Page 1

Devrimci Ýþçi Partisinin ve 4. Enternasyonalin inþasý için

iþçi cephesi Yeni Dönem sayý:14

Mart 2005

Gündem ve Politika

syf. 3-9

Milliyetçilik bahane! Sömürü/Ýþgal gerçek! Burjuva siyasetinde yeni arayýþlar Uður-Ahmet Kaymaz ve Demokrasi masallarý üzerine Neden ve Nasýl Millileþtirme Yeni TCK ne diyor?

Emek Hareketi

syf. 10-15

Uzun bir sessizlikten sonra: SEKA direniþi SSK’nýn özelleþtirlmesine karþý mücadeleye Petkim ve Telekom özelleþtirmelere karþý...

http://iscicephesi.org

Fabrikalardan

syf. 2

SEKA kývýlcýmý çaktý, mücadele sürecek Ýþsizlik yoksulluk kader deðil Baskýlar devam ediyor

8 Mart

syf. 16-17

Açýklama

syf. 18-20

Mücadele, hafýza ve Colin’s deneyimi üzerine

Kültür-Sanat Enternasyonal

syf. 21 syf. 22-24

Uluslararasý Postacý: Irak, seçimlerin ardýndan

ÝÞÇÝ SINIFININ KURTULUÞU KENDÝ ESERÝ OLACAKTIR

1


FABRÝKALARDAN

SEKA Kývýlcýmý Çaktý, Mücadele Sürecek

Özelleþtirilmesi yaklaþan bir fabrikada çalýþýyoruz. Özelleþtirmede sýranýn bize geliyor olmasý hoþnutsuzluðumuzu hergün biraz daha arttýrýyor. Yakýnda emekliliði gelen yaklaþýk 2 bin iþçinin emekli edilmesi bekleniyor. Bu durum sýranýn bize geldiðini bir kez daha hissetmemize neden oldu. Aslýnda bir süredir özelleþtirmeye karþý bir tepki fabrikada hissediliyor; ancak sendika sürekli iþçileri susturuyordu. Son olarak SEKA direniþini desteklemek için TürkÝþ’in aldýðý fabrikayý terketmeme kararý fabrikada yanký uyandýrdý. Oysa Türk-Metal, ne SEKA direniþi hakkýnda ne de özelleþtirmeler konusunda doðru dürüst bir bilgi vermemiþti. Fabrikada kalma konusunda da iþçileri örgütlemedi. Yine de iþçiler büyük bir katýlýmla SEKA’ya destek verdiler ve özelleþtirmelere hayýr dediler.

Üretim hiç durmadý, fýrýnlar çalýþmaya devam etti. Ancak 4 vardiyasýnda çýkmasý gereken iþçiler çýkmadýlar. 4 vardiyasýna gelenler çalýþýrken sabah gelenler fabrika içinde yanlarýnda beklemeye baþladýlar. Daha sonra 12 vardiyasý geldi. Onlar çalýþýrken diðerleri yanlarýndaydý. Ýþçiler, sendika bilgilendirmese de özelleþtirmeye karþý durmak gerektiðini söylüyorlardý. Bazý iþçiler mücadeleye gerek olmadýðýný, öyle veya böyle fabrikanýn satýlacaðýný söylüyorlardý. Bu iþçiler, SEKA dirense de fabrikadan çýkarýlacak, direnmese de düþüncesindeydi. Özelleþtirme saldýrýsý kapýda. Sendikacýlar isteseler çok güçlü eylemler gerçekleþebilir. Ancak onlar uyuyan devi, iþçileri uyandýrmak istemiyorlar. Ama özellikle genç iþçiler mücadele etmek gerektiðinin farkýndalar. Yoksa yarýnýmýz olmayacak. Bir Demir-Çelik Ýþçisi

Ýþsizlik, Yoksulluk Kader Deðil

Yaþadýðým bölgede en büyük sorun iþsizlik. Gençlerin çoðu iþsiz. Neredeyse hepsi mafya olmak istiyor. Özendiði insanlar gibi olmak için hýrsýzlýk yapýyor. Ýþsizlerin sayýsý çok olduðu için patronlar da bunu kullanýyorlar. Örneðin benim çalýþtýðým tekstil sektöründe sigorta neredeyse yok. Mesailer bitmiyor. Ücret ise asgari ücret. Biraz zam istesek iþsizlik var, baþkasýný alýrýz diyorlar. Ýþsizlik hem ücretlerimizi düþürüyor, hem bizi birbirimizle rekabet ettiriyor. Yosulluktan gençler kötü alýþkanlýklar kazanýyor. Uyuþturucu, þiddet, gasp, hýrsýzlýk hayatýn doðal parçasý. Artýk insanlar kapý kapý gezip ekmek için iþ arýyorlar. Geçen gün mahallemizdeki kahvede oturuyordum. Orta yaþlarda bir adam geldi. Sýrtýnda aðaç kesme motoru vardý; “Ne iþ olsa yaparým. Çocuklarým aç, eve yemek götürmek zorundayým” dedi. Kahvedeki insanlarýn çoðu zaten iþsiz olduðu için kimse ona iþ konusunda yardýmcý olamadý. Benimde ona yardýmcý

olma sansým yoktu. Tüm gün yemek yememiþ, beraber yemeðe gittik. Onunla yemek yerken þunu düþündüm: emekçiler bir tas yemeðe muhtaç iken zenginler parayý har vurup harman savuruyorlar. Oysa o savrulan paralarla dünyadaki bütün insanlar rahatça yaþarlar… Ýþsizlik ve yoksulluk hergün daha fazla artýyor. Oysa iþsizlik bir kader deðil. Örneðin ücretler düþürülmeden çalýþma saatleri kýsaltýlýp üç vardiya yerine dört vardiya yapýlsa ve o iþyerlerine iþçi alýnsa iþsizlik diye bir sorun kalmaz. Ama patronlar bunu hiçbir zaman istemezler. Çünkü onlar az iþçiyle çok iþ yapmak istiyorlar. Ve iþsizler ordusu yaratarak bizleri daha kötü koþullara mahkum ediyorlar. Çözüm, rekabet etmekte deðil; örgütlenerek iþsizliðe, yoksulluða ve sömürüye karþý mücadele etmekte. Bir Tekstil Ýþçisi

Baskýlar Devam Ediyor! Fabrikaya yeni giren iþçiler baskýlara ve þefin davranýþ þekline dayanamayýp çýkmayý tercih ediyorlar. Son olarak 4 aylýk bir iþçi þefe bu ay çýkacaðýný söyledi.

2

Þef sevincinden neredeyse zil takýp oynayacaktý. Biz, arkadaþa baþka iþ yerlerinde de ayný sorunlar var. Çýkmak sorunlarý çözmüyor dedik.

Þefler idareden aldýklarý talimatlar doðrultusunda bizleri baskýyla yýldýrmaya çalýþýyorlar. Yeni iþçiler de genellikle çýkmayý tercih ediyorlar. Bizler bu baskýlara karþý örgütlenip, birlik olmazsak þeflerin baskýlarý devam edecektir. Bir tekstil Ýþçisi


Newroz her yýl olduðu gibi bu yýlda büyük bir coþkuyla kutlandý. Türkiye’nin dört bir yanýndaki kutlamalarýn en büyüðü Diyarbakýr’daydý; mitingin 750 bin kiþinin katýlýmýyla gerçekleþtiði ifade edilmekte. Benzer þekilde Ýstanbul’daki Newroz kutlamalarý da kitleseldi; 75 bin kiþinin katýldýðý miting “olaysýz þekilde” tamamlandý. Newroz’a damgasýný vuran ise Mersin oldu, çünkü “olay” vardý! Ýki çocuðun ellerindeki Türk bayraðýný yerde sürümelerinin kameralara takýlmasýyla bir anda Türkiye’nin gündemi “deðiþtirildi”. Ekranlara, gazetelere taþýnan söz konusu habere eþlik eden açýklamalar, Cumhurbaþkaný Necdet Sezer ve Genelkurmay Baþkaný Hilmi Özkök’ün açýklamalarý baþta olmak üzere- “olayý”, “devlet güvenlik sorunu” haline getirdi. “Duyarlýk ve milliyetçilik” öncelikle devlet katýnda organize edildi. Bu aþamadan sonra “milli duyarlýlýk” zembereðinden boþaltýldý ve devamýnda “bayraða sahip çýkma” mitingleri geldi, genel bir “bayrak asma” kampanyasý baþladý. Bu “milliyetçi tepkiyi” gören ama meseleyi bilmeyen kiþi ülkenin bir düþman istilasýyla karþý karþýya olduðunu düþünür. Oysa olay, “12 ve 14 yaþlarýnda iki çocuðun Türk bayraðýný yerde sürüklemesidir…” Kuþkusuz dünyada olduðu gibi Türkiye’de de “daha ne olsun!” diyerek sadece bunun için bir halký, katli vacip düþman ilan edecek faþist unsurlar vardýr. Ama yaþadýðýmýz bunun ötesindedir; sadece faþistler deðil deðiþik çevrelerden çok geniþ bir kitle, bu kanaat etrafýnda harekete geçirilmiþtir. Milliyetçi hezeyan yaratýp, toplumsal histerinin kapýsýný aralayanlarýn oluþturduðu kanaat þudur: “Bayraðýn yerde sürüklenmesi Türkiye’nin bölünmesinin bir provasýdýr. ‘Olay’ sinsice sahneye konmuþ ama ‘fark edilmiþtir’.” Bu kanaatin bir karþýlýðý yok. Kanaati imal edenlerin gösterdiði tepki de gerçek deðil. Karþýlýðý olmayan bir kanaat niçin ve nasýl imal edilir? Ulusal parasýndan altý sýfýr atacak kadar parasýný pul etmekte sakýnca görmeyen, ÝMF talimatlarýyla ulusal bütçe yapýp ekonomisinin oyuncaða dönmesini küreselleþme diye açýklayan, subayýnýn kafasýna çuval geçirildiðinde sessiz kalmayý reel politik gereði sayanlar emperyalizme baðýmlý yarý-sömürge bir ülke politikasý sürdürmektedir. Kapitalist sömürüyü devam ettirip derinleþtirmek, emperyalist saldýrý ve iþgallerin bir parçasý olmak bu politikanýn temelidir. Tam da bu nedenle iki çocuðu “devlet güvenlik sorunu” ilan etmek, sömürüyü ve iþgali perdelemek ve baþta iþçi sýnýfý olmak üzere emekçi halký kandýrmak için bir kandýrma politikasýdýr. Siyasal demokrasiden yoksun býrakýlmýþ, devlete alkýþ tutmak dýþýnda her açýdan örgütsüz kýlýnmýþ, mücadele ve sýnýf bilinci parçalanmýþ, devrimci bir önderlikten yoksun býrakýlmýþ/kalmýþ bir sýnýf üzerinde istediðiniz yönlendirmeyi büyük ölçüde yapabilirsiniz. Bir kitle toplumu yaratmak, onu istenilen þekilde yönlendirmek; kendi lehine olaný aleyhine, aleyhine olaný ise kendi lehine gibi göstermek için bir sistem yaratmaktýr. Bu þekilde kitlelere sahte ideolojiler pompalamak ve onlarý kendi zararlarýna olan

politikalarýn yandaþý haline getirmek mümkün olmaktadýr. Türkiye’de son dönem yükselen milliyetçilik böylesi bir sürecin ürünüdür ve bahanedir; amaç sömürü ve iþgali perdelemek, iþsizlik, yoksulluk sonucu biriken öfkeyi baþka noktalara yöneltmektir. Bizzat bu kapitalist sömürü sisteminin bir sonucu olan umutsuzluk sonucu milliyetçi hezeyanlara kapýlýp kendi sýnýf kardeþlerimizi, emekçi Kürt kardeþlerimizi düþman bellemek, onlara el kaldýrmak sorunlarýmýzý çözmez aksine daha da aðýrlaþtýrýr. Milliyetçilik egemenlerin ekmeðine yað sürer, iþçi ve emekçilerin birlik ve beraberliðini ise bozar. Milliyetçilik oyununa gelmeyelim. Biriken öfkemizin, yarýna umutsuz bakmamýzýn nedeni iki çocuðun yerde bayrak sürümesi deðildir ve olamaz. Öfkemizin, umutsuzluðumuzun nedeni iþsizlik, yoksulluk, örgütsüzlük anlamýna gelen özelleþtirmeler, sosyal güvenlik sisteminin tasfiyesi, esnek iþ yasalarý ve benzeri yeni-liberal saldýrýlar, Türkiye’deki ulusal sorun konusunda rejimin gösterdiði gerici, baskýcý ve yasaklamacý tutumlardýr, ve çözüm de bu saldýrýlara ve baskýlara karþý birlikte mücadeledir.

GÜNDEM

Milliyetçilik Bahane! Sömürü Ýþgal Gerçek! KANMA! Çözüm Sýnýf Mücadelesinde!

Çok deðil, sadece birkaç soru bu gerçeði görmek için yeterli. Örneðin bugün Türkiye’de milyonlarca iþsiz insan var, yoksullarýn sayýsý on milyonlarla ifade ediliyor, bunun sorumlusu kimdir ve nedeni nedir? Mersin’de bayraðý yerde sürükleyen iki küçük çocuk mu? Ýç-dýþ borç 300 milyar dolarla ifade ediliyor, bu borcu yaratan Mersin’deki iki küçük çocuk mu? Sümerbank özelleþtirildi, SEKA’nýn özelleþtirilmesinin önü açýldý, iþçiler iþsiz kaldý ya da kalacak, bu özelleþtirmeleri yapan “devlet güvenlik sorunu” yaratan o iki çocuk mu? Ya sosyal güvenlik sistemini tasfiye eden, eðitimi paralý hale getiren, asgari ücreti insanlýk ayýbý bir rakamla 350YTL ile sýnýrlayan kim? Mersin’deki çocuklar mý? Afganistan’ý, Irak’ý iþgal eden ABD emperyalizmini; Filistin’i iþgal altýnda tutan Siyonist Ýsrail devletini dost ve müttefik gören kim? Bu ülke halklarýný türlü zulme maruz býrakan, bayraklarýný ayaklar altýna alan Mersin’deki iki çocuk mu? Kuþkusuz hayýr! Bunlarýn tümünün kaynaðý emperyalist-kapitalist sömürü ve iþgal düzenidir… Öfkeli miyiz? Umutsuz muyuz? Haksýzlýða uðradýðýmýzý mý düþünüyoruz? Artýk tepkisiz kalmamak, haksýz ve adaletsiz olana isyan mý etmek istiyoruz? O zaman Mersin’deki iki çocuða karþý deðil; iþini, aþýný, saðlýðýný, eðitimini, çocuðunun geleceðini, örgütünü, baðýmsýzlýðýný elinden alana karþý göstereceksin isyanýný, meydanlarý bunun için dolduracaksýn… Kim sana ayný sokakta oturduðun, atölyede yan yana alýn teri döktüðün, ayný otobüsü, treni kullandýðýn, ayný çarþý-manavdan alýþveriþ yaptýðýn, ayný okula, hastaneye gittiðin, ayný semtin mezarlýðýna gömüldüðün Kürt kardeþin için, iþçi arkadaþýn için tehlikeli diyorsa bil ki senin için tehlikeli olan bunu sana söyleyendir… Ýþçi Cephesi

3


POLÝTÝKA

Burjuva Siyasetinde Yeni Arayýþlar

AKP ve CHP’de yaþanan istifalar burjuva siyasetinde merkez sað ve solda “birlik” tartýþmalarýný da beraberinde getirdi. Kültür ve Turizm Bakaný Erkan Mumcu’nun 16 Þubattaki istifasýyla hareketlenen süreç, son olarak AKP Isparta milletvekili Mehmet Sait Armaðan’la devam etti. AKP’nin sandalye sayýsý önce 361’e düþtü. Ýstifa ve tasfiyelerin ardýndan CHP’nin milletvekili sayýsý da 168’e indi. Ardýndan Mumcu tekrar AKP’ye dönmeye karar verdi. Bu gelgitlerin önümüzdeki günlerde de sürmesi beklenebilir. Bu istifalar ve gelgitler iktidar ve muhalefet partilerinin politik çizgilerinde köklü deðiþiklerin gerçekleþmeye baþladýðýna iþaret mi ediyor? Aslýnda burjuvazi, AKP’nin dýþ siyasetteki performansýndan ve emekçilere dönük yoðun saldýrý programlarýndan memnundu. Ayrýca baþka bir alternatifi de yoktu. CHP saplandýðý yolsuzluk bataklýðýndan çýkamadýðý gibi, AKP’ye alternatif de deðildi. ANAP, DYP ve DSP ise, halkýn gözünde yýpranmýþ yüzlerdi. AKP yýpranmýþ burjuva siyaseti için halka sunulacak yeni bir yüz oldu. Burjuvazin ihtiyaçlarýna uygun olarak dýþ siyasette emperyalistlere boyun eðerken, iç siyasette de yoðun bir iþçi-emekçi düþmaný siyaset izledi. Ayrýca devlet bürokrasisi ve ordunun kýrmýzý çizgilerini aþmamaya özen gösterdi. Ancak emperyalistleri ve burjuvaziyi memnun eden bu politikalar, emekçi halkta ve AKP’nin geleneksel tabanýnýn bazý kesimlerinde hoþnutsuzluðu da beraberinde getirdi. Tam da bu noktada AKP, hem iç hem de dýþ siyasette frene bastý ve ilk bakýþta bazý burjuva kesimlerin hoþnutsuzluðunu çeken

