Issuu on Google+

Yıl 1 Sayı 6

İŞTE BİZDEN FEDAKÂRLIK

Nisan 2001

350.000 TL

AMA ONLAR FEDAKÂRLIK YAPMIYORLAR

KRİZİN EN YOÐUN YAŞANDIĞI GÜNLERDE

> CEM UZAN NEW YORK’UN EN PAHALI DAİRESİNİ 38 MİLYON DOLAR VEREREK SATIN ALDI > BANKALAR MART SONUNDA YAPILAN

BORÇLANMA İHALESİNDE BİR GÜN İÇİNDE 336 TRİLYON LİRA KAZANDILAR > AYNI GÜNLERDE JAGUAR, FERRARİ GİBİ SÜPER LÜKS OTOMOBİL İTHALATI DA ARTTI

ZENGÝNLER ÖDESÝN > SERVET ÜZERÝNDEN VERGÝ ALINSIN > HORTUMCULARIN BÜTÜN MAL VARLIKLARINA EL KONULSUN > ÝÇ BORÇLAR SÝLÝNSÝN, DIÞ BORÇLAR

DONDURULSUN > SÝLAH ALIMLARI DURDURULSUN > BANKALARA YAPILAN FAÝZ ÖDEMELERÝ DURDURULSUN

ÇÖZÜM DERVÝÞ’TE DEÐÝL; SOKAKTA, EYLEMDE, GREVDE ‘Ulusal Kurtuluþ Mücadelesi’ deðil; asalaklardan kurtuluþ mücadelesi için Emek Platformu’nun eylemlerini örgütleyelim, faþistlere geçit vermeyelim! 2 Bu hükümetin alternatifi var mý? 2 Silaha deðil; eðitime, saðlýða bütçe 3 Emek Platformu eylemlerini örgütleyelim 3 Derviþ kimi kurtarýr? 4 Tacizin reklamý 5 CHP: Nerede hata yaptý? 6-7 Krizle çalkalanan dünya 6-7 Arjantin: Zengin ülkedeki yoksullar 6-7 Küresel direniþin yeni duraðý: Cenova 8 McDonalds’a karþý nasýl bir mücadele? 8 Yataðan’da neler oluyor? 9 Makedonya sorunu 9 Noam Chomsky ile söyleþi 10 Kolombiya’dan çaðrý 10 Meksika Devrimi 11 ZapaTur 200112 Tecrit hücrelerindeki ölümlere seyirci kalmayalým 12 Polis terörüne isyan


Sayfa 2

BU HÜKÜMETİN ALTERNATİFİ VAR MI?

antikapitalist

TEMEL FİKİRLERİMİZ KAPİTALİZM Ö LDÜRÜYOR

Kapitalizmde öncelik insanlarýn ihtiyaçlarý deðil, kâr ve rekabettir. Bu ne-denle iþsizlik, açlýk, yoksulluk, savaþlar ve çevre tahribatýna neden olur. Gittikçe daha fazla zenginlik yaratan kapitalizm geniþ yýðýnlarý yoksulluða mahkum eder. Yaratýlan zenginliðin insan ihtiyaçlarý için kullanabilmesi ancak çalýþanlarýn kolektif olarak bütün zenginliðe, üretimde kullanýlan herþeye el koymasýyla, üretimi ve daðýtýmý kontrol etmesiyle mümkündür.

K A P İT A L İZ M İ Ö L D Ü R

Bu düzenin kurumlarý yönetici azýnlý-ðý çoðunluða karþý korumak amacýyla oluþturulmuþtur. Bu kurumlar ele geçirilip çoðunluðun ihtiyaçlarý için kullanýlamaz. Kökten bir deðiþim gerek-lidir. Gerçek demokrasi, aþaðýdan yukarý doðru örgütlenen, temsilcile-rin istendiði an görevden alýnabildiði bir sistemle mümkündür. Böyle bir deðiþim ancak büyük kitlelerin bir avuç yönetici azýnlýðý alaþa-ðý etmesiyle saðlanabilir.

K Ü R ES E L M Ü CA D E L E

Dünya gittikçe daha küçük hale geli-yor. Günlük yaþamýmýzda kullandýðý-mýz en sýradan mallarda bile deðiþik ýrk, renk, dil, din, cinsiyetten iþçilerce üretilmekte. Patronlar sistemi bizi bir-birimize düþman ederek kendilerini korumaya çalýþýyorlar. Patronlarýn “böl-yönet” politikasýna karþý bizim de küresel mücadeleyi yükseltmemiz gerekiyor. Mücadelemiz tek ülkede kalýcý bir za-fere ulaþamaz. Rusya’daki devrim in 1920’lerin sonlarýnda kaybedilmesi-nin temel nedeni budur.

