu. Zira toplumsal hareketler halihaz›rda mobilize olmufl durumdayd›. 27 May›s’ta, en büyük iflçi sendikalar› konfederasyonunun ça¤r›s› ve bütün toplumsal hareketlerin deste¤iyle, Garcia’n›n neoliberal politikalar›na karfl› ülke çap›nda eylem yap›lm›flt›. Baflkent Lima’da toplanan yüzbinlerce insan parlamento binas›na yürüyerek “Orman Kanunu’nun anayasa ihlâli oldu¤unu” hayk›rm›flt›. Baflka bir deyiflle, toplumsal muhalefet Amazon sorununu önceliklerin bafl›na yerlefltirmiflti. Üstüne üstlük, ola¤anüstü hâl ilân edildi¤i gün, Peru’nun güneyindeki Puno flehrinde 4. Amerika K›tas› Yerli Halklar ve Uluslar Zirvesi topland›. Alaska’dan Patagonya’ya k›tadaki bütün yerlileri temsil eden 5 bin delegenin kat›ld›¤› zirve, haliyle Amazon sorununu gündeminin birinci maddesi yapt›. Bu iki büyük güç, Garcia’n›n bölgede polis devleti tesis etmesinden sadece iki gün sonra, 11 Haziran’da, Peru’yu genel greve ç›kard›. Amazon yerlileriyle dayan›flma gününde yüzbinler tekrar sokaklar› doldurdu.

Latin Kennedy’nin kirli sicili fieytan Dönemeci ve “Orman Kanunu” fieytan Dönemeci Katliam›’nda, resmî rakamlara göre 40 yerli ve 9 polis yaflam›n› yitirdi, her yafl grubundan –4 yafl›nda bir çocuk da dahil– yüzlerce yaral› vard›. Sadece eylem bölgesinde de¤il, çevredeki üç kasabada da halk›n üstüne atefl aç›lm›flt›. Olay bölgede büyük bir tepkiyle karfl›land›, yerli-melez herkes sokaklara döküldü. Çat›flmalar ve ölü say›s› büyüdü. Tüyler ürpertici operasyon görüntülerinin hemen ard›ndan gelen bu ayaklanma, ülkedeki sendikalar› ve muhalif gruplar› harekete geçir-

32

Polis taraf›ndan aranan yerli lideri Pizango, siyasî s›¤›nma hakk› için baflvurdu¤u Nikaragua’n›n Lima’daki büyükelçili¤inde düzenledi¤i bas›n toplant›s›yla ortaya ç›kt› ve can kay›plar›ndan “soyk›r›m emrini veren” Garcia hükümetini sorumlu tuttu. Yerli haklar› için mücadele veren 65 etnik grup, 80’den fazla federasyon ve bölgesel organizasyon, 1350’den fazla kabile ve yaklafl›k 600 bin kifliyi temsil eden flemsiye örgüt AIDESEP’in kurucu baflkan› Pizango’nun s›¤›nma talebi Daniel Ortega yönetimi taraf›ndan derhal kabul edildi. Pizango,

18 Haziran’da diplomatik koruma alt›nda Nikaragua’ya ulaflt›. Ertesi gün de iyi haber geldi: Peru hükümeti Orman Kanunu’nu yürürlükten kald›rd›. Bunun üstüne AIDESEP, yerlilerden yollara ve nehirlere kurulan barikatlar› kald›rmalar›n› ve protestolara son vermelerini istedi. fieytan Dönemeci Katliam›’n›n siyasî sonuçlar›, Garcia aç›s›ndan tam bir felâketti. Çat›flmalar s›ras›nda yerlileri “vahflet ve cehalet” ile suçlayan baflkan, iki hafta sonra çark ederek kararnameleri yerlilere dan›flmadan ç›kard›¤› için özür diledi. Bu süreçte, hükümetin krize yaklafl›m›n› protesto eden kad›n ve sosyal kalk›nma bakan› Carmen Vildoso’nun istifa etmesi ve elefltiriler karfl›s›nda y›pranan eski solcu baflbakan Yehude Simon’un iki aya kadar istifa edece¤ini aç›klamas›, kabinedeki çatla¤› gün yüzüne ç›kard›. Garcia, demir yumruk politikas›n› kendi bakanlar›n›n muhalefetine ra¤men uygulam›flt›. 1985’te “Latin Amerika’n›n Kennedy’si” lakab›yla iktidara gelen Alan Garcia, IMF’nin ac› reçetelerini uygulamakla geçen ilk dönemini Kolombiya’ya sürgüne gönderilerek tamamlam›flt›. Maocu Ayd›nl›k Yol gerillalar›na karfl› dayatt›¤› askerî çözüm akan kan›n artmas›na sebep oldu. Berbat bir insan haklar› sicili olan Garcia, daha önce Accomarca (1985) ve Cayara (1988) katliamlar›n›n da emrini vermiflti. 2006’da yaflanan seçim maratonu Latin Amerika’da sol hükümetleri iktidara getirirken, Peru’da, Garcia’ya piyango vurdu. Bu seçimde sol, neoliberalizme karfl› genifl bir cephe oluflturmak ad›na ‹nka milliyetçisi Ollanda Humala’y› desteklemiflti. Seçimin ilk turunda Humala’n›n en yak›n iki rakibine aç›k fark atmas› sürpriz de¤ildi, ama Garcia’n›n piyasa güçlerinin iflaret etti¤i kad›n aday Lourdes Flores’i k›lpay› geride b›rak›p ikinci gelmesi sürpriz oldu. Lima eliti istemeyerek de olsa Humala’ya karfl› Garcia’y› desteklemek zorunda kald›. Kendini –utanmadan– “sosyal demokrat” olarak tan›mlayan Garcia, oylar birleflince ikinci turda Humala’y› geçerek baflkan oldu. Bu yüzden Garcia’n›n “uluslararas› komplo” paranoyas› kuruntu de¤il. Katliamdan söz ederken Alberto Pizango gibi “soyk›r›m” ifadesini kullanan Bolivya devlet baflkan› Evo Morales’in Peru’da kendisinden daha fazla sevilmesi, Garcia’n›n en büyük kâbusu olmal›. Peru gibi k›z›lderili nüfusun ço¤unlukta oldu¤u iki komflusu, Bolivya ve Ekvador’da yaflanan sosyalist dönüflüm, Peru’daki toplumsal muhalefeti giderek daha çok k›z›flt›r›yor.


AVRUPA Solun dramatik iflas› Avrupa Parlementosu seçimleri sa¤›n zaferiyle sonuçland›. Ama bu zafer, sa¤›n üstün baflar›s›ndan çok, y›llard›r anlaml› bir gelecek projesi üretemeyen sosyal demokratlar›n hezimetine iflaret ediyordu. Genel olarak sol, küresel krize karfl› oluflan toplumsal tepkiyi sand›¤a yans›tamad›. Seçime kat›l›m oran›n›n düflüklü¤ü ise Avrupal›lar›n AB’yi fazla ciddiye almad›¤›n›n göstergesiydi. Paris’ten naklen... 4-7 HAZ‹RAN aras›nda Avrupa Birli¤i (AB) üyesi 27 ülkede, Avrupa Parlementosu’nu (AP) oluflturacak seçimler düzenlendi. 2009 seçimlerinin, mevcut koflullar gere¤i, özellikle Avrupa soluna iyi haberler getirece¤ini umuyorduk. Fakat maalesef manzara iç aç›c› de¤il. Neydi bizi umutland›ran bu koflullar? Öncelikle, 1929’dan beri dünyan›n gördü¤ü en büyük ekonomik krizi yafl›yoruz, kapitalizm ve liberalizmin kökten sorguland›¤› bir süreçteyiz. AB, özellikle 1992’deki Maastricht Antlaflmas› ve avroya geçiflten beri, uluslararas› neoliberal sistemin öncülerinden biri olarak dünyada yaflanan bu sosyal buhran›n sorumlulu¤unu k›smen üstünde tafl›yor. AB ülkelerinin büyük ço¤unlu¤unda iktidarda olan sa¤ partiler, iflsizlik ve sosyal güvencesizlikle bo¤uflan halka hesap vermek durumunda. Seçimlerin arifesinde AB’nin gündeminde iki asal konu vard›. ‹lki, ‹rlanda referandumuydu. 2007’de Fransa ve Hollanda’da halk oyuyla reddedilen Avrupa Anayasa Tasar›s›’n›n ikiz kardefli Lizbon Antlaflmas›, ‹rlanda’da referanduma tak›lm›flt›. Kördü¤üm her fleye ra¤men çözüldü. ‹rlanda hükümetine verilen say›s›z tavizden sonra, antlaflma önümüzdeki aylarda ‹rlanda’da tekrar referanduma sunulacak ve muhtemelen y›l sonunda yürürlü¤e girecek. ‹kinci konu ise, Avrupa usûlü neoliberalizmle özdeflleflen AB komisyon baflkan› José Manuel Barroso’nun yeniden seçilmek için yo¤un çaba sarfederek üye ülkelerin liderlerinden onay almas›yd›. Mevcut yasama sistemini oluflturan Nice Antlaflmas›’na göre, AP’den ç›kacak salt oy ço¤unlu¤u sa¤ partilerin destekledi¤i Barroso’nun tekrar seçilmesine yetiyor. Fakat komisyon baflkanl›¤› seçimi Lizbon Antlaflmas› yürürlü¤e girdikten sonra yap›l›rsa, yeni yasama gere¤i baflkan aday›n›n oylar›n en az 5’te 3’ünü almas› gerekecek; ki bu durumda AP’deki sa¤ partilerin oylar› yetersiz kal›yor. Dolay›s›yla Barroso ve ülke liderleri, bir yandan yürürlükteki Nice Antlaflmas›’n›n yetersizli¤inden dert yan›p Lizbon Antlaflmas›’n›n aciliyetini savunurken, di¤er yandan Barroso’nun koltu¤una, Lizbon Antlaflmas› yürürlü¤e girmeden yerlefltirilmesini sa¤lamaya çal›fl›yorlar. Bu ne perhiz, bu ne lahana turflusu! AB bürokrasisinin samimiyeti bu kadarken, “halka ra¤men” yürütülen, üstelik “eskisinden daha demokratik” oldu¤u iddia edilen mevcut AB oluflumuna duyulan güven, Avrupa nüfusunun gittikçe artan bir kesiminde derinden sars›lm›fl durumda. Öte yandan, krizin etkilerinin yaratt›¤› ve baflta Fransa ve Yunanistan olmak üzere birçok ülkeye s›çrayan fliddetli grev ve gösteri dalgalar› s›ras›nda, sistemi kökten elefltiren sol partiler kaydade¤er bir

dinamik kazand›. Seçimler yaklafl›rken ana ak›m medyada daha önce hiç olmad›¤› kadar yer almaya bafllad›lar. Bütün bu faktörler, solun, AP seçimleriyle uzun zamand›r beklenen ç›k›fl›n› gerçeklefltirebilece¤i izlenimini yaratm›flt›. Yan›ld›k.

Seçim kampanyalar› Fransa’da “AP seçim kampanyalar›nda Avrupa’dan bahsedilmez” denir. Bu kural gene de¤iflmedi. Frans›z halk› AP seçim kampanyas›n› do¤al olarak ekonomik krizi konuflarak ve gelmifl geçmifl en sa¤c› cumhurbaflkan› Nicolas Sarkozy’nin yandafllar› ve karfl›tlar› aras›ndaki, büyük ölçüde iç siyasete yönelik tart›flmalar› dinleyerek geçirdi. Öyle ki, rüzgâr›n yön de¤ifltirdi¤ini sezip dümeni hafifçe sola k›ran y›llar›n merkez sa¤c›s› François Bayrou, ç›k›fl› kampanya dönemine denk gelen “‹ktidar› Su-

istimal Etmek” kitab›n› tamamen Sarkozy elefltirisine aday›p kendini cumhurbaflkan›n›n bir numaral› muhalifi ilân etti. Fransa’n›n AP seçimlerini çok da ciddiye almad›¤›n›n baflka örnekleri de mevcut. Sarkozy’nin gözünden düflen son y›llar›n en baflar›s›z adalet bakan› Rachida Dati, UMP’nin (iktidar partisi, Halk Hareketi Birli¤i) seçim listesinin bafl›ndaki adaylardan biriydi. Çünkü iktidar partileri y›llard›r AP’yi sürgün bölgesi olarak kullan›yor, cezaland›rmak istedikleri baflar›s›z bakanlar›, Paris’ten uzaklaflt›rmak istedikleri “oyun bozanlar›” sistematik biçimde Avrupa’ya yolluyorlar. Bunun sonucu olarak AP’nin y›l içindeki oturumlar›na kat›l›m oranlar›na bak›ld›¤›nda Frans›z vekiller hep son s›rada geliyor. Daha da vahimi, yak›nlarda yap›lan genifl kapsaml› kamuoyu araflt›rmas›na göre, Frans›z halk›n›n %95’i kendisini temsil eden vekilin ad›n› dahi bilmiyor. AP’yi parti içi dinamikler ad›na kullanan bir tek Frans›z partileri de¤il. Alman gelene¤i kariyerinin sonuna gelmifl k›demlilere rahat bir emeklilik dönemi (AP vekillerinin ayl›k maafl› yaklafl›k 7 bin avro) sunmaya, ‹ngiliz stratejisiyse genç kuflaktan h›rsl› siyasetçilere uluslararas› alanda tecrübe kazand›rmaya da-

yan›yor. AP seçimlerini ciddiye alan, bir anlamda “oyunu kurallar›na göre oynayanlar”, Lüksemburg, ‹sveç, Belçika gibi daha küçük ve AB partizan› ülkeler. Fransa’da kampanya dönemine dair bir baflka önemli geliflme, y›llard›r süren solda birleflme çabalar›n›n bir kez daha baflar›s›zl›kla sonuçlanmas› oldu. Anayasa tasar›s›na karfl› ç›km›fl ve liberal sistemi elefltiren solun solu seçimlere üç farkl› listeyle kat›ld›: Fransa Komünist Partisi ve Sosyalist Parti’den ayr›lan JeanLuc Mélanchon’un kurdu¤u Sol Cephesi, genç postac› Olivier Besancenot’nun kurdu¤u Yeni Antikapitalist Parti ve ‹flçi Mücadelesi. Bu durum varolan oy potansiyelini üçe bölmekle kalmay›p hareketin geneline de ister istemez sekte vuruyor. Halbuki, 68 May›s›’ndan beri ilk kez ö¤renci hareketiyle iflçi sendikalar›n› k›smen de olsa Sarkozy ve neoliberalizme karfl› birlefltirebilmifl, radikal solun halk›n gözünde tekrar önem kazanmas›n› mümkün k›lm›fl bir dönemden geçiyor Fransa. Fakat partiler aras›ndaki eski hesaplaflmalar, liderlik konusundaki anlaflmazl›klar, Sosyalist Parti’ye karfl› al›nacak tav›rda stratejik uzlaflmazl›klar gibi AB’yle ilgisi olmayan mevzular a¤›r bast› ve mevcut gidiflata soldan bir alternatif önerme flans› olan partiler, seçimlere bölünmüfl ve birbirini yaralam›fl bir flekilde girdi. Di¤er büyük Avrupa ülkelerinde de vaziyet çok farkl› de¤ildi. ‹talya seçim kampanyas›n› büyük ölçüde Silvio Berlusconi’nin genç k›zlarla iliflkilerini ve boflanma davas›n› konuflarak geçirdi. ‹ngiltere’de ise esas konu Gordon Brown ve ‹flçi Partisi’nin krize karfl› yürüttü¤ü siyasetin yetersizli¤iydi ve Avrupa’y› kampanyas›n›n ana bafll›¤› olarak olarak kullanan tek parti, Britanya’n›n AB’den ç›kmas› gerekti¤ini savunan Birleflik Krall›k Ba¤›ms›zl›k Partisi (UKIP) oldu. Buna karfl›l›k Banksy Almanya’da iki büyük parti, Merkel’in h›ristiyan-demokrat CDU’su ile Alman Sosyalist Partisi (SPD) kampanyalar›n› nispeten AB üzerinden yürüttü.

Kat›l›m oran›n›n düflüklü¤ü 7 Haziran günü medyada ilk tahminler duyulmaya baflland›¤›nda durumun vehameti belli oldu. 1994’ten beri sürekli düflen kat›l›m oran› bu kez dibe vurdu. Fransa’da sand›¤a gitmeyen seçmenlerin oran› %60’la 30 y›ll›k AP seçimleri tarihinin rekorunu k›rd›. Bu oran 1999’da %53, 2004’teyse %57’ydi. Almanya’da oy kullanmayanlar›n oran› %57, ‹ngiltere’de %60, ‹spanya’da %55 ç›kt›. Avrupa geneli ortalamas›: %57. Bu tablo üzücü bir çeliflkiye iflaret ediyor. Halk oyuyla seçilen tek AB kurumu olan AP’nin yetkileri artt›r›ld›¤› oranda seçmen say›s› azal›yor. Devlet liderleri taraf›ndan seçilen ve büyük ölçüde liberal teknokratlardan oluflan Avrupa Komisyonu’nun yapt›¤› tüzükleri veto etme ve alternatif tüzükler önerme yetkisine sahip olan AP’nin yapt›r›m gücü, Lizbon Antlaflmas› yürürlü¤e girdi¤inde daha da artacak. Bu antlaflman›n demokrasi ad›na savunulmas› gereken ender özelliklerinden biri. K›sacas› Strasbourg’daki AP, AB’nin geleneksel politikalar›na karfl› tav›r alan partilerin,

33


halk› etkili bir flekilde temsil edebilece¤i ve köklü de¤iflikliklerin önünü açabilecek bir platform. Bir di¤er düflündürücü sonuç da kurucu ülkeler ile yeni gelenler aras›ndaki büyük fark. Yukar›da da bahsetti¤imiz, “inek ö¤renci” konumundaki kurucu ülkelerden Belçika ve Lüksemburg’da oy kullanma oran› %91! Peki AB’nin, Sovyetler’in çözülmesinden sonra bünyesine ald›¤› ve demokratikleflmelerine büyük katk›da bulunmakla gururland›¤› ülkelerdeki kat›l›m ne durumda? Romanya: %27, Polonya: %28, ‹kinci Dünya Savafl› öncesinden beri hakiki bir demokrasi olmas›yla övülen Çek Cumhuriyeti: %25, Litvanya: %20 ve birinci s›radaki Slovakya: %19! Son geniflleme döneminde AB’ye kat›lm›fl Do¤u Avrupa ülkelerinin ortalama oy kullanma oran›n› hesaplad›¤›m›zda karfl›m›za ç›kan rakam: %31,6. “Yeni kat›lan ülkelerin Avrupa coflkusu”, “Avrupal›laflma ilgisi” ve “AB sayesinde artan demokrasi inanc›” gibi ifadelerle süslenen teknokrat retori¤i bu say›lar ›fl›¤›nda netlefliyor. Kesin olan flu ki, kurucu Bat› Avrupa ülkeleriyle, yeni gelen Do¤u Avrupa ülkeleri aras›nda yads›namayacak bir fark var; o da ikinci grubun herhangi bir fley de¤ifltiremeyece¤ine tamamen kâni olmas›. Peki sürekli artan bu ilgisizli¤in aç›klamas› ne? Öncelikle Fransa ve Almanya gibi ülkelerde oy kullanmayan %60’l›k seçmen grubunun profiline bakmakta fayda var. Bu kitlenin ezici ço¤unlu¤u, alt s›n›flar ve göçmenlerden olufluyor. Dolay›s›yla ortaya ç›kan ikinci çeliflkili durum, AB politikalar›ndan en fazla zarar gören kesimin, oy kullanma oran›n›n en düflük oldu¤u kesim olmas›. Bu ç›kar›m›n ters yönden sa¤lamas›n› yapmak da mümkün: Oy kullanma oran› artt›kça hâlihaz›rdaki liberal gidiflat› savunan büyük partilerin ifli zorlafl›yor. Onlar “Fransa halk› AB’yi umursam›yor” diye kestirip atarken biz az›c›k geçmifle bakal›m. 1992’de Avrupa Toplulu¤u’nu Avrupa Birli¤i’ne dönüfltüren ve ortak para birimi olarak avro’nun yürürlüge girmesini öngören Maastricht Antlaflmas› için düzenlenen referanduma Fransa’daki kat›l›m oran› %70’ti ve hem sosyalistlerin hem de liberal sa¤›n (yani Fransa Parlementosu’nun yaklafl›k % 80’i) fliddetle savundu¤u antlaflma %51’e %49’la k›lpay› onay alabilmiflti. Daha yak›n bir örnek: 2007’de gene büyük partilerin kampanyas›na ve medyan›n son derece tarafl› propagandas›na ra¤men, bütün beklentilerin aksine halk›n %55’le “hay›r” dedi¤i Avrupa Anayasa Tasar›s› referandumuna kat›l›m oran› %70’ti. Fransa’n›n ard›ndan Hollanda’n›n da tasar›ya “hay›r” demesinden sonra, “demokrasi havarisi” AB liderlerinin buldu¤u çözüm, ayn› metni ambalaj› de¤ifltirip Lizbon Antlaflmas› ad› alt›nda sunmak ve bu kez halk onay› almadan meclisten geçirmek oldu. Sa¤ partilerin seçimlere kat›l›m oran›ndaki düflüklükten dert yanarken sergiledikleri ikiyüzlülük çok bariz görülüyor. Çünkü birçok defa gördük ki, halk›n ço¤unlu¤u kendini ifade etti¤inde, bu durum liberallere yaram›yor. Kat›l›m oran›ndaki düflüklü¤ün bir di¤er sebebi, sistem karfl›t› sol partilerin seçmenleri harekete geçirme konusundaki basar›s›zl›¤›. Avrupa halklar›n›n büyük ço¤unlu¤unu saran, AB oluflumuna herhangi bir flekilde müdahale edilemeyece¤i inanc›n›n k›r›lmas› flart. Bu

34

inanç esas olarak, sa¤ partilerin, neoliberal politikalar› kabul ettirmek için, yapt›klar› her reformda AB’den gelen direktifler dogrultusunda hareket ettiklerini ve bir anlamda “eli mahkûm” olduklar›n› öne sürmelerinden, di¤er taraftan sosyal demokrat partilerin gene AB’yi neoliberal zihniyete karfl› ç›kmamalar›n›n bahanesi olarak kullanmalar›ndan kaynaklan›yor. Halka söylenmeyen gerçekse, neoliberal zihniyetin bilhassa ayn› ço¤unluk partilerinin ürünü oldu¤u ve AB’nin, kimsenin tam olarak ne oldu¤unu kavrayamad›¤›, uzak ve dokunulmaz, kendi dinamiklerine göre hareket eden ba¤›ms›z bir kurum olmad›¤›. Fakat otuz y›l› aflk›n süredir el ele vermifl liberal sa¤ ve sosyal demokrat partilerin AB’yi enstrümantalize etmelerinin sonucunda, seçmenlerin büyük kesiminin ilgisini ve umudunu yitirmifl olmas›na flaflmamak gerek.

karfl›laflt›r›ld›¤›nda cumhurbaflkan› ve ekibi %45’e %40 yenik gözüküyor. Ayr›ca bundan, Sarkozy’den en az solcular kadar nefret eden afl›r› sa¤›n oylar›n› ç›kar›p, oy kullanmayan %60’›n içindeki Sarkozy-karfl›t› potansiyeli ekledi¤imizde ortaya ç›kan sonuç, UMP’nin iddia etti¤inin tam aksine, Frans›z halk›n›n Sarkozy’yi desteklemedi¤ini ve giderek AB’nin Sarkozy’nin arzulad›¤› yönde gitmek istemedi¤ini gösteriyor. Sarkozy’nin arzulad›¤› Avrupa, kendi sözleriyle söyle özetlenebilir: “Güçlü, giriflken, tek bir sesle konuflan, uluslararas› platformda kendisini kabul ettirmifl bir Avrupa.” Bu söylemin içinde eflitlikçi, adil, sosyal güvenlik, sa¤l›k ve e¤itim seviyesi yüksek bir Avrupa fikrine elbette yer yok. Sarkozy’nin rüyâs›ndaki AB, Obama’yla beraber dünyay› yönetecek, dünyan›n geri kalan›na liberal ekonomiyi güzellikle veya zorla uygulatmaya devam edecek, Fransa (dolayl› olarak da Nicolas Sarkozy) liderli¤inde bir AB. E¤er Sa¤ partilerin “flafl›rt›c›” zaferi Kat›l›m oran›n›n düflüklü¤ünün ard›ndan, Fransa halk› hakikaten cumhurbaflkan›n›n bu 2009 seçimlerinin ilk göze çarpan sonucu, kufl- rüyâs›n› paylaflsayd›, UMP oylar›n %40’›n›n kusuz sa¤ listelerin Avrupa çap›nda, kendileri- %27’sinden daha fazlas›n› al›rd›. Britanya’da, Blair’in ‹sçi Partisi’ni adetâ nin bile ummad›¤› bir zafer elde etmesi. 27 üye ülke içinde sadece yaflanan ayaklanmalarla y›kmas›ndan beri ç›k›fllar›n› sürdüren muhafaderinden sars›lan Yunanistan, Malta ve Çek zakârlar›n, Almanya’da popülaritesini krize Cumhuriyeti’nde sa¤ partiler birinci de¤il. Al- ra¤men koruyan Merkel’in, ‹spanya’daysa zor manya (Merkel’in CDU’su: %44,5), Fransa günler geçiren Zapatero’ya karfl› sert bir mu(Sarkozy’nin UMP’si: %27,8) ve Italya’da (Ber- halefet yürüten Halk Partisi’nin kazanmas› çok lusconi’nin PDL’si: %35,3) iktidardaki sa¤ par- safl›rt›c› de¤il. Fakat Berlusconi’yi her fleye ra¤tiler küresel kriz sebebiyle zor zamanlar yafla- men bir kez daha ve bu kadar rahat bir skorla malar›na ra¤men rakiplerine ciddi bir fark att›. (Demokrat Parti’nin neredeyse on puan önün‹spanya (muhafazakâr Halk Partisi: %42,2) ve de) birinci s›raya tafl›yan ‹talya halk›n› anlaBritanya’da (Muhafazakâr Parti: %27,7) ise mak güç. Gerek ülkeler baz›nda, gerekse AP kapsamuhalefetteki sa¤ partiler birinci geldi. Bu noktada gene ufak bir Fransa parantezi m›nda sürekli bir yükselifl içinde bulunan afl›r› açmakta fayda var. Kampanya boyunca Sar- sa¤a bakt›¤›m›zda, bu seçimlerde bir iki istisna kozy’nin AB Baflkanl›¤› dönemindeki “perfor- d›fl›nda çok ciddi bir de¤ifliklik olmad›¤›n› ve mans›n›” –özellikle Gürcistan krizi s›ras›nda oylar›n› az da olsa artt›rmaya devam ettiklerihiperaktif bir flekilde oradan oraya koflufltura- ni görüyoruz. Ama Britanya’da ‹flçi Partisi’ni rak asl›nda somut hiçbir fley elde etmedi¤ini ilk kez üçüncü s›raya iten UKIP’nin zaferi farkbütün dünya biliyor– savunan UMP, her ne l› bir flekilde yorumlanabilir. 2004 seçimlerinde kadar zafer sarhoflu olsa da, Fransa genelinde de %16’l›k bir skor yapm›fl olan UKIP’nin bu sol partilerin toplam oyu ile sa¤ partilerinki kez %16,5’la ikinci s›raya gelirken kulland›¤› söylem, yaln›z Britanya’da de¤il birçok ülkede afl›r› sa¤›n Avrupa’ya tamamen s›rt çevirdi¤ini ve somut bir alternatif aramadan siyasetlerini anti-AB üzerinden kurduklar›n› gösteriyor. Bu durumun en büyük sebebi, mevcut sistemi savunan güçlü sa¤ partilerin Bat› Avrupa ülkelerindeki afl›r› sa¤›n söyleminin bir k›sm›n› (Türkiye karfl›tl›¤› gibi) sahiplenerek iktidar olmas› ve bunun sonucunda radikal partilerin marjinalleflmesiydi. Böylece mevcut AB sistemine karfl› olan kitle, bir alternatif üretme çabas›ndaki solun solu, daha popülist ve radikal bir hattan AB’ye sald›ran (Fransa’da ›rkç› Jean-Marie Le Pen’in Milliyetçi Cephe’si kampanyada “AB kaz›¤›na son” slogan›n› kulland›) afl›r› sa¤ ve sand›¤a gitmeme seçenekleri aras›nda bölünmüfl oldu. Dolay›s›yla Fransa’daki Libertas ve Britanya’daki UKIP, klasik afl›r› sa¤ hatt›ndan ziyade “öroseptisizm” hareBALIK BAfiTAN KOKAR Geçmiflten bir ibret vesikas›. Muhafazaketini temsil ediyorlar. kârlar 1997’de bast›klar› bu afiflte Tony Blair yönetimindeki ‹flçi Partisi’nin Avrupa’daki pozisyonunu böyle tan›mlam›flt›: NeoliberaBütün bu faktörleri birarada inlizmin “Alman panzeri” Helmut Kohl’un kuca¤›... celedi¤imizde, ortaya ç›kan sonu-


Liberaller Muhafazakârlar

Yefliller Sosyal demokratlar

Milliyetçiler

Ba¤›ms›z Demokratlar Sosyalistler Tarafs›zlar

AVRUPA PARLAMENTOSU (Toplam 736 sandalye)

cun temel sebebinin sa¤›n baflar›l› siyaseti de¤il, solun farkl› düzeylerdeki etkisizli¤i oldu¤unu görüyoruz.