4

popülist bir hatta yöneldi. Özellikle AB ile olan iliþkilerde belirgin bir aðýrdan alma süreci yaþandý. AB’nin zorunlu din derslerinin kaldýrýlmasý ve azýnlýklar üzerindeki baskýlarýn sona erdirilmesi talepleri duymazdan gelindi. Ýktidar partisi ayrýca, özellikle baþörtüsü nedeniyle atýlan öðrencileri geri almak için öðrenci affýný gündeme getirdi. Kýsacasý iç siyasette kendi tabanýný rahatlatacak bir yönelimi, dýþ siyasette burjuvazinin istediði politikalarý sürdürmek için bir þantaj malzemesi haline getirdi. IMF’den gelecek paranýn ertelenmesiyle baþlayan AKPTUSÝAD tartýþmasý, TUSÝAD’ýn AKP’yi AB konusunda aðýr davranmakla suçlamasýyla devam etti. Son olarak TUSÝAD’ýn 8 Mart Dünya Emekçi Kadýnlar Günü kutlamalarýna vahþice saldýran polisin tutumundan hükümeti sorumlu tutmasýyla tartýþma sert bir polemiðe dönüþtü. Aslýnda eleþtiriciler için gerçek sorun polisin sert tutumu deðildi, çünkü polis yakýn dönemde çok daha sert müdahalelerde bulunmuþ ve o zaman kimse ses çýkarmamýþtý. TÜSÝAD için asýl sorun AKP’nin popülizmiydi ve bu tip uygulamalarla liberal saldýrý ve emperyalizm ile bütünleþme programýnýn uygulanmasýnda ortaya çýkan gecikmelerden duyulan rahatsýzlýktý. Bu tartýþmalara hükümet ile ABD yönetimi arasýnda yaþanan polemiði de eklemek gerekir. ABD, Türkiye’nin Ýran ve Suriye’ye karþý tavýr almasýný istedi, ancak istediði yanýtý alamadý. Üstelik Cumhurbaþkaný Sezer, tepkilere raðmen Suriye’ye daha önce planlanan gezisini gerçekleþtireceðini açýkladý. Bu tartýþmanýn altýnda ABD’nin Kürt meselesinde Türkiye’nin tarihsel devlet politikasýný zorlamasý ve Kuzey Irak’ta federatif veya otonom bir Kürt devletine yeþil yakmasý yatýyor. PKK’nýn hem içerde hem dýþarýda yeniden derleniyor olduðu haberi burjuva medyasýnýn sayfalarýna düþtü. Ayrýca tüm basýn organlarýnda Amerikan karþýtlýðýnýn arttýðýna dair haberler yayýnlanmaya baþladý. ABD Dýþiþleri


bakaný Rice, Türkiye’yi bu konuda uyardý. Ardýndan “ABD aleyhtarlýðý” yapan gazetecilerin adlarý deklare edildi ve susturulmalarý istendi. Ancak bu tartýþmalara raðmen ABD Türkiye ittifakýnda, ya da baþka bir deyiþle Türkiye’nin ABD’nin jandarmasý olmasý rolünde bir deðiþimin olmadýðý açýk. Sonuç olarak, AKP’nin bazý popülist söylem ve uygulamalarý gündeme almasý ve en önemlisi AB projesinde frene basmasý hükümet ile bazý burjuva sözcüler arasýnda polemiðe yol açtý. AKP’den istifa eden Isparta milletvekili Mehmet Sait Armaðan’ýn açýklamasý aslýnda bu polemiðin þiddetini gösteren bir örnek oldu: “AK partinin mevcut siyaset yapma biçimi, bizi uluslararasý sorunlar konusunda izah edilemez pozisyonlara sürükleme tehlikesini barýndýrmakta, reformlarýn özüne sadýk kalmadýðýný ve siyasetin daha demokratik bir iþleyiþe kavuþmasý yönünde güçlü irade sergilenmediðini kanýtlamaktadýr.” Bu polemiðe raðmen burjuvazinin kýsa vadede AKP ve onun hükümetinden kopmayacaðý ortadadýr. Amaç ciddi bir biçimde kulak çekmekti ve bu yapýlmýþtýr.

zeminin kayganlýðýna, oportünist politikacý bolluðuna, CHP açýsýndan bakýldýðýnda da sosyal demokrasinin yaþadýðý krizin derinliðine iþaret etmekte. Celal

Merkez Sol ve Sað Siyasette Yeni Kümelenmeler AKP ve CHP’deki istifalar, geri dönmeler, yeni parti kurma arayýþlarý, vs Türkiye’deki politik

Doðan’ýn merkez sol bir parti kuracaðýz açýklamasý bu durumun bir göstergesi. Sarýgül’ün çýrpýnýþlarý ise CHP’ye alternatif olmasýna yetecek gibi gözükmüyor. Burjuvazinin ayný Ýngiltere’de Blair’in Ýþçi Partisi gibi bir lidere ve partiye ihtiyaç duyduðu ortada. Bu yüzden merkez sol parti arayýþý sürecek. Merkez sol parti tartýþmalarýný saðda birlik tatýþmalarý izliyor. ANAP ya da DYP’nin birleþmeleri bir süredir gündemde. Fakat her iki parti de birleþmenin kendi partisi çatýsýnda olmasý gerektiðini savunuyor. Ayrýca yeni parti

arayýþý da var. Ancak gerçek þu ki ANAP halkýn gözünde çok yýpranmýþ bir parti ve kýsa zamanda da kendini toplayamaz. DYP ise ceberrut devletin kullandýðý bir aygýt durumunda ve þu an için Aðar burjuvazinin yeni yüzü olacak bir siyasete sahip deðil. Zaten Aðar’ýn söylemlerinin daha sahicisine MHP sahip. Erkan Mumcu’nun istifasýnýn ardýndan her iki parti de Mumcu’ya çaðrýda bulunmuþlardý. Erkan Mumcu son olarak kararýný ANAP’ta verdi. Çünkü ANAP baþkansýz bir partiydi ve muhtemelen Mumcu, Genel Baþkan olacak. Mumcu ile birlikte bazý milletvekillerinin ANAP’a geçmesi bekleniyor. Hatta Çalýþma ve Sosyal Güvenlik Bakaný Murat Baþesgioðlu’nun da ayrýlmasý bekleniyor. Erkan Mumcu’nun geliþi ANAP’ý kurtarýr mý?, bilemiyoruz; ancak burjuvazinin istediði neredeyse tüm gerici reformlarý yasalaþtýran ve dýþ siyasette önemli baþarýlar elde eden AKP’yi desteklemeye devam etmemesi için hiçbir neden görünmüyor. Fuat Karan

5


Uður - Ahmet Kaymaz ve Demokrasi Masallarý Üzerine Yargýsýz infaz baba-oðul Kaymazlarý zamansýz alýp götürdü. Öldürülme haberleri, hem sol basýnda hem de burjuva gazetelerinde Uður Kaymaz’ýn yaþýnýn küçüklüðü üzerinde yoðunlaþýyordu. Oysa yaþýnýn büyük olmasý, hatta suçlu bile olmasý kimsenin sorgusuz sualsiz sokak ortasýnda öldürülmesini haklý göstermez. Çünkü polisin kimsenin cezasýný verme hakký yok. Ýnsanlarý sorgusuz sualsiz katleden kapitalist sistemin bekçileri, hem hakim hem cellat rolünü üstlenip, 12 yaþýndaki Uður’u ve babasýný 6 metrekarelik bir alanda ve yarým metre mesafeden 9’u sýrttan olmak üzere 13 kurþunla delik deþik ettiler. Polislerin cezalandýrýlnmasý þöyle dursun, can güvenlikleri gerekçe gösterilerek mahkemeye bile getirilmediler. Görevden alýnmasý gereken polisler, baþka illere atanarak adeta ödüllendirildiler. Ýþin garip yaný, polisler için 3-5 yýl ceza istenirken, okuma yazmasý bile olmayan Uður Kaymaz’ýn acýlý annesi örgüt

üyeliðinden 15 yýlla yargýlanýyor. Son dönemlerde yargýsýz infazlarýn bölgede artmýþ olmasý dikkat çekiyor. Benzer bir yargýsýz infaz Ýnsan Haklarý Derneði’nde görevli Mehdi Perinçek’in oðlu Þiyar

Perinçek’in baþýna gelmiþti. Ayrýca birçok çoban kýrsal alanda hayvanlarýný gezdirirken katledildi. Hükümet, demokratikleþme palavralarý atýyor; ancak insanlar sokak ortasýnda infaz ediliyor. 6

Mart günü, 8 Mart Emekçi Kadýnlar Günü’nü kutlamak isteyen kadýnlara polisin uyguladýðý þiddet demokratikleþme palavralarýný gözler önüne seriyor. Baþbakan Tayyip Erdoðan, polisin þiddetine tek kelime etmezken, bu þiddetin görsel ve yazýlý basýnda yer almasýndan rahatsýz oluyor. Baþbakan þöyle diyor: “Medya kuyumuzu kazýyor, bu görüntüleri yayýnlayarak bizi dünya kamuoyuna rezil ediyor.” Yani kol kýrýlýr yen içinde kalýr diyor. Daha önce kendisine Kürt sorunu ile ilgili bir soru sorulduðunda “düþünmezseniz böyle bir sorun olmaz” demiþti. 6 Mart’ta polisin þiddetine AB’nin gösterdiði tepki üzerine 3 polis açýða alýndý. Uður Kaymaz’ý öldüren polisler ise hala görevde. AB’nin 6 Mart’taki þiddete tepkisi, Türkiye’ye demokrasi getirmek için deðil. Öyle olsaydý NATO eylemlerinde ki polisin þiddetine de, diðer þiddetli saldýrýlarýna da, yargýsýz infazlarýna da rest çekerdi. Bu sorunu öne çýkarmasýnýn nedeni, son dönemde AKP’nin AB’nin istediði bazý reformlarý yavaþlatmasýdýr. Sonuç olarak, ne AB’nin sahte demokrasi tebliðleri, ne de hükümetlerin AB makyajlarý bu ülkeye demokrasi getiremez. Bu ülkeye demokrasi ancak iþçi sýnýfýnýn mücadelesiyle gelecek. Jiyan

6


Neden ve Nasýl Millileþtirme? Özelleþtirmelerin hükümet tarafýndan hýzla ve büyük bir cüretle yaygýnlaþtýrýldýðý bir dönemde iþçi sýnýfýnýn millileþtirme talebi daha da büyük bir önem kazanmakta. Devlete baðlý ve “verimsiz” olarak addedilen sanayi kuruluþlarýnýn kapatýlmasýyla birlikte düþünüldüðünde özelleþtirmeler yalnýzca kýsa vadede tensikatlarýn yaygýnlaþmasý, iþ olanaklarýnýn daralmasý, iþsizliðin ve yoksulluðun derinleþmesi, sendikasýzlaþtýrmanýn hýzlandýrýlmasý anlamýna gelmekle kalmamakta, ama ayný zamanda uzun vadede gelecekteki olasý bir iþçi-emekçi iktidarýnýn giriþeceði sosyalizmin inþasý çabalarýnýn ekonomik temellerini de bugünden tahrip etme iþlevi görmekte. Bu nedenle de millileþtirme talebini yalnýzca propagandamýzýn deðil, bugünkü ajitasyonumuzun da eksenine yerleþtirmek zorunluluðuyla karþý karþýyayýz. Özelleþtirmelerin hükümet tarafýndan hýzla ve büyük bir cüretle yaygýnlaþtýrýldýðý bir dönemde iþçi sýnýfýnýn millileþtirme talebi daha da büyük bir önem kazanmakta. Devlete baðlý ve “verimsiz” olarak addedilen sanayi kuruluþlarýnýn kapatýlmasýyla birlikte düþünüldüðünde özelleþtirmeler yalnýzca kýsa vadede tensikatlarýn yaygýnlaþmasý, iþ olanaklarýnýn daralmasý, iþsizliðin ve yoksulluðun derinleþmesi, sendikasýzlaþtýrmanýn hýzlandýrýlmasý anlamýna gelmekle kalmamakta, ama ayný zamanda uzun vadede gelecekteki olasý bir iþçiemekçi iktidarýnýn giriþeceði sosyalizmin inþasý çabalarýnýn ekonomik temellerini de bugünden tahrip etme iþlevi görmekte. Bu nedenle de millileþtirme talebini yalnýzca propagandamýzýn deðil, bugünkü ajitasyonumuzun da eksenine yerleþtirmek zorunluluðuyla karþý karþýyayýz. Çözüm sözcük seçiminde deðil Millileþtirme talebini tüm politik içeriðiyle birlikte yaygýnlaþtýrabilmek ve kitle mücadelesinin temel taleplerinden bir durumuna getirebilmek için önce bu talebin çevresinde yaratýlan sözcük kaosundan arýnabilmek gerekiyor. Bugüne deðin kimi zaman yabancý sermayeye yönelik olarak “millileþtirme” (“öz Türkçe’yle” ulusallaþtýrma), yerli sermaye kuruluþlarýna yönelik olarak da daha çok “devletleþtirme”

sözcüklerini kullanmýþ olmakla birlikte, politik açýdan bu iki sözcük de bir ve ayný þeyi ifade etmektedir: o kuruluþun mülkiyetinin (yerli ya da yabancý, ya da karma) özel ellerden alýnýp devlete devredilmesi, yani iþletmenin devlet malý haline getirilmesi. Devlet kavramýndan ürken, ya da bu sözcüðü savuþturduklarý anda devletin de kendi kendine yok olabileceðini sanan bazý sivil toplumcu, sosyal hareketçi kesimlerin taným karmaþasýna ekledikleri bir baþka sözcük de “kamulaþtýrma” olmuþtur. Kamu yönetimi devlet örgütlenmesinin içinde yer aldýðý sürece, ki burjuva devlette durum budur, kamulaþtýrma terimi de devletleþtirme ya da millileþtirmenin ifade ettiði anlamýn dýþýnda baþka hiç bir politik anlam taþýmamakta. Kimileri kamulaþtýrmaya “kooperatifleþme” anlamý yükleyip bu tip bir mülkiyeti kapitalist sistemde bir sosyalizm adacýðý olarak algýlayabilir. Ne var ki, bu makalenin amacý ütopik sosyalizm eleþtirisi deðil, bunu bir kenara býrakýyoruz. Bu arada, özellikle Troçki’nin Geçiþ Programý’nýn ilk çevirisinde (Eleþtiri yayýnlarý, 1979; ardýndan Kardelen Yayýnlarý, 1992) yapýlan bir çeviri hatasýna düþenler de bulunmakta. Bu çeviride Troçki’nin kullandýðý “mülksüzleþtirme” (expropriation) sözcüðü kimi yerde

bu haliyle, kimi yerde ise “kamulaþtýrma” (istimlak) olarak Türkçe’ye aktarýlmýþ, bu da kamulaþtýrmanýn “tazminatsýz ve iþçi denetiminde ya da iþçi iktidarý altýnda yapýlan millileþtirme” olarak algýlanmasýna neden olmuþtur. Oysa kamulaþtýrmanýn, devletleþtirme ya da millileþtirmenin dýþýnda sözcük düzeyinde politik bir ayrý içeriði bulunmamakta. Bu talebin ne biçimde hayata geçirilebileceði ise ancak sýnýf mücadelesi tarafýndan belirlenebilir. Troçki’nin Geçiþ Programý’nda “mülksüzleþtirme” sözcüðünü kullanmýþ olmasý da durumu deðiþtirmemektedir. Bir iþletmenin mülkiyetinin özel sermayenin elinden alýnýp devlete aktarýlmasý, o sermayenin en azýndan o iþletme açýsýndan “mülksüzleþtirilmesi”nden baþka bir anlam taþýmaz, ve bu anlamda millileþtirme, devletleþtirme ya da kamulaþtýrmadan farklý bir durum söz konusu deðildir. Troçki’nin Geçiþ Programý’nda bu terimi kullanmýþ olmasý, millileþtirmeleri burjuvazinin genel mülksüzleþtirilmesi mücadelesine baðlama ve devrimci programý, o yýllardaki (1938) bazý Halk Cephesi hükümetlerinin sahte millileþtirme taleplerinden ayýrma çabasýndan kaynaklanmýþtýr. Bununla birlikte Troçki’nin en sýk kullandýðý sözcük “millileþtirme” olmuþtur (örn. bk. Fransa Ýçin Eylem Programý, 1934). 7


Hangi devlet altýnda “devletleþtirme” 1980’lerin sonlarýnda eski iþçi devletlerinin yýkýlmasý ve emperyalizmin yeni ideolojik saldýrýlarý, Türkiye’deki liberal ekonomik dönüþümlerin ve tabii bu arada özelleþtirmelerin yaygýnlaþtýrýlmasýyla aþaðý yukarý ayný döneme rastlamýþ, bu ideolojik saldýrýlardan etkilenip bugün Troçkizmi çoktan terk etmiþ olan bazý kesimler ise, özelleþtirmelere karþý mücadeleyi reddetmeye yönelmiþlerdi. Temel savlarý, “devlet burjuva kapitalist devlet olduðundan, ha devlet mülkiyeti, ha özel mülkiyet, deðiþen bir þey yok” idi. Biz devrimci Troçkistler, Morenistler, ise özelleþtirmelerin iþçi sýnýfý ve emekçi yýðýnlarýn gerek ekonomik koþullarýnda, gerekse bilinç, örgütlenme ve mücadele olanaklarýnda büyük gerilemeler yaratacaðýný, uzun vadede ise sosyalist iktidarýn ve merkezi planlamanýn ekonomik temellerini zayýflatacaðýný söyleyerek özelleþtirmelere karþý mücadeleyi ön plana çýkarmýþtýk. Bugünkü sözcük karmaþasýnýn ardýnda da benzer sivil toplumcu, sosyal hareketçi ya da yarý anarþizan anlayýþlar sezinlenebilmekte. Dolayýsýyla programýmýzdaki özelleþtirmelere karþý mücadele ve millileþtirme talebinin politik içeriðini bir kez daha vurgulamamýzda yarar bulunmakta: biz millileþtirme

8

talebini ileri sürmeyi hiç bir biçimde burjuva sonrasý bir rejime, yani iþçiemekçi iktidarýna ertelemiyoruz. Bu talebi, bugün ve þimdi savunuyoruz, özellikle de bunun salt propagandasýný yapmakla yetinmiyor, mevcut liberal ekonomik saldýrýlara karþý sýnýf seferberlikleri ve sendika örgütleri içindeki ajitasyonumuzun en önemli taleplerinden biri olarak görüyoruz. Bizim millileþtirme talebimizi, reformist ya da burjuva milliyetçisi kesimlerin devlet kapitalisti “millileþtirme” anlayýþlarýndan ayýran temel özellikleri, Troçki Geçiþ Programý’nda özetle göstermiþtir: “Bu taleplerle reformistlerin bulanýk “millileþtirme” sloganý arasýndaki fark þurada yatmaktadýr: 1-Tazminat ödenmesini reddederiz; 2-millileþtirmeye sözde taraftar gözüken ama gerçekte sermayenin aracýlarý olan Halk Cephesi demagoglarýna karþý kitleleri uyarýrýz; 3-kitleleri sadece kendi devrimci güçlerine güvenmeye çaðýrýrýz; 4-mülksüzleþtirme sorununu iþçi ve köylülerin iktidarý ele geçirme sorununa baðlarýz.”