D İK T A T Ö R L Ü ĞE H A Y I R

Ýstediðimiz yeni toplum bir diktatör-lük deðil; büyük çoðunluðun demok-ratik iktidarýdýr. Rusya, Doðu Avrupa, Çin, Küba gibi “sosyalist” olduðu id-dia edilen ülkeler de zenginlik ve ik-tidarýn küçük bir azýnlýðýn elinde ol-duðu diktatörlüklerdi. Kendilerini na-sýl tanýmlarlarsa tanýmlasýnlar, bu ül-keler insana deðil silaha para yatýran, çevreyi tahrip eden, zengin ve yoksul ayrýmýnýn olduðu, ulusal ve cinsel ay-rýmcýlýk yapýlan kapitalist toplumlardý.

UL U SL A R V E I R K L A R

Yöneticiler bizi soyduklarýný gizleye-bilmek amacýyla insanlar arasýnda ay-rýmcýlýðý körüklüyorlar. Öfkemizi bi-zim gibi soyulan diðer insanlara yö-neltmeye çalýþýyorlar. Bu ayrýmcýlýk bizi bölüyor ve gerçek düþmanlarýmý-zý görmemizi engelliyor. Ancak yaþamak istediði ülkeyi, ko-nuþmak istediði dili, ibadet etmek is-tediði dini seçebilen insanlar özgür-ce birlikte yaþayabilirler. Bu nedenle bizler her türlü milli, dini, mezhepsel, ýrksal ayrýmcýlýða karþý mücadele et-meli, ezilenlerin yanýnda olmalý, onla-rýn eþitlik mücadelesini desteklemeli-yiz.

C İN S İY E T Ç İL İK

Kapitalistler cinsiyetlerimiz ve cinsel tercihlerimiz üzerinden bile ayrýmcýlýk yapýyorlar. Yaþadýðýmýz sistem kadýnlarý ve eþcinselleri ezmektedir. Bizler her yerde cinsiyetçiliðe karþý mücadele edip, kadýnlarýn her alandaki eþitliðini savunur, eþcinsellere yönelik saldýrý ve aþaðýlamalara karþý mücadele ederiz.

N A S I L Ö R G Ü T L E N E C E Ğ İZ

Kazanmak için büyük çoðunluðu mü-cadeleye katmak gerekiyor. Ne yazýk ki herkes bizler gibi düþünmüyor. Egemenlerin propogandalarý ve günlük yaþamýn dayatmalarý nede-niyle büyük çoðunluk bizden farklý düþünüyor. Bu fikirlere karþý müca-dele etmek için bir araya gelmeli, fikirlerimizin doðruluðunu müca-dele sýrasýnda kanýtlamak zorun-dayýz. Bu nedenle kapitalist siste-me ve onun sonuçlarýna karþý her mücadelenin en militan parçasý ol-malý ve fikirlerimizi tartýþmalýyýz. Bunun için aktif, dinamik, canlý bir örgütlenmeye ihtiyacýmýz var.

D EM O K RA S İ

Geçen yýl bankalarýn batmaya baþlamasýndan bu yana ve özellikle Þubat kriziyle birlikte koalisyon hükümeti ne zaman düþecek diye tartýþýlýyor. Meclis içi alternatif arayýþlarý ve teknokrat hükümeti önerilerinden söz ediliyor. Bu hükümetin alternatifinin olmadýðý ya da MHP liderliðinde yeni bir hükümetin iþçi, köylü yoksul için sadece daha olumsuz deðil tümüyle yýkýcý ve barbarca olacaðý korkusu yaygýn. Öncelikle söylenmesi gereken politik istikrarsýzlýðýn nedenlerinin ekonomik istikrarsýzlýkla ayný olduðudur. Marks'ýn "düþman kardeþler" diye adlandýrdýðý kapitalistler birbirleriinin gýrtlaklarýna yapýþmýþ durumdalar. Batan geminden botlarla kurtulmaya çalýþan kapitalist ve politikacýlar "kardeþ"ini suya itmekten hiç bir zaman çekinmezler. Hepsinin anlaþtýðý tek konu ise botta bizim gibilere yer olmadýðýdýr. Kasýmdaki bankalar krizi bir bankanýn diðerini batýrmaya çalýþmasýyla baþlamýþtý. Þimdi ise hemen her gün koalisyonu oluþturan sözde ortaklarýn diðerini aþaðý çekmeye çalýþmasýna

tanýk oluyoruz. Her parti ve parti içi kanadýn farklý sermaye çevreleri ile iliþkileri var. Bunlar paranýn kendilerine doðru akýþýný saðlamak için politik etkilerini yitirmemek ve güçlendirmek konusunda kararlýlar. Meclis'tekilerin hepsinin bir çýkarý var ve kimse elindeki avantajlarý kaybetmek istemiyor. Kriz ortamýnda bütün sistemin düþmesine neden olma tehlikesi karþýsýnda bile bu çekiþmeden vazgeçemiyorlar. Herkesin duruma bakýp bundan sonra ne olacaðý konusunda spekülasyon yapmasý son derece doðal. Hükümet düþecek mi? TL daha da fazla deðer mi kaybedecek? Daha fazla istikrarsýzlýðýn MHP'ye yarayacaðý ve Bahçeli'yi baþbakanlýða taþýyacaðýndan korkan iþçilerin mücadeleden geri durduklarý bir gerçek. Spekülasyon yapmaktaki en büyük problem kriz ortamýnda bir sonraki geliþmeyi tam olarak kestirmenin mümkün olmamasýdýr. Sistem içi bilgilere bizden daha dolay ulaþmalarýna raðmen hükümet ve patronlar da tam bir öngörüde bulunamýyorlar. Çok fazla çatýþan çýkarlar ve ince hesaplar sözkonusu.