Sosyal demokrasinin sonu 2009 AP seçimlerinden ç›kan en önemli sonuç sosyal demokrasinin Avrupa genelinde iflas etti¤inin tescillenmesi oldu. Sadece Avrupa’da de¤il, bütün dünyada sosyal demokrasinin can çekiflmesi yeni bir durum de¤il. 70’lerdeki petrol kriziyle bafllayan, 80’lerde ABD’de Ronald Reagan, Britanya’da Margaret Thatcher hükümetleriyle ‘resmîleflen’ neoliberalizmin zaferiyle, son olarak da 90’larda Sovyetler Birli¤i’nin çöküflüyle darbe üstüne darbe alan sol partilerin büyük ço¤unlu¤u o tarihten beri somut bir model ve söylem üretebilmifl de¤il. Yaklafl›k otuz y›ld›r gittikçe sa¤a yanaflan Avrupa sosyal demokrasisi, liberalizmi kabullenip AB bünyesindeki sa¤ partilerle adetâ ittifak içine girdi. Bunun bedelini zaten ülkeler baz›nda düzenli bir flekilde düflen oy oranlar›yla ödeyen partiler, bu seçimlerde a¤›r bir darbe ald›. Fransa’da Sosyalist Parti oylar›n yaln›zca %16’s›n› alarak bir önceki seçimlere göre 12 puan, ‹talya’da Demokrat Parti %26’yla 5 puan, ‹ngiltere’de ‹flçi Partisi %15’le 7 puan geriledi. Yaz›n›n bafl›nda bahsetti¤imiz seçimlerin sol hareket için olumlu bir zemin oluflturmas› olgusu göz önünde bulunduruldu¤unda ç›kan birinci sonuç, bu partilerin art›k “sol” olarak görülmedi¤i. Kapitalizmin krizi ilk olarak sosyal demokrat partileri vurdu, liberal sa¤ partileri de¤il. fiafl›rt›c› gibi gelse de asl›nda gayet do¤al bir sonuç bu. Dünya çap›ndaki ekonomik krizin neoliberal ideolojiyi kökünden zedeledi¤i bir dönemde sesini bile duyuramayan sosyal demokratlar›n foyas› meydana ç›km›fl oldu. Avrupa halk›, bafl›ndan beri neoliberal sisteme alternatif bir model yaratmak yerine, “gerçekçi olal›m” ve “hümanist bir kapitalizm” söylemleriyle oy toparlamaya çal›flan, hattâ Blair ve Schröder örneklerinde oldu¤u gibi bu politikalarla iktidara gelmeyi dahi baflaran “›l›ml› sol” siyasetinin art›k bir yere varmayaca¤›n› idrak etti. Seçimin ard›ndan oluflan yeni Avrupa Parlementosu’nda Avrupa Halk Partisi ve Avrupa Demokratlar›’ndan oluflan büyük sa¤ koalisyonu 267 koltukla (%36,3) birinci s›rada, Avrupa Sosyalist Partisi 159 koltukla (%21,6) ikinci s›rada. Solun soluna bakt›¤›m›zda, art›k al›flm›fl ol-

du¤umuz bölünmüfllük yine en büyük handikap oldu. Fransa’da NPA, Sol Cephesi ve ‹flçi Mücadelesi gruplar›n›n oylar›n› toplad›¤›n›zda %12,5 gibi hiç de fena olmayan bir sonuç ortaya ç›k›yor. Sonuç olarak içlerinde yaln›zca Sol Cephesi (%6,4) dört vekil ç›karabildi, e¤er seçimlere beraber kat›lm›fl olsalard›, en az on vekil ç›karabilirlerdi.

Yefliller siyasî bir çözüm olabilir mi? Gelelim bu seçimlerin sürprizine. ‹talya d›fl›nda liste sunduklar› bütün ülkelerde koltuk say›s›n› artt›ran ya da koruyan Yefliller, AP’deki temsilci say›s›n› 41’den 53’e ç›kararak Avrupa’da hakiki bir siyasi güç haline geldiklerini bir kez daha gösterdi. fiu ana kadar yaln›zca Almanya’da sa¤lam bir tabana sahip olan ekolojist hareket Fransa’da büyük at›l›m yapt›. 68 hareketinin liderlerinden Daniel Cohn-Bendit ile köylü hareketinin lideri José Bové’nin biraraya gelmesiyle beklenmedik bir ivme kazanan Yefliller, %16,2’lik tarihî bir oy oran›yla Sosyalist Parti’nin hemen arkas›ndan üçüncü oldu. Yefliller’in bu zaferi hem farkl› siyasî figürler aras›nda bir birleflmenin mümkün oldu¤unu göstermesi, hem de neoliberal partilere karfl› yeni bir alternatif cephe aç›lmas› ad›na olumlu bir geliflme olarak yorumlanabilir. Fakat bu iki noktan›n da aç›mlanmas› gerek. Birincisi, Yefliller Avrupa çap›nda homojen bir grup teflkil etmiyor. Almanya’da uzun bir süredir hakiki bir sol parti olarak kendini ispat etmifl ve bu hatta genifl kapsaml› (partinin eflbaflkanlar›ndan biri Türk as›ll› Cem Özdemir) bir siyaset üreten Die Grünen ile Fransa’daki çok daha marjinal ve kendisine henüz sa¤lam bir siyasî söylem taban› oluflturamam›fl Les Verts aras›nda önemli ortak paydalar bulunsa da, hareket alanlar› ve siyasî görüflleri birbirine çok yak›n de¤il. Frans›z Yeflilleri’nin zaferine gölge düflürmek gibi olmas›n, ama kafam›z› kurcalayan baz› sorunlar var. Avrupa Anayasa Tasar›s›’na fliddetle karfl› ç›km›fl ve bilhassa kapitalist sistemle mücadele eden Bové ile Lizbon Antlaflmas›’n› sonuna kadar destekleyen, eskinin K›z›l Dani’si, liberal Cohn-Bendit aras›ndaki ortak payday› hesap etmek güç. Bu örne¤e bakt›¤›m›zda ikilinin temsil etti¤i Frans›z Yefliller listesinin AP’de nas›l bir tutum izleyece¤ini kestirmek de kolay de¤il. fiu ana kadar bildi¤imiz tek fley, CohnBendit’in defalarca söyledi¤i gibi, Barroso’ya

karfl› ç›kacaklar›. Peki ya sonra? Yeflil hareketin Avrupa’da yay›lmas› ve yak›n gelecekte sa¤lam bir tabana sahip olmas› kuflkusuz olumlu bir geliflme olacakt›r. Fakat ne sosyal demokrat partilerin ne de solun solunun ekolojiyi söylemlerinin içine samimi ve etkili bir flekilde monte edememifl olmas› üzücüdür. Kapitalizmin, tabiat› gere¤i, baflta küresel ›s›nma olmak üzere do¤al dengeleri tehdit eden birçok sorunun sebebi oldu¤unun defalarca kan›tlanm›fl oldu¤u bir dönemde, solun bu alanda da k›s›r kald›¤›n› görmek endifle verici. Çünkü gerek Latin Amerika’da, gerekse altermondiyalist sosyal forumlarda oluflmakta olan yeni evrensel sol hareketin içinde ekoloji çok büyük önem tafl›yor.

Türkiye tart›flmalar› AP seçimleri geleneksel olarak, popülist partilerin Avrupa’da Türk düflmanl›¤›n› körüklemesine ve Türkiye’de bu durumun dramatize edilip abart›lmas›na sahne olur. Türkiye ile AB aras›ndaki müzakereler a¤›r aksak da olsa sürerken, kampanya s›ras›nda defalarca çok basit bir cümle tekrarland›: Ne bu seçimlerde ne de 2014 seçimlerinde kurulacak olan AP, Türkiye’nin AB’ye girip girmemesi hakk›nda karar almak durumunda olmayacak. Zira bu sorunun 2020’den önce sorulma ihtimali yok. K›sacas› Türkiye, 2009 AP seçimlerinin ana bafll›klar›ndan biri olamaz. Buna ra¤men, baflta Sarkozy-Merkel ikilisi olmak üzere, birçok liberal sa¤ partinin yürüttügü “AB’de Türkiye’ye yer yok” kampanyas›, Sarkozy’ye cumhurbaflkanl›¤› seçimlerinde afl›r› sa¤ oylar›n ciddi bir bölümünü kazand›ran popülist stratejinin bir devam›. Zaten Sarkozy, zaman›nda Türkiye’nin AB’ye girmesine s›cak bakan Jacques Chirac’›n partisinin bafl›nda. K›sacas› Avrupa’da Türkiye’ye karfl› gözüken genel hava, kal›c› ve özellikle sa¤lam bir tutum de¤il. UMP’nin kampanya boyunca “Türkiye’nin neden AB’ye al›nmamas› gerekti¤i” sorusuna verdi¤i hemen hemen tek yan›t, “Haritaya bakt›¤›n›zda görüyorsunuz, Türkiye Avrupa’da de¤il” oldu. Türkiye karfl›tl›¤›n›n AB’nin s›n›rlar› konusuna indirgenmesi, ekonomik ve sosyal di¤er kriterlerin ikinci plana düfltü¤ünü gösteriyor, ki bu bafll› bafl›na Türkiye için olumlu haber. Ayr›ca ultra-liberal Çek Cumhuriyeti’nden sonra AB’nin bafl›na geçecek olan ‹sveç hükümetinin Türkiye’nin üyeli¤ine olumlu yaklaflt›¤›n› da hat›rlatal›m. Sonuç olarak h›ristiyan dinci ve göçmen karfl›t› söylemlerin, sadece oylar›n› artt›ran radikal sa¤ partiler de¤il, Fransa ve ‹talya gibi büyük ülkelerdeki liberal sa¤ partilerde de karfl›l›k bulmufl olmas› endifle verici. Fakat, geçenlerde d›fliflleri bakan› Ahmet Davuto¤lu’nun da dedigi gibi, bu durum Türkiye ile AB aras›ndaki müzakereleri etkilemeyecek. Tam tersine ‹sveç baflkanl›¤›nda bu sürecin h›zlanma ihtimali kuvvetli. Esas düflündürücü olan, ne dedi¤i ve ne düflündü¤ü belirsiz sosyal demokratlarla bir türlü birleflik bir cephe oluflturamayan sol partilerin bu kriz döneminde dahi oylar› silip süpüren liberal sa¤ partilere kafa tutam›yor olmas›. Avrupa Parlementosu, AB’nin demokrasi sorununa etkili bir çözüm getirebilir, fakat ilk önce sol partilerin seçmenlerine bunun mümkün oldu¤unu anlatmay› baflarmas› gerekiyor. Alican Tayla

35


Haz›rlayan: Koray Löker

Bill’in büyük gaf›

Almanya’ya Ankara kriterleri

‹SPANYA’DA ö¤rencilere Linux yüklü 420 bin bilgisayar da¤›t›laca¤› haberini alan Bill Gates, Zapatero’ya kofltu. ‹kili görüflmenin ard›ndan yap›lan bas›n toplant›s› e¤lenceli bir kar›fl›kl›¤a yol açt›. Gates kendi projelerinin uyguland›¤› Aragon ve Linux kullanan Extremadura eyaletlerinin isimlerini kar›flt›rarak Extremadura’ya övgüler ya¤d›r›nca, Katalan linux taraftarlar› da, bu dil sürçmesini f›rsat bilerek interneti “Gates Linux’a övgüler ya¤d›rd›” haberleriyle doldurdu. Extremadura ‹spanya’n›n en yoksul eyaletlerinden biri oldu¤u halde, e¤itim sendikalar› ve yerel yönetimlerin linux kullanarak art›rd›klar› bütçeyle iki ö¤renciye bir bilgisayar düflüyor. ‹spanya genelinde ortalama 1/15 civar›nda. (http://tinyurl.com/xprs001)

ALMANYA’DA sosyal demokratlar ve muhafazakârlar, hiç olmad›klar› kadar h›zl› biçimde uzlaflarak bir kanun tasar›s› haz›rlad›lar. Kanun, internet sitelerine eriflimin nas›l engellenebilece¤ini, Türkiye’de aflina oldu¤umuz haliyle istenmeyen sitelere sansürü tarif ediyor. Siyasetçiler, çocuk pornografisiyle mücadele kozunu öne sürerken, bunun anlaml› bir gerekçe olamayaca¤›n› söyleyen yüz binlerce Almanyal› hem internet üzerinde hem de sokakta protesto gösterileri düzenlemeye bafllad›.

B‹LG‹-‹KT‹DAR ‹L‹fiK‹S‹NDE ESK‹-YEN‹ S‹YASET ZEM‹N‹ WIKIPEDIA

Avatarlar ve sanal savafllar Pek çok insan›n gündelik hayat›n›n önemli unsurlar›ndan biri haline gelen internet, ayn› zamanda, bafll›ca bilgi edinme mecralar›ndan biri. Dünyan›n en çok t›klanan sitelerinden Wikipedia, klasik ansiklopedinin pabucunu –üretim anlam›nda da– çoktan dama att›. Ama bu ansiklopedinin ne kadar güvenilir, ne kadar demokratik oldu¤u da tart›flmal›... ikipedia, kendi tan›m›yla, herkesin yazabildi¤i özgür bir ansiklopedi. 2001 y›l›nda, herkesin eriflimine aç›k, ama konvansiyonel editoryal süreçleri içeren bir ansiklopedinin taslak maddeleri üzerinde birden çok kiflinin çal›flabilmesi için kurulmufl. Ancak k›sa sürede öyle bilinir ve kullan›l›r hale gelmifl ki, ana projenin pabucunu dama atmay› baflarm›fl. Sekiz y›lda, 3 milyonu ‹ngilizce, 10 milyondan fazla madde ve 5 milyona yak›n görsel/iflitsel dosya içeren ansiklopedi, bugün internetin en popüler yedinci adresi. Bu durumun ansiklopedi kavram› aç›s›ndan önemi, Microsoft’un ansiklopedisi Encarta’y› piyasadan çekmesiyle daha iyi anlafl›labilir. Böylece basitçe ekonomik boyutlu bir pazar kavgas›n›n yan›nda, bu kavgan›n galibiyle belirlenecek gibi görünen bir baflka tart›flma alevlendi. “Ansiklopedi nedir” tart›flmas›nda iki rakip anlay›fl› temsil eden birer örnek bafl bafla kald›lar ve Britannica ile Wikipedia aras›ndaki rekabet, ansiklopedi sözcü¤ünün karfl›l›¤› ne olacak ve daha da önemlisi, kavramlar›n tan›m›n› kim belirleyecek yar›fl› haline geldi. Wikipedia’n›n yumuflak karn›n› anonim yaz›lm›fl bir ansiklopedi maddesinin güvenilir bir kaynak olamayaca¤› tezi oluflturuyor. Britannica’n›n simgesi oldu¤u anlay›fl›n takipçisi, bilgi üzerindeki hakimiyetleriyle muktedir kurumlar bu tezin arkas›nda toplan›yor. Akademik kurumlar genellikle kaynakçada Wikipedia’n›n yer ald›¤› metinleri reddediyor. Gazeteler, bilgi kayna¤› olarak Wikipedia kullanman›n olanaks›zl›¤›n›

W

36

tarif etmeye giriflirken, neden olarak yazar› belli olmayan bir bilgiyi do¤rulaman›n zorlu¤unu öne sürüyorlar. Asl›nda kayna¤› belli haberlerde bile, haberin taraflar›ndan teyit istemek, görüfl sormak gazetecili¤in en eski kurallar› aras›nda. Dolay›s›yla bilgi tamamen anonim bile olsa de¤erli olmal›. Ancak bu, kopyalayap›flt›r eylemine dönüflen bir gazeteci-

Sanal dünyadaki savafllar, bir sonlar› olmad›¤›n› bilerek sürüyorlar. Vaat edilen tek zafer, kendi tarihini yazmak. Bu, özellikle tarihî rolü madunluk üzerine kurulu her özne için sanal da olsa yeni bir umudun vaadi haline geliyor.

(http://ak-zensur.de/)

lik türü aç›s›ndan fazla zahmetli. Vatandafl gazetecili¤i aç›s›ndan bir dönüm noktas› yaratan Indymedia, haber kaynaklar›n› korumak amac›yla tamamen anonimli¤i tercih ederek ba¤lant› kurulan bilgisayara ait tüm bilgiyi siliyor. Böylece özellikle fiilî tehdit alt›nda yazan yazarlar›n korunmas› hedefleniyor. WikiLeaks adl› bir site, yine güvenlik nedeniyle kayna¤›n› gizleyerek, s›zd›r›lm›fl belgeleri gündeme tafl›may› deniyor. Öte yandan Wikipedia, hesap verebilir olmak ad›na, bilgi sa¤layan ya da düzenleyen her kayna¤› sistemdeki eylemleriyle iliflkili olarak kay›t alt›na al›yor ve do¤rulanabilirlik sunman›n yeni yöntemlerini araflt›r›yor. Bu araflt›rmalar›n getirdi¤i yeni deneyimler, konvansiyonel bilgi alanlar› aç›s›ndan pratikte devrim say›labilecek geliflmeler yarat›yor. Bugün herhangi bir wiki maddesinin tarihsel de¤iflimine bakarak, hangi ifadelerin hangi gerekçelerle de¤ifltirildi¤ini, üzerinde nas›l tart›flmalar›n yafland›¤›n› izlemek mümkün. Böylece tan›mlar› oluflturan fikirlerin ve kanaatlerin çarp›flmas› tan›m›n ba¤lam› içerisinde okunabiliyor. Tamamen teknik nedenlerle yarat›lm›fl olsa da, bu olanak, uzmanlar›n seçimine dayal› bilgi kaynaklar›n›n karfl›s›na son kertede kabul görmese bile her fikrin ifade edilmesini garanti alt›na alan bir model koyuyor. Bu model, bilginin üretimine dair k›ymetli sorular ve inceleme olanaklar› sunman›n yan›nda, her bir de¤iflikli¤in sahibini iflaret etmesiyle fleffafl›¤›n s›n›rlar›n› da yeniden tan›ml›yor. Bu modelin teknik olanaklar›ndan yararlanan Virgil Griffith adl› bir programc›, hangi bilgisayarlardan hangi de¤iflikliklerin yap›ld›¤› bilgisini tarayan özel bir sistem tasarlad›. Radikal fieffafl›k slogan›yla 2007’de duyurulan Wiki Scanner (taray›c›), Wikipedia’y› tarayarak organize biçimde kanaat üretmeyi hedefleyen hareketleri teflhir edebilmesiyle günde-


Özgür ansiklopedi ne kadar özgür? ikipedia projesinin ilham kayna¤›, 1984’te baflmons (CC) lisanslar› yayg›nlaflmaya bafllad›. Bugün W layan özgür yaz›l›m hareketi. Programlar›n kay- tüm bu lisans modellerini kapsayan Copyleft sözcü¤ü, nak kodlar›n›n özgürce paylafl›lmas› gerekti¤ini, böylece herkesin kendi ihtiyac›na yönelik de¤iflikliklerle bilgi birikimini art›rabilece¤ini savunan, bunun gere¤i ve sonucu olarak fikrî mülkiyeti insanl›¤a yaymay› hedefleyen bu hareket, Linux çekirdekli iflletim sistemleri ve web taray›c›s› Mozilla Firefox gibi popüler ürünler sayesinde az çok biliniyor. Özgürce paylafl›lan teknolojilerin üçüncü kiflilerce sömürülmesini engellemek de Genel Kamu Lisans› (GPL) adl› bir yasal düzenlemenin görevi olarak tan›mlanm›fl durumda. Programlar›n kaynak kodlar› bu lisansla da¤›t›ma girerken, düz metinler haline getirilmifl kullan›m k›lavuzlar› ve teknik belgeler, Genel Özgür Belgeleme Lisans› (GFDL) ad› verilen bir kardefl lisansla da¤›t›l›yor. Bir kaynak koda ba¤l› olmayan metinler ve sonras›nda görsel/iflitsel dosyalar için bu iki lisans›n s›n›rlar› yetersiz kald›kça, bu düflüncelerden etkilenen, ancak daha genifl bir zemin hedefleyen Creative Com-

me oturdu. Taray›c›y› kullanan BBC, 15 A¤ustos 2007’de ‹ran Cumhurbaflkan› Mahmud Ahmedinejad hakk›ndaki bilgilerin CIA taraf›ndan düzenli olarak de¤ifltirildi¤ini, benzeri bir ifllemin Vatikan taraf›ndan da Sinn Fein lideri Gerry Adams için yap›ld›¤›n› yazd›. Bu haberin benzerleri “Wikipedia Skandallar›” olarak tarif edilen bir dizi baflka sansasyonel haberle gündeme geldi ve arkas› kesilecek gibi görünmüyor. Yine ayn› y›l bir Microsoft çal›flan›n›n yeni gelifltirdikleri belge standard›na rakip aç›k bir standard›n bilgilerini tahrif etmek amac›yla para karfl›l›¤› yazar tutmas›, Taner Akçam’›n terörist gibi gösterilerek Kanada’da gözalt›na al›nmas›na yol açan memleket manzaralar›, “Wikipedia Tarihi” maddesiyle ansiklopedide resmen kay›t alt›na al›nm›fl örnekler aras›nda. Wikipedia’n›n bu tür ç›kar gözeten, kas›tl› tahrifleri engellemek için kulland›¤› yol, de¤ifliklik yapman›n s›n›rland›r›lmas›. Bu, madde özelinde ya da de¤ifliklik yap›lan bilgisayara yönelik olabiliyor, ayr›ca vakaya ba¤l› olarak bir yönetici taraf›ndan ya da yöneticiler aras›nda genel oylama sonucunda hayata geçiriliyor. Yöneticiler, belirli bir geçmifle sahip, içerik sa¤layan gönüllülerin oylar›yla belirleniyor. K›sacas›, siyasetin yeni zemininde sanal bir demokrasi infla ediliyor. Bu sanal demokrasinin iflleyiflini gösteren yak›n tarihli, çok ses getiren örneklerden biri, bir buçuk y›l süren bir tart›flman›n ard›ndan Scientology Kilisesi’ne ait oldu¤u bilinen tüm bilgisayarlar›n de¤ifliklik yapmalar›n› engelleme karar› al›nmas›. Bundan yaklafl›k bir ay kadar önce de, ABD Adalet Bakanl›¤›’ndan gelen kullan›c›lar›n de¤ifliklik haklar›n›n kald›r›lmas›yla sonuçlanan bir baflka vaka dikkat çekiyor. Bu vaka asl›nda sanal dünyada yayg›n biçimde devam eden bir çat›flman›n ayaklar›ndan birini olufl-

bir çeflit flemsiye terim olarak kullan›l›yor. Wikipedia, bilgiyi ortaklafla biriktirmek, sürece dair bilgiyi ve teknolojiyi paylaflmak konular›nda etkilendi¤i bu modeli kullan›rken geliflimini de etkilemeye bafllam›fl oldu. ‹lk günden beri yasal sahibi Özgür Yaz›l›m Vakf› olan GFDL’i kullanan ansiklopedi, birkaç y›ld›r CC lisanslar› da ikinci bir seçenek olarak sunuyordu. Geçti¤imiz ay Özgür Yaz›l›m Vakf› ve Wikipedia Vakf› aras›nda bir protokol imzalanarak iki lisans türü aras›nda uyumluluk sa¤land›. Böylece Wikipedia’da yer alan ve GFDL ile da¤›t›lan tüm içerik CC lisanslar›n›n flartlar›yla kullan›labilecek. Öte yandan, Copyleft kavram›n› tart›flan ve olay›n kültürel, sanatsal üretim deneyimi boyutlar›na odaklanan isimler her iki yaklafl›m› da ürünleri metalaflt›rmakla, ticarîleflmeye aç›k hale getirmek ve sanatç›y› korumayan bir tutum içinde olmakla suçluyor. Daha da özgür lisanslar için Libre Commons tart›flmas› sürüyor.

turuyor. Tüm dünyada, her kültürden ve s›n›ftan taraflar oluflturan, yo¤un kat›l›mla süren çat›flmalar›n bafl›nda Filistin iflgali yer al›yor. Yak›n tarihte bu konudan rol çalabilen tek olay, yine ‹srail’in bu kez Lübnan’a sald›r›s› olmufl olsa da, internet uzun zamand›r Filistin iflgalinin tart›flmas›n› merkeze koyan kalabal›klara sahne oluyor. Wikipedia özelinde ‹srail konusunda yaflanan en yeni tart›flma, ‹srail taraftar› sanal bir örgüt olan CAMERA’n›n, Wiki Scanner gibi denetimlere yakalanmadan, bürokratik iflleyiflin inceliklerini haiz stratejiler kullanarak politik hedeflerine ulaflma planlar›yla gündeme geldi. Electronic Intifada adl› Filistin destekçisi bir organizasyonun ele geçirdi¤i yaz›flmalar, CAMERA’n›n ‹srail taraftar› Wikipedia yöneticilerinden edindi¤i, or-

BBC’ye göre, Wikipedia’da Ahmedinejad hakk›ndaki bilgiler CIA taraf›ndan düzenli olarak de¤ifltiriliyordu. Taner Akçam’›n terörist gibi gösterilmesi de, “Wikipedia Tarihi” maddesiyle ansiklopedide resmen kay›t alt›na al›nm›fl örnekler aras›nda. ganize oldu¤u belli olmayan toplu içerik üretim ve yay›nlama yöntemlerini, yani “dikkat çekmeden nas›l de¤ifliklik yap›laca¤›n›” anlatan rehberleri içeriyor. Plan›n dikkat çeken yönlerinden biri, uygulay›c›lar›n politik bir içeri¤i olmayan konularda yeterince katk› sunarak kullan›c› toplulu¤una kendilerini sevdirmelerinin önerilmesi. Bu sayede yönetici seçilerek editörlerin yapt›¤› de¤ifliklikler hakk›nda karar verme yetkisine kavuflacak “yandafl bir iktidar” haz›rl›¤› uzun vadeli hedefler aras›nda. Bu öneri, site iflleyiflini içsellefltirmifl, kimlik haline getirmifl kullan›c›lar›n o sistemle daha güçlü iliflkiler kurabildi¤i gerçe¤inden hareketle belirlenmifl, eski usûl bir takti¤in yeni bir mecraya adapte edildi¤inin aç›k bir göstergesi. Bu adaptasyonda mecran›n getirdi¤i

yeni ve birçok insan için heyecan verici bir durum da var. Ortak metinler üretme meselesi, miras ald›¤› tüm deneyimlerden farkl› olarak, sanal dünyada bu eylemin bizatihi kimli¤e dönüfltü¤ü alanlar tan›ml›yor. ‹çerik sa¤lad›¤› sitelerin kimliklerini kendilerini tan›mlamakta kullanan bireylerin ya da onlara ait sanal kimliklerin, avatarlar›n figürleri oldu¤u yeni politik alanlar ve mücadelelere tan›k oluyoruz. Bu durum, siper savafllar›ndan teknoloji savafllar›na geçilen zamanda kalabal›klar›n hâlâ bir anlam tafl›d›¤›n›n göstergesi olarak da okunabilir. Kritik olan, bu mecran›n getirdi¤i araçlar›n ve kimlik alg›lar›na uyum sa¤layabilme yetene¤inin hâlâ herkese ayn› uzakl›kta olmas›. Bir anlamda, sanal örgütlerin savafllar› bafllad› denilebilir. Özellikle bunun kaç›n›lmaz oldu¤u konularda “fiilî örgütlerin” de organik iliflkide oldu¤u bu yeni zeminde hedefler de de¤ifliyor. Sanal dünyadaki savafllar, bir sonlar› olmad›¤›n› bilerek sürüyorlar. Vaat edilen tek zafer, kendi tarihini yazmak. Bu, özellikle tarihî rolü madunluk üzerine kurulu her özne için sanal da olsa yeni bir umudun vaadi haline geliyor. Bu elbette bir f›rsat ve internetin yeni özgürlükçü olanaklar bar›nd›rd›¤› heyecanlar›na temelde bu f›rsat kaynakl›k ediyor. Yine de, heyecan› tamamen söndürmeden, bu örnekte bürokratik iflleyifli anlayabilecek ‹ngilizce bilgisi, sistemin parças› olman›n gerektirdi¤i bofl zaman ve teknolojik altyap›ya eriflim gibi birçok unsurun hesaba kat›lmas› gerekti¤i de hat›rlanmal›. Hesap yanl›fl kurulursa, madunlar›n hiç de¤ilse tarihe kendi sözleriyle geçebilecekleri vaadi de yine temsiliyetle çi¤nenecek ve yüzy›ll›k ansiklopedicilik anlay›fl›n›n karfl›s›nda Wikipedia belefle yazd›r›l›p bedavaya okunmaktan fazlas›n› baflaramayacak demektir. Koray Löker

37


k›raat

X - KÜTÜPHANE

i, r hatta seyretti¤in yetçi, otoriter bi illi m tu n r› nu ay lu n so da n’ iye Ergeneko bafllayarak Türk i, hatta bugünkü i¤içt ¤in di Ge el ‘68 kufla¤›ndan r. ks di yü re sü de r in a var bi bir kaide üzer azakâr kampany nan “Sosolun militarist bir liberal-muhaf en raf›ndan haz›rla ta ed z er va at › M ›n re a¤ di Na n, na derli toptulamayac la e –v y›n ya n tan›kl›klarla etis taraf›ndan seniz birinci elde si, kener iyi miz günlerde M ist › ha ›n da ab a kit Am 8’de Oldu?” tine okuyun. ye ni iz al i ay›kan l rin kak Güzeldir –6 le se rih iras›n güzellik – bu yönde bir ta devrald›¤›m›z m ’de , 68 ak da am lu bir veri ak›fl›yla ¤›n flm d› la k›l bu “Bugünden ba ithamlara hiç l i: ku gib en i¤i em nd m en ile de nd a ed di kapakt neyin hayal yaratmak. Arka yin olmad›¤›n›, ne ifl r, em da nm ka lamak, yeniden ne i¤i rd de ve dar çok fleyin ze esin ve güç r. Henüz ne ka iyo olup bitenler, bi er r.” st iyo gö er st da gö kledi¤ini flanmad›¤›n› k bafllang›c›n be di¤ini, neyin ya bizi ne kadar ço da uz m ku uf , oldu¤unu

* Gülsün’le Handan ‹ki anne, flimdi birbiriyle yan yana / anneleri Gülsün’le Handan’›n yaflarken onlar / nas›l yan yanaysa sürekli / ayn› türküde iki dize gibi ‹ki anne, inanm›yorlar ölümün ald›¤›na / anneleri Gülsün’le Handan’›n ikisi de soruyorlar / söyleyen ölebilir belki / ama türkü ölebilir mi? ‹ki anne, karalar içinde hâlâ / anneleri Gülsün’le Handan’›n nas›lsa k›zlar›ndan kalanlar / öylece sakl›yorlar hepsini / ikisi de birer direnç titreflimi ‹ki anne, sab›r eklenmifl ac›lar›na / anneleri Gülsün’le Handan’›n haz›r tutuluyor yaflamaya odalar / kap›larsa beklemeye çal›nacak zili / ikisinin de yollarda gözleri

Kemal Özer’i 30 Haziran’da, 74 yafl›nda kaybettik...

Geçti¤imiz say›da, Carlos’la söyleflimizde atlam›fl›z: Baran dergisine katk›lar›ndan ötürü teflekkür ederiz... 94. say›m›zda da, “Düzenin naml› fafliste ilan-› aflk›” bafll›kl› yaz›da Türker Alkan (Radikal yazar›), Muhsin Yaz›c›o¤lu’nun ard›ndan övgüler düzmüfl gibi yaz›lm›fl. Söz konusu flah›s Zaman yazar› A. Turan Alkan’d›r.

