Issuu on Google+

M

arksist Bak s

Yýl: 7 - Sayý: 25

B ü t ü n

D ü n y a n ý n

Ý þ ç i l e r i

B i r l e þ i n ! Fiyatý: 3 TL

EMPERYALÝST SAVAÞ Kapitalizme Hayat, Emekçiye Ölüm Demektir!

* Emperyalist Savaþ ve Yeni Bir 68 * Ýslam’ýn Sol OKumasý: Mümkün Mü? * Yunanistan’da Süreç ÝlerliyorÇýkarýlmasý Gereken Dersler * Birleþik Cephe Taktiði Üzerine * “Sosyalist” Bir Liberalden Ýnciler: “Militarist Modernleþme”

www.bolsevik.org


TEMEL ÝLKELERÝMÝZ Ya Barbarlýk Ya Sosyalizm: Tüm toplumsal ve ekonomik hayatýn bir avuç kapitalistin çýkarlarý doðrultusunda þekillendiði kapitalist sistem varlýðýný, ancak savaþlarla sürdürmektedir. Ýþsizlik, açlýk, yoksulluk, savaþlar ve doðanýn tahribatýnýn sorumlusu kapitalizm ve onun içkin özellikleri olan kar hýrsý ve rekabettir. Kapitalizmde bütün zenginliði iþçiler yaratýr. Bu zenginliðin çoðunluðun ihtiyaçlarý için kullanýlabilmesi ancak iþçi sýnýfýnýn kolektif olarak bütün zenginliðe, üretim araçlarýna el koymasýyla, üretimi ve daðýtýmý kontrol etmesiyle yani proletarya diktatörlüðü ile mümkündür. Aþaðýdan Sosyalizm: Sosyalizm, ancak tüm ezilenlerin ve yoksullarýn desteðini alarak onlara öncülük eden iþçi sýnýfýnýn kitlesel, doðrudan, militan mücadelesiyle; iþçi sýnýfýnýn kendi eylemleriyle mümkündür. Sosyalizm, küçük bir azýnlýðýn kendini kitleler yerine ikame etmesiyle kurulamaz. Sosyalizm ancak iþçi konseyleri aracýlýðýyla aþaðýdan yukarýya örgütlenen bir iþçi iktidarý ile gerçekleþtirebilir. Bunun dýþýndaki kestirmeci, maceracý, tepeden inmeci her yol kaçýnýlmaz olarak bir azýnlýk iktidarýyla, kapitalizmle sonuçlanýr. Marks’ýn dediði gibi iþçi sýnýfýnýn kurtuluþu kendi eseri olacaktýr. Sosyal Devrim: Bu düzenin kurumlarý iþçi sýnýfýna karþý kapitalistleri korumak için vardýr. Bu kurumlar iþçi sýnýfý tarafýndan ele geçirilip kullanýlmaz. Mevcut sistem iyileþtirmeler yapýlarak, yani reformlarla düzeltilemez. Sosyalizm parlamento aracýlýðýyla gerçekleþemez. Bir sosyal devrim zorunludur. Yurtseverlik deðil Enternasyonalizm: Bütün dünya iþçileri kardeþtir. Ýþçilerin vataný yoktur. Küresel bir sistem olan kapitalizmin tarihin çöp tenekesine atýlabilmesi için iþçi sýnýfýnýn uluslararasý birliði zorunludur. Marks bu yüzden bütün dünyanýn iþçileri birleþin çaðrýsý yapmýþtýr. Ulus içindeki bütün sýnýfsal ayrýmlarý perdeleyen yurtsever ideoloji ise iþçi sýnýfýný uluslararasý düzeyde böler, bize kapitalizmin çizdiði ulusal sýnýrlarý benimsememizi öðütler. Özünde iþçi sýnýfýný mevcut sisteme eklemleyen bu ideoloji yönetici sýnýflarýn en büyük silahýdýr.

Tek Ülkede Sosyalizm Mümkün Deðildir: Kapitalizm dünya ölçeðinde bir sistemdir. Bunun alternatifi olan sosyalizm de ancak dünya ölçeðinde gerçekleþebilir. Tek ülkede sosyalizmin olamayacaðýný görmek için Marksist olmaya bile gerek yoktur. Dolayýsýyla herhangi bir ülkede gerçekleþebilecek baþarýlý bir devrimin kaderi (dolayýsýyla tüm insanlýðýn kaderi), devrimin diðer ülkelere sýçramasýna baðlýdýr. Bu mümkündür, çünkü kapitalizmin krizleri küresel, devrimler seridir. Ulusal Sorun: Devrimci Marksistler ezilen halklarýn kendi kaderini tayin hakkýný savunur, ezilen halkýn politik temsilcisine ulusal sorunla ilgili konularda devlet karþýsýnda koþulsuz eleþtirel destek verir. Devrimci Marksistler her türlü etnik ve dini azýnlýðýn üzerindeki baskýlara karþý çýkar, onlarýn örgütlenme hakkýný savunur. Cinsiyetçilik: Yaþadýðýmýz sistem kadýnlarý ezmektedir. Kapitalizm, kadýnlarý iþyerinde ucuz iþ gücü olarak, aile içinde ise yeni kuþak iþçi sýnýfýnýn bedavaya yetiþtirilmesinde ve ev iþlerinin bedava halledilmesinde kullanmaktadýr. Bu durum kadýnlarýn hayatýn her alanýnda geri planda kalýp ezilmesine yol açmaktadýr. Devrimci Marksistler her yerde cinsiyetçiliðe karþý mücadele edip, kadýnlarýn her alandaki eþitliðini savunurlar. Devrimci Marksistler insanlarýn cinsel tercihleri nedenleriyle ezilmelerine, eþcinsellerin aþaðýlanmasýna karþý mücadele ederler. Devrimci Parti: Ýþçi sýnýfýnýn kendiliðinden mücadelelerinin bir iþçi devletiyle sonuçlanabilmesi için devrimci parti zorunludur. Bu parti iþçi sýnýfýnýn en ileri devrimci unsurlarýný bünyesinde toplar, onlarýn sýnýf içerisindeki daðýnýk etkisini merkezileþtirir, onlarý koordine eder ve aktif siyasi hayata ve sýnýf mücadelesine müdahale eder. Bu parti tüm iþçi sýnýfýna öðretir ve ondan öðrenir. Ýþçi sýnýfý içinde kök salmýþ, kitlesel bir devrimci iþçi partisinin sýnýf mücadelesinin kritik anlarýnda ve özellikle devrimci durumlarda var olmasý devrimin baþarýya ulaþmasý için çok hayatidir, bu yüzden böyle bir partiyi inþa etmek ertelenemeyecek bir görevdir. Devrimci Görev: Bu ilkelere katýlan herkesi Marksist Bakýþ Dergisi faaliyetlerini büyütmeye çaðýrýyoruz..

Ýçindekiler Emperyalist Savaþ ve Yeni Bir 68 Ýslam’ýn Sol Okumasý: Mümkün Mü? Endonezya Devrimi Yunanistan’da Süreç Ýlerliyor- Çýkarýlmasý Gereken Dersler Birleþik Cephe Taktiði Üzerine “Sosyalist” Bir Liberalden Ýnciler: “Militarist Modernleþme” Mýsýr’da Mücadele Yeni Sýnavlarla Ýlerliyor! Edebiyatýn Yalnýz Kalemi: Sabahattin Ali

...................2 ...................7 ....................19 ...................26 ....................31 ...................34 ...................39 ...................44

MARKSIST BAKIS Üç Aylýk Politik Dergi Yýl: 7 Sayý: 25 Temmuz 2012

Sahibi ve Sorumlu Yazý Ýþleri Müdürü: Ayþe Þensöz Yayýn Ýdare Adresi: Bayýndýr-2 Sok. No: 45/7 Kýzýlay/ANKARA Tel: 0 312 480 95 60 Baský: Yön Matbaacýlýk - Davutpaþa Cad. Güven Sanayi Sitesi B Blok 1.Kat No: 366 Topkapý, Ýstanbul Tel: 0-212-544 66 34 Yayýn Türü: Yaygýn süreli, üç aylýk

Ýletiþim Ýçin: marksistbakis@yahoo.com www.bolsevik.org Büro: Bayýndýr-2 Sok. No: 45/7 Kýzýlay/ANKARA


MARKSÝST BAKIÞ

EMPERYALÝST SAVAÞ VE YENÝ BÝR 68 Sýnýf mücadelesi dünya çapýnda kritik bir döneme girerken Marksistlerin en acil sorunlar karþýsýnda devrimci çizgiyi netleþtirmeleri büyük önem taþýmaktadýr. Kapitalist kriz tüm dünyada emekçilere karþý baþlatýlan sosyal yýkým projelerinin hýzlandýrýlmasý anlamýna geliyor ki bu da sýnýf mücadelesini kaçýnýlmaz þekilde þiddetlendiriyor. Diðer taraftan kriz ayný zamanda emperyalist kapitalizmin savaþlara olan muhtaçlýðýný da gözler önüne seriyor. Bütün bu süreçlerin en can alýcý boyutlara ulaþtýðý noktalarsa komþu ülkeler Yunanistan ve Suriye durumunda. Bu da biz Türkiyeli Marksistlerin tutumunu dünya sýnýf mücadelesi açýsýndan bir kat daha önemli hale getiriyor. Ýþçi sýnýfýnýn tarihsel ve uluslararasý çýkarlarý adýna kafa karýþýklýklarýný gidererek devrimci görevleri billurlaþtýrmak, bizleri bekleyen tehlike ve olanaklarý ortaya çýkarmak ve yeni döneme hazýrlanmak için "Emperyalist Savaþ ve Yeni bir 68" konulu paneli örgütlü çalýþma yürüttüðümüz 6 þehirde gerçekleþtirilmiþti. SDH'nin yerel birimlerince örgütlenen paneller, genel Ortadoðu'da ve tüm dünyada olarak oldukça baþarýlý geçerken dünya çapýnda emekçi sýnýflar ve tek ilerici geliþme sýnýf gençliðin önündeki tek çýkýþ yolu olan sürekli devrim çizgisinin daha geniþ kitlelere ulaþtýrýlmasý ve bu süreç boyunca Bolþevizmin inþasý için hareketini öne taþýyan geliþmelerdir. Kapitalist kriz de anlamlý katkýlar sundu. Panelin sonuç kýsýmlarýný þu þekilde özetleyebiliriz: ve emperyalist savaþ 1. 2008'de patlak veren kapitalist kriz derinleþmeye devam etmektedir. karþýsýnda iþçi sýnýfýnýn Çoðu Avrupa ülkesi uzun süreli toplumsal bir buhranla karþý karþýyadýr. uluslararasý birliði, sermaye ABD'deki sözde "krizden çýkýþ sinyalleri" olsa olsa burjuva iktisatçýlarýn avuntusu durumundadýr. Dünya ekonomisinin kurtarýcýsý gözüyle sistemine karþýtlýðý ve bu bakýlan Çin ekonomisinin büyüme hýzý da kayda deðer þekilde gerilerken mücadelenin komünist ÇKP içerisindeki iç çekiþmeler gün yüzüne çýkmýþtýr. öncüsünün geliþmesi gelecek 2. Emperyalist kapitalist sistem krizin faturasýný emekçilere ödetmek için güzel günlerin habercisi bütün gücüyle yüklenmektedir. Emekçilerin yaþam standartlarýnda dev boyutlarda gerilemeler olmaktadýr. Ýþsizlik, düþük ücretler, esnek çalýþolabilir. Bunun anlamý da ma, güvencesizlik, paralý eðitim, paralý saðlýk gibi yoksulluk alametdevrimin süreklileþmesidir. leriyle kuþatýlmýþ durumda olan gençlik, mutlak bir geleceksizlikle karþý

2


MARKSÝST BAKIÞ karþýyadýr. Hal böyleyken yeni bir gençlik kuþaðý eylem sahasýna inmekte ve politik olarak keskinleþmektedir. 3. Bütün bunlarýn neticesi olarak sýnýf mücadelesi kaçýnýlmaz þekilde týrmanmaktadýr. Yunanistan, Ýspanya, Portekiz ve Ýtalya'nýn baþý çektiði Avrupa ülkelerinin yanýsýra ABD'de geçtiðimiz yýl patlak veren "iþgal et hareketleri" yeni bir gençlik kuþaðýnýn politizasyonunun güçlü bir ifadesi durumundadýr. Gençlik hareketinin sýnýf merkezli olduðu ve sýnýf düþmanlarýný iyi tanýdýðý gözlerden kaçmamaktadýr. 4. Ýþçi sýnýfý grev hareketleriyle bir kez daha tarih sahnesine çýkmýþtýr. Yunanistan kriz baþladýðýndan beri tam 17 genel greve ev sahipliði yapmýþtýr. Bunun dýþýnda Yunanistan, Mýsýr, Ýtalya, Portekiz, Nijerya ve ABD'dekiler baþta olmak üzere etkili dünyanýn birçok noktasýndaki grev hareketleri bulunduklarý ülkeleri sallamýþtýr. Sosyal eþitsizlikler tüm dünyada derinleþirken iþçi sýnýfý ve gençlik 35-40 senedir dünyada hüküm süren serbest piyasacý gericiliði hedef tahtasýna koymaktadýr. 5. Avrupa'da uzun yýllardýr parça parça sökülen sosyal refah devleti kazanýmlarý son krizle birlikte baþlatýlan sosyal yýkým projelerinin ardýndan mutlak anlamda mazide kalmýþtýr. Bunun anlamý çeliþkilerin keskinleþmesi ve sýnýf mücadelesinin þiddetlenmesidir. Ýþçi sýnýfý ve gençlik önümüzdeki dönemde daha belirleyici mücadelelere girmek durumunda kalacaktýr. Sýnýf hareketindeki radikalleþme, grev ve protesto hareketlerinin dünyayý dönüþtürme yeteneðinin "geri dönüþü" burjuva yayýn organlarýnca bile yeniden kabul edilmektedir. Ýþçi Aristokrasisi 6. Grev hareketleri ve gençliðin radikalleþmesi bir yandan da mevcut sol örgütlenmelerin yetersizliðini ortaya çýkarmýþtýr. Kendisine komünist, devrimci vb yakýþtýrmalarda bulunan birçok örgütün aslýnda sýnýf hareketini ileri taþýmak þöyle dursun ayak baðý olmak ve hatta dalga kýran rolü oynamak gibi iþlevlerinin

olduðu ortaya çýkmýþtýr. Bu da tesadüfi bir þey deðil, söz konusu örgütlerin liderliði ve kadrosunun sosyal bileþiminin iþçi aristokrasisine dayanmasýyla ilgilidir. Sendikal bürokrasi ve burjuva parlamanter düzene entegre olmuþ sözde komünist ve devrimciler, profesyonel sol siyasetçilerden oluþuyor ki bunlar da sýnýf hareketinin önünde adeta bir barikat gibi yükseliyorlar. Sendika bürokratlarý, milletvekilleri, belediye baþkanlarý, belediye meclis üyeleri, bunlarýn danýþmanlarý, profesyonel meslek sahipleri, akademisyenler vb. lerinden oluþan iþçi aristokrasisi, iþçi sýnýfýndan tam anlamýyla kopmuþ ve onun çýkarlarýna yabancý hale gelmiþtir. Bu yüzden sosyal bileþimi bu katmandan müteþekkil olan sýnýf hareketini yöneten bu kesimler iþçi sýnýfý radikalizminden korkmakta ve grev ve kitle hareketlerini sýnýrlandýrmaya çalýþmaktadýrlar. 7. Ýþçi aristokrasisine soldan yanaþan ve yüksek siyaset arenasýna çýkmak için bu kesime destek veren daha radikal görünümlü merkezci sol gruplar da iþçi aristokrasisini daha inandýrýcý kýlmakta ve bu yüzden de çok zehirli bir rol oynamaktadýrlar. Tamamen itibarsýzlaþmakta olan sendikal bürokrasi, yurtsever sözde komünist partiler, sol liberal eðilimler ve diðer reformist unsurlar daha radikal görünümlü merkezci örgütlere kendi imkanlarýndan faydalandýrarak onlarý vitrindeki sol görünüm olarak yanlarýna eklemektedirler. Böylelikle de kitleler nezdindeki itibarlarýný ve kariyerlerini korumaya çalýþmaktadýrlar. 8. Dünya çapýnda yükselen grev hareketleri ile gençlik mücadelelerinde halen iþçi aristokrasisi ve güdümündeki merkezci eðilimlerin bariz kontrolü bulunmaktadýr. Bu durum kapitalistlerin emekçilerin kazanýmlarýna karþý baþlattýklarý tarihi saldýrýlar karþýsýnda geleceðini feda etmek istemeyen kitlelerin enerjisi ve dinamizmi ile büyük bir çeliþki arz etmektedir. Bu durum çoðu kez sosyal medya vb üzerinden geliþen kendiliðinden eylemlerin iþçi aristokrasisini

Grev hareketleri ve gençliðin radikalleþmesi bir yandan da mevcut sol örgütlenmelerin yetersizliðini ortaya çýkarmýþtýr. Kendisine komünist, devrimci vb yakýþtýrmalarda bulunan birçok örgütün aslýnda sýnýf hareketini ileri taþýmak þöyle dursun ayak baðý olmak ve hatta dalga kýran rolü oynamak gibi iþlevlerinin olduðu ortaya çýkmýþtýr. Bu da tesadüfi bir þey deðil, söz konusu örgütlerin liderliði ve kadrosunun sosyal bileþi minin iþçi aristokrasisine dayanmasýyla ilgilidir. Sendikal bürokrasi ve bur juva parlamanter düzene entegre olmuþ sözde komünist ve devrimciler, profesyonel sol siyasetçiler den oluþuyor ki bunlar da sýnýf hareketinin önünde adeta bir barikat gibi yük seliyorlar. Sýnýf hareketini yöneten bu kesimler iþçi sýnýfý radikalizminden korkmakta ve grev ve kitle

hareketlerini sýnýrlandýrmaya çalýþmaktadýr3


MARKSÝST BAKIÞ aþarak doðrudan eylem sahasýna inmesinden kendisini göstrmektedir. Diðer taraftan son iki yýlýn deneyimleri bu tarz kendiliðinden eylemlerin kapsam, içerik, devamlýlýk, direngenlik, etkililik vb anlamlarda büyük noksanlarý olduðunu ortaya çýkarmýþtýr. 9. Bütün bunlar emekçi ve gençlik radikalizmine dayanan devrimci Marksist geleneðin kitlesel bir zemin kazanmasýnýn ne kadar önemli olduðunu ortaya koymaktadýr. Diðer taraftan mücadeleye atýlan geniþ kitlelerin de acil olarak önlerini görmelerini saðlayacak bir perspektife ihtiyaçlarý var. Ýþçilerin ve gençlerin mevcut perspektifleri yapýlandýrýlmamýþ bir antikapitalizmi zaten içerse de bunu "neyi istemediðini bilme ama ne istediðinini bilememe" durumu olarak tarifleyebiliriz. Birleþik uluslararasý bir sýnýf hareketinin oluþturulmasý ve iþçi iktidarý perspektifi olmadan ulusal zeminlere sýkýþan ve içi her þekilde doldurulabilecek bir demokrasi söylemine endekslenen hareketlerin týkanmasý kaçýnýlmaz olacaktýr. Devrimci Marksizmin enternasyonalist komünist geleneði tüm dünyada iþçi sýnýfýnýn tek çýkýþ yoludur. Yunanistan 10. Ýþçi aristokrasisinin oynadýðý karþý devrimci rolün en tipik örnekleri Yunanistan'da sergilenmektedir. Burjuva sistemin çökmenin eþiðinde olduðu Yunanistan'da krizin baþlangýcýndan beri tam 17 kez genel grev düzenlenmiþtir. Ama bu grevler dev kesintileri engelleyememiþtir, çünkü bu grevler, son ikisi hariç (2 günlük) sadece bir günle sýnýrlandýrýlmýþtýr. Oysa sýnýf hareketi içerisinde çok büyük bir etkisi olan düzen solu en baþta da Syriza ve Yunanistan Komünist Partisi (KKE) istese genel grev uzatýlabilir ve bu durumda da burjuva düzen çökebilirdi. Ama bu güçler tarihte birçok kez yaptýklarý gibi burjuva düzene soldan payanda olmaktadýr. Son genel grevde 200 bin bir kiþilik bir kortej oluþturan, iþçi sýnýfýnýn örgütlü kesimleri üzerinde büyük bir bürokratik kontrolü olan KKE, içi boþ sosyalist görünümlü laf oyunlarý ile kendi pasifliðini ve iþbirlikçiliðini perdelemeye çalýþmaktadýr. 11. Yunanistan ve krizdeki diðer ülkelerde ve genel olarak tüm dünyada eksikliði en acil olarak hissedilen Leninist öncüdür. Ýþçi aristokrasisinin ve onun yardakçýlarý merkezcilerin maskesini düþürecek kampanya ve talepler ancak devrimci Marksizmden gelebilir. Bu yüzden Marksist saflarýn yeni katýlýmlarla güçlendirilmesi ve devrimci alternatifin yavaþ yavaþ kendisini hissettirmesi en acil görev durumundadýr. Faþizm Tehlikesi 12. Kriz karþýsýnda devrimci perspektifin ortaya konmamasý bir çýkýþ yolu arayan bunalmýþ emekçilerde derin hayal kýrýklýðý yaratýrken küçük burjuvazinin radikal kesimleri ile geniþ iþsiz yýðýnlar yüzlerini faþist harekete dönmektedirler. Yunanistan'da amble-

mi gamalý haç olan Altýn Þafak gibi çeteler seçimlerde %7 oy oranýna ulaþmýþ durumdalar. Bunun anlamý açýk faþizm tehlikesidir, ne de olsa kriz ve sosyal devrim tehlikesi karþýsýnda burjuvazinin faþist çetelere ihtiyacý þiddetlenmiþtir. Durum adeta Stalinist KP'lerin ihanetleri sonucunda fýrsatlarýn kaçýrýldýðý ve meydanýn faþizmin yükseliþine terk edildiði 1920 ve 30'larýn Avrupasýný andýrmaktadýr. 13. Avrupa'nýn sýnýf mücadelesi açýsýndan elveriþli bir özelliði var ki emperyalist kapitalizm bu avantajý yok etmek için elinden geleni yapmaktadýr. Bu da Avrupa'da emekçi sýnýflarýn, örneðin Ortadoðu'dan farklý olarak, etnik ve dinsel temellerdeki bölünme ve

ayrýþma durumunun fazla etkili olmamasýdýr. Yunanistan'da, Ýspanya'da ve diðerlerinde emekçiler sekter bölünmelerle birbirlerine düþmüþ deðildir. Bu da sýnýf mücadelesinin geliþimi için o l d u k ç a önemli bir ö z e l l i k t i r. Ama kapitalistler bu durumu bozmak için e m e k ç i s ý n ý f l a r

4

Türkiye ABD'nin kýrbacý olarak Suriye ve Irak üzerinde þaklamaktadýr. Kürecik'e yerleþtirilen füze kalkanýn hedefinde Ýran bulunmaktadýr. Türkiye'nin ABD'nin güdümünde çevre ülkelerle savaþa giriþmesi durumunda içeride demokratik haklar üzerindeki baskýlarýn daha da þiddetleneceði açýktýr. Türkiyeli devrimcilerin görevi ise kendi ülkesinin giriþtiði emperyalist saldýrganlýk karþýsýnda bu tarz müdahalelerin yenilgisini istemektir. Ayný þekilde bu müdahaleye yeþil ýþýk yakan sözde solcular emperyalizmin ekmeðine yað sürdükleri gibi kendi ülkesinin emperyalist emellerini destekleyerek þovenist yayýlmacý bir tutum takýnmaktadýrlar.


MARKSÝST BAKIÞ içerisinde önemli bir aðýrlýðý olan göçmen emekçileri günah keçisi olarak sunarak milliyetçiliði körüklemektedirler. Özellikle Ýslamofobi Avrupa'daki Müslüman emekçileri yoðun bir þekilde ayrýmcýlýða maruz býrakarak sýnýfýn birliðini tehdit etmektedir. Bunun bir adým ilerisi de faþist ýrkçý güçlerin güçlenmesi ve toplumsal taban kazanmalarýdýr. Avrupa solunun bu tarz ayrýmcý söylemlere karþý koymasý, göçmen karþýtý politikalara alan býrakmamasý ve þovenizmi püskürtmesi büyük hayatiyet kazanmaktadýr. 14. Bu konuda da büyük eksikliklerin yaþandýðý bir gerçektir. Özellikle de sýnýf hareketi ve "radikal" solun güçlü olduðu Fransa'da. Fransa'da kesinti programlarýna ve kendi ülkelerinin emperyalist siyasetine karþý koymayan küçük burjuva sözde komünist ve sosyalist sol bir yandan da azýnlýklarý hedef alan laikçi paravanla örtülü göçmen karþýtý ayrýmcý - ýrkçý çizgiye teslim olarak ülkenin saða kaymasýna hizmet etmiþtir. Nitekim Francois Melancon önderliðinde seçimlere giren bu küçük burjuva akýmlarýn merkez temalarýndan birisi aslýnda özünde Müslümanlarý hedef alan katý laiklik, Fransýz gururu ve cumhuriyetinin yüceltilmesi olmuþtur. Nitekim milliyetçiliðin orijinal versiyonu aþýrý saðcý Ulusal Cephe'nin tarihinin en büyük baþarýsýný elde ederek %20 bandýna dayanmasý kimseyi þaþýrtmamalýdýr. AB'ye Karþý Yaþasýn Birleþik Sosyalist Avrupa 15. Kriz gerekçesiyle büyük kesinti paketlerinin uygulandýðý ülkeler baþta olmak üzere tüm Avrupa çapýnda emekçilerin uluslararasý direniþ cephesinin örülmesi sýnýf mücadelesi anlamýnda kritik bir eþik olacaktýr. Böyle bir mücadele en baþta emekçi sýnýflarýn kapitalist krizden sistem içinde ulusal bir kurtuluþ yolunun olmadýðýný anlamalarýný saðlayacaktýr. Krizden çýkýþ adýna ulusal programlar önerenler emekçi kitleleri aldattýklarý gibi sonuçta milliyetçiliði körüklemekte, þovenizmi beslemektedirler. Emekçi kitleler sosyal þovenizmin çýkmaz sokaðýna karþý uyarýlmalýdýrlar ve en önemlisi iþçi sýnýfýnýn birleþik koordineli uluslararasý eylem birliði örgütlenmelidir. Bu eylemselliðin mantýksal sonucu olarak Devrimci Marksistler Avrupa Birleþik Sosyalist Cumhuriyetler Birliði sloganýný yükseltmelidirler. 16. Marksist hareketin Yunanistan gibi grev hareketlerinin var olduðu ülkelerde öne çýkarmak zorunda olduðu taleplerin baþýnda genel grev süresinin uzatýlmasý, grev komitelerinin aþaðýdan yukarýya doðru seçilmesi ve

bunlarýn ülke çapýnda üst konseyinin oluþturulmasý ile bu konseylerin tüm ülkenin kaderini etkileyen temel meselelerde kendisini yetkili görmesi ve eyleme geçmesi gelmektedir. Bu hedeflerin gerçekleþmesi durumunda kapitalist sistemin çökmesi ve devrimci iþçi hareketinin þekillenmesi mümkün olacaktýr. 17. Son kriz ayný zamanda dünyada en güçlü olduklarý yer olarak Yunanistan'ý gösteren anarþizmi de yanlýþlamaktadýr. Sistemin krizi derinleþtikçe ortaya çýkan konu iktidar sorunu olmaktadýr. Burjuva iktidar ayakta kalmaya devam edecek midir yoksa iþçi sýnýfý mý devrimle iktidara geçecektir? Son derece merkezileþmiþ emperyalist kapitalist sistem karþýsýnda örgütsüzlük, daðýnýklýk ve merkezileþememe durumunda baþarý þansý yoktur. Oysa tarih dýþý ve kategorik biçimde iktidar, örgüt, disiplin vb lerine karþý olan anarþizmin kendisi toplumsal kriz karþýsýnda krize girmektedir. Bu nedenle anarþizmin kapitalist kriz karþýsýnda emekçiler ve gençlik için bir devrimci çýkýþ yolu yaratmasý mümkün deðildir. Nitekim anarþistler ve otonomcular adýna ortaya çýkan manzara da siyasetsizliði ve buradan doðru geliþen anlamsýzlýðý ifade etmektedir. Arap Baharý 18. Emekçi kitlelerin örgütsüzlüðü ve politik perspektifin zayýflýðý nedeniyle Arap Baharý emperyalist kapitalizmin manüplasyonlarýna açýk hale gelmiþti. Nitekim Arap Baharý'nýn yakýtýný oluþturan sýnýf talepleri giderek geri planda kalýrken her yana çekilebilen "demokrasi" neredeyse tek tema haline dönüþtü. Sýnýf talepleri etrafýnda birleþik bir Arap hareketi ortaya çýkmayýnca ulusal özellikler belirgin bir þekilde aðýrlýk kazandý ve tek bir Arap Baharý'ndan söz etmenin artýk mümkün olmadýðý bir noktaya gelindi. Özellikle ABD eksenli emperyalist blokla sorunlarý olan Libya, Suriye gibi ülkelerde kitle hareketinin kontrolü çok hýzlý bir þekilde NATO'ya geçti. Bu saatten sonra bu ülkelerdeki hareketin ilerici bir rol oynama kapasitesi tümden yok oldu. 19. Sözde insan kaybýnýn engellemek için Libya'ya müdahale eden NATO saldýrýlarýnda on binlerce sivil hayatýný kaybetti. Libya'nýn petrol kaynaklarý emperyalist kuvvetlerce bölüþüldü. Peki ya çoðunun NATO müdahalesini mazur görmesine neden olan sözde demokrasinin geliþimine ne oldu? Kaddafi'nin düþmesinin üzerinden geçen zaman bir yýla yaklaþýrken hiç de þaþýrtýcý olmayan þekilde elde sadece yolsuzluk, yaðma, aþiret kavgalarý, yargýsýz infazlar, çapulculuk vb'leri var. Libya'daki

Emekçi kitlelerin örgütsüzlüðü ve politik perspektifin zayýflýðý nedeniyle Arap Baharý emperyalist kapitalizmin manüplasyonlarýna açýk hale gelmiþti. Nitekim Arap Baharý'nýn yakýtýný oluþturan sýnýf talepleri giderek geri planda kalýrken her yana çekilebilen "demokrasi" neredeyse tek tema haline dönüþtü.

5


MARKSÝST BAKIÞ NATO destekli paramiliter güçler þimdilerde Suriye vb' Suriye lerinde paralý asker olarak kullanýma hazýrlar. Bu güçleri 23. Suriye'de Esad rejimi neoliberal bir diktatörlükten devrimci diye selamlayan sözde sosyalistler düþtükleri baþka bir þey deðildir. Diðer taraftan bu diktatörlük durumdan utanmalýdýrlar. emekçiler tarafýndan, sýnýf hareketi neticesinde, sekter 20. Az geliþmiþ kapitalist ülkelerdeki demokrasinin ayrýþmalarla deðil emekçilerin birliði temelinde devrilirse geliþmesi kopmaz (Mübarek'in devrilmesinde olduðu gibi) bir þekilde sýnýf ilerici bir sonuç ortaya çýkabilir. NATO mücadelesine ve müdahalesi ve halklarýn birbirini gýrtlaksürekli devrime lamasý ile þekillenecek bir rejim deðiþikb a ð l ý d ý r . liði Suriye'yi etnik temizliðin yaþandýðý Toplumsal bibir cehenneme çevirecektir. Þimdilerde linçlenme, hak NATO eliyle yürütülen Ýslamcýlarýn liarama, örgütlenderliðindeki süreç, emekçi sýnýflarýn me, protesto, etnik ve mezhepsel temelde ayrýþmasý ve sekter dinsel ve birbirini boðazlamasýna dayanmaktadýr. etnik bölünABD eliyle bu sürece öncülük etme melerin geri görevi AKP hükümetindedir ve AKP plana düþmesi ve hükümetinin bu çabalarý boþa çýkarýlbunun yerini malýdýr. birarada birlikte 24. Stalinizmin ihanetleri ve yüzkýzartýcý yaþama ve ortak iflasý Ortadoðu'da sosyalist hareketin çýkarlar için birleþme Az geliþmiþ kapitalist ülkeler- tesirsiz hale gelmesini saðlamýþtý. Ama kültürünün almasý gibi deki demokrasinin geliþmesi sýnýf hareketinin geliþmesi, gençliðin k o p m a z b i r þ e k i l d e s ý n ý f geliþmeler az geliþmiþ kapimücadelesinin sýnýf hareketinin talepletalist ülkelerde sadece ve mücadelesine ve sürekli devri- rine odaklanmasý yeniden sosyalist sadece sýnýf bilinci ve me baðlýdýr. Ýþçi sýnýfý dýþýnda toparlanýþýn mümkün olan tek yoludur. mücadelenin güçlenmesi ile demokratik geliþmenin taþýyý- Mübarek'in devrilmesinde iþçi sýnýfýnýn gerçekleþebilir. Ýþçi sýnýfý cýsý olacak baþka bir sýnýf yok - ve gençliðin oynadýðý belirleyici rol bu dýþýnda demokratik geliþ- tur. Emperyalist kapitalistlerin yüzden çok sevindiricidir. Süreçten menin taþýyýcýsý olacak baþka en büyük korkusu da sýnýf Ýslamcýlarýn karlý çýkmasý ya da bir sýnýf yoktur. Emperyalist mücadelesindeki atýlýmdýr. ABD'nin yönlendirme çabalarý gayet kapitalistlerin en büyük normaldir. Toplumsal mücadelede korkusu da sýnýf mücadelesindeki atýlýmdýr. dikensiz bir gül bahçesi ya da kestirme yollar arayanlar Devrimci Yenilgicilik her zaman kayal kýrýklýðý ve karamsarlýk yaþamaya 21. Demokrasi ve insan haklarý üzerinden NATO müda- mahkumdur. Ama þimdi en azýndan sosyalistlerin ve iþçi halelerini açýk ya da kapalý bir þekilde destekleyen sol sýnýfý mücadelesinin cýlýz olan saflarý biraz da olsun unsurlar isteyerek ya da istemeyerek emperyalizme alet güçlenmiþ ve kendisini geliþtirme imkaný oluþmuþtur. olmuþlardýr. Özellikle Fransa, Britanya vb emperyalist Gerisi Mýsýr ve Tunus'taki sol siyasi öznelerin çabasýna ülkelerdeki sözde sosyalistlerin kendi emperyalistlerinin kalmýþtýr. Libya'da yürüttükleri yaðmacý müdahalelerine destek 25. Suriye ve Libya'da ise durum izah etmeye çalýþtýðýmýz olmalarý iþbirlikçilikten baþka bir þey deðildir. gibi bambaþkadýr. Ortadoðu'da ve tüm dünyada tek ileri22. Türkiye ABD'nin kýrbacý olarak Suriye ve Irak ci geliþme sýnýf hareketini öne taþýyan geliþmelerdir. üzerinde þaklamaktadýr. Kürecik'e yerleþtirilen füze Kapitalist kriz ve emperyalist savaþ karþýsýnda iþçi kalkanýn hedefinde Ýran bulunmaktadýr. Türkiye'nin sýnýfýnýn uluslararasý birliði, sermaye sistemine karþýtlýðý ABD'nin güdümünde çevre ülkelerle savaþa giriþmesi ve bu mücadelenin komünist öncüsünün geliþmesi geledurumunda içeride demokratik haklar üzerindeki cek güzel günlerin habercisi olabilir. Bunun anlamý da baskýlarýn daha da þiddetleneceði açýktýr. Türkiyeli devrimin süreklileþmesidir. devrimcilerin görevi ise kendi ülkesinin giriþtiði Veli U. Arslan emperyalist saldýrganlýk karþýsýnda bu tarz müdahalelerin yenilgisini istemektir. Ayný þekilde bu müdahaleye yeþil ýþýk yakan sözde solcular emperyalizmin ekmeðine yað sürdükleri gibi kendi ülkesinin emperyalist emellerini destekleyerek þovenist yayýlmacý bir tutum takýnmaktadýrlar.

6


MARKSÝST BAKIÞ

Ýslam'ýn Sol Okumasý: Mümkün Mü? 1 Mayýs 2012 bir ilke tanýklýk etti. "Mülk Allah'ýndýr", "Kölelere özgürlük" þiarý altýnda biraraya gelmiþ 200-250 kiþilik bir kortej "Anti-Kapitalist Müslüman Gençler" imzasýyla Fatih camisinde iþ cinayetlerinde hayatlarýný kaybedenler için kýlýnan gýyabi cenaze namazýnýn ardýndan 1 Mayýs alanýnda yerini aldý. Ayný cami 1969'da 6. filoyu kovmak için toplanan anti-emperyalist devrimci gençlere karþý "Kanlý Pazar" saldýrýsýný düzenleyecek milliyetçi-mukaddesatçý ittifakýnýn (Komünizmle Mücadele Dernekleri adý altýnda) buluþma noktasý olmuþtu. 2012'de eyleme baþlangýç noktasý olarak Fatih camisini seçenler ise "Allah ekmek özgürlük" söylemiyle (Kuran'ýn kapitalizm karþýtý bir okumasýyla) yola çýkmanýn yanýsýra "Kanlý Pazar"ýn örgütleyicisi Ýslamcý geleneði reddi miras ettiklerini de dile getirdiler. Kendisini aslen "sosyal Ýslam" savunucusu olarak ifade eden; kimilerince de "Ýslami sosyalizm", "devrimci Ýslam" olarak nitelenen bu anlayýþ ilk defa karþýmýza çýkmýyor elbet; sadece dünya bazýnda deðil Türkiye için de bu böyle. Peki ilk olan ne öyleyse? Ýslamý sol ile harmanlamak isteyen bu anlayýþýn, net olarak "anti-kapitalist" bir motto kullanarak örgütlü bir þekilde, bir hareket olarak 1 Mayýs'ta dile gelmesi ve de Kanlý Pazar'ýn örgütleyicisi Ýslamcý gelenekten reddi miras ettiklerini açýklamalarý. Ýslamcý geleneðin temsilcilerinin iktidarý sürecince artan yoksulluk, Deniz Feneri davasý ile ayyuka çýkan yolsuzluklar, AKP'li yöneticilerle Ýslami sermayenin artan zenginlikleri ve þatafatlý yaþamlarý ve de Ýslamcýlar arasýnda derinleþen sýnýfsal yarýlma siyasal Ýslam'ýn temsilcileri arasýnda hoþnutsuzluklarý beraberinde getirmiþ; ayrýþmalarla sosyal adalet vurgulu tekil entelektüeller ya da HAS parti gibi siyasi akýmlar mevcudiyet kazanmýþtý. Bugün iktidar olan Ýslamcýlar, sömürü, adaletsizlik ve zulümle özdeþleþtikleri sürece baþka hoþnutsuzlarýn çýkacaðýný ve ismini ne koyarsanýz koyun Ýslamcý solun etki alanýný geniþletmeye devam edeceðini söylemek için kahin olmaya gerek yok. Öyleyse gelecek dönemde mücadele alanlarýnda daha çok yanýmýzda göreceðimiz sosyal Ýslam (ya da Ýslami sosyalizm) savunucularýný yakýndan tanýyalým. "Ýslami Sosyalizm" Bulunduðumuz coðrafyada Ýslamýn eþitlikçi okumasý ve bunun kýsa

7


MARKSÝST BAKIÞ sürelerde olsa yaþama geçirilmesi yüzyýllarca öncesine giden bir tarihe sahip. Karmatilerden(1) Þeyh Bedrettin'e eþitlikçi bir toplum özlemiyle hayat bulan bu gelenek hala kitlelere ilham kaynaðý olmakta; sosyalist geleneðin bu topraklardaki kökleri sayýlmaktadýr. Dinin toplumsal ve siyasal yaþamýn belirleyici unsuru olduðu bir dönemde gerçekleþen bu isyanlar, ayaklanmalarýnýn maddi temellerini dinsel bir örtü ile sarmýþ; ezilenlerin isyanlarý dinsel bir protesto niteliði kazanmýþtýr. Her ne kadar bu isyancýlar yaþadýklarý dönemin bir s o n u c u olarak dinsel bir söylem taþýsalar da onlarý Ýslami sosyalizmin nüveleri olarak nitelemek hatalý o l a c a k t ý r. Onlardaki dini ton, hayatý Ýslam çerçevesinde belirleme kaygýsýnýn bir sonucu deðil, zamanlarýnýn bir ürünüdür. Ýslami sosyalizm ya da Ýslam ile sosyalizm harmanlayeþil komünizm akýmýnýn masýnýn ilk örneklerini arayanbaþlangýcýný asýl olarak larýn 1917 Ekim Devrimi'nden iþaretleyen, bu akýma sonra Sovyet Rusya'sýna bakmasý doðru olacaktýr. 1917'de nüfusudamga vuran ise Ýranlý Ali nun yüzde 10'u, yani 16 milÞeriati olmuþtur. yonunun Müslüman olduðu bir "Baþkaldýrýyorum o halde coðrafyada kurulan iþçi iktidarý, Çarlýk Rusyasý'nýn Müslümanlar varým" diyen Þeriati, kendisini ilk imanlý sosyalist üzerindeki baský ve zulmüne son vermiþti. Ezilen halklarýn talepolarak nitelediði Ebu Zer'in lerine sahip çýkan Bolþevikler, geleneðinin devamcýsý Müslümanlarýn da dinlerini olarak görür... "Bu dünyasý serbestçe yaþamalarýna imkan olmayan dinin öteki dünyasý saðlamýþtý. Çarlýk Rusya'da yüzyýllarca süren ezilmeden kurda yoktur" diyen Ali Þeriati, tulan Müslümanlar da iþçi iktiÝran'da Marksizmle Ýslam'ý darýna sahip çýkmýþlar; Kýzýl Ordu saflarýnda kahramanca savaþýp harmanlayarak mücadele Komünist partinin saflarýnda yerrehberi yapmýþ ve böylece lerini almýþlardý. Bu süreçte tüm Ýslam'ýn yoksullara, Sovyet coðrafyasýnda Komünist ezilenlere bugünü parti üyeleri arasýnda Müslüman oraný yaklaþýk %15'e yükselirken, sunmasýný savunmuþtur.