Tazminat ödenmesini reddeden, kitlelerin devrimci seferberliðine dayanan ve her aþamada millileþtirmeyi iktidar sorununa baðlayan bir millileþtirme ajitasyonu, bugünkü özelleþtirmeler karþýsýndaki mücadelemizin çerçevesini belirlemektedir. Sýnýf seferberlikleri sonucunda eðer burjuva hükümet özelleþtirmelerde geri adým atarsa ya da bazý iþletmeleri millileþtirmek zorunda kalýrsa, biz tazminat ödenmesini reddedeceðiz, diðer kapitalist büyük iþletmelerin de millileþtirilmesi ve sanayide iþçi denetimi kurulmasý mücadelesine aðýrlýk vereceðiz. Sendikalarý, yozlaþmýþ bürokratik yönetimlerine raðmen bu doðrultuda mücadeleye zorlayacaðýz. Bu mücadeleler hem proletaryayý daha üst düzeyden görevlere hazýrlayacak hem de devrimci partinin inþasýna katkýda bulunacaktýr. Kuþkusuz, her sanayi dalýnýn farklý geliþme düzeylerinde bulunmasý ve sýnýf mücadelesi ile proletaryanýn bilincinin farklý aþamalardan geçmesi gerçeði karþýsýnda bütün bu mücadeleler uzun süre kýsmi bir özellik taþýyacaktýr. Ve “burjuvazinin topyekün mülksüzleþtirilmesi yalnýzca proletaryanýn bir genel devrimci yükseliþi gündeme getirebilir. Geçiþ taleplerinin görevi, pro-letaryayý bu sorunu çözmeye hazýrlamaktýr” (Troçki, Geçiþ Programý). Ýþçi Cephesi


Yeni TCK Ne Diyor? 1 Nisan’da yürürlüðe girecek 5237 sayýlý yeni Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) deðiþiklik öngören yasa teklifi salý günü (22 Mart) Adalet Komisyonu’nda ele alýnacak. Teklifin perþembe günü de (24 Mart) Genel Kurul’da görüþülerek yasalaþmasý bekleniyor. Yasadaki bazý deðiþiklikler *Polis eðitim merkezlerinin kurulmasý ve üniversite mezunu 10 bin yeni polis alýnmasýný öngören yasa tasarýsý, “Torba Yasa” olarak bilinen bazý kanunlarda deðiþiklik yapýlmasý hakkýnda yasa tasarýsý çarþamba (23 Mart) günü görüþülecek. Adalet Bakaný ile Ýçiþleri Bakanlýðý arasýnda yeni Ceza Muhakemeleri Kanunu ile ilgili çýkan, polisin yetkilerinin kýsýtlanmasýna dair olan tartýþma, polisin istediði þekilde karara baðlandý. Savcý ya da hakim izni olmadan aramayý yasaklayan hükme karþý çýkan polise “ön arama yetkisi” verilecek. Yapýlacak bu deðiþiklikle polis ve jandarma önceden izin almadan þüpheli gördüðünü arayabilecek.

geçmesini saðlayan halka karþý deðil de patronlara ve sistemin diðer güçlerine karþý sorumlu ve onun verdiði görevleri yerine getiren piyonlar olduklarý için bu haliyle AKP problem taþýmýyordu.

dolayý gösterdi ve baþarýlý da oldu. Yasalar iþkenceyi meþru görmez ama polis bunu gayet rahat uygulamakta. Demek ki aslýnda yasalar hiç de bazýlarýnýn elini kolunu baðlamýyor.

Hükümet olduktan sonra AKP, AB sürecine hýz vererek bir dizi deðiþikliklerin (özelleþtirmeler, iþten çýkarmalar, kölelik yasalarý vb.) meþruiyetini bu kisve altýnda sürdürdü. Kaldý ki Avrupa Birliði dediðimiz tam da kapitalistlerin iþçi sýnýfý üzerinde çok daha rahat sömürü atlarýný koþturabilecekleri bir birlikten ötesi deðildir. Ancak AKP hükümeti, AB ile iliþkilerde sermayenin istediði tarzý yavaþlatýnca yönlendirici olmaktan çýktý. Ve geçtiðimiz aylarda sadece

Basýn özgürlüðüne getirilen kýsýtlamalardan dolayý da basýn emekçileri geçtiðimiz haftalarda bir yürüyüþ düzenledi. Ancak burjuva basýnýnýn kime ve nasýl hizmet ettiðini bu yasa dýþýnda ele almamak eksiklik olacaktýr. Popüler adýyla medya dediðimiz bu tekelleþmiþ piyasa, kapitalist medya patronlarýyla halk arasýnda çýkarlarýna uygun olarak gidip gelmekte, ses duyurma imtiyazlarýný çýkarlarý yönünde kullanarak teknoloji aracýlýðýyla halký istedikleri þekilde þartlandýrmaktadýrlar.

*Yeni TCK, kapkaç suçunu nitelikli hýrsýzlýk kapsamýna aldý. Hýrsýzlýk suçuna 1 yýldan 3 yýla kadar hapis cezasý istenirken, kapkaç yapan kiþiye 7 yýla kadar hapis cezasý verilecek. *Basýn özgürlüðünü kýsýtlayan ve neredeyse gazetecilik yapmayý olanaksýz hale getiren 5237 sayýlý TCK, eski basýn yasasýndan çok daha geri maddeler içeren yeni düzenlemeler getiriyor.

zina tartýþmalarýnýn ön plana çýkartýlmasýyla diðer maddelerin deðerlendirilmediði TCK‘yý çýkarmada bir sakýnca görmeyecek boyuta ulaþtý. Yeni TCK ve polis-jandarma gücünün ayrýcalýðý…

Yapýlan deðiþikliklerin anlamý AKP hükümeti seçimlerden sonra iþbaþýna geçince ýlýmlý bir politika izleyeceðine ve sermaye kesiminin paralarýna para ekleyecek yumuþaklýkta olduðuna dair sinyalleri vererek uzun süredir istikrarý özleyenlere yeþil ýþýk yaktý. Burjuva demokrasisinin iþlediði toplumlarda iktidarlar, çoðunluðun yoksulluðuna karþý azýnlýðýn lehine kurulduklarý için ve iþ baþýna

1992’nin Aralýk ayýnda, 3842 sayýlý Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu o zamanlar ilk defa ifadesi alýnan kiþiye avukat isteme hakký tanýdýðýnda bu hak polisin tepkisini çekmiþti. Ve bu yüzden polisler sokaða çýkmýþtý. O zaman da polisin yetkilerinin kýsýtlandýðý öne sürülerek en doðal insanlýk hakký gasp edilmek istenmiþti. Þimdi de benzer tepkileri polis, arama yetkisine getirilen kýsýtlamadan

Ancak tüm bunlardan baðýmsýz olarak çýkan yasalar, toplumsal uzlaþma saðlanmadan, baskýcý unsurlarýn nedenleri yok olmadan, sonuçlarýný yok edemeyeceðini gözardý ederek oluþturulmuþtur. Kapkaç gibi bazý toplumsal suçlarýn hapis cezalarýný arttýrmak çözüm olamaz. Asýl çözüm kapitalist sistemin doðal sonucu olan yoksulluðun bu sistemde ne kadar aðýr yasa getirilirse getirilsin ortadan kalkmayacaðýný görerek davranmaktýr. Burjuva demokrasisinin en can alýcý hali olan yeni TCK, dýþarýdan Uyum Yasalarý adý altýnda verilen emirlerle bir yere varýlamayacaðýnýn en sýcak örneði. Kaldý ki kapitalizmin en vahþi hallerinin yaþandýðý yerlerde yasalar, kapitalizmin tüm bu vahþetine karþý çýkmayý engelleyecek þekilde düzenleniyor. Biz emekçilere, iþçilere düþen yüzyýllardýr mücadeleler sonucu elde edilen haklarýmýzý korumak için mücadele etmekten baþka yolumuzun olmadýðý bilmek ve hangi yasa olursa olsun bu sistemin sadece kapitalist sömürü düzenini koruyacaðýný unutmadan üretimden gelen gücümüzü kullanarak birleþmektir. Mavi Mayýs

9


EMEK HAREKETÝ

Uzun Bir Sessizliktan Sonra: SEKA Direniþi

Türkiye iþçi sýnýfýnýn 1989-91 eylemliklerinin ardýndan burjuvazi, iþçi sýnýfýna topyekun saldýrýya geçti; ve kazanýlmýþ haklarýnýn gaspýna yönelik politikalarý pervazsýzca hayata geçirdi. 1999 yýlýnda Sosyal Güvenlik Reformu adý altýnda, Ecevit hükümeti, emeklilik yaþýný uzatarak mezarda emekliliði iþçi ve emekçilere layýk görmüþtü. Her gelen hükümet bir diðerini aratmadan özelleþtirmeleri devam ettiriyor. 2003 yýlýnda çýkarýlan Yeni Ýþ Yasasý patronlara, iþçileri istedikleri gibi çalýþtýrma hakký tanýyor. Kamu Yönetim Temel Kanunu Yasa Tasarýsý ise kamu emekçilerinin sosyal güvencelerini ortadan kaldýrýyor. Böylece kamu

adýna devletin yapmasý gereken ödevleri piyasalaþtýrýyor. SSK’nýn, Saðlýk Bakanlýðý’na devri ve kýdem tazminat hakkýna göz dikmelerini vb. örnekleri sýralayabiliriz. Görüldüðü gibi sermaye iþçi sýnýfýnýn örgütsüzlüðünden yararlanarak iþçi sýnýfýna saldýrmaya devam ediyor ve edecek. Ýþçi hareketi belli dönemlerde tepkiler geliþtirmiþ olmasýna raðmen bu tepkiler maalesef sendika bürokrasisini aþamamýþtýr. Ýþçi sýnýfý 1989-91 yýllarý arasýndaki yaþadýðý mücadeleyi devrimci bir önderliðin olmayýþýndan dolayý; ya sosyal demokrasinin ya da sendika bürokrasisinin ihanetiyle pusulasýný þaþýrmýþ ve yaþanan mücadelelerde

moral bozukluðundan dolayý güvensizlik yaþamýþtýr. O tarihten bu yana genel olarak iþçi sýnýfýnýn sermayenin saldýrýlarý karþýsýnda “biz bir þey yapamayýz” ve kendi sorunlarýný baþkalarýna havale etme fikri hakimdi. Bu fikrin oluþmasýný sadece moral bozukluðu ile açýklamak biraz haksýzlýk olur. Çünkü burjuvazi yazýlý ve görsel basýnýyla kitlelerin beyinlerini uyuþturarak siyasetten izole etti. Bunda baþarýlý olduklarýný söyleyebiliriz. Bugün abuk sabuk diziler, gelin kaynana programlarý bu iþleve hizmet etmektedir. Yani burjuvazi kitlelere “her koyun kendi bacaðýndan asýlýr” mesajýný veriyor. Ayrýca her geçen gün artan iþsizlik, yoksulluk, hayat pahalýlýðý ve iþten atýlma korkusu iþçi sýnýfý üzerinde bir baský yaratýyor ve bu baský sonucunda iþçi ve emekçiler mücadele etmek yerine mevcut iþlerini koruma duygusuyla hareket ediyorlar. Çünkü burjuvazi, iþçi sýnýfý içine güvensizlik tohumlarýný ekmiþtir. Bunun yaný sýra bir de yaþanan mücadelelerin yenilgiyle sonuçlanmasýnýn ister istemez etkisi oluyor. 13-14 yýl aradan sonra… Bugün SEKA iþçilerinin baþlatmýþ olduklarý mücadele aslýnda 14 yýldýr iþçi sýnýfýnýn huzursuzluðunun habercisi diyebiliriz. SEKA direniþi baþladýðýnda diðer mücadeleler gibi sadece SEKA iþçileriyle sýnýrlý kalacaðý düþüncesi hakimdi. Hükümet dahil kimse böyle bir mücadeleyle karþýlaþabileceðini hesaplayamamýþtý. Mücadelenin ilerleyen günlerinde SEKA iþçileri kararlýlýklarýyla ülke gündemine oturdular. Sol sosyalist çevrelerden tutun da sýradan vatandaþlara kadar herkesin bir kulaðýnýn SEKA’da olduðunu söylemek abartý olmasa gerek.

10


SEKA iþçilerinin hükümete cevabý AKP 2002 tarihinde tek baþýna hükümete geldiðinde sermaye için bulunmaz bir nimetti. Çünkü sermaye iþçi sýnýfýna kemer sýktýracak güçlü bir partiye ihtiyaç duyuyordu. Ona da kavuþtu. AKP hükümeti ilk günden itibaren sermaye için tüm fedakarlýklarý yapacaðýný açýklayarak iþe baþladý. Özelleþtirilecek fabrikalarýn listesini çýkararak iþçi sýnýfýna karþý meydan okurcasýna “babalar gibi satarým” diyerek KÝT’leri sanki kendi malý gibi yerli-yabancý sermayeye peþkeþ çekti ve çekmeye devam ediyor. Bugüne kadarki hükümetlerin özelleþtirme anlayýþý; her zarar eden kamu iþletmesini “yük”, iþlerini savunmak zorunda kalan iþçileri “asalak” gibi göstermeye çalýþmak þeklinde oldu. Sanki bu iþletmeleri oradaki iþçiler yönetiyor ve zarar ettiriyor! Hükümet peþkeþ çekmek için devlete “yük” olarak gösterdiði kamu iþletmelerinin zarar ettiðini, bunun için kapanmasý veya satýlmasý gerektiðini savunuyor. Ayný hükümet bilindiði gibi 21 adet hortumlanmýþ bankanýn, ki bu bankalarýn içi sahipleri tarafýndan boþaltýldý ve 50-60 milyar dolar zarar oluþtuzararýný üslenmeyi görev bilmiþtir. AKP hükümetinin diðer özelleþtirilen fabrikalar gibi SEKA fabrikasý içinde yalaný hazýrdý: SEKA “zarar ediyor”, “devlete yük” oluyor... Bu SEKA’nýn ilk gündeme geliþi deðil. Ayrýca sýk sýk Avrupa kapýlarýný aþýndýran baþbakan, Ýngiltere’deki Hayt Parký beðenmiþ olacak ki SEKA fabrikasýný kapatarak büyük bir park yapacakmýþ! Ayný Ýngiltere’deki gibi! Çünkü ülkedeki bu kadar iþsizin oturup çay içeceði acil bir yere ihtiyacý olmalý. Çalýþacak fabrikaya deðil! Sýrasý gelmiþken belirtelim, AKP hükümeti 2005 yýlýný iþsizlikle mücadele yýlý ilan etmiþti. Görünen köy kýlavuz istemez… SEKA iþçileri, hükümetin kapatma kararýna karþý fabrikayý iþgal ederek, hem hükümete hem de sermayeye bir cevap vermiþ oldu. Hükümet,