Bu tür spekülasyonlar denklemdeki çok önemli bir faktörü görmezden gelir. Bu krizin nasýl sonuçlanacaðý bizim tarafýn, iþçi, köylü ve öðrencilerin ne yapacaðýna baðlýdýr. MHP'nin bu ortamdan kazançlý çýkma tehlikesi son derece gerçek. Ancak bu mücadeleden geri durma nedeni olabilir mi? Hayýr! Ýþçilerin Derviþ'in "acil paketi"ne direnerek yaratacaklarý istikrarsýzlýk iþçi sýnýfýnýn eylemsiz olduðu bir ortamda egemen sýnýfýn þu veya bu kanadýnýn yapacaðý manevralar sonucu hükümeti düþürmesinden son derece farklýdýr. Ýþçi sýnýfýnýn eylemsizliði saðý güçlendirir. Kriz, görünen bir emek alternatifi olmazsa sýradan insanlarý saðýn radikal demagojisini desteklemeye itebilir. Mücadele eden bir iþçi sýnýfý ise saða karþý pratik ve alternatif bir liderlik sunar. Fransa'ya bakalým. 1990'larýn ilk yarýsýnda Le Pen'in faþist Ulusal Cephesi çok önemli ve tehlikeli bir yükseliþ gösterdi. Ancak 1995'de iþçi sýnýfýnýn kitlesel mücadelesinin patlamasý faþistleri geriletti ve daha sonra da bölünmelerine önemi bir

katkýda bulundu. Türkiye'de 1989 Bahar eylemlerinden 28 Þubat 1997 muhtýrasýna kadar geçen süreçte iþçi sýnýfý ve Kürt hareketi mücadelesinin yüksek ve görünen bir alternatif oluþturduðu dönemde MHP son derece marjinal kalmýþtý. Ýstikrarsýz bir ortamda küçük mücadeleler bile kendisinden çok daha büyük sonuçlar doðurabilir. Devrimler bile son derece istikrarsýz bir ortamda küçük çaplý direniþlerin yarattýðý yanký sonucu tetiklenebilir. Devrimci bir durumda deðiliz ama büyük bir istikrarsýzlýk sözkonusu. Küçük çaplý direniþlerin bile önemi son derece yüksek. Krizin faturasýný iþçi, köylü ve yoksulun ödemesine karþý olan, saðýn hegomonyasýna ve MHP tehlikesine karþý direnmek isteyen herkes emeðin çözümünü güçlendirmeye yönelik her eylemi, küçük büyük diye bakmadan desteklemelidir. Sadece destek de yetmez, aktif ve militan bir þekilde eylemleri bulunduðu her alanda inþa etmeli ve yanýndaki herkesi mücadeleye çekmelidir. Krizin üzerimizden üç hilalle geçmemesini engellemenin tek yolu budur.

Yunanistan Savunma Bakaný Akis Çohacopulos, Türkiye'yi tehdit olarak görmediklerini 500 milyon dolarlýk uçak alýmýný durdurduklarýný açýkladý. Savunma Bakaný MHP'li Çakmakoðlu ise bir þeylerin deðiþtiðini görmeden adým atmayacaklarýný söyledi. Türkiye'de, söylendiði gibi çok silahlanma harcamasý yapýlmadýðýný, kiþi

baþýna "sadece" 110 dolarlýk (yani yýllýk 7.1 milyar dolarlýk) silahlanma harcamasý yapýldýðýný belirten Çakmakoðlu, Türkiye'nin savunma harcamalarý açýsýndan Avrupa'da 6'ýncý, dünyada ise 17'inci sýrada olduðunu iddia etti. Amacý silahlanmaya çok para harcanmadýðýný kanýtlamak olan Savunma Bakaný tarafýndan verilen "resmi" rakamlar bile yoksulluðun diz boyu olduðu Türkiye'de ne kadar büyük bir paranýn silahlanmaya ayrýldýðýný bir kez daha gözler önüne seriyor. Bakan, NATO'da kiþi baþýna silahlanma harcamasý en düþük olan ülkenin Türkiye olduðunu iddia ediyor. Ancak yýllýk kiþi baþýna geliri 2500 dolar olan bir ülkedeki 110 dolarlýk kiþi baþýna silahlanma

harcamasýnýn kiþi baþýna ulusal geliri on bin dolardan fazla olan diðer NATO ülkeleriyle karþýlaþtýrýlmasý büyük bir kandýrmaca. Örneðin 24.000 dolar geliri olan Fransa Türkiye kadar silahlanma harcamasý yapsa kiþi baþýna 1050 dolar harcamasý gerekiyor. Ancak bu rakam sadece 650 dolar. Yani Türkiye'de kiþi baþýna düþen gelire göre silahlanma harcamasýna ayrýlan pay, ulusal geliri daha yüksek, yoksulluðun daha az olduðu Fransa'dan %60 daha fazla. Sadece bu örnek bile, bu ülkelerle Türkiye'yi karþýlaþtýran bakan ve generallerin istatistik oyunlarla büyük silahlanma harcamalarýný gizlemeye, kendilerini haklý çýkarmaya çalýþtýklarýný göstermeye yeter.