8

Orta Asya'da bu oran %70'e çýkmaktadýr. Müslüman Komünist parti üyeleri arasýnda çarþaflý kadýnlar ya da eþleri çarþaflý olan erkekler çok ciddi oranlardadýr. 1919'da Afganistan'daki monarþiye danýþmanlýk yaparken Ýngilizlere karþý yürütülen savaþýn hýzlandýrýlmasýnda görev alan Muhammed Barkatullah Orta Asya'yý baþtan baþa dolaþarak, daðýttýðý Bolþevizm ve Ýslâmî Birliðin Siyaseti isimli broþüründe emperyalizmin saldýrýlarýna karþý Müslümanlarý Sovyet iktidarýný savunmaya çaðýrmasý Müslümanlar ile Bolþevikler arasýndaki sýcak iliþkinin bir kanýtýdýr:"Çar aristokrasisinin uzun karanlýk gecelerinden sonra insanî hürriyetin þafaðý, insanî esenliðin bu gününe ýþýk ve ihtiþam veren Lenin ile birlikte, Rus ufkunda belirdi. (…) Ancak bu saf ve biricik olan cumhuriyetin düþmaný, Asya milletlerini ebedî kölelik hâlinde tutmayý uman Britiþ emperyalizmidir. (…) Vakit artýk tüm dünya Muhammedîlerinin ve Asya milletlerinin Rus sosyalizminin asil ilkelerini kavramalarý, onu ciddiyetle ve þevkle kucaklamalarý vaktidir. Onlar bu yeni sistemin öðretmekte olduðu aslî faziletleri kavrayýp anlamalý ve hakikî hürriyetin müdafaasý için gasýplarýn, despotlarýn, yani Britanyalýlarýn saldýrýlarýný savuþturmak için bolþevik birliklere katýlmalýdýrlar… Hey Muhammedîler! Dinleyin bu kutsal çýðlýðý. Lenin ve Rusya'nýn Sovyet hükümetinin sizlere yaptýðý hürriyet, eþitlik ve kardeþlik çaðrýsýna cevap verin." (aktaran Dave Crouch, Bolþevikler ve Ýslam) Ýslami sosyalizm ya da yeþil komünizm akýmýnýn baþlangýcýný asýl olarak iþaretleyen, bu akýma damga vuran ise Ýranlý Ali Þeriati olmuþtur. "Baþkaldýrýyorum o halde varým" diyen Þeriati, kendisini ilk imanlý sosyalist olarak nitelediði Ebu Zer'in geleneðinin devamcýsý olarak görür. Peygamberin kardeþim dediði Ebu Zer, "yiyecek ekmeði olmadýðý halde kýnýndan sýyrýlmýþ bir kýlýç gibi isyan etmeyen insanýn aklýna þaþarým" sözleriyle haksýzlýklara karþý duruþunu gösterdiði gibi Ýslam devletinin imparatorluða doðru ilerlediði süreçte yaþanan bozulmaya ve iktidardakilerin elinde toplanan artan zenginliklere karþý, "zenginlikleri biriktirenlere cehennem ateþini vaat eden Kuran ayetlerini" kullanarak muhalefet yürütmüþtür. Halife Osman ve yeðeni Muaviye tarafýndan bu muhalefeti sürgün ve çölde


MARKSÝST BAKIÞ bir baþýna ölüme mahkum edilmekle mükafatlandýrýlmýþ mayedarlar' aramýzda bulunmaktadýr. Ayný þekilde adý da olan Ebu Zer, Ali Þeriati ve Kuran'ýn sosyalist okumasýný Ýslam'dýr… Ýþte bu sýnýrlarý ve hesaplarý birbirinden ayýryapanlara ilham kaynaðý olmuþtur. mak gerekir. Birçok mukaddesatçý mü'mini, bu sýnýrlarý "Bu dünyasý olmayan dinin öteki dünyasý da yoktur" diyen tayinde sýnýr dýþý edip feda etmemiz gerekse de, bunu yapAli Þeriati, Ýran'da Marksizmle Ýslam'ý harmanlayarak malýyýz…"(3) mücadele rehberi yapmýþ ve böylece Ýslam'ýn yoksullara, Ali Þeriati'nin geliþtirdiði, Þia sosyalizmi de denilebilecek ezilenlere bugünü sunmasýný savunmuþtur: "Ýslamiyet'e anlayýþ önemli bir dönem boyunca Ýran'da etkili bir dönelim demek yeterli deðildir… Hangi Ýslamiyet'e dön- mücadele örgütü olan Halkýn Mücahitleri grubuna ilham mek istediðimizi belirlemeliyiz. Ebu Zerr'in mi yoksa kaynaðý olmuþtur. Hükümdar Mervan'ýn mý yaþadýðý Ýslamiyet'e döneceðiz. Ýslam'ýn ezilenlerin mücadelesine rehberlik etmesine bir Bunlarýn her ikisi de Müslümandýr. Ama ne var ki aralarýn- örnek de ABD'den verilebilir. "Bana bir kapitalist gösterin, da daðlar kadar size bir kan emici göstereyim." fark vardýr. Birisi sözlerinin sahibi, Siyah Halife'nin, Müslümanlar Hareketi'nin sarayýn ve önderi Malcolm X devrimci hükümdarlarýn Kara Panterler örgütüne ilham hoþ ve hoþnut kaynaðý olmuþtur. 1960'lý yýllaro l m a s ý n ý da ABD'de siyahlarýn haklarý saðlayan bir için militanca mücadele yürüten M ü s l ü m a n ' d ý r. bu örgüt, kendisini Malcolm Diðeri ise halkýn, X'in mirasçýsý olarak deðerezilmiþlerin, lendirmiþtir.1970'lerin ilk sömürülmüþlerin yarýsýnda ABD yönetici sýnýfýnýn hizmetinde olan çeþitli komplolar organize bir Müslümandýr. ederek Kara Panterler örgütünü Bu ikisinden daðýtmasýnýn ardýndan yeraltýna hangisini tercih inen birçok Kara Panter militaný e d e c e k , Siyah Kurtuluþ Ordusunu kurhangisinin yolunu muþ ve bu örgüt militanlarýnýn izleyeceðiz. Ayrýca, neredeyse tamamý halký kollayýp gözeten bir Oluþturulan Emek ve Adalet platformu, bu Müslüman olmuþtur. anlayýþýn destekleyicisi ramazan ayý boyunca Konrad oteli önünde Ýslam ile solun, sosyaolduðunu ileri sürmek de tek lizm fikrinin bütünbaþma bir mana ifade etmez. lük otel iftarlarýný protesto etmek için sokak leþtirilmesine Ayný sözleri Hükümdar'lar iftarlarýyla yer sofralarý kurdu. "Orucunu Müslüman coðrafyadan da söylemektedir. Gerçek Kapitalizmle Bozma", "1 milyar insan hangi baþka örnekler vermek Ýslamiyet, fakirlerle ilgilende mümkündür. Ancak menin de ötesinde bir þeydir. suçundan dolayý aç", "Ramazan festival yazýmýzýn sýnýrlarýný Mücadelesinin hedefleri deðildir- iftar zengin eðlencesi deðildir" dikkate alarak 60'lý yýlarasýnda adaletin tesisi ve dövizleriyle gerçekleþen bu protestonun larýn baþýnda "Ýslam fukaralýðýn yok edilmesi Sosyalizmi" kitabýný vardýr. Ebu Zerr'in yaþadýðý öncü ismi Ýhsan Eliaçýk, 1 Mayýs alanýndaki yayýmlayan Suriyeli Ýslamiyet'in bizim için hedef Anti-Kapitalist Müslüman Gençler'in de Mustafa Sýbâî ile olduðunu, sarayda yaþanan çarpýcý bir figür olarak örgütleyicisi olarak sosyal Ýslam(devrimci Ýslamiyet'i seçmediðimizi; da 80'lerde "Ýslam adaleti ve gerçek liderliði Ýslam ya da sol Ýslamcýlýk, ne derseniz) solu" dergisini çýkaran yeðleyip sultanlara iltifat fikrinin en dikkat çekici, en önemli Mýsýrlý Hasan Hanefi' etmediðimizi; aristokratik nin isimlerini de zikretemsilcisi olmuþtur. önceliklerle ve imtiyazlarla delim. gölgelenmiþ sýnýf esasýna Türkiye'de Olacak Ýþ mi? dayalý bir toplumu istemeyip, özgürce geliþen þuurlu bir toplumu hedeflediðimizi; esarete, durgunluða, atalete ve Türkiye'de Ýslam ile solu harmanlayan görüþler 2012, 1 sükuta hayýr dediðimizi açýkça belirtmeliyiz."(2) Mayýs'ýnda baþlamadý. Ýslami hareket içindeki tek tek "Amerikan sömürü-sünden daha yobaz bir sömürü, unsurlarýn dýþýnda kimi zaman dergi çevreleri(Doðudan müminlerin ve pazardaki hacýlarýmýzýn içindeki gibi) ile ifade olunan bu akým, son olarak HAS parti ile sömürüdür. Mümin, mukaddesatçý, gerçekten 'inanmýþ ser- siyasal alana da taþýnmýþtý. Ölüm oruçlarý ve F tipine karþý

9


MARKSÝST BAKIÞ mücadele sürecini bilenler Mehmet Bekaroðlu'nu hatýrlayacaktýr. Geçtiðimiz yerel seçimlerde Saadet partisinin Ýstanbul büyükþehir belediye baþkan adayý olan Bekaroðlu, türbanlý kadýnlar arasýndaki sýnýfsal yarýlmayý anlatan "Bir tarafta çocuðuyla durakta tir tir titreyerek otobüs bekleyen bir türbanlý kadýn, diðer tarafta milyon dolarlýk cipiyle duraðýn yanýndan hýzla geçerek ona çamur sýçratan bir baþka türbanlý kadýn" analojisi kamuoyunda büyük etki yaratmýþ, çokça tartýþýlmýþtý. HAS partiye katýlan Bekaroðlu, Ýslamcý geleneðin içinde (AKP kadrolarýnda) bir karunlaþma, firavunlaþma olduðunu dile getiriyor þimdilerde. Bekaroðlu'nun "daha sol ve antiemperyalist bir duruþa ve Ýslamcý özgürlük anlayýþýna sahip olacak" dediði Halkýn Sesi (HAS) Parti, yýllarca sosyalist hareket içinde mücadele vermiþ Zeki Kýlýçarslan(Türkiye Birleþik Ýþçi partisi eski genel baþkaný ve 2007-2011 arasýnda Silikozis hastalýðýna yakalanan kot kumlama iþçilerinin mücadelesinin yürütücülerinden), Cem Somel(Ýbrahim Kaypakka ile TKP/ML'nin kurucularý arasýnda yer almýþ olan Somel, HAS partiye katýlmadan önce EMEP'te örgütlüydü) gibi unsurlar için de çekim merkezi olmuþtur. 2011'de 1 Mayýs'a cýlýz þekilde yer alan HAS parti, 2012'de ise "iþçiye hakkýný alýnteri kurumadan veriniz" þiarýyla 1 Mayýs'a katýlmýþtýr. Ýslam ile solun yakýnlaþtýrýlmasý çabasý bahsettiðimiz unsurlarla da sýnýrlý deðil. "Halkýn sesinde Hakk'ýn sesini aramak: 'Lâ'ya da sürekli devrim." baþlýklý yazýlar yazan sol Ýslamcý feminist entelektüel Cihan Aktaþ'tan hadis uzmaný ilahiyatçý Hayri Kýrbaþoðlu'na, Özdemir Ýnce'den ilahiyatçý Yaþar Nuri Öztürk'e Ýslam'ýn sol yorumu, "Kuran, toplumcu, solcu, paylaþýmcý ve antikapitalist bir metindir" mealinden savunular dillendirilir oldu. Bu anlayýþ kendisini sadece sýnýrlý bir entelektüel alanda da ortaya koymuyor, bir hareket olarak sokaða yansýmasýný da görmek mümkün. Oluþturulan Emek ve Adalet platformu, bu ramazan ayý boyunca Konrad oteli önünde lük otel iftarlarýný protesto etmek için sokak iftarlarýyla yer sofralarý kurdu. "Orucunu Kapitalizmle Bozma", "1 milyar insan hangi suçun-

dan dolayý aç", "Ramazan festival deðildir- iftar zengin eðlencesi deðildir" dövizleriyle gerçekleþen bu protestonun öncü ismi Ýhsan Eliaçýk, 1 Mayýs alanýndaki Anti-Kapitalist Müslüman Gençler'in de örgütleyicisi olarak sosyal Ýslam(devrimci Ýslam ya da sol Ýslamcýlýk, ne derseniz) fikrinin en dikkat çekici, en önemli temsilcisi olmuþtur: "Ýslam, 7. Yüzyýl'da Mekke'de doðdu ve tarihin içinde o anda Mekke'de bulunan zenginlere karþý kölelerin, mülksüzlerin safýnda yer alarak bir mücadele baþlattý. Din olarak kendini var etmesinden kaynaklanan sarsýcý bir etki býraktý ve bu etki hala devam ediyor. Daha sonra, her devrimin baþýna geldiði gibi, devrimden sonra düzene dönüþtü. Düzen kendini yenileyemedi, o zaman Sasani ve Roma Ýmparatorluklarý vardý dünyada. Onlarýn devlet geleneklerini, mülk alýþkanlýklarýný aldýlar. Emeviler, Selçuklular, osmanlýlar bu biçimde tarihte kendisini var etti. Ve çaðýmýza geldiðimizde askeri tarým imparatorluklarý yýkýldý. Dinlerin etkisi azalýnca kapitalizm karþýtlýðý Avrupa'da baþlayan sosyalist ve komünist bir dalga haline dönüþtü. Sosyalizmin iþçilerden, emekçilerden, ezilenlerden yana olmasýyla, Ýslamiyet'in 7. yüzyýlda köleleri ve ezilenleri savunmasý ayný þeydir. Hayatta bana göre iki çizgi var: Bir ezenler, bir ezilenler vardýr, bir aþaðýdakiler vardýr bir de yukarýdakiler. Bir sýnýfsýz toplum isteyenler vardýr, bir de toplumu sýnýflara bölmek isteyenler. Bir tarafta Musa vardýr bir tarafta Firavun; bir tarafta Nemrut vardýr, bir tarafta Ýbrahim. Tarihte hep bu iki çizgi vardýr. Bunun 7. yüzyýldaki ifade þekli Ýslam'dý. 19. yüzyýldaki ifade þekli Marksizm oldu."(4) Ali Þeriati ve Ebu Zer'den feyz alan Eliaçýk, onlarla benzer þekilde "…iki çeþit Ýslam anlayýþý var: Biri mülkiyet üzerine kuruludur, diðeri de paylaþýmcý komünal Ýslam'dýr."ý savunurken iþçipatron arasýndaki iliþkide tavrýný þöyle ortaya koyuyor: "…bir iþçi 30 yýldýr bir fabrikada çalýþýyor hala kirada oturuyorsa, patron da ondan kazandýðý paralarla yatlar, katlar aldýysa, sen orada emeðin yanýnda yer almak zorundasýn. Kuran da en büyük deðer olarak emek tanýr insan için."(5)

10

“Sosyalizmin iþçilerden, emekçilerden, ezilenlerden yana olmasýyla, Ýslamiyet'in 7. yüzyýlda köleleri ve ezilenleri savunmasý ayný þeydir. Hayatta bana göre iki çizgi var: Bir ezenler, bir ezilenler vardýr, bir aþaðýdakiler vardýr bir de yukarýdakiler. Bir sýnýfsýz toplum isteyenler vardýr, bir de toplumu sýnýflara bölmek isteyenler. Bir tarafta Musa vardýr bir tarafta Firavun; bir tarafta Nemrut vardýr, bir tarafta Ýbrahim. Tarihte hep bu iki çizgi vardýr. Bunun 7. yüzyýldaki ifade þekli Ýslam'dý. 19. yüzyýldaki ifade þekli Marksizm oldu." Ýhsan Eliaçýk


MARKSÝST BAKIÞ Ýslam'da Sola Yer Var Mý? Kendimize referans olarak Ýhsan Eliaçýk'ýn "Din, iktidar sahiplerinin, aða ve beylerin dini olsun diye gelmedi. Tam tersine, ezilenlerin, horlanan Açýktýr ki milyarlarca insaný etkisi k a d ý n l a r ý n , fakirlerin, altýna almýþ bir dinin sadece yoksullarýn, toplumun bir kesiminin, hem de alýnýp satýlan küçük bir azýnlýða tekabül eden kölelerin feryadý olarak (iktidardakilerin, zenginlerin), o r t a y a çýkarlarýnýn yansýtýcýsý olmasý çýktý."(6) sözmümkün deðildir. Elbette ki yoksu- lerini alarak lun da, ezilenin de kendisini bu Kuran'ýn antidinde (sadece Ýslamiyet'e özgü deðil k a p i t a l i s t ; ezilenden, bu gerçek) bulmasý gerekir. Aksi y o k s u l d a n halde ezilenlerin çýðlýklarýna yana bir okukarþýlýk vermeyen bir din yüzyýllar m a s ý n ý n mümkün olup boyunca onlarýn arasýndan olmadýðýna destekçilere sahip olamazdý. bakalým. Dolayýsýyla Kuran'da yoksullarýn K u r a n ' d a servet birikacýlarýna hitap eden, zenginleri tirmenin onlarla serveti belli ölçülerde de (kenz) haram olsa paylaþmaya çaðýran, hatta olduðunu yoksullarýn isyanýnýn haklýlýðýna sürekli vurgulayan Eliaçýk vurgu yapan ayetlerin varlýðý kanýt olarak þaþýrtýcý deðildir. Kimi zaman en çok Tevbe isyancýlarýn ideolojik dayanaklarýný suresinin 34 ve 35. ayetdinsel öðretiden çýkarmalarý da lerine baþvupekala mümkündür. Burada bir r u y o r : parantez þunu da söylemek gereki- "…Altýn ve gümüþü birikyor ki Ýslamiyet duraðan bir din tirip de Allah deðildir, sürekli geliþme içinde yolundan harolmuþtur. Araplarýn kabileler camayanlarý halinde yaþadýðý dönemde vücut elim bir a z a p l a bulan Ýslamiyet, bu dönemde adalet müjdele. O vurgusu yoðun niteliðinden gün biriktirip devletleþmenin tamamlanarak yýðdýklarý cehennem imparatorluða doðru ilerleyen süreçte egemen sýnýfýn çýkarlarýnýn a t e þ i n d e kýzartýlacak aðýr bastýðý bir içeriðe hadis ve ve alýnlarý, ulema yorumlarýyla varmýþtýr. böðürleri ve sýrtlarý onlarla daðlana-cak. 'Ýþte bu bencilce biriktirip yýðdýklarýnýz; haydi, tadýn bakalým' denecek." Kuran'ýn ezilenlerin, yoksullarýn savunucusu olduðuna dair baþvurulan ayetler ise þöyle:

11

"…o mal ve nimetler sizden yalnýz zengin olanlar arasýnda dönüp duran bir kudret aracý olmasýn. …" (Haþr: 7) "Ailenize ve bakmakala yükümlü olduklarýnýza yeterli olanýndan artanýný verin." (Bakara: 219) "Allah kiminize kiminizden daha bol rýzýk verdi. Bol rýzýk verilenler, rýzýklarýný ellerinin altýndakilere verip de bu hususta kendilerini onlara eþit kýlmazlar. Durum böyle iken Allah'ýn nimetini inkâr mý ediyorlar?" (Nahl: 71) "Zalim olanlar ise yalnýz kendilerine verilen refahýn ardýna düþtüler." (Hud: 116) Eliaçýk'ýn temsilcisi olduðu gelenek Kuran'ýn sadece zenginlerin mallarýný yoksullarla paylaþmasýndan dem vurmadýðýný yapýlan haksýzlýklara karþý da sessiz kalýnmamasýný istediðini vurguluyorlar: "…yeryüzünde zorbalýk yapanlara ve insanlara zuledenlere yol verilmemelidir!" (Þura: 42) "Ýçinizden hayra çaðýran, iyiliði emredip kötülükten alýkoyan bir topluluk bulunsun. Ýþte onlar; kurtuluþa erenlerdir." (Al'i Ýmran: 104) (Bu ayet Kara Panterler örgütünün efsanevi liderlerinden Dhoruba Bin Wahad'a da ilham verdiði gibi düzenin haksýzlýklarýna karþý mücadele bayraðýný açan sol söylemli Ýslamcý muhaliflere de hitap edebilmektedir.) Ýslamcý solun temsilcileri, hadisler(7) ve Ýslamiyet'in ilk döneminden örneklerle de söylemlerini desteklemektedirler. Örneðin peygamberin "malda zekattan baþka da hak vardýr" (Tirmizi, Zekât, 27, No: 659; Darimi Zekât, 13); "þu dað kadar altýným olsa onu infak edip kabul edilmesini isterim ve geride altý okkasýný bile býrakmak istemem"( Müsned 453) ya da "topraðýn sahibi onu iþleyendir"( Ýbn-i Hazm, Al-Muhalla) hadislerini kendilerine bu baðlamda referans yapýp halifelikleri döneminde Ali ve Ebu Bekir'in herkese eþit maaþ vermesinden dem vurmaktadýrlar. Açýktýr ki milyarlarca insaný etkisi altýna almýþ bir dinin sadece toplumun bir kesiminin, hem de küçük bir azýnlýða tekabül eden (iktidardakilerin, zenginlerin), çýkarlarýnýn yansýtýcýsý olmasý mümkün deðildir. Elbette ki yoksulun da, ezilenin de kendisini bu dinde (sadece Ýslamiyet'e özgü deðil bu gerçek) bulmasý gerekir. Aksi halde ezilenlerin çýðlýklarýna karþýlýk vermeyen bir din yüzyýllar boyunca onlarýn arasýndan destekçilere sahip olamazdý. Dolayýsýyla Kuran'da yoksullarýn acýlarýna hitap eden, zenginleri onlarla serveti belli ölçülerde de olsa paylaþmaya çaðýran, hatta yoksullarýn isyanýnýn haklýlýðýna vurgu yapan ayetlerin varlýðý þaþýrtýcý deðildir. Kimi zaman isyancýlarýn


MARKSÝST BAKIÞ ideolojik dayanaklarýný dinsel öðretiden çýkarmalarý da 275) diyerek helal yolla ticaretten kazanýlan malýn zekatý pekala mümkündür. Burada bir parantez þunu da söylemek verildikten sonra geri kalaný miktarý ne olursa olsun gerekiyor ki Ýslamiyet duraðan bir din deðildir, sürekli helaldir demektedir. ("Zekatý ödenen mal kenz deðildir" geliþme içinde olmuþtur. Araplarýn kabileler halinde Ebu Davud, Hakim, Hatib) yaþadýðý dönemde vücut bulan Ýslamiyet, bu dönemde Daha da ileri giderek Ýslamiyetin kapitalizmle, serbest adalet vurgusu yoðun niteliðinden devletleþmenin tamam- piyasayla ne kadar uyumlu olduðunu göstermek adýna lanarak imparatorluða doðru ilerleyen süreçte egemen peygamberin "Allah fiyatlarý kontrol edendir"(Ýbn sýnýfýn çýkarlarýnýn aðýr bastýðý bir içeriðe hadis ve ulema Teymiye) hadisine referans verenler de az deðildir. Ayný yorumlarýyla varmýþtýr. baðlamda Ýslamcý hareketin dünya çapýndaki önemli figürlerinden Pakistanlý Mevdudi, Ýslam ekonomisinin serbest Ya Diðer Ayetler? Ýslam'ýn temeli olan Kuran sadece yukarýda örneklediðimiz ekonomiyi belli kurallar ve sýnýrlara baðlayarak en mükemmel ekonomik iþleyiþi saðladýðýný ayetlerden ibaret deðil; hatta aksine savunurken "Enginliðiyle Bizim Hadis ve Kuran'dan ifadeleri bulmak pekala mümkün, Dünyamýz" kitabýnda Fethullah hem de ayný sureler içinde: ayetleri incelediðimizde Gülen "Ýslam ekonomisinin temel "Allah, hiçbir þeye gücü yetmeyen ve Kuran'ýn her iki ekole de esaslarýndan biri de, hiç þüphesiz ferbaþkasýnýn malý olan bir köle ile ken( t o p l u m c u y a d a m u h a f a z a k a r ) din mülk edinme hakkýdýr." demektedisine verdiðimiz güzel rýzýktan gizli dir. kapý araladýðýný görüyoruz. ve açýk olarak Allah yolunda harHadis ve Kuran'dan ayetleri cayan kimseyi misal verir. Bunlar hiç Halife Ali'nin "onlara incelediðimizde Kuran'ýn her iki eþit olur mu?" (Nahl :75). Kuran'dan bir þey getirmeyin, ekole de (toplumcu ya da muhafaza"Allah, dilediðine kat kat verir." çünkü onlar da baþka bir þey kar) kapý araladýðýný görüyoruz. (Bakara: 261) Halife Ali'nin "onlara Kuran'dan bir getirirler" derken istemeden "Dilediðine de hesapsýz rýzýk getirmeyin, çünkü onlar da baþka belirttiði gibi Kuran'da farklý þey verirsin." (Al'i Ýmran: 27) bir þey getirirler" derken istemeden "Erkek veya kadýn, mümin olarak kim anlayýþlarýn yararlanabileceði belirttiði gibi Kuran'da farklý iyi amel iþlerse, onu mutlaka güzel anlayýþlarýn yararlanabileceði kaykaynak bulunuyor. Yoksa bir hayat ile yaþatýrýz. Ve mükâfatÝslamiyet yüzyýllarca onlarca nak bulunuyor. Yoksa Ýslamiyet larýný, elbette yapmakta olduklarýnýn yüzyýllarca onlarca farklý toplum farklý toplum içinde ayakta en güzeli ile veririz." (Nahl: 97) içinde ayakta kalamazdý elbet. ü y ü k d i n k a l a m a z d ý e l b e t . B Büyük dinlerin hepsi muðlak "Rabbinin rahmetini onlar mý söylemleriyle; hem ezilenlere göz bölüþtürüyorlar? Dünya hayatýnda lerin hepsi muðlak söylemonlarýn geçimliklerini aralarýnda biz leriyle; hem ezilenlere göz kýr - kýrpan hem de sömürü sistemini aklayan, bu düzeni takdir-i ilahi ya paylaþtýrdýk. Birbirlerine iþ gördürmeleri için, (çeþitli alanlarda) pan hem de sömürü sistemini da en azýndan tahammül edilmesi aklayan, bu düzeni takdir-i gereken bir sýnav olarak sunan kimini kimine, derece derece üstün kýldýk." (Zuhruf: 32) ilahi ya da en azýndan taham- söylemleriyle; ezilen safýnda Bu ayetleri incelediðimizde eþit- mül edilmesi gereken bir sýnav destekçi bulduðu gibi ezenlerce de kabul görmüþ; iktidarlarýnýn bir aracý sizliðin takdir-i ilahi olduðuna, olarak kullanýlmýþtýr. Tarihte s ö y l e m l e r i y l e ; o l a r a k s u n a n köleliðin kabul gördüðüne, sýnýflarýn Ýslamiyet için de geçerli olan bir varlýðýnýn doðal olduðuna ve hatta ezilen safýnda destekçi bulduðu gerçeklik ise, dinden isyaný için idezenginliðin kiþinin "iyi ameli"nin bir gibi ezenlerce de kabul görmüþ; olojik dayanaklar çýkaranlarý mükafatý olduðu sonucuna ulaþabiliiktidarlarýnýn bir aracý olarak bastýranlarýn da malzemesini ayný riz. kullanýlmýþtýr. dinden almalarýdýr. Sözümüzü Servet biriktirmenin haram olduðunun bitirmeden belirtelim; dinin terazisi yokkanýtlarýndan biri olarak sunulan "malda sul ve zengin, ezilen ve ezen için hiç de eþit deðildir. zekattan baþka da hak vardýr" hadisinin karþýsýna þu hadis Kantar her zaman ezenden, sömürenden, iktidar sahipde konulabilir: "Bir adam peygambere 'üzerimde zekattan lerinden yana aðýr basar. Din, yoksullarýnýn çýðlýklarýný baþka, maldan çýkarýlmasý gereken bir hak var mýdýr?' diye görmezden gelmezse de onlara yaþadýklarý haksýzlýklara ve sorunca 'hayýr. Malda zekattan baþka hiçbir hak yoktur. onlarýn kaynaðý sömürü sistemine dayanmayý öðütlerken, Ancak nafile(kendi arzuna göre, fazladan) sadaka vermen haksýzlýk yapanlarýn cezasýnýn verilmesini öbür dünyaya baþkadýr' cevabýný almýþtýr." (Ýbn Mace, Zekât, 3) Bu býrakýp kitleleri haksýzlýklara karþý direnmeye deðil, sabrethadislerden yola çýkarak çoðu Ýslamcý, Eliaçýk'ýn meye davet ederek onlarý pasifize eder. ["Sizin yanýnýzdaki kenz(biriktirmek) haramdýr çýkýþýnýn karþýsýnda "Allah (dünya malý) tükenir, Allah katýndakiler ise bâkidir. Elbette ticareti/alýþ-veriþi helal, faizi de haram kýlmýþtýr" (Bakara: sabýrlý davrananlara yapmakta olduklarýnýn en güzeliyle

12


MARKSÝST BAKIÞ mükâfatlarýný vereceðiz." (Nahl: 96)] Ýslamcýlara Neler Oluyor? Anti-komünist bir gelenekten beslenmiþ bir Ýslamcý geleneðin kök saldýðý Türkiye'de neler oluyor? Nereden çýktý bu solcu Ýslamcýlar, neden þimdi? Ýhsan Eliaçýk þimdilerde "Gül, Erdoðan dini çevreler 70'li yýllardan Ýslamcýlýðýn sol itibaren anti-komünist bir eðitimden geçirildi. versiyonunun cisim Anti-komünist olmak kazanmasýnýn yakýn muhazafakarlýðýn þartý zamanda yaþanmasýnýn olabilir ama Ýslam'ýn nedeninin AKP'nin uzun- þartý deðildir, alakasý yoktur."(8) diyor ve ca bir süredir devam eden iktidarý olduðunu muhalefete yaþam alaný iktidarý saðcýsöylesek hata yapmayýz. tanýmayan sermayedar kafasýna Ýslamcýlarýn bu ülkedeki sahip olmakla suçluyor. temel çýkýþ noktalarýndan Ýslamcýlýðýn sol versibiri mazlumluk ve yonunun cisim kazanmaðduriyete dayalý bir masýnýn yakýn zamanda söylem ile "muhalif" bir yaþanmasýnýn nedeninin AKP'nin uzunca bir duruþ olmuþtur. Hatta süredir devam eden iktiAKP, iktidarýnýn belli bir darý olduðunu söylesek dönemi boyunca, sivil- hata yapmayýz. Bu askeri bürokrasinin atak- ülkede çok uzunca bir larýndan yararlanarak bu dönem boyunca, özellikle de 12 Eylül darbesi imajýný korumayý sonrasýnda komünizmin bilmiþtir. Ancak AKP'nin panzehiri olarak ve pasifize sivil-askeri bürokrasinin kitlelerin de belini kýrdýktan sonra edilmesi için Ýslamcýlar egemen sýnýflar tarafýndevlet içindeki bütün dan desteklense de; egepozisyonlarda tamamen men sýnýfýn karþý ataðý egemenliðini kurmasý, sözkonusu olduðunkendi zenginlerini yarat- da(28 Þubat gibi) ise masý, ayyuka çýkan yol- hiçbir koþulla sola yönelik saldýrganlýk suzluklar vb. AKP'nin düzeyiyle karþýlaþtýrýla"kenardakilerin, maðmayacak hafif sýyrýklarla durlarýn, dýþlanmýþlarýn süreç atlatýlsa da (bu saldýrýlarýn hedefi de partisi" kimliðini yok etmiþ, yerine kodaman- topyekun Ýslami hareket deðil, o hareketin bir larýn ANAP'laþan partisi kesimi olmuþtur) Ýslamimajýnýn yerleþmesine cýlarýn bu ülkedeki temel çýkýþ noktalarýndan biri neden olmuþtur. mazlumluk ve maðduriyete dayalý bir söylem ile "muhalif" bir duruþ olmuþtur. Hatta AKP, iktidarýnýn belli bir dönemi boyunca, sivil-askeri bürokrasinin ataklarýndan yararlanarak bu imajýný korumayý bilmiþtir. Ancak AKP'nin sivil-askeri bürokrasinin de belini kýrdýktan sonra devlet içindeki bütün pozisyonlarda tamamen ege-

13

menliðini kurmasý, kendi zenginlerini yaratmasý, ayyuka çýkan yolsuzluklar vb. AKP'nin "kenardakilerin, maðdurlarýn, dýþlanmýþlarýn partisi" kimliðini yok etmiþ, yerine kodamanlarýn ANAP'laþan partisi imajýnýn yerleþmesine neden olmuþtur. Ýslamcýlar arasýnda sýnýfsal yarýlmanýn derinleþmesine denk düþen bu dönem Ýslami hareket içinde, küçük çapta olsa da, hoþnutsuzluklarý ve ayrýþmalarý beraberinde getirmiþtir. Uzun yýllar boyunca birlikte Milli Görüþ hareketinin içinde yer alan Mehmet Bekaroðlu, Ýhsan Eliaçýk gibi unsurlar þimdi iktidara gelmiþ yol arkadaþlarýný iktidar ve serveti ele geçirince deðiþmek ve Karunlaþmak, firavunlaþmakla suçluyorlar. Eliaçýk; "Ebuzer-i Gifari'nin Muaviye'ye dediðini diyoruz: 'senle ayný kýble'ye dönmüþ olabiliriz, ayný namazý kýlmýþ olabiliriz ama bundan böyle sen çizginin öbür tarafýndasýn."(9) derken AKP ile aradaki derinleþen ayrýmý ifadelendiriyor. Eliaçýk'ýn AKP kadrolarýna yönelik suçlamalarý bununla da sýnýrlý deðil. AKP'nin palazlandýrdýðý Ýslamcý sermayenin alternatif deðil; sermaye sýnýfýnýn yeni bir türevi olduðuna vurgu yapan Eliaçýk, Ýslamcý kadrolara artýk rant coþkusunun yön verdiðini, sömürü sistemine "abdest" aldýrdýklarýný da sözlerine ekliyor: "…alternatif sermaye oluþturmuyorsunuz, yiyici, sömürücü sermaye sýnýfýna dahil oluyorsunuz. Kapitalizme abdest aldýrýyorsunuz. Ben AKP kadrolarýnda rant coþkusundan baþka bir þey göremiyorum, eðer rant kokusu almazlarsa üç km. yol yapmazlar. Ýktidarýn diðer bileþeni olan cemaatte ise cemaat taasubundan baþka bir þey görmüyorum… eðer böyle giderse muhafazakar iktidarý rant coþkusu ve cemaat taasubu nedeniyle bitecek. Burada yine söylüyorum, bu iki þey sizi bitirecek." (10) Yoksul halkla baðýný koparmýþ olmak, ABD'nin suç ortaðý haline gelmek ya da iktidarda diktatörleþmek de Eliaçýk'ýn AKP'ye yönelik suçlamalarý arasýnda: "Otellerde, kýrmýzý halýlarda dolaþmaktan dýþarýyý göremiyorsunuz", "Irak'ta ölen 1,5 milyon Müslümandan haberin var mý? Dünyanýn ezan okunan yerlerine bomba yaðdýranlar senin neyin oluyor? Model ortaðýn mý?"(11), "Muhaliflerini tasfiye edip devleti de ele geçireceklerdir. Sonra da diktatör olacaklardýr. Peki, bu dünya kaç diktatör gördü? Bunlarýn sonlarý tarih sayfalarýnda ortadadýr. Bunlar yoldan çýktý. Ýktidar gücü bunlarý bozdu." (12) Benzer þekilde Mehmet Bekaroðlu "maðduriyet ve masumiyetin sembolü türbanýn, ciplerle teþhirin sembolü" haline getirilmesinden bahsederken Ýslamcý kadrolar ve zenginlerinin yaþamýna yön veren lüksü yererken bir yandan da iktidarýn mazlumun, yoksulun yanýnda deðil karþýsýnda konumlanýþýna deðiniyor: "Sayýn baþbakan, siz de