önce polisle saldýrmayý deneyerek direniþi kýrmaya çabaladý ama ülke genelinde oluþabilecek tepki ihtimali nedeniyle geri adým attý. SEKA mücadelesi sadece Ýzmit sýnýrlarýna sýkýþmýþ bir mücadele deðildir. Bugün özelleþtirmeyle karþý karþýya kalan bir iþçiden tutun da haksýzlýklara uðradýðýný düþünen bir iþçiye kadar herkes “SEKA iþçileri gibi direneceðiz” diyerek örnek alabiliyor. Bu mücadele bu kadar moral verebilme sinerjisini yaratabilmiþtir. Hükümetin ilk saldýrýsý karþýlýk bulamayýnca bu kez iþçilerin mücadelesini karalamak ve tehdit yolunu deneyen baþbakan, iþçileri, “siyasi þov yapýyorlar, iyi niyetimizi istismar ediyorlar. Buna artýk tahammül edemeyiz” diyerek göz daðý vermeye çalýþtý. Ayrýca baþbakan, “iþçilerin 40 milyar lira olan kýdem tazminatlarýnýn banka hesaplarýna yattýðý” yalanýný yayarak direniþi zayýflatmaya

çalýþtý. Baþaramadý. SEKA’da çalýþan 5 yýllýk bir iþçi net 669.56 YTL, 18 yýllýk iþçi ise 988.52 YTL net ücret alýyor. Bugün hükümetin zarar ediyor dediði SEKA fabrikasý için gerekli yatýrýmýn yapýlabilmesi için 5 milyon dolara ihtiyaç var. Bunu çok gören baþbakan kendisi için 50 milyon dolarlýk uçak aldý. Diðer yandan bankalarý hortumlayanlarýn zararlarýný karþýlýksýz karþýlayan, patronlara teþvik adý altýnda bizlerin vergilerinden para aktaran bir hükümet söz konusu. Ýþ SEKA’ya gelince “zarar ediyor!” SEKA kapatýlsýn ki arazileri patronlara peþkeþ çekilsin. Hükümet sýnýfsal bir tutum alýyor. Eðer kâr ve zarar ile sorunlara yaklaþacak olursak bugün en verimsiz “devlet iþletmesi” milletvekillerini istidam eden meclistir. Milyarlarca liralýk

maaþlar, kýyak emeklilik ve her hükümet dönemindeki yolsuzluklar. En azýndan iþçiler üretiyorlar ve topluma faydalarý var. Meclistekiler ne üretiyorlar ya da topluma ne faydalarý var? Kim topluma zarar veriyor? Ortadadýr. SEKA iþçileri ve sendika bürokrasisi Sonuç olarak, SEKA iþçilerinin baþlatmýþ olduðu bu mücadele 51. gününde hükümet, fabrikanýn iþletme hakkýný iþçilerle birlikte Ýzmit Büyük Þehir Belediyesi’ne devrini öngören bir teklif iþçilerin oyuna sunuldu. Yemekhanede yapýlan oylamada kurulan sandýða “evet” ve “hayýr” yazýlý pusula atan iþçilerden 510’u kararý kabul ederken, 60’ý “hayýr” oyu verdi. 13 iþçi ise boþ oy kullandý. Bu oylama sonucunda yapýlan bir protokolle direniþ sona erdi. SEKA iþçilerinin mücadelesi bizlere önemli deneyimler býraktý. Bunlardan birincisi, SEKA iþçileri sendika bürokratlarýnýn koltuklarýnda rahat oturmalarýna izin vermediler. Evet sendikalar iþçilerin örgütüdür. Ama bugün sendikalarýn baþýna çöreklenmiþ bürokrasi, iþçilerin örgütsüzlüðünden yararlanarak, burjuvaziyle iþbirliði yaparak, iþçi sýnýfýna ihanet etmekten çekinmez bir duruma gelmiþtir. Sendika bürokrasisi burjuvazinin saldýrýlarýna karþý dostlar alýþveriþte görsün diye birkaç demeç vermekten öteye gitmiyor. SEKA’da da böyle oldu… Ayrýca, SEKA fabrikasýnda örgütlü olan Selüloz-Ýþ sendikasý baþtan beri mücadeleyi SEKA ile sýnýrlamýþtý. Çünkü sendika kendisine baðlý iþyerlerini harekete geçirmemiþtir. Böyle bir niyetlerinin de olduklarýný sanmýyoruz. Ama uzun bir zamandan sonra SEKA iþçilerinin kararlý mücadelesi sonucu Türk-Ýþ’li bürokratlar rahatsýz oldular ve bunun sonucunda Ýzmit’te Türk-Ýþ Baþkanlar Kurulu yapýldý. Bu toplantýda 13-14 yýl aradan sonra Türk-Ýþ bürokratlarý ilk defa Türkiye genelinde bir ey-

11


lem kararý (eylemin içeriði ve sýnýrlarý bir yana) almak zorunda kaldýlar. Bu iþçilerin dipten gelen basýncý açýsýndan olumlu bir adýmdý. Tabii ki sendika bürokratlarý fýrsatýný bulduklarýnda iþçi sýnýfýný satmakta tereddüt etmedi, etmeyecek. Ýþçi sýnýfýnýn tarihi bu gibi örneklerle dolu. Türk-Ýþ’in bu eylem kararýna DÝSK ve KESK sendikalarý da destek verdiklerini açýkladýlar ama DÝSK’e baðlý özel sektördeki bazý iþyerlerinde bu karar iþçilere iletilmedi bile. SEKA direniþini nasýl deðerlendirebiliriz? Hükümet önce SEKA fabrikasýný kapatarak arazisini belediyeye devretmeyi planlýyordu. Bunun sonucunda iþçilerin 51 günlük fabrika iþgalinden sonra hükümet geri adým atarak iþçilerle yapýlan pazarlýk sonucu direniþ bir protokolle sona erdi. Direniþin yapýlan protokolle sona ermesiyle birlikte “SEKA iþçilerinin mücadelesi bir kazanýmla mý, bir kayýpla mý sonuçlandý?” sorusu gündeme geldi ve önümüzdeki günlerde bu soru çok tartýþýlacak gibi gözüküyor. Tabii ki mücadeleye nereden ve nasýl baktýðýmýza baðlý olarak bu soru çeþitli þekillerde cevaplanabilir. Hükümet öncelikle iþçileri farklý illerdeki iþletmelere yerleþtireceðini açýklamýþtý. Ýþçiler bu öneriyi kabul etmediler. Direniþi mahkeme yoluyla oyalamaya çalýþtýlar, beceremediler. Çünkü SEKA iþçilerinin kararlý tutumu sonucu, mücadele tüm ülkede yanký yarattý. Hükümet sýkýþmýþtý, ne yapacaðýný bilmez bir halde mücadeleyi engelleme

çabasý içindeydi. Çünkü hükümet, SEKA direniþini aþmadan diðer özelleþtirmeleri yapmakta güçlük çekeceðinin farkýndaydý. Ayrýca SEKA iþçilerinin direniþi devam ettikçe hükümet yýpranýyordu. Bu anlamda hükümet geri adým atmak zorunda kaldý. Devamýnda ise hükümet SEKA’yý direk kapatýp risk almak yerine belediyeye devrederek aradan sýyrýldý. Yeni duruma göre SEKA Ýþçileri, kadrolu belediye iþçisi statüsüne geçecek ve ücretleri asgari kadrolu bir belediye iþçisi kadar olacak. Bu durum bir protokolle baðlandý. Tabii ki bugün hiçbir iþçinin iþ güvencesi yoktur. Ýþ güvencesi iþçilerin örgütlülüðüne baðlýdýr. Oysa hükümet SEKA direniþinin örgütlülüðünü ve yankýlarýn kesmek için tüm sorumluluklarýyla birlikte Ýzmit Belediyesi’ne devretti. Böylece hükümet kendisini çatýþmanýn dýþýnda tutarak yýpranmamayý hedefledi. Ayrýca ülkenin gündemine yayýlan bir mücadeleyi daha küçük bir alana kapatmayý baþardý. Evet bugün SEKA iþçilerinin baþlatmýþ olduklarý mücadelenin sýnýrlarýný da görerek bir deðerlendirme yapmak daha saðlýklý bir sonuca ulaþmamýzý saðlayabilir. Hükümetin genel bir saldýrýsý olan özelleþtirme politikasýna karþý bir fabrikanýn mücadelesinin yeterli olmadýðý bilinmelidir. Ancak sonucu bir yana tüm iþyerlerinin SEKA gibi mücadele etmeleri sonucu hükümeti ve sermayeyi geri adým attýrabiliriz. Bugün bu anlamda SEKA iþçilerinin yalnýz kaldýðýný söyleyebiliriz. Çünkü iþçi sýnýfýnýn bugünkü durumu budur. Bu

gerçekliði deðiþtirmek hepimizin ellerinde. SEKA iþçilerinin ateþlediði bu kývýlcýmý görmeden bu mücadeleyi sadece sonucuyla deðerlendirmek yanlýþ olur. SEKA mücadelesi, süreç içerisinde özelleþtirmelere karþý genelleþmiþ bir sýnýf hareketinin sembolik öncüsü haline geldi. Ama bu SEKA direniþçilerinin öncelikle kendilerine biçtikleri bir rol deðildi. Kararlý bir direniþin belli bir aþamasýnda, atfedilen bir roldü. Dolayýsýyla direniþin varolan hedefleri ile ona atfedilen hedefler arasýndaki mesafenin bütün yükü SEKA iþçilerin omuzlarýna veya mücadelesine yüklenmemelidir. Ayrýca SEKA direniþine dayanýþma eylemleriyle “dýþarýdan bilinç” taþýyacaklarýný düþünenler, sýnýf gerçeðiyle karþýlaþýnca ne yapacaklarýný bilmez bir halde SEKA direniþini buna göre yorumlamaya baþladýlar. Ýþçi sýnýfý üretimden gelen gücünü kullanmadan SEKA direniþi nasýl istenen sonucu verebilir? Aslýnda bu gibi deðerlendirmeleri yapan siyasi çevreler geçmiþte de benzer mücadeleler karþýsýnda ayný tepkiyi göstermiþlerdi; Zonguldak Maden iþçilerinin 1991 yýlýndaki mücadelesinde olduðu gibi… Sonuç olarak, nereden bakarsak bakalým SEKA direniþi iþçi hareketi tarihinde yerini alacak bir deneyime sahiptir. Sýnýf hareketinin bir damlasý olan SEKA direniþi, ilk rauntta hükümete geri adým attýrdý. Ama mücadele bitmedi. Bir baþka önemli neden ise iþçi sýnýfýnýn üzerindeki ölü topraðýný atabileceðini, yani silkelenip yeniden ayaða kalkabileceðinin görülmesidir. Moral bozukluðu, umutsuzluk, bir þey olmaz düþüncesi yerine, SEKA iþçileri gibi yapacaðýz düþüncesi hakim olmalýdýr. Bunun ne kadar süreceðini sürece baðlý olarak mücadeleler belirleyecek. SEKA iþçilerinin baþlatmýþ olduðu bu mücadele yarýn baþka iþyerlerinde de görülebilir. Bu bakýmdan bile SEKA mücadelesi farklý biçimlerde devam edebilir. Çünkü mücadelenin doðasý gereði böyledir. Þahin Yýldýrým

12


SSK’nýn Özelleþtirilmesine Karþý Mücadeleye 90’lý yýllarýn baþýnda SSCB’nin çöküþü, Ýkinci Dünya Savaþý’nýn ardýndan ortaya çýkan emperyalizmle Sovyet bürokrasisinin birlikte yaþamasý üzerine þekillenen dünya düzeninin de yýkýlmasýna neden oldu. Emperyalizm, kitle hareketine tüm dünyada doðrudan müdahale edebileceði bir baþka “düzeni” inþa etmeye baþladý. ABD emperyalizmi önderliðinde oluþturulan “yeni dünya düzeni” devletlerarasý yeni iliþkilerin, dünya ekonomisinin durumunun, sermayenin yoðunlaþmasýnýn ve merkezileþmesinin ve düþen kârlarý arttýrmak için yeniden sömürgecilik ve sömürü politikalarý sürdürme ihtiyacýnýn üstyapýsal bir yansýmasýdýr. Bu düzenin saðlanmasýnýn kurumlarý; Dünya Ticaret Örgütü, ÝMF, Dünya Bankasý, NATO, BM gibi emperyalist kuruluþlardýr. Yeni-liberal saldýrýlar karþýsýnda bölgesel direniþler yaþanmasýna raðmen, önderlik krizi emperyalistlerin iþini kolaylaþtýrdý. Solda, sosyalizmin inþasý mücadelesinin yerini “kapitalizmin insanileþtirilmesi” yalaný aldý. Ýþçi hareketinin geri çekiliþine ve sömürü oranýný arttýrmasýna raðmen kapitalizm krizini aþamadý. Kapitalizm, çevre ülkelerden merkeze ulaþan krizini aþmak için iþçi sýnýfýnýn üzerindeki sömürüyü ve yeniden sömürgecilik saldýrýsýný yoðunlaþtýrdý. Bir yanda gittikçe artan hak kayýplarý, düþen ücretler, iþten atýlmalar, kölelik sözleþmeleri…, diðer yanda Irak’ýn, Filistin’in, Afganistan’ýn iþgali… Yeni-liberal karþý devrim politikalarýnýn Türkiye’deki uygulayýcýsý AKP’dir. Tayyip Erdoðan, Özal’dan devraldýðý bayraðý ÝMF, Dünya Bankasý, AB gibi emperyalist kuruluþlarýn direktifleri doðrultusunda gerçekleþtiriyor. Sonu gelmeyen ve adýna “reform” denen karþý devrimci saldýrýlarýn bir ayaðý da özelleþtirmeler. Gerçekleþen yoðun saldýrýlar sonucunda ülkede satýlmayan çok az sayýda kamu iþletmesi kaldý. Son olarak 51 gün direnen SEKA iþçileri sendika

bürokratlarýnýn hükümetle iþbirliði sonucunda fabrikalarýndan çýkarýldýlar. Özelleþtirme saldýrýsý ciddi bir direniþle karþýlaþmadan ilerliyor. Sýrada ERDEMÝR, TÜPRAÞ, PETKÝM gibi stratejik iþletmeler, saðlýk ve eðitim kurumlarý var. SSK’nýn Saðlýk Bakanlýðý’na Devri Özelleþtirme programýnýn önemli bir ayaðýný saðlýk kurumlarýnýn özelleþtirilmesi oluþturuyor. Hükümet, emekçilerin maaþlarýndan kesilerek oluþturulan ve yegane güvenceleri olan Sosyal Güvenlik Kurumlarý’ný, sanki devletinmiþ gibi(!), özelleþtirmek istiyor. Hükümet, özelleþtirmenin önünü açmak için SSK’yý, Saðlýk Bakanlýðý’na devretti. 21.07.2004’de yayýnlanan 5220 sayýlý kanunla, Saðlýk Bakanlýðý’na ait taþýnmazlarýn mülkiyetinin hazineye bedelsiz devrinden sonra satýlmasý da olanaklý hale gelmiþti. Böylece emekçilerden gasp edilen vergilerle kurulan Saðlýk Bakanlýðý’na baðlý kuruluþlar ve iþçilerin maaþlarýndan kesilen primlerle oluþturulan SSK’nýn, sermayeye peþkeþ çekilmesinin önündeki tüm engeller kaldýrýlmýþ oldu. SSK’nýn devri sonrasýnda sorunlar çözülmek yerine daha da arttý. Gerekli altyapý çalýþmasý yapýlmamasýnýn faturasýný hastane önlerinde kuyruklarda bekleyen emekçi halk ödüyor. Önce yetersiz bir saðlýk ocaðýndan kamu hastanesine sevk alýnýyor. Hastanede önce hasta kaydý kuyruðu, sonra muayene fiþi için bir kuyruk, saðlýk karnesi fotokopisi kuyruðu ve son olarak da reçete onayý kuyruðuna giriliyor. Ýlaç için, ambulans için para ödemek zorunda kalýnýyor. Paran yoksa

zaten yaþamaya da hakkýn yok... Bu da yetmiyor eczaneler hastalarýn istedikleri ilaçlarý vermediði için, hastalar kendi paralarýyla ilaçlarý tedarik etmek zorunda kalýyorlar. Hastane kuyruklarýnda ilaç için bekleyen emekliler, üç kuruþ paralarýný ilaç için eczanelere býrakýyorlar. Ambulans merkezi çalýþmadýðý için hastalar özel ambulans kiralýyorlar. Acil hastalarýn, yatan hastalarýn tedavileri aksýyor. Ayrýca SSK’lýlarýn eþ ve çocuklarýndan 800 bin liralýk (800Ykr) kayýt parasý alýnmaya baþlandý. Devrin ardýndan kapatýlan bürolardaki iþçilerin ve polikliniklerde çalýþan eczacýlarýn durumu da belirsiz. Durumu belirsiz bir kurum da Ýstanbul Þiþli Bomonti’deki SSK Ýlaç fabrikasý. Bu fabrikada piyasa ortalamasýndan yüzde 159 daha ucuz 20 çeþit ilaç üretiliyor. Üstelik düþük teknoloji ile… SSK ilaç fabrikasýnýn ucuza ürettiði ilaçlarý satmak, ilaç üreticilerinin ve satýcýlarýnýn iþine gelmiyor; bu yüzden ilaç sektörü-

