Issuu on Google+

191254

SAYI: 2010/03

DAH‹L) 01 fiubat - 15 fiubat 2010 5 TL (KDV

TEKEL ‹fiÇ‹LER‹N‹N D‹REN‹fi‹

Ad›m ad›m, kulaç kulaç TÜRK‹YE SU MECL‹S‹ 104

Su savafllar›nda halk cephesi ERIC ROHMER VE HOWARD ZINN’‹N ARDINDAN

L A S Y O N A E N T E R N

fi A L A L A

Forever Young ‹STANBUL’DAN BOOGIE BALAGAN GEÇT‹

Felafel flalala

B‹R‹NC‹ ELDEN SINIF MÜCADELES‹ TECRÜBES‹ VE

Yol haritas›


BİYOGRAFİ

ZAMANA İZ BIRAKAN HAYATLAR... EDWARD HALLETT CARR

KARL MARX Çeviren: Uygur Kocabaşoğlu 367 sayfa

OCAK

2010

Edward Hallett Carr, kitabın yazıldığı dönemdeki muhafazakâr “aura”ya rağmen, dünyanın seyrini değiştiren isimlerden birisi olan Marx’ın biyografisinde, ele aldığı portrenin hakkını sonuna kadar veriyor: İnce ayrıntılar, olaylar arasındaki bağlantıları hassas bir gözle inceleme, Enternasyonal’e katılmış sosyalistlerin hayattaki yakınlarından elde edilmiş broşürler, ilanlar, gazete yazıları ve mektuplar… Ünlü İngiliz tarihçinin kaleminden güzel yazılmış, zevkle okunan, incelikli bir çalışma.

Çeviren: Aylin Ülçer 440 sayfa

Çeviren: Leyla Gürsel 443 sayfa

Çeviren: Saliha Nilüfer 549 sayfa

Çeviren: Anıl Duman 520 sayfa

Çeviren: Fikret Doğan 532 sayfa

Çeviren: Pelin Siral 542 sayfa

Çeviren: Erol Özbek 318 sayfa

Çeviren: Kudret Emiroğlu 360 sayfa


MERAM 104: AKLIN KÖTÜMSERL‹⁄‹, ‹RADEN‹N ‹Y‹MSERL‹⁄‹

Umut ilkesi n alt› sene... On alt› badire... Dylan’›n “Changing of the Guards”›na (Nöbet De¤iflimi) nazire olsun diye on alt›, yoksa eksi¤i yok, fazlas› var badirenin. 29 Ocak 1994’ten, Express’in ilk say›s›ndan bugüne tam on alt› sene oldu. Bir o kadar da badireye ra¤men, nas›l oldu da oldu? Akl›n, Can Yücel’in deyifliyle, “götümserli¤i”ne kalsayd›, asla olmazd›. ‹radenin iyimserli¤i ile oldu. Lennonist oldu¤umuz için oldu: “‹yimserli¤e elimiz mecbur. “ Teflbihte hata olmaz, Tekel iflçileri de o anlamda Lennonist. Akl›n kötümserli¤ine pabuç b›raksalard›, ya 4C’ye mahkûm olacaklard›, alenî köleli¤e, ya da iflsizler ordusuna gönüllü yaz›lacaklard›. “fiimdi de seçenekler ayn›, de¤iflen bir fley yok” denebilir. “Haftalard›r Ankara ayaz›nda titremeleri yanlar›na kâr kalacak. Halbuki otursalard› evlerinde...” Direniflin ilk haftalar›nda bu laflar “gerçekçi” t›nlayabilirdi. Ama günler geçtikçe, direnifl kararl›l›kla sürdükçe, görülür oldu ki “ya 4C ya iflsizlik” açmaz› ”seçenek” olmaktan ç›k›yor. De¤iflen en az›ndan bu. Ve dahas›, Tekel iflçileri bir buçuk ay öncesindeki insanlar de¤il.

O

• fiehir Hatlar› . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .5 • Tekel direniflinden izlenimler . . . .10 • Hür Keskin’den yol haritas› . . . . . 14 • Hava-‹fl’te Gökkufla¤› Hareketi . . 17 • Türkiye Su Meclisi . . . . . . . . . . . . . 20 • Mavi Daktilo . . . . . . . . . . . . . . . . . . 24 • Radyo Express . . . . . . . . . . . . . . . . . 26 • K›raat & Duman› Üstünde . . . . . . . 30 • “Metropol Sürgünleri” . . . . . . . . . 34 • Metin Üstünda¤ . . . . . . . . . . . . . . . 36 • Radyo Brecht . . . . . . . . . . . . . . . . . 38 • A¤›r Çekim . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 40 • Eric Rohmer . . . . . . . . . . . . . . . . . . 42 • Howard Zinn . . . . . . . . . . . . . . . . . 44 • Meflin Yuvarlak . . . . . . . . . . . . . . . 46 • Müzik Dolab› . . . . . . . . . . . . . . . . . 48 Ahmet Ergenç, Ahmet Gürata, Alican Tayla, Asena Günal, Arslan Ero¤lu, Atalay Göçer, Aykut K›l›ç, Ayfle Çavdar, Cemil Cahit, Ceylan Begüm Y›ld›z, Çi¤dem Öztürk, Didem Dan›fl, Doruk Yurdesin, Ender Ergün, Erdir Zat, Ertan Keskinsoy, Fevzican Abac›o¤lu, F›rat Genç, Göksun Yaz›c›, Hakan Lokano¤lu, Haziran Düzkan, ‹pek Yezdani, ‹rfan Aktan, Koray Löker, Merve Erol, Muhsin Akgün, Murat Meriç, Özay Selmo, Pelin Özer, Pınar Uygun, Ragıp Duran, Saner fien, Sarkis Paçac›, Serkan Köybafl›, Selçuk Oktay, Serra Akcan, Siren ‹demen, fiahan Nuho¤lu, Tan Morgül, Tolga Sezgin, Turgut Yüksel, Tülin Er, U¤ur Biryol, Ulus Atayurt, Yücel Göktürk, Zeynep Nuho¤lu Bask›: Ezgi Matbaac›l›k, Sanayi Caddesi Altay Sok. No:10 Yenibosna / ‹stanbul Tel: 0.212.452 23 02 bas›m yeri ve tarihi ‹stanbul, Ocak 2010 da¤›t›m Do¤an Da¤›t›m A.fi. yönetim yeri: Süslü Saks› Sok. no: 5/3 Beyo¤lu - ‹stanbul tel-faks: 0.212.251 87 67 e-mail expressroll@gmail.com abonelik expressroll@gmail.com y›l 6 say› 104 1 fiubat 2010 imtiyaz hakk› Bilge Ceren fiekerciler sorumlu yaz›iflleri müdürü Merve Erol ilan irtibat Özay Selmo (0.533.514 90 49) YEREL SÜREL‹ YAYINDIR. 15 GÜNDE B‹R YAYINLANIR. ISSN 1307 - 461X

¤ifltirme misyonu atfediyorlar.” Sarhoflluk var, sarhoflluk var, oraya girmeyelim. Tan›l’›n sözünü etti¤i sarhofllu¤un hangi türden oldu¤u malûm. O türden sarhofllukla bir yere var›lamayaca¤› da. Peki, onun karfl› kutbu olan “ay›k”l›k nas›l bir fley? O da bir tür sarhoflluk de¤il mi? O da bir “gönül rahatl›¤›” veriyor, baz› fleyleri gönül rahatl›¤›yla “gözard›” ediyor. ‹yisi mi, çak›r keyif olal›m. Sarhoflluk da ay›kl›k da ayn› ç›kmaza ç›k›yor. Bir yere götürmüyor, çünkü iradeyi al›p götürüyor. Ya hayal alemine hapsediyor ya realiteye. Ve biliyoruz ki, insanlar kendi tarihlerini kendileri yapar. Akl›n kötümserli¤iyle de¤il, iradenin iyimserli¤iyle. Ve yine biliyoruz ki, insanlar tarihi keyiflerine göre, diledikleri gibi de¤il, kendilerini içinde bulduklar› verili koflullar içinde yapar. Akl›n kötümserli¤i, o verili koflullar› kavraman›n flart›. Ama tarihi yapman›n flart›, iradenin iyimserli¤i. Araban›n at› o. Verili duruma bakal›m: “Neticede ço¤u AKP seçmeni

Anahtar kavramlar, verili durumlar Dayan›flma ve deneyim, bu de¤iflimin anahtar kavramlar›. Tan›l Bora’n›n ileriki sayfalarda bir bölümünü nakletti¤imiz Birikim yaz›s›nda dedi¤i gibi, “dayan›flman›n insanî k›ymeti, deneyimin rahmeti bakîdir.” ‹radenin iyimserli¤i olmasayd›, ne o k›ymet ne o rahmet varolabilirdi. Tan›l’›n (müsaadenizle k›rk y›ll›k dostumuzdan soyad›yla söz etmeyelim) and›¤›m›z yaz›s›, hem nal›na hem m›h›na. Ve Tan›l’›n her yaz›s› gibi, dört bafl› mamur. Ama bize “ters”. fiu anlamda: Tan›l’›n öne ald›¤›n› arkaya, arkaya ald›¤›n› öne almay› tercih ediyoruz. O akl›n kötümserli¤ini öne al›yor, iradenin iyimserli¤ini arkaya. Vurgulayal›m: Bizimkisi tersi. Söz konusu yaz›da, Tan›l bizim gibi “iyimser”lere flöyle sesleniyor: “Direniflin iyimser gözlemcileri, gözleri kendi ma¤du-

Marc Chagall, “At Cockcrow”, 1944

Kapak: Turgut Yüksel

riyetlerinden baflkas›n› görmeyen iflçilerin dillerinin zaman içinde “kurtulufl yok tek bafl›na” slogan›na döner oldu¤una (...) dikkat çekiyorlar. Evet, deneyimin e¤iticili¤i diye bir fley vard›r.” Bir sonraki paragraf da flöyle bafll›yor: “Evet, ama iradenin iyimserli¤ine karfl› akl›n kötümserli¤ini elden b›rakmamal›.” Devam›nda, “k›sa vadeli ve pragmatik bir hak talebi mücadelesine yüklenen anlam›n hududu”nu vurguluyor. Kat›lmamak mümkün de¤il. Evet, do¤ru, akl›n kötümserli¤ini elden b›rakmayal›m. B›rakmayal›m ama, arabam›za da at diye koflmayal›m. Akl›n kötümserli¤inin bizi götürebilece¤i bir yer yok çünkü. En iyi ihtimalle yerimizde say›p dururuz. “Kötümser ak›l” ne diyor, yak›ndan bakal›m: “Tekel iflçilerinin eylemine soldan gösterilen ilginin, al›fl›lageldi¤i üzere, sarhofl bir gönül rahatl›¤›yla gözard› etti¤i de bu iflte: Neticede ço¤u AKP seçmeni olan bu –memur kökenli– iflçilerin eyleminin k›sa vadeli ve pragmatik saiklerini görmezden geliyor ve direnifle dünyay› de-

3


olan bu –memur kökenli– iflçiler... k›sa vadeli ve pragmatik saikler...” AKP seçmeni olmayanlar›n daha “solda” oldu¤unu söylemek mümkün de¤il. AKP seçmeni olanlar›n da olmayanlar›n da bulufltu¤u yerin egemen ideoloji oldu¤u aflikâr. Galip Yalman’dan al›nt›layarak söyleyelim: “1 May›s’lara kat›lan gençleri, kendi deyiflleriyle, ‘pataklayabilecek olan’ insanlar...” Verili durum bu. O halde? Bu soruya akl›n kötümserli¤inin bir cevab› yok. Ama iradenin iyimserli¤inin var. “ Evet, deneyimin e¤iticili¤i diye bir fley var”. Evet, var. Ve Galip Yalman’›n dedi¤i flekliyle var: “Bas›na yans›yanlardan ve konufltu¤um iflçilerden edindi¤im izlenim, kendi gerçekliklerinin fark›nda oldu¤unu anlat›yor bana. E.P. Thompson’›n s›n›f›n s›n›f olarak oluflumunun kilidi olarak ‘deneyim’i göstermesi, bu aç›dan manidard›r. Deneyim, iflçilerin sosyal ve siyasal durufllar›n› önemli ölçüde belirlemifl durumda.” Biraz evvel Yalman’›n sözünü yar›da kesmifltik, tamam› flöyle: “1 May›s’lara kat›lan gençleri, kendi deyiflleriyle ‘pataklayabilecek olan’ insanlar, ‘bundan sonra biz de 1 May›s’larda olaca¤›z’ diyor. ‹flçilere, ‘bu mücadeleyi kazan›rsan›z, tutumunuz de¤iflir mi’ diye sordum. ‘Kesinlikle hay›r’ diyorlar. De¤iflip de¤iflmeyeceklerini zaman gösterecek, ama bu fark›ndal›k bile bana önemli gözüküyor.” Saiklere gelince... Evet, “k›sa vadeli ve pragmatik”. O halde? Akl›n kötümserli¤inin bu soruya da bir cevab› yok. Ama iradenin iyimserli¤inin, “Yol haritas›” bafll›kl› söyleflimizde militan iflçi Hür Keskin’in a¤z›ndan bir cevab› var: “Elbette, iflçi dedi¤in, b›çak kemi¤e dayand›¤›nda kendini soka¤a atar. Ama senin iflin, kendini soka¤a atm›fl olan iflçiyi örgütlemektir zaten.” Peki nas›l? Bu soruya da akl›n kötümserli¤inin cevab› yok. Ama iradenin iyimserli¤inin var.

Oya nas›l ifllenir? Tuzla mücadelesinin deneyiminden geçen genç akademisyen Asl› Odman’›n “Bulufltu¤umuz Yer” kapakl› 1 Ocak 2010 tarihli say›m›zda söylediklerine bakal›m: “‹flçilerin farkl›l›klar› içinde bir araya geldikleri bekâr odalar›, kahvehaneler, hemfleri dernekleri, amele pazarlar› gibi yerleri tespit edip, oya ifller gibi uzun vadeye sab›rla yay›lan bir örgütlenme...” Bu ifade, o söylefliye ç›kard›¤›m›z “spot”lardan biriydi. Tan›l da söz konusu yaz›s›nda bu cümleyi aynen al›nt›l›yor. Peki, akl›n kötümserli¤iyle oya ifllenir mi? Dahas›, bu “yol haritas›”n› seslendiren Odman’› Tuzla’ya götüren, iradenin iyimserli¤i de¤il miydi? Evet, “deneyimin e¤iticili¤i diye bir fley var”. Deneyimin Tekel iflçileri üzerindeki etkisini Galip Yalman’dan dinleyelim: “‹flçiler kazan›lm›fl haklar›n› kaybetmeme mücadelesi veriyor. An-

4

Dylan’›n “Slow Train” albümünün kapa¤›.

cak konufltu¤unuz zaman, iflçiler bu noktay› aflma e¤iliminde görünüyor. Kendilerini art›k iflçi s›n›f› mücadelesinin önemli bir unsuru olarak görmeye bafllam›fllar. Bu gerçekten böyle mi, ayr› tart›flma. Ama kendi sendikalar›n›n çok ötesinde olduklar› da ortada. Buna karfl›, gerek sol görüflteki ö¤rencilere gerekse ‘sivil toplum’ unsurlar›na müthifl bir sempatiyle yaklafl›yorlar. ‘Travestiler dahil, bundan sonra herkesin yan›nday›z, destekçisiyiz’ diyor Tekel iflçileri. Abartmaya gerek yok, ama deneyim dedi¤im sürecin bir parças› olarak kendileri d›fl›ndaki kesimlerle ilgili bir fark›ndal›klar› oluflmufl durumda.” Evet, Galip Yalman’›n dedi¤i gibi, “abartmaya gerek yok.” Evet, militan iflçi Hür Keskin’in dedi¤i gibi: “O iflçilerle irtibat kuran insanlar, yar›n öbür gün o iflçilerin bulundu¤u flehirlerde daha kolay örgütlenebilecek. En az›ndan bir solcu linç edildi¤inde ya müdahale edecekler veya linçe kat›lmayacaklar.” Evet, Tan›l’›n dedi¤i gibi: “Direniflin iyimser gözlemcileri, gözleri kendi ma¤duriyetlerinden baflkas›n› görmeyen iflçilerin dillerinin zaman içinde “kurtulufl yok tek bafl›na” slogan›na döner oldu¤una, polisin kendilerine fliddet uygulamas›n› “Habur’da eflk›yaya gösterilen iyi muameleyle” tartarak tepki gösterirken Kürt-Türk bir arada günler geçirdikçe ötekilerin ve baflka ma¤duriyetlerin fark›na vard›klar›na dikkat çekiyorlar. Evet, deneyimin e¤iticili¤i diye bir fley vard›r.” Ve evet, tam da bu yüzden, Tan›l’›n söyledi¤ini ters yüz ediyoruz: Akl›n kötümserli¤ine karfl› iradenin iyimserli¤ini elden b›rakmamal›. Tan›l da kendi hayat›nda öyle yap›yor zaten. Yak›ndan bildi¤imiz günde-

lik rutinini ve yazd›¤› birbirinden önemli say›s›z kitap ve makaleyi bir kenara koysak bile, sadece oturup Ernst Bloch’un “Umut ‹lkesi”nin birinci cildini çevirmifl olmas› bunu kan›tlamaya yeter. Dile kolay, 840 sayfa. ‹nce ince ifllenmifl 840 sayfa, bir o kadar› da ikinci cilt olarak yolda. Evet, “Umut ‹lkesi” Tan›l sayesinde baflucu kitab›m›z. ‹radenin iyimserli¤i üzerine bir baflyap›t zira. Tekrarda sak›nca yok: ‹radenin iyimserli¤i keyfî bir fley de¤il, bir mecburiyet. Hür Keskin’in dedi¤i gibi: ”Bizim kavgam›z yar›n›n kavgas›. Yapt›klar›m›z›n iflçi s›n›f›nda birike birike bir potansiyel haline gelece¤ine inan›yorum. Buna inanmak d›fl›nda flans›m da yok.” Akl›n kötümserli¤inin Hür Keskin’i götürece¤i bir yer yok. Önceli¤i iradenin iyimserli¤ine vermedi¤i takdirde bir flans› kalm›yor. Mecburen Lennonist yani, bizim gibi. On alt› sene önce, akl›n kötümserli¤ine öncelik verseydik, Express diye bir fley olmazd›. Bu ba¤lamda, Lennonist pekâlâ Leninist, daha do¤rusu Spartakist olarak okunabilir. Zira, Funda Baflaran’›n Rosa Luxemburg’a referansla söyledi¤i gibi: “Tekel iflçileri, direnifl nas›l sonuçlan›rsa sonuçlans›n, baflka bir dünya kurman›n ‘uygun an›n›’ beklemenin tek yolunun ‘vaktinden önceki’ giriflimler oldu¤unu hat›rlatt›, hat›rlat›yor.” Baflaran’›n nakletti¤i t›rnak içindeki Rosa Luxemburg tespitleri, Express için de geçerli. On alt› sene oldu, ama Express hâlâ “vaktinden önceki” bir giriflim. Tabiri caizse, “erken öten horoz”. Gece karanl›¤›nda oldu¤umuz aflikâr, ama sabah da bekleye bekleye gelmiyor ki.


Arap saç› rak›nrol ‹STANBUL– Kar›n ‹stanbul’u teslim ald›¤› bir k›fl günü, bata ç›ka Galatasaray’a, garajistanbul’a gidiyoruz. Derme çatma bir garajdan büyük emeklerle ve bu haline getirilmifl mekân, danstan tiyatroya, ça¤dafl gösteri sanatlar› ad›na ‹stanbul’u çekim merkezi k›lmay› baflaran bir yer bugün. Üçüncü yafllar›n› ilk albümleri “Lamentation Wallo”yu geçen sene ç›karan genç bir grupla kutlayacaklar. Söylefli s›ram›z› beklemek için bir kenara çekiliyoruz. Boogie Balagan’›n iki has adam›, Azri ve Gabri, iki ‹srailli Yahudi, “Filisrail” diye tutturmufllar, ‹srail iflgalini ve sald›r›lar›n› protesto edip iki toplumun bir arada bar›fl içinde yaflamas›n›n hayalini kuruyorlar... Gabri, myspace’de klip halinde yay›nlad›¤› bir cümleyi tan›fl›p konufltu¤u hemen herkese tekrar ettirip kameras›na kaydediyor: “I have the felafel power in me...” Felafelin gücü ta içimde...

fiEH‹R HATLARI jam’e durmufl Ferit El Atrafl olacakt›r.” Sahnede de aynen böyleydiler: 9/8’e vurgun davulcu Francois Goussot’nun eflli¤inde, adeta bir White Stripes / Derdiyoklar döllemesi. “Balagan” keflmekefl demeye gelen bir kelimeymifl, kar›fl›k yemek, sofra arka-

ta kusur etmedi¤i Erkin Koray, gecenin sonuna damgas›n› vurdu. Zira, o da vaktiyle dünyal›yd›. Önce bir “K›zlar��� da Al›n Askere” patlatt›lar (‹sraillilerin bu flark›y› söylemesi biraz garip oluyor), ard›ndan “Yaln›zlar R›ht›m›” geldi, garajistanbul’u y›k›p geçti. Gabri’nin ‹ngilizcesi

dafll›¤› gibi anlamlar› da var. Arap saç› diyelim, Erkin’e nazire. Bu boogie ondan bafllad›. Karak›fl›n sakin k›ld›¤› salonda ilk bafllarda Balaganc›lar kadar e¤lenen yoktu. Sahnede hare krishna vurgular›yla dansa duran gönüllü genç k›z ortam› biraz daha ›s›tt›. Ama –ad›n› inflallah yanl›fl hat›rlam›yoruz– Özlem, bir baflkayd›. Gümrah saçlar›yla sahneyi öyle bir kaplad› ki, öyle titretme Nesrin Topkap›’da görmedik. Hele Azri’yle Gabri ellerinde gitarlarla iki akbaba gibi bafl›na durdu¤unda, ‹stanbul’un gördü¤ü en halis rock manzaralar›ndan birine flahit oldu¤umuzu o kafayla dahi müflahade edebildik.

nas›l k›r›ksa, Türkçesi de öyle. Bir bakt›k, adeta kulaklar›m›zda Juanito yank›lan›yor... ‘60’lar›n bafllar›ndan itibaren Adamo’dan Sacha Distel’e, Marc Aryan’dan Peppino di Capri’ye, bir sürü Avrupal› Türkçe flark›lar okumufltu. Türkiye’nin kozmopolit bir elektri¤i komplekssizce tafl›yabildi¤i y›llarda yap›lan bu denemeler, Türk ifli popun da temellerini att›. Juanito, “Gardiyan”larla, “Arkadafl›m›n Aflk›s›n”larla bu ekolün Türkiye’de en kökleflmifl ismiydi (Dario Moreno’yu saym›yoruz, o zaten ‹zmirli). Onlardan sonra Türkiye, uzun y›llar do¤ru dürüst konser de görmedi, Cem Karaca Kardafllar’›n Alex’i, büyük usta Don Cherry gibi münferit vakalar hariç Anadolu’nun, ‹stanbul’un müzikleriyle ilgileneni de. Türkiye’den de ele güne gösterecek fazla bir

fley ç›kmad› belki de. Serdar Ortaç’lar, Mustafa Sandal’lar filan, koca Arap co¤rafyas› ve Yunanistan taraflar›yla al gülüm ver gülüm iliflkisinde y›llard›r. Ama cafcafl› popun bir fleyi de¤ifltirdi¤i yok. Orchestra National de Barbes’lerin, Gnawa Diffusion’lar›n, Gogol Bordello’lar›n, Balkan Beat Box’lar›n müzi¤iyse bizi kendine, halklar›n ortak afluresine ça¤›r›p duruyor, bir baflka ses, baflka dünya, baflka yaflay›fl vaat ediyor. ‹flte Boogie Balagan da geliyor, Juanito neflesiyle sanki bize bir müzikal yol haritas› iflaret ediyor. ‹ngilizler gibi rock okumak da güzel hayal, ama rock’un esas özgürlük kap›s›, anahtar› kendi içinizden, kendi keflmekeflinizden çevirirseniz, bu keflmekefli hapsederek de¤il

Felafelin hikmetini Express’in son vagonunda okuyaca¤›n›z söylefliye b›rakal›m, Soundcheck öncesine s›k›flan hasb›hal esnas›nda tan›d›¤›m›z iki Boogie Balagan’c›ya bakal›m. Azri Laurent Stupaj, k›saca Azri, adeta mesela Thin Lizzy’den, Lynyrd Skynyrd’dan filan f›rlam›fl has rock’n’roll gitaristi gibi. Zaten Pink Floyd’lardan, AC/DC’lerden geliyor, aya¤›nda çöl tozu yutmufl kovboy çizmesi, saçlar belinde... Aryeh Sztantman, k›saca Gabri, bir do¤al “frontman”. Matrak, haylaz, sevimli, eli aya¤› durmuyor. Klipteki gibi, bafl›nda fes, duda¤›n›n üzerinde yap›flt›rma (“Büyük Diktatör” haval›) bir b›y›k, Dalida’y› aray›p duran bir Arap fiarlosu sanki. Türkçeyi flark›lardan sökmüfl, durup durup makaml› bir hava att›r›yor. Myspace sayfalar›na, konserin bir gece öncesine ve sonras›na “ichyorum raki” diye yazm›fllar, özel gece mi var diye merak ettik, öyleymifl, ama meyhanede, kendi bafllar›na demlene demlene... Myspace adreslerinde müziklerini tarif edifllerinde de mübala¤a yok: “Sek tekilalar yuvarlayan bir Julio Iglesias’la harissayla kafay› bulmufl bir Joe Strummer’›n seslerini harmanlay›n. Sonra, elektro gitar›na bir buzukiymiflçesine iflkence eden bir Jimmy Page hayal edin. Bunlar› cehennemî el ve ayak ritmleriyle birlefltirin. Sonuç, T-Rex’in Gazze’de nargile tüttüren hayaleti yahut New York Dolls’la

Foto¤raf: fiahan Nuho¤lu

Nargilem duman duman

Bin ritm açs›n Sorun flu: Boogie Balagan dünyal›, ‹stanbul Türkiyeli. Azri’yle Gabri’nin sayg›da ve hayranl›k-

de, “içererek aflarsan›z” aç›l›yor. O özgürlü¤ün içinde Afrikal› Muddy Waters da var, Balkan Gogol Bordello da, Jimi Hendrix de, Ciguli de, Mahsuni fierif de, Mos Def de. ‹srail’le Filistin’in bar›fl› da var, Türklerle Kürtlerin bar›fl› da. Bizi belirleyen, bizi yaratacak, bizi dünyaya açacak her fley bir kap aflurenin, iki lokma felafelin, sekiz notan›n, bin çeflit ritmin içinde. – Merve Erol

Ramallah’›n renkli yüzü RAMALLAH– Ramallah’›n merkezindeki Al Manara Meydan› cumartesi günleri çok hareketli. Bir yanda pazara gelen kad›nlar sanki son anda yemek yetifltirecekmifl gibi telâflla meyve-sebze seçerken, di¤er yanda çarfl›daki köflebafllar›n› tutan gençler birbirlerini süzüyor. Kuflbak›fl› bakt›¤›n›zda manzara ilginç:

5


Kad›nlar kendini al›flverifle vermifl, erkekler daha çok sosyalleflme amac›yla “çarfl›da tak›l›yor” havas›nda. Ramallah, Filistin Kurtulufl Örgütü’nün uzant›s› niteli¤indeki El Fetih’in yönetimi alt›ndaki Filistin topraklar›n›n, Bat› fieria’n›n baflkenti. Nüfusu yaklafl›k 300 bin. Hamas’›n yönetimi alt›nda bulunan ve ‹srail’in hiçbir flekilde geçit vermedi¤i Gazze fieridi’ne k›yasla Ramallah’ta hayat “görece” rahat. Elbette Filistin ölçülerinde. Yine de, Ortado¤u’nun yaflamas› en zor yerlerinden biri olan Bat› fieria’da canl› bir gündelik hayat var. Popüler kültür trendleriyle, müzikli barlar›yla, Filistinli gençlere özgü modalar›yla akan bir hayat. ‹flte belki de Ortado¤u’yla ilgili yaz›larda genellikle kullan›lan tüm o flatafatl› laflardan ve ac›l› edebiyattan uzaklaflmak gerek diye düflündü¤üm için, y›llard›r ‹srail denetimi alt›nda hayatlar›n› sürdüren Filistinlilerin bulundu¤u topraklardan Bat› fieria’ya gitti¤imde bu kez ac›n›n de¤il, yaflam›n izlerinin pefline düfltüm.

Kapüflon, rap, DAM Ramallah’› gezmeye, hayat›n en h›zl› akt›¤› yerden, Al Manara çarfl›s›ndan bafllamak en do¤rusu. Çarfl›da kapüflonlu gençlerin çoklu¤u dikkat çekiyor, belli ki burada bir “kapüflon” modas› var. Arkadafl›m Jalal, bu moda-

6

Ramallah’ta gençler aras›nda hiphop çok popüler. Haliyle kapüflon da.

n›n yay›lmas›nda “rap” müzi¤in de etkili oldu¤unu söylüyor. 1970’lerin bafl›nda New York’un Harlem, Bronx gibi siyahlar›n a¤›rl›kta oldu¤u bölgelerinde “siyahlar›n” müzi¤i olarak do¤an rap, dünyan›n öbür ucunda yine “ezilenlerin müzi¤i” olmaya devam ediyor. Rap ve hiphop, son y›llarda Filistinli gençler aras›nda çok moda. Filistinlilerin en çok dinledikleri grup ise yurttafllar› olan DAM. Hareketli Arap ritmleriyle Ortado¤u’ya özgü melodileri hiphop ve rap’le kaynaflt›ran DAM, flark›lar›nda Filistinlilerin özgürlük

ve eflitlik mücadelesinin yan›s›ra terör, uyuflturucu ve kad›n haklar› gibi konular› ele al›yor. Çarfl›n›n di¤er ucu: Kitapç›lar, DVD’ciler, müzik ma¤azalar›... Arapça bilmedi¤ime hay›flan›yorum. Kapa¤›nda Che Guevara’n›n resmi bulunan kitab›n Che’nin hayat› ve fikirleri üzerine oldu¤unu söylüyor Jalal. ‹slâm ve Hz. Muhammed hakk›nda da çok say›da kitap mevcut. ‹ki ad›m ilerideki CD’ciye girince, fondaki müzik tan›d›k geliyor. Tesadüf, o anda ‹brahim Tatl›ses dinliyorlar. Tatl›ses

CD’lerinin yan›ndaki rafta da tan›d›k simalar var: Neredeyse tüm Arap âleminde oldu¤u gibi Ramallah’ta da çok popüler olan “Gümüfl” dizisinin y›ld›zlar›, K›vanç Tatl›tu¤ ve Songül Öden... “Gümüfl”ün –Arapçadaki ad›yla “Nur”un– müzikleri de Ramallah’ta en az dizinin kendisi kadar popülermifl.

Sangria’s’da Taybeh Al Manara Meydan›’n› solunuza al›n, dümdüz ilerleyince Duwar al Saa adl› bir baflka meydana ç›kacaks›n›z. Buradan yokufl afla¤› yürüyün, a¤açl›kl› güzel


bir patikan›n sonunda beyaz tafllardan yap›lm›fl eski Ramallah evlerinin oldu¤u bir caddeye varacaks›n›z, iflte Sangria’s tam orada. ‹srail-Filistin çat›flmas›yla ilgili onlarca haber yapt›m, ancak Jalal beni götürene kadar Ramallah’ta 12 tane bar oldu¤unu bilmiyordum. Sangria’s onlardan biri; k›fl oldu¤u için üzeri kapat›lm›fl bir bahçeyle genifl bir salondan olufluyor. ‹çeride kad›n-erkek kar›fl›k oturuyor. Bara bafl› aç›k kad›nlar da geliyor, kapal› olanlar da. “Mekân yazar›” ya da “gurme” diliyle söyleyecek olursak, Sangria’s kentteki en iyi barlardan biri, servis kaliteli, fiyatlar uygun. Burada herkes masalarda oturuyor, “ayakta tak›lmak” diye bir fley yok. Buran›n müdavimi gençlerin birbirleriyle uzaktan bak›fl›p utangaç utangaç flört etmeleri gözümüzden kaçm›yor; hoflumuza gidiyor. Jalal buraya daha önce iki kez geldi¤ini, ikisinde de baflka masadan tan›mad›¤› k›zlarla tan›fl›p sohbet etti¤ini anlat›yor. Daha çok Filistinlilerin aflina oldu¤u Arapça müzikler çal›n›yor. Jalal bana bir nargile, bir de “Taybeh” söylüyor. “Taybeh buran›n biras›” diyor. “Nas›l yani” diyorum, Bat› fieria’da bira m› üretiliyor?”“Evet” diyor, “Ramallah’›n yak›n›ndaki bir H›ristiyan köyünde yap›l›yor”. Taybeh aç›k renk ve güzel bir bira, Efes’i sevenler Taybeh’i de sever. Foto¤raf çekmek istiyorum,

ama o kadar kolay de¤il. Biz garsona, o bafl garsona, o da mekân›n iflletmecisine soruyor. En sonunda mekân›n “Amerikan bar” k›sm›ndan hiç kimsenin yüzü gözükmeyecek flekilde foto¤raf çekmeme izin veriyorlar. Ben foto¤raf çekmeye kalkmadan önce barda oturan üç-befl kifli de bar› boflalt›yor. Dolay›s›yla, sadece flifleleri çekiyorum, olsun, bu da bir fley. Ertesi gün yine çarfl›day›m, efle-dosta “Filistin tiflörtü” almak icap ediyor. Bir ma¤azaya giriyoruz, sat›c› 10-15 çeflit bask›l› motif örne¤i gösteriyor. Üzerinde Filistin bayra¤› olan ve Arapça “Özgür Filistin” yazan deseni seçiyorum. Tiflörtüm bas›l›rken gözüm saatte, uça¤a az kald›. ‹srailli yetkililer Bat› fieria’daki taksilere sorun ç›kard›klar› için Kudüslü Arap bir taksi floförü bulmam, geçece¤imiz kontrol noktas›n› tespit etmem ve e¤er sorunsuz bir flekilde havaalan›na gitmeyi baflar›rsam, oradaki görevlilere Ramallah’a neden geldi¤imi hangi kelimelerle anlataca¤›m› düflünmem gerekiyor. Çarfl›dan ayr›l›rken dönüp arkadaki kalabal›¤a bak›yorum, ‹srail’in denetimi alt›nda yaflamaya, ‹srailli askerlerle durmak bilmeyen çat›flmalara, ‹srail'in ördü¤ü duvara, duvar›n yaratt›¤› k›st›r›lm›fll›k duygusuna, Yahudi yerleflim birimlerine ve asl›nda her fleye karfl›n, Ramalllah’ta hayat akmaya devam diyor. – ‹pek Yezdani

B‹N KUNDUZ: Geçen say›da bu sayfalarda kahredici bir teknik ar›za oldu, arkadafl›m›z Serkan Köybafl›’n›n Strasbourg izlenimlerinin son iki sat›r› ve imzas› buharlaflt›. Yaz› flöyle bitiyordu: “Fetihlerle yo¤rulmufl kültürümüzü tan›tmak için ‘ç›karma yapt›¤›m›z’ Fransa’da, flimdilik bizimle ilgili de¤iflen bir fley yok.” Hatas›z Express olmuyor, ama ilk defa böylesi oluyor. Lhasa’dan bahsederken de, meme kanseri yerine gö¤üs kanseri deyip durmufluz. Bin kunduz, bin özür.


YEN‹ VE DEMOKRAT‹K B‹R ANAYASA ‹Ç‹N TAR‹HSEL ZEM‹N:1921 ANAYASASI

Halklar›n anayasal koalisyonu Anayasa Mahkemesi, yani makyajlanan 12 Eylül anayasas›n›n muhaf›z alay›, onca cürmü dökülüp saç›lan askerî zümreyi sivil yarg›dan muaf tutmaya bir kez daha hükmedince, yeni anayasa tart›flmas› yeniden harland›. Anlafl›lan 2010’da da bu mesele kâh alevlenip kâh küllenecek. Yeni anayasa ne zaman gündeme gelse, cumhuriyet döneminin ilk anayasas› da gündemin bir ucuna geliyor. Ama bir türlü enine boyuna tart›fl›lm›yor. Halbuki, Kürt hareketinin ›srarla örnek gösterdi¤i, AKP cenah›n›n “bugüne kadarki en demokratik anayasa” oldu¤unu teslim etti¤i, Kemalistlerin yok saymaya çabalad›¤› 1921 Anayasas›, “Türklük” kavram›n› içermeme, hiçbir etnik gönderme yapmama ve yerinden yönetim ilkesini benimseme özellikleriyle yeni ve demokratik bir anayasa için tarihsel bir zemin oluflturuyor. ‘21 Anayasas› üzerine tez yazan Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku araflt›rma görevlisi Burak Çelik’e ba¤lan›yoruz. “Kürt aç›l›m›” etraf›ndaki tart›flmalarda 1921 Anayasas›’n›n s›k s›k gündeme gelmesinin nedeni ne? Burak Çelik: 1921 Anayasas› “Kürt aç›l›m›”yla gündeme geldi gibi gözüküyor ama, asl›nda bir süredir gündemde. Örne¤in, 2008’deki tart›flmalar› an›msayal›m. Can Dündar’›n “Mustafa” filmi dolay›s›yla, ‘21 Anayasas›’yla Kürtlere özerklik verilip verilmedi¤i tart›flmas› olmufltu. 2007 y›l›nda yap›lan bir söyleflide, DTP milletvekili S›rr› Sak›k “1921 Anayasas› referans al›n›rsa Kürt sorunu çözülür” diyor. Asl›nda, DTP program›nda da var: “Yerel kültürlere özerklik tan›yan karakteri ile, Türk ulusu yerine Türkiye ulusu fleklindeki kapsay›c› tan›m›yla, ço¤ulcu ve kat›l›mc› niteli¤iyle yerinden yönetimlere tan›d›¤› genifl malî, idarî ve yönetsel yetkilerle cumhuriyet tarihinin en demokratik anayasas›d›r” deniyor ‘21 Anayasas› için. Tezinizde, kurulufl s›ras›nda Türkiye kelimesinin ye¤lenmesinin nedeninin “halklar›n koalisyonu” oldu¤unu ve bu ba¤laflman›n ülkeyi kurtulufla götürdü¤ünü söylüyorsunuz. Kürtlere özerklik sözü verilerek böyle bir koalisyon oluflturulmasayd›, Kurtulufl savafl› kazan›lamaz m›yd›? Bunu tam olarak bilemeyiz. Zaten sadece Kürtlerle yap›lan bir koalisyon de¤il bu. Bülent Tanör’ün tan›mlamas›yla, “temelde Türk ulusçular›n›n damgas›n› tafl›makla beraber, Türk olan ve olmayan tüm unsurlar›n anti-emperyalist birli¤ini temsil eden bir savafl”. Türk ulusçular›n›n damgas›n› tafl›yor, ama di¤er halklar da var. ‹mparatorluktan ulus-devlete geçifl sürecinde oldu¤u için çok etnili bir yap› söz konusu. Sonradan bu reddedilmeye çal›fl›l›yor. Ama tabii flöyle bir denklem var: Kurtulufl Savafl› önderli¤i Kürtleri yan›na çekti¤i zaman, vatan›n iflgal alt›nda olmas› söylemi ve gerçe¤i Kurtulufl Savafl›’nda baflar›ya götürüyor. Hatta Kürtlük meselesi Meclis kurulduktan hemen sonraki hafta bir yasa görüflmesi s›ras›nda tart›fl›l›yor. Bakanlar›n nas›l seçilece¤iyle ilgili bir yasa bu. “‹cra vekillerinin suret-i intihab›na dair kanun”. Bu yasayla ilgili Meclis görüflmeleri s›ras›nda, bakanl›klardan birinin “Sa¤l›k ve Toplumsal Denge ve Dayan›flma Bakanl›¤›” olmas› öngörülüyor. Bu tar-

8

Burak Çelik

Türkler de dahil hiçbir unsurun ad› 1921 Anayasas›’nda geçmiyor. Hiçbir etnik gönderme yok. Özerklik sadece halk›n ço¤unlu¤unun Kürt oldu¤u bölgelere yönelik düflünülmüfl bir fley de¤il. Tüm ülke çap›nda düflünülmüfl bir model bu. t›flma s›ras›nda Yusuf Kemal Bey –ki Adalet Bakanl›¤›, D›fliflleri Bakanl›¤› gibi görevlerde de bulunmufltur– konuflmaya do¤rudan Türklük üzerinden bafll›yor ve diyor ki: “Zannediyorum ki her Türkün söyleyece¤i fley, memleketimizde görülecek ilk ifl s›hhiye iflidir.” Ve flöyle devam ediyor: “E¤er sa¤l›k olmazsa Türklük üzerine infla edece¤imiz hiçbir ifl kalmaz.” Bunun üzerine, Sivas milletvekillerinden Emir Pafla hemen itiraz ediyor. Diyor ki: “Yaln›z flunu özellikle göz önünde bulundural›m. Türklük ad›n› anmayal›m, çünkü biz buraya Türklük için toplanmad›k. Burada Çerkez, Çeçen, Kürt ve daha bir tak›m ‹slâm unsurlar› var.” Daha da ilginç olan, bunun üzerine Mustafa Kemal söz al›yor: “Misak-› Millî s›n›rlar› içinde yaflayan herkes ayn› gayenin gerçekleflmesi için çal›fl›yor ve bunlar birbirlerinin öz kardeflidir” diyor. Bu mant›¤› ‘21 Anayasas›’ndan önce Erzurum ve Sivas Kongre bildirilerinde de görüyoruz. Bu bildirilerde çok dikkat çekmeyen bir madde de, “Anadolu’da yaflayan Müslüman unsurlar birbirlerinin ›rksal ve toplumsal durumlar›na sayg›l›, öz kardefltirler” diyor. Burada da o “halklar koalisyonu”nun etkisinin oldu¤unu düflünüyorum. ‘21 Anayasas›’nda yönetim anlay›fl›n›n “yerel meclislere dayal› özerk yönetim”

olarak tan›mlanmas›n›, çeflitli halklar›n varl›¤›n›n anayasal yans›mas› olarak m› yorumlamal›? Bu konu ‘21 Anayasas›’na birkaç boyutta yans›yor. Bunlardan biri yerinden yönetim. Bir di¤eri, co¤rafî bir kavram olarak Türkiye’den, devlet olarak da Türkiye devletinden söz edilmesi. Memalik-i Osmaniye, yani Osmanl› memleketleri, Osmanl› hanedan›n›n egemen oldu¤u yerler de¤il, Türkiye. Ama ›rk-ulus temelinde de tan›mlanmam›fl; Türk devleti de¤il, Türkiye devleti. Türkler de dahil hiçbir unsurun ad› bu anayasada geçmiyor. Hiçbir etnik gönderme yok. Devleti oluflturan üç unsur vard›r. Bunlardan biri insan toplulu¤udur. ‹nsan toplulu¤u k›sm› es geçilmifl. Derdi baflka bir fley çünkü: Savafl koflullar›nda bir devletin temel yap›lanmas›n› oluflturmak. Kuruluflu olufltururken de baz› fleyleri es geçiyor. ‹nsan haklar› yok, yarg› yok örne¤in. Bugün bir anayasada olmamas›n› düflünemeyece¤imiz unsurlar yok. Yerel yönetimler meselesine gelirsek, idarî yap›lanmada nas›l bir özerklik öngörülmüfltü ‘21 Anayas›nda? ‘21 Anayasas›’nda merkeziyetçilik istisna, yerinden yönetim olarak adland›r›lan, yani belli bir bölgede yaflayan halk›n kendi kendini yönetmesi olarak tan›mlayabilece¤imiz özerklik ise kurald›. Bu, bundan sonraki hiçbir anayasada yer almayan bir fley. ’21 Anayasas›’nda da öngörülmekle birlikte uygulanamam›fl, onu da söyleyelim. ‘21 Anayasas›’n›n yerinden yönetim ve yerel özerklikler konusunda getirdi¤i düzenlemeler, onun Osmanl›-Türkiye anayasa tarihindeki en farkl› yan›n› oluflturuyor. Önce ülkeyi co¤rafî ve ekonomik bak›mdan üç temel yönetim birimine ay›r›yor. ‹ller (vilayetler), ilçeler (kazalar) ve bucaklar (nahiyeler). ‹ller ve bucaklar›n tüzel kiflili¤i var, özerkli¤i var. Bunlar anayasada yazan kavramlar. ‹ller ve bucaklar tüzel kiflili¤e sahip birimler ve bunlar›n halk oyuyla oluflan meclisleri var. ‹l meclisleri var, bucak meclisleri var. Bunlar temel organlar. Bunlar›n yine kendi içlerinden seçtikleri yürütme organlar› var. Daha ilginç ve as›l özerklik dedi¤imiz nokta flurada ortaya ç›k›yor: Bunlar, öncelikle, yönetim birimlerini kendileri oluflturuyorlar. As›l önemlisi, merkezî yönetimde olan belli bafll› ifllerin, örne¤in uluslararas› iktisadî iliflkiler ve benzer konular d›fl›nda vak›flar, medreseler, e¤itim, sa¤l›k, iktisat, bay›nd›rl›k, tar›m, toplumsal yard›m ifllerinin hem düzenlenmesi, hem yönetimi il meclislerinin yetkisi kapsam›nda. ‹flte özerklikten kastedilen bu. ‘21 Anayasas›’nda tarif edilen özerkli¤in Türkiye’de hiç uygulanmad›¤›n› söylediniz. Bu tarz bir özerkli¤in uyguland›¤› bir ülke var m›? Örnek çok. Bizim gibi merkeziyetçi yap›lanmaya sahip ülke say›s› azal›yor. En merkeziyetçi devletlerden biri olarak bilinen Fransa’da bile yerel yönetimlere tan›nan yetkilerde durum çok de¤iflti. 2003’te anayasa de¤ifltirildi ve yerel yönetimlere, kendi görev alanlar›yla s›n›rl› olarak düzenleme yetkisi verildi. ‹talya


Mustafa Kemal, “Kürtlerin durumu ne olacak?” sorusu üzerine, “hangi yörenin halk› Kürt ise orada kendini özerk bir flekilde yönetecek” diyor.

Abdullah Öcalan, Atatürk’ün böyle bir sistem öngördü¤ünü, ama daha sonra çevresindeki bürokratlar taraf›ndan gücünün k›s›ld›¤›n› ve ‘24 Anayasas›’na geçildi¤ini söylüyor. Mustafa Kemal gerçekten böyle bir fley istiyordu da çevresindeki bürokratlara m› yenildi? Yoksa bu anti-emperyalist birli¤i sa¤lamak ve Kurtulufl Savafl›’n› kazanmak için at›lan bir çal›m m›yd›? Atatürk’ün bir Türk ulusçusu oldu¤unu unutmamak gerek. Öyle çevresinin ko-

1923 tarihli bir anayasa tasla¤› bulundu Çankaya arflivinde. ‘21 Anayasas›’n›n bir anlamda eksiklerini tamamlayan, yönetim biçimi olarak cumhuriyeti öngören bu taslak “Türkiyeliler”den söz ediyor. layca yönlendirebilece¤i bir adam gibi de görünmüyor. Bafltan beri hedefi bir ulus-devlet kurmak. Bununla birlikte, ‘21 Anayasas›’ndan 1924’e gidifl ilginç ve daha deflilmeyi bekleyen bir süreç. 1998’de, 1923 tarihli bir anayasa tasla¤› bulundu ve yay›nland›. Can Dündar ve ekibi “Yükselen Bir Deniz” belgeselini çekerken Çankaya arflivinde bulmufllar bunu. ‘21 Anayasas›’n›n bir anlamda eksiklerini tamamlayan, yönetim biçimi olarak cumhuriyeti öngören bu taslakta birkaç nokta ilgi çekici. Birincisi, “Türkiyeliler”den söz ediyor. ‹kincisi, ‘21 Anayasas›’n›n yerel yönetimlerle ilgili maddelerini hemen hemen aynen alm›fl durumda. Ama bu arada, “Türkiye devleti tabiyetinde bulunan bireylerin tümü istisnas›z olarak Türk s›fat›n› tafl›r” da diyor. O noktadan sonra, “Türklerin haklar› flunlard›r”, “Türklerin haklar› bunlard›r” diye devam ediyor. Bu taslakta Türkiyeli ve Türk kavramlar› birlikte kullan›l›yor. 1924’te ise bunu göremiyoruz art›k. “Türkiyelilik” Meclis görüflmelerinde gündeme geliyor, ama Anayasa’daki formül, “vatandafll›k olarak Türklü¤ün” kabul edilmesi biçiminde oluyor. 1921’den 1924’e geçifl sürecinde

ortaya ç›kan tablo flu: Türlü türlü unsurlar var. Bunlar›n hepsi köken itibariyle etnik olarak Türk de¤il, ama biz herkese Türk kimli¤ini benimsetirsek sorunu çözeriz. Anayasan›n gerekçesinde de var bu. Ulus-devleti merkeziyetçi bir biçimde yukar›dan afla¤›ya infla etmek daha kolay görünüyor. ‘21 Anayasas›’n›n ilk hali günümüze uyarlanabilecek bir metin mi? Yeniden gündeme gelmesi o aç›dan anlaml› m›? ‘21 Anayasas› çok ilginç bir metin. Üç y›l yürürlükte kalm›fl. Yerel yönetimlerle ilgili maddeleri hiç uygulanmam›fl. Buna ra¤men, siyasal yaflam›n hep içinde olmufl. Sözgelimi, Hikmet K›v›lc›ml›’n›n haz›rlay›p 27 May›s’tan sonra Kurucu Meclis’e de gönderdi¤i bir anayasa tasla¤› var. Orada ‘21 Anayasas›’ndaki halkç›l›k kavram›na ve 1921’de Meclis’çe kabul edilmeyen korporatif meclis önerisine gönderme yap›yor. Bülent Ar›nç Meclis baflkan›yken en demokratik anayasa olarak ‘21 Anayasas›’n› gösteriyor. Deniz Baykal da “1921 Anayasas› Atatürk’ün anayasas› de¤ildir, Meflrutiyet döneminden kalm›fl bir anayasad›r” diyerek karfl› ç›k›yor. Bugün as›l olarak Türkiye’nin Kürt sorunu ba¤lam›nda gündeme geliyor bu metin. Örne¤in, BDP milletvekili Emine Ayna, DTP eflbaflkan› s›fat›yla yapt›¤› aç›klamada “1921 Anayasas› 21. yüzy›lda yap›lan birçok ülkenin anayasas›n› geride b›rakacak düzeyde özgürlükçü bir anayasad›r ve o anayasa getirilirse sorun biter” diyor. Tabii, 21. yüzy›lda, özgürlükçü bir anayasan›n insan haklar›n› güvence alt›na almamas› düflünülemez, ki 1921 bu konuyu düzenlemiyor. Burada kastedilen ‘21 Anayasas›’n›n aynen getirilmesi de¤il herhalde, çünkü 1921’de de¤iliz. San›r›m kastedilen, bu metnin günümüze ›fl›k tutabilmesi, bugüne bir referans noktas› olabilmesi. ‹stenen, ‘21 Anayasas›’n›n öngördü¤ü özerk yerel meclislere dayanan yerinden yönetim yap›s›. Bu uygulanabilir. En az›ndan denenebilir.

