Issuu on Google+

M

arksist Bak s B ü t ü n

D ü n y a n ý n

Ý þ ç i l e r i

Yýl: 5 - Sayý: 19

B i r l e þ i n ! Fiyatý: 3 TL

Dünyamýz Yeni Bir 68’e Yelken Açarken!

Ya Kapitalist Pislik Ýçinde Çürüme; Ya Geleceði Ýlmek Ýlmek Örmek!

DEVRÝMCÝ SAFLARDA YERÝNÝ AL! * Neden Hep AKP Kazanýyor? * “Good By Che” Mi? * Elitizmden Popülizme CHP * Yunanistan’dan Mücadele Deneyimleri * Egemen Sýnýf Katýnda Taþlar Yerinden Oynuyor

www.bolsevik.org


TEMEL ÝLKELERÝMÝZ Ya Barbarlýk Ya Sosyalizm: Tüm toplumsal ve ekonomik hayatýn bir avuç kapitalistin çýkarlarý doðrultusunda þekillendiði kapitalist sistem varlýðýný, ancak savaþlarla sürdürmektedir. Ýþsizlik, açlýk, yoksulluk, savaþlar ve doðanýn tahribatýnýn sorumlusu kapitalizm ve onun içkin özellikleri olan kar hýrsý ve rekabettir. Kapitalizmde bütün zenginliði iþçiler yaratýr. Bu zenginliðin çoðunluðun ihtiyaçlarý için kullanýlabilmesi ancak iþçi sýnýfýnýn kolektif olarak bütün zenginliðe, üretim araçlarýna el koymasýyla, üretimi ve daðýtýmý kontrol etmesiyle yani proletarya diktatörlüðü ile mümkündür. Aþaðýdan Sosyalizm: Sosyalizm, ancak tüm ezilenlerin ve yoksullarýn desteðini alarak onlara öncülük eden iþçi sýnýfýnýn kitlesel, doðrudan, militan mücadelesiyle; iþçi sýnýfýnýn kendi eylemleriyle mümkündür. Sosyalizm, küçük bir azýnlýðýn kendini kitleler yerine ikame etmesiyle kurulamaz. Sosyalizm ancak iþçi konseyleri aracýlýðýyla aþaðýdan yukarýya örgütlenen bir iþçi iktidarý ile gerçekleþtirebilir. Bunun dýþýndaki kestirmeci, maceracý, tepeden inmeci her yol kaçýnýlmaz olarak bir azýnlýk iktidarýyla, kapitalizmle sonuçlanýr. Marks’ýn dediði gibi iþçi sýnýfýnýn kurtuluþu kendi eseri olacaktýr. Sosyal Devrim: Bu düzenin kurumlarý iþçi sýnýfýna karþý kapitalistleri korumak için vardýr. Bu kurumlar iþçi sýnýfý tarafýndan ele geçirilip kullanýlmaz. Mevcut sistem iyileþtirmeler yapýlarak, yani reformlarla düzeltilemez. Sosyalizm parlamento aracýlýðýyla gerçekleþemez. Bir sosyal devrim zorunludur. Yurtseverlik deðil Enternasyonalizm: Bütün dünya iþçileri kardeþtir. Ýþçilerin vataný yoktur. Küresel bir sistem olan kapitalizmin tarihin çöp tenekesine atýlabilmesi için iþçi sýnýfýnýn uluslararasý birliði zorunludur. Marks bu yüzden bütün dünyanýn iþçileri birleþin çaðrýsý yapmýþtýr. Ulus içindeki bütün sýnýfsal ayrýmlarý perdeleyen yurtsever ideoloji ise iþçi sýnýfýný uluslararasý düzeyde böler, bize kapitalizmin çizdiði ulusal sýnýrlarý benimsememizi öðütler. Özünde iþçi sýnýfýný mevcut sisteme eklemleyen bu ideoloji yönetici sýnýflarýn en büyük silahýdýr.

Tek Ülkede Sosyalizm Mümkün Deðildir: Kapitalizm dünya ölçeðinde bir sistemdir. Bunun alternatifi olan sosyalizm de ancak dünya ölçeðinde gerçekleþebilir. Tek ülkede sosyalizmin olamayacaðýný görmek için Marksist olmaya bile gerek yoktur. Dolayýsýyla herhangi bir ülkede gerçekleþebilecek baþarýlý bir devrimin kaderi (dolayýsýyla tüm insanlýðýn kaderi), devrimin diðer ülkelere sýçramasýna baðlýdýr. Bu mümkündür, çünkü kapitalizmin krizleri küresel, devrimler seridir. Ulusal Sorun: Devrimci Marksistler ezilen halklarýn kendi kaderini tayin hakkýný savunur, ezilen halkýn politik temsilcisine ulusal sorunla ilgili konularda devlet karþýsýnda koþulsuz eleþtirel destek verir. Devrimci Marksistler her türlü etnik ve dini azýnlýðýn üzerindeki baskýlara karþý çýkar, onlarýn örgütlenme hakkýný savunur. Cinsiyetçilik: Yaþadýðýmýz sistem kadýnlarý ezmektedir. Kapitalizm, kadýnlarý iþyerinde ucuz iþ gücü olarak, aile içinde ise yeni kuþak iþçi sýnýfýnýn bedavaya yetiþtirilmesinde ve ev iþlerinin bedava halledilmesinde kullanmaktadýr. Bu durum kadýnlarýn hayatýn her alanýnda geri planda kalýp ezilmesine yol açmaktadýr. Devrimci Marksistler her yerde cinsiyetçiliðe karþý mücadele edip, kadýnlarýn her alandaki eþitliðini savunurlar. Devrimci Marksistler insanlarýn cinsel tercihleri nedenleriyle ezilmelerine, eþcinsellerin aþaðýlanmasýna karþý mücadele ederler. Devrimci Parti: Ýþçi sýnýfýnýn kendiliðinden mücadelelerinin bir iþçi devletiyle sonuçlanabilmesi için devrimci parti zorunludur. Bu parti iþçi sýnýfýnýn en ileri devrimci unsurlarýný bünyesinde toplar, onlarýn sýnýf içerisindeki daðýnýk etkisini merkezileþtirir, onlarý koordine eder ve aktif siyasi hayata ve sýnýf mücadelesine müdahale eder. Bu parti tüm iþçi sýnýfýna öðretir ve ondan öðrenir. Ýþçi sýnýfý içinde kök salmýþ, kitlesel bir devrimci iþçi partisinin sýnýf mücadelesinin kritik anlarýnda ve özellikle devrimci durumlarda var olmasý devrimin baþarýya ulaþmasý için çok hayatidir, bu yüzden böyle bir partiyi inþa etmek ertelenemeyecek bir görevdir. Devrimci Görev: Bu ilkelere katýlan herkesi Marksist Bakýþ Dergisi faaliyetlerini büyütmeye çaðýrýyoruz..

Ýçindekiler Neden Hep AKP Kazanýyor? “Good By Che” Mi? Burjuva Ekonomistlerin Derin Kaygýlarý Yunanistan’dan Mücadele Deneyimleri Elitizmden Popülizme CHP 26 Ekim Seçimlerinden Sonra Bolivarizmin Sýnýrlarý Bir Daha Görünürken Egemen Sýnýf Katýnda Taþlar Yerinden Oynuyor Gramsci Dosyasý: * Gramsci’nin Tarihsel Çarpýtýlýþý * Gramsci ve Fabrika Konseyleri Deneyimi * Gramsci, Hapishane Defterleri ve Düþüncesi Birinci Yýldönümünde; TEKEL Direniþi Che’nin Yolu

.................2 .................5 .................9 ................12 ................21 ................26 .................28 .................35 .................38 .................43 .................48 .................53

MARKSIST BAKIS Üç Aylýk Politik Dergi Yýl: 5 Sayý: 19 Aralýk 2010

Sahibi ve Sorumlu Yazý Ýþleri Müdürü: Ayþe Þensöz Yayýn Ýdare Adresi: Kocatepe Mah. Selanik Cad. No: 23/17 Kýzýlay/ANKARA Tel: 0 312 480 95 60 Baský: Yön Matbaacýlýk - Davutpaþa Cad. Güven Sanayi Sitesi B Blok 1.Kat No: 366 Topkapý, Ýstanbul Tel: 0-212-544 66 34 Yayýn Türü: Yaygýn süreli, üç aylýk

Ýletiþim Ýçin: marksistbakis@yahoo.com www.bolsevik.org Büro: Kocatepe Mah. Selanik Cad. No: 23/17 Kýzýlay/ANKARA


MARKSÝST BAKIÞ

Lübnanlaþma Eðilimi Bir Cevap Olabilir mi? Neden Hep AKP Kazanýyor? Neden kazanan hep AKP oluyor? Bu soru referandumun ardýndan çokça soruldu. Kimileri Tayyip Erdoðan'ýn þahsýnýn çok karizmatik olduðu türlü yaðcýlýk iþlerine soyunurken kimileri de geleneksel kendini bir þey sanan tavýrlarýyla halkýn eðitimsizliðinden dem vuruyordu. AKP'nin baþarýsýnýn arkasýndaki en büyük etmen, kuþkusuz, sýnýf hareketinin AKP'yi sarsacak þekilde güçlenememiþ olmasýdýr. Sekiz yýlýný geride býrakan AKP iktidarýný en fazla zorlayan gücün Tekel iþçileri olmasý bu gerçeði ifade etmektedir. AKP'nin arkasýndaki ulusal ve uluslararasý sermayenin desteðini de baþköþeye not etmek gerekir. Bunlara ilaveten ikinci ya da üçüncü derecede belirleyici baþka etmenlerden de söz edilebilir ama göze çarpan bir unsur var ki -esasýnda sýnýf dinamiðiyle ayrýlamayacak olsa da- incelenmeyi hak ediyor. Bu, Türkiye'de toplumsal dokunun kimliksel aidiyetler ve yaþam Neden kazanan hep AKP oluyor? Bu soru biçimleri üzerinden ayrýþmasý ile ilgili. Etnik ve mezhepsel referandumun ardýndan çokça soruldu. aidiyetler ön plana çýkýyor, laik ya da muhafazakar yaþam biçimKimileri Tayyip Erdoðan'ýn þahsýnýn çok kariz- leri üzerinden geliþen ayrýþmalar kutuplaþmaya dönüþüyor. matik olduðu türlü yaðcýlýk iþlerine Bunun sonucu toplumsal dokunun kýrýlmasý ve sekter bölünmeler soyunurken kimileri de geleneksel kendini bir ile bunlar üzerinden geliþen düþmanlýklarýn týrmanmasý oluyor. þey sanan tavýrlarýyla halkýn eðitimsizliðinden Toplumsal dokunun kýrýlma hattýný þöyle bir inceleyelim… Ýlk dem vuruyordu. AKP'nin baþarýsýnýn arkasýn- baþta göze çarpan geliþme, Kürt sorunu etrafýnda þekillenen etnik gerilim. Sorunun kökeni, burjuva cumhuriyetin Kürt varlýðýný daki en büyük etmen, kuþkusuz, sýnýf hareke- inkar üzerine kurulacak þekilde tek etnisiteye dayalý olarak inþa tinin AKP'yi sarsacak þekilde güçlenememiþ edilmesidir. Düzenli baský altýnda olan Kürt halký toplumsal olmasýdýr. Sekiz yýlýný geride býrakan AKP ikti- uyanýþýný 1960'lardan itibaren gerçekleþtirecekti. Diðer taraftan zaman içerisinde özellikle demografik yapýnýn büyük ölçüde darýný en fazla zorlayan gücün Tekel iþçileri deðiþmesiyle sorun daha karmaþýk hale geldi. Bugün dünyadaki olmasý bu gerçeði ifade etmektedir. AKP'nin arkasýndaki ulusal ve uluslararasý sermayenin en büyük Kürt kenti Diyarbakýr ya da Erbil deðil Ýstanbul'dur. Kürt halkýnýn bugün nerdeyse yarýsýndan çoðu Batý'da Ýstanbul, desteðini de baþköþeye not etmek gerekir. Ýzmir, Adana, Mersin, Ýzmit, Bursa, Antalya gibi ekonomik canBunlara ilaveten ikinci ya da üçüncü derecede lýlýðýn olduðu sanayi ve turizm bölgelerinde yaþýyor. Bu belirleyici baþka etmenlerden de söz edilebilir kentlerde etnik gerilim bir hayli týrmanmýþ durumda. Yarý mafyatik iliþkilerin hakim olduðu kimi küçük burjuva meslekler ama göze çarpan bir unsur var ki -esasýnda üzerinden geliþen rant ve hakimiyet kavgalarý derhal etnik çatýþsýnýf dinamiðiyle ayrýlamayacak olsa damalara dönüþüyor. Batý'daki Kürt göçleri almýþ bölgelerde incelenmeyi hak ediyor. defalarca bu tarz çatýþmalar yaþandý. Ýnegöl'de bu sene yaþanan olaylarýn büyüklüðü çatýþmalarýn týrmanabileceði muhtemel boyutlar hakkýnda fikir verici niteliktedir. Ýç

2


çatýþmanýn 90'larda zirve yaptýðý dönemlerde dahi etnik düþmanlýklar ve ýrkçýlýk bu boyutlarýn çok çok gerisindeydi. Kürt halkýnýn siyasal tavrý BDP ve AKP lehine. BDP referandumda aðýrlýðýný koyarak Hakkari, Þýrnak, Diyarbakýr baþta olmak üzere kimi bölgeleri ülke gerçekliðinden ayýracak þekilde güçlendiði gözlemleniyor. Diðer taraftan Kürtlerin büyük bölümünün sýnýrdan uzaklaþtýkça dini etkiler ve yaþam tarzý tercihlerinden ötürü AKP'ye yönelmesi gerçeðin diðer tarafý. Bunun dýþýnda Alevi Kürtlerin Kýlýçdaroðlu faktörüyle yüzlerini yeniden CHP'ye döndükleri gözlemleniyor. Dersim'in referandumdaki tavrý ile bölgedeki Kürt-Alevi kesimlerin referandumda genel olarak hayýr oyu kullanmasý dikkat çekici yoðunluktaydý. Buradan Alevilere uzanacak olursak son dönemde Alevilerin ilk kez kendi haklý taleplerini yükselttiklerini görüyoruz. Diðer taraftan sýnýf hareketinin zayýf, enternasyonalist bilincin oldukça gerilerde olduðu ve herkesin kendi kimliðine çekildiði bir ortamda bu haklý talepler kimlik çizgileri üzerinden geliþen toplumsal ayrýþmanýn netleþmesini beraberinde getiriyor. Toplumun muhafazakarlaþmasý karþýsýnda kendilerini tehlike altýnda hisseden Aleviler'in önemli bir bölümü kimi tereddütleri yaþasalar da çoðunlukla 1990'lardan itibaren TSK'ya yaklaþtýlar ve þimdilerde burjuva medyada "Beyaz Türkler" olarak uyduruk bir kategori þeklinde anýlan bizimse kentli eðitimli orta sýnýflar olarak genel bir tarifini yapacaðýmýz kesimlerle birleþtiler. Bu birleþme kendisini Cumhuriyet Mitingleri'nde gösterdi. Bu ve buna benzer TSK merkezli eylem ve düþünceler toplumsal bölünmeyi derinleþtirdi. CHP'nin Baykal döneminde izlediði yoðun elitizmle yoðrulmuþ laikçi ve Kürt sorunundaki milliyetçi çizgisi toplumun geniþ katmanlarý tarafýndan son derece itici bulundu. Kentli eðitimli orta sýnýflarýn Cumhuriyet Mitingleri'nde ortaya konduðu þekliyle gürültücü karþý koyuþlarý, ülkenin Müslümanlýðý bir þekilde yaþayan, çok büyük kýsmýný emekçilerin oluþturduðu geniþ kesimlerin AKP'de kemikleþmesini saðladý. Bir tarafta sýnýrlara gittikçe netleþen Kürt ulusal bilinci, diðer tarafta Aleviler ve Çankaya, Konak, Beþiktaþ'ta kendisini ifade eden kentli eðitimli orta sýnýflar ve geri kalan ülkenin her tarafýndaki "yurdum insaný". Bunlara bir de etnik Kürt düþmanlýðýna dayanan MHP oylarýný sayabiliriz. Gerçi referandumda da MHP tabanýn ikiye ayrýþtýðýný geleneksel orta ve doðu Anadolu milliyetçiliðinin yaþam tarzlarý üzerindeki ayrýþmanýn tesiri ile AKP'ye kaydýðý gözüktü. Buna karþýn daha laik yaþam tarzýna sahip ama Kürtlere nefret konusunda tutarlý güney ve batýdaki küçük burjuva kesimlerin MHP'de kararlý olduklarý gözükmüþtür. Bu da etnik kýrýlmanýn bir yansýmasýdýr, zira bu bölgeler orta ve doðu illerinden farklý olarak yoðun Kürt göçü almýþtýr. Aslýnda resmetmeye çalýþtýðýmýz tablo emek mücadelesinin geriye düþmesi yüzünden toplumsal dokunun aidiyetler üzerinden

MARKSÝST BAKIÞ

tehlikeli bir ayrýþma yaþadýðýdýr. Emekçi yýðýnlarýn bu doðrultuda parçalanarak atomize olmasýný önlemek açýsýndan sýnýfýn birliðini savunmak þimdilerde devrimcilerin baþ gündem maddesi olmak durumundadýr. Ortadoðu Tarzý Toplumsal Ayrýþma ve Siyaset Yürütme Biçimi Türkiye'de eðilim halinde olan bu tür ayrýþmalar uzun yýllardýr Ortadoðu'nun kanla yýkanmasýna neden oluyor. Ortadoðu'da 1980'lerden itibaren sol iniþe geçti. Bunda esas

etmen Stalinizm ve iþbirliði halinde olduðu laik Arap milliyetçiliðinin yüz kýzartýcý iflasýydý. Ýran'daki Ýslami rejimin zaferi ve Sünni Ýslam konusunda ABD'nin de ittirmesiyle Ortadoðu'da Ýslamcý örgütler aðýrlýk kazanmaya baþladý. Diðer taraftan dinsel bölünmelerle yoðrulmuþ Ortadoðu coðrafyasýnda bu, olsa olsa sekter çatýþmalarýn yoðunlaþmasýna yarayabilirdi. Dinsel fanatizme etnik bölünmeler üzerinden þekillenen çatýþmalarý

3

AKP'nin seçim zaferlerinde yaþam biçimleri ve kimlikler üzerinden geliþen toplumsal ayrýþmanýn önemli bir etken.


MARKSÝST BAKIÞ

da eklediðimizde emperyalist kapitalizmin her durumda kýþkýrttýðý Marksistler sýnýf merkezli halklarýn birbirlerini gýrtlaklaþmasý süreçlerinin ivmelenmesini daha bir toplumsal bölünmeyi iyi anlayabiliriz. elbette ki olumlu bir Bunun en tipik biçimi bugün Irak'ta yaþanýyor. En son Hýristiyan geliþme olarak kabul ederhalka karþý kýyýmýn gerçekleþtiði katliam politikasýnýn halen yoðun ler hatta böyle bir ayrýþbiçimde devam ettiði bu þanssýz ülkede siyaset baþtan aþaðý etnik ve mayý mümkün mertebede dini temeller üzerine inþa edilmiþ durumda. Sünniler, Þiiler, Kürtler, Türkmenler… Daha yerleþik bir örnek de Lübnan'da. Sünni ve Þii hayata geçirmeye çalýþýrMüslümanlar, Hýristiyanlar ve mezhepsel bölünmeleri, Dürziler, lar. Daha doðru þekilde Ermeniler… Her grubun kendi silahlý ve iktisadi oluþumlarý var ifade edecek olursak önce siyaset kural olarak bu dengeler üzerine kurulmuþ durumda. iþçi sýnýfýnýn birliðini daha Türkiye örneðine daha çok benzeyen Ýran'da merkezi devlet otoritesonra da iþçi sýnýfýnýn si bu bölünmelerin açýk siyasi kurumsallaþmasýna izin vermese de arkasýnda tüm emekçi ve halklar arasýnda ciddi ayrýþmalar üst düzey boyutlarda. Farslarla, gençlik kesimlerini yerli ve Azeriler, Kürtler, Beluciler, Araplar, Sünniler ve Þiiler ve daha alt yabancý kapitalistlere karþý baþka ayrýþmalar neticesinde toplumsal doku derin þekillerde bölünbirleþtirmeye çalýþýrlar. Bu müþ durumda. Ýslamcý rejimde yaþanacak ani bir çöküþ, devrimci aslýnda toplumun çok iþçi iktidarýnýn oluþamamasý durumunda Ýran'ýn da mezbahaya dönbüyük emekçi toplamýnýn mesini beraberinde getirebilir. "Ýþçilerin Birliði Halklarýn Kardeþliði Þiarýnýn çok küçük olan kapitalist Kardeþliði" Þiarýnýn Önemi parazitlere karþý birTürkiye'de de sekter ayrýþmalar bu örnekleri andýrýrcasýna þidleþmesinin ifadesidir. Bu detleniyor. Tabi ki bunlar sýnýfýn birliðini zorlaþtýrýyor ve emekçi anlamýyla her milletten her hareketi zayýflatýyor. Bunun alternatifi emek-sermaye çeliþkisine dinden emekçinin birliði dayanan sol siyasetin güçlenmesidir. Tekel direniþi bu açýdan sýnýf mücadelesinin doðal gerçekten çok deðerliydi. O yüzden de AKP iktidarýný bu kadar zorsonucudur. ladý. Genel emek hareketi Tekel direniþi içerisinden yükselseydi AKP çok daha zor durumlara düþer ve ülke yeni bir Türkiye'de de sekter döneme girerdi. Bu olmadýðý için sermaye cephesi rahat. Emekçiler ayrýþtýkça serayrýþmalar bu örnekleri mayenin korkmasý için bir neden olmaz tabi ki. Ýþte, bu noktada baþa dönerek andýrýrcasýna þiddetleniyor. AKP'nin seçim zaferlerinde yaþam biçimleri ve kimlikler üzerinden geliþen toplumsal ayrýþmanýn önemli bir etken olduðu tespitini yapmak gerekiyor. Tabi ki bunlar sýnýfýn Emekçileri vuran iktisadi kriz durumu ve hatta Kürt sorunundaki þoven ruh haline birliðini zorlaþtýrýyor ve raðmen AKP'nin istikrarýný korumasýnda bahsini ettiðimiz toplumsal kutuplaþmanýn emekçi hareketi payý büyüktür. Zira AKP bu bölünmede demografik olarak büyük bir kesime hitap etmektedir. Oysa rakiplerinin nüfus içerisinde hitap edebildiði kesimler oldukça zayýflatýyor. Bunun sýnýrlýdýr. Baykal'ýn CHP liderliðinden indirilmesi AKP için tedirgin edici bir alternatifi emek-sermaye durum yaratmýþtýr, çünkü Kýlýçdaroðlu'nun söylemi daha önce CHP tarafýndan çeliþkisine dayanan sol körüklenen toplumsal ayrýþma dilinden farklýdýr. Diðer taraftan referandumda siyasetin güçlenmesidir. gözükmüþtür ki bu ayrýmlar öyle birkaç sýnýrlý, uyduruk demeçle ortadan kalkacak Tekel direniþi bu açýdan deðildir. Düþünsenize Kýlýçdaroðlu Kürt kelimesini kullanamýyor bile. gerçekten çok deðerliydi. Marksistler sýnýf merkezli bir toplumsal bölünmeyi elbette ki olumlu bir geliþme O yüzden de AKP iktidarýný olarak kabul ederler hatta böyle bir ayrýþmayý mümkün mertebede hayata geçirmeye çalýþýrlar. Daha doðru þekilde ifade edecek olursak önce iþçi sýnýfýnýn birliðibu kadar zorladý. Genel ni daha sonra da iþçi sýnýfýnýn arkasýnda tüm emekçi ve gençlik kesimlerini yerli ve emek hareketi Tekel yabancý kapitalistlere karþý birleþtirmeye çalýþýrlar. Bu aslýnda toplumun çok büyük emekçi toplamýnýn çok küçük olan kapitalist parazitlere karþý birleþmesinin ifadedireniþi içerisinden yükselseydi AKP çok daha sidir. Bu anlamýyla her milletten her dinden emekçinin birliði sýnýf mücadelesinin doðal sonucudur. Diðer taraftan böyle bir birlik sömürü düzeni tarafýndan haksýzzor durumlara düþer ve ülke lýða uðramýþ, zulüm görmüþ kesimlerin haklarýný savunacak ve gerçek kardeþleþyeni bir döneme girerdi. Bu menin asgari zeminini döþeyecektir. Böyle bir süreç elbette ki kolay deðildir. Yeni bir emekçi gençlik kuþaðý enternasyonalist bir eðitimden geçirilmeli ve bu yeni olmadýðý için sermaye geliþen güç emekçilerin girdiði her mücadelede en önde yerini almalýdýr. Ýþçilerin cephesi rahat. Emekçiler birliði halklarýn kardeþliði çizgisi, sekter kamplaþma ve halklarýn birbirlerine ayrýþtýkça sermayenin düþürülmesi ve emekçilerin atomize edilmesine karþý panzehir durumundadýr. Bu korkmasý için bir neden panzehiri ne kadar etkili kullanabileceðiz? Belirleyici olan bu sorudur.

olmaz tabi ki.

4


MARKSÝST BAKIÞ

"GOOD BY CHE" MI? "Good By Lenin" filmini kendisini solcu, sosyalist, devrimci olarak gören kesimin geniþ bir kesimi izlemiþ veya duymuþtur. Film, Berlin Duvarý'nýn yýkýlýþý gibi yakýn tarihin en önemli dönemecinde serbest piyasanýn "sosyalizm"in bakir topraklarýna nasýl ýþýk hýzýyla yayýldýðýna çarpýcý bir öyküyle ýþýk tutmaktadýr. Bilindiði gibi Doðu Almanya'nýn baþýna çöreklenen serbest piyasa kapitalizmi fazla zaman geçmeden bu sefer anavatan SSCB topraklarýný istilaya giriþecektir, hem de görülmemiþ bir gümbürtü eþliðinde. Film, kapitalizmin ikonlarýnýn bu devasa coðrafyayý nasýl bir anda mengenesi altýna aldýðýna tanýklýk ediyor. Filmin bir sahnesinde, bir binanýn tepesinde arz-ý endam eden Coca Cola pankartýyla birlikte Batý'nýn duvarýn ötesine geçemeyen bütün deðerleri artýk ben buradayým diye haykýrmaktadýr. Konumuz gereði SSCB'nin çözülüþü sürecinde yaþananlar burada ele alýnmayacaktýr. Ancak, þu noktayý yazýnýn ilerleyen kýsýmlarý için açmayý elzem görüyoruz: SSCB'nin yýkýlýþýný sosyalizmin iflasý olarak lanse eden gerici burjuva propaganda bugün bile kitlelerin bilincinde tazeliðini korumakta ve hala komünistleri "SSCB'de yaþandý, olmadý." tarzý düþkýrýklýðý ifadeleriyle karþý karþýya býrakmaktadýr. Asýl mesele ise uzun yýllar boyunca Stalinizmle yoðrulmuþ sosyalist hareketin yaþananlarý açýklayamamasýdýr. Durum bugün bile açýklýða kavuþturulmadýðýnda devrimci mücadele için güven azalmakta ve devrimcilerin içine düþmüþ olduklarý kriz derinleþmektedir. Bu krizle baþ etmek istemeyenler için burjuvazi postmodernizm kapýsýný aralamýþ, büyük çoðunluðu hiç düþünmeden kendini bu kapýdan içeri atmýþtýr. Stalinizmden kopmak istemeyen dogmatik kafalar için SSCB'nin ardýnda býraktýðý tortular olan Küba, Kuzey Kore, Vietnam gibi ülkeler son kaleleri olarak savunulagel-

5

di. Gelgelelim dogmatizmin grisine karþýlýk hayatýn aðacý yeþildir. Vietnam, Çin modeli kapitalizme çoktan ayak uydurdu. Tarihin cilvesi ABD emperyalizminin simgelerinden biri olan Nike'ýn ve daha nicelerinin ucuz emek üssü oldu Vietnam. Ortodoks Kuzey Kore ise geçenlerde yeni veliahtýný seçti. Kuzey Kore gibi bir rejimi sosyalizm adýna savunanlarýn bir tür saplantý içinde olduklarýný düþünmemiz için yeterli nedenimiz var diye düþünüyoruz. Bunlar içerisinde en sempatiði kuþkusuz Küba idi. Bunda belki de Kastro rejiminin köklerinin Stalinist KP geleneðinde deðil de Latin Amerika'ya özgü milliyetçi bir orta sýnýf hareketine dayanmasýnýn getirdiði bir özgünlük rol oynamýþ olabilir. Ama Küba'da bir süredir yaþanmakta olan dönüþümler artýk yeni bir mecraya doðru hýzlanýldýðýný ortaya koyuyor. Devrimin gerçekleþtiði 1959'dan (devrimden sonraki birkaç yýllýk zaman dilimini dýþarýda býrakýrsak) 1990'larýn baþýna kadar SSCB'nin periferisinde, þeker kamýþý tarlasý vazifesini gören ve bunun karþýlýðýnda ekonomik olarak ondan beslenen Küba, Doðu Bloku'nun daðýlmasýyla birlikte ekonomik çöküþ tehlikesiyle yüzyüze kaldý. Bu durumda Çin modeli piyasalaþma yolu Kastro yönetimi içerisinde ciddi olarak tartýþýlsa da serbest piyasaya belli ödünler vermekle yetinildi. Küba'nýn dünya turizm merkezilerinden birisine dönüþmesinin baþlangýcý bu sýralarda atýldý. Yabancý turistlere özel plajlar ve oteller yaratýldý. Bu süreçte bu mekanlarda çalýþan personel turistlerden aldýklarý bahþiþlerle Küba standartlarýnda bir doktordan misli misli fazla gelir edebilirken, baþka bir çarpýklýk da büyük boyutlara ulaþan fuhuþ ekonomisinin ortaya çýkmasýydý. Süreç bu þekilde devam


ederken 2008 yýlýnda Fidel Castro'nun görevi kardeþi Raul Castro'ya devretmesi Küba'da deðiþim adýmlarýnýn hýzlanmasý beklentisini beraberinde getiriyordu ki beklenenler þimdilerde gerçekleþiyor. Serbest piyasaya ve özel teþebbüse daha fazla alan açýlýyor, neoliberal uygulamalar devreye sokuluyor ve bunun doðal sonucu olarak sosyal eþitsizliklerde büyük artýþlar bekleniyor. Raul'un Ýlk Dönem Ýcraatlarý Küba ekonomisi 1990'lardan bu yana zor zamanlar geçirse de, özellikle 2000'li yýllardan sonraki konjonktür bürokrasinin elini biraz olsun rahatlattý. Özellikle Çin, Rusya ve Venezuella bloku ile girilen iliþkiler iktisadi bir rahatlamaya neden oldu. Ancak, tüm bu baðlar Küba rejiminin serbest piyasaya açýlmasýnýn önünde duramýyor. Özellikle uluslararasý kapitalizmin içine düþtüðü bunalým ve bunun paralelinde Küba'nýn önemli bir ihracat malý olan nikel fiyatýndaki düþüþ, petrol fiyatlarýnda yaþanan düþüþle Venezuella'nýn yardýmlarýnýn kýsýlmasý, gýda fiyatlarýndaki hýzlý artýþ reformlarý kaçýnýlmaz kýlýyor. Bürokrasi, Küba rejiminin bugüne kadar "sosyalizm" olarak nitelenilmesine sebep olan, devletin ekonomi üzerinde merkezi bir rol oynadýðý ekonomik politikalarý bir kenara býrakýyor. Bunun ilk adýmlarý Raul Castro'nun 2008 yýlýnda Fidel Castro'nun yerine devlet baþkanlýðýna gelmesiyle atýlmýþtý. Raul Castro baþkanlýðýnýn ilk döneminde öncelikli olarak elektrikli ev aletleri, cep telefonlarý, laptop ve masaüstü bilgisayarlarýn satýþý üzerindeki yasaklarý kaldýrdý. Hemen ardýndan Kübalýlarýn önceden girmeleri yasak olan lüks otellerde kalabilmelerine yönelik serbestlik saðlandý. Meselenin görünen yüzü ele alýndýðýnda bu reformlarýn neyi deðiþtireceði fazla anlaþýlamayabilir. Esas sorun zaten bunlarýn serbest býrakýlmasýnda deðil. Sorun toplumun geniþ emekçi kesimlerinin bu tarz lüks tüketim araçlarýna ulaþmasýnýn imkansýzlýðýnda yatmaktadýr. Örneðin cep telefonunu kullanýma açabilmenin bedeli 120 dolar, yani bir iþçinin altý aylýðýna eþit. Ayný þekilde lüks otellerde bir gece konaklayabilmenin bedeli de yaklaþýk 120 dolar. Ortalama aylýðýn 18 dolarý ancak bulduðu bir ülkede cep telefonlarýnýn, bilgisayarlarýn ve lüks otellerde konaklamanýn serbest býrakýlmasý ancak toplumun ayrýcalýklý kesimlerinin ulaþmasýný kolaylaþtýracak ve toplumsal eþitsizliðin derinleþmesinde önemli bir rol oynayacaktýr.

MARKSÝST BAKIÞ

Üstelik bu araçlara ulaþým ancak ülkenin normal pesosundan 25 kat daha deðerli olan convertibl peso ile gerçekleþtirilmektedir. Ýþçilere aylýklarý ulusal peso üzerinden ödenirken, convertibl pesonun kullanýmý ise genellikle bürokratlar, yurtdýþýndan düzenli para alanlar, turizm sektöründe çalýþanlar için mümkün. Ayrýca, 2008'deki yasalarla birlikte devlete ait topraklarýn büyük kýsmýnýn özel üreticilere ve kooperatiflere devredilmesi kabul edilmiþti. Ayný dönemde, Küba'nýn devlet

kontrolündeki, tek sendikasý olan Central Trabajadores de Cuba'nýn (CTC) önderi Raymundo Navarro "Küba'da insanlarýn çalýþmadan yaþadýklarýný söylüyorlar. Ýnsanlarýn kendilerini çalýþmak zorunda hissettikleri anýn gelmesi gerekiyor." sözleriyle verimliliðe göre ücret uygulanmasýný ima ederek, SSCB'nin 1930'larda uyguladýðý Stahanovizm'e benzer bir uygulamaya adým atabileceklerinin iþaretlerini vermiþti. Küba'daki rejim bugüne kadar "sosyalizm" payesinin meþruluðunu eðitim ve saðlýk sisteminin geliþkinliðine, toplumun bütün kesimlerinin bu hizmetlere rahatça ulaþabilmesinde ve bedava yiyecek daðýtýlmasý gibi uygulamalar aracýlýðýyla saðlayabilmiþti. Ancak, Küba rejimi krize girdiði oranda bu uygulamalar kýsýlmaya baþlanacaktýr. Raul Castro göreve baþla-

6

Raul Castro baþkanlýðýnýn ilk döneminde öncelikli olarak elektrikli ev aletleri, cep telefonlarý, laptop ve masaüstü bilgisayarlarýn satýþý üzerindeki yasaklarý kaldýrdý. Hemen ardýndan Kübalýlarýn önceden girmeleri yasak olan lüks otellerde kalabilmelerine yönelik serbestlik saðlandý. Meselenin görünen yüzü ele alýndýðýnda bu reformlarýn neyi deðiþtireceði fazla anlaþýlamayabilir. Esas sorun zaten bunlarýn serbest býrakýlmasýnda deðil. Sorun toplumun geniþ emekçi kesimlerinin bu tarz lüks tüketim araçlarýna ulaþmasýnýn imkansýzlýðýnda yatmaktadýr. Örneðin cep telefonunu kullanýma açabilmenin bedeli 120 dolar, yani bir iþçinin altý aylýðýna eþit. Ayný þekilde lüks otellerde bir gece konaklayabilmenin bedeli de yaklaþýk 120 dolar. Ortalama aylýðýn 18 dolarý ancak bulduðu bir ülkede cep telefonlarýnýn, bilgisayarlarýn ve lüks otellerde konaklamanýn serbest býrakýlmasý ancak toplumun ayrýcalýklý kesimlerinin ulaþmasýný kolaylaþtýracak ve toplumsal eþitsizliðin derinleþmesinde önemli bir rol oynayacaktýr.


ma konuþmasýnda yiyecek daðýtýmýnýn kýsýtlanabileceðini ima etmiþti. Ayný þekilde eðitim ve saðlýk hizmetlerinin yakýn bir gelecekte bir hak olmaktan çýkýp, parasý olanýn rahatlýkla ulaþabileceði bir yapýya büründürülmesi mümkün görünmektedir. Raul Castro'nun baþkanlýða ilk adýmýný attýðý konuþmada bunun ayrýntýlarý gizlidir: "Olumsuz etkilere veya tutarsýzlýklara yol açmamak için, para birimine iliþkin her tür deðiþiklik, pek çok þeyin ötesinde, ücret sistemi, perakende fiyatlarý, yetkilerin yaný sýra, ekonomimizin güncel koþullarýnda mantýksýz ve sürdürülemez hale gelmiþ karne sistemi gibi, eþitlikçi bir temelde daðýtýlan hizmet ve ürünlere verilen teþvikler göz önünde bulundurularak kapsamlý bir yaklaþýmla gerçekleþtirilecektir." "Bugün, ücretler yeterli düzeyde yükselene ve her bireyin yaþam standardý onlarýn yasal gelirleriyle uyumlu ve onlarýn topluma katkýlarýnýn önemi ve niceliðiyle örtüþür hale gelene kadar ilerlemek bizim stratejik hedefimizdir." Raul Kaldýðý Yerden Devam Ediyor! Geçtiðimiz günlerde ise Küba'da 6 ay içerisinde 500 bin iþçinin iþine son verileceði açýklandý. Ýronik bir þekilde açýklama devlet erkanýndan deðil, Küba'nýn tek sendikasý olan CTC'den geldi. Hak gasplarý sadece iþten atmalarla da sýnýrlý deðil. Ýþten atýlanlardan 20 yýlýn altýnda çalýþanlara iþsizlik aylýðý olarak sadece bir ay ücretinin %60'ý ödenecek. Rejim iþten atýlanlara þimdilik berberlik yapmayý, inþaat iþçisi olmayý, taksiciliði, bahçývanlýk, ütücülük ve buna benzer küçük iþlerde çalýþmayý öðütleSSCB tek ülkede sosyamektedir. Þimdilik 250 lizmin mümkün olma- bin kiþiye kendi özel iþini kurmasý için lisans verileyacaðýnýn dev bir örneðiydi, Küba ise onun ceði açýklandý. Tabi ki, esnaflarýn genel olarak yanýnda ne yazýk ki bir devlete baðlý iþyerleri dipnot olarak kalacak- olarak rol oynamasý da bu týr. Bize düþen görev 50 sürecin bir parçasýdýr. Bu yýldýr Küba konusunda kural gevþetilerek küçük burjuvazinin kendi özel büyük illüzyonlar iþine sahip olmasýna yaratanlarýn gelecek imkan tanýnacak, tarýmsal kuþaklar üzerinde derin- üretimdeki devlet kontroleþtirecekleri hayal kýrýk- lü gevþetilerek özel üreticinin rolü artýrýlacaklýðýný ortadan kaldýrtýr. Elbette þurasý da bir maktýr. Bunun için tek gerçek: Küba'da küçük yol sosyalizmin, kapita- burjuvazinin önemli bir kesimi arkasýnda devlet list sömürünün insandesteðiyle varlýðýný lýða yarattýðý cehennekoruyabilmektedir. min her bir hücresinde Devletin bu desteðini yaþayan canlý bir gerçek çekmesiyle birlikte, iþten atýlacak 500 bin kiþinin olduðunu her gün yanýna proleterleþecek yeniden hafýzalara küçük burjuva kesimleri kazýmaktýr. de eklemek gerekmekte-

7

MARKSÝST BAKIÞ

dir. O zaman þöyle bir Tarihin gidiþatý tablo çizmek kiþilerin tercihlerinden mümkün: Bir yandan öte, iktisadýn yasalaözel sermaye serpilrýna tabi olmuþtur. meye baþlarken, onun sömürüsü için en Küba'da artýk Raul azýndan þimdilik 500 Castro'nun mu, Fidel bin kiþi sömürü cep- Castro'nun mu veya bir hesine itilmektedir. üçüncü kiþinin mi iktiKapitalizmin darda olduðu önemli günümüzdeki en canlý deðildir. Sürecin bütün gerçeði emek özneleri Küba'nýn sömürüsü Küba'da dönüþümüne karþý daha yoðun bir þekilde tütmeye kýsa çýkabilecek bir iradi zaman içerisinde müdahale imkanlarýný baþlayacaktýr. kaybetmiþlerdir. Geçtiðimiz günlerde Reform sürecin sorumKüba'nýn eski Türkiye luluðuna sadece Raul büyükelçisi Ernesto Castro'yu yerleþtirmek Gomes Abascal bu açýdan yanlýþtýr. Küba'nýn en önemli Raul'a yeni ekonomik iki sorunu olarak verimliliðin düþükpolitikalarý uygulama lüðünü ve kendi meþruiyetini veren hesabýna çalýþanlarýn bizzat Fidel Castro'nun devletten aldýðý kendisidir. maaþýn getirdiði yükü göstermiþti. Küba rejimi ücretlerde tavan uygulamasýný kaldýrýp, emek verimliliðine göre ücret uygulamasýna geçiþi simgeleyen "herkese çalýþtýðý kadar, herkesten yeteneðine göre" gibi bir uygulamayla Marks'ýn sosyalizm için koþul olarak gördüðü "herkesten yeteneðine göre, herkese ihtiyacý kadar" ilkesini adeta baþ aþaðý etmektedir. Ancak, bu uygulamaya Che Guevara'nýn hayatýndan bir anekdotla cevap vermek daha uygun olacaktýr: "Che anlatýr. Küba Sanayi Bakaný iken Sovyetler Birliði'ni ziyarete gittiðinde bir fabrika gezdirirler. "Bakýn yoldaþ" derler, "Biz burada yeni bir sosyalist çalýþma biçimi geliþtirdik. Bir iþçi ne kadar fazla üretiyorsa, emeðinin karþýlýðý olarak o kadar fazla para alýyor. Hem sosyalist üretim artýyor hem de kendisi kazanýyor." "Bu sistemi iyi biliyorum der" Che. "Daha iyi iþleyenini Ýtalya'da Fiat fabrikasýnda uyguluyorlar. Tek sorun bu sosyalist bir sistem filan deðil, tam anlamýyla kapitalist." (Che Küba’yý bir daha terk ediyor, Metin Yeðin, www.latinbilgi.net) Yapýlan reformlar Küba'da artýk devletin artýk kendisini ekonomik planlamanýn bir öznesi olmaktan çýkaracaðýný, yavaþ yavaþ yerini özel sermayeye terk edeceðini göstermektedir. Bunun önemli bir ayaðý da ülkeye yabancý sermayenin daha fazla çekilmesi. Örneðin, yeni reformlarla birlikte yabancýlarýn Küba'yla anlaþarak 99 yýllýðýna toprak kiralamalarýnýn önü açýlmýþ oldu. 99 yýllýk kira sözleþmeleri ile Küba'nýn bakir bölgelerinin uluslararasý turizm devlerine pazarlanmasý Küba'yý neyin beklediðini gözler


MARKSÝST BAKIÞ önüne seriyor. Küba, serbest piyasaya açýlacak ama belli ki bu, Çin ya da Vietnam'daki gibi ucuz iþgücünün sýrtladýðý sanayi ile olmayacak. Küba, serbest piyasanýn turizm cennetlerinden birisi haline gelecek. Yabancý sermayenin devleri aðýzlarý kulaklarýnda kutlamalara baþladýlar bile. Ýþten çýkarýlan yýðýnlarýn bir anlamý da patlama yapmasý beklenen turizm sektöründe sömürülecek yýðýnlarýn þimdiden hazýr edilmesi oluyor. Þimdilik Küba'nýn kendi vatandaþlarýna berber, taksici vs. gibi küçük burjuva pozisyonlarda yer almaktan öte bir boyut biçilemiyor; ancak tarihsel geliþim içerisinde palazlanmanýn sadece yabancý sermayeyle sýnýrlý kalmayacaðýný yakýnda Kübalý kapitalistlere de hazýrlýklý olmamýz gerektiðini öngörebiliriz. Bunun sermayesi ise Küba'da devlet sektöründen tasfiye edilen çalýþanlar olacaktýr. Küba rejimi þimdilik, nüfusu 10 milyon civarýnda olan bir ülkede 500 bin kiþiyi serbest piyasanýn þefkatli kollarýna terk etmiþtir. Bu sürecin daha çarpýcý sonuçlarý yakýn gelecekte elde edilmeye baþlanacaktýr. Son olarak þu konuya açýklýk getirmekte fayda olacaktýr: Ara baþlýkta kullan-dýðýmýz Raul, Küba'da reform sürecinin ana kaynaðýnýn Raul Castro olduðunu belirtmek için kullanýlmadý. Tarihin gidiþatý kiþilerin tercihlerinden öte, iktisadýn yasalarýna tabi olmuþtur. Küba'da artýk Raul Castro'nun mu, Fidel Castro'nun mu veya bir üçüncü kiþinin mi iktidarda olduðu önemli deðildir. Plekhanov'un "Bireylerin toplumsal etkide bulunabilme olasýlýðý, tarihsel geliþimin genel seyri açýsýndan "rastlantý"larý oluþturur."(Tarihte Bireyin Rolü Üzerine, G. V. Plekhanov) sözü bize çok þey anlatýr. Sürecin bütün özneleri Küba'nýn dönüþümüne karþý çýkabilecek bir iradi müdahale imkanlarýný kaybetmiþlerdir. Reform sürecin sorumluluðuna sadece Raul Castro'yu yerleþtirmek bu açýdan yanlýþtýr. O bugün Küba'nýn baþýna gelmiþ bir tesadüften ibarettir ve Raul'a yeni ekonomik politikalarý uygulama meþruiyetini veren bizzat Fidel Castro'nun kendisidir. Geçtiðimiz yaz Fidel'in Jeffrey Golderberg'e aðzýndan kaçýrdýðý Küba'da sistemin iþlemediði sözü, Fidel Castro bunu demek istemediðini söylese bile, ince mesajlar içermektedir. SSCB'nin çözülüþünü Gorbaçov'un ihanetine baðlayanlar, Küba'daki durum için ileride Raul Castro'yu çarmýha germekte bir sakýnca görmeyebilirler. SSCB tek ülkede sosyalizmin mümkün olmayacaðýnýn dev bir örneðiydi, Küba ise onun yanýnda ne yazýk ki bir dipnot olarak kalacaktýr. Bize düþen görev 50 yýldýr Küba konusunda büyük illüzyonlar yaratanlarýn gelecek kuþaklar üzerinde derinleþtirecekleri hayal kýrýklýðýný ortadan kaldýrmaktýr. Bunun için tek yol sosyalizmin, kapitalist sömürünün insanlýða yarattýðý cehennemin her bir hücresinde yaþayan canlý bir gerçek olduðunu her gün yeniden hafýzalara kazýmaktýr.