38

*

A.L. Campillo - J.I. Ferreras H›zland›r›lm›fl Ateizm Dersleri (Versus) Anthony Brewer Kapital’i Okuma K›lavuzu (Kalkedon) Asl›han Aykaç Yeni ‹fller Yeni ‹flçiler –Turizm Sektöründe Emek (‹letiflim) Barbara Ehrenreich Sokaklarda Dans –Kolektif E¤lencenin Bir Tarihi (Versus) Cumhur Canbazo¤lu Kentin Türküsü: Anadolu Pop-Rock (Pan) Denis Bertholet Sartre (‹thaki) Eluned Summers-Bremn Uykusuzluk –Kültürel Bir Tarih (YKY) Emile Ajar Onca Yoksulluk Varken (Agora) Gilles Deleuze ‹ki Delilik Rejimi –Metinler ve Söylefliler (Ba¤lam) Hal Foster Gerçe¤in Geri Dönüflü –Yüzy›l›n Sonunda Avangard (Ayr›nt›) J.G. Ballard Vahflet Sergisi (Ayr›nt›) Jean-Paul Sartre Varl›k ve Hiçlik (‹thaki) Kemal Özer Temmuz ‹çin Yaral› Semah –Yang›n fiiirleri (Yordam) Kojin Karatani Transkritik –Kant ve Marx Üzerine (Metis) Müjde Arslan (haz.) Kürt Sinemas› –Yurtsuzluk, S›n›f ve Ölüm (Agora) Nicholas Thoburn Deleuze, Marx ve Politika (Otonom) Özgür Akgül Romanistanbul –fiehir, Müzik ve Bir Dönüflüm Öyküsü (Punto) Robert Musil Niteliksiz Adam (YKY) Timur Soykan Tanr› Misafirleri Oteli (K›rm›z› Kedi) Tuncer Erdem ‹stanbul –Zaman›n Suya ‹zi (YKY)

• - Yani siz ruhun kurtuluflu veya mahkûmiyetine inanmad›¤›n›z› m› söylüyorsunuz? - fiüphelerim var, zira her fleyden önce siz bana ruhun varl›¤›n› kan›tlamad›n›z... - ‹yi de beyefendi... - Hay›r, kan›tlamad›n›z. ‹kinci olarak, ruhun ölümsüz oldu¤unu varsay›yorsunuz; üçüncü olarak da, ruhun yeryüzündeki davran›fllar›na göre yarg›lanaca¤›n›, ya cezaland›r›laca¤›n› ya da ödüllendirilece¤ini varsay›yorsunuz. - Öyleyse siz materyalistsiniz. - Do¤rudur, ama o zaman siz de idealistsiniz. - Fakat yine de insan›n ilâhî adalete ihtiyac› oldu¤unu inkâr edemezsiniz. - Yok can›m, bal gibi ederim, çünkü bu zorunlulu¤un niye zorunlu oldu¤unu anlam›yorum. - ‹nsan sadece ruhun ölümsüzlü¤üne de¤il, o ilâhî adaletin de varoldu¤una inanmaya muhtaçt›r. - Peki niye bütün bunlara inanmas› gerekiyor? - Çünkü inan›nca davran›fllar›n› adalete göre düzeltir, daha ahlâkl›, daha iyi olur. -K›sacas› siz bana inanc›n›z› tebli¤ ediyorsunuz. - ‹nsan› daha iyi yapan inanc›... - ‹nsan duygulardan ibaret de¤ildir, akl› da vard›r. Öyle de¤il mi? - Evet, do¤ru. - Öyleyse akl›na ters düflen her inanç, her duygu insan›n lehine de¤il, aksine aleyhinedir. (...) - Öyleyse siz kibirli bir ateistsiniz. - “Kibirli” mi? Yok can›m, övünmeyi hiç sevmem.

Kapitalizmin bambaflka bir iflaretler rejimi oldu¤unu düflünüyoruz. O da gerçekten çok iyi iflliyor gibi gözüküyor, ifllememesi için bir neden de yok. Az önce tutkulu hezeyan dedi¤imiz fleye tekabül edecek. ‹mparatorluklara ait paranoyak formasyonlarda yaflananlar›n tersine, küçük iflaret paketleri, büyük iflaret paketleri çizgiler izlemeye bafll›yorlar, ve bu çizgiler üzerinde her fley olabilir: Para-sermaye hareketi, sermaye ve çal›flma eleman› olarak öznelerin dikilmesi, mallar›n eflitsiz da¤›t›m› ve elemanlar›na ödeme arac›. Özneye, sadece kendine itaat etti¤ine göre, ne kadar çok itaat ederse o kadar çok yönetece¤i aç›klan›yor. Sermayenin kanunu uyar›nca sürekli olarak yöneten özne itaat öznesi üzerine indirilecek. Hiç kuflkusuz bu iflaret sistemi imparatorluk sisteminden çok farkl›: Hatta çevresel özneyi merkeze çekerek ve göçebeli¤i durdurarak eksikleri tamamlama avantaj› bile var. Örne¤in, felsefe tarihinde, söylemi, iflaretlerin hiç durmadan iflaretlere gönderme oldu¤u imparatorluk aflamas›ndan, özneyi özneye indiren tamam›yla tutkulu hezeyan olarak öznellik aflamas›na geçiren meflhur devrimi biliyoruz. Fakat burada da, iyi iflledi¤i oranda her köflesinden kaç›fl içinde görünüyor. Sermaye-paran›n öznelleflme çizgileri hiç durmadan dallan›p budaklan›yor, planlar›n› tehdit eden marjinal öznellikleri, enlemesine geçiflleri, e¤rilikleri, yurtsallaflma çizgilerini dolafl›ma sokuyorlar. ‹çsel bir göçebelik, yersizyurtsuzlaflm›fl yeni tip bir ak›m, imleyenden yoksun parçac›klar böylesi bir detay› ve bütünün kendisini tehdit ediyor.

Osmanl›’da Roman toplumu, meslekî pratikler, askerlik hizmeti ve vergi kategorisi anlam›nda marjinal bir konumdad›r. Romanlar, Bizans’takine benzer biçimde, belli askerî hizmetlerde bulunmufl, el eme¤ine dayal› ifllere yöneltilmifl, çeflitli zanaat loncalar›nda çal›flm›flt›r. E¤lence alan›nda önemli bir arz› elinde tutan Romanlar, flark›c›, müzisyen, dansç›, kuklac›, oyuncu, akrobat, hayvan terbiyecisi ve falc› olarak önemli bir iflgücü oluflturmufltur. Bunun d›fl›nda, demircilik, ham ya da haz›r yiyecek, meyve, tar›m ürünleri sat›fl›, dönemlik tar›m iflçili¤i, ikincil askerî hizmetler, kalayc›l›k, bak›rc›l›k, demircilik, sepetçilik, cambazl›k, kerpiç dökücülük, nalbantl›k, çilingirlik, çiçekçilik, sepetçilik ve hamamc›l›k, Romanlar›n yöneldi¤i bafll›ca ifl kollar›n› oluflturur. Bu mesleklerden baz›lar›, Romanlar›n geleneksel olarak uzmanlaflt›¤› alanlar olmufl ve günümüze kadar sürdürülmüfltür. Nitemik, Osmanl›’daki meslekî örgütlenmelerin yap›s› içinde, Çingenelerin / Romanlar›n a¤›rl›kl› olarak yer ald›¤› belli loncalar oldu¤u görülür: Ay› oynat›c›lar›, cambazlar (at yetifltiriciler), müzisyenler, oyuncular, dansç›lar. Bu verilerin kayna¤› olan Evliya Çelebi’nin belirtti¤ine göre, 300 kiflilik müzisyenler loncas›nda ço¤unlu¤u Çingeneler oluflturmaktayd›.


Aflk›n resmî hali ve Baybars Elif fiafak - Aflk (Do¤an)

Hayret eden herkes ermifltir / Hidayete eren ayr›lm›flt›r / Bu nedenle feta (fütüvvet ehli) demifltir ki: / Kim ki hidayete erdi, gafil kald› (‹bn Arabi, “Fütuhat”) ylül 2006’da, ‹stanbul’da ço¤unlu¤u Bat›l› olmak üzere 55 ülkeden 500 ana ak›m gazetecinin bir araya geldi¤i bir toplant› yap›lm›flt›. News Xchange adl› bu toplant› her y›l dünyan›n bir baflka flehrinde düzenleniyor ve çeflitli sorunlar hakk›nda görüfl al›flveriflinde bulunuluyor. Bu arada haz›r bir araya gelmiflken bir tür sahne performans› bab›nda o ülkenin yöneticilerini ça¤›r›p çarpraz atefle tutuyorlar. ‹stanbul’daki toplant›ya da Tayyip Erdo¤an davetliydi. Konuflmas›n› salondaki çok az kifli simultane tercüme kulakl›klar› olmaks›z›n dinleyebildi. Soru-cevap fasl›nda salonun kap›ya yak›n bir yerinde ayakta duran Elif fiafak mikrofonu ald›. 301. Madde’den, yani Türklü¤e hakaretten yarg›lanmas› söz konusuydu ve bu maddenin kald›r›lmas› gerekti¤ini söyledi. Son derece hakl›yd›. Ama nedense, salonda bulunanlar aras›nda Elif fiafak’› kulakl›kla dinlemek durumunda kalan tek kifli, fiafak’›n direkt olarak seslendi¤i Tayyip Erdo¤an’d›. Onun d›fl›nda, salondaki herkes fiafak’› kendi sesinden ve kelimeleriyle dinleyebilmiflti. Elif fiafak’›n, 301’i ihlâl etmedi¤i, dolay›s›yla yarg›lanmas›na gerek olmad›¤› belirlenen soruflturma devam ederken Kemal Kerinçsiz ve çetesi mahkeme salonlar›n› bas›p rezalet ç›karmak gibi bir huy edinmiflti. Tam da o günlerde, fiafak’›n 500 dünyal› gazetecinin gözleri önünde aç›kça afla¤›lad›¤› Tayyip Erdo¤an’›n Celalettin Cerrah’› özel bir sebeple arad›¤› ö¤renildi. Erdo¤an, Cerrah’tan fiafak’›n mahkemesinin yap›laca¤› duruflma salonu ve civar›nda özel önlemler al›nmas›n› istemiflti. Bu görüflme News Xchange toplant›s›ndan yaln›zca birkaç hafta sonrayd›. fiafak’›n davaya konu olan Metis’ten ç›kan kitab› “Baba ve Piç” bir hayli satt›. Sonra Elif fiafak, eflinin de (Eyüp Can) üst düzey yöneticilerinden biri oldu¤u Do¤an Grubu’na geçti. “Siyah Süt”, fiafak’›n mahkeme döneminde tecrübe etti¤i gebelik sürecini konu al›yordu. Bir söyleflide flunlar› söylemiflti: “Benim için seneler boyu ön planda olan iki karakter vard› san›r›m. Bilgiyi, kitaplar›n dünyas›n› temsil eden Sinik Entel Han›m ile tasavvufu simgeleyen Can Dervifl Han›m. Bu ikisi çok önemliydi. Bu arada anaç yan›m› hep bast›rm›fl›m mesela, görmezden gelmiflim. ‘Siyah Süt’ boyunca darbe dönemi, monarfli dönemi, anarfli dönemi anlat›l›yor. Her birinde farkl› karakterleri el üstünde tutup di¤erlerini bast›rmaya çal›fl›yorum. Ve bu yöntem ifle yaram›yor. Nihayet en sonunda demokrasi geliyor. Her bir karakterle bar›fl imzal›yor, hepsini eflit görmeyi ö¤reniyorum.” Bir sonraki kitap projesi için en uygun kimlik galiba “Can Dervifl Han›m”d›. Keza, pembe kapa¤›yla ve 100 bin bask›l›k bir iddiayla ç›kan “Aflk”, ‹slâm, H›ristiyanl›k, Yahudilik, kad›nl›k-erkeklik gibi kadim temalar›n ça¤dafl birer yorumunu Mevlana ile fiems’in hikâyesi üzerinden bir kez daha kurguluyor. Kitap ç›kt›ktan bir müddet sonra, Elif fiafak’›n ad›n› Celalettin Cerrah’la ayn› metin içinde bir kez daha okuduk. Cerrah’›n o zamanlar idarî lideri oldu¤u Emniyet örgütü iki iflyeri ve befl matbaaya bask›n düzenleyip piyasa de¤eri

E

20 milyon TL’yi bulan 1 milyon kopya korsan kitap ele geçirmifl, durumun kamuoyuna duyurulmas›na yard›m etmek üzere de bir tak›m yazarlara davetiye göndermiflti. Kimi yazarlar, Cerrah’› k›rmak istemediler. Çünkü korsan meselesine demirden yumru¤uyla müdahale eden Cerrah, daha önce yönetti¤i iki bask›nda 8 milyon kopya müzik CD’si ve DVD’nin ele geçirilmesini sa¤lam›fl, müzisyenlere yapt›¤› ça¤r›ya ra¤men bir tek Orhan Gencebay’›n deste¤iyle yetinmek zorunda kalm›flt›. Cerrah k›zg›nl›¤›n› “biz onlar için çal›fl›yoruz, ama onlar Emniyet’e kadar gelemiyorlar” diyerek ifade etmiflti. Kitap operasyonu ve sonras›ndaki bas›n teflhiri esnas›nda Cerrah yurtd›fl›ndayd› (ya da bir önceki ilgisizlikten dolay› yazar ve sanatç› tayfas›n› protesto edip bas›n toplant›s›na kat›lmam›flt›). Ancak korsan kitap “ma¤dur”lar›, bas›n toplant›s›nda Türk polisine destek vermek üzere Emniyet’teki yerlerini ald›lar. Toplant›ya Taha Akyol, Elif fiafak, Tuna Kiremitçi, ‹skender Pala, Mehmet Coral, R›dvan Akar, Hakan Günday, Naz›r fientürk, karikatürist Erdil Yaflaro¤lu, Yay›nc›lar Birli¤i Baflkan› Kenan Kocatürk ve yay›nevi temsilcileri kat›ld›. Yazarlar sekiz kamyon korsan kitab›n önünde flaflk›nl›klar›n› dile getirip gazetecilerin sorular›n› cevaplad›lar. R›dvan Akar, oraya gitmifl olmakla birlikte, duruma elefltirel bir tav›r tak›nmay› da ihmal etmedi. Diyordu ki: “Korsan kitap konusunu

Elif fiafak’›n son roman› “Aflk”, “erkekler okumaktan çekinmesin diye” pembenin yan›nda gri renkte de bas›ld›. (üstte) fiafak, korsana karfl› mücadeleye destek için Emniyet Müdürlü¤ü’ne gitmekte beis görmedi (altta)

bir asayifl sorunu olarak görmüyorum. Türkiye’de kültür ve sanat pahal› bir meta haline dönüfltürüldü. Bunun bir sonucu olarak gelir da¤›l›m›n›n böyle bozuk oldu¤u bir ülkede insanlar kültürü ve sanat› tüketmek istiyorlarsa onlara son derece kolay ve ucuz bir yol gösteren insanlara, bir tüketim arac›na tenezzül etmifl oluyorlar. Kültür ve sanat Türkiye’nin gelece¤i, gençlerin gelece¤i; kültür ve sanat› devletin sübvanse etmesi gerekiyor. Kitaplar ne kadar ucuzlarsa, korsan kitap o kadar azal›r.” Elif fiafak ise devlet destekli serbest piyasadan yanayd›: “Bu, matbaada çal›flan iflçisinden dizgicisine, yay›nevindeki editörden çevirmenine herkesin cebinden çalan bir h›rs›zl›k. Bu konuda böyle operasyonlar yap›ld›¤›n›, duyarl›l›¤›n artt›¤›n› görmek çok güzel.” Bu aç›klaman›n iyi niyetli oldu¤unu söylemek mümkün. Ancak bir flartla: fiafak’›n elinde korsan kitap basmayan matbaa sahiplerinin, çok satan her kitap için matbaa iflçilerine ilave prim ödediklerine dair bir bilgi varsa... Ya da okurun korsan kitaptan zarar gördü¤üne iliflkin bir delil gösterebilirse... Çünkü ayn› gün bir baflka gazetecinin sorular›n› cevaplarken korsanc›l›¤›n okura da zarar verdi¤ini söylemiflti.

Aflk’a gelmek Bu yaz›n›n konusu asl›nda “Aflk”›n edebî de¤eri olmal›yd›. Ne var ki, “Aflk”›n bir proje olarak ifade etti¤i de¤erin, onun edebî niteliklerinin önüne geçti¤ini fark etmek –kitap için üretilen pazarlama stratejilerinin de iflaret etti¤i üzere– durumun farkl› bir flekilde ele al›nmas› gereklili¤ini ortaya koydu. Nitekim, Elif fiafak’›n h›zl› say›lmayacak ama sa¤lam temellere dayanan bir dönüflüm geçirdi¤ini görmek için müneccim olmak gerekmiyor. fiahsen onu geç bulup tez kaybeden bir okuru olarak son roman› “Aflk”› ak›lda ilk roman› “Pinhan”dan kalanlarla okuman›n bile, bu dönüflümün niteli¤ini ve daha önemlisi maliyetini ç›kartmaya yetecek bir serüven oldu¤unu söyleyebilirim. “Pinhan”, bir kad›na dönüflmenin a¤r›l› yolunu tasavvufa sarmal›yor, zihinde ateflli bir his b›rak›yordu. “fiehrin Aynalar›”n› sevmifl, “Mahrem”de irkilmifl, “Bit Palas”› bitirememifl, “Araf”ta ise yabanc›l›k çekmifltim. “Baba ve Piç” ise fiafak’›n proje roman serisinin ilkiydi. Çünkü bu kitap yeni hiçbir fley söylemiyordu. Daha da önemlisi, Elif fiafak yoktu ortada, pedagojik formasyon alm›fl bir ö¤retmenin kaleminden ç›km›fl gibiydi, hepimiz ad›na günah ç›kartarak kendince bir kahramanl›k misyonu da üstleniyordu. “Siyah Süt” ise, tam tersine, Elif fiafak’la doluydu t›ka basa. Ama art›k kendisi için bir norm haline gelmiflti, “yüce de¤er”leri kendi tecrübesi üzerinden sorguluyor, bizatihi kendisini evrensel bir de¤er olarak sunuyordu. “Aflk”ta ise “Pinhan”la ald›¤› Mevlana Büyük Ödülü’ne bir gönül borcu ödemeye yeltenir gibi. Gene tasavvufun tarihsel izlerini takip ediyor, içinde yaflad›¤›m›z ça¤la 13. yüzy›l aras›nda çok dinli ama ‹ngilizce (kitap yine ‹ngilizce yaz›l›p Türkçeye yazar eflli¤inde çevrilmifl) bir ba¤ kurmaya yelteniyor. Mevlana ile fiems’in s›rad›fl› dostlu¤unu, H›ristiyanl›k’tan Müslümanl›¤a sufî yolunu takip ederek yürümüfl Arap isimli bir ‹skoç yazara yazd›r›p s›radan bir Amerikal› Yahudi ev kad›n›na okutmak suretiyle yad ediyor kitap. Kocas› taraf›ndan aldat›lmakla birlikte evine olan sadakatini her fleyin üzerinde tutan Ella, çocuklar›n› büyüttükten sonra buldu¤u bir

39


editörlük pozisyonunun kendisine dayatt›¤› ilk ifl olarak ve biraz da gönülsüzce bafll›yor A.Z. Zahara’n›n yazd›¤› “Aflk fieriat›” adl› kitab› okumaya. Ella, “fleriat kelimesine nihayet makûl bir ba¤lam bulduk” dedirtecek türden bir ad tafl›yan bu kitab›n hayat›n› de¤ifltirece¤ini elbette bilmiyor. Dindar olmayan bir Yahudi; gelenek kabilinden çocuklar› ve kocas›yla baz› ritüelleri yerine getirdi¤i oluyor. Ama anne ve efl olarak üstlendi¤i sorumluluklara duydu¤u s›k› ba¤l›l›k nedeniyle darac›k bir iç ülkeye mahkûm. Öte yandan zengin bir tahayyül gücüne de sahip. fiems’i Harley Davidson sahibi, sürekli siyahlar giyen, uzun saçl› bir ça¤dafl gezgine benzetiyor örne¤in. Zahara, bir foto¤rafç› ve seyyah; Mevlana ve fiems’i anlatt›¤› “Aflk fieriat›”n›n ilk ve son roman› oldu¤unu söyleyen gizemli bir adam. Mevlana ve fiems’in ve bu sarmal anlat›n›n çekirde¤ini oluflturan atmosferin hikâyelendirilme biçimi ise fiafak’›n kendi derinliklerinden dünya gündeminin yüzeyine nas›l bir yol kat etti¤ini ele verir nitelikte. Mevlana, genç yaflta âlimlik ve fleyhlik kariyerinin basamaklar›n› h›zla t›rmanm›fl bir parlak çocuk olarak ç›k›yor karfl›m›za. fieyh Seyyid Burhaneddin, Kayseri’den, Ba¤dat’ta fiems’i konuk etmekte olan Baba Zaman’a yazd›¤› mektupta Rumi’yi anlat›yor: “Daha 24 yafl›ndayken Rumi fleyhlik makam›na erdi. Daha flimdiden on bin müridi vard›r. Müritleri a¤z›ndan ç›kan her kelimeye k›ymet atfeder.” Ama –belki de kariyerindeki bu h›zl› yükselifl yüzünden- Rumi’nin çok önemli bir problemi var: “Her ne kadar kâmil ve ilmine vak›f bir kimse olsa da, kimsenin çözemedi¤i bir boflluk tafl›yor içinde.” Özetle, Rumi’nin can› s›k›l›yor... fiems ise bir Kalenderî dervifl olarak biriktirdi¤i tasavvuf s›rlar›n› aktaraca¤› bir dost ar›yor. Baba Zaman’›n dergâh›nda Rumî’den gelen haberin mührünün çözülmesini bekliyor. Nihayet, Konya’ya vard›¤›nda, daha Rumi’yle tan›flmadan bir ayyafl›n, bir fahiflenin ve bir

cüzzaml›n›n gönlünü kazanmay› ve ahalinin onaylamayan bak›fllar›n› üzerine çekmeyi baflar›yor. Bu arada, tüm bir tasavvuf felsefesini k›rk orta halli paragrafa indirgeyecek bilgi ve tecrübeye de sahip. Elif fiafak okuruna güvenini yitirmifl gibi bu noktada. ‹fli flansa b›rakm›yor ve bu felsefeyi kurallaflt›r›p metin içinde boldlayarak adeta okurun gözüne sokuyor. Çünkü roman okumaya, 400 küsur sayfal›k bir hikâyeyi tüketmeye tenezzülü ve tahammülü olmayan okur yaln›zca bu bold paragraflar› okuyarak fiems’i ve Mevlana’y› var eden felsefeyi akl›na yazabilir. Kahramanlar ve hikâye ortadan kalksa bile “Aflk”, bir “kiflisel geliflim” kitab› olarak ifl görebilir. Hikâye, kahramanlar›yla birlikte o felsefeye “action” kat›larak okundu¤unda ise buyrun lezzetli bir “Muslim New Age” baflyap›t›... Bütün bunlar Elif fiafak’›n, “Aflk”›, “Baba ve Piç”le bafllad›¤› “proje roman” serisinin ikincisi olarak kaleme ald›¤›n› düflündürüyor (“Siyah Süt”ün böyle bir anlam› olmad›¤›n› düflünmek istiyorum). Hiç kimse bir roman yazar›n›n mevcut dünya ahvalinden kendisini soyutlamas› ve bu ahvale müdahaleden al›konmas› gerekti¤ini söyleyemez. Bu kitap da Elif fiafak’›n bir roman yazar› olarak siyasetin üst kademelerinde piflirilen “medeniyetler diyalo¤u” projesine destekleyici bir müdahale biçimi olarak okunabilir. Böyle okundu¤unda bu kitapta anlat›lanlar›n ve onlar›n hikâye edilme biçimlerinin hiçbir mahzuru olmayabilir. Keza, Türkiye’de –küresel piyasalarda geçer akçe olmas› hasebiyle de– devletin resmî tasavvuf ekolü haline gelmifl Mevlevili¤i anlat›s›n›n merkezine oturtmas› da bu perspektiften bak›ld›¤›nda daha anlaml› olur. Ama bu koflullar alt›nda “Aflk”› bir roman de¤il, bir tür reklam metni olarak de¤erlendirmek gerekir. fiu durumda, “Aflk”› yazan Elif fiafak da bir metin yazar›na dönüflür. ‹flte “Pinhan”dan “Aflk”a, Elif fiafak’›n serüveni böyle özetlenebilir: Çok sat-

makla imtihan edilen bir roman yazar›, metin yazar› olarak da rahatl›kla ifl bulabilir. Bu koflullar alt›nda, “Aflk” pekâlâ siparifl edilmifl bir kitap da olabilir... Bir yazar, siparifl üzerine bir roman yazabilir. Neden olmas›n? Hepimiz piyasa koflullar›nda yafl›yor ve zaman zaman gözümüzü, kalemimizi, düflüncelerimizi ve varsa ismimizi birilerine kiralayarak hayatta kal›yoruz. E¤er öyle ise “Aflk” ve vazettikleri, Elif fiafak’›n bütün bir yazarl›k tecrübesi göz önünde bulundurularak ve elbette gene de soru iflaretlerinden vazgeçmeyerek bir kenara b›rak›labilir. Ama e¤er “Aflk” siparifl üzerine yaz›lmad›ysa, ortada büyük bir problem var demektir. Kitaptaki yan karakterlerden birinin ad› Baybars. Konya’n›n polis flefi, amcas› ise kitapta “mutaass›p” nam›yla geçen bir müderris. ‹ki karakter de zalim. Polis flefi, arada bir çal›flt›¤› evde ziyaret etti¤i fahifleyi camide görünce linç ettirecek, meyhaneden ç›kt›¤›n› gördü¤ü ayyafl› k›rbaçlayacak kadar haflin. Örgütünü flehirdeki varl›¤›n› iflaretlemek üzere kullan›yor ve kendince kurallar›n› anlad›¤› bir “gücü gücü yetene” evreninde yafl›yor. Kitaptaki tasvirlere bak›l›rsa resmedilirken bizim ça¤dafl›m›z olan meslektafllar›ndan esinlenerek kurgulanm›fl gibi de duruyor. Ama Elif fiafak, kendi ç›karlar›n›, kendi okurlar›na karfl› korudu¤u için o meslektafllardan birine teflekkür etmek ve yapt›¤› ifli kamu önünde ululamak üzere varl›¤›yla ve sözüyle onun ça¤dafllar›ndan birinin yan›nda büyük bir gururla durabiliyor. Eh, burada bir miktar içsel bütünlük problemi yaflad›¤› söylenebilir Elif fiafak’›n... Ya da denilebilir ki, her yazar her devirde hep ayn› okura yazacak de¤il... Elif fiafak, yazd›klar›yla oldu¤u kadar mevcudiyetiyle de yeni bir okur kitlesine ulaflmay› hedefliyor. Cumhurbaflkanl›¤› köflkünde popüler bir yazar olmak kolayca elde edilecek bir hedef de¤il. ‹nsan›n, bunun için, kendisini var eden ateflten vazgeçmesi gerekebiliyor... – Ayfle Çavdar


Tarihin tahrifi ve faflizan masallar Mümtaz’er Türköne - 68 Kufla¤› (Nesil)

adece solcular de¤iflmedi. Façay› düzeltip, yeni esvaplar giyip, b›y›klar› kesip, “arkaik milliyetçilik”lerini bir yana b›rak›p “merkez sa¤”a kayan faflistler de “eski faflist” oldu. Piyasa demokrasisinin nimetlerini paylaflmak için, daha do¤rusu piyasan›n nimetlerini paylaflmak için “eski solcu”larla bir araya gelip piyasan›n asl›nda demokratik olabilece¤ini, herkese imkân tan›yabilece¤ini söylemeye bafllad›lar. Özgürlük türküsünü birlikte söylemeye bafllad›lar, fakat bu özgürlük elbette “kendinden öte düflünebilme ve eyleyebilme” özgürlü¤ü de¤ildi. “Özel birey”in küçücük s›n›rlar› içinde, mal sahibi olma, müdahaleye u¤ramama, sermayenin renklerini ayr›flt›rmamak anlam›nda “demokratik bir düzen” özlemi! Özgürlük ufkundan vazgeçen solcular, bu bu özgürlük anlay›fl›na tav oldular, sa¤c›lar ise flehirli hale gelip, “eski kavgalar› unutup” yeni iflbirliklerine yelken açt›lar. Oysa sonuçta sadece solcular solculuklar›n› b›rakm›fl oldular, ama sa¤, kifliyi özel alana hapsetme ve baflka bir özgürlük alan› tan›mama anlam›nda hâlâ faflistti. Solcular, solun en iyi anlay›fllar›ndan olan özelefltiriyi “piflmanl›k” nidalar›na dönüfltürürken, sa¤c›lar “birbirimizden fark›m›z yoktu, biz kardefltik” gibi “uzlaflmalar” önerdi. Ama sa¤daki sol nefreti hiç de¤iflmeden kald›. Merkez sa¤›n yeni “akademik” ismi Mümtaz’er Türköne, faças›n› de¤ifltirip “demokratik” olmas›na ra¤men sa¤ cenahta sol nefretinin hâlâ ne kadar canl› oldu¤unu hayk›r›yor.

S

“Muhsin Baflkan”a yi¤it demeyince Mümtaz’er Türköne, ‘80 öncesi, kitab›nda da söz etti¤i gibi, “belindeki so¤uk nesnelerle” “Muhsin Baflkan”›n ard›ndan giden bir “sorumlu”. Tansu Çiller ve Özer Uçuran-Çiller çiftinin ve dönemin ‹çiflleri Bakan› Meral Akflener’in dan›flman›. fiim-

‘80 öncesinin faflist militan› Mümtaz’er Türköne, baflbakanl›¤› döneminde Tansu Çiller’in dan›flman› oldu, son zamanlarda AKP’ye yak›n liberal kalemler aras›nda say›l›yor, Zaman’da yaz›yor

ler ç›karaca¤›m›z› söylüyorlar. “Yurtd›fl›ndan yazan” Bernar Kutlu¤, 2 Nisan 2009 tarihinde “Türk Solu”nun “elefltirisini” flöyle yap›yor: “Baflörtüsü zulmüne uzaktan seyirci olan bir devrimci eski Dev-Genç lideri olsa ne yazar; Say›n Yaz›c›o¤lu’na yi¤it demeye getiremiyorsa dilini, o dilden ülke hayr›na iflitilecek ne söz ç›kar?” Ben de buradan “yurtd›fl›ndan yazan” Bernar Kutlu¤’a sesleniyorum: Efendim, lütfen liste gönderin, ne yapaca¤›m›z› ne yapmayaca¤›m›z› söyleyin; “ülke hayr›” için bu “sol” ne kadar itaatkâr olmal›, ne kadar eyvallah etmeli, lütfen yaz›n bize ki, kör kuyularda merdivensiz kalmayal›m! “Yurtd›fl›ndan yazan” Bernar Kutlu¤ devam ediyor: “Ergenekon orada, burnumuzun ucunda dururken AKP düflmanl›¤›n› seçen solcu, bir kütüphane dolusu kitap hazmetmifl olsa ne ç›kar?” Al›nd›m, gerçekten al›nd›m, o kadar okudu¤umuz kitaplar birden bofla gitti flimdi! Ve son söz de flöyle söyleniyor: “Uzun sözün k›sas›, Sol’un tümden y›k›l›p çok daha baflka de¤erlerle yeniden inflas›, bir sorumluluk.” Sorumluluk, solu sa¤›n de¤erleriyle yeniden kurmak olsa gerek, çünkü Kutlu¤’a göre –Türköne’nin “eski solcu” alter egosu mu?– bu bir idrak sorunu, yani “yi¤it” Muhsin Baflkan’a “yi¤it demekte hiçbir beis olmad›¤›n› anlama, idrak etme sorumlulu¤u”. “Yi¤it Muhsin Baflkan” demeyen hiç kimseye yaflama hakk› vermek istemeyen bir sorumluluk.