9

Söylefli: Serkan Köybafl›

1949, ‹spanya 1978 Anayasas›’yla “bölgeli devlet” olmufltu zaten. Art›k bu tarz yap›lanmalar daha çok gündemde. Sistem, “Türkiye” kelimesinin kullan›m›na kadar, Kars’ta kurulan ba¤›ms›z devletçi¤e benziyor. Mustafa Kemal bu düzenlemeyi bir devrim mant›¤›yla Osmanl› sistemini baflafla¤› çevirmek için mi getirmek istedi, yoksa Sovyetler’le yak›nlaflmak maksad›yla m›? Öncelikle, fiilî bir durum var. TBMM 23 Nisan 1920’de kuruldu, ama 30 Ekim 1918’den yani Mondros Mütarekesi’nden 23 Nisan 1920’ye kadar da bu co¤rafya k›p›r k›p›r. Nas›l? Yerel kongrelerle, yerel direnifl örgütleriyle. Yerel meclislerin temeli orada görülebilir. Fiilî durumun anayasallaflmas› olarak da yorumlanabilir bu durum. Dikkat çekti¤iniz gibi, Kars’ta kurulan hükümet var. TBMM’den bir sene önce kurulup bir aya yak›n yaflam›fl ve ard›ndan ‹ngilizler taraf›ndan da¤›t›lm›fl Kars Cumhuriyeti. O devletçi¤in bir anayasas› var. Ad› bile 1921 Anayasas›yla ayn›: Teflkilât-› Esasiye Kanunu. Sadece do¤uda gerçeklefltirilen kongreler de¤il, bat›da Bal›kesir Kongresi bunlar›n en ünlülerinden biri. Yani bu dönemde bir yerel flurac›l›k hareketi söz konusu. fiura sözcü¤ünü özellikle kulland›m. ‘21 Anayasas›’nda “özerk meclis” karfl›l›¤› olarak özgün metinde “flura” sözcü¤ü geçiyor. Mustafa Kemal’in “flura Sovyet demektir” diye bir sözü var. Evet, öyle bir sözü var. Mustafa Kemal, Sovyetler Birli¤i’yle ittifak yapmak istiyor. Halkç›l›k kavram›n›n en çok kullan›ld›¤› dönem bu. Hatta bir halkç›l›k program› yay›nl›yor; daha sonra bu program›n ’21 Anayasas›’n›n temeli oldu¤unu söylüyor. Sovyetler’den ister istemez etkilenme söz konusu. Sovyet temsilcilerine “bizdeki fluralara sizde Sovyet derler” diyor. Tezinizde, Mustafa Kemal’in 1923’te anayasa gere¤i yerel özerklikler oluflaca¤›n› ve “nerelerde Kürtler yafl›yorsa onlar da kendilerini özerk olarak yöneteceklerdir” dedi¤ini belirtiyorsunuz. Bu ifadeden hareketle o zamanlarda da Kürtlerle ilgili bir özerklik meselesi vard› diyebilir miyiz? Tabii. Ama, ‘21 Anayasas›’nda zaten herhangi bir etnisite vurgusu yok. Ve özerklik sadece Kürt illerine, halk›n ço¤unlu¤unun Kürt oldu¤u bölgelere yönelik düflünülmüfl bir fley de¤il. Tüm ülke çap›nda düflünülmüfl bir yerinden yönetim modeli bu. Bu modelin içerisinde Kürtler de özerk olarak kendilerini yönetecek. Mustafa Kemal, Eskiflehir-‹zmit konuflmalar›nda “Kürtlerin durumu ne olacak?” sorusu üzerine “hangi yörenin halk› Kürt ise orada kendini özerk bir flekilde yönetecek” diyor. Daha somutlaflt›rmak gerekirse, Diyarbak›r kendisini nas›l yönetiyorsa Ankara da, ‹stanbul da öyle yönetecekti. Bu model uygulanm›fl olsayd›, yine merkeze ba¤l› olmakla birlikte Diyarbak›r’da Kürtler ço¤unlukta oldu¤u için kendilerini e¤itim, tar›m vb. konularda daha rahat hissedecek, kendi kendilerini yönetebilmifl olacaklard›.


Ad›m ad›m, kulaç kulaç

Foto¤raf: Tolga Sezgin / NAR Photos

Hasan Hüseyin’in dedi¤i gibi “ad›m ad›m, kulaç kulaç ilerliyor nehir...” Dondurucu ayaza ve hükümet zorbal›¤›na ra¤men. Direniflin 44. gününde, 28 Ocak’ta Erdo¤an galiz dilini, hudutsuz kibrini ask›ya al›p Türk-‹fl’le masaya oturdu, madara olmadan çark etmenin yolunu aramaya bafllad›. Ölümü (4C) gösterdi¤i için s›tmaya (4B) raz› etmeye mi bakacak, Türk-‹fl yine Türk-‹fl’li¤ini mi yapacak, bir hafta sonra hep birlikte görece¤iz. fiimdi Sakarya caddesine ba¤lanal›m, 28 Ocak’a kadarki hava durumunu alal›m...

aklafl›k bir ayd›r düzenli olarak ziyaret etti¤imiz Tekel iflçileri, direniflin 41. gününde Ankara’n›n dondurucu so¤u¤unu art›k iliklerinde hissediyor. Sakarya Caddesi’ne ba¤l› Tuna Soka¤›’nda yak›lan odunlar ancak varilleri ›s›tmaya yetiyor. Türk-‹fl binas›ndan bafllayarak Tuna Soka¤› boyunca uzanan çad›rlardan yükselen hayk›r›fllar, so¤uk bast›rd›kça daha da hiddetleniyor. Memlekette b›rakt›klar› çocuklar›yla telefonda konuflup gözyafl› döken kad›nlar, “burada ölüp gidece¤iz, yeni bir fley yapmal›y›z” diye k›vranan adamlar ve onlar› teselli etmeye çal›flan sendika yöneticileri... Dondurucu so¤uk bedenleri titrettikçe, iflçilerin sabr› da tükenme noktas›na geliyor. Kendini yakmaktan söz edenler de var, çekip gitmeyi düflünenler de. “Devlet diyor ki, anlad›n sen onu” diyor bir iflçi ve ekliyor: “Devlet mesaj veriyor; birader, senin bu devlette iflin yok. Ya köle ol ya da çek git diyor.” Maliye Bakan› Mehmet fiimflek’in ayn› gün (25 Ocak) yapt›¤› konuflmada, “tek hatam›z iflçilere merhamet etmekti” demesi iflçileri daha da dirençli k›lm›fl gibi görünüyor. “Biz bu so¤ukta merhamet bekledi¤imiz için de¤il, hakk›m›z› almak için bekliyoruz” diyorlar. Tekel iflçilerinin bak›fl›nda so¤u¤un yaratt›¤› çaresizlik, k›zg›nl›k, karars›zl›k var, ama y›lg›nl›¤a kimse pabuç b›rakm›yor. Umutsuzlu¤a kap›lm›fl görü-

Y

10

nenlerin hemen etraf› sar›l›yor; muhabbetler, espriler yap›l›yor, ard›ndan sloganlar geliyor. ‹lk günlerde sendika yöneticilerine karfl› at›lan sloganlar azalm›fl durumda. En az›ndan flube yöneticileri iflçilerle ayn› çad›rda sabahl›yor. Çad›r

Havalar so¤udukça, hükümetin iflçi karfl›t› aç›klamalar› sertlefltikçe, dayan›flma da art›yor. Her akflam ifl ç›k›fl› direnifl alan›na gidip iflçilerle bir süreli¤ine üflümek, birçok Ankaral› için gündelik bir rutin haline geldi.

ziyaretine gelen yöneticiler de “hakk›n›z› alaca¤›z, sizi kurtaraca¤›z” cümlelerinin kâr etmeyece¤ini bildikleri için sessiz gelip sessiz gidiyorlar. Çeflitli sol örgütlerin kat›l›m›yla oluflturulan Tekel Direnifliyle Dayan›flma Komitesi’nin panel duyurular›n› da¤›tan, “eylemci flair” nam›yla maruf Mehmet Özer, etraf›na toplad›¤› iflçilere Hasan Hüseyin Korkmazgil’in fliirlerini okuyor: “Ad›m ad›m, kulaç kulaç / ilerliyor nehir / Yoklay›p araflt›rarak / tart›p dengeleyerek / Ad›m ad›m, pençe pençe...” fiiirin ard›ndan buz tutmufl b›y›klar›n› silerek bir nutuk çekiyor: “Yolcu! Görüyorum ki, bir an önce varmak istiyorsun oraya. Gerginsin, k›p›r k›p›rs›n, soluk solu¤as›n, yay gibisin ey yolcu! Coflkunlu¤un ne güzel, gerilimin ne güzel, öfken ne güzel! Sana selâm, sana sayg›, ey yolcu!” Sokak esnaf›n›n vitrinlerine ast›¤› yaz›lar da anlaml›: “Tekel iflçilerine yüzde 25 indirim.” Yaz›y› asmayanlara sordu¤umuzda “bizde indirim olmaz, ikram olur” diyorlar. Biraz ›s›nmak için u¤rad›¤›m›z Lorin Bar’›n yöneticisi, gelip giden iflçilerden bira paras› almamaya çal›flt›klar›n› söylüyor. Alanda sadece a¤›r bir hüzün yok elbette. Espriler patlat›l›yor, Dil Tarih Co¤rafya Fakültesi’nden gelen tiyatro ö¤rencileri skeçler yap›yor, Diyarbak›r çad›r›ndan dengbêj sesleri yükseliyor. “Mitralyöz mitralyöz, halay bafl› mitralyöz” diye bafllayan bir gence, “o¤lum ne mitralyözü, flurda e¤lenmeye çal›fl›yoruz” diye karfl› ç›k›yor bir arkadafl›. Direnifle destek vermeye gelen bir kad›n ise, Sakarya Caddesi’ndeki erkek tacizine iflaret edip bunu Tekel direnifline flöyle ba¤l›yor: “Sakarya k›rk gündür kad���nlar için en güvenilir sokak haline geldi. Erkek tacizi korkusundan Sakarya’da içki içemezdik. Geç saatlerde buradan yürüyerek geçemezdik. Tekel iflçileri buraya geldi¤inden beri kad›nlar›n bu s›k›nt›s› büyük oranda azald›.” Eyleme destek vermeye gelen gazeteciler aras›nda ise “kendini yakma” muhabbeti yap›l›yor. K›demli gazetecilerden biri, samimi oldu¤u sendika yöneticisine, “hac›, yak kendini de t›kanan süreç aç›ls›n” diye tak›l›yor. Beriki de

Foto¤raf: Serra Akcan / NAR Photos

TEKEL D‹REN‹fi‹NDEN ‹ZLEN‹MLER


g›rg›ra ayn› tonda yan›t veriyor: “Ne yani, devrimin saadetini sen mi yaflayacaks›n! Hem, ben kendimi yakarsam, s›n›f mücadelesini kim örgütleyecek?” K›rk gündür Ankara ayaz›nda sabahlayan iflçiler, bedenlerini ›s›tmaktan vazgeçmifl olmal›lar ki, destek ziyaretçilerine aç›yorlar odun yakt›klar› varilleri. Uzun zamand›r çocuklar›n›n yüzünü göremeyen iflçiler, sendika.org stand›nda internet üzerinden yap›lan canl› yay›n kuyru¤una giriyor. Bir iflçi, çocuklar›na durumunun iyi oldu¤unu kan›tlamak için kamera karfl›s›na geçip sakal t›rafl› bile oluyor! Kendi memleketlileriyle ayn› çad›rda kalan iflçiler, geldikleri yörenin “kültürüne” de vurgu yap›yor. ‹zmir çad›r›nda bayrak, Diyarbak›r çad›r›ndaysa kaçak çay paketleri as›l›. Malatya çad›r›n›n hemen yan›na kurulan beyaz perdeden, iflçilerin direnifl boyunca yapt›klar› konuflmalar, polis sald›r›s›, sloganlar, halaylar naklettiriliyor. ‹flçiler kendilerini izlemekten mutlu: “Vay be, b›y›klar›m televizyonda daha gür ç›km›fl” diyor Bitlisli iflçi Zikrettin Arpac›k. Sonra da çay barda¤›n› havaya kald›r›p duman› hâlâ tüten atefle tükürerek “vücut ölüyor, ama ruhumuz ölmeyecek” diye ba¤›r›yor. Daha önce görüfltü¤ümüz ‹stanbullu iflçilerden Mustafa Alacal›o¤lu’nun sakallar› uzam›fl, so¤uktan iyice büzülmüfl halde çad›r çad›r dolafl›rken yakal›yoruz. Hal hat›r sorunca, biraz mahcup bir edayla, “asl›nda ‹stanbul’a gidip birkaç gün dinlensem bomba gibi dönerim ama, gidemiyor iflte insan” diyor. Malatya çad›r›ndan bir iflçi, kendilerini “örgütlemeye” çal›flan bir grup gence sitem ediyor: “Tamam kardeflim, billahi de komünist olduk, tillahi de! Her gün bin tane adam gelip bize ak›l veriyor. Kur’an’a el basar›z ki sizdeniz. Ama siz de bir soluk ald›r›n Allah aflk›na.” Tekel iflçilerinin karak›fltaki direnifli, vicdanlar› muhasebeye zorluyor. Havalar so¤udukça, hükümetin iflçi karfl›t› aç›klamalar› sertlefltikçe, dayan›flma da art›yor. Her akflam ifl ç›k›fl› direnifl alan›na gidip iflçilerle bir süreli¤ine üflümek, birçok Ankaral› için gündelik bir rutin haline geldi. Memurlar, çeflitli ifl kollar›ndaki iflçiler, iflsizler, ö¤renciler, ev kad›nlar›, emekliler Tekel iflçilerinin kendilerini yaln›z hissetmemesi için elinden geleni yap›yor. Her akflam kad›nlar evlerinde yapt›klar› gözlemeleri, po¤açalar› pofletlere doldurup kocalar›yla yolluyor; bunu yapamayanlar gelip iflçilere flark›lar söylüyor. Bu dayan›flma ruhu olmasa, Tekel direnifli Ankara ayaz›na bu kadar dayan›r m›yd›, bilinmez. Ancak direniflin –sonucu ne olursa olsun– iflçilerin zihninde geri dönülmez bir dönüflüm yaratt›¤› konusunda hemen herkes hemfikir. Bir de soru var, soldaki herkesin akl›nda: Bu deneyim bir s›n›f hareketine evrilebilir mi? Sol bu direnifle nas›l bakmal›? Funda Baflaran, Tan›l Bora, Handan Ça¤layan, Serdar Kocao¤lu ve Galip Yalman’a kulak verelim... ‹rfan Aktan

S›n›f›n s›n›f olarak oluflumu Galip Yalman: (ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü ö¤retim üyesi) Falc›l›k yapmak gibi bir al›flkanl›¤›m yok, ama Tekel direnifli dolay›s›yla önemli bir deneyim yafland›¤›na ve bunun önemli etkilerinin olaca¤›na kuflku yok. Bu direniflin Türkiye genelini nas›l etkileyece¤ini zaman gösterecek, ama bu olay› yaflayanlar aç›s›ndan çok önemli bir de¤iflimdönüflüm süreci bafllad›. Bas›na yans›yanlardan ve bir saatlik ziyaretim s›ra-

Galip Yalman

Konufltu¤um iflçilerden edindi¤im izlenim, kendi gerçekliklerinin fark›nda olduklar›n› anlat›yor bana. E.P. Thompson’›n s›n›f›n s›n›f olarak oluflumunun kilidi olarak “deneyim”i göstermesi bu aç›dan manidard›r. s›nda konufltu¤um iflçilerden edindi¤im izlenim, kendi gerçekliklerinin fark›nda olduklar›n› anlat›yor bana. E.P. Thompson’›n s›n›f›n s›n›f olarak oluflumunun kilidi olarak “deneyim”i göstermesi bu aç›dan manidard›r. Deneyim, iflçilerin kendi çevrelerini, iliflkilerini, sosyal ve siyasal durufllar›n› önemli ölçüde belirlemifl durumda. Konufltu¤um iflçiler bunu o kadar net ifade ediyorlar ki, yoruma hacet b›rakm›yorlar. ‹flçiler, kendi kitlelerinin yüzde 70’inin AKP’ye oy verdi¤ini veya onun için çal›flm›fl, ona inanm›fl bir kitle oldu¤unu bizzat söylüyor... ‹flçiler, kazan›lm›fl haklar›n› kaybetmeme mücadelesi veriyor. Ancak konufltu¤unuz zaman iflçiler, bu noktay› aflma e¤iliminde gibi görünüyor. Kendilerini art›k Türkiye iflçi s›n›f› mücadelesinin önemli bir unsuru olarak görmeye bafllam›fllar. Bu gerçekten böyle mi, ayr› tart›flma. Ama, kendi sendikalar›n›n çok ötesinde, Tek G›da-‹fl ve Türk-‹fl’i elefltiren bir noktada olduklar› da ortada. Buna karfl›, gerek örgütlü gözüken çeflitli sol görüflteki üniversite ö¤rencilerine, gerekse onlara de¤iflik biçimde destek veren “sivil toplum” unsurlar›na da müthifl bir sempatiyle yaklafl›yorlar. “Travestiler dahil, bundan sonra herkesin yan›nday›z, destekçisiyiz” diyor Tekel iflçileri. Abartmaya gerek yok ama, deneyim dedi¤im sürecin bir parças› olarak, kendileri d›fl›ndaki kesimlerle ilgili bir fark›ndal›klar› oluflmufl durumda. 1 May›s’lara kat›lan gençleri, kendi deyiflleriyle “pataklayabilecek olan” insanlar, “bundan sonra biz de 1 May›s’larda olaca¤›z” diyor. ‹flçilere, “bu mücadeleyi kazan›rsan›z, tutumunuz de¤iflir mi” diye sordum. “Kesinlikle hay›r” diyorlar. De¤iflip de¤iflmeyeceklerini zaman gösterecek, ama bu fark›ndal›k bile bana önemli gözüküyor. Konjonktürel olarak iflçilerin haklar›na siyasî anlamda temsil kabiliyeti olan bir örgüt sahip ç›karsa, iflçiler oraya yönelir. Sonra nas›l devam eder, bilemeyiz. Ama flu aflamada öyle bir örgüt olmad›¤› da belli. Di¤er yandan, sendikalar›n da, iflçilerin kendilerine yönelik tepkilerini dikkate al›p flapkalar›n› önlerine koymas› lâz›m. 12 Eylül yasalar› o alanda hâlâ geçerli; sendikalar›n bu yöndeki flikâyetleri hakl›d›r. Ama tabandan gelen bu tür ç›k›fllara haz›r olmad›klar› da ortada. Do-

lay›s›yla Tekel direnifliyle ortaya ç›km›fl olan potansiyel harcan›p giderse, sorumlusu iflçiler olmayacakt›r. Dikkat ettim, iflçiler oradaki gençlere “yan›m›zda olun, bizi yaln›z b›rakmay›n” diyor. Bu, umut ba¤layacaklar› bir örgüt olmad›¤›n›n da iflareti. Bu aç›dan sol örgütler Tekel direnifli vesilesiyle bir pay koparabileceklerini düflünüyorlarsa, yine kendilerini aldat›yorlar. ‹flçilerin kendisi söylüyor, “bizi 12 bin Tekel iflçisi olarak düflünmeyin, ailelerimizi, sosyal çevrelerimizin geniflli¤ini hesaba kat›n” diyorlar. Paflabahçe iflçileri, SEKA iflçileri ne oldu, o potansiyel nas›l harcand›? Bu soruyu sorarak hareket etmek lâz›m. fiu anda tam anlamda bir s›n›f mücadelesi veriliyor. Bu s›n›f mücadelesinin esas savaflç›s› ise hükümet ve baflbakan. 12 Eylül’den bu yana toplumun üstüne sinmifl olan “örgütlü, siyasal mücadeleden bir sonuç ç›kmaz” alg›s› var. Hükümetin k›rm›z› çizgisi de burada beliriyor. Bu anlay›fl›n yanl›fllanmas›n› istemedi¤i için hükümet, bu kadar bast›r›yor. Yoksa Tekel meselesi, belli say›daki iflçiye belli bir kaynak sa¤lama veya sa¤lamama meselesi de¤il. Tekel direniflinin siyasî önemi de burada zaten. Ha, iflçiler yenilirse –ki hükümet ekonomik nedenlerden ziyade siyasî nedenlerle bunu sa¤lamaya çal›fl›yor– o zaman umutsuzlu¤a kap›lmak yerine, bu potansiyeli daha da art›rmaya çal›flmak lâz›m.

Herkes tekel iflçisi

Funda Baflaran

Funda Baflaran: (Ankara Üniversitesi, ‹letiflim Fakültesi ö¤retim üyesi) Herhalde birçok insan›n akl›na 1989-90 dönemi gelmifltir. Medyada bir anl›¤›na görünür olan ve kaybolan haberlere inat, Tekel iflçileri direnifllerini baflkentin orta yerine tafl›d›lar. Direngenlikleri, kararl›l›klar› yanlar›ndan evlerine gitmeye niyetlenen herkesi etkisi alt›na ald›. 4 C’nin ne anlama geldi¤ini onlardan ö¤rendik. Sanayi sonras› toplum tezlerine inat, çal›flt›klar› fabrikalar›n yaflad›klar› flehirler aç›s›n-

Bugüne kadar hiçbir iflçi eyleminde görmedi¤im baz› potansiyelleri görüyorum. Her söyledikleriyle, her yapt›klar›yla biz d›flar›dakileri içlerine çekiyorlar ve eme¤iyle yaflayan herkesin “tekel iflçisi” oldu¤unu hat›rlat›yorlar. dan anlam›n› da onlardan ö¤rendik. Türkiye iflçi s›n›f› tarihine kaydedilecek günleri, tarihin do¤rudan tan›¤› olarak yaflad›¤›m›z› düflünüyorum. Vicdan›m› bir yana b›rak›rsam, s›rf bu nedenle her akflam birkaç saatli¤ine de olsa Sakarya’ya gitmeye, oradaki isli, dumanl› havay› içime çekip bir-iki kifliyle sohbet etmeye çal›fl›yorum. S›hhiye meydan›ndaki miting son y›llar›n emek eksenli muhalefetinin en görkemli bir araya gelifliydi. 1995’te, 1989 bahar›n›n artç› dalgalar›yla, ama aram›zda yüksek duvarlar varken iflçilerle yürümüfltük. Bu kez Ankara’ya akan binlerce iflçiyle emekten yana bir muhalefetin unsuru denebilecek kesimler daha bir yak›n, daha bir iliflkili, daha bir uyumlu yürüdü S›hhiye meydan›na. Tekel direniflinde bugüne kadar hiç-

11


Foto¤raf: Tolga Sezgin / NAR Photos

bir iflçi eyleminde görmedi¤im baz› potansiyelleri görüyorum. Bu kez iflçiler, “baflkan, seninle ölüme de gideriz” demiyorlar. Baflkanlar›yla birlikte “ölmek var, dönmek yok” diye ba¤›r›yorlar. Hep birlikte kendilerine düflman bir iktidar› y›kabilme gücünden bahsediyorlar. Her söyledikleriyle, her yapt›klar›yla biz d›flar›dakileri içlerine çekiyorlar ve bize, eme¤iyle yaflayan herkesin “tekel iflçisi” oldu¤unu hat›rlat›yorlar. Tekel iflçileri, direnifl nas›l sonuçlan›rsa sonuçlans›n, baflka bir dünya kurman›n “uygun ân›n›” beklemenin tek yolunun, “vaktinden önceki” giriflimler oldu¤unu hat›rlatt›, hat›rlat›yor.

Lüzumsuz ilan edilenler Tan›l Bora: (Birikim dergisi yazar›) Ankara’da Türk-‹fl genel merkezinde bir ay› aflan direnifllerini açl›k grevine dönüfltüren Tekel iflçilerinin durumu, birincisi, emek rejimindeki esneklik ve güvencesizli¤in bir vakas› olarak önemlidir. ‹flçilerden birisinin dedi¤i gibi, ad› hapishaneyi ça¤r›flt›ran 4 C kodlu madde, provokatif denebilecek bir hak ve güvence iptalini düzenliyor. “Onurlu ifl akdi” kavram›na kamu otoritesi ad›na s›rt çevirerek çal›flma koflullar›nda her nevi keyfî düzenlemeyi meflrulaflt›ran bir düzenlemedir bu. ‹flçilerin direnifli, her fleyden önce, bu keyfîli¤e karfl› bir hak öznesi olma talebini yans›t›yor. Bu direnifl, iflgücünü “lüzumsuz” ilan eden ve buna ba¤l› olarak kriminallefltiren söylemi (ayn› zamanda rejimi) de teflhis etmemizi sa¤l›yor. Baflbakan, üretim dip ücretlerle güvencesiz çal›flan özel iflletmelere kayd›r›ld›¤› için bir y›l› aflk›n zamand›r ifl verilmeyen bu iflçileri “bofl oturuyorlar” diyerek lüzumsuz ilan ediyor. Parlamento d›fl› politikay› anarfli olarak gören sa¤ gelene¤in izinde, her türlü hak talebine ve protestoya refleks halinde h›yanet atfediyor; mülkiye ve emniyet bürokrasisi her türlü hakk›n iptalini davet eden “terörist” yaftas› ve “bilmiyorsunuz, aralar›nda provokatörler var” mitosuyla devam›n› getiriyorlar. Bu devletlû reaksiyonerli¤e karfl› eylemli itiraz, bafll› bafl›na k›ymetlidir.

DESA direniflinin abidesi Emine Aslan (ortada) da Tekel iflçileriyle beraberdi.

Tan›l Bora

Tekel iflçisine yönelik pohpohlar, baflka konular› “sahte gündem” ilan eden bir tekelcilikle, radikal görünümlü bir apolitizme kap› aç›yor; hatta ilgas› istenen “sahte gündem” konusu Ergenekon oldu¤unda, basbaya¤› gericili¤e var›yor. Express dergisinin Tekel iflçileri ve sendika yöneticileriyle söyleflilerin yer ald›¤› say›s›nda, bir zamand›r Tuzla’daki ifl cinayetleriyle meflgul olan Asl› Odman’la da bir söylefli yer al›yor. Tuzla’n›n ölümcül flartlar›nda iflçilerin sendikayla iliflkisini flöyle tan›ml›yor Odman: “K›sa vadeli ve pragmatik amaçlar çerçevesinde, yani verilmeyen ücretlerin tahsili için...” Peflinden de flu kuflkusunu dile getiriyor: “Sendikan›n böyle noktasal bir flekilde, hak ma¤duriyetine u¤ram›fl iflçilerle bir araya gel-

12

mesi (biz buna “iflçilerin bir araya gelmesi” diyelim –T.B.) kal›c› bir örgütlenmeye dönüflür mü?” Tekel iflçilerinin eylemine soldan gösterilen ilginin, al›fl›lageldi¤i üzere, sarhofl bir gönül rahatl›¤›yla gözard› etti¤i de bu iflte: Neticede ço¤u AKP seçmeni olan bu –memur kökenli– iflçilerin eyleminin k›sa vadeli ve pragmatik saiklerini görmezden geliyor ve direnifle dünyay› de¤ifltirme misyonu atfediyorlar. “‹flçi s›n›f› vatan savunma mücadelesinin bafl›na geçmifltir” diyen ulusalc›lar›n, dünyay› de¤ifltirmekten bu hükümeti indirmeyi anlayanlar›n yükledi¤i misyonlar› bir kenara b›rak›yorum. Muhtelif d›flar›dan bilinç tafl›y›c›lar›n ziyaretine u¤rayan iflçilerin, bu misyonlar›n pohpohuna –yine k›sa vadeli ve pragmatik biçimde– kap›lmaktan geri kalmayabildiklerini, örne¤in MHP’yle CHP’nin mürai alâkas›ndan yüksünmediklerini de unutmadan ama! Yine unutmadan: Bu gibi pohpohlar, yurttaki-dünyadaki bütün baflka konular› “sahte gündem” ilan eden bir tekelcilikle, radikal görünümlü bir apolitizme kap› aç›yor; hatta ilgas› istenen “sahte gündem” konusu Ergenekon oldu¤unda, basbaya¤› gericili¤e var›yor. Dünyan›n ad›m ad›m, tafl üstüne tafl koyarak de¤iflece¤ini biliyoruz elbette. Nitekim direniflin iyimser gözlemcileri, gözleri kendi ma¤duriyetlerinden baflkas›n› görmeyen iflçilerin dillerinin zaman içinde “kurtulufl yok tek bafl›na” slogan›na döner oldu¤una, polisin kendilerine fliddet uygulamas›n› “Habur’da eflk›yaya gösterilen iyi muameleyle” tartarak tepki gösterirken Kürt-Türk bir arada günler geçirdikçe ötekilerin ve baflka ma¤duriyetlerin fark›na vard›klar›na dikkat çekiyorlar. Evet, deneyimin e¤iticili¤i diye bir fley vard›r. Evet, ama iradenin iyimserli¤ine karfl› akl›n kötümserli¤ini elden b›rakmamal›. Tekel’in de sesi var, ama iki

elinki gibi de¤il. Zonguldak maden iflçilerinin büyük Ankara yürüyüflünün 20. y›l›nda uzak tarih gibi kald›¤› ve kazan›mlar›ndan söz etmenin zor göründü¤ü bir tecrübenin bilgisiyle, k›sa vadeli ve pragmatik bir hak talebi mücadelesine yüklenen anlam›n hududunu bilmeli. Dayan›flma giriflimlerinin iflçilerin gönlünü kazanan etkisi, her fleyden önce insanî k›ymeti ve deneyimin rahmeti bakidir. Ancak emekçi kitlesinin örgütlenme ve politik bilincinin direnifl yeri ziyaretleriyle s›çramayaca¤› da herhalde kestirilebilir. Asl› Odman’›n Tuzla ba¤lam›nda söylediklerine baflvuraca¤›m yine: “‹flçilerin farkl›l›klar› içinde bir araya geldikleri bekâr odalar›, kahvehaneler, hemfleri dernekleri, amele pazarlar› gibi yerleri tespit edip, oya ifller gibi uzun vadeye sab›rla yay›lan bir örgütlenme...” Ça¤›m›z›n emek mücadelesi, çal›flanlar›n kazan›lm›fl haklar›n› korumay› aflan bir perspektifi gerektiriyor. Sosyal devlet ça¤›n›n bakiyesi olan istihdam statülerini “tutan” savunmac› tutum, üç otuz paraya geçici veya yar›n› belirsiz, haks›z-hukuksuz ifllere muhtaç edilen iflsiz kitlesini gözeten bir politik kayg›yla birleflemedikçe, loncavârî bir imtiyaz talebine dönüflerek yal›t›lacakt›r. Giderek esnekleflen, güvencesizleflen emek rejiminin d›fllad›¤›, “lüzumsuzlaflt›rd›¤›” nüfusu gözetmeyen bir politika, bir dil, muhafazakâr kalacakt›r. (Birikim dergisinde yay›nlanacak makalesinden)

Ankara’n›n midesine oturdular Serdar Kayao¤lu: (Epos Yay›nlar› editörü) Y›llard›r böyle bir eylem olmam›flt› ve sol, böyle bir direniflin özlemini çekiyordu. Dikkat ederseniz, eyleme destek verenlerin bu beklentiye karfl›l›k bulmuflças›na heyecanl› olduklar› görülür. Medyan›n beklenmedik ilgisi de dikkat çekicidir. Öte yandan solun,


mek da¤›t›yor, ajitasyon yap›yor, iflçilere bu iflin peflini b›rakmamalar› gerekti¤ini söylüyor, evlerine götürüp a¤›rl›yor... Solun kendisi için yap›lmas› gereken iflleri flu anda iflçiler için yapmas› bile, içinde bulundu¤u aczi gösteriyor. Bu, dibe vuruflun en rasyonel göstergesidir. Peki, sol ne yapabilirdi? Bu sorunun kendisi, solun tarihini düflünürsek, yanl›fl sorulmufl bir soru. Kürt meselesi konusunda sol zaten ciddi bir ayr›flma yaflad›. Hapishanelerdeki direnifller ko-

müyorum ama, en az›ndan solun Tekel direnifli ›fl›¤›nda yeni bir siyasî tart›flma yaflamas›na vesile olabilir.

Samsunluyla Mufllu bulufltu

Serdar Kayao¤lu

AKP’li, MHP’li, dinci veya tarikat üyesi iflçiler var. Demek ki iflçilere ve sendikalara siyaset yap›lmaz. Sendikalarda bizzat siyaset yap›l›r. “Sen flusun, sen busun” ithamlar›yla iflçilere siyaset yapamazs›n›z. Bence sol bunu tart›flacak art›k. nusunda da ayr›flma var. ‹flçi s›n›f› meselesine gelince, herkesin kuca¤› çok genifl. ‹stedi¤iniz kadar kuca¤›n›z› aç›n, ama bir atasözü vard›r: “Kollar›n› çok açan, kucaklayamaz.” Sol kollar›n› çok aç›yor, ama kucaklayam›yor. Solun buradan ç›karaca¤› tek sonuç, tart›flmalar› art›k bu ba¤lamda yürütmektir. Tekel direnifli sayesinde görüyoruz ki, iflçi s›n›f› ve sendikal hareket aç›s›ndan ekonomik, demokratik mücadele bitmemifltir. ‹kincisi, sol, kendili¤inden de¤il, gayet bilinçli bir biçimde seküler olmak zorundad›r. Çünkü iflçiler içinde siyasal ‹slâm’›n ta kendisini belirleyen bir kesim var. AKP’li, MHP’li, dinci veya tarikat üyesi iflçiler var. Demek ki iflçilere ve sendikalara siyaset yap›lmaz. Sendikalarda bizzat siyaset yap›l›r. “Sen flusun, sen busun, ‹slâmc›s›n, MHP’lisin, BBP’lisin, Kürt karfl›t›s›n” ithamlar›yla iflçilere siyaset yapamazs›n›z. Bence sol, bunu tart›flacak art›k. Ekonomik, demokratik mücadelede “AKP” diye bir hedef olmamal›. AKP burjuvazinin sadece geçici bir koçbafl›d›r. fiu anda AKP’nin yerine MHP veya CHP de olabilirdi. Nihayetinde bu eylemden bir sonuç ç›kabilece¤ini düflün-

Handan Ça¤layan

Handan Ça¤layan: (Sendika uzman›) Bu eylem, Türk-‹fl’in genlerine ne ölçüde etkide bulunabilir ya da genel olarak sendikal hareketi canland›rabilir, do¤rusu bilemiyorum. Bu direniflin, sendikalar aras› güç birli¤inin, sendika içi demokrasinin geliflmesine ya da esnek, güvencesiz istihdam modeline geçme süreciyle tar›mda neoliberal dönüflümün engellenmesine katk›s› olur mu? Muhtemelen direnifle bu boyutta anlamlar yüklemek do¤ru olmaz. Tekel iflçileri son derece somut hak kay›plar›n›n yak›c› etkileriyle Ankara’ya geldiler. Asgari ücretle ve güvencesiz bir flekilde yeni ifle bafllayacak insanlardan de¤il, belirli bir gelir düzeyine ve sosyal güvenli¤e ve buna paralel bir yaflam beklentisine sahipken, tüm bunlardan vazgeçmeleri istenen insanlardan söz ediyoruz. Onlar aç›s›ndan b›ça¤›n kemi¤e dayand›¤› nokta da bu zaten. Bu ba¤lamda, ucu 24 Ocak kararlar›na de¤in uzanan bir sürecin geri çevrilmesine dair bütün anlamlar elbette ki bir direnifle yüklenmemeli. Ama Tekel iflçilerinin direnifllerinin tafl›d›¤› anlam hiç de küçümsenecek türden de¤il. Bir ay› aflk›n süredir sokaktalar. Ve fluras› çok aç›k ki, onlar›n direnmedeki kararl› tutumlar› olmasayd›, de¤il bir ay, bir gece bile sokakta kalamazlard›. Demek ki biber gaz› her fleye kadir de-

Ayd›nl›, Samsunlu iflçilerle Batmanl›, Diyarbak›rl›, Mufllu iflçiler birlikte direniyor. Bu tablonun herkese söyledi¤i çok fley olmal›. Ama en baflta da emek alan›ndaki aktörlerle Kürt siyasetinin özneleri bu anlamlar› okumaya çal›flmal›. ¤il. Onlar›n kararl›l›klar›, y›llard›r kesintisiz bir flekilde devam eden neoliberal sald›r›lar›n moralsizlefltirdi¤i toplumsal dinamikler için de bir moral kayna¤› oldu. Öte yandan, “sokak, eylem, hak, direnifl, dayan›flma” gibi kavramlar uzun zamand›r bu denli toplumsal kabul görmemifl, meflrulaflmam›flt›. Baflka bir nokta: ‹flçiler, aileleriyle birlikte direniyorlar. Ailelerin eylem sürecine kat›lmas› eylemcilerin direniflini pekifltirmekle kalm›yor, eylemin toplumsallaflmas›na hizmet ediyor. Karfl›m›zda iflyerini ve dar anlamda ifl iliflkisini aflan bir muhalefet ve direnme a¤› modeli var. Sendikalar›n bundan ç›karaca¤› dersler olmal›. T›pk› kad›nlar›n kat›l›m› ve direnifli, eylemdeki kararl›l›klar›ndan ç›karacaklar› dersler oldu¤u gibi. Ve son nokta: Fark›ndaysan›z, Ayd›nl›, Samsunlu iflçilerle Batmanl›, Diyarbak›rl›, Mufllu iflçiler birlikte direniyorlar. Bu tablonun, linç giriflimleriyle, körüklenen etnik ayr›flma ve gerginliklerle bunald›¤›m›z bir anda herkese söyledi¤i çok fley olmal›. Ama herhalde en baflta da emek alan›ndaki aktörlerle Kürt siyasetinin özneleri bu anlamlar› okumaya çal›flmal›.

Söylefli: ‹rfan Üktan

Foto¤raf: Serra Akcan / NAR Photos

dipte oldu¤unu kabullendi¤i bir konjonktürdeyiz. O yüzden herkes, elinden ne geliyorsa yapmaya çal›fl›yor. Paflabahçe veya SEKA direnifllerinde sol, daha yeni yeni yenilgiyi kabulleniyordu. 1996 1 May›s’›nda sol, tepeden afla¤›ya inifle geçmiflti. Bir de 2000’deki ölüm oruçlar› s›ras›nda ayd›nlarla solun net ayr›flmas›, soldaki inifli daha da h›zland›rm›flt›. Ayd›nlar›n, solun ve sendikalar›n ayr›flt›¤› bir dönemde zaten ciddi bir direnifl ortaya ç›kmad›. SEKA direniflinde unutmayal›m ki iflçiler solcular› “gidin bafl›m›zdan” diyerek kovmufltu. Gelelim Sakarya Caddesi’nde devam eden Tekel direnifline... Lokantalar›n, barlar›n, kafelerin mekân› olan Sakarya, Ankara’n›n midesi olarak tarif edilir. Ve flu anda iflçiler, Ankara’n›n midesine oturmufl durumda. Tekel direnifline o yüzden de duyarl› olmak bir zaruret ve vazifedir. Zaten bu direnifle duyarl›l›k göstermeyenler ay›plan›r. Tekel direnifli, Türkiye’nin a¤›r bask›c› rejimine ve sendikac›lara ra¤men böyle ifllerin yap›labildi¤ini gösterdi. Peki, nas›l oldu da böyle oldu? Elbette bir tak›m dürtmelerden sonra bu eylem has›l oldu. ‹nsan›n afl›na, ifline mâni olursan, can›n› yakarsan, köfleye s›k›flt›r›rsan, do¤al olarak böyle bir refleksle karfl›lafl›rs›n. Sendikalar bile iflin bu noktaya varaca¤›n› hesap edemedi, edemezdi. Aç›kças› ben, direnifl sayesinde bir ortak hissin do¤du¤una dair de¤erlendirmelere kuflkuyla yaklafl›yorum. Eylem alan›nda gezerken böyle bir hisse kap›lmak mümkün. Ama olaya eylem alan›n›n d›fl›ndan da bakmak gerekir. Uzun y›llard›r böyle bir direniflin beklentisi içinde olan aktivistler, bu eylemden çok fley bekleyebilir. Zaten y›llard›r “ne zaman bir patlak olacak” sorusu soruluyordu ve Tekel direnifli buna tercüman oldu. Ama bu eylemin etkisi bence s›n›rl› ve ortaya ç›kmas›nda solun herhangi bir etkisi yok. Sol, elinden geldi¤ince çay ve ye-

13


Foto¤raf: Tolga Sezgin / NAR Photos

TEKEL ‹fiÇ‹LER‹ NEDEN YALNIZ DE⁄‹L: ‹fiÇ‹ HÜR KESK‹N ANLATIYOR

Yol haritas› Tekel iflçilerinin direnifline bireysel olarak destek veren iflçiler de var. Hür Keskin onlardan biri. Yirmi y›ll›k iflçi, birçok iflçi direniflinin örgütlenmesinde yer ald›; kimi zaman sendikadan, kimi zaman da iflçilerden, kendi deyifliyle “kaz›k yedi”. ‹flveren tehdidinden ötürü can korkusu yaflad›¤› da oldu. Ama yolundan dönmedi, dönmedi¤i için, Jimi Hendrix flark›s›ndaki gibi, “deneyimlendi” ve bir yol haritas›na vak›f oldu. O öyle bir harita ki, solda yürümek isteyen herkese yol gösteriyor. Yeni bir harita de¤il, hiç eskimeyen, eskimeyecek bir harita. Üstelik telifi kimsede de¤il, belli bir müellifi yok çünkü. ‹nanmayanlar Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi’ne bakabilir. Ya da ismiyle müsemma Hür Keskin’e kulak verebilir. Abartt›¤›m›z› düflünenler olabilir. Olabilir, antenleri açmadan dinlendi¤inde, Jimi Hendrix de ›skalanabilir. Halbuki o da bizim hikâyemiz, bu da. ‹nanmayanlar ikisini birlikte dinleyebilir. fiu an nerede çal›fl›yorsun? Hür Keskin: Son üç y›ld›r devlet hastanesinde, tafleron flirkette çal›fl›yorum. Asgari ücret al›yorum. Daha önce Makine Mühendisleri Odas›’n›n bir araç muayene istasyonunda çal›fl›yordum. Ondan önce de Paflabahçe’de. 1991’den beri iflçiyim. 1976 Ankara do¤umluyum. Sendikaya üye misin? De¤ilim. Olabilmek için hastanedeki iflçileri örgütlemek lâz›m. Ama onlar›n ço¤u da AKP’nin veya yak›n›n›n torpiliyle ifle girmifl. Zaten iki y›lda bir sözleflme yeniliyoruz. Sendikay› kuruma sokmak iki y›l al›r. Bu süreçte iflveren rahatl›kla seni iflten atar. Tekel iflçileriyle nas›l bir temas›n var? Evimde a¤›rl›yorum. Hastanedeki ifllerine yard›m ediyorum. ‹laç sa¤l›yorum. Soruyorlar, “niye yap›yorsun bu iyili¤i” diye. Ayn› soruyu beraber çal›flt›¤›m in-

14

sanlar da soruyor. “Biz 570 lira maafl al›rken, iki kat›m›z maafl alan Tekel iflçilerine neden destek verelim? Tekel iflçisi 4 C’ye bile geçse, bizden daha fazla maafl alacak” diyorlar. Ben de, sorunun maafl fark› olmamas› gerekti¤ini, hepimizin ayn› sistemin ma¤duru oldu¤unu anlat-

Bizim kavgam›z yar›n›n kavgas›. Yapt›klar›m›z›n iflçi s›n›f›nda birike birike bir potansiyel haline gelece¤ine inan›yorum. Bu kadar kaz›k yememe ra¤men! Buna inanmak d›fl›nda flans›m da yok. maya çal›fl›yorum. Baz› arkadafllar›m, “Tekel fabrikalar› sat›ld›¤›nda neden bu iflçiler kalk›p direnmedi de flimdi direniyor, ben niye destek vereyim” diyor. Ama arkadafl›n› Tekel iflçilerinin çad›r›na götürdü¤ünde o anlay›fl bir anda k›r›l›yor. Bizim mahalle Alevî. Oradaki Alevî derneklerine haber verdim, Tekel iflçi-

lerine destek verelim diye. “Onlar AKP’li, niye destek verelim” dediler. Ertesi gün dört Tekel iflçisini yan›ma al›p mahalleye gittim. Tan›flt›rd›m, muhabbet ettiler. Ertesi hafta mahallenin kad›nlar› toplanm›fl, sabahtan akflama kadar tam sekiz kasa gözleme haz›rlam›fllar! Tekel iflçileri direnifli kazan›r veya kaybederse, yani direnifl bitti¤inde iflçilerle iliflkileriniz devam edecek mi? Ço¤u bizi unutacak elbette. At›lan SEKA iflçileri bugün Tekel direnifline destek vermeye geliyor mu? Bunun muhasebesini yapmak zorunday›z. Tekel iflçileriyle ilk kez hastanede karfl›laflt›m. Getirdiler; yaral› üç iflçi. Batmanl›ym›fl üçü de. Daha sonra sürekli haberlefltik. Arada Batman’a gidip geldiler, kaçak çay filan getirdiler. Velhas›l bu iflçiler, burada yaflad›klar› deneyimi unutacaklar m›, hay›r. Ama bizim istedi¤imiz seviyeye gelecekler mi, o da hay›r. Unutmayal›m, bu iflçilerin ço¤u düne kadar AKP’liydi. Bizim gibi iflçiler veya solcu arkadafllar Tekel iflçilerinde bir de¤iflim yarat›yor olabilirler. Ama as›l dönüflümü, CHP’li, DTP’li iflçiler, AKP için çal›flan arkadafllar› üzerinde yap›yor. AKP için çal›flm›fl olan yüzlerce iflçi var o çad›rlarda. Ve sola, 1 May›s’a, eylemlere tepkiyle yaklaflan bu insanlar, flimdi kendilerini baflka bir dünyada bulmufl durumdalar. Bu k›r›lma öyle kolay unutulamaz. Bu k›r›lma istenen yöne evriltmeyebilir iflçiyi, ama asla eskisi gibi de olamayacaklar. Eskisi gibi olmamalar›n›n faydas› ne olur? O iflçilerle irtibat kuran insanlar, yar›n öbür gün o iflçilerin bulundu¤u flehirler-


de daha kolay örgütlenebilecek. En az›ndan bir solcu linç edildi¤inde ya müdahale edecekler veya linçe kat›lmayacaklar. Dün gece saat 3’te ÖDP’li gençler iflçilere helva da¤›t›yordu. Bunu unutmaz bir iflçi. Elbette, iflçi dedi¤in, b›çak kemi¤e dayand›¤›nda kendini soka¤a atar. Ama senin iflin, kendini soka¤a atm›fl olan iflçiyi örgütlemektir zaten. Türkiye koflullar›nda, böyle bir toplumda, ortada bir hareketlilik olmadan iflçiyi örgütleyemezsin, fabrikaya bile giremezsin. Direniflin ilk günlerinde MHP’liler de destek için geliyordu... MHP milletvekilleri san›r›m bir tek ilk gün geldi. BBP’li kad›nlar geldiklerinde de tart›flma ç›km›flt› zaten. Ayr›ca öne ç›kan iflçilerin hepsi Güneydo¤u’dan. Hemen hepsi bir flekilde DTP’yle iliflkiye girmifl, dolay›s›yla bofl veya cahil olmayan insanlar. fiu anda direniflte olan iflçilerin ço¤u doktor raporu alarak buraya gelmifl. Ama sendika kalk›p bu raporlar›n verilmesini sa¤layan doktorlara teflekkür için Türk Tabipler Birli¤i’ni ziyaret dahi etmiyor. Neden? Çünkü zaten bu durumdan rahats›zlar. Ne yaz›k ki iflçiler bunu bildi¤i halde kabullenmek istemiyor. Benim evimde kalan Malatyal› bir iflçinin söyledi¤ine göre, sendika bu direnifl için 7 trilyon ay›rd›¤›n› söylemifl. Peki, nerede bu trilyonlar? ‹flçilerin yeme-içmesini bile bizim gibi insanlar ve baz› örgütler karfl›l›yor. Sendika ne yap›yor? Yatacak yer bile ay›rm›yor. Sence sendika ne istiyor? Tek G›da-‹fl’in Eskiflehir’de üç bin üyesi var. Bu iflçiler alt› ay önce grevden ç›kt›. Yani iflçi hâlâ hareketli ve canl›. Peki, sendika 100 bin kiflilik yürüyüfl için Eskiflehir’den kaç üye getirdi? Bir otobüs! Yapt›klar› eylem takvimine bak›n: ‹flçiyi 26 Ocak’a kadar niye bekletiyorsun bu so¤ukta? Neden açl›k grevine ara verdiriyorsun? ‹flçilerin ço¤u zaten ay sonunda geri dönmeyi düflünüyor, ç›k›fl evraklar›n› imzalamak için! ‹flçiler neden bunu kabul ediyor? Çünkü hâlâ sendikal bürokrasiye tâbiler. Dün geceyar›s› sendika yöneticisi çad›rlar› geziyor; iflçiler yataktan f›rlay›p alk›fll›yor. ‹flçiler hâlâ sendikaya inan›yor. Ben hayat›mda üç büyük kaz›k yedim sendikadan. Birleflik Metal ‹fl’ten, Çimse‹fl’ten, Kristal-‹fl’ten. Sendika ne yap›p ediyor, seni paketleyip evine yolluyor. ‹flçilere ak›l vermiyorum; sadece “ben olsam flöyle yapard›m” diyorum. Güya iflçi komitesi kuracakt›k. Bunu duyan her örgüt hurra gönderiyor iki eleman›n›. Komitede neredeyse iflçi kalmad›. Paflabahçe’den nas›l at›lm›flt›n? Eskiflehir Paflabahçe’de çal›fl›rken Çimse-‹fl’e üye oldum. Fabrikaya tafleron flirket soktular. Fakat Çimse-‹fl tafleron flirket çal›flanlar›n› sendikaya üye yapmay›nca, biz de toplu olarak Türk-‹fl’e ba¤l› Kristal-‹fl’e geçtik. Fakat di¤er sendikaya geçmemizi devletin kabul etmesi için bir ayl›k süre var. Bu süre dolmadan iflveren 900 iflçiden 600’ünü iflten ç›kartt›. Alt› gün fabrika iflgali yapt›k, 42 gün fabrikan›n önünde çad›rda kald›k. Bu olaylar 2003’te yaflan›yor. Bizim iflçi

havzam›zda, sosyal hayat alan›m›zda, mahallemizde, ayn› ifl kolunda çal›flan Yurtbay Seramik, Sörmafl S›cak Tu¤la Fabrikas›’nda da örgütlenmeler yapt›k. Oralarda da iflten at›lmalar yafland›. Bazen bir-iki ay süren fabrika önü direniflleri gerçeklefltirdik. ‹flten at›lanlar tazminat alabildi mi? Tabii ki hay›r. Ben bile alt› y›l sonra tazminat›m› faizsiz, ç›plak haliyle alabildim. Tafleron flirkettekiler Kristal-‹fl’e üye olduktan sonra at›ld›klar› için yarg› onlara sendikal tazminat da verdirdi. Ama bizim gibi Çimse-‹fl’ten Kristal-‹fl’e geçenlere “sendika de¤iflikli¤iniz keyfî bir harekettir, size sadece k›dem tazminat› verilecek” dedi. Üstelik 2003’te at›ld›m, tazminat› 2009’da alabildim. Eskiflehir’deki örgütlenme faaliyetlerimden do-