Fikret Seyhan

8


MARKSÝST BAKIÞ

Burjuva Ekonomistlerin Derin Kaygýlarý Burjuva ekonomistlerin yýlýn ilk yarýsýnda yarattýklarý toz pembe hava, 2010'un sonlarýna yaklaþtýkça yerini fýrtýna öncesi sessizliðin büyük tedirginliðine býraktý. Düne kadar sevinç çýðlýklarý içerisinde büyüme oranlarýnýn normalleþmeye baþlayacaðýný, krizde son dönemin de sessiz sedasýz atlatýldýðýný müjdeleyenler bir kez daha hüsrana uðradýlar. Borsalardaki yükseliþ, geçtiðimiz iki yýldakine oranla varlýðý hissedilen ulusal ekonomilerdeki büyüme, yerini tekrar durgunluða býraktý. Uluslararasý kapitalist sistem öyle bir týkanma yaþýyor ki kimse ne yapýlacaðýný, iþin içinden nasýl çýkýlacaðýný bilmiyor. Kelli felli burjuva profesörler þaþkýnlýk içerisinde birbirlerine bakýyorlar, histerik sayýklamalarla, hiçbir iþe yaramayan kendi çözüm yollarýný sunuyorlar. Küresel uyum, uluslararasý iþbirliði martavallarýnýn maskeleyiciliðinde süregiden it dalaþý rakip küresel güçler arasýnda ticaret savaþlarýný tetikliyor. Peki, nereden çýktý krizden kurtulunduðuna dair bu derin yanýlsama? Krizin ilk dalgasýyla birlikte saygýn finans kuruluþlarýnýn iflasýn eþiðine gelmesi piyasalarda derin bir panik havasý yaratmýþ, özellikle ABD'nin müdahalesiyle, "batmasýna izin verilemeyecek kadar önemli" bu kuruluþlara devlet tarafýndan ayrýlan trilyonlarca dolarlýk fonlar büyük çalkantýlarýn bir süreliðine ertelenmesini saðlamýþtý. Yani borçlanmadan doðan köpük aman patlamasýn diye, daha büyük bir köpük yaratmak pahasýna yeni borçlanmalar teþvik edildi. Ancak bir fizik kanunudur, büyüyen köpük bir aþamada patlamak zorundadýr, öyle bir noktaya gelir ki yama tutmaz olur.

9

Kapitalizm tam da bu sancýlý dönemi yaþýyor. Ýstatistikçi Nassim Taleb'e göre bu ekonomi politikasý "kanserli bir hastanýn tümörünü almak yerine, aðrý kesici vermeye benziyor."(1) Benzer þekilde, Dünya Bankasý'nýn eski baþ ekonomisti, Clinton yönetiminin danýþmaný, Joseph Stiglitz de yakýn geleceði kasvetli olarak görüyormuþ. Kapitalizmin bu önemli temsilcisinin, devlet operasyonuyla kurtarýlan bankalarla ilgili "Bir sonraki krizden önce kendimize ekstra zaman satýn aldýk sadece" demesi sistemin umutsuzluðunu da gözler önüne seriyor. Örnekleri çoðaltmak mümkün. Goldman Sachs'ýn baþ ekonomisti Jan Hatzius da yakýn gelecekle ilgili tercihlerinin ancak "kötü ve çok kötü" arasýnda olabileceðini söylerken ayný noktaya iþaret ediyordu. Bu beklentiler sadece ABD finans çevrelerine yakýn isimlerle sýnýrlý deðil elbette. Son bir anekdot da Financial Times'ýn Avrupa yazarý Wolfgang Münchau'dan. Münchau'ya göre Avrupa'daki mali kriz en az beþ yýl daha sürecek. Sonuç olarak krizin aþýldýðý yolundaki yorumlarýn bir manipülasyon olduðu krizin tüm aðýrlýðýyla dünyanýn gündemine oturmasýyla bir kez daha açýklýk kazandý, iyimser yorumlar býçak gibi kesildi. Böylece batýk bankalarý devlet yardýmýyla finanse etmenin asla bir çözüm olamayacaðý, sadece ekstra bir zaman saðlayacaðý bir kez daha görüldü. Krizin geniþ ölçüde aþýlmasý ancak biraz ileride sayacaðýmýz etkenler sayesinde olacak. Bu etkenler savaþlarý (dolayýsýyla yýkýmý), iþgücüne yönelik sonu gelmez saldýrýlarý ve yeniden


MARKSÝST BAKIÞ

yapým sürecini içeriyor. Krizin devam ettiðini gösteren somut kanýtlarý ise yine ABD ve Avrupa ekonomilerinin içinde bulmak mümkün. Büyüme oranlarýndaki azalmanýn yanýnda ABD'de iþsizliðin azalmayýþý (ABD'de toplam 30 milyon kiþi iþsiz, düzenli bir iþe sahip deðil ya da iþ bulmaktan umudunu kesmiþ) önemli sorunlardan biri. Öte yandan Avrupa'da da tam bir çöküþ durumu söz konusu. Yüksek borçlanma düzeylerinin yarattýðý risklerin nasýl atlatýlacaðý konusunda kimsenin fikri yok. "IMF ve Dünya Bankasý raporlarýna göre Ýrlanda, gayri safi yurtiçi hasýlasýnýn 11 katý borca sahip. Ýngiltere ve Hollanda da alarm veriyor. S&P'nin hazýrladýðý rapora göre, mevcut mali politikalar temel alýndýðýnda, 2050 yýlý itibariyle dünya nüfusunun üçte ikisinden fazlasýný oluþturacak 49 ekonominin ortalama net borç oraný, Gayri Safi Yurtiçi Hasýlalarý'nýn (GSYH) yüzde 245'ine ulaþacak. Bu oran, 2007 yýlýnda yüzde 148 düzeyindeydi"(2) Düzen Cephesinde Çözüm Arayýþlarý ve Yeni Tehditler Sistemin içerisine girdiði derin çýkmaz kendisini sonu gelmez çekiþmelerle, yükseltilen milliyetçilikle vb. gösteriyor. Küresel iþbirliði söylemlerinin altýnda derin iç çatýþmalarýn sürüp gittiðini az önce belirtmiþtik. Artýk her IMF, G20 vb. toplantýlarý sonrasýnda ABD, Çin ve Almanya gibi ülkeler arasýnda gerilimin týrmandýðýna dair haberler okumak sýradan bir hal aldý. Bu toplantýlar artýk uluslararasý koordinasyonu saðlamaktansa, devletlerin diðerleri üzerinde baský kurmasýný yaratacak koþullarý hazýrlayan, büyük balýðýn küçüðü yuttuðu birer platform haline geldiler. Krize giren büyük devletler, aþýrý üretimin doðurduðu mevcut týkanýklýðý kendi pazar paylarýný büyüterek aþmayý planlýyorlar. Böylece ülke içindeki talep azlýðý sorununu dýþ kaynaklarla çözebilmeyi tasarlýyorlar. Dolayýsýyla dünyanýn ihracat þampiyonu Çin ve ikinci Almanya'nýn bu alandaki yüksek rekabet gücü ABD, Ýngiltere gibi ülkeler için büyük bir engel. ABD Çin'i iç talebi artýrmasý ve ihraç pazarlarýndan elini çekmesi yolunda zorlamaya çalýþýyor, böylece dýþ pazarlarda rekabet gücünü yükseltirken Çin'de artan talepten de yararlanabilecek. Öte yandan elindeki sermaye fazlasýný çevre ülkelere yönlendirmek isteyen ABD ve AB ülkeleri bu alanda da güçlenen Asya devletlerinin rekabetini hissetmekteler. Ancak krizin küreselliði bu seçeneklerin de sýnýrlýlýðýný gösterdi. Bir savaþý göze almadan pazardaki geniþlemeyle krizi atlatmak söz konusu olamayacaðý gibi, sermaye ihracýnýn yapýlabileceði kar oraný yüksek bölgeler de oldukça azaldý. Kapitalizmin küreselliði doðal olarak krizin de küreselliðini doðurdu. Dolayýsýyla, Mars'a ihracat yapamadýklarý koþulda, kapitalistlerin hegemonya savaþýna girmesi, ticaret savaþlarýnýn baþlamasý dýþýnda, pazar paylarýný artýrma yolunda uzun vadede bir alternatif gözükmüyor. Bu süreç gelecek geliþmelerin ýþýðýnda belirlenecektir ancak uzlaþmaz karþýtlýklar ve çatýþma alanlarýnýn çok boyutluluðu þimdiden dünya için büyük bir tehdit konumunda. ABD'nin bu yöndeki çabalarý ise Kasým ayýndaki G20 zirvesinde görüldüðü gibi hüsranla sonuçlandý. Gücünden düþen yorgun dev, geliþen yeni odaklar karþýsýnda yaptýrým uygulama gücünden yoksun olduðunu bir kez daha gösterdi. Dipten Çýkýþ Teorileri, Krizin Kökeni ve Niteliði Sistemin krizi karþýsýnda akademik çevrelerde çeþitli teoriler ortaya atýldý. Bunlarý iki baþlýk altýnda toplamak mümkün. Birincisi ekonomiye devlet müdahalesini ön plana alan, mali politikalarýn sürdürülmesinden yana olan Joseph Stiglitz gibi ekonomistlerden oluþuyor. Karþý tarafta da devlet harcamalarýnýn kýsýlmasýný, kamu sektöründe kesintiler yapýlmasýný savunan finans merkezli yaklaþým var. Peki, bu iki cephenin kapitalist kriz karþýsýndaki vizyonlarý ne? Krizin çözümü yolunda verdikleri reçete, ölmekte olan kapitalizme bir þifa kaynaðý olabilir mi? Bunu cevaplamak için mevcut krizin kökenlerine inmek ve týkanýklýðýn niteliðini çözümlemek gerekiyor. Bugünkü krize gelinen döneme damgasýný vuran temel eðilim, sermayenin, üretim yapýlan sektörlerden çekilerek kendisini, finansal iþletmelerin, spekülasyon vb. ile vaat ettiði kar oranlarýna yönlendirmesi oldu. Bu eðilimin olmazsa olmazý gittikçe geniþleyen engin bir kredi sistemiydi. Böylece 70'lerden itibaren bu yönelim bugüne gelinen süreçte temel belirleyicilikte bir rol oynadý. 2008'de ortaya çýkan Mortgage skandalý ise buz daðýnýn görünen kýsmýydý. 2008'deki krizin temellerini bir yazýmýzda þöyle ortaya koymuþtuk: "Öyle bir hava yaratýlmýþtý ki sanki ev fiyatlarý sonsuza dek yükselecekti. Mortgage piyasasýndaki varlýklar emlak piyasasýndaki diðer finansal varlýklarla beraber deðerli kâðýt cinsinden tüm dünyada satýlýyor ve sayýsýz kez el deðiþtiriyordu. Böylelikle tüm dünyada aslýnda var olmayan sanal deðerler el deðiþtirmiþ oluyordu, üstelik bu sanal deðerin fiyatý her el deðiþiminde þiþtikçe þiþiyordu. Böylelikle dev bir "köpük" ortaya çýkmýþ

Krizden çýkýþ teorileri, aslýnda tam da kapitalizmi analiz etmedeki acizlikleri yüzünden hedefi ýskalýyorlar. 2008'den sonra alýnan finansal önlemlerin, piyasaya devasa miktarlarda sýcak para akýtýlýþýnýn hiçbir þeyi çözmeyip ancak sorunlarý daha da büyütecek þekilde ertelemesinin nedeni kapitalist üretim biçiminin kendi iç çeliþkileriyle alakalý. Üretimin, sermayenin tarihsel özelliði olan kendini büyütme dürtüsüne vaat ettiði bir þey yok. Böyle bir evrede sermayenin spekülasyona yönelmesi kaçýnýlmaz. Marks'ýn Kapital'in 2. cildinde berraklýkla açýkladýðý gibi kapitalist üretimde "Üretim süreci salt kaçýnýlmaz bir ara halka, para yapma uðruna katlanýlan zorunlu bir bela gibi ortaya çýkar. Kapitalist üretim tarzýna baðlý bütün uluslar, kendilerini iþte bunun için zaman zaman üretim sürecini iþe karýþtýrmaksýzýn para yapmak için hummalý bir çabanýn pençesine kaptýrýrlar."(4) Ýþte bu yüzden açlýktan ölen milyonlar gerçeði dünyamýzdan bir an olsun silinmemiþken, boþ fabrikalar, çürümeye terkedilen üretici güçler ve iþsizler ordusu da "aþýrý üretim" sonucu birlikte var olabiliyorlar.

10


MARKSÝST BAKIÞ

oldu. Gerçekteyse mortgage sahipleri kredileri ödeyememeye ve oturduklarý evlerinden tahliye edilmeye baþlamýþlardý bile. Kredi kuruluþlarý batýklar nedeniyle iflasýn eþiðine geldiler ya da iflas ettiler."(3) Elbette ki bu süreç ne Mortgage sistemi ile sýnýrlýydý ne de tek maðdur ABD'ydi. Son 30 yýla damgasýný vuran yönelimin çöküþü en net þekilde ilk kez 2008'de görüldü. Ve bu oldukça büyük bir yapýsal krizdi, kapitalizmin olaðan dalgalanmalarýndan, ya da sýradanlaþmýþ periyodik bunalýmlarýndan biri deðil. Dolayýsýyla burjuva teorisyenlerin (ister Keynesçi olsunlar ister neo-liberal) hangi alengirli teoriyi ortaya atarlarsa atsýnlar, maalesef hiç þanslarý yok. Kapitalizm, yýkmayý baþaramadýðý sürece yapýcý olmaktan aciz durumda. Krizden çýkýþ teorileri, aslýnda tam da kapitalizmi analiz etmedeki acizlikleri yüzünden hedefi ýskalýyorlar. 2008'den sonra alýnan finansal önlemlerin, piyasaya devasa miktarlarda sýcak para akýtýlýþýnýn hiçbir þeyi çözmeyip ancak sorunlarý daha da büyütecek þekilde ertelemesinin nedeni kapitalist üretim biçiminin kendi iç çeliþkileriyle alakalý. Üretimin, sermayenin tarihsel özelliði olan kendini büyütme dürtüsüne vaat ettiði bir þey yok. Böyle bir evrede sermayenin spekülasyona yönelmesi kaçýnýlmaz. Marks'ýn Kapital'in 2. cildinde berraklýkla açýkladýðý gibi kapitalist üretimde "Üretim süreci salt kaçýnýlmaz bir ara halka, para yapma uðruna katlanýlan zorunlu bir bela gibi ortaya çýkar. Kapitalist üretim tarzýna baðlý bütün uluslar, kendilerini iþte bunun için zaman zaman üretim sürecini iþe karýþtýrmaksýzýn para yapmak için hummalý bir çabanýn pençesine kaptýrýrlar."(4) Ýþte bu yüzden açlýktan ölen milyonlar gerçeði dünyamýzdan bir an olsun silinmemiþken, boþ fabrikalar, çürümeye terkedilen üretici güçler ve iþsizler ordusu da "aþýrý üretim" sonucu birlikte var olabiliyorlar. Burjuva teorisyenler bu çeliþkiyi çözmek için neyi öneriyorlar pekala? Hiçbir þey! Evet tam olarak hiçbir þey, önermeleri de mümkün deðil zaten. Baþka türlüsü, tek arzusu sermayesini geniþletmek olan kapitalistlerin dünyasýndan tam bir kopuþ anlamýna gelirdi. Temeldeki çeliþkiler çözülmeden yapýlan önermeler de ancak devede kulak kalýyor. Sermayedarlar cephesi de kriz karþýsýnda eli kolu baðlý duruyor deðil elbet. Özellikle ikinci kategoriye dahil olan burjuva ekonomistlerin canhýraþ savunduklarý "kemer sýkma" adý altýnda pazarlanan sosyal haklara saldýrý yasalarý Avrupa'da hükümetler aracýlýðýyla bir bir senatolardan geçiriliyor. Kar oranlarýnýn düþüþü, yüksek devlet borçlarý nedeniyle sermaye sýnýfýnýn atabileceði tek adým emek gücü maliyetini düþürmek oldu. Bunu da kamu sektöründe iþten atmalarla, emeklilik yaþýný yükseltme planlarýyla, maaþ dondurmalarýyla vs. yapmayý planlýyorlar. Öte yandan da sürece direnecek iþçi sýnýfýnýn birliðini bölmek için ýrkçýlýk Avrupa'nýn her yerinde týrmandýrýldý. Ýsveç'inden Hollanda'sýna, Berlusconi'nin Ýtalya'sýndan Yunanistan'a kadar tüm kýta ülkeleri faþizmin yükseliþine þahitlik ediyor. Bu yükseliþte elbette, krizin tüm varlýðýný erittiði küçük burjuvazinin öfkesinin payý büyük. Kriz koþullarý bir kutupta sosyalist alternatifi, öbüründe de faþizmin kanlý seçeneðini sivriltirken ara formlara yer býrakmýyor, toplum aþýrý kutuplar arasýnda gittikçe büyüyen ayrýþmalar yaþýyor. Ýþçi sýnýfý ise bu ayrýþmada kendi safýný oluþturuyor, dünyanýn dört bir yanýnda sokaklarý dolduruyor, greve gidiyor. Kapitalizmin geleceði Portekiz’de 3 milyondan fazla insanlýða savaþlardan ve krizlerden baþka bir þey vaat etmezken, iþçilerin tüm dünyada büyüyen mücadelesi emekçinin katýldýðý genel grevden sistemin çözümsüzlüðüne karþý sosyalizmi bir alternatif olarak ön plana çýkarýyor.

Ferit Eren (1) Aktaran Ergin Yýldýzoðlu: Kriz bitmiþ, durum kötü. http://erginyildizoglu.blogspot.com/ (2) Avrupa Borç Okyanusunda Yüzüyor http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=1023512&Date=17.10.2010&CategoryID =80 (3) Burjuva Dünyada Marks'ýn Haklýlýðý Tartýþmalarý Sürerken: Karl Marks ve Ekonomik Kriz, bolsevik.org/kap_kriz_1005.htm (4) Karl Marks, Kapital, Cilt 2, s. 57

11


MARKSÝST BAKIÞ

Yunanistan'dan Mücadele Deneyimleri Yunanistan'daki çalkantýlý politik atmosferi yerinde görmek, Avrupa genelinde yükselen mücadele dalgasýný ve artan grevleri yerinden takip edebilmek, uluslararasý örgütlerle temaslarda bulunmak amacýyla SDH temsilcileri Ekim ayý içerisinde Yunanistan'da bulundular. Sosyalist kurumlarýn ziyaret edildiði, birçok toplantýlara katýlýndýðý, sokakta süregelen mücadelelere destek verildiði süreç boyunca edinilen izlenimlerini yayýnlýyoruz. Sosyo-Ekonomik Durum ve Ekonomik Krizin Etkileri * Yunanistan ekonomisinin ekonomik kriz sonrasýnda çökme noktasýna gelmesi ve yardýma muhtaç konuma düþmesi nedeniyle Avrupa'da, özellikle de yapýlacak yardýmýn temel dayanaðý olacak Almanya'da egemenler Yunanistan iþçi sýnýfýna yönelik ciddi bir karalama kampanyasý yürütüyorlar. Temel söylem Yunanistan'da iþçi ve kamu çalýþanlarýnýn tembel olduðu, kazandýklarýndan daha çok harcadýklarý, lüks bir yaþam sürdükleri, erken emekli olduklarý, çok para kazanan kamu çalýþanlarýnýn sayýsýnýn gereðinden çok olduðu ve böylece Avrupa Birliði fonlarýný sömürdükleri yönünde. Bu kirli yalanlarla Yunanistanlý iþçilerin mücadelesinin uluslararasý desteðinin kýrýlmasý hedefleniyor. Ne yazýk ki bu iddialar Avrupa çapýnda belli oranda kabul de görüyor. Ancak Yunanistan'daki manzara çizilen resimden oldukça farklý. * Yunanistan'da ekonomi büyük oranda tarým, turizm ve armatörlüðe dayanýyor. Sanayi, var olmakla birlikte ekonominin büyük bir kalemi deðil. * Yunanistan'da çalýþma saatleri diðer Avrupa ülkelerinden ve Türkiye'den farklý. Kamuda çalýþanlar hafta içi her gün sabah 8'den öðleden sonra 3.30'a kadar çalýþýyorlar. Ancak çalýþanlarýn yemek arasý yok ve hesaplandýðýnda

12

günde 7,5 saat çalýþmýþ oluyorlar. Özel sektörde ise, ki buna küçük çapta dükkanlar da dahil, cumartesi dahil olmak üzere her gün 8.00-3.30 arasý ve buna ek olarak haftanýn 2 günü 5.30-8.00 arasýnda çalýþýlýyor. Böylece özel sektörde haftalýk çalýþma süresi 40 saati buluyor. Bu uygulamada özel sektörde þimdilerde gevþemeler var. Çalýþma saatlerinin özel sektör için de belirlenmesi gerek büyük iþletmelerde gerek küçük atölyelerde gerekse 2-3 kiþinin çalýþtýðý küçük maðazalarda çalýþanlar için önemli bir kazaným. Böylece patronlarýn çalýþma saatlerini deðiþtirmeleri büyük oranda engellenerek iþçilerin çok örgütlü olmadýðý ve az sayýda olduklarýndan mücadele edemedikleri küçük iþyerlerinde bile haklar korunmuþ oluyordu. Ancak son dönemde getirilen kimi uygulamalarla bu iþleyiþ büyük oranda gevþetildi. Atina baþta olmak üzere diðer þehirlerde de ayný çalýþma saatleriyle devam eden iþyerleri olmakla birlikte, çalýþma saatlerini artýrýp daha çok para kazanmanýn peþine düþen çok sayýda iþletme de var. * Yunanistan'da asgari ücret 25 yaþýn altýndakiler için yaklaþýk 600 euro, üstündekiler içinse yaklaþýk 670 euro. Özel sektörde genel olarak ücretler 700-800 euro arasýnda. Kamu sektöründe ise iþe yeni girenler 900 euro kazanýrken yaklaþýk 10 yýllýk bir çalýþma sonrasýnda maaþlar 1200 euroya çýkabiliyor. Emekliler ise yaklaþýk 750 euro alýyorlar.


MARKSÝST BAKIÞ

* Ýþgücünün 5 milyon olduðu Yunanistan'da iþsiz sayýsý yaklaþýk 1 milyon, yani çalýþabilir nüfusun %18'i (AB'nin finanse ettiði iþsizlerin kamu hizmetlerinde çalýþmasýný Toplumsal ruh halini saðlamaya yönelik programýn 2010 Þubatý'nda sona erdirilmesinden sonra iþsizlik neredeyse anlamak adýna ikiye katlandý). Bu oran gençler arasýnda daha da yüksek. Genç iþsizlik %21 düzeyinde. Ýþsizlik ödeneði Türkiye'deki gibi iþliyor ve ancak belli bir süre sigortalý çalýþma sonrasýnda iþsiz vereceðimiz Haziran kalýndýðýnda, o da ancak 1 yýllýk bir süre için alýnabiliyor. Örneðin bir kiþi üniversiteden mezun 2010'da yapýlan þu olduktan sonra iþ bulamazsa devlet tarafýndan kendisine verilen hiçbir ekonomik destek yok anketin sonuçlarý ve ancak aile desteðiyle, kimi zaman iþ bulana kadar ailenin yanýna geri dönerek yaþamýný oldukça çarpýcý. devam ettiriyor. Ankete göre * Bütçe açýðý Gayri Safi Yurtiçi Hasýla(GSYH)'nýn neredeyse %13'ü, ki Avrupa Birliði Yunanistan ülkelerinde izin verilen oran sadece %3. Ayrýca, borç bataðýna saplanmak Yunanistan'a özgü bir durum deðil. Yüksek bütçe açýðý konusunda Avrupa'da Yunanistan'ý takip eden Portekiz, toplumunun: Ýtalya, Ýspanya örnekleri de var. - %91'i "kýzgýnýz" * Özel sektörde ana sanayi kollarýnda kitlesel iþten atmalar yaþandý. Çok sayýda küçük diyor. dükkan kapandý. Özellikle Selanik'te çok sayýda iþyeri son bir yýl içinde kapadý. - %80'i Yunanistan'da * Toplumsal ruh halini anlamak adýna vereceðimiz Haziran 2010'da yapýlan þu anketin bir sosyal patlama sonuçlarý oldukça çarpýcý. Ankete göre Yunanistan toplumunun: bekliyor. - %91'i "kýzgýnýz" diyor. - %80'i Yunanistan'da bir sosyal patlama bekliyor. - %51'i bir sosyal - %51'i bir sosyal patlama olursa içinde yer alýrým diyor. patlama olursa içinde - %50'si(kimi anketlerde bu oran %30-50 arasýnda deðiþiyor) ise bizi temsil yer alýrým diyor. eden hiçbir parti yok diyor. - %50'si (kimi * Farklý anketlere göre ise toplumun %31'inin borçlarý ödememek gerektiðini anketlerde bu oran düþündüðü ve %52'sinin ise bankalarýn kamulaþtýrýlmasýndan yana olduðu söyleniyor. %30-50 arasýnda Toplumda bankalara yönelik çok ciddi bir öfke var. * Kamuda iþe girebilmek için Türkiye'dekine benzer þekilde özel kurslarla, dershanedeðiþiyor) ise bizi lerle hazýrlanýlan zorlu bir sýnav süreci var. Örneðin bir eðitim fakültesi mezunu kamuda öðrettemsil eden hiçbir men olmak için ciddi bir kaynak ayýrarak bu sýnava hazýrlanmalý ve giderek kýsýlan, yeni kamu parti yok diyor. çalýþanlarý için ayrýlan kadroya girecek puaný almalý. Dolayýsýyla kamuya girmek hem bu sýnav ... hem de yeni alýnan kadro sayýsýndaki azalma dolayýsýyla giderek zorlaþýyor. Önümüzdeki Toplumda çeliþkili bir süreçte artan kýsýntý tedbirleri sonucunda ve özelleþtirmelerle kamuda çalýþan sayýsýnýn çok ruh hali var. Bir küçülmesi planlanýyor. * Toplumda çeliþkili bir ruh hali var. Bir yandan bir sosyal patlama olmasýný ve bu yandan bir sosyal patlamanýn içinde yer almayý isteyen bir psikolojinin varlýðý sözkonusu. Öbür tarafta ise, bunu patlama olmasýný ve bu patlamanýn içinde yaþama geçirebilecek, hareketin kazanmasýný saðlayacak bir siyasal hareketin olmamasýndan dolayý baþarýsýzlýk hissi var. Ancak, sakin geçen yaz aylarýndan sonra havanýn tekrar ýsýnmaya yer almayý isteyen bir baþladýðýný ve sýnýf hareketinin tekrar canlanmaya baþladýðýný söylemek mümkün. 7 Ekim'deki psikolojinin varlýðý baþarýlý grevden sonra, Kültür ve Turizm Bakanlýðý iþçilerinin devam eden greviyle sözkonusu. Öbür özelleþtirme kapsamýndaki demiryolu çalýþanlarýnýn grevi de þu an gündemde olan direniþler. tarafta ise, bunu Yunanistan'ýn en önemli tarihsel mekaný Akropolis'in 2 yýla yakýn zamandýr maaþýný alamayan yaþama geçirebilecek, taþeron þirkete baðlý sözleþmeli iþçiler tarafýndan iþgalinin üzerinden daha bir hafta geçmedi. Ýþçi eylemlerine verilen toplumsal desteði anlamak adýna, Akropolis iþgalini haber vermek için hareketin kendi programlarýný kesip konu üzerine yayýna baþlayan kadýn programlarýnýn politika ile ilgikazanmasýný siz sunucularýnýn, Akropolis gibi tarihsel önemdeki ve oldukça turistik bir mekanýn, turistlerin saðlayacak bir siyasal cirit attýðý bir saatte iþgaline raðmen iþçileri "haklý" bulmalarý ve polisin onlara ve olayý görünhareketin olmamasýn- tüleyen gazetecilere yönelik biber gazlý ve coplu saldýrýsýný (direniþte ýsrar eden 6 iþçi gözaltýdan dolayý baþarýsýzlýk na alýndý) kýnamalarý dikkate deðer bir örnek. * Kimi zaman küçük, kimi zaman genel çapta eylemler, grevler devam ediyor. Özelhissi var. Ancak, sakin likle Ýspanya, Fransa baþta olmak üzere Avrupa iþçi hareketinin de yükselmeye baþladýðý geçen yaz aylarýndan düþünüldüðünde Yunanistan'daki süreç yeni iþçi ve gençlik eylemlerine gebe olabilir. sonra havanýn tekrar Avrupa Çapýndaki Saldýrýlarýn Laboratuvarý Yunanistan ýsýnmaya baþladýðýný * Kapitalizmin krizinin bedeli, tüm dünya çapýnda olduðu gibi Avrupa'da da emekçi ve sýnýf hareketinin sýnýflara ödetilmeye çalýþýlýyor. Yunanistan bu açýdan bir laboratuar gibi. Eðer Yunanistan egetekrar canlanmaya menleri iþçi sýnýfýna yönelik azgýn saldýrýlarýnda baþarýlý olurlarsa, Avrupa'nýn geri kalanýnda egemenlerin ellerini o kadar rahatlatacaklar. baþladýðýný söylemek * Yunanistan'da PASOK hükümetinin yürürlüðe koymaya çalýþtýðý aðýr saldýrýlar þunmümkün. larý içeriyor: - Kamu harcamalarýnda %10'luk kýsýntý saðlanmasý ve dolayýsýyla kamuda istih-

13


damýn düþürülmesi. - Kamuda ikramiyelerin kaldýrýlýp ücretlerin dondurulmasý. - Dolaylý vergilerde artýþ (Kdv'nin %19'dan %23'e çýkmasý). - Emeklilik yaþýnýn yükseltilmesi. - Ýþçi çýkartmanýn kolaylaþtýrýlmasý. - Demiryollarýndan, þehir içi ulaþýma, elektrikten suya kadar geniþ bir yelpazede özelleþtirmeler. - Avrupalý egemenler, bu saldýrýlara karþý Yunanistan emekçilerinin mücadelesinin kendileri için de büyük bir tehdit olduðunu bildiklerinden "az çalýþýp lüks içinde yaþayan tembel Yunanistanlý iþçiler" söylemleriyle uluslararasý arenada, Yunanistan emekçilerinin mücadelelerinin prestijini ve desteði kýrmayý hedefliyor. * 2009 yýlýnda iktidara gelen PASOK hükümetinin iþçi sýnýfýna karþý saldýrýsý militan grevler dalgasýný beraberinde getirdi. 2010 Mayýsý'ndaki genel grev, 1974'te askeri cuntanýn devrilmesinden bu yana gerçekleþen en büyük eylem oldu. 150 binden fazla insan Atina sokaklarýný doldurdu, diðer þehirlerde de büyük eylemler yaþandý. Temmuz 2010'a kadar 6 kez "bir günlük genel grev" yaþandý. * Özelleþtirme kapsamýna alýnan demiryollarýnda çalýþanlarýn yarýsýnýn iþini kaybetmesine, maaþlardaki %20'lik düþüþe ve bunlarýn kaynaðý olan özelleþtirmelere karþý demiryolu iþçileri tarafýndan militan eylemler örgütlendi. * Geniþ çerçevede ele alýndýðýnda Yunanistan'da þimdilik bir durgunluk yaþansa da Avrupa'da baþlayan hareketlenmenin ve aðýr saldýrýlarýn mücadele dalgasýnda tekrar dirilme yaratacaðýný söylemek yanlýþ olmayacaktýr. * Avrupa burjuvazisi açýsýndan hedef, Yunanistan burjuvalarýndan farklý deðil. Örneðin Fransa'da emeklilik yaþý 62'ye (prim ödeme gün sayýsý artýrýlarak fiilen 67'ye) çýkarýlmak isteniyor. Avrupa'nýn bir dizi ülkesinde de emekçi sýnýflara yönelik bu saldýrýlara karþý direniþler tomurcuklanýyor. Ekim ayýnda Avrupa çapýnda ilan edilen genel grev gününde Ýspanya'da 3 milyon emekçi sokaklarý doldurdu. Fransa, yaþamý felç eden grevlerle ve lise gençliðinin militan mücadelesiyle sarsýlýyor. * Kýsacasý Yunanistan'dan baþlayan direniþ ateþi, Fransa'dan baþlayarak yavaþ yavaþ Avrupa'yý sarýyor, saracak da. Kapitalistlerin emekçilere yönelik dizginsiz saldýrýlarý devam ettikçe direniþ de sürecek. Yeni bir 68'in kýyýsýndayýz desek haksýz sayýlmayýz. Sendikalar * Yunanistan'da biri kamu sektöründe diðeri özel sektörde olmak üzere 2 tane sendika konfederasyonu bulunuyor. Bu sendika konfederasyonlarý Yunanistan'da istihdam edilen 5 milyon kiþinin yarýsýna yakýnýný temsil ediyor. ADEDY adlý konfederasyon kamu sektöründe kamu çalýþanlarý içinde örgütlü. GSEE ise özel sektördeki sendika konfederasyonu. ADEDY ve GSEE sendikal bürokrasisi PASOK destekçisi ve dolayýsýyla bu konfe-

MARKSÝST BAKIÞ

derasyonlar PASOK tarafýndan kontrol edilebiliyor. Her iki sendikal konfederasyon da farklý ideolojik perspektiflerden iþçileri içinde barýndýrýyor. Yunanistan'da siyasal görüþe baðlý olarak kamu çalýþanlarý ya da iþçiler için farklý sendikal konfederasyonlar yok, ancak güçlü siyasal aktörlerin bu konfederasyon içinde kendi denetimindeki sendikalardan oluþan ayrý sendikal cepheleri var. PASOK'un sendikal cephesi PASKE; Yeni Demokrasi'ninki DAKE ve KKE'nin cephesi ise PAME. ADEDY içinde en etkili güç PASOK, onu Yeni Demokrasi takip ediyor. 3. ve 4. sýralarý ise Syriza ile KKE paylaþýyor. KKE, özel sektörde örgütlü GSEE içinde daha etkili. GSEE'nin kontrolünde PASKE (PASOK) %40; DAKE (Yeni Demokrasi) %28; PAME (KKE) %21'lik bir güce sahip. Synaspismos fraksiyonu ise iki sendikal konfederasyonda da %6-7'lik kontrol gücüne sahip. * KKE'nin sendikal cephesi PAME, ADEDY ve GSEE içinde kendileri tarafýndan tamamen yada çoðunlukla kontrol edilen sendikalarýn birleþmesiyle oluþan bir sendikal fraksiyon. 11 yýl önce PAME kurulurken KKE'nin planý yeni bir sendikal konfederasyon yaratmak iken onca yýla raðmen -büyük ihtimalle yeterli güçlere ulaþýlamamasý nedeniyle- bu konuda bir adým atýlmadý. Ancak PAME için, ortak bir sendikal mücadeleden belli ölçülerde ayrýlýk-

PAME, sendikalarýn ortak eylemine katýlmak yerine kendi ayrý eylemlerini örgütlüyor. lar göze batýyor; grevler sýrasýnda ya da belli gündemlerle örgütlenen eylemlerde PAME, sendikalarýn ortak eylemine katýlmak yerine kendi ayrý eylemlerini örgütlüyor. * Liderliði PASOK'un kontrolü altýnda olan iki sendika konfederasyonu da hükümete zarar verecek çapta eylemlere imza atmýyor. Saldýrýlarýn büyüklüðüne raðmen, o da ancak tabanýn basýncý nedeniyle, 6 kere genel grev örgütlendi, fakat her bir "1 günlük genel grev" araya haftalar ya da aylar konularak gerçekleþtirildi. Böylece en güçlü silahlardan biri olan genel grev anlamsýzlaþtýrýldý. Sendikalar bu eylemlerle, kitlenin öfkesine karþý hem sessiz kalmayýp kitlelerin enerjisini alýrken hem de hükümetin yaþama geçirmeye çalýþtýðý kýsýntý tedbirlerine engel olmama misyonunu yerine getirdi. Sendikal liderliðin dünyanýn hiçbir yerinde yabancý olmayan bu ihanetleri iþçi sýnýfý ve gençlik muhalefetinin geliþimi önünde büyük bir engel