13


nün patronlarý ve hükümetler SSK ilaç fabrikasýný kapatmak için çaba harcýyorlar. Devrin ardýndan ilaç tekellerinin isteði gerçekleþti ve SSK ilaç fabrikasý iþlevsiz hale getirildi. Devir iþlemi uzun süredir planlanmasýna raðmen bu kadar çok aksaklýk olmasý aslýnda amacýn halka daha iyi bir saðlýk hizmeti vermek olmadýðýný; aksine özelleþtirmenin önünü açmak olduðu bir kez daha ortaya çýkarýyor. Hükümetin amacý, saðlýk hizmetlerinin iyileþtirilmesi deðil; aksine kötüleþtirilerek emekçilerin özel hastanelere mahkum edilmesidir. Ayrýca hükümetin oluþturduðu genel saðlýk sigortasý ile emekçilerin maaþýndan yapýlan yüzde 5 oranýndaki kesinti yüzde 6’ya çýkarýlýyor. Paketin dýþýndaki hizmetlerin farkýný ise cebinden ödemek zorunda kalýyor. Sözün kýsasý cebimizden çýkan para artýyor, özelleþtirmeyle daha da artacak. Amaç SSK’yý Sermayeye Peþkeþ Çekmektir Hükümet, önce SSK’nýn zarar ettiðini ve çalýþanlara iyi hizmet veremediðini öne sürdü. Kitlesel bir muhalefeti engellemek için, özelleþtirmeye emekçileri hazýrlamaya baþladý. Ardýndan satýþ hazýrlýklarý ile ilgili yasal düzenlemeleri yapmaya baþladý. ÝMF ile imzalanan borç anlaþmasýnýn ve AB’den tarih alýnmasýnýn ardýndan da SSK’yý, Saðlýk Bakanlýðý’na devrederek gelecekteki satýþýna ve saðlýk kurumlarýnýn özel sektöre devrine hýz verdi. 14

SSK’nýn devri ve tüm saðlýk kuruluþlarýnýn tek çatý altýnda

toplanmasý ilk etapta anlamlý gibi görünse de tek hedefin bu kurumlarýn özelleþtirilmesi olduðu unutulmamalýdýr. Sorun SSK’nýn, Çalýþma Bakanlýðý’ndan Saðlýk Bakanlýðý’na devri deðildir. Sorun, SSK hastanelerinin ticarethaneye, SSK’dan faydalanan 36 milyon kiþinin de müþteriye dönüþtürülmek istenmesidir. Bu emekçilerin en önemli güvencelerini de kaybetmeleri anlamýna gelmektedir. Hükümet, SSK zarar ediyor, halk kötü hizmet alýyor, bu yüzden özelleþtirilmeli diyor. Eðer SSK zarar ediyorsa neden büyük patronlar SSK’yý almak için sýraya geçiyorlar? SSK milyonlarca emekçiden her ay yapýlan onca kesintiye raðmen zarar ediyorsa bunun sorumlusu SSK deðil, hastaneleri ticarethaneye çevirmek isteyen hükümetlerdir. Hükümet patronlardan almasý gereken ve alamadýðý primlerin peþine düþeceðine emekçilerin tek güvencesi SSK’yý satmanýn peþine düþüyor. Patronlarýn SSK’ya borcu 5 katrilyon lira; yani SSK’nýn hükümetin açýkladýðý açýðýyla ayný. Neden bu açýðý patronlardan tahsil etmiyorlar? Ya da sigortasýz çalýþtýrýlan binlerce emekçinin primlerini patronlardan talep etmiyorlar? Çünkü burjuva hükümetleri, patronlarýn daha fazla kazanmasý ve emekçi halkýn daha fazla sömürülmesi için çalýþýyorlar, aksini yapmalarýný beklememiz hayal olur. Saldýrýnýn bir ayaðý da saðlýk emekçilerine dönüktür. Çok zor þartlarda, yetersiz ekipmanla çalýþan saðlýk emekçileri, Kamu Personeli Rejim Yasa Tasarýsý ile “sözleþmeli personel” statüsüne geçirilmek isteniyor. Böylece 55 bin saðlýk emekçisinin iþ güvencesi ellerinden alýnýyor. Hükümet, saldýrýlarýný gerçekleþtirebilmek için kamu emekçilerini örgütsüzleþtirmeye çalýþýyor. Devlet, saðlýk kurumlarýný satmak bir yana daha yaygýn ve daha düzgün bir hizmet vermek için çalýþmalýdýr. Bugün sigortalý olmayan milyonlarca insan vardýr. Bunlarýn büyük bir kýsmý kayýt dýþý olarak çalýþmaktadýr. Devlet,

primlerle deðil, aldýðý vergilerle herkesin eþit ve kaliteli bir hizmet almasýný saðlamalýdýr. Devlet eðitim ve saðlýðý tüm halka ücretsiz olarak sunmak zorundadýr. Halkýn saðlýðý patronlarýn insafýna býrakýlamaz. Hükümete geri adým attýrabilmek için, öncelikle saldýrýnýn tüm emekçilere yapýldýðýný görmek ve tam da bu yüzden sadece saðlýk emekçilerini deðil iþçi sýnýfýnýn tamamýný kapsayan bir birlik oluþturmak gerekir. Kasým ayýnda Ankara’da gerçekleþen miting bunun bir adýmýydý. Bu adýmýn sürekliliðinin saðlanmasý ve hükümete ve onun gerici yasalarýna karþý birleþik bir mücadelenin örülmesi zorunludur. Eðer üretimden gelen gücümüzü kullanabilir ve saldýrýlara karþý kitlesel bir seferberliði gerçekleþtirebilirsek bu saldýrýyý durdurabiliriz. SEKA iþçilerinin yaktýðý ateþ büyütülmek zorunda. Bu zor bir görev, ama imkansýz deðil. Saðlýk emekçilerini köleleþtiren Kamu Personel Yasa Tasarýsý, özelleþtirmenin önünü açan “Kamu Kurum ve Kuruluþlarýna ait Saðlýk Birimlerinin Saðlýk Bakanlýðý’na devredilmesine dair kanun tasarýsý taslaðý” hemen geri çekilmeli; Emekçilerin maaþlarýndan yapýlan SSK prim kesintilerine son verilmeli. Zaten kýt kanaat geçinebilen milyonlarca emekçi yerine bu paralar patronlardan alýnmalý. Hükümet patronlardan daha fazla kesinti yaparak SSK hastanelerini çok daha iyi hizmet verir hale getirebilir; Sigortasýz iþçi engellenmeli;

çalýþtýrma

SSK hastanelerinin personel ve ekipman ihtiyacý acilen giderilmeli; Saðlýk kurumlarýnýn hesaplarýnýn kontrolü ve iþleyiþi saðlýk emekçilerinin denetiminde sürdürülmelidir… Derya Deniz


EMEK GÜNCESÝ Ýzmir’de Sýcak Günler... PETKÝM ve Telekom Özelleþtirmelere Karþý Birlikte Mücadele Ediyor PETKÝM’in blok satýþýnýn yargýdan dönmesi üzerine, AKP hükümeti bu defa halka arz yöntemiyle PETKÝM’i satmak istiyor. Yüzde 86.86’sý özelleþtirme tehdidi altýnda bulunan PETKÝM’in hisselerinin yüzde 30’unun halka arz yöntemiyle satýlmasý için Özelleþtirme Ýdaresi Baþkanlýðý’nýn nisan ayýnda Sermaye Piyasasý Kurulu’na baþvurduðu biliniyor. Hisseler, ön talep toplama ve iskonto avantajlarý içeren bir model oluþturularak halka arz edilecek. Halka arz için

Karabaðlar müdürlükleri fabrikalarýna kapandý. Uzun süre iþyerlerinden ayrýlmayan iþçiler SEKA’yý desteklediklerini, SEKA direniþini kendilerine örnek aldýklarýný ve mücadelelerinin ayný kararlýlýkla

süreceðini bildirdiler. Tüm bunlarýn yaný sýra önümüzdeki süreçte yapýlacak olan kamu sözleþmelerinde alýnacak tutum mücadelenin devamý için çok kritik.

TÜPRAÞ’ta Taþeron Ýþçileri Direniþte! oluþturulan kurulun liderliðini Finans Ýnvest yapýyor. Bir süredir özelleþtirilmeye çalýþýlan Telekom da ayný süreci yaþýyor. Blok satýþý gerçekleþtirilemeyen Telekom, yakýnda halka arz yöntemiyle tekrar satýþa çýkacak gibi görünüyor. Bu arada taþeronlaþmalarýn yaþandýðý ve özelleþtirme ihalesinin 31 Mart’ta yapýlacaðý söyleniyor. Ýþçiler iþyeri komiteleri kurarak özelleþtirmeye karþý daha örgütlü bir mücadeleye giriþtiklerini söylüyorlar. PETKÝM ve Telekom gibi özelleþtirmelerin yaþandýðý kurumlarda mücadelelerini ortaklaþtýrma çabasý görünüyor. Mart ayý baþlarýnda Ýzmir’de genel grev tehdidi yapan PETKÝM, Karayollarý Bölge Müdürlüðü iþçileri, ÝZSU, ÝZBETON ve Telekom’un Karþýyaka ve

TÜPRAÞ Ýzmir Rafinerisi’nde çalýþan taþeron iþçiler, mart ayýný fabrika önünde geçiriyor. Çalýþtýklarý taþeron þirket Güriþ’in iþ tamamlanmadan TÜPRAÞ’la iliþkisini kesmesi üzerine iþçilerin iþten çýkarýlmaya baþlamasý üzerine baþlayan direniþ devam ediyor. Güriþ, bu iþi Güney Koreli bir þirket olan LCE&C ile birlikte almýþ; iþin bir bölümünü de baþka taþeron þirketlere devretmiþti. LCE&C ile çýkan anlaþmazlýk sonunda iþçilerin ortada kaldýðý söyleniyor. Ýþçilerin büyük bölümünün baþka illerden geldiði ve þirketin kurduðu kampta kaldýðý belirtiliyor. Direniþi engellemek için þirketin yemek daðýtýmýný durdurduðu ve iþçileri çok zor durumda býraktýðý görülüyor. Ýþe alýrken kalacak yer ve yemek sözü veren, ücretlerinin düzenli ödeneceðini söyleyen TÜPRAÞ, iþçileri ortada býraktý. TÜPRAÞ’ýn verdiði sözleri

tutmasýný isteyen iþçiler direnmekte kararlý. Ýþçiler kendi aralarýnda taþeron sistemi sürdükçe durumun hep böyle olacaðýný, patronlar zenginleþtikçe iþçilerin fakirleþeceðini konuþuyor. Haklarýný alana kadar burayý terk etmeyi düþünmeyen iþçiler açlýkla yüzyüze kalmýþ durumda... Öykü Tanýr

15


8 MART

8 Mart Dünya Emekçi Kadýnlar Günü

Bundan tam 148 yýl önce 8 Mart 1857’de New York’ta 40.000 tekstil iþçisi kadýn, çalýþma saatlerinin düþürülmesi ve eþit iþe eþit ücret talepleriyle grev baþlattý. Güvenlik güçlerinin grevi bastýrmak için çýkardýðý yangýnda 129 kadýn iþçi hayatýný kaybetti. 1910 yýlýnda Danimarka’da 17 ülkeden 100 kadýn delegenin katýldýðý II. Enternasyonal’e baðlý Uluslararasý Kadýn Konferansýnda 8 Mart, ölen 129 kadýn iþçi anýsýna Dünya Emekçi Kadýnlar Günü olarak kabul edildi. Böylece 8 Mart kapitalizme karþý örgütlülüðün ve her tür ayrýmcýlýða karþý mücadelenin örüldüðü bir gün olarak ortaya kondu. Ancak iþçi sýnýfýnýn ve ezilen tüm kesimlerin ortak deðerlerini yoketmeye çalýþan burjuvazi 1977 yýlýnda 8 Mart’ý Dünya Kadýnlar Günü olarak kabul ederek içini boþaltmaya çalýþmýþtýr. Bu yýl bir kaç yerde yapýlan ve ortaklaþmaya çalýþýlmayan 8 Mart gösterileri bunun en çarpýcý örneðidir. Bu yýl 8 Mart’ý, tüm dünya etkisini gösteren, iþçi sýnýfýný her geçen gün biraz daha sefelete, sürükleyen bir ekonomik kriz ve baský ortaamýnda

16

karþýladýk. Bir yanda Ortadoðu’da yaþanan emperyalist iþgaler, diðer yanda yoksulluk sýnýrýnýn kat kat altýndaki düþük ücretler, iþten atýlmalar, ve artan iþsizlik... AB Uyum Yasalarýyla, sözde daha demokratik bir kimliðe bürünecek olan Türkiye Devleti, en küçük demokratik talebi bile büyük þiddet gösterileri ve cezalarla bastýrýyor. Özelleþtirmelerin yaþandýðý fabrikalarda iþlerine, ekmeklerine sahip çýkmak isteyen, direnen, iþçiler dün Sümerbank’tan bugün SEKA’dan polis zoruyla çýkarýlýyor. 7 Mart’ta tüm Türkiye’de Emekçi kadýnlar günü gösterilerine yapýlan korkunç saldýrýlar, aslýnda hiç bir deðiþimin olmadýðýný bir kez daha gösterdi. Ýþçi sýnýfý büyük sömürü ve baský ortamýnda yaþamaya çalýþýyor. Ýçinde yaþadýðýmýz bu baský ve sömürü düzenini yaratan kapitalizm, bu baskýlarý en çok yaþayansa biz emekçi kadýnlarýz. Ýþten ilk atýlanlar da, ücretleri en çok düþürülenler de biziz! Biz kadýn ve emekçi olduðumuz için çifte sömürüye maruz kalýyoruz. Bugün Türkiyede çocuk sahibi olduðumuz-

da, onlarýn bakýmýný üslenecek ne iþyerlerimizde ne de mahallelerimizde kreþ ve benzeri çoçuk yuvalarý var. Çoðunlukla hiçbir saðlýk güvencemiz olmadan çalýþtýrýldýðýmýzdan çokuklarýmýzý hastalýklarla ve bakýmsýzlýkla yaþatmaya çalýþýyoruz. Üstelik son çýkan yasalarda meþrulaþtýrmýþ olan sigortasýz çalýþtýrma da, bu sistem devam ettikçe bu konuda hiçbir olumlu geliþmenin yaþanmayacaðýnýn ipuçlarýný veriyor. Bizler evimizde, ev iþlerinin tüm sorumluluklarýný üstlenmek zorunda býrakýlýrken, iþyerlerimizde en zor ve kötü þartlarda çalýþtýrýlýyoruz. Tüm bunlarýn altýnda kendimizi varetmeye çalýþýrken þiddete maruz kalýyoruz. Aile içi þiddeti hala yüzyýllar önceki þekliyle yaþamaktayýz. Türkiye’de her üç kadýndan birinin yaþamý boyuca dövüldüðü bir gerçek. Birçok kadýn, kocasý ya da sevgilisi tarafýndan cinsel iliþkiye zorlanýyor. Töre cinayetleri de yaþadýðýmýz topraklarda hala yaþanmakta olan en yýkýcý örnek olarak karþýmýzda duruyor. Yüzyýllardýr yaþatýlan tüm baskýlara


sömürüye karþý bizler, her zaman sessiz kalýp boyun eðmedik. Kadýnlar düzene karþý baþlatýlan toplumsal mücadelelerde her zaman sýnýflarýnýn yanýnda yer almýþ, özgürlüklerinin peþine düþmüþlerdir. Örneðin, Ýngiliz Fransýz Devrimlerinde ön saflarda onlar vardý. 1871’de kurulan Paris Komünü’nde çocuk yuvalarýnýn kurulmasý için örgütlü mücadele etmiþlerdi. Ekim Devrimi’nin baþarýya ulaþmasýnda en çok mücadele edenler ve devrimden sonra haklarýnýn peþinde koþanlar yine kadýnlardý. Yaþadýðýmýz tüm bu problemler toplumun sýnýflara bölünmesiyle baþlar; çözümleri de sýnýflarýn ortadan kalkmasýyla mümkün olacaktýr. Kapýtalizm yýkýlmadýkça kadýnlarýn eþitlik mücadelesi için gereken koþullar asla saðlanamayacaktýr. Dil, din, ýrk, cinsiyet farký gözetmeden birleþik mücadelemizi örgütleyeceðimiz alanlar yaratarak, sýnýfsýz, sömürüsüz, eþit bir dünyayý kurmak mümkün. Yaratacaðýmýz alanlarda sisteme karþý sonuna kadar mücadele ederken, ayný zamanda kadýn olarak kendi partilerimizde de yansýmalarýný bulan cinsel ayrýmcýlýða karþý sonuna kadar mücadele etmeliyiz. Ýþçi sýnýfýnýn en büyük görevi sýnýflý toplumu yok ederken her tür ayrýmcýlýðý da yok etmektir. Bügün, iþçi sýnýfý büyük bir önderlik krizi içinde. Kötü yaþam þartlarýna ve emperyalist iþgallere karþý patlayan toplumsal mücadeler kýsa süre içinde yok oluyor. Toplumsal patlamalara yön verecek ve onlarý birer devrimci sürece dönüþtürecek olan devrimci partinin inþasý en acil ihtiyacýmýz. Tüm dünya iþçilerini birleþtirecek kadýnýn ve iþçi sýnýfýnýn kurtuluþunu saðlayacak bir önderlik ekibini oluþturmak için bugünden baþlayalým. Yarýnlarýmýza birlikte tek bir yumruk gibi hazýrlanalým. Yaþasýn Örgütlü Mücadelemiz!