Hür Keskin

O iflçilerle irtibat kuran insanlar, yar›n öbür gün o iflçilerin bulundu¤u flehirlerde daha kolay örgütlenebilecek. En az›ndan bir solcu linç edildi¤inde ya müdahale edecekler veya linçe kat›lmayacaklar. lay› o havzada ifl bulamad›m. Sosyal demokrat bir odada düflük maaflla ifle girdim, ama çocu¤un okulu bafllad›, kira, elektrik filan derken maafl yetmedi. Ankara’daki akrabalar›m bir ifl ayarlad›, atlay›p geldim. Eflim de bir flirkette çal›fl›yor flimdi. Örgütlenme mücadelende e¤itimin, çevren ne kadar etkili? Tokat-Zile’de iki y›ll›k meslek yüksek okulunda makine bölümü okudum. Ben Alevîyim, bizim okulda tarikatlar hâkim oldu¤u için rahat edemezdik. Bunun üzerine oradaki eski solcularla iliflkim oldu. CHP belediyeyi kazan›nca, hava biraz de¤iflti. Önce Kemalist bir damar yerleflti okulda. Okudukça, Kemalizmin yetmedi¤ini gördüm. Kemalizm her Alevî gencinin bir engelidir zaten. Ço¤u o engeli aflamaz, aflmak da istemez. Biz o engeli fabrikalardaki pratikler sayesinde önemli ölçüde aflt›k. Hür ismi nereden geliyor? Ailede solculuk filan yok. ‹smim de Ker-

bela olay›na dayan›yor. Kerbela’da katliam yapmak için gelen komutanlardan biriymifl Hür. Fakat oradaki zulmü görünce, savafl alan›nda saf de¤ifltirmifl, katliama maruz kalanlara destek vermifl. ‹lk o ölmüfl savaflta. Hat›rl›yorum, dedemin evinde bir karakalem çal›flmas› vard›. Adam›n biri yerde, öldürülmüfl. ‹smi yaz›yor, Hür. Oradan kalm›fl bizim isim. Paflabahçe direnifliniz hangi noktada k›r›ld›? Biz 200 kifli Eskiflehir’de ifle al›nm›flt›k, 1997’de. Fakat Eskiflehir’deki fabrika henüz inflaat aflamas›nda oldu¤u için bizi “e¤itim maksad›yla” Mersin’e, ‹stanbul’a, Lüleburgaz’a gönderdiler. Da¤›n bafl›ndaki fabrikalarda çal›fl›p bekâr lojmanlar›nda kald›k. Askerî ko¤ufl sistemi vard›. Güya e¤itim almaya gitti¤imiz için düflük ücretle çal›fl›yorduk. O fabrikalardaki iflçiler dört kat›m›z maafl al›yordu. ‹fl ayn›, ücretse böyle... Oysa flirket bize flu taahhütte bulunmufltu: 12 ay gönderilece¤iniz yerde e¤itim gördükten sonra sizi geri getirece¤iz ve normal maaflla çal›flacaks›n›z. Fakat 18 ay geçmesine ra¤men bu taahhüt yerine getirilmedi. Sendika da bizi üye yapmad›. Çünkü biz kendi fabrikam›zda de¤il, e¤itim maksatl› olarak Lüleburgaz’daki fabrikada çal›fl›yorduk. Di¤er iflçilerle iyice kaynaflt›¤›m›z için, direniflimize destek verdiler. Eskiflehir’e eyleme gitti¤imiz zaman otobüs paralar›m›z› toplay›p verdiler. Ancak o dayan›flma iflverenin tehditleri sonucunda k›r›l›nca, Lüleburgaz’a döndük. Gece kald›¤›m›z yerler de¤ifltirildi, birbirimizden kopard›lar yani. Aylar sonra Eskiflehir’deki fabrika aç›l›nca, oraya geçtik. Daha sonra fabrika kapand›. Bir sürü tantana yaflad›k, ama özeti flu: O süreçte örgütlenme bilincim bir hayli yükseldi. Eskiflehir’deyken tafleron iflçiler de gelmifl, siz kadrolu iflçi olmufltunuz. Tafleron iflçilere nas›l yaklafl›yordunuz? Lüleburgaz’dakilerin bize davrand›klar›n›n tersi yönde ne yaz›k ki. Adamlara etmedi¤imizi b›rakm›yorduk. Tuvalete girmeye korkuyorlard›. Gerçek anlamda alt›na ifleyen iflçiler vard›, yaln›z bafl›na tuvalete gitmeye korktu¤u için. Biz orada sistem yerine onlar› suçluyorduk. Üstelik onlardan daha fazla maafl al›yorduk. Fakat baz› k›demli iflçiler ve sendika, tafleronlar›n düflük ücreti kabul etmesinin bizim iflimizi tehlikeye soktu¤unu söylüyordu. Ben o s›rada EMEP’e üye olmufltum, bir süre sonra yöneticilik yapmaya bafllad›m. Polis fabrikaya gelip iflçilerin önünde benimle birlikte yedi arkadafl› sorgulad›. Bu yedi kifli içinde siyasetle hiç alâkas› olmayanlar da vard›. Ne sorgusuydu bu? “Ne yapmaya çal›fl›yorsunuz, amac›n›z ne” diye sordular, bence iflçileri bizden so¤utmak istiyorlard›. Bunu baflaramad›lar. Kendi aram›zda bilinç yükseltmek için çeflitli toplant›lar yapard›k. Üniversitelerdeki hocalarla iletiflime geçerdik. Art› de¤er nedir, kâr nedir, bunlar› anlamaya çal›fl›rd›k, ama sendika bize k›zar,

15


16

Eskiflehir-Paflabahçe iflçilerinin Ankara yürüyüflü (Kas›m 2003)... “Zamanla, deneyim kazanarak ö¤reniyorsun sistemi. Zaten sende birazc›k solcu anlay›fl varsa, kâr-zarar iliflkisini çözüyorsun iflçi olarak. O zaman haks›zl›¤a baflkald›r›yorsun.”

‹flten at›ld›¤›mda çocu¤um bir ayl›kt›. ‹ki buçuk y›ll›k iflsizli¤im boyunca cam fabrikalar›ndan gelen yard›mlarla, sosyal çevremizden gelen desteklerle ayakta kald›k. ‹ki buçuk y›l›m›n iki ay› Sörmafl’›n Bilecik-Sö¤üt’teki fabrikas›nda iflçilerin direniflini örgütlemekle geçti. Üstelik hepsi BBP’li, MHP’li iflçilerdi. Solcu kimli¤imi gizlemeden oraya gittim. Bizi evlerinde a¤›rlad›lar, jandarma beni gözalt›na ald›, iflçiler gelip karakoldan ald›lar filan... Yurtbay Seramik’in, ad› lanet olas›ca Otlubal› köyündeki fabrikas›nda 40 gün kal›p iflçilere destek verdim. Orada da Kristal-‹fl’ten kaz›k yedik. Bize ve iflçilere verdi¤i hiçbir sözü tutmad›. Keflke biz de o 40 günlük direnifli gelip flimdi Tekel iflçilerinin yapt›¤› gibi Türk-‹fl’in önünde yapsaym›fl›z. Ama her fleyi zamanla, deneyimle ö¤reniyorsun. Yurtbay Seramik’ten at›lanlarla iliflkileriniz sürdü mü?

Kendi aram›zda bilinç yükseltmek için çeflitli toplant›lar yapard›k. Art› de¤er nedir, kâr nedir, bunlar› anlamaya çal›fl›rd›k, ama sendika bize k›zar, yer bile vermezdi. Ben iflyeri temsilcisiydim, ama sendika binas›na giremezdik. 40 günlük fabrika direnifli bir e¤itim süreci gibiydi. ‹flçi asansörde mahsur kald›¤›nda bile bizi arard›. ‹flçilerin birço¤u, direniflten ald›¤› deneyimi, iflten at›ls›n veya at›lmas›n, unutuyor. Çok az› eski haline geri dönmüyor. ‹flçiye anlatma biçimin de o bilincin kal›c› olup olmamas›n› belirliyor. Sadece sonuca odaklanmazsan, genel bir bilinç aktar›rsan, sonras›nda o iflçinin alg›s› daha yüksek oluyor. Patronun her hareketini ona göre de¤erlendirip bilinçli tepki gösterebiliyor. Paflabahçe direniflimizin nedeni tafleronlaflmay› kald›rmakt›. Baflard›k m›, evet. Ama iflsiz de kald›k. O halde baflar›l› m› olduk, baflar›s›z m›? Baflar›l› oldu¤unu iflsiz kalan adama anlatmak zorundas›n, ama nas›l anlatacaks›n? Bir iflyerinde direnifli örgütlemek için yola nas›l koyuluyorsunuz? Oradaki iflçilerle nas›l tan›fl›yorsunuz? Bazen iflçiler senin ismini duyuyor, kendileri haber veriyor. Nitekim, tesadüfen tan›flt›¤›m›z ve destek verdi¤imiz iflçiler

Söylefli: ‹rfan Aktan

Foto¤raf: Kristal-‹fl arflivi

yer bile vermezdi. Ben sendikan›n iflyeri temsilcisiydim, ama sendika binas›na giremezdik. Ankara’dan flube baflkan› geldi¤i zaman binan›n kap›s›n› açard›, o kadar. O yüzden kahvehanelerde, evlerde filan toplan›r, direnifli örgütlerdik. Neler okurdunuz? Çok öyle yay›n okumak gibi bir durumumuz yoktu. Ama potansiyel vard›. Hiç unutmuyorum, iki iflçi arkadafl›m›z izin al›p Metallica konseri için ‹stanbul’a gitmiflti! Velhas›l, Paflabahçe’deki mücadelemiz 600 kiflinin iflten at›lmas›yla son buldu. Ben ilk at›lanlardan biriydim, çünkü 30 kiflilik iflçi komitesinde yer al›yordum. ‹çeriden iflleri yürütmek için bir komite daha kurduk, onlar› da iflten att›lar. Bir tane daha kurduk, onlar› da att›lar! Çevreden oluk oluk yeni iflçi getirdiler. Kavgalar ç›kt›, bizim yerimize ifle al›nanlar polis eflli¤inde ifle gelip gitti. Ama sonuçta tafleron bitti. Pek çok arkadafl paras›n› ald›. Ben iki buçuk y›l bu iflle u¤raflt›m, iflsiz kald›¤›m halde. ‹flsiz kald›¤›n halde neden bu meselenin izini sürmeye devam ettin? “EMEP’liler gelip bana dokundular, bir anda de¤ifltim” gibi bir fley olmad›. Zamanla, deneyim kazanarak ö¤reniyorsun sistemi. Zaten sende birazc›k solcu anlay›fl varsa, kâr-zarar iliflkisini çözüyorsun iflçi olarak. O zaman haks›zl›¤a baflkald›r›yorsun. Ama dinî inanc›n çok yüksekse, bütün haks›zl›klar› öbür dünyaya havale ediyorsun. Oysa biz, asgarî ücrete göre de¤il, patronun kazanc›na göre zam isterdik. ‹nsanlar susarken sen konuflmaya bafllad›¤›n zaman seni öne itmeye bafll›yorlar. Patronla bir mesele oldu¤unda, do¤al olarak herkes sana bak›yor. Benim durumum biraz böyle oldu. Fakat iflçilerin beni yar› yolda b›rakt›¤› çok oldu. Bir sefer, üretim müdürüyle tart›fl›yordum, “yapt›¤›n›z fley iflçiye zarar veriyor” filan diyordum. Müdür geri ad›m atmay›nca, “hadi arkadafllar, kalk›n gidelim” diye rest çektim. Sertçe aya¤a kalkt›m, ama iflçi arkadafllar kalkmad›. (gülüyor) Ben de oturdum yerime, “müdür bey çok hakl›s›n›z” dedim. Alt› ay a¤z›m› açmad›m. ‹flçi arkadafllar defalarca özür dilediler, ama konuflmad›m.

oldu. ‹flçiler ça¤›r›nca zaten güven sorunu yaflam›yorsun. Mesela Paflabahçe’den at›lan bir arkadafl, tesadüfen kahvehanede sendika muhabbeti yapan bir grupla tan›fl›yor. “Bizim deneyimimiz var, güveniyorsan›z aray›n, size destek verelim” diyor. Bir hafta sonra ar›yorlar, gittik destek verdik mesela. O arkadafl›n›z EMEP’ten mi? De¤il, do¤al iflçi önderi. Üç çocu¤u var, Kastamonulu. Bugüne kadar sol bir partiye oy verdi¤ini bilmiyorum. Ne parti ne de sendika ad›na gittik oraya. Ben bugüne bugün tek bir iflçiye “EMEP’in yay›n›n› oku, parti flöyle diyor” filan demedim. Tereciye tere satmam yani. Tekel direniflinden ne umuyorsun? Hükümet kesinlikle iflçilerin kazan›m sayaca¤› bir sonucu kabul etmeyecek. En iyi ihtimalle 4 B’yi kabul edecek. 4 B, 4 C’ye nazaran daha iyi. Medyan›n deste¤i giderek art›yor. Burjuva medyas› iflçi s›n›f›ndan söz etmiyor ama, “bunlar da insan” diyor. Bu bile bizim için kazan›md›r. Bu direniflten bir s›n›f hareketi ç›kmayaca¤›n› söyleyebilirim. Ama daha sonraki örgütlenmeler için önemli bir deneyim olacak. ‹flçiyi bir an önce devrimcilefltireyim gibi bir kayg›yla hareket edersen, kaybedersin. Bir örnek vereyim, Türk Metal’in örgütlü oldu¤u yerlerde biz genelde dayak yeriz. Fakat bir kavgada bizi dövmeye kalkan sendikal›lara üç iflçi giriflti! fiafl›r›p kald›k. Bu hem cesaret hem de baflka bir bak›fl aç›s› gerektirir. Bir bakt›m ki, Paflabahçe’de beraber çal›flt›¤›m›z MHP’li iflçilermifl. Diyorlar ki, “siz dün de vard›n›z, bugün de vars›n›z”. Bulundu¤un her yerde iflçi direnifllerine kat›lman›n sebebi ne? Benim bir çocu¤um var, onun okuyup iyi bir yerde ifl sahibi olma ihtimali yok. Çal›flt›¤›m hastanede benimle ayn› ifli yapan üniversite mezunu dört arkadafl var. Demek ki üniversite okuyunca da kurtulam›yorsun. Bizim kavgam›z yar›n›n kavgas›. Ben hâlâ yapt›klar›m›z›n iflçi s›n›f›nda birike birike bir potansiyel haline gelece¤ine inan›yorum. Bu kadar kaz›k yememe ra¤men! Buna inanmak d›fl›nda flans›m da yok. Hastane flartnamesine göre 60 yafl›nda iflçi çal›flt›r›lamaz. Bu demektir ki, emekli olamadan 60 yafl›na girece¤iz ve dolay›s›yla emeklilik hakk› dahi kazanamayaca¤›z. Kimse yar›n› sormuyor, biz yar›n› sormak zorunday›z. Hastane diyor ki, lise mezunu almayaca¤›z. Ne yapacak peki bu adam? Hastanenin tuvaletini bile üniversite mezununa temizlettireceksen, bu sistemi daha ne kadar sürdürebilirsin? Sosyal patlama mutlaka olacak. Ve bu patlaman›n oldu¤u gün, bizim serpti¤imiz tohumlar iflçilerin kafas›nda yer etmiflse, yeflerecek ve ak›nt›y› biz yönlendirece¤iz. Aksi halde, mahallelerde dev yurtlar infla eden, ezilenlerin tüm umutlar›n› öbür dünyaya havale etmesi için elinden geleni yapan tarikatlar yönlendirecek sosyal hareketleri. Onlar›n yönlendirece¤i ak›nt›n›n da nereye gidece¤i belli: Sab›r havuzu.


HAVA-‹fi’‹N GÖKKUfiA⁄I HAREKET‹ ÜYELER‹ ANLATIYOR

‹flçi meclisi, fleffaf yönetim, fleffaf bütçe 12-13 Aral›k 2009’da yap›lan Hava-‹fl genel kurulunda, yirmi y›ll›k baflkan Atilay Ayçin bir kez daha baflkan seçildi. Ama bu kez sadece bir oy farkla, 146’ya karfl› 147 ile. Seçimi kaybeden Gökkufla¤› Hareketi, galip say›l›r bu yolda ma¤lup deyiflinin hakk›n› verdi. Zira husumetten, kara çalmaktan medet ummad›, sendikal mücadeleye yol haritas› say›labilecek bir ilkeler bütünü, 11 maddelik bir liste ortaya koydu. Gökkufla¤› Hareketi üyeleri Arzu fiahin ve Atilla Murat’a kulak kesiliyoruz... saat verin, çal›flanlara anlatal›m” dedik. Yönetim “bakan bekliyor, ay›p olur” dedi ve imzalad›. Sonradan ö¤rendik ki, anlaflmaya zaten var›lm›fl. Dönemin Çal›flma Bakan› Bafleskio¤lu, “bu sözleflmeden sonra bir kifli bile ma¤dur olmayacak” demiflti. Sözleflme imzaland›ktan bir hafta kadar sonra yedi arkadafl›m›z performans düflüklü¤ü gerekçesiyle iflten at›ld›. Bir tepki örgütleyemedik. Sendika yönetiminden “bekleyelim, görelim” karar› ç›kt›. Arkadafllar›n›z iflten at›l›yor ve temsilciler kurulundan bir bas›n aç›klamas› karar› bile ç›km›yor. Maalesef temsilciler kurulundan yedi arkadafl›m›z›n iflten at›lmas›n› engelleyecek veya ifle geri ald›racak bir eylem karar› gelmedi. ‹flten at›lan arkadafllar›m›zdan biri teknik bölümün temsilciydi ve flu an Hava-‹fl’te çal›fl›yor. Kendi iflyeri temsilcisi iflten at›l›yor ve Hava-‹fl yönetimi iflverenle ayn›

Hava-‹fl’in baflkanl›¤›n› alal›m diye yola ç›kmad›k. Aç›k, fleffaf bir sendika istedi¤imiz için yola ç›kt›k. Hâlâ bunun peflindeyiz. Sadece Hava-‹fl’in de¤il, bütün sendikalar›n fleffaf yönetim, fleffaf bütçe ilkesini uygulamas› lâz›m. argümanlar› kullanarak bu iflten atma olay›n› geçifltiriyor. ‹flten at›lan arkadafllar›m›zdan Mustafa Do¤anc› en aktif temsilcilerden biriydi, çal›flkan, çal›flanlar aras›nda sevilen, çal›flt›¤› bölümde insanlar› örgütleyen bir arkadafl›m›zd›. ‹flveren aç›s›ndan iflten ç›kart›lmas› çok anlaml›yd›. Bir ay geçmedi, uçufl iflletme temsilcimiz Bahad›r Altan sudan bir se-

beple iflten at›ld›. Yine bir tepki örgütleyemedik. Derken, iflyerimiz AKP eski il baflkan›n›n flirketi olan Asist’e tafleron olarak devredildi. Asist, Telekom’un da tafleronu. Bizi devral›rken, kendi çal›flanlar› açl›k grevindeydi. 500 küsur arkadafl›n iflten ç›kart›laca¤› söylendi. Yürüttü¤ümüz mücadeleyle engelledik. T‹S döneminde kazanan biz olmam›za ra¤men, o gücü kullanamad›k. Yavafl yavafl erittiler bizi. Hava-‹fl’in bir mottosu vard›, “birlikte ve birlikle yönetece¤iz”, bu birkaç senede “en büyük baflkan bizim baflkan”a döndü. fiahin: Toplumumuzda “tek adamc›l›k” var; baflar›lar tek bir kifliye maledilir, di¤erleri görmezden gelinir. Baflar›l› grev oylamalar›, T‹S bitirilmeleri sadece Atilay Ayçin’e maledilmemeli. Hava-‹fl’in özellikle son on y›lda elde etti¤i baflar›larda bizlerin önemli katk›lar› var; bu sayede Hava-‹fl güçlü bir sendika oldu. Ama maalesef tek adamc›l›k sendikam›zda da egemen oldu, sendikan›n gücünün iflçilerle kurulan ba¤da oldu¤u yads›nd›. Gökkufla¤›’n›n ortaya ç›k›fl› bizce zorunluluktu. Murat: Hava-‹fl yönetimi, “iflyerinde kimse ilgilenmiyor, ifl yavafllatam›yorum, ifl b›rakt›ram›yorum” diyerek çal›flanlar› sorumlu gösterdi. Tabanla yönetim aras›nda iliflkiler kesildi. THY personelinin yafl ortalamas› 30-35 civar›nda, çal›flanlar›n yüzde 50’ye yak›n› 2000 ve sonras›nda ifle girenler. Hava-‹fl yönetimi 1989’da ifl bafl›na geldi ve kendi dönemlerinden neredeyse hiç kimse kalmad›. Atilla Murat ve Arzu fiahin

Foto¤raf: fiahan Nuho¤lu

Yirmi y›ld›r görevde olan Hava-‹fl yönetimine karfl›, Gökkufla¤› listesinden baflkan aday› olarak seçime girdiniz. Nas›l, neden aday oldunuz? Arzu fiahin: Öncelikle, k⤛t üzerinde ben baflkan aday› olabilirim ama, önerdi¤imiz tüzükte al›fl›k oldu¤umuz anlamda bir baflkanl›k söz konusu de¤il. ‹flçilerin en altta, baflkan›n en üstte oldu¤u varolan yönetim piramidini ters çeviren ve kuraca¤›m›z ‹flçi Meclisi’yle iflçileri en tepeye koyan, alt›na dokuz kiflilik yönetim kurulunu yerlefltiren bir yap›lanma öneriyoruz. Bu dokuz kifli, aralar›nda hiçbir hiyerarfli olmadan, eflbaflkanl›k fleklinde kolektif liderler olarak çal›flan iflçilerden olufluyor. Piramidin en alt›nda, eflbaflkanlara ba¤l› üç kiflilik yürütme kurulu var. Eflit haklara sahip ve aktif olarak çal›flacak dokuz eflbaflkan, bir baflkandan daha iyidir. Yani ben baflkan adaylar›ndan biriydim sadece. Ne zamandan beri Hava-‹fl üyesisiniz? fiahin: 2001’den beri Hava-‹fl’in üyesiyim. 1998’de ça¤r› merkezinde part-time iflçi olarak bafllad›m. 2001’deki baflar›l› toplu ifl sözleflmesiyle (T‹S) sözleflmeli personel statüsüne geçirilip sendikal› olma hakk›n› elde etti¤imizden beri sendikal›y›m. O sözleflmeyle THY çal›flanlar›n›n yüzde 30’a yak›n›, yaklafl›k üç bin kifli, part-time çal›flan statüsünden sözleflmeli personel statüsüne geçirildi. Bu çal›flanlar, part-time gözükseler de, THY’nin as›l çal›flanlar›yd›, ifl yükünün önemli ve a¤›r bir k›sm› bu arkadafllar›n üzerindeydi. Ça¤r› merkezi kapat›lana kadar iflyeri temsilcisiydim. fiubat 2009’da ça¤r› merkezi özellefltirilince, THY’nin di¤er birimlerine transfer edildik. Genel kuruldan sonra ise kay›p eflya bölümüne gönderildim. Atilla Murat: Ben de 1999’da ça¤r› merkezinde bafllad›m. O zaman sendikal› de¤ildik ama, sendikayla temas›m›z vard›. ‹mzalanan T‹S’le birlikte sendikal› olduk. Zamanla de¤iflik birimlere gönderildim. Genel kuruldan sonra, bagaj efllefltirme bölümüne sürüldüm. Gökkufla¤› hareketinin ortaya ç›k›fl sebebi neydi? fiahin: Gökkufla¤›, s›f›rdan bafllayan veya s›rf Atilay Ayçin’e muhalefet olsun diye ortaya ç›kan bir oluflum de¤il. Y›llard›r sendikada çal›flan, iflyeri temsilcili¤i yapm›fl arkadafllar›m›z var aram›zda. Murat: Son T‹S görüflmeleri esnas›nda Hava-‹fl yönetimiyle aram›zdaki görüfl ayr›l›klar› artt›. Çal›flanlara bir söz vermifltik: “Sözleflmenin her aflamas›ndan sizleri haberdar edece¤iz ve bütün kararlar› birlikte alaca¤›z.” Sözleflmede anlaflman›n sa¤land›¤› noktada, “bize yar›m

17


Geçti¤imiz a¤ustos sonu iki dil bilen arkadafllar›m›z bagaj eflleflmeye sürüldü, uyduruk bahanelerle iflten at›ld›. Biz “temsilciler kurulunu toplayal›m” dedik, olmad›. Sendikaya sorunlar› ilettik, “çözelim” dedik, olmad›. fiahin: AKP döneminde ciddi bask›lara maruz kald›k, özellikle sendikal harekette aktif olarak çal›flan arakadafllar›m›z çok y›prat›ld›. ‹flten ç›kart›lan, sürekli iflyeri de¤ifltirilenlerimiz oldu. O dönemde bu bask›lar kiflisel sald›r›lar olarak alg›land› ve yeterince müdahale edilmedi. D›flar›dan bak›ld›¤›nda, çok baflar›l› bir sendika yönetimi görülüyor. Fakat içeriden, kendi üyelerine sahip ç›kmayan bir durum göze çarp›yor. T‹S zaman› kitleleri harekete geçiren, onun d›fl›nda kitlelerden uzak bir yönetim oldu. Bizim ç›k›fl noktalar›m›zdan biri de bu: Çal›flanlar›n s›k›nt›lar›yla ilgilenilmemesi, çözüme yönelik ad›m at›lmamas›, üyelerin “hiçbir fley yapmayan çal›flanlar” olarak neredeyse suçlanmas›, “biz yap›yoruz, ama arkam›zda durmuyorlar” denmesi. Oysa neden iflçiler sürece kat›lm›yor, bunun için ne yapmal›y›m diye düflünmek gerekir. Murat: Her ay›n ilk çarflambas› temsilciler toplant›s› düzenleniyordu. Maalesef karar alma süreçlerine müdahil olmadan, al›nan kararlar› sorgulamadan uyguluyorduk. Kararlara itiraz etti¤imiz oldu, ama herhalde ço¤unluk farkl› düflünüyor, kararlar demokratik bir flekilde al›n›yor diyorduk. Al›nan kararlar›n hemen hepsinin arkas›nda durduk. Bu durum, “baflkan, biz söyledik söyleyece¤imizi, art›k sen ne dersen arkanday›z” noktas›na geldi. Onlar karar veriyor, biz be¤ensek de, be¤enmesek de arkas›nda duruyorduk. Temsilciler kurulunun yap›s› maalesef çok pasif ve yönetilmesi çok kolay. Son delege seçimlerinde bir kez daha gördük bunu. Hava-‹fl’in en büyük meselelerinden biri, temsilcilerin içinden ç›kt›klar› iflçileri temsil edememesi, çünkü iflçiler kendi temsilcilerini kendileri seçmiyor, sendika yönetimi atama yoluyla belirliyor. Temsilcilerin görevleri neydi? Murat: En basitinden, bir toplant› yap›lacaksa iflyeri temsilcileri örgütler. Yönetimden biri gelir; yar›m saat, 45 dakika konuflur, gider. Yöneticiler gittikten sonra, iflçilerle sen kal›rs›n. Sorunlar› birebir yaflayan, gö¤üsleyen arkadafllard›r bunlar. Sendika yönetimi, giderek, çatlak ses ç›karmayan, yönetimle uyumlu çal›flan kiflileri temsilci atar oldu. Temsilciler toplant›s›na kat›lan baz› arkadafllar, sanki iflyerinde hiçbir sorun, s›k›nt› yokmufl gibi, toplant› boyunca hiç konuflmadan oturuyorlard›. Bu arkadafllar›n yan›s›ra, iflyerinde temsilci olmayan, ama iflçilerin sorunlar›na vak›f, sendikal hareket için çok daha fazla çal›flan arkadafllar›m›z da vard›. Son genel kurulda temsilcileri çal›flanlar›n seçmesi yönünde tüzük de¤iflikli¤i önerdik, ama kabul edilmedi. Seçimle gelen temsilci kendisini seçen iflçilere karfl› sorumlu olur, atanan temsilci kendisini atayana ba¤›ml›d›r. Eskiden iflyeri temsilcili¤i ifl güvencesi olarak alg›lan›r-

18

d›, emeklili¤ini kesin ald› diye bak›l›rd›. Bu durum, atanan temsilcinin atayan kifliye ba¤›ml›l›¤›n› yarat›r. Gerçi, bu istenmeyen durum bile art›k bitti. THY yönetimi Ocak 2009’dan beri temsilcilerin, iflyeri delegelerinin, kurul üyelerinin yar›s›ndan fazlas›n› iflten ç›kard›. 2007 toplu ifl sözleflmesinden sonra, çal›flanlar›n ifline peyderpey son verdiler. Hava-‹fl yönetiminin tepki örgütleyemeyen sessizli¤i ile, Ocak 2009’dan sonra bu süreci h›zland›rd›lar. Sendikal örgütlülü¤ün gelece¤i konusunda endifle duyan arkadafllar olarak, seyirci kal›rsak ya da bu yönetime b›rak›l›rsa, örgütlülü¤ün tasfiye edilece¤ini gördük. Böylece, Gökkufla¤› olarak 11 maddelik bir temel ilkeler listesi haz›rlad›k. 9 Eylül 2009’da ilk bildirimizi yay›nlayarak muhalefeti bafllatt›k, delege seçimlerine kat›ld›k. Neydi o 11 madde? 1. Örgüt içi demokrasi. 2. Malî ve yönetsel fleffafl›k. 3. Temsilcilerin iflçilerin oylar›yla belirlenmesi. 4. T‹S görüflmelerinin göstermelik de¤il, sonuna kadar aç›k yap›lmas›. 5. ‹flçi Meclisi oluflturularak karar almaya iflçilerin aktif kat›l›m›. 6. Yöne-

‹flçi Meclisi’yle iflçileri en tepeye koyan, alt›na dokuz kiflilik yönetim kurulunu yerlefltiren bir yap›lanma öneriyoruz. Bu dokuz kifli eflbaflkanl›k fleklinde çal›flan iflçilerden olufluyor. Dokuz eflbaflkan, bir baflkandan daha iyidir. tim Kurulu üyelerinin tercihan profesyonel sendikac›lardan de¤il, ifline devam eden iflçilerden oluflmas› ve eflit iliflkilerle kolektif liderlik fleklinde örgütlenerek görev sürelerinin üç dönemle s›n›rlanmas›. 7. Günlük sendikal iflleyifl için üç kiflilik Yürütme Kurulu oluflturulmas›. 8. 24 saat üyelerinin hizmetinde bir çal›flma düzeni ve ücretsiz hukuk deste¤i. 9. Harcamalara iflçi denetimi ve aidatlar›n düflürülmesi. 10. Meslek gruplar›n› birlefltirerek mücadeleye katan bir çizgi. 11. Do¤rudan demokrasi, uzun vadede delege sistemini kald›ran bir seçim düzeni... Bütünüyle bak›ld›¤›nda, sendikac›l›¤› meslek olmaktan ç›karacak, iflçileri sürece katan mekanizmalar› kuracak, demokratik iflleyifle sahip bir kolektif liderlik hedefliyoruz. Seçim süreci nas›l geçti? Murat: Bizim için hiç kolay de¤ildi yirmi y›ll›k Ayçin yönetimine karfl› ç›k›fl. Ama asla kiflisel veya duygusal bir ç›k›fl de¤ildi. Sadece ifline ve örgütüne sahip ç›kma anlam› tafl›yor bizim için. Böyle devam ederse, örgütlülük tasfiye olacak gibi duruyor. ‹flverenin yapamad›¤›n› sendika yönetimi yapacak. Gökkufla¤› olarak örgütlülü¤e sahip ç›kaca¤›m›z› ve sendikan›n arkas›nda duraca¤›m›z› daha önce de deklare etmifltik. Asla “baflkan olal›m, bir de bizi deneyin, yönetimi almazsak bu ifli b›rak›r›z” gibi bir yaklafl›m›m›z olmad›. Seçimden sonra Atilay Ayçin ve ekibine baflar›lar dilemek için ilk ziyarete giden-

lerdeniz. Bizim hedefimiz, iflçiler aç›s›ndan güvenilir bir sendika yaratmakt›. Sadece toplu iflten ç›kartmalar›n de¤il, tek tek ç›kartmalar›n da karfl›s›nda durabilirdik o zaman. Yönetsel ve malî fleffafl›k olmad›¤› için insanlar sendikaya güvenmiyor. Türkiye’de sendikalara yönelik çalan ç›rpan, içinden ç›kt›¤› iflçi s›n›f›na ihanet eden bir yönetim alg›s› vard›r ve bu büyük zand›r. Sendikalar›n bu zandan kurtulmak için ellerinden geleni yapmas› gerek. Ama maalesef ço¤u kifli, koltuk sanki onlar için yap›lm›fl gibi, o koltuktan emekli olmay› bekler. Malî fleffafl›k çok önemlidir. Biz toplant›lar›m›z›, harcamalar›m›z› hep imece usûlüyle karfl›lad›k; afifl, broflür, el ilan›n› kendi imkânlar›m›zla haz›rlad›k. Toplad›¤›m›z paralar›n hesab›n› bir sonraki toplant›da herkese anlatt›k. Hesap vermek çok faydal›, kimse sizi zan alt›nda b›rakamaz, dedikodularla bafl›n›z a¤r›maz. Ödedikleri aidatlar›n nereye gitti¤ini bilmek çal›flanlar›n en do¤al haklar›. Bugüne kadar “paralar nas›l harcan›yor” diye sormad›k, soranlar›n bir k›sm› aforoz edildi. Bir yönetim kurulu üyesi sorunca bafl›na gelmedik kalmad›. Yönetim kurulu üyesi kaptan Atilla Kaya bu nedenle görevinden istifa etti. Sendikan›n yay›n organ› olan dergide düzenli bir flekilde ve anlafl›l›r bir dille bütçenin yay›nlanmas› gerekir. Öyle bir malî tablo yay›nlars›n›z ki, anlamak için uzman olmak gerekir, gelir gidere eflit gözükür, ama nereye harcan›yor bu para, kimse bir fley anlamaz. Ocak 2009’dan beri iflveren check off uygulamas›n› kesince, aidatlar toplanamad›. Siz olsan›z bu durumda ne yapars›n›z? Geliriniz kesildiyse, tasarruf yapars›n›z. Ocak ay›nda yedi milyon olan kasada, genel kurul zaman›nda (1213 Aral›k) iki milyon kalm›flt›. Befl milyonun harcand›¤› dönemde, sendikan›n yetkisi dava konusu oldu¤u gerekçesiyle, sendika iflyerlerinde yoktu. Halbuki sendikan›n iflyerinde olmas› hukukî bir durum de¤ildir, toplu sözleflme yetkisi hukukîdir. Yetkiniz mahkemelerde tart›fl›labilir, ama varl›¤›n›z iflyerinde olmak zorundad›r. “Genel kurula kadar yetki almay› bekliyoruz” diyerek iflyerlerinden çekildi sendika. O süreçte THY’nin iki birimi özellefltirildi, insanlar iflverenin insaf›na b›rak›ld›. Bir kez bile temsilciler kurulu toplanmad›. “Ola¤anüstü hal olmad›¤› sürece temsilciler toplant›s› yapmayal›m” diye karar vermifller. ‹flten atmalar ve tafleronlaflt›rma ola¤anüstü hal say›lmad› yani. Bu süreçte aktif temsilci ve yönetim kurulu üyeleri iflten ç›kart›ld›. Bunlar›n çal›flanlara yans›mas› “atad›¤› temsilciye sahip ç›kmayan bize mi sahip ç›kacak” oldu ve sendikayla aralar›na mesafe koydu insanlar. Genel kurul nas›l geçti? Murat: Bizim için karmafl›k bir süreçti. Delege oyunlar›na, insanlar›n yalan dolanla kafakola al›nmas› gibi dalaveralara biz al›fl›k de¤iliz. Çok tecrübesiz oldu¤umuz bir aland› genel kurul. Biz, sonuçtan


özür dileyecek bir durum yokken özür dilemesini istemifller. Tabii ki Özlem özür dilemedi. Özetle, sendika yöneticileri de patronlardan ö¤rendiklerini yapt›lar: Munzur abi ve Özlem arkadafla sendika yönetimi uyar› yaz›s› göndererek ç›k›fllar›n› verdi. Biz buna “karfl›t›na dönüflmek” diyoruz. Sendikac›l›k bir meslek olunca, yirmi y›lda sendika flirkete, yöneticiler de patronlu¤a evriliyor. Söz konusu iki arkadafl›n›z d›fl›nda sendikadan at›lan oldu mu? fiahin: Asl›nda, yüzdeye vuruldu¤unda THY yönetiminden daha çok iflçi ç›kar›lm›flt›r. D›fl iliflkiler uzman› P›nar Erol da farkl› düflüncede oldu¤undan iflten ç›kar›ld›. 2004’te, THY’nin as›l ifli olan

Hava-‹fl’in en büyük meselelerinden biri, temsilcilerin içinden ç›kt›klar› iflçileri temsil edememesi, çünkü iflçiler kendi temsilcilerini kendileri seçmiyor, sendika yönetimi atama yoluyla belirliyor. yükleme boflaltma Euroserve adl› tafleron flirkete devredildi. Bu flirkette çal›flan arkadafllar inan›lmaz zorluklarla sendikal› olmufllard›. S›rf Hava-‹fl yetkisini kaybetsin diye yükleme-boflaltma baflka bir firmaya devredildi. Bu çal›flanlar›n örgütlenmesinde Munzur Pekgüleç’in çok büyük katk›s› vard›r. 31 Aral›k gecesi yaklafl›k bin arkadafl sendika üyesi oldu¤u için iflinden oldu. P›nar Erol sendikan›n hatalar› üzerine yaz›l› bir metin verdi . Bunu “benim çal›flan›m beni nas›l elefltirir!” diye yorumlad›lar. Do¤um izninden döndükten sonra iflten ç›kard›lar. Atilay Ayçin vicdan laf›n› çok kullan›r. Bu iflten atma olay›, THY yönetiminin vicdans›zl›¤›yla yar›fl›r.

Bundan sonra ne olacak? Hava-‹fl’te art›k hiçbir fley eskisi gibi olmayacak. Bugüne kadar bu kadar büyük bir muhalefet ç›kmam›flt›. Bu, d›flar›dan de¤il, kendi içinden ç›kan bir muhalefet. Sendikal iflleyifli, örgüt içi demokrasiyi sorgulayan sol bir muhalefet. Seçimi belki kaybettik ama, biz kendimize kazanm›fl gözüyle bak›yoruz. Hava-‹fl’i denetlemeye devam edece¤iz. ‹flverene karfl› sendikam›z› elbette savunaca¤›z. Biz Hava-‹fl’in baflkanl›¤›n› alal›m diye yola ç›kmad›k. Aç›k, fleffaf bir sendika istedi¤imiz için yola ç›kt›k. Hâlâ bunun peflindeyiz. Sadece Hava-‹fl’in de¤il, bütün sendikalar›n fleffaf yönetim, fleffaf bütçe ilkesini uygulamas› lâz›m. Sendikalar al›nlar›nda kara lekeler, haklar›nda flaibelerle yaflayamaz. ‹flçilerin ortak ç›karlar› için kurulmufl ve iflçilerin ödedi¤i aidatlarla ayakta kalan bir kurumdan bahsediyoruz. Sendikalar›n yönetim biçiminin, sendikac›l›¤›n bir meslek haline gelmesinin sorgulanmas› gerekiyor. Yirmi y›ll›k baflkanl›¤›n ard›ndan bize göre geçersiz bir oyla kazand› Ayçin. Eflitlik ç›kt›¤›nda, kura ile de seçilebilirdi ve bundan rahats›zl›k duymazd› herhalde. Kendisini tebrik ziyaretimiz bile sendikada flaflk›nl›k yaratt›. “Yolunuz aç›k olsun, biz sendikam›z›n yan›nday›z” dedik. fiimdi de T‹S görüflmelerini yak›ndan izliyoruz, çünkü iflçiler geliflmeleri bize soruyor. Di¤er sendikalarda da Gökkufla¤› gibi hareketler olmal›. Bütün sendikalar›n tabanlar›nda böyle rahats›zl›klar var. Di¤er sendikalardan bizimle iletiflime geçen arkadafllara elimizden gelen deste¤i veriyoruz. Bu süreç daha genifl bir zeminde devam edecek. Bilim insanlar›yla sendikal mücadeleyi ve sendikal demokrasiyi sorgulayan paneller, tart›flmalar haz›rl›yoruz. Bu haftasonu Tekel iflçileriyle dayan›flmaya gidece¤iz. Di¤er sendikalardan iflçilerle görüflüp dayan›flma örgütlüyoruz. Gökkufla¤›, iflçilerin sendikalar›n› kendilerinin yönetmesini hedefleyen bir taban hareketi.

Söylefli: Ender Ergün

çok, sürece ve ilkelerimize odakland›k. Genel kurul sonras› örgütlülü¤ün zarar görmemesine kafa yorduk. Eskiden demokratikli¤ini sorgulamad›¤›m›z bir ortamla karfl› karfl›ya kald›k. Genel kurulun demokratik olmas›n› isterdik, ama delege seçiminden tutun, salon seçimine, sand›k kurulunun oluflturulmas›ndan bize karfl› tav›rlar›na tamamen anti-demokratikti. Süreçlerin d›fl›nda kald›k. En çok delege say›s›na sahip uçufl iflletme, yer iflletme, genel müdürlük delege seçimlerini kazand›k, çünkü iflçiler bizi tan›yor ve güveniyorlard›. Genel kurulda ise Anadolu’dan gelen, bizi tan›mayan ve genel merkezdeki kokuflmufllu¤un fark›nda olmayan ve hakk›m›zdaki dedikodulara inand›r›lm›fl delegelerle karfl›laflt›k. Delegeleri s›k› markajla yanlar›nda tuttular. Buna ra¤men, oylar eflit ç›kt›. Bizim aç›m›zdan, üzücü oldu¤u kadar, ö¤retici bir deneyimdi. En az›ndan, bu genel kurulda sendikam›z aklanmasa da, sorguland›. Tüzük de¤iflikli¤i önerilerimiz kabul edilmese de, tart›fl›ld›. Mesela, eflbaflkanl›k –hukuken olup olmamas› önemli de¤il– mutlaka tart›fl›lmas› ve uygulamaya geçirilmesi gereken bir sistem. Tüzük de¤iflikli¤i olmasa bile, biz bu sistemi hayata geçirmeye kararl›yd›k. 146 oyu almak bizim için meflakkatli oldu, ama zor olmad›. Bir oyla kaybettik diye üzülmüyoruz, çünkü bu tart›flmalar›n yolunu açm›fl olduk. fiahin: Üzücü olan flu: Y›llard›r beraber çal›flt›¤›m›z, zorluklara beraber gö¤üs gerdi¤imiz arkadafllar, sendikal bürokrasiye hay›r dedikleri, fleffaf bütçe, fleffaf yönetim istedikleri için “iflverenci” ilan edildi. Seçimler gayet gergin bir ortamda yap›ld›. En kötüsü, Gökkufla¤› için çal›flan sendika üyelerine iflveren taraf›ndan gönderilen uyar› mektuplar›yd›. Bu konuyu sendikaya götürdü¤ümüzde ise tabii ki bir fley yap›lmad›. As›l flafl›rtan ise, Gökkufla¤› hareketi için çal›flan dört arkadafl›m›z›n sendika yönetimi taraf›ndan bir bildiriyle “iflverenci” ilan edilmesiydi. Hava-‹fl’te de at›lmalar oldu mu? fiahin: Sendikam›z›n dergisinde çal›flan Özlem Ergün ve Örgütlenme Sekreteri Munzur Pekgüleç bu dönemde iflten at›ld›. Bizi sendikal› yapan Munzur abidir. Munzur abi çal›flanlar›n abisidir. Hava-‹fl’in iflyerine gelmesini sa¤layan Munzur abidir; iflçilerle yüksek perdeden konuflmayan, onlara gerekti¤inde gerçekten abilik yapan, gerçek bir örgütçüydü, iflçiler aras›nda çok sevilen biriydi. Munzur abiyi ço¤u arkadafl Hava-‹fl Baflkan› zanneder. Maalesef bize olan yak›nl›¤› yüzünden ve hatalar›n› Atilay Ayçin’in yüzüne karfl› söyledi¤i için sendikadaki görevinden at›ld› Munzur Pekgüleç. Özlem arkadafl›n ç›kar›l›fl gerekçesi ise tümüyle komedi: Hava-‹fl dergisinin kapa¤›nda genel baflkanla muhalif Ali Gülçiçek’i ayn› karede gösteren bir foto¤raf› kullanmas›. Ali Gülçiçek’i tan›m›yor bile. Ayr›ca, dergi bask›ya gitmeden önce onaylan›yor. ‹flin garibi, ortada

19


‹kizdere’ye do¤ru giderken dört HES projesinin “çevreye etkisini de¤erlendirdik”, durum felâket. Ayn› dere üzerinde 17 HES projesi daha oldu¤unu ö¤renince iyice betimiz benzimiz att›.