14


yaratýyor. * 2 ay önce GSEE'nin (ve GSEE içindeki PASOK'a baðlý sendikal cephe PASKE'nin de) baþkaný Panagopoulos'un, Reuters'le yaptýðý bir röportajda "Yunan iþçileri çok sayýda grev örgütledi ancak hükümete geri adým attýrmayý baþaramadý. Uygulanmaya çalýþýlan kýsýntýlar haksýzlýk. Ancak bunlara karþý direndik ve baþarýlý olamadýk. Bundan sonra bu konuda bir þey yapamayýz. Bu saatten sonra daha fazla grev çaðýrmanýn anlamý yok" benzerinde sözler ettiði düþünüldüðünde, sendika liderliðinin, iþçi hareketinin önünü kesme yolunda PASOK'un en büyük destekçisi olduðu daha açýkça ortaya çýkýyor. Ayrýca GSEE içindeki, PASOK ve Yeni Demokrasi'ye baðlý sendikal cephelerin liderleri (PASKE ve DAKE), iþçi mücadelelerinin daha ileri gitmesini birlik halinde hareket ederek de engellemeye çalýþýyorlar. Siyasal Parti ve Hareketler * Yunanistan'da iki partili sistem döngüsü var. Sosyal demokrat PASOK ve saðcý Yeni Demokrasi, iktidarýn birinden diðerine el Yunanistan'da iki deðiþtirdiði sistemin partili sistem merkezde yer alan 2 döngüsü var. temel partisi. Bu iki partide de parti Sosyal demokrat liderliði babadan PASOK ve saðcý oðula miras gibi Yeni Demokrasi, g e ç i y o r . iktidarýn birinden P A S O K ' d a Papandreu, Yeni diðe-rine el Demokrasi'de deðiþtirdiði sisKaramanlis'ler temin merkezde hükümranlýðý yer alan 2 temel var. partisi. Bu iki par* Yunanistan seçim sistemine göre birinci parti 40 tide de parti liderliði babadan oðula milletvekilliði alýrken geriye kalan 260 milletvekili siyasi miras gibi geçiyor. partilerin aldýklarý oy oranýna PASOK'da göre kademeli olarak daðýtýlýyor. Parlamentoya Papandreu, Yeni girebilmek için yüzde 3'lük Demokrasi'de ülke barajýný aþmak gerekiyor. Karamanlis'ler * Merkez saðdaki güç hükümranlýðý var. Yeni Demokrasi. Bir önceki hükümet bu parti tarafýndan oluþturulmuþtu (2007 genel seçimlerinde oylarýn %41,8'ini alarak 152 milletvekili çýkarmýþtý). Ancak 2006-2007'deki üniversite gençliði eylemleri ve özellikle de 2008 lise öðrencilerinin mücadele dalgasýnýn yaný sýra iktidarlarý boyunca iþçi sýnýfýnýn genel grevleriyle sarsýlan ve toplum-

15

MARKSÝST BAKIÞ

sal meþruiyetini kaybeden Yeni Demokrasi 2009'da erken seçime gitmeyi kabul etmek zorunda kaldý. 2009 genel seçimlerinde oylarýn %33,5'ini alýp 91 milletvekili çýkardý. * Merkez soldaki güç ise PASOK. 2009 yýlýndaki genel seçimde %43,9 oy alýp 160 milletvekili çýkararak hükümeti kurdu. Yunanistan egemenlerinin tercihleri de PASOK'tan yanaydý; çünkü ancak sendikalarý ve iþçi sýnýfýný kontrol edebilecek sosyal demokrat bir hükümet altýnda sýnýfa yönelik böyle aðýr bir saldýrý paketi yaþama geçirilebilirdi. Ýþler þimdiye kadar beklenildiði gibi gidiyor, her ne kadar taban basýncýyla sendika bürokratlarý genel grevler örgütlese de mücadeleyi etkisizleþtirmek ve PASOK hükümetini zora sokmamak için ellerinden geleni ardýna koymuyorlar. * Yunanistan'daki üçüncü parti ise KKE(Yunan Komünist Partisi). Sadece ismi komünist olan bu parti, Yunanistan'ýn en eski partisi. Dolayýsýyla toplumsal kökenleri güçlü olan bu partinin toplum içindeki etkisi hissedilebilir boyutlarda. 2009 genel seçimlerinde bu parti oylarýn %7,5'unu alýp 21 milletvekili çýkardý. Bu partinin oylarý uzun zamandýr %7 ile 8 arasýnda salýnýyor. KKE, Nazi iþgali sýrasýnda direniþi örgütlemiþ ve ülkenin kontrolünü büyük oranda ele geçirmiþ olduðu halde SSCB'nin direktifleri doðrultusunda büyük bir ihanete imza atarak iktidarý almaktan geri durmuþtur. KKE, ismindeki komünist sýfatýna raðmen týkandýðý her koþulda sistemin imdadýna yetiþen bir emniyet supabý olmuþtur. Örneðin KKE 1989'da seçimlere Euro-komünistlerin de bulunduðu geniþ bir sol ittifakla katýlýp %13 oy aldýktan sonra o dönemde saðcý Yeni Demokrasi'nin koalisyon hükümetine bir bakanla katýlabilmiþtir. Bu süreç KKE içinde bir dizi bölünmenin de tetikleyicisi olmuþtur. 2008 yýlýnda ülke lise gençliðinin büyük eylemleriyle sarsýlýrken KKE polisle çatýþan eylemcileri küçük burjuva bozguncular olarak nitelemiþ ve bu tavrýyla saðcý Yeni Demokrasi bakanlarýnýn övgüsüne nail olmuþlardý. Bu süreçte meþruiyetini kaybetmiþ Yeni Demokrasi hükümetine erken seçim basýncý yapýlýrken, yeni bir seçim çaðrýsý yapmayýp bu partinin konumunu güçlendiren de KKE olmuþtur. KKE'nin ihanetleri saymakla bitmez. KKE, Yunanistan'ýn her þehrinde neredeyse her semtteki onlarca/yüzlerce bürosuna, 100 bin kiþiyle ifade edilen örgütlü gücüne, etkili bir kendi sendikal cephesine raðmen iþçi ve gençliðin mücadele dalgasýnýn daha ileri taþýyýcýsý olmamýþtýr,


MARKSÝST BAKIÞ

olmayacaktýr da. * LAOS(Popüler Ortodoks Alarm) isimli aþýrý saðcý, ýrkçý parti 2006'da Yeni Demokrasi Yunanistan'ýn dördüncü büyük partisi. 2009 genel seçimlerinde oylarýn %5,6'sý hükümeti sýrasýnda devlet alarak 15 milletvekili çýkardýlar. Kapitalist sistemin Yunanistan'da içine düþtüðü üniversitelerinde harçlarý kriz koþullarý, derinleþen sýnýfsal çeliþkiler hem solda hem de aþýrý saðda bir kutup- yükseltmek, öðrenci haklaþma yarattý. LAOS, 2004'teki yüzde 2,2'lik; 2007 genel seçimlerindeki %3,8'lik larýnýn kýsýtlanmasý ve özel oyunu ve 10 milletvekilini bu süreçte artýrdý. Bu partinin milletvekilleri arasýnda üniversitelerin kurulmasý Neo-Nazi grup üyesi ya da baðýmsýz faþistler var ve bu durum LAOS'un kim- yönünde bir eðitim "reformu" liðinin bir parçasý. yaþama geçirilmeye çalýþýldý. * Yunanistan'daki beþinci büyük parti ise solun geniþ birliðinden oluþan Öðrenciler, eðitimin paraSYRIZA. Açýlýmý Radikal Sol Koalisyon olan Syriza, 2009 genel seçimlerinde lýlaþtýrýlmasýna karþý çok %4,6 oy alýp 13 milletvekili çýkardý. 2004 yýlýnda kurulan Syriza'nýn temel büyük bir mücadele dalgasý söylemleri 1980'lerde PASOK'un reformist politikalarýný andýrýyor. Syriza, o yarattýlar. "Kahve gençliði" dönemdeki PASOK'un savunduðuna benzer þekilde kamu harcamalarýnda artýþ ve olarak tanýmlanan gençlik sosyal refahta geliþme istiyor ve özelleþtirmelere karþý bir duruþta. Syriza içindekuþaðýndan (çok miktarda ki en büyük güç KKE'den kopma Synaspismos. Diðer etkili güçler ise Eurokomünistler, ekolojistler, KOE(Maoist), Xekinima(Troçkist), DEA(Troçkist) gibi kahve içtiklerinden) bu yapýlar. PASOK'tan daha solda duran bir sosyal demokrat yapýlanmadan baþka bir düzeyde bir direniþ dalgasý þey olmayan Syriza, radikalleþen kitlelerin taleplerinin dillendiricisi olamadýðýn- beklenmiyordu. Böyle bir dan ve kendi içinde düþtüðü çekiþmelerden dolayý politik yaþamdaki etkisini mücadele dalgasýný hiçbir büyük oranda kaybetti. 2008'deki seçim anketlerinde Syriza ve KKE'nin toplam politik grup tahmin edemeoylarý %20'den fazla görünüp gerçekte %14 çýkarken þimdilerde bu oran %10'u miþti. Neredeyse bütün üniversiteler (600 okul ve 160 bulmuyor. * 2009 Mart'ýnda kurulan ANTARSYA, 10 örgüt tarafýndan oluþturulan fakülte) 10 ay boyunca iþgal radikal sol bir birlik. Bu birlik içindeki en güçlü yapýlar NAR(KKE'den kopma) edildi. Üniversite gençliði ve SEK(Troçkist). Bu yapýlara ek olarak Maoizm ile Althusercilik karýþýmý ARAN devlet güçleriyle her karþý ve ARAS gibi güçlerle, ekolojistler ve daha küçük siyasal yapýlanmalar var. 2009 karþýya geliþte büyük bir genel seçimlerinde %0,36'lik oy oranýyla yaklaþýk 25 bin oy aldýlar. cesaretle direniþini sürdürdü * Yunanistan'da anarþistlerin etkisi, doðalarý gereði, güçlü ve yaygýn ve bedel ödenmekten kaçýnörgütlenmelerden çok, kendini anarþist sayan bireylere dayanýyor. Özellikle lise madýðýný ortaya koydu. O öðrencileri arasýnda böyle bir hissiyat daha güçlü. Bundan birkaç yýl önce dönemde direniþ marþýna anarþistlere yönelik gençlik arasýndaki destek ve sahiplenme daha fazla idi. Özel- dönüþen bir þarkýnýn temel likle 2009 Mayýsý'nda molotoflu bir saldýrý sonrasýnda 3 banka çalýþanýnýn vurgusunun "Beni korkutaölmesinin toplum üzerinde çok sarsýcý etkileri oldu. Bu süreçte anarþistler çok mazsýn. Beni aðlatamazsýn" sayýda destekçi ve militan kaybettiler, kendi içlerinde bile tartýþmaya düþtüler. olmasý da açýklayýcý. Üniversite Gençliði * Yunanistan'da oldukça kurumsallaþmýþ bir öðrenci sendikasý var. Her üniversite öðrencisi otomatikman bu sendikanýn üyesi oluyor. Sendikanýn greve çýkma, yani dersleri boykot etme hakký var. * Sendikanýn yaný sýra üniversitede her bölümde öðrenci komiteleri var. Her ne kadar bu komiteler sendika kadar etkili deðilse de öðrenciler bu komitelerin yürütmesi için oy kullanarak temsilciler seçiyorlar. Öðrenci temsilcileri, belli aralýklarla toplanarak gerek öðrenci sorunlarý gerekse ülke çapýnda eylemler konusunda kararlar alýyorlar. Alýnan kararlarýn baðlayýcýlýðý olmasa da meþruiyet sahibi organlar olduklarýndan öðrencilerin katýlýmýný da belli oranlarda saðlayabiliyorlar. Örneðin eðitimdeki özelleþtirmelere karþý bir eyleme katýlým kararý aldýklarýnda bu otomatikman bütün öðrencilerin katýlýmýný saðlamasa da öðrenci temsilcileri adý bu etkinlikte kullanýlýyor ve bunun etkisi oluyor. Bazý önemli gündemlerde, yürütmeye seçilen temsilciler bölümlerdeki bütün öðrencilerin katýlýmýna açýk genel komite toplantýlarý çaðýrarak o konuya ait kararý burada alabiliyorlar. Üniversite iþgallerinden * Bu öðrenci temsilciliði seçimlerine saðcý parti Yeni Demokrasi, PASOK'un yaný sýra soldan adaylar da katýlýyor. Türkiye'den farklý olarak merkez sað bir örgüt olan Yeni Demokrasi kendi gençlik kolu aracýlýðýyla etkin þekilde(temsilcilikte çoðunluða sahip) öðrenci komitelerine katýlýyor. Ancak çalýþmalarý politik bir çalýþma olmaktan uzakta. Çalýþmalarý, gençlik partileri düzenlemek ve bu sosyal etkinlikler üzerinden gençlik içinde etkinlikleri-

16


ni artýrmak üzerinden yürüyor. Yine farklý olarak sosyal-demokrat PASOK'un aktif olarak üniversitede çalýþan, afiþleme yapan, öðrenci komitelerinde 2. büyük güç olarak katýlan ve neredeyse her gün masa açan bir gençlik kolu var. Üniversitedeki 3. büyük güç ise KKE. Ancak öðrenci temsilciliklerinde gerek Yeni Demokrasi gerekse iktidardaki PASOK gençliðinin büyük varlýðý bu yapýlarda gençliði militanlaþtýracak eylem kararlarýnýn alýnmasý önünde büyük bir engel teþkil ediyor. * KKE'nin de dahil olduðu solun üniversitelerdeki çalýþmasý bundan 15 yýl önce Türkiye'de yaþananlara benziyor. KKE ve radikal sol üniversite kampüslerini afiþleriyle donatýyor, her gün masalar açýyor, gücüne baðlý olarak üniversite giriþlerinde devasa(özellikle KKE) pankartlar asýyor. Afiþlerle donatýlan masa ve panolar günün akþamýnda ayný þekilde býrakýlarak ertesi gün tekrar kullanýlýyor. Afiþlerde ancak yenisi ile deðiþtirilmek üzere toplanýyor. * Sol gruplar üniversite çalýþmalarýný gençlik örgütleri üzerinden yürütüyorlar. Bu gençlik örgütleri bir yandan o örgütlerin gençlik çalýþmasýnýn yürütücüsü olsalar da belli oranda baðýmsýz bir alanlarý var. Yani

MARKSÝST BAKIÞ

da yurt var ve bu yurtlar da aileleri çok kötü ekonomik koþullara sahip öðrencilere tahsis edildiðinden öðrenciler genellikle evlerde birlikte kalýyorlar. Öðrencilerin yaygýn olarak kullanabildikleri bir burs ya da kredi sistemi yok; masraflarýn tamamýna yakýný aileler tarafýndan finanse ediliyor. Çok sayýda öðrenci part-time iþlerde (ilan daðýtýmý, anket gibi) çalýþýyor ve bunlarýn sayýsý ekonomik kriz sonrasýnda büyük oranda artmýþ durumda. * Evde kalan bir öðrencinin yaþamasý için 600700 euroluk bir gelire ihtiyacý var. örneðin Atina'da en ucuz ev kiralarý 300-500 euro arasýnda deðiþiliyor; genellikle de bu evler iki yada daha fazla öðrenci tarafýndan paylaþýlýyor. Daha küçük þehirlerde kiralar 50-100 euro daha düþük oluyor. * Öðrencilerin sahip olduðu bazý haklar var ancak bunlar da kýsýtlanmaya çalýþýlýyor. Örneðin öðrenciler dersler için üniversiteden ücretsiz kitap alma hakkýna sahip; ancak Yeni Demokrasi hükümeti sýrasýnda kitap sayýsýna bir sýnýrlama getirilmiþ. Bunun yaný sýra öðrencilerin üniversitede yemekhanelerde ücretsiz yemek yeme hakký var. Ayrýca öðrenciler ulaþým için yarý ücret ödüyorlar. * Yunanistan'da bütün üniversiteler devlet üniversitesi, ancak belli bir miktar harç ödüyor öðrenciler. 2006'da Yeni Demokrasi hükümeti sýrasýnda devlet üniversitelerinde harçlarý yükseltmek, öðrenci haklarýnýn kýsýtlanmasý ve özel üniversitelerin kurulmasý yönünde bir eðitim "reformu" yaþama geçirilmeye çalýþýldý. Öðrenciler, eðitimin paralýlaþtýrýlmasýna karþý çok büyük bir mücadele dalgasý yarattýlar. "Kahve gençliði" olarak tanýmlanan gençlik kuþaðýndan (çok miktarda kahve içtiklerinden) bu düzeyde bir direniþ dalgasý beklenmiyordu. Böyle bir mücadele dalgasýný hiçbir politik grup tahmin edememiþti. Neredeyse bütün üniversiteler (600 okul ve 160 fakülte) 10 ay boyunca iþgal edildi. Üniversite gençliði devlet güçleriyle her karþý karþýya geliþte büyük bir cesaretle 2008 yýlýnda lise öðrencilerinin mücadele dalgasý yülseldi. direniþini sürdürdü ve bedel ödenmekten kaçýnmadýðýný ortaya koydu. O dönemde büyük oranda o örgütün üyesi olmadan gençlik direniþ marþýna dönüþen bir þarkýnýn temel vurgusunun örgütünün üyesi olmak mümkün. "Beni korkutamazsýn. Beni aðlatamazsýn" olmasý da * Türkiye ve Yunanistan'daki sol açýsýndan açýklayýcý. ortak kültürün kötü bir örneðini üniversitelerde sol için* Ayný süreçte 2007 yýlýnda ilköðretim öðretdeki gerilimde görebiliyoruz. Afiþin nereye asýlacaðý menleri sendikasýna baðlý öðretmenler de 1,5 ay boyunkonusunda yaþanan gerilimlerden, özellikle küçük ca greve çýktýlar. Ancak eðitim sektörünü etkileyen bu þehirlerdeki üniversitelerde az sayýda gücü olan grup- eylemler arasýnda bir baðlantý, öðrenci hareketine larýn gazete satýþlarýnýn engellenilmeye çalýþýlmasýndan önderlik eden güçlerce kurulmadý. Baðlantýsýzlýk öyle tutun da, tartýþmalý bir toplantýnýn, binlerce insanýn bir noktadaydý ki 10 ay okullarý iþgal edip derslere çýkan arbedede yaralanmasý üzerine hastanede bitme- girmeyen öðrenciler iþgali bitirip sýnavlarýna girerken sine kadar birçok sol içi çatýþma vakasý orada da var. ilköðretim öðretmenlerinin grevi baþlýyordu. Üniversite * Yunanistan'da 2 tip üniversite var: normal öðrencileri, dersleri boykot ediyor, üniversitelerini iþgal üniversiteler ile teknik üniversiteler. Normal üniver- ediyor, her hafta kendi bulunduklarý illerde 2 haftada sitelerde eðitim 4 yýl iken teknik olanlar 3,5 yýl sürü- bir de Atina'da ortak eylemler örgütlüyorlardý. Ancak yor. Üniversite öðrencilerinin kalabileceði çok az sayý- toplumsal muhalefet yaratmanýn ötesinde, gençlik

17


eylemlerinin tek baþýna yaþamý sekteye uðratacak, egemenlere büyük zararlar verecek gücü olmadýðýndan, öðrenciler hareketlerini eðitim emekçileri baþta olmak üzere bütün iþçi sýnýfýnýn direniþiyle birleþtiremediði ölçüde baþarýlý olamadýlar. Eðitimin paralýlaþtýrýlmasýný durdurmak adýna iþçi sýnýfýna genel grev çaðrýsý yapýlmadý; böylece tüm toplumu etkileyen bir gündeme yönelik muhalefet sadece üniversite öðrencilerinin eylemleriyle sýnýrlý kaldý. * Üniversitede sosyal-demokrasi dýþýndaki sol gruplarýn içinde en etkili örgüt KKE. KKE'den sonra gelen 2. etkili güç ise Antarsya olarak adlandýrýlan sol ittifakýn gençlik örgütü EAAK. EAAK 2006-2007'deki üniversite gençlik eylemlerinin önderliðini yapan temel güçtü. KKE baþlangýçta bu gençlik eylemlerine karþý çýktý, ancak sonrasýnda EAAK'tan sonra öðrenci eylemliliðinde en etkili 2. güç oldu. Üniversitelerdeki 3. etkili aktör ise Syriza'nýn gençlik kolu olan AREN. AREN, öðrenci sorunlarýnda inisiyatif almaktan çok EAAK'ý izliyor. * 2006-2007 yýlýndaki üniversite gençliðinin direniþ hareketi baþarýlý olamadý. Birçok kesinti yaþama geçti ve etkileri üniversitelerde hýzla hissedildi. Güçlü bir harekete ve 10 ay süren iþgale karþý baþarýsýzlýk üniversite öðrencileri arasýnda güçlü bir yenilgi, umutsuzluk hissi yarattý. Bu yenilgi hissiyatý dolayýsýyla üniversite gençliðinin büyük kesimi, daha sonra geliþen 2008'deki lise öðrencileri ve 2009'daki iþçi hareketine büyük güçlerle katýlmadýlar. * 2008 yýlýnda 15 yaþýnda bir lise öðrencisi gencin (Alexandros Grigoropoulos) Atina'nýn merkezinde küçük bir öðrenci eyleminde özel kuvvetlerde çalýþan bir polis tarafýndan öldürülmesi üzerine lise öðrencilerinin mücadele dalgasý patlak verdi. Üniversitelerin bir kýsmý da iþgallere katýldý. Bir lisede baþlayan iþgaller domino etkisiyle bir liseden diðerine yayýldý. * PASOK hükümeti eðitime yönelik daha aðýr saldýrýlarýn hazýrlýðýnda, eðitimin giderek paralýlaþtýrýlmasý planlanýyor. Ancak saldýrýlarýn sertliðine raðmen üniversite gençliðini saran karamsarlýk ve yenilgi psikolojisi nedeniyle yeni bir gençlik hareketinin çýkýp çýkmayacaðý ne yazýk ki bir muamma. Göçmenler * Yunanistan Avrupa'ya giriþ kapýsý durumunda. Çok sayýda adasýnýn olmasý ve Türkiye sýnýrýnýn Meriç nehri ile çizilmesi nedeniyle tüm bu sýnýrlarda ülkeye kaçak giriþlerinin önünün alýnmasý neredeyse imkansýz gibi. Avrupa'ya giriþ için bu nedenle Yunanistan bir geçiþ olarak düþünülüyor. * Her ne kadar ekonomik kriz sonrasýnda yaþadýðý sýkýntýlar nedeniyle umutlarý azalan kaçak göçmenlerin sayýsýnda azalma olsa da ülke nüfusuyla karþýlaþtýrýldýðýnda azýmsanmayacak bir göçmen nüfus var. Ülkeye son birkaç yýlda en çok gelenler Sri Lankalýlar, Bangladeþliler, Pakistanlýlar * Avrupa Birliði'nin imzaladýðý Dublin anlaþmasý gereðince herhangi bir Avrupa ülkesinde kaçak

MARKSÝST BAKIÞ

olarak yakalanan göçmenler Avrupa'ya ilk girdiði ülkeye gönderilme hakkýna sahip. Ýlk giriþ yapýlan ülkelerde haliyle Yunanistan, Ýtalya, Ýspanya gibi sadece Avrupa ülkeleriyle sýnýrý olmayan ülkeler oluyor. Bu anlaþma uyarýnca kimi zaman baþka Ülkedeki yasal göçmenülkelerde yakalanan g ö ç m e n l e r ler 600-700 bin civarýnYunanistan'a geri gön- da. Savaþ, baský gibi derilse de kötüye koþullar nedeniyle 60-70 giden ekonomik bin civarýnda mülteci durum dolayýsýyla göçmenlerin gönde- var. Her ne kadar ülkeye rilmesi konusu illegal giren göçmenlerin Avrupa çapýnda bir sayýsýný bilmek pek tartýþma konusu yarat- mümkün olmasa da mýþ durumda. sayýnýn 300-400 bin * Ülkedeki yasal göçmenler 600- kadar olduðu tahmin 700 bin civarýnda. ediliyor. Böylece ülkedeSavaþ, baský gibi ki yasal-kaçak mülteci ve koþullar nedeniyle 60göçmenlerin sayýsýnýn 1 70 bin civarýnda mülteci var. Her ne kadar milyondan fazla olduðu ülkeye illegal giren düþünülüyor. 10 milyon göçmenlerin sayýsýný nüfuslu bir ülke için bu bilmek pek mümkün rakamýn ne kadar büyük olmasa da sayýnýn 300-400 bin kadar olduðu aþikar. olduðu tahmin ediliyor. Böylece ülkedeki yasal-kaçak mülteci ve göçmenlerin sayýsýnýn 1 milyondan fazla olduðu düþünülüyor. 10 milyon nüfuslu bir ülke için bu rakamýn ne kadar büyük olduðu aþikar. * 250 bin Yunanistan'da doðmuþ ya da büyümüþ göçmenlerin çocuðu var. Bu çocuklar aileleri yasal göçmen olsa olmasa da 18 yaþýna geldiðinde yasadýþý bir konuma düþüyorlar, çalýþma, yerleþme ya da saðlýk güvencesi gibi hiçbir haklarý olmuyor, ailelerinin geldikleri ülkelere geri dönmek zorunda bile kalabiliyorlar. Bu konuda gerek siyasal gruplarýn gerekse sivil toplum örgütlerinin yaptýðý kampanyalar sonucunda ve toplumsal olarak da bu talebin desteklenmesi dolayýsýyla (Yunan toplumunun yaklaþýk %90'ý bu talebi sahipleniyor) 50 bin çocuða vatandaþlýk hakký, geri kalanýna ise yerleþme hakký verildi. * Yunanistan'da kaçak olarak girdiði saptanan biri ilk olarak polis tarafýndan gözaltýna alýnýp göçmen kampýna gönderiliyor. Göçmen kampý yarý açýk bir cezaevini andýran binalardan oluþuyor ve en çok bahçesine çýkýlabiliyor. Ýnsan barýndýrabilme kapasitelerine göre bu kamplarda birkaç hafta ile birkaç ay arasýnda deðiþen bir süre kalýnýyor. Kamptan serbest býrakýlanlar tek göçmen ofisinin olduðu Atina'ya geliyorlar, baþvuru yapmak üzere. Baþvurunun temel amacý 6 ayda bir yenilenen pembe kartý almak ve böylece belli bir yasal statüye kavuþmak. Yasal göçmen olmak için yapýlan baþvurularýn ancak %0.04'ü Yunanistan'dan bir tür

18


MARKSÝST BAKIÞ koruma alabiliyorken bu oran Batý Avrupa'da %30. * Göçmenler ve mülteciler yasal ya da deðil Yunanistan'dan herhangi bir ekonomik destek almýyorlar. Özellikle yasal olmayanlarýn çalýþabilecekleri çok az iþ olduðu düþünüldüðünde genellikle suç þebekeleri tarafýndan kullanýlýyorlar. Göçmenlerin neredeyse tamamý Atina'da yoðunlaþmýþ durumda ve önemli bir kýsmý sokak satýcýlýðý yapýyor. Bunun dýþýnda uyuþturucu satýcýlýðý ve fahiþelik de oldukça yaygýn. Atina'da gündüz saatinde þehrin merkezine yakýn yerlerde göçmen fahiþelere çokça rastlamak mümkün. Ayrýca 1973'de darbecilere karþý ayaklanmanýn merkezi olmuþ Politeknik üniversitesinin hemen yanýndaki sokakta onlarca uyuþturucu satýcýsý birikiyor ve alýcýlarýný alenen gündüz ve gece bekliyorlar. Bu polis tarafýndan özellikle yürütülen bir çalýþmanýn sonucu. Bütün mahallelerdeki uyuþturucu satýcýlarý özellikle bu bölgeye sürülüyor ve uyuþtuAltýn Þafak adlý rucu alýmfaþist örgütlenme satýmý burada yürütülüyor. Böylelikle hem potansiyel mücadelelerin öznesi gençlik zehirlenmeye hem de genel olarak solun ve göçmenlerin yoðun olduðu bir bölgenin adýnýn kamuoyunda suç ve uyuþturucu ile anýlmasý saðlanmaya çalýþýlýyor. * Atina sokaklarýnda, özellikle göçmenlerin yoðun olarak yaþadýðý Agos Panteleimonas'ta çok sayýda evsiz göçmene rastlamak mümkün. Bir kýsmý parklarda ya da basketbol sahasý gibi alanlarda yaþýyor. Bu bölge bir tür göçmen gettosu niteliðini her geçen gün daha çok bürünüyor ve burada yoðunlaþtýklarý için Atina'nýn herhangi bir bölgesinde daha çok sayýda göçmenle karþýlaþmak mümkün. * Avrupa Birliði'nden göçmenler için Yunanistan'a saðlanan fonlar göçmenler için harcanmaktan çok polis, asker için kaynak yapýlýyor. Yunanistan'ýn göçmenlere yönelik hiçbir projesinin olmamasý, kimileri için göçmenlerin içine düþtüðü insanlýk dýþý koþullar nedeniyle kimilerince ise tedbirler alýnmadýðýndan Avrupa'ya kaçak giriþlerin engellenmemesi dolayýsýyla Avrupa kamuoyunda tepki topluyor. * Faþist saldýrýlarla karþý karþýya kalan, hiçbir sosyal ve ekonomik hakký olmadan hayatta kalabilmek için suçun içine itilen özellikle de kaçak göçmenler için çeþitli siyasal gruplar ve sivil toplum örgütleri kampanyalar, eylemler, konserler düzenliyorlar; faþist saldýrýlara karþý onlarla birlikte mücadele yürütüyorlar.

19

Irkçýlýk ve Faþist Hareket * Parlamentoda LAOS adlý 15 milletvekiline sahip aþýrý saðcý bir parti var, ancak bu faþist bir oluþum deðil. Yine de böyle bir partinin parlamentoda oluþu aþýrý saðcý fikirler için meþruiyet kaynaðý oluyor. * 1980'de kurulan Chrysi Avyi(Altýn Þafak) asýl faþist parti. Altýn Þafak örgütünün Yunanistan çapýnda yaklaþýk 600 tane üyesi var ve seçimlerde %0,5 yani 25 bin civarýnda oy alýyor. Faþistler güce taptýklarý ve hepsi kendi solucan olup ama kendini ancak bir canavarýn parçasý olarak gördüklerinde güçlü hissettikleri için daha ürkütücü ve güçlü bir görünüm vermek adýna tek tip giyiniyorlar. Altýn Þafak adlý faþist örgütlenmenin polis ile yakýn iliþki ve irtibatý var. Polis, bu gruba genellikle Atina'da Politeknik ayaklanmasýnýn yýldönümü kutlamalarýnda, kitlesel eylemlerde ve büyük mitinglerde provokasyon çýkarmalarý için telsiz cihazlarý ve cop/sopa saðlýyor. Grubun çoðu üyesi yasadýþý þekilde silah taþýyor. * Faþistler göçmenlere karþý bir söylem çerçevesinde örgütlenmeye çalýþýyorlar. Özellikle de Atina'nýn Omonia ve Agos Panteleimonas bölgeleri gibi göçmen ve mülteci nüfusun büyük olduðu alanlarda çalýþma yürütüyorlar. * Bu bölgelerde göçmen ve mülteci nüfus yoðunlaþmýþ durumda. Göçmenlerin içinden hayatta kalmak için baþka þansý olmayan bazý unsurlar suç örgütleri tarafýndan fahiþelikte, uyuþturucu ticaretinde ya da hýrsýzlýk gibi suçlarda kullanýlýyor. Bu bölgelerde suç oranlarýnýn daha yüksek çýkmasýndan ise propaganda malzemesi olarak faþistler yararlanýyor. Bu bölgelerde göçmenlere karþý "yurttaþ komiteleri" oluþturup, kapý kapý gezerek "bölgemizi uyuþturucu satýcý/kullanýcýlarýndan, fahiþelerden ve suçlulardan temizleyelim" çaðrýlý imza kampanyalarý örgütlüyorlar. Kazandýklarý etkiye baðlý olarak býçak gibi silahlarla mahalleyi bu "suçlulara" karþý koruyacak koruma timleri kuruyorlar. Faþistlerin saldýrýlarýna karþý kendilerini korumak için göçmen gençlerde ayný þekilde býçaklarla onlara saldýrýyorlar. Etkiye karþý göçmenlerin geliþtirdiði bu tepki faþistler tarafýndan onlarýn ne kadar tehlikeli olduklarýnýn bir kanýtý olarak da kullanýlýyor. * Faþist hareketin üniversitelerde gücü ve çalýþmasý yok, ancak geçmiþte üniversitedeki sol çalýþmaya yönelik saldýrýlarý da yok deðil. Bu hareket þimdilerde ilgisini büyük oranda Yunan olmadýðý ten rengi, görünüþü ya da konuþtuðu dilden açýkça seçilen göçmenlere yöneltmiþ durumda. Faþistlerin örgütlediði göçmenlere, oturduklarý yerlere, dayanýþma ofislerine yönelik saldýrýlarla sýk sýk karþýlaþýlýyor. Öfkelerini göçmenlerle dayanýþma içinde olan sivil toplum örgütleri ve siyasi örgütlere de yönelttikleri, göçmen çalýþmasý yapan onlarýn militanlarýna ya da göçmen bölgesindeki bürolarýna saldýrdýklarý da oluyor. Hatta görünüþ olarak Yunanlýlardan çok farklý olmamýza raðmen faþistlerin etkili olduklarý bölgelerde Türkçe konuþup kendimizi belli etmemiz konusunda ciddi þekilde uyarýlmýþ olmamýz çarpýcýydý.


MARKSÝST BAKIÞ * KKE, kendisine yönelik bir saldýrý olmadýðý sürece faþizme karþý mücadelenin büyük oranda parçasý olmuyor. Bu konuda sol ve iþçi hareketinin bilinci güçlü(faþist iþgal yýllarýndan sonra nasýl olmasýn). Örneðin 2005'te Avrupa çapýndaki Neo-Nazilerin kampý, ki 2 bin kiþi civarýnda faþist bekleniyormuþ, Yunanistan'da yapýlacakmýþ. Ancak sol örgütler, sivil toplum kuruluþlarý ve sendikalarýn hem genel hem de yerel düzeyde ortak çalýþmasýyla önce kampýn nerede yapýlmasýnýn planlandýðý tespit edilmiþ, sonrasýnda o bölgedeki bütün kamp sahipleri böyle bir kampa ev sahipliði yapmamasý konusunda Yunanistan ve Türkiye ziyaret edilip tedirgin edilmiþ ve oluþturulan anti-faþist baský sonrasýnda hükümet faþist- toplumsal ve politik lerin kampýný yasaklamak zorunda kalmýþ. 2 bin kiþilik kamp planýndan sonra Atina'da yaþam baðlamýnda gösteri planlarý da suya düþmüþ ve en sonunda yapabildikleri 70 tane faþistin anti- çok birbirine benzer faþistlerce yürüyüþ ve eylem alanlarý iþgal edilmiþ ve çevrelenmiþ þekilde bürolarýnýn iki ülke. Ne yazýk ki önünde toplanmasý olabilmiþ. bir o kadar da Onlarca Yýllýk Birlikteliðin Yarattýðý Ortak Kültür toplumlar birbirinden * Yunanistan ve Türkiye toplumsal ve politik yaþam baðlamýnda çok birbirine uzak. Uzun yýllar ayný benzer iki ülke. Ne yazýk ki bir o kadar da toplumlar birbirinden uzak. Uzun yýllar ayný coðrafyayý ve yaþamý coðrafyayý ve yaþamý paylaþmýþlýk kültüre, geleneklere sinmiþ. Yunanistan'da dini (ki paylaþmýþlýk kültüre, toplumsal yaþamda çok etkili deðil) ve dili bir yana býraktýðýmýzda Türkiye'den bir insan geleneklere sinmiþ. kendini çok da yabancý hissetmiyor. * Yunanistan'da Türkiye gibi toplumsal yaþama sinmiþ bir sað ile sol arasýndaki Yunanistan'da dini (ki bölünmenin olduðu bir toplum. Bu durum geçmiþte çok daha net olmakla birlikte bugün toplumsal yaþamda de etkilerini devam ettiriyor. Özellikle 1980'lerde kahveler bile politik bakýþ açýsýna göre çok etkili deðil) ve ayrýlmýþ durumda. Siyasal görüþüne göre kahvelerde posterler bulunuyor bu dönemde. dili bir yana býraktýðýmýzda KKE'nin kendi kahveleri bile vardý. Ancak artýk bu gelenek pek devam etmiyor. * Aile kurumu Türkiye'dekine benzer. Aile içi iliþkiler güçlü. Örneðin bir birey Türkiye'den bir insan kendini çok da üniversite yaþamýnda ve sonrasýnda iþ bulana kadar ailenin maddi desteðiyle yaþýyor. * Yunanistan'da Türkçe konuþabilen Yunanlýlara rastlamak mümkün. Hem bu yabancý hissetmiyor. insanlar çok da yaþlý kiþiler deðiller. Aileleri çeþitli dönemlerde Türkiye'den Yunanistan'a Yunanistan'da Türkiye göçmüþ. Ýlk göçlerin 1920'lerde, sonuncularýn ise 6-7 Eylül olaylarý sýrasýnda yaþandýðý gibi toplumsal yaþadüþünüldüðünde Yunanistan'a göç eden Yunanlýlarýn birkaç kuþak daha çocuklarýna ma sinmiþ bir sað ile Türkçe öðrettiði görülüyor. sol arasýndaki bölün* Solun çalýþma biçimi de birbirine çok benzer. Örneðin Avrupa'nýn birçok menin olduðu bir ülkesinde bir þehirde farklý farklý bölgelerde büro açma geleneði yokken Yunanistan'da toplum. Bu durum (KKE, Syriza gibi) devam ediyor. Ne yazýk ki sol içi çatýþma kültürü de ortak. Afiþin geçmiþte çok daha yapýlacaðý yer konusundan tutun da bir konuda oluþturulan ortak cephelerdeki tartýþmalar- net olmakla birlikte dan fiziki kavgalar çýkabili-yor. bugün de etkilerini * Yunanistan polisi de Türkiye'dekine benziyor. Faþistlerle doðrudan iliþkidevam ettiriyor. lerinden tutun da ideolojik olarak aþýrý saðcý duruþlarýndan toplumsal mücadeleler karþýsýndaki saldýrgan tavýrlarýna kadar. Toplum nezdinde polis neredeyse hiç sevilmiyor.