8 Mart Dünya Emekçi Kadýnlar Günü’nün Ardýndan Geçen yýl 1 Mayýs iþçi bayramý ikiye bölünmüþtü. Türk-Ýþ sendikasý Þiþli’de, DÝSK sendikasý Saraçhane’de miting yapmýþtý. Ayný bölünmüþlük 2005 8 Mart Dünya Emekçi Kadýnlar Günü’nde de devam ederek Ýstanbul da dört ayrý miting düzenlendi. Kadýn gruplarý ve bazý kitle partileri 5 Mart cumartesi günü Kadýköy’de; Ezilenlerin Sosyalist Platformu 6 Mart pazar günü Kadýköy’de; ayný gün devrimci gruplar Beyazýt’ta; 8 Mart salý günü DÝSK Sendikasý Taksim’de miting yaptý. Genel olarak bütün mitinglere katýlanlarýn toplamý beþ bini geçmedi. Beyazýt Meydaný’nda yapýlacak mitinge izin verilmedi. Saraçhane’de toplanan gruba polis saldýrdý. Daha sonra Beyazýt’ta toplanýldý. Polis, mitingin bitiminde tekrar topluluða saldýrdý, 63 kiþi gözaltýna alýndý, çok sayýda kiþi de yaralandý. Mardin’de polis biber gazý kullandý. Polisin bu tutumunu kýnýyoruz. Hükümetin AB’ye giriyoruz, artýk kimse dayak yemeyecek vb. açýklamalarýnýn ne kadar inandýrýcý olduðu ortada. Bir gün sonra

Ankara’da yapýlan Troyka toplantýsýnda Türkiye eleþtirildi, basýnýnda olayýn üzerine gitmesi hükümete bir basýnç oluþturdu. Göstermelik olarak 6 polis açýða alýndý. Bu polislere emri kim verdi? Polisler kendi baþlarýna mý hareket ediyor? Bizce deðil, topluma bilinçli olarak bir baský uygulanýyor. Bu görüntüleri gören kitleler mitinglere katýlmaya çekiniyor. Sonuç olarak, hangi gerekçelerle olursa olsun bu bölünmüþlüðü doðru bulmuyoruz. Bu bölünmüþlük en çok kimin iþine yaradý? Bizce burjuvazinin iþine yaradý. Devlet zayýf bulduðu alana saldýrmaktan çekinmiyor. 1 Mayýs iþçi bayramýna da az bir zaman kaldý. Ýþçi sýnýfýnýn birlik beraberlik günlerini burjuvaziye karþý iyi kullanmak gerekiyor. Sendika bürokratlarýnýn, devrimci gruplarýn yarýþlarýna iþçi sýnýfý alet edilmemeli. Bu mücadele günlerinin geçmiþteki anlamlarýný yitirmeden, tarihine yakýþýr biçimde kutlanmasý gerektiðine inanýyoruz.(20.03.2005) Nergis Çayýr

Tüm Ýþyerlerinde Negatif Ayrýmcýlýða Son! Eþit Ýþe Eþit Ücret! Her Ýþyerine ve Her Mahalleye Kreþ! Cinsel Þiddet Cezalandýrýlsýn! Her Mahalleye Kadýn Sýðýnma Evi! Töre Þiddetine Uðrayan Kadýnlar Koruma Altýna Alýnsýn!

Öykü Tanýr

17


AÇIKLAMA

Mücadele, Hafýza ve Colin’s Deneyimi Üzerine… Sýnýf Mücadelesi (SM) gazetesinin 25 Þubat 2005 tarihli 89. sayýsýnda, “Ýþçilere, devrimci sosyalist kamuoyuna!” baþlýklý bir yazý yayýnlandý. Yazýnýn konusu Colin’s iþçilerinin 11 Aðustos 2003 tarihinde baþlayan ücret mücadelesinin mahkeme sürecinde yaþanýlanlarýna iliþkin. Yazý, “Pazarlýk oyununun dýþýnda kalmayý seçen eski Colin’s iþçileri” adýyla imzalanmýþ. Söz konusu yazýda Ýþçi Cephesi’nin de adý geçiyor: “Bugün Colin’s iþçilerinin sözcülüðünü yapan kiþi ve beraber olduðu siyasi çevre (Ýþçi Cephesi grubu)…” þeklinde. Yazý, baþlýðýna raðmen ne yazýk ki “iþçileri ve devrimci sosyalist kamuoyunu” doðrudan bilgilendirme amacýný taþýmýyor. Doðrudan Ýþçi Cephesi’ni suçlayan (eleþtiren deðil!) saldýrgan bir üslup mevcut: “…Colin’s iþçilerinin tamamý adýna dayanýþma konseri düzenleyip, para toplayýp, bu parayý keyfi biçimde kullanarak…”, “…teslimiyetçi politika…”, “patronla mücadele etmek yerine pazarlýk yapmayý siyaset edinmiþ olan anlayýþ…”, “… burjuvazi ve yalakalarý…” bu ifadelerden bazýlarý. Maalesef bu talihsiz bir yazýdýr. Hiç yazýlmamasý gereken, amacýný fazlasýyla aþan ve bizzat kendisiyle çeliþen bu tür yazýlarýn sýnýf mücadelesine bugüne kadar bir yararý olmadý. Bundan sonra da olacaðýna inanmýyoruz. Bizim tutumumuz nedir? Baþta Colin’s iþçileri olmak üzere “iþçileri ve devrimci sosyalist kamuoyunu” bilgilendirme adýna tutumuzu ve görüþlerimizi –bir kez daha- sizlerle paylaþmak istiyoruz: Ýþçi Cephesi ve Colin’s Mücadelesi

18

Ýþçi Cephesi, 11 Aðustos 2003 tarihinde baþlayan Colin’s mücadelesiyle -doðrudan- ilk temasýný Ekim 2004 tarihinde kurdu. Ýþten atýlan Colin’s iþçilerinin iþe iade davalarýnýn reddedilmesini (Yargýtay’a gidildi ama karar iþçilerin aleyhine çýktý) takiben patronun avukatý dava masraflarýný tahsil

etmek için harekete geçti. Yukarýda da ifade ettiðimiz üzere Ýþçi Cephesi olarak Colin’s iþçileriyle ilk temasýmýz bu süreçte oldu. Bu tarihe kadar tek istisna, Aðustos 2003 tarihinde mücadeleye öncülük edenlere yönelik (Kýzýl Bayrak çevresi kaynaklý) fiziki saldýrý ve tehditlere karþý dayanýþma amacýný taþýyan bir metni imzalamaktý. Bu metin Devrimci Marksist Diyalog Zemini tarafýndan yayýnlandý. Ýþçi Cephesi’yle Colin’s iþçilerinin ilk temasý kurulduðunda durum þuydu: Ýþe iade davasý açan ama davayý kaybeden Colin’s iþçileri, patronun dava masraflarýný almak için saldýrýya geçmesi üzerine aralarýnda konuyu tartýþmýþ ve çoðunluk paranýn ödenebilmesi için bir dayanýþma konseri düzenlemek konusunda anlaþmýþtý. Devamýnda dayanýþma konseri için davetiyeler basýlýp, daðýtýmýna baþlanmýþtý. Bu daðýtým sýrasýnda Colin’s iþçileri dayanýþma konserlerine destek vermemizi istedi. Biz de, Ýþçi Cephesi olarak bu dayanýþmayý sahiplendik ve sürece dahil olduk. Dayanýþma konseri düzenlenme fikri Ýþçi Cephesi’ne ait deðildir. Ýþçi Cephesi’ne bu dayanýþma için çaðrý yapýlmýþ ve Ýþçi Cephesi de bu çaðrýya olumlu yanýt vererek elindeki araçlarý Colin’s iþçilerine yardým amacýyla seferber etmiþtir. Dayanýþma konserine davasý olan tüm Colin’s iþçileri deðil, çoðunluðu katýldý. Bu da bir tartýþmaya yol açtý. Þöyle ki: konser tamamlandýktan sonra iþçiler öncelikle daðýtýlan da-

vetiyeleri ve karþýlýðýnda toplanan dayanýþma miktarýný hesap ettiler. Devamýnda bu miktarýn nasýl kullanýlacaðý tartýþýldý. Dayanýþmaya katýlmayan iþçiler, ve özellikle gerçekleþmesini engellemeye çalýþan ve bu yönde giriþimlerde bulunan iþçilere yönelik olarak Colin’s iþçilerinin çoðunluðunda bir tepki vardý. Ýþçiler þunu tartýþtý ve oyladý: toplanan miktar tüm iþçiler için mi kullanýlacak yoksa sadece dayanýþma konserine destek verenler için mi? Ýþçiler ikinci seçeneði tercih etti: sadece dayanýþmacýlar için! Ýþçi Cephesi bu tartýþma ve oylamalarý yakýndan izlemiþ ve gene iþçilerin çoðunlukla verdiði bu karara saygý göstermiþtir. Ýþçi Cephesi’in tutumu Ýþçi Cephesi’nin tutumu þu olmuþtur: mücadele eden iþçiler iþlerinden atýlmýþtýr ama iþten atýlma her iþçiyi ayný oranda etkilememiþtir. Örneðin çocuðu olan iþçiler ile olmayan iþçiler, ev sahibi olan iþçilerle kiracý olan iþçiler, evli olan iþçilerle evli olmayan iþçiler, hemen iþ bulan iþçilerle hemen iþ bulamayan iþçiler, eþi, kardeþi, anne-babasý çalýþan iþçilerle çalýþmayan iþçiler ve küçük de olsa birikmiþi olan iþçilerle elde avuçta hiçbir þeyi olmayan iþçiler ayný þartlarda deðildir. Eðer toplanan miktar eþit olarak bölünür ve geri kalan miktar için herkes baþýnýn çaresine baksýn denilirse bu adil gibi görünmekle birlikte pratikte bazý iþçiler için büyük zorluklar doðurur. Bu nedenle toplanan miktar bir havuza konulur ve her iþçi vermesi gereken kadar deðil öncelikle verebileceði kadar verirse “her koyun kendi bacaðýndan asýlýr” ya da “paran kadar mücadele” gibi bir durumun ortaya çýkmasý engellenir… Ýþçi Cephesi’nin kýsaca görüþü bu yönde olmuþtur. Ýþçilerin tutumu ve düþüncemiz Ýþçiler ise kendi tutumlarý doðrultusunda hareket etmiþtir: para eþit miktarda bölünmüþ ve iþ-


çiler adýna ilk taksit olarak yatýrýlmýþ ve kalan kýsmýn her iþçinin kendisi tarafýndan ödenmesine karar verilmiþtir. Bu arada iþçiler, dayanýþma konserine karþý çýkan, katýlmayan ve katýlýmý engelleme yönünde hareket eden 3 iþçiye pay vermemiþtir. Ýþçi Cephesi olarak bu konuda ki görüþümüz þudur: böylesi bir ayrýþma üzücüdür. Ýþçi sýnýfýnýn bölünmesi (nedeni ne olursa olsun) daima patronun ekmeðine yað sürer. Devrimci Troçkistler olarak daima iþçi sýnýfýný bölen anlayýþlara ve koþullara karþý mücadele etmenin zorunluluðuna inanýrýz. Kuþkusuz farklý görüþ ve tutumlar olacaktýr. Ancak söz konusu olan arkadaþlar faþist ya da doðrudan karþý devrimci olmadýklarý sürece, bizim görevimiz görüþ ayrýlýklarýna karþýn mücadele birliðini saðlamaya yönelik olmalýdýr. Colin’s iþçileri; yani hem dayanýþma konserini engellemek için elinden geleni yapan 3 iþçi, hem de çoðunluk olarak bir arada durma basiretini göstererek çok olumlu bir örnek olan iþçiler olarak neden hiç fire vermeden, hep birlikte sonuna kadar hareket edemediklerini iyice tartýþmak durumundadýr. Colin’s mücadelesi için emek verenler, devrimciler ise sorumluluklarýnýn bilincini bir an bile yitirme lüksüne sahip deðildir. Ýþçi sýnýfýna ve emekçilere yönelik emperyalist-kapitalist saldýrýlarýn saðanak þeklinde yaðdýðý bir dönemde her birimiz aðzýmýzdan çýkaný kulaðýmýz duyacak þekilde hareket edeceðiz… Ýþçi Cephesi olarak çoðunluðu oluþturan Colin’s iþçileriyle dayanýþma içinde olduk. Bunun bir sonucu olarak dergimizin sayfalarýný onlara açtýk. Sürdürdükleri mücadeleyi kamuoyuna duyurabilmeleri, kendilerine yönelik eleþtiri ve suçlamalarý cevaplayabilmeleri adýna bunu bir görev olarak gördük. Bu nedenle eleþtirildik, suçlandýk. Tartýþmanýn baþka noktalara taþýnmasýný önlemek adýna savunmaya giriþmedik, yeni polemikler için Ýþçi Cephesi sayfalarýný kullanmadýk. Elimizden geldiðince sözlü olarak yoldaþlarý, dostlarý bilgilendirme gayreti içinde olduk. Kuþkusuz eksikliklerimiz olmuþtur. Ama bir

þeyi unutmama gayretinde olduk: söz konusu olan Colin’s iþçilerinin mücadelesidir yoksa Ýþçi Cephesi’nin propagandasý, cilalanmasý deðil. Tüm gayretimize raðmen gelinen noktada istemediðimiz bir tartýþmanýn içine çekiliyoruz, amacý aþan suçlamalar çoðalýyor. Bu çerçevede artýk bir tutum belirtmenin kaçýnýlmaz olduðu bir noktadayýz; ama kýsýr ve anlamsýz tartýþmalara bir yenisini de eklemek istemiyoruz. Bu nedenle iþçi sýnýfýna ve devrimci sýnýf mücadelesine yararlý olmasýný hedefleyerek bu yazýyý yazdýk.

Ýþçi sýnýfýnýn bölünmesi (nedeni ne olursa olsun) daima patronun ekmeðine yað sürer. Devrimci Troçkistler olarak daima iþçi sýnýfýný bölen anlayýþlara ve koþullara karþý mücadele etmenin zorunluluðuna inanýrýz. Kuþkusuz farklý görüþ ve tutumlar olacaktýr. Ancak söz konusu olan arkadaþlar faþist ya da doðrudan karþý devrimci olmadýklarý sürece, bizim görevimiz görüþ ayrýlýklarýna karþýn

Bilgilendirme mi, yanýltma mý? “Ýþçilere, devrimci sosyalist kamuoyuna!” baþlýklý yazýda yer alan kimi suçlama ve ifadelerin tam da yukarýda ifade ettiðimiz çerçevede açýklanmaya ihtiyaç duyduðunu düþünüyoruz: Yazýda þöyle bir ifade var: “… Colin’s iþçilerinin tamamý adýna dayanýþma konseri düzenleyip, para toplayýp, bu parayý keyfi biçimde kullanarak, kendilerinden olmayanlarý (sadece 3 iþçiyi) toplanan paranýn dýþýnda tutarak iþçilerin bölünmesine, mücadelenin zayýflamasýna yol açmýþtýr.” Öncelikle Ýþçi Cephesi olarak iþçi sýnýfýnýn bölünmesinin daima patronun ekmeðine yað süreceðini, bundan kaçýnmak gerektiðini bugüne kadar ifade ettik.

Yazýmýzýn giriþinde, yukarýda da ifade ettiðimiz budur. Bu noktada “Pazarlýk oyununun dýþýnda kalmayý seçen eski Colin’s iþçileri” imzasýný kullananlara sadece þunu sormak istiyoruz: Pazarlýk oyununun dýþýnda kaldýnýz, elinizi kirletmediniz; “teslimiyetçi politika”nýn dýþýnda kaldýnýz ve zaten “parayý ödemek gibi bir niyetimiz yoktu” diyorsunuz. Çok güzel! Öyleyse bu kadar imtina ettiðiniz bu “kirli” durumdan payýnýza düþeni neden ýsrarla istiyorsunuz? Neden elinizi kirletmek konusunda bu kadar didiniyorsunuz? Neden “iþçilere, devrimci sosyalist kamuoyuna!” bizim payýmýzý vermediler diye þikayet yazýlarý yazýyorsunuz? Yani hem dýþarýda býrakýldýk diyorsunuz hem “burjuvazi ve yalakalarý”dan bahsediyorsunuz; hem paramýzý vermediler diyorsunuz hem pazarlýk oyununun dýþýnda kaldýk diye böbürleniyorsunuz! Bu tür durumlar için bir deyim vardýr; “istemem, yan cebime koy” diye. Dediðiniz tam olarak bu! Ýþçi Cephesi olarak düþüncemiz þudur: iþçilerin çoðunlukla karar verdikleri konser düzenleme ve fon toplama faaliyetinin dýþýnda kaldýðýnýz için doðru bir þey yaptýðýnýzý düþünüyorsanýz ki öyle diyorsunuz, o zaman söz konusu toplanan paradan size pay teklif edilse bile reddetmeniz gerekir. Ve böyle düþündüðünüz için ne, “ya parayý ödemeyenlerin durumu?” ne olacak serzeniþlerine, ne de payýnýzýn verilmesini haklý çýkarmak için “…600 bilet yerine 800 bilet mi satýlacaktý ve bu 3 iþçi bilet satýþýný engelledi?” gibi yer yapma sorularý sormayacaksýnýz. Alenen biz bu kirli oyunun dýþýnda kaldýk diyerek propaganda yapýyorsunuz ama payýmýzý da isteriz diyorsunuz! “Ýþçilere, devrimci sosyalist kamuoyuna!” baþlýklý yazý bu iki amacý içiçe geçirmiþtir: hem para istenmekte hem de para istenen taraf “teslimiyetçi, burjuva yalakasý” ilan edilmektedir. Yazýlarýnýn sonunu, “Zafer direnen emekçinin olacak” diyerek bitirenler, “…belki parayý ödemek

19


zorunda kalacaðýz. Ama þerefimizle ayakta duracaðýz. Pazarlýk ilk aklýmýza gelen þey olmadý; olmayacak…” deme ikilemine düþme hakkýna sahip deðildir. Ne pazarlýðýn aklýnýza gelen ikinci þey olmasý sizi daha devrimci yapar, ne de “belki parayý ödemek zorunda kalmak” sizi daha mücadeleci kýlar… Kurtlar Vadisi gibi mafya dizilerinden ödünç alýnmýþ, “þerefle ayakta durmak” gibi ifadelerin ise konumuzla bir ilgisi bulunmamakta. Biz iþçiler, emekçiler, devrimciler arkaik ve küçük burjuva þeref anlayýþýyla deðil emeðimizle, mücadele güçümüzle, birlik ve mücadelenin çimentosu olan sýnýf dayanýþmamýzla ayakta dururuz. Bizim moral deðerlerimiz bunu gerektirir. Devrimci Hafýza unutur mu?