Krizin korkunç sefalet yarattýðý, ulusal gelirin düþük olduðu, gelir daðýlýmýnýn bu derece adaletsiz olduðu bu ülkede bizleri milliyetçilikle uyutmaya çalýþan yöneticiler silahlý güçlerini kullanarak uluslararasý rekabette zenginler ligine çýkmaya çalýþýyorlar. Eðitime, saðlýða ayrýlan kaynaklardan çalýp silaha yatýrýyorlar. Onlarýn bu rekabet ve silahlanma çabasý bizi daha da yoksullaþtýrýyor. Türkiye'de 2001 yýlý bütçe rakamlarýna göre kiþi baþýna saðlýk harcamasý sadece 20 milyon, eðitim harcamasý ise 62 milyon lira. Bu koþullarda kiþi baþýna 110 milyon liralýk bir silahlanma harcamasý (ki bu rakam 2001 yýlý bütçesi içinde 168 milyon liradýr) kabul edilemez bir uygulama, yaþadýðýmýz hortumlamanýn bir parçasýdýr.

SİLAHA DEĞİL EĞİTİME, SAĞLIğA BÜTÇE İSTİYORUZ

antikapitalist

Aylýk Siyasi Gazete Nisan 2001 Sayý: 6 Demokrasi örgütlenmemizin can da-Uluslararasý Akým Tanýtým marýdýr. Ancak birbirimizle tartýþarak, Yayýncýlýk Sahibi ve Yazý Ýþleri deney alýþ veriþinde bulunarak öðre-nebilir ve kazanmak için ne yapabile-Sorumlusu: Türkan Uzun ceðimiz konusunda anlaþabiliriz. Al-Ýstanbul: Gönül Sokak No 31, dýðýmýz kararlarýn sonuçlarýný görebil-mek için birlikte hareket etmeyi ba-- Nil Han No 305, Asmalý Mescit Ankara: PK 896, 06446 þarmak zorundayýz. Yeniþehir K AT IL, GÜ Ç A L, G Ü Ç K AT Eðer insanlýðý bu vahþi kapitalist sis-- E-mail: posta@antikapitalist.net temden kurtarmak istiyorsanýz antika-Telefon: 0532 7402479 pitalist’e güç katmaya çaðýrýyoruz. Baský: Yön Matbaacýlýk


PATRONLARIN VE EMEĞİN ÇÖZÜMÜ ZIT KUTUPLARDA antikapitalist

Sayfa 3

EMEK PLATFORMU'NUN EYLEMLERİNİ ÖRGÜTLEYELİM

Kemal Derviþ'in patronlarý kurtaran programý çeliþkilerle dolu Özelleþtirilen bankalar çöktü. Batan bankalar sorununu çözmek için yeni özelleþtirmeler öneriliyor. Yolsuzluða yataklýk eden özelleþtirmelerdir. Çözüm olarak daha fazla özelleþtirme öneriliyor. Dýþ borçlar finansal krize zemin hazýrladý ancak krizin çözümü için yine daha fazla dýþ borç alýnmasý öneriliyor. Derviþ'in programýnýn en çeliþkili yönü ise krizin sorumlularýnýn deðil; iþçi, köylü ve yoksulun cezalandýrýlmasýdýr. Patronlar ve rantiyeler yine ödüllendiriliyor. Derviþ'in programý vergileri artýrýyor. Ancak vergi yükü zaten ücretlinin sýrtýnda. Derviþ'ýn programý krizden kâr eden rantiyenin fahiþ gelirlerine dokunmuyor. Rantiyeciler krizden birkaç gün öncesine kadar yüksek faiz yiyorlardý. Sonra bunu dolara çevirdiler, sonra da tekrar TL'ye ve faize yöneldiler. Okul ve hastanelerimiz için harcanmasý gereken kaynaklar Hazine aracýlýðý ile bu kesime faiz olarak daðýtýlýyor. Tam da bu nedenle Emek Platformu'nun alternatif programýný memnuniyetle karþýlamalýyýz. Ne kadar mütevazi de olsa bu program dengeleri biraz da olsa emekten yana deðiþtirmeyi amaçlýyor. Bütün sendika konfederasyonlarý tarafýndan destekleniyor, yaygýnca daðýtýlýyor ve etrafýnda eylemliliklerin inþa ediliyor olmasý programýn önemini arttýrýyor. Program son derece haklý olarak zenginden yoksula kaynak aktarýmýný içeriyor. Bu programýn hayata geçirilmesi patronlarý ve onun maaþlý politikacýlarýný çileden çýkartýr. Patronlarýn açgözlülüðü kri-