‘68 Ergenekon demekmifl

di AKP’ye olan yak›nl›¤›yla tan›n›yor. K›sacas›, kendisi nerede olursa olsun, fikri iktidarda olanlardan ve fikrini de iktidara göre ayarlayanlardan. Sol ve ‘68’i ele alm›fl ki, “ayn› hatalar› bir daha yapmayal›m”! Okurlar› da, onun Zaman gazetesindeki sütununa yaz›p, geçmifle bak›p nas›l ders-

Tarihsel olarak ne oldu¤u konusunda pek de “uzlaflma”ya var›lamayan (neden uzlaflmaya var›ls›n ki?) 1968 ve o dönemin kufla¤›, asl›nda solun kendini gösterebildi¤i tarihsel dönemlerden yaln›zca bir tanesiydi. Fakat bu dönemin ne oldu¤unu ve ne olmad›¤›n› söylemek, ‘68’in sorunu de¤il, bugünün sorunu. ‹dealize etmek ne kadar sorunluysa, çamur atmak daha da sorunludur. Türköne, “yaflad›klar› geçmifle tak›l›p kalan, oradan bugüne geçemeyen çok insan tan›d›m” diyor (sf. 9). Es-


kiden bugüne iktidara olan arzusu hiç de¤iflmeyen, sadece b›y›klar›n› kesen birisi için a¤›r bir itham: “ ‘68 bir masal. Gerçeklik duygusunun bir türlü nüfuz edemedi¤i bir masal. 40. y›l›nda her taraf› sahtelik kokan bir ‘68 efsanesi infla edildi” diyor Türköne ve sanki “derin devlet”in çetelerle, Çatl›’yla, Yeflil’le ve kendi arkadafllar›yla hiçbir ilgisi yokmufl gibi, derin devlet eflittir Ergenekon deyip o da eflittir 68 diyor! Yazar›m›z dünyan›n durumundan da haberdar! ‘68 bahar›n› flöyle tan›ml›yor: “Uyuflturucunun ve cinsellikte s›n›rs›zl›¤›n ön plana ç›kt›¤› ‘çiçek çocuklar’ yani hippilerden, her türlü otoriteye baflkald›ran anarflistlere, solun her türünü içeren genifl bir yelpazeye kadar statükoya muhalif her e¤ilim ‘68’in rengarenk dünyas›nda yer alm›flt›r... Sendikal haklar ve sol ideolojiler daha güçlü bir toplumsal tabakaya kavuflur. Hareket bafllad›¤› gibi h›zla söner.” Uyuflturucu ve cinsellik, yani “tu kaka” ve sonunda da h›zla sönen bir hareket, yani “oh bee!” Türkiye’nin ‘68’inde yaflananlar, “ordu-gençlik el ele” sloganlar› ya da Do¤an Avc›o¤lu vakas› ya da devrim yapacak öncü kuvvet anlay›fl› zaten bizzat sol taraf›ndan elefltirildi ve birçok sa¤c› da (sol kendine sol diyorsa, sa¤ da kendine sa¤ desin) sol elefltirisini bizzat solun özelefltirisinden alarak yapt›; elbette “yurtd›fl›ndan yazan” Bernar Kutlu¤ gibi, solun tümden y›k›lmas›n› ve “sa¤duyuyla” yeniden kurulmas›n› dileyerek. Türköne, cuntac›l›¤›n, Ergenekon’un kökünü ‘68’de ve sol ak›mlarda bulup tüm tarihi kendi iktidar kavgas›na alet ediyor ve sözünü etti¤i “yüzleflmek”, “yak›n tarihimizi anlamak” gibi “kayg›lar›” bir kenara b›rak›veriyor hemen. Devlet terörünün yaln›zca aleti de¤il, bizzat kendisi olmufl faflist militanlar için aklama ve güzellemeye dönüflüyor söyledikleri. “Tek borcum ac› çekenlere” diyor Türköne, “‘68’in ‘80’e kadar süren fliddet sarmal› içinde hayatlar›n› kaybedenleri hiçbir ayr›m gözetmeden sayg› ile yad ediyorum” (sf. 15) Oysa ayr›m var; devlet terörünün, tetikçilerin, faili meçhullerin yaratt›¤› önemli bir ayr›m var.

“Proje” olarak komando kamplar› Türköne’nin kitap boyunca dili hiç sürçmüyor; elefltirel bir okurun yazarda “dil sürçmelerini” aray›p orada sat›raralar›n› okumak için art› bir çaba göstermesine gerek yok. Her fley aç›k seçik söyleniyor. Hasan Cemal’in an›lar›ndan epeyce faydaland›¤› kesin. Hasan Cemal, Mustafa Kusey-

ri’nin bir arkadafl› taraf›ndan öldürüldü¤ünü ama suçun faflistlere at›ld›¤›n› anlat›yor. “‹flte” diyor Türköne, “tüm dönemin ruhu böyleydi”: “Bu olay ‘68’in özeti, ‹flledikleri cinayeti, tereddüt etmeden karfl› tarafa atan bir yüzsüzlü¤ü ve sahteli¤i gösterdi¤i için de¤il, bu oyundan siyasi sonuçlar devflirdi¤i için.” (sf. 20) Yani zavall› faflistler hiç cinayet ifllemediler. ‹fllenen tüm cinayetler, “yüzsüz” solcular›n iftiralar›ndan baflka bir fley de¤ildi. “‹flte” diyorum ben de, “bu anlay›fl Mümtaz’er Türköne’nin özeti”. Türköne, sadece 68’de Türk solunu de¤erlendirmekle kalmam›fl, ayn› zamanda dünya soluna da el atm›fl. Che Guevara’y› pop ikonu olarak de¤erlendiren Türköne, Che’ye, “hazret, bir gerilla önderi olarak günlerce da¤larda dolaflmaktan y›kanmaya f›rsat bulamazm›fl” diyor. Hazrete (yani Türköne’ye) devlet gücüne ve terörüne karfl› ç›kan insanlar›n da¤larda “gezmediklerini” ve da¤larda da befl y›ld›zl› otel banyosu olmad›¤›n› söylemek gerekir ama, kendisi de bunu biliyor ve dedi¤im gibi, dili de hiç sürçmüyor. “Sonunda su testisi su yolunda k›r›ld›” diyor Hazret (yani Türköne), “(Che) 1967’de Bolivya’da hükümet güçleri taraf›ndan ele geçirildi ve öldürüldü”. Hazretin (yani Türköne’nin) bir “oh olsun” demedi¤i kalm›fl ve Türköne, kendi ismini de Bolivya’daki “uluslararas›” hükümet güçleri aras›na yazd›r›yor. Che Guevaraya’ya “cani yani profesyonel gerilla” diyen Türköne, Türkiye’de onu Che Guevara kadar rahats›z etmifl Deniz Gezmifl’i de “gerilla özentisi” diye küçümsüyor. “Amerika’ya savafl aç›p Amerikan pilotlar›n montlar›n› giymeye merakl›” diyor. Sol denince akl›na Pol-Pot ve jakobenizmden baflka bir fley gelmeyen Türköne, ayn› dönemdeki Türkefl’in komando kamplar› için “solcu gençlerin FKÖ kamplar›nda silahl› e¤itimden geçti¤i bir proje gibi de¤ildi” diyor (sf. 77). Ve öyle bir anlat›yor ki komando kamplar›n›, san›rs›n›z ki, flimdilerde gördü¤ümüz ne kokan ne bulaflan sivil toplum projelerinden birinden söz ediyoruz: “Komando kamplar› sadece milliyetçi sa¤› dikkat çeker hale getiren ve akabinde üniversitelerde daha özgüvenli bir sa¤ kitlenin di¤er kutupta yer almas›na hizmet eden bir projeydi.” (sf. 77) K›sacas›, sa¤a özgüven kazand›ran “hay›rl› bir proje” diyor. Çatl›, içinde yetiflti¤i “komando kamp›na” “proje” dendi¤ini duysayd› acaba “sorumlu” Türköne’ye ne derdi? Kanl› Pazar’dan önce “k›z›llar› bo¤man›n vakti geldi” diye yazan

2 YI SA

1 YI SA

GELENEK VE KOPUŞ

HEGEL’İ YENİDEN OKUMAK

Mehmet fievki Eygi ise sa¤›n ölçülü olarak elefltirilen tek ismi, elefltiri de flöyle: “Derin devlet taraf›ndan kullan›ld›.” Aktör olarak, bizzat derin devlet olarak ifl gören tek bir sa¤c› bile olmad›¤›n› ö¤reniyoruz bu “yak›n tarihimizle yüzleflme” kitab›nda.

Cuntac›l›¤a karfl› “güvenlik yönetiflimi” Türköne, cuntac›l›kla özdefllefltirdi¤i sola “faflist” demenin (solun hepsine!) bir yolunu bulduktan sonra ve kendi cenah›n› da “komünist” (kelimenin as›l anlam› cemaatç›ym›fl ya) –yani iyi ve onurlu– ilan ettikten sonra, özgürlük ve demokrasi sözcüklerinden geriye hiçbir fley kalm›yor. Anlafl›lmayan, madem bu kadar “komünist” ve “özgürlükçü” olmak istiyordun da, ne diye faflist olmakta direttin? Oysa burada basit bir yer de¤ifltirmeden baflka bir fley yok. Hegemonyaya itaatten baflka bir fley olmayan anlay›fl, hegemonya r›zay› “özgürlük” palavras›yla kazan›yorsa, özgürlük savaflç›l›¤›na bile soyunur. Türköne, kendi “projelerini” aç›klamaya bafllad›¤›nda özgürlük ve demokrasi sözleri yerini “yönetiflim”e b›rak›yor. Türköne’ye göre cuntac›l›¤›n kesin çözümü, Silahl› Kuvvetler’in özellefltirilmesi: “Güvenli¤i Silahl› Kuvvetler’e havale eden hiyerarflik örgütlenme yerini art›k üç boyutlu heterarflik bir örgütlenmeye b›rak›yor. Özel sektör, bilim ve araflt›rma kurumlar› sivil toplumun hareketli ve verimli perspektifi bir ülkenin savunulmas›n›, güvenlik ihtiyac›n›n karfl›lanmas›n› ve cayd›r›c›l›¤›n sa¤lanmas›n› kolektif bir amaca dönüfltürüyor.” (sf. 111) Ve o demokrasi havarisi, en yetkin modelini Bush’un sözlerinde bulup “güvenlik yönetiflimi” kavram›n› hemen devreye sokuyor. Amerika’n›n en gözde kavramlar›ndan olan “asimetrik tehdit” ve “güvenlik” söyleminin tüm kliflelerini tekrarl›yor –Güneydo¤u’nun Türkiye’nin asimetrik tehdidi oldu¤unu da vurgulayarak. Türkiye’nin nükleer silah üretme kapasitesinden gururla dem vuran Türköne, bu füzelerin “cayd›r›c›” olabilmesi için menzil sorununu çözmek gerekti¤inin alt›n› çizerek, bu ifli de “teknoloji üreten merkezlere ve bu ifle yat›r›m yapacak özel sektöre” havale ediyor. K›sacas›, Türköne’ye göre ekonomik liberalizm gelir ve tüm kötülükler gider. Eski faflist, b›y›klar›n› kesmifl, ekonomik özgürlükten baflka bir özgürlük tan›maz olmufl ve tüm solcular› da “faflist” ilan etmifltir. ‘68’e masal diyen Türköne’nin mutlu masal› böyle biter. – Göksun Yaz›c›

3 YI SA

MUAMMA NESNE: ÖZNE

4 YI SA

FELSEFE VE DEVRİM


KOJ‹N KARATAN‹’YLE “X SOSYAL‹ZM‹”N‹N TEMELLER‹ ÜZER‹NE

Bast›r›lan›n dönüflü Geçen say›m›zda, günümüzün önde gelen düflünürlerinden Kojin Karatani’nin Bilgi Üniversitesi’nde 3 Haziran günü verdi¤i konferans›n metnini, yorumlar›m›zda birlikte nakletmifltik. Konferans sonras›nda Karatani’yle bulufltuk, teorisinin temelleri üzerine konufltuk... Haf›zam›zda yer eden bir haiku’yla bafllayal›m, “Teröristin Hüznü”yle. Düz çevirisi afla¤› yukar› flöyle: “Kendisini düflmana savuran bir yürek / Her halis, riyâs›z insan›n hüznüdür bu / Sonu gelmeyen bir tart›flman›n sonras›nda / So¤umufl kakaodan bir yudum ald›¤›mda / Onun hafif kekremsi tad›nda / Duyumsuyorum teröristin derin hüznünü.” Kojin Karatani: Bu Ishikawa Takuboku’nun fliiri. Ama haiku de¤il, tanka. Tanka, geleneksel k›sa fliirdir. Asl›nda yönetici s›n›flara, aristokrasiye ait bir tarzd›r, ama Ishikawa Takuboku tankay› dönüfltürdü ve popüler k›ld›. O yüzden bugün bile okunabilen, zevk al›nan fliirlerdir Takuboku’nun tankalar›. Bak›n, siz de zevkle okumuflsunuz. (gülüyor) Takuboku nas›l biriydi? Sosyalistti, anarflist-sosyalistti. Çok genç öldü, 27 yafl›ndayd›. 1900’lerin bafl›nda, Japonya’da anarflist, sosyalist bir tahayyül yoktu, Takuboku o tahayyülü dolafl›ma sokan isimlerden biri oldu. Ama hareket noktas›, içinde bulundu¤u somut gerçeklik, yani Japonya gerçekli¤i de¤ildi. Hayal gücünü kullanarak bir sosyalizm-anar-

flizm tahayyülü kurdu. Ekim Devrimi’nden önce Japonya’da anarflist-sosyalistler marksistlerden daha güçlüydü. Ekim Devrimi’nden sonra bolflevizm egemen oldu ve bu türden romantik tahayyüller rafa kald›r›ld›. Anarflizm giderek söndü, sadece edebiyat alan›nda varl›¤›n› sürdürdü. Bu tankadaki fikre ne diyorsunuz, “teröristin hüznünü duyumsamaya”?

Hannah Arendt’in dedi¤i gibi, ütopya arzulayanlar, tasarlayanlar, kurgulayanlar diktatörlerdir. Ben özgürlükçü sosyalizm fikrini, tahayyülünü eski gücüne kavuflturmaya çal›fl›yorum yaln›zca. Yaz›ld›¤› döneme ve ortama bakmak lâz›m. 1900’lerin bafl›nda, fliddet eylemleri Avrupa’da çok popülerdi, özellikle Fransa ve Rusya’da. Ayr›ca, sosyalist hareket Avrupa’da ve Rusya’da çok güçlüydü, ama Japonya’da durum tam tersiydi. Anarflist, sosyalist bir tahayyül yoktu. Bu tahayyül fliddet eylemleriyle birlikte geldi. Japonya’da sosyalist hareketin bafllang›c›nda anarflizm var, tedhifl eylemleri

var. Türkiye’de de böyle san›r›m. Yeri gelmiflken Tevfik Fikret’i anal›m. “Bir Lâhza-i Tahattür” (Bir Anl›k Gecikme) adl› fliirinde, Sultan II. Abdülhamit’e düzenlenen suikastin (1905) baflar›s›z olmas›na hay›flan›r. “Bir Lâhza-i Tahattür” ve “Teröristin Hüznü” afla¤› yukar› ayn› y›llarda yaz›lm›fl. “Teröristin Hüznü”, “Büyük ‹hanet” diye adland›r›lan 1910 vakas›ndan bir y›l sonra yaz›ld›. 1910’da, dönemin en önemli düflünürlerinden, yazarlar›ndan biri olan Kotoku Shusui’nin bafl›n› çekti¤i bir grubun imparator Meiji’ye (1852-1912) suikast haz›rl›¤› yapt›¤›na dair iddialar ileri sürülüyor ve kurulan mahkemede Kotoku Shusui’yle birlikte 12 sosyalist ve anarflist idam ediliyor. Sonradan bu suikast giriflimi iddias›n›n devlet eliyle haz›rlanan bir komplo oldu¤u ortaya ç›kt›. Bilgi Üniversitesi’nde verdi¤iniz konferansta, Noam Chomsky’nin 1971’de yapt›¤› s›n›flamay› temel alarak dört toplumsal sistemden söz ettiniz: Devlet kapitalizmi, devlet sosyalizmi, neoliberal kapitalizm ve “X” diye kodlad›¤›n›z özgürlükçü sosyalizm. “X” demeyi tercih etmenizin sebebi ne? O topluma bir isim vermek zor. Sosyalizm veya komünizm dedi¤inizde veya baflka bir isim verdi¤inizde, bir gelenek ve sabit bir anlam söz konusu olacak. X demek daha iyi, çünkü o zaman insanlar tahayyül edebiliyor. ‹nsanlar› tahayyül etmeye, hayal güçlerini harekete geçirmeye sevketmek iyi bir fley. (gülüyor) Bazen X’e bir isim veriyorum, “associationism” (“birlikçilik”/ ortakç›l›k”) diyorum. O zaman da “associationism ne demek?” diye soruluyor. En bafltan bafllay›p anlatmam gerekiyor. X demek daha iyi. (gülüyor) “Transkritik”te Kant’› referans alarak “kurucu fikir (akl›n kurucu bir flekilde kullan›lmas›) - düzenleyici fikir (akl›n düzenleyici bir flekilde kullan›lmas›)” ayr›m› yap›yorsunuz. Bu aç›dan bak›ld›¤›nda, konferansta “X” dedi¤iniz “fley”in, daha çok klasik ütopyac› fikriyatla irtibatland›rd›¤›n›z türden bir kurucu fikir de¤il, bu ütopya gelene¤iyle aran›za mesafe koymay› da sa¤layan bir tür k›lavuz, bir düzenleyici fikir oldu¤u söylenebilir, de¤il mi? Evet, dedi¤iniz gibi, Kant’›n bu kurucu fikir-düzenleyici fikir ayr›m› benim çok önem verdi¤im bir ayr›m. Ütopya dedi¤im zaman bir kurgudan, arzu edilen, özlenen bir dünya tasar›m›ndan bahsetti¤im san›l›yor. Kastetti¤im öyle bir fley de¤il. O iflte kurucu fikirdir. Hannah Arendt’in dedi¤i gibi, ütopya arzulayanlar, tasarlayanlar, kurgulayanlar diktatörlerdir. Ben özgürlükçü sosyalizm fikrini, tahayyülünü eski gücüne kavuflturmaya çal›fl›yorum yaln›zca. Anlad›¤›m›z kadar›yla, klasik ütopya fikrini de¤il, geçmiflte varolan, ama bast›r›lan bir aray›fl›n, bir tahayyülün geri gelmesini kastediyorsunuz. Peki flu cümleye ne dersiniz: Bast›r›lan fley ile geri gelen fley asla ayn› fley de¤ildir. Freud da öyle diyor. “Musa ve Tektanr›c›l›k”ta da, “Totem ve Tabu”da da bast›r›lan›n farkl› bir biçimde geri dön-

43


dü¤ünü söylüyor. Komünizm de ayn› fley olarak de¤il, baflka bir fley olarak geri dönecek. Komünizm tahayyülünün “bilimsel sosyalizm” diye dogmatiklefltirilmesinin, Marx’›n çürüttü¤ü metafizikten bir fark› yoktu. Güya tarihin bir kurgusu vard›, nereye varaca¤› en bafltan belliydi: Kapitalizmden sosyalizme, oradan da komünizme geçilecekti. O anlay›fl sonunda Fukuyama’ya götürüyor, “tarihin sonu” anlay›fl›na. (gülüyor) “Transkritik”in önsözünde Marx’tan flu al›nt›y› yap›yorsunuz: “Bizce komünizm kurulacak bir iliflkiler hali, gerçekli¤in kendisini uyarlamak zorunda kalaca¤› bir ideal de¤ildir. fieylerin flimdiki halini ortadan kald›ran gerçek harekete komünizm diyoruz. Bu hareketin koflullar›, flu an varolan öncüllerden ortaya ç›kar.” Bugünün öncülleri neler? Bir kere kafam›zdaki altyap›-üstyap› flablonundan –altyap› ekonomi; üstyap› devlet, ulus, din, kültür– vazgeçmemiz gerekiyor. Bu flablondan vazgeçince kafam›z rahatl›yor. Althusser’den beri kafam›z o anlamda rahat de¤il mi? Althusser’in yöntemiyle yola ç›k›l›rsa, Maoizm gibi bir fley ç›kar ortaya. (gülüyor) Bugünün öncülleri dediniz, bunlar›n bafl›nda tar›msal üretim yapan köylerin ortadan kalkmas› geliyor. Küreselleflmeyle birlikte, proletarya kayna¤› olarak köy ortadan kalk›yor. 2008’de, insanl›k tarihinde ilk kez kent nüfusu köy nüfusunu geçti. ‹nsan-do¤a iliflkisinde de art›k bir s›n›ra gelindi. Her ça¤da üretim yapt›¤›n›zda mutlaka bir at›k ortaya ç›kar. Ama flimdi at›k çok büyük bir maliyet yüklüyor. Bütün bunlar kapitalist ekonominin sonunun geldi¤ini gösteriyor. Peki, X’e nas›l gidece¤iz? O geliyor zaten. (kahkaha at›yor) Geliyor ama, y›k›larak geliyor. Biz nas›l gidece¤iz derken o geliyor. Sermaye-devlet –benim için sermaye ile devlet aras›nda bir fark yoktur– y›k›l›yor, ölüyor, ama hayatta kalma çabas› gösteriyor. Dünyan›n her yerinde baflgösteren çat›flmalar bu hayatta kalma çabas›n›n sonucu. Özellikle enerji ve g›da alan›nda çok önemli çat›flmalar

ortaya ç›k›yor, muhtemelen daha da ç›kacak. Gerek sermaye-devletin hayatta kalma mücadelesini, gerekse içinde bulundu¤umuz dönemi emperyal dönem olarak adland›r›yorum. Tek bir hükümran yok, her devlet hükümranl›k aray›fl›nda. O yüzden savafl ç›kmas›ndan, ener-

Komünizm tahayyülünün dogmatiklefltirilmesinin Marx’›n çürüttü¤ü metafizikten bir fark› yoktu. Güya tarihin bir kurgusu vard›, nereye varaca¤› en bafltan belliydi. O anlay›fl sonunda Fukuyama’ya götürüyor, “tarihin sonu” anlay›fl›na. ji ve g›da sorunlar› çevresinde bir dünya savafl›n›n ç›kmas›ndan endifleliyim. Öyle bir ihtimal çok ciddi bir toplumsal direniflle karfl›laflmaz m›? O direnifl sürecinden dünya cumhuriyetinin ortaya ç›kabilece¤ini düflünüyorum. “X’e nas›l gidilecek?” sorunuza cevab›m flu: Dünya devrimi tedricen gerçekleflecek. Ama bu kendili¤inden olacak de¤il,

KARATAN‹’N‹N “YEN‹ B‹RL‹KÇ‹ HAREKET”‹

Anti-kanser hücreleri

K

ojin Karatani, y›llara yay›lan düflünsel aray›fl›n› somut mücadelelerle birlefltirmenin u¤rafl›n› vermifl bir düflünür. Akademi dünyas›nda hayli yayg›n olan “elefltirel fl›kl›¤›n” korunakl› konumuna hapsolmay›p günlük politik kavga içerisinde ellerini kirletebilme cesaretini gösterebilmesinden anlayabiliyoruz bunu. Bu aray›fl›n bir sonucu olarak 2000 y›l›n›n haziran ay›nda kurulan Yeni Birlikçi Hareket, baflar›ya ulaflamam›fl bir deneyim olarak tarihte yerini alsa da, hat›rlanmay› hak ediyor. Hareketin temel politik hatt›, Karatani’nin kapitalist sistem içinde sermaye birikimine dair gelifltirdi¤i analize dayan›yordu. Buna göre, sermayenin art›-de¤er üretebilmesi iki ana u¤rakta gerçekleflir: Meta haline gelmifl olan iflgücünün sermayeye kiralanmas› ve de üretim sürecinde ortaya ç›kan ürünlerin tüketicilere sat›lmas›. Sermaye sahiplerinin kapitalizm içerisinde yok olmadan kendilerini idame ettirebilmeleri için bu iki u¤ra¤›n da aksaks›z ifllemesi flartt›r. ‹flçi s›n›f›, bu de¤er aktar›m› düzene¤i

44

içerisinde iki pozisyonda somutlan›r: Üretici olarak iflçiler ve tüketici olarak iflçiler. Karatani’nin bu tezden hareketle ç›kard›¤› politik sonuçsa, iflçilerin öznel gücünün bu iki u¤ra¤› kesintiye u¤ratabilme olas›l›¤›nda yatt›¤›yd›. ‹flçiler ya emeklerini satmay› reddedeceklerdi ya da kapitalist sistemde üretilen ürünleri tüketmeyeceklerdi. Sosyalist/komünist/anarflist mücadelenin heybesi bu denklemin ilk k›sm›na yönelmifl deneyimlerle doluydu. Genel grevlerden iflyeri iflgallerine, “Çal›flmay› reddet!”sloganlar›na bunun örnekleri mevcuttu, ancak bunlar›n tümü, Karatani’ye göre, zaten yenilgiye mahkûm teflebbüslerdi. Yap›lmas› gereken, alternatif bir tüketim alan›n›n yarat›l›p sermayenin hayatta kalma damarlar›n›n kesilmesiydi. Ama bunun mümkün olabilmesi için bu mücadeleye giriflmifl olanlar›n özgürce üretebilecekleri ve tüketebilecekleri alanlar›n yarat›lmas› gerekiyordu. Yeni Birlikçi Hareket, bu alanlar›n, yani iç içe örülmüfl üretim ve tüketim kooperatiflerinin oluflturularak toplumsal bünyeyi sarm›fl “kapitalist kanser hücreleri”ne karfl› “anti-kanser hücreleri”nin yayg›nlaflt›r›lmas›n› öngörüyordu. Böylece serma-

bizim kapitalizmin çöküfl sürecine verece¤imiz cevaba ba¤l› bir fley. Bugün anarflizme ve marksizme elefltirim flu: ‹kisi de “tek ülkede devrim” anlay›fl›na sahip. Marx hep dünya devriminden söz etmifltir. Ama flimdiye kadar hiç öyle bir devrim olmad›. 1848 Avrupa devrimi için dünya devrimi denebilir belki, ama dünya Avrupa de¤il. I. Dünya Savafl› da dünya savafl› de¤il. Ben dünya devrimi derken, gerçek bir dünya devrimini kastediyorum. Bugünün Birleflmifl Milletler’i, Kant’›n fikrinin tedricen gerçekleflmesidir. I. Dünya Savafl›’ndan sonra da Milletler Cemiyeti kurulmufltu. Bugün de BM yeniden ve daha üst bir düzeyde kurulabilir. Bu bir ütopya de¤il, bir mecburiyet. NAM’› (New Associationist Movement – Yeni Kooperatif / Birlik Hareketi) kurman›z›n sebebi neydi, neler gerçeklefltirdiniz? O örgütlenmeye giriflmemin sebebi, tüketim kooperatiflerini ve üretim kooperatiflerini birlefltirmeye çal›flmakt›. NAM olarak Japonya’n›n en büyük tüketim kooperatifiyle ortak çal›flt›k. AT (Alternative Trade) diye bir dergi ç›kard›k, adil ticaret ve alternatif üretim yapan birçok flirket, dernek, kooperatif var, bunlar küçük küçük örgütler, NAM onlar›n koordinasyonunu sa¤lamak için kuruldu. Tüketici kooperatiflerinin üyeleri aras›nda ayr› bir para birimi kullan›lmas› söz konusuydu. Ama devlet yasal bir engel ç›kard› karfl›m›za, di¤er tüzel kifliliklerden çok daha büyük bir vergilendirmeye tâbi tutulma tehlikesiyle karfl› karfl›ya kald›k. Alternatif para projemiz maalesef baflar›s›zl›¤a u¤rad›. Bu durum Marx’›n, sizin bafll›ca esin kaynaklar›n›zdan biri olan Proudhon’a “Felsefenin Sefaleti”nde yapt›¤› elefltiriyi hakl› ç›karm›yor mu? Ben öyle düflünmüyorum. Marx’›n da alternatif para birimine benzer bir düflüncesi vard›. “Emek saati belgesi” ile al›flverifl yap›lmas›n› öngörüyordu. Bir insan›n kaç saat çal›flt›¤›n› gösteren belgeyle ihtiyaç maddelerini tedarik etmesini öngören bir yaklafl›m› vard›. Alternatif para meselesi bir yana, Marx’›n Proudhon’a yöneltti¤i temel elefltiri “siyaseti ekonomiye indirge-

ye-ulus-devlet üçlüsüne karfl› –birbirine kopmazcas›na ba¤l› bu üçlüden yaln›zca tek birini hedef al›p di¤erlerinin güçlenmesine yol açmaks›z›n– özgür bireylerin birli¤ini kurmak mümkün olacakt›. Birlikler pratikte Yerel Mübadele Ticaret Sistemi denilen bir dolafl›m örgüsü üzerinden iflliyor, böylece parasal bir fazla yarat›l›p malî sermayenin oluflmas›na engel olunuyordu. Yetki sahibi kiflilerin kurayla seçilmesi yoluyla iktidar mücadelesini tümüyle anlams›zlaflt›rmay› hedefliyorlard›. Birlik içinde yer alan tüm bireylerin birden fazla nitelikle tan›mland›¤› gerçe¤i bir ön kabul olarak tespit ediliyor, böylece çoklu mücadele ortamlar›n›n birbiriyle iliflkilenmesi mümkün oluyordu. Ancak, kapitalizmi içeriden aflmay› kendine hedef olarak seçmifl, ulus-devlet s›n›rlar›n› ve cinsiyetçi iflbölümünü yerle yeksan k›lmay› bir zorunluluk olarak önüne koymufl olan Yeni Birlikçi Hareket fazla uzun ömürlü olamad›. Kapitalizm karfl›t› iddias›n› bu iddian›n as›l sahibi olan kitlelerin siyasal eylemine tahvil edemedi¤i, mücadeleyi tüketim alan›yla s›n›rl› tasavvur etme hatas›na düfltü¤ü, aksi yöndeki tüm iddialar›na ra¤men politik mücadeleyi salt bir etik kerteye indirgemekle yetindi¤i için geride sadece zihin aç›c› k›v›lc›mlar b›rakt›. – F›rat Genç