20

dikkatine!” baþlýklý yazýda Baðýmsýz Devrimci Sýnýf Platformu’na (BDSP-Kýzýl Bayrak) izlediði tutumdan dolayý þöyle deniyor: “Ýþçilerin aldýðý kararlara uymak (bu kararlar bize yanlýþ bile gelse), mücadelemize destek veren herkesin uymasý gereken bir kuraldýr.” BAYLAR, madem öyle, siz neden iþçilerin aldýðý kararlara uymuyorsunuz? Yetmiyor, mücadele eden iþçileri karalýyor, onlara hakaret ediyorsunuz! Üstelik toplanan paranýn miktarý, nerede ve nasýl kullanýldýðý ortadayken. Bu kadar da deðil, ayný tarihli yazýda devam ediyorsunuz: “...bu açýklýða raðmen ‘para topluyorlar, para yiyorlar ’ diyerek iþçileri karalamak, bu ifadeleri içeren bültenler çýkartmak, patronun ekmeðine yað sürmekten baþka neye yarar?” Ýþte tarihin cilvesi! 1,5 yýl önce BDSP’ye karþý yazdýðýnýz satýrlarda aslýnda bugün kendi yaptýklarýnýzý anlatacaðýnýzý umar mýydýnýz? Ne kadar da güzel tarif etmiþ ve sormuþsunuz!: “patronun ekmeðine yað sürmekten baþka neye yarar!”…

“Ýþçilere, devrimci sosyalist kamuoyuna!” baþlýklý yazýyý yayýnlayan SM gazetesi, 20.08.2003 tarihli “Evrensel Gazetesine mektup”ta þöyle diyor: “…Biz iþçiler namýna ahkam kesenlerden deðiliz…” Devam ediyor: “Yoksa Tabi ne yazýk ki siz, iþçilerin güunutmuþsunuz, venlerini kazanama biz unutmadýk. madan hiçbir þe- Çoðunluk ne söylerse tersini söylemeyi marifet sanan 3 Üstelik yine de yin yapýlmaya- iþçi, yani “pazarlýk oyununun dýþýnda kalan iþçiler” hýzýnýzý alamýyor ve caðýný bilmiyor haklarý için mücave SM gazetesi bize þunu söylüyor: baþýný ben musunuz? Sizler dele eden iþçilere çekmiyorsam yapýlan yanlýþtýr! Kanýt mý? iþçileri aptal mý ve devrimcilere görüyorsunuz? 20.08.2003 tarihli “Sendikalarýn ve iþçi gazetesinin “burjuva yalakaSendikacý geldi dikkatine!” baþlýklý yazýda Baðýmsýz Devrimci Sýnýf larý” diyerek sövükonuþtu ve heyorsunuz. Ekim Platformu’na (BDSP-Kýzýl Bayrak) izlediði tutumdan men peþinden gidolayý þöyle deniyor: “Ýþçilerin aldýðý kararlara uymak 2004 tarihli “Colinden bir sürü mü ’s-Loft Deneyimi (bu kararlar bize yanlýþ bile gelse), mücadelemize 11-25 Aðustos olduðunu sanýdestek veren herkesin uymasý gereken bir yorsunuz?” Bu 2003” tarihli broþüsatýrlar SM gazetekuraldýr.” BAYLAR, madem öyle, siz neden iþçilerin rün (broþür þöyle sine ait. Ne anlama takdim ediliyor: “Bu aldýðý kararlara uymuyorsunuz? geliyor? Ýþçiler broþür, 11-25 kendi adýna konuAðustos 2003 taþabilir! Çok doðru! rihleri arasýnda yaOnlar adýna ahkam þanan Colin’s iþyeri kesilmez! Çok doðru! Çok doðruda baþkalarýna mücadelesine katýlan Sýnýf Mücadelesi çevresinden verdiðiniz bu vaazlarý kendiniz neden tutmuyorsunuz? bir grup iþçi tarafýndan hazýrlanmýþtýr – Ekim 2004”) Ýþçilerin çoðunluðu, yani 3 iþçi dýþýndaki iþçiler hep teþekkür sayfasýna bir kez daha bakýn. Ýlk sýrada birlikte biz bir dayanýþma konseri yapacaðýz diyor, Gürbüz Çapan’a kim teþekkür ediyor? Ýþçileri ve hayýr diyorsunuz. Yetmiyor, yapýlmamasý için devrimcileri utanmadan sendikacýlarýn kucaðýna çalýþýyorsunuz. Yetmiyor, konserde Colin’s iþçisi yok oturmakla itham ediyorsunuz. Bakýn o sayfada kaç diyorsunuz, 20’ye yakýn iþçi sahneye çýkýyor! tane sendikaya teþekkür ediyorsunuz? Yetmiyor, paranýn tamamý iþçilere haciz gelmesin diye avukata makbuz karþýlýðýnda teslim edildiði halde Ýþçi Cephesi, iþçiler adýna ahkam kesenlerden deðildir. “para keyfi biçimde kullanýldý” diyorsunuz.. Ýþçilerin güvenini kazanmadan hiçbir þeyin Yetmiyor, mücadeleye devam eden iþçilerin yapýlamayacaðýný bilmektedir. Ýþçiler ne aptaldýr, ne çoðunluðunun aldýðý karar ortadayken “paranýn bu de sürü. Ýþçi Cephesi, emperyalist-kapitalist iþgal ve þekilde kullanýlmasýna kim karar verdi?” sömürünün yoðunlaþtýðý bir dönemde patronun diyorsunuz… ekmeðine yað sürmek anlamýna gelecek bölünmelerin büyük hata olduðunu benimser. Her mücadelede temel Çoðunluk ne söylerse tersini söylemeyi marifet sanan þiarýmýz olan bu anlayýþ doðrultusunda Colin’s-Loft 3 iþçi, yani “pazarlýk oyununun dýþýnda kalan iþçileriyle dayanýþma içinde olduk, olmaya da devam iþçiler” ve SM gazetesi bize þunu söylüyor: baþýný edeceðiz… ben çekmiyorsam yapýlan yanlýþtýr! Kanýt mý? Ýþçi Cephesi 20.08.2003 tarihli “Sendikalarýn ve iþçi gazetesinin


Sergi salonlarý, özgün baský atölyesi, çok amaçlý salonlarý, sanatçý atölyeleri, arþiv, çerçeve atölyesi, fotoðraf stüdyosu, toplantý salonu, grafik tasarým ofisi... bölümleriyle çalýþmaya gelmiþ sanatçýlar için hazýrlanmýþ.

Aðlayan Çayýr’da da Angelopoulos’un filmlerinde alýþageldiðimiz, onun ince ince iþlenmiþ, fotoðraf karesi gibi akan sahnelerini görüyoruz.Yalnýzlýk, sürgün olma, göçmen olma hali, tarihini sorgulama onun filmlerinin konularý olmuþtur. Filmin adýnýn üçleme Ziyaretçiler için: olmasý iki devam filmini de Ünalan Mahallesi, Baraj Yolu Sokak çekeceðini hatýrlatýyor izleyiciye. No:14 / Üsküdar 0216 4709292 Filmin kadýn kahramaný Eleni, acýnýn, dramýn simgesi gibidir adeta. Eleni ve sevgilisi bir aile dramýný anlatýrken ayný zamanda geçtiðimiz yüzyýlda yaþananlara iliþkin Angelopoulos’un yaklaþýmýný da yansýtýr. Yunan halkýnýn tarihi, göçler tarihidir diyebiliriz. 20.yüzyýlda mülteci akýmlarý yaþanmýþ ya da dýþarýya göç verilmiþtir. Bu filmde de sürgün, ev arayýþý ve hüzün belirleyicidir. Ama en önemli metaforu (mecazi anlatým) þudur Angelopouos’un. Su ve hüzün filmin her sahnesinde karþýnýzdadýr ve sizi içten içe yaralar. Filmdeki müzisyenler de Metaksas Diktatörlüðü boyunca yaþananlara iþaret eder. Filmdeki politik olaylardan biri de müzisyenlerin yapacaklarý grevin engellenmesiydi. Sonunda müzisyenlerin düzenlediði gece için bir yer bulunur ve müzik, sisteme karþý koymak için sahneye çýkar.

Halkýn Müzesi Ýstanbul Grafik Sanatlar Müzesi (IMOGA), Türkiye’nin kendi dalýnda ilk ve tek müzesi. Müzenin kurucusu Süleyman Saim Tekcan 40 senelik sanat yaþamý boyunca elde ettiði maddi birikimi bu

býrakan sessiz bombalardý bunlar. Onlarý da daha önce hiç görmemiþ, hiç duymamýþtým.) Kaçýþan insanlardan bazýlarý -ki kimisinin baþlarýnda torbalar vardý- bana çarptýlar. Bedenime bulaþan korku ve telaþ içerisinde bende onlar gibi kaçmaya baþladým. Kaçarken köpeklere ve tuhaf yaratýklara inanmayacaksýnýz ama gergedanlara, timsahlara, adýný bilmediðim ucubelere- rastladým. Þehrin sokaklarýný koyu zift gibi bir korku sarmýþtý ve ben de hiç ummadýðým bir anda bu yapýþkan katrana feci þekilde bulanmýþtým. Bir evin sundurmasýna saklandým ve gece iyice inip etraf biraz olsun sakinleþinceye kadar orada sessizce, nasýl olduðunu anlamadan içine düþtüðüm korkunç dehþetin ürpertileri içerisinde bekledim...” Yukarýda bir bölümü yer alan öykünün sahibi Tayfun Pirselimoðlu, Milli Reasürans Sanat Galerisi’deki öykü ve resimlerinden oluþan sergisiyle karþýmýzda. ”Hiçbir yerde” filmi ve romanlarýyla tanýdýðýmýz Tayfun Pirselimoðlu bu sergiyi “Felluce” adlý öyküyle birlikte hazýrladý. Çini mürekkebiyle yaptýðý resimler öyküdeki kiþi ve olaylarý görmemizi saðlýyor.

“Felluce” “O þehre ne zaman ve neden gelmiþtim, hatýrlamýyorum. Hatýrladýðým -ondan da çok emin deðilim ya-Bombay’dan burada sözünü etmek istemediðim bir mesele nedeniyle kaçmak zorunda kalýp, zor þartlarda bir seyahat yaptýðým. Bir de akþam üstüydü, gün batmak üzereydi -bunu iyi hatýrlýyorumþehrin kapýsýndan içeriye girdiðimde. Her taraf kafalarýnda, gözlerinde garip dürbünleri olan dehþet verici askerlerle doluydu; mahþeri bir kalabalýk vardý, her yerden korkunç silah sesleri geliyordu. Askerler daha önce hiç görmediðim tuhaflýktaki tüfekleriyle saða sola ateþ ediyor ve garip kokular çýkartan bombalar atýyorlardý. (Geride, yanmýþ bedenler

KÜLTÜR-SANAT

Üçleme Aðlayan Çayýr

müzeye yatýrmýþ ve 2004 yýlýnda IMOGA’yý kurmuþ. Tekcan, müzenin kurucusu olmasýna karþýn müze tüm sanatçýlara ait; kendisi de müzede eserleri sergilenen sanatçýlardan sadece biri. Tekcan’a göre bir müzenin en önemli özelliði eðitim. IMOGA, sanatçýlarýnýn satýlan iþlerinden elde edilen gelir ve gönüllü çalýþanlarýyla ayakta durmaya çalýþýyor.

Öyküyle serginin ortak adý olan ”Felluce” bombalarla yerle bir edilen, insanlarýnýn vahþice öldürüldüðü, bir þehrin yok oluþ öyküsünü ironik bir dille anlatýyor. Felluce / Tayfun Pirselimoðlu Milli Reasürans Sanat Galerisi Teþvikiye Cad.47-57 Ezgi Tan

21


Baþtarafý arka sayfada

ENTERNASYONAL

Biz bu direniþi kabaca üç grupta toplayabiliriz. Ýlk olarak orta ve düþük rütbeli eski Irak ordusu subaylarý etrafýnda gerçekleþtirilen direniþten bahsedebiliriz. Daha çok Sünni subaylardan oluþan bu grup iþgalin ilk aþamasýnda eski Irak ordusunun cephanesini de el altýndan kaçýrarak bir direniþ öbeði oluþturdu. Bu grubun büyük askeri eylemler yapabilme yetisi olduðu düþünülüyor. Ýkinci olarak politik ve dini örgütlenmelerden bahsedebiliriz: Yurtsever Ýttifak ve El-Sadr önderliðindeki Mehdi Ordusu. Son olarak, iþgal ve iþgalin sonuçlarýndan etkilenen insanlarýn oluþturduðu pek çok farklý örgütlenmeden söz edebiliriz. Genelde bu insanlar, iþgale karþý çýkan, yakýnlarý Amerikalýlarca öldürülen, tutuklanan, iþkenceye maruz kalan, küçük düþürülen Iraklýlardan oluþuyor. Emperyalistler, Sünniler ile Þiiler arasýna ýsrarla set çekmeye çalýþsa da, ülkenin özgürleþtirilmesi için verilen mücadele sürüyor. Farklý gruplarýn bir araya gelerek daha merkezi ve örgütlü eylemler yapma eðilimi de giderek geliþiyor. Ya da en azýndan gruplar arasýndaki ortaklýklar artýyor. Þiilerin kutsal kenti Necef iþgalinde Sünni camileri yiyecek organizasyonu düzenledi ve Mehdi Ordusu’nun savaþçýlarýna silah ve cephane saðladý. Felluce kuþatmasýnda ise Þiiler önemli miktarda yardým toplayarak Amerikan kordonunu geçti ve Felluce’ye ulaþtýrdý. Askeri eylemler Felluce ve Necefte yaþanan silahlý ayaklanmalarý, iþgal askerlerine, yerel polis ve yeni Irak ordusuna yönelik bombalý saldýrýlar gibi eylemleri içeren direniþ, günde ortalama 100 eylem gerçekleþtiriyor. Tüm bu eylemler Irak halkýnýn iþgalciler ve yerli iþbirlikçilerine karþý duyduklarý nefreti teyit ediyor. Ýngiliz gazeteci Robert Frank’a göre, son 12 ay içinde 190 intihar saldýrýsý oldu. Bu rakam Filistin ve Ýsrail’de gerçekleþtirilenlerin dört katýna ulaþýyor; halbuki Iraklýlar bu eylemi Filistinlilerden öðrendi.