TÜRK‹YE SU MECL‹S‹ KURULDU

Su savafllar›nda halk cephesi 2009 mart›nda ‹stanbul’da –ulusötesi flirketlerin sultas›nda– düzenlenen Dünya Su Forumu’nda hükümet rengini belli etmiflti. Gezegende bir ilk olarak, nehirler ve göletler dahil ülkenin tüm su varl›klar› özellefltirilecekti. Bu vahflet planlar›na halk›n tepkisi gecikmedi. Martta toplanan iki alternatif forumun ard›ndan, örgütler haberleflmeyi sürdürdü. 16-17 Ocak’ta Türkiye’nin dört bir taraf›ndan gelen 300 kifliyle ilk defa Türkiye Su Meclisi kuruldu ve mücadelenin gelece¤i tart›fl›ld›. Express, ‹kizdere’deydi... ahats›z edici bir enformasyonla bafllayal›m: Türkiye’nin dereleri üzerinde tam 1601 hidroelektrik santrali (HES) projesi mevcutmufl, bunlar›n 673’üne lisans verilmiflmifl. “Mifl, mufl” diyoruz, çünkü projeleri onaylayan ilgili kurumlar bile gerçek rakamla ilgili do¤ru düzgün bilgi sahibi de¤il. Lâkin, ‹kizdere’ye do¤ru giderken dört tanesinin “çevreye etkisini de¤erlendirdik”, durum felâket. Ayn› dere üzerinde 17 HES projesi daha oldu¤unu ö¤renince iyice betimiz benzimiz att›. Çoruh nehrine, Senoz’a dair anlat›lanlara hiç girmiyoruz... Gidip görmeye elbet gerek yok, fakat gidip görünce de, insan evlâd› daha bir kâni oluyor, Karadeniz sahiline ve derelerine neyin yap›lmamas› gerekti¤ine... Dereler dere olal› böyle zulüm görmedi herhalde. Karadeniz, flaka gibi, 1980’den beri “z›vanadan ç›kan” devleti âlî sevgisinin, sadakatinin karfl›l›¤›n› baraj olarak, yol olarak geri al›yor. Ç›kartt›¤› iki baflbakan da, bölgeyi nas›l

R

20

“kalk›nd›racaklar›n›” bu projeler vesilesiyle gösterdi. Mesut Y›lmaz’›n “sahil otoyolu”na flimdi de Tayyip Erdo¤an’›n HES’leri ekleniyor. Rize’de bir kahvehanenin duvar›nda flöyle bir tabela as›l›ym›fl: “Afl›r› hareketlerden kaç›n›n›z!” Malûm, bölge asabiyete, sinir strese ve tüm bu “›s› yüksekli¤i” sonucunda ge-

Sanki ‹kizdere üzerindeki HES sahipleri yerli flirketler de¤ilmifl gibi, bir yabanc› yat›r›mc› paranoyas› mücadeleye gereksiz bir ekflilik kat›yor. Hasankeyfliler ve Munzurlular, varl›klar›yla, bu “ekfli” tad› a¤›zlardan silebilirdi. reksiz, mant›ks›z hareketlere meyyal bir bölge; afl›r› hareketler istenmeyen hadiselere neden oluyor. Lâkin, anl›yoruz ki, tabela gerekli ilgiyi görmemifl, özellikle baflbakanl›k düzeyinde.

Ulusal m›, yerel mi? ‹flte tüm bu ahval ve flerait alt›nda, 1617 Ocak’ta Rize’nin ‹kizdere ilçesinde, Türkiye’nin birçok noktas›ndan gelen

yerel inisiyatifler, sivil toplum temsilcileri, aktivistler ve akademisyenler Türkiye Su Meclisi’nin kurulmas›na önayak oldu. Meram›, k›saca: “Türkiye’nin dört bir yan›nda yürütülen mücadeleleri ulusal ve uluslararas› ölçe¤e tafl›mak, yeni bir su çerçeve yasas›n›n haz›rlanmas›, Elektrik Piyasas› Kanunu’nda tadilat yap›lmas›, DS‹ Teflkilât ve Vazifeleri Kanunu’nun de¤ifltirilmesi ve suyun ekolojik etki ve katk›s›n› esas alan entegre havza planlamas› yap›lmadan uygulamaya sokulmufl tüm projelerin durdurulmas› için çal›flmak...” Tabii bununla da kalm›yor su meclisi; “su” alan›na giren her türlü politikan›n flekillenme sürecinde de yer almay› hedefliyor. Kat›l›m konusunda ne kadar hevesli, bilgili ve inatç› olduklar›n› da iki gün boyunca süren toplant›larda gösterdiler. Bu toplant›n›n alâmet-i farikas› ise, Türkiye’nin dört bir taraf›ndan gelen 300 kat›l›mc›yla sahadan (sorunun merkezinden) kat›l›m›n esas olmas› ve yerelliklerin görüfllerini merkez alan bir program›n oluflturulmas›yd›. Bu vesileyle, memleketin dört bir yan›ndaki “mücadele kokusu”nu bizzat sahiplerinden alm›fl olduk. Birkaç önemli eksiklikle: Munzur ve Hasankeyf. Onlars›z su meclisinin hem nitelik hem de nicelik olarak eksik bir meclis olaca¤›n› imlemek gerekir. Toplant›da yaflanan bir tart›flma, s›rf bu eksikli¤e gönderme yapmas› aç›s›ndan bile mühimdi. Tahmin edilece¤i üzere, “ulusal” m›, “evrensel” mi tart›flmas›... Sanki ‹kizdere üzerindeki HES sahipleri yerli flirketler


de¤ilmifl gibi, bir yabanc› yat›r›mc› paranoyas› (özellikle ‹srail) mücadeleye gereksiz bir ekflilik kat›yor; “yahu, sermayenin yerlisi yabanc›s› m› var, cenazenin üzerine dikilecek bayra¤a göre mi a¤›t yakaca¤›z!’ yollu karfl› ataklar›m›za, “bizim olsun önce de, gerisine sonra bakar›z” tarz› “evlere flenlik cevaplar” verildi habire. Halbuki ortamda Hasankeyfliler olsa, Munzurlular olsa, önce varl›klar›, sonra da anlatacaklar›yla bu “ekfli” ulusalc› tad› a¤›zlardan sileceklerdi. Neyse ki ak›l galip geldi de, “mevzu su olunca” neyin teferruat oldu¤una kanaat getirildi. Yine de, su meselesinde bile “ulusalc›l›k” dümeninde bu kadar kilitlenilmesi, oldukça otantik bir durum. Üzerinde düflünmekte (hay›flanmakta) fayda var, inatla.

Organlar›n dayan›flmas› Çokça zaman kaybedilen bir di¤er mesele ise, su meclisinin manifestosunun tart›fl›lmas›yd›. Niyet ve içerik olarak oldukça demokratik ve hakkaniyetli bir süreç oldu¤unun, tüm kat›l›mc›lar›n direkt müdahalesine aç›k bir tart›flma ve katk› ortam› sa¤land›¤›n›n hakk›n› teslim edelim öncelikle. Sonra da itiraz›m›z› dillendirelim –manifestonun hem yap›s›na hem de metodolojisine dair... Öncelikle, böyle bir mücadeleyi ilk biz (bu topraklarda) vermiyoruz ve tahmin etti¤imizden çok dostumuz ve mücadele orta¤›m›z var, Bolivya’dan

Endonezya’ya, Hindistan’dan ‹spanya’ya kadar. Çok yak›n zaman önce de buradayd›lar. Her ne kadar yeterince ilgi göstermesek de, kendileri Dünya Su Konseyi’ne karfl› kararl› isyanlar›n› sürdürdüler, sürdürmeye de devam

ediyorlar. Ezcümle, bir manifesto haz›rlarken, nas›l Ekvador anayasas›ndaki “do¤a hakk›” kanunundan faydalan›l›yorsa, ki son derece do¤ru, metodoloji konusunda da bu gruplar›n tecrübelerinden faydalan›lmal›. Hem zaman

ALAKIR VAD‹S‹'NDEN B‹RHAN ALAKIR

Hayat›m›z› bitirmek için geldiler ‹kizdere’ye ne tür beklentilerle geldiniz? Birhan Alak›r: Birliktelik beklentisiyle geldim, çünkü yerel mücadeleler bir yere kadar gidebiliyor. Bu sorun bütün ülkenin sorunu, asl›nda evrensel bir sorun oldu¤u için buradaki birlikteli¤i de¤erli buluyorum. Manifesto tasla¤›n› gördünüz. Beklentilerinizi karfl›l›yor mu? Tabii. Burada maksat, baflka bir birliktelik sa¤lanmas›. O manifestolar, yönergeler zamanla flekillenecektir. Manifestonun alt› bofl bile olsa birliktelik sa¤layaca¤› için önemli. Geldi¤iniz yerde ne gibi sorunlar yafl›yorsunuz? Eflimle beraber befl y›ld›r Toroslar’da, Alak›r vadisinde yafl›yoruz. ‹flin ironik yan›, biz zaten elektrik kullanm›yoruz. Buldu¤umuz çözüm bu: Antikapitalist çözüm. Tamamen kendi üretti¤imizi tüketti¤imiz bir yaflam modeli olarak bu çözümü befl y›ld›r hayat›m›za geçirdik. Ama sadece kendi kurtuluflumuzun bir mânâ ifade etti¤ine inanmad›¤›m için buraday›m. Befl y›ld›r ilk defa arazimizden d›flar› ç›k›yoruz, onun için çok önemsiyoruz. Buraya kadar iki gün yol kat ettik. Sa¤olsun, oradaki arkadafllar, maddî bir kayna¤›m›z ol-

mad›¤› için otobüs biletimizi al›p bizi buraya yollad›. Sadece burada varolmak bile çok önemli. Sorunu HES kurmak için vadimize kepçeler girince farkettik. Vadiden kafan› kald›rd›¤›nda her yerdeki nehirlerin sorununun ortak oldu¤unu görüyorsun. Ancak topyekûn bir mücadelenin belli bir aflamada belli cevaplar› bulduraca¤›na inand›¤›m›z için buraday›z. Alak›r’da söz etti¤in anti-kapitalist yaflam tarz›n› sürdüren kaç kiflisiniz? ‹nsan olarak eflimle ben var›z. Yani

orada do¤an›n tüm unsurlar›, tüm canl› varl›klar zaten bu mant›kla devam etti¤i için biz baya¤› kalabal›¤›z: Bütün a¤açlar, kufllar, börtüler, böcekler ayn› oluflum içerisindeyiz. Alak›r’da HES süreci nas›l bafllad›, siz nas›l bir mücadeleye koyuldunuz? Geçen sene ilk a¤açlar kesildi¤inde bizim daha hiçbir fleyden haberimiz yoktu. Çapam›z› yap›p, bu¤day›m›z› ekip biçiyorduk. Karn›m›z› doyurup gündelik yaflam›m›za devam ederken, gar gar gar kepçe ve motor sesleriyle uyand›k. Gittik bakt›k. Normalde biz bir tafl› bile kald›rd›¤›m›zda alt›nda kar›nca varsa yerine koyuyoruz. K›fl›n f›rt›na hangi a¤ac› y›km›flsa oraya gidip sadece o a¤ac› tafl›yacak kadar hassasiyet gösteriyoruz... Bizim için ac› verici bir fleydi. Kendimizi tutamad›k. Ben direkt gittim ve müdahale ettim. Ama nereye kadar müdahale edebilirsin? Böyle bir hakk›m olmad›¤›n› anlad›m. Suyumu kurutup hayat›m›z› bitirmek için oradalar. Aç›kças›, sald›rd›m, refleks bu. Onlar da jandarmay› ça¤›rd›lar. Jandarma geldi, bunlar da “komutan›m” dedi. fiimdi sen beni mi koruyacaks›n, onu mu koruyacaks›n, yoksa topra¤› m›? Bu

ikilemlerle ilerlenmez. ‹nsanlar “hukukî mücadele yapmak lâz›m” dedi. Bizim de hiç anlamad›¤›m›z bir alan. Biz anarflist adam›z, hukuktan mukuktan anlam›yoruz. “Tamam” dedik, “düstur budur”. Dilekçeler verdik. Proje tan›t›m dosyalar›yd›, Devlet Su ‹flleri’ydi, bunlar›n hepsini yeni ö¤rendim. fiehre aylarca inmedi¤imiz oluyordu. Bu süreç için indik. Ama bu da bir k›s›r döngüymüfl. Düzen kurulmufl bir flekilde. Hukukî mücadeleler de¤il de, yukardakiler, art›k bu karar› veren merciler neyse, onlara bask› unsuru oluflturabilecek birliktelikler bir yere getirecek bizi. Bu bir aç›l›md›r. Yani hukukî süreç, iflte benim performans eylemlerim, gidip dans etmem adamlar›n önünde, müzikle olsun, dansla olsun, yapt›¤›m›z bütün bu eylemler ancak bir yere kadar sinerji yarat›yor. Bölgede size destek var m›? Yerel halktan m›? K›smen. Yerellik kalmam›flt›r. Kapitalizm her yerde. Herkesin evinde televizyon var. Herkes ata bilgilerini unutmufl, do¤al yaflamla ba¤lar›n› koparm›fl. Küreselleflme her yerde. Fark›ndal���k üç-befl kiflide. Ben tek tek herkesin yakas›na yap›fl›yorum. Yafll›lar beni anl›yor, gençler hiç anlam›yor. Benim oradaki varl›¤›m› bile sorguluyorlar. Yafll›lar da bir yere kadar destekliyor. Çok az›nl›ktay›z.

21


kazanmak hem de iflbirliklerini kolaylaflt›rmak için böylesi hareketler yerinde olacakt›r. Senede bir toplanacak meclisin yan›nda, aslen bu yap›y› ifllevsel k›lacak “yönetim kurulu”na naçizane önerilerimiz de olacak; toplant› heyecan› ve flamatas› s›ras›nda söylemeyi becerememifltik, kelâm a¤z›m›zda paslanmas›n: 1. Bu tip meclisler bir “dayan›flma, paylaflma ve prestij” platformudur. Mücadelenin yerel oldu¤u, yani en de¤erli parças›n›n bedeni de¤il, organlar› oldu¤u fikrini esas al›r. Organlar›n›n (yerel hareketlerin) birbirleriyle temas›n›, eylem birli¤ini ve yeri gelince ayr›l›¤›n› sa¤lar. 2. Yap›s›n› ve amaçlar›n›, kendinden önceki yerel, ulusal, bölgesel, uluslararas› mücadelelerin siyasî ve hukukî kazan›mlar›n› dikkate alarak ve (gerekirse onlara gönderme yaparak) oluflturur. 3. Su meclisinin aslî ifllevi, “su mücade-

lesine” dair deneyimleri bünyesinde toplamak, bunlar› bileflen örgütleriyle paylaflmak, kendi bileflenlerinin mücadelesini görünür k›l›p kamuoyuna mal etmektir. Bu vesileyle, meclis, yerel mücadeleleri besleyecek siyasî, hukukî, iletiflimsel, psikolojik ve gerekirse ekonomik a¤› oluflturur ve idare eder. 4. Yönetim kurulu çok temel, ortak noktalar d›fl›nda, kendinden menkul olarak

Bu tip meclisler, mücadelenin yerel oldu¤u, yani en de¤erli parças›n›n bedeni de¤il, organlar› oldu¤u fikrini esas al›r. Organlar›n›n (yerel hareketlerin) birbirleriyle temas›n›, eylem birli¤ini ve yeri gelince ayr›l›¤›n› sa¤lar. (bileflenlerine gitmeden) politika belirlemez. Yo¤un programatik mücadele her daim pratik mücadelenin bafla¤r›s› olmufltur. Dolay›s›yla kat› ve doktriner bir örgütten ziyade, esnek, pragmatik, kolaylaflt›r›c› bir yap› tercih edilmeli, her türlü “kat›laflma” inatla seyreltilmelidir.

‹K‹ZDERE DERNE⁄‹ BAfiKANI KADEM EKfi‹

fiirketler aymaz, ama insanlar›n direnifli var Su Meclisi’ni nas›l de¤erlendiriyorsunuz? Kadem Ekfli: Yaflad›¤›m co¤rafyan›n, Do¤u Karadeniz’in vadilerinin yok olmamas›na, iklim de¤iflimlerinin yafland›¤› günümüzde sürdürülebilir bir çevre ve kalk›nman›n, do¤all›klar›n korunmas› gerekti¤ine olan inanc›m›n pekiflti¤i bir toplant› oldu. Gerçekten ülkemizin kaynaklar›n› verimli ve etkin bir flekilde kullanman›n, gelecek kuflaklara da sa¤l›kl› ve temiz bir co¤rafya b›rakma zorunlulu¤umuzun, yaflad›¤›m›z dönemde her fleyin kâr, para gibi de¤erler olmad›¤›n›n, aslolan›n yaflam oldu¤unun, bunu görmemiz gerekti¤ine dair bilincin Türkiye Su Meclisi’nin ç›k›fl›n› ve kararl›l›¤›n› temsil etti¤ini düflünüyorum. Meclis nas›l örgütlendi? 2008’de, su politikalar›ndan ma¤dur binlerce insan, ne yapabiliriz düflüncesiyle iletiflime geçti. ‹lk önce Haliç Üniversitesi’nde, 2009 haziran›nda bir toplant› yap›ld›, tüm konular enine boyuna konufluldu. Akabinde Artvin - Macahel’de ikinci bir toplant› yap›ld›. Burada da problemlerin ortak oldu¤u, çözümün de ortak ak›lla aranmas› gerekti¤i üzerine bir vurgu yap›ld›. Bu da ‹kizdere’de su meclisinin art›k manifestosunu yay›nlad›¤›, deklarasyonunu ortaya koydu¤u ve yönetim kurulunu seçti¤i bir süreci beraberinde getirdi. 81 ilden gelen kat›l›mc›lar›n ortaya koydu¤u bu profil, bütün bölgelerin temsil edildi¤i yeni yönetim kurulundaki arkadafllar›m›z, problemlerin çözümüne dönük bir rapor haz›rlayarak baflbakana aktaracak, kararl›l›¤›m›z› ve çözüm önerilerimizi masaya yat›racak. Hepimiz gelip geçiciyiz, bu topraklar bin y›ld›r tarihî ve kültürel miras›yla, dokusuyla var. Kalanlara da bir fleylerin temiz bir flekilde b›rak›lmas› gerekti¤ine olan inanc›m›z bizi bu sürece dahil etti. Ben gelecekten ümitliyim, ne kadar olumsuzluklar varsa, çözüm de var. Gelece¤in daha iyi olaca¤›na inanan bir meclis yap›s›n›n burada vücut buldu¤unu gördüm. Meclis fikri ortaya ç›karken hangi mekanizmalar› çal›flt›rmay› hedeflediniz? Çeflitli komisyonlar var. Hukuksal boyutla ilgili bir çal›flma yap›lacak. Ayr›ca, akademik kurullar var, bilimsel sorunlar›n çözümüne yönelik pro-

22

jeler üretilecek. Bir de bu iflin kamuoyuna bas›nyay›n eliyle iletilece¤i bir organizasyon flemas› var. Bu üç ayak, bu süreci tafl›yacak. Burada halk iradesi esas. Çünkü halk iradesini esas almazsan›z hiçbir fley yapamazs›n›z. Bu meclis, 300’e yak›n insan›n kat›l›m›yla gerçekleflti. Bu çok önemli bir fley. Bu ülkenin en kuzeyindeki bir ilçede yap›l›yor olmas› çok daha anlaml›. Bu toplant› ‹stanbul’daki herhangi bir otelde yap›labilirdi. ‹kizdere’de yapman›n farkl› bir anlam› var. Bu mesaj, inan›yorum ki bir yerlere gidecektir, herkes flapkas›n› önüne koyup biraz daha düflünecektir. Bu iflin çok farkl› boyutlar› var ve bu boyutlar›n her biri için mücadele etmek gerekiyor. Bu, ortak bir mücadele. Tek tek bireylerin yapt›¤› mücadeleler bir çat›da buluflturulur, o mücadeleler yine devam ederse, daha üst düzeyde de kamu yarar›na hizmet edilebilir. Su Meclisi, ad›ndan da anlafl›laca¤› gibi, tüm su sorunlar›n› kaps›yor. Akl›m›za ilk HES’ler geliyor, ama çok genifl bir sorun a¤›

Hepsine mi karfl›y›z, tümüne mi? Uzatmayal›m. Elbet, kervan yolda düzülecek. Ama aslolan hareket olunca, hareketlerüstü bir yap›ya yo¤un manifester ve programatik don biçmeye, bir madde içindeki bir kelime için dakikalarca çal›flmaya ne kadar gerek var, ben çok ikna olamad›m. Ki çok daha önemli olan›, yerel mücadelelerin ikna olmas›... Hakeza Munzur’la ‹kizdere genel bir su politikas› konusunda ayr›flma yaflayabilir, ama Munzur da, ‹kizdere de acilen kendi ›rmaklar›n› kurtarmak ve bu konuda dayan›flma içinde olmaktad›r ve olmak zorundad›r. O yüzden öncelik, genel bir su politikas› manifestosunu yazmaktansa, yerel hareketlerin mücadelesine destek verecek ve onlar›n eylem ve ak›l (politika de¤il) birli¤ini sa¤layacak kolaylaflt›r›c› bir yap›dad›r. Son söz yerine: Su meclisi, sosyal hareketler ba¤lam›nda çok mühim bir geliflmedir. Selâmlayal›m. Öte yandan,

var. Mesela içgöller ve göletler üzerinden ne yap›lacak? HES’ler ülkenin en önemli s›k›nt›lar›ndan. Bütün canl›lar›n yaflam hakk›na sayg›n›n esas al›nmas› lâz›m. Biz binlerce canl› türünden sadece bir tanesiyiz. Yaflam›m›z› bir denge, ölçü ve ahenk içinde yönetmemiz gerekiyor ki, ekosistem sürdürülebilir bir flekilde devam etsin. Bir süre sonra floran›n, faunan›n ya da endemik türlerin birer birer yok oldu¤unu görece¤iz. Ac›mas›z bir flekilde, yanl›fl, vahfli bir kapitalizmin sar›p sarmalad›¤›, dayatt›¤› bir çözüm olamaz. O yüzden, daha insanî, vicdanî bir ç›k›fl gerekiyor. Burada tart›fl›lan konular 81 ilden yükselen 盤l›klar; hayk›r›fllar›n hepsi bu meclisin ana karakterini ve ruhunu oluflturuyor. Siz ‹kizdere’de HES’lerle mücadele konusunda nas›l bir süreç yaflad›n›z? ‹kizdere’de 22 HES projesi var. fiu anda sadece üç tanesinin verdi¤i tahribat ortada. Buras› bakanlar kurulu karar›yla turizm vadisi ilan edilmifl. Buna ra¤men bu ifller yap›lmak isteniyor. On binlerce insan tepki koydu, birçok meydanda düflüncelerini anlatt›. fiirketler aymaz bir flekilde yapmak istiyor, ama insanlar›n bir direnifli var. Yürütmeyi durdurma kararlar› al›nd›. Bundan sonra hukukun bu çözümsüzlü¤e son neflteri vuraca¤› kanaatindeyim. ‹kizdere mücadelesini hukuk, bilim ve halk iradesi hatlar›nda yürütmeye devam ediyoruz. Senoz’da hukuk yürütmeyi durdurdu, ama projeler devam etti, hukuk hiçe say›ld›. Karadeniz sahil yolunda da, ancak yol yap›m› bittikten sonra durdurma karar› ç›kt›, pek bir geçerlili¤i kalmad›... Tabii bazen yarg› kararlar› ifl olup bittikten sonra tecelli ediyor, Türkiye’de yarg› sistemi a¤›r iflliyor. Senoz’da tam bir katliam var. Bölgeyi defalarca gezen bir mühendis olarak bunu söylüyorum. Ve maalesef yarg› kararlar› yok say›ld›. Ama bundan kimse kaçamaz. Bunun sorumlusu olanlar, ÇED raporlar›n› imzalayanlar, onaylayanlar, fiilî durum oluflturup bu inflaatlar› yapanlar ya da buradaki kamu yöneticilerinin savsaklamas›yla sorumlu olanlar kaçamaz. Senozlular›nki do¤ru bir durufl, ›srarla takip ediyorlar. Sonunda Senozlular›n kazanaca¤›n› biliyorum, ama tahribat daha flimdiden çok fazla Senoz’da.


bu hareketlerin mücadele alan›n› kolaylaflt›rmak ve onlara destek olmak her derne¤in, a¤›n, odan›n ve platformun görevidir. Toplant›da söz alan ‹kizdereli bir köylünün ifade etti¤i gibi: “Tart›flma oluyor burada, HES’lerin tümüne mi karfl›s›n›z, hepsine mi diye. Ben tümüne

Böyle bir mücadeleyi ilk biz (bu topraklarda) vermiyoruz ve tahmin etti¤imizden çok dostumuz ve mücadele orta¤›m›z var, Bolivya’dan Endonezya’ya, Hindistan’dan ‹spanya’ya kadar. Onlar›n tecrübelerinden de faydalanmal›y›z. karfl›y›m!..” ‹mlâ karmaflas› yok, mant›k karmaflas› var. Üstad, “baz›s›na m›” diyece¤ine, “hepsine mi” diyor. Lâkin, toplant›ya kat›lmama gerekçelerinden anl›yoruz ki, mesele tam da böyle: Su meclisi HES’lerin “tümüne” karfl›yken, gelmeyenler “hepsine” karfl›. Hal böyle olunca, “afl›r› hareketlerden kaç›n›p” ortada buluflmamak için neden pek yok gibi... Tan Morgül

DO⁄AL VE KÜLTÜREL ÇEVRE G‹R‹fi‹M‹ SÖZCÜSÜ AHMET TUNCAY KARAÇORLU

Anti-kapitalist bir mücadele hatt› gerekiyor Su Meclisi’ne nereden kat›l›yorsunuz? Ahmet Tuncay Karaçorlu: ‹zmir’den kat›l›yorum, Do¤al ve Kültürel Çevre Giriflimi sözcüsüyüm. Ayr›ca Allainoi girifliminin de üyesiyim. Her iki toplulu¤u da temsilen kat›l›yorum. Do¤al ve Kültürel Çevre Giriflimi, Ege Bölgesi’nde do¤al ve kültürel çevreye iliflkin birçok konuyu gündemine al›p öneriler gelifltiren, etkinlikler düzenleyen ve çeflitli giriflimlerde bulunan bir topluluk. Allainoi giriflimi ise Bergama yöresinde yer alan Allainoi Antik Kenti’nin Yortanl› Baraj› sular›n›n alt›nda kalmamas› için mücadele ediyor. Mahkeme, Allainoi Antik Kenti’nin baraj sular› alt›nda kalarak korunamayaca¤›na karar vermesine ra¤men, Koruma Kurulu bu karar› yok sayarak hukukun, bilimin ve toplumsal kararlar›n karfl›s›nda tav›r ald›. DS‹’nin bu projesinde flöyle bir öneri bulunuyor: Allainoi Antik Kenti’nin kaz›larda ortaya ç›kan bö-

lümünün üzerini kumla ve mille kaplay›p sular alt›nda b›rakmak. Bu garip koruma karar›n›n iptaline dair toplumsal ve hukuksal giriflimlerde bulunuyoruz. ‹ki dönemdir Allainoi’de kaz› çal›flmalar›na izin verilmiyor. fiu anki gündemimiz, bu çal›flmalar› bafllat›p antik kentin yerli ve yabanc› ziyaretçilere aç›lmas›... Do¤al ve Kültürel Çevre Giriflimi de as›l gündem olan baraj projesine karfl› Allainoi Giriflimi’ne destek veriyor. Burada bulunmam›z›n nedeni, DS‹’nin ve enerjiyle ilgili kamu kurum ve kurulufllar›n›n baraj projeleriyle yapt›klar› yanl›fl ve haks›z uygulamalardan etkilenen çevrelerin bir araya gelifline destek vermek. Bu konuda oluflacak ulusal bir örgütlenmenin daha do¤ru temellerle oluflmas›n› sa¤lamaya çal›flmak, bu süreçte siyasal tespitler önemli oldu¤u için bunlar›n oluflumuna katk›da bulunmak için buraday›z. Su meclisi beklentilerinizi karfl›lad› m›? Genel duruma bak›l-

d›¤›nda ve manifesto de¤erlendirildi¤inde sizin öne koydu¤unuz sorunlar yeterince duyuldu mu? Su meclisi, Ankara - K›z›lay’da yap›lan su mitinginde önerilmiflti. Sonras›nda da Artvin - Macahel’de haz›rl›k buluflmas› olmufltu. Biz bu sürece aktif kat›ld›k. Su meclisinin ortaya koydu¤u amaç iyi temellendirildi, sorunlar›n tespiti do¤ru bir flekilde belirlendi ve hedeflere dair iyi bir örgütlenme gerçeklefltirildi. Asl›nda HES’lerin çeflitli nedenlerle gündeme getirilmesinin alt›nda bir aldatmaca yat›yor. Ne tar›msal sulamaya iliflkin bir modelin parças›, ne de ülkenin ihtiyac› oldu¤u vurgulanan enerjiye iliflkin bir politikan›n ve buna ba¤l› uygulama araçlar›n›n sonucu yap›lm›fl bir tercih. 1980 askerî darbesiyle gündeme gelen, akabinde IMF ve Dünya Bankas›’nca dayat›lan kararlar›n bir baflka aflamas›n›n flu an devrede oldu¤unu söyleyebiliriz. Burada ekonomik anlamda tariflenen yap›lanma, k›rsal ve kentsel alanda inflaat sektörüne yönelik rant amaçl› bir yol izliyor. Su meclisi neoliberal politikalara karfl› somut bir söz üretebilir mi? ‹hale ve inflaat rant›yla yürüyen kapitalist yap›lanman›n do¤ru bir flekilde tespit edilmifl olmas›n› önemli buluyorum. Su meclisinin ortaya koydu¤u hedeflere yönelebilmesi için anti-kapitalist bir mücadele hatt› çizmesi gerekiyor. Henüz bu konuda netleflilmifl olmasa da, ortaya koydu¤u sorunlarla mücadele için baflka bir yol mümkün görünmüyor.

TÜRK‹YE OLTA BALIKÇILI⁄I VE SU HAYATINI KORUMA DERNE⁄‹ BAfiKANI ‹SMA‹L ATALAY

Bal›k bak›fl› Su meclisi beklentinize cevap verdi mi? ‹smail Atalay: Kesinlikle vermedi. Çok dar bir çerçevede, Karadeniz’e s›k›flt›. As›l toplanma amac›, Türkiye su gündemini oluflturmak, Türkiye su politikalar›na yön vermekti. Ama maalesef Türkiye’den pek çok insan› toplay›p sadece HES’lere s›k›flmas›, Türkiye Su Meclisi’nin ulaflmak istedi¤i amaç düflünüldü¤ünde hafif kald›. Burada konuflulan her fley bölgesel, ama biz ulusal bir fleyden bahsediyoruz. Bir ilin herhangi bir bölgesel sorununu burada tart›flamam ki ben. E¤er biz buraya HES’lerle ilgili gelmifl olsayd›k, HES’lerle ilgili mücadelemizi yapard›k. O da önemli, ama toplanma amac›m›z bu de¤il, biz politikalara yön vermek istiyoruz. Göletlerle ilgili s›k›nt›lar›m›z, içme sular›ndaki kalitesizlik ikinci planda kalacak, ama HES’lerle ilgili her fleye önem verece¤im. Böyle Türkiye Su Meclisi olmaz. Gündeme getirmek istedi¤iniz sorun neydi? 1300 tane iç su göletinin peflkefl çekilmesine parmak bas›lmas›n› istiyorum. Türkiye’deki bütün göletleri, içindeki bal›klarla birlikte satt›lar. Ben bu bal›klar› temsil ediyorum, bal›k aç›s›ndan bak›yorum her fleye. HES’lere de, bal›k aç›s›ndan bakt›¤›m için karfl›y›m. Benim göç yollar›m›, benim üreme alanlar›ma gidiflimi engelleyecek her türlü pervane, tribün benim karfl›mdaki en büyük olgudur. Ben bu taraf›nday›m mücadelenin, ekonomik taraf›nda de¤ilim. Bu sorun nas›l çözülebilir sizce? Zaten bu sorunu baflbakan›m›z çok ac› bir flekilde geçen hafta çözdü. Türkiye’nin gündemine art›k nükleer enerji girdi ne yaz›k ki. Türkiye’nin enerjisinin yüzde 20’sini üretecek nükleer tesislerle. Oysa bütün havzalara, su kaynaklar›na tribün koysan›z, yüzde 56’l›k bir k›s›ma denk geliyor. HES’lerin arkas›nda yatan baflka bir olgu var: Bu suyu bir flekilde kaba koyup satacaklar. Yoksa Zorlu’nun burada ne ifli var? On sene sonras›n› düflünüyor o. Biz içecek su bulamayaca¤›z, bakmay›n flimdi gürül gürül akt›¤›na. Tribün miribün, hikâye bunlar. ‹kizdere vadisine böyle bir tesisi kurmak bir katliam. Rizeli bir baflbakan, kendi memleketini bu hale getirebilir mi? Bu ifllerin arkas›nda çok büyük para babalar› var. Asl›nda biz mikro ölçekte faaliyetlere bafllamal›y›z. Yoksa manifesto yay›nlanm›fl, kimse takmaz bunlar›, gülüp geçecekler bize.

23

Söylefliler: Ceylan Begüm Y›ld›z - Atalay Göçer

toplant›ya kat›lmayanlara da neden “illâ ki” orada olunmas› gerekti¤ine dair bir fleyler söyledi¤imizi zannediyoruz. Yaz›n yap›lan Dünya Su Konseyi toplant›s›na alternatif olarak düzenlenen etkinli¤in ikiye bölünmesi çok can›m›z› s›km›flt›, su meclisi sürecinde “baz› kat›lmama kararlar›ndan” anlad›k ki, garip/amorf bir ayr›flma hali hâlâ devam ediyor. Bu su meclisine dair de, (birilerinin finanse etti¤ine dair) fantastik karfl› ç›k›fllar olmufl. Vallahi, oradayd›k; hadisenin taban karakterini ve “ba¤›ms›z” kokusunu bizzat içimize çektik. Hal böyle olunca, yaz›n yabanc› dostlar›m›z› mosmor etti¤imiz yetmezmifl gibi, inatla hâlâ su hareketinin kendisini morartma çabas› son derece can s›k›c›d›r, sorumlulu¤u da a¤›rd›r, belirtelim. Hadise ortadad›r, herkes kendi alan›nda elbette istedi¤ini yapabilir, ama çok da anlam vehmetmeden,”‘yerel, toplumsal hareketlerin” oldu¤u her alanda,


MAV‹ JAMANAK 100 YAfiINDA

Bir gazete, bir millet ve 60 bin can... ‹stanbul’da Ermenice yay›nlanan Jamanak gazetesi 100. yaflgününü kutlad›. Aradan geçen yüz y›lda geldi¤imiz yere alt› noktadan bakal›m... amanak gazetesinin 100. yaflgününde de¤inmek istedi¤im alt› nokta var: Birincisi... Gazetecilik çok siyasî, çok ideolojik, çok kültürel, çok toplumsal ve çok tarihsel bir meslek. Gazetecili¤in yaratt›¤› de¤erler, üretti¤i haberler, yorumlar, foto¤raflar vs. salt teknik ya da meslekî aç›dan ele al›namaz. Onlar›n hepsi siyasî, ideolojik, kültürel, toplumsal ve tarihîdir. Bu nedenle Jamanak’›n yüz y›l›na bakarken, esas olarak ve sadece Jamanak’›n sahiplerine, yöneticilerine, çal›flanlar›na ve okurlar›na de¤il, tiraj›na, sayfa say›s›na, mizanpaj›na, hurufat›na, k⤛d›na bakarsak da çok fazla fley göremeyiz. Jamanak’›n yüz y›l›, asl›nda özel bir gözlükle, belki de Istanbul Ermeni cemaatinin gözüyle, Istanbul’un, hatta Türkiye’nin yüz y›l›d›r. Demek istedi¤im, Jamanak, öyle her fleyden kopmufl, soyut, ba¤›ms›z, özgür, bir bafl›na bir çiçek de¤ildir. Onu besleyen toprak ve çevresindeki çiçekler de Jamanak’› biçimlendirdi.

DAKT‹LO

Sen kimin az›nl›¤›s›n! ‹kinci nokta... Bir terminoloji meselesi: “Az›nl›k” sözcü¤ü... Az›nl›k gazetesi, az›nl›k bas›n›, az›nl›k medyas›... Bu sözcü¤ün kullan›m›nda bence iki aç›dan yanl›fll›k var: Önce bir gazeteyi, burada Jamanak’› betimlerken, onun esas/baflat niteli¤i, tiraj› ya da bu gazeteyi okuyan insanlar›n nüfusu olmasa gerek. Bir gazete böyle tan›mlanamaz. O zaman mesela ayn› kriterlerle Cumhuriyet gazetesi de az›nl›k bas›n› say›labilir... ‹kinci olarak... Biliyorsunuz, hiçbir kelime bizatihi masum ya da suçlu anlamlar içermez . Kelimenin kullan›ld›¤› siyasî-ideolojik-kültürel ortama ve ba¤lama göre, kelimeyi kullanan kiflinin siyasî kimli¤ine göre bu kelime ideolojik bir anlam ve hedef kazan›r. Az›nl›k dedi¤imiz zaman, “neye göre az›nl›k?”, “kime göre az›nl›k?” diye sormam›z gerekir. Cevab› da basit: Ço¤unlu¤a göre, yani Türklere göre, Müslümanlara göre az›nl›k! Dolay›s›yla, az›nl›k sözcü¤ü, ço¤unlu¤un, Türklerin, Müslümanlar›n sözcü¤üdür. Oradan bak›l›nca Ermeniler az›nl›k olarak görülür. Jamanak’› do¤ru tan›mlamak için bence kullan›lmas› gereken s›fat, az›nl›k de¤il, Ermenidir. Yani Jamanak bir Ermeni gazetesidir. ‹sterseniz, ‹stanbul’da Ermenice olarak yay›nlanan gazete de diyebilirsiniz.

Yüzy›lda 19 dil çökmüfl gitmifl Üçüncü nokta... Bundan yaklafl›k 10-15 sene önce Tarih ve Toplum dergisinde bir kitap tan›t›m yaz›s› yazm›flt›m. Referanslar›n› bulamad›m maalesef. Bir

24

Foto: Sarkis Güreh / Agos

J

Frans›z doktor, 1900’lerde ‹stanbul’a gelmifl, birkaç y›l kalm›fl, sonra da an›lar›n› yazm›fl. O kitapta doktor saptam›fl, bunun mutlaka kay›tlar› da vard›r: 1910 y›l›nda, yani bundan tam yüz sene önce, yani Jamanak’›n henüz do¤du¤u günlerde, ‹stanbul’da tam 26 de¤iflik dilde gazete yay›nlan›yormufl. Müthifl bir rakam bu. Hat›rl›yorum, orijinal Frans›zca metinde “journal” diyordu, “quotidien” demiyordu. Dolay›s›yla bunlar›n hepsi günlük gazete olmayabilir, haftal›k, onbefl günlük, ayl›k ve yay›n süresi belirsiz yay›nlar da vard› demek ki. 1910, Osmanl›’n›n çöküfl dönemi. 26 dil deyince, bir yandan Osmanl›’n›n kullar›n›n, milletlerinin anadilleri var, bir yandan da Osmanl› topra¤› üzerinde yurttafl›/kulu/milleti

1910 y›l›nda, Jamanak’›n henüz do¤du¤u günlerde, ‹stanbul’da tam 26 de¤iflik dilde gazete yay›nlan›yormufl. 26 dilden yedi dile düflmüflüz. Bu ne demek? Yüz y›lda 19 dili mahvetmifliz.19 kat k›s›rlaflm›fl›z, çölleflmifliz. olmasa da, Bat›l›lar›n deyifliyle “Hasta Adam”›n parçalanmas›n› bekleyip miras›na konmak isteyen komflu ya da uzaktaki büyük devletler, imparatorluklar var, onlar da elçilikleri, konsolosluklar› ya da tüccarlar› arac›l›¤›yla ‹stanbul’da kendi dillerinde gazete ç›kar›yor. O dönemin ‹stanbul’unun ne kadar kozmopolit, ne kadar çokdilli ve dolay›s›yla ne kadar çokkültürlü bir kent oldu¤unu anl›yoruz. Bugün, bu aç›dan ‹stanbul’la k›yaslanabilecek kent, büyük bir ihtimalle New York’tur. Bakt›m, bugün New York’ta bas›l› olarak sadece 11 dilde gazete yay›nlan›yor. ‹nternette çok daha fazlas› var tabii, ama 1910 y›l›nda ‹stanbul’da internet

Sene 1910: Jamanak’›n birinci nüshas›

olmad›¤› için k›yaslamay› eflitler, benzerler aras›nda yapmak gerekiyor. Bugünün ‹stanbul’una bak›yoruz flimdi: ‹stanbul’da bugün günlük ve haftal›k olarak sadece –Türkçe dahil– yedi dilde gazete yay›n› yap›l›yor: Türkçe, Kürtçe, Ermenice, Rumca, Ladino, ‹ngilizce ve Frans›zca! 26 dilden yedi dile düflmüflüz. Bu ne demek? Yüz y›lda 19 dili mahvetmifliz. Ortadan kald›rm›fl›z, silmifliz. M›g›rdiç Margosyan’›n dedi¤i gibi, bu dildeki gazetelerin ortadan kalkmas›, asl›nda o dili konuflan insanlar›n kaybolup gitmesi demektir. Dil gidince, kültür gidiyor, cemaat yok oluyor... Ya da tersi. Bu durum, bugün aç›s›ndan ola¤anüstü bir yoksullaflmay› gösteriyor. 19 kat k›s›rlaflm›fl›z, çölleflmifliz. Çünkü bu 19 gazete, 19 kültürü, 19 dili, 19 mutfa¤›, 19 yaflam tarz›n› anlat›yordu.

Sözde az›nl›kperver yaklafl›mlar Dördüncü nokta... Az›nl›k sözcü¤üne antipati duymam›n bir nedeni daha var. ‘90’lardan bu yana, akademik hayatta, siyasî literatürde, siyasal bilgilerde, sosyolojide, sosyal antropolojide, ama en çok da kültürel araflt›rmalarda az›nl›k temas› çok moda, çok revaçta bir konu oldu. Etnik az›nl›klar, cinsel, dinsel, siyasî az›nl›klar, Çingeneler, göçmen iflçiler vs... Bu az›nl›k sevgisinin ‘90’lardan sonra ortaya ç›kmas› tesadüf olmasa gerek. Duvar’›n ‘89’da y›k›lmas›ndan sonra, o zamana kadar önemli bir siyasî-ideolojik kimlik kutbu olan sosyalizmin y›k›lmas›yla do¤an bofllu¤u doldurmak gerekiyordu. ‹flte kimlik politikalar› filan derken, bu az›nl›k temas› ifllene ifllene gün yüzüne biraz fazla ç›kt›. Az›nl›klar› sevelim sayal›m, onlar› yaflatal›m söylemi çerçevesinde, iflin siyasî ve


tarihî gerçeklerini unutup, unutturup tamamen insanî görünümlü bir manzara yaratmaya çal›flt›lar, çal›fl›yorlar. Galiba bir tek “az›nl›klara f›st›k atmayal›m!” demedikleri kald›, onu da yak›nda derler. Az›nl›k dedikleri kitleyi, nüfusu hâlâ öteki/di¤eri olarak görmek, ayr›ca az›nl›k varl›¤›n› ön plana ç›kart›rken adalet, eflitlik, sömürü ve s›n›f kavramlar›n› gizlemek, tahrif etmek de bu ak›m›n belli bafll› amaçlar› aras›nda. Bunlar baz› tedricî, yüzeysel, tâlî önlemler de öneriyor ya da uyguluyorlar. Birazdan bir örnek verece¤im. Chicago Üniversitesi profesörlerinden Walter Benn Michaels’›n “Çeflitlili¤in Sorunlar›”* bafll›kl› kitab› bu sözde az›nl›kç›lar›n tezlerini ve pratiklerini çok güzel irdeliyor ve teflhir ediyor. Fransa’da da “bellek yasalar›” ad› alt›nda geçmiflle yüzleflmeye yönelik bir dizi çal›flma yap›ld› resmî düzeyde. Ama mesela orada da ç›ka ç›ka sömürgecili¤i aklayan, meflrulaflt›ran yaklafl›mlar ç›kt›. Beflinci noktaya geldik... Tedricî önlemlere bir örnek verece¤im demifltim. S›ras› geldi: ABD’de Massachussets eyaletinde siyah nüfus oran› yüzde 19. Eyalet Meclisi bir yasa ç›kar›yor ve diyor ki, yüzde 19’dan fazla siyah iflçi çal›flt›ran iflyerlerine vergi indirimi uygulanacakt›r. Böylelikle siyahlar toplumdan d›fllanmam›fl oluyor, istihdama kavuflmufl oluyor... Integration, insertion, assimilation... Filan falan. ‹flin özüne bakt›¤›n›z zaman, Boston’da iflveren zaten belirli say›da iflçi istihdam edebiliyor, bu yasa ç›kt› diye yeni siyah iflçi alaca¤› yok. Vergi indiriminden yararlanmak için beyaz iflçisini ç›kar›p siyah iflçi alan olmufl mudur, bilinmez ama, bu uygulama esas olarak iflverenlere yar›yor. ABD ve baz› Avrupa ülkelerindeki “Affirmative Action” (Olumlu Eylem) ya da “Positive Discrimination” (Pozitif Ayr›mc›l›k) uygulamalar› sorunu çözmedi¤i gibi, adalet ve eflitli¤e de hizmet etmiyor, görünümde ve geçici baz› çözümler öneriyor.

Nefret söyleminden kirli bir örnek ABD’de Siyah Gazeteciler Birli¤i var. Taleplerinden biri, daha çok say›da siyah gazetecinin yayg›n medyan›n yaz› ifllerinde muhabir ya da editör olarak görev almas›. Siyahlar›n, kiflisel ya da kolektif olarak müdahil oldu¤u flahsî ya da toplumsal olaylar› haber olarak daha iyi izleyip aktarmak için (“cover” etmek için) siyah muhabir ve editörlerin daha yararl› ve gerekli olduklar›n› savunuyor. Olabilir. Ama sonuç her zaman pek parlak de¤il: Mesela bir siyah gazeteci, muhabir ya da sunucu, ekrana ç›k›p “siyah nüfustaki suç oran› giderek yükseliyor” diyebiliyor. Oysa ki suç oran›yla insan›n derisinin rengi aras›nda hiçbir ba¤lant› yok. Ba¤lant› oldu¤unu düflünenler, baz› beyazlar. Bu yöntemle, beyaz ideoloji siyah derili insanlar arac›l›¤›yla yayg›nlafl-

t›r›l›yor, meflrulaflt›r›l›yor. Bu yöntem Türkiye’de uygulansa... Bir aralar, hat›rl›yorum, öyle pek de uzman ya da ehil bir kifli olmad›¤› halde, soyad› yan’la bitti¤i için k›ymetli addedilen bir flahs› televizyonlara ç›kar›p “soyk›r›m yoktur, bunlar emperyalist yalan›d›r” dedirtiyorlard›. Geçmifl olsun. Ama bu yöntem Türkiye’de uygulansa, yani tiraj› büyük gazetelerin yaz› ifllerinde birer hakiki Ermeni gazeteci bulunsa, baz› Türk editörler, Kürtler için kulland›klar› “Ermeni dölü” deyimini yazmaya belki de utan›rlar. Son noktaya geldim. Bitiriyorum: Bizde, iflte Genç, Orta yafll› ya da ‹htiyar Türkler... ‹ttihat ve Terakki yahut bir süre sonra da Kemalizm ad›yla an›lan bir düflünce tarz› var. Ulus-devletin ideolojisi deniyor buna. ‹flte bu yaklafl›m ve uygulamalar›, 1923’den bu yana okulda, mahkemede, sanatta, kültürde, politikada, komflumuzla iliflkide bizim kiflisel ve toplumsal belle¤imizi karg›lad›, i¤difl etti, hatta berhava etti. Tehcir, Büyük Felâket, Soyk›r›m, Kafle, Ermeni çetelerinin Rus ve Frans›z ordusu ad›na askerlerimizi s›rt›ndan hançerlemesi (mesela Edirne civar›nda!) gibi farkl› s›fatlar yüklenen 1915’i silmek, unutturmak, tahrif etmek, gizlemek, küçümsemek için çok fazla u¤raflt›, çok manevra yapt› egemenler. Yabanc› dildeki literatüre ulaflamayanlar daha da fazla ma¤dur oldular bu operasyondan.

Hrant’›n gemisi seyrediyor hâlâ Ama neyse ki son y›llarda olumlu geliflmeler de var. ‹sim verece¤im, çünkü vermek gerekir: Cengiz Aktar, sa¤olsun, kronolojik olarak k›sa bir liste yapm›flt›: Ayfle - Rag›p Zarakolu’nun 1977’de kurdu¤u Belge Yay›nlar›; 1993’te kurulan Aras Yay›nevi; 1996’da Agos gazetesi; 2005’te Osmanl› Ermenileri Konferans›; 2007’de Hrant’›n cenazesi; Ahmet ‹nsel, Cengiz Aktar, Ali Bayramo¤lu ve Bask›n Oran’›n öncülü¤ünde bafllayan Özür Diliyorum kampanyas›; yine ayn› dönemde Ankara ile Erivan aras›ndaki diplomatik görüflmeler... Bu arada Taner Akçam, Halil Berktay gibi ayd›nlar›n çabalar›n› da kaydetmek gerek. Ve galiba Hrant’› da tüm bu sürecin en önemli kiflisi, hadisesi olarak bir daha anmam›z gerekiyor. Kuflkusuz, unuttu¤umuz baflka önemli geliflmeler de vard›r. Ama bu sayd›klar›m önemli dönüm noktalar›. Bugünlere gökten zembille inerek gelmedik. Bundan sonra da olumlu ad›mlar bekliyoruz. Jamanak sayesinde, biz, biz derken Türkleri kastediyorum, Ermenileri, Ermeni cemaatini, Ermeni hadisesini tan›d›k, ö¤rendik. Ama bence daha da önemlisi, asl›nda biz kendimizi tan›d›k ve ö¤reniyoruz. Rag›p Duran

Bu yaz›, 9 Ocak 2010 Cumartesi günü Tophane - Tütün Deposu’nda yap›lan “Jamanak 100 Yafl›nda” bafll›kl› toplant›da yapt›¤›m konuflman›n bilâhare zenginlefltirilerek k⤛da dökülmüfl hali. Ara Koçunyan’›n yönetimindeki panelde, H›fz› Topuz, Christian Markarian (L’Express-Paris) ve Oshin Kechichian (Armenian Observer- Los Angeles) söz ald›lar. * Walter Benn Michaels, “The Trouble with Diversity –How We Learned to Love Identity and Ignore Inequality” (Çeflitlili¤in Sorunlar› –Kimli¤i Sevmeyi ve Eflitsizli¤i Bilmemeyi Nas›l Ö¤rendik)


ARJANT‹N YERL‹ SANATI

12-29 OCAK 2010

“Çözüm siyasîdir”

Blackwater’›n yeni ifl sahas›

AFGAN‹STAN ‹stikrars›zl›¤› aflmak için Taliban’la masaya oturulmas› gerekti¤ini savunanlar›n sesi giderek daha fazla yükseliyor. Afganistan’daki NATO kuvvetlerinin komutan›, ABD’li General Stanley McChrystal, sürpriz bir itirafta bulunarak siyasî çözüme destek ç›kt›. Financial Times gazetesine demeç veren McChrystal, “Asker olarak, yeterince savaflt›¤›m›z› düflünüyorum. Bütün savafllarda oldu¤u gibi burada da siyasî çözümün kaç›n›lmaz oldu¤una inan›yorum” dedi. En üst düzey askerden gelen bu sözler, Türkiye, Afganistan ve Pakistan aras›ndaki üçlü zirveye de damgas›n› vurdu.