Aynur Akman

20


MARKSÝST BAKIÞ

Elitizmden Popülizme CHP Burjuva cumhuriyetin kurucu partisi olan CHP'nin tarihsel süreç içerisinde geçirdiði deðiþimler, sýnýf mücadelesinde dengelerin yerinden oynadýðý dönemlere rastlar. CHP'nin Ýkinci Büyük Paylaþým Savaþý ertesinde aldýðý çok partili yaþama geçme kararý, uluslararasý güçlerin basýncýnýn bir sonucuydu ve dünyadaki yeni þekillenmenin Türkiye'deki yansýmasýydý. Bunun yaný sýra CHP elinde palazlanan büyük sermaye CHP himayesinden çýkmak, ulusötesi ortaklarýyla daha da serpilmek ve ülkenin yönetiminde esas söz sahibi konumuna geçmek istiyordu. Böylelikle Türkiye egemen sýnýflarý arasýndaki tarihsel bölünme, açýktan bir hal alacaktý. Bu bölünmenin getirdiði egemen sýnýflar katýndaki hakimiyet kavgalarý, 1960'lar ve 70'ler dýþýnda Türkiye siyasal yaþamýnýn tüm dönemlerine damgasýný vurdu. 1960'larýn iklimi bambaþkaydý. Rüzgar, tüm dünyada olduðu gibi Türkiye'de de soldan esiyordu. Toplumsal uyanýþýn yýldýzý þüphesiz TÝP'ti. CHP, yeni koþullarýn basýncý altýnda hamle yapmak ve kendini uyarlamak durumundaydý, bir kez daha. Ýsmet Ýnönü'nün bu þartlar altýnda yaptýðý ortanýn solu çýkýþý, siyasi rekabette alan kazanmanýn yaný sýra TÝP'i sistem dýþýna itmenin ve toplumsal radikalleþmeyi güvenli ellerde soðurmanýn bir yoluydu. Böylece Türkiye siyasi yaþantýsýnýn en birinci aktörü, burjuva devletin mimarý, Mustafa Kemal'in partisi CHP kendisinin sol bir parti olduðunu ilan ediyordu. Dememiþler miydi bu ülkeye komünizm gelecekse onu da biz getiririz diye? Ýþte CHP bu þekilde solcu parti oluvermiþti. Ýsmet Ýnönü'nün ortanýn solu çýkýþý gelgelelim 1970'ler için açýkça yetersizdi. 60'lardaki toplumsal uyanýþ 70'lerde kitlesel devrimcileþme biçimini aldýðýnda

CHP'de taþlar bir kez daha yerinden oynuyordu. Ülkedeki solculaþmanýn bir yansýmasý olarak radikal sol bir retorik kullanan Bülent Ecevit, Kurtuluþ Savaþý kahramaný Milli Þef Ýsmet Ýnönü'yü kurultayda devirmeyi baþardý. Bu deðiþim sayesinde Türkiye sýnýf mücadelesi tarihinin bu en önemli evresinde CHP belirleyici bir rol oynama kapasitesine eriþti. Eriþilen bu kapasite sayesinde CHP, kitlesel devrimcileþme sürecinde çok büyük bir dalgakýran vazifesi görecekti. Kitlelerin umudu haline gelen Karaoðlan devrimcilerle arasýndaki

21


kalýn çizgileri hep korudu, tutarlý bir anti-komünistti ve radikalleþen sýnýf hareketini iktidarýnda ezmekten çekinmedi. 16 Mart katliamýnýn ardýndan tabandan gelen faþizme ihtar eylem ve grevlerine karþý takýndýðý saldýrgan tavýrla faþist hareketi adeta ipten alan kiþi de Bülent Ecevit'ti. Sýnýf hareketinin devrim-karþý devrim ikilemini gündeme getirdiði, sokaklarda büyük çatýþmalarýn yaþandýðý bir dönemde parlamenter hayallerin ancak kitleleri oyalamak ve geriletmek anlamýna geldiðini dönemin CHP'si uygulamalý olarak gösterdi. 12 Eylül sonrasýnda yasaklanan CHP'nin doðal mirasçýsý Erdal Ýnönü'nün SHP'si idi. 12 Eylül yasaklarýna ve Özal'ýn uyguladýðý neoliberal politikalara karþý muhalefet eden SHP 1980'lerin sonlarýnda yükselmeye baþlayan iþçi AKP'nin iktidara gelmesinden sýnýfý (89 Baharý) sonra CHP'nin bu çizgisi daha hareketini arkasýna alarak 89 yerel seçimda belirginleþti. 1950'lerde lerinde büyük bir zafer Demokrat Parti ile daha elde edecekti. 67 ilin sonralarý 80'ler ve 90'larda ise 39'unu SHP elde Özal ve Avrupa Birliði (AB) etmiþti. Özellikle iþçi kentlerindeki baþarý öncülüðünde kýzýþan egemen muazzamdý. 3 büyük sýnýf içindeki hegemonya ilin yaný sýra Kayseri mücadelesi artýk AKP ile gibi geleneksel sað yürütülüyordu. Çatýþmanýn bir eðilimli kentlerde bile tarafýnda TSK öncülüðündeki iþçi oylarýyla SHP askeri ve sivil bürokrasi varken seçimleri kazanýyordu. Örneðin Ankara'da diðer tarafýnda uluslararasý bugün aþýrý saðýn sermaye ile tam entegrasyon kalelerine dönüþen hedefindeki liberal büyük Sincan ve Keçiören sermaye bulunuyordu. Deniz dahil 6 ilçe belediyesinin tümünü Baykal döneminde CHP'nin SHP kazanmýþtý. Ýþçi esas çizgisi egemen sýnýfýn hareketi ANAP'ý birinci kanadýnýn siyasal bitirirken SHP'yi yüktemsilcisi olmaktý. Bunun seltiyordu. 1991 genel anlamý da CHP'nin seçimlerinde SHP bu sefer koalisyon ortaðý cumhuriyetin kazanýmlarý perspektifi ile elitist damarýnýn olarak DYP ile kuruyor, güçlendikçe güçlenmesiydi. Bu hükümet Erdal Ýnönü baþbakan durum Türkiye'de siyasal yardýmcýsý oluyordu. yaþamýn kimlik ve yaþam Ne var ki SHP'nin tarzlarý etrafýnda þiddetli bir gerek yerel yönetimkutuplaþma ile belirlenmesine lerde gerekse de hükümetteki perforyol açtý. Durum böyleyken mansý tam anlamýyla CHP'nin oy oranýnýn %20'leri rezaletti. SHP, neolibaþmasý pek mümkün olamazdý, eral politikalarý adapte zira baþka þansý olmadýðýný olmakta hiç zorlanmýyor, adý müteahhit düþünerek kerhen CHP'ye oy veren bir kýsým Alevi ile kentli partisine çýkýyordu. Yolsuzluk skandallarý orta sýnýflarýn demografik birbirini izledi. sýnýrlarý bu kadardý. 1994'teki büyük

22

MARKSÝST BAKIÞ

krizde faturayý olduðu gibi emekçilere kesen 5 Nisan kararlarýnýn altýnda Tansu Çiller ile beraber imzasý olan kiþi Erdal Ýnönü'nün yerine geçen Murat Karayalçýn'dan baþkasý deðildi. Demokrasi konusunda da tablo berbattý. 12 Eylül karanlýðýný aydýnlatmak þöyle dursun Kürt sorununda ülke faili meçhuller cennetine dönerek karanlýða battýkça batýyordu. Sonuç, sosyal demokrasinin Türkiye'deki sonuydu. 1995'teki yerel seçimlerde SHP bütün kazanýmlarýný kaybediyor, yýkýntýlarý arasýndan Necmettin Erbakan'ýn Refah Partisi yükseliyordu. Radikal sol 12 Eylül'de tasfiye edilmiþti ve hala belini doðrultmaktan çok uzaktaydý. SHP'den umduðunu bulamayan kent yoksullarý bu koþullarda yüzlerini "adil düzen" sloganý etrafýndaki sol söylemleri Ýslami aðýzlarla eklemleyen Erbakan'a döneceklerdi. Belediyeleri ve oradan gelen geniþ ekonomik imkanlarý ele geçiren Ýslamcýlar bu mevzilerden bir daha çýkmayacaklar ve ilerlemelerini hýzlandýrarak sürdüreceklerdi. Bir not olarak eklemek gerekir ki Ýslami hareketin sýçrama yapmasý anlamýnda bir dönüm noktasý olan 1994 yerel seçimlerinde SHP, DSP ve CHP'li 3 aday Ankara'yý Melih Gökçek'e hediye etmiþlerdi. Bunun gibi kokuþmuþ ayak oyunlarýndan bol miktarda örnek bulu-nabilir; bunlar, kendilerine sosyal demokrat burjuva politikacýlar kuþaðýnýn küçük hesaplara ne kadar battýðýný ve deðerler bazýnda sýfýrýn altýna düþtüðünü bizlere anlatan örneklerdir. SHP'den CHP'ye Bütün bu fiyaskolardan sonra 90'larýn ikinci yarýsý itibariyle SHP giderek eriyor ve tarih oluyorken Deniz Baykal nihayet muradýna ererek CHP'nin baþýnda esas liderlik koltuðunu kapýyordu. SHP'den CHP'ye deðiþen sadece parti ismi ve liderliði deðildi. Politik deðiþim de zaman geçtikçe daha belirgin hale gelecekti. SHP'nin tükeniþi, gerçekten de ülkede sosyal demokrasinin bitiþi anlamýna gelmiþti. CHP'yi sol bir parti olarak kabul etmek artýk pek mümkün olamazdý. CHP, giderek daha milliyetçi tonlar takýndýðý Kürt sorununda þahin kesilen bir parti halini alacaktý. 1991'de Kürt partisi olan HEP ile seçim ittifaký yapan SHP ile yeni CHP arasýnda hatýrý sayýlýr bir fark bulunmaktaydý. 28 Þubat sürecine tam destek veren CHP giderek generallerin siyasi çizgisiyle bütünleþecekti. Artýk CHP'nin temel gündemi ülkenin bölünmez bütünlüðü ve þiddetli türban karþýtlýðý ile ifadesini bulan katý bir laikçi tutumdu. Emekten yana söylemleri tamamen bir yana býrakan Deniz Baykal CHP'si bir yandan da Alevi ve Kürtleri dýþlayan bir parti haline geldi. Öte yandan zirve yapan seçkinci (elitist) siyasal çizgi CHP'yi esas olarak kentli eðitimli orta sýnýflarýn partisi haline getirecekti. Bu durumda CHP'nin kaleleri Çankaya, Konak, Beþiktaþ gibi bölgeler haline geliyordu. 89 sürecinde Ýzmir'in, Ýstanbul'un, Ankara'nýn kenar mahalleleri ile iþçi kentleri olan Kocaeli, Antep gibi bölgeler SHP'nin kaleleri iken, yeni dönemde bir zamanlar ANAP'ýn ve merkez saðýn kaleleri olan hali vakti yerinde orta sýnýflarýn mekanlarý olan Bakýrköy, Konak gibi bölgelerde CHP varlýk gösterebiliyordu.


MARKSÝST BAKIÞ

AKP'nin iktidara gelmesinden sonra CHP'nin bu çizgisi daha da belirginleþti. 1950'lerde Demokrat Parti ile daha sonralarý 80'ler ve 90'larda ise Özal ve Avrupa Birliði (AB) öncülüðünde kýzýþan egemen sýnýf içindeki hegemonya mücadelesi artýk AKP ile yürütülüyordu. Çatýþmanýn bir tarafýnda TSK öncülüðündeki askeri ve sivil bürokrasi varken diðer tarafýnda uluslararasý sermaye ile tam entegrasyon hedefindeki liberal büyük sermaye bulunuyordu. Deniz Baykal döneminde CHP'nin esas çizgisi egemen sýnýfýn birinci kanadýnýn siyasal temsilcisi olmaktý. Bunun anlamý da CHP'nin cumhuriyetin kazanýmlarý perspektifi ile elitist damarýnýn güçlendikçe güçlenmesiydi. Bu durum Türkiye'de siyasal yaþamýn kimlik ve yaþam tarzlarý etrafýnda þiddetli bir kutuplaþma ile belirlenmesine yol açtý. Durum böyleyken CHP'nin oy oranýnýn %20'leri aþmasý pek mümkün olamazdý, zira baþka þansý olmadýðýný düþünerek kerhen CHP'ye oy veren bir kýsým Alevi ile kentli orta sýnýflarýn demografik sýnýrlarý bu kadardý. CHP'nin Kürt illerinden ya da Müslüman duygularý bulunan emekçilerden oy almasý neredeyse imkansýzdý. CHP’deki deðiþimin taþýyýcýsý Kemal Böylelikle AKP bu kutuplaþmanýn etkisiyle her seçimi kazanýyordu. Deniz Baykal CHP'sinin elitizmi geniþ halk Kýlýçdaroðlu ve Ýstanbul büyükþehir baþkanlýðý yýðýnlarýný AKP'nin kucaðýna ittiði gibi bu kesimleri seçimi döneminde ortak hareket ettiði Gürsel pekiþtiriyor ve kemikleþtiriyordu. Tekin oldu. CHP'nin bu süreçte yüksek yargý ve diðer baðlaþýklarý ile AKP'ye koyduðu frenler ise acýlý sonu yavaþlatmaktan baþka bir iþe yaramýyordu. AKP'nin üst üste elde ettiði seçim zaferleri ve sahip olduðu uluslararasý destek sayesinde egemenler içi çatýþmada askeri-sivil bürokrasinin gardý adým adým düþ-meye baþladý. Tüm engelleme giriþimlerine karþýn ilk düþen hayli önemli yetkilere sahip olan cumhurbaþkanlýðý makamý oldu. Ardýndan YÖK, AKP'nin eline geçti. Üniversitelerde rektörler adým adým AKP'nin istediði yönde deðiþmeye baþladý. En önemli direnç noktasý olan TSK Ergenekon operasyonlarý ile kýmýldayamaz hale getirildi. Öncesinde zaten baþlamýþ olan operasyonlar referandumun ardýndan hýzlanýyor ve yüksek yargý da düþürülüyordu. Egemen sýnýfýn iki kanadýnýn çekiþmesinde tarihsel önemdeki aþamalar geride kalýrken cumhuriyetin kuruluþundan beridir hakim durumda olan Kemalist bürokrasinin sonunda bozguna uðradýðýndan söz edebiliriz. Baðlaþýklarý birer birer bertaraf edilen CHP'nin ayný siyasi çizgisinin CHP'de deðiþen neydi? Parti, sonuç vermeyeceði ortadaydý esasen. %20 dilimine sýkýþýp kalan artýk seçkinci bir söylemden CHP'nin girdiði her seçimde AKP'ye karþý kaybedeceði ortadayken ve zaten bütün önemli kaleler düþmüþken Baykal'ýn özel kalem uzak durmaya çalýþýyor. müdürüyle aþk yaþadýðýnýn videosuyla beraber ortaya çýkmasý tüm Bunun yerine sýnýf meseleletaþlarý yerinden oynattý. rine yoksulluk ve yolsuzluk Egemen sýnýf arasýndaki tarihsel güç kavgasýnýn neticesinin artýk vurgularýyla yaklaþmaya belirli ölçülerde olgunlaþtýðý bir dönemde CHP artýk farklý bir mecraçabalýyor. Elbette ki CHP'den daydý. Mecranýn adý Kýlýçdaroðlu idi. Kýlýçdaroðlu, ismini AKP'ye tutarlý bir sýnýf politikasý bek- karþý baþlattýðý yolsuz-luk karþýtý kampanya ile duyurdu. TV'lere lemek imkansýz. Bir yandan çýkýp AKP'lileri alt ettiðinde büyük sükse yapacaktý. Yerel seçimlerde Baykal kendisini Ýstanbul'dan aday gösterdiðinde çoklarý Baykal'ýn emekçi halka þirin gözükme çabalarý varken diðer yandan maðlubiyetin kesin olduðu bir yerden Kýlýçdaroðlu'nu aday göstererek onu harcamayý planladýðýný iddia etti. Ama sonuç hiç de öyle sermayedarlarla da iliþkiler geliþtirilmeye çalýþýlýyor. Her olmadý, tersine Kýlýçdaroðlu seçimi kazanamasa da partinin oylarýnýn bir hayli üzerine çýkarak pozisyonunu daha da güçlendirdi. Yerel kesime oynama çabasý seçim kampanyasýnda tutturduðu politik söylem yönelim farkýný CHP'nin yeni dönemdeki esas aslýnda ortaya koyuyordu. Ýl baþkaný Gürsel Tekin ile çarþaf açýlýþýna yönelimi. Bu da herhangi bir imza atmýþ, Ýstanbul'un çamurlu varoþlarýný karýþ karýþ dolaþmýþtý. Yoksulluk ve yolsuzluk etrafýnda bir dil geliþtirerek emekçi kesimlere noktadaki tutarlýlýktan eser býrakmazken ortaya çýkan þey oynamasý CHP'nin klasik elitist duruþundan farklýlaþma çabasýný ifade ediyordu. Bunun yaný sýra çarþaf açýlýmýna giriþecek kadar popülizmin yamalý bohçasý popülizme yatkýn olduðunu da Kýlýçdaroðlu o dönem sergileyecekti. oluyor. Yerel seçimlerden sonra kitleler nezdinde iyice sivrilmiþ olan

23


Kýlýçdaroðlu sonraki süreçte Baykal CHP'si ile ters düþen açýklamalar yapýyor, ardýnsa sözlerini tekzip etmek zorunda kalýyordu. Bunlarýn en meþhuru Dersim katliamýný haklý gösteren Onur Öymen ile girdiði polemiklerdi, geri adým atansa bir kez daha kendisi olmuþtu. Baykal ile çizgi ve anlayýþ farklýlýðýný yansýtan bu tür bilek güreþlerinde Kýlýçdaroðlu daima geri adým atarak kaypak bir görüntü çizse de

Baykal’ýn elitist, milliyetçi ve türban karþýtý katý laikçi çizgisini hala CHP içinde devam ettirenler CHP’nin yeni çizgisine darbe vurduklarý gibi kamuoyunda Kýlýçdaroðlu’nun parti üzerinde kontrolünün olmadýðý hissinin doðmasýna neden oluyorlar. burjuva politikanýn böyle iþlediðini düþünen CHP tabanýnda kendisine duyulan sempatide bir azalma görülmedi. Artýk seçimlerde bir nebze de olsa ilerlemek zorunda olan Baykal, Kýlýçdaroðlu ve Gürsel Tekin'i yaklaþan kongrede kendi yanýnda önemli görevlere getirecek ve Önder Sav gibi isimleri tasfiye edecekken herkesi þaþkýnlýða düþüren geliþmeler yaþanacak ve tasfiye edilen Baykal'ýn kendisi olacaktý. Baykal'ý harcayan komployu kim düzenledi açýða çýkmadý ama kesin olan AKP'nin karþýsýnda artýk daha güçlü bir CHP'nin olduðuydu. Baykal'la yarýþtýðý her seçimi kazanacaðýndan emin olan Tayyip Erdoðan'ýn kendisini vazgeçilmez olarak görmesi gerek yerli gerekse de yabancý sermaye açýsýndan bir tehdit unsuru olarak deðerlendirilmiþ olma olasýlýðý yüksek. Diðer taraftan bu operasyonun CHP açýsýndan bir kýrýlma noktasý anlamýna geldiði ortada. CHP tabanýnýn bu deðiþiklik karþýsýnda büyük sevinç yaþadýðý ve büyük beklentilere kapýldýðý görülüyor. Bir kýsým medyanýn verdiði destek de Kýlýçdaroðlu'nun imajýnýn güçlenmesine katkýda bulundu.

24

MARKSÝST BAKIÞ

CHP'de deðiþen neydi? Parti, artýk seçkinci bir söylemden uzak durmaya çalýþýyor. Bunun yerine sýnýf meselelerine yoksulluk ve yolsuzluk vurgularýyla yaklaþmaya çabalýyor. Elbette ki CHP'den tutarlý bir sýnýf politikasý beklemek imkansýz. Bir yandan emekçi halka þirin gözükme çabalarý varken diðer yandan sermayedarlarla da iliþkiler geliþtirilmeye çalýþýlýyor. Her kesime oynama çabasý CHP'nin yeni dönemdeki esas yönelimi. Bu da herhangi bir noktadaki tutarlýlýktan eser býrakmazken ortaya çýkan þey popülizmin yamalý bohçasý oluyor. Baykal CHP'sinin sosyolojik sýnýrlarý olan Batýlý yaþam tarzýna sahip kentli orta sýnýflarla Alevilerin dýþýndaki kesimlerin oylarýnýn kazanýlmamasý durumunda AKP'nin durdurulmasýnýn olanaksýz gözükmesi Kýlýçdaroðlu'nu sol bir söylem kullanarak muhafazakar kent yoksullarýnýn desteðini kazanmaya zorluyor. TEKEL direniþinin AKP'yi ne kadar yorduðu bu yýl içerisinde gözükmüþken emek eksenli bir söylemin oy havuzunu geniþletmenin en mantýklý yolu olarak gözüktüðü anlaþýlýyor. Yerel seçimlerde ve referandumda özellikle Ýstanbul'da yoksulluk söylemlerinin kent yoksullarý arasýnda CHP adýna kýmýldanmalar yarattýðý da gözlemlendi. Diðer taraftan muhafazakar bir günlük yaþama sahip olan kent yoksullarýnýn desteðinin kazanýlmasý Baykal CHP'sinin ana gündem maddeleri olan laiklik ve bölünmez bütünlük söylemlerinin terk edilmesini zorunlu kýlýyor. Ýþte bu nedenledir ki Kýlýçdaroðlu türbaný da biz çözeriz çýkýþý yaparak üniversitelerde türbanýn önünü açtý. Ve tabi ki kent yoksularýnýn önemli bir kýsmýný oluþturan Kürt emekçilerinin ve sýfýr çekilen Kürt illerinin desteðinin kazanýlmasý için Kürt sorununda CHP politikasýnýn radikal bir dönüþüme uðramasý gerekiyordu. Kýlýçdaroðlu Kürt illerini gezdi ve genel aftan bahsetti. BDP ile seçim ittifakýnýn da ciddi ciddi deðerlendirildiði biliniyor. Bunun anlamý CHP'nin artýk Kürt açýlýmlarý karþýsýnda AKP'ye fren koymayacaðý idi. Kürt sorununda CHP'nin desteði olmaksýzýn herhangi birleþik bir devlet siyasetinden söz edilemez ve bu durumda dillerden düþmeyen reformlar da gerçekleþtirilemez. Bu anlamda CHP'deki dönüþümün en önemli sonuçlarýndan bir tanesi Kürt sorununda birleþik ve bütünlüklü bir devlet politikasý oluþturulmasýnýn asgari þartlarýnýn oluþmasýdýr. Kürt sorununda reform projesinin esas gündemi olan PKK'nin askeri kollarýnýn tasfiyesi için devletin ciddi adýmlar atmasý olmazsa olmazken bunun için CHP'nin bu adýmlarý desteklemesi hayati önemdedir. Kýlýçdaroðlu'nun CHP'nin baþýna geçmesi bu anlamda Kürt sorunu açýsýndan da çok belirleyici olacaktýr. Üniversitelerde türbanýn önünün açýlmasý kuþkusuz Ýslami hareketin Türkiye'deki önemli bir baþarýsýdýr. Uzun yýllar süren bir mücadelenin ve AKP'nin elde ettiði seçim baþarýlarýnýn ardýndan türbanýn üniversitelerde serbestleþmesi talebi olgunlaþmýþ ve toplumsal algýda kanýksanmýþtýr. Kýlýçdaroðlu CHP'sinin yasak konusunda


MARKSÝST BAKIÞ

ýsrarcý olmamasý bir yandan muhafazakar seçmenden destek kazanarak AKP'yi sandýkta yenip meseleyi kökten halletmeyi planlamalarýndan kaynaklanýyor, diðer yandan da statükocu CHP, demokrat AKP algýlamasýný kýrmayý hedefliyor. Bu yüzden de Kýlýçdaroðlu %10 barajýnýn düþürülmesi, 12 Eylül'ün getirdiði siyasi partiler kanununun deðiþtirilmesi gibi kontra taleplerle esas demokrat ve deðiþim yanlýsý taraf biziz imajý yaratmaya çalýþýyor. Sonuçta askeri ve sivil bürokrasinin uðruna direneceði mevziler bir bir düþerek tükendiði ölçüde CHP'de önemli siyasi deðiþiklikler yaþandý, yaþanýyor. Egemen sýnýf içerisindeki mücadelede askeri ve sivil bürokrasinin gücünün kýrýldýðý ve artýk yeni bir aþamaya gelindiði söylenebilir. Bu aþamada artýk Baykal CHP'si politikalarýyla direnmenin anlamsýzlaþmasý AKP'den kurtulmanýn tek geçer yolunun seçim kazanmak olarak belirginleþmesi Kýlýçdaroðlu CHP'sinin doðmasýna yol açtý denebilir. Anayasa Mahkemesi kararýndan sonra þekillenen referandum sürecinin neticesinde yenilgiye uðrayan Kýlýçdaroðlu'nun rüzgarý ister istemez kýrýldý. Gelgelelim referandum sonuçlarýna yakýndan bakýldýðýnda CHP'nin oylarýný %30 bandýna yaklaþtýrdýðý gözlemlenebilir. AKP'nin ise durumunu düzelttiði ve %40'larý rahatça aþabileceði gözlemleniyor. MHP ise Askeri ve sivil bürokrasinin asýl büyük yarayý alan taraftý. Kýlýçdaroðu'nun açýk ara baþýný çektiði uðruna direneceði mevziler bir bir hayýr kampanyasýna MHP'nin eklemlenen taraf olmasý çözülmeyi beraberinde getirdi. Baykallý bir CHP'yi MHP tabaný kabul edebilirdi. düþerek tükendiði ölçüde CHP'de Her fýrsatta Müslüman ve Türk kimliðini ortaya koyan, Kürt sorununda önemli siyasi deðiþiklikler yaþandý, þahin kesilen bir CHP ile MHP'nin arasýndaki iyi iliþkiler pek sorun yaþanýyor. Egemen sýnýf çýkarmayabilirdi. Ama Kürt ve Alevi olan üstelik Kürt sorununda genel aftan bahseden Kýlýçdaroðlulu bir CHP'ye MHP tabaný razý gelemezdi. içerisindeki mücadelede askeri ve Sonuçta MHP'nin geleneksel tabanýnda evet lehine bir çözülme yaþandý. sivil bürokrasinin gücünün MHP'nin referandum yenilgisi üzerine taktik deðiþtirmesi ve CHP ile kýrýldýðý ve artýk yeni bir aþamaya daha mesafeli bir iliþki zemini aramasý gayet olaðan bir geliþme olacaktýr. AKP yanlýsý geniþ çevreler þimdilerde MHP'yi baraj altýnda býrak- gelindiði söylenebilir. Bu aþamada manýn hesabýný yapmaktalar. Gelgelelim gelecek seçimlerde meclisteki artýk Baykal CHP'si politikalarýyla parti sayýsý 2'ye düþmese de 4'e çýkmasýnýn da en güçlü potansiyel olan direnmenin anlamsýzlaþmasý Saadet Partisi'nin bölünmesi sonucunda oldukça zora girdiði anlaþýlýyor. Bu hesap önümüzdeki seçim sonucunda AKP'nin yeniden tek baþýna ikti- AKP'den kurtulmanýn tek geçer dar olup olmayacaðý ile ilgili. Meclisteki parti sayýsý arttýkça AKP'nin iþi yolunun seçim kazanmak olarak zorlaþacaktýr. belirginleþmesi Kýlýçdaroðlu Sol refleksleri güçlü olan geniþ emekçi kesimlerinde Kýlýçdaroðlu'nun büyük bir sempati yarattýðý bir gerçek. CHP'ye sýrtýný çok zaman önce CHP'sinin doðmasýna yol açtý dönmüþ olan Kürt Alevisi emekçilerin de Kýlýçdaroðlu ile yeniden denebilir. CHP'ye yöneldiði de referandum sonuçlarýnda ortaya çýktý. Hatta geleneksel sol emekçi semtlerinde referandum sürecinde boykot çalýþmasý yapan sosyalistler Kýlýçdaroðlu ve hayýr kampanyasýnýn basýncýný yakýndan hissettiler. Önümüzdeki seçim sürecinde de ayný basýnç hissedilecektir. Kitlelerin bu deneyimi yaþamalarý ve pratikte sonuçlarýný görmeden beklenti ve umutlarýný býrakmak istemeyeceklerdir. AKP'den kurtulmak adýna Kýlýçdaroðlu þimdi bir umuttur ve insanlar umutlarýndan kolay kolay vazgeçmek istemezler. Mesele sosyalistlerin umut olabilmesidir. 1990'larda SHP deneyimi tam bir fiyaskoya dönüþürken sosyalistlerin alternatif olarak kendilerini ortaya koymalarý gerekmekteydi. O zaman kitlelerin desteði kazanýlabilirdi. Ama bu olmadý. Devrimciler elbette ki Kýlýçdaroðlu ile ilgili yanýlsamalar karþýsýnda gerçekleri dillendireceklerdir ama geniþ kitleler Kýlýçdaroðlu'nu uygulamada görmek isteyeceklerdir. Kaçýnýlmaz fiyasko yaþandýðý iþte o zaman kitlelerin yanýnda, dersine iyi çalýþmýþ gürbüz bir genç olarak bulunmamýz gerekecektir, mesele esasta budur.

25


MARKSÝST BAKIÞ

26 Ekim Seçimlerinden Sonra Bolivarizmin Sýnýrlarý Bir Daha Görünürken Venezuela'da 26 Ekim genel seçimleri sonucunda Hugo Chavez'in baþýnda olduðu Venezuela Birleþik Sosyalist Partisi (PSUV) yüzde 12 oy kaybýna uðrayýp 43 sandalye kaybederek, muhalif birlikten sadece yüzde bir daha fazla oy alarak kýl payý birinci parti olarak çýkmýþtýr. Chavez cephesinin yavaþlamasý aslýnda kendisini uzun süredir hissettiriyor. 2007'de gerçekleþen Chavez'in desteklediði devlet baþkanýn görev süresini uzatan, üst üste seçilme limitini kaldýran ve devlet baþkanýn istediði zaman olaðanüstü hal ilan etme hakký tanýyan, yerel seçimlerde seçilen belediye baþkanlarýný devlet baþkanýnýn istediði zaman deðiþtirme hakký tanýyan ve belediye baþkanlarýný devlet baþkanýna baðlý hale getiren anayasa referandumu halk tarafýnda reddedilmiþti. Bu durumun asýl nedeni Chavez'in uyguladýðý ''Bolivaryan Devrim'' politikasýnda yatýyor. Venezuela'da kapitalizmin temel çeliþkileri süregelmekte. Bu baþlý baþýna bir konu. Ýþçi sýnýfý ve emekçiler hala esaret altýndalar. Ýktidarda olan Chavez bu kesimlere dayanýyor ama tüm gösteriþli sosyalizm sloganlarýna karþýn 12-13 yýlda gerçekleþenler emekçiler açýsýndan gerçekte kýrýntýlardan ibaret. Diðer taraftan doktor yüzü görmemiþ yoksul halkýn bir miktar saðlýk hizmetine eriþmesi öyle basitçe küçümsenecek þeyler deðildir. Ortada sýnýf mücadelesinin tarihsel bir ayrýmý var: "Reformu mu devrim mi?" Kitlelerin reformist liderlerden kopuþunun hangi çetin þartlara baðlý olduðunu hep akýlda tutmak gerekir. Chavez'i özgün kýlan reformist iktidarlar çaðýnýn kapandýðý bir dönemde reformlar yapmasý ve karþýsýnda þiddetli bir kapitalist muhalefet bulmasýydý. Venezuela'nýn zengin petrol kaynaklarý sermayeye dokunmadan reformlarýn finansmanýný mümkün kýlýyordu. Diðer taraftan kapitalistlerin ve ABD'nin bunu kabule yanaþmayýp Chavez'i devirmek için tüm güçlerini ortaya koymasý emekçilerin Chavez'in arkasýna geçmesine neden olacaktý. Gelgelelim Chavez sonuçta antikapitalist bir lider deðil. Popülist bir söylem ile ABD karþýtý yurtRichard Gallardo ve Luis Hernandez, Marea Socialista adlý sever sloganlarý birleþtirdiðinde radikal pozlara bürünmek kolay oluyor ama hayat emek Troçkist örgütün üyeleriydiler. Kasým 2002'de iþverenin kiralýk katillerince katledildiler. Alpina Süt Fabrikasý'nda UNT sömürüsü üzerine kurulu bir vaziyette akýp gidiyor. Üstelik Chavez döneminde iktidara yakýn (Ulusal Ýþçi Sendikasý) çatýsý altýnda yürüyen dirençli mücadelenin liderleri olarak hedef tahtasýna kondular. Vali, olmanýn getirdiði avantalarla yolunu bulan yeni Chavezci iken karþý safa geçen bir Boliburjuvazi mensubu. zenginlerden ve yakýn iþbirliði halinde olduklarý etkin ve geniþ bir bürokratik katmandan bahsediliyor. Bunlar 21.yy sosyalizminin hararetli savunucularý durumundalar. Boliburjuvazi, günlük yaþamýn her alanýnda kendisini hissettiriyor. Oluþan yeni statükonun rahatlýðý içinde meyveleri toplayan Boliburjuvazinin emekçi sýnýflarýn radikalliðini nahoþ, sevimsiz ve sinir bozucu bulduðuna þüphe yok. Emekçi sýnýflar içerisinde Boliburjuvaziden yaka silken geniþ bir kümelenme olgunlaþmasýný sürdürüyor. Ýþte bir deneyimlerden bir örnek: 2007 yýlýnda toplu sözleþmede devletle anlaþamayan yaklaþýk 30 iþçi Emek Bakanlýðý'ný iþgal etti. Devletse çözümü bakanlýðýn kapýlarýný iþçilerin üzerlerine kilitlemekte buldu; iþçilerin açlýk ve susuzluk nedeniyle dýþarý çýkmalarýný bekledi (http://www.socialistworld.net/doc/2864). Emekçi kitlelerin Boliburjuvazi karþýsýnda iki eðilimi göze çarpýyor. Birincisi ve çok daha fazla görüleni politik motivasyonun kaybedilmesi ve paralelinde geliþen genel kayýtsýzlýk hali oluyor. Bu yaygýn havanýn þöyle bir önemi var: Bu kesimler Venezuela'nýn sola kayýþýnýn ana katmanlarý. Bu katmanlarda geliþen kayýtsýzlýk hali

26


daha arkadan gelen küçük burjuva katmanlarýn hepten tavsamasýna yahut karþý saflara geçmesine neden oluyor. Ýþte, bu noktada Venezuela burjuvazisi ve ABD zemin kazanýyor. Yani, Chavez iktidarýnýn sýnýf hareketini belirli bir noktada tutmasý, bürokratikleþme, yeni bir zengin tabakanýn ortaya çýkmasý, yolsuzluklar ve adam kayýrmacýlýk aslýnda dönüp dolaþýp Chavez'in seçim kazanmaya dayanan parlamenter yolunun týkanmasýna yol açacak noktaya oldukça yaklaþmýþ durumda. Geçtiðimiz Eylül ayýnda yapýlan seçimleri Chavez bloðu at baþý farkla kazanabildi. Türkiye solu bunu Chavez'in yeni bir zaferi olarak ilan etse de durum aslýnda tam tersini ortaya koyuyor. Piyasa ekonomisiyle deðil, serbest piyasa ekonomisiyle; sermayeyle deðil ,''Yankee'' sermayeyle sorunu olduðunu açýklayan Chavez ayný zamanda 21. yüzyýl ''sosyalizmini'' inþa etmek için sendikalarý kendi partisi (PSUV) içinde örgütlenmeye çaðýrýyor. Bu çaðrýyý devletten baðýmsýzlýlýklarýný tehlikeye sokacaðý nedeniyle reddeden sendikalarý Chavez tehdit etmekten geri durmuyor. Son uygulanan yasalarla sendikal aðalýðý oldukça güçlendirilmiþ durumda. Baþta inþaat olmak üzere birçok iþkolunda sendikal yönetim iþe alýnacaklarý belirleyebiliyor. Bu sistem vasýtasýyla sendikal bürokratlar iþçi simsarý durumuna gelerek iþçilerin aylýklarýnýn bir kýsmýný komisyon olarak elde edebiliyorlar. Böylelikle sendikal bürokrasi rant büyüdüðü ölçüde birçok iþkolunda mafyatik bir örgütlenmeye dönüþüyor. Bunun bir sonucu olarak emek mücadelesi içinde mafyatik yapýlanma ve çatýþmalar üst düzeylere varmýþ durumda. Bunun anlamý da sýnýf mücadelesini yozlaþtýran güçlü bir sistemin oturmuþ olmasý oluyor. Hem devletin baskýlarý, hem iþyerlerindeki çatýþmalý ortam nedeniyle Venezuela'da 2005'ten beri 300 sendika temsilcisi öldürüldü. Bu durum, Venezuela'yý sendikacýlar açýsýndan Kolombiya'dan sonraki en tehlikeli ülke haline getiriyor (venezuelaanalysis.com). Son genel seçimlerden önce ülkede sarsýcý bir olay yaþandý ki aslýnda fazla söze gerek býrakmýyor. Franklin Brito isimli bir köylünün

MARKSÝST BAKIÞ

1999'da yapýlan toprak reformuyla aldýðý Chavez antikapitalist bir lider toprak, bölgenin deðil. Popülist bir söylem ile PSUV üyesi valisiyle ABD karþýtý yurtsever sloganlarý yaþadýðý tartýþma birleþtirdiðinde radikal pozlara nedeniyle elinden alýndý. Buna karþý yýl- bürünmek kolay oluyor ama lardýr sürdürdüðü hayat emek sömürüsü üzerine hukuk mücadelesine kurulu bir vaziyette akýp gidiyor. dikkat çekmek için Üstelik Chavez döneminde ikti baþlattýðý açlýk grevi dara yakýn olmanýn getirdiði sonucu 30 Aðustos'ta avantalarla yolunu bulan yeni öldü. Bunlarda yetzenginlerden ve yakýn iþbirliði mezmiþ gibi seçimden yirmi gün önce Chavez halinde olduklarý etkin ve geniþ yönetimini eleþtiren bir bürokratik katmandan sekiz devrimci bahsediliyor. Bunlar 21.yy sosyaMarksist seçim kýsýtla- lizminin hararetli savunucularý malarýný ihlalden durumundalar. Boliburjuvazi, dolayý tutuklandý. Bu günlük yaþamýn her alanýnda n o k t a d a kendisini hissettiriyor. Oluþan Boliburjuvazinin geliþiminden dolayý yeni statükonun rahatlýðý içinde politik motivasyonu meyveleri toplayan kaybetmek yerine Boliburjuvazinin emekçi sýnýflarýn devrimci bir tutum radikalliðini nahoþ, sevimsiz ve alarak Chavez'e sinir bozucu bulduðuna þüphe devrimci alternatif yok. Emekçi sýnýflar içerisinde geliþtirme eðilimi ile Boliburjuvaziden yaka silken karþý karþýya kalýyg eniþ bir kümelenme olgunlaþ oruz. Venezuela'daki son masýný sürdürüyor. seçimlerinden anlaþýlacaðý gibi kapitalizm içinde yapýlmaya çalýþan reformlar sýnýf çeliþkilerini azaltmýyor. Chavez'in önüne koyduðu kendi kendine yetme, anti-emperyalizm gibi projeleri kapitalizmin üstesinden gelmeden baþarabilmesi imkansýzlýðý pratikte yaþananlarla kanýtlanýyor. Bunun sonucu olarak muhalif bloksa bu çeliþkilerden dolayý güç kazanýyor. Ýþçi sýnýfýnýn bu tip sorunlarýn üstesinden gelmesi için devrimci bir politikayý hayata geçirmesi gerekli. Ulusal ya da uluslararasý burjuvazinin bütün haklarýný ellerinden almalý ve mülklerini devletleþtirmeli, ülke ekonomisi ve ülkenin yönetimi ve üretim araçlarýnýn kontürolünü eline almalýdýr. Ýkinci politikanýn uygulanmadýðý bazý kýsmi devletleþtirmeler Venezuela'da olduðu gibi yolsuzluk, yozlaþma ve bürokratikleþmeyi beraberinde getiriyor. PSUV'in üye kompozisyonuna bakýldýðýnda iþçilerin çok küçük bir yer tuttuðu görülünce ve Chavez'in uygulamalarý dikkatle incelendiðinde ''Bolivaryan Devrimi'' bir sosyalizme yöneliþ olmadýðý açýk bir þekilde anlaþýlýyor.