MARKSÝST BAKIÞ iþçi öldürmeyi iyi bilirsiniz, uyguladýðýnýz neoliberal poli- kaderi paylaþmaktan bir an olsun çekinmeyen; Lenin gibi tikalara her gün Tuzla'da iþçilerimiz kurban oluyor."(13) devrim sonrasý iktidarý ele geçirdikten sonra bütün AKP'yi, cemaati, Ýslamcý sermayeyi hedef alan "asgari sadeliðiyle, hiçbir ayrýcalýk olmadan yaþamýna devam eden ücretle iþçi çalýþtýran bir Müslüman boþuna namaz kýlýyor", ya da Troçki gibi Sovyet iktidarýnýn Lenin'le birlikte örgüt"dindar gençlik yetiþtirmeyi býrak, varolaný ne yaptýn leyiciliðinden sonra tüm dünyada sosyalizmin tapusunu ele ondan haber ver. Ýhaleci, rantçý yaptýn. Bu ülkenin dindar- geçirmiþ bir güce, Stalinist rejime karþý herkes saflarý terk lar beklediði bu deðildi." tarzý söylemler iktidarý ve ondan ederken bütün ailesinin, yoldaþlarýnýn ve kendisinin de nemalananlarý rahatsýz ettiðini de belirtelim. Parti grup katledilmesini göze almýþ onurlu bir mücadelenin toplantýsýnda Eliaçýk'ýn sözlerine cevap yetiþtiren Erdoðan, yürütücüsü olan baþka önderler göstersinler bize diðer siyasal akýmlardan. Ya da þimdi adlarýný bilemediðimiz, Ýslam sosyalizminin olamayacaðýný sayamadýðýmýz yüzbinlerce, her fýrsatta açýklayan Fethullah milyonlarca adanmýþ devrimci Gülen ya da Ýslam'ýn kapitayürek… Bu irade, bu adanlizme ne kadar uyumlu olduðumýþlýk, bu cefakarlýk ancak na kanýtlar sunan ilahiyatçýlar insanýn insana sömürüsüne ve Ýslamcý entellektüeller; hepsi son diyen; sýnýflarýn, sýnýrlarýn "mazlumun, maðdurun, yoksuortadan kalkmasýný savunan lun" sözcüsü olma sahte imabir geleneðin, devrimcilerin, jlarýnýn sarsýlmasýna sinirlenisosyalistlerin, komünistlerin yorlar. Sol Ýslamcýlar safýndan çýkar. Sözün özü güçlendikleri ve marjinal sömürüye, emperyalizme olmaktan çýktýklarý ölçüde bu karþý çýkanýn, ezilenden yana söylemlerin daha da sertleþesaf alanýn yüzünü sola dönceðini öngörmek zor deðil. mesi þaþýrtýcý olmaktan uzakÝktidara gelen Ýslamcýlarýn lüks, týr. Aksine bu tavýr alýþýn kenyolsuzluklar, zulüm ve dini solla iliþkilendirmesi dünya sömürüyle özdeþleþmesi karþýsýnAKP'nin palazlandýrdýðý Ýslamcý ser- çapýnda yaþanan bir gerçekliktir. da bu kesimlerle arasýna çizgi Yoksullarýn Ýlacý Ýslamçekenler neden rotayý soldan, mayenin alternatif deðil; sermaye cýlýðýn Sol Versiyonu Mu? sosyalizmden yana çeviriyorlar? sýnýfýnýn yeni bir türevi olduðuna Eliaçýk'ýn da farkýna vardýðý gibi vurgu yapan Eliaçýk, Ýslamcý kadro- Sol Ýslamcýlarýn iktidara, kapitasaðcýlýk, muhafazakar duruþ serlara artýk rant coþkusunun yön lizme eleþtirileri var, var olmasýmayenin safýdýr; tarihsel olarak na da; peki bu eleþtiriler sorunun verdiðini, sömürü sistemine emeðin, ezilenin safý sol bam teline dokunuyor mu? olmuþtur(her ne kadar sol "abdest" aldýrdýklarýný da sözlerine Sadece bam teline dokunmak da kavramýnýn içi sistem içi unsurlarla ekliyor: "…alternatif sermaye oluþ- yetmez, bu cendereden insanlýk doldurulmaya çalýþýlsa da). Sol turmuyorsunuz, yiyici, sömürücü adýna gerçek bir kurtuluþu sunaevrensel olarak hiçbir çýkar sermaye sýnýfýna dahil oluyor- biliyorlar mý? Bu sorularýn cevagütmeden, hiçbir rant kaygýsýna býný sol Ýslamcýlarýn deðersunuz. Kapitalizme abdest aldýrýgirmeden, zenginlik beklentisi lendirmelerinde birlikte arayalým. olmadan sömürülenden, ezilenden yorsunuz. Ben AKP kadrolarýnda Öncelikle Eliaçýk olsun yana tavýr almýþ; çoðunlukla azýn- rant coþkusundan baþka bir þey Bekaroðlu olsun iktidardaki lýkta kalsa da mücadelesini en zor göremiyorum, eðer rant kokusu Ýslamcýlara yönelik ortaklaþýlan koþullarda sürdürmüþtür. Ezilen, almazlarsa üç km. yol yapmazlar. eleþtirinin iktidar ve servetin sömürülenin kendi safýnýn binimetleriyle bozulduklarý, karunÝktidarýn diðer bileþeni olan lincinde olmadýðý, kimi zaman laþtýklarý, firavunlaþtýklarý devrimcilere karþý döndüðü dönem- cemaatte ise cemaat taasubundan olduðunu görürüz. Burada þu lerde bile devrimci, sosyalist, baþka bir þey görmüyorum… eðer sonuç doðal olarak çýkar (kimse komünist saflar çilekeþ bir yaþamý, böyle giderse muhafazakar ikti- de zorlama yaptýðýmýzý iddia edebedel ödemeyi göze almýþ kararlý, darý rant coþkusu ve cemaat taa- mez): uzun yýllar boyunca ayný iradeli, samimi unsurlarý safta (Milli Görüþ) verdikleri subu nedeniyle bitecek." bünyesinde toplamýþtýr. Che mücadele süresince birkaç reddi Guevera gibi iktidarýn nimetlerini terk edip devrimci miras edilen konu (Kanlý Pazar gibi) olmakla birlikte doðru mücadelesini yaymak için düþtüðü yollarda þehit düþen; yolda ilerlendi; ne zaman ki iktidar ve zenginliðe eriþme Gramsci gibi yýllarca Mussolini hapishanelerinde inancýný imkaný doðunca diðer iktidardakiler gibi bozulma yaþandý. yitirmeden gelecek kuþaklara yoluna ýþýk tutmaya çalýþan; Aksine bir ifadeye biz rastlamadýk; hatta gerek Eliaçýk Rosa ile Karl gibi katledileceklerini bile bile kitlelerle ayný gerekse Bekaroðlu'ndan Milli görüþ çizgisinin unutulmaz

14


MARKSÝST BAKIÞ önderi Erbakan'a yönelik sempatik açýklamalarý ve sahip çýkmalarý bu deðerlendirmemizi kanýtlar niteliktedir. Ortaya çýkýþýndan itibaren Milli Görüþ geleneði küçük burjuva kitlelere ve onlarýn iyi hallicelerine (KOBÝ'lerle özdeþleþebilecek) dayanmýþ bir hareket olduðu açýkken; servet biriktirenlerle ilgili onca laf ederken dev serveti (hem de altýn olarak biriktirilen!) ile Erbakan nasýl olumlanabilir. Bu söylemler, iktidardaki Ýslamcýlarýn yozlaþmasýndan duyulan rahatsýzlýðýn, sömürü sistemine getirilen eleþtirilerin bu sistemin deðerlerinden kökten(antikapitalist) bir kopuþa tekabül etmediðini bize anlatm a k t a d ý r. Kaldý ki bu durumu b a þ k a örneklerle de gösterm e k mümkünd ü r . Örneðin cipli türbanlý ile iþçi türbanlý Gerek Eliaçýk gerekse arasýnda yaptýðý Bekaroðlu'ndan Milli görüþ analoji ile çizgisinin unutulmaz önderi neredeyse "servet Erbakan'a yönelik sempatik açýk- düþmaný" ilan edilen Bekaroðlu, lamalarý ve sahip çýkmalarý bu deðerlendirmemizi kanýtlar nite- bu ifadeleri kullandýðý Ýstanbul liktedir. Ortaya çýkýþýndan belediye baþkanitibaren Milli Görüþ geleneði lýðýna SP'den aday küçük burjuva kitlelere ve onlarýn olduðu süreçte "bir y a n d a n iyi hallicelerine (KOBÝ'lerle Müslümaným diyeözdeþleþebilecek) dayanmýþ bir ceksiniz bir yanhareket olduðu açýkken; servet dan da yanýndaki biriktirenlerle ilgili onca laf çalýþana sigortasýz ederken dev serveti (hem de altýn 500 milyonu reva olarak biriktirilen!) ile Erbakan göreceksin, böyle nasýl olumlanabilir. Bu söylemler, M ü s l ü m a n l ý k iktidardaki Ýslamcýlarýn yozlaþ- olmaz" diye bir masýndan duyulan rahatsýzlýðýn, çýkýþ da yapmýþtý. Þimdilerde üyesi sömürü sistemine getirilen olduðu ve sosyal eleþtirilerin bu sistemin deðerdemokrat bir proglerinden kökten(anti-kapitalist) ramý Ýslamcýlýkla bütünleþtirmiþ bir kopuþa tekabül etmediðini HAS parti ise 1 bize anlatmaktadýr. Mayýs 2012'ye

15

"iþçiye hakkýný alýnteri kurumadan veriniz" þiarýyla katýlmýþtý. Peki soralým; gerek Saadet partisi gerekse HAS partine destek veren parababalarýnýn neredeyse hepsi iþçiye hakkýný deðil asgari ücreti reva görmüyor mu? Bekaroðlu bunu bilmiyor mu? Bu noktada HAS partinin farklý olduðunu düþünenler olabilir; þunu hatýrlatalým HAS partinin kuruluþunda çok sayýda iþadamý, geçmiþte bakanlýk yapmýþ unsur yer almýþtý(14). HAS parti baþkaný Numan Kurtulmuþ, Tayyip Erdoðan'ýn da katýldýðý, "haklý zenginlik" þiarlý Askon(Anadolu Aslanlarý Ýþadamlarý Derneði) toplantýsýna da iþ olsun diye gitmiþ olmasa gerek. Bu noktada HAS parti ile Ýhsan Eliaçýk arasýnda da ayrým olduðunu söyleyenler olabilir. Haklarýný teslim edelim, Eliaçýk mal-mülkle iliþkisi olmayan bir entelektüel olarak çevresine de kendisi gibi unsurlarý toparlamýþtýr. Hatta Numan Kurtulmuþ'a yönelik olarak "Harun gibi gelip Karun gibi gitmeyin" uyarýsýnda da bulunmuþ; biriktirmenin haram olduðunu dillendirip þahsi olarak ev ve araba dýþýnda birþeye sahip olmamak gerektiðini; geri kalan mülkü infak etmek lazým geldiðini savunmuþtur. Bu açýdan Eliaçýk'ýn Ýslamcý sermayenin küçük ya da büyük unsurlarýyla bir çýkar iliþkisi yoktur. Peki olayýn özü bu mudur? Kiþisel servetten uzak olmak ve de servest düþkünlerini mahkum etmek... Samimiyet açýsýndan çok geçerli olgular olsa da ne yazýk ki çözüm için yetmez. Eliaçýk kendi sözleriyle þunu savunmaktadýr: "Ben Ýslam'ýn vaaz ettiði sosyal adalet kavramýndan, infak etmekten, daðýtmaktan, yardýmlaþmaktan, zengin ile fakir arasýndaki uçurumun kalkmasýndan söz ediyorum." Ýhtiyaçtan fazla biriktirmemek gerektiðini söyleyen Ýhsan Eliaçýk, eðer biriktirirsen de emeksermaye ortaklýðýna gireceksin demektedir. "…fabrikanýz, iþyeriniz de olabilir. Ama burada da yanýnýzda çalýþtýrdýðýn emekçilere açlýk sýnýrýndan aþaðý maaþ vermeyeceksin. Elde etmiþ olduðun ürünün yarýsý emekçinin olacak." diyerek karýn yarýsýnýn iþçinin olmasý gerektiðini savunan Eliaçýk, böylece adalet saðlanabileceðini düþünmektedir. Ancak sormak gerekir ki üretimi iþçiler yaparken, ortaya çýkan mallar tamamen emekçilerin ürünüyken patron sadece sermaye sahibi olarak (ki artýk kiralamaleasing- ve kredilerle o bile tartýþýlýr) elde edilen karýn yarýsýna ortak oluvermektedir. Bu çizilen resim, kapitalistlerin iþçinin emeðinin sömürüsüyle yaratýlan artý-deðeri tamamen cebe indirmesinden olsa olsa daha vicdanlýsý olur, daha ötesi deðil. Dikkat edersek burada "adalet" vardýr, eþitlik deðil. Patron patron olarak varlýðýný sürdürür; çünkü ihtiyaçtan fazlasýný sermaye olarak koymuþ ve bunu hak etmiþtir; iþçi ise elinde avucunda hiçbir þey olmadýðýndan iþçi olarak devam eder, ancak bu sefer karý daha adil paylaþýldýðý bir iþyerinde. Sýnýflar varlýðýný olduðu gibi korur, bu sefer sýnýfsal uçurum daralarak. Eliaçýk "adalet


MARKSÝST BAKIÞ devleti"nin gerekliliðinden bahsetmekte ve iktidara çizgi."(15) Bu sözlerin ardýnda AKP'yi aklama ve "ezilenÝslam'ýn buyruðu olarak "hükmettiðin zaman, adaletle hük- den, maðdurdan, mazlumdan" yana imajýný kaptýrmama met" diye çaðrýda bulunmaktadýr. Eliaçýk'ýn söylemleri gayesi olmakla birlikte "SSCB'nin olmadýðý ateist bir yine eþitlik deðil adalet noktasý gelmektedir deðil mi? rejimle tercih noktasýnda kalmadýðý bir ortamda" ÝslamYönetenler hep olacak, ama bu sefer adil olanlarý. cýlarýn tutumunun deðiþeceðine yaptýðý vurgu önemlidir. Gerçekten de solun zayýflýðý, iktidarý Yoksullarýn ilacý sol Ýslamcýlýk mý Ýhtiyaçtan fazla biriktirmemek sarsacak etkinlikte, korkulacak bir sorusuna cevap vermek adýna þu çarpýcý noktaya da açýklýk getire- gerektiðini söyleyen Ýhsan Eliaçýk, güç olmaktan uzak oluþu Ýslamlim. Eliaçýk'ýn gerek sorunu ortaya eðer biriktirirsen de emek-sermaye cýlarýn sol söylemlere yönelmesini koyuþu dolayýsýyla gerekse de ortaklýðýna gireceksin demektedir. kolaylaþtýrmýþtýr. Refah partisinden bu yana bu böyledir. Bu nokçözümü hedefi vurmaktan uzaktýr. "…fabrikanýz, iþyeriniz de olabilir. Ama tada SSCB'nin varlýðýnda, Latin Eliaçýk, servet biriktireyip ihtiyaç burada da yanýnýzda çalýþtýrdýðýn Amerika'da devrimci hareketlerin fazlasýný infak etmekte; iþçiye estirdiði dönemlerde tercihini net emekçilere açlýk sýnýrýndan aþaðý hakkýný (karýn yarýsýný) vermekte þekilde, gün geldiðinde bedelini ya da "adalet devleti"ni kurmakta maaþ vermeyeceksin. Elde etmiþ kime güvenmektedir. Vicdanlý olduðun ürünün yarýsý emekçinin ola- katledilerek ödeyerek yapan; tavrýný soldan, devrimcilikten, insanlara. Peki þu an içinde cak." diyerek karýn yarýsýnýn iþçinin ABD emperyalizmine karþýtlýktan yaþadýðýmýz sömürü düzeninden çýkýþý saðlayacak bu "vicdan" ha- olmasý gerektiðini savunan Eliaçýk, yana koymuþ Hýristiyan Kurtuluþ teolojisinin çok daha ileri bir nokböylece adalet saðlanabileceðini yatý günlük akýþýný sarsýp yeni bir tada olduðunu da belirtelim.(16) yaþamý nasýl nasýl bizlere sunacakdüþünmektedir. Ancak sormak týr? Ya da diyelim ki yoksul, hor- gerekir ki üretimi iþçiler yaparken, Toparlarken Engels'in Ýslam lanan, ezilen kitleler artýk yeter dünyasýndaki çatýþmalara yönelik ortaya çýkan mallar tamamen emekçidediler; peki sonrasýnda oluþacak bugünü de anýmsatan þu sözlerine yeni düzenin yozlaþmamasýnýn, lerin ürünüyken patron sadece ser- yer vermeden geçm eyelim. eskiye dönmemesinin garantisi ne maye sahibi olarak (ki artýk kirala- Engels'in deðerlendirmelerinin olacaktýr? Vicdanlý insanlar! Ayný geleceðe de ýþýk tutup tutmayama-leasing- ve kredilerle o bile insanlar deðil mi bugünkü sistemi tartýþýlýr) elde edilen karýn yarýsýna caðýný (Eliaçýk'ýn HAS parti yaratan ya da ona katlanan. baþkaný Numan Kurtulmuþ'a ortak oluvermektedir. Bu çizilen Deðiþen ne? Koca bir soru iþareti! "harun gibi gelip karun gibi gitresim, kapitalistlerin iþçinin emeðinin Ýnsanlýðýn güzel günlerinin reçetesi meyin" diyerek seslendiði gibi) sömürüsüyle yaratýlan artý-deðeri birlikte göreceðiz: olarak "vicdaný" koyanlar aslen o kurtuluþu imansýzlaþtýrýrlar. Yine tamamen cebe indirmesinden olsa "Ýslam dünyasýnýn ayaklanmalarý, kurtuluþ bu dünyanýn ötesine, diðer olsa daha vicdanlýsý olur, daha ötesi özellikle Afrika'da garip bir aleme kalýr! deðil. Dikkat edersek burada "adalet" karþýtlýk oluþtururlar. Ýslamiyet, Deðinmemiz gereken can alýcý bir vardýr, eþitlik deðil. Patron patron doðulularýn, özellikle de Araplarýn noktada sol Ýslamcýlýðýn çýkýþ yani bir yandan ticaret ve olarak varlýðýný sürdürür; çünkü döneminin sadece AKP'nin iktisanayiyle uðraþan kentlilerin, öte darýna denk düþmediði, solun ihtiyaçtan fazlasýný sermaye olarak yandan göçebe Bedevilerin ölçüzayýflýðýný da bu noktada göz ardý koymuþ ve bunu hak etmiþtir; iþçi ise lerine göre oluþmuþ bir dindir. etmemek gerektiðidir. Fehmi Ama bu dinde periyodik bir çatýþelinde avucunda hiçbir þey Koru'nun Anti-Kapitalist olmadýðýndan iþçi olarak devam eder, manýn tohumu vardýr. Zenginleþen Müslüman Gençler'in 1 Mayýs'a ve tantanalý bir yaþayýþa kavuþan katýlmasý sonrasý yaptýðý þu açýkla- ancak bu sefer karý daha adil pay- kentliler, 'yasa'ya uymada gevþekmalar dikkat çekicidir: "Ak laþýldýðý bir iþyerinde. Sýnýflar var- lik gösterirler. Yoksul ve yoksulluklýðýný olduðu gibi korur, bu sefer Parti'nin çekirdek kadrosu larý nedeniyle katý töreleri olan SSCB'nin olmadýðý ateist bir rejimBedeviler, bu zenginliklere ve bu sýnýfsal uçurum daralarak. le tercih noktasýnda kalmadýðý bir zevklere arzu ve açgözlülükle bakarortamda aynen bugünkü gençler gibi o mitinge giderdi. lar. Ýmansýzlarý cezalandýrmak, dinsel törenler yasasýný ve Baþbakan da Abdullah Gül de, Refah'tan gelen etkili esas imaný yerleþtirmek ve ödül olarak imansýzlarýn servetpekçok isim de. Ki bugün de onlarý sempatik gördüklerini lerine elkoymak için bir peygamberin, bir mehdinin yönedüþünüyorum. Ama bir yandan da siyasetçi olmalarý timinde birleþirler. Kuþkusuz, yüzyýl sonra cezalandýrdýknedeniyle acaba bize bir oyun mu bu diye düþündüklerini larýyla ayný noktaya varýrlar; yeni bir temizlik gereklidir… de sanýyorum. Ama endiþeye mahal yok. Ebu Zerr çizgisini Ýran'daki ve baþka Ýslam ülkelerindeki karýþýklýklarda da hatýrlatýyorlar. O çizgi toplumun vicdaný. yani zenginlere böyle ya da hemen böyle oldu. Bunlar dinsel bir kýlýf taþýsadece siz yoksunuz, bir de yoksullar var, emekçiler diyen malarýna karþýn, ekonomik nedenlerden doðan

16


MARKSÝST BAKIÞ hareketlerdir. Ama baþardýklarý zaman bile, ekonomik koþullara dokunmuyorlar. Dolayýsýyla, hiçbir þey deðiþmiyor, çatýþma periyodik duruma geliyor."(17) Sonuç Olarak Öncelikle Marksizmin din konusundaki tutumunun çok yönlü bir perspektife sahip olduðunu belirtelim. Marks'ýn ünlü "Dinsel üzüntü, bir ölçüde gerçek üzüntünün dýþavurumu ve bir baþka ölçüde de gerçek üzüntüye karþý protesto oluyor. Din ezilen insanlarýn içli ezgisini, kalpsiz bir dünyanýn sýcaklýðýný, tinin dýþtalandýðý toplumsal koþullarýn tinini oluþturuyor. Din, halkýn afyonunu oluþturuyor." sözleri de bu derinlikli kavrayýþý ortaya koyuyor. Modern dinler, sömürü d ü z e n i n i savunup yoksul kitlelere bu ç ü r ü m ü þ düzene sabýrla, kanaatkar ve itaatkar þekilde katlanmayý vaaz ederek e g e m e n sýnýflarýn en önemli yardýmcýlarý olmuþtur. Ancak ayný dinde yoksul kitlelere hitaben zenginlerin, ezenlerin yerildiði, hatta onlara karþý çýkmak gerektiðine dair cýlýz da olsa söylemler bulmak mümkündür. Yazýmýzýn önceki bölümlerinde örneklediðimiz ezilenlere hitap eden bu çaðrýlar, tarihin de gösterdiði gibi ezilenlerin bayraðý olabilmiþtir. Dolayýsýyla dinin ve tabii ki Ýslam'ýn ezilenden, yoksuldan, sömürülenden yana okumasý ne ilktir ne de son olacaktýr. Demek isteriz ki bugün "Anti Kapitalist Müslüman Gençler" adýyla vücut bulan sol Ýslamcýlýk özgün bir örnek olmadýðý gibi þaþýrtýcý bir geliþme de deðildir. Türkiye'de uzun bir geçmiþe sahip ana akým Ýslamcýlýk, dünyanýn geri kalanýnda olduðu gibi, kendisine vücut veren muhalif (niteliði ayrý bir tartýþma) söylemden koparak ezenin, zenginin, emperyalist güçlerin yanýnda saf tutmasýyla sayýsal olarak güçlense de ideolojik olarak zayýflamýþ, meþruiyet temellerini kaybetmiþtir. Ýslamcýlar tarihin testinden baþarýyla geçememiþtir. Onlarýn tepki olarak yükseldiði(en azýndan söylemsel bazda) toplumsal çeliþkiler varlýðýný hýz kesmeden sürdürmektedir,

17

daha da derinleþerek! Yoksulluk, sýnýfsal uçurum, emperyalist saldýrganlýk vb. artarak sürüyor. Hatta artýk Ýslamcýlar bu saldýrýlarýn yürütücüsü konumunda. Bütün bunlara raðmen iktidarýnýn ilk dönemlerinde askeri-sivil bürokrasinin (Kemalizmin) ataklarý karþýsýnda hoþnutsuzluklar, eleþtiriler olsa da Ýslamcýlar AKP'nin arkasýnda durdular. Ancak ortak düþmanýn beli kýrýldýktan sonra Ýslami hareketin kendiliðinden beliren ortaklýðý zayýfladý. Ýktidardaki Ýslamcýlardan hayal kýrýklýðýna uðramýþ Ýslami hareketin içindeki unsurlar; hareketlerinin temel meþruiyet kaynaðý, çýkýþ temeli olmuþ olan antiemperyalist retorik(ABD, Ýsrail karþýtlýðý); toplumsal adalet söylemi gibi konularda eski retoriðe geri dönüþ yaptýlar. Ýslami gelenek içindeki bu yarýlmadan (küçük de olsa) bazý unsurlarýn geçmiþ muhalif söylemleri geliþtirerek sola varmasý da sürecin bir ürünü. Engels'in yukarýda alýntýladýðýmýz deðerlendirmeleri ne de iyi özetliyor durumu. Bir yandan da solun artan toplumsal çeliþkilere raðmen güçsüzlüðü sol Ýslamcýlýða alan açýyor. Nasýl mý? Sýnýfsal uçurumlar derinleþip toplumsal tepkiler artarken sosyalist hareketin marjinalleþmesi toplumsal muhalefet adýna bir boþluk yaratýyor. Bu boþluða görerek ona talip olan, boþluðu deðerlendirmek isteyen, Ýslami yönü güçlü yoksul halka da rahatlýkla hitap edebileceðini düþünen, bunun planlarýný yapan Ýslam'la solu harmanlayan bu süreçte çokça örnekle karþýlaþtýk. "Birazcýk komünist" olduðunu söyleyerek çýkýþ yapan Abdüllatif Þener'in parti giriþiminden, Mehmet Bekaroðlu-Numan Kurtulmuþ'lu HAS partiye, Ýhsan Eliaçýk'tan soldan Ýslami sola kayýþ yapan Cem Somel, Zeki Kýlýçarslan'lara, Doðudan dergisine kadar bu kulvarda ýþýk gören ya da samimiyetle bu kulvara giren unsurlar oldu, gelecekte de olacak. AKP ile temsil olunan ana akým Ýslami geleneðin, yine bu gelenekten çýkan unsurlarca eleþtiriye, yergiye tabi tutulmasý; "ezilenden, maðdurdan, mazlumdan yanayýz" söylemlerinin içinin boþaltýlmasý iyi bir geliþme. Emekten yana mücadeleye katýldýklarý sürece de yanýmýzda yerleri var. Ancak bilmek gerekiyor ki sol Ýslamcýlýðýn karþýtlýðý da, alternatifliði de, çözümü de dolu deðildir. Milyarlarca yoksul emekçinin yaþadýðý kapitalist barbarlýk bir vicdan sorunu deðildir ki çözümü vicdani olsun. Anti-kapitalist bir söylemle yola çýktýðýný düþünse ve söylese de sol Ýslamcýlýk, Ýslami hareketin doðasý olan küçük burjuva siyasetinin dýþýna çýkamaz; oluþacak hareketler gerçek antikapitalist özneler deðil, küçük burjuva radikalizminin bir türü olacaklardýr. Marksizmi özel kýlan iþçi sýnýfýnýn kapitalizme karþý ve sosyalizmi kurma mücadelesini bilimsel temellere oturtarak, insanlýðýn kurtuluþunun iyi bir dilekten öte gerçekleþtirilebilir hale getirmesidir. Bunun için de burju-


MARKSÝST BAKIÞ Milyarlarca yoksul emekçinin yaþadýðý kapitalist barbarlýk bir vicdan sorunu deðildir ki çözümü vicdani olsun. Antikapitalist bir söylemle yola çýktýðýný düþünse ve söylese de sol Ýslamcýlýk, Ýslami hareketin doðasý olan küçük burjuva siyasetinin dýþýna çýkamaz; oluþacak hareketler gerçek antikapitalist özneler deðil, küçük burjuva radikalizminin bir türü olacaklardýr.

vazinin yoðun saldýrýlarýna, tek uzun soluklu deneyiminin Stalinist karþý devrimle çürütülmesine vb. raðmen dünya çapýnda genç, muhalif ve mücadeleci unsurlara yüz elli yýldan fazladýr ilham vermektedir. Ýþçi sýnýfýna, ezilen kitlelere gerçek kurtuluþu sunabilecek tek güç devrimci Marksizmin önderliðinden baþkasý deðildir. Ne demiþler kýlavuz gideceðin yolu da belirliyor! Son söz olarak Ýhsan Eliaçýk'ýn solun, sosyalistlerin toplumsal deðerlere saygýlý olmasý ve onlarý da sahiplenmesi (La ilahe illallah demekten çekinmemeli sol diye ifade ettiði) gerektiði ya da bazý Hikmet Kývýlcýmlý ekolünün devamcýlarý gibi sol Ýslami söylemleri de kullanmaktan kaçýnýlmamasý (referans olarak da Kývýlcýmlý'nýn Eyüp Sultan konuþmasý veriliyor) söylemlerine deðinmek gerekiyor. Açýktýr ki Ýslami ifadelere yer vermek solun halkla bütünleþmesinin anahtarý olsaydý Kývýlcýmlý'nýn kendisinin ya da devamcýlarýnýn bunu baþarabilmiþ olmasý gerekirdi(Sormak gerekir o zaman neden, Kývýlcýmlý'nýn kendi Vatan partisi örneði bir yana 1960 ve 1970'lerde Kývýlcýmlý devamcýlarý en marjinal sol oluþumlardan biri olarak kalmýþtýr). Ya da tersinden açýklarsak 1960'larýn sonunda ve 1970'lerde sosyalist hareket kitleselleþip halkýn damarlarýna kadar indiyse bunun nedeni halkýn muhafazakar deðerlerine sahip çýkmak olmamýþtýr. Solun yoksul kitlelerle buluþmasýný saðlayacak ve de Ýslami hareketin farklý sýnýflar arasýndaki ittifakýný çatýrdatacak olan solun sýnýf siyaseti yürütmesidir. Sol ancak kimlik siyasetini aþarak sýnýf politikasý yapar ve böylece Alevi ile Sünni'yi, Kürt ile Türk'ü ayný sýnýf kavgasýnda ortak düþmana karþý buluþturmayý baþarýrsa farklý bir çýkýþ yapabilir.

Aynur Akman *** (1) Filozof Farabi'nin deyiþiyle "gerçek akýl devletini, kardeþliðe ve eþit paylaþýma dayanan bir cumhuriyeti kurmak" gayesindeki Karmatiler, ortak mülkiyet ilkesini kendilerine esas almýþlardý. Ýslam komüncüleri olarak anýlan Karmatiler, 9. yüzyýlda Irak'ta ortaya çýkmýþ ve 10. ile 11. yüzyýlda etkili olmuþlardýr. Zenginlerin malýný paylaþmayý, halk içinde zengin-yoksul ayrýmýnýn olmamasýný ilke edinen Karmatiler, Arap yarýmadasýnýn güneyinde korsanlýk yaparak zenginlerden edindikleri mallarý yoksullara daðýtýyorlardý. Karmatilerde üretim her iþin baþý sayýlarak kadýn-erkek, yaþlý-genç herkes üretim faaliyeti içinde konumlandýrýlmýþ; herkesin mülkiyet ortaklýðýna girmesi için siyasi faaliyet yürütülmüþtür. (2) Ali Þeriati, Islam Shenasi, Mashhad: University of Ferdowsi, 1972, s. 14-15, 98. (3) Ali Þeriati, Kur'an'a Bakýþ, Ankara: Fecr Yayýnevi, 1992. (4) Ýhsan Eliaçýk'la Söyleþi: Ortadoðu'da Gelecek: Sosyalist-Müslüman Ýttifaký..., Red dergisi, Ocak 2011. (5) age. (6) Ýhsan E., ANF Söyleþi: "AKP Kapitalizme Abdest Aldýrdý", 11 Mayýs 2011. (7) Ýhsan Eliaçýk gibi sosyal Ýslam savunucularý peygambere atfedilen bütün hadislere güvenilemeyeceðini söyleyip sadece Kuran ile ayný çizgide olanlarý referans almaktadýrlar. (8) Ýhsan E., ANF Söyleþi: "AKP Kapitalizme Abdest Aldýrdý", 11 Mayýs 2011. (9) Ýhsan E., Söyleþi: "Allah, Biip, Özgürlük", Radikal, 12 Aðustos 2011. (10) Ýhsan E., Basýn Klübü programý, Haber Türk, 30 Mart 2012. (11) Ýhsan E., Tarafsýz Bölge programý, CNN Türk, 6 Þubat 2012. (12) Ýhsan E., Söyleþi: "Gülen Cemaati Yok Olacak", Yurt gazetesi, 30 Nisan 2012. (13) Mehmet Bekaroðlu, "Sayýn Baþbakan Ýþçileri Öldürmeyi Ýyi Biliyor", Radikal, 23 Þubat 2009. (14) http://haber5.com/siyaset/iste-has-parti-kuruculari-tam-liste. (15) Fehmi Koru, Doðru Açý programý, 3 Mayýs 2012. (16) 1973'te Brezilya'da yayýnlanan "Kilisenin Þiarý"ndan: "Kapitalizm aþýlmalýdýr. O en büyük kötülük, birikmiþ günah ve çürümüþ kök, o, verdiði her meyveyi -sefalet, açlýk, hastalýk ve ölümü- çok iyi bildiðimiz bir aðaçtýr. Kapitalizmin aþýlmasý için üretim araçlarý (fabrikalar, toprak, ticaret ve bankalar) üzerindeki özel mülkiyet kaldýrýlmalýdýr." (17) Engels, Ýlkel Hýristiyanlýðýn Tarihine Katký, Din Üzerine, s. 294, dipnot.

18


MARKSÝST BAKIÞ

Endonezya Devrimi Troçki'nin emperyalizm çaðýnda devrim ve sosyalizm sorununu devrimci bir öncünün varlýðýna indirgeyebileceðimiz tespiti, geçmiþten yalýtýk, günümüzden baðýmsýz deðildir. Devrimci öncünün var olduðu koþullar, içinden çýktýðý coðrafyanýn özgünlükleri ve tarihsel miras ile omuz omuzadýr. Bu nedenle günümüz iþçi sýnýfýnýn, kapitalizmin içinde bulunduðu derin krize karþýn neden ciddi bir mesafe kat edemediði sorusunun cevabýný iþte bu tarihsel süreç içerisinde aramak zorundayýz. Bulacaðýmýz yanýtlar aslýnda basittir; 20. yüzyýla yayýlmýþ yenilgiler ve ihanetler. Tekrar ve tekrar bu tarihten ders almak, þu an dünyanýn dört bir yanýnda küllerinden doðan ve büyümekte olan mücadelenin hangi zemin üzerinden yükselmekte olduðunu görmemizi saðlar. Bu tarihin en acýmasýz katliamlarla bastýrýlmýþ olan deneyimlerinden biri de Endonezya'da yaþandý. Milyonlarca üyeye sahip Endonezya Komünist Partisi'nin (PKI) 'ulusal kurtuluþ' adýna ulusal burjuvazi ile yapmýþ olduðu ilkesiz ittifakýn bedelini yýðýnlar çok aðýr ödedi, Suharto diktatörlüðünün baský ve sömürüsü altýnda emekçi sýnýflar inlemeye mahkum edildiler. Endonezya Endonezya devrimi, yenilmiþ Endonezya devrimi, yenilmiþ nice devrimden daha fazla kanla nice devrimden daha fazla kanla bastýrýlmýþtýr. 1960'larda, mücadelesinin en yüksek noktasýnda bastýrýlmýþtýr. 1960'larda, dünyanýn en büyük komünist partisi olan Endonezya Komünist Partisi mücadelesinin en yüksek yaklaþýk 100 milyonluk ülkede 4 milyona yakýn üyeye, ayrý olarak 3 milyonluk gençlik örgütlenmesine ve 15 milyon sempatizana sahipti. noktasýnda dünyanýn en büyük Parti; 3,5 milyon üyeye sahip ana sendikal örgütlenme olan SOBSI ve komünist partisi olan Endonezya 9 milyonluk güçlü bir köylü örgütlenmesi olan BTI'yý kontrol ediyordu. Komünist Partisi yaklaþýk 100 Peki ne oldu da milyonlarca emekçi böylesine büyük bir yenilgi aldý? milyonluk ülkede 4 milyona Endonezya, Hint okyanusundaki 17 binden fazla adadan oluþan yakýn üyeye, ayrý olarak 3 dünyanýn en kalabalýk dördüncü ülkesi. Nüfusunun %88'i Müslüman olan ülke eski bir Hollanda sömürgesi. Ýkinci Dünya Savaþý sýrasýnda da milyonluk gençlik Japon iþgaline uðramýþ, 1945 yýlýnda baðýmsýzlýðýný ilan etmiþti. örgütlenmesine ve 15 milyon Endonezya'da sömürgeci üretim ihracata dayalýydý ve milyonlarca sempatizana sahipti. emekçiden -özellikle ulaþým sektöründe- devasa bir proletarya doðmuþtu. Birçok iþ kolunda sendikalar daha 1900'lerin baþýnda kurulmaya baþlanmýþtý. Endonezya sosyalist hareketinin geliþmesi 1920'lerde gerçekleþti. Sömürge ve yarý sömürge Uzak Doðu ülkeleri arasýnda özel bir yere sahip Endonezya'nýn bu durumunu yaratan etmenler; Hollandalý iþçiler, sendikacýlar ya da yöneticiler aracýlýðýyla ülkeye Marksizmin ulaþmasý, geliþmiþ bir proletarya ve etkili bir ulusal harekete sahip olmasýydý. Ýlk politik oluþumlar Hollanda sömürgeciliðine karþý ulusal kurtuluþ talepleri ile kurulmaya baþlanmýþtý.