PAK‹STAN ABD Savunma Bakan› Robert Gates, nihayet özel güvenlik flirketi Blackwater’›n Pakistan’da faaliyetlerde bulundu¤unu onaylad›. Ard›ndan Pakistan devlet bakanlar›ndan Beflir Billur, Blackwater’›n ülkenin kuzeybat› bölgesindeki faaliyetlerini hükümetin izniyle yürüttü¤ünü ve bunun Pakistan askerlerinin e¤itimiyle s›n›rl› oldu¤unu aç›klad›. Hakk›nda aç›lan davalardan sonra Xe ad›n› alan Blackwater’›n Pakistan’daki faaliyetleri bugüne kadar gizlenmiflti. Gates’in aç›klamas›n›n ard›ndan geri ad›m atmaya çal›flan yetkililer, Pentagon’un Xe flirketine Pakistan’da herhangi bir görev vermedi¤ini savundu.

HA‹T‹ Amerikan kara büyüsü Yüzy›l›n depremi dönüp dolafl›p dünyan›n en yoksul halklar›ndan birini vurdu. Ölü say›s›n›n 200 bini buldu¤u Haiti’de devlet, baflkanl›k saray›yla birlikte çöktü. ‹nsanî yard›m ad›na Hür Dünya devreye girdi, ama doktor de¤il, asker gönderdiler. Sonuç: Depremzede Haiti fiilen iflgal alt›nda. Üstelik bunun masumane bir yard›m seferberli¤i oldu¤una inanmam›z bekleniyor... fi‹DDETL‹ depremin hemen ard›ndan insanî yard›m gerekçesiyle Haiti’ye ç›karma yapan ABD askerî birlikleri, halka havadan g›da ve su da¤›tmaya depremin üstünden bir hafta geçtikten sonra bafllad›. ABD Savunma Bakan› Robert Gates, “güvenlik endifleleri” sebebiyle daha önce da¤›t›m yap›lmas›na izin vermemiflti. Oysa yaflanan felakete, ard›ndan baflgösteren kaosa, televizyonlara yans›yan ya¤malara, linçlere, çaresizli¤e ilaveten, Haiti’nin ciddi bir salg›n hastal›k tehlikesiyle de karfl› karfl›ya oldu¤unu Guardian gazetesi günler önce duyurmufltu. Temiz su s›k›nt›s› depremden kurtulan canlar› almaya bafllam›fl, halk›n kullanmak zorunda kald›¤› kirli sular›n çeflitli bulafl›c› virüsler içerdi¤i saptanm›flt›. Wall Street Journal gazetesi, kurtarma çal›flmalar› s›ras›ndaki üstün performas›yla takdir toplayan Partners in Health gönüllü tabip örgütünün raporuna dayanarak, t›bbî müdahale yetersizli¤i yüzünden günde 20 bin kiflinin hayat›n› kaybetti¤ini yazd›: “E¤er t›bbî yard›ma öncelik verilirse, bunun önüne geçilebilir.” Ama öncelik verilmedi. Onun yerine, kaosun ilk günlerinde baflgösteren fliddet olaylar›ndan al›nma görüntülerin mütemadiyen döndü¤ü ve “Haiti’de yamyamlar birbirini yiyor” alt metninin küstahça ifllendi¤i bir medya kampanyas› bafllat›ld›. fiöyle bir mant›k kurdular: Ya¤malar›n hüküm sürdü¤ü bir ortamda kimse kuyru¤a girmez, dolay›s›yla yard›m da adil biçimde da¤›t›lamaz, o zaman önce “güvenlik” sa¤lanmal›. Öncelikleri böyle kurunca doktor yerine asker gönderdiler. Pentagon’un 10 bin Amerikan askerini Haiti’ye sevk etmesinin ard›ndan, BM ülkede varolan bar›fl gücüne (Brezilya komutas›ndaki Arjantin, Uruguay ve fiili birlikleri) 3500 asker takviye yapt›. O zamandan beri baflta havaalan› olmak üzere ülkenin bütün stratejik noktalar› ABD ordusunun kontrolünde. Peki, bu askerler Haiti’ye indikten sonra Gates’in ve büyük medyan›n üstüne titredi¤i “güvenlik” sorununu çözmek için ne yapt›? Baflkent Port-au-Prince’de görev yapan Partners in Health gönüllüsü Dr. Evan Lyon’a göre

26

bu sorunun cevab› “hiçbir fley”. Çünkü as›l trajedinin yafland›¤› gündelik hayata bulaflmak istemiyorlar. Amerikan medyas›ndaki “yanl›fl bilgilendirme, dedikodu tacirli¤i ve ›rkç›l›¤a” vurgu yapan Lyon flunlar› söylüyor: “Her gece saat 2-3’e kadar kentin her yerinde dolafl›yorum; hasta transfer ediyorum, malzeme tafl›yorum. Etrafta BM muhaf›zlar› yok. Amerikan askerî varl›¤› yok. Haiti polisi yok. Öte yandan fliddet de yok, güvenlik endiflesi de yok...” El-Cezire televizyonu CNN’i Ortado¤u’da fena silkelemifl, Irak ve Afganistan konusundaki haberlerinden dolay› devrin flahini Ramsfeld taraf›ndan tehdit edilmiflti. Benzer bir durum Haiti haberleri s›ras›nda yafland›. Bu defa Telesur yapt›¤› yay›nlarda CNN’in “güvenlik” temas›n› geçersizlefltirdi ve ABD’nin deprem bahanesiyle Haiti’yi iflgal etti¤ini duyurdu.

ABD, Kanada ve Fransa seçimle iktidara gelen hükümeti devirmek için elinden gelen her fleyi yapt›. Zaten zay›f olan ekonomiyi çökertmek ve ülkeyi yönetilemez hale getirmek amac›yla uluslararas› yard›m› büyük ölçüde kesti. 1991’de gene seçimle gelip alt› ay sonra darbeyle iktidardan uzaklaflt›r›lan Aristide’e yap›lan ikinci darbe de baflar›l› oldu. Ekonomist Mark Weisbrot flöyle diyor: “Neden Haiti hükümetinin depreme karfl› kurumlar› yok diye merak edenler, darbeyi hesaba katm›yor. Depremin vurdu¤u Port-au-Prince dolay›nda neden 3 milyon kiflilik bir nüfus toplanm›flt›? Çünkü ABD’nin y›llarca sürdürdü¤ü ekonomik dayatmalar Haiti tar›m›n› ortadan kald›rm›flt›. Haitili pirinç çiftçileri, ithal Amerikan pirinciyle rekabet edemeyerek iflasa sürüklenmiflti.”

“Aristide engellenmeli!” Elinde imkân oldu¤u halde depremzede Haiti halk›n› bir hafta boyunca aç, susuz, ilaçs›z, doktorsuz b›rakan Gates’in “güvenlik” tak›nt›s›, yard›m da¤›t›m› s›ras›nda ya¤ma yap›lmas›n› önlemek türünden bir gerekçeyle geçifltirilemeyecek kadar derin tarihsel köklerden besleniyordu. 200 y›l süren ya¤ma ve soygundan sonra 1804’teki köle isyan›yla kurulan Haiti’nin tarihi, Frans›z emperyalizmi ve ABD müdahaleleriyle yaz›ld›. Washington’un 19151934 aras›nda adan›n Haiti yakas›nda kurdu¤u despotik iflgal rejimi ile di¤er yakas› Dominik Cumhuriyeti’ne infla etti¤i “kapitalist vaha” aras›ndaki karfl›tl›k, bu zalim tarihin en çarp›c› göstergesiydi. ‹flgal sonras›nda göreve getirilen CIA güdümlü kanl› diktatörlüklere uzanmaya gerek yok. Daha birkaç y›l önce, 2004’te, Franko-Amerikan bir darbeyle Jean-Bertrand Aristide’in anayasal hükümeti devrilmifl, CIA taraf›ndan kaç›r›lan baflkan Güney Afrika’ya sürgüne gönderilmiflti. Çünkü, Aristide, 1804’te ba¤›ms›zl›¤›n› ilân eden Haiti’nin “özgürlük bedeli” olarak Fransa’ya 120 y›l boyunca ödedi¤i tazminat› geri istemiflti. Bu para, 2003 fiyatlar›yla 21 milyar dolar tutuyordu.

Port-au-Prince, Haiti


Alfonso enselendi

Rajapaksa yeniden seçildi

Çiftçilerin s›n›r eylemi

Basu’nun elvedas›

GUATEMALA 2004’te görev süresi bittikten sonra kaç›p Meksika’ya s›¤›nan eski devlet baflkan› Alfonso Portillo ülkesinde yakalanarak tutukland›. Savunma Bakanl›¤› bütçesinden kaybolan 15 milyon dolar› zimmetine geçirdi¤i ve ad›n›n kar›flt›¤› öteki yolsuzluk davalar› için Guatemala taraf›ndan aranan Portillo, bir ABD mahkemesinin hakk›nda ç›kard›¤› tutuklama emrinden sonra ‹nterpol’ün k›rm›z› bültenine girmiflti. ABD yetkilileri, Portillo’nun Amerikan bankalar›n› kullanarak kirli para aklad›¤›n› ve paray› Avrupa ve Bermuda’daki bankalara transfer etti¤ini belgelemiflti.

SR‹ LANKA Tamil Kaplanlar›’n›n 25 y›l süren iç savafl›n sonunda çökertilmesinden bu yana yap›lan ilk cumhurbaflkanl›¤› seçimini, oylar›n yar›s›ndan fazlas›n› alan mevcut lider Mahinda Rajapaksa kazand›. Rajapaksa’n›n en büyük rakibi, eski Genelkurmay Baflkan› Sarath Fonseka, yüzde 35’lerde kald›. ‹ki lider, Tamillere karfl› ortak mücadele vermifl, ama General Fonseka adayl›¤›n› aç›klad›ktan sonra eski müttefikler aras›nda büyük bir rekabet bafllam›flt›. Seçime kat›l›m oran›n›n ülke genelinde yüzde 70 dolay›nda oldu¤u saptan›rken, Tamil bölgelerinde kat›l›m›n düflük oldu¤u bildirildi.

YUNAN‹STAN Hükümetin tar›m politikalar›n› protesto eden Yunan çiftçilerin, Bulgaristan s›n›r›ndaki bütün gümrük kap›lar›n› traktör ve biçerdöverlerle abluka alt›na almas›, iki komflu ülke aras›nda siyasî ve diplomatik gerginlik yaratt›. Krizin milyonlarca avro zarara u¤ratt›¤› Bulgaristan, sorunun çözümü için hükümete ba¤l› bir kriz masas› oluflturdu. Ayn› zamanda ülkenin orta ve kuzey bölgelerinde çok say›da otoban›n kapanmas›na da neden olan çiftçi eylemi ticarî hayat› felce u¤ratt›. Çiftçilerin taleplerinin bafl›nda hükümetin tar›m ürünlerine verdi¤i destek primlerinin art›r›lmas› geliyordu.

H‹ND‹STAN Önde gelen komünist liderlerden Jyoti Basu, 95 yafl›nda hayata veda etti. Hindistan Komünist Partisi Marksist (CPM) yönetiminde y›llarca hizmet veren Basu, 1977-2000 y›llar› aras›nda aral›ks›z olarak Bat› Bengal eyaletinin baflbakanl›¤›na seçildi. Bu, seçimle gelen komünist partiler klasman›nda bir dünya rekoru. Basu, Bat› Bengal baflbakan› oldu¤u dönemde toprak reformlar› ve tar›msal sübvansiyon hamleleri gerçeklefltirdi. Öte yandan “›l›ml› sosyalist” olarak tan›mlanan Basu’nun endüstriye yabanc› sermaye sokma çabalar› büyük iflçi sendikalar› taraf›ndan engellendi.

fiimdi Aristide ülkesine dönmek istiyor. Bu, Haitililerin ço¤unlu¤unun o sürgüne gitti¤inden beri istedi¤i bir fley. Ama ABD onun Haiti’ye girmesini istemiyor, ülkeyi otuz y›ld›r ya¤malayan Duvalier ailesinin diktatörlerine destek veriyor. So¤uk Savafl döneminde Küba’ya karfl› ABD’nin müttefiki olan Duvalier’lerin, ülkeye verilen d›fl yard›m›n yüzde 80’ini ceplerine indirdi¤i tahmin ediliyor. 2006’da Aristide’in siyasî mirasç›s› olarak iktidara geldi¤i halde bask›lara direnemeyip Washington’›n dümen suyuna giren mevcut Preval hükümeti, Aristide’in partisinin –ki Haiti’nin en büyük partisi– flubat ay›nda yap›lmas› planlanan (deprem olmadan önce) seçimlere kat›lmas›n› engelledi. Washington’›n en büyük korkusu, Aristide’in depremin harabeye çevirdi¤i

ülkesine bir kahraman gibi dönmesiydi. Gates’in “güvenlik” kavram› pratikte böyle bir “içerik” tafl›yordu: Aristide her ne pahas›na olursa olsun engellenmeliydi.

Televizyonda deprem Öte yandan somut gerçeklik bütün sevimsizli¤iyle kendini dayat›yor: 19 Ocak günü, merkezi baflkent Port-au-Prince’in 15 kilometre kadar a盤›nda bulunan 7.3 fliddetindeki deprem, Amerika k›tas›n›n en yoksul ülkesini yerlebir etti. Yüzde 80’i derme çatma kulübelerde yaflayan Haiti halk› periflan oldu. Ölü say›s›n›n 200 bini geçece¤i tahmin ediliyor. Ancak Bat›’n›n büyük medyas›, depremi “ya¤ma haberleri” ile ifllemeyi tercih etti. Onu aynen kopyalayan Türkiye’deki televizyonlar da durup düflünme

ihtiyac› bile hissetmeden buna kat›ld›. Oysa yan›bafl›m›zdaki El Cezire, tarihsel bir habercilik baflar›s› gösteren Telesur ile anlaml› bir dayan›flmaya girmiflti ve Haiti’de yaflanan trajedinin boyutlar›n› gündelik hayattan gerçek haberlerle yans›t›yordu. Telesur, ABD’nin yard›m çal›flmalar› konusunda AB’nin duydu¤u rahats›zl›¤› ilk kez gündeme getiren uluslararas› yay›n kuruluflu oldu. AB “kurtarma çal›flmalar›na a¤›rl›k verilip Haiti’deki yabanc› asker mevcudiyetinin minimuma indirilmesini” istiyordu ve bu ABD’nin yapt›¤›n›n tam z›dd›yd›. Telesur’un Haiti muhabiri Reed Lindsay’e göre, Port-auPrince havaalan›n› ele geçiren ABD komutanlar›, sadece ülkeye neyin girip neyin giremeyece¤ine de¤il, ayn› zamanda hangi tür insanî yard›m›n geçebilece¤ine de karar veriyor. Bu gibi haberler Latin Amerika kamuoyunda büyük tepkiyle karfl›land›. Bölgedeki hükümetler çekingen de olsa “yard›m çabalar›n›n iflgale dönüflmesinden endifle duyduklar›n›” bildirdi. Bunda Fidel Castro’nun peflpefle yazd›¤› iki Haiti makalesinde iflgal vurgusu yapmas›n›n da büyük pay› vard›. “Yerli-yabanc› büyük medyay› bir kenara b›rak›p Haiti trajedisini internetin ayk›r› sitelerinde izlemeye çal›flt›m” diyen Korkut Boratav hocam›z, taramalar› s›ras›nda ilginç notlar ç›karm›fl. Örne¤in, felâket ortamlar›nda insan davran›fllar›n› ilk elden inceleyen Rebecca Solnit’in www.tomdispatch.com sitesindeki yaz›s›nda mercek alt›na al›nan “ya¤ma” temas›na dikkat çekiyor: “Solnit, ya¤ma söyleminin, burjuva bas›n›n›n bir felâket ortam›nda hayat› de¤il, mülkiyeti koruma refleksini yans›tan s›n›fsal bir tepki oldu¤unu vurguluyor. Ona göre, gözlendi¤i ileri sürülen olgular, mücbir hal koflullar›nda müsaderedir. Baflka bir alternatif yoksa, insanlar yaflayabilmek için gereken nesnelere el koyarlar. Ya¤ma bir yana, bu davran›fla h›rs›zl›k bile denemez.” Bir baflka sitede, Chris Floyd flöyle yaz›yor: “Medya, New Orleans felâketi s›ras›nda ‘zenciler ç›ld›rd›’ manfletleriyle oluflturdu¤u korku senaryosunu Haiti’de de canland›rmaya çal›flt›, ama hayal k›r›kl›¤›na u¤rad›. Tam aksine Haitililer, büyük felâket karfl›s›nda gerçek insanlar gibi davranmaya bafllad›. Sevdiklerini koruyor, yabanc›lara yard›m ediyorlar; ayakta kal›p hayatlar›n› yeniden oluflturmaya çal›fl›yorlar.” Buna ra¤men, gelen son haberlere göre, Haiti’deki Amerikan askerlerinin say›s› 16 bine ulaflt›. Kara büyüyü bozmak lâz›m... Derleyen: Erdir Zat

27


fi‹L‹ Lhasa’n›n söyleyemedi¤i flark›lar Latin Amerika’daki sol ak›nt›n›n önüne tafl koyuldu. fiili’deki seçimleri, Pinochet faflizminin gölgesinde palazlanan medyatik sa¤c› milyarder Pinera kazand›. Sol koalisyon, ülke demokrasiye geçti¤inden beri ilk kez muhalefete düfltü. Tafl›n gücü nehre yeter mi, görmek için dört y›l›m›z var. GEÇT‹⁄‹M‹Z y›l› Vic Chesnutt’›n u¤ursuz ölümüyle kapatm›flt›k, 2010 da u¤ursuz bir ölüm, ard›ndan kötü bir haberle bafllad›. 1 Ocak’ta ABD’li ozan Lhasa de Sela gö¤üs kanerine karfl› 21 ayd›r sürdürdü¤ü mücadeleye yenik düfltü, 38 yafl›nda yaflama veda etti. Memleketimizi de ziyaret etmifl olan Lhasa, alt›flar y›l arayla yay›nlanan üç albüm yapm›flt›; yeni albüm projesi ise Victor Jara flark›lar›n› seslendirmekti. O flark›lar›n Lhasa’n›n sesine nas›l da yak›flaca¤›n› düflündükçe, bafllamadan bitmifl bu projeye üzülüyor insan. Kötü haber ise Jara’n›n memleketinden geldi. Jara’n›n faflist cunta taraf›ndan öldürülmesinden 37 y›l, fiili’de merkez solun iktidara geliflinden yirmi y›l sonra, ilk kez bir sa¤c› lider devlet baflkan› oldu. Hem de kim: Sebastian Pinera. Servetini ve ikbalini Pinochet’nin faflist yönetimi s›ras›nda edinmifl bir darbe zengini.

1. Solun bölünmüfllü¤ü: Concertacion’un aday› Eduardo Frei, bu kez karfl›s›nda daha soldan iki rakip buldu. Hazirana kadar Bachelet’nin Sosyalist Partisinin bir üyesi olan filozof sinemac› Marco Enriquez-Ominami, paritisinden koparak ba¤›ms›z aday oldu. Program›nda koalisyonun de¤inmekten çekindi¤i yurttafll›k haklar› ve siyasî reformlara daha cesur

Friedman “yürü ya kulum” derse Pinera’n›n ikbal öyküsüne k›saca göz atal›m. Ülkenin en zengin dördüncü flahs›, fiili’nin ulusal havayollar› flirketi LAN’›n sahibi. Forbes’in milyarderler listesinde 701. s›rada olmas›n›, Friedman’›n Pinochet’nin askeri gücünün arkas›na yaslan›p ülkeye dayatt›¤› neoklasik politikalar›n meyvelerini toplamas›na borçlu. 1973’te askerî darbe olmadan hemen önce Harvard’a doktoras›n› tamamlamaya giden Pinera, üç y›l sonra ülkesine yeni ekonomik ortamdan yararlanmak için dönmüfl. ‹craatlar›ndan biri fiili’ye kredi kart› uygulamas›n› sokup yayg›nlaflt›rmak, di¤eri ise yukar›da de¤indi¤imiz ulusal havayolu flirketini diktatörlü¤ün özellefltirme furyas› s›ras›nda kapatmak. Chilevision ad›ndan bir popüler televizyon kanal›, Colo-Colo ad›nda bir de popüler futbol tak›m› var. 1980’den sonra siyasetle ilgilenmeye bafllayan Pinera, 1990-98 aras› senatörlük yapm›fl, ard›ndan Ulusal Yenilenme Partisi’nin bafl›na geçmifl. 2005 seçimlerinde Bachelet’ye yenilen Pinera, o gün bugündür bu y›lki seçimlere haz›rlan›yordu.

Beklenmedik yenilgi Asl›nda Bachelet’nin bafl›nda oldu¤u fiili’nin ekonomi karnesi hayli iyi. Ülkenin bafll›ca kayna¤› bak›r –fiili, dünyan›n bir numaral› bak›r arz›na sahip– ihracat›ndan ülke d›fl›ndaki bankalarda 20 milyar dolar› aflk›n rezerv biriktiren Concertacion Democratica koalisyon hükümeti, ekonomik krizi bu tasarruf sayesinde az hasarla atlatt›. Söz konusu tasarruf, kriz döneminde istihdam teflvik paketleri, sa¤l›k reformu gibi amaçlarla kullan›ld›. Öyle ki, adaylardan hiçbiri, Pinera da dahil, kampanyalar›nda bu programa bir çift söz edemedi. Seçimlerden hemen önce yap›lan anketlerde Bachelet’nin politikalar›na halk deste¤i yüzde 80’in üzerindeydi. Madem öyle, ülkeyi yirmi y›ld›r yöneten merkez sol koalisyon seçimleri neden kazanamad›? Üç nedenden söz edilebilir:

28

Victor Jara

aday olan iki ülkeden Venezüella’ya m›, Guatemala’ya m› oy verilece¤i tart›flmas›, az daha koalisyonu bölüyordu. Tahmin edilece¤i gibi, sosyalistler ülke oyunun Venezüella’dan yana kullan›lmas› taraftar›yken, H›ristiyan demokratlar, nuh deyip peygamber demediler; nitekim, fiili sonunda çekimser oy kullanmak zorunda kald›. 2. Demografi: fiili’de oy vermek zorunlu de¤il. Bunun için önce kütü¤e kaydolman›z gerekiyor; ancak kütü¤e kaydolduktan sonra oy vermek zorunlu. Solun oy alma potansiyelinin daha yüksek oldu¤u genç nüfus ise, yolsuzluk ve siyasetin merkezkaç gücü yüzünden art›k oy vermekten imtina ediyor. 1988’de seçmenlerin yüzde 35’i 30 yafl›n alt›ndayken, bu seçimde bu oran yüzde 9.2’ye düflmüfltü. 3. Muhafazakâr toplumsal yap›: Yirmi y›ll›k sol koalisyon sizleri aldatmas›n; fiili, Latin Amerika’n›n en dindar, en koyu Katolik ülkesi. Öyle ki, ülkenin birçok yerinde kad›nlar ve erkekler ayr› oy sand›klar›na oy at›yor! Boflanmadan söz etmek hâlâ olanaks›za yak›n. Kürtaj›, eflcinsel haklar›n› hiç anmayal›m bile. Buna ra¤men, Pinera, seçim kampanyas› s›ras›nda bir eflcinsel çiftle poz vererek çantada keklik gördü¤ü sa¤ seçmen oylar›n yan›s›ra merkezdeki mütereddit kitleye de bir mesaj yollamay› ihmal etmemiflti.

Destur demeden spekülasyon

Lhasa de Sela 1972-2010

çözümler öneren Ominami, 13 Aral›k’taki ilk turda oylar›n yüzde 19’unu ald›. Bir di¤er sol aday, ekonomist Jorge Arrate ise, bak›r madenlerinin kamulaflt›r›lmas›, yeni bir anayasa gibi daha da cesur önerilerle oylar›n yüzde 6’s›n› ald›. Arrate, Allende Hükümeti’nin Madencilik Bakan› olarak, benzeri bir uygulamaya 70’lerin bafl›nda gitmiflti. Frei, eski bir yüz. Bachelet’den iki önceki devlet baflkan›. Ancak Bachelet’nin popülaritesinden hayli uzak oluflu, Concertacion’un aday seçimi konusundaki yanl›fll›¤› gözler önüne seriyor. Nitekim Frei ilk turda oylar›n ancak yüzde 30’unu alabildi. Pinera ise ilk turda yüzde 44.2 oy alm›flt›. Görünen o ki, seçmen Bachelet’nin karizmas›yla koalisyonun özellikle geçti¤imiz y›llarda bo¤ufltu¤u yolsuzluklar yüzünden y›pranm›fll›¤› aras›nda bir seçim yapt›. Bachelet neden aday olmad› derseniz, fiili Anayasas›, devlet baflkan›n›n ancak bir dönem için seçilmesine izin veriyor. Concertacion’un merkez solda oldu¤unu söyledik, ancak bu koalisyonun içinde H›ristiyan demokratlar önemli bir güç –di¤er üç parti ise Demokrasi Partisi, Sosyalist Parti ve Radikal Sosyal Demokrat Parti. Öyle ki, Birleflmifl Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeli¤i için

Sonuçta, 18 Ocak’taki ikinci tur seçimlerinde Pinera, oylar›n yüzde 51.61’ini, Frei ise yüzde 48.39’unu ald›. 11 Mart’ta, yani Bachelet’nin baflkanl›k yemini etti¤i tarihten tam dört y›l sonra ayn› yemini edecek, fiili’nin zengin baflkan›. Ancak daha baflkanl›¤a seçilmeden ilk skandal patlak verdi bile. LAN’daki hisselerini 11 Mart’a kadar sataca¤›n› aç›klamas›yla sahibi oldu¤u holding Axxion’un hisse fiyatlar›, fiili borsas›nda bir günde yüzde 40 artt›. Spekülasyonun 盤r›ndan ç›kmas›yla ifllemleri durdurulan hisseler, iki gün sonra yüzde 39 de¤er kaybetti, 48 saat içinde 700 milyon dolarl›k spekülasyon yap›ld›. Pinera kendisinin bu spekülasyonla ilgisi olmad›¤›n› iddia etse de, baflkanl›¤›n›n paraya tahvil edilmesi kendisini pek rahats›z etmemifl gibi. Sa¤c› lideri bekleyen ikinci s›nav ise, dünyan›n en büyük bak›r flirketi olan fiilili Codelco’nun yüzde 20’sini özellefltirme plan›. ‹ronik olan, Hazine’ye her y›l 31 milyar dolar kazand›ran bu flirketi özellefltirme çabalar›n›n, hayli bölünmüfl olan solu muhalefette bir araya getirece¤inin kesin olmas›. Umal›m ki sosyal demokratlar ve sosyalistler de yirmi y›ll›k iktidarlar›nda atmaktan imtina ettikleri ad›mlar›n kendilerine nas›l pahal›ya patlad›¤›n› görür, programlar›n› daha cesur ad›mlar üzerine infla ederler. fiili’de sa¤ iktidar›n dört y›l› var. Lhasa’n›n söylemeye zaman bulamad›¤› flark›lar ise, 1973 eylülünden beri fiili semalar›n› kapl›yor. Solun yapmas› gereken, y›ld›zlardan yön bulur gibi, bu kez kulaklar›n› gökyüzüne dönüp o ezgileri yeniden dinlemek. Ertan Keskinsoy


KR‹Z SONRASI Gelecek k›rm›z› Frans›z sosyolog Robert Castel, “çok daha barbar bir kapitalizm biçimine geçti¤imizi” söylüyor. PAR‹S’TE bulunan ünlü e¤itim kurumu EHESS’in araflt›rma direktörlerinden sosyolog Robert Castel, ücretlilik ve toplumsal kimlik iliflkisi, iflsizlik, hoflgörü ve toplumsal dönüflüm konular›nda çal›fl›yor. Castel, Pierre Bourdieu ve Michel Foucault ekolünden geliyor. 1960’larda Bourdieu ile beraber çal›flt›; daha sonra, psikiyatri ve psikanalize yöneldi, Foucault’nun jenealojik yaklafl›m›na yak›nl›k duydu. Katalanya Aç›k Üniversitesi’nden Àngels Doñate’nin Robert Castel ile 2009 temmuzunda yapt›¤› söylefliye ba¤lan›yoruz...

ge. Peki neden? Küresel düzeyde iyiden iyiye azm›fl bir rekabetin ortaya ç›kard›¤› çok daha barbar bir kapitalizm biçimine geçmifl durumday›z. Sosyal güvenceler, haklar ve düzenleme mefhumunun kendisi, piyasalara tâbi k›l›n›p en k›sa zamanda yoldan kald›r›lmas› gereken engeller olarak görülüyor art›k. Güvence sisteminin bütünüyle yok edilmesi de¤il söz konusu olan, geçmiflteki istikrar›n gerisinde yatan bu güvencelerin giderek daha k›r›lgan hale geldi¤ine tan›k al›yoruz. ‹stihdam alan›nda güçlü telâfi mekanizmalar›n›n oldu¤undan bahsettiniz. Misal, bir ifle girdi¤inizde beraberinde bir tak›m haklar ve sigorta gibi güvenceler kazan›yordunuz. Yüksek iflsizlik rakamlar›n›n görüldü¤ü bugün durum nedir? Ya da birçok gencin tecrübe etmek zorunda oldu¤u güvencesiz istihdam pratiklerine ne demeli? ‹flimizi kaybetti¤imizde beraberindeki haklar› da kaybetme riskiyle karfl› karfl›ya kal›r›z. Buna ek olarak “normal ifle yaramaz” diye bilinen durum ortaya ç›kar. Bu, kula¤a afla¤›lay›c› bir ifade gibi gelebilir, ama öyle de¤il. Kimi insanlar çal›flmazlar, ama onlar›n çal›flmamas› herkesçe meflru kabul edilen bir nedenden kaynaklan›r. Engelliler buna örnek gösterilebilir. Kamuoyu onlar› destekler. Ama bugün (çal›flmamalar›n› gerektiren bir engeli olmamas› anlam›nda) “normal” olup da ifl bulamayan insanlardan söz edebiliriz. 1970’te Fransa’da 350 bin iflsiz vard›, bugün 2 milyon iflsiz var. Bir önceki dönemin tam istihdam tecrübesiyle k›yaslad›¤›m›zda tümüyle yeni bir durumdan bahsediyoruz. Eskiden, e¤er çal›flabiliyorsan, çal›fl›rd›n. Peki flimdi bunca insanla ne yapaca¤›z? Tüm olup bitenler, bana sanayi öncesi toplumun avarelerini hat›rlat›yor. Onlara da “ifle yaramaz” denirdi, hatta 17. yüzy›l metinlerinde bu insanlar›n kriminalize edildiklerini görürüz. O noktaya gelece¤imizi de sanm›yorum. ‹flsizleri kriminalize etmiyoruz, ama bu onlar› damgalamad›¤›m›z anlam›na gelmiyor. Pek çok insan onlar› tembel olmakla itham ediyor. Kimi metinlere bakarak flunu söyleyebilirim ki, geçmifl as›rlarda yaflam›fl on avareden dokuzu niçin bu flekilde yaflad›klar› soruldu¤unda bu durumun kendi seçimi olmad›¤›n› belirtmifl. Bugün ayn› soruyu iflsizlere sorsak benzer bir oran› yakalar›z herhalde. ‹flsizlik yükseliflte. ‹flçilerin haklar› budan›yor. Yoksulluk art›yor. Toplumsal fliddet giderek daha fazla görülür hale geliyor. En kö-

Yaflay›p gidiyorduk, hâkim ton gri de olsa ço¤umuz için katlan›l›r bir fleydi bu. Ama bir anda her yerden kriz laflar› duyar olduk, alg›m›z bütünüyle de¤iflti. Bugünün toplumunu birkaç y›l öncekinden farkl› k›lan ne? Ne de¤iflti? Robert Castel: Yaklafl›k otuz y›l önce, yaflad›¤›m›z dünya, en az›ndan Bat› Avrupa, nispeten istikrarl› bir görünümdeydi. ‹nsanlar›n büyük ço¤unlu¤u “yar›n›n bugünden daha iyi olaca¤›n›” düflünüyordu. Ama bugün ayn› insanlar son derece kötümser. ‹flsiz kalmaktan, yoksullaflmaktan korkuyorlar. Hatta, yaflad›klar› toplumdan d›fllanmaktan korkuyorlar. ‹lerlemeye duyulan güven üzerine infla edilmifl bütünleflik (cohesive) bir dünyadan belirsizli¤in hüküm sürdü¤ü bir baflka dünyaya geldi¤imize inan›yorum. Toplumsal bütünlefliklikten tam olarak ne anlamal›y›z? Bu ifadeyle toplumun üyelerinin karfl›l›kl› ba¤›ml›l›k iliflkilerini sürdürdü¤ü bir durumu anlatmaya çal›fl›yorum. Bu durumda üyeler toplumsal yaflama kat›l›rken, az ya da çok, karfl›l›kl› mübadelelerde bulunurlar. Bütünleflik bir toplumda yaflamak toplumun tüm üyelerinin eflit oldu¤u anlam›na gelmez elbette ki. Ancak, toplum diye bir fleyden bahsedebiliyorsak, bu, toplumun ortak bir insanl›k durumunu paylaflan bireylerden müteflekkil bir birim olmas›ndand›r. Bu durumun nedeni ne peki? “Neden” sorusuna hakk›yla cevap vermek için hayli uzun bir zaman gerekir, özetlemeye çal›flay›m. ‹kinci Dünya Savafl› sonras›nda bir iktisadî kalk›nma ortaya ç›km›flt›, bunu dengelemek için de istihdam alan›nda hayli etkili telâfi mekanizmalar› devreye sokulmufltu. Bat› toplumlar›ndaki insanlar›n ço¤unlu¤u, onlar› toplumsal anlamda ba¤›ms›z k›lacak güvenceye sahipti. Asgari ücret ya da sa¤l›k hakk› vard› örne¤in. Farklar vard› elbette ki, örne¤in Almanya ya da Fransa’daki durumla ‹spanya’daki durum ayn› de¤ildi, ama gene de bir asgari müflterek söz konusu. Nispeten iyi ifllemifl bir tür dengePort-au-Prince, Haiti den bahsedebiliriz. Kaybolan, bu den-

tü senaryoya bakacak olursak, sizce yaflad›¤›m›z bu durum bizi nereye götürür? En kötü senaryoya bakarsak, içinde yaflayaca¤›m›z toplum, asgarî bir karfl›l›kl›l›k, dayan›flma ve toplumsal adalet gerektiren bir toplumdan ziyade, herkesin herkesle rekabet halinde oldu¤u ekonomik bir organizasyona benzeyecek. Toplumsal olan her fley bir tür iktisadî emperyalizm modeli taraf›ndan yerle bir edilecek. Burada tasvir etti¤imiz afl›r›l›k durumuna var›ld›¤›nda toplum, Thomas Hobbes’un 17. yüzy›lda tarif etti¤i fleye benzeyecektir: Herkesin herkesle rekabet etti¤i, insan›n insan›n kurdu oldu¤u bir toplum. Böyle bir riskle karfl› karfl›yay›z. Ekonominin keyfince ifllemesine izin veremeyiz. Çal›flmalar›n›zda, otuz küsur y›ld›r yaflad›¤›m›z “krizlerin” geçici bunal›mlar olmad›¤›n› ileri sürüyorsunuz. Sizce kapitalizmin yeni bir aflamas›na ya da yeni bir ça¤›na m› geçiyoruz? Bir kavflakta oldu¤umuzu ve bunun kökeninin 1970’lerin ortalar›na uzand›¤›n› düflünüyorum. O tarihlerde, bir buçuk as›rd›r Bat› Avrupa’da yerleflmifl olan endüstriyel kapitalizmden ç›kt›k. Bu dönemin sonlar›na do¤ru, piyasan›n ç›karlar›, verimlilik ve rekabet ile eme¤e yönelik baz› güvence ve korumalar aras›nda göreli bir dengeye ulafl›lm›flt›. Endüstriyel kapitalizm pek çok aç›dan ac›mas›z olmakla birlikte, çal›flanlara çeflitli haklar ve korumalar sa¤layan baz› uzlaflmalara da yanaflm›flt›. 1960’lar›n ortalama bir ücretli çal›flan› zenginlik içinde yüzmüyordu ama, tam bir yurttafl olmas›n› sa¤layan belli toplumsal ba¤›ms›zl›k koflullar›n› elde etmiflti. Endüstriyel kapitalizmin miras› bu toplumsal uzlaflma çatlam›fl bulunuyor. Kapitalizmin yeni bir rejimine do¤ru gidiyoruz. Yeniden yoksul emekçilerle karfl› karfl›yay›z. Prekarya terimini ortaya atmam›n sebebi, güvencesizli¤in (precarity) art›k kal›c› bir ifl buluncaya kadarki talihsiz geçifl dönemine özgü olmad›¤›n› vurgulamakt›. Birçok kifli için güvencesizlik art›k sürekli bir durum haline geldi. Güvencesizlik istihdam›n içinde gelifliyor ve kitlesel iflsizlikle birlefliyor. ‹nsanlar›n iki iflte çal›flt›¤›, mesai saatlerinin uzad›¤›, yafll›lar›n dahi düflük ücretli ifllerde çal›flmak zorunda kald›¤› bir nevi Amerikan modeline do¤ru mu gidiyor Avrupa kapitalizmi de? Zaten “working poors” deyifli Amerika’dan ç›kt›. Yoksul çal›flanlar›n ve daimî güvencesizlerin say›s› giderek art›yor ve artacak. Ama insanlar›n buna tamamen r›za göstermeyece¤inin iflaretlerini de görüyoruz. Ayr›ca, emekçileri hoyratça bir kenara at›labilir, lüzumsuz çal›flanlar haline indirgemek bizzat kapitalizmin de ç›kar›na de¤il. Son krizin patlak vermesinden bu yana, piyasan›n “ahlâkîlefltirilmesi” önerisini s›k s›k duyar olduk. Bu konuda ne düflünüyorsunuz? Bu, mânâs›z bir söz. Piyasadan piyasa olmamas›n› m› isteyece¤iz? Piyasa kendi iflini görüyor: Rekabetçi olmak, kâr› maksimize etmek... Piyasa gayr›ahlâkîdir. Dolay›s›yla, kapitalizmi ahlâkîlefltirmek ahmakça, budalaca bir fikir. Yap›labilecek olan, çal›flmadan ba¤›ms›z olarak herkes için asgarî yurttafll›k geliri, sa¤l›k ve bar›nma hakk› gibi yedi-sekiz temel hakk› teminat alt›na alarak piyasay› s›n›rland›rmay› ve ehlîlefltirmeyi denemek olabilir. Çeviren: F›rat Genç

29


k›raat

X - KÜTÜPHANE

lael o¤lanlar”›n› an tado¤u’nun “güz Or Ju ve i. in ’›n er ar el nl Balka sevdi¤i iri mem , Anadolu’nun, n ›¤›, kâh övünüp Do . nd or rla l›y Enderunlu Faz›l zo m lâ ta se ak Kitab›”yla oun, kâh tafl›m denini “Kukular Sutra’n›n t›yor. Monique Ay iyat› ve kad›n be eb crübeler, Kama ed te a, n ad er Pr od m de a ”n n› d› , hayat ka ”la an Manuel va ar rju insel Kitapl lü ve bilgili bir bu p boyutunda “C ce ›yor. ›k, k›l i c›l Juan’dan “görgü el y›n nc le Ya l e¤ n birini iyice e kar›fl›yor. Se de in rin li¤ tle lge bi iye al m fa di el ka tem ortakl›¤›m›z›n en flevkimizin, zevk

* Özellikle Ruanda ve Yugoslavya • Uluslararas› Ceza Mahkemelerinin soyk›r›m› kan›tlamak konusunda kulland›klar› “ikinci el delillere bakmak” metodu çok önemlidir. Bu metodun bir unsuru fludur: Bir devlet veya hükümet görevlisi, suç konusu olan eylemi, imha amac›yla gündeme getirmemifl olsa bile, e¤er eylemin sonuçlar›, söz konusu grubun k›smen veya tamamen imhas›na yol aç›yor ve karar vericiler bunu engellemeye yönelik herhangi bir giriflimde bulunmuyorlarsa, soyk›r›m suçunu ifllemifl say›l›rlar. Biz ise 1915 Nisan-May›s› ile bafllayan, 1917 ortalar›na kadar süren bir imha politikas›n› konufluyoruz. Yaklafl›k üç y›l boyunca sadece imhalar bilinmekle kalm›yor, imhay› uygulayanlar, Diyarbak›r Valisi Reflit gibi, ödüllendiriliyor; Dr. Çilingiryan örne¤inde oldu¤u gibi, cinayet zanl›s› olarak yakalanan katiller ‹stanbul hükümetinin emirleriyle serbest b›rak›l›yor ve Ermeni sürgünlere yard›m etmek isteyenler tutuklan›yordu. Bu ve art›r›labilecek örneklerin bize gösterdi¤i bir tek gerçek vard›r. Türkiye, 1915 konusunda günefli balç›kla s›vamaya çal›flmaktan vazgeçmelidir. “1915 bir soyk›r›m m›d›r, de¤il midir” tart›flmas›n›n akla uygun hiçbir mant›kî gerekçesi yoktur. Gerek uluslararas› hukuk, gerek sosyal bilimlerin konuya yaklafl›m› itibar›yla böyle bir tart›flma yarars›zd›r. Türkiye’nin meselesi veya zorlu¤u “1915 soyk›r›m m›d›r, de¤il midir” sorusunda yatm›yor. Türkiye’nin cevap vermekte zorland›¤› nokta, 1915’te yaflananlar›n bir suç teflkil edip etmedi¤idir. Türk hükümet yetkilileri, 1915’te yaflananlar›n suç teflkil etmedi¤ine inan›yorlar.

30

Nabokov, duyarl›l›k ile duygusall›k aras›nda ayr›m yapar. Duyarl›l›k, dikkatlilik ile merak, baflkalar›n›n hazlar›na müsamaha ve anlay›fl ile ac›y› kavraman›n birleflimidir. Duyarl›l›k bir tak›m kurallara ya da edebî araçlara tercüme edilemez, ama hem etik müsamahaya hem de “sanat›n (merak, flefkat, kibarl›k, vecit) bir norm oldu¤u di¤er varl›k durumlar›yla bir flekilde, bir yerlerde ba¤lant›l› olma hissini ifade eden” estetik mutlulu¤a olanak verir. Oysa duygusall›k, duygulanmay› ve ›st›rab› okurda kaç›n›lmaz tepkilere yol açan haz›rlop tutumlara dönüfltürür. Duygusal katil filmlerde a¤layabilir, bebekleri sevebilir ve t›pk› Stalin ve Hitler gibi ac›mas›zca fliddet uygulayabilir. Hannah Arendt, Adolf Eichmann’la tart›flmas›nda çok yanl›fl anlafl›lan bir ifade ortaya atm›flt›r: “Kötülü¤ün s›radanl›¤›”. Bu ifade kötülü¤ün s›radan ya da s›radanl›¤›n kötü oldu¤unu de¤il, daha ziyade bireysel, bilinçli düflüncenin ve kiflisel sorumluluk hissinin eksikli¤inin günlük “emirlere riayet etme” prati¤iyle klifleleri siyasî kötülü¤e kat›l›ma dönüfltürebilece¤ini ifade eder. Düflünsel ve sanatsal bireycilik eti¤i ile kendini be¤enmifl ahlâkç›l›k ayn› fley de¤ildir. ‹nsanl›¤a karfl› ifllenmifl büyük suçlar›n faili olan Eichmann, ‹srail’deki hapishanede okumas› için kendisine “Lolita” verildi¤inde bu ahlâks›z kitapla ifli olmayaca¤›n› söyleyerek teklifi reddetmiflti. Nabokov, bilse, bu okurun keyfini kaç›rmaktan memnun olurdu.

Cemal Kafadar Kim Var imifl Biz Burada Yo¤ iken –Dört Osmanl›: Yeniçeri, Tüccar, Dervifl ve Hatun (Metis) Elio Vittorini Sicilya Konuflmalar› (Helikopter) Enderunlu Faz›l Güzel O¤lanlar Kitab› (Sel) Flannery O’Connor ‹yi ‹nsan Bulmak Zor (Metis) Hannah Arendt Kötülü¤ün S›radanl›¤› –Adolf Eichmann Kudüs’te (Metis) Ian McEwan Beton Bahçe (Sel) Judith Butler Ulus Devlet Marfl›n› Kim(ler) Söyler (Agora) Metin Üstünda¤ fiiyir Seviflgenleri (Sel) Murathan Mungan ‹kinci Hayvan (Metis) Nedim fiener Dink Cinayeti ve ‹stihbarat Yalanlar› (Güncel) Nurçay Türko¤lu - Sevilen Toprak Alayo¤lu (der.) Karaelmas 2009 –Medya ve Kültür (Urban) Paul Auster Görünmeyen (Can) Saime Tu¤rul Ebedi Kutsal Ezeli Kurban –Çok Tanr›l›l›ktan Tek Tanr›l›¤a Kutsal Ve Kurbanl›k Mekanizmalar› (‹letiflim) Susan Buck-Morss Görmenin Diyalekti¤i –Walter Benjamin ve Pasajlar Projesi (Metis) Svetlana Boym Nostaljinin Gelece¤i (Metis) Taner Akçam 1915 Yaz›lar› (‹letiflim) Tan›l Bora Sol, Sinizm, Pragmatizm (Birikim) Thomas Bernhard Ödüllerim (YKY) Vecdi Ç›rac›o¤lu Gladyatör –Futbol Arenalar›nda Bir ‹syan›n Hikâyesi: Metin Kurt (Everest)

• *

Pek zeki say›lmasa da, sözünü etmeye de¤ecek bir e¤itimi olmasa da Eichmann, en az›ndan, herkesi suçlu haline getirenin bir emir de¤il de, kanun oldu¤unu az çok sezmiflti. Führer’in a¤z›ndan ç›kan sözler, s›radan emirden farkl›yd›; bu sözlerin geçerlili¤i zaman ve mekânla s›n›rl› de¤ilken, bu s›n›rlama s›radan emrin en göze çarpan özelli¤iydi. (...) Nas›l medeni ülkelerde yasalar, insan›n do¤al arzu ve e¤ilimlerinin bazen ölümcül olmas›na ra¤men, vicdan›n sesinin herkese “Öldürmeyeceksin!” dedi¤ini farz ediyorsa, Hitler’in topraklar›n›n kanunu da, katliamlar düzenleyenlerin cinayetin pek çok insan›n normal arzu ve e¤ilimlerine ayk›r› oldu¤unu gayet iyi bilmelerine ra¤men, vicdan›n›n sesinin herkese “Öldüreceksin!” demesini istiyordu. Nazi Almanyas›nda kötülük, insanlar›n görür görmez kötülük oldu¤unu anlamalar›n› sa¤layan bir niteli¤ini –bafltan ç›kar›c›l›¤›n›– kaybetmiflti. Muhtemelen pek çok Alman ve pek çok Nazi, ezici bir ço¤unluk, cinayet ifllememenin, soygunculuk yapmaman›n, o zamanki komflular›n› makus talihleriyle bafl bafla b›rakmaman›n (pek ço¤u her ne kadar iflin dehflet verici ayr›nt›lar›ndan haberdar olmasa da, Yahudilerin makus talihlerinin kuca¤›na gönderildi¤ini elbette gayet iyi biliyorlard› çünkü) ve bu durumdan yararlanarak bütün bu suçlara ortak olmaman›n bafltan ç›kar›c›l›¤›na kap›lm›flt›. Ama, Tanr› biliyor ya, belki de bu bafltan ç›kar›c›l›¤a nas›l karfl› koyacaklar›n› da ö¤renmifllerdi.