27


MARKSÝST BAKIÞ

Egemen Sýnýf Katýnda Taþlar Yerinden Oynuyor Hakim sýnýflar içerisindeki kavgayý yeþil sermaye ile laik sermayenin çatýþmasý gibi sunan analizlerle oldukça sýk karþýlaþýr olduk. Politik yaþamda söylemlerin laik-anti laik kavgasý üzerinden þekillenmesi, egemen sýnýflar içerisindeki mücadelenin de paralel þekilde yeþil sermaye ile laik sermayenin iktisadi hakimiyet kavgasý þeklinde tezahür ettiði yorumlarýný kolayca benimsenir hale getiriyor. Hayli indirgemeci olan bu türden yorumlar, sermayenin geliþim yasalarýný hiçe sayarak sermaye sýnýfý içerisinde yaþam biçimleri üzerinden geliþen kategorik ayrýmlar türetmeye koyuluyor. Böylelikle de tarihsel materyalist bakýþ açýsýndan ayrýlarak idealizmin sularýna yelken açýyor. Daha farklý bir þekilde ifade edecek olursak sermayenin genel e��ilimi maksimum kâr ve birikime doðrudur, bu genel eðilimle çeliþkiye düþecek þekilde siyasi tavýrlar etrafýnda mücadeleye girmek, sermaye sýnýfýndan beklenecek bir tavýr deðildir. Böyle Referandum sonrasýndaki bir iddiada bulunmak, sýnýf mücadelesinin tarihsel maddeci yasalarýndan pek süreçte egemen sýnýflar anlamamak anlamýna gelecektir. arasý çatýþmada yeni bir Egemenler katýnda günümüzde cereyan eden kavganýn laik sermaye ile yeþil aþamaya gelindiðinin sermaye arasýndaki çatýþma olduðunda ýsrar edecek Marksist tandanslý bir sinyalleri daha sýk ortaya kiþi, her siyasal kavganýn altýnda iktisadi çeliþkiler olduðunu, bununla iliþkili çýkar oldu. olarak yeþil sermaye ile laik sermaye arasýnda da tarihsel bir ayrýþma yaþandýðýný ve söz konusu mücadelenin pazar hakimiyeti için verilen bir kavga olduðunu dillendirecektir. Politik kutuplaþmalarýn arkasýnda maddi çeliþkilerin bulunduðu maddeci önermesi genel bir doðruyu ifade etmektedir. Gelgelelim sermayenin bloklaþma ölçüsünde ayrýþmasý ve amansýz bir çatýþmaya giriþmesi için pazar için giriþilen rekabetten daha öteye ihtiyaç vardýr. Hele hele ideolojik ayrýmlar ya da yaþam biçimleri arasýndaki farklýlýklardan (laik ile muhafazakar) doðru üretilen ayrýþmalar tümüyle idealist bir kulvara doðru kaymaktadýr. Muhafazakar bir kapitalist iktisadi çýkarlarý gereði gayet "çaðdaþ" tutumlar geliþtirebileceði gibi laik bir kapitalist ticari kaygýlarla giderek yeþil bir tona bürünebilir. Nitekim laikçi burjuvalar olarak adlandýrýlan TÜSÝAD'ýn Vehbi Koç ile beraber en önemli iki kiþisinden biri olan Sakýp Sabancý muhafazakar bir karakterdi ve 2002 seçimlerinde AKP'nin hararetli destekçilerinden birisiydi. Yeþil sermaye gruplarýndan birisi olan Mavi Jeans'in kot reklamlarýnda erotik öðeleri kullanmasý da yine ayný durumu örneklendirir. Aydýn Doðan, ilk döneminde AKP'nin en büyük destekçisi idi. Sonrasýnda POAÞ dýþýnda beklediði avantalarý kapamayýnca AKP ile kapýþmaya tutuþtu, bu kapýþmada aðýr darbeler aldý. Diðer taraftan Doðan basit þekilde yeniden taraf deðiþtirebilir. Yalakalýðýnýn ödüllerini de tekrardan

28


toplayabilir. Ýç pazar uðruna giriþilen büyük rekabetin yeþil sermaye ile laikçi sermaye arasýnda tarihsel bir bölünme ve bloklaþma yarattýðý iddiasýna gelince. Yeþil sermaye gruplarý denen oluþumlarýn ya da daha geniþ bir ifade kullanýrsak Anadolu Kaplanlarý denen sermaye gruplarýnýn pazarda rekabeti ve gerilimi týrmandýrdýðýna þüphe yok. Peki, ama süregiden o büyük kavga bunun kavgasý mý? Darbe giriþimleri, Ergenekon Operasyonlarý, Cumhuriyet Mitingleri, geceyarýsý muhtýralarý, bitmek tükenmek bilmeyen provokasyonlar vb'leri bu yeni geliþen sermaye gruplarý ile TÜSÝAD sermayesinin pazar rekabetinden mi kaynaklanýyor? Böyle bir iddiayý savunmak için ayaklarýn yerden kesilmesi gerekir. Toplumsal gerçeklikleri þablonlar ve indirgemeler toplamý olarak kabul eden dogmatik kafanýn ayaklarýnýn hiçbir zaman yere basmadýðýný düþünecek olursak böyle iddialarýn ortalýkta dolaþmasýna þaþmamak gerekir. Buna göre TÜSÝAD ile TSK yeþil sermayeye karþý omuz omuza kavga etmektedir. Bu durumda Kürt Sorunu, Kýbrýs Meselesi, AB tartýþmalarý, sivilleþme vb. çok kritik konuda bu iki gücün ayný þeyleri savunduklarý sonucuna varýrýz. Tarihsel eðilimleri bir yana býrakýn açýk olgusal gerçeklikleri ters yüz etmekte dogmatizmin üzerine yoktur. Egemen sýnýf içinde süregiden tarihsel kavganýn kökenlerine deðinmeden önce yeþil sermaye ile büyük sermaye arasýndaki iliþkilere dair bir takým tespitlerde bulunalým. Bütün sermaye oluþumlarý birbirlerinin rakibidirler ve aralýksýz biçimde pazar için birbirleriyle rekabet halindedirler. Buna uygun þekilde yeþil sermaye olarak adlandýrýlan sermaye gruplarý da iç pazarda kendi içlerinde birbirlerinin rakibi olarak kýyasýya yarýþ halindedir, týpký birbirlerinin rakipleri olan TÜSÝAD üyesi kapitalistlerde olduðu gibi. Ýç pazarýn hakimiyeti kavgasýna iliþkin olarak karþýt görüþün dillendirdiði konu, AKP'nin merkezi hükümet ve yerel yönetimlerden elde ettiði güçle rant daðýtým mekanizmalarýnda yeþil sermaye gruplarýný kayýrmasý ile ilgilidir. Buna göre rant daðýtým mekanizmalarýndan dýþlanan TÜSÝAD bu durumdan oldukça rahatsýzdýr ve günümüzdeki büyük patýrtýnýn asýl nedeni budur. Bu iddia olgusal gerçekler tarafýndan çürütülmektedir. AKP'nin niyetlerinden ayrý olarak AKP döneminin en büyük vurgunlarýný yabancý sermaye ile TÜSÝAD sermayesi yapmýþtýr. Örnek vermek gerekirse tüm zamanlarýn Türkiye'deki açýk ara sanayi þampiyonu olan kapitalistlerin kendi birikimleriyle rüyalarýnda bile sahip olamayacaklarý türden bir dev olan TÜPRAÞ, Koç'a banka hesaplarýndaki paraya satýldý. Doðan, POAÞ'ý yine bedava sayýlabilecek meblaðlara elde etti. Erdemir'i OYAK yine aþýrý ucuza kapattý. Bütün bunlarýn yanýnda yeþil sermaye gruplarýnýn vurgunlarýnýn oldukça ufak kaldýðýný söylemek pek de abartýlý olmayacaktýr. Yeþil sermayenin yakýn tarihimizde büyük atýlýmlar yaptýðý doðrudur, bu ise her þeyden evvel Türkiye'nin bir ucuz iþgücü cennetine dönüþmesi ve iç pazarýn büyümesiyle ilgilidir. Yeþil sermaye gruplarý esas olarak yabancý sermayeye fason üretim alanýndaki kar marjýný düþük bularak buralardan çekilen TÜSÝAD sermayesinin

MARKSÝST BAKIÞ

boþluðunu doldurmuþ ve emek yoðun üretime dayalý (sigortasýz, güvencesiz ve çok düþük ücretler eþliðinde) bir büyüme sürecine girerek günden güne geliþmiþtir. Daha geniþ bir kategori olarak Anadolu Kaplanlarý ya da Yeþil Sermaye gruplarý serpildikçe programlarýnýn TÜSÝAD sermayesininki ile birleþtiðini görüyoruz. Açýklamak gerekirse büyük sermayenin çýkarý uluslararasý sermaye ile bütünleþmekten, ülke içerisinde ucuz emek pazarýnýn yaratýlmasýndan, neoliberal bir sömürü cennetinin oluþumundan, askeri-sivil bürokratik gücün kýrýlmasýndan ve buna paralel þekilde AB ve ABD'ye endeksli, yüksek artý deðer yaratan liberal bir cumhuriyetin kurulmasý ve bölgede giderek söz sahibi bir ekonomik güce dönüþülmesi vb'lerinden oluþmaktadýr. Yeþil sermaye ise baþlangýçta Anadolu'daki irice küçük burjuvalardan oluþmaktayken büyük sermayeye öfke duyuyor ve buna uygun küçük burjuva bir programý savunuyordu. AB ve ABD'ye þiddetle karþý çýkan, devletin belirleyici olduðu bir aðýr sanayi hamlesinden bahseden, rantiyeyi hedefleyen kimi zaman antikapitalist bir demagojiye baþvurmaktan çekinmeyen bir pro- Anadolu Kaplanlarý ya da gramdý bu. Ama bu grup Yeþil Sermaye gruplarý seriçerisinden üretimde ucuz pildikçe programlarýnýn emeði kölece sömüren kimileri sivrildiðinde büyük ser- TÜSÝAD sermayesininki mayenin programý ile ile birleþtiðini görüyoruz. aynýlaþan bir hatta oturul- Açýklamak gerekirse büyük duðu gözlemlendi. Çok sermayenin çýkarý ulusgeçmeden "küreselleþmenin" nimetlerinden (ucuz lararasý sermaye ile bütünemek-gücüne dayalý ihracat, leþmekten, ülke içerisinde devletin sermayeyi destek- ucuz emek pazarýnýn lemesi, neoliberalizm ile yaratýlan ucuz emek cen- yaratýlmasýndan, neoliberal neti…) dem vurmaya bir sömürü cennetinin baþlayacaklardý bile. oluþumundan, askeri-sivil Nitekim buna uygun bürokratik gücün kýrýldönüþümler siyasi alanda Erbakan'ý yarý yolda býrakan masýndan ve buna paralel Tayyip Erdoðan ve partisi þekilde AB ve ABD'ye AKP tarafýndan gerçekleþti- endeksli, yüksek artý deðer rilecekti. Dolayýsýyla TÜSÝAD sermayesi ile yeþil yaratan liberal bir sermaye olarak adlandýrýlan cumhuriyetin kurulmasý ve grup arasýnda temelde haya- bölgede giderek söz sahibi ta bakýþ açýsýndan bir farkbir ekonomik güce lýlýk bulunmamaktadýr. Yeþil ya da baþka bir renk… dönüþülmesi vb'lerinden Renkler pek mühim deðil, oluþmaktadýr. zaten deðiþirler… Farklý bir durum nasýl geliþebilirdi? Örneðin, Rusya, Çin, Ýran vb. ülkeler ile büyük çapta ticari iliþkiler geliþtirmiþ, yatýrýmlar yapmýþ, ikili anlaþmalar kurmuþ, ortaklýklara giriþmiþ bir sermaye bloðu egemen sýnýf katýnda farklý bir yol haritasý çizebilir ve bu çerçevede egemen sýnýf içerisinde köklü bir ayrýþtýrmadan bahsedilebilirdi. Böyle bir ayrýþmanýn gündemi pekala uluslararasý ortaklarýn

29


MARKSÝST BAKIÞ

deðiþmesi, liberal parlamenter hedeflerin rafa kaldýrýlmasý, kütlesi bulunmaktaydý. Tarihsel geliþim, bu bürokratik katyeni bir devlet dilinin geliþmesi vb'leri olabilirdi. (Askeri- maný milli sermayeye dayanan burjuva ulus devlet yaratma sivil bürokrasinin içinden Avrasya vurgulu oluþumlar bunu projesinin liderliði olmaya zorladý. Burjuva ulus devlet yaratsavunuyorlardý. Ergenekon týrpaný ile tuzla buz oldular) Diðer ma projesinin taþýyýcýsý olacak herhangi baþka bir katman taraftan Türkiye'deki mevcut durumda güçleri halen büyük zaten ortada yoktu. Toplumun politik açýdan aktif olacak oranda orantýsýz olan TÜSÝAD grubuyla yeþil sermaye grubu yegane kesimi - zinde gücü- azýnlýklarý bir kenara býrakýrsak arasýnda böyle bir ayrýþmadan bahsedemeyiz. sadece ve sadece milliyetçi bürokrasinin içinden çýkabilirdi. Bahsedilebilecek tek konu iç pazar konusundaki rekabet ve Bürokrasinin merkezinde de gerek sayýsal büyüklüðü gerekse burada AKP'nin taraf olmasý olabilir. AKP'nin bir bütün de önemi nedeniyle doðal olarak ordu bulunmaktaydý. olarak sermayenin programýný uygulamasý bir yana, rant Balkan Savaþý, Birinci Paylaþým Savaþý ve ardýndan Türk daðýtým mekanizmasýndan özelleþtirmeler tarihinin en büyük Yunan Savaþý derken Mustafa Kemal'in önderliðindeki bir kazançlarýný elde ederek çýkanlarýn kimler olduðu ortada. Ve kanat, Osmanlý Devleti'nden kopuþu gerçekleþtirerek modern tabi ki rekabetin baþlý baþýna sermayeler arasýndaki bir iç burjuva devletin inþasýna giriþecekti. Yeni bir devlet inþa eden savaþ için yeterli bir bloklaþma ve kutuplaþma nedeni Kemalist bürokrasi, kapitalist bir ekonomik düzen olmadýðý gerçeði var. çerçevesinde yukarýdan aþaðýya yerli bir sermayedarlar sýnýfý yaratmaya koyuldu. Gelgelelim Kemalist bürokrasi kendi Hakim Sýnýflar Arasýndaki Kavganýn Asýl elinde yetiþme bu sermayedarlar grubu ile çeliþkiye düþmeye Mahiyeti Peki bu kavganýn arka planý nedir? AKP, etkili bir figür olarak yazgýlýydý. Bu bürokratik katman kendisini milletin efendisi, bu kavganýn neresindedir? Bu kavgada belirli bir özerkliði devletin ve ülkenin esas sahibi görüyorken uluslararasý süreç ve güçlerin belirleyici var mýdýr, varsa nereye kadardýr? yardýmýyla politik etkisini Bu sorularýn cevaplarý devrimci giderek arttýran yeni politikanýn günümüz sorunlarýna yetiþmiþ burjuvalar vereceði yanýtlarýn mahiyeti 2.Paylaþým Savaþý sonbakýmýndan önem taþýmaktadýr. rasýnda açýkça politik iktiÞimdilerde AKP'nin merkezinde dara oynamaya baþlayaolduðu süregiden kavga yeni bir caktý. Artýk Türkiye'de kavga deðil. Mesele, doðrudan hakim sýnýfýn birbirleriyle doðruya geç kapitalistleþen derin tarihsel çeliþkileri Türkiye'de sýnýflarýn ortaya çýkýþý olan iki kanadý açýk seçik ve geliþiminin özgün biçimiyle belirli hale gelmiþti. Askeri ilgilidir. Yani karþýmýzda uzun sivil bürokrasinin ifade erimli devamlýlýða sahip tarihsel ettiði devletlü kanat kenbir mesele durmaktadýr. disini ülkenin, milletin Tüm geç kapitaesas sahibi görüyorken, listleþen ülkelerde Sermayenin bloklaþma ölçüsünde ayrýþliberal büyük sermaye ordunun en baþat masý ve amansýz bir çatýþmaya giriþmeaskeri sivil bürokrasinin unsuru olduðu si için pazar için giriþilen rekabetten ayrýcalýklarýný ve politik bürokrasi ve daha öteye ihtiyaç vardýr. Hele hele etkisini kýrmayý kýsacasý onunla beraber ideolojik ayrýmlar ya da yaþam biçimleri onlarý "memur" durumuna düþürmeyi hedefliorta sýnýf aydýnlar arasýndaki farklýlýklardan (laik ile belirleyici roller muhafazakar) doðru üretilen ayrýþmalar yordu. Ýki kanat arasýndaki bu kavga, toplumsal oynadýlar. Bu tümüyle idealist bir kulvara doðru kay- uyanýþýn gerçekleþtiði dönemler olan 60'lar ve 70'ler dýþýnda Türkiye siyasi hayatýna durum, bir maktadýr. Muhafazakar bir kapitalist damgasýný vuracaktý. Bu dönem boyunca hakim imparatorluk iktisadi çýkarlarý gereði gayet "çaðdaþ" sýnýfýn bu iki kanadýnýn komünist tehdide karþý geleneðine sýnýf içgüdüleriyle ve tabi ki NATO þemsiyesi yaslanan Asyatik tutumlar geliþtirebileceði gibi laik bir köklere sahip kapitalist ticari kaygýlarla giderek yeþil dahilinde birleþtiðini görüyoruz. 12 Eylül'de Türkiye örneðine bir tona bürünebilir. Nitekim laikçi bur- devrimci tehdidin bertaraf edilmesiyle hakim sýnýflar içerisindeki kavga yeniden politik gelindiðinde daha juvalar olarak adlandýrýlan TÜSÝAD'ýn Vehbi Koç ile beraber en önemli iki yaþamda baþat konuma geçecekti. da belirleyici bir 12 Eylül'ün ardýndan bambaþka koþullar hale dönüþmekte. kiþisinden biri olan Sakýp Sabancý eþliðinde kartlar yeniden karýldý. Sistemi tehdit Zira koca impara- muhafazakar bir karakterdi ve 2002 torluðun devleti seçimlerinde AKP'nin hararetli destekçi- eden iþçi hareketinin ezilmesinin dýþýnda Soðuk Savaþ'ýn da sonu geliyordu. Bunun anlamý kurtarmak için lerinden birisiydi. Yeþil sermaye grupTSK'nýn ABD için kritik olan stratejik önemini alarm halinde larýndan birisi olan Mavi Jeans'in kot olan hayli politik- reklamlarýnda erotik öðeleri kullanmasý kaybetmesiydi. TSK, açýsýndan yeni dönemde siyasi gücünü muhafaza etmenin aracý PKK ve leþmiþ büyük da yine ayný durumu örneklendirir. þeriata karþý ülkenin bölünmez bütünlüðü ve bürokratik bir

30


MARKSÝST BAKIÞ

laik yapýsýnýn teminatý rolü olacaktý. 1950'lerde Adnan Menderes ve partisi DP ile yürüyen hakim sýnýflar arasýndaki mücadele 1980'lerde ve 90'larýn baþýnda Turgut Özal ve partisi ANAP ile yürütülüyordu. Ordunun milliyetçi þahinliði ve Kemalist otoriterliði karþýsýnda büyük sermaye ve ANAP gibi temsilcileri daha liberal bir politika izleyip Kürt sorununda daha esnek davranýyor ve sýk sýk uluslararasý sermaye güçlerini yardýma çaðýrýyordu. 1990'larda durum büyük sermaye için oldukça zordu. Bir yandan ülke peþpeþe gelen iktisadi krizler eþliðinde sarsýlýrken diðer yandan düþük yoðunluklu bir iç savaþ ortamýnda liberal büyük sermayenin gardý ordu karþýsýnda tamamen düþüyordu. Buna paralel biçimde büyük sermaye siyasi temsil sorunu yaþamaktaydý Birbirleriyle son derece kýsýr bir rekabet içinde olan ANAP ve DYP bir yandan da iktisadi krizlerin sorumlularý olarak prestijlerini tümden tüketiyorlardý. Bu sýrada aradan sýyrýlan Erbakan'ýn RP'si ulusal ve uluslararasý güçlerin konsensüsü eþliðinde 28 Þubat sürecine neden oluyordu. Büyük sermayenin ayný zamanda aðýr bir siyasi temsil sorunu yaþadýðý bu süreç içerisinde TÜSÝAD, Cem Boyner önderliðinde kurulan Yeni Demokrasi Hareketi (YDH) ile hamle yapmaya çalýþmýþ ama mutlak bir baþarýsýzlýkla yüzleþmiþti. YDH deneyiminin önemi, bu giriþimin politik programý ile AKP'ninki arasýnda büyük bir uyumun olmasýnda gizlidir. Büyük sermayenin iktisadi ve siyasal krizlerle cebelleþtiði 1990'lar ve 2000'lerin baþýnda Türkiye'de hakim sýnýflar arasýndaki mücadelenin temel aktörü AB olmuþtur. AB uyum paketleri altýnda hükümetlere dayatýlan program doðal olarak büyük sermayenin programýdýr ve neoliberal iktisadi politikalarýn yaný sýra sivilleþme çerçevesinde askeri-sivil bürokrasinin gücünün kýrýlmasýna dönüktür. 1999 seçimleri sonrasýnda iktidara gelen DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümeti AB zoruyla büyük sermaye programý karþýsýnda duramasa da milliyetçi eðilimleri ile büyük sermayenin hazzedeceði türden bir hükümet kesinlikle olamazdý. Bu hükümet özellikle Irak'tan baþlayarak Ortadoðu'yu baþtan yeniden düzenlemeye niyetlenen ABD dýþ politikasý açýsýndan da kabul edilebilir bir hükümet deðildi. 2001'deki büyük ekonomik krizin ardýndan DSP içerisinde yapýlan operasyonlar neticesinde hükümet istifaya ve erken seçime zorlandý, böylelikle AKP'nin önü açýlmýþ oluyordu. AKP Ýktidara Geliyor AKP'nin iktidarý gelmesi askeri-sivil bürokrasi ve onun siyasi temsilcisi olan CHP tarafýndan Atatürk cumhuriyeti açýsýndan büyük bir tehdit olarak gösterildi. Askeri sivil bürokrasinin çizgisi 1990'lardakinin aynýsý idi: þeriat ve bölünme tehlikesi. Bunu çýðýrtkanca seslendirmek Baykal CHP'sine düþtü. Güçler dengesine göz AKP, egemen sýnýf attýðýmýzda AKP'nin ilk dönemindeki en büyük destekçisi AB idi. Henüz içerisindeki kavgada ekonomik krizin girdabýna girmemiþ olan AB halen aktif bir güç olarak Türkiye arkasýna aldýðý güçlerin de siyasi hayatýnda belirleyici bir güçtü. AKP bunun dýþýnda büyük sermaye çevreleri ve ABD'nin de açýk desteðine sahipti. Ve elbette tek baþýna iktidar desteðiyle Kemalist olmanýn meþruluðu ve gücüne sahipti. Diðer taraftan askeri-sivil bürokrasi ise bürokrasinin defterini kendi mevzilerinde savunma yapmak için tam tekmil hazýr durumdaydý. TSK, dürerken bu eski kavgada Cumhurbaþkanlýðý, baþta Anayasa Mahkemesi ve Danýþtay olmak üzere yüksek koçbaþý iþlevi gördü. AKP, yargý, üniversiteler, YÖK ve tabi ki siyasi temsilci olarak CHP, AKP'ye ve kapitalist düzenin klasik arkasýndaki güçlere karþý sahip olduðu olanaklarla büyük direnç göstereceklerdi. p a rtilerinin çürümesinin bir Gelgelelim bu kesimin karþý saldýrýlarý her defasýnda AKP'yi güçlendiriyordu. ürünüdür, burjuvazi kendi Bunlar belki AKP'yi frenlediler ama sonuçta AKP girdiði seçimlerin tümünden s aflarýndan bir aygýt çýkarzaferle ayrýldý. Çünkü askeri-sivil bürokrasi ve CHP'nin þeriat ve bölünme korkularýna dayanan seçkinci muhalefeti geniþ halk yýðýnlarýnda oldukça mayý denemiþ ama baþaraantipatik bulunuyordu. Bunun sonucu olarak AKP'nin oy oranlarý giderek arttý ve mamýþtýr. Sonuçta AKP toplumsal kamplaþmanýn neticesi olarak kemikleþti. Yaþam tarzý üzerinden büyük sermaye açýsýndan sürdürülen seçkinci muhalefet toplumu kimlik merkezli olarak kutuplaþtýrdý, bu bir nimet durumuna kutuplaþmada CHP'nin payýna ancak %20'lik bir kesim düþebilirdi. d ö n üþmüþtür. Bu yüzden Üst üste kazandýðý seçim zaferinden sonra gücünün doruklarýna ulaþan AKP karþýsýnda askeri-sivil bürokrasinin kaleleri adým adým düþürülecekti. Ýlk önce d e g e r e k l i d e s t e ð i a l m ý þ t ý r . AKP'nin ideolojik Cumhurbaþkanlýðý, ardýndan YÖK ve üniversiteler kaybedildi. Ergenekon hassasiyetleri ile liberal Operasyonlarý ile TSK tarihinde hiçbir dönem düþmediði pozisyonlara düþürülerek etkisi minimum boyutlara düþürülürken, Anayasa Mahkemesi, büyük sermayenin askeriHSYK derken yüksek yargý da askeri-sivil bürokrasinin kalesi olmaktan çýktý. sivil bürokratik kesime Bütün müttefikleri darmadaðýn olurken CHP de kritik dönüþümlerden nasibini karþý giriþtiði iktidar aldý ve CHP politikasýnýn mimarý olan Baykal sürpriz þekilde tasfiye edildi. kavgasý kesiþmektedir.

31


Kýlýçdaroðlu ile beraber yaþanan politika deðiþikliði ile CHP askeri-sivil bürokrasinin sivil uzantýsý politik organ rolünden çýktý. Böylelikle tablo neredeyse tamamlanýyor. Askeri-sivil bürokrasinin oluþturduðu blok þimdilerde tuzla buz olmuþ durumda. AKP, iktisadi ve politik Bütün bu geliþmelere açýlardan yerli ve yabancý bakarak egemen sýnýf sermayenin programýna kesin içerisindeki çatýþmada bir baðlýlýktan öte bu konuda tarihsel bir momente ulaþýldýðý söylenebilir mi? ateþli bir yürütücüdür. AKP, AKP'nin seçmenlerden mutlak iktisadi liberalizmi aldýðý destek ile gerek ulusal gerekse de ulusve yarým yamalak politik lararasý sermaye katýndaki liberalizmine karþýn sosyal düþünüldüðünde yaþamda net bir muhafaza- kabulü egemen sýnýflar arasýndakar çizgi tutturmaktadýr. ki çatýþmada önemli bir Ýzlediði iktisadi program ve eþiðin aþýldýðý gözlemleniyor. Kemalist askeri"sivilleþme" projesindeki sivil bürokrasi tarihsel bir rolleri tamamýyla büyük geliþme olarak büyük sermayenin istediði ölçüde geriletilmiþtir. doðrultuda olsa da giderek AKP'nin seçimlerde maðlup edilmesi durugüçlenen Tayyip Erdoðan söz munda bile askeri-sivil dinleyen uslu çocuk konubürokrasinin eski mundan azar çeken otoriter kazanýmlarýnýn büyük eðilimli popülist bir politika- bölümüne bir daha eriþecý konumuna doðru mu kay- meyeceði, yani mutlak restorasyonun kolay makta mýdýr? Soru budur. kolay gerçekleþemeyecek bir þey olduðundan söz edebiliriz. Kafaya kýyafet olarak neyin takýlacaðý ya da takýlamayacaðý, Türkiye siyasal yaþamýnda kýrýlma anlarýný ve bu uðurda yürütülen kavgalarý anlatan ilginç bir politik sembolizmi ifade eder. Sarýktan, fese, kalpaktan, fötr þapkaya, puþiden, türbana kadar. Bu sembolizmi kullanýrsak türbanlýlarýn okullara alýnmadýðý bir Türkiye'den türbaný protesto edenlerin okula alýnmadýðý bir Türkiye'ye geçiþ söz konusuysa Türkiye siyasi yaþamýnda belirgin bir kýrýlmanýn yaþandýðýndan söz edebiliriz. Kemalist bürokrasinin yenilgisi, tarihsel spektrumda liberal büyük sermayenin elde ettiði büyük bir kazaným anlamýna geliyor. Adnan Menderes ile baþlayan süreçte liberal büyük sermayenin askeri-sivil bürokrasiye karþý uzun uzun yýllar boyunca kaypak þekilde yürüttüðü "sivilleþme"(mahiyeti ayrý bir yazýnýn konusu) kavgasý artýk belirli tarihsel aþamaya gelmiþ bulunuyor. Peki, mesele burada bitiyor mu? Büyük sermaye zaferini mi kutluyor yoksa süreç kendi çeliþkilerini mi yaratýyor? Bu sorular doðrudan doðruya AKP ile ilintili. AKP'nin Gücü, Özerkliði ve Sýnýrlarý AKP, egemen sýnýf içerisindeki kavgada arkasýna aldýðý güçlerin de desteðiyle Kemalist bürokrasinin defterini dürerken bu eski kavgada koçbaþý iþlevi gördü. AKP, kapitalist düzenin klasik partilerinin çürümesinin bir ürünüdür, burjuvazi kendi saflarýndan bir aygýt çýkarmayý denemiþ ama baþaramamýþtýr. Sonuçta AKP büyük ser-

32

MARKSÝST BAKIÞ

maye açýsýndan bir nimet durumuna dönüþmüþtür. Bu yüzden de gerekli desteði almýþtýr. Ama çeliþkileri doðuran þöyle de bir durum var. AKP, ikbal avcýsý, kariyer odaklý klasik düzen partilerinden farklýdýr. AKP, kapitalist programa entegre olmuþ "ýlýmlý" Ýslamcý bir partidir. Liderlerinin ve esas yürütücü kadrolarýnýn kapitalist büyük güçlerle çeliþmeden, konjonktür odaklýlýk ve feci bir pragmatizm eþliðinde iktidarda kalma ve bu sürede de muhafazakar bir toplum yaratma hedeflerinin olduðu ortadadýr. Hakim sýnýflar arasýndaki kavgada üstlendiði fevkalade mühim roller AKP'yi yükseltmiþ ve baþat politik aktör durumuna getirmiþtir. Dolayýsýyla AKP'yi büyük sermayenin ve hatta uluslararasý güçlerin basit birer uzantýsý saymak büyük bir hata olacaktýr. Ýslamcý köklere sahip olan AKP bu köklerini söküp atmýþ deðildir. Dolayýsýyla Kemalist bürokrasinin tasfiyesi bu parti için en baþta ideolojik bir hedeftir. Yani, AKP'nin ideolojik hassasiyetleri ile liberal büyük sermayenin askeri-sivil bürokratik kesime karþý giriþtiði iktidar kavgasý kesiþmektedir. Bu noktada AKP ile büyük sermaye arasýndaki iliþkiyi açýklamak önem kazanýyor. AKP, iktisadi ve politik açýlardan yerli ve yabancý sermayenin programýna kesin bir baðlýlýktan öte bu konuda ateþli bir yürütücüdür. AKP, mutlak iktisadi liberalizmi ve yarým yamalak politik liberalizmine karþýn sosyal yaþamda net bir muhafazakar çizgi tutturmaktadýr. Ýzlediði iktisadi program ve "sivilleþme" projesindeki rolleri tamamýyla büyük sermayenin istediði doðrultuda olsa da giderek güçlenen Tayyip Erdoðan söz dinleyen uslu çocuk konumundan azar çeken otoriter eðilimli popülist bir politikacý konumuna doðru mu kaymakta mýdýr? Soru budur. Dünya ekonomisinde sürmekte olan büyük kriz karþýsýnda Türkiye pazarýnýn büyük, canlý ve genç bir dinamik oluþturmasý ve tabi ki ucuz emek cenneti haline dönüþmesi, AKP hükümetine önemli oranda hareket serbestisi saðlamaktadýr. Askeri-sivil bürokrasinin tasfiyesindeki gayretkeþliði, kapitalist iktisadi programý uygulamadaki baþarýsý, Kürt sorunundaki mevcut tutumu, seçmen bazýndaki azalmayan popülerliði, uluslararasý kapitalist güçlerle uyumluluðu AKP'yi egemen sýnýflar katýnda neredeyse alternatifsiz hale getirmektedir. Bu durumdan aldýðý güçle AKP ve T. Erdoðan büyük bir özgüvenle hem içeride hem de dýþarýda daha diþli bir politik aktör olarak öne çýkýp tarihe kendi toplumsal tasarýmlarý çerçevesinde iradi müdahalelerde bulunuyor. Örnek vermek gerekirse AKP iktidarýnýn ilk döneminde askeri-sivil bürokrasiye karþý en önemli destekçisi Türkiye üzerinde hala önemli oranda etkili olan AB idi. T. Erdoðan attýðý her adýmda AB'nin meþrulaþtýrýcý gücünü icraatlarýna kanýt olarak sunuyordu. Ama zamanla ekonomik kriz içerisindeki AB'nin Türkiye üzerindeki etkisi azalýrken, AKP seçim zaferleriyle kendi baþýnýn çaresine bakan bir güce dönüþecekti. Þimdilerde T.Erdoðan AB'ye açýktan rest çekebiliyor, böylelikle de milli gururu okþayarak puan kazanýyor. AB bu duruma fazla bir ses çýkarabiliyor mu? Pek sayýlmaz. Ayný durum çok daha riskli ve gerilimli olan ABD ve Ýsrail ile iliþkilerde de yaþanýyor. T. Erdoðan, sahip olduðu avantajlarýn


MARKSÝST BAKIÞ getirisi olan hareket serbestisini Ýsrail'in ayaðýna basmak için kullanýyor. Ayaðýna basmak deyimini özellikle kullanýyoruz çünkü AKP'nin yaptýklarý Ýsrail Türkiye iliþkilerinin özüne dokunan þeyler deðil ama bunlarýn Ýsrail'in canýný sýktýðý da kesin. Ayný durum T. Erdoðan, Brezilyalý Lula ile Ýran'ý yaptýrýmlara karþý kollayan adýmlar attýðýnda da yaþanmýþtý. Bunun gibi sembolik adýmlar hiç de Türkiye'nin ABD'nin dümen suyundan çýktýðý bir eksen kaymasý anlamýna gelmiyor. Bununla ilgili olarak ABD, AKP'nin bu tutumlarýndan hoþnut olmasa da Ortadoðu ve dünyanýn mevcut koþullarýnda bunlarý sineye çekmek

zorunda olduðuReferandum sonrasýndanun farkýndadýr. ABD hege- ki önemli geliþmelerden m o n y a s ý n ý n birisi de YÖK baþkanýnýn z a y ý f l a d ý ð ý , üniversitelerdeki polis Brezilya gibi varlýðýný arttýrmak için yükselen kapital- kollarý sývamasý ve ist ekonomilerin AKP'ye yakýnlýðý ile ABD'ye karþý bilinen kimi rektörlerin çok rahat hareket ettiði, çok kutu- sosyalist öðrencilere plu bir dünya karþý giriþtiði saldýrgandüzenin yer- lýk oldu. Bunlar sosyalist leþtiði bir dünya hareketin yaþam aland ü z e n i n d e larýnýn baþýnda gelen Tayyip Erdoðan üniversitelerdeki sosyadýþ politikada, list muhalefete karþý özellikle ÝsrailÝran meselele- daha tahammülsüz bir rinde Ýslamcý dönemin kapýda olduður e f e r a n s l a r a nun iþaretleridir. uygun þekilde hareket etmeye çalýþýyor. Elbette ki bunlar tüm avantajlarýna karþýn AKP'nin riskli sularda kulaç attýðý gerçeðini deðiþtirmiyor. CHP'de Baykal'a yapýlan operasyon sonunda estirilen Kýlýçdaroðlu rüzgarý iþlerin hiç de hesapta olmayan þekilde AKP aleyhine bozulabileceðini gösterdi. Ne de olsa Baykal ile gireceði her seçimi kazanacaðýna

33

emin olan Tayyip Erdoðan'ýn karþýsýna heyecan yaratan daha iddialý bir rakip çýkarýlmýþtý. Peki, uluslararasý kapitalist düzen AKP'yi gözden çýkarýr mý? Alternatifi olmadan hayýr. Büyük sermayenin AKP dýþýnda ciddi bir seçeneði henüz ufukta gözükmemektedir. CHP, iyi bir alternatif olamaz. Zira MHP ile kuracaðý koalisyon hükümeti baþta Kürt sorunu olmak üzere her alanda sermayenin programýna uyuþmakta güçlük çekecektir. Kent yoksullarýnýn oyunu kazanmak için sol retoriðe daha sýk baþvuran Kýlýçdaroðlu eðer bir þekilde iktidara gelirse bu sol söylem ayaðýna dolanacaktýr þüphesiz. Kýsacasý þu koþullarda CHP sermaye çevreleri açýsýndan AKP'nin tercihi durumunda deðildir. Ama þayet ABD Ýsrail eliyle Ýran'a saldýrý seçeneðini uygulamaya sokacaksa o zaman Ýslami reflekslere sahip AKP açýsýndan her þey çok çok zorlaþacaktýr. Böyle bir durumda Türkiye siyasi yaþamýný allak bullak edecek yeni kasetler, yolsuzluk dosyalarý ya da baþka türlü skandallar ortalýðý allak bullak edebilir. Bu ihtimaller hiç de küçümsenmeye gelecek þeyler deðildir. Siyaset sonuçta iktisadi kategorilerin basit bir uzantýsý deðildir. Yine politik yaþamý egemen sýnýflarýn bir tuþa basarak kumanda ettikleri bir otomasyon sistemi olarak da açýklayamayýz. Siyasi aktörler ancak belirli tarihsel koþullarda sýnýf mücadelesinin ulusal ve uluslararasý verili durumuna göre çok özgün bir süzülüþ sürecinin ürünü olarak ortaya çýkarlar. AKP'nin ortaya çýkýþý ya da gidiþi bu genel çerçeve içinde anlaþýlmalýdýr. Bu durumun anlattýðý diðer gerçek de egemen sýnýflarýn her þeye kadir mutlak bir güç olmadýklarý ve buna paralel þekilde AKP'nin belirli özerklik alanlarýna sahip olduðudur. Referandum Sonrasýnda Yaþananlar Devrimci Çizgi Ýçin Önemli Referandum, AKP açýsýndan bir yandan askeri-sivil bürokrasinin en önemli bileþenlerinden olan yüksek bürokrasiyi denetimi altýna almasý için büyük önem taþýyordu, diðer taraftan Kýlýçdaroðlu'nun hýzýnýn kesilmesi için AKP'ye çok elveriþli bir seçim yarýþý ortamý hazýrlýyordu. Sonuçta, Kýlýçdaroðlu referandumda kaybederek rüzgarýndan çok þey kaybetti. Ayrýca, AKP HSYK seçimlerinde istediði tüm adaylarý seçtirerek referandumun nimetlerinden yararlanmaya baþladý bile. Böylelikle AKP bir ara sarsýlan özgüvenini yeniden tesis ediyor ve kendinden emin adýmlarla iþine bakacaðýnýn sinyallerini veriyordu. Referandum sonrasýndaki süreçte egemen sýnýflar arasý çatýþmada yeni bir aþamaya gelindiðinin sinyalleri daha sýk ortaya çýkar oldu. Bunlarýn bir kýsmýna deðindik. Bu çerçevede devrimcilerin vurgularýnda bir takým deðiþikliklere gitmesi þart görünüyor. Egemen sýnýf arasýndaki çatýþmada iki taraftan da baðýmsýz bir çizgi izlemek baþlý baþýna büyük özen gerektiren bir iþtir. Eleþtirilerdeki vurgunun bir tarafa doðru fazla ya da eksik kaçmasý sizi hiç de olmak istemediðiniz bir yerlere götürebilir. Diðer taraftan eleþtirilerin hakim ve güçlü olana doðru belirli ölçülerde yoðunlaþmasý politikanýn bir gereðidir. Referandum sonrasýnda Hanefi Avcý etrafýnda þekillenen olaylar egemen sýnýflar içerisindeki çatýþma ve AKP'nin


MARKSÝST BAKIÞ rolü konusunda netleþtirici geliþmelere tanýk olundu. Hanefi Avcý bilindiði gibi referandum öncesinde yazdýðý kitapta emniyet teþkilatýnda kendisinin de bir zamanlar üyesi olduðu Fethullahçý örgütlenmenin gücünü ve icraatlarýný deþifre ediyordu. Hanefi Avcý çok ses getiren bu kitaptan sonra baþýna çoraplar örüleceðini biliyordu elbette. Sadece Avcý deðil genel beklenti de bu yöndeydi. Ama herhalde çok az insan referandumun hemen ertesinde, üstelik Devrimci Karargah suçlamasýyla, Avcý'nýn tutuklanacaðýný hayal edebilirdi. Meslek hayatý sol örgütlere karþý mücadele ile geçmiþ iþkenceci bir polisin Devrimci Karargah örgütü ile bir yakýnlýðýnýn olmayacaðýný þuuru açýk olan herkes bilir. Mesele odur ki AKP, düþmanýný ezmek konusunda pek de sabýrlý ve yumuþak olmadýðýný göstermektedir. Askeri sivil bürokrasi içerisindeki Avrasyacý unsurlarý, dayanaklarý olan darbe planlarý iddialarý ile içeri atmak her þeye karþýn oldukça güç olmuþtu, çünkü düþman güçlüydü. AKP'nin güdümündeki Gelgelelim arkasý olmayan Hanefi Avcý'yý hapse atmak için güçlü gerekçeler arapolis teþkilatý, Avcý'nýn durumaya tenezzül edilmemiþti belli ki. Hanefi Avcý ile Devrimci Karargah arasýnda kurulmaya çalýþýlan baðlantýnýn gülünçlüðü de belli ki AKP'yi ve sol liberaller muyla ilgili olarak SDP ve TÖP gibi hangi araçlarla dahil arkasýndakileri pek de enterese etmiþe benzemiyor. AKP'nin güç kullanma mücadele ettiði herkesçe konusundaki pervasýzlýðý onun arkasýndaki güçler tarafýndan onaylanýyor ve toplumsal algýlarda bir kayýtsýzlýk durumu geliþtirilmek isteniyor. Bu, en baþta bilinen legal oluþumlarý devrimciler için tehlike arz emektedir. Devrimci Karargah ile AKP'nin güdümündeki polis teþkilatý, Avcý'nýn durumuyla ilgili olarak SDP ve baðlantýlandýrarak komik TÖP gibi hangi araçlarla mücadele ettiði herkesçe bilinen legal oluþumlarý bir komploya daha imza attý. Devrimci Karargah ile baðlantýlandýrarak komik bir komploya daha imza attý. Sosyalist bir partinin genel baþkaný 17 kiþi ile beraber bu komplo sonucu tutuk- Sosyalist bir partinin genel landýlar. 1990'lar ve 2000'ler boyunca da sosyalistler sayýsýz kez çeþitli komplolar- baþkaný 17 kiþi ile beraber bu komplo sonucu tutukla karþýlaþtýlar ama bu kadar pespaye bir komplo ile sosyalist bir partinin genel baþkanýnýn tutuklanmasý ve ne zaman çýkacaðýnýn hiç belli olmamasý sýra dýþý bir landýlar. 1990'lar ve 2000'ler durum olarak devrimciler tarafýndan oldukça ciddiye alýnacak bir durum þeklinde boyunca da sosyalistler görülmelidir. sayýsýz kez çeþitli komplolarBu tarz komplolarýn arkasýnda sýrýtan baþka bir iðrençlik daha var. Bu da sosyalist la karþýlaþtýlar ama bu kadar hareketleri Ergenekon vb. oluþumlarla ilintili karanlýk güçler olarak lanse etmek. pespaye bir komplo ile Devrimci Karargah meselesi de bu amaç doðrultusunda AKP tarafýndan sömürüldükçe sömürüldü. Sosyalist hareket içerisindeki çizgisi net olan legal parti sosyalist bir partinin genel ve oluþumlara düzmece iddialar eþliðinde komplolar düzenlenip tutuklamalara baþkanýnýn tutuklanmasý ve giriþilmesi toplumsal muhalefetin daha önce alýþýk olmadýðý türden bir tehditle ne zaman çýkacaðýnýn hiç karþý karþýya olduðunu ortaya koymaktadýr. belli olmamasý sýra dýþý bir Referandum sonrasýndaki önemli geliþmelerden birisi de YÖK baþkanýnýn üniver- durum olarak devrimciler sitelerdeki polis varlýðýný arttýrmak için kollarý sývamasý ve AKP'ye yakýnlýðý ile tarafýndan oldukça ciddiye bilinen kimi rektörlerin sosyalist öðrencilere karþý giriþtiði saldýrganlýk oldu. alýnacak bir durum þeklinde Bunlar sosyalist hareketin yaþam alanlarýnýn baþýnda gelen üniversitelerdeki görülmelidir. sosyalist muhalefete karþý daha tahammülsüz bir dönemin kapýda olduðunun iþaretleridir. Hatýrlanacaðý üzere Ýstanbul'da Kemalist Kemal Alemdaroðlu, vali ve emniyet birimleri toplantýlar düzenleyip koordineli biçimde üniversitelerdeki sol oluþumlarý yok etmek için harekete geçmiþlerdi. Amaçlarýnda en azýndan Ýstanbul Üniversitesi özelinde ciddi ölçülerde baþarýlý olduklarý söylenebilir. Bu tarz koordineli çabalarýn daha sistematik bir hal alarak sosyalist hareketin nefes alma alanlarýný týkamaya çalýþacaðý yönünde sinyaller bulunmaktadýr. Bütün bunlar sosyalist hareketin yeni süreçte siyasi söylemlerde AKP'yi daha çok hedeflemeleri gerektiðini ortaya koymaktadýr. Askeri-sivil bürokrasinin Kemalist uzantýlarýyla mesafeyi koruyarak AKP'ye sýnýf eksenli bir karþý koyuþ bu dönemdeki ciddi bir görev olarak karþýmýza çýkýyor.