19


MARKSÝST BAKIÞ 1907'de Ýnsulinde, 1908'de Budi Utomo, 1912'de Ýndische Partij gibi küçük burjuva örgütler kurulmuþtu. Bunlardan en etkili olaný ve baþkent Java'da 1911'de Endonezyalý tüccarlar tarafýndan kurulan Sarekat Ýslam(Ýslam Birliði)'dý. Sarekat Ýslam içinde bir kanat ýlýmlý Ýslam öngörüyorken, diðer bir baskýn kanat Ýslamý, Hýristiyan bir ülkenin sömürgesi altýnda yaþama psikolojisi ile bir üstünlük olarak adlandýrýyordu. Hollanda, büyük çoðunluðu Müslüman olan ülkede kýsa sürede yüz binlerce insana ulaþan Sarekat Ýslam hareketini doðrudan yasaklamaya çekindi, sadece bir takým kýsýtlamalara gitmekle yetindi. Öte yandan iþçi sýnýfý da sendikalarýn dýþýndaki örgütlenme biçimlerini deneyimlemeye baþlamýþtý. 1914 yýlýnda H.J. Snevlieet, bir Hollandalý demiryolu sendikasý çalýþaný, Doðu Hint Adalarý Sosyal Demokrat Birliði (ÝSDV)'ni k u r d u . Örgüt hem Hollandalýlarý hem de Endonezyalýlarý PKI'ye toplumsal destek 50'li yýlörgütlemeyi hedeflarýn en üst noktasýna varmýþtý. l i y o r d u , 1957 yýlýnda tam 6 milyon oy Zimmerwald tezlerialmýþ, 39 milletvekili ile desteðini ni kabul ediyor ve Devrimi'ni arttýrarak parlamentoya en büyük Ekim selamlamak üzere dört partiden biri olarak yeniden miting düzenliyordu. girmiþti. Ancak PKI arkasýna Snevlieet, binlerce alacaðý emekçilerle, kitle Hollandalý denizciyi radikalizmini ilerletmekle örgütleme konusunilgilenmedi. Parti, parlamentonun da baþarýlý olunca sýcak duvarlarý içinde burjuvazinin E n d o n e z y a ' d a n ÝSDV, prog-ramýna dahil olmaktan öteye sürüldü. 1919'da Komintern'e ne yazýk ki gitmemiþtir. Fakat üye oldu. 1924 yýlýnparti tabanýnýn radikalizmi ve da ise adýný canlýlýðý da partinin sýnýrlarýný E n d o n e z y a zorlayan durumlarý yaratabilecek Komünist Partisi haldeydi. Örneðin sürgündeki (PKI) olarak deðiþtirdi. Ne var ki militanlar Hollanda ve kurucularýnýn çoðunAvustralya'da, Endonezya'daki luðu Hollandalý olan mücadeleyi büyütmek adýna çok bu örgüte etkili boykotlar örgütlemiþlerdi. Endonezya'da sýcak

20

bakýlmýyordu. Sömürgecilik karþýtý hareketin giderek yükseldiði ülkede yýðýnlar Sarekat Ýslam'a gösterdikleri ilgiyi, bir Hollandalý örgütü olarak gördükleri ÝSDV'ye göstermiyorlardý. Sarekat Ýslam'ýn 1919'da iki buçuk milyon üyesi vardý. Kitleselleþemeyen PKI, Sarekat Ýslam içinde örgütlenmeye baþladý. Ýslamcý tezler ile sosyalizmin çeliþkili ve milliyetçi bir bulamacýný kendisine rehber edilen kimi unsurlar bu ittifakta ön plana çýkmaya baþladý. Komünist Parti içerisinde silahlý bir ayaklanmanýn aciliyetini savunan kanat Moskova'nýn da bilgisi dahilinde Aralýk 1925'te bir ayaklanma kararý aldý. Halbuki ne parti iktidarý alacak kadar güçlü idi ne de buna yönelik bir program mevcuttu. 1925'in sonuna doðru yoðunlaþan grevler, birbirinden kopuk ülke çapýnda yüksek bir enerji ile patlak veren eylemler bir yýldan kýsa bir sürede ayaklanmaya dönüþtü. Ancak 1927'ye gelindiðinde ayaklananlar Java ve Sumatra baþta olmak üzere Hollanda birlikleri tarafýndan kanla bastýrýldý. Binlerce PKI'lý hapse atýldý. PKI lideri Musso, 1925'teki ayaklanmayý bizzat Moskova'dan aldýðý talimatlarla gerçekleþtirmiþti, ayaklanmanýn bastýrýlmasýnýn ardýndan tutuklanmýþ ardýndan sürgüne gönderilmiþti. 1935 yýlýnda Musso, 'Halk Cephesi' taktiðini uygulamak üzere Endonezya'ya dönse de kýsa sürede yeniden ülkeden kaçýp Rusya'ya gitti. Endonezya'nýn Baðýmsýzlýðý ve Ahmed Sukarno 1928'de Ahmed Sukarno tarafýndan kurulmuþ olan Endonezya Ulusal Partisi (PNI), Sukarno'nun kiþiliðiyle de cisimleþmiþ bir burjuva pragmatizmi ile yoðrulmuþtu. Sukarno, baðýmsýzlýðý önceleyen yýllarda sömürgecilik karþýtý baðýmsýzlýkçý konuþmalardan hüküm giydiðinde bir halk kahramaný haline gelmiþti. Ancak o, en ufak bir fýrsat ve tehlike hissettiðinde iþgalci güçlerle ittifak bile yapmaya hazýr olacak kadar korkak bir karakter taþýdýðýný defalarca kez ispatlayacaktý. 1931 yýlýnda kitle hareketinin radikalizminin onsuz Hollandalý yöneticiler tarafýndan frenlenemeyeceði anlaþýlýnca serbest býrakýlan Sukarno, dýþarý çýktýðýnda "Marahenizm" adýný verdiði burjuva milliyetçi programýný açýkladý. Bu çerçevede Sukarno sýnýf çatýþmasý olmaksýzýn tekelleþmenin önlendiði, küçük ölçekte mülkiyete dayalý bir toplum modeli öngörüyordu. Ýkinci Dünya Savaþý sýrasýnda Japonya'nýn iþgali Halk Cephesi politikasýnýn ilk iflasýný da beraberinde getirdi. PKI, tabanýna faþist Japon iþgalcilere karþý Hollanda ile iþbirliðine gitmeleri


MARKSÝST BAKIÞ gerektiðini salýk veriyordu. PKI liderliði Komintern'in liðinin Stalinist aþamalar teorisi bu ihanetin ideolojik alt direktifleri doðrultusunda ulusal kurtuluþ mücadelesine yapýsýný hazýrlamýþtý. Bu tezlere göre Endonezya sosyaihanete ederken on yýllar boyu Hollanda emperyalizminin list devrim için uygun deðildi ve bu aþamaya ulaþabilmepençesinde kývranmýþ emekçiler arasýnda PKI'nýn ortaya si için ilk olarak "demokratik devrim" sürecini tamamlakoyduðu Hollandalýlarla ittifak yapma fikri destek gör- malýydý. Bu çerçevede de kitlelerin devrimci atýlýmý müyordu. Milliyetçi/baðýmsýzlýkçý kanadýn programý ise baskýlanýp kitleler ulusal burjuvazi ile kurulacak ittifaka tam tersi bir politika izleme yolunda idi. Japonlarla yeni tabi kýlýnmalýydý. ittifaklar kurarak Hollanda'yý zayýflatmak, iki emperya- Sukarno'nun burjuva milliyetçisi rejimi ancak PKI'nýn listin çekiþmesinden faydalanýp Japon desteðini de alarak kitle hareketini dizginlemesiyle ayakta kalabilmiþti. baðýmsýzlýk ilan etmek. 1955'ten itibaren eski desteðini bulamayan Sukarno iktiJaponlar da en baþtan milliyetçi unsurlarla ters darýný saðlamlaþtýrmak adýna 1957'de bütün partilerin düþmemek ve Hollanda'ya karþý olan öfkeyi kullankatýlýmýyla hükümet kurulmasý ve ordu, adalet mak için birtakým pragmatik yollar izledi. Tahmin mekanizmasý, aydýnlar, sendikalar gibi çeþitli keBunlardan birkaçý Batý karþýtý söylemi ön plana simleri biraraya getirecek ulusal konseyin oluþedilmesi zor çýkarmak, Endonezya ulusal marþýný ve turulmasýna dayanan 'güdümlü demokrasi' bayraðýný tanýmak ve yönetimden olmayan bir þe- modeline geçtiðini ilan etti. 1960 yýlýnda Endonezya milliyetçilerine pay vermek idi. kilde PKI'nýn prog- meclisi fesh etti ve yeni hükümeti atarken Endonezya milletçilerinin lideri Ahmed sadýk destekçisi PKI'yý da gözetti. ramýnda ne silahlý 1950'li yýllarda PKI tarafýndan 'Japon Sukarno, bu dönemde emperyalist unsurlarla pazarlýðý gerçekleþtiren sovyetik bir ayaklanma iþbirlikçisi, yarý faþist, Marksizm düþörgütün lideri olarak popülerliðinin maný' ilan edilen Sukarno'nun, 1960'lý ne de sosyalizm ve iþçi zirvesine ulaþmýþtý. 17 Aðustos 1945'te yýllarýn baþýnda PKI'nýn kongrelerine iktidarý adýna bir þey Sukarno Endonezya'nýn baðýmsýzlýðýný konuþmacý davet edilmesine uzanan ilan etti. vardý; salt "anti-emperya- PKI-Sukarno iliþkileri, Komintern'in, Ýkinci Dünya Savaþý yýllarýnda da SSCB'nin iplerini list" jargonla süslenmiþ dolayýsýyla Hollanda hem Alman hem de Japon elinde tuttuðu Stalinist Komünist parpopülist bir milliyetçilik. tilerce o yýllarda bastýrýlan nice iþgaline daha fazla dayanamadý ve 8 Mart 1942'de Endonezya'dan çekildi. Silahlý iþçi ve köylülerin devrim ile ayný çizgide seyrediyordu. Ne silahlý direniþ gösterecek cesarete Bu iliþki de Sukarno'nun oldukça dahi bulunduðu ülkede ne de geri planda kalmayý sindirebileiþine geliyordu. Çünkü yapýlan cek bir karaktere sahip olan Sukarno, kimse kesintisiz bir genel seçimler, savaþ, ekonomik krizin aðýr Japon iþgal kuvvetleriyle iþbirliði etkileri ülkede burjuva siyasetçilerine grev süreci ve sovyet yapmakta bir sakýnca görmedi. Ayný hýzlý bir destek kaybý olarak geri yapýlanmalarýndan söz dönecekti. Ýþte bu noktada milyonlarzamanda da iþgalciler için de popülaritesi yüksek bir liderle çalýþmak etmiyordu. Ayaklanmalar, ca emekçiyi saflarýnda bulunduran büyük bir avantaj saðlamak demekkomünistler, burjuva iktidar için iktidarý hedeflemekten emekçilerin ti(1). ikna edilmesi noktasýnda uzak bir radikalizmin Ýkinci Dünya Savaþý sonunda Hollanda elzem bir rol oynayacaktý. Daha da tekrar ülkeye hakim olmaya kalkýþtýðýn- içine düþtüðü o derin önemlisi Endonezya halký gerektiðinde da halkýn yer yer kendiliðinden silahlý Sukarno'nun sýký müttefiki olduðu çeliþkiye; sonuç- emperyalist mücadeleye giriþtiði sýrada Sukarno her güçlere kendiliðinden ayaktürlü çatýþmadan kaçýnýyor, adeta Hollanda suzluða ve ciddi lanacak, silahlý direniþte bulunacak kadar ile görüþmek için yalvarýyordu. Bu ve bunun bilenmiþti. Bu yüzden milyonlarca kayýplara gibi birçok olay Sukarno'nun yýðýnlarýn gözünemekçinin olasý bir isyaný PKI yoluyla kontrol varýyordu. altýnda tutulacaktý. den düþmesi için yeterli olmuþtu. Aralýk 1957'de Endonezya ekonomisi üzerindeki PKI emperyalist hakimiyet, iþçi sýnýfý ve köylülüðün kitlesel PKI, 1927'den itibaren Komintern eliyle Marksizmle isyanýyla sarsýldý. Fabrikalar, plantasyonlar, bankalar baðlarýný kopardý ve Stalinizasyonunu tamamladý. Küçük iþgal edilmiþ ve kitlelerce ele geçirilmiþti. Sukarno'nun burjuva milliyetçiliðine teslim olma, 'ilerici burjuvazi' ile kendisi "tatil" adý altýnda ülkeden kaçýp Hindistan'a iþbirliði, 'aþamalý devrim', 'halk cephesi', 'desentralizasgiderken PKI'nýn direktifleri doðrultusunda kitlelerin yon' kararlarý… hedefindeki Hollandalýlara ait iþletmeleri orduya teslim 1948 yýlýnda PKI -sosyalist parti, Ýþçi partisi ile ittifak ediyordu. PKI sadece kitlelerin devrimci atýlýmýna ihanet yaparak- Demokratik Halk Cephesi ile 'ulusal birliðin etmemiþ, 8 yýl sonra generallerin CIA destekli karþý acilen saðlanmasý' söylemleriyle proletaryayý burjudevrimci darbesinin koþullarýný da yaratmýþtý. PKI lider- vazinin saflarýnda asker olarak feda ettiðini açýktan ilan

21


MARKSÝST BAKIÞ etmiþti. PKI'nin ulusal burjuva program için yýðýnlarýn radikalizmini çok çabuk ileri sürüp geri çekebilen pragmatist liderliði daha o zamanlarda daha büyük katliamlarýn habercisi olan ihanetlere imzasýný atmaya baþlamýþtý. Bu zincir bir sonraki lider Aidit döneminde de kopmayacaktý. Aidit yönetimi altýndaki PKI, milyonlarca emekçinin müthiþ bir enerji ile mücadeleye atýlmasýnýn rüzgarýyla üye sayýsýný oldukça arttýrmýþtý. 1950 seçimlerinde PKI parlamentoya burjuva hükümete yedeklenerek girmiþti. Bu partinin parlamentodaki temsilcisi ise Sukarno'yu Moskova'da bir temsilcilik açmaya, Çin'le ticari iliþkileri geliþtirmeye davet ediyordu, ancak binlerce tutuklu militanýn salýverilmesi için dahi hükümete bir baský yapýlmýyordu. Böylelikle PKI dünyadaki diðer komünist partilerin iþlevini yerine getiriyordu; Stalinizmin büyükelçiliði. Aidit, Sukarno'nun programýný desteklerken 1955 seçimlerinde PKI'ye toplumsal destek 50'li yýllarýn en üst noktasýna varmýþtý. 1957 yýlýnda tam 6 milyon oy almýþ, 39 milletvekili ile desteðini arttýrarak parlamentoya en büyük dört partiden biri olarak yeniden girmiþti. Ancak PKI arkasýna alacaðý emekçilerle, kitle radikalizmini ilerletmekle ilgilenmedi. Parti, parlamentonun sýcak duvarlarý içinde burjuvazinin programýna dahil olmaktan öteye ne yazýk ki gitmemiþtir. Fakat parti tabanýnýn radikalizmi ve canlýlýðý da partinin sýnýrlarýný zorlayan durumlarý yaratabilecek haldeydi. Örneðin sürgündeki militanlar Hollanda ve Avustralya'da, Endonezya'daki mücadeleyi büyütmek adýna çok etkili boykotlar örgütlemiþlerdi. Tahmin edilmesi zor olmayan bir þekilde PKI'nýn programýnda ne silahlý sovyetik bir ayaklanma ne de sosyalizm ve iþçi iktidarý adýna bir þey vardý; salt "antiemperyalist" jargonla süslenmiþ popülist bir milliyetçilik. Silahlý iþçi ve köylülerin dahi bulunduðu ülkede kimse kesintisiz bir genel grev süreci ve sovyet yapýlanmalarýndan söz etmiyordu. Ayaklanmalar, iktidarý hedeflemekten uzak bir radikalizmin içine düþtüðü o derin çeliþkiye; sonuçsuzluða ve ciddi

kayýplara varýyordu. PKI yönetimi tamamen Sukarno kuyrukçuluðunda sabitlenmiþ bir ihanet içerisindeyken ülkeye on yýllar boyunca hakim olan düþük yoðunluklu bir isyan hali emekçilerin yýðýnlar halinde saflarýna katýlmasýnýn devamýný saðlýyordu. Parti içinde Çin modeline sempati duyanlarýn sayýsý her geçen gün artýyor, gerilla birliklerinin merkezi olarak kurulmasý gerekliliði tartýþýlýyordu. Ne yazýk ki PKI, tabanýn dinamiðini kendiliðinden eylemliliklere mahkum edecek kadar basiretsizdi. Dahasý parti sekreterlerinden Njoto bir Japon gazetesine verdiði bir demeçte yalnýzca bir örneðini sunduðu gibi basit bir burjuva müttefik rolünden daha fazlasýný oynama niyetinde de olmadýklarýný itiraf ediyordu: "PKI, sadece bir kiþiyi, bir üstün kumandaný, bir muhteþem lideri olan Baþkan Sukarno'yu desteklemektedir. Baþkan Sukarno, Endonezya'nýn kaderini ve geleceðini belirleyecek olan Halk güçleri ile bütünleþmiþtir. Tüm üyelerimiz baþkan Sukarno'nun direktiflerini desteklemektedir ve herbirinin ayýrt etmeksizin uygulanacaðýnýn teminatýný vermektedir. Partimiz, bir iç savaþý önleyecek her türlü eforu sarf etmektedir."(2) 1962 yýlýnda burjuva hükümetin ortaðý olmuþ olan Aidit, artýk bir küçük burjuva parlamenter olarak rejimi her koldan koruma kollama görevini de sorumluluk alanýna dahil etmiþti. 1963 yýlýnda PKI liderliði parti tabanýnda büyüyen militanlýðý ve kendiliðinden eylemleri bastýrma görevini kendisine vazife edinmiþti. Ne de olsa ilerici burjuvalarý ürkütmemek, 'halkýn iktidarý' ve Sukarno önderliðindeki 'demokratik devrimi' sürdürmek için bu gerekiyordu. Bu nedenle emekçi yýðýnlarýn polis ve asker ile girdiði çatýþmalara son verilmesi isteniyor, Aidit'in sloganý ile "Medeni Düzen için Polise Yardým Edin" kampanyasý düzenleniyordu(3). 1964'ün sonu, 1965'in baþýnda yüz binlerce köylü, büyük toprak sahiplerinin arazilerine el koymaya baþlamýþtý. Polis ve toprak aðalarýyla köylüler arasýnda sert çatýþmalar yaþanýyordu. PKI, sempatizanlarýna toprak aðalarýyla çatýþmalarý

22

PKI, kitlelerin devrimci atýlýmýna ihanetinin teorisini elbette ki yapýyordu, aþamalý devrim tezleriyle. Aidit partinin hedeflerini 1964 yýlýnda þöyle özetlemekteydi: "Endonezya ulusal burjuvazisi çok gençtir ve toprak aðalarýyla yakýn bir iliþkisi vardýr. Yani bir ayaðý kapitalizmde, diðer ayaðý feodalizmdedir… Endonezya'nýn 1945 devrimi, emperyalist çaðda burjuva demokratik devrim sürecini gerçekleþtirmemiþtir. Endonezya devrimi þimdilik sosyalist proleter devrimi aþamasýnda deðil, burjuva devrimi aþamasýndadýr."


MARKSÝST BAKIÞ engelleme çaðrýsý yapýyor; toprak iþgallerin durdurulmasý ve ele geçirilen topraklarýn toprak aðalarýna geri verilmesini ise NASAKOM hükümetinin ("milliyetçilik, din ve komünizm" ilkeleri üzerine kurulu küçük burjuva programa dayanan) kurulmasýna potansiyel tehdit diye meþrulaþtýrýyordu. PKI, bu ihanetinin teorisini elbette ki yapýyordu, aþamalý devrim tezleriyle. Aidit partinin hedeflerini 1964 yýlýnda þöyle özetlemekteydi: "Endonezya ulusal burjuvazisi çok gençtir ve t o p r a k aðalarýyla yakýn bir iliþkisi vardýr. Yani bir ayaðý kapitalizmde, diðer ayaðý f e o d a l izmdedir… Suharto - Sukarno Endonezya'nýn Endonezya'daki mücadeleye gözünü 1945 devrimi, diken sadece SSCB deðildi. ABD'nin de e m p e r y a l i s t içinde bulunduðu Batý emperyalizminin çaðda burjuva Vietnam'da süregiden iþgalinin baþarýsý- d e m o k r a t i k devrim sürecizlýðý da göz önüne alýndýðýnda ni gerçekEndonezya'daki iþbirlikçi dahi olsa leþtirmemiþtir. komünistlerin varlýðýna her anlamda son E n d o n e z y a vermek emperyalistler için önemliydi. devrimi þimdilik sosyalist Komintern'in stratejisi Endonezya'da Moskova'ya yakýn burjuva bir yönetimin proleter devrimi aþamasýnda þekillenmesiydi. PKI'ya verilen bütün deðil, burjuva direktifler bununla ilgiliydi. Bu yüzden devrimi aþaen baþta da PKI'nun burjuva ortaklarýna m a s ý n d a d ý r. " güven vermesi gerekirdi, bunun için de (4) Sukarno rejimi iþçi ve köylü radikalizminin önüne sanayi geçilmesi, burjuvazi korkutulmamalýydý. tüm iþçileri için Sömürülen sýnýflarýn devrimci eylemine grevleri yasakise SSCB de tipik olarak karþýydý. Ama ladýðýnda dahi iþte Sukarno saf deðiþtiriyor ve ABD ile PKI, bu kararýn devrimci önder birlikte hareket ediyordu. Sukarno'nun önderliðindeki NASAKOM hükümetinin devrimi ilerletmek adýna almasý gereken bir önlem olarak görülmüþtü. Kýsacasý hem ulusal hem uluslararasý müdahaleler her yönü ile karþý devrimi ilan eder nitelikte idi. Karþý devrim, Sukarno'nun generali Suharto'nun 1965'teki darbesi ile en acýmasýz boyutlara ulaþtý. Sukarno,

23

hem orduda hem de devlet kademelerindeki komünist unsurlarý temizleme iþine soyundu. Karþý devrimin baþlangýcýný 1965 Eylülü sonunda bir CIA provokasyonu iþaretledi. Orta rütbe askerlerin örgütlediði darbede üst düzey generaller öldürülürken bu darbeye karþý ABD yanlýsý generaller hýzla harekete geçtiler. PKI, caný pahasýna tam destek verdiði Suharto'yu ve burjuva devleti yýkmak üzere isyan planlamak ile suçlanýyordu. Parti, olaylarla bir ilgisi olmadýðýný açýklayýp tabanýna sakin olma çaðrýsý yaparken hala alenen kendisini bitirmeye hedeflenmiþ bu saldýrý karþýsýnda "masumiyetini" kanýtlama ve bürokratlarýnýn kellesini kurtarmak için yalakalýk yapmak peþinde idi. PKI her ne kadar yalvarýp yakarsa da uzun uzun yýllar boyunca devrime ihanetinin bedelini burjuvazinin kendisine duyduðu ihtiyaç ortadan kalktýðý ölçüde kan ile ödeyecekti. Emekçiler bu provokasyon karþýsýnda çoktan ellerinde silahlarla sokaklara dökülmüþlerdi bile. Kýsa sürede yönetimi el geçirerek direniþi tamamen kýran CIA destekli generaller komünistlere karþý en büyük katliamý örgütlediler. Endonezya'daki mücadeleye gözünü diken sadece SSCB deðildi. ABD'nin de içinde bulunduðu Batý emperyalizminin Vietnam'da süregiden iþgalinin baþarýsýzlýðý da göz önüne alýndýðýnda Endonezya'daki iþbirlikçi dahi olsa komünistlerin varlýðýna her anlamda son vermek emperyalistler için önemliydi. Komintern'in stratejisi Endonezya'da Moskova'ya yakýn burjuva bir yönetimin þekillenmesiydi. PKI'ya verilen bütün direktifler bununla ilgiliydi. Bu yüzden en baþta da PKI'nun burjuva ortaklarýna güven vermesi gerekirdi, bunun için de iþçi ve köylü radikalizminin önüne geçilmesi, burjuvazi korkutulmamalýydý. Sömürülen sýnýflarýn devrimci eylemine ise SSCB de tipik olarak karþýydý. Ama iþte Sukarno saf deðiþtiriyor ve ABD ile birlikte hareket ediyordu. Toplumsal bir devrim yerine Kaddafi, Esad vb'lerinde olduðu gibi Endonezya'da SSCB'ye yakýn bir diktatörlük kurma projesi 1965'teki Suharto darbesiyle suya düþüyordu. Olansa PKI'ya güvenen milyonlarca emekçiye olacaktý. 1953 yýlýnda ABD baþkaný Eisenhower ABD'nin Fransa'yý Vietnam'da desteklemenin Endonezya'yý kontrol altýnda tutmanýn en ucuz yolu olduðunu söylüyordu. Eðer Çin Hindi giderse Malay yarýmadasýnýn, Burma'nýn düþmesini engellemenin çok mümkün olmayacaðýný ve bu gidiþatýn da Endonezya'nýn, bu zengin topraklarýn, elde tutulmasýný zorlaþtýracaðýný belirtip bu gidiþatýn mutlaka durdurulmasý


MARKSÝST BAKIÞ gerektiðini de konuþmalarýna ekliyordu. Bunun için de 400 milyon dolarý her yýl Çin Hindi'nde 'kullanmak' üzere kaynak olarak sunuyordu. Doðal kaynaklar açýsýndan dünyanýn en zengin beþinci ülkesi olan Endonezya'nýn elden çýkarýlmamasý ve Güney Doðu Asya'daki çýkarlarýnýn korunmasý için ABD elinden geleni ardýna koymayacaktý. 1957'deki kitlesel ayaklanmadan beridir ABD'nin tam desteðini arkasýna alan ordu, kitle hareketini ezecek karþý devrimci darbesinin hazýrlýklarýna baþladý. General Suharto liderliðindeki CIA örgütlemesi darbe, kanlý bir askeri diktatörlüðü emekçilerin ve komünistlerin cesetleri üzerinde yarattý. CIA'nýn bile tarihin en kanlý darbesi olarak kayýtlara geçirdiði bu darbede bir milyona yakýn iþçi ve köylü katledildi, sadece birkaç haftada yüz binlercesi kurþuna dizilerek öldürüldü. Yüz binlerce emekçi de toplama kamplarýna gönderildi, tutuklandý, iþkenceden geçirildi. 'Ýlerici burjuvazi'yi ürkütmemek adýna Sukarno'nun emirlerine uyma çaðrýsý yapmaya devam ederken PKI ve Aidit yönetimi aslýnda sahip olduðu yüz binlerce üyesini kendi eli ile katlettirmiþ oldu. Sokaklarda komünist avý baþlatan ordu, Sarekat Ýslam üyelerini de bu sürek avýný yürütmek üzere sokaklara salmýþtý. Darbe, Sukarno tarafýndan milliyetçi, Ýslamcý ve komünistlerin birbirini katlettiði bir etnik gýrtlaklaþma senaryosuna indirgenerek ajite edildi. Sukarno, kendisini kurtarmak adýna darbecilerle ittifak yapsa da küçük burjuva milliyetçisi bu lideri de yavaþ yavaþ yönetimden uzaklaþtýrmanýn planlarý yapýlýyordu. Sukarno, 1967 yýlýndan ölümüne kadar üç yýl kadar ev hapsinde tutuldu. Yerine baþkanlýk seçimi ile Suharto geçti. Yýkým ve Suharto Dönemi Kýyým, komünist hareketi bitirmek üzere planlanmýþtý. Ordunun %40'ýný kontrol eden ve milyonlarca emekçinin ayaklanma için bir iþaretini beklediði PKI, Komintern'in kýlavuzluðunda devrime ihanet etti ve böylelikle tarihin en büyük katliamýnýn da mimarlýðýný yapmýþ oldu. PKI, arkasýnda milyonlar dahi olsa iktidar perspektifi olmaksýzýn yenilginin kaçýnýlmaz olduðunu kanýtlamýþtýr. Küçük burjuva milliyetçiliðini 'anti emperyalizm' olarak pazarlayan küçük burjuva sosyalistleri tarihe baktýklarýnda ihanetlerden baþka bir þey göremeyeceklerdir. Yalnýzca Endonezya deðil, Baas partileri ile Irak, Libya, Mýsýr, Kuomintang politikasý ile Çin ve daha niceleri kapitalizmin 20.yy'ý sað salim atlatmasýnýn dönüm noktalarý olmuþtur. Saydýðýmýz tüm bu ülkelerin Stalinist karþý devrimci politikalarýnýn baþarýya ulaþmýþ olduðu

ülkeler olmasý dýþýndaki ortak özelliði bu ülkelerde sýnýf hareketini domine eden KP'lerin zamanýn sosyalist devrim deðil burjuva demokratik devrim zamaný olduðu gerekçesiyle sýnýf hareketini durdurmalarý olmuþtur. Stalinist SSCB iktidarý Soðuk Savaþ d ö n e m i boyunca toplumsal devrimleri kötürüm edip mümkünse bu ülkelerde KP'ler vasýtasýyla SSCB yanlýsý yönetimlerin iþ CIA destekli 1965 Karþý Devrimi baþýna gelmesi için çabalamýþtýr. Bu çerçevede Sukarno, Esad, Kaddafi gibi kokuþmuþ milliyetçi burjuvalar sosyalist diye parlatýlmýþtýr. Hatta tam düþmekte olduðu sýralar ABD ile arasý bozulan Küba diktatörü Batista bile SSCB ve Küba Komünist Partisi tarafýndan desteklenmiþtir. Bu ihanetlerin neticesinde Küba KP'si Küba devriminde karþý devrimcilik dýþýnda hemen hiçbir rol oynamamýþtýr. Türkiye'de de o sýralar sýnýf hareketi üzerinde belirgin bir gücü olan TKP'nin 1970'lerdeki stratejisi önce legalleþmek, bundan sonra da CHP ile Ulusal Demokratik Cephe (UDC) kurarak iktidara ortak olmaktý. UDC'ye elini kana bulamamýþ MHP'liler bile davet edilebiliyordu. Planlara göre UDC iktidarýyla Türkiye SSCB'ye yakýnlaþacaktý. Ve bunun adýna da 'halk cephesi' taktiði ve bazen de "kapitalist olmayan yol" deniyordu. Bu taktiklerle PKI, "ilerici" burjuva Sukarno ile ileri düzey bir dayanýþma içine girmiþti. Kuruþçev, Jakarta'yý ziyaret ederek Sukarno'yu 'her koþulda' desteklediklerini belirtmiþti. Ne acýdýr ki, SSCB'den Endonezya'ya yapýlan 'yardýmlar' dahilinde 1965 darbesinde milyonlara doðrultulan silahlar, Kremlin tarafýndan gönderilmiþti. Oysa ister Almanya'da olsun ister Endonezya ister Türkiye, sýnýf mücadelesinin programý aþamalarý deðil, sosyalizmi hedeflemek zorundadýr. Troçki'nin Sürekli Devrim tezlerinde belirttiði gibi; "Gecikmiþ bir burjuva geliþimi yaþayan ülkeler açýsýndan özellikle de sömürge ve yarý sömürge ülkeler açýsýndan sürekli devrimin anlamý þudur: Bu ülkelerde ulusal kurtuluþun ve demokratik görevlerin tam ve gerçek çözümü, ancak boyun-

24


MARKSÝST BAKIÞ duruk altýndaki ulusun ve en önemlisi de köylü PKI'nýn elinde kötürüm edilerek yenilgiye zorlandý. kitlelerinin önderi olarak proletaryanýn diktatörlüðü ile PKI'nýn elinin altýndaki milyonlarca militanýn kimi mümkündür."(8) þehirlerde gerçekten militanca mücadele etmiþ olmasýna Oysa PKI ulusal kurtuluþ mücadelesini sosyalizm raðmen asýl olan, tarihi deðiþtirecek olan Bolþevik mücadelesi ile birleþen bir süreç olarak hiçbir zaman öncünün var olmasýydý. Ve bu öncü ne yazýk ki PKI deðilgörmedi. Sömürgeci devletlerin, emperyalistlerin ayakta di. Tersine Endonezya Devrimi'nde PKI'nýn rolü devritutmaya çalýþtýðý kapitalist sistemi ortadan kaldýrmanýn ta min mezar kazýcýlýðýydý. Kitlelerin enerjisi Troçki'nin kendisinin asýl anti-emperyalist deyiþi ile pistonlu bir silindir mücadele olduðu gerçeðini içinde bulunmayan buhar gibi hiçbir zaman kavrayamadý. uçup gitti. Suharto, 1998 yýlýnda ülke Fakat defalarca kez kýyýmdan çapýna yayýlan büyük gösterigeçirilmiþ olan Endonezya proler, iþgaller ve çatýþmalar ile letaryasý yine ve yeniden devrilene kadar yýðýnlara defalarca sokaklara dökülmüþ, büyük bir baský dönemi yaþattý. bedel ödemekten hiç çekinSuharto'nun Endonezya'sý memiþtir. Suharto rejimini de darbe ile Doðu Bloku ile olan kendi elleriyle devirmesini iliþkilerini hýzlý bir þekilde bilmiþtir. Yoksulluk ve baskýlar, keserek Batý emperyalizminin yýðýnlarýn bitmek bilmeyen 1998 Ayaklanmasý hegemonyasý altýna girdi. 1977 enerjisi ile sistemi defalarca kez yýlýna kadar seçimlere baþka bir sarsmasýna raðmen Endonezya partinin katýlmasý dahi yasaktý. 1975'teki baþkanlýk halen bölgedeki en aðýr sömürü koþullarýna sahip ülkelerseçimlerine Suharto yine tek aday olarak girdi. Seçimden den birisidir. Geçmiþin bütün aðýrlýðýna raðmen önce ve sonra gerçekleþen öðrenci protestolarý yine kanla Endonezya proletaryasý ve gençliði içerisinde bu toprakbastýrýldý. Ekonomi, emperyalist anlaþmalarýn ihtiyaçlarý lardan yeniden Bolþevik nüveler fýþkýracaktýr. doðrultusunda petrol, pirinç, kauçuk ve tekstil üretimine Bu yeni evrede devrim ve sosyalizm mücadelesinin odaklanacak þekilde yeniden düzenlendi. Endonezyalý baþarýsý için PKI ve baðlý olduðu Stalinist geleneðin emekçiler örgütsüz ve güvencesiz bir sýnýf olarak büyük býrakmýþ olduðu mirasýn hayaletini yeni bir devrimci bir hýzla yoksullaþmaya mahkum edildiler. 1978'den kuþaðýn devrimci Marksist dünya devrimi programý ile sonra dünyadaki genel uyanýþýn da etkisi ile Endonezya aþmasý tek yoldur. proletaryasý yeniden sokaklara dökülmeye baþladý. Ekin Akçay Suharto da muhalefeti her seferinde daha büyük bir baský ile susturmaya çalýþarak neoliberal programa harfiyen uydu. Ne var ki 1998 yýlýndaki bir ayaklanma onun da sonunu getirdi. Ama sýnýf hareketinin devrimci amaçlarý Kaynaklar açýsýndan koca 20.yy'ýn aðýrlýðý vardý, baþrolde de 1. Çin Hindi'nde Devrimler, Sosyalizm ve Toplumsal Stalinizmin ihanetlerinin yarattýðý fiziksel, ideolojik, Mücadeleler Ansiklopedisi, Ýletiþim Yayýnlarý, 4. Cilt, s. moral çöküntü… 1235 Sonuç 2. The Lessons of the 1965 Indonesian Coup, Troçki, bütün dünyada devrim sorunsalýnýn en can alýcý www.wsws.com noktasýna, bilhassa kapitalist iliþkilerin az geliþmiþ 3. The Lessons of the 1965 Indonesian Coup, olduðu, ulusal burjuvazinin zayýf kaldýðý ve iþçi sýnýfýnýn www.wsws.com sayýca az olduðu ülkeler için geleceðin devrimcilerine 4. Iþýldak, Þ. Endonezya Devrimi, Z yayýnlarý, 2001, s.17 sürekli devrim teorisi ile muazzam bir çýkýþ noktasý 5. Lev Troçki, Sürekli Devrim Sonuçlar ve Olasýlýklar, saðlamýþtýr. Endonezya'da da sýnýf mücadelesi ancak bu Yazýn Yayýncýlýk, Ýstanbul, 2007, s.183 yolla zafere ulaþabilirdi. Marksizmin en temel tezlerinden olan proletaryanýn tek devrimci sýnýf olduðu tahlili, tarihi sýnýflar savaþý deðil burjuva milliyetçi çýkarlar temelinden gören Stalinist program açýsýndan üzerinden atlanabilecek bir detay olarak görüldü. Çünkü Stalinist bürokrasinin ayakta kalabilmesinin yegane yolu teorinin içini boþaltarak meþru bir zemin oluþturmak, bunun adýna da 'taktik' demekti. Endonezya proletaryasý köylülük ile devasa bir güç olup iktidara bir kol mesafesi kadar yakýnlaþmýþ olsa da

25


MARKSÝST BAKIÞ

Yunanistan'da Süreç Ýlerliyor - Çýkarýlmasý Gereken Dersler Kim Kimdir? ND: Yeni Demokrasi Partisi. Yunanistan saðýnýn ana partisi. Syriza: Radikal Sol Koalisyon. Koalisyonun merkezindeki en güçlü örgüt olan Synaspismos ÖDP'nin kardeþ örgütü. Eurokomünist, Leninizme karþý, çoðulcu, sivil toplumcu. Koalisyonun daha küçük bileþenleri ise daha sol çeþitli merkezci örgütlerden oluþuyor. PASOK: Yunan kapitalizminin sosyal demokrat partisi. Baðýmsýz Yunanlýlar: Kemer sýkma paketlerine karþý çýktýklarý için ND'den atýlanlarýn kurduðu saðcý popülist parti. Altýn Þafak: Amblemi gamalý haça benzeyen, liderine führer denen, zaman zaman Nazi selamý veren Neonazi örgüt. Dimar: Syriza'nýn PASOK'a muhalefetini fazla sert bulanlarýn Syriza'dan ayrýlarak kurduðu saða doðru bölünme. Synaspismos kökenli . KKE: Yunanistan Komünist Partisi. Yunanistan'ýn en köklü partisi. KKE yönetimi iç savaþ sýrasýnda Stalin'in direktifleriyle yüz binlerce partizaný ihanete uðratmýþtý. Ortodoks Stalinist. Sendikal bürokrasi içinde güçlü. Milliyetçi. Yaygýn örgütlülüðe sahip. Antarsya: Antikapitalist Sol Cephe. Syriza'nýn solundaki daha radikal programa sahip örgütlerin birliði. Proleter devrimcilikten sivil toplumculuða salýnan merkezci bir çizgisi bulunuyor. 17 Haziran 2012: Tekrarlanan genel seçimler: ND %29.8, Syriza %26.9, PASOK %12.1, Baðýmsýz Yunanlýlar %7.2, Altýn Þafak %6.9, Demokratik Sol (Dimar) %6.1, Yunanistan Komünist Partisi (KKE) %4.5. Baþta AB olmak üzere emperyalist kapitalist sistemin kurum ve temsilcileri ile Yunan burjuvazisinin olasý bir Syriza zaferini önlemek için sürdürdüðü korkutma ve þantaj stratejisi sonuç alýr ve saðcý patron partisi Yeni Demokrasi (ND) Syriza'yý az farkla geride býrakýr. Üç gün sonra ise NDPASOK-Dimar hükümetinin kurulduðu ilan edilir. Piyasalar biraz da olsa rahatlar, dünya kapitalizmi buruk da olsa bir sevinç yaþamaktadýr. Burukturlar, zira yeni hükümet pek uzun ömürlü gözükmemektedir. Ondan sonrasýysa burjuvalar için hayli ürkütücü ve karanlýktýr. Ekim 2009: Ekonomik krizin ilk etkilerinin Yunanistan'ý iyiden iyiye sarsmaya baþladýðý sýralar. O sýrada iktidarda olan Yeni Demokrasi (ND) kaybedeceðini bile bile erken seçim kararý alýr. Böylece yaklaþan büyük fýrtýnada dümeni PASOK'a devreder. Bu devir akýllý bir hamleydi, ne de olsa dönem emekçilerin haklarýna saldýrý dönemiydi. Bunu da PASOK'un yapmasý en akýllýcasýydý, zira PASOK sendikal bürokrasinin önemli bir parçasýydý, bu açýdan emekçilerin acý reçeteler karþýsýnda teskin edilmesi için PASOK iktidarý ND iktidarýndan çok daha uygun bir alternatifti.

26


MARKSÝST BAKIÞ Neticede Ekim 2009'da %44 oyla baþbakan olan hayli polüler PASOK lideri Papandereu, iki yýl sonra kasým 2011'de bitik bir burjuva politikacýsý olarak istifa edecekti. Burjuvazinin iki temel partisinden birisi böylece devre dýþý kalýrken elde sadece daha az yýpranmýþ ND kalýyordu. 2009'da ND'li Karamanlis siyasi kariyerini sonlandýrma pahasýna erken seçime giderek kýsa vadede partisinin geleceðini korumuþtu. PASOK'lu Papandereu ise iki yýl içinde dibi boylayacaktý. Þimdi burjuvazinin "olaðan metotlar" çerçevesindeki son kozu olan ND'li Samaras baþbakan. Gerçekçi hiçbir yorum Samaras'tan Papandereu gibi iki yýl dayanmasýný beklemiyor.

maya pek de gerek yok. Sintigma Meydaný'nda kendini vuran Hristulas'ýn intihar notunda yazanlar Yunanistan'ýn durumunu oldukça iyi anlatýyor: "Bana þahsen dinamik cevap verme yeteneði vermeyen yaþýmdan dolayý (Eline bir Kalaþnikof alan ilk Yunanlý olsaydý, benim ikinci olacaðýmý tabii ki göz ardý etmiyorum), çöplerden yiyecek arama durumuna gelmeden önce iyi bir son dýþýnda baþka çözüm bulamýyorum. Geleceksiz býrakýlan genç insanlarýn bir gün silahlarýný ellerine alacaðýna ve Ýtalyanlarýn 1945'te Piazza Poreto of Milan'da Mussolini'ye yaptýklarý gibi ulusal hainleri Anayasa Meydaný'nda alaþaðý ederek asacaðýna inanýyorum."