mek” ve dolay›s›yla “iflçi s›n›f›n›n siyasallaflmas›n› frenlemek”ti. Siyaseti ekonomiye indirgeyen Engels’di. 19. yüzy›l›n sonunda tekeller ortaya ç›k›nca, Engels “bunlar› devletlefltirdik mi, al sana sosyalizm” dedi. Sovyetler de onu yapt›. Sonuç ne? 20. yüzy›l›n trajedisi. Proudhon’un ne zarar› olmufl dünyaya! (gülüyor) Ben sad›k bir marksistim. MarxProudhon çat›flmas›n›n çok abart›ld›¤›n› düflünüyorum. Marx’›n Proudhon’a tavr›n›n uzlaflmaz veya düflmanca oldu¤unu hiç sanm›yorum. Öyle olsayd›, k›zlar›n› Proudhoncularla evlendirmezdi. (gülüyor) “Gönül ferman dinlemez” denir, belki de öyle olmufltur. ‹kisi de mi! (gülüyor) Damatlar›ndan sadece biri Proudhoncu olsa anlard›k. I. Enternasyonal’in ço¤unlu¤u Proudhoncuydu. Marx-Proudhon anlaflmazl›¤›n› büyüten Engels’di. Ve de damad›. Tembel olan› m›? Hay›r, öbür damad› (Edward Avering). Ama Paul Lafargue da marksist olarak bilinirdi. Bu arada, Marx’›n kiflili¤inin önemsedi¤imiz bir taraf›na dikkat çekelim. Proudhon’u k›yas›ya elefltirdi¤i “Felsefenin Sefaleti”nin önsözüne düfltü¤ü notta flöyle diyor: “Bu kitab›n bu insan›n ölümünden bu kadar k›sa bir süre sonra yay›nlanmas›n›n tüm sorumlulu¤u yay›nc›ya aittir.” ‹flte bu da Marx’›n Proudhon’a düflmanl›k beslemedi¤ini gösteriyor. (gülüyor) Proudhon yüzeyini görüyor kapitalizmin, görünen k›sm›na bak›yor ve oradan bir fikir ç›karmaya, bir mücadele hatt› oluflturmaya çal›fl›yor. Marx ise kapitalizmi derinlemesine inceliyor, kapitalizmin yasalar›n› ortaya koymaya çal›fl›yor. Proudhon, kapitalizmin görünen yüzeyiyle ilgileniyor ama, çok güzel, çok önemli fleyler söylüyor. Ben bunlar›n ikisini de söylemek istiyorum. Proudhon, ‹ngiltere’deki sol Ricardocular›n yapt›klar›ndan esinleniyor, özellikle de üretim kooperatiflerinden. O deneyimleri Fransa’da tart›flmaya aç›yor, uygulanmas› için çabal›yor. Marx da o deneyimlere bak›yor, ama onlar› derinlefltiriyor. Kapitalist ekonominin hakk›ndan gelmek için onu bir sistem olarak kavramak gerekti¤inin fark›ndayd›. Ayn› fley Proudhon için geçerli de¤il. Ama flunu unutmayal›m: Marx, Ricardocu ekonomi-politi¤i Proudhon üzerinden, Proudhon’u da Ricardo’nun emekde¤er teorisi üzerinden elefltiri-

yordu. “Kapital”e giden yolu “Felsefenin Sefaleti” döflemifltir. Kapitalizm sadece büyük çapl› meta üretimi ve art›-de¤er demek de¤il. Ayn› zamanda, Marx’›n söyledi¤i gibi, sürekli olarak ihtiyaçlar› tan›ml›yor ve yeni ihtiyaçlar da yarat›yor. Siz vurguyu üretim yerine de¤iflime, mübadeleye yap›yorsunuz, ancak vurguyu üretime yapt›¤›m›zda, kapitalizmin flu yan› daha dikkat çekici hale geliyor: Kapitalizm asl›nda durmadan yeni ihtiyaçlar yaratan bir sistem. Bunu nas›l yorumlars›n›z? Bununla yak›ndan ilgili bir soru da flu: Kömür ç›karan adam kendisini proleter olarak görüyordu ve buna dair bir 19. yüzy›l iflçi s›n›f› eti¤i vard› –kaybedecek hiçbir fleyi olmayan iflçinin eti¤i. fiimdi günde 14 saat bilgisayar bafl›nda patrona çal›flan biri kendisini proleter olarak görmüyor. Dolay›s›yla, söz etti¤iniz eti¤in öznesi olarak kimi görüyorsunuz? Proletarya dedi¤imiz insan, kendi üretti¤ini sat›n almak zorunda olan insand›r. Bunun yoksulluk imgesiyle alâkas› yok. Tar›m köylüsü dedi¤imiz, proletarya kayna¤› olan insan, kendi temel ihtiyaçlar›n› gidermek için sat›n alma eyleminde bulunmayan, mensubu oldu¤u toplulu¤un içindeki mübadele yoluyla geçimini temin eden insand›r. Sermaye, bu insanlar› köylerinden çekip koparmak, onlar›, “geçinmek için kendi ihtiyaçlar›n› sat›n alan” insanlar haline getirmek zorunda. Bu da proletaryay›, ayn› zamanda tüketici konumuna getiriyor. Bu tüketici konumu marksizmde yeterince dikkate al›nm›yor. Tüketici hareketleri çok önemlidir, çünkü üretici ayn› zamanda tüketici olmak zorunda. fiimdi bütün Çin ve Hindistan o anlamda tüketicilefliyor, proleterlefltikçe ayn› zamanda tüketicilefliyor. ‹kinci sorunuzun cevab› da proletaryan›n tan›m› veya kavran›fl›yla ilgili. Sadece emek içinden hareketle proletaryay› tan›mlamamak lâz›m. Proletaryan›n bir mecaz oldu¤unu düflünüyorum. Ama bunu söyleyince “proletarya art›k yok” dedi¤im san›l›yor. Hay›r, tan›m› bafltan al›p o tan›m›n içine tüketici konumunu dahil etmemiz gerekiyor. Çünkü üretti¤ini sat›n almak zorunda olan bir insandan söz ediyoruz. Marx, “Kapital”de de söylüyor, art›de¤erin ortaya ç›kt›¤› yer sadece üretim süreci de¤il. Art›-de¤er, ürün sat›ld›¤› zaman da ortaya ç›k›yor. “Eti¤in öznesi kim?” dediniz. Proletaryan›n ayn› zamanda tüketici oldu¤u ortaya

“TRANSKR‹T‹K”TEN ALTINI Ç‹ZD‹⁄‹M‹Z SATIRLAR

“Kapital”in ruhu

K

apitalist ekonominin tarihsel aflamalar boyunca alt dilimlere ayr›lmas› adettendir: Merkantilizm, liberalizm, emperyalizm ve geç kapitalizm. Bu bak›fl, hâkim e¤ilimleri ifade etmek bak›m›ndan do¤ru gibi görünür, ama bu aflamalar aras›nda temel bir de¤iflikli¤in vuku buldu¤unu düflünmek yanl›flt›r. Örne¤in emek piyasas›n›n büyük bir k›sm›n›n kat› emekten yumuflak eme¤e –fiziksel emekten hizmet eme¤ine ve sat›fl departman›na kaymas›– ya da enformasyon idaresi gibi düflünsel eme¤in bütün iflleyifl aç›s›ndan daha hayatî hale gelmesi “geç kapitalizmin” bir alâmeti olarak görülür. Buna karfl›l›k, Marx’›n ifade tarz›na dönecek olursak, onun s›naî terimini çok daha genifl bir anlamda kullanm›fl oldu¤u hemen fark edilir. “Burada s›naî terimi, kapitalist bir temel üzerinde yürütülen tüm üretim dallar›n› kapsamas› anlam›nda kullan›l›yor... Gelgelelim, üretim sürecindeki ürünün yeni bir nesnel ürün, bir meta olmad›¤› belirli sanayi dallar› vard›r. Bunlardan ekonomik aç›dan tek önemli olan›, iletiflim sanayiidir; metalar ile insanlar› bir yerden di¤erine tafl›mak için kullan›lan ulafl›m sanayii ve salt enformasyonun –mektuplar, telgraflar vs.– iletilmesi... Üretilen faydal› etki, ulafl›m sürecine, yani ulafl›m sanayiine özgü olan üretim sürecine ayr›lmaz flekilde ba¤l›d›r.” (Kapital, 2. cilt) ccc

Sermaye-Ulus-Devlet üçlüsü, birbirini karfl›l›kl› olarak tamamlayan üç mübadele biçiminden oluflur. Örne¤in korporatizm, refah devleti ve sosyal demokrasi, bu üçlünün son biçimleridir ve onu katiyen ortadan kald›rmazlar. Kapitalizmin küreselleflmesi de onu da¤›tmayacakt›r. Avrupa Toplulu¤u’na bak›n. Avrupa’n›n içindeki uluslar aç›s›ndan ulus-devletin üstesinden gelinmesi olarak görülebilir, ama d›flar›dan bak›ld›¤›nda devasa bir süper-devlet olarak durur. Sermayenin küreselleflmesi sayesinde ulus-devletin ortadan kalkaca¤› tahminini s›k s›k duyuyoruz. D›fl ticarete dayal› uluslararas› ekonomik a¤lar›n giderek büyümesinden dolay›, ulus-devletler dahilindeki ekonomi politikalar›n eskisi kadar etkili bir flekilde ifllemedi¤i ortadad›r. Gelgelelim, uluslararas› iliflkiler nas›l yeniden örgütlenip ne kadar yo¤unlafl›rsa yo¤unlafls›n, devlet ve ulus yok olmayacakt›r. Tek tek ulusal ekonomiler küresel piyasa (neoliberalizm) taraf›ndan tehdit edildikleri zaman, bir yandan devletin ve/ya blok ekonominin korumas›n› talep ederlerken, di¤er yandan da ulusal kültürel kimli¤e baflvururlar. Demek ki sermayeye karfl› giriflilecek her karfl›-eylem devleti ve ulusu da karfl›s›na almal›d›r. Üçlüden birini tan›mazsan›z, di¤er ikisinin iktidar› sizi halkan›n içine sonunda yeniden çeker. Bu yüzden, kapitalizme yönelen karfl›-eylem ulusdevleti de karfl›s›na almak durumundad›r. Kapitalist piyasa ekonomisinin insanlar› ve do¤ay› yeniden üretebilmesi için ulus-devletin müdahalesi zorunludur. Sermaye emek-gücü fazlas› ve k›tl›¤›yla bafla ç›kmak için tar›m›n can damar›n›n att›¤› yerlerden, küçük iflletmelerden ve azgeliflmifl ülkelerden al›nan “yedek sanayi ordusu”na baflvurur. Geliflmifl ülkelerin sermayeleri, ülke içindeki ücretler artt›¤›nda ya d›flar›dan iflçi ithal eder ya da üretimi d›flar›ya ihraç eder. Bu s›n›r›n iflaret etti¤i tek fley fludur öyleyse: Sermaye birikimi tam da kriz ve ticarî döngü sayesinde yoluna devam edebilir ve sermayenin kendini sürdürebilmesinin yolu budur. Demek ki çevre sorunlar› –en ciddi olanlar› bile– kapitalizme ölümcül bir darbe indiremez. Geçen yüzy›l boyunca kapitalist üretim, ziraî üreticiler olarak insanlar›n uzun zamand›r ahenk içinde iflledi¤i do¤al çevrenin kendi kendini ayakta tutan geri dönüflüm sistemini mahvetti. Çevre kirlili¤inin bu yüzden küresel bir ölçe¤e yay›ld›¤›na tan›k oluyoruz. Ama bu durum modern sanayileflmenin son zamanlardaki ilerlemecili¤inin yol açt›¤› fenal›k olarak görülürse, meselenin tek boyutuna odaklan›lm›fl olur. Bu süreç epey bir zamand›r görülmektedir. Tabii ki Marx da bu konuya kafa yormufltu. “Kapital”de Marx’›n tarihi insan/do¤a iliflkileri noktas›ndan hareketle, yani genifl anlam›yla çevre ba¤lam›nda ele alan bir bak›fl aç›s› vard›. “Kapitalist üretim nüfusun tümünü büyük merkezlerde toplar ve flehir nüfusunun giderek artan bir say›sal üstünlü¤e ulaflmas›na sebep olur. Bunun iki sonucu vard›r. Bir taraftan toplumu harekete geçiren tarihsel gücü yo¤unlaflt›r›r; di¤er taraftan da, insan ile yeryüzü aras›ndaki metabolik etkileflimi altüst eder, yani insanlar taraf›ndan yiyecek ve giyecek biçiminde tüketilen kurucu ö¤elerinin topra¤a geri dönmesine engel olur; dolay›s›yla, topra¤›n kal›c› bereketi için gereken ezelî do¤al koflulun iflleyifline köstek olur. Bu yüzden, hem flehirdeki iflçinin fiziksel sa¤l›¤›n› hem de k›rdaki iflçinin düflünsel yaflam›n› harap eder.” (“Kapital”, 1. cilt) Çevre sorunlar› hususunda, gittikçe daha fazla say›da insan do¤a üzerinde hakimiyet kurmak yerine, azgeliflmifl toplumlar, yani kapitalizm öncesi üretim tarzlar› ya da tar›msal topluluklar modelini izleyerek do¤ayla ortak bir yaflam kurmay› savunuyor. Esas olarak ileri sanayi ülkelerinde ikamet eden insanlar›n bir baflka romantik hayalidir bu. ‹flin ironik ve trajik yan›, çevre kirlili¤i kendisini en ac›mas›z flekilde, yak›n zamanlara kadar do¤ayla ortak bir yaflam kurmufl o azgeliflmifl ülkelerde gösteriyor. Adam Smith’ten bu yana mübadele de¤erine de¤il de kullan›m de¤erine sahip oldu¤u düflünülen fleyler, örne¤in su ve hava flimdilerde meta üretiminin nesneleri haline geliyor. Çevre sorunu dünyan›n giderek metalaflmas›na ve özelleflmesine yol açacakt›r; bunun tersi de¤il. Sonuç olarak, çevre ve g›da krizlerinin devletler aras›nda yeni emperyalist çat›flmalara sebep olabilecek gerçek bir potansiyeli vard›r. Böyle bir durumda sermayeler ve devletler hayatta kalabilmek için her fleyi tehlikeye atacaklard›r ve bütün uluslardan halklar, istemeseler de onlar›n eylemlerinin içine çekilecektir. Sanayi kapitalizmine gem vurulmazsa, büyük felaketler kaç›n›lmaz olacak. Ama ona karfl› eyleme giriflmek zordur, çünkü hepimiz kapitalist ulus-devletin birer parças› olarak yafl›yoruz. Bu yüzden, bu devreden ç›kmak için bir yol bulmay› beceremezsek hiçbir umudumuz kalmayacak.

45


XXXXXX

konulmad›kça özne filan yok ortada. Yani proletarya, tüketici vasf›n› doldurdu¤u zaman özne oluyor, öyle mi? Proletarya veya tüketici derken ayn› kifliden bahsediyoruz. Üretim alan›ndayken proletarya, kap›dan ç›k›p pazara gidince tüketicidir. ‹flçi hareketiyle, emek hareketiyle tüketici hareketini mekanik bir flekilde birbirinden ay›rmak do¤ru de¤il. ‹flçi hareketi, kendi üretim alan›na ba¤l›, ama iflçiler tüketici hareketi olarak bir araya geldiklerinde ülke s›n›rlar›n› da aflarlar. Marksistler, iflçi sendikalar› yoluyla iflçilerin bilinçlerini de¤ifltirmeyi, onlar› devrimci özneler haline getirmeyi hedefliyordu. Ama bu olmad›, olmay›nca “art›k iflçi kalmad›” denmeye baflland›. Amerikal› marksistlerle konufltu¤unuzda Lukacs okuduklar›n›, tüketim toplumunda iflçinin s›n›f bilincini yitirdi¤ini söylediklerini görüyorsunuz. Öte yandan, Amerika’da çok büyük tüketici hareketleri ortaya ç›k›yor. O tüketici hareketleriyle konufltu¤unuzda da, marksizmden hiç haberleri olmad›¤› görülüyor; marksizmle hiç iliflki kurmayacaklarm›fl gibi davran›yorlar. Tüketici hareketleri Proudhoncu bir görünümde, sendikalar ise klasik marksizmin kal›plar› içinde. Tüketici hareketleriyle sendikalar› birbirine ba¤lamak, iç içe geçirmek lâz›m. Onun için de sanayi kapitalizmini iyi anlamak lâz›m. Nas›l anlamak lâz›m? Marx’›n “Kapital”de anlatt›¤› gibi. Bugünün kapitalizmi hâlâ sanayi kapitalizmi mi? Elbette. Sanayi kapitalizminin en kestirme tarifi ne size göre? Meta, meta taraf›ndan üretilir ve meta taraf›ndan sat›n al›n›r. “Metay› üreten meta” ifadesi emek gücünü, yani ücretli eme¤i içeriyor, öyle

Proletarya dedi¤imiz insan, kendi üretti¤ini sat›n almak zorunda olan insand›r. Proletarya tan›m›n›n içine tüketici konumunu dahil etmemiz gerekiyor. Tüketici hareketleriyle sendikalar› birbirine ba¤lamak, iç içe geçirmek lâz›m.

YEREL MÜBADELE T‹CARET S‹STEM‹

Kapitalizmi aflmak için

Y

eni Birlikçi Hareket’in ve Karatani’nin oluflturmaya çal›flt›klar› birliklerin ana gövdesini Yerel Mübadele Ticaret Sistemi (YMTS) ad› verilen bir ürün ve mal dolafl›m› sistemati¤i oluflturuyordu. Karatani, “Transkritik”te YMTS için flunlar› söylüyordu: “ ‘Kapital’den sa¤lanabilecek nihaî u¤rak bu çat›flk›d›r: Para varolmal›d›r; para varolmamal›d›r. Paray› ilga etmek (ya da aflmak), bu çat›flan flartlar› yerine getirebilecek bir paran›n yarat›lmas›na denk düfler. Marx bir çözüm olabilecek para hakk›nda herhangi bir fley söylememiflti. Proudhon’un emek paras› ve mübadele bankas› fikirlerini elefltirmiflti sadece. Proudhon’un fikri de emek-de¤er teorisine dayan›yordu; sadece emek zaman›na de¤er biçen bir tedavül oluflturman›n yolunu ar›yordu. Paray› aflmak son derece zordur; ama bunu demekle Marx’›n sermayeye dönüflmeyen bir para olana¤›ndan vazgeçti¤ini söylemifl olmuyoruz. Akl›mda bu çat›flk› dolan›rken bana en heyecan veren örnek ise Michael Linton’›n 1982 y›l›nda kavramlaflt›rd›¤› ve o zamandan bu yana uygulanan YMTS’dir (Yerel Mübadele Ticaret Sistemi). YMTS, kat›l›mc›lar›n kendi hesaplar›n›n oldu¤u, serveti ve sunabilecekleri hizmeti envanterde sicile geçirdikleri, özgürce mübadeleye girdikleri ve sonuçlar›n kendi hesaplar›na kaydedildi¤i çok yönlü bir hesap görme sistemidir. Merkez devlet bankas›n›n tedavülüne karfl›t

46

de¤il mi? Evet. Dolay›s›yla da ücretli emek kölelikten farkl›d›r. Ve bu çok temel bir farkt›r. “Transkritik”te, marksistleri iflçi-sermayedar iliflkisini köle-efendi iliflkisi gibi görmekle elefltiriyorsunuz. Bat› marksizmine yöneltti¤iniz temel elefltiri de buradan kaynaklan›yor. Kabaca özetlersek, “köleler bilinçlenirse kurtulacaklar, ama bir türlü bilinçlenemiyorlar”. Bu, Althusser’e göre ideolojik ayg›tlar yü-

olarak YMTS’nin tedavülü di¤er mal ve hizmet alacak olanlar taraf›ndan ç›kar›l›r. Bu sistem herkesin kazanc› ile kayb›n›n genel toplam› s›f›r olacak flekilde örgütlenir. Gelecekte teknik olarak gelifltirilmesi gereken bu basit sistemde, paran›n çat›flk›s›n› çözmek için bir ipucu yatar. Kapitalist piyasa ekonomisine karfl›t olarak YMTS’de para sermayeye dönüflmez, fakat bunun sebebi sadece hiç faiz olmamas› de¤il, bu sistemin ayn› zamanda s›f›r toplam ilkesine (kazançlar› ve giderleri s›f›r toplamda dengeleme ilkesi) dayanmas›d›r. Dolay›s›yla, çat›flk›n›n –para varolmal›d›r ve para varolmamal›d›r– çözüldü¤ü varsay›l›r. Marx’›n de¤er biçimi teorisi ba¤lam›nda konuflacak olursak, YMTS’deki para, sadece bütün mallar› ve hizmetleri birbirine ba¤layan ve özerk bir fley, kendi kendini amaçlayan bir dürtü haline gelmeyen genel bir eflde¤erdir. Burada para fetifli ortaya ç›kmaz.” YMTS, 1982’de Michael Linton taraf›ndan Kanada’da tasarlan›p hayata geçirilmiflti. ‹lk ortaya ç›kt›¤› haliyle kapitalist sistemi tümüyle reddeden, onu aflmay› hedefleyen radikal bir mahiyeti yoktu. Ancak, zaman içerisinde Kuzey Amerika’n›n küçük kentlerinden Avustralya’ya ve Japonya’ya s›çrad›¤›nda, özellikle de internetin yayg›n kullan›m›n›n sa¤lad›¤› imkânlarla birleflti¤inde, YMTS’nin yap›s›nda kimi kaymalar oldu. Küçük topluluk ekonomilerinin dev boyutlu küresel ekonomi aktörleri karfl›s›nda yok olup gitmesini önlemek için oluflturulmufl sosyal-demokrat bir tasar›dan kapitalizm karfl›s›nda bir alternatifler a¤› oluflturmay› hedeflemifl projelere dönüfltü. YMTS bir karfl›l›kl› kredi sistemi. Sistemin özünü, kapitalist finans sisteminden farkl› olarak, bu kredilerin bir malî

zünden, Gramsci’ye göre hegemonya yüzünden. Siz bunun zaten yanl›fl bir tahayyül oldu¤unu, tam da bundan kurtulmam›z gerekti¤ini söylüyorsunuz, öyle de¤il mi? Aynen öyle. Çok güzel özetlediniz, teflekkür ederim. (gülüyor) Di¤er taraftan, marksist tahayyülle hiç temas› olmayan birileri de “köle filan yok ki, bitti art›k” diyor, “marksizm de bitti”. Marksistler de daha yoksul yerlere gidip bakmaya bafll›yorlar, “bak›n, kölelik hâlâ var” diyorlar. Antonio Negri’yi bu tabloda nereye koyuyorsunuz? Negri, Marx’›n ve Proudhon’un en zay›f taraflar›n› al›p onlar›n sentezini yapm›fl. (gülüyor) ‹mparatorluk diyor, sermaye imparatorlu¤u diyor, halbuki tek tek devletlerden ba¤›ms›z sermaye yok ki! Sermaye-ulus-devlet aras›ndaki tireler, o ba¤lar o kadar kuvvetli ki! ABD’nin bir imparatorluk gibi dünyay› egemenli¤i alt›na ald›¤›n›, bu egemenli¤in alt›nda tek tek uluslar›n ve ulus-devletlerin pek bir anlam› kalmad›¤›n› hayal ediyor. Birçok anlamda yanl›fl: Öncelikle ABD öyle bir konumda de¤il. Önümüzdeki süreçte, sermaye-ulus-devletin giderek ortadan kalkmayaca¤›n›, tam aksine, kendisini çok güçlü bir flekilde tahkim etmek için yo¤un bir çaba harcayaca¤›n› görmemiz gerekiyor. Devlet derken, küçük devletlerden de¤il, büyük devletlerden bahsediyorum. Savafl derken de büyük devletler aras›ndaki savafl› kastediyorum. Ama, Negri’nin söyleminin “Komünist Manifesto” gibi bir çekicili¤i var. “Dünya art›k ikiye ayr›ld›, ‘‹mparatorluk’ ve ‘çokluk’. Bu yeni proletaryan›n, ‘çokluk’un ulusu da yok, devleti de yok.” Bu yaklafl›m 1848’den beri ulus karfl›s›nda da, din karfl›s›nda da yeniliyor. Çünkü ulus, devlet, din meselelerini hep bir üstyap› meselesi

fazla yaratmamas› oluflturuyor. Bir baflka deyiflle, bu krediler üzerinde bir faiz maliyeti yok, krediyi alan ekstra bir borç yükü alt›na girmedi¤i gibi, krediyi veren de bu ifllemden bir kâr elde etmiyor. Çünkü sistem ortak bir etik tahayyülü paylaflan bireylerin gönüllü bir flekilde bir araya gelip oluflturduklar› birliklerden teflekkül oluyor. Burada kapitalist ekonominin ifllemesini mümkün k›lan motivasyonlar, baflka türden, örne¤in gönüllülük esas›na dayanan motivasyonlarla yer de¤ifltiriyor. S›n›rlar› belli bir mekânda yaflayan ve birbirleriyle mal ve hizmet al›flverifli yapmak isteyen bireylerden olufluyor YMTS. Her birinin kendine ait bir hesab›, bu hesaplar›n yan yana getirildi¤i bir de ortak envanter mevcut. Bu ortak envanterde bir tarafta kiflilerin sat›fla sunabilecekleri mallar ve hizmetler tutulurken, di¤er tarafta talepler s›ralan›yor. Bir dosyalama sistemi içerisinde tutulan tüm bu talep ve teklifler ortak bir yerel tedavül birimi taraf›ndan fiyatland›r›l›yor, yani ulusal resmî paran›n dolafl›m› söz konusu de¤il. Bu envanter üzerinden birbirlerinden haberdar olan bireyler, al›flverifllerini bu yerel tedavül birimiyle yap›yorlar. Böylece al›nan ve verilen hizmetlerin/mallar›n s›f›r toplaml› bir denklem içinde birbirine denk oldu¤u bir mübadele zemini ortaya ç›km›fl oluyor. Kapitalist sistemi tan›mlayan art›-de¤er üretimi ortadan kalk›yor, al›nan ve verilen birbirine denk oluyor. Üstelik basit takas sisteminden de daha kullan›fll› bir yöntem söz konusu. Yapabilece¤i bir ifli envantere sunan kifli yapt›¤› ifl karfl›l›¤›nda –takas sisteminde oldu¤u gibi bir baflka ifl ya da mal› de¤il– YMTS çeki ya da banknotunu al›r, bunu da istedi¤i zaman istedi¤i mal veya hizmetin karfl›l›¤› olarak bozdurabilir. Kifli basit takasta oldu¤u gibi zamana ve kifliye ba¤›ml› de¤il, tümüyle serbesttir. – F.G.