zin derinliði ölçüsünde artacaktýr. Bu programý kazanmak için eyleme ihtiyacýmýz var. Etkili olabilmesi için de eylemin birleþik ve militan bir þekilde yapýlmasý gerekiyor. Kemal Derviþ ve ESK ile yapýlacak görüþmeler ne kadar ikna edici olursa olsun onlarýn fikirlerini deðiþtirmeyecektir. Bizler Arjantin ve Endonezya'dan öðrenmeliyiz. Endonezyalýlar grev ve gösterilerle 32 yýllýk diktatör Suharto'yu devirdiler ve egemen sýnýfa geri adým attýrdýlar. Arjantin iþçileri "acil önlem paketi"ni genel grev yaparak durdurdular. Ancak mücadele hakkýnda konuþmak onun gerçekleþmesini saðlamaz. Ýþçiler hala krizin þokundalar. Sendikacýlar ise üyelerinin militanlýðý ve öfkesinin arkasýnda durmuyorlar. 1 Aralýk grevi öfkenin muhteþem bir ifadesiydi. Ancak sendika liderleri grevin devamýný getirmediler. Þimdi ise 100 bin KESK çalýþaný soruþturmalarla karþý karþýya. Böylesi bir baskýya karþý en etkili yanýtýn örneðini 1994'de Tüm Haber-Sen vermiþti. Sendika liderliði sürgün edildiðinde PTT çalýþanlarý süresiz greve çýktýlar ve hükümet beþ gün içinde geri adým atmak zorunda kaldý. Derviþ'in planýna emeðin alternatifini hayata geçirebilecek bir mücadele istiyorsak bunu inþa etmek zorundayýz. Ýþ yerlerimizde, okullarýmýzda, mahallemizde Derviþ'in programýna alternatifimiz olduðunu ve bu mücadeleyi nasýl inþa edebileceðimizi tartýþmalýyýz. Yalnýz olmadýðýmýzý, küresel düzeyde bir hareketin söz konusu olduðunu anlatmalýyýz. Ýþçiler dünya çapýnda patronlarýn "istikrar paketine" karþý mücadele ediyorlar. Bu iþçiler bizim müttefikimiz ve bize ilham veriyorlar.

Milyonlarca çalýþanýn ortak sesi olan Emek Platformu'nun "Yolsuzluk ve yoksulluða hayýr" eylemlerinÝ birlikte örgütleyelim. 14 Nisan Cumartesi günü bütün illerde yapýlacak mitinglere þimdiden hazýrlanalým. 4 Nisan’dan itibaren her Çarþamba günü yarým saat süreyle, alternatif programýn ve Emek Platformu bildirilerinin okunmasý, forumlar düzenlenmesi, üretimden gelen gücün kullanýlmasý vb, uyarý eylemleri gerçekleþtirilecektir. Bütün bu eylemleri örgütleyelim, katýlýmý artýrmak için seferber olalým.

DERVÝÞ KÝMÝ KURTARI R? Yönetici sýnýf Amerika'dan Kemal Derviþ'i ithal ederek ekonomiden sorumlu bakan yaptý. Bütün basýn ve hükümet Derviþ'i "fakir babasý", "kurtarýcý", ekonomiyi çok iyi bilen adam" olarak sunuyor. Derviþ'in Türkiye ekonomisini içinde bulunduðu krizden çekip çýkartmasý bekleniyor. Oysa Derviþ, Dünya Bankasý'nýn üst düzey haciz memurlarýndan birisiydi. Zaten "ulusal" olmasýndan bahsettiði program için de ilk görüþtüðü yerler IMF ve Dünya Bankasý yöneticileri oldu.

oldu. Derviþ o zaman da týpký bugünlerde olduðu gibi "bankalar meselesi hassas" diyordu. Ancak bizdeki hortumlama olayýna benzer bir soygunun yaþandýðý Mýsýr'da hiçbir þey deðiþmedi. Derviþ, 1989 sonrasý piyasa ekonomisine geçiþ yapan Doðu Avrupa ülkelerinden de sorumluydu. Ancak bu geçiþ özellikle Çekoslovakya, Polonya ve Romanya'da büyük bir yýkýma neden oldu. Büyük özelleþtirmeler, kitlesel iþsizlik ve çalýþanlarýn yaþam standartlarýnda büyük düþüþler yaþandý.

Derviþ'in sicili

Kü resel Direniþ, IMF ve Dün ya Bankasý

Kemal Derviþ 1978 yýlýndan buyana Dünya Bankasý için çalýþýyor. 1987 yýlýndan bu yana da bankanýn Kuzey Afrika ve Doðu Avrupa ülkelerine bakan bölümünün baþýnda. Mýsýr'daki banka skandalý, Derviþ'in görev yaptýðý dönemde

1999 yýlý sonunda Seattle'daki gösteriyle yeni bir biçim alan küresel direniþ IMF, Dünya Bankasý ve Dünya Ticaret Örgütü gibi uluslararasý ekonomik kuruluþlar ve çokuluslu þirketleri savunma pozisyonuna itti.