Nisan 2012: Emekli aylýðý kesilen 77 yaþýndaki Yunanlý Mayýs 2012: Syriza lideri Alexis Tsipras, Avrupa turuna emekli Dimitris Hristulas Atina'nýn göbeði Sintagma çýkar. Amaç, Haziran seçimleri öncesinde Syriza'nýn Meydaný'nda baþýna kurþun sýkarak yaþamýna son verir. Avrupa'ya baðlý olduðunu göstermek ve böylelikle kapiHristulas kriz karþýsýnda Yunan emekçilerinin durumunu talist propaganda ile tedirgin edilen Yunan orta sýnýflarýný anlatan bir sembole dönüþür. Yunanistan'da intiharlar ve diðer tereddütlü kesimleri yatýþtýrmaktýr. Zaten, Syriza artarken aþevleri önündeki yemek kuyruklarý uzadýkça AB ve Euro'dan çýkýlmasýna kesinlikle karþý olduðunu her uzuyor. Yunanistan'daki kriz fýrsatta vurguluyordu. Syriza emekçi sýnýflar açýsýndan tam bir Avrupa'ya baðlýydý, ama bu buhrana dönüþmüþ durumda. Avrupa kapitalist Avrupa'ydý, Yüz binlerce devlet memuru halkriz de kapitalizmin krizi. ihazýrda iþini kaybetmekte. Buna Syriza Yunanistan'da uyguyüz binlerce özel sektör çalýþaný lanan acý reçeteleri yýrtýp ataeklendi. Ýþsizlik 2009'daki %9 caðýný iddia ederken ayný oranýndan %22.6'lara çýktý. zamanda bu reçetenin mimarý Sadece 2012'nin ilk çeyreðinde AB'ye de sýký sýkýya baðlý 400 bin kiþi iþini kaybetti. Sene olduðunu yineleyip durdu. Bu sonu iþ-sizlik tahmini %25 koca tutarsýzlýk, Syriza'nýn seviyesinde. Buna karþýlýk iþsizkarakterini ortaya koyduðu Alexis Tsipras-Syriza lik yardýmý bir yýl ile sýnýrgibi (Syriza emekçilerden landýrýldý ve de büyük ölçüde kýryoðun destek aldýðý sürece) bir pýldý. Asgari ücret de dahil Syriza Yunanistan'da uygulanan yandan diðer alternatiflerin acý reçeteleri yýrtýp atacaðýný Yunanistan genelinde ücretler zayýflýðýný diðer yandan da kitleiddia ederken ayný zamanda bu sel muhalefetin olgunlaþma %30-40'lara varan oranlarýnda reçetenin mimarý AB'ye de sýký anlamýnda daha kat etmesi aþaðý çekildi. Emekli aylýklarýnýn sýkýya baðlý olduðunu yineleyip gereken önemli bir yol olduðunu önemli bir kýsmý iptal edililirken durdu. Bu koca tutarsýzlýk, geri kalaný da büyük oranlarda da gösteriyor. Syriza, 17 Haziran aþaðý çekildi. Toplu sözleþme sis- Syriza'nýn karakterini ortaya koy- seçimlerinde ikinci oldu ve temini devre dýþý býrakacak düzen- duðu gibi (Syriza emekçilerden muhalefette kaldý. Böylece lemeler yapýldý. 200 bin kamu yoðun destek aldýðý sürece) bir bünyesindeki onulmaz çeliþkikurum, kuruluþ ve birimin kapatýllerin Syriza'yý ve bu arada sýnýf yandan diðer alternatiflerin masý ve bazý kamu kurumlarýnýn zayýflýðýný diðer yandan da kitle- mücadelesini nereye sürükleyeözelleþtirilmesi kararý alýndý. ceði sorusunun cevaplanmasý sel muhalefetin olgunlaþma Netice iþsizliðin, yoksulluðun, ileriki bir zamana ötelendi. Ama anlamýnda daha kat etmesi evsizliðin ve açlýðýn patlamasý Syriza'nýn Avrupa'da görüþtüðü gereken önemli bir yol oldu… Bu toplumsal buhran kardeþ partileri herkese bir fikir olduðunu da gösteriyor. önümüzdeki süreçte daha da aðýrvermeli: Almanya'da Sol Parti laþacak. ND önderliðindeki yeni hükümetin IMF-AB'nin iktidarda olduðu eyalet yönetimlerinde özelleþtirmeler kuklasý olarak yapabileceði pek bir þey yok. Üstelik küre- dahil neoliberal ajandaya sadýk kalmýþ bir parti. Yine sel kapitalizm AB eliyle daha fazla kemer sýkma paketi Syriza'nýn Fransa'da sarmaþ dolaþ olduðu Fransýz istiyor. ND'nin umabildiði sadece ve sadece bu paketlerin Komünist Partisi ve Sol Parti'nin sicili de, bunlar üstelik biraz daha insaflý olmasý. Bu manzara karþýsýnda burju- merkezi iktidarda hükümet ortaðý olmuþlardý, neoliberavazinin 17 Haziran seçim baþarýsýnýn aslýnda Pirus lizme adapte olmak konusunda bir hayli kabarýk. Bir zaferinden baþka bir þey olmadýðýný uzun uzun açýkla- diðer ipucu da Syriza'nýn kemer sýkma politikalarý

27


MARKSÝST BAKIÞ karþýsýndaki söyleminin çoðu yerde ve özellikle seçimler iyice yaklaþtýkça yýrtýp atmaktan yeniden müzakere etmeye doðru kaymasýdýr. Alexis Tsipras, bu yeniden müzakere etme meselesi kapsamýnda Ýspanya'nýn imzaladýðý paketin çok daha elveriþli olduðunu dile getirip durdu. Ama bunun anlamý Yunan emekçilere ölümü gösterip sýtmaya razý etmek d e ð i l midir? O zaman sormazlar mý

Antarsya, Syriza'nýn ittifak çaðrýsýna "þartlý destek" þeklinde cevap vermeliydi. "Seçimerde destek veririz ama iktidar olduðunuzda þu þu konularda garanti isteriz. Ancak bu garantileri veriyorsanýz sizleri destekleriz demeleri" gerekirdi. Emekçi kitlelerde yankýsýný bulacak mesaj þuydu "madem Syriza sosyal yýkým paketlerini yýrtmaktan bahsediyor, o zaman emperyalist kapitalist sistemin baskýlarý karþýsýnda Syriza'nýn arkasýnda dururuz, ama bu konuda yan çizerse Syriza'yý ilk deþifre edenler de biz olacaðýz."

"öyleyse Ýspanyol emekçiler þimdi neden ayakta" diye?

Aralýk 2008: Yunanistan'ta kriz sancýlarýnýn henüz yoðunlaþmadýðý günler. Atina, 15 yaþýndaki anarþist bir gencin polis k u r þ u n u y l a öldürülmesinin ardýndan ayaða kalkar. Çatýþmalar haftalarca sürer, barikatlar kurulur… Bu patlama adeta gelecekteki büyük mücadelelerin habercisidir. Hareketi hemen her kesim desteklemektedir. Ama bir istisna var ki gözlerden kaçacak gibi deðildir. KKE, eylemler uzayýnca kendisini tutamamýþ ve eylemcilere "çapulcular" diye hitap etmiþtir. KKE hýzýný alamayýp Syriza'yý "provokatörlere sahip çýkmakla" itham eder. Hükümetteki saðcý ND'nin bakaný KKE'yi sorumlu tavrýndan dolayý tebrik edecektir!.. Aradan 3,5 yýl geçer. 6 Mayýs seçimlerinde KKE oylarýný %7.5'ten ancak %8.5'e çýkarabilirken (iþçi bölgelerinde oy düþüþleri söz konusudur), Syriza %4.5 civarlarýndan ilk önce %17'e bir ay sonraki seçimlerde de %27'e týrmanýr. KKE oylarý ise yarý yarýya azalarak %4.5'e düþecektir. Anarþist

28

gencin vurulmasýndan sonra baþlayan harekete karþý KKE'nin takýndýðý tavýr durumu izah eden iyi bir göstergedir. Krizin tam ortasýnda facebook'tan örgütlenen sýradan Yunanlýlar'ýn baþlattýðý Öfkeliler Hareketi KKE'ye göre apolitiktir, yani deðersizdir. Kasým 2011'de iki günlük genel grev sýrasýnda, kesinti paketi mecliste oylanýrken Parlamento'yu basmaya kalkýþan sol gruplarý KKE durdurmuþtur. Kasklý, beyzbol sopalý adamlarýyla, kurduðu arama noktalarýyla, adeta ikinci bir polis gücü gibi. KKE'nin bu tarz marifetlerini uzatmak mümkündür. Sadece kendi eylemlerine gelen, kitlesini ortak eylemlerden köþe bucak kaçýran ve diðer sol örgütlere karþý her daim düþmanca bir tavýr alan KKE'yi Yunanlý emekçilerin tercih etmemesinde þaþýlacak bir durum yoktur. Krizin faturasýný emekçilere ödetmeye çalýþan PASOK'un çökmesinin ardýndan ibre ya KKE ya da Syriza'ya dönecekti. KKE'nin alt sýnýf radikalizmi karþýsýnda gösterdiði, ki çoðu durumda saklamaya gerek duymadýklarý düþmanlýk yüzünden KKE kapitalist krizin ortasýnda büyük bir destek kaybý yaþayarak %4.5'lere geriledi. Kitle hareketi yükseldiðinde kapitalist sistem krize girerken KKE de krize giriyor. Kitleler haklý olarak KKE'ye güvenmiyor, samimi bulmuyor. Syriza ise devrimci olduðundan deðil her sosyal harekete þöyle veya böyle destek olduðundan kitlelere sempatik geliyor. Mayýs 2012: Syriza, seçimlerden önce KKE ve Antarsya'ya ittifak çaðrýsý yapmýþtý. Asýl savaþýný adeta Syriza'ya karþý veren KKE bu teklifi zaten keskin bir þekilde reddederken, Syriza 6 Mayýs seçimlerinde %1.2 oy alan Antarsya'ya ittifak teklifini yineledi. Antarsya'nýn nasýl cevap vereceði radikal sol þekillenmenin geleceði açýsýndan belirleyici olacaktý. Yunanistan'da durum 6 Mayýs sonuçlarý etrafýnda yeniden þekillenmiþti. ND ve Syriza etrafýnda büyük bir kutuplaþma yaþanýyordu. Bir tarafta kesinti paketlerine karþý olduðunu ilan eden Syriza, diðer tarafta bunlardan yana olan ND. Son iki yýlki mücadelelerde sola kayan emekçi kitlelerin Syriza'ya yöneldikleri ortadaydý. Bu þartlar altýnda Antarsya seçimlere baðýmsýz katýlma kararý alarak büyük bir hata iþledi. Antarsya, Syriza'nýn çaðrýsýna "þartlý destek" þeklinde cevap vermeliydi. "Seçimlerde destek veririz ama iktidar olduðunuzda þu þu konularda garanti isteriz. Ancak bu garantileri veriyorsanýz sizleri destekleriz demeleri" gerekirdi. Emekçi kitlelerde yankýsýný bulacak mesaj þuydu "madem Syriza sosyal yýkým paketlerini yýrtmaktan bahsediyor, o zaman emperyalist kapitalist sistemin baskýlarý karþýsýnda


MARKSÝST BAKIÞ Syriza'nýn arkasýnda dururuz, ama bu konuda yan çizerse Syriza'yý ilk deþifre edenler de biz olacaðýz." Tüm gözlerin sadece Yunanistan'da deðil, tüm dünyada Antarsya'nýn vereceði karara çevrildiði sýrada böyle bir tavýr Antarsya'yý sýnýf mücadelesinin belirleyici bir gücü haline getirirdi. Köklerini 3.Enternasyonal'in ilk dört kongre kararlarýndan alan, daha sonra Troçki'nin geliþtirdiði birleþik iþçi cephesi taktiði sola kayan bir iþçi tabanýna sahip reformist ve merkezci partilere komünistlerin ittifak teklifiyle gitmesine dayanýr. Reformist liderlik eðer bu teklifi redderse emekçi kitlelerin gözünde birleþik iþçi cephesini engelleyerek saðýn zaferini kolaylaþtýran sekter bozguncu konumuna düþecektir. Eðer reformist liderlik bu teklifi kabul ederse komünistler hala bu partilere inanan emekçileri omuz omuza ayný cephede savaþýrken kendi saflarýna kazanma fýrsatý bulacaktýr, zira reformist liderliðin kaypaklýðý en iyi mücadele sýrasýnda görülecektir. Antarsya akýllý bir taktikle Syriza'ya inanan geniþ kitleleri saflarýna katma fýrsatýna sahip olabilirdi ne de olsa Syriza'nýn iktidarda yan çizeceði çok muhtemeldi. Ama mesele kitlelerin bu seçeneði deneyimlemeleri ve sonucu kendilerinin görmesiydi. Devrimciler bu süreçte kitlelerin yanýnda olmalýdýrlar. Syriza'nýn yaratacaðý hayal kýrýklýðýnýn mücadeleyi baltalamamasý ve kitlelerin sola kayýþýnýn durmamasý için Antarsya'nýn mücadelenin baþarýsý için elini taþýn altýna sokan samimi bir görüntü çizmesi gerekir. Asla kitlelerde ilüzyonlar yaratmadan, asla Syriza'nýn yaptýklarýnýn vebalini üstlenecek ortaklýklara girmeden, asla Syriza'nýn kuracaðý burjuva hükümete katýlmadan… Ýþçi sýnýfý ve gençliðin Syriza'yý test ettiði süreçte onlarýn yaný baþýnda, sýnýf mücadelesini ileri taþýmaya, kapitalist saldýrýlarý geri püskürtmeye çalýþan bir politik odak belirmek hayati önem taþýyacaktýr. Diðer taraftan uzaktan atýp tutan, sorumluluk almayan, belirleyici kavgalardan sözde steril ilkesellik iddialarýyla uzak duran bir sol unsur emekçi kitlelere hiç de sempatik gelmeyecektir. Antarsya, Syriza'nýn teklifini geri çevirerek kendisini izole etmiþtir. Üstelik öncesinde rahatlýkla öngörülebileceði üzere seçimlerde büyük bir hezimete uðramýþtýr. Alýnan topu topu 20 bin oy

Antarsya'nýn kendi yakýn taraftarlarýnýn bile desteðini alamadýðýný göstermektedir. Seçim sonucunun Antarsya'nýn kadro ve sempatizanlarýnda örgüte dair demoralizasyon y a r a t a c a ð ý muhakkaktýr. Bu da Yunanistan'ýn bir devrimci duruma sürüklendiði bir ortamda hiç olmamasý gereken bir durumdur. Böyle bir süreçte moral üstünlüðün elde tutulmasý adeta bir barometredir. Bunun kaybý iþlerin ciddi anlamda olumsuz seyrettiði þeklinde yorumlanmalýdýr. Haziran 2012: Seçimlere az bir zaman kala canlý yayýnlanan bir TV programýnda Altýn Þafak milletvekili Ilias Kasiriadis tartýþtýðý KKE ve Syriza'lý kadýn milletvekillerini döver. 6 Mayýs'taki seçim baþarýsýnýn ardýndan projektörlerin üzerine çevrildiði Altýn Þafak'ýn ne menem insan tozlarýndan oluþtuðu aslýnda ayyuka çýkmýþtý. Canlý yayýndaki bu saldýrý da fazla söze gerek býrakmayacak cinstendi. Bu durumda beklenti 6 Mayýstaki bir takým tepki oylarýnýn Altýn Þafak'ý terk edeceði yolundaydý. Ama 17 Haziran seçim sonuçlarý Altýn Þafak'ýn baþarýsýnýn hiç de tesadüfi olmadýðýný ispatlamýþtýr. Daha düne kadar bir avuç kriminal fanatikten oluþan bu çete þimdi her þeye raðmen %7 oy oranýný tutturmaktadýr. Bundan gittikçe aðýrlaþan kriz koþullarýnda uçurumun kenarýna gelen küçük burjuvazinin bir bölümünün çaresizlik içine düþtüðü ve öfkeyi günah keçileri haline gelen göçmenler ve tabi ki sol üzerindeki bir demir yumruða dönüþtürmeyi vaad eden faþizme kaydýðý anlaþýlýyor. Faþizmin bu denli ciddi bir güç haline gelmesinde þimdiye kadar ki dev sosyal kesinti paketlerinin iþçi hareketince engellenememiþ olmasýnýn payý muhakkak ki büyüktür. Sendikalar tam 17 genel grevi sadece tabanda biriken gazý almak için düzenlediklerinden küçük burjuvazinin öfkesi önce umutsuzluða sonra da çýlgýnlýða doðru kaymaktadýr. Bu durumdan sendikal

29

17 Haziran seçim sonuçlarý Altýn Þafak'ýn baþarýsýnýn hiç de tesadüfi olmadýðýný ispat lamýþtýr. Daha düne kadar bir avuç kriminal fanatikten oluþan bu çete þimdi her þeye raðmen %7 oy oranýný tutturmaktadýr. Bundan gittikçe aðýrlaþan kriz koþullarýn da uçurumun kenarýna gelen küçük burjuvazinin bir bölümünün çaresizlik içine düþtüðü ve öfkeyi günah keçileri haline gelen göçmenler ve tabi ki sol üzerindeki bir demir yumruða dönüþtürmeyi vaad eden faþizme kaydýðý anlaþýlýyor.


MARKSÝST BAKIÞ bürokrasinin tepesine çöreklenen en baþta PASOK ve masý fazla zor olmayacaktýr. Bu tarz antifaþist iþçi birlikKKE ile bunlardan sonra gelmek üzere Syriza sorum- leri faþizmi ezdiðinde sýnýf mücadelesi yeni bir merhaleludur. Artýk iþin þakaya gelir yanýnýn olmadýðý açýktýr. ye evrilmiþ olacaktýr. Bu tarz birliklerin oluþumuna Eðer devrimciler tabandaki emekçi hareketiyle birlikte öncülük eden sol güçler de Syriza'nýn solunda bir alteracil önlemler almazlarsa faþizm Yunan emekçi sýnýfýna natif olarak iyice belirginleþmiþ olacaklardýr. Bu da felaket vaad etmektedir. En belirleyici konulardan birisi, Syriza'nýn solundaki baþlýca güçlerin sýnýf mücadelesine kriz karþýsýnda iþçi hareketinin hayal kýrýklýðý yaratetki edebilecek güçlere eriþmeyi baþarmasý demek Eðer maya devam etmemesidir. Yani iþçi hareketi olacaktýr. devrimciler kesinti paketleri karþýsýnda kazanýmlar elde Temmuz 2012: Altýn Þafak Yunanistan'daki tabandaki etmeli ve toplumsal enerjiyi kendisine çekyabancý esnaftan biran evvel ülkeyi terk erek umut haline gelmelidir. Aksi takdirde emekçi hareketiyle etmelerini istedi, aksi takdirde dükkanAltýn Þafak adým adým güçlen-meye birlikte acil önlemler larýnýn tahrip edileceðini duyurdu. devam edecektir, ki þu sýralar bu çetenin almazlarsa faþizm Yunanistan'dan gelen raporlar göçmenoldukça faal olduðu, bir yandan Yunan lere yapýlan saldýrýlarýn giderek Yunan emekçi sýnýfýna yoksullarýna þirin gözükmek için kamyoðunlaþtýðýný gösteriyor. Üstelik panyalar yaptýðý bir yandan da göç- felaket vaad etmektedir. En Yunan polisinin faþist çeteleri menlere saldýrýlarý yoðunlaþtýrdýklarý belirleyici konulardan birisi, yakalamak þöyle dursun saldýrýya kriz karþýsýnda iþçi harekebilgisi gelmektedir. Unutulmamasý maruz kalan, kendilerini savunan gerekir ki faþizmin ilacý sýnýf tinin hayal kýrýklýðý yaratmaya göçmenleri tutukladýklarý bilgisi savaþýdýr. Sýnýf savaþýnýn yük- devam etmemesidir. Yani iþçi geliyor. Bütün bunlar faþist seltilmesi için de iþçi hareketinin tehditin beklenilenden hýzlý hareketi kesinti paketleri önündeki en büyük engellerden büyüdüðünün bir göstergesi. Bu karþýsýnda kazanýmlar elde birisi olan sendikal bürokrasiye da bir kez daha sosyalist solun karþý taban inisiyatifinin yük- etmeli ve toplumsal enerjiyi kenacele etmesi gerektiðini ortaya disine çekerek umut haline seltilmesi gereklidir. Bir diðer koyuyor. Syriza, seçimin hemen ihtimal de olasý bir Syriza ikti- gelmelidir. Unutulmamasý gerekir ardýndan duyurduðu "sorumlu darýnýn kitlelerde hayal kýrýklýðý ki faþizmin ilacý sýnýf savaþýdýr... muhalefet" duruþunun hakkýný yaratmasý durumunda ibrenin Faþist hareket esasta bir sokak verircesine sessizliðini korurken, tümden aþýrý saða dönecek herhangi bir þekilde sýnýf harekeolmasýdýr. Syriza'nýn dýþýndaki sol gücü olduðundan sokaklardan tinin yeniden yükseltilmesi temizlendiðinde etkisini ve aktörlerin antikapitalist bir devinçaðrýsýndan kaçýnýyor. Bir yandan dirici odak haline gelmesi þu yeteneklerini tümden yitirmiþ da Troika yeni kesintiler için NDkoþullarda zor görünmektedir. olacaktýr. Bu nedenle böylesi PASOK-Dimar hükümetine bastýKKE, hem sendikal bürokrasideki antifaþist birliklerin örgütlenrýyor. Genel grev hareketinin bu kez gücü, hem de kendi örgütsel varmesi durumunda Altýn Þafak sonuç almak üzere yeniden baþlamalýðýyla sýnýf hareketinin önündeki bir masýnýn sonuçlarý gerçekten aðýr olaengelden baþka bir þey deðildir. Bunu çetelerinin daðýtýlmasý fazla caktýr. Diðer taraftan iþçi hareketinin bilen kitlelerin KKE'ye þans taný- zor olmayacaktýr. Bu tarz maceracý olmayan, emekçilerden antifaþist iþçi birlikleri madýðý ortadadýr. Zaten halihazýrdaki müteþekkil anti faþist kuvvetlerinin dev güçleriyle KKE'nin ne yaptýðý ya da faþizmi ezdiðinde sýnýf oluþturulmasýnýn ve Altýn Þafak yapabildiði de ortadadýr. Diðer taraftan mücadelesi yeni çetelerinin sokaktan temizlenmesinin Antarsya, kriz süresince gerekli güç birikibir merhaleye önemi de son saldýrýlar ertesinde tüm mini yakalayamamýþ, daðýnýk görüntüsünçýplaklýðýyla ortaya serilmiþtir. evrilmiþ den kurtulamamýþ, bir yandan da atýlmasý olacaktýr. gereken taktik hamleleri atamamýþtýr. Bu yüzden Syriza'nýn olasý ihaneti karþýsýnda ortaya çýkacak boþluðu dolduracak gibi gözükmemektedir. Böyle bir durumda Altýn Þafak'ýn ilerlemesi sýçramalý olacaktýr. Gelgelelim bir diðer seçenek daha bulunmaktadýr. Bu da Syriza'nýn solundaki güçlerin tabanýný emekçi kitlelerlerde bulan bir antifaþist kuvvet oluþturmasýdýr. Faþist hareket esasta bir sokak gücü olduðundan sokaklardan temizlendiðinde etkisini ve yeteneklerini tümden yitirmiþ olacaktýr. Bu nedenle böylesi antifaþist birliklerin örgütlenmesi durumunda Altýn Þafak çetelerinin daðýtýl-

30


MARKSÝST BAKIÞ

Birleþik Cephe Taktiði Üzerine "Devletler arasýndaki alelade savaþlardan yüz defa daha çetin, daha uzun ve daha çapraþýk bir savaþ olan uluslararasý burjuvazinin devrilmesi uðruna savaþa giriþmek, ve önceden dolambaçlý yollara baþvurmayý, (bir anlýk olsa bile) düþmanlarýmýzý bölen çeliþkilerden yararlanmayý, geçici olsalar da, pek o kadar güvenilir olmasalar da, sallantýlý olsalar da, koþullara baðlý bulunsalar da, potansiyel müttefiklerle anlaþma ve uzlaþmalarý reddetmek son derece gülünç bir davranýþ olmaz mý? Bu, bugüne kadar ulaþýlmamýþ ve keþfedilmemiþ bir daðýn çetin týrmanýþýnda, bazan zikzaklar halinde yürümeyi, bazan geri çekilmeyi, ilkten seçilen doðrultuyu býrakýp baþka bir doðrultuyu denemeyi önceden reddetmek gibi bir þey deðil mi?" (Lenin, Komünizmin Çocukluk Hastalýðý "Sol" Komünizm, Sol Yayýnlarý, Ankara:1991, s. 66) Lenin'in çocukluk hastalýðý olarak betimlediði sol komünizmin aðlarýna düþmüþ akýmlar dýþýnda teorik düzeyde devrimci mücadelede ittifaklar, cepheler kurulmasý fikrine karþý çýkan yoktur. Üçüncü Enternasyonal'in ilk dört kongre kararlarýna dayanan "birleþik cephe" taktiði teorik olarak yaygýn bir cenahta kabul görse de bu taktiðin yaþama geçirilmesine geldiðinde iþin rengi deðiþir. Ýþçi sýnýfý üzerinde etki kurmuþ sol yelpazenin çeþitli unsurlarýyla ittifak kurma gereði mücadele içinde belirdiðinde çok sayýda siyasal öznenin "devrimci çizgi"sini, mücadelesinin "pürü paklýðýný" korumak adýna böyle ittifaklara yanaþmadýðýný, hatta mahkum ettiðini görürüz. Siyasal mücadele arenasýnda çok daha büyük bir sýklýkla Bolþeviklerin baþarýsýnýn kapýsýný aralayan birleþik cephe taktiðinin yerini Stalinizm ve türevlerinin bilinçli çarpýtmalarýyla sýnýflar arasý ittifaklara dayanan halk cephesinin almasýyla karþýlaþýyoruz. Bu yazýnýn gündemi halk cephesini tartýþmak olmadýðýndan bu konuyu bir kenara býrakarak birleþik cephe taktiðine en ileri biçimini veren Troçki'nin devamcýlarý olma iddiasýndaki unsurlara geçelim. Birleþik iþçi cephesi taktiði geliþtirilmesi, Troçki'nin devrimci mücadeleye önemli katkýlarýndan biri olsa da

O'nun yolundan gittiðini söyleyenlerin bu taktik konusunda sicilleri daha parlak deðil. Teorik olarak dillerden düþmeyen "birleþik cephe"nin pratikte gerçek anlamýna kavuþmasýna nadiren rastlýyoruz. Troçkist cenahta da pratikte ittifaklarý imkansýz hale getirenler yok deðil ancak ana eðilim "birleþik cephe" adý altýnda devrimci Marksizme yabancý politikalarýn uygulanmasý(birleþik cephe adýna yaþanan örneklerden; Mýsýr'da Devrimci Sosyalistlerin (RS) Ýslamcý Müslüman Kardeþlerle kurduðu ittifaklar, küçük burjuva bir siyasal yapýlanmayla yapýlan sýnýflar arasý ittifaký-ki halk cephesinin daniskasýdýr-, Chavez'in baþýnda bulunduðu burjuva hükümete tabi olmak vb). Ýþçi sýnýfýnýn diðer sýnýflar üzerinde hakimiyet kurmasý ve devrimci öncünün de iþçi sýnýfýnýn bütünü üzerindeki etkisinin geniþlemesine dayanan birleþik cephe taktiði, böylece iþçi sýnýfýnýn baþka sýnýflarýn tahakkümüne girmesi, kuyruðuna takýlmasýna dönüþüyor. Görüyoruz ki Troçki'nin ve Lenin'in detaylý þekilde tariflediði birleþik cephe taktiklerini yaþama geçirmek ayrý bir meziyet. Politika yapmak ayrý bir sanat. Mücadelenin gereklerine göre her an yeniden yapýlanabilmek, uyarlanabilir olmak ve konjonktüre göre taktikleri yenilemek gerekiyor. Bunun da bir reçetesi yok, ama geçmiþ deneyimler, baþarýlý ya da baþarýsýz, bu noktada yardýmýmýza yetiþiyor. Bu baðlamda, devrimci mücadelenin baþarýsý için kritik önemdeki birleþik cephe taktiðinin kavranmasýna bir katký olarak dünya emekçileri adýna trajedi ya da destan yaratma konusunda düðüm noktasýnda duran Yunanistan'daki son süreci ele alalým. Her anlamda olaðanüstü dönemlerden geçen Yunanistan'da Mayýs baþýndaki genel seçimlerde sol reformist Syriza büyük bir sýçrama yaparak ikinci parti konumuna ulaþmýþ; seçimlerden sonra hükümetin bir türlü kurulamamasý üzerine Haziran ayýnda tekrar seçime gidilmiþti. Bu seçim dönemi birinci parti olmak üzere saðcý Yeni Demokrasi ile Syriza'nýn arasýnda bir yarýþa (Yunanistan seçim sistemi birinci partiye 50 milletvekili baþtan vererek 151 vekil

31


MARKSÝST BAKIÞ desteðine dayanan hükümeti kurmasýnýn önünü açmaktadýr) sosyalist-devrimcilerle menþeviklerin oylarýn çoðunluðunu dönmüþtü. Bu süreçte biz Yunanistan'daki devrimcilere (ve alacaklarýný bildiði için, Kurucu Meclis seçimlerini de belli bir destek ve aðýrlýða sahip, Syriza'nýn solundaki sürüncemede býrakmaya kalkýþýnca, (her iki parti de, Antarsya'ya) birleþik cephe taktikleri gereði Syriza'nýn gerçekte tek bir küçük-burjuva demokrasisini temsil eden þartlý olarak desteklenerek hem saða doðru yalpalayan bu pek sýký bir siyasi blok teþkil etmekteydiler), sosyalistparti üzerinde soldan bir basýnç yaratmak hem de kitleler devrimciler ve menþevikler, bu ertelemelere gerektiði gibi gözünde onu sadece propagandalarýmýzla deðil mücadele karþý koymak için yeterli gücü kendilerinde bulamadýlar." sürecinde deþifre etmek görevinin yerine getirilmesi (Lenin, age., s. 85) çaðrýsýný yükseltmiþtik: "6 Mayýs'taki seçimlerde %1.2'lik Birleþik Cephe Taktiðinin Özü oy oranýna ulaþan devrimcilikle merkezcilik arasýnda salýBirleþik cephe taktiði, somut bir gerçeklikten doðar: iþçi nan Antarsya bu seçimlere kendi adýyla girerek önemli bir sýnýfý içinde bilincin eþitsiz daðýlýmý. Sýnýf bilincinin geliþihata yapmýþtýr. Baþýndan beri seçimin kemer sýkma pakemi emekçi sýnýflar arasýnda eþitsiz ve çeliþkili þekilde olur. tinin referandumu gibi geçeceði ve bu baðlamda emekçiMücadelenin en geri olduðu dönemlerde dahi sýnýfýn en ileri lerin ND karþýsýndsa kesinti karþýtý duruþ sergileyen bilincine, komünist bilince varmýþ az Syriza'ya yöneldiði ortadayken sayýda iþçi varken geniþ yýðýnlar diðer Antarsya'nýn Syriza "þartlý destek" "Devletler arasýndaki sýnýflarýn ideolojik hegemonyasý vermesi gerekirdi. Ve bu þartlar altýndadýr. Mücadelenin zirve yaptýðý (kemer sýkma paketlerinin kesin iptali alelade savaþlardan yüz defa dönemlerde dahi sýnýfýn tamamý ile baþlayan) kamuoyunda açýkça dil- daha çetin, daha uzun ve daha bilinç anlamýnda ayný noktaya ulaþalendirildikten sonra seçim desteði maz: "…proletarya, proleterden yarýaçýklanmalý ve Syriza'ya emperyalist çapraþýk bir savaþ olan ulus proletere (iþgücünün satýþýndan geçikapitalizm karþýsýnda durduðu müd- lararasý burjuvazinin devrilmesi mini ancak kýsmen saðlayan yarýdetçe tam destek verileceði ama bu proletere), yarý-proleterden küçük u ð r u n a s a v a þ a g i r i þ m e k , v e konudaki yalpalamalarýn ise net bir köylüye (þehir ve köydeki küçük þekilde açýða vurulacaðý deklare önceden dolambaçlý yollara zanaatçýya, genel olarak küçük iþletedilmeliydi. Böylelikle hem kitlelerle baþvurmayý, (bir anlýk olsa bile) meciye), küçük köylüden orta köylüye omuz omuza durulacak hem de vb. geçiþi yansýtan son derece çeþitli Syriza'nýn oldukça muhtemel olan düþmanlarýmýzý bölen çeliþkiler sosyal tiplerle çevrili olmasaydý; satýþý karþýsýnda kitlelere net bir proletaryanýn kendisi de, mesleki d e n y a r a r l a n m a y ý , g e ç i c i o l s a l a r alternatif sunulacaktý." (Yunanistan gruplar gibi, bazan dini vb. gruplar da, pek o kadar güvenilir Seçimleri Krizin Çýkmaza Girdiðini gibi kategorilere bölünmeseydi, kapiGösteriyor, bolsevik.org) olmasalar da, sallantýlý olsalar talizm, kapitalizm olmazdý. Yunanistan'daki devrimcilerin Proletaryanýn öncüsü için, onun Syriza'ya yönelik tavrý, yaygýn da, koþullara baðlý bulunsalar bilinçli bölümü için Komünist Partisi olmasa da bir tartýþma konusu oldu. da, potansiyel müttefiklerle için, gerektiðinde zikzaklý, dolamKimileri Syriza'ya yönelik ilüzyonlar anlaþma ve uzlaþmalarý reddet- baçlý yoldan yürümenin, ayrý ayrý yaratarak Syriza'nýn desteklenmesi proleter gruplarý ile, ayrý ayrý iþçi çaðrýsý yaparken, baþkalarý da mek son derece gülünç bir partileri ve küçük üreticiler partiSyriza'nýn nasýl hainler olduðuna dem leriyle anlaþmalar yapmanýn, uzlaþdavranýþ olmaz mý? vurup durdu. Bizim Syriza konusundaki malara varmanýn gereði bundan doð"þartlý destek" tutumumuzun temelinde maktadýr. Sorun, bu taktiði, proletaryanýn genel olarak Syriza'nýn devrimci süreçlerin ilerleticisi olacaðýna yönelik bilincini, devrimci ruhunu, mücadele etme ve yenme bir güven, inanç yok elbet; ancak emekçi sýnýflar yüzlerini yeteneðini düþürecek deðil, yükseltecek biçimde uygulaSyriza'ya dönmüþken salt propagandayla onlarý Syriza'nýn mayý bilmektir."(Lenin, age., s. 70) niteliði konusunda ikna etmek mümkün deðil. Devrimci süreçlerde farklý bilinç düzeyleriyle baþlayan "Burjuvalarýn onayýna ihtiyacýnýz yok, emekçi kitlelerin emekçilerin tamamý öne çekilse de kimi geliþimini en ileri mücadelesine sahip çýktýðýnýz oranda o kitlelerle birlikte noktaya taþýmýþken büyük çoðunluk ilk planda hala burjuva arkanýzdayýz" diyerek Syriza'yý öne itmek ve kitlelere dünyanýn etkisi altýnda saðduyuyu temsil eden, devrim ile Syriza'nýn elde imkan olmasýna raðmen yapabileceklerinin kapitalizm arasýnda ara çözümler(!) öneren reformist, sýnýrlarýný göstermek süreçte emekçilerin yüzünü devrimmerkezci unsurlardan yana meyleder. Bu kitleleri ikna cilerden yana dönmesini saðlayacaktýr: "Menþeviklere ve etmek, devrimci olmayan öznelerin devrimsel süreçleri ilersosyalist-devrimcilere þöyle diyorduk: Sovyetlerde çoðunletemeyeceðini ortaya koymanýn asýl yolu propaganda olaluk sizde olduðuna göre, burjuvaziyi iþe katmadan iktidarýn maz. Kitleler ancak kendi deneyimleriyle gerçeði kavrayatümüne sahip çýkýnýz (Haziran 1917'de Birinci Rus bilir. Kitlelerin reformizmle baðlarýný koparmasýný saðlayan Sovyetler Kongresinde, bolþevikler oylarýn ancak % 13'ünü siyasal tecrübeye ulaþmalarý için devrimcilerin elde edebilmiþlerdi). Ama Rus Henderson ve Snowden'leri reformistlerle sýnýfýn acil ihtiyaçlarýný öne çýkaran talepler iktidarý burjuvazisiz almaktan korkuyorlardý, ve burjuvazi,

32


MARKSÝST BAKIÞ çerçevesinde kuracaklarý ittifaklar kritiktir. Bu ittifaklar hem reformistlerin devrimci talepleri gerçekleþtirmekten uzak olduðunu ortaya koyup foyalarýný kitleler gözünde açýða çýkarýrken devrimciler bu ittifak aracýlýðýyla geniþ emekçi yýðýnlarýna propaganda yapma, kendilerini anlatma ve mücadele içinde ortaya koyma imkanýna kavuþmuþ olurlar: "(Menþevikler dahil), küçük-burjuva demokratlar, zorunlu olarak, burjuvazi ile proletarya arasýnda, burjuva demokrasisi ile sovyet rejimi arasýnda, reformculuk ile devrimci zihniyet arasýnda, dar anlamda iþçi davasýna sahip çýkma zorunluluðu ile proletaryanýn iktidarýndan duyulan korku vb. arasýnda sallanýr dururlar. Komünistlerin doðru taktiði, bu gibi duraksamalardan yararlanmayý gerektirir, yoksa onlarý umursamamayý deðil; oysa bunlardan yararlanmak demek, proletaryaya yakýnlaþan unsurlara tavizlerde bulunmak ve bunlara ancak yaklaþtýklarý ölçüde ve yaklaþtýklarý anda tavizlerde bulunmak ve bir yandan da burjuvaziye yaklaþanlara karþý mücadeleyi sürdürmek demektir. Bu doðru taktiðin uygulanmasý yüzündendir ki, menþevizm, bizde, oportünizmde direnen liderleri tecrit olunarak ve en iyi iþçileri, küçükburjuva demokrasisinin en iyi unsurlarýný bizim kampýmýza getirerek gün geçtikçe daðýlmýþtýr ve daðýlmaktadýr. Bu, sabýr gerektiren

"…proletarya, proleterden yarý-proletere, yarýproleterden küçük köylüye, küçük köylüden orta köylüye vb. geçiþi yansýtan son derece çeþitli sosyal tiplerle çevrili olmasaydý; proletaryanýn kendisi de, mesleki gruplar gibi, bazan dini vb. gruplar gibi kategorilere bölünmeseydi, kapitalizm, kapitalizm olmazdý. Proletaryanýn öncüsü için, onun bilinçli bölümü için Komünist Partisi için, gerektiðinde zikzaklý, dolambaçlý yoldan yürümenin, ayrý ayrý proleter gruplarý ile, ayrý ayrý iþçi partileri ve küçük üreticiler partileriyle anlaþmalar yapmanýn, uzlaþmalara varmanýn gereði bundan doðmaktadýr. uzun vadeli bir süreçtir, ve "hiç bir zaman uzlaþma yok, zikzaklar yok" cinsinden kestirme "çözümler", ancak devrimci proletaryanýn etkisini baltalar ve onun güçlenmesini önler."(Lenin, age., s. 70-71) Eðer emekçi kitleleri sadece kendi safýmýzda birleþtirebilseydik "birleþik cephe" taktiðine elbet gerek kalmazdý. Ancak hayat böyle akmýyor ve mücadelenin en þatafatlý

dönemlerinde dahi öncelikle ortalamayý, saðduyuyu temsil eden daha ýlýmlý unsurlar asýl olarak güçleniyor. Devrimci Marksistlerin teorik olarak sýnýfýn öncüsü olduðu gerçeði yaþamda yansýmasýný bulmalý; emekçi kitlelerin fiili mücadele içinde liderliði kazanýlmalý. Sosyalist devrimin tek baþarýlý örneðini Bolþevikler yaratabildiyse bunun sýrrý, iþçi sýnýfýnýn devrimci öncüsünün mücadeleyi doðru strateji ve taktiklerle örmesinde ve de sýnýfýn liderliðini çetin mücadeleler sonucunda kazanabilmesinde yatmaktadýr. Bu süreçte iþçi sýnýfýnýn çýkarlarý adýna þeytanla(!) bile ittifak kurmaktan çekinmeyen Bolþeviklerin bu cephelerde baðýmsýz sýnýf çizgilerini korumayý, emekçi kitlelere yönelik sýnýrsýz propaganda özgürlüðüne sahip olmayý birinci þart olarak koymalarýný da unutmamak gerekir: "Çarlýðýn iktidardan düþmesine kadar, Rusya'nýn devrimci sosyaldemokratlarý çok defa liberallerin yardýmlarýna baþvurmuþlardýr, yani bunlarla bazý pratik uzlaþmalar yapmýþlardýr. 1901-1902'de bolþevizmin doðmasýndan az önce, Ýskra'nýn eski redaksiyonu (Plehanov, Akselrod, Zasuliç, Martov, Potressov ve ben, bu redaksiyona dahildik) burjuva liberalizminin siyasi lideri Struve ile, -çok uzun süreli olmamakla birliktebelirli bir ittifak kurmuþtuk. Ama bu, burjuva liberalizmine karþý ve onun iþçi hareketi içinde etkisinin en küçük belirtilerine karþý, en amansýz ideolojik mücadeleyi sürdürmemize engel olmuyordu. Bolþevikler, her zaman bu siyaseti gütmüþlerdir. 1905'ten beri, iþçi sýnýfý ile köylülüðün liberal burjuvaziye ve çarlýða karþý ittifakýný, sistemli olarak savunmuþlardýr, ama buna raðmen, burjuvaziyi çarlýða karþý desteklemekte hiç bir zaman kusur etmemiþlerdir (örneðin iki dereceli seçimlerde ya da seçimlerin ikinci döneminde olduðu gibi) ve hiç bir zaman, burjuva devrimci küçük köylüye karþý, sosyalistlik iddia eden küçük-burjuva demokratlar olarak suçladýklarý "devrimcisosyalistlere" karþý, en sert ideolojik ve siyasi mücadeleyi durdurmamýþlardýr. 1907'de, bolþevikler, kýsa bir süre için, "sosyalist-devrimciler" ile Duma seçimlerinde belirli bir siyasi blok teþkil etmiþlerdir. 1903'ten 1912'ye kadar menþeviklerle bazan yýllarca süren yoldaþlýk ettik ve ayný sosyal-demokrat parti içinde kaldýk, ama onlarla, proletarya üzerinde burjuva etkisinin ajanlarý olarak ve oportünist olarak ideolojik ve siyasi alanda mücadele etmekten bir an bile geri durmadýk. Savaþ sýrasýnda "kautskiciler"le, sol menþeviklerle (Martov) ve "devrimcisosyalistler"le (Çernov, Natanson) bir çeþit uzlaþma yaptýk; Zimmerwald ve Kiental kongrelerine onlarla birlikte katýldýk, onlarla ortak bildiriler yayýnladýk; ama "kautskicilere", Martov ve Çernov'a karþý ideolojik ve siyasi mücadelemizi durdurmadýk, onu gevþetmedik." (Lenin, age., s. 67-8)