Ünlü hikâyedir, Kant’›n hiç sektirmedi¤i bir gündelik rutini varm›fl. Her akflamüstü, hep ayn› saatte gezintiye ç›karm›fl, hatta Köningsberg ahalisi saatlerini ona göre ayarlarm›fl. Bu rutini sadece iki kere aksatm›fl: Frans›z ‹htilâli’ni haber ald›¤›nda ve Rousseau’nun “‹tiraflar”›n› okudu¤unda. Sizce “‹tiraflar” neden bu kadar etkilemifl Kant’›? Rousseau baflka toplumlarla, özellikle kapal› toplumlarla duygudafll›¤a ulaflabiliyor. Kant’›n Rousseau’nun bu vasf›ndan etkilendi¤ini düflünüyorum. Kant, Rousseau’yu okuyana kadar felsefenin metafizik gibi özgün, dar konular› üzerine yaz›yordu. Somut olarak insanl›k ve toplumun tarihine ilgi duymas›n›n Rousseau’nun etkisiyle oldu¤unu düflünüyorum. “‹tiraflar” Japonya’da da çok etkili oldu. Japonya’da H›ristiyanl›k olmad›¤› için itiraf dedi¤imiz fley Rousseau’yla geldi. Türkiyeli romanc› Ahmet Hamdi Tanp›nar da, roman gelene¤inin günah ç›karma gelene¤iyle âlâkal› oldu¤unu söylüyor, roman›n Türkiye’ye geç geliflini de bu gelene¤in olmay›fl›na ba¤l›yor. “Modern Japon Edebiyat›n›n Kökenleri”nde siz de bu meselenin üstünde duruyorsunuz. Roman›n modern bir form olarak Japon edebiyat›na girmesi için itiraf anlay›fl›n›n gelmesi mi gerekiyordu? ‹tiraf›n iyi bir fley olup olmad›¤›ndan emin de¤ilim. ‹tiraf denen fley olmasayd› ne yapard›k diye düflünmüyorum. Foucault’nun dedi¤ine geliyor: Kilisenin bafl›ndaki adamdan bakarsan›z meseleye, “köydeki vatandafl ne yap›yor, ne düflünüyor”, bunlar› bilmek, kay›t alt›na almak lâz›m. Çok da iyi iflleyen bir sistem, adam gidip kendisi anlat›yor. Sistemin devam› için daha ifllevsel ne olabilir? (gülüyor) Foucault, psikanalizin kökeninde de itiraf / günah ç›karma gelene¤inin oldu¤unu söylüyor. Fransa’da uzun zamand›r Lacan karfl›t› bir hareket var. Foucault da, Derrida da o hareketin temsilcilerinden. Lacan bana daha kal›c› geliyor. Ama ben Lacan’c› de¤ilim, Freudçuyum. Freud da itiraflardan yararlan›yordu. Psikanalist, karfl›s›ndaki kiflinin söylediklerini dinlemiyor ki. A¤z›ndan kaç›rd›klar›n›, ne söyledi¤inin bilincinde olmad›¤› anlarda söylediklerini dinliyor. Onlar› dinleyebilmek için anlat›lan hikâyeyi dinlemek gerekmiyor mu? Lacan “siz Lacanc› olabilirsiniz, ama ben Freudçuyum” diyor. (gülüyor) Marx ve Freud, sürekli hat›rlat›lmaya ve unutturulmaya çal›fl›l›r. Althusser Marx’›, Lacan Freud’u geri getirdi. Ondan sonrakiler ikisini de ortadan kald›rmaya çal›flt›. Foucault’nun da, Delueze’ün de o amaçla kullan›ld›¤›n› düflünüyorum. Deleuze ölmeden bir sene önce “ben yüzde yüz marksistim” dedi. Japonya’daki, ABD’deki Delueze’cüler, sinemadan edebiyata, her alanda kalem oynat›yorlar. Ama Deleuze’ün Marx hakk›nda yazd›klar›na hiç bakm›yorlar. Freud için de ayn› fley geçerli. Benim durumum tam tersi. Ben bast›r›lan›n geri dönüflüyüm. (gülüyor)

Söylefli: Yücel Göktürk - Semih Sökmen - Tuncay Birkan

olarak görüyor. Bu yaklafl›m›n 18. yüzy›l ayd›nlanmas›na ait oldu¤unu düflünüyorum: Altyap›y›, yani ekonomiyi de¤ifltirdi¤inizde, üstyap› kendili¤inden de¤iflir. Bu de¤iflimi gerçeklefltirmek için insanlar› ayd›nlatmak, bilinçlendirmek gerekiyor... Devleti, ulusu, dini üstyap› olarak gören anlay›fl›n sürdü¤ünü düflünüyorum. Bu kurumlar›n göreli özerkli¤ini kabul eden anlay›fllar olsa da, esasta bir de¤ifliklik oldu¤unu zannetmiyorum. Kendinizi en yak›n hissetti¤iniz marksist düflünür kim? Ernst Bloch. Güzel tesadüf. Geçen say›m›zda “Umut ‹lkesi”nden bir bölüm nakletmifltik. Bloch’u sistematik olarak okumad›m. Ama ayn› flekilde düflündü¤ümüzü farkettim, özellikle umudun ve eti¤in prensipleri hakk›nda. Bloch, 1930’lar›n marksizmine çok elefltirel bak›yordu. “Marksistler niye nazizme yenildi”nin teorisini yapmaya çal›flt›. Marksizmin özünün etik oldu¤unu gördü –Hegelci anlamda de¤il, Kantç› anlamda. Bu anlamda, yak›n oldu¤umuzu gördüm. Bloch da Kant’›n izleyicisi, ama Kant’›n ad›n› hiç anmad›. Çünkü marksistler aras›nda Kant düflman görülüyordu. Varoluflçuluk da bafllang›çta Kantç›l›k olarak görülürdü. Kantç›ysan›z d›fllan›rd›n›z. Bugün bile öyle. Neden öyle? Kantç›l›k Marx’a bir engelmifl gibi anlafl›ld›. Çünkü, birey boyutunu, özne boyutunu, ahlâk boyutunu iflin içine kat›yorsunuz. Sovyetler bu unsurlar› inkâr etti. Sonuç ortada. Resmî marksizm, Kant’tan bahsedenleri burjuva e¤ilimli olarak alg›lad›. Bu yüzden marksizme esasen çok yak›n düflünceler içinde olan Kantç› düflünürlerin de marksizm kelimesinden sak›nd›klar›n› düflünüyorum. Mesela kimler? Mesela Karl Polanyi. Hiçbir yerde kendisini marksist olarak tan›mlam›yor. Japon ekonomist Kouzo Uno da marksist oldu¤unu söylemeyen marksistlerden. 1970’lerden bu yana marksist düflünürlerin –Althusser, Deleuze, Negri ilk akla gelenler– Spinoza’ya olan ilgisini neye ba¤l›yorsunuz? Descartes elefltirisi için gerekli görüyor olabilirler. Bat›l›lar Descartes’a iki tokat att›klar›nda bafllar›n›n gö¤e erdi¤ini zannedebiliyor. Fransa’da, gündelik hayatta Kartezyen kelimesi, “inatç›”, “küt kafa” anlam›nda kullan›l›yor. Ama ben çocuklu¤umdan beri Descartes’› severim. Descartes gibi olmak isterim, ama Kartezyen olmak istemem. (gülüyor) Zizek “Transkritik”teki Descartes’la ilgili pasajdan al›nt› yapt›, çünkü o da sever Descartes’›. Derrida da, Descartes hakk›ndaki makalemi okuduktan sonra bana Descartes’› sevdi¤ini söyledi. Cogito –o isimde burada bir dergi ç›kt›¤›n› gördüm– kendindelik bilinci, kendindeli¤in bilinci de¤ildir, sistemler aras›nda olman›n bilincidir. Kendi kendinin bilinci de¤ildir, çünkü kendim dedi¤in fley baflka “kendi”likler aras›nda, öznellikler aras›nda oluflur, varolur. Spinoza bunu biliyordu, bilmez mi? Spinoza sistem kuramc›s›d›r. O bak›mdan Descartes’ç›yd›, ama Kartezyen de¤ildi. (gülüyor)

“TRANSKR‹T‹K”TEN ALTINI Ç‹ZD‹⁄‹M‹Z SATIRLAR

Marx, Gramsci, Gandhi

“K

apital”, öznelli¤in serbest bir flekilde müdahale edemeyece¤i, yap›sal olarak belirlenmifl bir topos’tur –bunun tek istisnas›, kapitalistlerin para biçimi konumunda olduklar› sürece aktif failler olmas›d›r. Fakat emek-gücü metalar›n› satanlar›n edilgen olmaktan baflka seçenekleri yoktur; ama yap›da yine bir istisna vard›r: ‹flçilerin özne gibi göründü¤ü bir topos’tur bu –kapitalist üretimin ürünlerinin sat›ld›¤› yer. Buras› tüketim’in yeridir. Paralar›yla birlikte iflçiler sat›n al›c›lar olarak sadece bu konumda durabilirler. Marx “Grundrisse”de bu yeri flöyle tasvir etmiflti: “Sermayeyi efendi-köle iliflkisinden tam olarak ay›ran fley, iflçinin onun karfl›s›na bir tüketici ve mübadele de¤erlerinin sahibi olarak ç›kmas› ve para sahibi biçiminde, para biçiminde, yal›n bir dolafl›m merkezi haline gelmesidir –bir iflçi olarak tafl›d›¤› özgüllü¤ün silindi¤i pek çok merkezden biri.” Sermaye için, tüketim, art›-de¤erin nihayet gerçekleflti¤i yer, dolay›s›yla baflkas›n›n, yani tüketiciler olarak iflçilerin iradesine tâbi k›l›nd›¤› tek yerdir. Tüketici konumu yeniden keflfedilip tan›mlanmal›d›r. Genel olarak bak›ld›¤›nda, sanayi sermayesini ayakta tutan art›-de¤er, esas itibariyle, ancak bir bütün olarak iflçilerin ürettikleri fleyleri geri sat›n ald›klar› düzenek sayesinde varolabilir. Bu durum da iflçi özneleri ikiye ay›r›r –emek-gücü = satan özne ve tüketen özne– ve ilkini marjinal duruma sokarken, flirketler ile tüketicileri de iktisadî faaliyetin tek özneleriymifl gibi sunar. Sonuç olarak, emek ve tüketici hareketlerini de birbirinden kopar›r. Yak›n tarihte emek hareketleri son derece zay›flarken, tüketici hareketleri ise geliflmifl ve ço¤u zaman çevrenin korunmas›, feminizm ve az›nl›klar gibi konular› da içine alm›flt›r. Bunlar genel olarak sivil eylem biçimine bürünüyor ve emek hareketiyle ba¤lant› içinde olmad›klar› gibi, bazen ona hasmane bir tutum bile alabiliyorlar. Gelgelelim, tüketici hareketleri ne de olsa konum de¤ifltirmifl emek hareketleridir ve ancak öyle olduklar› sürece önemlidirler. Gramsci, iflçilerin fabrikalar› iflgaline dayal› mücadelelerin baflar›s›z olmas›n›n ard›ndan, bu baflar›s›zl›¤›n sebebinin devlet ile sermayenin emek-gücünün yeniden üretim sürecini denetimleri alt›nda tutmas› oldu¤unu düflünmeye bafllam›fl ve kültürel hegemonya kurulmas› sürecinde aile, okul ve kilise gibi kurumlardaki mücadeleyi zorunlu olarak görmüfltü. Bunun marksizmdeki “kültüre dönüfl”ün (Frederic Jameson) bafllang›c› oldu¤u düflünülebilir. Bu e¤ilim hâlâ “altyap›-üstyap› metaforu”na dayal›d›r: Üretim süreci esas sömürünün gerçekleflti¤i yerdir ve dolafl›m süreci de onun temsilidir. Bu e¤ilimin amac›, kültürel temsil (kültürel ideolojik ayg›tlar) elefltirisine odaklanarak iflçileri fleyleflmekten kurtarmakt›r. Kültürel temsilin hegemonya kurdu¤u yeniden üretim süreci üzerinde odaklan›rken, üretim süreci merkezcili¤ini örtük de olsa kabul eder. Bize göreyse, emek-gücünün yeniden üretim süreci, sermayenin döngüsel hareketini tamamlamak üzere içinden geçmek zorunda oldu¤u dolafl›m sürecinden baflka bir fley de¤ildir. “Kapital”de iflçilerin tüketiminin, emekgücünün yeniden üretimi için edilgen bir süreç ve sermaye hareketinin verili bir ö¤esi olarak görüldü¤ü do¤rudur. Fakat Marx, ayn› zamanda, de¤erin (art›-de¤erin) tam olarak ancak dolafl›m sürecinde gerçekleflti¤ini de vurgular. Dolay›s›yla, iflçilerin özne olabilece¤i u¤rak sadece burada bulunur. “Mevzi savafl›” hegemonya kurmak için verilen mücadeleden fazla bir fley olarak yorumlanmal›d›r. Gramsci’nin Gandhi’nin gündemi hakk›ndaki anlay›fl›n› ö¤rendi¤imizde bu gereklilik aç›k hale geliyor: “Gandhi’nin pasif direnifli, baz› anlarda bir hareket savafl›, baz›lar›nda ise yeralt› savafl›na dönüflen bir mevzi flavafl›d›r.” (“Hapishane Defterleri”) Gramsci belli ki mevzi savafl›n›n can al›c› noktas›n› boykot hareketinde bulmufltu. Bu pasaj› Gramsci’nin 1848 devriminden sonra manevra savafl›ndan mevzi savafl›na geçildi¤ini belirtti¤i çözümlemesiyle birlikte okudu¤umuzda, “Kapital”in yaz›ld›¤› esnada, yani 19. yüzy›l›n ikinci yar›s›nda, proletaryan›n mücadelesinin boykot eylemlerine, yani dolafl›m sürecini etkileyen eylemlere kayd›¤›n› anlam›fl oluruz. Bu nedenle benim projem, “Kapital”i mevzi savafl›n›n mant›¤›n› sunan bir eser olarak okumakt›r. Gandhi’nin stratejisi fliddet içermeme dedi¤imiz fleyin güzel bir örne¤ini verir. Ama bu strateji, sivil itaatsizlik diye an›lan faaliyete indirgenemez. Gandhi’nin fliddet içermeyen direnifl ilkesinden pek çok kifli haberdard›r, ama ‹ngiliz ürünlerini boykot etme ve tüketici/üretici kooperatiflerini gelifltirme gibi “direnifller”i daha az bilinir. Böyle bir gelifltirme olmasa, bu boykot Gramsci’nin mevzi savafl› ad›n› verdi¤i ifllevi göremezdi. Kapitalist olmayan kooperatifleri gelifltirme arzusu olmasa, bu boykot yaln›zca ulusal sermayelerin saadetini umursayan milliyetçi bir hareket olur ç›kard›.

47


MAV‹ ECE AYHAN 78 YAfiINDA

Harakiri yapan güvercin fiiirin ak›fl›n› hem dilde hem içerikte de¤ifltirmeyi baflarabilmiflti. ‹lk bak›flta anlams›z görünen dizeleri, tarihsel bir tav›r, dilsel bir devrimci müdahale demekti. Do¤um y›ldönümünde an›yoruz... alemini b›rakal› yedi y›l olmufl (12 Temmuz). Bugünlerde Ece Ayhan’a özellikle çok fazla ihtiyac›m›z var. Tarih için, muhalefet için, mizah ve isyan için. 1992 olmal›. Kürt arkadafllarla birlikte Özgür Gündem gazetesini ç›karmaya haz›rlan›yoruz. Düzenli olarak köfle yazmalar› için solcu, muhalif, Kürt dostu çok say›da ayd›na gittik. Onlar›n aras›ndan sadece iki kifli Özgür Gündem’de köfle yazd›: Ece Ayhan ve bugün AKP’li ‹nsan Haklar› Komisyonu Baflkan› Zafer Üskül. Gerçi Ece Ayhan, daha eski bir tarihte, 1978 y›l›nda da, o zamanlar nüvelerini tafl›sa da bugünkü kadar devletçi/ulusalc›/faflizan olmayan Ayd›nl›k gazetesinde de köfle yazm›flt›. O her dönemde hep uçta, en uçta olmay› tercih etmiflti. ‘80 öncesi solun Maocu kanad›nda, ‘90’larda kimse Kürtlerden söz etmezken, daha önce “Kürt Çiçe¤ini” yazm›fl olan Ece Ayhan, Özgür Gündem’deydi. Ece Ayhan, her yeni okumada yeni anlamlar, yeni göz k›rpmalar do¤uran bir yazar. Bir de galiba olumlu olarak anakronik. Erken mufltulay›c›. Enis Batur’un çözmelerine göre, belki de daha ‘60’larda Ermeni meselesini yazm›fl tarih merakl›s› bir etikçi flair. Antimilitarizme göndermeler yapt›¤›nda ço¤unluk orducuydu. Eflcinsellikten bahsetti¤inde ne Kaos GL vard› ne de di¤erleri.

K

Ceketsizler bir aya¤a kalkt› m›! Ece Ayhan’› tan›mlayan, betimleyen iki de¤er olsa gerek: Tarih ve Muhalefet. Ece a¤abey, bize ilkokul, ortaokul ve lisede ö¤retilen Tarih’in tarih olmad›¤›n› gösterdi, anlatt›, kan›tlad›. ‹flte Hilmi Ece Ayhan hakk›nda iki çok iyi derlemeyi tavsiye ederiz: “Mor Külhani –Ece Ayhan fiiiri” (Orhan Kahyao¤lu, Ne Kitaplar), “Poelitika” (haz: Eren Bar›fl, Ortadünya)

Oran (Kaz Hilmi) ile bafllay›p ‹lber Ortayl› ile devam eden devlet tarihçili¤inin/devletçi tarihçili¤in inanc›n›, imaj›n› k›rd›. “Tarih, ceket ilikleyip, aya¤a kalk›p uza¤a bakmakla görülebilen bir fley de¤ildir” demiflti. Ceket iliklemek hem sayg›n›n, hem yalakal›¤›n, hem de korkakl›¤›n iflareti. Sayg› duydu¤umuz, ya¤c›l›k yapt›¤›m›z ya da korktu¤umuz insanlar karfl›s›nda ceket iliklenir. Bazen de üçü birden sebep olur ceket iliklemeye. Ece a¤abey bu konuda rahatt›, çünkü ceketsizdi. Aya¤a kalkmak da benzeri durumlarda meydana gelir. Uza¤a bakmak ise tarihin geçmiflle s›n›rl› oldu¤unu, bizden uzak oldu¤unu ima ediyor. Oysa ki tarihle ilgilenmek için ne ceket iliklemek, ne aya¤a kalkmak ne de uza¤a bakmak gerekiyordu. 33 Kurflun’u bi-

Belki de daha ‘60’larda Ermeni meselesini yazm›fl tarih merakl›s› bir etikçi flair. Antimilitarizme göndermeler yapt›¤›nda ço¤unluk orducuydu. Eflcinsellikten bahsetti¤inde ne Kaos GL vard› ne de di¤erleri. zim kufla¤›n Türk gençleri ilk Ahmed Arif’in fliirinde duymufltu. Kürt meselesini, Ermeni sorununu, 1942’de Bo¤az’da batan Struma gemisini, Çankaya ç›k›fl›nda faytonda intihar eden Fikriye Han›m’› ve daha bir sürü gizli/muhalif/kara tarih bilgisini ve alg›s›n› da hep Ece Ayhan dizelerinde okuduk. Ece Ayhan’›n tarihe iliflkin olarak önemli saptamalar›ndan biri de “5. Mustafa” idi. Bir fliirinde 5. Mustafa’dan bahsetti¤inde Osmanl› tarihinde sadece dört Mustafa oldu¤unu bilmiyordum. Dolay›s›yla Mustafa Kemal de bir Osmanl› padiflah›yd› ve bize ö¤retildi¤i

DAKT‹LO

üzere cumhuriyet filan da kurulmam›flt›. Zaten cumhursuz cumhuriyet kurulamazd›. Ben bu 5.Mustafa ünvan›n› çok sevdim ve birkaç yaz›da Ece Ayhan’a gönderme yaparak kulland›m. Ölümüne yak›n, bir bak›mevinde ziyaretine gitmifltim. -Ece a¤abey, ben sizin 5. Mustafa tan›m›n›z› bir kaç yerde kulland›m. -Yahu bak o bir fley de¤il, ben baflka bir fley keflfettim! -Nedir? -Bizim I. Osman dedi¤imiz var ya, Sö¤üt, 1299 hani... -Evet? -Yahu onun as›l ad› 29. Konstantin’mifl! Bizans ‹mparatorlu¤u’nda Konstantin ad›n› tafl›yan 28 imparator olsa gerek. Bizans da Osmanl›’n›n atas› ya da Osmanl› da Bizans’›n devam›. Ayn› toprak, ayn› hava, ayn› insanlar... Dini belki de¤iflik ama, ayn› devlet k›l›k k›yafet de¤ifltirip devam ediyor...

Baflbakanl›k m›, hapishane mi? Tarihle muhalefetin birleflti¤i noktada Ece Ayhan’›n zihin kurcalayan, ufuk geniflleten iki k›yaslamas› var. Birincisi, mealen söylüyorum, yazd› m›, yoksa bir yerde mi söyledi emin de¤ilim: “‹fller baflka türlü gitseydi, Nâz›m Hikmet baflbakan olurdu, ‹smet ‹nönü de hapiste.” Burada özel olarak kiflilere iliflkin bir elefltiri/de¤erlendirme yapt›¤›n› sanm›yorum. Kurtulufl Savafl›, iç dengeler, Kemalistlerle Komünistler aras›ndaki iktidar çekiflmelerini tahlil ediyor Ece Ayhan. Devlet diyalekti¤i... Biz Nâz›m Hikmet’i çok sevdi¤imiz için onu Baflbakanl›¤a yak›flt›ramay›z herhalde. Ad› devletle neredeyse bütünleflmifl olan ‹smet ‹nönü’yü de hapiste görmeye pek al›fl›k de¤iliz. Çünkü daha çok, ‹smet ‹nönü insanlar› hapse gönderen bir adam. Z›tlar›n birli¤i denen yaklafl›m iflte bu olsa gerek. Ece Ayhan’›n bu türdeki benzetmelerinin ikincisi ilk bak›flta çok daha floke edici: Mehmet Ali A¤ca ile Y›lmaz Güney ayn› adam olabilirler! fiimdi biz Y›lmaz Güney’i, hem kendisini hem de sinemas›n› çok seviyoruz ya...A¤ca ise faflist katilin teki. Nas›l ayn› insan olabilir ikisi ya da nas›l olur da biri ötekinin yerine geçebilir? Bunu ilk duydu¤umda ben de endifleye kap›lm›flt›m. -Nedir abi bu A¤ca/Güney ikilemi? -Masa meselesi... -Nas›l yani... -Masaya oturdu¤un zaman ha bu tarafa oturmuflsun ha öteki tarafa, farketmez, masaya oturdun mu ifl biter! O zaman anlam›flt›m bir baflka dizesinde dile getirdi¤ini. Cemal Süreya,


“at ĂźstĂźnde sevimekâ€?ten sĂśz eder. Onunkisi daha çok mitik ve sĂźrate ilikin bir istiare. Ece Ayhan’›nki ise tamamen siyasal ve toplumsal: Orta Asya’dan bu yana at ĂźstĂźndeyiz ya. At ĂźstĂźnde olmak yerlememili¤in belgesi. Masaya oturmam›l›¤›n kan›t›. Her eyini at ĂźstĂźnde yapacaks›n. Sevimek dahil. Attan inip aya¤›n› topra¤a bast›n m›, yani masaya oturdun mu, dĂźzerler adam›! ÇßnkĂź at bin y›ld›r yurdumuz, toprak ve hele masa bizim için yepyeni mekânlar. Oralarda yabanc›y›z ve yerliler yabanc›lar› sevmez, gerekirse bo¤ar, ĂśldĂźrĂźr. Masa, sistemdir ve mesele sisteme muhalefet edeceksen içeriden de¤il, sistemin d››ndan muhalefet etmektir. ÇßnkĂź sistem, iktidar›yla muhalefetiyle, iyi bir ey olsayd›, o zaman herhalde muhalefete pek gerek kalmazd›.

Kapkara ve ç›r›lç›plak Ece a¤abey de at s›rt›ndan inmedi hiç. Evi bark› olmad› hiçbir zaman. KĂźtĂźphanesi bile olmad›. Okudu¤u kitab› belle¤ine yazm›t› çoktan. Masaya yanamad› bile. Kaymakaml›ktan ayr›lmak zorunda kald›ktan sonra da hiç dĂźzenli ii ve maa› olmad›. ‚lhan Berk’e yazd›¤› mektuplardan oluan “Ho Çakalâ€? kitab›nda çekti¤i ac› ve sefaletin trajik sahneleri var. D›lanm›l›k ve sefalete mahkĂťmiyet, ayk›r›ya kesilen ilk faturad›r. Ama o “hakl›l›¤›n inad›ndaâ€? direndi, parayla pulla mevkiyle makamla evle barkla hiç ilgilenmedi. Muhalif olmak bĂźtĂźncĂźl bir tutum. Devletten ya da

Ăśzel sektĂśrden maala, rantiye olarak mesela borsa gelirleriyle, yatlarla katlarla yaad›¤›nda, fikren muhalif olmaya çal›san da nafile. Muhalefet sadece bir fikir, bir ideolojik tutum de¤il ki... Bir hayat tarz›. Berdular›, Çanakkaleli Melahatlar›, orta ikiden ayr›lan çocuklar› anlamak yetisi gĂśkten zembille inmiyor. Ece Ayhan hakiki bir muhalifti. Teoride ve pratikte! Ruhen mĂźlksĂźzdĂź... Temel ideolojisine ille de bir isim takmak gerekirse, marksizan bir anarizm ya da anarist bir marksizm diyebiliriz. Foucault okudu¤unu biliyorum. Flaubert’in “Famille je vous haie!â€?si (Anam-babamdan nefret ediyorum) ile

Flaubert’in “Anam-babamdan nefret ediyorumâ€?u ile Freud’un “babay› ĂśldĂźrmekâ€? tezlerini de iledi iirlerinde. TĂźmĂź de her tĂźrlĂź iktidar kar›tl›¤›n›n ideolojik yata¤›n› oluturmak içindi. Freud’un “babay› ĂśldĂźrmekâ€? tezlerini de iledi iirlerinde. TĂźmĂź de her tĂźrlĂź iktidar kar›tl›¤›n›n ideolojik yata¤›n› oluturmak içindi.

GĂźzel intihar Ece Ayhan’›n ‚stanbul’da kamuya aç›k son toplant›s›, Ahmet Soysal taraf›ndan Frans›z KĂźltĂźr Merkezi’nde 11 EylĂźl 2001’den k›sa bir sĂźre sonra dĂźzenlenmiti. ďŹ apkas› vard› ba›nda, hiç ç›karmad›, eofman ĂźstĂź giymiti, alt›nda da çizgili bir pijama. Rahats›zd› biraz, ama akl› cin gibiydi hâlâ. Bir Frans›z air var-

d› yan›nda. Ona Cezayir Menekelerini hat›rlatt›. Kimse 11 EylĂźl’ß sormam›t›. Kßçßkken Sultanahmet meydan›nda ibret-i âlem olsun diye idam edilenlerin tehir edildi¤i dĂśnemden sĂśz ediyordu. Anlatmaya balad› (mealen): “Buz gibi bir gĂźndĂź. Kar ve tipi, k›lݍ keskinli¤inde poyraz. Sultanahmet Camii’nin etraf›nda gĂźvercinler uçuuyordu. Aç bitap. Zar zor ç›rp›yorlard› kanatlar›n›. Tir tir titriyordu her biri. Ba¤r›lar ça¤r›lar. K›yamet Ăśncesi bir manzara. Birden aralar›ndan biri, gܤe f›rlad›. Ç›kt› ç›kt›, uçtu çok yĂźkse¤e. BĂźtĂźn gĂźvercinler pĂźr dikkat kesilmi ona bak›yordu. O gĂźvercin gĂśkte yĂźksek bir noktada durdu, ters dĂśndĂź ve h›zla aa¤›ya do¤ru inmeye balad›. O da canh›ra 盤l›klar at›yordu. ‚nerken gitgide h›z kazanm›t›. Dikey olarak gitti, yan kubbenin kenar›ndaki vitraylardan birine bĂźtĂźn gĂźcĂźyle çarpt›. Vitray k›r›lm›, gĂźvercinin kanlar içindeki cesedi de içeri dßmßtĂź. Bunun Ăźzerine avludaki yĂźzlerce gĂźvercin ayn› anda kanatlanarak, ama bu sefer sevinç 盤l›klar› atarak harakirici gĂźvercinin açt›¤› delikten içeri girmek Ăźzere k›r›k vitraya uçtular. Ve donmaktan kurtuldular.â€? 11 EylĂźl sald›r›s›n›n bu kadar sinematografik, bu kadar “insanc›lâ€? –kular da geliigĂźzel de¤il, bar› simgesi olan gĂźvercin– anlat›m› yoktur herhalde. Ece Ayhan da vitray› k›ran bir gĂźvercindi bence. Rag›p Duran

Dr. Osman SARI

ø.7ø6$'ø<g17(09(.$95$0/$5$ø/øÚ.ø1%ø5(/(Ú7ø5ø

Kitap mikro, makro, matematiksel ve eleĹ&#x;tirel yaklaĹ&#x;ÄąmlarÄąn dĂśrt ĂśncĂź iktisatçĹsÄąnÄąn yazdÄąklarÄąndan yola çĹkÄąp iktisadÄąn araĹ&#x;tÄąrma ve çÜzĂźmleme yĂśntemleri ile temel kavramlarÄąnÄą gĂśzden geçiriyor. Ä°lgili her Ĺ&#x;eyi kapsayacak geniĹ&#x; bir sistem kurmak yerine, farklÄą durum, konum ve açĹlardan bakÄąĹ&#x;la konunun nasÄąl gĂśrĂźldĂźÄ&#x;ĂźnĂź irdeliyor; okuru kuramsal labirentlerde çÜzĂźlecek bilmecelere sĂźrĂźklemektense, okura ďŹ ilen konuyla nasÄąl karĹ&#x;ÄąlaĹ&#x;ÄąldÄąÄ&#x;Äą ve karĹ&#x;ÄąlaĹ&#x;ÄąldÄąÄ&#x;Äąnda hangi tavÄąrlarÄąn alÄąnabileceÄ&#x;ine dair ďŹ kirler sunuyor. BĂśylece, elimizde kollarÄą matematikten tarihe, felsefeden sanata uzanan, iktisat Ăźzerine berrak akÄąĹ&#x;lÄą samimi bir sohbet duruyor. NasÄąl ki, aÄ&#x;açtan dĂźĹ&#x;en her elma dahi bir fizikçi deÄ&#x;ilse, ekonomik eylemde bulunan herkesin de iktisatçĹ olmasÄą gerekmez. Ancak, â&#x20AC;Ś â&#x20AC;&#x153;Elma hangi doÄ&#x;a kurallarÄąna tabi olduÄ&#x;unu bilse ne olur, bilmese ne olur?â&#x20AC;? diye gayet rahatlÄąkla dĂźĹ&#x;Ăźnebilecek fizikçiden farklÄą olarak iktisatçĹ vardÄąÄ&#x;Äą sonuçlarÄąn insanlara ulaĹ&#x;masÄą karĹ&#x;ÄąsÄąnda bununla da ilgilenme durumunda kalÄąr: SonuçlarÄąn bilinmesiyle o sonuçlara gĂśtĂźren koĹ&#x;ullar da deÄ&#x;iĹ&#x;ir. ().$5ø6$0ø0ø1(7 <$<,1&,/,. 9HID %H\ 6RNDN 1R '  *D\UHWWHSH ø67$1%8/ 7HO    )D[    (SRVWD LUWLEDW#HINDULVDPLPLQHW


40 YIL SONRA COSTA GAVRAS “Z”Y‹ ANLATIYOR

Hâlâ Yunan trajedisindeyiz Siyasal sineman›n baflyap›tlar›ndan “Z” k›rk yafl›nda! Demokrat milletvekili Gregoris Lambrakis’in 1963’te öldürülüflünü ve Albaylar Cuntas›’n›n Yunanistan’da iktidara yürüyüflünü anlatan “Z”, aradan geçen k›rk y›l içinde hiç eskimedi. Zira, 1960’larda Yunanistan’da yaflananlar, ne 1960’lara özgüydü, ne de Yunanistan’a. “Z”, Yunan trajedisi kadar zamand›fl› ve evrenseldi. Yves Mondand ve Jean-Louis Trintignant gibi iki devin baflrolleri paylaflt›¤› filmin yarat›c›s›, siyasal sinema dendi¤inde ilk akla gelen isimlerden Costa Gavras’› “Z”nin k›rk›nc› y›l› dolay›s›yla verdi¤i söyleflilerden yapt›¤›m›z bir derlemeyle huzurlar›n›za getiriyoruz... “Z” nin ç›k›fl noktas› neydi? Costa Gavras: O y›llarda Albaylar Cuntas› yeni iktidara gelmifl, demokrasiye son vermiflti. Amac›m onlar› protesto etmekti. Diktatörlüklerle yönetilen ve filmimin yasakland›¤› ülkeler hariç, hedefime ulaflt›¤›m› söyleyebilirim. Kendinizi “Z”deki hangi karakterle özdefllefltiriyorsunuz? Kendimi filmdeki gazeteci ve yarg›çla özdefllefltiriyorum. Gazeteci hakikati kovalamaya çal›fl›yor. Yarg›ç ise her fleyini kaybetme pahas›na adalet tutkusunun peflinden gidiyor. “Z”de bütün isimler, kostümler, flark›lar ve görüntüler Yunanken, dilin Frans›zca olmas›n›n sebebi neydi? Çünkü böyle bir filmi Yunanistan’da yapmam›z söz konusu olamazd›. Ayr›ca, bu film evrensel bir ça¤r›da bulunuyordu. Filmdeki hiçbir karakterin Yunanca ad› yok. Vekil, Yarg›ç, Doktor, Albay olarak iflleriyle an›l›yorlar. Filmdeki iki katilin ad› Yago ve Vago. Ülkedeki en yayg›n isimlerden biridir. Saray erkân› hakk›nda konufluyoruz. Kral ve kraliçenin resmî suretlerini gösteriyoruz. Yunancada Z, “o hâlâ hayatta, yafl›yor” anlam›na gelir. Vekil karakterini olufltururken Grego-

ris Lambrakis’in baz› iyi özelliklerini, örne¤in yoksullar için klinik açm›fl olmas›n› gözard› ettiniz. Geriye bak›nca bu do¤ru bir tercih miydi sizce? Önemli olan Lambrakis’in siyasî felsefesiydi. Yunanistan’da olmayan silahs›zlanma, bar›fl ve demokrasi ilkelerini savunmas›yd›. Darbeci subaylar› maskara gibi gösterdiniz. Katillerden birini de eflcinsel yapt›n›z. Bu tercihlerinizin arkas›nda-