Güney Kore’deki Daewoo motor fabrikasý iþçileri krize nasýl yanýt verileceðini gösteriyorlar. Ýþten atýlmalara karþý fabrikayý iþgal eden iþçiler, aileleri ve desteðe gelen öðrenciler polis saldýrýsýna karþý militanca direndiler. Daewoo iþçilerinin mücadelesi devam ediyor.

Emeðin programýný tartýþalým Emek Platformu'nun açýkladýðý program daha fazla deðil daha az özelleþtirme, patronlarýn daha fazla, yoksullarýn daha az verdiði adil bir vergilendirme sistemi, köylüler için adil bir tarým politikasý, insan haklarý, politik ve sendikal haklar talep ediyor. Programda tehlikeli bir eksiklik de söz konusu. Demokratikleþme, Sendikal ve Sosyal Haklara Yönelik Politikalar baþlýðý altýnda "Yabancýlarýn ülkemizde kaçak olarak çalýþtýrýlmalarý önlenmelidir" deniliyor. Böylesi bir talep düþmanýmýz deðil dostumuz olan yoksul iþçilere karþý polis baskýsýna yeþil ýþýk yakýyor. Yerli olduðu kadar bütün yabancý çalýþanlara çalýþma izni, sosyal güvenlik ve sendikal haklar ve en azýndan asgari ücret verilmesini talep etmeliyiz. Bu, iþçiler üzerinde polis baskýsýna neden olmadan kaçak çalýþmanýn ve kayýt dýþý sektörün önüne geçecektir. Polis baskýsý kaçýnýlmaz olarak bizim tarafý bölecektir. Patronlarýn, Derviþ planýna karþý birleþik mücadelemizin önüne geçmek için geleneksel "böl ve yönet" politikalarýna

Dünyada gittikçe artan eþitsizlik, yoksulluk ve ekonomik krizlerin sorumlularý olarak görülmeye baþlanan bu kurumlarýn yöneticileri de aðýz deðiþtirmeye baþladýlar. Dünyadaki yoksulluktan, eþitsizlikten, borç yükünün yarattýðý sorunlardan bahsetmeye baþladýlar. "Yapýsal Uyum" ve "istikrar" programlarýnýn adlarý "yoksullukla mücadele" programý olarak deðiþtirildi. Dünya Bankasý'nýn en önemli ekonomistlerinden Stiglitz Asya Krizinin sorumlusunun bu kurumlarýn dayattýðý politikalar olduðunu ifade ederek görevinden

baþvuracaklarýnýn iþaretleri görülmektedir. Romen, Moldovalý ya da Ermeni iþçiler bankalarý hortumlayýp borsa ve repodan vurgun yapmadýlar. Onlar bizim sýrtýmýzdan geçinmiyor. Bu kesimlere saldýrmak ya da yapýlan saldýrýlarý desteklemek mücadelemizin hedefini þaþýrtýp zayýflatacaktýr. Bu mücadelede çalýþma izni olsun olmasýn bütün iþçiler müttefikimizdir. Türk iþçilerden daha kötü koþullarda çalýþan yabancý iþçilerin mücadelemize katýlmalarý ve birlikte kazanmaya yönelmelerini de bu þekilde saðlayabiliriz. Sendikalar yabancý iþçilerin üzerine polisi gönderirse onlarý bizimle birlikte mücadeleden uzaklaþtýrýr hatta bizim mücadelelerimizi kýrmaya teþvik etmiþ olurlar. Programýn diðer bir eksikliði eðitim, saðlýk ve sosyal güvenlik için gerekli kaynaklarýn nereden saðlanabileceðine yeterince iþaret etmemesidir. Zenginlerin vergilendirilmesi ve faiz ödemelerinin azaltýlmasý öneriliyor. Ancak bütçenin yüzde 40'ýný yutan askeri harcamalardan hiç söz edilmiyor. Artýk "Savaþa deðil, eðitime, saðlýða bütçe" deme zamanýdýr.

istifa etti ve IMF'yi topa tuttu. Derviþ de son yýllarda IMF'yi eleþtiren demeçler verdi. Yoksulluða karþý bir þeyler yapmak gerektiðini söyledi. Ancak Derviþ'in bu güne deðin memurluðunu yaptýðý Dünya Bankasý'nýn dayattýðý politikalar dýþýnda bir önerisi yok. Yaptýðý iþ ve temsil ettiði sistem Derviþ'in önerdiði programý belirliyor. Derviþ, pratikte eleþtirdiði programlarýn aynýsýný uygulamakta, hükümetleri özelleþtirmeler yapmaya, düþük ücretlere, sosyal harcamalarý kýsmaya, tarýmsal desteklemeleri ortadan kaldýrmaya, dýþ borçlarýn ödenebilmesi için eðitim ve saðlýk dahil her türlü devlet harcamasýný en aza indirmeye zorlamaktadýr.