33


MARKSÝST BAKIÞ

"Sosyalist" Bir Liberalden Ýnciler: "Militarist Modernleþme" Liberal… Siyasal bir kimlik olarak kendisini bu kulvarda tanýmlayanlarýn oraný Türkiye toplumunda yüzde 1-2 ile sýnýrlý, taþ çatlasa yüzde 5 olmaz, ama çýkan seslerinin yüksekliðine baksanýz öyle demezsiniz. Medyada, entelektüel alemde köþe baþlarýný tutmuþlar, sanýrsýnýz ülkenin en yaygýn duruþu liberal görüþ. Öyle bir karýþýk çorbalar ki içlerinde politik yelpazenin muhafazakarýndan "sosyalist"ine kadar ne ararsanýz var! Bunca farklý kökenden sonra buluþtuklarý nokta ne mi? Kapitalizme, serbest piyasaya tam güven, pardon pardon demokrasiye, insan haklarýna duyduklarý büyük inanç! Býrakalým sað cenahýn liberallerini kendi hallerine, biz giderek daha çok can sýkýcý olan sol liberallere, "sosyalist" liberallere el atalým. Ateþ olsalar cürümleri kadar yer yakamayacaklar ama dayamýþlar arkalarýný cemaat medyasýna, atýþ da serbest; saldýr sola, saldýr Marksizme (açýktan gizliden, her yol mübah), saldýr toplumsal muhalefete! Biliyorlar tabii asýl tehlikenin devrimcilerden, iþçilerin cephesinden geldiðini. Karala karalayabildiðin kadar da serbest piyasaya alternatif olmasýn, gençliðe umut kalmasýn! Hopa'da katledilen Metin Lokumcu'yu Ergenekoncu mu ilan etmedikleri kaldý, 1 Mayýs 1977 katliamýný sola mý örgütletmediler, Deniz Gezmiþ'i Ogün Samast'a mý benzetmediler, Nazým Hikmet'i Nihat Atsýz'la mý bir tutmadýlar, KESK'i 28 Þubat'ýn sivil ayaðý mý yapmadýlar… Bu gibi soysuzluklarý ne kadar saysak bitmez, en iyisi burada duralým. Kendileri küçük olsa da etkileri büyük oldu liberallerin. AKP'nin hegemonyasýnýn kritik yardýmcýlarý oldular (en etkilisi "yetmez ama evet" idi). Tayyip ne yaparsa yapsýn (Kürt sorunundan kürtaja, vb.) AKP ile

yollarýný ayýrmayýp o kýymet bilmese de bu tarihi iktidarýn kýymetini bilerek yollarýna serilen liberaller sadece suçlamak, karalamakla yetinmediler. AKP cephesinden Türkiye'nin yeni "resmi tarih" yazýmýna da soyundular. Bunun yakýn zamandaki kapsamlý bir örneði de bu yazýda inceleyeceðimiz Murat Belge'nin "Militarist Modernleþme" kitabý. Belge'nin Demokrasi ile Ýmtihaný Sýký bir liberal olan Murat Belge'yi bu kitap yazmak konusunda güdüleyen elbette ki liberallerin o sihirli kavramý, "demokrasi" (bu demokrasinin içeriðini de tartýþacaðýz). Kitabýn yazýlýþ amacýný Belge'den dinleyelim: "…'vesayet' rejiminin deðiþmeye baþladýðý bir dönemde yaþýyoruz. 2011 sonuna gelirken Ordu'nun siyasi hayat içinde durduðu yerde önemli deðiþimler oldu. Bunlar, Türkiye'nin rejiminin normalleþtiði yolunda güçlü umutlar veriyor. Hatta ben de, bu kitabýmla ilgili olarak, 'Acaba bu kitap geç mi kaldý?" diye düþünmekten kendimi alamýyorum. Çünkü bunun bir

34


MARKSÝST BAKIÞ gizlisi saklýsý yok, ordunun bu yerine karþý demokratik mücadeleye omuz vermek için yazdým bu kitabý." (s. 25) Belge kitabý yazmakta hem geç kalmýþ hem de erken davranmýþ! Geç kalmýþ, çünkü içinden geçtiðimiz "tuhaf zamanlar"da ilham kaynaðý Avrupa'daki demokrasi kültürünün ayaðý kaymýþ durumda. Belge'nin referans almamýzý istediði demokrasilerde iþler rayýnda mý ki Belge'nin yalanlarýna payanda olabilsin (bu konuya detaylý olarak birazdan gireceðiz). Erken davranmýþ, dereyi görmüþ de derinliðini bilmeden paçalarý sývamýþ! Dayatýlmýþ seçmeli din dersleri, içki yasaðý, kürtaj tartýþmalarý ve toplumsal özgürlüklere yönelik gelecek diðer saldýrýlar… Doðrusu hakkýný yemeyelim. Belge'nin bu uygulamalarla ilgili bir sýkýntýsý yok ki erken davranýp normalleþmeden bahsediyor diye onu kýnayalým. Belge, Metin Lokumcu'yu, AKP'li bakanlara yumurta atan gençleri Ergenekoncu ilan ederken çok atak ama kürtaj yasaðý sözkonusu olunca birden duruluyor. AKP'nin YÖK baþkanýna paralý eðitim konusunda destek olurken cevval olan Belge, liberallerin o çok önem atfettiði Kürt sorununda KCK kapsamýnda 8000 Kürt tutsak alýndýðýnda sesi pek çýkmýyor. Hrant Dink'in katlini Ergenekon'a baðlamakta gecikmeyen Murat Belge, katilleri, gerçek failleri koruyan, kollayan, önünü açan AKP olunca sessizleþiyor. 1 Mayýs 1977 katliamýnýn suçunu sola atarken geri durmayan Belge'nin tutuklu gazeteciler ve öðrenciler gündeminde esamesi okunmuyor. O büyük "hoþgörüsü"nü Tayyip'ten de esirgemiyor: tek dil, tek din… açýklamalarýný Kýlýçdaroðlu yapsa her halde yer yerinden oynardý. O çok önem verdiði "demokrasi" kapsamýnda ayný ikiyüzlü tavýr kitabýnda da kendini gösteriyor. Kemalizmin günahlarýnda aslan kesilen Belge, söz konusu Demokrat Parti olunca sesini inceltiveriyor. Belge, gayrimüslümlerin son kalýntýlarýnýn da Türkiye'den kovulduðu, Demokrat Parti tarafýndan organize edilen 6-7 Eylül olaylarýný bakýn nasýl yumuþatýyor:"6-7 Eylül olayý tam bir rezaletti." (s 626) 6-7 Eylül olaylarýný bu kadar nazikçe geçiþtiren Belge'nin DP iktidarýnýn ilerleyen döneminde toplumsal muhalefeti ezmeye kalkmasýndan bahsetmesini zaten beklemiyoruz! Murat Belge'nin bir demokrasi savaþçýsý olarak her yerinden tutarlýlýk fýþkýrýyor, görüyorsunuz. Ama niye söyleniyoruz ki Murat Belge en baþta söylemiþ kitabý yazma amacýnýn AKP'nin "demokrasi" savaþýna destek vermek olduðunu. Modernleþme - Demokrasi Ýliþkisi Gelelim Belge'nin "Militarist Modernleþme" kitabýna. Kitap, modernleþme sürecinde "ordunun rolü ve militarist yaklaþýmýn varlýðý" ekseninde bir tarafa Almanya, Türkiye ve Japonya'yý koyuyor diðer tarafa kontrast ülkeler dediði Ýtalya, Yunanistan ve Hindistan'ý. Sonra da baþlýyor karþýlaþtýrmaya. Belge, "bazý toplumlarýn geliþmelerinin bir aþamasýnda, bir 'burjuva devrimi'nin doðal olarak ortaya çýktýðý

ve baþarýlý da olduðu bir noktaya" geldiðini söyleyerek Ýngiltere, Amerika ve Fransa gibi toplumlarýn "organik" geliþme gösterdiklerini söylüyor. Dünyanýn geri kalanýný da sýnýrlý sayýdaki "organik" geliþme gösterenlerin ürettiði yeni biçimleri model alarak "bunlara eriþmek üzere seferber olmuþ", "güdülenmiþ" þeklinde tarif ediyor. Belge, bu geri kalan toplumlarý da "güdümlü" geliþme ile modernleþenler olarak tanýmlýyor. Güdümlü geliþmeyi de anormal görmediðini söyleyen Murat Belge açýsýndan asýl sýkýntý modernleþmenin doðal yürütücüleri (orta sýnýflar) olmadýðý bu gibi durumlarda bu sürecinin yürütücüsünün ordu olmasý: "Modernleþme sürecini baþlatan ve sýrtlanan gücün ordu olmasý, bunu sorunlu bir süreç haline getiriyor. Kullandýðýmýz yöntem ya da araç kendi doðasýna uygun sonuçlar verir, doðasýnda olmayan sonuç veremez. Ordular ya da militarist ideoloji 'demokratik' deðildir; olduðunun bir örneði dünya tarihinde görülmemiþtir. Türkiye de bu kuralýn bir istisnasý olmamýþtýr." (s 19)

Kapitalist sistemin tehdit altýnda olduðu her koþulda tehdit edenlerin özgürce faaliyet göstermeleri ve büyümelerine býrakýn Afrika'yý, Orta Doðu'yu Avrupalý egemenler de izin vermez, vermiyor da. Çeliþkileri yoðun toplumlarda burjuvazi için demokrasi kültürünün esamesi okunmaz! Aþaðýdan modernleþme ya da "militarist modernleþme" olsun fark etmez! Burjuvazinin demokrasiyi yaþatmak gibi yüce idealleri yoktur; önemli iktidarlarýnýn, kapitalist sistemin bekasýdýr bu yolda burjuva demokrasisi de iþ görür, askeri diktatörlük de, monarþi de, faþizm de! Modernleþme ile demokrasi arasýndaki kurulan bu doðal, organik bað; burjuva düþüncesinin en büyük ideolojik argümanlarýndan biri. Burjuva devrimlerinin en büyük hedefi demokratik bir topluma ulaþmaktý da nasýl oldu da burjuva devrimlerinin en þanlýsý 1789 sonrasýnda devrimin asýl yürütücüsü olan, bu yolda

35


MARKSÝST BAKIÞ kanýný akýtan aþaðý sýnýflar "biz de hakkýmýzý istiyoruz" diye rildiði ABD'de demokrasi burjuva anlamlarýnda bile bir orta meydana çýktýðýnda (1848 devrimlerinde olduðu gibi) bur- oyunundan öte bir anlam hiçbir zaman taþýmadý. Tekelci juvazi, krallarla anlaþmaktan, emekçileri kanla boðmaktan sermayenin iki fraksiyonuna baðlý partiler (Cumhuriyetçi ve bunun için de ordularýný kullanmaktan (dikkat ediniz!) ve Demokrat) neredeyse iki yüzyýldýr sýrayla deðiþerek iktigeri durmadý. Nedendir Belge'nin "organik" geliþme dediði dar oluyorlar. Bu böyle bir demokrasi ki bir üçüncü partinin süreç birkaç ülke ile sýnýrlý kaldý? 1789 devrimi ve onun çýkmasý kati suretle engellenmiþ durumda. harekete geçirdiði alt sýnýf radikalizminden tiksinti duyan Türkiye'de de 1908 devrimi örneði var. Belge bu tarihi Edmund Burke gibi liberal muhafazakarlarýn borazanlýðýný kasýtlý olarak es geçse de 1908 son derece açýklayýcý bir yaptýðý dehþetli korku ve nefret, egemenleri devrimsel örnek. 1908 devrimi ordunun ittirmesiye baþlýyor, (týpký süreçlerden, aþaðýdan yukarý dönüþümlerden uzak tutmuþ Portekiz'de 1974 Kýzýl Karanfiller devrimi gibi) ama sonra olmasýn! 1789 ve 1848 devrimlerinin geniþ halk yýðýnlarýnýn, iþçi sýnýfýnýn, korkusu bütün Avrupa'ya yetip, buröðrencilerin, kadýn hareketinin bir Nedendir Belge'nin juvalarý halk karþýsýnda gerici güçlerancak 1960'larýn sonralarýnda "organik" geliþme dediði daha le anlaþmaya ve ordularýný kullangörebileceði büyük bir atýlýma süreç birkaç ülke ile sýnýr- dönüþüyor. Bu atýlýmý yine askerler maya itmiþ olmasýn! Bize doðal yolla "burjuva devrim- lý kaldý? 1789 devrimi ve durduruyor, çünkü burjuvazinin leri"ni tamamlayan ülkeler olarak güdümünde bir ülke istemekteydiler onun harekete geçirdiði ve grev hareketlerinden de açýkça sunulan ülkelerde bile modernleþmedemokrasi iliþkisinin hiç de öyle alt sýnýf radikalizminden ürküyorlardý. Belge'nin sunduðu gibi doðal Gelelim yakýn tarihe ve günümüze. tiksinti duyan Edmund Almanya'nýn, Türkiye'nin militarist geliþimin bir ürünü, sürecin Burke gibi liberal vazgeçilmez bir parçasý olmadýðý modernleþmesinin karþýsýna kontrast aþikar. Goethe'nin deyiþiyle teorinin ülke olarak konulan Ýtalya ya da muhafazakarlarýn griliði karþýsýnda hayat aðacýnýn Yunanistan'ý ele alalým mesela. borazanlýðýný yaptýðý yeþilliði kendini gösteriyor. Militarist Modernleþmenin asker eliyle (tepeden) modernleþmenin merkez- dehþetli korku ve nefret, olmadýðý Yunanistan nasýl oldu da lerinden Almanya'da 19. yüzyýlýn uzun bir dönem askeri cuntanýn tadýegemenleri devrimsel sonu 20. yüzyýlýn baþlarýnda yasaklý na baktý. Þimdilerde kapitalizmin olsa da dünyanýn en büyük ve güçlü ekonomik krizinin vurduðu ve krizin süreçlerden, aþaðýdan sosyal demokrat partisi vücut bulbedeli ödememek için emekçi yukarý dönüþümlerden muþ; en etkili iþçi sýnýfý örgütlensýnýflarýn ayaða kalktýðý uzak tutmuþ olmasýn! mesini oluþturmuþtu. Markslar, Yunanistan'da yine askeri darbe yoldaþlarý, Alman devrimcileri ve sopasýnýn aba altýndan gösterilme1789 ve 1848 devrimiþçi sýnýfý ne amansýz mücadelelerle sine ne demeli! Bu sopayý gösterenlerinin korkusu bütün Alman devletini aþaðýdan zorler de liberal parlamentarizmin kalbi lamýþlardý. Doðrudan söyleyecek Avrupa'ya yetip, burju- AB'nin egemenleri deðil mi? Alt olursak aþaðýdan ve yukarýdan gibi sýnýf radikalizminden korkan, nefret valarý halk karþýsýnda kavramlar gerçekte birbirinden net eden, tiksinen burjuvalar ve onlarýn olarak ayrýlamaz. Belge'nin gerici güçlerle anlaþmaya þakþakçýsý orta sýnýf liberallerin Almanya'nýn karþýsýndan sivil bir ve ordularýný kullanmaya Yunanistan'da devrim tehlikesi modernleþme olarak sunduðu Ýtalya' belirdiðinde askeri darbeye ne kadar itmiþ olmasýn! da Piyomente egemen sýnýflarý yukarýsevineceklerini tahmin edebiliriz. dan ve ordusunun güçlü dipçiðiyle o ünlü Ýtalyan Birliði'ni Hatta faþist hareketi bile kurtarýcý olarak göreceklerdir. (Risergimento) saðlamamýþlar mýydý? Yukarýdan ve aþaðý- Týpký sadece Almanya egemenlerini deðil tüm dünya burjudan süreçlerin yapay bir þekilde ayrýþtýrýlamayacaðý bir valarýnýn solcularý ezdiði sürece aslýnda Nazilere sempati yana Belge gibi liberallerin konjonktür gereði bugün- duymasý gibi. lerde aþýrý þekilde vurguladýðý sivil- asker ayrýþmasý da Ya da yine militarist modernleþme yaþamayan Ýtalya(!), aslýnda pek bir anlam taþýmýyor. Ýtalyan Birliði'nin mimarý Almanya ile kontrast ülke olarak alýnan Ýtalya, nasýl oldu da olarak bilinen Piyomente baþbakaný Cavour'un Ýtalya'nýn faþizmin doðum yeri oldu? Belge, faþizmi militarist her yönüne hareket eden güçlü ordusu bu sürecin en temel modernleþmeye baðlaya dursun (Almanya), Ýtalya örneðini unsuruydu. Piyomente ordusunun ve baþbakaný Cavour'un ne yapacaðýz ya da yakýnýmýzda Yunanistan'da faþistler arkasýnda burjuvazi bulunmaktadýr. Yani sýnýf savaþýmýndan yüzde 7 oy alarak nasýl parlamentoya girebildiler, dikkate baðýmsýz bir aþaðýdan-yukarýdan tartýþmasýnýn bir anlamý deðer bir halk desteðine nasýl sahipler. Hobsbawn'ýn yoktur. Belge'nin bütün tarihsel açýklamalarý bu yüzden deyiþiyle içinden geçtiðimiz "tuhaf zamanlar"da Avrupa'nýn geçersizdir, seçmecidir ve ister istemez çarpýtmalarla geri kalanýnda da manzara deðiþik deðil. Fransa'da faþist doludur. parti daha yeni genel seçimlerde yüzde 14 oy aldý. En Modernleþmenin aþaðýdan sivil eller yoluyla gerçekleþti- demokratik(!) Ýskandinav ülkelerinde bile göçmenlere

36


MARKSÝST BAKIÞ saldýran neo-Naziler çok güçlenmiþ durumda. Örnekleri çoðaltmak mümkün. Modernleþmenin doðal sonucu olarak bize sunulan demokrasinin burjuva devrimlerinden doðrudan tarihlenmediðini gördüðümüze göre nedir öyleyse kaynaðý? Özellikle esin kaynaðý olarak anlatýlan Avrupa demokrasisi ve genelde Batý'da demokrasinin geliþiminin 2. Dünya Savaþý sonrasýnda kapitalizmin altýn çaðýnýn yaþandýðý refah devletlerine dayandýðýný görüyoruz. Ekonomik geniþleme içindeki kapitalizm, 1970'lere kadar geliþmiþ ülkelerde kitlesel üretim ve dolayýsýyla bu üretimin kitlesel tüketimine dayalý bir dönem geçirdi. Bu süreç toplumsal çeliþkilerin yok olmadýðý ama törpülendiði; iþçi(sendika)-iþveren-devlet arasýnda bir uzlaþýya dayanan toplum modeline ev sahipliði yaptý. Refah toplumlarýnýn toplumsal uzlaþýya (dönemsel) olanak veren koþullarýnda bugün cilananan demokrasinin var olmasýnýn zemini doðdu. Kapitalist toplumu temellerinden sarsacak çeliþkilerin hafiflediði, kapitalizmin kitlelerin beklentilerini belli ölçülerde karþýlayabildiði, kapitalizme karþý boy veren toplumsal muhalefetin de etkisiz ya da tehlikeli (ne de olsa 2. Dünya Savaþý sonrasý Avrupa'nýn paylaþýlmasýyla birlikte SSCB ile de barýþ içinde yaþama haline geçilmiþti!) olmadýðý koþullarda egemen sýnýflar tercihini burjuva demokrasisinden yana kullanabilirdi. Ama bakýn iþlerin tersine döndüðü, düþmanýn korku uyandýrýcý olduðu zamanlara Avrupalý, ABD'li egemenlerin ne kadar demokrasi kültürünü içselleþtirdiðini görün. ABD'nin barýþçýl (çatýþmasýz, silahsýz) "iþgal et" hareketine karþý ne kadar tahammülsüz olduðunu yakýn zamanda birlikte gördük. Anti-kapitalist hareketin G-8 toplantýlarýna karþý eylemlerinde Ýtalyan polisi bir gence kurþun sýkýp öldürebildi: Yunanistan keza ayný durumda. Yine en demokrat Ýskandinavya ülkelerinden Norveç'te bir aþýrý saðcý sosyal-demokratlarýn gençlik kampýný basarak onlarca genci katletti. Demokrasiyi ne içselleþtirmiþ bir toplum! Sorun bireylerin ya da toplumlarýn demokrasiyi içselleþtirip içselleþtirememesinde deðil elbet; mesele kapitalist krizin, toplumsal çeliþkilerin, sýnýfsal eþitsizliklerin zirve yaptýðý koþullarda refah toplumlarýnýn uzlaþý kültürünün yerini çatýþmalara býrakmasýnda. Bu bireyler, siyasal aktörler için olduðundan daha fazla burjuvazi için geçerli. Kapitalist sistemin tehdit altýnda olduðu her koþulda tehdit edenlerin özgürce faaliyet göstermeleri ve büyümelerine býrakýn Afrika'yý, Orta Doðu'yu Avrupalý egemenler de izin vermez, vermiyor da. Çeliþkileri yoðun toplumlarda burjuvazi için demokrasi kültürünün esamesi okunmaz! Aþaðýdan modernleþme ya da "militarist modernleþme" olsun fark etmez! Burjuvazinin demokrasiyi yaþatmak gibi yüce idealleri yoktur; önemli iktidarlarýnýn, kapitalist sistemin bekasýdýr bu yolda burjuva demokrasisi de iþ görür, askeri diktatörlük de, monarþi de, faþizm de! Türkiye'de Modernleþme Belge'nin kendisinin de teslim ettiði gibi kitap, her ne kadar "militarist modernleþme" kavramý çerçevesinde karþýlaþtýr-

malý bir inceleme olsa da yazarýn asýl derdi Türkiye deðerlendirmeleri ve buradaki "demokrasi mücadelesi"ne destek vermek. Sözün özü Belge bize asker eliyle modernleþmenin nasýl demokratikleþmede önümüzü týkadýðýna ýþýk tutma(!) derdinde: "Türkiye bugün de demokrasi sorunu çözememiþtir, çünkü modernleþmeyi ordu eliyle yürütmek zorunda kalmýþtýr ya da biraz deðiþtirerek söylersek, çünkü olgunlaþan baþka güçler bugünlere kadar bu misyonu ordunun elinden almamýþ veya alamamýþtýr." (s. 20) Belge, Türkiye'de "askeri vesayet" reji-

Liberaller dogmatik bir bakýþla otoriterliði ordu ile özdeþleþtirmiþ durumda. Yani asker yerini sivil alsa sorun kalmayacak! Oysa burjuvazinin elinde çok çeþitli baský, otoriterlik araçlarý mevcut. Bakýn günümüz Türkiye'sine, örneðin polisin konumuna. Mücadele yürüten Kürtlerin binlercesi tutsak, yüzlerce öðrenci tutuklu binlercesi de muhalefet ettikleri için yargýlanýyor; HES'lere karþý çýkanlardan iktidara karþý dilini sertleþtiren gazetecilere kadar herkes tehdit altýnda.

m i n i n belinin bükülmesi ve demokrasi sorun u n u n çözülmesi açýsýndan AKP iktidarýnýn baþlangýcý olan 2002 yýlýný bir milat olarak alýyor. Neden 2002'de ordunun etkisi kýrýlabildi sorusuna yanýt olarak da iç ve dýþ dinamikleri gösteriyor. Dýþ dinamik olarak Belge'nin temel tespiti Soðuk Savaþ'ýn bitmesiyle orduya, saðcý diktatörlüklere verilen desteðin kalkmasý: "Dünyada darbeler dönemi muhtemelen kapanmýþtý. En azýndan Amerika, Soðuk Savaþ'ta sýk sýk benimsemek zorunda kaldýðý sað diktatörlerle haþýr neþir görünmek istemiyordu." (s. 656) Murat Belge, tarih ve siyaset bilgisine sahip olmayan kimilerini belki aldatabilir yalanlarýyla! Biz soralým Venezuela'da ne oldu peki? Chavez'i deviren askeri darbe (halk desteði nedeniyle Chavez'i geri getirmek zorunda kalan) kimin desteðiyle gerçekleþti? Honduras'ta 2009'da halk oyuyla seçilen solcu Zaleya'yý deviren ABD destekli darbeden de haberi yok Belge'nin. Keþke biraz haber bültenlerini takip etseydi! Bunun yerine Belge, ABD'nin eskiden sað diktatörleri "benimsemek zorunda kaldýðý"ndan bahsediyor; duy da inanma! Belge'nin bahsettiði diktatörleri iktidara getiren asýl güç ABD'nin kendisi deðilmiþ gibi! Allende'yi deviren Pinochet'ten "our boys have done"(bizim çocuklar

37


MARKSÝST BAKIÞ Murat Belge baþta olmak üzere liberallerin kendisi demokrasiyi içselleþtirememiþ ki. Metin Lokumcu'nun, öðrenci gençliðin muhalefetini olumlamayabilirsiniz, karþý da çýkabilirsiniz ama muhalefet yürütenleri karalamak (Ergenekoncu ilan etmek), polis saldýrýsýyla öldürülenin ardýndan neredeyse "iyi oldu" demek sizin o çok savunduðunuz demokratlýktan nasiplenmediðinizi gösterir. Samimiyet sorunu Belge'lerden baþlýyor.

yaptý) diye selamlanan 12 Eylül darbecilerine kadar Batý'nýn hegemonya bölgesindeki toplumsal muhalefete, iþçi sýnýfýna karþý yönelmiþ darbelerin tamamý ABD'nin yöneticiliðinde gerçekleþtirilen darbelerden baþkasý deðildir. Murat Belge, ABD için darbe desteklemenin "artýk sadece bir utanç vesilesi"(s 659) olduðuna sadece kendisi gibi ar damarý çatlamýþ liberalleri ikna edebilir! Murat Belge'nin "askeri vesayet"e karþý mücadelenin baþarýsýný saðlayan iç dinamik olarak ele aldýðý nokta ise orta sýnýfýn yaygýnlaþmasý. Yaygýnlaþan orta sýnýf olarak da Anadolu burjuvazisinin ortaya konulmasý; Ýslamcýlarýn uzun süredir pazarladýðý Protestan ahlakýna sahip, gerçek burjuvazi olarak lanse edilen Anadolu kaplanlarý tezlerine bir destek oldu. Biz bahsedilen bu "Anadolu Kaplanlarý"nýn(bu noktada Anadolu burjuvazisinin muhtevasýný tartýþmak yazýnýn sýnýrlarýný aþýyor) ne ölçüde demokrat olduklarýný iyi biliyoruz! Sendikalaþma bir yana uzun uzun saatler çalýþtýrdýðý iþçilerin sigortasýný bile ödemeyen, çoðu kez asgari ücretin altýnda maaþ veren, bir de cumaya gitmiyor diye iþçi çýkaran "Anadolu Kaplanlarý" olsa olsa demokratik geliþmenin önündeki engel ve otoriterliðin taþýyýcýsý olurlar. Kürtaj tartýþmalarý sürerken toplumsal tabanýný bu kesimlerden alan Saadet Partisi'nden "zina yasaklansýn" çýkýþý bu kesimlerin algýlayýþlarýna ýþýk tutsa gerek. Murat Belge kitabýnda deðinmemiþ, deðinmek istememiþ; sivil-askeri bürokrasinin gücünün kýrýlmasýnda AKP iktidarýnýn baþarýya ulaþabilmesinin, bu konuda ABD'nin tam desteðini arkalarýna alabilmelerinin altýnda ABD'nin Ortadoðu'da ýlýmlý Ýslam modeli rejimlere dayalý stratejisinin etkili olduðunu da biz ekleyelim. Yani eniþte bizi boþuna öpmüyor! Belge'nin kitapta Türkiye üzerine tüm deðerlendirmelerini modernleþmenin asker eliyle yürütülmesi günahý merkezli ele alýyor. Örneðin Belge darbecilik geleneðinden dem vuruyor ama bu geleneði sadece ordunun gücü elinde tutmak istemesinden baþka bir gerçekliðe dayandýrmýyor. Bir kez daha sýnýflar ve sýnýf savaþýmý söz konusu bile olmuyor. Tabi Belge, diðer sol liberal kardeþleri gibi devrimcileri, sýnýf hareketini görmezden gelmeyi, yok olmalarýný nasýl isterdi.

38

Ama ne yaparsýn var. Belge biraz da bize egemen sýnýflar için 12 Mart ve 12 Eylül'e yol veren nedenlerden bahsetsin. Neden bu darbeler yaþama geçmek zorunda kaldý? Askerlerin gücü tamamen eline almak istemesinden mi yoksa askerburjuvazi-Batýlý emperyalistlerin mutabakatýyla sýnýf mücadelesinin, sistemi sallayabilecek güçteki devrimci hareketlerin bertaraf edilmesi gerektiðinden mi? Konuyu böyle ele almayý Belge elbette ki istemez. Çünkü böyle düþünmeye baþlarsanýz askeri darbeler, her ülkede benzer koþullarda gerçekleþebilir hale gelir. Ki bakýn bugün Yunanistan'a. Þimdiden Yunan egemenleri ve onlarýn Avrupalý ortaklarý gerekli kaos(!) durumlarý için Altýn Þafak militanlarýna Bulgaristan'da askeri eðitim aldýrýlýyor. Askeri darbe açýk açýk normal bir geliþme olarak burjuva basýnda kendine yer bulabiliyor. Liberaller dogmatik bir bakýþla otoriterliði ordu ile özdeþleþtirmiþ durumda. Yani asker yerini sivil alsa sorun kalmayacak! Oysa burjuvazinin elinde çok çeþitli baský, otoriterlik araçlarý mevcut. Bakýn günümüz Türkiye'sine, örneðin polisin konumuna. Mücadele yürüten Kürtlerin binlercesi tutsak, yüzlerce öðrenci tutuklu binlercesi de muhalefet ettikleri için yargýlanýyor; HES'lere karþý çýkanlardan iktidara karþý dilini sertleþtiren gazetecilere kadar herkes tehdit altýnda. Otoriterliðin yürütücüsü asker mi? Deðil! Öyleyse… Bu noktada þunu da belirtelim. Murat Belge baþta olmak üzere liberallerin kendisi demokrasiyi içselleþtirememiþ ki. Metin Lokumcu'nun, öðrenci gençliðin muhalefetini olumlamayabilirsiniz, karþý da çýkabilirsiniz ama muhalefet yürütenleri karalamak (Ergenekoncu ilan etmek), polis saldýrýsýyla öldürülenin ardýndan neredeyse "iyi oldu" demek sizin o çok savunduðunuz demokratlýktan nasiplenmediðinizi gösterir. Samimiyet sorunu Belge'lerden baþlýyor. Ülkede liberaller böyle olunca Tayyip az bile yapýyor sayýlmaz mý!.. Ne dersiniz.


MARKSÝST BAKIÞ

Mýsýr'da Mücadele Yeni Sýnavlarla Ýlerliyor! Arap Baharý, Aralýk 2010'da Tunus'tan start almýþtý. Ardýndan Ocak 2011'de ayaklanmalar Mýsýr'a sýçradý ve Mübarek grevler ile gösterilerin ayaklanmaya dönüþmesiyle bir süre sonra düþtü. Mübarek'in devrilmesinin ardýndan Mýsýrlý emekçiler ve gençler çok hýzlý bir süreç yaþadýlar, çok önemli deneyimlere sahip oldular. Diðer taraftan bu hýzlý süreç kesintisiz devam ediyor. Çýkarýlmasý gereken sayýsýz ders de bizleri bekliyor. Ne de olsa Arap Baharý konusunda büyük bir kafa karýþýklýðý var. Özellikle süreçteki ABD ve Ýslamcýlarýn etkisi ve müdahaleleri, Türkiye'deki Kemalizmden etkilenmiþ kesimlerin "büyük komplo" iddialarý için yeterli oluyor. Buna göre her þey çok önceden planlanmýþtý ve zamaný geldiðinde düðmeye basýldý. Sýnýf mücadelelerini bu kadar basitlikle ele alma ve komplolara havale etme alýþkanlýðý oldukça yaygýn bir hastalýktýr. Ulusalcýlar ve onlarla ayný duvara yaslanan Stalinistlerin çoðu bu hastalýktan muzdariptir. Ama emekçiler tarihin öznesi olacaklarsa bu tür ulusalcý refleksleri çöpe Mýsýr'da elbette ki ABD ve Müslüman atmalýdýrlar, bunun yerini sýnýf eksenli enternasyonalist bakýþ açýsý Kardeþler etkililer, her zaman etkilidoldurmalýdýr. lerdi. ABD, Mübarek rejiminin Mýsýr'da elbette ki ABD ve Müslüman Kardeþler etkililer, her zaman arkasýndaki en önemli destekçiydi. etkililerdi. ABD, Mübarek rejiminin arkasýndaki en önemli destekçiydi. Ýsrail'den sonra en büyük ABD Ýsrail'den sonra en büyük ABD finansal yardýmlarýný alan ülke finansal yardýmlarýný alan ülke Mübarek'in Mýsýr'ýydý. Müslüman Kardeþler ise Mübarek rejiminde Mübarek'in Mýsýr'ýydý. Müslüman tabiri caizse el altýnda tutulmuþtu. MK, Mübarek döneminde çalkantýlý Kardeþler ise Mübarek rejiminde da olsa legal siyasetin tadýný çýkarabilen nadir örgütlerden birisiydi. MK tabiri caizse el altýnda tutulmuþtu. liderleri ayný zamanda Mýsýr'ýn en güçlü dolar milyarderi iþ adamlarý M K, Mübarek döneminde çalkantýlý haline geldiler (örneðin MK'nin perde gerisindeki esas lideri Hayrat d a olsa legal siyasetin tadýný çýkaraÞater yüz milyonlarca dolarlýk servet sahibidir). Ordu ve MK, Mýsýr'ýn en önemli iki büyük sermaye grubunu temsil ediyor. Bu nedenle bilen nadir örgütlerden birisiydi. MK liderleri ayný zamanda Mýsýr'ýn en Mübarek'in devrilmesinin ardýndan Mýsýr'ýn en yaygýn ve en güçlü g üçlü dolar milyarderi iþ adamlarý örgütü olan MK'nin önünün açýlmasý kaçýnýlmazdý. Diðer taraftan haline geldiler. Mübarek'in devrilMübarek'in devrilmesi sýrasýndaki ayaklanmalarda MK'nin Mübarek'i mesinin ardýndan Mýsýr'ýn en yaygýn destekleyecek þekilde hareket ettiði bilinmelidir. Zira, alt sýnýf ve en güçlü örgütü olan MK'nin radikalizmi burjuva refleskleriyle MK için de engellenmesi gereken bir önünün açýlmasý kaçýnýlmazdý. durumdur. MK, devrimin ertesinde devrimci enerjinin zirve noktasýnda

39


MARKSÝST BAKIÞ kurucu meclis ve yeni anayasa taleplerini redderek cuntayla uzlaþýp rejimin anayasasýnda yapýlacak, kendine uygun birkaç düzenlemeyle yetinmeyi kabul etti. Taraftarlarýný eylemlere katýlmamalarý yönünde uyaran MK, çoðu durumda tabanýndaki gençlerin önemli bir bölümüne söz geçiremeyerek deþifre olmuþtur. MK'nýn kitle hareketi karþýsýnda oynadýðý rol bu dönemde iyiden iyiye belli olmuþ ve eylemlerin ileri unsurlarýyla MK arasýnda büyük bir güven bunalýmý oluþmuþtur. O kadar güçlü ve etkili gözüken MK son seçimleri ancak kýl payý farklarla kazanabilmiþtir. Aslýnda seçimleri gerçekten Mursi mi kazanmýþtýr, yoksa Yüksek Askeri Konsey (YAK) ile MK arasýnda yapýlan pazarlýklar neticesinde seçimin galibi olarak mý açýklanmýþtýr, burasý bir hayli tartýþmalý. Kimse sonuçlara güvenmiyor, Mýsýr gazeteleri bu konudaki iddialar ve dedikodularla dolu. (Robert Fisk) Kitle Hareketi Esas Olarak Sýnýfsal Dinamikleri Yaslanýyor Mübarek'i deviren kitlelerin temel motivasyonu yoksulluk, iþsizlik, gençliðin gelecek kaygýsý ve siyasal özgürlük talebiydi. Eylemleri baþlatanlar ve ileriye sürükleyenler aralarýnda sosyaKitle hareketleri ABD'nin listlerin de buluniþi miydi? ABD, Arap duðu laik tandanslý baharýný kendi enstrümas o l c u l a r , nýna mý çevirmiþti? Uzun demokratik hareketler, uzun örnekleri bir yana sendikacýlar, Bahreyn'de süregiden ve ulusalcýlar ve libegündeme getirilmeyen rallerdi. Bu kesimler çabalarýný ayaklanmalar bu tarz onurlu ve umutlu þüpheleri daðýtmaya yeter. bir geleceðe yöneltFars körfezindeki bu kritik miþ yeni gençlik kuþaðýnýn temsilciada ABD'nin 5. Filosuna leriydi. Hareket ev sahipliði yapýyor. büyüdüðünde Muhalefetteki Þiileri çoðun- MK'nin tutamadýðý gençlik tabaný da luðun iktidara gelmesi bölgede kritik bir noktanýn dahil olmak üzere geniþ emekçi yýðýndaha Ýran saflarýna geçme- lar kanlarý ve cansi anlamýna geliyor ki bu larý pahasýna da ABD ve bölgedeki dost- m ü c a d e l e y e atýldýlar. Bahsini larýnýn uykularýný kaçýrettiðimiz eylemleri maya yeter. Gösterileri forse eden inisiyatiflerin bu kadar engellemek için Suudi ve bir hareketi Katar ordusu ülkeye asker büyük yönlendirebilecek gönderdi ve þimdi ülkede ne yaygýn örgütlülükleri vardý ne adeta yabancý iþgal söz de tutarlý bir progkonusu. ramlarý. Neticede