Ben bir fleyi k›nam›yorum, hakikati gösteriyorum. Kendimi filmdeki gazeteci ve yarg›çla özdefllefltiriyorum. Gazeteci hakikati kovalamaya çal›fl›yor. Yarg›ç ise her fleyini kaybetme pahas›na adalet tutkusunun peflinden gidiyor. ki saik neydi? Subaylar›n soytar›l›klar› gerçekli¤e dayan›yordu. Cuntan›n subaylar› hakikaten gerici ve aptald›. Gerçek katillere gelince: Biri maddî olarak polise ba¤›ml›yd›. Di¤eri ise bir pedofildi. Yani yine polise ba¤›ml›yd›. Troçki ve Kennedy gibi, Vekil de öldürücü darbeyi kafas›na al›yor. Bu durum faflizmin fikrî dünyas› hakk›nda bize ne diyor? Faflistler, bilerek ya da bilmeyerek, kur-

Costa Gavras

50

banlar›n›n en k›r›lgan yerini, fikirlerinin ç›kt›¤› zihinlerini hedef al›rlar. O yüzden kurbanlar›n›n hep kafalar›na kurflun s›karlar. Bugün “Z”ye bakt›¤›n›zda, size yanl›fl gelen yanlar› var m›? Hay›r. Filmi bir ay önce yine seyrettim. Hikâyenin hâlâ söyleyecek çok sözü var. Oyuncular›n performanslar› da de¤erinden bir fley kaybetmemifl. Baflrollerde Yves Montand ve JeanLouis Trintignant gibi starlar›n oynamas›, filmin “sisteme teslim oldu” diye elefltirilmesine sebep olmufltu. Montand ve Trintignant, y›ld›z olduklar› kadar, büyük yetenekleri olan aktörlerdir. “Z”den sonra birçok önemli filme imza att›n›z, ama hâlâ en bilinen filminiz “Z”. Ne hissediyorsunuz bu konuda? Bu çok yayg›n bir durum. Kendimi onlarla mukayese etmek gibi maksad›m yok ama, Orson Welles “Yurttafl Kane”le, Sergei Eisenstein “Potemkin Z›rhl›s›”yla, Francis Ford Coppola hep “Baba”yla an›l›r. “Z” ile faflizm ve derin devletin, “‹tiraf” (1970) ile Stalinizmin içyüzünü iffla ettiniz. “Mad City” (1997) ise çok sert bir medya elefltirisi niteli¤inde. Bugün eski “büyük” kavgalar›n›zdan uzaklaflt›n›z m›? Bunlar kavga de¤il, film. Angaje sinema de¤il, sadece sinema. Ben bir fleyi k›nam›yorum ya da iffla etmiyorum, hakikati gösteriyorum. Elbette konular›m› gelifligüzel seçmiyorum. “Mad City”nin konusunun da hafif, havaî oldu¤u kan›s›nda de¤ilim. Evet, televizyon çok ciddi bir mesele. Faflizm de¤il belki, ama bir feodalizm biçimi, benim gündelik huzurumu, düflünme fleklimi etkileyen, toplum üzerinde bir tasallut kurma biçimi. Fark›nda olmadan, televizyonlar›n gösterdiklerinin sa¤lamas›n› yapabilecek araçlardan yoksun olarak manipüle oluyoruz. Körfez Savafl›’na, Irak’a baksan›za... Ama tekrar ediyorum, “Mad City” de, di¤er filmlerim de angaje sinema de¤il. Filmlerinizin angaje sinemadan fark› ne? Bence bir filme angaje denmesi için daha didaktik olmas›, filmde bir hükmün olmas› lâz›m. Halbuki benim filmlerimde herkesin kendi mant›¤›n›, bak›fl aç›s›n› görüyoruz. Bana göre, sinema öncelikle bir gösteri. Belirsizli¤i, ask›da b›rakmay›, gerilimi çok önemli buluyorum. Asl›nda hâlâ Yunan trajedisindeyiz. Ben politik yönetmen, angaje sinemac› gibi adland›rmalar› reddediyorum. Bir fley üretti¤imiz, onu binlerce kifliye ulaflt›rmak istedi¤imiz sürece, hepimiz flöyle ya da böyle angajeyiz. Siyaset denince flu parti, bu parti meselesi anlafl›l›yor. Bence siyaset gündelik hayat›n kendisidir, hayatta nas›l davrand›¤›n, baflkalar›yla nas›l bir rab›ta kurdu¤un, baflkalar›n›n sana nas›l davrand›¤›d›r. Siyaset her yerdedir, hayat›n kendisidir. Eski Yunanl›lar böyle derlerdi ve hakl›yd›lar. Ama “Z” sizin için öncelikle siyasî bir


“Z”de Vekil rolünde Yves Montand; vurulma sahnesi

sanatç›lar, hep bir aradayd›k... Art›k öyle bir fley kalmad›. O çevre, dönemine ve Fransa’n›n siyasal haf›zas›na damga vurdu... Ama önceden tasarlanm›fl, ölçülmüfl biçilmifl bir giriflim de¤ildi. Stalinist mahkemeleri yerdi¤imiz “‹tiraf”a bak›n mesela. Claude Lanzman’›n Artur London (Stalin döneminde, ihanet ve casusluk suçlamas›yla düzmece mahkemelerde yarg›lanan Çekoslovakyal› bakan) hakk›nda yazd›¤› kitab›n bahsini duymufltum. Jorge Semprun’a “benimle beraber bu ifle var

Siyaset gündelik hayat›n kendisidir, hayatta nas›l davrand›¤›n, baflkalar›n›n sana nas›l davrand›¤›d›r. Siyaset her yerdedir, hayat›n kendisidir. Eski Yunanl›lar böyle derlerdi ve hakl›yd›lar. m›s›n” dedim. Sonra Montand’› arad›m ve kollar› s›vad›k. Ondan sonra Montand senaryoyu, roman› okudu, konuya nüfuz etti ve siyasal olarak da evrildi. Hepimiz komünist âlemin içindeydik. Ve hepimizde bir aldat›lm›fll›k duygusu uyanm›flt›. Ama bir gün aniden flöyle bir fley demedik: “Hadi bakal›m, ‘‹tiraf’› çekelim, hesaplaflal›m!” Sizi Fransa’da tutan da o çevreydi galiba. O ortam kayboldu¤u için mi film çekmeye ABD’ye gittiniz? Fransa’da çekemeyece¤im filmlerdi Amerika’da çektiklerim. O temalar Avrupa’da ayn› flekilde kavranamazd›. “Müzik Kutusu” (1989) mesela. Fransa’da Almanya’dan kaç›p s›¤›nm›fl eski Nazi yok. Ya da “Mad City”. Avru-

pa’da medyalar ABD’deki denli afl›r› güçlü de¤il. Ama, sonunda Fransa’ya dönüyorum. Fransa’da yafl›yorum. Bir Fransa vatandafl›y›m. ABD insan› yutmuyor mu, sineman›z anlat›m olarak Amerikan tarz›ndan etkilenmedi mi? Öyle bir hisse kap›ld›¤›m oluyor. Ama benim filmlerim hâlâ Avrupa filmleri. ABD’ye bak›fl›m, bir yabanc›n›n bak›fl›. Fransa’da gerçekten angaje bir yurttafl m›s›n›z hâlâ? ‹flsizlere, onlar›n mücadelesine yak›nl›k duyuyorum. ‹lgili oldu¤um, mücadelesini paylaflt›¤›m pek çok alan var. Sola radikal olma cesareti temenni ediyorum. Mitterrand döneminde, Fransa Jaruzelski’nin Polonya’s›yla flört ederken, baflkalar›yla birlikte Montand’la biz de protesto etmifltik. Jack Lang bizim için “meflum oyuncular” demiflti. Sonradan bunun için çok üzüldü, özür dilemek istedi. ‹flte size anlatt›¤›m o çevrenin ruhu böyle bir fleydi. Sola oy veriyoruz diye, yapt›¤› her fleye eyvallah diyecek halimiz yok! Yunanistan’da yaflarken sinema hayat›n›za girmifl miydi? Benim sinemayla tan›flt›¤›m dönem, Yunanistan’daki Nazi iflgalinden sonraya rastl›yor. Üç-dört ay bir köyde gizlenmifltik. Sonra, aksiyon filmlerini keflfettim. Asl›nda, gerçek sinemay› 1954’te, Fransa’ya geldikten sonra keflfettim. Çünkü Yunanistan’da içsavafl vard›, çok muhafazakâr bir hükümet ve müthifl bir sansür vard›, dolay›s›yla sadece belli tip filmler gösterilirdi: Errol Flynn filmleri, Randolph Scott’lu western’ler... Baflka bir sineman›n varl›¤›ndan haberim yoktu. Sizi Fransa’ya gelmeye yönelten ne olmufltu? Babam komünistlerle beraber Nazilere karfl› direnifle kat›lm›flt›. Kendisi komünist de¤ildi, sadece krala karfl›yd›, ama direniflin bafl›n› komünistler çekiyordu. Savafltan sonra, komünistlerle beraber çarp›flan herkes komünist olarak görüldü ve çocuklar›n›n üniversiteye gitme hakk› ellerinden al›nd›. Bu durumda, para vermeden üniversite okuyabilece¤im tek yer Fransa’yd›. Fransa’ya 1950’lerin bafl›nda gelmenize ra¤men, vatandafll›k hakk›n› 1968’de ald›n›z; niye bu kadar geç? Fransa’ya Cezayir savafl› s›ras›nda geldim. Ülkeye geliflten befl y›l sonra vatandafll›k baflvurusunda bulunma hakk› vard›. 1960’ta vatandafll›¤a geçebilirdim, ama Cezayir savafl›na gitmeye niyetim yoktu. Ben de 1963’te baflvuruda bulundum. Hatta görevli memur bana niçin o kadar bekledi¤imi sordu. Ben de ona “size yalan söylemeyece¤im, Cezayir savafl›na gitmek istemiyordum” dedim. Bana “peki ama niçin?” diye sorunca, “Cezayirlilerle hiçbir al›p veremedi¤im yok, bu haks›z bir savaflt›r” diye cevap verdim. Bunun üzerine, “madem Fransa’y› bu kadar seviyorsunuz, befl y›l daha bekleyin” dedi. O yüzden gecikti vatandafll›¤› almam.

Çeviren: Balkan Talu - Siren ‹demen

meseleydi, öyle de¤il mi? Yunanistan’› geride b›rakm›fl, Fransa’ya yeni gelmifltim. Albaylar iktidar› ele geçirdi. Dikkatleri Yunanistan’a çekmek için “Z”yi yapmak istedim. Ç›k›fl noktam elbette politikti. Ama sonras› yarat›c› bir çal›flma. Bir söyleflide, “Z”nin pek çok ülkede siyasal film olarak de¤il, polisiye olarak s›n›fland›¤›n› ve seyirciyi ürkütmedi¤i için bundan flikâyetçi olmad›¤›n›z› söylemiflsiniz... Polisiyeyi severim. Gerilimi severim. “Caniler Ekspresi”ni (“Compartiment tueurs”, 1965) yapt›¤›mda kimileri polisiye filmin dönüflü diye alk›fllarken, kimileri de y›ld›z oyuncular› oynatmam› elefltiriyordu. Hikâyelerle pek çok fleyi söyleyebilirsiniz. Ken Loach’un filmlerine bak›n mesela... Karakterler, hikâyeler, duygular var. Loach’un filmlerini seyrederek ‹ngiliz toplumunu anlayabilirsiniz. ABD’de de Coen Kardefller hikâye anlat›yorlar, ama “Fargo” mesela, Amerikan toplumuna, para h›rs›na dair bir film... Sizin aksinize, Ken Loach angaje yönetmen nitelemesini benimsiyor. ‹spanya ‹çsavafl›’na dair filminde, sonuna kadar, “ben Troçkistim, ya da eski Troçkistim ve bu hikâyeyi anlatmak istiyorum” der. Filmin dramatik unsurlar› fantastik. Ama, “do¤ru” bir film de¤il. Troçkistleri melek gibi gösteren bir bak›fl aç›s› var. Kan dökücü Stalinistler karfl›s›nda, efendi ve yi¤it Troçkistler! ‹spanya ‹çsavafl›’n›n gerçe¤i bu kal›plardan ibaret de¤il. Anne-baban›z “Z”yi seyredebildi mi? Onlar Yunanistan’dayd›, göremediler o zaman. Ama filmden, filmin yaratt›¤› etkiden haberdar olmufllard›. Hatta çok hofl hikâyeler gelmifl bafllar›na. Bir gün, çok ünlü bir kad›n oyuncu sokakta babamla karfl›lafl›nca, onu kucakl›yor, öpüyor, “o¤lunuzu tebrik ediyorum” diyor. Babam flaflk›nl›ktan ne diyece¤ini bilemiyor. Öyle duygulanm›fl ki, eve a¤laya a¤laya gidiyor. Yves Montand’›n yoklu¤unu hissediyor musunuz? Onun popüler bir oyuncu olmas›n›n filmlerinizin seyirciyle buluflmas›nda büyük etkisi vard›... Montand’›n eksikli¤ini duyuyorum tabii. Onu her bak›mdan özlüyorum. Sadece Montand’› de¤il, o arkadafl çevresindeki ruhu özlüyorum. Montand ve Signoret’nin oturduklar› evdeki havay›... O eve gelip giden, orada tan›flan, derin tart›flmalara giren onca insan›... Hayata, topluma kâh öfkeyle kâh e¤lenerek bakar, birlikte düflünürdük. Çok etkileyici ve çok ender bulunur bir ortamd›. O aileyi oluflturanlar›n ço¤u, maalesef aram›zdan ayr›ld›. Sizin için aileniz gibi miydi o çevre? Paris’e geldi¤imde çok gençtim. Bir tak›m insanlarla tan›flt›m. Onlarla, onlar›n sayesinde, onlarla iliflki içinde yetifltim. Montand, Signoret, José Artur, François Perrier, Foucault, Chris Marker, Régis Debray, Claude Roy... Farkl› ufuklar› olan insanlar, entelektüeller,

51


fiiflman›n fendi

Müzik dolab›

The Gossip / Music For Men (Sony BMG) ock dünyas›nda çok uzun süredir bir yan›lg›

R var: Bir erkek, kad›n k›yafetleriyle sahneye

10 albüm Aylin Asl›m Can›n› Seven Kaçs›n Bob Dylan Together Through Life Eels Hombre Lobo: 12 Songs Of Desire Grizzly Bear Veckatimest Joe Jackson Rain Karmate Nani Khaled Liberté Madness The Liberty Of Norton Folgate Miles Davis Sketches Of Spain Sonic Youth The Eternal

5 flark› Hande Yener Hayrola? Jacques Higelin Je suis amoreux d’une cigarette Kip Hanrahan Love Is Like A Cigarette Ömür Göksel ‹çki Sigara Stelios Kazancidis O¤lan O¤lan

ç›kt›¤›, feminen kodlar› kullanarak bedeni flekillendirdi¤i noktada politik, isyanc› veya en az›ndan uçuktur. Oysa bir kad›n bunu maskülen kodlarla yapt›¤›nda itici olur. Bunun, erkek iktidar›ndan vazgeçmenin ona talip olmaktan daha haysiyetli bir tav›r gibi görünmesinin de etkisi var. Ama maalesef rock tarihi bunun böyle oldu¤unu pek de kan›tlar nitelikte de¤ildir, ipek gömlekler ve dantel çoraplar giymifl maçolarla doludur. The Gossip, solistleri sayesinde, sevdi¤imiz bir müzi¤i dinlerken beden üzerine gelifltirdi¤imiz alg›y› sorgulat›yor bize. Beth Ditto’dan önce de fliflman gördük, ama fliflman kad›nlar›n uyand›rd›¤› izlenim, domestik ve anaç bir figürdü. Ditto ise seksî, lezbiyen bir rock star, üstelik de son derece stil sahibi bir kad›n, fliflman olmas› düflünülecek biri de¤il. Dördüncü albümleri “Music For Men”, kapa¤›ndaki basit foto¤rafla, siyah-beyaz, sade bir transseksüel erkek görüntüsüyle y›llard›r geliflen bir önyarg›y› sorgulat›yor. Uzun zamand›r ilk kez bir müzik gru-

bu “erkek fatma”lar› kolluyor. Bu albümde The Gossip, kökleriyle ba¤l› oldu¤u “Riot Grrrl”lerden miras çi¤ punk anlay›fl›na bir miktar ara veriyor. Bu albümde özenle düzenlenmemifl bir gürültü duyamazs›n›z. Bununla beraber, son zamanlarda ç›kan her befl indie-rock albümden biri için kullan›lmak durumunda kal›nan bir cümleyi telaffuz etmek zorunday›z: Albüm, disko ö¤eler tafl›yor. Asl›nda, hâlâ akl›nda disko ve rock nas›l birleflir diye flüpheleri olan varsa, bütün soru iflaretlerini geride b›rakt›racak bir albüm bu. Al›fl›k olmad›¤›m›z bir biçimde bir sürü yeni enstrüman kulland›klar›n› da belirtmek gerekiyor. Ama bütün bu yeni sesler Gossip’in müzi¤ine yap›lm›fl acemice ya da rahats›z edici müdahaleler de¤il. Gossip’le ilgili sevdi¤imiz fleyler bâki: Melodiler ak›lda kal›c›, dans ettirici ve Beth Ditto hâlâ çok güçlü, güzel bir sesle flark› söylüyor. Bütün bunlara ra¤men, “Music For Men” ne “Standing In The Way Of Control” ne de grubun büyük patlamas›ndan önceki albümleri kadar çarp›c› de¤il. “Music For Men”, belki uzun zamand›r bu albümü bekleyen bir Gossip hayran› için yetersiz kalabilir, ancak iflin do¤rusu, son derece eli yüzü düzgün, hofl ve uzun zaman dinlenecek flark›lar bar›nd›ran bir albüm. – Haziran Düzkan

Mezopotamya’dan Balkanlar’a Bajar / Nêzbe / Yaklafl (Kalan) • Gayda ‹stanbul (Kalan) ardefl Türküler, müzik grubundan öte bir

K fley. Kurulufl saikleri de zaten, bizzat akademi olmaya soyunmufl bir ö¤renci kolektifi gibiydi. Bir tür bilimsel yaklafl›m›n icra ve sahne coflkular›n› hiç etkilememesi, biz dinleyiciler için de en büyük flanst›. Tiyatroydu, yay›nc›l›kt› derken, müzi¤i baflka ama yak›n faaliyetlerle de hep desteklediler. fiimdi, Bo¤aziçi Gösteri Sanatlar› Toplulu¤u’nun “amiral gemisi” Kardefl Türküler’i iki yan grupla takviye ediyorlar, bünye içinden biri Mezopotamya’ya, biri Balkanlar’a uzanan iki organizma ç›kar›yorlar. Bajar, “Apê Musa”n›n dedi¤i gibi, “F›rat suyunun Marmara’ya kar›flmas›” hakikaten. Ge-

leneksel miras›n› sindiren ama hissettirmeyen, da¤lar› belli belirsiz hat›rlayan da gökdelenleri bilen, buram buram flehirli bir Kürt rock’u. Kardefl Türküler’in perküsif at›lganl›¤›na distorsiyonlu bir katk›... Yar› geleneksel Gayda ‹stanbul’da da zaten flehrin çocuklar› olan Roman müzi¤ine ve kültürüne nefleyle, tutkuyla yak›nlaflma arzusu var. Bajar bin y›ll›k bir kültürü al›p flahsîlefltirirken, onlar bin y›ll›k bir kültürün alt›nda bile isteye, seve seve eziliyorlar. Yaln›z, bu da elbette güzel ama, “O¤lan O¤lan” türküsünün gey âlemine marfl olas› Stelios Kazancidis versiyonunu daha çok sevdi¤imizi konu d›fl› da olsa belirtmeden geçmeyelim. – M.E.

Bajar Gayda ‹stanbul

Karatren: M.J.

29 A¤ustos 1958 - 25 Haziran 2009

52

Karatren: Kurtulufl

O acaba? Ele avuca s›¤maz simsiyah

nu hiç sevmemifl olan var m›yd›

7 Carlos Santana’n›n Türkiye’de bo-

Temmuz gecesi Meksikal› abimiz

bir afacan çocukken, b›y›klar› yeni terlemifl bir b›çk›n ergenken, “Thriller” gibi müthifl bir albümle müzi¤in ak›fl›n› de¤ifltirip hakiki bir pop devrimi yaparken? Kara Amerika’y›, kara Afrika’y›, koca dünyay› hep mutlu etti. Onun mutlu olma çabas›na bazen fazla yak›ndan flahit olduk. Çocuklar insan›n t›ynetini gözünden anlar, onlar›n büyük dostuydu. Michael Jackson hakk›nda genifl bir dosya, bu ay Roll’da...

fluna sevilmedi¤ini ç›plak gözle gördük. Arabeskin has›n› yapt›. Kurtulufl Türkgüven de, herhalde onun “Europa”s›n› y›llar boyunca dü¤ünlerde gitar›yla çalm›flt›. Pink Floyd’lar›n, Deep Purple’larla, türkülerle, Müslümlerle yetiflen Kurtulufl, ‘80’lerden itibaren Ortado¤u elektro gitar›n›n an›tlar›ndan, taverna müzi¤inin ustalar›ndan biri olmufltu. “Yerli Santana” lâkab›n› bofluna almam›flt›.

1 Ocak 1954 - 4 Temmuz 2009


“S‹GARA YALANLARI”NI SERG‹LEYEN JOE JACKSON’DAN MEKTUP VAR

Sevgili tiryaki 4 Temmuz’da, ‹stanbul’da sevenlerine unutulmaz bir gece yaflatan Joe Jackson’›n müzisyenli¤i kadar önemli bir vasf› var: Anti-sigara faflizmine karfl› verdi¤i militanca mücadele. Tiryakilere yazd›¤› aç›k mektup ve “Duman, Yalanlar ve Dad› Devlet” bafll›kl› makalesi, sigara içmeyenleri “libere” etti¤i iddias›yla içenlere zulmeden bu küçük harfli neoliberalizm faflizmine karfl› önemli bir mevzi kaz›yor ve hem fikren, hem madden sa¤lam bir cephane veriyor. Okuyal›m, okutal›m, saflar› s›klaflt›ral›m. 19 Temmuz’da yürürlü¤e giren sigara yasa¤›n› geri püskürtelim. en dünyan›n süprüntüsüsün. ‹ntihara kalk›flman yeterince kötü de¤ilmifl gibi, öldürücü duman›nla bir de cinayete teflebbüs ediyorsun. Yukar›daki ifade kula¤a çok tan›d›k geliyor art›k. E¤er ona inan›yorsan, bu yaz›n›n devam›n› okumaya zahmet etme. Yok e¤er bu konuda flüpheciysen, flunu göz önünde bulundurmal›s›n: Kendilerine kamu huzurunda atfedilen dürüstlük ve asaletin zerresine sahip olmayan insanlar taraf›ndan günah keçisi yap›lacaks›n! Asl›nda bu insanlar›n ço¤u düpedüz i¤renç ve onlara karfl› koyman›n vakti geldi. 1 Temmuz 2007’den itibaren, ‹ngiltere’deki bütün kafe, bar, meyhane, restoran ve kulüplerde tütün içmek yasakland›. Burada özel mülkiyet haklar›n›n yitiriliflinden dem vurabilirim; keza hoflgörü ve özgür seçimin yokoluflu hakk›nda diledi¤im kadar atefl püskürebilirim. Ama as›l sorun, bu yasak için mümkün olan tek makûl gerekçelendirmenin, aksi kan›tlanabilir bir düzmece olmas›. Gülünç bir flekilde yutturulmufl, ama hilesi ustaca gizlenmifl “pasif içicilik” aldatmacas›ndan söz ediyorum. Baz› insanlar, onlar hofllanmad›¤› için veya baz› çevrelerde demode oldu diye sigara içmenin yasakland›¤›n› san›yor. Ancak bunlar hükümeti ilgilendiren konular de¤il. Dahas›, bunlar iyi havaland›rma sistemleriyle veya sigara içenlerle içmeyenlerin ayr›ld›¤› mekânlar yaratmak gibi piyasa talebine göre belirlenecek çözümlerle kolayca halledilebilecek sorunlar.

S

Pasif içicilik yalan› Öte yandan, e¤er havadaki tütün duman› –iyi havaland›r›lm›fl binalarda, ayr› odalarda, hattâ tütün-karfl›t› müfrezelerin flimdilerde yasaklamaya çal›flt›¤› aç›khavada bile– yan›bafl›ndaki masumlar› ölümcül bir tehlikeye sokuyor olsayd›, “madem eroinden de beter sonuçlar do¤uruyor, o zaman tütün tamamen yasad›fl› olmal›d›r” derdim. Ama önce en az›ndan ÇTD’nin (Çevresel Tütün Duman›) sebep oldu¤u kan›tlanm›fl bir ölüm vakas› görmek isterim. Çünkü ben ve benim gibi kimseler –bilimciler, aka-

demisyenler, aktivistler ve flüpheciler– bu konuyu y›llard›r araflt›rmaktay›z ve henüz tek bir vakaya dahi rastlayamad›k. Dave Hitt’in “Üç ‹sim Ver” adl› makalesine (www.davehitt.com) göz atman›z› tavsiye ederim. Gerçek yaflamdan üç vaka bulmak için ABD’deki bütün tütünkarfl›t› kurumlar› nas›l dolaflt›¤›n› ve bu maceras›n›n nas›l sonuçsuz kald›¤›n› anlatan ac›mas›zca e¤lenceli bir dökümdür.

Tütün do¤al bir antidepresand›r, haf›zay› uyand›r›r, konsantrasyonu art›r›r, kilonu kontrol etmene yard›mc› olur, ve, Allah için, haz verir. Hazz›n insan hayat› için aslî bir unsur oldu¤unu anlamak neden bu kadar zor? Tütün-karfl›tlar›ndan sadece bir vaka göstermelerini istedi¤im birçok aç›koturuma kat›ld›m ve hep anlamazl›ktan geldiler. Bir defas›nda bu bilginin “profesyonel ahlâk” gere¤i iffla edilemeyece¤i söylendi. Geçenlerde, bir Alman dergisinde tütün içme yasa¤› üzerine bir makalem yay›nland›. Editör “pasif içicili¤in sebep oldu¤u belgelerle kan›tlanm›fl tek bir ölüm vakas› bile yoktur” cümlesini, ‹talya’da böyle bir vakaya rastland›¤›n› öne

sürerek makaleden ç›karm›flt›. Pefline düflüp araflt›rd›m. Söz konusu vaka Monica Crema’n›n ölümüydü ve kocas› “ölüme iflyerindeki sigara duman›n›n sebep oldu¤u” iddas›yla iflveren konumundaki Pariba Bank’a karfl› açt›¤› tazminat davas›n› kazanm›flt›. “Pasif içicilik öldürür!” diyordu gazete bafll›klar›. Ama mahkeme karar› temyize gitti. Ard›ndan usûle uygun bir mahkeme yap›ld› ve Bayan Crema’n›n g›da alerjisinden öldü¤ü saptand›. Ve gazeteler bu kez haberi görmezden geldi. Birkaç vaka olsayd› bile, bu, alkollü içkilerin, veya otomobillerin, hatta reçeteli ilaçlar›n reddedilemez bir flekilde sebep oldu¤u onca ölümün yan›nda hayli önemsiz kal›rd›. Ancak gerçek flu ki, tütün-karfl›tlar›n›n ÇTD davas› dikkatli incelemeye tâbi tutuldu¤unda çöker. Geçerli bir kan›t gösteremeseler de, bize “ÇTD öldürür” derler, çünkü onlar öyle söylemifltir ve biz anlamak istemiyoruzdur, dolay›s›yla huysuzlu¤u b›rak›p onlar›n sözüne inanmam›z gerekmektedir. Bu noktada genifl aç›ya geçip büyük foto¤raf› k›saca ele almak yararl› olacak.

T›bbî iktidar› sorgulamak Eski bir deyifl var: “Güven bana, ben doktorum.” Ama ben, bana doktor OLMADI⁄IM için güvenmenizi istiyorum. Bugünlerde insanlar›n ço¤u, gazete editörleri ve politikac›lar da dahil, t›p otoritelerine karfl› ç›kmak veya onlar› sorgulamak istemiyor. T›pç›lar›n, yeryüzündeki insanlar aras›nda, asla yanl›fl yapmayan, önyarg›s›z, sahtekârl›k ve yolsuzluktan muaf yegâne topluluk oldu¤u varsay›l›yor. Ancak herhangi bir otoriteye sorgulamadan inanmak çocuksu ve tehlikelidir. Bu, “sa¤l›k” konusunda en az din ve siyasette oldu¤u kadar geçerlidir. Bu otoritelerin hepsi bizim için en iyi olan› bildi¤ini iddia eder. E¤er Sa¤l›k Bakan›’n› sorgulayacak yetkinli¤e sahip olmad›¤›m›z› düflünüyorsan›z, o zaman Baflbakan’› veya Papa’y› da sorgulayamay›z. Bu yüzden, bütün düzmece savafllar› sürdürmeye veya canlar› istedi¤inde engizisyon mahkemeleri kurmaya özgürler. Özel bir kavrama yetene¤ine sahip oldu¤umu iddia etmiyorum. Sigara içme konusunda beni ötekilerin birço¤undan ay›ran tek fley zihnimi aç›k tutmak ve bulgular›n pefline düflmek. Ve flu hususta sizi temin edebilirim ki, ifllemekte olan t›bbî iktidar yap›s› tek kelimeyle boktand›r. Giderek artan biçimde kötü ruhlu ve diktatoryal oldu¤undan söz etmiyorum bile. “Kamu Sa¤l›¤›” kavram› esas olarak bulafl›c› hastal›k, yetersiz beslenme, endüstriyel kirlenme gibi büyük, somut sorunlar›n üstesinden gelmek için yarat›ld›. Buna ra¤men son y›llarda dikkatini hasta olmayan insanlar›n özel hayat›n›n neredeyse her alan›na müdahale etmeye çevirdi: Ço¤unlu¤u müreffeh olan Avrupal› ve Amerikal›lar, sigara içsin içmesin, kararl› bir biçimde, muhtemelen tarihin hiçbir döneminde olmad›¤› kadar uzun ve sa¤l›kl› bir hayat yafl›yor. Bu yüzden Kamu Sa¤l›¤›, gündemi-

53


ni korku tacirli¤ine ve istatistik üreten göstermelik bilime yasl›yor. Tütün-karfl›t› kampanyay› yürüten en büyük güçlerden biri olan Dünya Sa¤l›k Örgütü’nü (WHO) ele alal›m. Üçüncü Dünya’da AIDS, tifo ve dizanteri al›p bafl›n› gitmiflken ve her y›l iki milyon çocuk temiz sudan mahrum kald›¤› için can verirken, WHO bütçesinin yüzde 76’s›n› personeline ve Cenevre gibi yerlerde gösteriflli bürolar kiralamaya harc›yor. Son y›llarda ilaç endüstrisi de büyük yat›r›mlarla oyuna dahil oldu. Bu çok matrak, zira ayn› zamanda tiryakiye iflkence çektirmenin promosyonunu gündemlerinin birinci maddesi yapt›lar. “Matrak” dedim, çünkü bu asil ruhlar önyarg›l› davran›yor olamazlar herhalde. Olabilirler mi yoksa? Dünyadaki 1.2 milyar tütün içicisinin nikotin ürünleri ve antidepresanlar için hedef pazar haline geldi¤ini de hesaba katsak m› acaba?

tikçe artmas› hiç flafl›rt›c› de¤il. As›l flafl›rt›c› olan, çok say›da kiflinin bunu bir “hakl› dava” olarak görmeyi ›srarla sürdürmesi. Tekrarl›yorum: Bu insanlar dad› ve kabaday›: WHO gibi seçilmeyip atanm›fl, hesap vermek durumunda olmayan kurumlar, demokratik yollarla seçilmifl hükümetlere izlenecek politikalar› dikte edemez; özellikle de kendi raporlar› “pasif içicili¤in” kimseye zarar vermedi¤ini kan›tlam›flken. Evet, do¤ru: Araflt›rmalar›n sadece küçük bir bölümü ÇTD kaynakl› risklere iflaret ediyor, onlar da en iyisi de¤iller. fiu ana kadar yap›lm›fl en kapsaml› ve bi-

Herhangi bir otoriteye sorgulamadan inanmak çocuksu ve tehlikelidir. Bu, “sa¤l›k” konusunda en az din ve siyasette oldu¤u kadar geçerlidir. Bu otoritelerin hepsi bizim için en iyi olan› bildi¤ini iddia eder.