yedarlar iþlerini rahatça yürütebilecekleri bir istikrar arýyorlar. Bu arada hepsi bir konuda hem fikir. Bu iþin faturasýný kendileri ödemek istemiyorlar. Yine zamlar, düþük ücretler ve iþsizlik dayatacaklar. Yine "sabretmemiz", "kemer sýkmamýz", "ekonomik programa inanýp güvenmemiz" istenecek. Þimdi bizleri yoksulluða, iþsizliðe, düþük ücretlere yeniden ikna etmek için bulunan yeni yüzün adý Derviþ. Ýþi de sermayedarlarýn krizine çözüm bulmak. Önerdiði paket ise þimdiden belli: Büyük çaplý özelleþtirmeler ile yüzbinlece kiþinin iþsiz, sendikasýz kalmasý ve en temel mal ve hizmetlerin fiyatlarýnýn artmasý; tarýmsal alandan desteðin çekilerek milyonlarca çiftçinin sefalete D e r v i þ k im i n k u r t a r ý c ýs ý itilmesi; vb Yani bir önceki progTürk yönetici sýnýfý bu kriz- ramýn sadece adý deðiþtirilecek den hýzla çýkmak istiyor. Yani bu ama özü ayný kalacak. hengameden kârlý çýkan serma-


Kadın ve mülkiyet

Sayfa 4

antikapitalist

TBMM Adalet Komisyonu'ndan bir türlü çýkamayan yeni medeni kanun yasa tasarýsý meclis teki milletvekillerinin kadýn sorunu, aile ve mülkiyet iliþkisine nasýl baktýklarýný açýkça ortaya koyuyor. Tabi ki bu tartýþma sadece meclis odalarýyla sýnýrlý kalmýyor, toplumda da genel olarak tartýþýlýyor. Tartýþmanýn ana halkasý eþlerin mal birliði veya ayrýlýðýnda dönüp dolaþýyor. Yürürlükte ki yasa "mal ayrýlýðý rejimi" ilkesini dayanýyor. Yasaya göre her bir eþ evlilik süresince ve öncesinde edindiði mallara sahiptir. Ýlk bakýþta adil gibi görünen bu yasa aslýnda kadýnlarýn aleyhine iþliyor. Çünkü boþanma halinde evlilik süresince edinilen mallarýn hemen hepsi evin dýþýnda çalýþan ve kazanç saðlayan eþin -yani erkeðin- oluyor. Yani emeðini çocuk bakmak, ev iþleri gibi ekonomik deðeri olmayan kadýn boþandýktan sonra oldukça maðdur duruma düþebilmektedir. 1989 yýlýndaki yeni yasa ile boþanma da kolaylaþtýrýldý. Ama bahsettiðimiz bu mal ayrýlýðý rejimi göz önüne alýnýrsa bu boþanma hakkýný kadýnlarýn özgürce kullanmasý çok zor. Bu yüzden bir çok kadýn boþanýp, hiçbir ekonomik güvencesi olmadan yaþamaktansa çok kötü de olsa evlilik hayatýný tercih edebiliyor. Þu an Meclis Adalet Komisyonu'nda tartýþýlan yeni yasa tasarýsý bu mal varlýðýnýn paylaþýlmasý konusunda ciddi bir deðiþikliði öngörüyor. Buna göre her bir eþ, evlenmeden önce sahip olduðu yada evlilik sýrasýnda miras kalan ya da hibe edilen mallara sahip olabiliyor. Ancak evlilik sýrasýnda kazanç yoluyla edinilen mallar eþlerin ortak malý oluyor. Böylelikle bir iþte çalýþsýn ya da çalýþmasýn ev iþleri ile uðraþan kadýnýn emeðinin ekonomik deðeri olduðu kabul edilip boþanma halinde kadýnýn yoksulluða düþmesi bir ölçüde önlenebilir. Adalet Komisyonu'nda sert tartýþmalara sebep olan bu yasa tasarýsý özellikle MHP ve FP'nin tepkileriyle karþýlaþtý. Toplumdaki cinsiyetçi fikirleri en fazla yansýtan ve savunan iki hareketin yani faþist ve islami hareketin meclis kadrolarý yeni yasanýn eþitlikçi olmadýðýný ve evliliklerin sevgi deðil de maddi çýkar temelinde olmasýna zemin hazýrlayacaðýný söylüyorlar. Ama yukarýda da bahsettiðimiz gibi gerçek bunun tam tersi, Yürürlükteki yasa yýllarýný çocuk bakarak ve ev iþleriyle geçiren kadýnýn boþanma ve ölüm halinde beþ parasýz kalmasýna sebep olabiliyor. Bütün bu tartýþmalar sýrasýnda MHP kanadýndan yeni yasa tasarýsýna karþý ortaya atýlan iddialar ülkücülerin kadýn sorunu diye bir þeyi kabul etmediklerini açýkça gösteriyor. Onlar için bu yasa tasarýsý nedeniyle kadýnlar üstünde her türlü hakka sahip olmak isteyen, gerektiðinde baský ve þiddet uygulayan erkeklerin sorunu vardýr. Mecliste kaldýklarý sürece sahip olduklarý ýrkçý, milliyetçi, ayrýmcý fikirleri meþrulaþtýrmaya devam edeceklerdir.