Say›n bakan, say›n konuklar, Övülecek bir fley yok, lanetlenecek bir fley yok, yak›n›lacak bir fley yok, ama birçok fley gülünç, ölüm düflünülecek olursa her fley gülünç. ‹nsan yaflay›p gidiyor, etkilenerek, etkilenmeden, sahneden geçip gidiyor, sahne donat›ml› devlette daha iyi ya da daha kötü e¤itimle her fleyin yeri de¤iflebilir: yan›lg›! Kavr›yor insan: hiçbir fleyden haberi olmayan bir halk, güzel bir ülke –ölü ya da vicdanl› vicdans›z babalar, baya¤›l›k ve alçakl›k içindeki insanlar, gereksinimlerinin yoksullu¤u içinde... Her fley son derece yüksek felsefî ve çekilmez bir geçmifl. Ça¤lar ebleh, içimizdeki fleytanl›k sürekli vatans› zindan, orada ahmakl›k ve kay›ts›zl›k unsurlar› günlük d›flk›lamaya dönüflmüfl. Devlet sürekli baflar›s›zl›¤a, böylesi bir halksa sürekli alçakl›¤a ve bunakl›¤a mahkûm. Yaflam filozoflar›n s›rtlar›n› dayad›klar› ve sonunda her fleyin delirmek zorunda kald›¤› bir umutsuzluk. (...) Anlatacak bir fleyimiz yok, ac›nacak oluflumuz d›fl›nda, felsefî-ekonomik-mekanik tekdüzeli¤e kap›lm›fl›z. Çöküflü hedefleyen araçlar, can çekiflme yarat›klar› bize her fleyi aç›kl›yor, hiçbir fley anlam›yoruz. Bir travma halk›y›z, korkuyoruz, korkmaya hakk›m›z var, geride, belirsiz olsa da korku devlerini art›k görmekteyiz. Düflündüklerimiz enine boyuna düflünülmüfl, hissettiklerimiz karmakar›fl›k, ne oldu¤umuz belirsiz. Utanmam›za gerek yok, ama biz de bir hiçiz ve karmafla d›fl›nda bir fleyi hak etmiyoruz.


Duman›

üstünde

Anarflizmin flimdiki zaman› Harold Barclay - Efendisiz Halklar Çeviren: Zarife Filiz (Versus)

u y›l birlikte çal›flma f›rsat› buldu¤um bir grup üniversite ö¤rencisinden, sömestr boyunca tahayyül s›n›rlar›m›z› geniflletebilmek için ütopyalar gelifltirmelerini istedim. Herhangi bir ütopya ya da distopyay› tasvir eden birer roman okumak d›fl›nda hiçbir fley yapmalar› gerekmiyordu. O ütopyay› ya da onu kurgulayan›n kayg›lar›n› paylaflmak zorunda de¤illerdi. Yapmalar› gereken tek fley, kendi kayg›lar›yla ve nas›lsa böyle bir fleyi hayata geçirme zorunlulu¤u olmamas›n›n rahatl›¤›yla hayal kurmak ve bu kurguyu bir flekilde ifade etmek, baflkalar›n› da bu hayale ortak olmaya ça¤›racak bir yöntem bulmaya çal›flmakt›. Ö¤rencilerin yafllar› 18-21 aras›ndayd›. Yaln›z çal›flacaklard›. Yaklafl›k 70 kiflilik s›n›ftan ç›kan kurgularda dikkati çeken iki e¤ilim vard›. Hemen hepsinde yalan, olabilecek en a¤›r biçimde cezaland›r›l›yordu. Örne¤in birinde insanlara zerk edilen bir s›v›, yalan söyleyenin o anda ölmesine neden oluyordu. Hemen tamam›nda ise a¤›r merkezî yönetimler söz konusuydu. Herkesin s›ras›yla ütopyay› oluflturan toplulu¤un lideri oldu¤u

B

bir baflka örnekte kurallar her gün de¤ifliyor, cezalar ise sabit kal›yordu. Yani cezaya göre suç belirleniyordu. Bu ö¤renciler içinde yaln›zca bir-ikisinin ütopyas›nda özgürlü¤ün temel kayg› olarak ortaya ç›kmas› yürek paralay›c›yd›. Bu kadar serbest uçabilecekleri bir alanda bile iliklerine kadar sinmifl otoriteryanizmden baflkas›n› hayal edemediler. Okuduklar› ütopik romanlardan ak›llar›nda kalan ise yaln›zca yal›t›lm›fll›kt›. O küçük alanda, ço¤u zaman bir ada ya da gezegende az say›da ve seçilmifl insan olmas›yd› dikkatlerini çeken. Dünyay› küçültmek ve nüfusu çeflitli türden seçme mekanizmalar›yla azaltmak, kurallar› onlar›n koyabilece¤i ideal ortam› sa¤layacakt›. Do¤rusunu söylemek gerekirse, benim aç›mdan tam bir umut erozyonuydu. Antropolog Harold Barclay, “Efendisiz Halklar” adl› kitab›n› içinde yaflad›¤›m›z dünya ve zamanda beliren bu türden umutsuzluklara cevap olarak haz›rlam›fl. Claude Levi-Strauss, Pierre Clastres gibi antropologlar›n çal›flmalar›n› devlet fikrinin olmad›¤› bir yaflam kurgusunun hangi koflullar alt›nda mevcut olabildi¤i sorusuyla yeniden gözden geçiriyor Barclay. Anarflist olarak nitelenebilecek pek çok “ilkel” toplulu¤un kendilerini nas›l idame ettirdiklerini, hangi toplumsal düzenekle bir arada birbirlerini öldürmeden yaflayabildiklerini anlamaya çal›fl›yor. Devletsizli¤in otorite yoklu¤u anlam›na gelmedi¤ini, devletle bir yandan soyutlan›rken bir yandan mekanikleflen otorite ve yapt›r›m kavramlar›n›n toplulu¤u oluflturan bireylerin her biri taraf›ndan ne flekilde içsellefltirilip, özellikle kriz anlar›nda hangi uygulamalara dönüfltü¤ünü inceliyor. Barclay toplumlar› “arfliler” ve “anarfliler” olarak iki grup alt›nda inceliyor. Çünkü anarfli kelimesi Yunanca “arkhe” kelimesinin önü-

ne eklenmifl “an”la vücut buluyor. “Arkhe” bafl demek, önüne “an” geldi¤inde ise “bafls›z” anlam›n› kazan›yor. Arfliler, yani bafll› toplumlar kendilerince basit ya da karmafl›k formlarda yasal, kurumsal yap›lar oluflturuyorlar. Anaak›m tarihten bak›ld›¤›nda, bu oluflumlar “geliflmifllik” ölçüsü olarak görülüyor. Anarfliler ise, otoritenin bu yasal ve kurumsal yap›lara de¤il, toplulu¤un tamam›na yine belirli kurallar ve e¤ilimler çerçevesinde da¤›t›ld›¤› topluluklar. Barclay daha en bafl›nda ikincisinin yaln›zca ilkel, dolay›s›yla “yoksul” ve eski, art›k varolmayan topluluklarda mümkün olabilece¤i tezine karfl› ç›k›yor. Bunun için de tüm topluluklar›n öykülerini ve kendilerini kurgulama biçimlerini flimdiki zamanda anlat›yor. Arflik ve anarflik topluluklar›, kriz zamanlar›nda ortaya ç›kan yapt›r›m uygulama yetkisinin kimde ya da kimlerde oldu¤u sorusunu merkeze alarak ayr›flt›r›yor. Dolay›s›yla, kurallar› koyma ya da de¤ifltirme süreçlerinin nitelikleri, Barclay’in kategorizasyonunun temelini oluflturuyor. Kabaca, toplumdaki organik iflbirli¤i ve dayan›flma mekanizmalar›n›n sürekli k›l›nabildi¤i topluluklarda, devlet fikrine ihtiyaç olmayabilece¤i hipotezine ulafl›yor. Bu süreklili¤in topluluk d›fl› etkilerle bozulabildi¤ini, hatta hep böyle oldu¤unu söylüyor. Bunun için elbette binlerce örnek var. Bak›n›z bütün bir keflifler tarihi... Bununla birlikte Barclay, Anarfli’nin gelece¤i konusunda bir umut verme çabas› içinde de say›lmaz. Aksine, anarflistleri kendilerini bir alternatif olarak sunarken dikkatli olmalar› konusunda uyar›yor. Ba-

kunin, Proudhon, Kropotkin, Thoreau gibi ustalar›n özellikle hayatlar›n›n son dönemlerinde ve kimi denemeler yapt›ktan ya da gözlemledikten sonra otoritenin, hiç de¤ilse kriz anlar›nda ortaya ç›kacak yapt›r›mlar› uygulayacak mekanizman›n merkezîleflmesi konusunda o kadar da alerjik olmayabildiklerine dikkat çekiyor. Bu noktada ise meflruiyet sorunu ç›k›yor ortaya. Meflruiyetin temeli de kuflkusuz toplulu¤un ortak niyetleriyle iflaretleniyor ve sürekli olarak yenilenmesi gerekiyor. Peki ama ne gerek var? Yani haz›r devlet varken ve ona iyi niyetli birilerinin, do¤rular› söyledi¤inden kesin olarak emin oldu¤umuz “kadrolar”›n hükmetmesini sa¤lay›p mevcut sorunlar› tek bir merkeze müdahale ederek çözebilecekken neden böylesi her bir zerremize nüfuz etmifl kullan›fll› bir arac›n art›k varolmad›¤›n› hayal edelim? Bu sorunun cevab› iktidar hissi ile aram›zdaki iliflkiye ba¤l› galiba. Barclay, bu konuda yaln›zca, anarflik topluluklar›n, yayg›n kanaatin aksine birbirleriyle ve do¤ayla iliflkilerinde daha az fliddete baflvurduklar›n› ve toplulu¤un üyelerinin özgürlük alanlar›n›n daha esnek oldu¤unu söylemekle yetiniyor. Sözü geçen topluluklar›n ço¤u avc›, toplay›c› ya da bahçeci oldu¤undan, mal-mülk biriktirmek, zengin olmak, toplulu¤un di¤er üyelerine caka satmak gibi dertleri yok. Hayatta kalmak d›fl›nda çok az gaileleri var ve bu gaile de di¤er etkenlerin olmad›¤› bir atmosferde hayli merkezî bir önem tafl›yor. Kendisi için savafl›lacak bir devlet, millet ve bayrak olmadan ve belki de daha çok bu sayede bizim flimdilik tahayyül edemedi¤imiz türden bir özgürlü¤ü


tecrübe edebiliyorlar. Özgürlü¤ün mal-mülk edinme, herhangi bir kariyerin basamaklar›n› t›rman›p baflkalar›n› kendi iradesine tâbi k›lma özgürlü¤ü olarak tan›mlanmad›¤› bir anlam çerçevesinde pekâlâ çekici bir vaad. Ama baflta sözünü etti¤im 70 kiflilik deneyim, Barclay’in iflaret etti¤i çerçeveyi hayli mutsuz bir az›nl›¤›n talebi olarak görmemize sebep oluyor. Gene de bir ›fl›k yok de¤il... Modern anarfli denemeleri bahsinde Ukrayna ve ‹spanya tecrübelerini anlat›rken Barclay, ironik olabilecek bir tespitte bulunuyor: “Makhno Ukrayna’s›ndaki komünler gibi, ‹spanya’dakiler de yaln›zca yo¤un düflmanl›¤›n ve aç›k savafl›n oldu¤u bir dönem boyunca faaliyet göstermifllerdir. Bunlarda her tür k›tl›¤›n, iletiflim bozuklu¤unun, etkili sosyal iliflki ve ticaret yoklu¤unun aflikâr yan etkileri görülür. Fakat ayn› zamanda tüm üyelerini ortak bir düflmana karfl› tek bir yumruk olmak için sürekli motive edebilmenin olumlu etkilerini de tafl›rlar.” Birkaç cümle sonra neredeyse tüm modern kolektiflerde, kendini adam›fl anarflistlerin flaflmaz flekilde az›nl›k oluflturdu¤unu da hat›rlat›yor. Harold Barclay, anarflik bir toplum tahayyülü üretmeye yeltenirken ilham verebilecek bibliyografik kaynaklar› s›raya koyuyor, ama aç›kças›, ilham kaynaklar› bibliyografik kaynaklardan ibarettir de demiyor...

dan kuflku duymazd›k. Sevim Burak’›n mektuplar›n›n üçüncü bask›s› “Beni Deliler Anlar” ad›yla yay›nlanm›fl. Bugüne dek mektuplara at›lm›fl en güzel bafll›k bu, onun da sevece¤ini düflünmüfl olmal›lar. (O¤lu Karaca Borar, mektuplar› ilk kez yay›nlad›¤›nda, annesinin ona ithaf etti¤i ama tamamlayamad›¤› araba-roman›n›n ad›yla paketlemiflti: “Mach 1’den Mektuplar”.) Sevdi¤imiz yazar›n 1967’de (36 yafl›ndayken) Güzin Dino’ya yazd›¤› mektupta yer alan sözlerine bir kez daha kulak verelim: “Bu dünyay› izleyenlere bir halt yok. Aç›kgözler için hiçbir fley yazmayaca¤›m. Dünyalar›n› kaybetmifller için... Kendim için yazaca¤›m. Erken bunam›fllara, hayalperestlere, çok ac›kl›lara, bu dünyadan gitmek üzere haz›rl›k yapanlara yazaca¤›m. Yaln›z akl›n› kaybetmifllerle bu dünyay› paylaflaca¤›m. Aflktan akl›n› oynatanlara, flizofrenlere, afl›-

ziyaret ederken, Bo¤az’daki kiral›k yal›dan dalgalara serilmifl suda s›rtüstü savrulurken... Baz› evlerden polis emriyle ç›kart›ld›¤›na, dünya hali ile kendi hali aras›nda gidip gelifline, o¤luna nasihat eden bir anneyken sanki dünyevî dilin flifrelerini, düzenin iflleyiflini flifrelefltirip, direniflin nelerden kaç›fl oldu¤unun ipuçlar›n› verirken... Öyle bir leydi ki, ayn› zamanda leydilik müessesesiyle de dalgas›n› geçiyor, tek bafl›na çoksesli bir koro ve ayn› zamanda bir nadir eflyalar galerisi, kavramsal sanat teorisyeni ve sözcüklere ahflap nesnelermifl gibi muamele eden bir hece marangozu... Sevim Burak gibi eskimez bak›fl›n ›fl›¤›yla kamafl›p kamaflt›ranlara vergi, cömert yazarlar›n hissettirece¤i türden bir yak›nl›k, mektuplar› okuyanlarla yazar aras›nda kurulan. Mektuplar›n› bir kez daha bu yafl›m›zda, flimdiki alg›m›zla, belki olgunluk ça¤›nda, belki yafll›, belki

– Ayfle Çavdar

Hece marangozu Sevim Burak - Beni Deliler Anlar (Hayy)

evim Burak’›n ele avuca gelmez, s›n›fland›r›lmaya, etiketlendirilmeye, bir kal›p içinde muhafaza edilmeye dirençli, zamans›z yaz›s›n›, i¤nelerle perdelere ilifltirilmifl, kesip yap›flt›rma marifetiyle, terzi becerisi, dikkati ve titizli¤iyle ince ince ifllenmifl öykülerini, oyunlar›n›, romanlar›n›, mektuplar›n›, ondan kalan yaz›l› ne varsa her fleyi topluca paketleyip uzaklardaki bir arkadafl›m›za postalayacak olsayd›k, üstüne “Beni Deliler Anlar” diye onun a¤z›ndan bir not düflürmeyi akl›m›zdan geçirebilirdik. Ünlemle s›çratacak türden bir bafll›k olurdu bu. Hâlâ ve her zaman, ne kadar bize yak›n diye düflünürdük. Böylece hem coflkumuzu, hem de bizi ona ba¤layan hissiyat› dile getirmifl, ufak bir rötuflla, kendi yarg›m›z› onunkiyle birlefltirip sözüne yama yapm›fl, kumafl›ndan kendimize yepyeni bir giysi biçmifl gibi olurduk. Yazar›n bütün sözcüklerini kasap k⤛tlar›na sarard›k (kitaplar›n mutlaka ilk bask›lar›n›, nadide Afrika masklar› gibi, k›ymetli ve ayn› zamanda s›radan bir parfüm fliflesi gibi, ama hep ayn› itinayla...) ve gittikleri yerde de¤erleneceklerinden, el üstünde tutulacaklar›n-

S

32

Sevim Burak

r› romantiklere ve afl›r› sadistlere... Delilere yazaca¤›m... Aptallara da sevgim var. Ama delileri yarat›c› buluyorum...” Okurun yazar›n sözüyle göz göze geldi¤i, ipli¤inin bir ucunu onda yakalay›p dü¤ümü att›¤› anlardan birinde ç›nlam›fl olmal›: “Beni Deliler Anlar”. Trajik yap›tlar do¤urmufl trajik hayatlara yak›flan bir ç›nlama bu, hayat›n› bir yap›tm›fl gibi yaflayan, bozmakta ve harap etmekte de infla etmekte oldu¤u kadar becerikli olabilmifllere özgü bir tuhaf, kurals›z dans. K⤛t üstünde dans... Ba¤›ms›z, s›n›r tan›maz bir kahraman edas›yla, kendi takas›n›n kaptan›d›r o, hem yaln›z hem kalabal›k ayn› zamanda. Hastaneden yeni ç›km›fl, a¤r›lar içinde olmas›na ra¤men Afrika kostümlerine bürünmüfl imza gününe giden bir leydi zarafetiyle beliriyor; iflas etmifl ama yine de y›k›nt›lara yerlefltirdi¤i k›rm›z› telefondan müflterilerine ba¤lanan antikac›yla sohbet ederken görüyoruz onu, bütün maafl›n› mahalledeki çocuklara ziyafet çekmek için harcayan fiaziyan›m’›

hâlâ toy, inad›na acemi, hep hayrete aç›k, okudu¤umuzda, kendimizi yepyeni bir kitaba, ondan ödünç ald›¤›m›z hayk›r›flla taptaze bir manifestoya ulaflm›fl gibi hissettik. Bugüne dair baz› düflüncelerimizin geçmiflin aynas›nda do¤ruland›¤›n› gördük: Cemiyetlerin nas›l da hiç de¤iflmedi¤ine, düzenin nas›l da benzer kodlarla iflledi¤ine, yazar›n (kad›n) ola¤an yazg›s›na, insanl›k hallerinin asl›nda hep bir karikatüre elveriflli –ço¤u zaman can s›k›c› benzerlikte– do¤as›na, baz› yarat›c›lar›n gelece¤e ›fl›nlanm›fl alg›s›yla yaflad›¤› ça¤da de¤il de, gelece¤in koltu¤unda (hep eriflilemez bir mesafe bofllu¤unda) yerleflip oturdu¤u için anlafl›lmaz kald›¤›na... Mektuplar› arac›l›¤›yla, Sevim Burak’›n çevresinde yer alan her bir nesneyi, durumu bambaflka yorumlad›¤›na, dünya dilinin uza¤›nda kendi ilk harflerini neredeyse toplu i¤neyle bir kayaya kaz›d›¤›na, ve yine sözcüklerin ilk hali arac›l›¤›yla içindeki ma¤araya ad›m ad›m yaklaflmas›na tan›kl›k ediyoruz: “Kad›n m›y›m,

erkek miyim, kurt muyum, a¤aç m›y›m...” Sevim Burak mektuplar›n› yap›t›ndan pek de ayr› düflmeyen bir yöntemle kaleme alm›fl, öyle ki bazen bir mektubun tamamlanmas› bir y›l alm›fl, baz›lar› gönderilmeden kalm›fl. Ço¤unlu¤u o¤luna yaz›lm›fl mektuplar›nda zaman zaman günlü¤e yaklaflm›fl. Mektup yazmak üstüne flunlar› söylemifl Abidin Dino’ya: “ Hep bir öncekine eklenerek büyüyen bir mektup düflünün, yüzlerce parçadan ortaya ç›kan bir yamal› bohça gibi. Bir gün nas›l olsa, bu bohçan›n bir ucundan gelip sizi bulaca¤›m› biliyordum. Bir yazar olarak mektup yazmak böyle ama günlük ömrünü dolduran bir insan olarak, bu s›ralama, bitifltirme, ekleme iflinin, hayat›m›z›n çok uzun bir parças›n› hem de yaz›k yere ald›¤›n› düflünüyorum. Daha çabuk yaflamal› insan, daha çabuk yazmal›, daha çabuk düflünmeli. LSD kullananlar fark›ndalar bu iflin.” Kolay de¤il bu mektuplarda dile gelene kulak kesilmek. Derinlemesine bakmay›, dinlemeyi göze ald›¤› anda kaleme sar›lm›fl olandan fark› kalmaz insan›n. Baz› dünyevî teferruatlar› siler ve bir baflkas›na aktar›lmas› neredeyse olanaks›z tenha-yaz›ya yaklafl›r: “Güçlüyüm derken güçsüzlü¤ümü anlatmaya bafllad›m birden. (...) Ah iflte hep böyle oluyor. Bir ayarda duram›yorum, düflüyorum. Kaymaya bafllad›m gene. Binle kay›yorum.” Bir mektuba bütün benli¤iyle s›zan okur, ister istemez kendi karanl›¤›nda görünen ve sessizli¤inde yank›lananlara da tak›l›r. Kitab› bitirdikten sonra kütüphanesinde ona yak›n durmas›n› isteyece¤i kitab› arar, bulur: “Nijinski’nin Günlü¤ü”... Yan yana dursunlar ister, alt›n› çizdi¤i bir paragraf› tekrar okuyup ›fl›¤› kapat›r: “Ayd›nl›kta olan tek fley bilincim. Kendi kendimin önüne bile bir karart› gibi düflüyorum. Kendimin de düfl oldu¤una inan›yorum. Düfl gördü¤üme o kadar eminim ki, flu baflkalar›n›n hayat›n› görmesem. Kapal› perdelerin arkas›nda düfl-uyku-korku geçiriyorum. Sanat›m›n düfl oldu¤unu biliyorum. Birdenbire ayd›nl›¤a ç›k›nca deli oluyorum. Kimsenin surat›n› görmek istemiyorum. Benim yazd›klar›mla bu suratlar›n ne iliflkisi var? Düfl görerek bir yandan da uyan›k yaflayamam. (...) Benden flu dünyada beklenebilir mi yaratt›¤›m fleyler gibi yaflamam? Yazd›klar›ma bakarak benden ne beklenir? Ne kadar uza¤›m ben her fleyden. Sanat›mdan, küçük yaramaz bir çocukmuflças›na bahsediyorum. Sakl›yorum korkumu. Vahfliler gibi yaflamak istedi¤imi, yaflamak istedi¤imi.” – Pelin Özer


GÜLfiEN ‹fiER‹’YLE “METROPOL SÜRGÜNLER‹” ÜZER‹NE

Metropolün as›l sahipleri Gülflen ‹fleri, bir süre önce “Metropol Sürgünleri” olarak tan›mlad›¤› Ankara ve ‹stanbul’dan 14 mahallenin sakinleriyle yapt›¤› söyleflileri ve gözlemlerini içeren bir kitap yay›nlad›. “Metropol Sürgünleri”, profesyonel kayg›lar›n uza¤›nda, Küçükarmutlu'nun eli kalem tutan bir k›z› taraf›ndan yaz›lm›fl gibi. ‹fleri’yle yazma yöntemini, mahalleleri, mahalleden bak›nca görünenleri konufltuk... Bir gazeteci olarak kentsel dönüflüm projelerinin “maruz kalanlar” taraf›na bakmay› neden istedin? Bunun ne kadar› senin de Armutlu’da yafl›yor olmanla ilgili? Gülflen ‹fleri: San›yorum büyük bir bölümü. Gazetecilik hayat›mda hep “k›y›”da kalm›fl insanlar›n hikâyelerini anlatmaya çal›flt›m. Tüm bunlar kendi yaflant›mla da ilgili. Beni y›k›mla tan›flt›ran kentsel dönüflüm olmad›. Kentsel dönüflüm hayat›m›za daha yeni girdi, oysa ben henüz yedi yafl›mdayken tan›flt›m y›k›mla, bar›nma mücadelesiyle. Bu yoksul insanlar›n ma¤duriyetini birebir yaflad›m. Elbette ki ma¤dur olanlardan yana bakmal›yd›m, ben de ma¤dur olmufltum. Amcam Hüsnü ‹fleri bar›nmak için hayat›n› kaybetti, evini korumak isterken vuruldu. Tüm bunlar bana yön verdi, zaman› geldi¤inde elbette bunlar› yazacakt›m. Belki de bu yüzden duygular›m ön planda ve fazla naif yaklaflm›fl›m meseleye. Sence meslektafllar›n neden bu konulara ilgi göstermiyor? Örne¤in neden Sulukule bu denli ön plana aç›kt› da, di¤er mahalleler gazeteciler taraf›ndan neredeyse hiç ele al›nm›yor? ‹lgi alanlar› baflka... Bu mahalleler benim ilgi alanlar›m de¤iller, yaflad›¤›m yerler. Sulukule hep göz önündeydi, hep bir suç merkezi olarak alg›land›. Bu durum, “vurmak” isteyenler için iyi bir gerekçeydi, yok olmas›n› isteyenlerin kolayca yazaca¤› yerlerdi. Di¤er yandan da müthifl bir kültür, yüzlerce y›ll›k bir tarih öylece duruyordu. Bunun yok olmas›n› istemeyen kesimler de vard›. Sanatç›lar vard›, STK’lar vard›. Onlar için Sulukule’ye girmek, Küçükarmutlu’ya girmekten çok daha kolay. Üzerlerine bir yafta yap›flmayacak... Sulukule bas›n›n onca deste¤ine ra¤men beklenen sonla yüzleflmek zorunda kald›. Toplumsal meselelerde bas›n›n etkisinin yetersizli¤ini neye ba¤l›yorsun? Bas›ndan iki türlü ilgi gördü Sulukule. “Suç merkeziydi”, yok olmas› gerekiyordu. Ya da, “Yüzlerce y›ll›k bir tarih”ti, yaflamas› gerekiyordu. A¤›r basan yan› hep beraber gördük. Elbette bas›n›n etki gücü var, ama bu güç bazen ne yaz›k ki meseleleri farkl› bir boyuta tafl›yabiliyor. Mesela Sulukule’ye gidiyorsunuz, insanlarla konufluyorsunuz, bir kare foto¤raf al›yorsunuz, ama bu tek kare foto¤raf bütün söylenenlerden daha etkili olabiliyor. Yani o foto¤raf› okudu¤unuzda görüyorsunuz ki, buras› çöküntü alan›, sokaklar pis, insanlar

34

pis, bu sokakta nas›l yaflan›r vs... Bu da gizli yok etmedir. Mahallelerde art›k sadece mahalleliler yok. ‹rili ufakl› pek çok grup “toplumsal muhalefet”in bir parças›n› oluflturuyor. Bu gruplarla mahalleliler aras›nda nas›l bir iliflki var? Bu gruplar›n söz konusu mahallelerin siyaset üretme mekanizmalar›na bir katk›lar› olabiliyor mu? Mahallelerin kurulufl sürecinden bu yana hep varlard› zaten. Ben sadece yaflad›¤›m ve gördüklerim üzerinden anlatabilirim. Anadolu’dan gelmifl insanlar bu mahallelere. Köylerinde kendi hallerin-

Özellikle gecekondu mahalleleri büyük emekle kurulmufl durumda, bu eme¤in ön plana ç›kar›ld›¤› bir mülkiyet söylemi de göze çarp›yor. Kitab›nda bu konu üzerinde çok durmuyorsun. Bunun sebebi, mahallelerin “idealize” edilmesi olabilir mi? Do¤ru, bu mahalleler büyük emek ve çok büyük bedellerle kuruldu. Ben bu bedelleri ve bu eme¤i insanlar›n yaflad›klar› üzerinden anlatmaya çal›flt›m. Derdim mülkiyet sorununu anlatmak de¤ildi. Yoksa ben de çok kolay “mülkiyet h›rs›zl›kt›r” diyebilirdim. Ya da gerçekten bu hikâyelerin de ötesinde baflka bir dille sorunu anlatabilirdim. Birilerinin bu mahalleleri idealize etti¤ini düflünmedim. Hatta idealize edildiklerini de hiç sanm›yorum. Genel olarak mahallelerden yükselen muhalefeti, toplumsal muhalefet içinde nas›l konumland›rmak lâz›m? Ben bu muhalefetin etkili oldu¤unu düflünüyorum. ‹stanbul’un pek çok mahallesinde bu gözle görülür, ama ben Dikmen’de bu muhalefetin çok daha güçlü ve sa¤lam durdu¤unu gördüm.

Gülsen ‹fleri

Geçmiflleri sürgün bu insanlar›n, yar›nlar› da sürgün olacak. Geldiklerinde bu mahalleler yolu, suyu olmayan yerlerdi. A¤ac›n› diktiler, yolunu yapt›lar, suyunu getirdiler, hayat verdiler. Sonra, birden fark edildiler. de yaflay›p kendi ifllerini yap›yorlard› ve bir gün metropollere gelmek zorunda kald›lar. Ama bu insanlar›n birilerine, bilen birilerine güvenmesi gerekiyordu. Hep bir öncümüz olsun isteriz ya, güven duyar›z o zaman, bu insanlar da onlara tutunuyordu. Pek çok fleyi onlarla birlikte ö¤rendiler. Güçlü olmay›, direnmeyi, kendini korumay›, hayata bakmay›... O ba¤ hala var, hâlâ birlikte hareket ediliyor, ama eskiye göre o kadar da güçlü de¤il, çünkü art›k ayakta kalmas›n› ö¤renmifller. Tüm bunlar›n etkisi belki de bu mahalleleri hâlâ yaflan›l›r k›l›yor. Keflke bu irade daha güçlü devam etse, ama sanki bu gücünü kaybediyor gibi.

Yerel ve merkezî yönetimlerin planlad›klar› dönüflüm ve kentsel uygulama faaliyetlerini hayata geçirebilmek için bu insanlar›n r›zalar›n› almaya ihtiyaçlar› var. Ama yönetimler bu ihtiyaç yokmufl gibi davran›yor. Bu durum mahallelerin oy verme ve di¤er siyasî davran›fllar›n› nas›l etkiliyor. Mesela Bafl›büyük mahallesi geleneksel olarak AKP çizgisine oy veren bir mahalle. Kentsel dönüflüm oradaki siyasî davran›fl› nas›l etkiledi? Ben Bafl›büyük için “ayaklar›n bafla isyan etti¤i mahalle” diyorum. Oldukça enteresan bir semttir. Biliyorsunuz, hemen karfl› tepesinde de Gülsuyu mahallesi var. Gülsuyu’nun çizgisi de politik bir çizgidir. Y›llarca direnmifl, isyan etmifltir. Bafl›büyük o mahalleye uzak bakarak “devlete karfl› gelinir mi?” gibi sözler de sarf etmifltir. Bir gün Bafl›büyük de isyan etti. ‹syan›n nedeni kentsel


aralar›nda yeni sorunlar ç›k›yor ortaya. Röportajlar›ndan edindi¤in izlenimle, nedir bu sorunlar? Mesela devletin meflruiyetiyle ilgili yeniden düflünme ihtiyac› ç›k›yor mu ortaya? Ya da bizde toplumsal patlama ç›kmamas›n› aç›klamak için hep baflvurulan s›n›flararas› ve s›n›fiçi dayan›flma a¤lar› ne flekilde etkileniyor? Bu mahallelerin kuruluflu çok eskiye dayan›yor. Buralara gelenler, zorunlu göç, yoksulluk, e¤itim gibi sebeplerle, gelmek zorunda b›rak›ld›lar. Geçmiflleri zaten sürgün bu insanlar›n, yar›nlar› da sürgün olacak. Geldiklerinde bu mahalleler yolu olmayan, suyu olmayan yerlerdi. Bütün bu zorluklarla bo¤ufltuktan sonra bir mahalle yaratt›lar, buray› yaflanacak bir yer haline getirdiler. A¤ac›n› diktiler, yolunu yapt›lar, suyunu getirdiler, yaflad›klar› yere hayat verdiler. Sonra, birden fark edildiler. Yerler de¤erlendi. “Hay Allah, buralar çok güzel yerlermifl” denildi. Ama bu sürece gelene kadar da belli uzlaflmalar yap›ld›. Nedir bu uzlaflmalar? Bu mahalleler oy potansiyeli tafl›yor, bu potansiyeli karfl›l›kl› ç›karlar do¤rultusunda kulland›lar. Her seçim dönemi ev yap›lmas›na müsaade edildi. fiimdi kurulu bir düzenleri var. Ama “yeter” diyerek uzlaflmay› devlet bitiriyor. fiimdi bu mahalleler devletle

Yolu kad›nlar yapt›, suyu onlar getirdi. Belediye önlerinde sabahlad›lar, geçim zorlafl›nca ev temizli¤ine gittiler, pazarc› oldular. Onlar için çok zor gecekondular› b›rakmak. Bu mücadelenin en büyük temsilcileri onlar. en büyük sorunlar›n› yafl›yorlar. Ama devlet öyle bir gerekçe sunuyor ki art›k bu mahalleler için, o yüzden toplumsal bir patlama ç›km›yor diye düflünüyorum. Örne¤in kimi mahalleler “terörist yuvas›”, kimileri “suç üretiyor”. Biz fark›nday›z ne yap›lmak istendi¤inin, ama inan›n bana, Tarlabafl›’n›n yok olmas›n› isteyenler ayn› cenahta bulundu¤um kifliler. Gerekçelere inan›yorlar. Sistemin içten yok etme projesinin baflar›s› bu. Solun gecekondu mahalleleriyle iliflkisinde gerçek bir siyasetin önünü t›kayan bir nitelik tafl›yor mu? Siyasî partiler de bu gidiflata nas›l müdahale edeceklerini bilmiyor. Bu mahallelerden özgün bir sol siyaset ç›kmas› için gereken enerji birikebiliyor mu sence? Bu bence o kadar büyük bir sorun ki... Sol bu mahallelerden çoktan çekildi. B›rak›n siyaset üretmeyi, mahallelere girmiyor bile. Art›k tercih de etmiyor bence. Sol sokaktan çekildi, solun yapmas› gerekeni AKP yapt›; hem tabana hem de tavana hitap etmeyi becerdi ve haliyle yoksul kesim AKP dedi. Bu yan›yla soldan hiçbir umut beklemiyordu mahalle sakinleri. Bundan sonra sol yeniden o mahallelere girerse ne olur, bilemem ama, girebilece¤i ve etkin bir siyaset üretece¤i kan›s›nda de¤ilim. Çünkü sol siyaseti sokakta de¤il, entelektüel cenah›n içinde yap›yor. Solun dili de¤iflti, solun dilini o mahallelerdekiler anlam›yor. Teori üretiliyor, pratik yok. O insanlar da kendinden bulmuyor onlar›.

Bir örnek verece¤im: Ba¤›ms›z adaylar mahalleleri dolafl›yordu. Sol bir aday bir gecekondu mahallesine geldi. Anlat›yor, ama bu konuflmadan inan›n kimse bir fley anlam›yor. Orada bulunanlardan biri yan›ma geldi ve “ben oyumu vermek istiyorum, ama bir fley anlamad›m, iyi bir fley mi söylüyor” dedi. Anlamad›klar›, anlaflamad›klar› birine neden oy versinler ki? Bu çok ac› bir tablo de¤il mi? fiimdi önümüzde çok daha büyük bir sorun var. Bu sorun için bir k›p›rdanma göremiyorum. Mahalle baz›nda dernekler bir araya gelerek bir fleyler yapmaya çal›fl›yor. Belki bu süreç sol için önemli bir ad›m olabilir, ama bu ad›m› atmaktan imtina ediyorlar gibi geliyor. Bu süreç iyi ve do¤ru yerden okunursa, evet, sol yeniden imkân bulabilir, ama bana sorars›n›z, zor. Teori üretip prati¤i unuttu¤umuz sürece pek bir fley olaca¤›n› sanm›yorum. Röportajlar›nda çocuklarla da konuflmuflsun. Biraz da onlar›n aç›s›ndan bakar m›s›n? Metropol sürgünlerinin bundan sonraki kufla¤›, topluma, hayata, siyasete, devlete ve ona karfl› yükümlülüklerine nas›l bakacak? San›yorum en çok çocuklar etkilenecek bu durumdan. Onlar›n öfkesi daha güçlü ve net olacakt›r. Elbette bu kifliye göre de¤iflecektir, ama somut olan flu: Bundan sonraki kufla¤›n güveni olmayacak, ne hayata ne de devlete karfl›. Ama bu, bilinçlerini gelifltiren gençler için geçerli. Geçenlerde Armutlu’dan bir gençle konufluyordum, üniversite ö¤rencisi, genç bir k›z. ‹letiflim okuyor, gazeteci olmak istiyor. fiöyle dedi: “Hani diyorlar ya, bu mahalleler kötü, buradaki gençler okumuyor... Ben de diyorum ki, bu mahallelerden doktor da, avukat da, gazeteci de ç›kar. Bak bunu sen yapt›n. Ben de yapaca¤›m. ‹mkân olsa daha ne güzel fleyler üretir bu gençler. Ben bize yukar›dan bakanlara yan›t verece¤im, devlete de hayata da...” Herkesin öfkesi farkl› olacakt›r. Ama bu sürgünü yaflatanlara her zaman yan›t vereceklerdir, zaman› gelince... Mahallelerdeki mücadelede kad›nlar ön plana ç›k›yor. Kad›nlar aç›s›ndan o gecekondular, mahalleler ne ifade ediyor? Onlar› bu mücadelede erkeklerden bir ad›m önde tutan fley ne? Biraz Anadolu’da yaflamalar›na da ba¤l›yorum. Tarlada kad›nlar, evde kad›nlar, her yerde kad›nlar... Bu mahallelere geldiklerinde her ifli yapt›lar. Erkekler ifle gitti¤inde, kad›nlar evleri için direndi, yolunu kad›nlar yapt›, suyunu onlar getirdi. Belediye önlerinde sabahlad›lar, geçim zorlafl›nca da gidip çal›flt›lar, simit satt›lar, ev temizli¤ine gittiler, pazarc› oldular. Baflka flanslar› yoktu ki... Ya güçlü kal›p ayakta duracaklar ya da pes edecekler. ‹flte o yüzden kad›nlar için çok zor bu gecekondular› b›rakmak, o yüzden hep kad›nlar önde. Bu mücadelenin en büyük temsilcileri onlar bana göre. ‹nsan bedel ödedi¤i yeri terk etmez, onlar da terk etmeyecek. Metropollerin as›l sahipleri onlar çünkü...

Söylefli: Ayfle Çavdar

dönüflümdü. Bu kez Bafl›büyük halk› karfl› gelinmez dedi¤i devlete karfl›yd›. Y›llard›r oy verdikleri AKP’ye isyan ediyorlard›. Hayatlar›nda ilk kez panzerle karfl› karfl›ya gelmifllerdi, “devletlerine” karfl› geliyorlard›. Uzaktan bakt›klar› Gülsuyu’ndan yard›m istiyorlard›. Çünkü direnmek, slogan atmak nas›l bir fleydi ki? Onlar› da aylarca çad›rda nöbet tutarak ve Gülsuyu’ndan ald›klar› yard›mlarla ö¤rendiler. Bu, seçim sand›¤›na da yans›d› elbette. Y›llard›r AKP’ye giden oylar bu seçimde de¤iflti, ayaklar bafla isyan›n› AKP’ye oy vermemekle gösterdi. Bu seçimlerde CHP kazand›, ama umutlular m› diye sorarsan›z, çok de¤iller, “bir de bunu deneyelim” diyorlar. Kitapta mahallelerle ilgili tarihsel ve somut bilgiler verdi¤in bölümlerle söylefliler aras›nda bariz bir dil fark› var. Bu iki dili iç içe geçirebilmek, akademik ve “profesyonel” tarzda yürüyen muhalefeti mahallelerle konuflturabilmeye bak›yor. Bunun için ne yapmak lâz›m? Biraz yaln›z bir kitap oldu bu. Yola ç›k›fl›mda da yaln›zd›m. Ama bu bir tercihti. Özellikle mahalle derneklerini ya da muhalif kesimleri ifle bulaflt›rmad›m. O zaman daha da zor olaca¤›n› biliyordum. Herkes kendi iktidar›n› yaratmaya çal›flacakt› ve ben arada kalacakt›m. O yüzden de yaln›z gittim mahallelere, karfl›ma ç›kan her insanla konufltum. Herkesi dinledim, politik olandan apolitik olana, sosyal olandan asosyal olana... Herkesin söyleyecek bir sözü vard›. Dolays›yla geçifllerde, anlatt›¤›m bölümlerde dil sorunu ç›kt›. Kimini fazla içimde hissettim, kimini ise fazla “yabanc›” buldum, bilmiyorum nas›l oldu. Bundan sonra nas›l bir yol izlerim, onu da bilmiyorum... Kitab› mahallelerden görenler oldu mu? Nas›l tepkiler verdiler? Önce ‹zmir’e gittim. Bir panel düzenlenmiflti. O panele Kuruçeflme’de konufltu¤um Mürsel abi de gelmiflti. Kitab› görünce bir hayli duyguland›. Sanki hiç beklemiyordu. Sonra dedi ki: “Sen bizden biriymiflsin...” Ben de dedim ki, “evet, içinizden birinin kitab› bu”. Ama bu kitapla büyük bir sorumluluk ald›¤›m› biliyorum. Art›k gözlerimin içine bak›yorlar. Çünkü kimse o insanlarla konuflmam›fl, yanlar›nda ba¤dafl kurup oturmam›fl. Uzaktan hep anlat›lm›fl, ama sorunun merkezine gidilmemifl. Bu konuda bile çok s›k›nt› çektim. Baflka mahallelerdeyse, beni yabanc› gibi görüyorlard›. “Metropol Sürgünleri” iyi bir yan›t oldu diye düflünüyorum. Bu alanda çal›flmaya devam etmek istiyor musun? Elbette devam edece¤im. Mahallelerden gidenlerin hikâyesini yazmay› çok istiyorum, belki bu kez biraz daha somut bilgilerle.. Bir de Küçükarmutlu’yla ilgili bir film projem var, yak›nda hayata geçirmeyi düflünüyorum. Kentsel dönüflüm metropol sürgünleri yarat›yor, bu insanlar aras›nda flehirde tutunmas›na izin verilenler var, ama bu izni verenle, yani yat›r›mc› devletle

35


MET‹N ÜSTÜNDA⁄ “fi‹Y‹R SEV‹fiGENLER‹”YLE KARfiIMIZDA

Yak bir Cemal Süreya! Metin Üstünda¤’›n seviflirken düflündüren “fiiyir Seviflgenleri”, Sel Yay›nlar›’ndan ç›kt›. Böylece, Yasakmeyve dergisinin son befl sayfas› için 2004’ten bu yana çizdi¤i fliirli-karikatürler bir araya gelmifl oldu. Adam konuflur: “Hayat bi sahne, biz de oyuncular›z...” K›z ürkmüfltür: “Ayile k›z›y›m, böyle fleyler ters gelir!” Met-Üst’ü dinliyoruz... Pazar Seviflgenleri’ne fliir okutmaya nas›l bafllad›n? Metin Üstünda¤: Asl›nda Pazar Seviflgenleri arada fliir okuyorlard› da, bu hali almas› biraz Enver Ercan sayesinde oldu. Yasakmeyve dergisinin sonuna befl sayfa karikatür koymak istiyordu Enver. Ben de oraya özel fleyler yapmak istedim, fliirli fleyler. fiiir ve felsefeyle beslenen bir mizah yapt›¤›m için çok da zorlanm›yorum, hofluma gidiyor. Kitaptaki tipler, ayn› sokakta yürüyen insanlar gibi; ak›p giden karikatürlerde ara duraklar gibiler... ‘80 sonras› bir ruh hali var, “herkes bir yerde mahsur kald›” tad›nda... O ruh yans›s›n istedim. Zaten kitab›n sonunda da Eflber Abi’yle (Ya¤murdereli) Can Yücel var, o mahsur ve mahzun kalma durumunu pekifltirsin diye. Onlar›n yer ald›¤› dokuz kare tek bir karikatürdü asl›nda. Özellikle öyle böldüm, durak olsun, bir cinslik olsun diye. Eflber Ya¤murdereli ve Can Yücel’in yan›nda, sen de vars›n baz› karikatürlerde... Eflber Abi, Can Baba ve ben, bir arada öyle sadece bir gece yaflad›k maalesef. Maalesef diyorum, çünkü sonra Eflber Abi hapse, Can Baba da hastaneye gitti. Bu bana dert oldu... O gece çok keyif alm›flt›m o muhabbetten, sahnede de, sonras›nda da. O gecenin an›s›na, akl›ma gelen esprileri çizdim. Nerdeydi bu gece? Aç›khava Tiyatrosu’nda, Can Baba’n›n 70. yafl›n›n üçüncü kutlamas› gibi bir fleydi. Ankara’da, baflka yerlerde de kutlanm›fl, ama on kifli falan gelmifl, bizim etkinli¤e üç bin kifli geldi, bir o kadar insan da d›flar›da kald›. Gecenin sonras›nda biz devam ettik. Üç ayr› kuflak, üç ayr› solculuk dönemi... ‹kisi de h›nz›r ve flakac› insanlard›. Keflke y›llar önce karfl›laflsayd›k diye hay›flanm›flt›m, bari bunu hayalî yapay›m dedim, hem hapisteki Eflber Abi’ye hem de hastanedeki Can Baba’ya moral olsun diye. Eflber Abi’yle ne zaman karfl›laflsak, “niye devam etmiyorsun” diyor. Son karikatürü Eflber Abi’nin iste¤i üzerine yapt›m. Can Baba art›k olmad›¤› için, nur yüzlü ihtiyar olarak geri getirdim. Okur tepkileri nas›l oluyor? “Hislerime tercüman olmuflsun” diyenler ç›k›-

36

Metin Üstünda¤

Ö¤retmen-ö¤renci esprisi çizerken ö¤rencinin yan›ndas›n. Asker-general çizerken askerin, iflçi-patron karikatürü çizerken iflçinin yan›ndas›n. Seviflgen karikatürleri çizince de, kesinlikle kad›nlar›n yan›ndas›n. yor mu? K›zlar genellikle... ‹lginç bir hikâye anlatay›m. ‹stanbul Kitap Fuar›’nda Penguen imza günü vard›. Türbanl› bir k›z geldi, “ay›p fleyler yap›yorsun” falan diye k›zacak sand›m. Öyle durdu, durdu, imza bitti, beni kenara çekti, “tamam, mahvolduk” dedim. “Pazar Seviflgenleri” kitab› vard› elinde. Oradan bir karikatürü gösterdi. Çocu¤un bir eli telefonda, bir eli de aletinde, gecenin bir vakti aram›fl k›z›, “demin albüme bak›yordum da akl›ma geldin” diyor. Beni durduran k›z da, “hep beni böyle ar›yorlar, anlad›m niye ar›yorlarm›fl” diye k›zd›. “Belki seni gerçekten ar›yorlard›r, o kadar tak›lma” dedim. Peki, âfl›klar birbirlerine hâlâ fliir okuyorlar m› hakikaten? Aflk ve iliflkilerde fliirler pansuman tedbirleri fleklinde kullan›l›yor genellikle, hep böyle olmufltur. Yani, fliir ve müzik, aradaki o kabal›¤› rahatlatan bir fley gibi. Önce buluflulur, biraz alkol al›n›r, arkas›ndan biraz müzik ve fliir, sonra k›vama gelinmifltir. fiiirin muhabbet tellal› gibi bir hali var. Bundan rahats›z olmuyorum, hayat›n bir alan› olarak fliir orada da okunabilir, ama bunun karfl› tarafa yem ve tavlama unsuru olarak kullan›lmas›na taraf de¤ilim. fiiir o zaman çok da anlafl›lmayabilir. Sevifltikten sonra, orgazm sigaras› gibi, bir orgazm fliiri olabilir; bir Cemal Süreya yak›labilir. Ama seviflmeden önce onu yem olarak kullanmak olmuyor... Peki “Seviflgenler” nas›l ç›kt›? Bu keli-

menin de bir hikâyesi var m›? Bunun ilk hali G›rg›r’da ç›kt›, otuz y›l önce. G›rg›r’da çal›fl›rken esprilerim uzun zaman girmedi dergiye. Sonra bir gece O¤uz Abi beni odas›na ça¤›rd› ve flöyle dedi: “Evlâd›m, sen siyasî karikatür çizerken bile Süleyman Demirel’le Nazmiye Demirel’i el ele tutuflturup gezdiriyorsun, böyle karikatürcülük olmaz. Senin damar›nda böyle bir fley yok. Sana bir köfle verelim, burada biraz debelen...” ‹nsan›n içindeki madeni bulmas› gerekiyor bir fley yapmak için. O¤uz Abi insan sarraf›yd›. O maden damar›n› bende buldu¤u için köflenin ismini de o koydu. “Metin’in Âfl›klar›” diye ç›kt› ilk. Biz oradan ayr›ld›ktan sonra “Metin’inkiler” oldu. Sonra, Deli dergisinde san›r›m, “Seviflgenler” oldu, Leman’da devam etti. Ama o ana damar› bulan sevgili O¤uz Abi’dir. “Metin’in Âfl›klar›”nda o dönemin ruhu daha bask›nd›. O zamanlar en önemli seks aksiyonu kesiflmekti. El ele tutuflan ve mahalleye gelince biri bir soka¤a, öbürü öbür soka¤a giden tipler çiziyordum. Sonra de¤iflti ve bir fleyi fark ettim: ‹lk önce, ergenlikle aflk› merak eden karikatürler yap›yordum. Sonra cinselli¤in çok acayip bir fley oldu¤unu fark ettim. ‹nsan›n en çaresiz, en savunmas›z oldu¤u yer yatak. Yani, iki ç›plak insan ve çok silahs›z bir durum. Mal meydanda, yapaca¤›n hiçbir fley yok. Bu çok seksî bir durum de¤il, çok ac›kl› bir durum. Ne yapabilirim dedim, arkadafllara nas›l yard›mc› olabilirim? Ve bafllad›m o durumu kolaylaflt›rmaya. ‹nsanlar›n birbirine hava atmad›¤›, ben erke¤im, ben kad›n›m, ben seni ziktim havas› olmayan, o durumu yumuflatmaya çal›flan fleyler yapt›m. Evet, o eflitlik fark ediliyor hakikaten. “Erkekler siker, kad›nlar amar” gibi güzel bir ifaden de geliyor akla... Asl›nda bunun en klasik karikatürü flöyleydi: Seviflmifller. Çocuk derin düflünüyor. “Ne oldu Berkay” diyor k›z. Çocuk da yan›t veriyor: “Anlam›yorum, bir insan bir insan› nas›l siker?” ‹lk oydu... “Seviflgenler”den önce genellikle röntgenci karikatürleri vard›, güzel kad›nlar vard›. Benim çizdi¤im karikatürlerle bunlar biraz insanlaflt›lar. Yani, a¤layan insanlar, dertleri olan insanlar oldular... Mesela, evli bir çift, çocu¤un okul taksitlerini düflünüyorlar, kad›n “ne yapaca¤›z, kömür alamad›k” falan diyor. Erkek de bir yandan diyor ki, “bunlar› konuflmak iyi oluyor, erken boflalm›yorum”. Salon, mutfak gibi yerler karikatüre giriyordu, ama art›k yatak odas› da çok normal bir flekilde girmeye bafllad› karikatürlere. Ö¤retmen-ö¤renci esprisi çizerken ö¤rencinin yan›nda oluyorsun. Asker-general çizerken, askerin yan›nda oluyorsun. ‹flçi-patron karikatürü çizerken iflçinin yan›nda oluyorsun. Seviflgen karikatürleri çizince de kesinlikle kad›nlar›n yan›ndas›n. Kad›nlar ne hisseder düflüncesiyle bak›yorum ben. Belki, karikatürlerin sevilmesinin sebebi de bu. Çünkü asl›nda siyasî bir fley. Bence siyasetin en ç›plak ve bazen i¤renç bir flekilde yafland›¤› yer de yatak. Onun için bir-iki kere dava aç›ld›.


me kalkma, belden afla¤› dedi¤imiz espriler ç›k›yor. Genel olarak bir cahiliye devrine girdi¤imizi düflünüyorum. Bu bütün alanlar için söz konusu, ama en çok mizah› etkiliyor. Bir de vurdumduymazl›k var, hep ekme¤ine bakmak ruh hali var, bu da siyasî mizah› çok etkiliyor. “Aman etliye sütlüye kar›flmayay›m” hali oluyor. Çizerler aç›s›ndan söylemiyorum, vatandafl aç›s›ndan böyle. Ama eskiden bakt›¤›n›zda, en bulvar tiyatrosu diyebilece¤imiz yerlerde, hatta gazino komikleri bile siyasî espriler yap›yorlard›. En önemli farkl›l›k bu. ‹nsanlar›n durup düflünecek zaman› yok, hayat nereye gidiyor, ben ne yap›yorum diye. Bir de, en son darbe gerçek anlamda insanlar› mahvetti. Sadece geçmifllerini de¤il, geleceklerini de elinden ald›¤› için ve bu ifl için u¤raflan insanlar›n da çok ac› çekti¤i görüldü¤ü için, belki bir savunma refleksi olarak insanlar bu konulardan uzak duruyorlar. Bu durumda, genç nesilden mizahç› ç›kmas› da gittikçe zorlafl›yor mu? Daha özel dünyalar ç›k›yor. Genellikle laf oyunlar› yapan ya da hayat›n di¤er ayr›nt›lar›yla ilgilenen mizahç›lar... Bu kötü bir fley de¤il ama, bizdeki gelenekte asl›nda bir muhalefet damar› var, o giderek azal›yor. Mizah›n bireysel yönü a¤›r basmaya bafll›yor, toplumsal yönü giderek siliniyor mu? Bilmiyorum ki. Belki do¤rusu budur. Ben bunu elefltirmiyorum, bir saptama olarak söylüyorum. Her dönemin ruh haline ba¤l› olarak mizah anlay›fl› de¤ifliyor.