Dad›lar ve haydutlar Bu bir komplo teorisi de¤ildir. Tütünkarfl›t› hareket ola¤anüstü bir ivme yakalad›, çünkü: A) politikac›lar ve medya dümen suyunu verdi, B) para kokusunu ald›lar. ‹laç endüstrisinin koydu¤u para büyük bir gerekçe, ama baflka gerekçeler de var. Örne¤in cezaland›r›c› vergilendirme. Ve tabii Temel Uzlaflma Antlaflmas› denen flu önemsiz fley: Tütün endüstrisi ile Amerikan eyaletlerinin 1999’daki çat›flmas›ndan do¤an antlaflma, Amerika’daki tütün-karfl›tlar›n›n önüne y›lda yaklafl›k 1 milyar dolar koyuyor. Tütünkarfl›t› furyadan ç›kar sa¤layanlar›n git-

JOE JACKSON ‹FfiA ED‹YOR

Sigara yalanlar› üzlerce y›ld›r, dünyan›n her yerinde, tütün insano¤lunun dostudur. Rahatlamak için, uyar›lmak için ve çeflitli hastal›klar›n tedavisi için kullan›lagelmifltir; sosyal ritüellerin temel unsurlar›ndan biridir. Bir dakika, çizin bu laflar›! Sigara içmek kaç›n›lmaz olarak ölümünüze yol açacak rezil, i¤renç bir al›flkanl›kt›r. Kimse isteyerek sigara içmez, tiryakiler sigara flirketleri taraf›ndan kand›r›lm›fl ac›nas› müptelâlard›r. Tütün kökü kaz›nmas› gereken bir vebad›r. Ben de, birkaç y›l öncesine kadar birinci paragrafa de¤il, ikinci paragrafa inananlardand›m. Mülâyim bir tiryakiydim ve az kals›n sigaray› b›rak›yordum. Fakat, sigara aleyhtar› kampanyan›n histerisi ve iddialar›ndaki çeliflkiler flüphemi celbetti. O günlerden beri sigara meselesini derinlemesine irdeliyorum. Dosyalar dolusu istatisti¤i inceledim, doktorlarla ve akademisyenlerle görüfltüm, bir y›¤›n araflt›rmac› ve aktivistle temas kurdum. Ve flu kanaate vard›m: Sigara içmenin tehlikeleri –ve özellikle “pasif içicilik”– ziyadesiyle abart›l›yor. Bu, bilimden çok siyasetle, güç iliflkileriyle ve kâr maksad›yla alâkal› bir abartma. ‹nsan›n kendisine yapabilece¤i en büyük kötülüklerden birinin sigara içmek oldu¤u konusunda “bütün uzmanlar hemfikir”. Vaktiyle “bütün uzmanlar” mastürbasyonun körlü¤e yol açt›¤›, eflcinselli¤in hastal›k oldu¤u, marijuanan›n insan› cinaî manya¤a çevirdi¤i

Y

54

limsel olarak en geçerli araflt›rmalar› WHO on y›l önce Avrupa’da, Enstrom ve Kabat adl› profesörler k›rk y›l önce Kaliforniya’da yapt›. Enstrom ve Kabat’›n araflt›rmalar›nda herhangi bir tehlike unsuru saptanamad›. Öteki araflt›rmalar›n birço¤u, tam aksini, ÇTD ortam›na maruz kalman›n riski AZALTTI⁄INI gösterdi. Kula¤a saçma geliyor, ama elinizdeki rakamlar çok küçük ve güvenilmez oldu¤unda sonuçlar her iki yöne do¤ru sapma gösterebiliyor. Yeterince araflt›rma yapar, istatistiklerle yeterince oynarsan›z, hemen her fleyi “ispat” edebilirsiniz. Haddinden fazla reklam edilen flu “yüzde 25 risk art›fl›” gerçekten bir zaten önemsiz olan bir riskte önemsiz art›fl örne¤i-

konular›nda da hemfikirdi. Günümüzde kansere kafay› takm›fl durumday›z. Bu belki de t›bb›n ve bilimin kanser karfl›s›ndaki çaresizli¤inden kaynaklan›yor. Küçümsemek gibi bir maksad›m yok, babam kanserden öldü. Yine de, günah keçisi aramakta fazlas›yla yobaz oldu¤umuzu düflünüyorum. Medyadaki taze haberler saç boyas›n›n, meflrubatlar›n ve oral seksin kansere yol açt›¤›n› iddia ediyor. Akci¤er kanseri, sigarayla en s›k› irtibatland›r›lan hastal›k. Ancak bu irtibat, neden-sonuç iliflkisiyle de¤il, istatistiklerle kuruluyor. Baflka bir deyiflle, sigara tiryakilerinin akci¤er kanserine yakalanma ihtimalinin yüksek oldu¤u istatistiklere dayan›larak söyleniyor, sigaran›n kansere yol açt›¤› bilimsel olarak kan›tlanarak de¤il. Bu, ilk bak›flta verdi¤i izlenimden çok daha önemli bir ay›r›m. Sigara aleyhtarlar›n›n iddialar› istatistiklere dayan›yor, ancak istatistikler bilim de¤ildir. ‹nsanlara sigaray› b›rakt›rararak akci¤er kanserinin azalt›lmas› fikri anlaml› geliyor. Ne var ki, sigarayla akci¤er kanseri aras›ndaki iliflki, inand›r›ld›¤›m›zdan çok daha zay›f. Genel konsensüs Sir Richard Doll’un 1950’li ve ‘60’l› y›llarda yapt›¤› ve hâlâ “temel ölçü” addedilen araflt›rmay› yank›l›yor. Doll’a göre, 100 bin tiryakiden 160’› akci¤er kanserine yakalan›rken, sigara içmeyen 100 bin kifli içinde akci¤er kanserine yakalananlar›n say›s› 7. Yani sigara içenlerin, içmeyenlere k›yasla akci¤er kanserine yakalanma ihtimali 24 kat fazla. Yüzde olarak söylersek, yüzde 2.4. Yüzde olarak ifade edilen “risk”lerden flüphelenmek gerekiyor. Zira, bu yüzdeler

dir. Böyle bir sonuca ancak kusurlu ve tarafl› araflt›rmalardan iflinize gelen istatistik bilgileri seçerek varabilirsiniz. Duman arsenik içeriyor, ama musluk suyu da içeriyor. Benzen diyorsan›z, o kahvede de var. Bütün bu vakalarda miktar size zarar vermek için çok küçük. Böyle bir “kan›t›” bir kamu sa¤l›¤› tehdidine çevirmek, nüfusun dörtte birini toplumdan d›fllayan yasalar›n dayana¤› haline getirmek insafs›zl›kt›r. Yemek piflirmek kanserojen maddeler ortaya ç›kard›¤› için restoranlarda g›day› yasaklamak veya birilerinin kula¤› hasar görebilir diye gece kulüplerinde müzi¤i yasaklamak ne kadar mant›kl›ysa, bu da o kadar mant›kl›d›r. Manzara oluflmaya bafllad› m›?

Bilimsel korku tacirli¤i Anti-içicilerin, yasa¤›n içicilere karfl› yürütülen bir cad› av› olmad›¤›n›, bütün bunlar›n sa¤l›k için yap›ld›¤›n› söyledi¤ini iflittim. Ama yasa¤›n halk sa¤l›¤›yla al›p verece¤i hiçbir fley yok ve yap›lan fley kesinlikle tütün içicilerine karfl› bir cad› av› yürütmek. Yoksa neden aç›khavada sigara içmeyi de yasaklamaya çal›fls›nlar? Anti-içiciler kand›rmaca ustas›d›r. Örne¤in, meyhanelerde sigaray› men etmiyor, meyhaneleri “dumans›z” hâle getiriyorlar! Yani özgürlü¤ünü k›s›tlam›yor, sana daha fazla özgürlük veriyorlar! Harika, de¤il mi? Devam edelim ve flöyle diyelim: “Sigara içmek kötüdür, bu yüzden ona karfl› cayd›r›c› olan her fley iyi say›lmaz m›?” Hay›r, yetkililerin bize yalan söylemesinin ve bu yalanlar› ac›mas›z yasalara gerekçe olarak kullanmas›n›n

bilgilendirmekten çok korkutmay› hedefliyor. Doll hakl› olsa bile, sigara içenlerin akci¤er kanserine yakalanmama ihtimali yüzde 98. Bu, ayn› verilerin baflka türlü sunulmas› veya ambalajlanmas›ndan baflka bir fley de¤il. Ama kula¤a daha az korkutucu geldi¤i aflikâr. Baflka birçok çeliflkili istatistik daha var. Amerika’n›n yerlileri, beyaz Amerikal›lara k›yasla akci¤er kanserine yüzde 50 oran›nda daha az yakalan›yor –beyaz Amerikal›lardan çok daha fazla sigara içtikleri halde. Sigara


hiçbir iyi yan› yoktur. “Pasif” içicilik hakk›nda yürütülen “bilimsel” korku tacirli¤i, en basit ifadeyle, “aktif” içicili¤in tehlikelerini abartmak için yap›lanlar›n bir uzant›s›d›r. Evet, uzun süre afl›r› düzeyde sigara kullanan tiryakiler için bir risk var; t›pk› uzun süre afl›r› derece alkol alanlarda, baz› g›dalar› afl›r› miktarda tüketenlerde veya s›k s›k afl›r› h›zl› araba kullananlarda oldu¤u gibi. fiu s›ralarda moda haline gelen “s›f›r risk” arzusu sadece bofl bir hayâl de¤il, ayn› zamanda çocukçad›r. Akci¤er kanseri bile –ki tütün içmekle ba¤lant›l› oldu¤u istatistiksel olarak ikna edici biçimde kan›tlanm›fl bir hastal›kt›r– tiryakilerin sadece küçük bir az›nl›¤›nda görülüyor ve genellikle normal ölüm yafl› dolaylar›nda ortaya ç›k›yor. Anti-içiciler, gerçek hayatta olan biten hakk›nda konuflmaz, onun yerine “yüzde 2000 risk art›fl›” gibi safsatalar üretir. Öyle ya, e¤er bir tane de¤il, 20 tane loto bileti sat›n al›rsam kazanma flans›m› yüzde 2000 art›rm›fl olurum. Ama hâlâ kazanma ihtimalim çok çok azd›r. Her neyse, bugünlerde tütün içmek hakk›nda iflittiklerimizin tümü potansiyel tehlike üstüne. Bu da bütün tehlike oradaym›fl gibi bir izlenim infla ediyor. Oysa tütün do¤al bir antidepresand›r, haf›zay› uyand›r›r, konsantrasyonu art›r›r, Alzheimer, Parkinson ve çeflitli baflka hastal›klara karfl› güçlü bir koruyucu etkisi vard›r, kilonu kontrol etmene yard›mc› olur, ve, Allah için, haz verir. Hazz›n insan hayat› için aslî ve korkudan çok daha sa¤l›kl› bir unsur oldu¤unu anlamak neden bu kadar zor?

Tiryakiye öneriler Tütün içicili¤iyle iliflkili hastal›klardan y›lda 120 bin kiflinin öldü¤ünü söylüyorlar. Buyrun bakal›m. Birincisi, bu sadece bir “tahmin”dir. ‹kincisi, “tütün içicili¤iyle iliflkili bir hastal›k”, tütün içmek sebebiyle ortaya ç›kt›¤› kan›tlanm›fl bir hastal›k de¤ildir. Birilerinin tütün içmenin bir faktör olabilece¤ini düflündü¤ü hastal›klar›n yol açt›¤› bütün ölümleri listeye ekliyorlar. Böylece bronflit veya felç gibi hastal›klar yüzünden yaflam›n› yitirmifl binlerce tütün kullanmayan genel toplama dahil ediliyor. Sigaray› 20 y›l önce b›rakm›fl insanlar veya 80 yafllar›nda kalp krizi geçirerek ölen tiryakiler de cabas›. Bu tam olarak bir yalan say›lmaz. Ama hiç flüphesiz bir yanl›fl yön-

Anti-içiciler kand›rmaca ustas›d›r. Örne¤in, meyhanelerde sigaray› men etmiyor, meyhaneleri “dumans›z” hâle getiriyorlar! Yani özgürlü¤ünü k›s›tlam›yor, sana daha fazla özgürlük veriyorlar! Harika, de¤il mi? lendirme ve kasten yap›l›yor. Utanmas› gereken sen de¤il, sevgili tiryaki, bu insanlar. Manzara oluflmaya bafllad› m›? Bafllad›ysa, bu konuda ne yapmal›? Birkaç önerim var. B‹L‹NÇLEN: Tiryakiler gerçek olgular› ö¤renmeli. Ne kadar çok bilirsek, bunlara karfl› o kadar iyi savafl›r›z. Bu konuda bilgi edinebilece¤in bir dolu kitap, makale ve web sitesi var. SEN‹ EZMELER‹NE ‹Z‹N VERME: Kimseden özür dileme. Tam tersine, insanlara bu adaletsiz ayr›mc›l›¤a niçin kurban edildi¤ini anlat. Uzun ve onurlu bir tari-

içen Çinli kad›nlar›n say›s› çok az, buna mukabil dünyadaki en büyük akci¤er kanseri yüzdesi onlarda. Akci¤er kanseri dünyan›n her yerinde 1930’lardan beri sürekli art›yor, ancak sigara tiryakili¤i ise giderek azal›yor. Japonya, dünyada en çok sigara içilen ülkelerden biri oldu¤u gibi, yaflam süresinin en uzun oldu¤u iki-üç ülkeden biri. Bununla birlikte, Japonya’da son 30 y›ld›r akci¤er kanseri ve kalp hastal›klar› sürekli art›yor. Bu art›fl›n sebebi, beslenme al›flkanl›klar›n›n ve hayat tarzlar›n›n giderek Amerikanlaflmas›d›r belki de. Akci¤er kanseriyle iliflkili 40 civar›nda faktör söz konusu, fakat bu hastal›¤› sigarayla iliflkilendirmek en kolay›. ABD Sa¤l›k Genel Müdürlü¤ü, sigaran›n kansere yol açabilece¤ini 1964’te ilan etmiflti. O tarihten bu yana çok say›da insan sigara içmeyi b›rakt›. Ama ne kadar çok insan sigaray› b›rak›rsa b›raks›n sigara aleyhtar› yobazlar tatmin olmuyor. Onun için dikkatlerini fluna yo¤unlaflt›r›yorlar: “Sigara ba¤lant›l› hastal›k.” Bu, sigara aleyhtarlar›n›n en zekice buluflu. Bir hastal›¤›n “sigara ba¤lant›l›” olmas›, o hastal›¤›n sigaradan kaynakland›¤›na dair elimizde herhangi bir kan›t oldu¤u anlam›na gelmiyor. Sadece, birilerinin sigaran›n o hastal›¤a yol açan faktörlerden biri olabilece¤ine karar verdi¤i anlam›na geliyor. Eski, ama ihmal edilen bir aksiyom var: Zehiri zehir yapan dozudur. Küçük bir doz arseni¤in bir sak›ncas› yok, ama fazla içilen portakal suyu ölümcül olabilir. Il›ml› tiryakili¤in –günde on sigara civar›– zararl› olmad›¤›, aksine faydal› oldu¤u yönünde birçok kan›t mevcut. Verdi¤i zevk bir yana (bunun elbette günümüzün

t›bb›nda yeri yok), stres azalt›yor, kilo kontrolünü destekliyor ve birçok hastal›¤›n semptomuna, örne¤in Alzheimer’e, Parkinson’a, ba¤›rsak ve rahim kanserlerine iyi geliyor. Pasif içicilik (ya da Çevresel Tütün Duman› –ÇTD) sigara aleyhtarlar›n›n kutsal kâsesi. Çünkü, ÇTD’nin zararl› oldu¤u kan›tlan›rsa –en az›ndan öyle alg›lan›rsa– tiryakilerin hak, tercih, tolerans gibi gerekçeleri bertaraf edilecek. Dünya Sa¤l›k Örgütü’nün 1975’teki konferans›nda, Britanya’n›n Sa¤l›k Genel Müdürü Sir George Godber flöyle diyordu: “Aktif içicilerin çevrelerindeki insanlara, özellikle ailelerine ve çocuklar›na zarar verdikleri alg›s›n›n yayg›nlaflt›r›lmas› zaruridir.” Ve böylece ÇTD araflt›rmalar› furyas› bafllad›. Pasif içicili¤in zararl› olmad›¤›na zerre flüphem yok. ‹nsanlar dumandan hofllanm›yorsa, havaland›rma tertibatlar› gelifltirilmeli. O da yetmiyorsa, ayr› bölümler olmal›. O da yetmiyorsa ayr› mekânlar olmal›. Havaland›rma tertibatlar›, sigara içilen mekânlardaki havay›, flehrin sokaklar›ndaki havadan daha temiz hale getirebiliyor. Yap›lan ölçümler flunu gösteriyor: Sigara içilen ve havaland›rma tertibat› olan bir mekân›n havas›, sigara içilmeyen fakat havaland›rma tertibat› olmayan bir mekân›n havas›ndan daha temiz. Sigara yasa¤›n›n büyük bir tahribat yapt›¤›n› düflünüyorum. Bu tahribat sadece ekonomik de¤il: Hoflgörüsüzlü¤ü, toplumsal gerilimi ve gammazlama kültürünü besliyor, her türlü toplum mühendisli¤ine örnek teflkil ediyor. Ama, en çok hakikati tahrip ediyor. Amerikan Bilim ve Sa¤l›k Konseyi’nin tütün dostu olmayan bafl-

hi olan, yasal bir zevkten yararlan›yorsun. Bununla gurur duy. Ayr›ca ülkenin vergi has›lat›na her y›l milyarlar ak›tt›¤›n› unutma. MÜCADELE ET: Kötücül yasalar meydan okunmaya, itaat edilmemeye, protestoya ve mümkün olan her yolu deneyerek engellenmeye müstahakt›r. ‹mza topla. Seçti¤in vekilleri s›k›flt›r. Sonuç vermezse, nezâketi bir kenara b›rak, onlar›n planlar›n› altüst et. Dikkatleri üstüne çekmeden bir fleyleri de¤ifltirebilmifl mazlum topluluk yoktur. Bu da sivil itaatsizlik ve yasay› mümkün oldu¤unca uygulanamaz hâle getirmek demektir. BOYKOT ET: Tütün içmenin men edildi¤i yerlere gitme. Tiryakileri konuk etmek için çaba sarfeden yerlere destek ver. EVDE SOSYALLEfi: Kendi bar›n› yarat. Arkadafllar›n› eve davet et. Diledi¤iniz gibi tüttürün. Paran cebinde kals›n, istedi¤in içkiyi iç, istedi¤in zaman kapat ve casus kameralar taraf›ndan izlenmeden istedi¤ini her fleyi yap. E¤lence endüstrisini daha iyi bir müttefik haline getirmenin tek yolu, onlara verdi¤in deste¤i çekmektir. Tütün içme yasa¤› sonsuza kadar devam etmeyecek. Ama direnifl ne kadar azsa, devam etme süresi o kadar artacak; etrafta ne kadar büyük bir baflar› elde ettikleriyle böbürlenen daha çok anti-içici olacak ve bu durum her türlü toplum mühendisli¤i projesi için bir flablon oluflturma çabas›na daha çok hizmet edecek. Bütün cad› avlar› birileri k›z›p karfl›s›na dikilene kadar ma¤lup edilemez görünür. Çaresizli¤e kap›lma, nihayetinde biz âlemci insanlar›z. Âlemcili¤i b›rakma. Joe Jackson çeviren: Erdir Zat

kan› Elizabeth Whelan flöyle diyor: “ÇTD’nin kronik hastal›klar›n oluflmas›nda rol oynad›¤› iddias›, bilimsel dayanaktan yoksun. Pasif içicilikle erken ölüm aras›nda iliflki kurmak gerçekleri e¤ip bükmektir.” Dünyada 1.2 milyar tiryaki var. Onlar›, sigaran›n ölümcül, kendilerinin de tedaviye muhtaç müptelâlar olduklar›na inand›r›rsan›z, farmakolojik nikotin için –bant, sak›z, sprey– devasa bir piyasan›z var demektir. Tiryakiler ayr›ca antidepresan ilaçlar›n da hedef kitlesidir. Farmakoloji endüstrisinin sigara aleyhtar› kampanyan›n motoru olmas› tesadüf de¤il. Johnson and Johnson sigara aleyhtar› kampanyalar için yar›m milyar dolardan fazla para harcad›, sigara aleyhtarlar›n›n al›nt› yapt›klar› araflt›rmalar flu veya bu biçimde ilaç flirketleri taraf›ndan finanse ediliyor. ‹laç flirketlerinin sigara yasa¤›ndan yana tav›r alan siyasetçileri ödüllendirmesine dair y›¤›nla örnek var. Bu adamlar muharebelerin birço¤unu kazan›yorlar, ama savafl› kazanamayacaklar. K›sa vadede, sadece tiryakiler için de¤il, hayat tarzlar› “riskli” ve “sa¤l›ks›z” olan herkes için ifller kötüye gidecek. “Haklar›m›z” için yalvar›p yakarman›n manas› yok, zira hem intihar eden, hem de cinayet iflleyen insanlar olarak görülüyoruz. Yapmam›z gereken, sigara aleyhtarlar›n›n bilimsel sahtekârl›klar›n› ve ç›kar çat›flmalar›n› hedef almakt›r. Bunlar mahkeme salonunda kan›tlanabilir fleylerdir. Joe Jackson (“Sigara, Yalanlar ve Dad› Devlet” bafll›kl› makalesinden derleyen: Yücel Göktürk)

55


tuz olamaz. Ekmek, domates, tuzda bahtiyarl›¤›n s›rr› ile vitaminleri yoktur. ‹yi, basit insanlar da levrekleri yumurta ile k›zart›p kuzu kaburgas›n›n leziz etini francala ile yerken flarap içebilir. Bol, çeflitli salatalardan at›flt›rabilir. Bu, güzel rüyalara mâni de¤ildir. Bilâkis, levreklerde, flaraplarda, pirzolalarda güzel rüyalar› süsleyecek malzeme bol boldur. Kime söylüyorsun?.. Yol amelelerinin, toprak kaz›c›lar›n al›nlar›n› flahadet parma¤›yla silip terlerini sildikleri anda bir ç›nar gölgesinde böylece düflünüp kal›yorum. Bir dost bulsam, onunla düflündüklerimi münakafla edebilsem, ne iyi olurdu! Yalan›, gerçe¤i, iyili¤i, fenal›¤›... Mevzu dolu kardefllik! Çal›flan, terleyen insanlara bakan bir adam –kim olursa olsun, ne olursa olsun– g›pta, ac›, kendi kendine bile itiraf edilmeyen utanma ile kar›fl›k bir hüzün duymaz m›yd›? Kim bilir belki de bu, insanda bir çal›flmak, bir güzelli¤e, bir saadete beraber ulaflmak insiyak›n›n duyulmas› yahut uyanmas›yd›. Eskiden beri bu nevi çal›flanlar›n yemek yiyiflini, uyuyuflunu görenler bu hakikati hissetmifller, için için bu saadete g›pta etmifller, flafl›rm›fllard›r. Yahut içlerinden, kendi rahats›zl›klar›n›n sebebini bir dakika anlay›p unutmufllard›r.” Baflkalar› hesab›na düflünen Fahri, burada bir dakika durur, sonra yine düflünmeye bafllar: “Önce acaba bu rahat uyuyan rençberler mesut mu? Oras›n› geç, mesuttur kabul edelim: Mademki bu yaz s›ca¤›nda yorgun, fakat tatl› bir tebessümle uyuyorlar... Bu rençberlere bakar gözükenlere gelelim: Bunlar acaba ‘Oh! Elhamdülillah! Hayatta muvaffak oldum. Zengin oldum. Toprak kazm›yorum. fiu zavall›lara bak! Yarabbim, sana hamdolsun! Ya onlar gibi olsayd›m, halim nice olurdu? Nas›l çal›fl›rd›m bu göbekle?’ demiyorlar m›? Mükemmel diyorlard› ama, bunu hiçbir zaman aç›kça söylemiyorlard›. Bu içlerinde yar› his, yar› sevinç, hay›r, bir yar› hamd halinde flekilleniyordu. Zahirde ise onlar›n bu çal›flmas›na büyük k›ymet verdiklerini yanlar›ndaki ufak çocuklara ya söylüyorlar ya resimli kitaplarda okutuyorlard›. Bunlar hiç olmazsa düflünenlerdi. En fenas›, en kötü cinsi, lakayt gelip geçenlerdi. Bunlar yal›lar›na rahatça dönüyorlard›. ‹fltahlar› kaçmadan yemek yiyorlar, bakonda ‘çeflit’ c›garalardan tüttürüyorlar, vapurlara çoluk çocuk Frans›zca nidalarla iflaret ediyorlar, radyolar›n›n dü¤mesini Paris’e getiriyorlard›. Baz›lar› da bol sofradan kalkarken: – Allah›m, olmayanlara da ver diyorlard›. E¤er yukar›da Allah varsa muhakkak aczinden ter ter tepiniyordur. Ben de rençberlere bakarak ç›nar alt›nda hafif bir uyku kestiriyorum... Sait Faik, “Birtak›m ‹nsanlar”

Desen: Arslan Ero¤lu

Yabanc› bir yere ilk defa inip hiç lüzumsuz, mânâs›z bir his duymadan, topra¤a varsa bir battaniye at›p, y›ld›z seyretmeden, memleket, sevgili, ›v›r z›v›r düflünmeden uyumak... Belki böyle fley, iyi insanlara nasip oluyor. Belki biz, zay›f, kar›fl›k, kötü insanlar, yabanc› bir yerde a¤lamakl› oluyoruz. ‹nsanlar›n oturdu¤u, tarlan›n yeflerdi¤i, çocuklar›n oynad›¤› toprak, neden insano¤luna yabanc› olsun? Olmas›n. Yaln›z anam›z›n babam›z›n, sevgilimizin, arkadafl›m›z›n zincirlerine ba¤l›y›z da, ondan bir türlü kar›fl›k hislerden kurtulam›yor, bir türlü rahat edemiyoruz... Bu zincirleri k›rmal›y›z. Do¤du¤umuz yerden befl kilometre uzak da bir, befl yüz, befl bin kilometre uzak da bir olmal›d›r. Orada da, bulursak battaniyemizi, bulmazsak Allah’›n kuru otlar›n› toplay›p uzanmal›y›z. Toprak kazmaya gelen rençberler uyuyor. ‹yi, basit, ba¤lar›n› koparm›fl insanlar her yerde uyuyabilirler. Kendimi o rençberlerle beraber görüyor, onlar›n yerine koyuyorum: Ekmek, tuz, domates, iki nefes c›gara, bir-iki toprak kaz›c› arkadafl, bir fincan kahve günümüzü hoflça ikmal eder. Kötü rüyalar› bol yemek yiyen midesi bozuklara terk ederek yukar›da sayd›klar›m›za küçük, basit, zarars›z ilaveler, tarhlar yaparak yaflamak, bin türlü yaflama tarz›ndan bir tanesidir. Bu flekilde yaflamak baflkalar› hesab›na yap›lm›fl bir fedakârl›ksa, insan bilmeli idi. Yook!.. Bu bizden daha kötü vaziyette olanlara karfl› zaruri bir feragatsa, bu flekilde yaflamak insano¤ullar›na flu zaman içinde mukadderse, hiç ehemmiyeti yoktu. Bu insan›n nasibiydi. Binaenaleyh kâfiydi. O zaman güzel uykular› hep beraber uyurduk. Fakat tavuklar›n yumurtlad›¤›, yumurtalar›n üstünde yirmi bir gün yatan tavu¤un gagas›yla k›rd›¤› yumurtadan alt›n piliçler ç›kt›¤›, sonra çay›rlarda koyunlar›n parlak tüylü kuzular do¤urdu¤u, ›l›k, kumsal, s›¤ sularda büyük kefallar›n, levreklerin yüzdü¤ü denizler düflünülsün. O zaman ekmek, domates, tuzun bahtiyarl›¤› de¤il, iyi, sa¤lam, do¤ru düflünen insan bahtiyarl›¤›n› kavrar›z. B›rakal›m bu bayat düflünceyi: fiu adam ekmek, domates, tuz yedi¤i için güzel de¤ildir. ‹yi uykular›n›n, bahtiyarl›¤›n›n sebebi, yaln›z ekmek, domates,

Express96  

Tarih soslu rantsal dönüflüm Pastan›n üstündeki çilek “S‹GARAYALANLARI”NIN YAZARI MÜZ‹SYEN JOE JACKSON’DAN MEKTUP VAR Bunal›m çöküfle dönüfltü...