22

Bu askeri saldýrýlar 1300 Amerikan askerinin ölümü, en az 10 bin tanesinin de yaralanmasýyla sonuçlandý. Bu rakamlara iþbirlikçi Iraklýlar dahil deðil. Ýþbirlikçi

Iraklýlardan nefret ediliyor ve bunlar Iraklýlar için görece çok daha kolay bir hedef oluþturuyor. Tümü hain olarak görülüyor. Dolayýsýyla, seçimlerden önce Baðdat Valisi ve polis gücünün iki numaralý isminin öldürülmesi tesadüf deðil. Bunlar iþgalcilere ve ortaklarýna yönelik meþru eylemlerdir. Elbette kaynaðý kuþkulu olan ve tasvip edilemeyecek yöntemler de kullanýlýyor. Adam kaçýrma, yabancý þirketlerin küçük memurlarýnýn kellelerini uçurma, iþgale karþý çýkan yabancý organizasyonlarýn gönüllü çalýþanlarýný kaçýrma, Þii camilerine ve törenlerine saldýrma gibi eylemlerin bir çoðu, El Kaide baðlantýlý Zerkavi’nin hayali örgütlenmesine baðlanýyor. Bu organizasyon var ya da yok; bir çok baðýmsýz gazeteci, bu saldýrýlarýn CIA tarafýndan (doðrudan olmasa da) teþvik edildiðine inanýyor. Bu tür eylemler, yurtdýþýnda direniþe olan desteði azaltmak, Þiiler ve Sunniler arasýnda ayrýlýk yaratmak amacýyla kullanýlýyor. Örneðin Amerikan basýný Felluce baskýnýný böyle meþrulaþtýrdý. Bu gruplarýn yok edilmesinin gerekli olduðu üzerine yayýn yaptý. Oysa görüyoruz ki, direniþçi gruplarýn büyük çoðunluðu eylemlerinde bu tür yöntemleri kullanmýyor. Öte yandan, iþgalcilerin Felluce’de uyguladýðý þiddete ne diyeceðiz peki? Irak þimdiden Vietnam’a döndü Gerçek olan Irak’ta direniþin güçlendiði ve özgürlük savaþýnýn gün geçtikçe emperyalist ordulara daha fazla meydan okuduðudur. Robert Fisk þöyle yazýyor: “Geçen aðustosta Baðdat’ýn güneyine 112 kilometrelik bir yolculuk yaptým; görebildiklerim sadece terkedilmiþ kontrol noktalarý ve otoyol boyunca yanmýþ Amerikan zýrhlý personel taþýyýcýlarý ile polis arabalarýydý. Dolarlarý, askerleri, istihbarat servisleri ve muhbirlerine raðmen iþgalciler Baðdat’ýn ana caddelerini bile kontrol altýnda tutamýyor.” (Rebelion 9-1-05) Artýk Irak’tan söz edilirken Vietnam hayaleti konuþulmaya baþladý. Yaþananlar, bu ifadeyi doðrulamaktadýr. Durum 1960 ortalarýyla çeþitli yönlerden benzeþiyor. Askeri iþgal, kitle desteðiyle birlikte artan direniþi uzun süre alt edemeyeceðini ve ülkeyi bütünüyle denetim altýna alamayacaðýný anladý. Seçimler sayesinde iþgale demokrasi kýlýfý

geçirilmek isteniyor. Emperyalist basýn organlarý, tüm bu yaþananlarý þaþýrtýcý bir biçimde Vietnam’a benzetiyor. Ve nihayet iþgal ordusundaki kriz ile askerlerin delirmesi de Vietnam’da yaþananlarý hatýrlatýyor. Amerikan ordusunda kriz Ýþgalin kaçýnýlmaz sonucu, doðal olarak, iþgale karþý silahlý direniþtir. Ýþgal edilen ülkenin her yurttaþý, yenilmesi gereken potansiyel birer düþmandýr. Çünkü onlar iþgalcilerin ülkede barýþ tesis etmek için geldiðine inanmýyor. Bu yüzden iþgalciler acýmasýz yöntemler uyguluyor. Binlerce gözaltý, tutuklama, iþkence, tecavüz, silahsýz köylere yönelik ýrkçý baskýnlar gerçekleþtiriliyor. Savaþýn baþlangýcýndan beri yaþanan sivil kayýplar 100 bini aþtý. Ne varki, tüm bu yaþananlar iþgalcilere duyulan öfkeyi büyütüyor ve direniþe olan desteði artýrýyor. Direniþ karþýsýnda birçok Amerikalý asker iþlenen suçlara ortak olmayý ve tam bir deliliðin yaþandýðý birliklerine gitmeyi reddediyor. “Yeni gelenler küstahlýðý elden býrakmýyor. Ama çölde altý, dokuz ya da 12 ayýný geçirmiþ olanlar son derece asabi; silahlar hemen herkese çevrilebiliyor. Genelde uyuþturucu ve sakinleþtirici alýyorlar. Olaylarý genelleþtirmek ve herkesin böyle olduðunu söylemek istemem. Fakat tüm bu olan biten, bana Amerikalý askerlerin Vietnamda yaþadýklarýný hatýrlatýyor.” (Dahr Jamail) Yaþananlar, Amerikalý askerlerin sözleþmelerini uzatmayý neden reddettiðini de açýklýyor. Amerika’da da birçok asker Irak’a gitmeyi kabul etmiyor. Halihazýrda 5 bin asker kaçaðý var ve bu sayý giderek artýyor. Ayrýca Amerikan ordusuna yapýlan baþvuru sayýsý azalýyor; bu da Irak’taki askerlerin ülkeye dönüþünü geciktiriyor, morallerini bozuyor. Yaþanan bu olaylar sadece askerleri deðil deneyimli subay ve astsubaylarý da etkiliyor. Irak’ta savaþan askerlerin aileleri Amerikan askerlerinin derhal ülkelerine geri dönmesini talep ediyor. Çocuklarýnýn çocuk ve sivil katliamlarýna alet edilmesine karþý çýkýyorlar. Bu noktada, Amerika’nýn Vietnam’daki yenilgisinin ana nedenlerinin düþük moral, askerlerin huzursuzluðu ve bölünmesi olduðunu hatýrlatalým.


Öte yandan, yerel güvenlik güçlerine yönelik öfke de artýyor. Bunlar caddelerde üniformalarýyla dolaþamýyor. Ýþlerinin ne olduðunu ve nerede oturduklarýný kimseye itiraf edemiyorlar. Ayrýca, saldýrýya uðradýklarýnda emperyalist patronlarýnca ikinci sýnýf yaralý muamelesi görülüyorlar. Ciddi yara alan Amerikalý askerler Avrupa’daki hastanelerde tedaviye gönderilirken, bunlar bombalanmýþ hastanelerde yaþam savaþý veriyor. Sahte seçim Bush Irak’taki mevcut politik ve askeri zorluklarý tersine çevirebilmek için çareyi seçimlerde gördü. Bunu en baþta da ifade etmiþtik. Ayný zamanda, bu seçimlerin Avrupalýlar, Kürt burjuvazisi ve Þiilerin desteðini almaya yönelik olduðunu da eklemiþtik. Bu seçim kesinlikle gayrimeþru ve sahtedir. Demokratik hiçbir garanti sunmamaktadýr. Irak’ýn içinde ve dýþýnda birçok örgüt seçimleri boykot çaðrýsýnda bulundu. Bir kere, seçim silahlý askerlerin gözetiminde yapýldý. Ýkincisi, oy verecekler ne aday listesi görebildi, ne de kayýt olabildi. Baðýmsýz hiçbir denetim yoktu. Bunlara ek olarak, direniþçilerin seçimlere ve seçmenlere yönelik tehditleri söz konusuydu. Aslýnda, 14 eyaletin dördü dýþýnda seçimler fiilen yapýlamadý. Seçimler kendi içinde çeliþki taþýyor. Üzerinden günler geçmesine raðmen seçmen sayýsý hala bir muamma olarak duruyor. Resmi rakamlar seçimlere katýlým oranýný önce kayýtlý seçmenlerin yüzde 70’i, sonra yüzde 60’ý ve nuihayet yüzde 50’si olarak açýkladý. Baðýmsýz seçim komisyonu üyesi Saffet Raþid’e göre, gerçek rakamlarý ‘sadece Allah biliyor’. Ýspanyol gazeteci Pascual Serrano ise, nüfusun yüzde 60’ýnýn seçimler için kayýt olmasý halinde, katýlýmýn ancak yüzde 30’larda olduðunu tahmin ediyor. Bu rakamlar açýkça Irak halkýnýn üçte ikisinin seçimleri boykot ettiðini gösteriyor. Gerçek seçim Þimdiye kadar elde ettiðimiz verilere göre ýrak nüfusunun yüzde 30’unu oluþturan Sunniler seçimleri boykot etti. Yüzde 60’lýk Þii nüfus ise bölündü. Kürtlerin (yüzde 10) büyük çoðunluðu ise sandýk baþýndaydý. Bu son iki durum çok dikkatli analiz edilmelidir.

30 milyonluk nüfusuyla Kürtler dünyanýn geniþ toplumlarýndan biridir. Yaþadýklarý coðrafya esas olarak üç ayrý ülkenin denetimindedir: Türkiye, Irak ve Ýran. Kürtler, yýllardýr baðýmsýz birleþik bir Kürdistan kurmak için mücadele ediyor. Irak’ýn kuzeyinde 3 milyon Kürt yaþýyor ve burada çoðunluðu oluþtruyor. Saddam’ýn baskýsý sürerken burjuva Kürt liderleri Talabani ve Barzani, Amerikan iþgalini destekleme karþýlýðýnda özerklik, yerel yönetim ve kendi ordusunu oluþturma konusunda Amerikalýlar ile anlaþtý. Kürt bölgeleri iþgalden ilk baþta fazla etkilenmedi. Fakat Felluce’ye yönelik katliamdan sonra üçüncü büyük petrol merkezi olan Musul eylemlerin de merkezi haline geldi. Bir diðer önemli þehir olan Kerkük’ten geçmekte olan boru hattý da sürekli bombalanýyor.

baþkasý deðildi. Savunma bakan yardýmcýsý Paul Wolfowitz, Senato toplantýsýnda, yýlsonuna kadar Irak’tan 15 bin askerin geri çekileceðini söyledi. Bu indirime raðmen Amerika’nýn hala Irak’ta 135 bin askeri olacak... Olasýlýklar

Emperyalizm seçimler sayesinde ulaþabileceði hedefler açýsýndan baþarý saðlayamadý. Ellerindeki Þii kartýný oynadýlar ama direniþ durmadý. Seçim günü 50 kiþi öldü ve iþgalciler bunu gayet makul bir rakam olarak gördü. Seçimlerden hemen üç gün sonra 26 iþbirlikçi polis ve iki amerikan askeri öldürüldü. Öte taraftan, Irak halkýnýn yaþam standartlarý iyiye gitmek yerine çok daha korkunç bir hal alýyor. Ýþsizlik yüzde 70’lere ulaþtý. Binlerce Iraklý açlýk ve hastalýkla boðuþuyor. Baðdat’ta hiçbir þey Amerikan planý þu ana kadar Irak çalýþmýyor. Petrol üreten bir ülke Kürdistan’ýnda baþarýlý oldu. Fakat olmasýna raðmen, Baðdat’a günde bu baþarý gelecekte ciddi sonuçlar sadece 4 saat elektrik verilebiliyor. doðuracak potansiyel anlaþmazBütün göstergeler, Irak’ýn özgürlüðü lýklar içermekte. Türkiye’deki Kürtler için verilen savaþýn güçlenerek güneyde yaþýyor ve Irak’taki artacaðýna iþaret ediyor. Dünya iþçi Kürtlerle komþular. Geleneksel sýnýfý mücadelesinin günümüzdeki Amerikan müttefiki olan Türkiye’nin en önemli savaþý Irakta yaþanýyor. neden ABD’li askerlerini kendi Vietnam’da olduðu gibi, bölgesinden geçirmediðini bu emperyalizmin Irak’ta yenilmesi yüzden anlayabiliyoruz. Türkiye, hem düþmaný zayýflatacak, hem de Irak Kürtlerine verilecek özerkliðin dünya ölçeðindeki tüm iþçi kendi barýndýrdýðý Kürt nüfusu için mücadelelerini cesaretlendirecek de bir teþvik olacaðýndan ve tekrar ve yükseltecektir. yaþanabilecek bir Kürt isyanýndan kaygýlý. Bush ekibinin önemli Biz devrimciler bu noktada oldukça isimlerinden biri olan Condoleezza netiz: Emperyalist iþgale karþý Rice bu kaygýlarý gidermek için askeri direniþ! Uluslararasý Ýþçi Ankara’yý ziyaret etti. Birliði-Dördüncü Enternasyonal olarak, direniþin liderliðini Emperyalizmin kazanmak istediði eleþtirmemize raðmen, emperyalist önemli sektörlerden Þiiler, en iyi iþgalcilere karþý silahlý direniþi tahminle yarý yarýya sandýk baþýna koþulsuz olarak destekliyoruz. gitti. Bunun anlamý, her iki Þiiden birinin Þii nüfus üzerinde büyük Emperyalizmin Irak’ta askeri ve otorite sahibi olan Ayetullah politik olarak yenilmesi için, Sistani’nin telkinlerine uymadýðýdýr. Seçimlere katýlanlar ise liderlerince Ýþgalcilerin ve ortaklarýnýn Irak’tan kandýrýlmýþ olanlardýr. Liderleri, temizlenmesi için seçimler sonunda iþgalcilerin ülkeden gitme sürecinin hýzlanacaðý YAÞASIN IRAK DÝRENÝÞÝ! konusunda onlarý ikna etti. Seçimler IRAK IRAKLILARINDIR! sýrasýnda sürekli vurgulanan þey Batý basýnýnýn öne sürdüðü gibi (Yukarýdaki çeviri yazý Uluslararasý demokrasi deðil, baðýmsýzlýktý. Seçimlere katýlým Amerikalýlarýn Ýþçi Birliði - Dördüncü gitmesi içindi. Aslýnda oy verenler Enternasyonal’in yayýn organý Correo de iþgali desteklemiyordu. Oy Internacional’in Uluslararasý Postaverenlerin birçoðu, verdikleri oylar 110. sayýsýdýr ve www.devrimci.org neticesinde oluþacak ulusal adresinden alýnmýþtýr...) meclisin iþgali sona erdirebileceðine inanýyordu. Oysa oluþacak hükümet, yeni bir kukla hükümetten

23


Uluslararasý Postacý

Uluslararasý Ýþçi Birliði - Dördüncü Enternasyonal (LIT-CI) Yayýný

Irak: Sahte Seçimlerden Sonra Amerika Hâlâ Batakta Amerika ve Ýngiltere’nin baþýný çektiði emperyalist iþgalcilerin desteðiyle Irak ulusal meclisi için 30 Ocak’ta sahte ve hileli bir seçim düzenlendi. Amaç, Irak halkýndan destek bulan, günden güne desteði ve gücü artan þiddetli direniþi ortadan kaldýrmaktý. Bu direniþ artýk emperyalist iþgalcilere iyiden iyiye meydan okuyor. Emperyalistler, kuzeydeki suç ortaklarý olan Kürt burjuvazisi ile Ayetullah Ali Sistani etrafýndaki Þiilerin de yer aldýðý yeni bir kukla hükümet kurmayý umuyordu. Buna ek olarak daha önce iþgal konusunda anlaþmazlýða düþtükleri Alman ve Fransýz emperyalizminin desteðini almayý hesaplýyorlardý. Kesin sonuçlara ulaþamamýza raðmen, tüm baðýmsýz bilgi kaynaklarýndan

anlaþýlacaðý üzere, emperyalistler ve Iraklý ortaklarý bu hedeflere ulaþabilmiþ deðil. Öte yandan, seçim sonuçlarýný daha iyi anlayabilmek için Irak’ýn bugünü üzerine bir deðerlendirme yapmak gerekiyor. Özgürlük savaþý büyüyor Emperyalist iþgalcilere karþý verilen savaþýn giderek artan bir destek bulduðuna tanýk oluyoruz. Bunu biraz daha iyi açýklayalým. Mart 2003’de ilk iþgal savaþý yaþandý. Amerika, Ýngiltere ve müttefikleri, Irak ordusu üzerinde çabuk bir zafer elde etti. Hükümeti iktidardan uzaklaþtýrýp Saddam Hüseyin rejimine son verdiler. Orduyu daðýttýlar ve Paul Bremer

baþkanlýðýndaki sömürge rejimini ikame ettiler. Eski CIA ajaný Allawi yönetiminde bir kukla hükümet kurdular. Emperyalist güçlerin desteklediði, fakat þu ana kadar herhangi bir baþarý saðlayamayan bir ordu kurdular. Daha sonrasýnda ikinci savaþ baþladý. Irak halký týpký Vietnam halký gibi ülkelerinin özgürlüðü için emperyalistlerle karþý karþýya geldi. Amerikalý gazeteci Dahr Jamail’in söylediði gibi “Ýþgal Amerika’nýn Iraka karþý savaþýydý. Bugün bizim görebildiðimiz ise Iraklýlarýn Amerikalýlara karþý savaþýdýr”. (Liberation, 23/12/2004). Baþka deyiþle, iþgal askerleri ve onlarýn Iraklý ortaklarýna aman vermeyen, onlara sürekli darnbe vuran bir savaþ yaþanýyor. Silahlý direniþ Emperyalist haber servislerinin tahminine göre, Irak’taki silahlý direniþin 40 ile 60 bin arasýnda savaþçýsý var. Eðer lojistik desteði de dikkate alýrsak bu sayý 200 binlere kadar ulaþýyor. Bu rakamlar direniþin büyüklüðünü ve Irak halkýndan aldýðý desteði gösteriyor. Dahr Jamail ise yine ayný yazýsýnda þunu belirtiyor: “Iraklýlarýn çoðu direniþçileri vatansever ve özgürlük savaþçýsý olarak görüyor ve saygý gösteriyor.” Tahminlere göre, direniþ Irak halkýnýn yüzde 80’i tarafýndan destekleniyor. Amerikan hedeflerine yapýlan her saldýrýdan sonra, halk bu hedeflerin enkazý üzerinde dans ediyor ve saldýrýlarý alkýþlýyor.

24

Ýþgale karþý heterojen bir direniþ sürdürülüyor ve kendisine geniþ bir alan buluyor. Farklý dinsel gruplar ve politik yapýlar iþgale karþý savaþýyor.

22. sayfadan devam

es-ic14  

Gündem ve Politika syf. 3-9 http://iscicephesi.org Yeni Dönem sayý:14 Mart 2005 ÝÞÇÝ SINIFININ KURTULUÞU KENDÝ ESERÝ OLACAKTIR Milliyetçilik...

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you