Söylefli: Tülin Er

Önce anlam›yordum, müstehcen falan diyorlard›. Sonra anlad›m ki, çok siyasî asl›nda, çünkü varolan erkek bak›fl aç›s›na çok sert ç›kmalar yapm›fl›m. Egemen zihniyet erke¤in yan›nda, ona karfl› bir fley oldu¤u için dava açt›lar bana herhalde. Kaderin cilvesi, beraat ettim, hâkime han›m üst mahkemeye gönderdi. Savc› falan o karikatürleri oynuyordu mahkemede. “Adamlar seviflmifller, böyle diyor” falan diye... Çok utan›yordum. “Ceza verin, daha iyi” diyordum, “bu ne azap verici fley”. Dergide de hep gençlerle çal›fl›yorsun, sana iliflki dan›flman› muamelesi yap›yorlar m›? Asl›nda öyle yemifl yutmufl durumum da yok. Ben de yaz›p çizerken ö¤reniyorum, ama dan›flmanl›k durumum oluyor. “Abi, k›z böyle yapt›, ne demek istedi?” diye soruyorlar mesela. Genelde aflk ve iliflkiler klifle demeti oldu¤u için, ben o klifleler üzerinden fleyler söylüyorum, ama bir Güzin Abla’l›k ya da Haydar Dümen’lik halim de yok. Otuz y›ld›r mizah dünyas›ndas›n. Neler de¤iflti bu süreçte, neler de¤iflti, geliflti, geriledi? Giderek güçlefliyor bu ifli yapmak, çünkü mizah bir göndermeler sanat›. En az›ndan genel kültürlü insanlar›n olmas› gerekiyor, okuyucunun baz› fleyleri bilmesi gerekiyor. Vicdan› olmas› gerekiyor, vefa duygusu olmas› gerekiyor. Toplumsal sorumlulu¤u, vatandafll›k bilinci olmas› gerekiyor ki, yapt›¤›n espri ya da elefltiri bir yerlere de¤sin. Bunlar olmay›nca, yapt›¤›n mizah da zorlafl›yor. O yüzden laf oyunlar› ve düfl-


Haz›rlayan: Koray Löker

Pazarlama sanat›

‹nternet hesaplar›

Caleb Larsen, “Bir Kand›rma ve K›yma Arac›” bafll›¤›yla, internet üzerinden kendini pazarlayan bir küp sat›fla ç›kard› ve net-art, modern sanatta meta kavram› gibi birçok alanda birden gündem oldu. Ebay üzerinden sat›lan, internete ba¤l› bu küp, her sat›l›fl›n› takiben internete ba¤lan›r ba¤lanmaz kendi için yeni bir aç›k art›rma bafllat›yor. Sat›fl sözleflmesinin bir maddesinde ürünün tüm özelli¤inin yeni bir sat›c›ya ulaflt›r›lmas› oldu¤u, internet ba¤lant›s› kurulmad›¤› takdirde tüm sanatsal özelli¤i yok olarak s›radan

Pingdom.com sitesinde, bir 2009 internet bilançosu yay›nland›. Bilançoya göre, geçti¤imiz y›l 90 trilyon e-posta gönderildi ve bunlar›n 60 trilyondan fazlas› spam. Facebook sitesine ayda ortalama 2.5 milyar foto¤raf yüklendi. Yaln›zca ABD’de Youtube sitesinden ayda ortalama 12 milyar video izlendi. Günde 150 bin bilgisayar, sahiplerinin haberi olmadan virüs ve benzeri yaz›l›mlar sayesinde spam postalar göndermek gibi ifller için kullan›ld›. Toplam blog sitesi say›s› 126 milyona ulaflt›.

bir küpe dönüflece¤i özel olarak vurgulanan eser, dergi bas›ld›¤› s›ralarda 4.250 dolar öneren bir sanatsever taraf›ndan al›nmay› bekliyordu.

‹NTERNET SANSÜRLER‹ VE TAKS‹M’DE SANAL M‹T‹NG

Ya özgürlük ya Sarkozy-MÜYAP ittifak›

Ankara’da 12’nci A¤›r Ceza Mahkemesi ad›nda bir mahkeme yer alm›yordu. Mahkeme, Ekim 2009’da kurulmufltu.

Kim hangi yetkiyle sansürlüyor? 2010, internete eriflimin engellenmesi, sansür, korsanl›k tart›flmalar›yla h›zl› bafllad›. Küresel ve yerel ölçekteki geliflmeler, bu konular›n daha çok tart›fl›laca¤›n› ve tart›flma zemininin farkl› alanlara kayabilece¤ini düflündürüyor. Bu yenilikleri farkl› alanlardan isimlerle tart›flmak üzere, bir “ç›kan k›sm›n özeti” denemesi yapal›m. ürkiye, son iki y›ld›r yapt›¤› düzenlemelerle, ad›n› Çin ve ‹ran’la birlikte interneti en çok yasaklayan ülkeler aras›na sokmay› baflard›. Düzenlemeleri k›saca sanal bir misak-› millî içine hapsolmakta sak›nca görmeyen devlet zihniyetine ve bürokrasinin pervas›zl›¤›na indirgeyenler de var, siyasî atmosferden ba¤›ms›z bak›lmad›¤›nda kayg› verici bulanlar da. Kayg›lar›n bafl›nda, sürecin demokratik olamad›¤› gibi, yeterince ciddi de olamamas›ndan do¤an sonuçlar geliyor.

T

38

Yak›n tarihli örneklerden birini 10 Aral›k 2009 tarihli Habertürk’ten ö¤reniyoruz. Habere göre, Telekomünikasyon Baflkanl›¤›, PKK yanl›s› oldu¤u gerekçesiyle F›rat Haber Ajans›’n›n kulland›¤› bir adresi engellerken gerekçe olarak “Ankara 12. A¤›r Ceza Mahkemesi’nin 10.01.2008 tarih ve 2008/28-29 nolu koruma tedbiri kapsam›nda bu internet sitesi hakk›nda verdi¤i kapatma karar› Telekomünikasyon ‹letiflim Baflkanl›¤›’nca uygulanmaktad›r” yaz›s›n› yerlefltirdi. Oysa kararda belirtilen tarihte

Telekomünikasyon Baflkanl›¤›’n›n gayr›ciddi tavr› bu örnekle s›n›rl› de¤il. Radyo Brecht köflesinin ilk yaz›s› sansür konusuna ayr›ld›¤›nda, 330’u herhangi bir aç›klama yap›lmaks›z›n, 1659 site engellenmiflti. Bugün bu say›, 477’si hakk›nda bir kanunî bildirim bulunmayan 4882 siteye ulaflm›fl durumda. Sansürün temelini oluflturan 5651 say›l› kanun mahkeme karar›n› zorunlu k›ld›¤› halde, baz› sitelerin neden kerhen engellendi¤i hakk›nda bilgi alabilmek, hatta genel olarak iflleyiflle ilgili bilgi alabilmek oldukça zor. Bu konuyu kiflisel bir hukuk mücadelesine çeviren teknoloji yazar› Erhan Ekici, bilgi edinme hakk› çerçevesinde Telekomünikasyon Kurulu’na bugüne dek hangi sitelerin hangi mahkeme kararlar›na riayet edilerek kapat›ld›¤›n›n bir listesini sordu¤unda, kurumun bas›n ve tüketicilerle iliflkiler müflavirli¤inden afla¤›daki yan›t› ald›¤›n› aktar›yor: “Bir soruflturmaya esas olabilecek suç teflkil eden içerik nedeniyle eriflimi engellenen sitelerin isimlerinin yay›nlanmas›, mücadeleye iliflkin yöntemin ve bu sitelerin isimlerinin deflifresine yol açacakt›r. Ayr›ca internetin do¤as› gere¤i bir siteye eriflimin yüzde yüz engellenemedi¤i de dikkate al›nd›¤›nda, söz konusu sitelerin adlar›n›n yay›nlanmas› adeta suç ifllenmesini teflvik etmek anlam›na gelecektir...” Yan›t›n devam›nda, yasa taraf›ndan sorumlu gösterilen internet servis sa¤lay›c›lar›n da eriflim engellemesi yapt›¤› vurgulanarak, tam say›n›n bilinmesine olanak olmad›¤› itiraf ediliyor. Terör yandafl›, porno içerik sa¤lay›c›, çocuk istismarc›s› ya da Atatürk aleyhtarl›¤› gibi tabular kullan›larak hukuksuz ve fütursuz biçimde ifllemeye bafllayan çarklardan kimsenin kolayca kurtulamad›¤›na süreç içinde tan›k olduk. “Yarat›l›fl Atlas›” adl› hikâye kitab›n›n bilimsel yay›n olarak okullarda da¤›t›lmas›na karfl› bas›n aç›klamas› nedeniyle E¤itimSen’in resmî sitesi de engelli kervan›nda bir süre yol ald›, ki bu vaka bafll› bafl›na sendikal haklar›n engellenmesi anlam›na geliyor. Ne var ki, bu anayasal suçun failleri tam olarak belli de¤il, çünkü kanun ve kararnameler sonucunda kimin ne yetkiyle hareket etti¤i meçhul.


Sansüre karfl› örgütlenmek Hem kanunda hem de iflleyiflte yer alan aksakl›klar ve bu aksakl›klar›n yol açt›¤› ihlâllere karfl› sivil tepki örgütlenmeleri sürüyor. Süreci bafl›ndan beri s›k› flekilde takip eden SansüreSansür.org gibi taban örgütlenmesine dayal› ve kitleleri bu konuda harekete geçirmeyi hedefleyen Eylem 2.0 grubu ve Youtube yasa¤› nedeniyle ifade özgürlü¤ünün engellendi¤ini savunarak Avrupa ‹nsan Haklar› Mahkemesi’ne baflvuran ‹nternet Teknolojileri Derne¤i gündemi canl› tutmaya çal›fl›yor. Bu gruplar›n sosyal medya servisleri üzerinden örgütlenmelerine, hukukî süreçlerine ek olarak bir süre önce Bobiler.org adl› kültür bozumu grubu, izleyicilerini, kendilerini Google’›n popüler harita servisinde Taksim meydan›nda iflaretleyerek sanal bir mitinge kat›lmaya ça¤›rd›. Dergi yay›na girdi¤inde bu sanal miting, birçok ulusal gazetenin yan›s›ra, New York Times gazetesinde “Tepkiyi Görsellefltirmek: Türkiye kullan›c›lar› sansürü Google Maps ile protesto ediyor” bafll›¤›yla haber olmufl ve sanal miting 60 bin kifliye ulaflm›flt›. Avrupa Birli¤i ‹lerleme Raporu’na konu olan internet yasaklar›n›n konu edildi¤i baflka bir rapor da, Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi ö¤retim üyesi Dr. Yaman Akdeniz taraf›ndan haz›rland› ve AG‹T Medya Özgürlü¤ü Temsilcisi Miklos Haraszti taraf›ndan bir bas›n aç›klamas›yla kamuoyuna

duyuruldu. Aç›klamada 5651 say›l› kanunun ciddi bir reformdan geçirilmedi¤i takdirde yürürlükten tamamen kald›r›lmas› önerildi. Tablonun karamsar yan›nda, mevcut kanunun sorunlu oldu¤u tespitini sansür cephesinin de paylaflmas› yer al›yor. 20 Ocak tarihli Milliyet gazetesindeki habere göre, Kültür Bakanl›¤›, 5051 say›l› yasa ile “Sarkozy Yasas›” olarak bilinen ve korsan içerik indiren kullan›c›lar› internetten mahrum k›lmay› hedefleyen yasal düzenlemenin Türkiye’ye uyarlanmas› tart›flmalar›n› bafllatt›. Habere göre, müzik yap›mc›lar› mes-

“fiark›lar, sanatç›lara de¤il, yap›m flirketlerine aittir” gibi bir yaklafl›mla last.fm ve myspace’i sansürleyen MÜYAP sayesinde sansür, internet özgürlü¤ü konusunda rahmetle an›lan bir kavrama dönüflecek gibi görünüyor. lek birli¤i MÜYAP flu anda elindeki yaz›l›mlarla korsan müzik indiren internet kullan›c›lar›n› takip edebiliyor, ancak yasal düzenleme olmad›¤› için müdahale edemiyor. 5651 say›l› yasay› kullanarak “flark›lar, sanatç›lara de¤il, yap›m flirketlerine aittir” fleklinde özetlenebilecek bir yaklafl›mla last.fm ve myspace’i sansürleyenin MÜYAP oldu¤u hesaba kat›ld›¤›nda, sansür, internet özgürlü¤ü konusunda rahmetle an›lan bir kavrama dönüflecek gibi görünüyor. Halihaz›rda kullan›c›lar›n internet üzerinde ne yapt›¤›n› izleyen bir teknolojiyi MÜYAP’›n hangi yetkiyle kulland›¤› bile bafll› bafl›-

na bir muamma. Türkiye’deki mevcut yasal düzenleme, sunulan içeri¤in yasal düzenlemenin s›n›rlar› d›fl›nda kalmas› durumunda, herhangi bir amaçla ve yöntemle ona eriflmeyi herkes için engellemeye dayal›. Zaten bu flekli nedeniyle sansür olarak adland›r›l›yor. Yay›nlanan raporlar, internet üzerinde ya da fiziksel olarak süregiden örgütlenmeler de bu nedenle ifade özgürlü¤ü ortakl›¤›ndan yola ç›k›larak, sansür karfl›tl›¤› temel al›narak yap›l›yor. Bu durum, sürecin gidiflat› göz önüne al›nd›¤›nda, sorunun yaln›zca bir bölümünü kapsamas› tehdidini bar›nd›r›yor. Bu tehdide paralel olarak hâlâ bu konuyu gündemde tutmaya u¤raflan organizasyonlar›n say›s›n›n bir elin parmaklar›n› geçmemifl olmas› ve ana konusu bu olmayan, ama yap›s› gere¤i bu konuyla ilgilenmesi beklenebilecek birçok aktörün hâlâ bu alanda fikir ve eylem üretmeyifli eklendi¤inde, tablo daha da karamsarlafl›yor. 5651 kapsam›nda zaten yeterince sorunlu ve evrensel insan haklar› bak›m›ndan ça¤d›fl› kalan düzenlemeler, Sarkozy yasas›n›n devreye girmesiyle birlikte, mülkiyet baflta olmak üzere, birçok kurumsal ç›kar›n korunmas› u¤runa bireysel haklar›n kolayca gözard› edilmesine dönüflecek gibi görünüyor. Buna karfl› ç›kabilmek için tablonun tamam›n› görmeye ihtiyac›m›z oldu¤u da aç›k. Koray Löker


Haz›rlayan: Ahmet Gürata

A

I

R

Ç

E

Usta ç›ra¤a k›z›nca ehmen Kubadi’nin (Bahman Ghobadi) Can-

B nes’da Jüri Özel Ödülü’nü alan “‹ran Kedile-

Johnny Depp ve Emir Kusturica

Özgür köyün festivali önetmen, oyuncu ve müzisyen Emir KusY turica, “Hayat Bir Mucizedir” filmi için infla etti¤i da¤ köyü Drvngrad’›, dostlar›yla birlikte alternatif bir kiflisel yaflam alan›na dönüfltürmüfltü. S›rbistan’›n Bosna’ya komflu Mokra Gora bölgesindeki millî parkta yer alan köy, bugün Küstendorf (Almanca “deniz k›y›s›ndaki köy” anlam›na gelen “küsta”dan) ad›yla an›l›yor ve turistler için önemli bir çekim merkezi. Birkaç bar ve lokantan›n yan›s›ra, bir kapal› yüzme havuzuyla sineman›n bulundu¤u köyün sokaklar› Nikola Tesla, Federico Fellini ve Che Guevara gibi ünlü kahramanlar›n ad›n› tafl›yor. Arnavut kald›r›ml› sokaklar›, ahflap evleri, sokaklar›nda özgürce dolaflan kedi ve köpekleriyle bu ilginç köy, üç y›ld›r Küstendorf Film ve Müzik Festivali’ne ev sahipli¤i yap›yor. Sonuncusu ocak ay›nda yap›lan festivalde, bu y›l bir Johnny Depp retrospektifi yer al›yordu. Yar›flmal› bölümün jüri baflkan› ise, “Persopolis”in yarat›c›s› Marjan Satrapi’ydi. Festivalin konuklar› aras›nda, Depp ve Satrapi’nin d›fl›nda, Fatih Ak›n, Elia Suleiman ve Ralph Fiennes de bulunuyordu. Movie Maker dergisine göre, bira ve sigaran›n bolca tüketildi¤i, e¤lencenin sabahlara kadar sürdü¤ü festivalde, sinemayla birlikte müzik de ön planda yer tutuyor. Kapan›fl›n› Kusturica’n›n The No Smoking Orchestra’s›n›n yapt›¤› festivalin müzikal y›ld›zlar› ise, Avusturya-Sloven grup Global Kryner, ‹talyan flark›c› –Manu Chao’nun yak›n dostu– Tonino Carotone ve Aynur’du. Gelecek festival için yerlerinizi flimdiden ay›rtmakta yarar var, zira kalacak yer say›s› s›n›rl›.

Berlinale 60 yafl›nda 60. Berlin Uluslararas› Film Festivali, 11 fiubat’ta Çinli yönetmen Wang Quan’an’›n “Tuan Yuan” (Ayr› Birlikte) filmiyle aç›lacak. 21 fiubat’a kadar sürecek festivalde, geleneksel bölümlerin yan›s›ra, ünlü elefltirmen David Thompson’›n Berlinale tarihinden seçti¤i bir retrospektif de yer al›yor. Semih Kaplano¤lu’nun “Bal”› Berlinale’nin yar›flma bölümünde “Alt›n Ay›” ödülü için yar›fl›yor. Ayr›ca, Tayfun Pirselimo¤lu imzal› “Pus” Forum bölümünde, Reha Erdem’in “Kosmos”u ise Panorama bölümünde gösteriliyor.

40

rini Kimse Tan›m›yor” (Kasi az gorbehaye irani khabar nadareh) adl› filmini yak›nda 29. Uluslararas› ‹stanbul Film Festivali’nde izleme olana¤› bulaca¤›z. Elefltirmenlerden büyük övgü alan film, ‹ran’daki “underground” müzik âlemini konu al›yor. Fatih Ak›n’›n filmine göndermeyle ifade edecek olursak, rap’ten rock’a bir tür Tahran Hat›ras›... fiu s›ralar festivalleri dolaflan film, tahmin edilebilece¤i gibi, ‹ran’da yasakl›. Kürt yönetmen Kubadi, bir süredir yurtd›fl›nda yafl›yor ve yeni projelerini ‹ran d›fl›nda gerçeklefltirmeyi planl›yor. Abbas Kiyarüstami, geçti¤imiz günlerde bir aç›klama yaparak, Kubadi’nin filmini izinsiz yurtd›fl›na ç›karmas›n› ve ‹ran’dan ayr›lmas›n› elefltirdi: “Behmen Kubadi e¤er film üretmek için yurtd›fl›nda koflullar›n daha iyi oldu¤unu düflünüyorsa, onu kutlar›m. Ben, ‹ran’dan ayr›lmay› düflünmüyorum. Zira en rahat uyuyabilece¤im

“‹ran Kedilerini Kimse Tan›m›yor”

Sinemac›lar ‹fl Yasas› istiyor elevizyonlarda her hafta yaklafl›k 70 dizi yay›nlan›yor. Reklam kuflaklar› yüzünden giderek uzayan dizi bölümlerinin süresi, 80-90 dakika civar›nda. Bu dizi setlerinde günde ortalama 16 saat çal›flan binlerce oyuncu ve set iflçisi sosyal güvenlikten yoksun ve sigortas›z. ‹nsanl›k d›fl› a¤›r çal›flma koflullar›, yorgunluk, uykusuzluk ve stres yüzünden geçen y›l üç kifli ifl kazas›nda öldü, bir kifli intihar etti, bir kifli de kalp krizi geçirip öldü. Say›s›z ifl kazas› yafland›. Ayr›nt›lar›, bu “orman düzenine” karfl› ç›kan Sine-Sen’in Sinema/TV Sektörü 2009 Y›l› Raporu’nda okuyabilirsiniz: http://sinesen.org.tr...

T

K

M

yer evim.” Kiyarüstami, ülkesini terk eden ‹ranl›lar›n yurtd›fl›nda baflar›l› olamad›klar›n› belirterek, kendi ülkesinde ve anadilinde film çekmeye devam etmek istedi¤ini sözlerine ekledi. Kiyarüstami’nin “Rüzgâr Bizi Sürükleyecek” (1999) filminde yönetmen yard›mc›l›¤›n› üstlenen ve küçük bir rol alan Kubadi, s›k s›k ustas›n›n sinemas›na sayg› duydu¤unu belirtiyordu. Ancak, bu son aç›klama usta ve ç›rak aras›ndaki iplerin gerilmesine neden oldu. Kubadi’nin bu sözlere tepkisi sert oldu: “Yeralt›ndaki, kapal› kap›lar ard›ndaki, evlerdeki ve sokaklardaki halk›n sesini duyan yönetmenleri ve beni filmlerimizde yalan söylemekle suçluyorsun. Sevgili ve sayg›de¤er ustam, ben ve bütün sinemaseverler, sinemayla ilgili görüfllerine sayg› duyuyoruz. Ama, bu size diktatörler gibi, sanat dünyas›ndaki insanlara ne yapmalar› gerekti¤ini söyleme, toplumun sorunlar›na sessiz ve duyars›z kalmayan filmleri de¤ersiz olarak niteleme hakk›n› vermez.” Kiyarüstami’nin kendi ülkesinde ve anadilinde film çekme karar›na iliflkin sözleriyle ilgili Kubadi’nin yorumuysa flöyle: “Seni hiçbir zaman Kürt oldu¤un ya da Sünni oldu¤un için susturmaya çal›flmad›lar. Ancak, benim de vatan›m olan ayn› ülkede, anadilimde film çekmeme hiçbir zaman izin vermediler. Ben de senin gibi kendi ülkemde ve anadilimde film çekmek istiyorum.” “Nas›l oldu da, devlet memurlar›ndan ve resmî gazetecilerden iflittti¤imiz bu sözleri sizin a¤z›n›zdan duyduk” diye soran Kubadi’ye göre, Kiyarüstami bu elefltirileriyle toplumsal sorunlar konusundaki sessizli¤ini meflrulaflt›rmaya çal›fl›yor.

X Sinematek Karfl› Sanat Çal›flmalar›’nda “Senaryo Nas›l Yaz›lmamal›?” atölyesinin ikincisi bafllad›. Nur Akal›n koordinatörlü¤ündeki sekiz haftal›k atölyenin ard›ndan bir de film çekilecek. Kat›l›m ücretsiz. Tel: 0.212.245 71 53... 19 Ocak’tan 19 Ocak’a (Ümit K›vanç, 2010): vimeo.com/8574224 5 No’lu Cezaevi (Çayan Demirel, 2009): 6 fiubat 19:00, Tophane Tütün Deposu. Akl› Havada (Up in the Air) (Jason Reitman, 2009): Clooney’li komedi. Boonmee Amcaya Mektup (Apichatpong Weerasethakul, 2009): “Yüzy›l›n Sendromlar›”n›n yönetmeninden (www.theaute urs.com/films/4093) Ç›plak (Naked) (Mike Leigh, 1993): Leigh’in baflyap›t› Türkçe altyaz›yla DVD’de. Ev Karad›r (Furu¤ Ferruhzad, 1962): www.ubu.com/film/ farrokhzad.html).

K›r›k Kucaklaflmalar (Los abrazos rotos) (Pedro Almodóvar, 2009): Soundtrack’te Cat Power’dan “Werewolf”a dikkat. Kim Kiminle Nerede? (What Ever Works) (Woody Allen, 2009): Dört filmin ard›ndan Avrupa’dan New York’a dönen Allen, mahallesiyle ve alter egosuyla bulufluyor. Sita Sings the Blues (Nina Paley, 2008): 2009’un en be¤enilen canland›rmas› Internet Archive üzerinden sunuluyor (www.archive.org/details/Sita_Sings_the_Blues) Susuz Yaz (Metin Erksan, 1964): Filmin yeni kopyas›, k›sa bir süre için The Auteurs’de bedava (www.theauteurs.com/films/1328) Vavien (Ya¤mur Taylan ve Durul Taylan, 2009): “Aileye, flerefe, erkekli¤in zorbal›k hakk›na, kötülü¤ün bayal›¤›na, kad›nl›¤›n gönüllü kurbanl›¤›na dair laf› hiç doland›rmadan zifirî bir karanl›¤a iflaret ediyor.” (Y›ld›r›m Türker)


!F’TEN CANLI YAYIN

Aç›l›ml› festival !f ‹stanbul 9. AFM Uluslararas› Ba¤›ms›z Filmler Festivali, 11 - 21 fiubat’ta ‹stanbul’da, 25 - 28 fiubat’ta Ankara’da arz-› endam ediyor... estivalin çok ra¤bet gören bölümlerinden olan “Fantastik Filmler”de, senarist Tony Grisoni imzas›n› tafl›yan “Red Riding” üçlemesi ön s›ray› al›yor. Ottawa Animasyon Film Festivali’nde En ‹yi Animasyon ödülüne lây›k görülen “Köpe¤im Tulip”, ‹ngiliz yazar J.R. Ackerley’nin 1956’da kaleme ald›¤› an›lar›na dayan›yor. Bir baflka bol ödüllü film ise, Mamoru Hosoda’n›n bilimkurgu formunda bir büyüme hikâyesi anlatan “Yaz Savafllar›” (Summer Wars). Müzik filmlerinden oluflan “Sesli Müzik”te, acid house kültürünü dönemin pek çok DJ ve organizatörünün a¤z›ndan resmeden “Acid Denen fiey” (They Call It Acid), Hole ve Smashing Pumpkins gruplar›n›n ünlü basç›s› Melissa Auf der Maur taraf›ndan gelifltirilen belgesel “Ak›ld›fl›” (Out of Our Minds) ve efsanevî Berlinli plak flirketi Minus’›n en iyi DJ’lerini ve müzisyenlerini bir araya getiren “Contakt” gibi yap›mlar var. Festivalin yeni bölümlerinden “Erkeklik Halleri”nde erkek iktidar› tart›flmaya aç›l›yor. Bölümün gözdesi “Bronson”. Gerilim dozu yüksek “The Ape”, Berlin Film Festivali’nden ödüllü “Everyone Else” ve “31 ve Moral Bozuklu¤u” (Ali Yorganc›o¤lu, Uluç Ali K›l›ç ve Gönenç Uyan›k) ve “Pippa’ya Mektup” dikkat çeken yap›mlar. Festivalin di¤er yeni bölümü “Sessiz ve ‹syankâr” s›rad›fl› hayatlara ›fl›k tutuyor. Michel Gondry’nin kendi halas›n› anlatt›¤› “The Thorn In My Heart”, torbac›l›k yaparken Müslüman olup hiphop’a yönelen Amerikal› Hamza Pérez’i konu alan “New Muslim Cool” ve dünya uzun yüzme rekortmeni Martin Strel’in Amazon’daki ölüm-kal›m yolculu¤unu anlatan ödüllü yap›m “Big River Man” bu bölümün dikkat çeken filmleri aras›nda yer al›yor.

F

!f’in hitleri !f ‹stanbul’da dünya sinemas›n›n yeni ve çarp›c› örnekleri yer al›yor: Aflk Dersi (An Education, Lone Scherfig): Nick Hornby’nin senaryosunu yazd›¤› film, ‹ngiliz gazeteci Lynn Barber’›n an›lar›na dayan›yor. Precious (Lee Daniels): Zorlu konular›, duygu sömürüsüne bulaflmadan, derinlere nüfuz ederek aktaran sert, ama umutlu bir film. Cennetimden Bakarken (The Lovely Bones, Peter Jackson): 14 yafl›nda bir cinayete kurban giden, an-

“Aflk Dersi”

“Everyone Else”

!f “Aç›l›m” bafll›¤› alt›nda, Kürt sinemas›na ve onu tan›mlayan s›n›rlararas› varoluflla özlem duygusuna e¤iliyor. Norveç as›ll› Hisham Zaman’›n s›n›rlar aras›nda s›k›flm›fl insanlar›n hikâyelerini iflledi¤i “K›fl Ülkesi” (Winterland) ve “Bawke”›n yan›s›ra, peflmergelerin yak›n tarihine çarp›c› bir bak›fl aç›s› sunan “Kurdi” (Kürdî / Doug Aubrey) gösterilecek. Festival kapsam›nda pek çok söylefli ve atölye çal›flmas› da yer al›yor. 19 fiubat’ta Festival Merkezi’nde Mustafa Gündo¤du, Hisham Zaman, Doug Aubrey ve Hüseyin Karabey Kürt sinemas›n› masaya yat›racak. Hemen ard›ndansa, Altyaz› dergisi ekibi “Ben Küba” (Mikhail Kalatozov, 1964) filmini tart›flacak. !f Istanbul’un uluslararas› ödüllü yar›flmas› Kefl!f’e festivallerde ilgiyle karfl›lanm›fl genç yönetmenlerin filmleri kat›l›yor. Türkiye’den Emre fiahin’in “40” adl› filminin yer ald›¤› yar›flmada toplam sekiz film var. “Sinemada cesur hikâye anlat›m›, teknik ve tarzda yenilik” içeren film verilecek ödülün tutar› 15 bin dolar. Festival, bu y›l, The Auteurs arac›l›¤›yla, filmlerini Türkiye’nin 15 iline daha ulaflt›racak. Bu flehirlerdeki gösterimlerde ayr›ca, izleyiciler canl› yay›nla filmlerin yönetmen ya da yap›mc›lar›na sorular yöneltebilecek. cak cennet ile dünya aras›nda kalan Susie Salmon’›n hikâyesi. Mark Wahlberg, Rachel Weisz ve Susan Sarandon baflrollerde. Uzaklara Gidelim (Away We Go, Sam Mendes): Amerika’n›n hal-i pür melâli üzerine gözlemler içeren film, ayn› zamanda bir aflk hikâyesi. “Yol” filmlerinde karfl›laflt›¤›m›z üzre, karakterler kilometrelerce mesafe ve geçmifl muhasebesinden sonra nihayet kendilerini bulabiliyor. Yaman Tilki (Fantastic Mr Fox, Wes Anderson): Bu canland›rmada, Anderson filmlerinin vazgeçilmezleri olan Bill Murray, Jason Schwartzman, Owen Wilson’›n yan›s›ra, George Clooney ve Meryl Streep’in seslerini dinleyece¤iz. Yeralt› Peygamberi (Un prophète, Jacques Audiard): Film, yeralt› dünyas›n›n karanl›k ve kasvetli labirentine dal›yor ve orada gördü¤ü hiçbir fleyi saklam›yor. Sight & Sound dergisi taraf›ndan 2009’un en iyi filmi seçildi. Kimsenin ‹ran Kedilerinden Haberi Yok (Behmen Kubadi): Tahran’›n yeralt› müzik dünyas›nda “yasad›fl›” bir yolculuk.


KARA TREN: ERIC ROHMER (1920 - 2010)

As›rl›k dalga Yeni dalgac›lar›n abisiydi. Hem yaflça öyleydi hem tav›rca. Dil ve tarih tutkunuydu. Çekti¤i son film 400 y›ll›k bir roman›n uyarlamas›yd›. Daha önce de sekiz as›rl›k bir manzum eseri, “Perceval”i perdeye aktarm›flt›. 11 Ocak’ta vefat eden büyük ustay› Inrockuptibles, Magazine Littéraire, Cahiers du Cinéma’dan yapt›¤›m›z harmanla u¤urluyoruz. Honoré d’Urfé’nin 1607’de yazd›¤› “Astrée” roman›n› sinemaya uyarlama arzusu uyand›ran ne oldu? Eric Rohmer: Lisede edebiyat hocas›yken, ders kitaplar›nda al›nt›lanan bu roman özel olarak ilgimi çekmemiflti. Bu pastoral romana karfl› bir önyarg›m vard›. Halbuki XIV. Louis döneminden Frans›z devrimine kadar çok büyük ilgi görmüfltü. Madame de Sevigné büyük övgüyle bahseder bu romandan, gençli¤inde büyük zevkle okudu¤unu söyleyen Rousseau da hakeza. “Astrée”, bir yan›lsama üzerine kurulu “Don Kiflot”la ça¤dafl, iki roman›n epey ortak özellikleri de var. “Astrée” alt› ciltlik, befl bin sayfal›k bir roman. Önce tek ciltlik bir özetini okudum; sonra, kitap piyasada bulunmad›¤› için Bibliothèque Nationale’de tamam›n›n fotokopisini çektirdim ve Frans›zcas› bugün tamamen anlafl›l›r olan çok büyük bir yazar keflfettim. “Astrée”de esas ilgimi çeken, dil ya da temalardan ziyade, üslûp oldu. Diyaloglar son derece canl›, çok modern, daha do¤rusu zaman-ötesiydi. Diyaloglar›n gücünü görünce, çok basit bir uyarlamaya gitmeye, özgün replikleri korumaya karar verdim. Oyuncular› nas›l seçtiniz? Senaryolar›m› oyuncular› seçtikten sonra yazar›m. Önce tretman› yazar›m, sonra oyuncular› ve dekorlar› belirlerim, sonra senaryoyu onlara göre gelifltiririm. Kafamda bu unsurlar netleflmeden yazamam. Bu filmde çok güzel oyunculara ihtiyac›m vard›. Fakat modern olmayan bir güzelliklerinin olmas›n› istiyordum. Modern olmayan güzellik nedir? Mesela, filmde Astrée'yi oynayan Stephanie (Crayencour) Grek burunlu, XVII. yüzy›l tablolar›n›n modellerini and›r›yor. Céladon’u oynayan Andy (Gillet) ise efemine olmayan, ama hikâyenin merkezinde yer alan k›l›k de¤ifltirmeye, kad›n k›l›¤›na girmeye yatk›n bir güzelli¤e sahip. Travestilik, k›l›k de¤ifltirme ilginizi çekiyor mu? Honoré d’Urfé'nin yaflad›¤› dönemde, travestilik ilgi görüyordu. Ça¤dafl› Shakespeare’de de çok s›k rastlan›r. Benim özel bir ilgim yok, filmlerimde hiç var m›yd›, akl›ma gelmiyor flimdi. Ama tabii, karfl› oldu¤um bir fley de¤il. Sinemadaki örneklerini nas›l buluyorsunuz? “Baz›lar› S›cak Sever”i (Marilyn Monroe ile baflrolleri paylaflan Tony Curtis ve Jack Lemmon’›n kad›n k›l›¤›nda oynad›¤› 1959 yap›m› Billy Wilder filmi) mesela... Hiç sevmedi¤im bir film; korkunç bulu-

42

yorum hatta. Hayat›mda ünlü flahsiyetlerle pek sohbet etmiflli¤im yoktur, ama nas›l olduysa, Buster Keaton’la konuflmufltum. Baya¤› yafll›l›k günleriydi ve Wilder’›n filmi yeni ç›km›flt›. Bana flöyle demiflti: “Sinemada hiç hazzetmedi¤im ne varsa, ‘Baz›lar› S›cak Sever’de hepsi var.” Bu beni çok e¤lendirmiflti. Tarihî film çekerken konuyu günümüzle ba¤lant›land›rmak gibi bir kayg›n›z oluyor mu? Yaflad›¤›m›z ça¤›n geçmifl dönemlere ilgi duymas›n› sa¤lamak istiyorum. Tarihin bilinmesini önemsiyorum. Vaktiyle yaflam›fl insanlar›n hassasiyetlerini aktarmak istiyorum. “Perceval”i uyarlarken, tek ilgimi çeken tarih de¤il, insanlar›n onu nas›l temsil ettikleriydi. O filmi kurarken, Ortaça¤’dan günümüze kalan unsurlardan faydaland›m. “Astrée”de metni korumam›n nedeni de bu. ‹nsanlar›n dönemin dilini konuflmad›¤› bir dönem filmi yapmay› düflünemem. Sinemada genellikle oyuncular› dönemin k›yafetlerine göre giydirmeye büyük ihtimam gösteriliyor, ama dil meselesi ikinci plana itiliyor. Buna katlanam›yorum. Radyoda, televizyonda insanlar›n nas›l konufltuklar›na dikkat eder misiniz? Dil benim mesle¤im say›l›r. Dile müthifl merak›m var. Bir dil mutlaka yaflamal›d›r. Yaflamas› için de evrim geçirmesi, geliflmesi gerekir. Baz› dilbilimciler daha önceleri varolmayan fleylerin, sözdizimi hatalar›n›n, yeni kelimelerin kabul gör-

Eric Rohmer, Yeni Dalgac›lar›n en yafll›s›yd›. Ancak filmlerinde hep genç karakterlere yer verdi. E¤itimli burjuva karakterleri ço¤unlukla mütereddit ve k›r›lgand›r. Aflk, ahlâk ve politika konusunda kafalar› kar›fl›kt›r. Gündelik hayat›n ak›fl› içerisinde kofltururken, uzun uzun sohbet eder ve bir yerden bir yere yolculuk ederler. Bu nedenle de, filmlerinde rastlant›sal karfl›laflmalar ve biteviye aray›fllar d›fl›nda çok fazla eylem yer almaz. Üstelik, teknik numaralardan ve gösteriflten de kaç›n›r. Bu sadelik ve filmlerindeki uzun konuflmalar nedeniyle, yeterince sinemasal olmamakla suçlan›r. Rohmer, filmlerinin edebî oldu¤u elefltirisine karfl›l›k, karakterlerin konuflmalar›ndan çok, filmlerin söylemine bakmak gerekti¤ini belirtir. Gerçekten de, Rohmer’in filmleri yaln›zca hayata dairdir. Popüler sinemada oldu¤u gibi, güzellik ve arzu üzerine bir fantezi infla etmez. Ya da orta yafl bunal›m›n› aflamayan “sanat filmi” yönetmenleri gibi, genç k›zlar›n hayran oldu¤u yafll› ve romantik erkek portreleri çizmez. 89 yafl›nda vefat eden Rohmer, asl›nda dünyan›n en genç yönetmenlerinden biriydi. (A.G.)

mesi gerekti¤ini düflünüyor. Anlayabildi¤im bir teori, ama ben yine de baflka türlü düflünüyorum. 1190’da yaz›lm›fl “Perceval”i ve 1607’de yaz›lm›fl “Astrée”yi uyarlad›m. “Astrée” ile “Perceval” aras›ndaki zamanla bizimle “Astrée” aras›ndaki zaman ayn›. Afla¤› yukar› 400 y›l. “Astrée”nin ça¤dafllar› için “Perceval”in dili anlafl›lmazd›. “Perceval”i modern Frans›zcaya tercümesinden okuyorlard›, çünkü Ortaça¤ ile 17. yüzy›l aras›nda Frans›zcan›n geçirdi¤i evrim 1600 ile günümüz aras›ndakiyle k›yaslanmayacak kadar büyüktü. Son 400 y›lda dilin serbestçe evrilmesine izin verilmedi. Gramerciler, dilbilimciler, Académie Française, klasik tiyatroya ve edebiyata duyulan hayranl›kla dili korumak için kurallar getirdiler... Frans›zcan›n ‹ngilizceye ve Almancaya k›yasla daha az evrildi¤ini san›yorum. Dil serbestçe evrilmeye b›rak›lsayd›, dönemin yazarlar›yla do¤rudan iliflki kurabilme imkân›m›z› kaybederdik. Bugün vasat e¤itimli biri “Astrée”nin dilini rahatl›kla anl›yor ve 400 y›l›n edebiyat›n› kolayca okuyabiliyor. Bu konudaki fliddetli tart›flmalara girmek istemiyorum flu anda, ama edebiyat›m›za ulaflabilmemiz kayg›s›yla Frans›zcan›n bir anlamda “dondurulmas›” fikrini olumlu buluyorum. Bu befl bin sayfal›k roman› uyarlamak için nas›l bir yöntemle çal›flt›n›z? Karakterleri klasik bir trajedideki say›yla s›n›rlamaya karar verdim. Dolay›s›yla, ço¤unu kald›rd›m. Baz› sözlerini baflkalar›na söylettim. Önemli bir karakter var, Sylvandre, mesela onun sadakatle ilgili sözlerini Lysidas’›n a¤z›ndan söylettim. Sylvandre neo-Platoncu; Rousseau’nun çok sevdi¤i bir karakter. ‹talya'ya gitmek üzere Lyon’dan geçerken, durup Sylvandre’›n yaflad›¤› yerleri arad›¤›n› anlat›yor. Matrak bir hikâyesi var. Rousseau bu maksatla gezinirken, karfl›s›na ç›kan bir adam ona nereye gitti¤ini soruyor. Rousseau da “ormana do¤ru” diyor. Bafl›boflun teki oldu¤unu düflünen adam, “iyi edersin, daha yeni bir fabrika kuruldu, iflçi olarak ifle al›nabilirsin” diyor. Rousseau çok rahats›z oluyor ve “Astrée”nin mekânlar›n› keflif gezisi o noktada sona eriyor. (gülüyor) En fazla ç›plak kad›n görünen filminiz bu mu? “Astrée”de erotik sahneler var. Astrée’nin gö¤sünü açt›¤› sahneyi d›fl sesle çekmeyi tercih etmemin nedeniyse, seyircinin bu ç›plak meme sahnesinin Honoré d’Urfé’den al›nt› oldu¤unu, yönetmenin fantezisi olmad›¤›n› anlamas› için. (gülüyor) Tarihî filmleriniz daha fliddet içeren konular› ele al›yor; günümüzde geçen filmlerinizde bu konulara niçin hiç de¤inmiyorsunuz? Do¤ru; ölüm, silahlar, fliddet sadece tarihî filmlerimde var. Günümüz dünyas›nda trajik bir hikâye tahayyül edemiyorum. Bugünü sadece komedi türünde iflleyebiliyorum. Honoré d’Urfé’den, Heinrich von Kleist’tan uyarlama yapt›n›z ama, en sevdi¤iniz yazardan, Balzac’tan yapmad›-


filmlerim için bu söylenebilir. En sevdi¤im filmimin hangisi oldu¤unu sorsan›z, bir cevap veremem, onlar› birbirinden ayr› düflünmek çok zor. Bu aç›dan benim sinemam›n da Truffaut’nunki gibi oldu¤unu san›yorum. Onun filmleri de birbirini besler, destekler. ‹lk roman›n›z “La Maison d’Elizabeth” de 2007’de yeniden yay›nland›. Hikâye ve roman yazarken, model ald›¤›n›z, sizi etkileyen yazarlar var m›yd›? O roman› Paris’in iflgalden kurtuldu¤u günlerde yazm›flt›m. Mecburî hizmete gitmemek için saklan›yordum. Odama kapan›p bütün gün yaz›yordum. Yaflanmakta olan olaylar› hikâyeye nas›l aktarabilece¤imi bilemedi¤imden, roman sa-

da, “Astrée”ye karfl› önyarg›n›z oldu¤unu söylediniz. Ö¤retmenlik y›llar›n›zdan nas›l bir hat›ran›z var? Genel olarak, ö¤retmenlikten memnundum. On küsur y›l ö¤retmenlik yapt›m, 1944’te Paris’in kurtuluflu s›ras›nda “Elizabeth”i yazarken de ö¤retmenli¤e devam ediyordum. Derslerden sonra, ö¤rencilerimden birkaç›n› topluyordum, seyretti¤imiz filmler hakk›nda konufluyorduk. Bir gün, “ben yönetmen olsam, flunu flöyle yapmazd›m, bunu böyle yapard›m” diye at›p tutarken, ö¤rencilerden biri, “peki efendim, siz kendiniz niye film çekmiyorsunuz?” deyiverdi. Ben de “kameram yok ki” diye karfl›l›k verdim. O ö¤rencinin bir kameras› vard›. O

Eric Rohmer’in son filmi “Les Amours d’Astrée et de Céladon” (Astrée ve Céladon’un Aflklar›), 2007

19. yüzy›l, hatta 18. yüzy›l üslûbunda hikâyeler yazmaya bafllad›m. Anglo-Sakson romanlardan çok etkilenmifltim. Bu 19. yüzy›l tarz› hikâyelerle avangard olma heveslisi roman›n birleflmesinden, osmozundan do¤du sinemam. vafl öncesinde geçiyor. ‹flgal s›ras›nda Faulkner’› ve Dos Passos’u keflfetmifltim. Her ne kadar benim roman›m Fransa’n›n küçük burjuva dünyas›n› anlat›yorsa da, onlar›n tesiri alt›nda yazd›¤›m› san›yorum. Bu yazarlar›n, daha sonra Yeni Roman’›n teorize edece¤i objektif bir anlat›m dilleri vard›. Ama o yoldan gitmek istemedim. Bende, edebî damardan ziyade, sinematografik bir damar vard›. “Elizabeth”den sonra, 19. yüzy›l, hatta 18. yüzy›l üslûbunda hikâyeler yazmaya bafllad›m. Okudu¤um Anglo-Sakson romanlar›n tercümelerinden çok etkilenmifltim: Meredith, Dickens, Melville, Thackerey... Ayr›ca, bugün yetiflkinler taraf›ndan pek tan›nmayan, bir tek “Define Adas›”yla bilinen Stevenson’a hayrand›m. Sonuçta, bu 19. yüzy›l tarz› hikâyelerle avangard olma heveslisi roman›n birleflmesinden, bir anlamda osmozundan do¤du sinemam. Edebiyat ö¤retmenli¤i yapt›¤›n›z y›llar-

grupla küçük, amatör bir film çektik. Yeni filmleri takip ediyor musunuz? Hay›r, yafl›m›n a¤›rl›¤›n› hissediyorum art›k, biraz da yeni yönetmen keflfetme hevesimi kaybettim. Bildi¤im filmleri DVD’de tekrar seyretmeyi tercih ediyorum. Hawks’lar›, Hitchcock’lar›... Sinemaya ilgi duydu¤unuz ilk günlerden beri sevdi¤iniz bu iki yönetmeni bu kadar farkl› k›lan ne? fiöyle söyleyebilirim: Bugüne kadar hiç kimse varolma meselesini Howard Hawks kadar eksiksiz ve bütün giriftli¤iyle ifllemedi. Ve bugüne kadar hiç kimse görünüm meselesini Hitchcock kadar eksiksiz ve bütün giriftli¤iyle ifllemedi. Sadece ikisi, sineman›n ele alabilece¤i meselelerin neredeyse tamam›n› kavr›yorlar. Yönetmenlik tecrübenizde Hawks’un sadeli¤inden izler var m›? Olmas›n› isterdim. Ama bana öyle geliyor ki, Hawks ve Hitchcock’un jenerasyonu için bu meseleleri ifllemek ve gayet do¤al bir flekilde merkezde yer alabilmek mümkündü. Sinema tarihinin daha sonraki bir ân›nda gelen benim kufla¤›m içinse, bunun imkâns›z oldu¤unu düflünüyorum. San›r›m biz ancak periferide yer alabiliriz.