Veli U. Arslan

34


MARKSÝST BAKIÞ

Gramsci Dosyasý Gramsci'nin Tarihsel Çarpýtýlýþý Antonio Gramsci 21.yy siyasal düþüncesinde derin izler býrakmýþ Ýtalyan Marksist kuramcý ve siyasetçidir. Onun yaþamý da çaðdaþý birçok Marksistinki gibi Birinci Dünya Savaþý sonrasýndaki büyük altüst oluþlarýn belirleyiciliðinde þekillenmiþtir. Bu anlamýyla Gramsci'nin yaþam süreci Marksist önderlerden en çok Rosa Luksemburg'un yaþam süreci ile paralellikler göstermektedir. Þu anlamda ki her ikisi de 1917 Ekim Devrimi'nin açtýðý yolda geliþen proleter ayaklanmalarýn lideri ve ayný zamanda kuramcýsý olmuþlar, her ikisi de baþýnda bulunduklarý proleter kalkýþmalarýn yenilgisini önleyememiþler ve ne yazýk ki her ikisi de (farklý þekillerde de olsa) devirmeye çalýþtýklarý sýnýflar tarafýndan katledilmiþlerdir. Katlediliþlerinin etkileri ulusal sýnýrlarýn çok ötesine taþmakla kalmamýþ uzun bir tarih kesiti için belirleyici olmuþtur. Luksemburg ve Gramsci'nin baþýnda bulunduklarý devrimlerin yenilgisi Rusya'da baþlayan devrim dalgasýnýn dünya devrimine dönüþmesini engellemiþ bu da Rusya'daki iþçi iktidarýnýn tek ülkede sýkýþýp kalmasýna ve ardýndan da yozlaþmasýna neden olmuþtur. Diðer taraftan dünya devriminin partisi olarak örgütlenen Komünist Enternasyonal'in Bolþevikler karþýsýnda aðýrlýk yaratabilecek yegâne önderleri olan Luksemburg ve Gramsci'nin devre dýþý kalmalarý dünya iþçi hareketine Palmiro Togliatti, ÝKP'nin uzun indirilmiþ büyük bir darbe anlamýna da gelmiþtir. Devrimci mücadelenin dönem liderliðini yapan bu kiþi, farklý sorunsallarý üzerinde yoðunlaþmýþ ve bu sorunsallar üzerinden öne Gramsci'nin mirasýnýn sistematik çýkmýþ olan bu iki Marksist önder arasýndaki bir diðer paralellik de kurambiçimde çarptýrýlmasýnda büyük larýnýn ve politik miraslarýnýn kendilerinden sonraki dönemde iþçi sýnýfý pay sahibidir. hareketi içerisinde oldukça tartýþmalý konular olarak þekillenmeleridir. Luksemburg'un mirasý, uluslararasý iþçi hareketine uzun yýllar hakim olan Stalinizm tarafýndan "sapma" olarak mahkum edilmiþ ve ancak iþçi hareketinin muhalif öðelerince sahiplenilmiþken Gramsci'nin mirasý çok daha çalkantýlý bir sürece sahip olmuþtur. Bu çalkantýnýn esas arka planý, Gramsci'nin de bir dönem baþkanlýðýný yürüttüðü Ýtalyan Komünist Partisi (ÝKP)'nin geçirdiði evrimle ilgilidir. ÝKP, Gramsci'nin mirasýna karþý her zaman sahiplenici olmadý. Luksemburg'a karþý takýnýlan tavra benzer þekilde Gramsci de resmi Stalinci otorite tarafýndan en azýndan yok saymacý bir tavýrla karþýlandý. Gramsci'nin eþinin kardeþi tarafýndan hapisten çýkarýlan ve Togliatti'nin eline geçen notlar buradan Moskova'ya taþýndý ve bundan ancak 10 yýl sonra yayýnlanabildi. Bu anlamda Hapishane Defterleri'nin resmi ellerde gerekli ayýklanmalardan sonra gün yüzüne çýkabildiðine þüphe yoktur. Gramsci'nin Stalin'in 1930'larda izlediði politikalar karþýsýndaki yorumlarýnýn ayýklanmalardan nasi-

35


bini aldýðý ortadadýr. Palmiro Togliatti, ÝKP'nin uzun dönem liderliðini yapan bu kiþi, Gramsci'nin mirasýnýn sistematik biçimde çarptýrýlmasýnda büyük pay sahibidir. Sardunyalý Gramsci, endüstriyel iþçi sýnýfýnýn ve sýnýf mücadelesinin kalbi Torino kentine geldiðinde ezilen Sard ulusunun milliyetçiliðinden sosyalist saflara geçmiþti ve týpký P.Togliatti gibi Ýtalyan Sosyalist Partisi (ÝSP)'ye katýlmýþtý. Ekim Devrimi'nin yol açtýðý devrimci dalga, sol reformist olarak adlandýrýlabilecek ÝSP'den kopuþa ve ÝKP'nin kuruluþuna yol açtýðýnda bu iki isim de ÝKP'deki yerlerini aldýlar. Kuzey Ýtalya'daki konsey hareketinin geri çekiliþinin ardýndan yükseliþe geçen ve sonunda iktidarý alan faþist hareketin ÝKP'nin önderlerini sýrasýyla tutuklamasýnýn ardýndan ÝKP'nin baþýna Togliatti geçecek ve Stalinist dönüþüme ayak uydurarak uzun bir süre Kremlin çizgisinin sadýk bir takipçisi olacaktý. Öyle ki Togliatti 1936'da Ýspanya iç savaþýnda devrimi dumura uðratan Halk Cephesi hükümetinin politikalarýna uymayan Troçkist ve muhalif anarþist unsurlarýn temizlenmesinde aktif görev alacaktý. Yine 1944 sonrasýnda yani Ýtalya'da faþizmin yenilgisi sonrasýnda ÝKP, Togliatti liderliðinde, Kremlin politikalarýna uygun olarak, Ýtalya'da burjuva düzenin istikrar saðlamasýnda buna paralel olarak da faþizme karþý savaþ vermiþ, çok güçlü durumda bulunan partizanlarýn silahsýzlandýrýlmasýnda baþat rolü oynamýþtý. Bu durumda Gramsci'nin notlarýný ele geçiren Togliatti'nin Hapishane Defterleri'ni budadýðý aþikardýr. Salvatore Sechi'ye göre bu sansürleme þu þekillerde ortaya çýkmýþtýr: 1) Togliatti ve çizgisi tarafýndan faþist olarak suçlanan Troçki, Rosa Luksemburg ve Bordiga gibi isimlere yapýlan referanslar ortadan kaldýrýlmýþtýr. 2) Gramsci'nin 1931'de ÝKP çizgisinden ayrýldýðý saklý tutulmuþtur. 3) Gramsci'nin evliliði çekirdek ailenin idealize örneði olarak çarpýtýlmýþtýr. 4) Gramsci'nin devamlý olarak sürgüne gönderilen Troçki'nin fikirlerini öðrenmesine olanak tanýyacak kitaplara eriþmeye çalýþtýðý gizlenmiþtir. (aktaran Chris Harman, International Socialism, vol 124) Bu tarz sansürlerdeki amaç, Gramsci'yi Stalinist çizgiye karþý zararsýz bir isme dönüþtürmekti, muhakkak. Unutulmamalýdýr ki 1945 sonrasý Hýristiyan Demokratlarla koalisyon kuran ÝKP ve bu hükümette bakanlýk koltuðuna oturan Togliatti ile iþçi konseyleri hareketinin baþýndaki Gramsci ve sol reformist çizgideki ÝSP'den kopan dönemin ÝKP'si arasýnda daðlar kadar fark vardýr. Bir daha çýkamayacaðý hapse girmeden önce Gramsci'nin yazdýðý son mektupta Ýtalya ve Rusya'da Sol Muhalefet'in bürokratik yöntemlerle bastýrýlmasýný eleþtirmesi buna karþýlýk Togliatti'nin bu mektubu yýrtmasý meseleyi daha da iyi anlatmaktadýr. (A. Davidson, Antonio Gramsci, London 1977, p. 240.) Son politik yorumunda Zinovyev hakkýnda Moskova duruþmalarýndaki suçlamalara inandýrýcý bulmamasý da önemlidir (age, p.269), zira Gramsci'nin tersine "il migliore" (en iyi) mahlasýný almýþ bulunan Togliatti Ekim Devrimi kuþaðýnýn yok edildiði 1936 düzmece mahkemeler sürecini alkýþlýyordu. Gramsci öldükten sonra Togliatti kendisini Gramsci'nin sadýk yoldaþý gibi lanse etti, böylelikle içini boþalttýðý devrim þehidini kendi pozisyonunu güçlendirmek için kullanacaktý, oysa 1926'dan sonra aralarýnda herhangi bir kontak kalmamýþtý

bile.

MARKSÝST BAKIÞ

Stalinist Çarpýtmalardan Euro-Komünist Çarpýtmalara P.Togliatti, Gramsci'nin sansürden arýnmýþ notlarýný gün ýþýðýna çýkaran kiþi oldu. Togliatti aradan geçen bunca zaman sonra buna neden gereksinim duymuþtu? Ýlk olarak Gramsci'nin kimi fikirleri aradan geçen uzun yýllardan sonra eskisi kadar tehlikeli görünmüyordu. Ayrýca kimi eski komünistler üzerlerindeki baskýnýn hafiflemesinden sonra Gramsci'nin gerçek düþüncelerini ortaya koymaya baþlamýþlardý. Ama bütün bunlardan daha belirleyici olan bir þey vardý: Togliatti ve partisi ÝKP yeni bir evreye hazýrlanýyordu. Avrupa'da euro-komünizm mayalanmaktaydý. Togliatti daha Stalin ölmemiþken dýþlanma durumu ile yüzyüze kalmýþtý. 1956'ya gelindiðindeyse Stalin'in uzun dönem sadýk uþaðý olmuþ olan Togliatti, Kruþçev'in açtýðý yoldan giderek Stalin en sert eleþtiricilerinden biri kesilivermiþti. 1960'lara gelindiðinde ÝKP kendi baðýmsýz ulusal çizgisinin geliþtirilmesi gerektiðini vurgulamaya baþlamýþtý. Bu bir anlamda Kremlin'in vesayetinden çýkma anlamýna geliyordu. Bunun ÝKP için anlamý 1947'de uzaklaþtýrýldýðý bakanlýk koltuklarýna yeniden kavuþabilmek için Ýtalyan burjuvazisine SSCB'den baðýmsýzlaþýldýðýnýn gösterilmesi idi. Bu sadece ÝKP içinde deðil Britanya Komünist Partisi, Ýspanya Komünist Partisi ve belirli ölçülerde Fransýz Komünist Partisi için de ...Gramsci'nin notlarýný ele geçerli idi. Ýtalya ve Fransa'da bu partiler ikin- geçiren Togliatti'nin ci veya üçüncü büyük Hapishane Defterleri'ni parti konumunda idiler. budadýðý aþikardýr. Britanya ve Ýspanya'da da Salvatore Sechi'ye göre bu hatýrý sayýlýr bir güç durumundaydýlar. Burjuva ikti- sansürleme þu þekillerde darýn bir parçasý olmak ortaya çýkmýþtýr: 1) Togliatti isteyen bu partilerin önün- ve çizgisi tarafýndan faþist deki en önemli sorunlarolarak suçlanan Troçki, Rosa dan birisi, burjuvaziye, iktidarýn parçasý olmalarý Luksemburg ve Bordiga gibi durumunda sorumlu- isimlere yapýlan referanslar uyumlu bir çizgi izleyerek ortadan kaldýrýlmýþtýr. devlet mekanizmasýnda ve 2) Gramsci'nin 1931'de ÝKP genel olarak toplumsal sistemde ciddi deðiþiklik- çizgisinden ayrýldýðý saklý lerin yaþanmayacaðýný tutulmuþtur. 3) Gramsci'nin ispatlamaktý. Bunun için evliliði çekirdek ailenin SSCB vesayetinden idealize örneði olarak sýyrýldýklarýný göstermek ve ulusal bir figür olduk- çarpýtýlmýþtýr. 4) Gramsci'larýný ispatlamak duru- nin devamlý olarak sürgüne munda idiler. Bu da gönderilen Troçki'nin evvela Stalin'i eleþtirmek- fikirlerini öðrenmesine ten geçiyordu ve Gramsci olanak tanýyacak kitaplara bu noktada yardýma çaðrýlacaktý. Gramsci'nin eriþmeye çalýþtýðý Stalin eleþtirileri Euro- gizlenmiþtir. (aktaran Chris komünizm safhasýna geçiþ Harman, International için önemli idi. Socialism, vol 124) Euro-komünist görüþlerin

36


MARKSÝST BAKIÞ

benimsenmesi klasik Stalinci yaklaþýmlarda ýsrar eden kanatlarla mücadele edilmesi ve bu kesimlerin alt edilmesini gerekli kýlýyordu. Nitekim bu noktada Gramsci devreye sokuluyordu. Gramsci'nin Euro-komünizme geçiþte bir referans olarak kullanýlabilmesinin yolu onun faþizmin hapishanelerinde tüm sansür baský ve hastalýklara raðmen büyük bir entelektüel disiplinle yazmayý baþardýðý Hapishane Defterleri diye bilinen 3000 sayfa tutarýndaki 30 defterde geliþtirdiði tezlerdi. Marksizm'e önemli katkýlarda bulunan söz konusu tezlerin esas konusu modern prens dediði devrimci parti ve genel olarak iþçi sýnýfýnýn geliþmiþ Batý ülkelerinde hegemonyasýný ne þekilde oluþturarak devrimi gerçekleþtirebileceði idi. Bu hedef doðrultusunda parti teorisine Lenin'den sonra en önemli katkýlarý yapmýþ ve burjuva üst yapýnýn ayrýntýlý bir çözümlemesine giriþmiþti. Euro-komünistler, onun Batýda iktidarýn nasýl ele geçirileceði konusunda geliþtirdiði hegemonya gibi temel kavramlarýný temelden çarpýtarak kendi uzlaþmacý reformist çizgilerinin teorik açýklamasý olarak lanse etmeye çalýþtýlar. Stalin eleþtirilerinden baþka örnek vermek gerekirse, Gramsci'nin Hapishane Defterleri'nde geliþtirdiði doðu-batý sorunu yaklaþýmý da Eurokomünist geçiþ için kullanýldý. Yani, Rusya gibi bir doðu ülkesinden farklý olarak sivil toplumun geliþkin olduðu Avrupa ülkelerinde devrimci partinin stratejisi farklýlýk göstermesi gereklidir þeklinde özetleyebileceðimiz bu yaklaþým, Eurokomünistlerin sosyalizmin Britanya yolu ya da Ýtalyan yolu gibi ulusal-uzlaþmacý versiyonunun geliþtirilmelerinde kullanýldý. Hegemonya kavramý, mevzi ve manevra savaþlarý arasýndaki farklar gibi Gramsci'nin devrimci partinin geliþtirmesi gereken Avrupa’daki komünist partiler içinde Ýtalyan Komünist Partisi(PCI) ve Ýspanya stratejiler konusundaki teorileri tamamen sýnýf iþbirliði ve burjuvazi ile uzlaþmanýn açýklamalarý olarak bu partiler tarafýndan Komünist Partisi(PCE) Euro-komünist kullanýldý. (Gramsci'nin geliþtirdiði teorinin kavramsal çizginin en güçlü inþacýlarý oldular. matrisinin çözümlenmesine yazýnýn sonraki bölümlerinde detaylý olarak girilecektir.) Gramsci'nin Euro-komünizme geçiþte Ýlk on yýllarda unutulmaya yüz tutan Gramsci'nin eserinin zaman bir referans olarak kullanýlaiçerisinde elde ettiði yoðun ilgi ilk bakýþta þaþýrtýcý gelebilir ya da bilmesinin yolu onun faþizmin deðerinin anlaþýlmasý olarak yorumlanabilir. Ama sýnýf mücadelesinin tarihsel geliþimine yakýndan baktýðýmýzda bu ilginin tesadüfî olmadýðý ve hapishanelerinde tüm sansür baský deðerinin anlaþýlmas�� bir yana Gramsci'nin düþüncesinin kendisinin de ve hastalýklara raðmen büyük bir en çok karþý çýktýðý þekillerde çarpýtýldýðýný ortaya koymaktadýr. entelektüel disiplinle yazmayý Gramsci'nin pratiði bizzat ayaklanmacýdýr, taban inisiyatifine büyük baþardýðý Hapishane Defterleri diye önem verir. Burjuvaziden tam anlamýyla kopamayan reformist eðilimlerbilinen 3000 sayfa tutarýndaki le tereddüt etmeden kopmasýný bilmiþtir. Burjuva düzenin son kertede parçalarý olan parlamento ya da sendika gibi aygýtlarla sosyalizme varýla30 defterde geliþtirdiði tezlerdi. mayacaðýný savunarak genç yaþýnda konsey deneyiminin baþýnda bulunMarksizm'e önemli katkýlarda muþtur. bulunan söz konusu tezlerin esas Gramsci'nin ilk önce Stalinci sonra da Euro-komünistlerce çarpýtýlmasý, konusu modern prens dediði devrimci Gramsci'nin yaptýklarýný unutturarak hapishanede yazdýklarýný da gerek sansürleyerek gerekse de çarpýtarak neredeyse tam zýt bir Gramsci figürü parti ve genel olarak iþçi sýnýfýnýn yaratmýþtýr. geliþmiþ Batý ülkelerinde

hegemonyasýný ne þekilde oluþturarak devrimi gerçekleþtirebileceði idi. Bu hedef doðrultusunda parti teorisine Lenin'den sonra en önemli katkýlarý yapmýþ ve burjuva üst yapýnýn ayrýntýlý bir çözümlemesine giriþmiþti. Euro-komünistler, onun Batýda iktidarýn nasýl ele geçirileceði konusunda geliþtirdiði hegemonya gibi temel kavramlarýný temelden çarpýtarak kendi uzlaþmacý reformist çizgilerinin teorik açýklamasý olarak lanse etmeye çalýþtýlar.

37


MARKSÝST BAKIÞ

Gramsci Dosyasý Gramsci ve Fabrika Konseyleri Deneyimi Gramsci'nin Marksist bir teorisyen ve eylem adamý- lider olarak geliþmesinde belirleyici olan koþullar, kapitalizmin çöküþü ile emperyalist savaþlar ve devrimlerin kapýsýnýn aralandýðý uluslararasý iklimin ürünü iken, ayný zamanda Ýtalyan yerelliðinin belirleyiciliðini de taþýr. Ýtalyan yerelliðinin göze çarpan ilk özelliði Ýtalya'da ulusal devletin ortaya çýkmasýnýn tarihsel olarak geç bir sürece tekabül etmiþ olmasý gelir. Üstelik, Ýtalya'nýn tek bir devlet olarak birleþmesine verilen Ýtalyanca isimle Risergimento, aþaðýdan halk kitlelerinin katýlýmý ile deðil tepeden gerçekleþmiþtir. Ayrýca, kuzey Ýtalya büyük oranda sanayileþmiþ, modern sýnýfsal iliþkilerin ve buna baðlý sýnýf mücadelelerinin geliþmiþ olduðu bir bölgeyken, Ýtalya'nýn güneyi ve güneyle benzer sosyoekonomik özelliklere sahip adalar olan Sicilya ve Sardunya büyük oranda kýrsal-geri bölgeler olarak kalmýþtý, bunun 1919-20 yýllarý giderek artan sýnýf neticesinde güneyde feodal iliþkilerin varlýðýný sürdürdüðü bir durumdan söz radikalizminin bir ürünü olarak etmek gerekiyordu. Güney Ýtalya kýrsalý hala Ýtalyanca konuþamýyordu, okuma tarihe iki kýzýl yýl (Biennio Rosso) yazma bilmeyenlerin oraný hala yarýdan fazlaydý, insanlar derin bir yoksulluk içerisinde bulunuyorlar, sýtma gibi yaygýn bulaþýcý hastalýklarla boðuþuyorlardý. olarak geçecek ve Gramsci kuzey Kuzey Ýtalya'da geliþen kapitalistler ile hali vakti yerinde orta sýnýflar gönençli Ýtalya'da ortaya çýkacak konsey bir yaþama sahipken kent proletaryasý ve güney Ýtalya köylüleri için durum tam hareketinin baþýnda Ekim tersiydi. Bu özellikler, Ýtalyan liberal devlet aygýtýnýn zayýflýðýnda, egemen derslerini uygulamaya sokacaktý. sýnýflar arasý iliþkilerde ve bunlara baðlý olarak genel anlamda sýnýf mücadelesinin Ýtalya'da seyredeceði biçim açýsýndan belirleyici olacaklardý. Böylece, Gramsci'nin þekillendiði ulusal ve uluslararasý tarihsel arka planýn genel çerçevesine kýsaca deðinmiþ olduk. Yazýnýn ilerleyen bölümlerinde bu arka planýn etkileri daha ayrýntýlý biçimde ortaya konacaktýr. Gramsci'nin Çocukluk ve Gençlik Yýllarý Gramsci, 1981 yýlýnda Sardunya adasýnda küçük bir kasaba olan Ales'te orta sýnýf bir ailenin çocuðu olarak dünyaya geldi. Sardunya, geliþkin kuzey Ýtalya'dan daha çok güney Ýtalya'yý andýrýyor, geri üretim ve deðiþim iliþkileri ile belirlenen yoksul bir hayat sürüyordu. Muhtemelen çok küçük yaþta geçirdiði bir kaza, Gramsci'nin belkemiðinde kalýcý hasarlara yol açarak O'nun kambur ve aþýrý derecede kýsa boylu olmasýna yol açtý. Orta düzeydeki bir kamu görevlisi olan babasý yolsuzluk suçlamasý ile tutuklanýnca ailenin ekonomik durumu bozuldu ve Gramsci, on bir yaþýnda baþarýlý bir öðrenci olduðu okulundan ayrýlmak zorunda kaldý. Okula dönebilmesi için babasýnýn hapisten çýkmasý gerekecekti. Gramsci, 17 yaþýna geldiðinde

38


Sardunya'nýn baþkenti olan Caglari kentinde aðabeyinin yanýnda liseye baþladý. Aðabeyi Ýtalyan Sosyalist Partisi'nin yerel birimine üye idi ve Gramsci'yi sosyalist politika doðrultusunda etkileyen de O olmuþtu. Gramsci'nin politikleþtiði bu ilk dönemlerde sosyalizmin enternasyonalist çizgisiyle Sardunyalý (Sard) milliyetçiliði arasýnda bocaladýðý bir evre olmuþtur. Gramsci'nin Sardunyacý eðilimlerden koparak enternasyonal sosyalizmi benimsemesinde üniversite yýllarýnýn deneyimleri etkili olmuþtur. Liseyi baþarýlý bir öðrenci olarak bitirdikten sonra Torino Üniversitesi'ne kayýt yaptýran Gramsci kýsa zamanda bu kentin politik atmosferinin etkisinde kalacaktý. Sanayileþmiþ kuzey Ýtalya kentlerinden birisi olan Torino'yu özel bir þehir yapan baþýný FÝAT iþçilerinin çektiði kent proletaryasýnýn radikalizmi ile yoðun bir proleter devrimci atmosfere sahip olmasýydý. Ayrýca, Gramsci üniversite yýllarýnda sýký bir okuma süreci ve her zaman sadýk kalacaðý entelektüel disiplinle Hegelci düþünür Benedetto Croce, Ýtalyan Marksizminin kurucularýndan Labriola ile Marks ve Engels'in yapýtlarýný okudu (Fiori, G. Bir Devrimcinin Yaþamý: A.Gramsci). Teorik çalýþmalarýna paralel olarak Gramsci, Torino'da oldukça etkili olan Ýtalyan Sosyalist Partisi (ÝSP)'nin çekim merkezine girmekte gecikmedi ve partiye katýldýktan sonra bütün enerjisiyle politik faaliyetlere katýldý. Bu arada siyasal çalýþmalarýn yoðunluðu nedeniyle 1915'te üniversiteden ayrýldý. Emperyalist Savaþ ve Ýtalyan Liberal Devletinin Çözülüþü Artýk, Gramsci'nin fiziksel sýkýntýlarý nedeniyle muaf tutulacaðý emperyalist savaþ, kendisini iyiden iyiye hissettiriyordu. Ýtalyan burjuvazisi için savaþýn somutlaþan en önemli hedeflerinden biri, Trieste ve Trentino'nun elde edilmesiydi. Ne var ki Ýtalyan ordusunun çoðunluðunu oluþturan güney Ýtalya'nýn genç yoksul köylüleri için bu hedef savaþta ölmek için hiç ama hiç cazip deðildi. Kendilerinin olmayan bir savaþta olduklarý çok açýktý. Cephe gerisinde de durum farklý deðildi, emperyalist savaþ tüm þoven propagandaya raðmen, yaygýn gýda kýsýntýsý ve yüksek fiyatlarla boðuþan emekçi sýnýflar tarafýndan hiçbir zaman coþkuyla karþýlanmadý. Grevler yasaklanýrken iþyerlerinde askeri disiplin uygulanýyordu. Emperyalist savaþ, sýnýflar arasýndaki gerilimi týrmandýrýrken, Ýtalyan burjuva devlet aygýtýnýn çeliþkilerini de bir toplumsal krize doðru evriltiyordu. Partinin emperyalist savaþ karþýsýnda takýnýlacak hayati önemdeki tavýr anýna gelindiðinde Gramsci bir yandan ÝSP içerisinde eðitim seminerleri veriyor, bir yandan da Avanti, II Grido del Poppolo gibi partinin yayýn organlarýnda yazýlarý çýkýyordu. Bu süreçte adýndan söz ettirmeye baþlamýþtý. Gelgelelim ÝSP'nin emperyalist savaþ karþýsýndaki tutumu yurtseverlik ile pasifizm arasýnda gidip geliyordu. Lenin'in devrimci yenilgicilik formülasyonu ile ÝSP'nin tutumu arasýnda bir paralellikten söz etmek mümkün deðildi. Aksine ÝSP 2.Enternasyonal'in genel eðilimine uygun olarak devrimci bir tutum geliþtirmemiþti. Gramsci'nin de bilinçli politik faaliyetinin ilk yýllarýnda partinin genel çizgisinden farklý

MARKSÝST BAKIÞ

bir þekilde kendisini konumlandýrmadýðý görülür. ÝSP, 2.Enternasyonal'in genel anlayýþýna uygun olarak farklý eðilimleri birarada barýndýran bir kitle partisi konumundaydý. Genel olarak partide etkili 3 kanattan söz etmek mümkündü: Filippo Turati ve Claudio Trevves önderliðindeki parlamento grubu ile partiye baðlý oldukça güçlü bir sendika olan CGL'yi Emperyalist savaþ, ken disini iyiden iyiye hisyöneten reformist kanat, partinin resmi settiriyordu. Ýtalyan bur liderliðini yapan juvazisi için savaþýn Giacianto öndersomutlaþan en önemli liðindeki aslýnda hedeflerinden biri, uzlaþmacý olan Maksimalist kanat Trieste ve Trentino'nun ve Amadeo Bordiga elde edilmesiydi. Ne var önderliðindeki daha ki Ýtalyan ordusunun küçük olmakla birçoðunluðunu oluþturan likte parti gençliði içinde belirgin tesiri güney Ýtalya'nýn genç olan boykotçu- ultra yoksul köylüleri için bu solcu kanat. Ýtalya'da hedef savaþta ölmek sýnýf mücadelesi çin hiç ama hiç cazip i sertleþtikçe bu kanatlarýn ayný parti deðildi. Kendilerinin içerisinde kalmasý olmayan bir savaþta giderek zorlaþacak olduklarý çok açýktý. ve partinin temel meselelerde bile bir- Cephe gerisinde de durum farklý deðildi, birleriyle uyumlu politikalar emperyalist savaþ tüm geliþtirmesi zorlaþa- þoven propagandaya caktýr. raðmen, yaygýn gýda Ýtalya'nýn savaþa kýsýntýsý ve yüksek fiyatgirdiði Mayýs 1915'ten itibaren larla boðuþan emekçi hýzla geliþen savaþ sýnýflar tarafýndan hiçbir endüstrisi sanayi zaman coþkuyla ordularýnýn giderek daha da kalabalýklaþ- karþýlanmadý. Grevler masýna yol açacaktý. yasaklanýrken iþyerleTorino, Milano, rinde askeri disiplin Cenova üçgeninde uygulanýyordu. sanayileþme zirveEmperyalist savaþ, sine çýkacak endüstriyel þirketler sýnýflar arasýndaki sermayelerini birkaç gerilimi týrmandýrýrken, yýlda onlarca kat Ýtalyan burjuva devlet geniþletirken, aygýtýnýn çeliþkilerini de endüstriyel iþçi bir toplumsal krize sýnýfýnýn büyümesi de olaðanüstü boyut- doðru evriltiyordu. lara eriþiyordu. Örneðin, 1914'te 4300 olan FÝAT iþçilerinin sayýsý 1918'e gelindiðinde 40 bine ulaþacaktý. 1919'a gelindiðinde savaþ endüstrisinde çalýþan iþçilerin sayýsý 900 bine ulaþacaktý. (aktaran M.Trudell,.isj, v.114,Statistics from Paul Corner, s19; Vera Zamagni, The Economic History

39


MARKSÝST BAKIÞ

of Italy 1870-1990 (Oxford, 1993), s225; and Giovanna Procacci, 'Popular Protest', s34.) Söz konusu fiziksel güç artýþý ile endüstrinin savaþ sýrasýnda kazandýðý özel önem, iþçi sýnýfýnýn kendisine güveninin artmasýna ve bununla paralel olarak da savaþýn neden olduðu yoksunluklara karþý iþçi mücadelelerinin artýþýna yol açýyordu. Sýnýf mücadelesinin genel çerçevesi, gýda maddelerindeki kýsýtlamalar ve pahalýlýk ile cepheye sevkiyatlara karþý yapýlan protestolar ile þekilleniyordu. Savaþýn bedeli oldukça aðýrdý, yaklaþýk 5,5 milyon insan cephelere gönderilmiþti, bunlarýn 615 bini hayatýný kaybedecekti Cepheden gelen asker mektuplarý emekçi halký bizzat mücadeleye çaðýrýyordu. Kadýn iþçiler, cepheye gönderilme korkusu yaþamadýklarýndan mücadelede ön saflarda katýlýyorlardý. 1917'de ilk genel grev dalgasý Torino'da gýda kýtlýðýna karþý yapýlan bir protestoda 2 kiþinin öldürülmesine karþý baþladý. Ýþçi sýnýfýnýn devrimci iktidar adayý olarak kendisini ilk defa gösterdiði 1917 Torino grev süreci boyunca kadýn iþçiler Ýtalyan "carabinerisi"ne (polis gücü) "Kardeþlerinizi vurmayýn" çaðrýlarý yapýyordu. Ne var ki grev dalgasý çok sert þekilde bastýrýlacak 50'den fazla iþçi katledilecekti. Ekim Devrimi Ýtalya'da Sýnýf Mücadelesini Etkilemeye Baþlýyor 1917'de gerçekleþen bir olay vardý ki tüm dünyayý sarstýðý gibi Gramsci'yi de derinden etkiledi. Çarýn devrildiði, iþçilerin ve köylülerin ayaklandýðý ve baþarýlý olduðu, askerlerin ayaklanmaya katýldýðý haberleri Ýtalya'yý tam da sýnýf mücadelesinin yükseldiði bir evrede yakaladý ve etkisi muazzam oldu. Ekim Devrimi'nin ilham verdiði milyonlar ve özellikle baþýný Torinolularýn çektiði kent proletaryasý artýk hayata daha farklý gözlerle bakmaya baþlamýþlardý. Gramsci için Ekim Devrimi'nin anlattýðý baþka þeyler daha vardý. Gramsci'nin Ekim Devrimi'nden çýkardýðý en temel sonuç, 2.Enternasyonal'in tarihe þema ve aþamalarla bakan, kaba-mekanik materyalizm ve determinizmin iflas ettiðiydi. Bunu "Kapital'e Karþý Devrim" adlý makalesinde ifade etti ve burada 2.Enternasyonal'e hâkim olan pozitivizm ve teleolojik yorumlarý mahkûm etti. Yazýsýnýn ismi ilk 1917'de gerçekleþen bir olay vardý ki tüm bakýþta kafa karýþtýrýcý gibi gelse de bunun bir açýkdünyayý sarstýðý gibi Gramsci'yi de derinden lamasý vardýr. 2.Enternasyonal'e liderlik eden siyasi etkiledi. Çarýn devrildiði, iþçilerin ve köylülerin düþünce Marksizmin en baþ temsilcileri olarak biayaklandýðý ve baþarýlý olduðu, askerlerin linmekte, Kautsky de Ortodoks Marksizmin üstadý ayaklanmaya katýldýðý haberleri Ýtalya'yý tam da olarak takdim edilmekteydi. Lenin bile 1914'e kadar sýnýf mücadelesinin yükseldiði bir evrede Kautsky'i üstat olarak kabul etmekteydi. Lenin ya da yakaladý ve etkisi muazzam oldu. Troçki, Ýtalyan solu için henüz yabancý isimlerdi. Dolayýsýyla Gramsci yazýsýna verdiði "Kapital'e Karþý Devrim" ismini Ortodoks Marksizm'in babasý olarak görülen Kautsky ve düþüncesine bir eleþtiri olarak kasýtlý biçimde verdiðini düþünebiliriz. Zira, bu anlayýþ Rusya gibi Ýtalya'yý da tarihsel olarak ilk önce demokratik kapitalist geliþme aþamasýný yaþamak zorunda olan ülkeler olarak tarifleyerek iþçi iktidarý ve sosyalist devrimin bu ülkeler için gündemde olmadýðýný iddia ediyordu. Gramsci'ye göre Bolþevikler, tarihsel materyalizmin hiç de sanýldýðý gibi katý olmadýðýný göstererek aslýnda bu kitabýn yaþayan, içkin düþüncesini hayata geçirmiþlerdi. (aktaran M.Yetiþ, Gramsci Hapishane Defterleri, s.34) Burada, bu düþünceler ile Troçki'nin formüle ettiði "sürekli devrim" kuramý arasýndaki paralellikler dikkate çeker. Troçki, Rusya'da 2.Enternasyonal'in merkezi görüþlerine daha 1903 gibi erken bir tarihte karþý çýkarak ve hatta bu anlayýþtan gerçek anlamýnda Nisan Tezleri ile 1917'de kopabilecek olan Bolþevik görüþten de daha açýk bir formülasyon geliþtirerek Rusya'da köylülerin desteði alan, sömürülen ve ezilen yýðýnlarýn liderliðine geçecek olan proletaryanýn iktidarý almak zorunda kalacaðýný öngörmüþtü. Bu teorisini geliþtirirken de eþitsiz bileþik geliþim diyalektik yasasýný kendisine temel almýþtý. Bu yasaya göre tarihsel geliþim farklý ülkeler ve coðrafyalarda eþitsizdir, yani bir yerde en modern fabrikalar, uçaklar vb'leri kullanýmda iken bir baþka yerde ilkel çaðlarýn yaþama biçimi hüküm sürebilir. Diðer taraftan tarihsel geliþim bileþiktir, geri bölgeler geliþmiþ bölgelerin takip ettiði geliþim çizgisini aynen takip etmezler, bu bölgelerin kazanýmlarý kendisini tüm bölgelere yayma eðilimindedir. Örneðin geri Çarlýk Rusya'sý sanayileþmeye yüzlerce yýl sürecek olan manüfaktür vb. aþamalarý geçerek deðil doðrudan Batý Avrupa'nýn en geliþkin üretim birimleri ile baþlamýþtýr. Bu yasayý geliþtirdiði teorilerinde etkili bir þekilde kullanan Gramsci, sürekli devrim teorisiyle kendisinin tutumu hakkýnda bir paralellik iliþkisi kurmayacaktýr, tabii ki þunu eklemek gerekir ki Gramsci'nin faþizmin hapishanelerinde Troçki'nin kitaplarýna özellikle ulaþmak isteyip ulaþamadýðý bilinmektedir. Bir de Troçki konusundaki tutumunun ne kadarýnýn Togliatti ve ÝKP tarafýndan sansürlendiðinin bugün için de muamma olduðunu eklemeliyiz. Burada vurgulanmasý gereken bir diðer nokta da 1925-26 gibi tarihlerde Troçki önderliðindeki Sol Muhalefet'e mesafeli hatta karþýt duran James

40


P.Connon ya da Andreas Nin gibi tarihsel kiþilerin olaylarýn akýþý sonrasýnda Troçkist hareketin en önemli figürleri haline geldikleridir. Yani, daha sonra Stalin'e karþý eleþtirel tutumlar alan Gramsci'nin 20'lerin sonlarýndan itibaren beliren geliþmeler ýþýðýnda pekâlâ Troçki karþýsýndaki tavrýnýn deðiþebileceði savunulabilir. Fabrika Konseyleri Deneyimi Gramsci'nin, Ekim Devrimi'nden çýkardýðý en büyük sonuçlardan birisi de onun Sovyet deneyiminin Ýtalya'da da uygulanabilir ve uygulanmasý gereken bir þey olduðu idi. Nitekim, 1919-20 yýllarý giderek artan sýnýf radikalizminin bir ürünü olarak tarihe iki kýzýl yýl (Biennio Rosso) olarak geçecek ve Gramsci kuzey Ýtalya'da ortaya çýkacak konsey hareketinin baþýnda Ekim derslerini uygulamaya sokacaktý. 1919'da 1663 tane endüstri temelli grev yaþanýrken bu sayý 1920'de bu sayý 1881'e çýkacaktý. Savaþ sonrasýnda evlerine dönen silahlý eski askerlerin baþýný çektiði köylülerin toprak iþgallerinde patlama yaþanýyordu. Biennio Rosso ve fabrika konseyleri, Ýtalyan emek hareketinin tarihi zirvesine iþaret ediyordu. ÝSP'nin üye sayýsý bu iki yýlda 200 bine ulaþýrken, partiye baðlý sendika konfederasyonu CGL'nin üye sayýsý çeyrek milyondan 2 milyona fýrlýyordu. (aktaran M.Trudell, Maurice Neufeld, Italy, School for Awakening Countries: the Italian Labour Movement in its Political, Social, and Economic Setting from 1800 to 1960 (New York, 1961), p547.) Sovyet-konsey deneyimi Gramsci için her þeyden evvel iþçi sýnýfýnýn yaratýcý eylemci gücünü ve sosyalist toplumun gelecekteki mimarý olarak tüm potansiyellerini ortaya koyuyordu. Ýþçi sýnýfýnýn müdahale yeteneðine duyduðu güven ve sempati Ekim Devrimi'nin bir ürünü olarak þekillenmiþti. Burjuva demokrasisinden farklý olarak katýlýmcýlýðý ile niteliksel bir sýçramayý ifade edecek olan iþçi demokrasisinin bel kemiði de fabrika konseyleri-sovyetler olacaktýr. Ayrýca, Gramsci, yeni türden bir devletin, iþçi devletinin siyasal biçiminin konseylersovyetler vasýtasýyla belirleneceðini Ekim Devrimi'nden öðrenmiþti. Gramsci savaþ sonrasý Ýtalya'nýn Rusya'daki gibi radikal bir dönüþüme açýk olduðu fikrinden yola çýkarak konsey hareketini Sovyet deneyiminin dersleri ýþýðýnda yeni bir toplumun habercisi olarak gördü. Mayýs 1919'da çýkarmaya baþladýðý L'Ordine Nuovo (Yeni Düzen) dergisi etrafýnda bu hedefe yönelik çalýþmalara koyuldu ve giderek konsey hareketi içerisinde etkili olmaya baþladý. Hatýrlanmasý gereken Sovyet deneyiminin o sýralar Rusya ile sýnýrlý kalmadýðý ve Almanya, Avusturya ve Macaristan'a yayýldýðý idi. Gramsci, iþçi konseylerinde yeni toplumun nüvesini ve öncüsünü görüyordu. Konseyler bir yandan yeni bir iktidar organý iþlevini üstlenirken diðer yandan eskiden kopuþu temsil ediyordu. "Fabrika konseyleri, bir iþçi devletinde özyönetimin yolunu açacaðýndan, Ýtalyan iþçi sýnýfý hesabýna bu tarihsel deneyimlerin bir ilk adýmý olmuþtur... Yoldaþlar, bu sorunlarý fabrika meclislerinde tartýþarak, hemen iþe giriþilmelidir. Bu tartýþmalara çalýþan kitlelerin tümü katýlmalý ve onlarýn deneyim ve

MARKSÝST BAKIÞ

belleklerinin ýþýðýnda, sorunlarýn çözümüne katkýda bulunulmalýdýr. Tüm fabrika meclislerinde, bu sorunlar üstüne, kapsamlý önergeler tartýþýlýp, oylanmalýdýr: ve bu kongrelerde, sunulacak raporlar fabrika meclisi tartýþmalarýnýn, bütün çalýþan kitlelerin somut hakikati arama konusunda sarf ettiði düþünsel emeðin damýtýlmýþ halini temsil etmelidir. Torino Konseyler Kongresi o zaman ve

ancak o zaman, en Sovyet-konsey deneyibüyük tarihsel önemde mi Gramsci için her bir olay olacaktýr." (A.Gramsci, Komünist þeyden evvel iþçi Partiye Doðru, Belge sýnýfýnýn yaratýcý Yay, s.62) Burjuva toplumun birer parçalarý eylemci gücünü ve sosyalist toplumun durumunda olan iþçi sendikalarýnýn ve ÝSP gelecekteki mimarý gibi partilerin yeni olarak tüm potantoplumun ve kopuþun siyellerini ortaya ifadeleri olamayacaðýný görmüþtü. Sendikalarýn, koyuyordu. Ýþçi sistem içindeki doðal sýnýfýnýn müdahale pozisyonu uzlaþmaya yeteneðine duyduðu dayanmalarý idi. güven ve sempati Endüstriyel yasallýk ile Ekim Devrimi'nin bir sözleþme iliþkisi de ürünü olarak þekillensendikal yaþamýn bir parçasýdýr. Ýþverenle miþti. Burjuva iþçinin birlikte var demokrasisinden farkolmalarý koþulu lý olarak katýlýmcýlýðý sendikalarýn varlýk nedeni idi. Bu durumda ile niteliksel bir sýçrasendikalarýn iþçi mayý ifade edecek dinamizmi ve olan iþçi demokraradikalliðinde kaos ve sisinin bel kemiði de dikbaþlýlýk görmeleri fabrika konseyleriþaþýrtýcý deðildir. Nitekim, profesyonel sovyetler olacaktýr. sendikacýlýðýn iþçi sýnýfýnýn gündelik varoluþ biçimlerine yabancýlaþmasý, bunun bir makam-mevki haline dönüþmesi kaçýnýlmaz þekilde bürokratizm eðilimini beraberinde getirecektir. Dolayýsýyla sýnýflarýn ortadan kaldýrýlmasý hedefi ile

41


MARKSÝST BAKIÞ sendikalarýn bu hedefin devrimci bir bileþeni olmasý arasýnda bariz bir çeliþki mevcuttur. Hatta varlýðýný emek sermaye çeliþkisindeki sözleþme iliþkisine ve genel uzlaþma mantýðýna borçlu olan sendikal bürokrasinin iþçi sýnýfýnýn devrimci atýlýmýnýn karþýsýnda bizatihi reformist bir duvar örmesi þaþýrtýcý olmamalýdýr. Fabrika Konseyleri Yeniliyor Ýtalya fabrika konseyleri deneyimi dar bir bölgede sýkýþtýðý ölçüde yenilmeye mahkumdu. ÝSP içerisinde geniþ bir çoðunluk konsey hareketine þüpheyle yaklaþýyordu. ÝSP'nin Turati önderliðindeki reformist kanadýna baðlý olanlar iþçi sýnýfýnýn sendikal örgütlenmesi Genel Emek Federasyonu (CGL)'yi kontrol altýnda tutuyor ve konsey hareketinin etkisini baltalýyordu. Parti merkezi de konsey hareketine sýcak bakmýyordu, Bordiga önderliðindeki boykotçu kanat da sekterlikleri nedeniyle konsey hareketine þüpheyle yaklaþmaktaydý. Parti içinde de oldukça cýlýz kalan L'Ordine Nuovo grubunun üstelik kendisi de siyasal anlaþmazlýklar içerisindeydi. Bunun Faþist Mussolini’nin savcýlarý Gramsci’yi “Bu beynin iþlemesini neticesinde yenilgi kaçýnýlmazlaþýyordu. Gramsci'nin ifadesi olan devrimci 20 yýl durdurmalýyýz” diyerek hapsetmiþlerdi. inisiyatifin böylelikle gücü yetmemiþ oluyor ve bunun neticesinde Ýtalya tepe taklak faþizmin karanlýðýna yuvarlanýyordu. Fabrika konseyleri hareketinin yenilgisi Ýtalya'da yeni bir sayfanýn açýlmasý anlamýna geliyordu. Faþizmin yükseliþe geçmesi bir yana ÝSP içerisindeki çeliþkiler artýk bölünmeye doðru evriliyordu. Komintern, böyle bir bölünmeyi reformistlerden kopuþ baðlamýnda teþvik ediyor, daha doðrusu devrimcileri böyle bir ayrýlýða davet ediyordu. Temmuz 1920 tarihli Komünist Enternasyonal Yürütme Kurulu'na sunulan raporda ÝSP ve ona baðlý CGL konsey hareketine karþý düþmanca tavýrlar içerisinde olmakla acý bir þekilde eleþtiriliyordu, bu metin komünistlerin ÝSP'den ayrýlmasý gerektiðinin sinyallerini veriyordu. Bu ayrýlýk Ocak 1921'de Livorno Kongresi'nde gerçekleþti. Gramsci, derhal yeni kurulan Ýtalya Komünist Partisi'ndeki yerini aldý. 1923'te ÝKP'nin önderliði Bordiga ve merkez komitesinin faþizm döneminde tutuklanmasýndan sonra partinin baþýna geçecekti. Partinin yeni döneme uygun olarak merkezi, disiplinli ve illegal þartlara uygun bir hüviyete bürünmesi için yoðun çaba içerisindeyken Kasým 1926'da Mussolini'nin faþist diktatörlüðü tarafýndan milletvekili dokunulmazlýðý olmasýna raðmen tutuklanýp hapse atýldý. Gramsci, yoldaþlarýyla birlikte yargýlandýðý davada özel olarak kurulmuþ Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafýndan 20 yýla mahkûm oldu. Gramsci, fabrika konseylerinin yenilmesinin ardýndan devrimin yenilgi nedenlerinin araþtýrýlmasý, iktidarýn ele geçirilmesi yolunda yeni ve geçerli taktiklerin geliþtirilmesi amacý ile baþladýðý çalýþmalarýna artýk faþizmin zindanlarýnýn en aðýr koþullarýnda sürdürmek zorunda kalacaktýr. Tutuklandýðý sýrada devam etmekte olduðu "Güney Sorunu Üzerine Kimi Gözlemler" baþlýklý yazýsýný ve daha birçok yazýyý hapishanede devam ettirerek arkasýnda devrimci parti, taktik ve stratejiler, üst-yapý kurumlarý bunlarýn birbirleri ile iliþkisi, tarihsel ve diyalektik materyalizm gibi konularda derin bir yazýn býrakacaktý.