40

hareket bu örgütleri kat ve kat aþtý. Þimdi bu farklý farklý oluþumlar ilk defa açýk alanda siyasal çalýþmalarýný örgütleyebiliyorlar ve herkes kendi yolunu çiziyor. Geçmiþ yýllarýn baskýlarýndan ötürü zayýflar, ama örgütlenme ve güçlenme olasýlýklarý sonuna kadar açýk. Örneðin, açýk bir sol söylem kullanan Mübarek rejiminin en tutarlý karþýtlarýndan birisi olan sol Nasýrcý Hamdin Sabbahi cumhurbaþkanlýðý seçimlerinde büyük bir sürprize imza atarak %21.5 oy aldý ve kýl payý farkla üçüncü oldu. Elbette ki asýl önemli olan sosyalistlerin güçlenmesi ve bunlarýn içinden iþçi sýnýfýnýn Bolþevik öncüsünü inþa edecek Marksist odaklarýndan þekillenmesidir. Ama Sabbahi'nin baþarýsý Ýslamcýlar ve ordu dýþýndaki aktörlerin -ki bunlarýn arasýnda sosyalistler de bulunmaktadýrMýsýr'da güçlenme þansýnýn olduðunu kanýtlamaktadýr. Diðer taraftan MK de bahsini ettiðimiz laik eðilimli güçlerin kazandýðý önemin farkýnda ve bu örgütlere kendi iktidarýnda kimi mevkiler teklif etmekte. Böylelikle bir yandan meþruiyetini arttýmak diðer yandan da bu örgütlerin soldan yapacaðý taarruzlarý baþtan engellemek niyetinde. Bu tekliflere bahsini ettiðimiz laik ve sol kesimlerin belirli dereceye kadar itibar ettikleri gözlemlenmektedir. Sýnýf eksenli duruþlarý olmayan bu tarz gruplarýn meseleyi salt askeri rejim karþýtlýðýna indirgedikleri ve bu yüzden MK'yi bir çeþit müttefik olarak algýladýklarý anlaþýlmaktadýr. Ayný zamanda yüksek siyaset ve kariyer imkanlarýnýn bu küçük burjuva gruplarý cezbettiði de ayrý bir gerçek. Saðlam bir antikapitalist çizgileri olmayan bu gruplarýn batý tipinde liberal parlamenter rejim hülyalarý, onlarý hýzla emperyalist kapitalizmin ortakçýsý olan MK'nin kucaðýna itmektedir. Neticede bu gruplar, MK'ye öyle veya böyle destek vererek boylarýndan çok daha büyük bir etkiye sahip oluyor. Zira MK bu sayede siyasal sistemin bütününe doðru hegemonyasýný tesis etme imkanýna sahip oluyor. ABD'nin Müdahalesi ABD'ye gelince. ABD uzun uzun yýllardýr Ortadoðu'daki kanlý diktatörleri destekledi ve karþýlýðýnda istediðini aldý. Ters düþen istisnalar Saddam Hüseyin ve Muammer Kaddafi'ydi ki bunlar yakýn zamanda ABD eliyle öldürüldüler. Þu anda da Esad'ý devirmek için elinden geleni yapýyorlar. Diðer taraftan halen daha Suudi Arabistan ve diðer Körfez ülkeleri baþta olmak üzere bir çok Arap ülkesinde bu tarz diktatörler ABD'nin en yakýn müttefiki durumunda. Bahreyn ve Suudi Arabistan'daki ayaklanmalarýn ve onlarýn bastýrýlmasýnýn dünya basýnýnda hiç iþlenmemesi de bu yüzden. Diðer taraftan Arap gençliði ve emekçilerinin geçen yýlýn baþýnda baþlayan isyanlarý bu diktatörlerin en azýndan bir kýsmýnýn son kullanma tarihinin geçtiðini kanýtladý. ABD baþlangýçta Bin Ali, Mübarek ve Abdullah Salih'in ayakta kalmasý için çalýþtý ama belirli bir aþamadan sonra bunlarýn arkasýnda dur-


MARKSÝST BAKIÞ manýn mümkün olmadýðýný görerek pozisyon deðiþtirdi ve bu diktatörlerin gidiþini kabullendi. Ne de olsa diktatörlerin en güçlü alternatifi olan MK'ye güvenebileceklerini biliyorlardý ve MK üzerinden sürece müdahale etmeye koyuldular. Artýk bir çok ülkede MK iktidarý var, diðer birçoðunda da iktidara hazýrlanacak kadar aþama kaydettiler. ABD'nin Arap baharý karþýsýndaki bir diðer taktiði de arasýnýn iyi olmadýðý diktatörlere karþý baþlayan kitle hareketlerini suistimal ederek o ülkelerdeki sürecin kontrolünü ele geçirmekti. Hatta bu ülkelere yapýlan müdahalelerle Arap baharýnýn enerjisini kontrol etme ve bütün Ortadoðu'da kendi emperyalist politikalarýnýn hizmetine sokma gayretine girdiler. Libya'da sonuç aldýlar, Suriye'de de sonuca doðru ilerlemekteler. Buradaki kitle hareketleri NATO'nun güdümüne girdi, sýnýf merkezli olmaktan çýkarak, etnik-dinsel-aþiretsel farklýlýlarýn kýþkýrtýldýðý bir boðazlaþmaya çevrildi. ABD ve müttefikleri böylece bir yandan da Arap ayaklanmalarýnýn üzerine büyük bir gölge düþürdü. Kitle hareketleri ABD'nin iþi miydi? ABD, Arap baharýný kendi enstrümanýna mý çevirmiþti? Uzun uzun örnekleri bir yana Bahreyn'de süregiden ve gündeme getirilmeyen ayaklanmalar bu tarz þüpheleri daðýtmaya yeter. Fars körfezindeki bu kritik ada ABD'nin 5. Filosuna ev sahipliði yapýyor. Muhalefetteki Þiileri çoðunluðun iktidara gelmesi bölgede kritik bir noktanýn daha Ýran saflarýna geçmesi anlamýna geliyor ki bu da ABD ve bölgedeki dostlarýnýn uykularýný kaçýrmaya yeter. Gösterileri engellemek için Suudi ve Katar ordusu ülkeye asker gönderdi ve þimdi ülkede adeta yabancý iþgal söz konusu. ABD'nin Suriye'den sonra Ýran'a yöneleceðini bilmeyen yok. Bu çerçevede Ýslam coðrafyasýndaki Sünni-Þii yarýðý derinleþtiriliyor. Ýslam aleminin çoðunluðunu oluþturan Sünniler açýsýndan MK çok önemli bir bileþen. Bu yüzden ABD'nin Mýsýr'da Mübarek sonrasý dengelerde MK'yi kenara itmesi mümkün deðil, her ne kadar askeri cuntanýn sadakatinden emin olsalar da. Bu nedenle askeri yönetim MK'yi sýkýþtýrýp dursa da kaldýrýp bir kenara atamýyor. Ne de olsa MK'nin uluslararasý desteði çok büyük boyutlarda. Askerler - Müslüman Kardeþler Dengesi Mýsýr'da cumhurbaþkanlýðý seçimleri sonuçlarý bir sürü þaibenin gölgesi altýnda açýklandý ve Müslüman Kardeþler'in adayý Mursi, Mýsýr'ýn yeni devlet baþkaný oldu. Bu arada halen ipleri elinde tutan askeri cunta parlamentoyu feshetti, seçimin tekrar edilmesi kararý alýndý. Bu da yetmezmiþ gibi askeri yönetim devlet baþkanýnýn yetkilerini azaltan kararlar aldý. Diðer taraftan Mursi'nin seçildikten iki hafta sonrasýnda bile görevi kimden, nasýl devralacaðý, nerede yemin edeceði bile belli deðildi. Kimi iddialara göre Mursi YAK ile anlaþmýþtý yeminini fesh edilme kararý verilen Parlamento önünde deðil bu emri veren Anayasa Mahkemesi'nde edecekti ki öyle oldu. Bir diðer

geliþme de Mübarek yönetiminin kilit isimlerinin, üyeleri Mübarek döneminde atanmýþ olan yüksek yargý organlarýnca kurtarýlmasýydý. Aslýnda herþey bir orta oyununu andýrýyor. Belli ki askeri yönetim ve Müslüman Kardeþler, kapalý kapýlar altýnda ABD nezaretinde bir iktidar paylaþýmý yapýyorlar. Seçim sonuçlarýnýn "saptanmasý", parlamento ve devlet baþkanlýðýnýn paylaþýmý, yetkilerin daðýtýmý ABD'nin Arap baharý gibi meseleler açýk ki karþýsýndaki bir diðer Müslüman Kardeþler ile müzakeler aracýlýðýyla taktiði de arasýnýn iyi hallediliyor. Buradaki anlaþmalarýn içeriði olmadýðý diktatörlere karþý deðiþebiliyor, kartlar baþlayan kitle hareketlebiraz karýþtýrýlýyor, rini suistimal ederek o güvensizliðin hakim olduðu bir atmosferde ülkelerdeki sürecin ufak tefek didiþmeler yaþanýyor. Ama kontrolünü ele geçirmekti. bakarsanýz parlamentoHatta bu ülkelere yapýlan nun feshi, devlet baþkanýnýn görevinin müdahalelerle Arap kýsýtlanmasý (seçim baharýnýn enerjisini sonuçlarý belli olduktan sonra) gibi dönüm noktakontrol etme ve bütün larý anlamýna gelecek Ortadoðu'da kendi deðiþiklikler çok da gürültü patýrtý kopmadan emperyalist politikalarýnýn hallediliyor. Ýktidarýn paylaþýmý hizmetine sokma gayretine konusunda hamleler girdiler. Libya'da sonuç yapýlýrken, Müslüman Kardeþler ile askeri cunta aldýlar, Suriye'de de sonu arasýnda kontrollü bir ca doðru ilerlemekteler. çekiþme süregiderken her iki tarafýn kabul ettiði kýr- Buradaki kitle hareketleri mýzý çizgiler bulunuyor ki NATO'nun güdümüne bunlarýn ihlali pek söz konusu deðil. Bunlar, girdi, sýnýf merkezli neoliberalizme baðlýlýk, ABD'ye ve Ortadoðu'daki olmaktan çýkarak, etnikpolitikalarýna sadakat ve dinsel-aþiretsel farklýlýlarýn Müslüman Kardeþler'in iktidarý paylaþmasý. Bu kýþkýrtýldýðý bir boðazlaþ konulardaki mutabakat maya çevrildi. ABD ve kesin, ama sonuncusu müttefikleri böylece bir yani Müslüman Kardeþler'in iktidarý payyandan da Arap ayaklanlaþmasý hususunda belirsizlikler var. Mesele pay- malarýnýn üzerine büyük laþýmýn hangi oranlarda bir gölge düþürdü. olacaðýndan kaynaklanýyor. Askerler, Müslüman Kardeþler'e güvenmiyor, ileride kendilerini tasfiye etmeye kalkacaklarýndan, hatta bir süre sonra faturanýn kendilerine kesilmesinden korkuyorlar. Bu arada bir

41


MARKSÝST BAKIÞ parantez açarak belirtelim Türkiye'nin geçirmekte olduðu süreç Mýsýr'daki taraflar açýsýndan derslerle dolu. Mýsýr'ýn generalleri, Müslüman Kardeþler'in Türkiye versiyonu olan AKP'nin uzun yýllar NATO ve ABD'nin göz bebeði olmuþ olan TSK'yý ABD'nin onayýyla iktidar mekanizmalarýndan nasýl tasfiye ettiðini elbette ki biliyorlar. ABD'nin Ortadoðu'daki en büyük aracýnýn Müslüman Kardeþler ve ýlýmlý-Sünni Ýslam olduðu ortadayken Mýsýr'daki cuntanýn Müslüman Kardeþler'e güvenmesi elbette ki mümkün deðil. Ama gelgelelim Arap Baharý'nýn kalbi Mýsýr'da askeri cuntanýn iktidarý alenen elinde tutmasýnýn mümkün olmadýðý da ortada. Bu yüzden Müslüman Kardeþler'in devlet baþkanlýðýný almasýný kabullenmek zorundalar. Yoksa isteseler seçim sonuçlarýný pekala Þefik lehine %51'e %49 olarak açýklayabilirlerdi ki gerçek sonucun bu olduðu yönünde þiddetli iddialar, seçimlerde Mursi lehine hilelerin ve engellemelerin olduðu yönünde þiddetli itirazlar var. Kitle Hareketi Ne Durumda? Bu arada Tahrir'deki sokak ateþi epey bir þekil deðiþtirdi. Eskiden Mübarek'in karþýsýnda Mýsýr halkýnýn iradesini ifade eden tek bir eylemci blok vardý. Þimdiyse bu blok parçalanmýþ durumda. Mursi'nin seçim zaferini kutlayan geniþ kalabalýklar Tahrir'i doldururken ayný Tahrir cumhurbaþkanlýðý seçimlerinin ilk turunun ardýndan hileleri protesto eden þiddetli gösterilere sahne olmuþtu. Bu eylemlerde göstericiler "iki faþist adaydan birini seçmek zorunda deðiliz" þeklinde slogan atýyorlardý. Aslýnda Mübarek karþýtý eylemlerin daha ilk günlerinde bile kitle hareketinin içerisindeki çatlaklar bariz ortadaydý. Dünyada burjuva basýn Müslüman Kardeþler'i diline dolamýþtý ama MK Mübarek'i deviren kitlesel eylemlere destek vermiyordu. Hatta bu eylemleri örtülü þekilde frenlemeye çalýþmaktaydýlar. Ama kendi tabanlarýný tutmakta güçlük çekiyorlardý. Hey þeye raðmen MK tabanýnýn önemli bir kesimi eylemlere katýlýyordu. Diðer taraftan 6 Nisan Hareketi, Kifaye Hareketi, Devrimci Sosyalistler, Devrim Sürüyor Platformu, Tagammu, Nasýrcýlar vb'den oluþan devrimin en bilinçli kesimleri -ki bunlar olaylarýn baþlamasý ve yaygýnlaþmasýnda kilit rol oynamýþlardý- sol, demokratik, ulusalcý, sosyalist ve liberaller, laik tandanslýydý. Baþlangýçta kimilerince müttefik olarak deðerlendirilen MK ile laik tandanslý hareketlerin tabanlarýndaki kitleler ve bunlarýn potansiyel sempatizanlarý arasýndaki mesafe

giderek açýldý (Diðer taraftan bu örgütlerin bir kýsmýnýn liderlikleri yüksek siyasetin basamaklarýný MK yardýmýyla çýkmaya sýcak bakýyorlar). MK, askeri r e j i m l e görüþtükçe d e v r i m i n r u h u y l a aralarýndaki mesafe giderek büyüdü ve kitlelerdeki ayrýþmalar þiddetlendi. Sol Nasýrcý Hamden Sabahi'nin cumhurbaþkanlýðý seçimlerindeki büyük çýkýþý ve ancak hile hurdayla üçüncü sýraya itiliþi Tahrir enerjisinin bariz bir arayýþla Müslüman Kardeþler-askeri cunta düetini dinlemek istemediðini gösteriyor(marxist.com). Bunun dýþýnda MK üzerindeki güvensizliðin yaygýnlaþmasý özellikle laik hissiyatlarý güçlü olan kesimlerde ve Mübarek'in devrilmesinden sonra saldýrýlara uðrayan Hýristiyanlarda anti-MK haleti ruhiyesinin güç kazanmasýna neden oldu. Bu kesimler cumhurbaþkanlýðý seçimlerinde çoðunlukla Ahmet Þefik'i desteklediler. Geçtiðimiz sonbaharda yapýlan parlamento seçimlerinde MK ve daha köktenci Selefilerin kazandýðý büyük seçim zaferi bu kesimlerin Tahrir'de baþlayan hareketten büyük bir hayal kýrýklýðý yaþamalarýna neden olmuþtu. Bu kesimler Ýslamcýlýðýn koyulaþmasý karþýsýnda askeri cuntayý en azýndan bir direnç noktasý olarak görüyorlar. Türkiye'den oldukça tanýdýk bir durum, ama yine Türkiye deneyimlerinin de gösterdiði gibi tam anlamýyla bir çýkmaz sokak. Bu arada kitle hareketinden ve sokak mücadelelerinden yorulan, hayal kýrýklýðýna uðrayan kesimlerin de köþelerine çekildiklerini eklemek gerekir. Sonuç Mýsýr'da Mübarek'i deviren hareket esas olarak sýnýf temelliydi. Bu hareket bir dizi süreçten geçti, ayrýþmalar yaþadý, yeniden þekillendi. Esas sýkýntý kitle hareketinin örgütsüzlüðü, politik bulanýklýk ve sosyalist damarýn zayýflýðýydý. Bunlar 30 yýllýk Mübarek döneminin Mýsýr'a armaðaný kaçýnýlmaz sonuçlardý. Söz konusu eksiklikler yüzünden emperyalist kapitalistlerin Mýsýr'da yaþanan altüst oluþa müdahale imkanlarý geniþledi. Gelgelelim sosyalistlerin zayýflýk-

42

6 Nisan Hareketi, Kifaye Hareketi, Devrimci Sosyalistler, Devrim Sürüyor Platformu, Tagammu, Nasýrcýlar vb'den oluþan devrimin en bilinçli kesimleri -ki bunlar olaylarýn baþlamasý ve yaygýnlaþmasýnda kilit rol oynamýþlardýsol, demokratik, ulusalcý, sosyalist ve liberaller, laik tandanslýydý. Baþlangýçta kimilerince müttefik olarak deðerlendirilen MK ile laik tandanslý hareketlerin tabanlarýndaki kitleler ve bunlarýn potansiyel sempatizanlarý arasýndaki mesafe giderek açýldý.


MARKSÝST BAKIÞ larýný aþmalarýnýn imkanlarý da Tahrir ayaklanmasýndan dýþýndaki diðer sol gençlik yapýlanmalarýnýn da -6 Nisan sonra oluþtu. Þimdi önlerinde koþturabilecekleri geniþ Hareketi gibi- benzer bir duruþa sahip olduklarýnýn altýný düzlükler uzanýyor. Bundan sonrasý çalýþkanlýða, emekçiler çizmek gerekir. Diðer taraftan bu gruplarýn MK'ye verdikve gençler arasýnda örgütlenmeye ve tabi ki saðlam bir poli- leri desteðin sol tabanýn genelinde karþýlýk bulmadýðýný tik yönelime baðlý. Sosyal kalkýþmalarýn gerçekleþtiði bir belirtmek gerekir. Sabbahi'nin yaptýðý oy patlamasý bunu dönemde devrimcilik adýna yola çýkanlarýn büyük bir ener- iþaret etmektedir. jiyle çalýþacaðý ve örgütlenmede gayret sarf Mýsýr'da Mübarek'i Sabbahi ve diðer sol Nasýrcý- ulusalcýlara edeceðini baþtan kabul edersek politik gelirsek. Bu gruplarýn sosyalist deviren hareket esas hattýn doðruluðu belirleyicilik kazanýyor. devrim gibi iddialarý zaten yok. Böyle dönemlerde kitlelerle temas olarak sýnýf temelliydi. Bu Karma ekonomiden (özel ve devlet halinde dönemin gerektirdiklerini yerine hareket bir dizi süreçten iþtirakinin birliði), yoksul halka getiren, emekçilerin ihtiyaçlarýna cevap yardýmdan, güçlü Mýsýr'dan bahsedigeçti, ayrýþmalar yaþadý, verebilen sosyalist örgütlerin büyük yorlar. Aslýnda sosyal demokratlardan sýçramalar yapmasý gayet mümkündür. yeniden þekillendi. Esas pek de farklý deðiller. Ama neoliberaSýnýf mücadelesinin tarihi bunun gibi sýkýntý kitle hareketinin lizme karþý olmalarý ve ulusalcý örneklerle doludur. damarlarý yüzünden fazla öne çýkörgütsüzlüðü, politik Ama Mýsýr'daki sol gruplarýn programalarý Mýsýr'ýn egemenleri ve ulusbulanýklýk ve sosyalist matik yönelimlerinin ciddi hatalar lararasý ortaklarý tarafýndan hoþ damarýn zayýflýðýydý. içerdiði ortadadýr. Örneðin ideolojik karþýlanmayacaktýr. olarak kendisini en ileride ifade eden ve Bunlar 30 yýllýk Mübarek Mýsýr solunun en bilinen örgütlerine kaðýt üzerinde devrimci Marksizme baðlý dair, bizim ulaþabildiðimiz örgütlere döneminin Mýsýr'a olan Devrimci Sosyalistler (DS) Mýsýr'da dair, genel durum bu olsa da hayatýn armaðaný kaçýnýlmaz aþamacýlýðý yeniden icat ediyorlar. Buna aðacý yeþildir. Politizasyonun ve sonuçlardý. Söz konusu eylemselliðin en ileri biçimde göre Mýsýr'da sosyalist dönüþümler mümkün deðil, bu yüzden de devrimci yaþandýðý 80 milyonluk genç bir eksiklikler yüzünden görev "Tahrir Devrimini" ileri gidebildiði emperyalist kapitalistlerin ülkede Marksizmin bayraðýný taþýyayere kadar ileri götürmek olarak tarifcak inisiyatifler sahneye her an herMýsýr'da yaþanan altüst hangi bir þekilde çýkabilirler(belki de leniyor. Bu tanýmlamaya göre en büyük karþý devrimci güç olan ordunun ger- oluþa müdahale imkanlarý seslerini duyurmalarý zaman alýyoriletilmesi en önemli vazife. Böyle bir dur). Mýsýr'da hedefi iþaret ederek geniþledi. Gelgelelim görev tanýmlamasý DS'yi otomatikman emekçilerin ve gençliðin muazzam sosyalistlerin zayýflýklarýný enerjisini kapitalist düþmana yönelten, MK'nin kollarýna itiyor. Zira DS, Mýsýr'da sosyalist devrimin mümkün olmadýðý aþmalarýnýn imkanlarý da saðlam bir örgütlenmeyi inþa ederek tespitini yaptýðýnda antikapitalist ölçüler- Tahrir ayaklanmasýndan güçlenen Marksist bir özne bütün denden tamamen azade oluyor ve liberal geleri alt üst edecektir. Tahrir'de sonra oluþtu. Þimdi demokratik parametreler etrafýnda deðerbaþlayan yangýnýn ancak ve ancak önlerinde koþturabilecek- sosyalist devrimle amacýna ulaþabilelendirmeler yapýyor. Böyle olunca leri geniþ düzlükler MK'nin iþçi-emekçi düþmaný bir kapitaceðini, bunun da yepyeni bir baþlangýç list güç olduðu, emperyalizmin bölgedeki uzanýyor. Bundan sonrasý olarak sadece Mýsýr'ýn deðil tüm en önemli dayanaklarýndan birisi olduðu çalýþkanlýða, emekçiler ve Ortadoðu ve dünyanýn yazgýsýna tesir gerçeði unutuluyor. Bunun yerini MK'nin edeceðini (yani sürekli devrimi) böyle ordunun karþýsýndaki en önemli güç gençler arasýnda örgütlen- bir özne emekçilere anlatacaktýr. olarak desteklenmesi alýyor. Oysa meye ve tabi ki saðlam bir MK'nin Tahrir'de oynadýðý engelleyici ve politik yönelime baðlý. karþý devrimci rol unutuluveriyor. Bir gelmesi bile tüm dünyada diðer unutulan nokta da kendisini yeterince güçlü hissettiðinde MK'nin de týpký büyük yanký uyandýrarak köklü bir radikalleþMübarek gibi solu ve iþçi hareketini ezmeye çalýþacaðýdýr. MK'nin sýnýf karakmeninin ve atýlýmýn teri, ayaklanmalarda oynadýðý karþý taþýyýcýsý olacaktýr. devrimci rol, ABD'ye ve neoliberalizme olan sadakati vb çok açýk olduðu halde DS cumhurbaþkanlýðý seçimlerinin ikinci turunda Mursi'ye oy çaðýrabiliyor. Kýsacasý DS devrimci Marksist olmayý bir yana býrakýn bu ismi kirletmekten öteye gidemiyor. DS'nin tutumunun MK ve ABD için "yararlý salaklýk"tan baþka bir anlama gelmediði de ortada(Ergin Yýldýzoðlu). DS'nin

43


MARKSÝST BAKIÞ

EDEBIYATIN YALNIZ KALEMI:

Sabahattin Ali Sabahattin Ali, Türkiye tarihinde egemenlerin zorbalýðýna ve zulmüne maruz kalmýþ nice kalemden biridir. 16 Haziran 1948'de artýk barýnma imkâný kalmadýðý Türkiye'den Bulgaristan'a geçmek isterken, Istranca Daðlarý'nda o ana deðin arkasýnda býraktýðý edebi eserler ve politik yazýlar kurþunla tekzip edilmiþ ve bu topraklarýn "faili meçhul" katliamlar serisinin ilk halkasýný oluþturmuþtur. Sabahattin Ali'nin yaþantýsý ve eserleri dönemin sosyal ve politik atmosferiyle önemli baðýntýlar içermesi ve taþýdýðý edebi deðer bakýmýndan incelenmeyi hak etmektedir. Yaþamýnýn Ýlk Dönemi Sabahattin Ali 25 Þubat 1907'de Bulgaristan'ýn Gümülcine kentinde doðar. Ali'nin ilkokul dönemi Birinci Dünya Savaþý'nýn gölgesinde geçer. Bu dönemde Sabahattin Ali, babasýnýn yönlendirmesiyle ilk yazma giriþimlerine baþlar. Sabahattin Ali'nin kendi anýlarýndan aktardýklarýna göre yazý yazma konusunda babasýyla olan giriþimleri þu þekilde baþlamýþtýr: "Babam pazarda gördüklerimi yazmamý isterdi. Bir kez yazýya þöyle baþlamýþtým: 'Sabahýn erken saatinde pederimin latif sesiyle uyandým.' Babam öfkelenmiþ 'Haydi ordan, yalancý kerata. Sabahýn köründe seni zorla yataðýndan kaldýrýyorum. Babanýn latif sesiymiþ! Sesim sana latif gelir mi hiç! Ýçinden geldiði gibi yaz' demiþti." (1) 1926 yýlýnda Balýkesir Öðretmen Okulu'nu bitirmesinin ardýndan ilk görevi için Yozgat'a atanýr. Ayný yýl babasýný kaybeden Sabahattin Ali bu dönemde ebedi yaþantýsýna çeþitli dergilerde yazdýðý yazý ve þiirlerle baþlangýç yapar. 1926'da ölen babasý için yazdýðý "Babam Ýçin" adlý þiir Güneþ dergisinde yayýnlanýr. Ayný zamanda Servet-i Fünun, Akbaba, Hayat, Meþale, Irmak ve Çaðlayan gibi dergilere þiir ve öyküler yazar. 1928 yýlýnda Maarif Vekâleti'nin açtýðý sýnavlarý kazanan Sabahattin Ali Almanya'ya dil eðitimine gitme hakký kazanýr. Almanya'da geçirdiði 2 yýllýk serüven Sabahattin Ali'nin politik dönüþümünde önemli bir rol oynar. Burada özellikle Marksist iktisat ve felsefe alanýnda kendisini geliþtirme konusunda çaba harcar. Ayrýca Almancasý onun ilerleyen yýllarda çevirmenlik konusunda önemli bir yer edinmesini saðlar. Türkiye'ye dönüþünde Almanca öðretmenliðine baþlar. Edebiyat yaþantýsý Nazým Hikmet'in düzeltmenlik ve sekreterliðini üstlendiði Resimli Ay dergisinde çalýþmasýyla yeni bir evreye girer. Nazým Hikmet henüz genç bir edebiyatçý olan Sabahattin Ali üzerine ilk gözlemlerini þöyle aktarýr ve bu satýrlar bize Ali'nin politik yönelimi üzerine ipuçlarý verir: "Bir gün dergi idarehanesine kýsa boylu, gözlüklü bir genç geldi. Almanca bildiðini, hikâyeler yazdýðýný ve isminin Sabahattin Ali olduðunu söyledi. Hikâyelerinden birini býraktý çýktý. Bu hikâye orman sanayinde çalýþan iþçilerin hayatýna aitti. Alman romantizminin tesiri altýnda yazýlmýþ

44


MARKSÝST BAKIÞ olmasýna raðmen, konu ve muhteva bakýmýndan Türk ede- Yine milliyetçilik toplumda yansýmasýný 1928-1933 yýllarý biyatýnda bir yenilik teþkil ediyordu. Genç adamýn istidatlý arasýnda düzenlenen "Vatandaþ Türkçe Konuþ!" , 1929'da bir yazar olduðu daha ilk satýrlarýndan hissediliyordu. örgütlenen "Yerli Malý Kullan!" mitingleriyle gösterecekHikâye basýldý (…) Ýlk yazýsýný bize getiriþi Sabahattin'in tir. Elbette bütün bu ideolojik kampanyalar o dönem özelantiemperyalist, demokratik temayülünü gösteriyordu. likle Kürtlere ve gayrimüslimlere yönelik olarak düzenleGerek dostluðumuz, gerekse Resimli Ay'ýn o zamanki nen katliamlar ve baskýlarla bir paralellik arz etmektedir. çevresine giriþi, gerekse sonralarý Sinop Cezaevi'nde parti Öte taraftan dönemin muhalif aydýn ve yazarlarý yoðun bir üyelerinden bazýlarýyla tanýþmasý Sabahattin Ali'nin sosya- baský altýndadýr. Sabahattin Ali'nin de yazýlarýnýn yayýnlist idealleri benimsemesinde tesirli oldu." (1) landýðý Resimli Ay dergisi Nazým Hikmet'in "Putlarý Yazýn hayatýnýn baþlangýcýnda Resimli Ay'la birlikte Yedi Kýrýyoruz!" baþlýklý yazýlarý nedeniyle o dönem saldýrýlarýn Ýklim ve Varlýk gibi edebiyat dergilerinde yazýlarý yayýn- odak noktalarýndan birisi haline gelir. 1931 yýlýnda Ýsmet lanan Sabahattin Ali artýk Ýstanbul'un en fazla okunan ede- Ýnönü bir meclis konuþmasýnda "…devamlý kötü yayýn biyat dergilerinde adýný duyurmaya baþlamýþtýr. Nazým halký bozar… Her þeyin kötü olduðunu söyleyenler milleti Hikmet gibi edebiyat ustalarýnýn gözünde gelecek vaat zehirliyorlar." (3) diyecektir. Kýsa bir süre sonra çýkarýlan eden bir gençtir. Zekeriya Sertel'de kiþisel gözlemlerinde Matbuat Kanunu'yla birlikte "padiþahçýlýk, hilafetçilik yoonun edebi yönelimi hakkýnda þu bilgileri aktarýr: lunda ve komünistlik ve anarþistliði tahrik eden neþriyat"(2) çýkarmak yasak"…Matbaaya daima elinde bir lanacaktýr. Bu yasa asýl iþleyikitapla gelirdi. O zaman en Sabahattin Ali muhalif duruþuna þini muhalif-solcu yayýnlar çok sevdiði adam, büyük karþýn, hayatýnýn hiçbir döneminde üzerinde gösterecektir. Alman þairi Goethe ve Alman Kemalist Tek Parti Ýktidarý örgütlü bir muhalefetin parçasý romancýsý Thomas Mann'dý. yýlýnda tamamen faþist Onlarýn yapýtlarý elinden olmaz. Öykülerinde, romanlarýnda 1936 bir zihniyetin ürünü olan 1930 düþmezdi. Nazým Hikmet, bu dýþa vuran yalnýz insan tasavvuru Ýtalyan Ceza Kanunu'nu aynen gençte yeni ve büyük bir kopyalayacaktýr. cevher görmüþtü, onu bir yanayný zamanda Sabahattin Ali'nin dan kazanmaya, öte yandan da Sabahattin Ali'nin böyle bir kendi gerçekliðini gösterir. sanat hayatýnda yetiþtirmeye ortamda hapishanelerle tanýþHayatýnda yalpalamalar da eksik baþlamýþtý." (1) masý çok uzun sürmeyecektir. 1931 yýlýnda Aydýn Erkek Baský Günleri Baþlýyor deðildir. Yakýn arkadaþý olan Sanat Okulu öðrencilerinin Sabahattin Ali'nin 1930'larýn Zekeriya Sertel onun için "Bizden dolaplarýnda TKP'nin Kýzýl baþýndan itibaren sürdüreceði Ýstanbul gazetesi bulunur, ayný çýkar, tanýnmýþ bir faþist dostunu yaþam burjuva rejimin zamanda Sabahattin Ali de geliþimiyle paralellik taþýr. ziyarete giderdi. Ondan ayrýlýr, 'zararlý faaliyet'lerde bulunMuhalif bir edebiyatçý ve valiye veya polis müdürüne varýrdý. duðu yönünde ihbar edilir. düþünür olarak rejimin sopasý Herkesle dost olmuþtu."(4) diyerek Bunun sonucunda üç ay cezaonun da sýrtýndan eksik evinde yatar. Bu kýsa tutukluolmayacaktýr. Burada o döneaslýnda onun neden aktif bir militan luðun ardýndan Konya'da min politik atmosferine deðinmemuriyet hayatýna geri olarak siyasetin içerisinde yer mekte de fayda var. döner, ancak artýk fiþlenmiþ alamadýðýný gösterir. 1929'da dünyada patlak veren bir komünisttir. Konya'da Büyük Buhran Avrupa'da görevli olduðu sýralarda devrimlerin yenilgisine paralel olarak faþizmin yükseliþi okuduðu bir þiirde Mustafa Kemal'i eleþtirdiði gerekçesiyle sonucunu doðurmuþtu. Almanya'da Hitler, Ýtalya'da ihbar edilir. Þiir aslýnda köylülerin yoksulluðuna ve unutulMussolini ilerleyen süreçte Ýspanya'da iktidara gelen faþist muþluðuna yapýlan bir göndermedir: General Franco'nun yarattýðý dalga Türkiye gibi yeni kuruHey anavatandan ayrýlmayanlar lan burjuva cumhuriyetlerde de etkisini gösteriyor ve faþizmin yarattýðý "güçlü devlet-güçlü lider" algýsý Bulanýk dereler durulmuþ mudur? Dinmiþ mi olukla akan o kanlar? Kemalist iktidarýn milliyetçi yönelimini artýrýyordu. Bu dönemde atýlan birkaç adým yeni rejimin girdiði yöne- Büyük hedeflere varýlmýþ mýdýr? limi algýlamak açýsýndan önemlidir. Güneþ Dil Teorisi ve Asarlar mý hâlâ hakka tapaný? Türk Tarih Tezi bu dönemde icat edilir. Örneðin Afet Ýnan Mebus yaparlar mý her þaklabaný? 1930'da toplanan Türk Ocaklarý Kongresi'nde "Latin medeniyetinin esasýný kuranlar Etrüsk denilen Türklerdir." Köylünün elinde var mý sabaný? (2) diyecek ve tarihteki bütün milletlerin kökenini Türk Sýska öküzleri dirilmiþ midir? ýrkýna baðlayan milliyetçi propagandanýn önünü açacaktýr. Cümlesi belî der enel hak dese,

45


MARKSÝST BAKIÞ Hâlâ taparlar mý koca terese? Ýsmet girmedi mi hâlâ kodese? Kel Ali'nin boynu vurulmuþ mudur? Koca teres kafayý bir çekince Ýskender'e bile dudak bükünce Hicabýndan yerler yarýlmýþ mýdýr? Asým Bezirci bu olayla ilgili olarak þunlarý yazar: "Yazýk ki romancýnýn ücreti ödenmeyince (burada Sabahattin Ali'nin bu dönemde Yeni Anadolu gazetesinde yayýnlanmaya baþlanan Kuyucaklý Yusuf romaný kast edilir.) tefrika yarým kaldý. Gazete sahibi buna pek içerledi. Bir komplo düzenledi: Altý yedi ay önce, Sabahattin Ali'nin bir mecliste 'Memleketten Haber' adlý, güya Atatürk'ü taþlayan bir þiir okuduðunu -Mustafa adlý bir öðretmen aracýlýðýyla- jurnal etti. Akrabalarýndan Remzi ve ilköðretim Emin (Soysal)'ýn da tanýklýðýný saðladý. Oysa þiir Almanya'da yazýlmýþ olup Sivas'taki bir Bektaþi hareketiyle ilgiliydi, bazý yerleri deðiþtirilmiþti, üstelik içinde Atatürk'ün adý da geçmiyordu. (…) Sabahattin Ali 26 Aralýk 1932'de tutuklandý. Hapisliðinin aþaðý yukarý dört ayýný Konya'da, altý ayýný Sinop'ta geçirdi." (1) Hasan Ýzzettin Dinamo'da Sabahattin Ali'nin hapishane deneyimiyle ilgili olarak "Eðer Konya'daki bu þiir ihbarý olmasaydý belki de onun solculuðu tatlý bir gevezelik olarak kalacaktý." (4) der. 1933 yýlýnda Cumhuriyet'in onuncu yýldönümü nedeniyle çýkarýlan aftan yararlanan Sabahattin Ali serbest kalýr. Ancak tekrar memuriyete dönebilmesi için kendisinden Mustafa Kemal'e baðlýlýðý kanýtlanmasý istenmiþ; bunun üzerine 15 Ocak 1934'te Varlýk Dergisi'nde "Benim Aþkým" adlý þiiri yazmýþtýr: Sensin kalbim deðildir, böyle göðsümde vuran, Sensin "ülkü" adýyla beynimde dimdik duran, Sensin çeyrek asýrlýk günlerimi dolduran, Seni çýkartsam ömrüm baþlamadan bitiyor. Hem bunlarý ne çýkar anlatsam bir dürziye, Hisler kambur oluyor, dökülüyor yazýya, Kýsacasý gönlümü verdim ulu gaziye Göðsümde þimdi yalnýz onun aþký yatýyor. 1935'te Aliye Ali ile evlenen Sabahattin Ali, 1936'da askere gider. 1937 yýlýnda kýzý Filiz Ali dünyaya gelir. II. Dünya

Savaþý'nýn baþlamasýyla birlikte ikinci kez askere alýnýr. Sabahattin Ali ve Öyküleri Sabahattin Ali bütün bu kýsýtlamalara ve üzerindeki baskýlara karþýn yazýn yaþamýnda önemli eserler vermeye devam eder. Baský onu daha da olgunlaþtýrýr; ilk dönem eserlerinde var olan romantizm yavaþ yavaþ yerini toplumsal sorunlara gerçekçi bir bakýþa býrakýr, ayrýcalýklý sýnýflarýn asalaklýðýna daha keskin eleþtiriler yönelten eserler vermeye baþlar. Özellikle öyküleri dönemin Türkiye'sinde devlet, asker, köylü, iþçi, yoksul, zengin, hasta, doktor, entelektüel gibi unsurlar arasýndaki eþitsiz iliþkileri gözümüzde canlandýracak kadar açýk bir þekilde aktarýr. Ayrýca imkânsýz aþklar, Anadolu'nun doðal güzellikleri ve efsaneleri de bu öykülerin sýnýrlarý içerisindedir. 1934 yýlýnda þiir alanýndaki çalýþmalarýný kapsayan "Daðlar ve Rüzgâr" eserini yayýnlar. Bu Sabahattin Ali'nin ilk ve tek þiir kitabý olacaktýr. Onun edebi zenginliði kendisini asýl olarak öykülerinde gösterecektir. Ýlk dönem öykülerini 1935 yýlýnda Deðirmen adlý öykü kitabýnda toplar. Kitaba adýný veren Deðirmen adlý öyküde Batý rüzgârý kadar serbest dolaþan ve kendilerinden baþka Allah tanýmayan Çingeneleri ve onlarýn içinden Atmaca isimli bir delikanlýnýn tek kolu olmayan bir genç kýza olan uçsuz bucaksýz aþkýný konu edinir. Afþar Timuçin bu öyküyü "sevgisizlerin dünyasýna yöneltilmiþ yaman bir eleþtiri" (5) olarak nitelendirir. Sabahattin Ali "Gorki'yi pek fazla okumuþ deðilim, onun 'Makar Çudra' isimli hikâyesine benim Deðirmen isimli hikâyemi benzetmiþlerdi, varit gördüm, çünkü Deðirmen'i yazmadan bir ay kadar evvel okumuþtum Gorki'ninkini." sözleriyle bu öyküsünün esin kaynaðýný da aktarýr (6). 1927-1930 yýllarý arasýnda yazdýðý öyküler genellikle aþk ve kadýn-erkek arasýndaki tutkularý ele alýr. Kurtarýlamayan Þaheser(1929), Kýrlangýçlar(1933), Viyolonsel (1928), Birden Bire Sönen Kandilin Hikâyesi (1929) öyküleri de Deðirmen öyküsüyle benzer temalar içerir. Sabahattin Ali Bir Gemici Hikâyesi (1930) adlý öyküsüyle birlikte romantizmden toplumcu gerçekçiliðe doðru bir geçiþ yapmaya baþlar. Bu hikâyesinde bir gemide

46

Sabahattin Ali bütün bu kýsýtlamalara ve üzerindeki baskýlara karþýn yazýn yaþamýnda önemli eserler vermeye devam eder. Baský onu daha da olgunlaþtýrýr; ilk dönem eserlerinde var olan romantizm yavaþ yavaþ yerini toplumsal sorunlara gerçekçi bir bakýþa býrakýr, ayrýcalýklý sýnýflarýn asalaklýðýna daha keskin eleþtiriler yönelten eserler vermeye baþlar. Özellikle öyküleri dönemin Türkiye'sinde devlet, asker, köylü, iþçi, yoksul, zengin, hasta, doktor, entelektüel gibi unsurlar arasýn daki eþitsiz iliþkileri gözümüzde canlandýracak kadar açýk bir þekilde aktarýr. Ayrýca imkânsýz aþklar, Anadolu'nun doðal güzellikleri ve efsaneleri de bu öykü lerin sýnýrlarý içerisindedir.