Çeviren: Siren ‹demen

n›z; neden? Dahiyâne bir eser bende sahneye koyma arzusu uyand›rm›yor. “Astrée” çok güzel, ama dahiyane de¤il. Balzac’ta zaten mizansen var. Ya onu takip edeceksin ya da baflka bir fley yapacaks›n. “Astrée”de tasvir yok, dolay›s›yla uyarlamas› daha heyecan verici. Balzac’ta ise karakterlerin düflüncelerine dair ya da yazar›n kendisinin topluma, tarihe, döneme dair o kadar çok görüfl var ki... Uyarlanmas› imkâns›z. Zekice ve ilginç Balzac uyarlamalar› yap›ld›, ama hiçbiri Balzac’›n eserinin seviyesinde de¤ildi. Balzac’› uyarlayarak ona hiçbir fley katamazs›n›z diye düflünüyorum. Sinematografik sahneleme mutlaka Balzac’›n edebî sahnelemesinden zay›f olacakt›r. Oysa, “Astrée”yi sinemaya aktararak Honoré d’Urfé’ye ne katabilece¤imi görebiliyorum. Okumas› s›k›c› hale gelen bir hikâyeyi çekici k›labilirsiniz. Ama Balzac’› ya da Dostoyevski’yi sinemaya aktarmay› tahayyül edemiyorum, hatta böyle bir giriflimi fazla naif buluyorum. Hiç uyarlamam›fl olsan›z da, Balzac’›n etkisi bütün eserlerinizde hissediliyor. Hiç flüphesiz. Balzac’› çok seviyorum. Kitaplar›n› tekrar tekrar okuyorum. Onun mutlaka tesirinde kald›m, ama bu dipten gelen, dolayl› bir etki. Ço¤u elefltirmenin beni yak›n buldu¤u Marivaux ve Musset’den çok daha yak›n hissediyorum onu kendime. André Gide, Jean-Paul Sartre gibi bizim kufla¤›n fikir babalar› Balzac’tan pek hofllanmazd›. Sartre mesela Flaubert’i tercih ederdi, ki ben de ona pek düflkün de¤ilimdir. Balzac’›n de¤erini benim kufla¤›m keflfetti. Rivette’le Godard’›n Balzac’› sevmesinde belki biraz katk›m olmufltur. Truffaut zaten Balzac’a merakl›yd›, hatta sahaftan buldu¤u baz› eski bas›mlar›n› bana hediye etmiflti. Ayr›ca, hiç do¤rudan kopya etmemifl olsam da, Dostoyevski’yle çok hafl›r neflir olmam›n da bana çok katk›s› olmufltur. Dostoyevski sinemay› çok etkilemifltir. Bence iki Dostoyevki’yen auteur var sinemada: Bresson ve Hitchcock. Hitchcock’un Dostoyevski okuyup okumad›¤›ndan emin de¤ilim ama, filmlerinde Dostoyevski’yen bir atmosfer vard›r. Çekti¤iniz edebiyat uyarlamalar› sizce bir bütün mü oluflturuyor? 1950’lerde hikâyeler yaz›yordum, onlar› “Contes moraux” (Ahlâk Masallar›) ad›yla bir araya getirmifltim. Yay›nlamak istiyordum ama, yay›nevi kabul etmemiflti. Çok daha sonra, onlar› film yapabilece¤imi düflündüm. Farkl› hikâyeleri bir araya getirmek gibi bir al›flkanl›¤›m var ve bunlar›n bir bütünlük oluflturdu¤unu san›yorum; filmlerim de hikâyeler gibi birbirlerini destekliyor, birbirleriyle iliflki içinde anlam kazan›yorlar. “Astré ve Céladon'un Aflklar›” da çekti¤im di¤er edebiyat eserleriyle bütünlefliyor: “La Marquise d’O” (1976), “Perceval le Gallois” (1978), Grace Elliott’un güzel ama “büyük” olmayan kitab› “Frans›z Devrimi Dönemindeki Günlü¤üm”den uyarlad›¤›m “L’Anglaise et le Duc” (2001). Dört filmlik bir bütün oluflturuyor hepsi. Asl›nda, genel olarak bütün

43


KARA TREN: HOWARD ZINN (24-8-1922 – 27-1-2010) 2010 feci bafllad›, kara tren katar katar. ‹ki hafta önce kaybetti¤imiz Daniel Bensaid’le vaktiyle yapt›¤›m›z söyleflinin kasetlerine el atmaya haz›rlan›rken art arta üç kara haber geldi. Howard Zinn, Ömer Uluç, J.D. Salinger... Gam, keder basm›flt› ki, Howard Zinn’in yazd›¤›, Wes Modes’un resimledi¤i Times Meydan› bafll›kl› çizgi roman denk geldi. Gam, keder da¤›ld›, yerini hayranl›k ve gönül borcuna b›rakt›. Bir fanzin ç›karsayd›k, ad›n› Fan-Zinn koyard›k. O kadar fan›yd›k. Topra¤› bol olsun, “hareket halindeki bir trende tarafs›z olunamaz” sözü kula¤›m›za küpe olsun.

Mesai saatlerinden sonra ve hafta sonlar›nda mahallede Marksist yay›nlar da¤›t›rlar ve gece yar›lar›na kadar merakl›larla politika konuflurlard›.

Elbette bitap ve keyifsizler. Kapitalizmde iflçiler emeklerine egemen de¤iller

Times Meydan› Öykü: Howard Zinn Resimleyen: Wes Modes

Bushwick mahallesinin sakinleri aras›nda baz› genç komünistler vard›. Benden birkaç yafl büyük tiplerdi.

Anlatt›klar› ilgimi çekiyordu. Dünyada olup bitenler hakk›nda okuyordum. Komünistlerle tart›fl›yordum, ama birçok konuda onlarla ayn› fikirdeydim.

Antifaflisttiler ve Amerika’daki zenginlikle yoksulluk aras›ndaki derin uçuruma öfke duyan biri olarak onlara hayrand›m. Siyaset, ekonomi ve dünyan›n dört bir yan›ndaki olaylar hakk›nda ne çok fley biliyorlard›.

‹spanya’y› faflistlere kapt›r›rsak faflizme karfl› bir dünya savafl› bafllar.

Bir yaz günü beni Times meydan›nda düzenlenen bir gösteriye ça¤›rd›lar. Hayat›mda hiç gösteriye kat›lmam›flt›m. Dahas›, Times meydan›na hiç yolum düflmemiflti. Mahalleden bir grupla birlikte metroya binip gittim Times meydan›na. Afifl: Savafla Dur De

Times meydan›nda ola¤an bir akflamüstü hüküm sürüyordu. Ortal›k kalabal›kt›, ›fl›klar parl›yordu.

Gösteri nerde?

44

Bekle

Kulenin saati 10’u gösterdi¤inde manzara de¤iflti. Bin küsur kifli ellerinde pankartlarla meydana doldu. Slogan atarak yürüyüfle geçtiler.

Ne olup bitti¤inin pek fark›nda de¤ildim. Fakat hofluma gidiyordu. Pankartlarda bar›fl ve adalet hakk›nda yaz›lar vard›.

Ortam heyecan verici ve bar›flç›ld›. Kalabal›k yaya alan›ndayd›, dolay›s›yla trafi¤i engellemiyordu. Times meydan›ndan düzenli bir flekilde yürüyorduk.

Dövizler: fiavafl masumlar› öldürür / ‹yi savafl yoktur


Hayretler içindeydim. Buras› insanlar›n korkusuzca konuflabildi¤i, yazabildi¤i, toplanabildi¤i, gösteri yapabildi¤i bir ülkeydi. Anayasa öyle diyordu. Bir demokrasiydik.

Birden siren sesleri duyuldu. Yak›nlarda bir yerde yang›n ç›kt›¤›n› ya da bir kaza oldu¤unu sand›m. O kadar naiftim.

Bir adam çevirdi beni. Sivil polisti. Sert bir darbe vurdu. Onu çok bulan›k hat›rl›yorum. Bay›lm›fl›m.

Fakat sonra 盤l›klar duymaya bafllad›m ve yüzlerce polisin üzerimize geldi¤ini gördüm. Kimisi at üstünde kimisi yayayd›. Kalabal›¤› coplamaya bafllad›lar.

Bir süre sonra ay›ld›m. Times meydan› sessizli¤e bürünmüfltü. Tekinsiz, rüyams› bir ortamd›. Sanki hiçbir fley olmam›flt›.

Kafamda rahats›z edici bir düflünce vard›. Radikal arkadafllar›m hakl›yd›! Polis ve devlet tarafs›z de¤ildi. Zenginlerden ve güçlülerden yanayd›.

‹fade özgürlü¤ü, toplant› ve gösteri özgürlü¤ü hangi s›n›ftan oldu¤una göre de¤ifliyordu. Muhalifler, radikaller karfl›lar›nda polisi buluyordu. Atl›, coplu, silahl› polisleri...

‹flte bu olay ABD’ye radikal bir gözle bakmam› sa¤lad›. O andan itibaren liberal de¤ildim. Amerikan demokrasisinin kendisini düzeltme kabiliyeti oldu¤una inanan bir liberal de¤ildim art›k.

Mesele ne zenginli¤in ortas›ndaki yoksulluktan, ne de siyah veya kahverengi insanlar›n maruz kald›¤› korkunç muameleden ibaretti. Temelde bir çürümüfllük vard›.

‹htiyac›m›z olan fley yeni bir baflkan veya yeni yasalar de¤il, bu düzenin y›k›l›p yeni bir toplumun kurulmas›yd›. Dayan›flmac›, bar›flç›l, eflitlikçi bir toplum...

Bu mücadelenin özneleri, korkuyla kuflat›ld›klar› halde k›rm›z› çizgileri ihlal edip kar›nca karar›nca bir fleyler yapanlard›r. En ufak, en az kahramans› eylemler birbirine eklene eklene coflkun bir de¤iflime yol açan flafl›rt›c› bir hadisenin ateflledi¤i fitili oluflturuyor.

45


MENAJERLER‹N SONUNCUSU

‹ngiliz oyunu Tottenham menajeri Harry Redknapp, iki sene önce Portsmouth’dayken yurtd›fl› banka hesab›na yat›r›lan paralar sebebiyle, vergi kaç›rmak suçundan bu ay mahkeme önüne ç›k›yor. Transfer ay›n›n bitti¤i bugünlerde bir transfer delisinin güzide kariyerini biraz hat›rlayal›m... helsea, Aston Villa, Manchester United gibi devleri, hatta ‹skoçya Millî Tak›m›’n› da bir dönem çal›flt›rm›fl Tommy Doherty, “menajerler üçk⤛tç› ve doland›r›c› olmak zorundad›r, ayakta kalabilmenin tek yolu budur” demiflti. Dünyadaki genel sistemin aksine, onlar›n görevi sadece tak›ma taktik vermekten ibaret de¤ildir; k⤛t üzerinde tak›m›n malî dengesinden pazarlamaya, transfer piyasas›nda oyuncu al›p sat›p kiralamaktan bilet fiyat› belirlemeye kadar uzanan sorumluluklar› vard›r, bu yüzden de teknik direktör de¤il, menajer olarak adland›r›l›rlar. Ço¤unlukla oyuncular›ndan daha az kazan›p baflar›s›zl›kta medya önüne konan ve oradan da kap› d›flar› edilen ilk kifliler olan bu meslek kolu çal›flanlar› için, oyunculara el alt›ndan yap›lan ödemeler ve arac›lardan al›nan paralar, futbol düzeninin ola¤an ac›mas›zl›¤›na kurban olmadan önce kendini olabildi¤ince garantiye alma güdüsünün bir parças› olarak da görülür. Art›k Premiership’te yabanc› menajerler kol geziyor, yeni bir anlay›fl ve daha s›k› kontroller var, ama bu ay görülecek bir davayla beraber bu eski ak›m›n son temsilcilerinden biri hâkim önüne ç›kacak: Tottenham’›n bu sene bafla oynamas›nda büyük pay sahibi olan Redknapp, iki sene önce Portsmouth’dayken kulüp baflkan› Milan Mandariç’ten (kendisi flimdi Leicester’›n baflkan›) Monaco’daki bir banka hesab›na 295 bin pound al›p 40 bin pound vergi kaç›rmakla suçlan›yor. 62 yafl›ndaki Redknapp, hiçbir zaman lig flampiyonlu¤una oynayan bir tak›m çal›flt›rmam›fl, ama yönetti¤i tak›mlara oynatt›¤› renkli futbolla flafl›rt›c› sonuçlar alm›fl bir menajer. Portsmouth’a 2008’de FA Cup flampiyonlu¤u kazand›rd›, üstelik bu kupan›n tarihinde üç kez karfl›laflt›¤› Manchester United’› –biri 3. lig tak›m› Bournemouth’un bafl›ndayken olmak üzere– her seferinde yenerek hat-trick yapma baflar›s›n› gösterdi. Alkol ve kumar hayat›nda önemli bir yer tutuyor, her iki huyunu da futbola bulaflt›rmaktan çekinmemifl. Futboldaki kumar›, yönetti¤i tak›mlarda tam bir transfer patlamas› yaratmas›. ‹çkiye olan iman›, bir keresinde yabanc› futbolcular› içki içmeyerek tak›m ruhuna zarar vermekle suçlad›¤›nda kelimelere dökülmüfl.

C

‹lk elli senelik futbol Harry Redknapp, Liverpool’un parlak ama müzmin sakat eski kaptan› Jamie Redknapp’in babas›, Chelsea’nin ikinci kaptan› Frank Lampard’›n day›s›. Futbo-

46

la 11 yafl›nda Tottenham’›n altyap›s›nda bafllad›, 15 yafl›nda West Ham’a geçip 18 yafl›nda A tak›ma yükseldi ve 12 sene orada oynad›. Bu süre içinde kadrosunda Bobby Moore, Geoff Hurst ve Martin Peters gibi, ‹ngiltere’ye ‘66 Dünya Kupas›’n› kazand›rm›fl üç oyuncunun bulundu¤u West Ham’in ligi hep alt s›ralarda bitirmesini, “bu, geri kalan sekizimizin ne kadar boktan oldu¤unu gösteriyor” diye aç›kl›yor. Redknapp’in menajerli¤i 35 yafl›nda Bournemouth’da bafllad›. Tüm ülkeyi dolafl›p toplad›¤› futbolculardan kurdu¤u tak›m› 2. lige ç›kartmay› baflard›, ancak befl y›l içinde 150 binden 2.6 milyon pound’a ç›kan borçlar yüzünden kulüp iflasa sürüklendi ve tekrar 3. lige düfltü. Ama Bournemouth’u b›rakmas› bu yüzden de¤ildi; 1990’da ‹talya’da Dünya Kupas›’n› seyretmeye gitti¤inde arabadaki dört kiflinin öldü¤ü, kendisinin de koku alma yetene¤ini yitirdi¤i kaza sonras› futbola bir sene ara verdi. 1992’de West Ham’de yard›mc› menajer oldu. 1994’te tak›m› devrald› ve transfer ç›lg›nl›¤› yeniden bafllad›. Genç oyuncular› keflfetme yetene¤i sayesinde altyap›dan Rio Ferdinand, Frank Lampard, Michael Carrick ve Joe Cole gibi

cu menajerleri antrenman sahas›n› ofis gibi kullan›yor, oyuncularla ücret ve transfer muhabbetleri yapabiliyorlard›. 2000’de tak›m›n en büyük y›ld›z› Rio Ferdinand’›n Leeds United’a Pini Zehavi ve Rune Hauge gibi iki arac›n›n çabas›yla 18 milyon pound’a sat›lmas›na perde arkas›ndan yard›m etmifl, bu iki isim böylece 1.9 milyon pound kald›rm›fl, Redknapp de kulübe kazand›rd›¤› bu astronomik parayla kahraman olmufltu. Ne var ki ard›ndan al›nan oyuncularla katlanan maafl yükü bu paray› uçurdu. Redknapp bu konuda o kadar rahatt› ki, Benfica’dan 1.2 milyon pound’a ald›¤› defans oyuncusu Gary Charles’› dört maç sonra gözden ç›kartt›¤›nda Baflkan Terry Brown futbolcunun o kadar kötü olup olmad›¤›n› merak etmifl, Redknapp’den “bu kadar paraya ne bekliyordun ki” cevab›n› alm›flt›. “‹yi de o zaman neden transfer ettik, adama y›lda 1 milyon ödüyoruz” diye sorunca da Redknapp piflkince “o paray› hepsi al›yor zaten” demiflti. Redknapp, West Ham’deki son y›llar›nda tak›m›na lig beflincili¤i ve Intertoto Kupas› kazand›rd›, ama malî kay›plar›n yaratt›¤› gerginlik oradan ayr›lmas›na sebep oldu. 2001’den sonraki kariyerinde Portsmouth’u önce Premiership’e ç›kart›p sonra lig dokuzuncusu yaparak son k›rk y›ldaki en büyük baflar›s›n› kazan-

The Sun, reklam kampanyas›nda Harry Redknapp’› kulanm›fl: “ Bu, ç›lg›n bir piyasa. Ekonomik durgunluk var, fakat fiyatlar devaml› art›yor. –Büyük fikirler. Her gün. Art›k 20 peni. The Sun.”.

isimleri üst seviye futbola erken yaflta kazand›rd›, ama bu onu tak›m›n bafl›nda geçirdi¤i yedi y›lda 134 futbolcu al›p satmaktan geri b›rakmad›. Bu transferlerden kendisinin ne kadar kazand›¤› meçhul; yine de, kendi maafl›n›n ortalama bir futbolcuyla ayn› oldu¤unu ö¤rendi¤inde bunu alenen elefltirmesi, herhangi bir skandal›n patlama ihtimaline kendini haz›rlad›¤›n› gösteriyor. Kulüpteki futbolcu trafi¤i o kadar bafl döndürücüydü ki, bir keresinde y›lbafl›nda resmî takvim için çekilen tak›m foto¤raf›ndaki 19 futbolcudan 12’si, eylülde yeni sezonun aç›l›fl›nda ortadan kaybolmufltu. Redknapp, nihayetinde kovulmay› menajerli¤in do¤al bir sonucu olarak kabullendi¤i için, sorumlu davranmak gibi bir zorunluluk da hissetmiyordu muhtemelen. West Ham’deki günlerinde oyun-

d›rmak, ard›ndan baflkanla anlaflamad›¤› için ayr›l›p bir hafta sonra Portsmouth’un en büyük rakibi Southampton’›n bafl›na geçerek taraftarlar› deli etmek, Southmapton’› küme düflmekten kurtaramay›p yeniden Portsmouth’a dönmek, tak›m› FA Cup flampiyonu yapt›ktan sonra 2008 y›l›nda sözleflmesi sürerken 5 milyon pound tazminatla ligin dibindeki Tottenham’›n bafl›na geçmek, bu hareketinden iki gün sonra Portsmouth taraftar›n›n karfl›s›na ç›k›p Freedom of Portsmouth ödülünü alarak onlar› yine delirtmek gibi inifller, ç›k›fllar, antikal›klar, acayiplikler var. Kendisi flimdilik transfer bütçesi genifl Tottenham’la bafla gürefliyor. Tak›m›n›n tam deste¤ini ald›¤› mahkeme meselesinin onu nas›l etkileyece¤i ise 11 fiubat’ta belli olacak. Doruk Yurdesin


BGST YAYINLARI’NDAN YENİ KİTAPLAR İKTİDARI ANLAMAK

DANS TARİHİNİ YENİDEN DÜŞÜNMEK

ABD’nin saldırgan dış politikası, küreselleşme, üniversitelerin ve aydınların işlevi, sosyal bilimlerde ideolojik denetim, Marksizm ve Leninist entelijansıya, anarşizm, toplumsal mücadelelere dönük stratejiler ve başka birçok konuyu ele alan bu kitap, Chomsky’nin bir başyapıtı niteliğinde.

Batı merkezli, doğrusal ve ilerlemeci bir anlayışla yazılan dans tarihi kitaplarına bir alternatif sunan Dans Tarihini Yeniden Düşünmek, okuyucuyu sahne dansları tarihinin dönüm noktalarına “yeniden bakmaya” davet ediyor.

YERYÜZÜ DEMOKRASİSİ

CİNSİYET, IRK, SINIF

Yeryüzü Demokrasisi, geleneksel bilgi, kültür, gen ve su kaynakları gibi yaşamsal kaynaklarımızın, toplulukların yönetiminden alınıp nasıl birer özel mülk haline dönüştürüldüğünü tarihsel ve güncel örnekleriyle ele alıyor.

Selma James’in 1953-2005 arasındaki yazılarının bir seçkisi niteliğindeki bu kitap, ev içi emeğin ücretlendirilmesi, seks işçiliği, göçmenlik, annelik, yoksulluk ve benzer konulara eğilen, feminist harekete katkı sunabilecek bir çalışma.

Tomtom Mahallesi, Kaymakam Reşat Bey Sok. 9/1 Beyoğlu - İstanbul bgst@bgst.org 0212 2511921 EXPRESS ILAN.indd 1

15.01.2010 17:56


The Very Best

Müzik dolab›

10 albüm Autechre Oversteps Brett Anderson Slow Attack Eels End Times Mirkelam & Kargo Rak›n Rol Disko Parti Mo¤ollar Umut Yolunu Bulur Onnik Dinkjian The Many Sides Of Onnik Ringo Starr Y Not RJD2 The Colossus Thee Silver Mt. Zion Memorial Orchestra Kollaps Tradixionales Tindersticks Falling Down A Mountain

5 flark› Divine Comedy Gin Soaked Boy Lee “Scratch” Perry & Primal Scream Moneyman Los Lobos Guantanamera Portishead Chase The Tear Selda Ba¤can ‹nce ‹nce Bir Kar Ya¤ar

WHITE STRIPES tarihlerinin ilk konser albümünü ve Kanada turnesi esnas›nda çekilen filmin DVD’sini martta yay›nl›yor. MARTTA ÇIKACAK üçüncü Gorillaz albümü “Plastic Beach”te manyak misafir kadrosu var: Lou Reed, Mark E. Smith, Mos Def, Snoop Dogg, Bobby Womack, De La Soul, Super Furry Animals’›n Gruff Rhys ve y›llar sonra ayn› flark›da Clash’›n Mick Jones’u ve Paul Simonon’u. JOHNNY CASH’ten yepyeni bir albüm: Vefat›ndan hemen evvel Jack Rubin’le beraber yapt›¤› kay›tlar, “'American VI: Ain't No Grave” ad›yla bu ay yay›nlan›yor. JOHN LENNON’IN gün yüzü görmemifl bir söyleflisi New Statesman’de yay›nland›. Bir üniversite ö¤rencisiyle alt› saat kadar konuflan Lennon, 1968’de, Beatles’›n “Revolution”›n› elefltiren Tar›k Ali’ye de s›ca¤› s›ca¤›na cevap vermifl: “fiark›m›z ‘Mrs. Dale’s Diary’den daha devrimci de¤ilmifl. Halbuki mesele zihniyet de¤iflimidir, birkaç tane kaflar politikac›y› indirmek de¤il. Hem Tar›k Ali neyi de¤ifltirece¤ini düflünüyor ki? Bu sistem, aynen onun tarif etti¤i gibi: Bir bok çukuru. Ama s›rf düzeni yerle bir etmek ifli tamama erdirmeyecek.” ‘80’LERE DAMGA vurmufl Alman metal grubu Scorpions, martta yay›nlanacak “Sting In The Tail” albümünün ard›ndan büyük bir dünya turnesine ç›kacak ve defteri kapatacak.

48

Haiti dayan›flmas›

Bay alkolü takdim

aiti’de büyük bir do¤a felaketi,

effrey Lee Pierce... 1996’da,

yaflan›yor. Yard›mlar organize edilemiyor, Haiti halk› dünya bas›n›n›n bir bölümünce hor görülüyor, fiilî bir Amerikan iflgali yaflan›yor. Bu arada, müzisyenler ne yaps›n, ba¤›fl kampanyalar›, irili ufakl› Live Aid’ler düzenleyip duruyorlar. Haitili Wyclef Jean, kurdu¤u Yéle Haiti Jay Z Vakf›’yla zaten y›llard›r memleketi için çal›fl›yordu, hemen kollar› s›vad› (bu arada internette onun ad›na mesajlar atan sahtekârlar türedi). U2, Jay Z ve Rihanna iflbirli¤iyle kotar›lan “Stranded (Haiti Mon Amour)” single’› ABD listelerinde bafla gürefliyor. Kylie Minogue, Robbie Williams, Mariah Carey gibi isimlerin kat›laca¤› “Everybody Hurts” flark›s› flubat bafl›nda ç›k›yor. Karayip as›ll› Frans›zlar›n birbiri ard›na sökün etti¤i “Un Geste pour Haiti Cherie”de Charles Aznavour, Zazie, Cesaria Evora, Lilian Thuram gibi isimler de var. Shaggy’nin flark›s› “Rise Again” Haitililer için yaz›lm›fl. Peter Gabriel’in yeni albümünden “Heroes”u da sanatç›n›n kendi sitesinden indirirseniz, gelir Haiti’ye yard›m organizasyonlar›na da¤›t›lacak. Pek çok rock konserinin geliri de Haiti’ye gönderildi. Buralardan da bir fleyler yapmak mümkün.

giden bir Amerikan rock kahraman›. O olmasayd›, kahramanl›k Van Halen gibilere kal›rd›. Allahtan, “Sex Beat”, “She’s Like Heroin To Me”, “Death Party” gibi flark›lar› yazd› da, suç ve ceza, tehlike ve ar›za, hedonist bir glam metale galebe çald› ‘80’lerde. Gun Club’›n efsanevî solistiydi. Los Angeles’›n sanayi mahallelerinden f›rlama bir müzik düflkünü. Sinesinde eritebildi¤i country ve blues, serbest at›m bir punk rock’la birleflmifl, glam’in p›r›lt›s› ona ancak dekadan bir p›r›lt› kazand›rm›flt›. Yollar›, silahlar›, barlar›, karanl›k adamlar›, kumarbazlar›, arzulu kad›nlar›, inanç ve itiraf buhranlar›n›, viski fliflesinde flifa arayanlar› bir Güney goti¤i edas›yla yazd›. Sa¤lam içti, erken gitti. R.E.M.’den White Stripes’a, Screaming Trees’den Flaming Lips’e, Noir Desir’den Pixies’e, ondan etkilenmeyen ba¤›ms›zl›-

Hdaha ac›s›, bir insanl›k durumu J daha 38 yafl›ndayken göçüp

¤›na düflkün modern rock ekibi yok gibi... Pierce’›n üzerinde çal›flt›¤› son flark›lar, yak›n ahbaplar›, vaktiyle kendisinin elinden tutan Debbie Harry, yan›nda yetiflen Mark Lanegan gibileri taraf›ndan yeniden yorumland›. S›f›r numara Pierce flark›lar›, Birthday Party’nin has adam› Nick Cave ve ‘80’lerde teflrik-i mesai yapt›¤› Lydia Lunch gibi isimlere de emanet. Mick Harvey, David Eugene Edwards, The Raveonettes de flark›lar› s›rtlanan isimler aras›nda. Yar›m yamalak flark›lar› gelifltirmek yorumcular›n kendi kafas›na kalm›fl, ama bu ifli en yetkin flekilde kotaracak isimler de bunlar herhalde. Yani eski dostlar, b›rakt›¤› yerden bayra¤› devralm›fl, gelifltirmifller. ‹yi de etmifller. “We Are Only Riders: The Jeffrey Lee Pierce Sessions Project”, rock âleminde en güzel tribute albümlerinden biri olmay› hak ediyor... – Merve Erol

Dünyan›n en kolay ve en zor enstrüman› Efkan fieflen / Renkler ve Isl›klar (fieflen Müzik)

Efkan ve Sinan fieflen

fkan fieflen’in “›sl›k perfor-

E mans›”na dayal› “Renkler ve Isl›klar” albümünün ikincisi ç›kt›. “Renkler ve Isl›klar”, Grup Yorum’la müzik hayat›na ad›m atan, daha sonra solo kariyerine devam eden Efkan fieflen’in, klasik albümlerinden farkl› bir performans ortaya koydu¤u, konsept olarak ›sl›k a¤›rl›kl›, ancak klasik gitar gibi bir-iki enstrüman›n da eksik edilmedi¤i bir çal›flma. ‹lk albümde “Bintifl fielebiya” gibi Arap halk ezgilerinden “Sar› Gelin”e, Gürcülerin “Mohevis Kalo”sundan K›br›s halk ezgisi “Dillirga”ya kadar toplam 19 eseri ›sl›kla icra eden fieflen, ikinci albümde de güzel melodilerle buluflturmaya devam ediyor bizleri. fieflen albüm için flunlar› söylüyor: “Yeni flark›lar›m da peflis›ra gelecek, ama hepimizin ortak miras› olan ülke ve dünya ezgilerini, üretilmifl özel melodileri ›sl›¤›mla yorumlamaktan da büyük keyif al›yorum. Isl›¤›m birçok rengi yorumlamaya devam edecek.”

‹kinci albümde, on geleneksel eserin yan›s›ra, fieflen’in daha önceki albümlerinde yer alan “Tamburam Rebab Oldu”, “Gözleri Hâlâ Çocuk” gibi eserlerinin ›sl›k yorumlar› da yer al›yor. 16 eserin yer ald›¤› ikinci çal›flmada Avusturya ‹flçi Marfl› “Arbeiter Von Wien” ve Rodrigo’nun “Concerto d’aranjuez” eserleri de sürprizlerden. ‹kinci albümün en güzel taraflar›ndan biri ise, Efkan fieflen’in henüz 12

yafl›ndaki o¤lu Sinan’›n da albüme yapt›¤› katk›. Sinan fieflen, “Anadolu’da Bir Sabah” adl› gitar ezgisini albüme kazand›rm›fl. Ayr›ca klasik gitarda da babas› gibi yetenekli oldu¤unu göstermifl. Y›llar›n› müzi¤e adam›fl müzisyen bir babayla onun yolunda emin ad›mlarla ilerleyen yetenekli o¤ulun, Efkan fieflen’in deyimiyle “müzikteki ilk ciddi buluflmas›”n› kaç›rmamak lâz›m. – U¤ur Biryol


Foto¤raf: fiahan Nuho¤lu

soldan sa¤a Boogie Balagan: Albümden sonra kadroya dahil olan Francois Goussot (davul), Aryeh “Gabri” Sztantman (vokal, gitar), Azri Laurent Stupaj (gitar)

‹STANBUL’DAN BOOGIE BALAGAN GEÇT‹

Bar›fl için felafel power! Geçen senenin en güzel albümlerinden biri, bize sorarsan›z, Boogie Balagan’›n “Lamentation Wallo”suydu. K›r›k bir ‹ngilizce ve Arapça, acayip k›vrak ritmler, süper arabesk rock’n’roll gitar›, Dalida’n›n pefline düflmüfl bir fiarlo, Ankara’ya dönmüfl bir Joe Strummer... Sonra ö¤rendik, Fransa’da yaflayan iki ‹srailli kafadarm›fl bu nefle intifadas›n› yaratan. Geçti¤imiz ay garajistanbul’un üçüncü yafl›n› kutlamaya geldiler, gönüllü dansözlerin eflli¤inde karl› bir k›fl gecesine Akdeniz s›ca¤›n› yayd›lar. Bir ayaklar›n›n art›k ‹stanbul’da olaca¤›n› umuyor, aman takipte kal›n diyoruz... Slogan›n›zdan, Felafel Power’dan bafllayal›m. Nedir felafelin gücü? Gabri: Çiçek çocuklar›n› hat›rlars›n›z, onlar›n da ‘60’larda Flower Power’› vard›: Baez’ler, Dylan’lar Vietnam’daki savafla karfl› seslerini yükseltip savafl› durdurabilmifllerdi. fiimdi yeni bir jenerasyon var: “Felafel Power” kufla¤›... Felafel tüm sofralarda bulunur. Müslüman, Yahudi, Arap, Afrika kültürlerinde bu yemek var. Haz›rlan›fl› kolay ve hesapl›. Fukara halk›n besinidir, lezzetlidir. ‹srail’de yayg›n m›d›r? Azri: Ana yemek say›l›r. Biz daha çok Lübnan usûlü felafeli tan›yoruz. Felafelin yap›m›nda bölgeler aras›nda farkl›l›klar var m›? Azri: Temel malzemeler ayn›: Nohut, sarm›sak ve su, ama her ustan›n elinin ayar› baflka. En iyi felafel nerede bulunur gibi bir soru var. Kudüs’ün arka sokaklar›nda, küçük bir büfede mi, yoksa Paris’te mi? Paris’te epey Lübnanl› var. Onlar›n yapt›¤› felafel irice, Kudüs’ün felafeli ufakt›r. Felafel, uluslararas› bir sandviç. Havyar gibi de¤il, s›radan insan›n s›k tüketti¤i bir yemek. E¤er bir masa etraf›nda oturup onu paylaflabilirsek, sorunlar› da çözebiliriz. Nerede do¤dunuz? Azri: ‹kimiz de ‹srail’de do¤up büyüdük. Benim annem Cezayirli, Fransa’da, Nice’de do¤mufl. Boflan›nca aile Paris’e geri dönüyor. Okulu bitirdikten sonra… Gabri: Ve tabii askerli¤i... (gülüyor)

Azri: Biraz etraf› gezme, aile ziyareti yapma vakti gelmiflti. Öylece Paris’te çak›l› kald›m. Kudüs’ten ortak bir arkadafl›m›z ikimizin bir araya gelmesinin hay›rlara vesile olaca¤›n› söylemiflti. Farkl› projeler yürütüyorduk o zaman. Gabri

Art›k Felafel Power kufla¤› var. Felafel, uluslararas› bir sandviç. Havyar gibi de¤il, s›radan insan›n s›k tüketti¤i bir yemek. E¤er bir masa etraf›nda oturup onu paylaflabilirsek, sorunlar› da çözebiliriz. benden sonra geldi Paris’e. Afla¤› yukar› yirmi y›ld›r Fransa’day›m. Gabri geleli on sene oluyor. Gabri: Azri’nin bana prodüktörlük yapabilece¤ini düflünmüfltüm. Elimde demo kayd›m vard› ve ortamlar› bilen oydu. Ucuz aflk flark›lar› yaz›yordum, Tarkan gibi. (gülüyor) Rai gibi de olabilirdi ama... Gabri: Belki, ama flimdi anl›yorum ki, Boogie Balagan rai’nin has›. Azri: Farkl› motivasyonlarla müzik icra edebilirsiniz. E¤lenmek için, ifl icab›, para için... Ya da kendine baflka bir yol bulur ve bir misyon edinebilirsin. Bir sürü grupla, farkl› projelerde yer ald›m. Gabri’yle bir araya gelince kafalar örtüfltü. Sadece müzikal olarak güzel bir fley yapmad›¤›m›z›, sat›r aralar›nda gezinen bir hoflluk yakalad›¤›m›z› farkettik. Arad›¤›m›z da buydu. Bugün gençlerin çok fazla müzi¤e tak›ld›¤›n› görüyorum. Birbirlerine tavsiye ettikleri müziklerde be-

lirleyici olan sesler. Albüm dedi¤in tabii ki seslerle yarat›l›r, ama bizim kuflak flark› sözleriyle daha çok ilgiliydi. Bob Dylan’›n, Pink Floyd’un sözlerinde baya¤› iflçililik vard›r. Nereden geldi¤imizi gözard› etmeden böyle bir e¤ilim içindeyiz. Belli bir bak›fl aç›s›yla yaz›lm›fl sözleri mizah duygusuyla buluflturarak e¤lenmek istiyoruz... Müzi¤iniz tan›d›k, sevdik baflka gruplar› and›r›yor. Erkin Koray’› mesela. Gabri: Bu iflin Allah’› o. Azri: Bu gece iki flark›s›n› çalaca¤›z. ‹flin garip yan›, albümü kaydederken Erkin Koray’dan bîhaberdik. Albüm ç›kt›ktan çok sonra, Güney Fransa’da bir konser ertesinde seyircilerden biri yanafl›p “sen Erkin Koray’›n o¤lu musun” dedi. Salonda beni ilk gördü¤ünde Erkin Koray’›n ta kendisi zannetmifl, sonra biraz yak›na gelince ondan daha genç oldu¤umu farketmifl. Maalesef herifi hayal k›r›kl›¤›na u¤ratt›m, çünkü Erkin Koray’›n ad›n› bile duymam›flt›m. “Sen deli misin” dedi. Neyse, notumu ald›m ve eve gidince internetten tarad›m, “vay anas›n›” dedim. Uzun saçlar›n›n zaman›nda bafl›na bela oldu¤unu duydum. Rai camias›yla iliflkileriniz var m›? Azri: Zaman›nda Rachid Taha’n›n arkas›nda gitar çalm›fll›¤›m var. Gabri: Bir konserinde de ön grup olarak sahneye ç›km›flt›k. Azri: Birlikte yer ald›¤›m›z son konser Gazze’ye destek konseriydi. Bundan bir sene evvel, ‹srail’in son sald›r›s›ndan iki ay sonra bir sürü sanatç›n›n kat›l›m›yla gerçekleflen bir geceydi. Rachid Taha’n›n prodüktör Steve Hillage’s›z son çal›flmas› “Bonjour”u nas›l buldunuz? Azri: Olmufl, ama önceki albümlerin yeri ayr›. Punk ve rock köklerini Frans›zcaya afl›layan ilk Rachid’dir. “Douce France” gibi klasik bir Frans›z flark›s›n›, Arap aksan›yla, afl›r› sa¤c›, ›rkç› bir dalgan›n kol gezdi¤i ‘80’lerin bafl›nda yapma cesaretini gösterebilmiflti. Ortal›k kar›flm›flt›, ama flark› da hit olmufltu. Bu onu muteber bir sanatç› k›ld›. Gabri: Carte de Séjour (Oturma ‹zni) grubuyla çal›flt›¤› zamanlard›, “evraks›z” göçmenlerin sesi olmufltu. Azri: Gnawa Diffusion’un da aram›zda oldu¤u dar bir çevreyiz. Birlikte tak›l›r, fikir al›flveriflinde bulunuruz. Sarkozy Fransa’s›nda hayat nas›l geçiyor peki? Renaud’nun ülkeyi terkedip Londra’ya tafl›nd›¤›n› duyduk. Azri: Ben onu duymad›m, ama birçok sanatç›dan, sporcudan, mesela eski tenisçi Yannick Noah’dan benzer tepkiler geliyor: “Sarkozy bafltaysa, ben yokum” diyenler art›yor. Johnny Hallyday terk etmiyor haliyle. (gülüyor) Gabri: Para konuflur. Azri: fiahsen halihaz›rda Fransa’dan ayr›lma ihtiyac› hissetmiyorum. Tan›flt›¤›n›zda müzikal zevkleriniz ortak m›yd›? Esin kaynaklar›n›z kimler? Azri: Muddy Waters! Robert Plant’in gitaristi, prodüktör Justin Adams, Roll’da yapt›¤›m›z söyleflide güzel bir harita çizmifl, Muddy

49


Güzel bir geceden güzel bir gece için Boogie Balagan damgal› bir prezervatif hediyesi, ama flöyle yaz›l›: Falaf Hell Power!

Azri: Evet, haz›r gibi, bu gece de iki yeni flark› çalaca¤›z. Geçenlerde Serge Gainsbourg’la Jacques Dutronc’un “L’hymne à l’amour”unu yeniden yorumlad›k, “L’hymne ô hamor” ad›yla. Boogie Balagan olarak de¤il de, The Funky Borros olarak. Öyle her babayi¤idin söyleyemeyece¤i kaba sözler içeren politik bir flark› oldu. Geleneksel bir flark›n›n –“Ya Mustafa”n›n– ezgisini dönüfltürüp bu hale soktuk. Duman› üstünde, çok taze daha. Gabri: Makara olsun diye Türkçe ve Yunanca sosu da katt›k içine. Gainsbourg sever misiniz? Azri: Maestro! Dokunulmazd›r o. Gerçekten. Daha ufakken etraf›m›zdaki herkesin ona g›pta etti¤ini hat›rl›yorum. Muazzam eserler b›rakt› geriye. Yazd›klar›, söyledikleri, besteleri, sesi olmayan kad›nlar› mikrofonla buluflturmas› harika ifller. Daha bu hafta hayat›n› konu alan bir film vizyona girdi. Belgesel de¤il, kurmaca, ama Frans›z bir aktör inan›lmaz bir biçimde Gainsbourg olmufl (Joann Sfar’›n filmi “Serge Gainsbourg, vie héroïque”in baflrol oyuncusu Eric Elmosnino).

Bugün gençlerin çok fazla müzi¤e tak›ld›¤›n› görüyorum. Birbirlerine tavsiye ettikleri müziklerde belirleyici olan sesler. Albüm dedi¤in tabii ki seslerle yarat›l›r, ama bizim kuflak flark› sözleriyle daha çok ilgiliydi. Son y›llarda Balkan ve Ortado¤u havalar›n› rock’la evlendiren güzel gruplar ç›kt›. Kultur Shock, Gogol Bordello hemen akla gelenler aras›nda. Sizi de onlar›n yan›na koyal›m m›? Azri: Balkan Beat Box’u da anal›m. Gogol Bordello’yla geçen ay Tel Aviv’de birlikte sahne alacakt›k. Biz ön gruptuk, çok heyecanl›yd›k. Ama konsere günler kala, iptal edildi¤i haberi geldi. Sebebini ö¤renemedik. Filistin’de konser verebiliyor musunuz? Azri: Sadece Yafa’da. Elimizdeki pasaportlarla Gazze’ye giremiyoruz, ama gitmek istiyoruz. Yafa’da her sene büyük bir festival düzenleniyor, iki taraf-

tan da gruplar gelip çal›yor. DAM diye Filistinli bir rap grubu var, takibe de¤er. O bölgede buluflamasak da, d›flar›da bir yerlerde birbirimizi buluyoruz. Bir tak›m insanlar fonlar üzerinden büyük politik etkinlikler düzenlemeye çal›fl›yor. Bizse bir karavana atlamay›, küçük ad›mlarla gerçekle iliflki içinde olmay› seçtik. Bir tek Gazze için yard›m konserine kat›ld›k, ama yard›m için toplanan paralar›n adresi net bir biçimde ortaya konmad›¤› takdirde etkinliklerin içinde yer almaya pek hevesli olmuyoruz. Gabri: Mandela’n›n dedi¤i gibi: (Türkçe söylüyor) “Baflka bir halka elini uzatan bir halk kadar güzel fley yok.” Mos Def’in son albümü “The Ecstatic”i dinlediniz mi? Bismillahirrahmanirrahim diye bafll›yor, ard›ndan Malcom X’le Türkiyeli bir folkçuyu, Selda Ba¤can’› buluflturuyor. Gabri: Selda Ba¤can m›? Yirmi sene evvel ‹srail’e gelmiflti. Çocuktum daha. ‘Sen ve ben tüm dünyay› de¤ifltirece¤iz” diye çok güzel bir ‹branice flark› söylemifllerdi ‹srailli bir flark›c›yla beraber. Saz çal›yordu, harikayd›! Mos Def neyi sample’lam›fl? Bir Afl›k Mahzuni deyifli: “‹nce ince bir kar ya¤ar fakirlerin üstüne...” Azri: Birinin bir baflkas›n›n iflini kullanarak onu insanlara tan›flt›rmas› bir tür modern pasaport biçimi oldu art›k. Hiphop kültürünün do¤as›nda bu var, ama son zamanlarda sample’a fazla yüklenildi. fiimdilerde sample’lar›, ritmik bir ö¤e olmalar› d›fl›nda, mânâl›, yerli yerinde kullanma çabas› var. Son zamanlarda ac› kay›plar›m›z var. Mano Solo’yu tan›r m›yd›n›z? Azri: Çok sayg› duydu¤um biriydi. Danil Darc gibi o da son yirmi senede hiç de¤iflmedi, bildi¤inden vazgeçmedi. Sürekli dinledi¤im biri de¤ildi, aksi halde intihar ederdim. Ama severdim. Topra¤› bol olsun. Bizim dergimizin slogan› da ondan mülhem: Enternasyonal flalala. Felafel power’a uymaz m›? Azri: Uyar valla. Felafel de öyle bir yiyecek iflte: Hem enternasyonal, hem flalala... (gülüyor)

KARŞI-LAŞMALAR “FIRAT’IN ÖTE YANINDA” FOTOĞRAF SERGİSİ MÜJGAN ARPAT 22 Ocak - 21 Şubat 2010 Yer: Tütün Deposu / Lüleci Hendek cad. No.12 Tophane Ziyaret saatleri: Pazartesi hariç her gün 11:00-19:00

KARŞI-LAŞMALAR: Fırat’ın Öte Yanında, savaşta ödenen bedeller ve barış mücadelesine biraz daha yakından bakabilmek için yaşananlardan kesitler sunuyor.

Söylefli: Merve Erol - fiahan Nuho¤lu

Waters’da Afrika’n›n, hatta Ortado¤u’nun iflitilebilece¤ini söylemiflti. Azri: Biz de tam onu diyoruz. Louisiana’yla Nil k›y›s› aras›nda görünmez, büyük bir köprü var. Trans biçimleri, gitar riff’leri evrensel. Birlikte çal›flmaya bafllad›¤›m›z ilk dönemde s›rf Muddy Waters yorumluyorduk. Robert Johnson ve Alvin Lee’yi de seviyorduk, ama Muddy Waters’la yat›p kalk›yorduk. En baba blues’culardan biri: fiikâyet etmekle yetinmeyen, iyi çal›p iyi söyleyen, zeki ve e¤lenceli bir karakter... Herkes Muddy Waters’la bafllar. Led Zeppelin, Rolling Stones... Bu groove’lu füzyona rock’n’roll’dan geldi¤iniz belli zaten. Ya da tersi... Gabri: 1969’da ‹srail’de bizim 20 metrelik mahallede yok yoktu. Türkü, Yunan›, Hintlisi, Yemenlisi, ‹ranl›s›, Fasl›s›, Cezayirlisi, Tunuslusu... Her biri kendi müzi¤ini çalard›. ‹ran makamlar›na Ümmü Gülsüm kar›fl›rd›… Ama 13 yafl›mda rock’n’roll’cuydum. Led Zeppelin’den baflkas›na burun k›v›r›rd›m. Azri: O yafllarda geleneksel olan› reddediyorsun. Ama sonra geriye yöneliyorsun ve farkediyorsun ki, tüm o sesler kula¤›nda kalm›fl. Türkiye’de de bir dönem sadece tango yap›lmas›n›n devlet taraf›ndan tavsiye edildi¤ini, k›sa bir dönem için de olsa sanat müzi¤inin yasakland›¤›n› biliyoruz. Filistin - ‹srail bar›fl›n› ve beraberli¤ini savunan pek çok isim ç›k›yor art›k ‹srail’de. Çeflitli söyleflilerinizde bahsetti¤iniz “Filisrail” için umutlu bir durum de¤il mi? Azri: ‹srail’de giderek daha çok insan tamamen hümanist bir yerden bakarak küçük küçük eylemlerde kendini gösteriyor. ‹flte o yüzden felafel çok güzel bir metafor. Etraf›nda buluflmak mümkün. ‹srailliler ve Filistinliler özellikle sinemada, müzikte oldu¤undan daha çok yan yana gelip ortak ifllere imza at›yorlar. Filistin sinemas› iyi bir sinema dili yakalad› ve son on y›lda tüm dünyaya yay›ld›. Elia Süleyman’› çok baflar›l› buluyorum. Bugünlerde neler yap›yorsunuz? ‹kinci albüm yolda m›?


Kaybolmufl eski köle bireyin toplumla bar›flmas›, toplumun içine yerleflmesi, s›n›flaflmalar, burjuvalaflma, psikopatolojik sorunlar›n ortaya ç›k›fl›, çözümler aranmas›, insan bütünlü¤ünün yakalanmas› –ki insan bütünlü¤ü bir düflsel ideoloji... Burada insan›n bütünlü¤ünün yakalanmas› yerine parçalanm›fll›¤›n›n fark›na var›lmas›, böylelikle de daha gerçek bir özgürlü¤ün do¤uflu, insan›n sorunlar›n›n kabulü... fiimdi flunu biliyoruz ki, insan›n içindeki di¤er varl›klar, yani bir bireyin içinde birkaç kimlik daha olmas›, daha da ötesinde psikozlar vs... ‹nsano¤lu bir cenneti, bütünselli¤i ar›yor. Bence bofluna... Ömer Uluç, “Heves Kuflu Durmaz Döner”

Ömer Uluç 1931 - 2010


Express104