42


MARKSÝST BAKIÞ

Gramsci Dosyasý Gramsci, Hapishane Defterleri ve Düþüncesi Gramsci Marksizm'e katkýlarýný devrimci dönemin neticesinde, yani iki kýzýl yýlýn ardýndan (Biennio Rosso) Ýtalya'da iþçi konseylerinin aldýðý yenilginin nedenleri üzerinde kafa yorarken geliþtirmiþtir. Hatýrlanacak olursa Gramsci, 191920 arasýnda Torino merkezli iþçi konseyleri hareketinin baþýnda bulunuyordu. Ne var ki iþçi konseyleri hareketi iki yýlýn sonunda hýzýný kaybetmeye baþlamýþ; belirli sanayi bölgelerinin dýþýna taþma ve baþta güney Ýtalya'nýn yoksul köylüleri olmak üzere tüm ezilen kesimlere önderlik etme hayati görevini yerine getirememiþti. Ýþçi sýnýfýnýn bu yenilgisi kapitalist sistemin yapýsal krizinin derinleþmeye devam ettiði koþullarda Mussollini önderliðindeki faþist hareketin önünün açýlmasý anlamýna gelecekti. Gramsci'nin esin kaynaðý dönemin tüm devrimcileri ve ileri iþçilerinde olduðu gibi Ekim Devrimi idi. Rusya'da zafere ulaþan sovyet hareketinin bir benzeri olan Ýtalya iþçi konseyleri hareketi ise heyecanlandýrdýðý kitlelerde derin hayal kýrýklýðý yaratarak mücadelesini kaybetti. Bu yenilginin kaynaklarý üzerine yoðunlaþan Gramsci'nin ulaþtýðý teorik açýlýmlarýn baþýnda "Doðu-Batý ikiliði" gelir. Doðu ile Batý arasýndaki farklýlaþmayý anlatýrken Gramsci'nin kullandýðý, ilk bakýþta oldukça muðlâk ve karmaþýk olan gerçekteyse birbirlerine sýký sýkýya baðlý kavramlardan oluþan düþüncesinin çerçevesini de yavaþ yavaþ aydýnlatmaya çalýþacaðýz.

43

Gramsci'ye göre Doðu ile Batý arasýndaki temel fark Doðu'da devletin tüm toplumsal yaþamý domine eden baþat güç olmasý ve bu nedenle sistemin yapýsal krizinin devleti felç ettiði durumlarda devrimsel süreçlerin çok hýzlý bir þekilde ilerleyebilmesiydi. Diðer taraftan Batý'da durum farklýydý. Devletin tüm toplumsal yaþam üzerindeki belirleyici etkisi sýnýrlý idi. Devletin boþ býraktýðý alanlar sivil toplum tarafýndan dolduruluyordu. Burada Gramsci'nin teorik çerçevesinin merkezi önem taþýyan ana unsurlarýndan birine daha deðinmemiz faydalý olacaktýr: "Sivil Toplum - Devlet ikiliði." Bu ikilikte devlet klasik Marksist tanýma uygun bir tanýmlama ile sýnýfsal tahakkümün saðlanmasý için zor ve baskýnýn cisimleþmiþ hali olarak tariflenirken Gramsci sivil toplumu Marks'ýn kullandýðý biçimi ile kullanmaz. Marks'ta sivil toplum, toplumsal sýnýflarýn biraraya geldikleri karþýlaþtýklarý bir üretim iliþkileri arenasýyken Gramsci sivil toplumu devlet dýþýndaki toplumsal örgütlenmeler aðý olarak ifade eder. Buna göre sivil toplum Marks'ta bir alt yapý unsuruyken Gramsci'de sivil toplum bir üstyapý unsurudur. Gramsci'ye göre Batý'da sivil toplumun geliþkin olmasý kapitalist sistem için bir nevi emniyet sübabý vazifesi görür. Yani burjuva devlet mekanizmasýnýn sistemin yapýsal krizinin neticesi olarak felç olmasý durumunda sivil toplum devreye girer ve yapýnýn tümden çökmesine engel olur. "Rusya'da devlet her þey, sivil toplum ise henüz filiz halinde ve istek-


MARKSÝST BAKIÞ

sizdi. Batý'da devlet ile sivil toplum arasýnda kendine olan bir savunma hattýnýn direniþiyle karþý karþýya özgü bir iliþki vardý ve devlet ne zaman sarsýlsa sivil bulurlar." (Gramsci, Selections From Prison Notebooks, toplumun saðlam yapýsý derhal açýða çýkardý"... "En ileri New York: International Publishers, 1971: 235) devletler örneðinde sivil toplum çok karmaþýk ve doðru- Gramsci devlet-sivil toplum ikiliðinde devleti tahakküm, dan ekonomik unsurun felakete yol açan akýnlarýna zor ve baský ile özdeþleþtirirken sivil toplumu hegemon(krizler, depresyonlar vb) direnen bir yapý haline gelya, rýza ve oydaþma ile özdeþleþtirir: "Þu anda yapabilemiþtir." (Antonio Gramsci, Hapishane Defterleri, s.238) ceðimiz, iki temel üstyapý 'düzey'ini saptamaktýr: Ýtalya'da konsey hareketinin yenilgiye uðratýlmasýnda Bunlardan birisi, 'sivil toplum', yani genellikle 'özel' diye etkili olan güçlü sendikal bürokrasi ve reformist partiler, anýlan organizmalar bütünlüðü; öbürü de, 'politik toplum' bunun dýþýnda kilise ve güçlü burjuva entelektüel çevreya da 'devlet' diye anýlandýr. Bu iki düzey, bir yanda egeler gibi faktörler sivil toplumun nasýl etkili olabildiðinin men grubun toplum üzerinde uyguladýðý 'hegemonya' ifadeleriydi Gramsci'ye göre. Buradan þu sonuç çýkýyoriþlevine; diðer yanda da, devlet ve hukuksal iktidar du burjuvazinin toplumsal dokuda derinlere kök saldýðý yoluyla uygulanan 'doðrudan egemenlik' ya da 'komuta' Batýlý kapitalist iþlevine karþýlýk toplumlarda gelir."(Gramsci, 1971:12). devrimci partinin Yani, sivil toplumun güçlü izlemesi gereken olduðu toplumlarda strateji ve taktiksömürülenler mevcut sisteler Doðudakilermi meþru görerek rýza gösden belirli anlamÝtalya'da konsey harekelarda farklýlýk göstermek zoruntinin yenilgiye uðratýldadýr. Gramsci bu masýnda etkili olan farklýlýðý kavramgüçlü sendikal bürokrasi sallaþtýrýrken ve reformist partiler, askeri terminolojiden mevzi ve bunun dýþýnda kilise ve manevra savaþý güçlü burjuva entelekterimlerini ödünç tüel çevreler gibi faktöralýr. Manevra ler sivil toplumun nasýl savaþýnda düþ1919-20 yýllarýndaki fabrika iþgallerinden etkili olabildiðinin man ordunun hatlarýný daðýtmak ifadeleriydi Gramsci'ye için hýzlý ve doðrudan topyekûn güçle saldýrý düzenterirler; ancak bu gönülgöre. Buradan þu sonuç lenirken mevzi savaþý uzun sürelidir, cephe kadar cephe lüðün ortadan kalkmasýnçýký-yordu burjuvazinin gerisi de çok önemlidir ve sonuca gitmek için donanýmlý dan sonra kaba kuvvet ve toplumsal dokuda derinolmak bir zarurettir. Bu anlamýyla Doðu'da devrimci devletin þiddet mekanizöncü manevra savaþýnýn gereklerini hesap edebilir, fakat masý devreye girer. Burada lere kök saldýðý Batýlý Batý'da manevra savaþý vermek mümkün deðildir, mevzi Gramsci'nin zor ve rýza, kapitalist toplumlarda savaþýnýn gerektirdiði donaným ve uzun solukluluða tahakküm ve hegemonya, devrimci partinin ihtiyaç vardýr*. þiddet ve uygarlýk ikilikizlemesi gereken strateji Mevzi savaþý, Gramsci'nin düþünsel sisteminde bizi lerini yöntembilimsel doðrudan hegemonya kavramýna götürür. Þöyle ki açýlardan (yani konunun ve taktikler manevra savaþýnýn deðil de mevzi savaþýnýn gerekli daha iyi anlaþýlabilmesi Doðudakilerden belirli olduðu Batý toplumlarýnda sivil toplum güçlüdür. Sivil için) birbirinden ayýrsa da anlamlarda farklýlýk toplumun içerisinde burjuvaziye karþý adým adým bunlarýn mekanik biçimde göstermek zorundadýr. örülmesi gereken bir hegemonya tesisi mücadelesi, ayrýlamayacaðýný vurgumevzi savaþýnýn temel karakteristiðidir: "Ayný indirgeme ladýðýný bilmek gerekir. siyaset sanatý ve biliminde yapýlmalýdýr, hiç deðilse, Her rýza içerisinde zor unsurunu içerdiði gibi zor kuldolaysýz ekonomik öðenin katastrofik 'baskýnlarýna' lanýmý rýzanýn gösterilmesinin saðlanmasý içindir. (kriz, depresyon vb.) karþý 'sivil toplum'un son derece Gramsci'nin ifadeleriyle "Devlet, kendisi aracýlýðýyla dayanýklý ve karmaþýk bir yapý olarak ortaya çýktýðý en yönetici sýnýfýn, egemenliðini yalnýzca meþru gösterip geliþmiþ devletlerin durumunda. Sivil toplumun koruduðu deðil, yönetimi altýnda tuttuklarýnýn etkin rýzaüstyapýlarý, modern savaþlardaki siper sistemlerine bensýný da kazanabildiði pratik ve teorik etkinlikler bütünzer. Savaþ sýrasýnda, þiddetli bir topçu ateþinin düþmanýn lüðüdür."(Gramsci, 1971: 244). Bu noktada hegebütün savunma düzenini yýkmýþ gibi göründüðü, gerçek- monyanýn özet bir tanýmlamasýný yapacak olursak hegete ise yalnýzca dýþ çeperi yýktýðý anlar olur; ilerleme ve monya bir sýnýfýn kendi çýkarlarýný tüm toplumun çýkarhücum anýnda, saldýrýya geçenler kendilerini hala etkili larý gibi gösterebilme ve bu þekilde diðer sýnýflarýn onay

44


ve desteðini kazanmasýdýr. Hegemonya mücadelesi, bir yandan iþçi sýnýfýnýn burjuva ideolojilerinden kurtulma mücadelesi, diðer yandan da diðer ezilen kesimleri kapsayacak onlara önderlik edecek þekilde onlarla blok kurma mücadelesidir. Hegemonya kavramý esasen Rus devrimcileri tarafýndan Çarlýða karþý verilen mücadelede sýnýflarýn pozisyonlarý ve rolleri konusundaki tartýþmalarda gerek Menþevik gerekse de Bolþevik teorisyenlerce oldukça sýk olarak kullanýlmýþtý. Gramsci bu kullanýmý geniþletip derinleþtirirken 3. Enternasyonal'in 1920-21 yýllarýnda yapýlan 3. ve 4. kongrelerinde Lenin ve Troçki'nin geliþtirdikleri birleþik cephe taktiðini hegemonyanýn oluþturulmasý baðlamýnda çok saðlam bir örnek olarak ele aldý. Ayný þekilde 4. Kongre'den sonra Enternasyonal'e hâkim olan Stalin'in 3. dönem sapmasýný bu çerçevede mahkûm etti. Gramsci hegemonya kavramý üzerinden Ýtalya'da kapitalist sýnýfýn zayýflýðýný ve bunun Ýtalyan toplumsal hayatýna olan etkisine özel bir önem verdi. Ulaþtýðý sonuç, Ýtalyan burjuvazisinin ekonomik geliþmesinin politik dönüþümleri peþi sýra sürükleyecek, ezilen sýnýflarý arkasýnda toparlayacak ve eski politik kurumlarý daðýtacak kadar güçlü olmadýðýydý. Ayrýca devrimci dönemeçte yoksul köylülüðün aktif desteðinin kazanýlamamasý Ýtalyan iþçi sýnýfýnýn yenilmesinde belirleyici olmuþtu. Gramsci bu nedenle güney Ýtalya'nýn geri kalmýþlýðý ve yoksul köylülüðün durumu üzerine önemli çalýþmalarda bulunmuþtur. Bu noktada Gramsci, yenilginin baþlýca nedenlerinden biri olarak devrimci proletaryanýn ezilen diðer toplumsal kesimler Manevra savaþýnda düþ- üzerinde hegemonya tesis edeman ordunun hatlarýný meyiþini görür. O dönemde Ýtalyan daðýtmak için hýzlý ve Sosyalist Partisi doðrudan topyekûn PSI'da Turati öndergüçle saldýrý düzenliðindeki revizyonist lenirken mevzi savaþý kanattan farklý tutumlar geliþtiren uzun sürelidir, cephe Bordiga ve Serrati kadar cephe gerisi de ekonomik geliþçok önemlidir ve sonuca menin iþçi sýnýfýný gitmek için donanýmlý belirli bir aþamadan olmak bir zarurettir. Bu sonra kendiliðinden üstün bir pozisyona anlamýyla Doðu'da sürükleyeceðini devrimci öncü manevra düþünüyorlardý. Gramsci bu savaþýnýn gereklerini ekonomik determihesap edebilir, fakat nist bakýþ açýsýný Batý'da manevra savaþý mahkum ettikten sonra savaþýn vermek mümkün ertesinde ülkeye deðildir, mevzi daðýlan silahlý savaþýnýn gerektirdiði askerleri, köylüleri, donaným ve uzun soluk- çözülmekte olan luluða ihtiyaç vardýr*. küçük burjuvaziyi

MARKSÝST BAKIÞ

arkasýna takacak ideolojik Gramsci, iþçi sýnýfýnýn da söylemler ve politik ekonomik hamleler hegemonya savaþýnda geliþtiren bir devrimci kendi organik aydýnlarýný stratejinin eksikliðine iþaret yetiþtirmesi gerektiði eder. Devrimci proletarya üzerinde durur. Gramsci, salt kendisini ilgilendiren aydýnlarý dar bir tanýmlama iktisadi talepleri yükseltmemeli (Gramsci buna kor- içerisine, profesyonel poratif bilinç demekteydi), entelektüeller tanýmlatüm ezilen kesimlere yeni bir toplumun þafaðýný vaat masýnýn içerisine hapsetmez. Dünya meseleleri etmeli ve bunu bizzat müjdelemeliydi. Tümden hakkýnda kafa yoran, belirli ihmal edilen bütün bu ke- bir bakýþ açýsýnda sahip simler bir süre sonra herkes entelektüel bir faþizmin saflarýný doldurafaaliyet içerisindedir. Ýþçi caklardý. Gramsci daha hapishaneye girmeden önce sýnýfýnýn organik aydýnlarý, kaleme aldýðý ve Hapishane fildiþi kuleden dünyayý Defterleri'nin önceli sayýla- yorumlayan bir antik çað bilecek olan Lyon filozofundan tastamam Tezleri'nde Gramsci farklýdýr. Ýþçi sýnýfýnýn devrimci öncünün izole biçimde bekleme lüksünün organik aydýnlarý üretim olmadýðýný ideolojik sürecinin aktif bir parçasý, geliþimin sürdürmesinin sýnýfýn çýkarlarý doðrulyaný sýra ekonomik ve politik taleplerle kitlelere ulaþ- tusunda hareket eden bir "sürekli ikna ediciler" masý gerektiðini vurgulamýþtý. topluluðudur. Gramsci hegemonyanýn tesisi konusunda aydýnlara özel bir yer ayýrýr. Gramsci açýsýndan "Aydýnlar, egemen grubun toplumsal hegemonya ve siyasal hükümet alt iþlevlerini yürüten 'vekilleri'dir"(Gramsci, 1971: 12) Gramsci, bu noktada geleneksel aydýn - organik aydýn ayrýmýna gider. Geleneksel aydýn, geçmiþ üretim biçiminde hâkim olan sýnýfýn dünya görüþlerinin taþýyýcýsýyken yeni düzenle beraber boþluða düþmüþtür. Fikirlerinin herhangi bir maddi çeliþkinin ürünü olmadýðýný düþünürler ve baðýmsýz olduklarýna inanýrlar; genellikle de toplumdaki hâkim olan çeliþkili bilincin taþýyýcýsýdýrlar. Gramsci organik aydýnlarýn ortaya çýkýþýný ise þöyle açýklar: "Ekonomik üretim dünyasýndaki temel bir iþlevin kökensel alaný üzerinde ortaya çýkan her toplumsal grup, kendisiyle birlikte, organik olarak, yalnýzca ekonomik alanda deðil ama ayný zamanda toplumsal ve siyasal alanlarda da kendisine türdeþlik ve kendi iþlevine iliþkin bir bilinç veren bir ya da daha fazla aydýn katmaný yaratýr." (Gramsci, 1971: 5) Organik aydýnlar, baðlý bulunduklarý sýnýfýn çýkarlarýný bilerek ve bununla paralel þekilde düþüncelerini oluþtururlar. Organik aydýnlar, mevcut toplumsal düzende ezilen sýnýflarýn rýza göstermesinde belirleyici bir rol oynarlar. Bu anlamda Gramsci, iþçi sýnýfýnýn da hegemonya savaþýnda kendi organik aydýnlarýný yetiþtirmesi gerektiði üzerinde durur. Gramsci, aydýnlarý dar bir

45


MARKSÝST BAKIÞ tanýmlama içerisine, profesyonel entelektüeller tanýmlabir kopuþu temsil eder. Gramsci, ayný bakýþ açýsýyla Ekim masýnýn içerisine hapsetmez. Dünya meseleleri hakkýnda Devrimi'ni "Das Kapital'e Karþý Devrim" makalesiyle kafa yoran, belirli bir bakýþ açýsýnda sahip herkes entelektüel selamlamýþtýr. Ýlk bakýþta yanlýþ çaðrýþýmlar yaratan bu bir faaliyet içerisindedir. Dolayýsýyla iþçi sýnýfý kendi adlandýrma ile Gramsci'nin anlatmak istediði 2. içerisinden sýnýf savaþýmýnda hegemonya tesisinde önemli Enternasyonal'e hakim olan ekonomik determinist anlayýþýn roller alacak bir organik aydýn iflasýydý. Bu anlayýþ tarihin tunç Gramsci, Lenin'in geliþtirdiði tabakasýný çýkarmalýdýr. Ýþçi yasalarýndan dem vurarak Leninist öncü parti anlayýþýnda her ekonomik indirgemeciliði öne sýnýfýnýn organik aydýnlarý, fildiþi þeyden önce "tarihe yapýlan bir iradi çýkarýyor ve bu çerçevede kuleden dünyayý yorumlayan bir antik çað filozofundan tastamam müdahale" ile birlikte Marksizmin Rusya'nýn ekonomik geliþiminin farklýdýr. Ýþçi sýnýfýnýn organik "kaderci" versiyonlarýnýn reddini zayýflýðýný göz önünde bulunaydýnlarý üretim sürecinin aktif bir durarak Rusya'nýn ancak burjuva görür. Lenin 2. Enternasyonal'e parçasý, sýnýfýn çýkarlarý doðruldemokratik bir dönüþümü gerçekhâkim olan pozitivist kadercilikten leþtirebileceðini savunuyordu. tusunda hareket eden bir "sürekli ikna ediciler" topluluðudur. Ýþçi bir kopuþu temsil eder. Gramsci, Baþta Kautsky olmak üzere 2. sýnýfýnýn organik aydýnlarýný çýkar- ayný bakýþ açýsýyla Ekim Devrimi'ni Enternasyonal'in teorisyenlerini manýn yaný sýra Gramsci açýsýndan diyalektikten çok mekanik "Das Kapital'e Karþý Devrim" "baþa geçmek isteyen her grubun materyalizme dayanan duruþlarýný makalesiyle selamlamýþtýr. Ýlk en önemli özelliklerinden biri, sýk sýk tarihin tunç yasasý ve bilimi bakýþta yanlýþ çaðrýþýmlar yaratan olarak yanlýþ biçimde referans gösgeleneksel aydýnlarý 'ideolojik olarak' kendine dönüþtürme ve terdikleri Kapital'e dayandýrýyorbu adlandýrma ile Gramsci'nin kazanma yolunda yaptýðý savaþtýr. lardý. Oysa þimdi Bolþevikler tarianlatmak istediði Bu grup, organik aydýnlarýný hin kaderci yorumuna, "pozitivist 2. Enternasyonal'e hakim olan yetiþtirdiði ölçüde, bu dönüþtürme Kapital'e" aðýr bir darbe indiriyorekonomik determinist anlayýþýn ve kazanma iþi çabuk ve etkili du. Böylelikle devrimci partinin olarak gerçekleþtirilebilir." iflasýydý. Bu anlayýþ tarihin tunç oynamasý gereken rolü perdeleyen (Gramsci, Aydýnlar ve Toplum, determinist düþünce alt edilmiþ yasalarýndan dem vurarak Birey ve Toplum Yay, s. 21) olunuyordu. Gramsci, bu eleþtiriyi ekonomik indirgemeciliði öne Gramsci, hegemonya tesisinde ve Hapishane Defterleri'nde derinçýkarýyor ve bu çerçevede Rusya'nýn leþtirdi. Parti teorisi bakýmýndan genel olarak sýnýf mücadelesinde ekonomik geliþiminin zayýflýðýný göz hayati önem taþýyan kehanetin, baþat rolü Modern Prens olarak adlandýrdýðý devrimci partiye verir. önünde bulundurarak Rusya'nýn ekonomik determinizmin ve kaderGramsci þüphesiz Ýtalyan düþünsel ciliðin eleþtirisi O'nu Buharin, ancak burjuva demokratik bir tarihinin temel unsurlarýndan Kautsky, Plehanov ve neodönüþümü gerçekleþtirebileceðini Kantçýlarla hesaplaþmaya götürdü. Machievelli'yi gayet iyi biliyordu savunuyordu. Baþta Kautsky olmak Gramsci'ye göre parti kendisini ve bu kavramsallaþtýrmayý O'nun Prens adlý eserinden ödün almýþtý. üzere 2. Enternasyonal'in teorisyen- kaderciliðe deðil mevcut koþullarýn Machievelli bu eserinde dönemin lerini diyalektikten çok mekanik somut analizine yaslandýrmalý ve en ileri talebi olan Ýtalyan birliðinin materyalizme dayanan duruþlarýný bilinçli özne olarak sýnýf mücadelesaðlanmasý yolunda hayali bir sine aktif biçimde yön vermeye sýk sýk tarihin tunç yasasý ve bilimi çalýþmalýydý. Bütün bunlardan prens aracýlýðýyla gerekli politik olarak yanlýþ biçimde referans gös- Gramsci'nin devrimci parti meseleliderlik, taktik ve stratejinin esaslarýný anlatýyordu. Gramsci'ye terdikleri Kapital'e dayandýrýyor- sine salt pratik politik mücadelegöre Modern Prens iþçi sýnýfýnýn lardý. Oysa þimdi Bolþevikler tarihin den deðil çok güçlü biçimde devrimci öncü partisi idi. Gramsci, felsefeden de ulaþtýðýný çýkarmak kaderci yorumuna, "pozitivist iþçi sýnýfýnýn devrimci öncüsünün yanlýþ olmayacaktýr. Gramsci, Kapital'e" aðýr bir darbe indiriyordu. mekanik materyalizme ve geliþimi, yapýsý ile strateji ve takBöylelikle devrimci partinin tikleri konusunda oldukça geniþ bir ekonomik determinizme karþý biliteratürü arkasýnda býrakmýþtýr. oynamasý gereken rolü perdeleyen linçli insan unsuruna vurgu yapGramsci, bu çalýþmalarý ile devrimmýþtýr. Bilinçli insan unsurunun determinist düþünce alt edilmiþ ci partinin rolü ve görevleri hakkýnkapitalist tarihsel momentteki taolunuyordu. da Lenin'den sonra Marksist parti rihsel anlamý da bunun kolektif teorisine en fazla katký yapan önderirade biçimi olan proleter devrimci lerden biri olmuþtur. öncünün (bunun siyasi partisinin) ta kendisidir. Gramsci, Lenin'in geliþtirdiði Leninist öncü parti anlayýþýnda Devrimci parti egemen sýnýfýn toplum üzerindeki hegeher þeyden önce "tarihe yapýlan bir iradi müdahale" ile birmonyasýný kýrmak için evvela iyice detaylandýrýlmýþ bir ittilikte Marksizmin "kaderci" versiyonlarýnýn reddini görür. faklar stratejisine sahip olmalýdýr. Gramsci, aktif politik haLenin 2. Enternasyonal'e hâkim olan pozitivist kadercilikten yatý süresince aþýrý solcu ve sekter Bordiga çevresine karþý

46


MARKSÝST BAKIÞ özellikle de ittifaklar stratejisi üzerine uzun süren bir kavga vermek zorunda kalmýþtýr. Diðer ezilen kesimlerin duygu ve çýkarlarýný göz etmeyen saf ilkeselciliðin üstesinden gelinmeden proletaryanýn öncü ve hâkim bir sýnýf haline gelmesi mümkün olamaz. Bunun dýþýnda hegemonya savaþýnda devrimci parti kendi saflarýný iyi bir eðitimden geçirmeli ve uzun süreli bir savaþa dayanabilecek kaynaþmýþ bir güç durumuna getirmelidir. Bu noktada devrimci partinin iþçi sýnýfýnýn organik aydýnlarýný yetiþtirmesinin zorunluluðu ortaya çýkar. Gramsci'ye göre, "politik parti, devletin politik toplumda daha geniþ ve daha bileþimli biçimde gördüðü iþi, sivil toplumda gören, yani belli bir egemen grubun organik aydýnlarý ile geleneksel aydýnlarý birbirine baðlayan mekanizmadýr. Parti bu iþi, temel görevine baðlý olarak yapar. Bu temel görev de, kendini oluþDevrimci parti egemen sýnýfýn toplum turanlarý, yani ekonomik olarak doðup geliþen toplumsal grubun öðelerini iþleyip onlarý eksiksiz, sivil ve politik toplumun birer usta üzerindeki hegemonyasýný kýrmak için evvela iyice detaylandýrýlmýþ bir ittipolitik aydýn yöneticisi ve örgütleyicisi durumuna yükseltir."(Gramsci, Aydýnlar ve Toplum, s. 28) faklar stratejisine sahip olmalýdýr. Gramsci, devrimci partinin yapýsýný üç unsurun bileþimi olarak açýk- Diðer ezilen kesimlerin duygu ve lar: " Yaratýcý bir ruh veya örgütsel yetenekten çok disiplin ve sadakatle partiye katýlmýþ, sýradan, ortalama insanlardan oluþan bir çýkarlarýný göz etmeyen saf ilkeselcikitle unsuru. Bunlar olmadan parti var olamaz, fakat tek baþýna bun- liðin üstesinden gelinmeden prolelar da bir partinin olmasýna yetmez. Onlarý merkezileþtirecek, taryanýn öncü ve hâkim bir sýnýf örgütleyecek ve disipline sokacak birinin var olmasý halinde bir güç haline gelmesi mümkün olamaz. oluþtururlar... (Ýkincisi) Ulusal çapta merkezileþtiren, bir güçler Bunun dýþýnda hegemonya savaþýnda kompleksini etkin ve güçlü hale getiren ve bir yana býrakýlmasý halinde her þeyi sýfýra indirecek baþlýca birleþtirici unsur. Bu unsur devrimci parti kendi saflarýný iyi bir eðitimden geçirmeli ve uzun süreli bir büyük bir birleþtirme, merkezileþtirme ve disipline etme gücüne sahiptir; ayný zamanda yenileme gücüne -ve aslýnda bu belki de savaþa dayanabilecek kaynaþmýþ bir diðerlerinin temelini oluþturur- sahiptir... (Üçüncüsü) Birinci unsuru güç durumuna getirmelidir. Bu noktaikincisi ile eklemleyen ve ikisi arasýndaki iliþkiyi, sadece fiziksel da devrimci partinin iþçi sýnýfýnýn olarak deðil, moral ve entelektüel olarak da koruyan bir aracý unsur. organik aydýnlarýný yetiþtirmesinin Tek baþýna bu unsurun partiyi oluþturamayacaðý da doðrudur. Ne zorunluluðu ortaya çýkar. Gramsci'ye var ki, bu unsur, birinci unsurun yapabileceðinden çok daha fazlasýný yapabilir. Ordusuz generallerden söz edilir, fakat gerçekte göre, "politik parti, devletin politik bir ordu kurmak generalleri oluþturmaktan daha kolaydýr." (aktaran toplumda daha geniþ ve daha bileþimli John Molyneux, Marksizm ve Parti, s. 210) Gramsci, devrimci biçimde gördüðü iþi, sivil toplumda örgütün demokratik merkeziyetçilik ilkesi hakkýnda da fikir açýcý gören, yani belli bir egemen grubun görüþler bildirmiþtir. O'na göre yüksek derecede merkezileþme zorunluyken bu, hiçbir þekilde tabanýn pasif biçimde bir memur ve organik aydýnlarý ile geleneksel aydýnkomuta anlayýþýyla hareket etmesi anlamýna gelmez, aksine parti larý birbirine baðlayan mekanizmadýr. militanlarýnýn parti politikasýnýn bilinçli aktif örgütleyicileri olmalarý Parti bu iþi, temel görevine baðlý beklenir. Gramsci, demokratiklik ve merkeziyetçilik arasýndaki geolarak yapar. Bu temel görev de, kenrilim hakkýnda da þunlarý belirtir: "Bürokratikleþmiþ hale gelme tehlikesinin var olduðu doðrudur, her organik süreklilik göz önünde dini oluþturanlar��, yani ekonomik tutulmasý gereken bu tehlikeyi yansýtýr. Gene de süreksizlik ve olarak doðup geliþen toplumsal doðaçlama tehlikesi daha büyüktür." (aktaran J. Molyneux, age, s. grubun öðelerini iþleyip onlarý eksik211)

siz, sivil ve politik toplumun birer usta politik aydýn yöneticisi ve örgütleyicisi durumuna yükseltir."(Gramsci, Aydýnlar ve Toplum, s. 28)

Veli U. Arslan

---* Gramsci'nin manevra ve mevzi savaþý farklýlaþtýrmasý muðlâklýk taþýr. Öncelikle mevzi savaþý ebedi bir strateji midir yoksa sadece belli dönemlerde uygun mudur sorusunun cevabý belirsizlik içerir. Diðer bir karýþýklýk da Rusya ile Batý arasýnda çizilen karþýtlýkta yatar. Var olduðu kabul edilen karþýtlýk Rus devrimci hareketi tarihinin yanlýþ bir tasvirini içerir. Aslýnda Rusya'da 1820'lerde Dekambristlerin Çarlýk rejimine silahlý saldýrýlarý ve 1881'de Narodniklerin Çar'ý suikast ile öldürmeleri gibi manevra savaþýnýn ilk denemeleri baþarýsýzlýkla sonuçlanmýþtýr. Sonraki devrimci kuþaklar tarafýndan ise farklý bir strateji benimsenmiþtir. Otokrasinin yýkýlmasý, on yýllýk Marksist tartýþma hücreleri, 1905'te kitle partisinin oluþturulmasýndan önce bir on yýllýk ekonomist ajitasyon ve 12 yýllýk güçlerin toparlanmasýný içeren uzun soluklu bir mevzi savaþýný gerektiriyordu. Mevzi savaþý, 1905-6 ve 1917'deki manevra savaþlarýnýn altyapýsýný hazýrlamak için gerekliydi. Lenin'in gücü de savunma halinden, mevzi savaþýndan manevra savaþýna stratejik geçiþin ne zaman yapýlmasý gerektiðini kavramasýnda yatýyordu. Dolayýsýyla Rusya'da mevzi ve manevra savaþlarýnýn gerekli geçiþler yapýlarak birlikte kullanýlmasý zaferi mümkün kýlmýþtý.

47


MARKSÝST BAKIÞ

Birinci Yýldönümünde;

TEKEL DÝRENÝÞÝ Geçtiðimiz yýl 17 Aralýk'ta polis Ankara Abdi Ýpekçi Parký'nda beklemekte olan Tekel iþçilerine aðýr bir saldýrý baþlattýðýnda destanlaþan bir iþçi direniþinin startý verilmiþ oluyordu. Tam 78 gün süren Tekel direniþi aylarca Türkiye'nin birinci gündemiydi. Hiç kuþkusuz bu direniþ son yýllarda Türkiye iþçi sýnýfýnýn giriþtiði en büyük kavgaydý. Tekel iþçileri sendikal bürokrasinin her türlü ayak oyununa raðmen 78 gün boyunca Ankara sokaklarýnda direniþlerini sürdürdüler. 1980'den sonra Türkiye'de egemen olan neo-liberal anlayýþla birlikte, özelleþtirme, taþeron, güvencesizlik, esnekleþtirme, sözleþmeli personel gibi kavramlar burjuvazi için birer olmazsa olmaza dönüþtü. KÝT'lerin özelleþtirilmesi sonucu ortaya çýkan "4-B", "4-C" gibi iþçi düþmaný kanunlar da bu anlayýþýn birer ürünüdür. Biz Marksistler, özelleþtirmelere bu kurumlarýn vatan malý ya da kamu mülkiyeti olduðu gerekçesiyle deðil, ki zaten öyle deðillerdi, tam da iþçilerin sosyal güvencelerini, özlük haklarýný gasp ettiði gerekçesiyle karþý çýkýyoruz. Seka, Türk Telekom gibi özelleþtirilen þirketlerin personellerine Tekel iþçileri sendikal bürokrasinin her türlü ayak dayatýlan 4-C yasasý son olarak Tekel iþçilerine dayatýldý ve iþçiler özelleþtirme politikasýnýn sonuçlarýný yaþadýlar. Tekel iþçileri bu yasaya karþý mücadele ederek özlük oyununa raðmen 78 gün boyunca Ankara sokaklarýn- haklarýna ve sosyal güvencelerine sahip çýkmak için sendikal bürokrasiye raðmen yaratýlan taban inisiyatifinin yardýmýyla Ankara'ya geldiler ve 78 günlük destansý bir da direniþlerini sürdürdüler. direniþ gerçekleþtirdiler. Direniþin sýçramasý, iþçilerin Abdi Ýpekçi Parký'nda kendilerine yönelen acýmasýz polis saldýrýsýna direnmesi ile gerçekleþti. Bilindiði gibi bundan sonra direniþ, Türk-Ýþ binasýnýn önüne yani baþkentin göbeðine taþýnacaktý. 78 gün boyunca süren bu direniþten biz devrimcilerin çýkarmasý gereken önemli dersler bulunuyor. Bu derslerden birisi "halklarýn kardeþliði"nin ancak sýnýf mücadelesiyle gerçekleþebileceðidir. Diyarbakýr, Bitlis, Samsun, Ýzmir, Ýstanbul gibi çeþitli þehirlerden gelen Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Alevi ve Sünni iþçiler omuz omuza mücadele vererek insanlarý birbirinden ayýran þeyin yalnýzca sömürücüler ile alýnteri dökenler arasýndaki ayrým çizgisi olduðunu bizlere bir kez daha kanýtladýlar. Tekel Direniþi'nin bizlere gösterdiði temel noktalardan birisi de devrimci siyasetin baþ aktörünün iþçi sýnýfý olmasý gerektiðidir. Ýþçi sýnýfý potansiyellerini Tekel direniþinde çok parlak bir þekilde ortaya koymuþtur. Tek baþýna Tekel direniþi ülkeyi sallamaya, patronlarý titretmeye yetmiþtir. Düþünün bir de bir bütün olarak iþçi sýnýfýnýn yeni Tekeller biçiminde ayaða kalktýðýný. Bu anlamda toplumsal devrimin ipuçlarý Tekel direniþinde bulunmaktadýr. Tekel direniþinde daha genel sonuçlarýn da ipuçlarý bulunabilir. Emperyalist kapitalist sisteme karþý tek geçerli mücadele biçiminin proleter devrimcilik olduðu da kavranmasý gereken bir sonuçtur. Emperyalist kapitalist sisteme karþý ancak iþçi sýnýfý karþý koyabilir ve onu yenebilir. Ara sýnýflarýn en keskin gözüken biçimleri bile esasýnda sistemle uzlaþmaya programlanmýþtýr.