MARKSÝST BAKIÞ tayfa olarak çalýþan bir gencin kötü çalýþma koþullarýna karþý isyanýný konu edinir. Genç gemiciyle birlikte bütün tayfa her gün kendilerine yemek olarak kuru bakla verilmesine isyan ederek "kuru baklayla ateþ yakýlamayacaðýný", açýk olarak ifade etmek gerekirse hak aramanýn gerekliliðini öðrenirler. Yine 1930'da Resimli Ay dergisinde yayýnlanan Bir Orman Hikâyesi'yle geçim kaynaklarý olan ormanlarý devlet tarafýndan gasp edilen köylülerin zorbalýk karþýsýndaki öykülerini konu edinir. "Ertesi gün imdat alýp gelen candarmalar, çocuklar ve koca karýlardan baþka, kadýn, erkek bütün köy halkýný iplerle baðlayarak kasabaya götürdüler ve memuru kurtardýlar." (7) ifadeleri dönemin Türkiye'sinde devletin baskýcý yönünü deþifre eder ve Sabahattin Ali'nin öykülerinde bu gerçeðe sýklýkla rastlanýlýr. Kazlar isimli hikâyesinde de yoksula, köylüye, emekçiye etmediðini býrakmayan devletin ve yargý mekanizmalarýnýn, zenginlerin elinde nasýl bir oyuncak haline geldiði anlatýlýr. Bir Firar (1933) adlý öyküde de dönemin köylüsü jandarma tarafýndan dipçikle yola getirilen bir kesim olarak gösterilir. Ayrýca Komik-i Þehir (1928) öyküsünde olayýn kahramaný Rahmi'nin sevgilisi Viktor'un haydutlar tarafýndan kaçýrýlmasý, jandarma ve kaymakamýn bu olay karþýsýnda gösterdikleri ilgisiz tavýr, üstüne kaymakamýn Viktor'a zorla sahip olmaya çalýþmasý, baþaramamasýnýn ardýndan onu zorla geneleve göndermesi devletin nasýl bir çürümüþlük içerisinde olduðunu resmeder. Rahmi bu çürümüþlüðe intiharla yanýt verir. Benzer þekilde Kaðný ve Sýcak Su adlý öyküler de "adalet" mekanizmasýnýn adaletsizliðine, devletin güvenlik güçlerinin o dönemki pervasýz saldýrganlýðýna canlý birer tanýktýr. Sabahattin Ali'nin birçok öyküsünde köylüler bu baskýya boyunlarýný eðseler de, özellikle kimi hikâyelerinde köylülerin destansý baþkaldýrýlarý görülür. Candarma Bekir (1934) adlý öyküde Bekir tarafýndan yedi köyün muhtarý önünde dövülen Halil Efe hikâyenin sonunda ne yapar eder ondan intikamýný alýr. Yine Sýcak Su'da kaçak kocasýna yardým ettiði için jandarmalarýn tecavüzüne uðrayan Emine'nin direngen sessizliði bu tavra yorulabilir. Ancak bunlar daha çok bireysel çýkýþlardýr. Sabahattin Ali'nin toplumcu yönelimi Kaðný (1936) ve Ses (1937) eserleriyle bir-

Sabahattin Ali yalnýz baþladýðý edebi ve siyasi macerasýný yine yalnýz noktalar. Ýnsanlarýn bütün çeliþkileri ve ikiyüzlülükleri, sistemin maddileþtirdiði bireylere daha fazla tahammül edemez ve yaþam karþýsýnda son geri adýmýný atar. Öldüðünde Istranca Daðlarý ile baþ baþadýr. Sabahattin Ali Daðlar þiiriyle adeta kendisini kucaklayan daðlarda hatýrlanmasýný salýk verir gibidir: Bir gün kadrim bilinirse, Ýsmim aðza alýnýrsa, Yerim soran bulunursa, Benim meskenim daðlardýr.

47

likte daha da belirginleþir. Sabahattin Ali'nin bu eserlerinde toplanan hikâyelerindeki karakterler birbirleriyle uzlaþmaz sýnýflarýn birer üyeleri olarak karþýt kutuplarda yer almýþlardýr. Arabalar Beþ Kuruþa adlý hikâyede sokaklarda annesiyle araba satarak geçinen bir ilkokul çocuðunun zengin sýra arkadaþýyla karþýlaþmasý ve zengin çocuðun annesinin yoksul çocuða yönelik dýþlayýcý tutumu olayýn merkezinde yer alýr. Köpek adlý öyküde de Sabahattin Ali kentli-köylü arasýna keskin bir býçak darbesi vurur. Þehirli sosyetenin köylülere yönelik aþaðýlayýcý tavrý anlatýlýr. Sabahattin Ali'nin öyküleri onun tutsaklýk yaþamýnýn etkisiyle hapishane, mahpusluk gibi konularý içerisinde daha fazla barýndýrmaya baþlar. Özellikle Aydýn (1931), Konya (1932) ve Sinop (1933) Cezaevleri onu yeniden biçimlendirir. Bir Þaka ve Duvar öyküleriyle cezaevi günlerinden gerçekçi kesitler bulunmakla birlikte, mahkûm psikolojisi tablolaþtýrýlýr. Öte taraftan tutsak olarak birçok ünlü ismi duvarlarý arasýnda bulunduran Sinop Cezaevi adeta Sabahattin Ali ile gerçek kimliðini kazanmýþtýr desek abartmýþ sayýlmayýz. Sabahattin Ali Sinop Cezaevi'ni "hürriyeti gözlerin önüne kadar getirmek, sonra birdenbire çekip götürmek için yapýlmýþ bir yer" olarak tanýmlar. Ayrýca sonradan bestelenen meþhur Mahpushane Türküsü Sinop Cezaevi'nde yatan Ali'nin geleceðe dair umudunu dile getirir. Sabahattin Ali'nin "Ýnce Memed"i: Kuyucaklý Yusuf (1937) Sabahattin Ali ilk romaný olan Kuyucaklý Yusuf ile birlikte edebiyatýnda yepyeni bir ufuk açar. Daha önce bazý öykülerinde tohumlarýný attýðý imkânsýz aþklar, egemen düzenin çarklarýnda sýkýþan ve sonunda bireysel bir isyanla çýkýþ yolu arayan insan tipolojisi, bireylerin çýkarcý iliþkilerine duyulan kahramanýn yalnýzlaþma eðilimi Kuyucaklý Yusuf'ta geniþ bir birliktelik kazanýr. Ayrýca Sabahattin Ali'nin insan psikolojisini tanýmada ve resmetmekteki ustalýðý roman türünün verdiði imkânla ilk kez kendisini bu kadar açýða vurur. Bu doðrultuda önemli bir eser olmasýna karþýlýk olay akýþýndaki örneðin Yusuf'un üvey kardeþi Muazzez'e aþký gibi bazý olaylar gerçekçilik iddiasýyla çeliþkili bulunarak eleþtirilmiþtir.


MARKSÝST BAKIÞ Romanýn olay örgüsü anne babasý 1903'te Kuyucak'ta eþkýyalar tarafýndan öldürüldükten sonra soruþturmaya gelen kaymakam bey tarafýndan evlatlýk olarak alýnan Yusuf etrafýnda döner. Yusuf köyden sonra þehir hayatýna alýþamayan, eðitim görmemiþ, etrafta acýmayla karýþýk ürküntüyle yaklaþýlan bir karakter olarak karþýmýza çýkar. Yusuf'un dostlarý olmakla birlikte yalnýz ve en yakýnýndakiler tarafýndan bile anlaþýlamayan bir kahramandýr. Yusuf'un kaderi üvey kardeþi Muazzez'e olan aþký ve Muazzez'in de kendisine duyduðu sevgiyi dile getirmesiyle birlikte deðiþir. Köyün aðasýnýn oðlu tarafýndan istenen, en yakýn arkadaþýnýn âþýk olduðu Muazzez'le birlikte olmasý Yusuf'un içinde bulunduðu toplumsal ayrýþmalarla ve deðerlerle çatýþmasýný baþlatýr. Ayrýca Yusuf üvey annesi Þahinde'nin arkasýndan çevirdiði dolaplar baþ etmek zorundadýr. Selahattin Bey'in ölmesiyle iþler sarpa sarar. Selahattin Bey tarafýndan kaymakamlýkta tahrirat kâtipliðine getirilen Yusuf, yeni kaymakam tarafýndan köy köy dolaþtýrýlan bir tahsildara dönüþür. Onun uzun yolculuklarý sýrasýnda geride kalan karýsý Muazzez ise annesi Þahinde'nin oyun-

Daha önce bazý öykü lerinde tohumlarýný attýðý imkânsýz aþklar, egemen düzenin çarklarýnda sýkýþan ve sonunda bireysel bir isyanla çýkýþ yolu arayan insan tipolo jisi, bireylerin çýkarcý iliþkilerine duyulan kahramanýn yalnýzlaþma eðilimi Kuyucaklý Yusuf'ta geniþ bir birliktelik kazanýr.

larýyla ilçenin kaymakamý, komutaný gibi ileri gelenlerinin zevkine sunulur. Günün birinde böyle bir sahneye denk gelen Yusuf evde bulunan herkesi öldürür, Muazzez'i de yanlýþlýkla yaralar. Onunla beraber kaçarken, Muazzez yaþamýný yitirir. Romanda köy aðasý gibi dönemin üst sýnýflarýnda yer alan kiþilerin iþledikleri suçlar, cinayetler karþýsýnda cezasýz býrakýlmalarý Sabahattin Ali'nin öykülerinde sýkça karþýlaþtýðýmýz bir durumdur. Bu kiþilerin devlet bürokrasisi içerisinde satýn alamayacaklarý kimse yok gibidir. Yusuf gibi insanlara yasalar herhangi bir çýkýþ olanaðý tanýmaz. Romandaki toprak aðasý Hilmi Bey ve oðlu Þakir karakterleri ortasýnda bulunduklarý düzenin birer özeti gibidir. Sabahattin

48

Ali Yusuf'un yakýn arkadaþýný öldüren Þakir'e jandarma tarafýndan arka çýkýlmasýný romanda þöyle yorumlar: "Bu böyle gelmiþ böyle gidiyor ve kasabanýn baþýnda bulunanlarýn aklý bile, hürriyete ve onun getirdiði birkaç müsavat fikre raðmen, Hilmi Bey'in oðlunun sahiden hapsedilebileceðini kabul etmiyordu. Hapishane ancak serseriler, köylüler ve aþaðý tabakadan insanlar içindi; bir Hilmi Bey'in oðlu adam öldürse bile onlarla bir tutulamazdý." (8) Son olarak romanýn temel karakterlerinden olan Selahattin Bey'e ve temsil ettiði toplumsal kesime yönelik bir paragraf açmak gerekir. Selahattin Bey, týpký Kürk Mantolu Madonna'nýn Raif Efendi'si, Ýçimizdeki Þeytan'ýn Hüsamettin Efendi'si gibi içinde sýkýþtýðý kirli çarklarýn deðiþmeyeceðini bilen ve bunu deðiþtirme konusunda da en ufak bir adým atacak iradesi olmayan bir memurdur. Týpký Raif Efendi ve Hüsamettin Efendi gibi kötülükler karþýsýnda, sonbaharýn geliþiyle sararmasýna karþý koyamayan bir aðaç yapraðý gibi teslim olur. Aslýnda Selahattin Bey'in ölümü bir anlamda kötülük karþýsýndaki sessizliðin kurtarýcý rolünün ölümünün bir temsilidir. Ýçimizdeki Þeytan (1940) Sabahattin Ali 1940 yýlýnda dönemin aydýn tipolojisine, faþist bireylere yönelik eleþtirilerini konu edinen Ýçimizdeki Þeytan romanýný tamamlar. Bu eseri Ýkinci Dünya Savaþý'nýn baþladýðý, faþizmin Avrupa'da gücünün doruðunda olduðu günlerde faþizme öykünen aydýnlarýn küçük burjuva dünyasýný, kirli yüzlerini ortaya koyar. Romanýn kahramaný Ömer zayýflýklarý her haliyle ortaya dökülen, etrafýndaki insanlarýn çok rahat etkisinde kalabilen biridir. Kitabýn adý Ömer'in iradesizliðinin bir yansýmasýdýr. Ömer yaptýðý her hatanýn, yapamadýðý her þeyin hesabýný içinden kendisine seslenen þeytana keser. "Çok kere böyle oluyordu. Bütün kafasý birdenbire boþalýyor, göðsünün ve gýrtlaðýnýn üstüne bir aðýrlýk çöküyor ve ne olduðunu bilmediði birtakým þiddetli arzularýn hasretini duyuyordu… Fakat içimde öyle bir þeytan var ki bana her zaman istediðimden büsbütün baþka þeyler yaptýrýyor." (9) der Ömer. Romanda geçen Ýsmet Þerif, Emin Kamil gibi kiþiler çoðu kez Peyami Safa, Nihal Atsýz gibi milliyetçi isimlerle benzeþtirilmiþtir. Romandaki bu kahramanlar vaktini genelde içkili âlemlerde edebi ve siyasi muhabbetle geçiren, edebiyat tacirleridir. Ayrýca kendilerine önemli insan süsü vererek, Ömer ve arkadaþý Nihat gibi gençleri etraflarýna toplamak þiþkin egolarýný tatmin etmenin birer aracýna dönüþmüþtür. Romanýn bir diðer ana karakteri Macide ise Sabahattin Ali'nin diðer eserlerinden tanýdýðýmýz


MARKSÝST BAKIÞ güçlü kadýn tipolojisinin bir örneðidir. Balýkesir'den okula biyatçý-düþünür olarak tanýmlamak daha doðru olacaktýr. Ýstanbul'a gelen ve teyzesinin yanýnda kalan Macide 1941-1945 yýllarý arasýnda Sabahattin Ali Devlet babasýnýn ölümüyle bir yol ayrýmýna gelir. Kendisine Konservatuarý'nda Almanca öðretmenliði yapar. Savaþ yýlmaddi nedenlerle sýrt çeviren teyzesinin evini terk ederek larý ile birlikte Türkiye'de de Avrupa'da yükselen ýrkçýÖmer'le evlenir. Ömer'in arkadaþ çevresindeki ikiyüzlü faþist çýðýrtkanlýk düþünsel yaþamda etkisini bulmuþtur. çarpýk iliþkileri güçlü karakterinin getirdiði baðýmsýzlýkla Özellikle Nihal Atsýz'ýn baþýný çektiði bir grup çýkardýklarý daha iyi görür. Tasvir, Orhun, Tanrýdað, Çýnaraltý, Gökbörü gibi dergilerde Kürk Mantolu Madonna (1943) Türkiye'nin de Nazilerin yanýnda savaþa katýlmasý yönünde Ali'nin üçüncü romaný Kürk Mantolu Madonna 1943'te propaganda yaparlar. Birinci Dünya Savaþý'nda fiyaskoyla yayýnlanýr. Yarattýðý karakterlerle ve onlarýn iç dünyalarýný sonuçlanan Pantürkist ýrkçý-Turancý görüþler bu yýllarda yeniden patlama yapar. Sabahattin yansýtmadaki ustalýðýyla Sabahattin Ali'nin Ýçimizdeki Þeytan romaný bu Ali'nin en baþarýlý romaný Sabahattin Ali tek baþýdenilebilir Kürk Mantolu na ne bir edebiyatçý olarak, güruhun gerçek dünyasýný eleþtiriye tabi tutar. Nihal Atsýz, kendi tabiriyle Madonna için. Romanda sýradan ne de bir politika adamý Sabahattin Aliyef'in Ýçimizdeki bir memur yaþantýsý süren Raif romanýna Ýçimizdeki Efendi'nin sýra dýþý bir aþk hikâye- olarak tanýmlanabilir. Birçok Þeytan Þeytanlar yazýsýyla karþýlýk verir. si konu edinilir. Raif Efendi öyküsünde, romanlarýnda Ayný Nihal Atsýz 1 Nisan 1944 yýlýn"Hayat ancak bir kere oynanacak bir kumardýr, ben onu kaybettim." çoðu kez topluma ve kiþilere da Orhun dergisinde "Baþvekil sözleriyle ortaya koyduðu gibi dönük bir eleþtiri söz konusu Saraçoðlu Rüþtü'ye Ýkinci Açýk Mektup" adlý yazýsýnda "Dil kurumu tesadüfle baþlayan bir aþkýn olsa da Sabahattin Ali'yi azasý ve Devlet Konservatuarý öðretortasýnda bulur kendini. meni Sabahattin Ali'nin herkesçe kötülükler karþýsýnda Almanya'da bir sergi de gezerken takýldýðý bir tablo adeta onu da dünyayý deðiþtirmenin bir bilinen bir komünist" olduðunu, þiirleriyle Atatürk, Ýsmet Ýnönü gibi içine çeker. Günlerce sergiye gidip çaresini aramak yerine, bir Türk büyüklerine hakaretler saçan incelediði tablo bir anda canlanýverir ve tablonun sahibi Maria adým geriden bu gerekliliði bir vatan haini olduðunu söyler ve memuriyetten atýlmasýný ister. Puder'le aralarýna giren bir tablo anlatan bir aydýnSabahattin Ali Nihal Atsýz hakkýnda ile göz arasýndaki sýnýr ortadan edebiyatçý-düþünür olarak hakaret davasý açar. Dava sýrasýnda kaybolur. tanýmlamak daha doðru ýrkçý-faþist gençler mahkeme önünde Raif Efendi'yi kýsaca tanýmak ona karþý bir miting düzenlerler. gerekirse, yazara göre "…o hiç de olacaktýr. Nihal Atsýz bu mahkeme sonunda 6 ay fevkalade bir adam deðildi. Hatta pek ceza alýr. alelade, hiçbir hususiyeti olmayan, her gün etrafýmýza yüzlercesini görüp de bakmadan geçtiðimiz insanlardan Sabahattin Ali'ye göre edebiyat bir politik propaganda biri idi." Görünüþte evet. Ancak Raif Efendi'yi kaybedilmiþ sanatýdýr da ayný zamanda. Ýnsaný daha iyiye doðru yönbir birey olarak görmek daha doðru olacaktýr. Ne ailesi, ne lendirmektir asýl amaç. Sabahattin Ali yapýtlarýnda "endiiþi ne de çevresi Raif Efendi'yi kazanmak ve içini kemiren vidüalizmden(bireycilik) mümkün olduðu kadar hayata, kurttan temizlemek adýna en ufak bir çaba harcamayacak; muhite dönmek, muhitten birçok þeyler almak ve muhite aksine onu çukura itmek adýna elinden geleni yapacaktýr. birçok þeyler vererek yazmak" (10) amacýný taþýr. "Kitle ile En yakýnýnda bulunan ailesi "Onun niçin daha fazla para beraber ýstýrap çekmeyen, halkýn sevinci ile yüzü gülüp kazanmadýðýna, niçin daha lüks bir hayat temin etmediðine onun isyaný ile þaha kalkmayan, nabzý kitlenin nabzý ile kýzýyorlar, fakat ayný zamanda onun bir hiç, ehemmiyetsiz ayný tempoda atmayan" (10) edebiyatçýlarý kýyasýya eleþtirir. ve kýymetsiz bir sýfýr olduðundan emin bulunuyorlardý." Sabahattin Ali bu romanýnda da diðer eserlerinde de rast- "Milli Þef" Ýsmet Ýnönü II. Dünya Savaþý'nda Batý'nýn kapilanýldýðý gibi oldukça güçlü bir kadýn karakterine yer verir. talist demokrasilerinin zaferi üzerine 19 Mayýs 1945'te Maria Puder'e de týpký Ýçimizdeki Þeytan'ýn Macide'sinde Türkiye'nin de "demokrasi" rayýna oturacaðýný "Harp zamanýnýn ihtiyatlý tedbirlere lüzum gösteren darlýklarý olduðu gibi hayat karþýsýnda dik bir biçim verilmiþtir. kalktýkça, memleketin siyaset ve fikir hayatýnda demokrasi Politik Bir Düþünür Olarak Sabahattin Ali prensipleri daha geniþ ölçüde hüküm sürecektir."(4) sözSabahattin Ali tek baþýna ne bir edebiyatçý olarak, ne de bir leriyle müjdeliyordu. Savaþýn ardýndan 7 Ocak 1946'da politika adamý olarak tanýmlanabilir. Birçok öyküsünde, Demokrat Parti kurulur ve göstermelik bir temsili romanlarýnda çoðu kez topluma ve kiþilere dönük bir demokrasiye geçilir. Ancak bütün bunlar sadece sözde eleþtiri söz konusu olsa da Sabahattin Ali'yi kötülükler kalýr. Baský dalgasý herhangi bir yumuþama göstermez. karþýsýnda dünyayý deðiþtirmenin bir çaresini aramak ye- Savaþýn ardýndan ekonomik darlýðý ABD'nin yardýmlarýyla rine, bir adým geriden bu gerekliliði anlatan bir aydýn-ede- aþmaya çalýþan rejimin antikomünist damarý bir sopa olup

49


MARKSÝST BAKIÞ muhalifler üzerinde sallanmaya devam eder. Sabahattin Ali'nin 1940larda iktidarlar gözündeki tehdit derecesi giderek artar. Eleþtiri de kullandýðý sivri üslup tek parti iktidarýnýn gözünden kaçmaz. 1940’larýn ilk yarýsýnda Zekeriya Sertel ve S a b i h a Sertel'in Tan gazetesinde yazmaya baþlar. Tan gazetesi savaþ yýll a r ý n d a Ýnönü'ye ve Tek Parti Ýktidarý'na karþý sert eleþtiriler yöneltir. Gazetenin kurucularý olan Sertel'ler ve yazarlarý pek çok kez tutuklamalarla yüz yüze kalýrlar. CHP'lilerin ve partiye yakýn gazeteci Hüseyin Cahit Yalçýn'ýn "Kalkýn Ey Ehli Vatan!" baþlýklý yazýyla kýþkýrttýðý 10-15 bin kadar genç 4 Aralýk 1945 sabahý Ýstanbul Üniversitesi önünde toplanýr. Sol yayýnlar satan ABC yayýnevini tahrip eden gençler, Tan gazetesine gelir. Gazete yönetim binasý ve matbaasý yakýlýp yýkýlýr. Sirkeci'de bulunan yönetim binasý ve matbaa kullanýlamaz hale getirilir. "Kahrolsun komünizm, yaþasýn Ýsmet Ýnönü!" sloganýný atýlýr. Daha sonra Cami Baþkurt ve Sabahattin Ali'nin kurduðu Yeni Hayat ve Fransýzca yayýn yapan La Turquie gazeteleri basýlarak tahrip edilir. Sabiha Sertel Roman Gibi adlý eserinde saldýrýnýn dehþetini "…Nümayiþçiler matbaaya geldikleri gün büyük kýrmýzý mürekkep þiþeleri getirdiklerini, beni bulunca mürekkebe bulayýp 'Ýþte komünist böyle olunur' yaftasýný göðsüme takarak, sokaklarda gezdireceklerini söylemiþ."(2) sözleriyle aktarýr. Bu olay dönemin baskýcý ortamýnda muhalif yayýnlara yaþam alaný tanýnmayacaðýný, muhalif aydýnlarýnsa bu zifiri karanlýkta önemli bir sorumlulukla yüz yüze kaldýklarýný gösterir. Sabahattin Ali'nin çýkarýlmasýna öncülük ettiði Markopaþa dergisi tam da bu karanlýðýn ortasýnda ýþýk saçmaya baþlar. 1946'da baþlayan yayýn hayatý boyunca maddi sýkýntýlarla, iktidarýn baskýsýyla, yazarlarý tutuklamalarla baþ etmek zorunda kalsa da büyük bir etki yaratýr. Sabahattin Ali'nin yanýnda Aziz Nesin, Rýfat Ilgaz, Mustafa Mim Uykusuz gibi ustalarda dergide yazarlar. Derginin çýkarýlmasý o dönem Türkiye Sosyalist Parti'li iþçilerin

50

talebiyle baþlar. Rýfat Ilgaz'ýn oðlu Aydýn Ilgaz bunu þöyle aktarýr: "14 Mayýs 1946'da Türkiye Sosyalist Partisi açýlmýþ... Aziz ile birlikte yayan olarak gidip geliyoruz partiye. Ýkimizde de metelik yok o günlerde. Parti üyesi iþçiler uyanýk, bizim yazar olduðumuzu biliyorlar, benim þiirleri biliyorlar. Bir gün dediler ki, 'Markopaþa adlý bir mizah dergisi çýkaralým!'... Bize bunu öneren ilk önce iþçiler. Markopaþa adýný bulanlar onlar." (11) Dergi ayný zamanda politik mizahýn da miladý olur. 10 Þubat 1947'de Sabahattin Ali tarafýndan yazýlan "Ne Ýstiyoruz?" baþlýklý yazý derginin amacýný ortaya koyar: "Biz istiyoruz ki, bu memlekette yapýlan her iþ, üç beþ kiþinin çýkarýna deðil, bu topraklarý dolduran milyonlarýn yararýna olsun. Herhangi bir karar alýnýrken, Ýzmir'deki ortak tüccar, Ýstanbul'daki ahbap milyoner deðil, bu kararlarýn altýnda beli bükülen, çoluk çocuk inleyen yýðýnlar göz önünde tutulsun." (10) Tabi ki Tan Matbaasý baskýný hafýzalarda çok tazedir. Hiçbir basýmevi dergiyi basmaya cesaret edemez. "Markopaþa'yý bastýrabilmek için ne sýkýntýlar çektiðimiz anlatmakla biter gibi deðildir. Herkes gazetenin en önemli iþinin yazý yazmak olduðunu sanýr. Oysa yazý yazmak haftanýn ancak bir gününü aldýðý halde, iþler haftanýn öbür günlerine zor sýðýyordu. En önce basýmevi bulmak çok zordu. Örneðin, Nazým Berksoy büyük bir iyilik yaparak gazeteyi basýyordu, ama normal baský fiyatýndan iki katý parayý, hatta daha fazlasýný alýyordu. Üstelik parayý peþin almadan iþ görmüyordu. Bunca para verildiðine göre, gazete hiç olmazsa iyi ve zamanýnda çýksa… Ne mümkün! Nazým Berksoy bu parayý basýmevinin yýkýlýp kýrýlmasý riskine girdiði için istiyordu." (12) Dergiyi basan matbaacýlar tehdit ediliyor, daðýtýcý çocuklar polis tarafýndan gözaltýna alýnýp dövülüyordu. Markopaþa karþýtlýðý meclis kürsülerinde de yankýsýný buluyordu. "Ýki kez gazetenin adý Büyük Millet Meclisi'nde geçti. Bunlardan birinde, Cemil Sait Barlas, kürsüden "Markopaþa'nýn kökü dýþarýdadýr." dedi. Bu sözler bizi son derecede sinirlendirdi. Dokunulmazlýðýnýn arkasýna gizlenen ve Meclis kürsüsünden söylediði sözlerden sorumlu olmayan Cemil Sait Barlas'ý mahkemeye de veremiyorduk. O zaman Sabahattin Ali, Cemil Sait Barlas'ýn bütün arkadaþlarý bakan oldu, o olamadý. Bütün bunlarý bakan olmak için yapýyor, demiþti. Sonradan gerçekten Barlas da bakan oldu. Barlas'a karþý duyulan acý duyguyla, Topunuzun Köküne Kibrit Suyu baþlýklý yazý yazýldý. Gerçekten bu yazýda yalnýz Barlas'ý ve onun gibi sakat düþünenleri kastetmiþtik. Ama bu yazýdan dolayý açýlan davada, yazý, milletvekillerinin 'heyeti umumiyesine þamil' görülerek, Sabahattin Ali galiba üç aya mahkûm edildi." (12).


MARKSÝST BAKIÞ Sabahattin Ali Cemil Sait Barlas davasýndaki hüküm kesin- uðrar ve Bakanlar Kurulu kararýyla toplatýlýr. 19 Aralýk leþince önce Ýstanbul Cezaevi'ne girer, sonra tahliye edi- 1947'de hakkýnda kesinleþen bir cezadan dolayý lene kadar kalacaðý Paþakapýsý Cezaevi'ne aktarýlýr. Sultanahmet Cezaevi'ne atýlýr. 12 gün cezaevinde kalýr. Sabahattin Ali 7 Nisan 1947'de Markopaþa üzerindeki Cezaevinden çýktýðý süreçte dergisi Ali Baba da kapatýlan ablukaya dergide þöyle cevap verir: "Dünyaya karþý Sabahattin Ali yurtdýþýndan sipariþ ettiði baský makinesini demokrasi göstermeliðimiz bir Demokrat Parti'miz var. satarak borçlarýný kapatýr, kalanýn üzerini borçla takviye Amerikalýlardan 150 milyon borç alacak kadar hür- ederek ilginç bir þekilde bir kamyon alýr. Büyük þehirlerriyetimiz var. Aðaçlar bu yýl boy atmadý, otobüste kaba den sýkýlan ve yoðun baskýdan bunalan Sabahattin Ali etime kýymýk battý, bu nasýl hükümet, diye kokmaz bulaþ- nakliyeciliðe baþlar. Bu nakliyecilik olayýna atýlmayla ilgili maz, tavþan tersi muhalefetleriyle apartýman diken muhalif bir rivayette Ali'nin bu iþi yurtdýþýna çýkýþ için bir kamuflaj gazetecilerimiz var. Herkes dilediði gibi düþünmekte, olarak düþündüðüdür. Hatta ilk ve tek seferi olan Adana düþündüðünü söylemekte serbesttir, diyen Baþbakanýmýz seyahatinde Suriye'ye kaçýþýn yollarýný araþtýrdýðý söylenir. var. Evet, bütün bu bol hürriyet numaralarý, demokrasi Ölümü varyetesi, muhalefet cambazlýðý arasýnda, þu küçücük Sabahattin Ali suikastý bugüne kadar üzerindeki sis perdemizah gazetesini çýkarmanýn imkâný yok. Markopaþa, si kaldýrýlamayan sayýsýz faali meçhul cinayetten birisidir. meðer ne kadar büyük bir kuvvetmiþ. Biz onlardan, onlar Sabahattin Ali 1948 yýlýnda Mehmet Ali Aybar'ýn Zincirsiz bizden korkuyor. Korku, daðlarý beklermiþ, þimdi mat- Hürriyet adlý gazetesinde yazmaya baþlar. Bu gazetede baalarý bekliyor. Hiçbir matbaa Markopaþa'yý basmýyor." çýkan "Asýl Büyük Tehlike Bu Ýktidarýn Devamýdýr" baþlýk(10) Sabahattin Ali son lý yazý ona yaþamýnýn son hapishane deneyAncak Markopaþa macerasý baskýlara imini yaþatýr. Bu dönemde içinde bulunöykü kitabý olan Sýrça raðmen büyük bir fedakârlýkla duðu durum Ali Baba dergisinde yürütülmeye devam eder. Derginin tira- Köþk (1947)'ü çýkarýr. Bu yazdýðý "Ne Zor Þeymiþ" baþlýklý yazý kitapta yer alan kimi jý 70 binlere kadar çýkar ve dönemin en da þöyle dile getirilmiþtir: "Çalmadan, çok okunan gazetelerini bile geride öyküler baský ve sansür çýrpmadan bize ekmeðimizi verenleri býrakýr. Kimi zaman derginin yazarlarý aç, bizi giydirenleri donsuz býrakmadan nedeniyle masalcý ve baský karþýsýnda dergiyi kendi elleriyle yaþamak istemek bu kadar güç, bu Ezopvari bir dille yayýndaðýtmak zorunda kalýr. Hatta rejim kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli lanýr. Kitapta yer alan düzmece bir Markopaþa dergisi bile mi olmalý idi." (10) Etrafýndaki çemSýrça Köþk adlý öykü çýkarýr. Dergi 16. ve 17. sayýlarýnda berin çok daraldýðýný hisseden "Muharrirleri polis nezaretine alýn- sömürücülerin düzeninin Sabahattin Ali, yurtdýþýna çýkýþ için bu madýðý zaman çýkar.", bazý sayýlarda da kez Edirne sýnýrýný denemeye karar önemli bir eleþtirisidir. "Toplatýlmadýðý zaman çýkar." duyuruverir. Hakkýnda açýlan sayýsýz dava Öykü, milletin tepesine larýyla yayýnlanýr. 20 ve 21. Sayýlar nedeniyle pasaport bile verilmez kendiAnkara ve Samsun'da toplatýlýnca çöreklenen asalak sýnýfýna sine, bu onun legal yollardan çýkýþ haprotesto için "Ankara ve Samsun'dan karþý þu öðütle son bulur: yallerini söndürür. Bunun üzerine kaçak baþka dünyanýn her yerinde satýlýr." slo- "Sakýn tepenize bir sýrça yollarla Bulgaristan üzerinden ganý kullanýlýr. Kapatýlmasýnýn ardýndan Avrupa'ya çýkmaya çalýþýr. Kaçýþý köþk kurmayýnýz. Ama Markopaþa'yý Malumpaþa, sýrasýnda Milli Emniyet'in ajaný olduðu günün birinde nasýlsa Merhumpaþa, Yedi Sekiz Hasan Paþa, daha sonradan ortaya çýkan ve kendiHür Marko Paþa, Bizim Paþa, Ali Baba böyle bir sýrça köþk kuru- sine kaçýþýnda yardýmcý olmak için lursa, onun yýkýlmaz, dergileri takip eder. ayarlanmýþ olan Ali Ertekin adlý kaçakçý Sabahattin Ali son öykü kitabý olan devrilmez bir þey olduðunu tarafýndan 2 Nisan 1948'de Bulgaristan Sýrça Köþk (1947)'ü çýkarýr. Bu kitapta sanmayýn. En heybetlisini sýnýrýnda öldürülür. Ölü bedeni 16 yer alan kimi öyküler baský ve sansür tuzla buz etmek için üç beþ Haziran 1948'de Kýrklareli'nde bir köylü tarafýndan bulunur. Ölüm haberi nedeniyle masalcý ve Ezopvari bir dille kelle fýrlatmak yeter." basýna ancak 12 Ocak 1949'da yansýr. yayýnlanýr. Kitapta yer alan Sýrça Köþk Üzerindeki baský Sabahattin Ali'yi adlý öykü sömürücülerin düzeninin önemli bir eleþtirisidir. Öykü, milletin tepesine çöreklenen asalak öldürüldükten sonra bile býrakmaz: Hakkýnda kesinleþen sýnýfýna karþý þu öðütle son bulur: "Sakýn tepenize bir sýrça bir baþka hapis cezasýnýn ardýndan 17 Ocak 1949 tarihli gazetesi "Sabahattin Ali Bulunursa köþk kurmayýnýz. Ama günün birinde nasýlsa böyle bir Hürriyet Tutuklanacak!" baþlýðýyla yayýnlanýr. sýrça köþk kurulursa, onun yýkýlmaz, devrilmez bir þey olduðunu sanmayýn. En heybetlisini tuzla buz etmek için Sabahattin Ali'nin katili Ali Ertekin mahkemeye verdiði üç beþ kelle fýrlatmak yeter." (13) Bu çaðrý Sabahattin ifade de "…milli hislerim galeyana geldi. Sabahattin Ali'yi Ali'nin toplumsal gerçekleri açýklayan bir yazardan, öldürdüm. Bu iþi vatani vazife olarak yaptým. Eðer Ali mücadele çaðrýsý yapan bir boyuta geçiþini de simgeler. kaçsaydý, bu memlekete çok fenalýk yapacaktý." (4) sözSýrça Köþk'te Sabahattin Ali'nin birçok eserinin akýbetine leriyle cinayeti neden iþlediðini söylemiþti. Bu gerekçe

51


MARKSÝST BAKIÞ aslýnda o günden bu yana Türkiye'de iþlenen birçok politik cinayetin gerekçesi. En son Hrant Dink'in katledilmesinde de milli duygularý galeyana gelen bir genç tetikçi iþbaþýndaydý! Sabahattin Ali'nin ölümü üzerine bugüne kadar binlerce tez üretilir. Kimisi uzun süre onun öldürülmediðini yurtdýþýna kaçtýðýný, kimisi Sabahattin Ali'nin de MAH (bugünün MÝT'i) ajaný olduðunu bu yüzden öldürüldüðünü, kimisi de jandarma tarafýndan uzun süre tutulduðu iþkencede öldürüldüðünü iddia etmiþtir. Nazým Hikmet Sabahattin Ali'nin ölümü konusunda "Ben elbette, bizim polis hafiyelerinden, komiserlerinden, müdürlerinden, bizim iç iþleri bakanlarýndan zekiyim, akýllýyým derdi. Sabahattin Ali elbette onlardan zekiydi, akýllýydý. Ama onlar örgütlüydüler. Oysaki Sabahattin hiçbir örgüte baðlý deðildi.(…) Parti üyesi olsaydý, bu onun cezaevlerine girmesini veya katledilmesini belki yine de önleyemezdi ama o kahrolasýca faþist provokasyona o kadar kolayca düþmezdi."(10) der. Aslýnda bu Sabahattin Ali'nin hayatýnýn belki de en eksik parçasýný ifade eder. Sabahattin Ali muhalif duruþuna karþýn, hayatýnýn hiçbir döneminde örgütlü bir muhalefetin parçasý olmaz. Öykülerinde, romanlarýnda dýþa vuran yalnýz insan tasavvuru ayný zamanda Sabahattin Ali'nin kendi gerçekliðini gösterir. Hayatýnda yalpalamalar da eksik deðildir. Yakýn arkadaþý olan Zekeriya Sertel onun için "Bizden çýkar, tanýnmýþ bir faþist dostunu ziyarete giderdi. Ondan ayrýlýr, valiye veya polis müdürüne varýrdý. Herkesle dost olmuþtu."(4) diyerek aslýnda onun neden aktif bir militan olarak siyasetin içerisinde yer alamadýðýný gösterir. Sabahattin Ali yalnýz baþladýðý edebi ve siyasi macerasýný yine yalnýz noktalar. Ýnsanlarýn bütün çeliþkileri ve ikiyüzlülükleri, sistemin maddileþtirdiði bireylere daha fazla tahammül edemez ve yaþam karþýsýnda son geri adýmýný atar. Öldüðünde Istranca Daðlarý ile baþ baþadýr. Sabahattin Ali Daðlar þiiriyle adeta kendisini kucaklayan daðlarda hatýrlanmasýný salýk verir gibidir: Bir gün kadrim bilinirse, Ýsmim aðza alýnýrsa, Yerim soran bulunursa, Benim meskenim daðlardýr.

Kaynakça 1. Aktaran: Ali Yýldýz, Cumhuriyet Kitap, Genç Yaþýnda Kýrýlan Kalem: Sabahattin Ali, 28.06.2012 2. Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi, Ýletiþim Yayýnlarý, Cilt 6, s.1914 3. Age., s.1914-1915 4. Sabahattin Ali: Ýnsan ve Eser, Ramazan Korkmaz, Yapý Kredi Yayýnlarý, 1997 5. Öykü ve Romanlarýyla Sabahattin Ali, Afþar Timuçin, Bulut Yayýnlarý, Haziran 2011 6. Toplumcu Gerçekçilik ve Sabahattin Ali'nin Öykü Kiþileri, Mehmet Onur Hasdedeoðlu, Yüksek Lisans Tezi, Ýstanbul Kültür Üniversitesi, Eylül 2008, s.30 7. Deðirmen, Sabahattin Ali, Yapý Kredi Yayýnlarý, Ocak 2012, 12. Baský, s.23 8. Kuyucaklý Yusuf, Sabahattin Ali, Yapý Kredi Yayýnlarý, 2001 9. Ýçimdeki Þeytan, Sabahattin Ali, Yapý Kredi Yayýnlarý, Ekim 2011, 21. Baský 10. Markopaþa Yazýlarý ve Ötekiler, Sabahattin Ali, Yapý Kredi Yayýnlarý, Ekim 2008, 5. Baský 11. Sýnýf'ýn Efsanesi, Dönüm Noktasý: Markopaþa, Aydýn Ilgaz 12. Markopaþa Meselesi, Aziz Nesin 13. Sýrça Köþk, Sabahattin Ali, Yapý Kredi Yayýnlarý, Eylül 2011, 13. Baský

Fikret Seyhan

52


AKP TÜRKÝYE’SÝ Ucuz Emek Cenneti Ýþ Cinayetlerinde Þampiyon

Kapitalist Barbarlýða Karþý Birleþelim!


dergi25