48


MARKSÝST BAKIÞ

Direniþin Genelleþmesi ve Genel Grev Sloganýna Dair Bu derslere paralel þekilde Sürekli Devrim Hareketi olarak direniþ boyunca "Tekel direniþini genelleþtirelim" kampanyasýný hayata soktuk. Eylem alanýnda ve yayýnlarýmýzda sürekli olarak Tekel Direniþi'nin genelleþtirilmeden baþarýya ulaþamayacaðýný ifade ettik. Ýþin içine itfaiye iþçilerinin, tersane iþçilerinin, slikozis hastalýðýna yakalanmýþ kot taþlama iþçilerinin, atamasý yapýlmayan öðretmenlerin, kamu emekçilerinin, emeklilerin, iþsizlerin ve öðrencilerin girmesi durumunda meselenin salt Tekel mücadelesi olmaktan çýkýp bir genel emek mücadelesine dönüþeceðini ve bunun için de mücadeleyi kendi sýnýrlarý içinde tutmak isteyen sendikal bürokrasinin aþýlmasý gerektiðini söylemiþtik. Diðer taraftan burada bir ayrýma gitmek gerekiyor. Direniþi genelleþtirelim sloganý solun geneli tarafýndan "genel grev" biçiminde formüle edildi. Oysa genel grev için koþullarýn oluþmadýðý ortadaydý, zira AKP destekçisi olan Türk Ýþ liderliði devrilmeden genel grev gerçekleþtirilemezdi. Bu ise yakýn gelecekte mümkün gözükmüyordu. Bu durumda boþa atýlan genel grev sloganý Tek Gýda Ýþ bürokrasisi ve baþýndaki Mustafa Türkel'in imdadýna yetiþmekteydi. Çünkü Mustafa Türkel ve yanýndaki bürokrat tayfasý Ankara'nýn göbeðindeki kýzýþkan atmosferde direniþin bürünebileceði radikal biçimlerden deli gibi korkuyorlardý. Ýdaresi ellerinde olan Tekel direniþi onlar için adeta ateþten gömlek durumundaydý. Bu yüzden "artýk iþ bizden çýktý büyük konfederasyonlar devreye girmeli" havasýný yaratarak sonuç alýcý olan meþru ve fiili eylemleri engelliyorlardý. Hemen herkes tarafýndan kolaylýkla benimsenen bu slogan etrafýnda yaratýlan atmosferde sadece genel grev bu iþi çözebilir fikri mücadeleye egemen oldu. Bu þekilde direniþ genel grev boþ sloganý etrafýnda bir konaklama ve bekleme havasýna bürünerek pasifizmin kucaðýnda kendisini tüketiyordu. Tekel Direniþi'nde yenilgiye giden yol bu þekilde döþenecekti. Yani genel grev sloganý direniþin genelleþmesi konusunda meselenin içinin boþaltýlmasý anlamýna geliyordu. Çünkü direniþin genelleþmesi ancak en baþta zaten o dönemde kendi iþ kollarýnda mücadele içerisinde aktif durumda olan (itfaiyeciler gibi) iþçiler ve doðrudan saldýrý altýnda bulunan diðer iþçi kümelenmelerinin Tekel ile birleþmeleri ile mümkün olabilirdi. Hali hazýrda devam eden iþçi direniþleri de pekâlâ Tekel iþçilerinin yanýnda Ankara'nýn göbeðinde çadýrlarýný kurabilirlerdi. Diðer taraftan Tekel iþçileri sadece kendileri ve onlara desteðe gelmiþ binlerce destekçinin gücüyle bile AKP hükümetini geri adým attýrabilecek güce rahat rahat sahipti. Ama mücadeleye egemen olan Tek Gýda Ýþ bürokrasisi pasifizmi hâkim kýlmayý bildi ve Tekel iþçileri tek bir sokak iþgal etmeden, sessiz sedasýz, bir anlamda yenilgiyi kabul ederek çadýrlarý kaldýrdýlar. Genel grev sloganý bu anlamda hiçbir þey yapmayarak genel grev beklemek biçimindeki bir tür yenilgiciliðe kapý aralayacaktý. Tek Gýda Ýþ bürokratlarý yenilginin yollarýný döþerken genel grev sloganýný ziyadesiyle

istismar ettiler. Mücadelenin Seyrinde Ýþçi Komitelerinin Önemi Baþýndan beri süreci baltalamaya çalýþan sendika aðalarý ile iþçilerin tabanda örmeye çalýþtýðý mücadele inisiyatifi direniþ boyunca defalarca karþý karþýya geldi. Bu çekiþmenin en önemlilerinden birisi iþçi komitelerinin oluþturulmasý konusunda yaþandý. Ýþçi komiteleri, mücadelenin gidiþatý konusunda hayati önemdeydi, çünkü komiteler mücadelenin yönetiminde söz sahibi meþru bir organ olarak seçimler yoluyla oluþturulacaktý. Bunun anlamý, mücadeleyi mengene gibi saran bürokratik kabuðun parçalanmasýydý. Tek Gýda Ýþ bürokrasisi bu nedenledir ki iþçi komitelerini büyük bir tehdit olarak gördü ve her türlü baský metoduyla bunu engellemeye çalýþtý ve bunda da baþarýlý oldu. Tabandaki iþçiler Ýstanbul, Ýzmir baþta olmak üzere yaptýklarý ani eylemlerle bürokratik engellemelerin sýnýrlarýný aþmaya çalýþtýlar. Türk Ýþ önünde de iþçiler defalarca kez sendikal bürokrasiyi sloganlarla topa tuttular. SDH olarak biz de bu protestolarýn olgunlaþýp bir sonuca ulaþmasýný saðlayarak öncesinde birçok ilde zaten seçilmiþ durumda olan Baþýndan beri süreci iþçi komitelerinin hayata geçmesi için mücadele baltalamaya çalýþan ettik. Hatta tabandaki sendika aðalarý ile iþçiprotestolarýn içinde etkili lerin tabanda örmeye olduðumuzu fark eden çalýþtýðý mücadele inisisendikal bürokrasinin ve bizzat Mustafa Türkel'in yatifi direniþ boyunca defalarca karþý karþýya hedef göstermelerine ve geldi. Bu çekiþmenin en kýþkýrtmalarýna maruz kaldýk. önemlilerinden birisi iþçi Dönüm Noktasý komitelerinin oluþturulOlarak 17 Ocak masý konusunda yaþandý. Mitingi Ýþçi komiteleri, mücadeTabandaki iþçi basýncý ile lenin gidiþatý konusunda tepedeki sendikal hayati önemdeydi, çünkü bürokrasinin arasýndaki komiteler mücadelenin gerilim en yüksek nokyönetiminde söz sahibi tasýna 17 Ocak mitingi sýrasýnda ulaþtý. Meydaný meþru bir organ olarak dolduran yüz bin civarýn- seçimler yoluyla da emekçi sadece Tekel oluþturulacaktý. Bunun direniþi ile dayanýþmýyor, anlamý, mücadeleyi 4-C gibi iþçi düþmaný uygulamalarý da protesto mengene gibi saran bürokratik kabuðun ediyordu. Mücadelenin parçalanmasýydý. ateþi içinde alýnmýþ bu tarz miting ve eylem kararlarý sendikal bürokrasinin her türünü kara kara düþündürüyordu. Eylem motivasyonu çok yüksekti. Tekel direniþçileri ve o dönem mücadele içerisinde olan Ýstanbul'daki itfaiyeciler son derece radikaldi. Eylemin Sýhhiye Meydaný'nda olduðu da hesaplandýðýnda sonuç almadan gitmek istemeyecek iþçilerin ülkedeki havayý bambaþka biçimlere sürükleyebilmeleri pekâlâ mümkündü. Bu, AKP'nin ve baðlaþýðý olan Türk Ýþ'in

49


MARKSÝST BAKIÞ

tepe liderliðinin en korktuðu þeydi. Tek Gýda Ýþ bürokratlarý da bu tarz eylemlerde "bela" kokusu alýyor ve iþçilerin mücadele azmini büyük bir sorun olarak görüyordu. Sonuç olarak sert mücadele biçimlerinin ortaya çýkmasý gayet mümkündü. Bu yüzden de sendikal bürokrasi en baþtan önlemini almýþtý. Eylem alanýnda Tekel iþçilerini ayýrt ettirici hiçbir malzeme bulunmuyordu, ne bir önlük ne bir þapka ya da farklý diðer herhangi bir þey. Üstelik mitingin en ön saflarýnda yürümesi gereken Tekel iþçileri ve itfaiyeciler arka sýralara kasýtlý biçimde konulmuþtu. En ön sýraya da Türk Ýþ'in en saðcý kolu olan mafyatik bir örgütü andýran Türk Metal Sen'in adamlarý yerleþtirildi. Sendikal bürokrasi de boþ durmuyordu, dananýn kuyruðu Sýhhiye'de kopabilirdi, bunu engellemek için ne kadar ayak oyunu varsa hepsini çevirdiler. Uzun uzun konuþmalar ve kitlenin heyecanýnýn kýrýlmasý çabalarý sonuç verdi ve eylemin önemli bir kýsmý miting alanýný boþaltmýþtý ama sayýlarý 30 bin civarýnda bulunan kararlý çekirdek miting alanýný sonuç almadan terk etmemekte kararlýydý. Eylemin bittiði anonslarýna raðmen emekçiler alaný terk etmiyordu. Özellikle Tekel iþçileri sazý ele alýyor ve kürsüyü iþgal ediyordu. Tecrübesizliðin bir neticesi olarak yorumlanabilir, kürsüyü iþgal ederken mikrofonu elde etmeye çalýþmadýlar. Bunun neticesinde önce platform çöküyor paniði yaratarak kürsü iþgalini kýrmaya çalýþan sendikal bürokrasi bu olmayýnca durumu kontrol altýna almak için mikrofon sayesinde olaðanüstü çaba sarf edebiliyordu. En tepeden en alta kadar bürokratik mekanizmanýn bütün tabakalarý seferber olarak alanýn boþaltýlmasý için kürsüden iþçilere konuþmalar yaptýlar. Tek Gýda Ýþ'in iki numaralý ismi olan esasýnda da gayet akýcý bir Ýstanbul Türkçesi kullanan Mecit Amaç, iþ kötüye gittiðinde Kürt iþçiler üzerindeki otoritesini kullanmak adýna koyu bir Kürt þivesine dönme kývraklýðýna baþvuruyordu. Sendikal bürokrasi iþçiler üzerindeki basýncý arttýrmak için provokasyonlar örgütlemekten çekinmedi. Bu noktada bazý sosyalist gruplarýn tavrý istismar edildi. Israrla kürsüye yakýn bayraklarý indirin anonsu yapýlýyor, geri bilinçteki iþçilerin harap durumdaki sinirleri sosyalistlere yöneltilmek isteniyordu. Bu kýþkýrtmaya sosya-listler inatlaþarak kolayca av olacaklardý. Birkaç iþçinin bayraklara fiziki müdahalede bulunmasý sonrasýnda arbede yaþanacak diðer iþçiler de kendi içimizde kavgaya baþladýk karamsarlýðý neticesinde miting alanýný boþaltmaya koyulacaklardý. Ýþçileri miting alanýndan gönderen sendikal bürokrasi böylelikle taban basýncýný dizginlemeyi baþarmýþ ve mücadeleyi yatýþtýrmýþtý. Miting alanýný istemeye istemeye öfke içinde terk eden iþçiler Türk Ýþ önünde toplandýklarýnda içlerinden bir kýsmý Türk Ýþ binasýný iþgal ederek sendikal bürokrasinin tavrýný kökten deðiþtirmeye çalýþacaktý. Umutsuz D a n ý þ t a y K a r a r ý n d a n s o n r a ç a d ý r l a r s ö k ü l ü r k e n bir çýkýþ olan bu eylem sendikal bürokrasinin direniþ içindeki güçlerince kolayca sonlandýrýldý. Bu saatten sonra artýk geriye gidiþ baþlayacaktý. Eylemsizlik, Karamsarlýk, Gerileme…... 17 Ocak gününün direniþin gidiþatýnda bir kýrýlma noktasý olduðu söylenebilir. Bu ana kadar var olan iyimserlik ve paralelinde geliþen üretkenlik ve atýlganlýk yerini karamsarlýðýn durgunluðuna ve bekle gör anlayýþýna býraktý. Bu tarih ayrýca Tek Gýda Ýþ bürokrasisinin mücadelenin denetimini net bir þekilde ele aldýðý tarih oldu. Sendikal bürokrasi mücadeleyi frenlemek konusunda artýk iyiden iyiye pervasýzlaþmýþtý. Açlýk grevi, Türkel iþçiler tarafýndan protesto edildiðinde gaz almak için ortaya atýlmýþtý. Normalde Tekel iþçilerinin en son düþünmesi gereken açlýk grevi eylemi bile daha sonra sendikal bürokrasinin baþýna bela olacaktý. Çünkü iþçiler radikaldi ve açlýk grevinde de ýsrarcýydý, bir süre sonra açlýk grevini sürdürmekte ýsrarcý olan iþçiler hakaretlere maruz býrakýldýlar, üzerlerinde büyük basýnç oluþturuldu. Süreç içi boþaltýlmýþ eylemler, dostlar alýþveriþte görsün türünden "dayanýþma" grevleri, "bir gece Ankara'da sabahlama" türünden gereksizliklerle geçirilirken hýzla daralan en kýymetli vakitler bir daha geri gelmeyecekti. 4-C'yi kabul etmek için hükümetin verdiði son güne yaklaþýlýrken tüm umutlar Danýþtay'dan çýkacak müspet karara baðlanmýþtý. AKP hükümeti ile çekiþme içinde olan yüksek yargýnýn bel kemiði Danýþtay'ýn olumlu karar vereceði ortadaydý. Gelgelelim bu karar þekil yönünden bir anlam taþýyordu, yani iþçilere tanýnan son gün sýnýrlamasýný iptal ederek iþçilere fazladan bir 8 ay daha tanýyordu. 4-C'nin iptali söz konusu deðildi. Bizlerin çok önceden tahmin ettiði ve uyardýðý gibi sendika bürokrasisi Danýþtay kararý sayesinde elde edilen bu zamaný Türk Ýþ önündeki direniþi daðýtmak için kullanacaktý. Bu ise direniþin yenilgisi anlamýna gelecekti, bu apaçýktý. Türk Ýþ önündeki çadýrlarý kaldýrmak, baþkentin göbeðinde mücadelede diþle týrnakla elde edilmiþ kazanýmlarý, kamuoyu ilgisini ve beðenisini, umutlarý ve motivasyonlarý olduðu gibi terk etmekti. Bu noktadan sonra geriye dönüþ neredeyse imkansýzdý. Peki, iþçiler neden çadýrlarýn sökülmesine itiraz etmediler? Bu soruya verilecek cevapta en önemli nokta sendikal bürokrasinin Tekel Direniþi üzerindeki mutlak kontrolünün kýrýlamamasýdýr. Tabandan seçi-

50


lerek gelen iþçi komitelerinin hayata geçirilememesi sendikal bürokrasiyi tek otorite haline getirmiþtir. Sendikal bürokrasinin istediði þekilde etkisiz ve anlamsýz çaðrýlar, giriþimler, sloganlar demeçler vb. yoluyla sürecin geçiþtirilmesi ve direniþ alanýnýn bir bekleme ve eylemsizlik alanýna dönüþtürülmesi iþçilerin bedenen ve ruhen yorulmasýna yol açtý. Mücadeleye egemen olan karamsarlýk ve perspektifsizlik hali tabandaki iþçileri mücadelenin gidiþatý konusunda irade koymama eðilimine sevk etti. Tabandaki ileri bilinçli iþçiler her þeyin farkýndaydýlar ama belli ki bu sonucu kabullenmiþlerdi. "Belli olmaz belki de bu 8 ayda bir geliþme olur" iyimserliði belli belirsiz bir avuntuya dönüþmüþtü. Bütün bunlar çadýrlarýn kaldýrýlma sürecini kolaylaþtýrdý. Ýþçiler Çadýrlarýn Sökülmesine Neden Mani Olmadýlar? Aslýnda ileri iþçilerin gördüðü þuydu: Çadýrlarýn kaldýrýlmasýný önlemek veya daha genel olarak mücadelenin gidiþatýnda söz sahibi olmak için yapýlmasý gerekenlerin çýtasý oldukça yüksekti. Asgari olarak sendikal bürokrasi ve onun adamlarýyla kapýþmayý göze almak gerekiyordu. Bu da direniþin bir iç mücadeleye sahne olmasý anlamýna gelecekti. Böyle bir iç mücadelenin sorumluluðunu alarak inisiyatif koymak baþlý baþýna bir iþti. Bir kere iþçilerin önemli bir bölümü bedenen ve ruhen oldukça yorulmuþtu. 'Kaç iþçi bu þekilde hareket edecek' sorusu her daim irade kýrýcý bir soruydu. Gerçekte bu sayý azýmsanmayacak durumdaydý ama ileri iþçiler kendi aralarýnda da oldukça daðýnýklardý, çoðu durumda birbirlerinden habersizlerdi. Ayrýca, bir iç kavga durumunda her þeyin berbat olacaðý kaygýsý oldukça yoðundu. Tüm Türkiye'de umut olan, hemen herkesin saygýsýný ve beðenisini kazanan Tekel direniþinin böyle bir iç kavgayla kamuoyunun gündemine gelmesinin vebali büyüktü. Bütün bunlarýn sonucu olarak ileri iþçiler de adeta kaderlerine boyun eðiyorlardý. Kim bilir belki de durumu tersine çevirecek bir geliþme ortaya çýkacaktý ya da Tayyip Erdoðan tamam sizin dediðiniz olsun diyecekti... Bekleme döneminin haleti ruhiyesi buydu. Sonuçta çadýrlarýn kaldýrýlmasý ve ardýndan geliþen mutlak yenilgi baðýra baðýra geldi. Sendikal Bürokrasi ile Kurulan Çarpýk Ýliþkiler Gözden kaçýrýlmamasý gereken bir diðer nokta da kendisine devrimci diyen birçok grubun sendikal bürokrasi karþýsýndaki tavrýdýr. Tekel direniþinin temel sabotörlerinden Tek Gýda Ýþ Baþkaný Mustafa Türkel, TKP, EMEP, ÖDP, Halkevleri, EHP gibi parti ve gruplarca örnek bir iþçi önderi olarak selamlandý. Þimdi soralým iþçilere çadýrlarýný kaldýrdýklarý için nasýl kýzacaksýnýz? Kendisi için komünist, devrimci vb. sýfatlar kullanan siyasi oluþumlar ki bunlar en bilinen gruplardýr, Mustafa Türkel'i öve öve bitiremezken, onunla röportajlar, paneller düzenleyip onu yiðit bir iþçi önderi gibi lanse ederken iþçilerin büyük kýsmýnýn Türkel'in sözlerini dinlemesine þaþýrmak mümkün mü?

MARKSÝST BAKIÞ

Esasen sayýlarý hiç de azýmsanmayacak düzeyde olan ileri iþçiler, amiyane tabirle Türkel'in ne mal olduðunu biliyorlardý. Ýleri iþçiler, Türkel'i aþmasýna çoktan aþmýþlardý, ama yukarýda açýklamaya çalýþtýðýmýz nedenlerden ötürü belirleyici bir irade koyamadýlar, diðer taraftan 1-2 Nisan eylemlerinde Türkel'i dövmesini de pekala bileceklerdi. Yani yukarýda en bilinenlerini saydýðýmýz Mustafa Türkel'i yiðit bir iþçi önderi olarak sunan birçok sol grup, Tekel direniþi sürecinde ileri iþçilerin gerisinde kalmýþlardý. Çünkü ileri iþçiler Tekel direniþi sürecinde sadece Mustafa Türkel'i deðil, Mustafa Türkel'i destekleyenleri de aþmýþtýr. Sendikal bürokrasiye derhal ente- Kendisine devrimci gre olan bu gruplarýn diyen birçok grubun tekil bir eylem boyutunsendikal bürokrasi da bile iþçilerin gerisinde kalmasý, karþýsýndaki tavrýdýr. ileride ortaya çýkabileTekel direniþinin temel cek büyük mücadele deneyimlerinde oynaya- sabotörlerinden Tek caklarý rol konusunda Gýda Ýþ Baþkaný Mustafa gösterge niteliðindedir Türkel, TKP, EMEP, ÖDP, kuþkusuz. Halkevleri, EHP gibi Çadýrlar parti ve gruplarca örnek Söküldükten Sonra bir iþçi önderi olarak Çadýrlar söküldükten selamlandý. Kendisi için sonra sendika bürokratlarý mücadeleye devam komünist, devrimci vb. edecekleri görüntüsünü sýfatlar kullanan siyasi vermek için 1-2 Nisan oluþumlar ki bunlar en tarihlerinde eylem için yeniden Ankara'yý adres bilinen gruplardýr, gösterdiler. Tabi ki yine Mustafa Türkel'i öve öve bir sürü palavra bitiremezken, onunla eþliðinde. Sonrasýnda Tekel Direniþi boyunca röportajlar, paneller birçok kez tekrarlandýðý düzenleyip onu yiðit bir gibi iþçileri teskin etmek iþçi önderi gibi lanse adýna açýklanan eylem ederken iþçilerin büyük takvimi sendikal bürokrasi için koca bir kýsmýnýn Türkel'in sözyüke dönüþtü. Taban lerini dinlemesine þaþýrdinamiðini alanda yatýþtýrmayacaklarýndan mak mümkün mü? korkuyorlardý þüphesiz. Bunun sonucu olarak hiç de sürpriz olmayacak biçimde 1-2 Nisan Ankara eylemi sendikal bürokrasi tarafýndan örgütlenmedi. Eylemin içi boþaltýldý ve neticede 1 Nisan'da sadece en kararlý iþçiler Ankara'daydý. Ülkenin dört bir köþesine daðýlmýþ iþçilerin örgütlenmesi mümkün olmamýþtý. 1 Nisan'da bir þekilde tekrar Ankara'ya gelen Tekel iþçilerini ise þiddetli bir polis terörü bekliyordu. Sendikal bürokrasi olaylar sýrasýnda ortalarda gözükmeyerek direniþi bir kez daha sattý. 2 Nisan günü "eylemi bitirdik, dönüyoruz" diyen Mustafa Türkel'in ihanetçi yüzü iyice mide bulandýrýcý

51


MARKSÝST BAKIÞ

bir hale bürünecekti. Bu sefer Türkel tepesi iyice atmýþ olan kýzgýn iþçilerin haklý hýþmýna uðrayacaktý. Artýk kaybedecekleri bir þey olmayan ileri Tekel iþçileri gerek sendikal bürokrasiye gerekse AKPli bakanlara alanlarý dar etti. AKP'li bakanlar Tekel iþçilerinin bulunduðu bölgelere geziler düzenlemekten çekinir oldu. Bir diðer ses getiren eylem de Tekel iþçilerinin 1 Mayýs'ta Taksim'de Türk-Ýþ'in sendika aðalarýna alaný dar etmesiyle gerçekleþtirildi. Mustafa Kumlu iþçilerin elinden zor alýndý. KESK'i yönetenlerin 1 Mayýs'taki tavýrlarýndan ötürü Tekel iþçilerini kýnamasý ancak bürokrat dayanýþmasý ile açýklanabilir. Çadýrlarýn sökülmesi sýrasýnda sendikal bürokrasi "nasýl olsa direniþ o tarihe kadar biter" mantýðýyla 26 Mayýs tarihi için göstermelik bir genel grev kararý almýþtý. Tabi hiç de þaþýrtýcý olmayan bir þekilde ne grev oldu ne de baþka bir þey. Bu durumu protesto etmek için Tekel iþçileri Ýstanbul'daki Türk-Ýþ binasýný iþgal ettiðinde sendika aðalarý iþçilerin üzerine polisleri salmaktan çekinmeyerek karakterlerini bir kez daha ortaya koydular. Ayrýca çadýrlar kaldýrýlmadan önce Haziran-Temmuz-Aðustos aylarýnda iþçilerin tekrardan Ankara'da buluþmalarý için alýnmýþ kararlar unutuldu gitti. Böylelikle sendikal aðalýðýn en iyi yaptýðý þeyin oyalama, hile, yalan dolandan ibaret olduðu bir kez daha ortaya çýktý. Sendikanýn yiyicileri kendi inisiyatifleri ile Temmuz ayýnda Ankara'ya gelen Tekel iþçileriyle görüþmekten dahi kaçýnacaktý. Devrimciler ve Sendikalar Bu noktada sosyalistlerin sendikalara nasýl bakmasý gerektiðini de tartýþmak gerekiyor. Türk Ýþ gibi sendikalarýn sýnýf mücadelesindeki temel misyonu sýnýf mücadelelerini kontrol altýnda tutmak ve dizginlemektir. Ancak sendikalar iþçi sýnýfýnýn kazanýlmýþ merkezi örgütlenme yerleri olduðu için mücadele açýsýndan belirleyici öneme sahiptir. Ýþçilerin örgütsüz, sendikasýz bir ortamda mücadele etmeleri çok zordur, bu nedenle iþçi sýnýfý için sendikalaþma mücadelesinin önemi tartýþýlamazdýr. Ancak sendikalarýn sýnýf mücadelesinde ileriye doðru atýlmýþ bir adým anlamýna geldiði gerçeði kadar bu mücadelelerin baþarýya ulaþmasý için sendikalardaki sýnýrlýlýðýn aþýlmasý ve bir noktadan sonra iradenin sendikal bürokrasinin elinden alýnýp tabanda yaratýlacak yeni bir inisiyatife teslim edilmesi gerekliliði de tartýþýlmaz bir gerçektir. Tekel direniþi, tüm görkemiyle emekçi yýðýnlarýn tüm sorunlarýnýn çözümü için yürünmesi gereken yolu bizlere iþaret etmiþtir. Mesele, zaten sýnýf çeliþkilerinin ülkenin esas gündemi haline gelmesi meselesidir. Eðer bu gerçekleþirse ülkenin havasý deðiþiyor, sol nefes alýyor, burjuva iktidarlar zorlanmaya baþlýyor. Bu anlamýyla Tekel Direniþi gibi büyük iþçi direniþlerinde olsun daha küçüklerinde olsun devrimci Marksistlerin bu direniþlerin gidiþatýnda daha etkili olmalarý hayati önemdedir. Bu ise dýþarýdan dayanýþmaya gitmekle gerçekleþtirilemez, mutlaka o da gerekli ve önemlidir, ama esas belirleyici etki ancak Marksist iþçiler yetiþtirmekle kazanýlabilir. Tekel Direniþi'nde az sayýda da olsa örgütlü devrimci Marksist iþçi olmuþ olsaydý direniþin gidiþatý pekala farklý olabilirdi. Ýþçi sýnýfý içerisinde devrimci Marksistlerin güç kazanmasý tarihsel önemde bir olaydýr ve bugünden yarýna gerçekleþtirilebilecek bir þey deðildir. Uzun ve sabýrlý bir mücadeleyi önümüze koymak zorundayýz. Toparlayacak olursak Tekel Direniþi'ni tarihsel bir eylem haline getiren taban inisiyatifiydi. Taban inisiyatifinin örgütlenememesi ve ertesinde zayýflayarak sönümlenmesi sendikal bürokrasinin istediði gibi at oynatmasýnýn yolunu açtý. Tekel Direniþi'nin baþka iþçi direniþleriyle birleþememesi de mücadelenin kaderini tayin eden diðer belirleyici etmendi. Sendikal bürokrasinin ihaneti ve taban inisiyatifinin oluþturulmasýnýn engellenmesi nedeniyle direniþ istenildiði gibi sonuçlanamamýþ ve iþçiler kendilerine dayatýlmýþ olan kölelik koþullarýný kabul etmek zorunda kalmýþ olsa da Tekel iþçileri Türkiye iþçi sýnýfý için umut ve yaratýlacak yeni direniþler için ilham kaynaðý olacaktýr.

52


MARKSÝST BAKIÞ

CHE'NIN YOLU Son dönemde Küba'nýn yeni reformlarla birlikte serbest piyasaya açýlma rotasýna girmesi sýkça yapýlan bir tartýþma konusu haline geldi. Bugüne dek Fidel'i ve Küba rejimini allayýp pullayanlar, SSCB sonrasý oluþan dünya konjonktüründe "sosyalist" bir kýble arayan küçük burjuva solcular dahi, Küba'daki reform sürecinin kaçýnýlmaz bir þekilde serbest piyasanýn restorasyonu olduðunu utangaçça da olsa kabul ediyorlar. Elbette, sürecin neden buraya dayandýðýný ortaya koymadan yapýlacak her türlü açýklama da yeni kuþaklarýn gözünde Küba'nýn da çatýrdamasýnýn yaratacaðý hayal kýrýklýðýný hiçbir þekilde gideremeyecektir. Bugün Küba'daki rejim serbest piyasaya açýlýrken bizler küçük burjuva solcularýnýn yanýlsamalarýnýn iflasýnýn devrimci umutlarý karartmasýna müsaade etmemeliyiz. Bugüne kadar genç nesillere ilham kaynaðý olan Che Guevara'nýn ideallerinin bugünkü Küba'yla neden ters düþtüðü, Che'nin mücadele yaþamý içerisinde gizli. Che Guevara'nýn týp okulundan devrimci mücadeleye evrilen yaþamýnýn kilit noktalarýndan birisi yol arkadaþý Alberto Granada ile birlikte motosiklet sýrtýnda boydan boya arþýnladýðý Latin Amerika seyahatidir. Che, bu yolculuðu sýrasýnda Latin Amerika emekçi halklarýnýn yaþadýðý acýlara ve bundan da önemlisi acýlarýn nedenlerine birebir tanýk olmuþtur. ABD ve onun uluslararasý suç þebekesi CIA'in desteðiyle ayakta duran askeri diktatörlüklerin baskýlarý, dev kapitalist tekellerin dizginsiz sömürüsü ve bunun sonucunda yaratýlan sefalet Che'yi sisteme karþý mücadele etmenin yollarýný aramaya sevketmiþtir. Özellikle gittiði her ülkede benzeri bir manzarayla karþýlaþmasý Che Guevara'nýn enternasyonalist bakýþ açýsýnýn oluþmasýnýn temel etkeni olmuþtur. Che Guevara'nýn mücadelesinin ilk duraklarýndan birisi Jacobo Arbenz'in iktidarda olduðu Guetamala oldu. Jacobo Arbenz Latin Amerika'da daha sonra benzerlerini Þili'de Salvador Allende'den, Venezuella'da Hugo Chavez'e kadar sýkça göreceðimiz reformist-parlamentarist bir hatta sahipti. 1954 yýlýnda özellikle United Fruit Company'nin elindeki geniþ arazileri kamulaþtýrmasý ABD'nin Arbenz'e yönelik kýzgýnlýðýný artýrdý ve CIA destekli bir darbe düzenlendi. Arbenz'in silahlanmak isteyenleri geri çevirmesi nedeniyle darbeye karþý direniþ çok cýlýz kaldý. Che Guevara'da bu direniþ içerisinde yer aldý. Guetamala deneyimi onun fikirlerinin dönüþümünde önemli bir yere sahiptir. En baþta kapitalizmin barýþçýl-parlamentarist yollarla ortadan kaldýrýlamayacaðýna bizzat þahit olmuþtur. Latin Amerika'da özellikle SSCB'ye baðlý komünist partilerin çizgi olarak benimsediði reformizm ve parlamentarizmin çýkýþsýzlýðýný görmüþ ve Stalinizm'in aþamalar teorisine mesafe koymaya baþlamýþtýr. Onun kapitalizmi zor kullanarak yýkma düþüncesi ve mücadele içerisinde reformizmin edilgenleþtirdiði bir nesne olmaktan ziyade aktif bir özne olmaya dayanan çizgisi burada þekillenmiþtir. Che'nin Guetamala'dan sonraki duraðý ise Meksika oldu. Burada, ABD destekli diktatör Batista'yý devirmeyi planlayan Fidel Castro öncülüðündeki Küba'lý devrimcilerle tanýþtý. 1956'da Castro, önderliðindeki 82 gerilla ile beraber Moncado Kýþlasý baskýnýna katýldý ve bu baskýndan sað kurtulan 22 gerilladan birisi oldu. Bu baskýnla beraber Castro, Küba'da nam salacaktý. 1959 yýlýnda Batista'nýn diktatörlüðünün iþçi sýnýfýnýn baþlattýðý yoðun grev dalgasýyla yýkýlmasýna kadar geçen süre boyunca Küba'da gerilla mücadelesinin içerisinde yer aldý. Devrime kadar geçen süre içerisinde Che Guevara'nýn fikirlerinin bakýldýðýnda tarihsel bir farklýlýðýnýn olmadýðý görülebilir. Ancak, bizler için Che'yi politik olarak asýl önemli kýlan dönem devrim sonrasýdýr.

53


Bilindiði gibi devrimin hemen ardýndan, onun karakterinin ne olacaðý konusunda açýk bir tanýmlama yoktur. Castro'nun küçük burjuva bir karaktere sahip olan politik yönelimi onun sýkça yalpalamasýna neden oldu. Baþlangýçta ABD'yi doðrudan üstüne çekmemek adýna devrimin komünist bir nitelik taþýmadýðýný, hümanist bir karaktere sahip olduðunu açýkladý, ardýndan Nisan 1959'da ABD'ye giderek CIA baþkaný ve ABD'li yetkililerle görüþmeler yaptý, uzlaþmaya çalýþtý. Bu dönemde Castro'nun açýklamalarý oldukça ikirciklidir. "Küba'da ne faþizmin ne Peronizm'in ne de komünizmin izi olmayan gerçek bir demokrasi kurmak istiyoruz." sözleri adeta ABD'ye verilmiþ bir ince mesaj gibidir. Elbette Castro'nun burada bahsettiði "gerçek demokrasi" ancak emperyalist baskýlarýn izin verdiði geniþlikte kalacaktýr. Nitekim 1962 yýlýnda ABD'nin Domuzlar Körfezi çýkarmasýný yapmasýyla birlikte Castro önderliði faþizmden, komünizmden ve Peronizm'den baðýmsýz "gerçek demokrasiyi" terk ederek SSCB'ye yanaþmaya karar vermiþtir. Öte yandan, Castro'nun kendini sosyalist olarak nitelemesini zorlayan faktörler arasýnda kitlelerin uyguladýðý basýncýn ve Che Guevara'nýn önemli etkisi bulunmaktadýr. Che Guevara devrimin nefes alýp ABD'nin saldýrýsý karþýsýnda ayakta kalacaðýný anladýðý dönemden itibaren Küba'da devrimin tepesine yerleþen bürokrasinin yukardan aþaðý dayatmalarýna karþý çýkmýþ, öte yandan Küba'da hala varlýklarýný sürdürmekte olan eski rejimin mensuplarýnýn tasfiye edilmesini þiddetle savunuyordu. Che'nin üzerinde durduðu asýl noktalardan biri devrimin almasý gereken tedbirlerin yarýda kesilmesi durumunda yaþama þansýnýn kalmayacaðýydý. Bu noktada Che'nin Stalinizm'in aþamalar teorisiyle ve sosyalizme kendiliðinden geçiþe dayalý evrimci anlayýþla arasýna mesafe koymasý önemlidir. Özellikle Ekim Devrimi ve Bolþevik Parti deneyimi onun önemli dersler çýkarmasýný saðlamýþtýr. Sosyalizme geçiþte kitlelerin radikalliðinin yanýnda, devrimci bir öncünün varlýðýnýn bu aþamalarý ortadan kaldýrmayý mümkün kýlacak tek etken olduðunu belirtmiþtir: "Lenin bize þunu söyler: Bir toplumdan diðerine geçiþ mekanik bir olay deðildir. Þartlar çeþitli katalizörler tarafýndan hýzlandýrýlmýþ olabilirler. Devrimci Leninizm 1917'de ve günümüz Latin Amerika'sýnda þunu ifade eder: 'Eðer proletaryanýn esas taleplerini ön plana koyabilecek, nereye gidileceðini açýkça görebilecek ve yeni bir toplum oluþturmak için iktidarý almayý deneyebilecek bir proletarya öncüsü varsa, aþamalarý hýzlandýrmak ve yok etmek imkâný vardýr." (1) Che Guevara ayný zamanda devrimin görevlerini yalnýzca Küba içerisinde alýnacak sosyalist önlemlerle sýnýrla-

MARKSÝST BAKIÞ

mamýþ, aksine emperyalizmden kesin kurtuluþun ancak uluslararasý bir baþkaldýrý dalgasýyla mümkün olacaðýný görmüþtür. Özellikle, Latin Amerika eksenli kýtasal bir devrim Che'nin sonraki mücadele yýllarýnýn da temel eksenini oluþturmuþtur: "Latin Amerika'nýn tüm bir

panoramasý gözler Castro, yeni kurulan rejimin önüne serildiðinde SSCB'ye raðmen ayakta kalamayazaferin tecrit edilmiþ caðýný düþünüyordu. Bu yüzden bir tek ülkede Küba'nýn SSCB'nin Atlantik'teki kazanýlabileceðine batmayan uçak gemisi olmasýna inanmayý çok zor ses çýkarmayacaktý. Bunun anlamý buluyoruz. Baský Küba'nýn ABD egemenliðinden güçlerinin birliðine çýkýp Rus egemenliðine girmesiyhalkýn güçlerinin di. Küba ekonomisi hýzla SSCB birliðiyle karþý çýkýl- ekonomisine baðýmlý hale getirilmalýdýr. Baskýnýn di. Bu, esas olarak Küba'nýn þekerhoþgörü sýnýrýný kamýþý odaklý bir monokültür aþtýðý her ülkede ekonomisine dönüþmesi anlamýna isyan bayraðý yük- geliyordu. Böylelikle Küba fakir ve geri kalmýþ bir ülke olmaya yazgýlý seltilmelidir ve bu hale gelecekti. Castro, SSCB'deki bayrak, tarihsel bir rejimin bürokratik karakterini de gereklilik olarak, Rusya'dan ithal edecek ve yaþama kýtasal karakterde geçirecekti. Che ise sonuna kadar olacaktýr. Fidel'in bunlara karþý idi. Ayrýþma kaçýnýlsöylemiþ olduðu gibi maz hale gelmiþti. Açýktýr ki A n d e a n SSCB, Castro üzerinde baský uyguK o r d i l l a r a ' l a r ý layarak Che'ye kapýnýn gösterilAmerika'nýn Sierra mesini istiyordu. Bu koþullar altýnMaestralarý olmaya da Che, çok sýnýrlý imkanlar m a h k u m d u r. " ( 2 ) içerisinde Küba'yý terk ediyor ve Che Guevara tek kendi doðru bildiði yolda kýtasal ülkede sosyalizmin devrimler için Afrika'ya geçiyordu. kurulamayacaðýna dair bu sözleri ve kýtasal devrim anlayýþý ile Stalinizmle arasýndaki baðlarý atýyordu. Bu, aslýnda ABD ve SSCB önderliðindeki Soðuk Savaþ dünya statükosuna karþý bir baþkaldýrýydý. Bu elbette ki statükonun egemenlerini fazlasýyla rahatsýz edecekti ki bunlar içerisinde dünya statükosunun iki büyük bekçisinden birisi olan Stalinist

54


SSCB en baþta geliyordu. Bu durumda Che'nin Küba'da Castro ile beraber durmasý mümkün deðildi. Castro, þüphesiz, yeni kurulan rejimin SSCB'ye raðmen ayakta kalamayacaðýný düþünüyordu. Bu yüzden Küba'nýn SSCB'nin Atlantik'teki batmayan uçak gemisi olmasýna ses çýkarmayacaktý. Bunun anlamý Küba'nýn ABD egemenliðinden çýkýp Rus egemenliðine girmesiydi. Küba ekonomisi hýzla SSCB ekonomisine baðýmlý hale getirildi. Bu, esas olarak Küba'nýn þekerkamýþý odaklý bir monokültür ekonomisine dönüþmesi anlamýna geliyordu. Böylelikle Küba fakir ve geri kalmýþ bir ülke olmaya yazgýlý hale gelecekti. Castro, SSCB'deki rejimin bürokratik karakterini de Rusya'dan ithal edecek ve yaþama geçirecekti. Che ise sonuna kadar bunlara karþý idi. Ayrýþma kaçýnýlmaz hale gelmiþti. Açýktýr ki SSCB, Castro üzerinde baský uygulayarak Che'ye kapýnýn gösterilmesini istiyordu. Bu koþullar altýnda Che, çok sýnýrlý imkanlar içerisinde Küba'yý terk ediyor ve kendi doðru bildiði yolda kýtasal devrimler için Afrika'ya geçiyordu. Ancak, Che Guevara'nýn içerisinde boþluklar bulunduran devrimci stratejisinin en sýkýntýlý yaný mücadele içerisinde iþçi sýnýfýnýn rolünü yeterince kavrayamamasýdýr. Bu sýkýntý dünya devrimi algýlayýþýnda da mevcuttur: Özellikle Latin Amerika'da emekçi sýnýflarýn kapitalizme karþý harekete geçirilmesinden ziyade gerillacýlýða yönelmesi Che'nin algýlayýþýndaki en önemli eksikliktir. Che Guevara bu yönüyle devrimci Marksizm'den uzaklaþmaktadýr. Che Guevara için sýkça tartýþýlan konulardan biriside Troçkizm'e olan yaklaþýmýdýr. Bu konuda çok somut veriler olmamakla birlikte Che'nin Stalinizmden uzaklaþmaya baþladýkça Troçkizm'e doðru bir yakýnlaþma gerçekleþtirdiði açýktýr. Bunu, onun Küba'lý Troçkistlere yönelik yaklaþýmýndan da çýkarabilmekteyiz. Baþlangýçta olumsuz yaklaþtýðý Troçkistlere, rejimin baskýlarý karþýsýnda sahip çýkmasý, Küba'lý bazý öðrencilerin kendisini Troçkist olarak suçlamasýna verdiði "Bence temelde hatalý olmasýna raðmen, Troçki'nin düþüncelerinden alabileceðimiz bir dizi fikir vardýr…"(3), Küba'da Sürekli Devrim kitabýný basan matbaanýn tahrip edilmesini kýnamasý ve Troçki'nin Rus Devrim Tarihi ve Ýhanete Uðrayan Devrim kitaplarýný Bolivya

MARKSÝST BAKIÞ

Daðlarý'nda yanýnda taþýmasý onun Elbette Che'nin bugünlere Troçkizm tam bir býraktýðý ilham gelecek kayýþ yaþamasa kuþaklar için onun da, Troçkizm'e yönelik tabularý ideallerinin gerçekleþtirilve yasakçýlýðý mesinde önemli bir parçalayan bir yardýmcý rol oynayacaktýr. hatta sahip Tarih devrim mücadelesinin olduðunu göster- önüne geçenleri hak mektedir. Tabiki ettikleri þekilde Che'nin bu yöneli- cezalandýrýrken, Che gibi mi SSCB mücadele içerisinde bürokrasisinde kahramanlaþan gerekli tepkiyi almakta gecik- devrimcilerin portrelerini memiþtir. Özellik- daha da parlatmaktadýr. le Bolivya'ya Che'nin bugün dünyanýn çýkarma yap- bütün sokaklarýnýn, bütün masýyla birlikte mücadele alanlarýnýn en Che Guevara büyük ilham kaynaklarýn"Troçkist" olmak- dan birisi olarak anýlmasý la suçlanmýþtýr. bunun kanýtýdýr. Bu durum Che Guevara'nýn Bolivya'da neden büyük yoksunluklar içerisinde CIA'in eline düþtüðünü aydýnlatmaktadýr. Soðuk Savaþ denklemlerini bozan, bürokratik elitlerin rahatýný kaçýran Che adeta yok sayýlarak, ölüm mangalarýnýn insafýna terk edilmiþtir. Elbette Che'nin bugünlere býraktýðý ilham gelecek kuþaklar için onun ideallerinin gerçekleþtirilmesinde önemli bir yardýmcý rol oynayacaktýr. Tarih devrim mücadelesinin önüne geçenleri hak ettikleri þekilde cezalandýrýrken, Che gibi mücadele içerisinde kahramanlaþan devrimcilerin portrelerini daha da parlatmaktadýr. Che'nin bugün dünyanýn bütün sokaklarýnýn, bütün mücadele alanlarýnýn en büyük ilham kaynaklarýndan birisi olarak anýlmasý bunun kanýtýdýr.

Fikret Seyhan (1) Michael Löwy, Che'nin Düþüncesi, Yazýn Yayýncýlýk, s.23 (2) age., s. 88 (3) age., s. 59

55


U S O T S E F Ý N A M SDH I!

T K I Ç


dergi19