Barış ve demokrasiye özlem

Diyarbakýr'da Newroz büyük bir coþkuyla kutlandý. 100.000'lerce insan Kürtlerin geleneksel bayramý Newroz'u kutlamak için þehir dýþýnda ayrýlan alanda toplandý. Demokrasi ve barýþ talebinin öne çýktýðý gösteri de en önemli taleplerden birisi Silopi'de gözaltýna alýndýktan sonra kaybolan Hadep Ýlçe Baþkaný Serdar Tanýþ ve parti üyesi Ebubekir'in bulunmasýydý. Þýrnak Valisi bu taleplere yanýt olarak yaptýðý açýklamada "Terör örgütü ve yandaþlarý tarafýndan kaçýrýlmýþtýr" diyordu. Avrupa birliðine girebilmek için hazýrlanan ulusal programda Kürtlerin anadilde konuþma hakký, yayýn hakký gibi konularda ve idam cezasý konusunda kendisini hiçbir þekilde taahhüt altýnda býrakmayan Türkiye, Kürt sorununda geleneksel olan inkar, sindirme ve savaþ politikalarýna devam ediyor. Son dönemde týrmandýrýlan devlet terörüne raðmen Kürtler Newroz'da mücadele ateþinin devam ettiðini gösterdiler. Bugün yapýlmasý gereken Kürt hareketinin demokrasi ve barýþ ateþini, batýdaki ateþle birleþtirebilmektir. Ancak böylesi bir mücadeleyle özgür bir birlik içinde daha güzel bir dünya yaratmak mümkün olacaktýr.

Bu Ülkede Kadýn Olmak B u K a da r Z o r m u ? Günlerdir bizim (kadýnlarýn) dýþýmýzda parlamentoda siyasilerin aydýnlarýn, hukukçularýn TBMM Adalet Komisyonlarýnda tartýþmalara neden olan hatta milletvekillerinin espri konusu dahi yaptýklarý evlilikte edinilen mallarýn eþit paylaþýmý yani medeni kanunda mal rejimi tasarýsý kabulüne iliþkin. Mutabakatýn bir türlü saðlanamadýðý parlamentoda birden medeni

kanunun mal rejimi tasarýsý üzerinde faþist ideolojinin temsilcisi MHP ve Ýslami ideolojinin temsilcisi FP parlamentoda kolay saðlanamayacak bir ittifakla " Türk Aile Geleneklerine" aykýrýdýr argümanlarýyla bir kez daha kadýnlarýn haklarýný gasbetmeye yönelik giriþimlerle bir araya geldiler. Medeni Kanun tasarýsýnda evlilikte edinilen mallarýn eþit paylaþýmý maddesinin içeriðinden rahatsýz olan MHPli ve FPli bazý komisyon üyeleri rahatsýzlýklarýný her türlü platformda dile getirerek savunduklarý gerici

ideolojileriyle Türk Aile Geleneði saçmalýðýna sýðýnarak bir kez daha kadýný ikinci sýnýf yurttaþ olarak görmüþler ve varlýðýný emeðini inkar yoluna gitmiþlerdir. Çaðrý: Biz kadýnlara yapýlan haksýzlýklarýn biride bu günlerde büyük bir olasýlýkla Adalet Komisyonunda kabul edilip meclisten geçirilecek olan Medeni Kanun Tasarýsýnýn kanunlaþmasýna izin vermeyip bir an önce harekete geçmeliyiz.

Liselerde faşizme geçit vermeyelim H i kme t B aþ a ran

MHP, 98 seçimlerinde meclise girdiðinden buyana tüm kurumlarda kendisini çok daha yoðun bir þekilde hissettirmektedir. Benim lisemde de durum farklý deðil. Ülkücü çeteler her gün okulun çevresinde sabahtan akþama kadar bekliyor, gerekirse þiddet sindirme ve akla gelebilecek her türlü faþizan tavýrlar gösteriyorlar. Sebep siyasi olsun yada olmasýn onlar okulumuzda söz sahibi. Her gün kafalarýný birbirine vurarak selamlaþan, uzun paltolar giyen tespih yada MHP amblemi taþýyan, anahtarlýklarý ellerinden düþmeyen bu insanlar aslýnda ayný lisede okuyan ve ailevi gelirleri biz emekçi çocuklarýndan yüksek olmayan insanlar . Kafalarý þiddete, sindirmeye çalýþan ve kendi düþüncelerinden baþka düþünceye tahammül edemeyen bu insanlar birer piyon veya maþa. Reisleri ateþle ellerini yakmak istemediklerinde, neresi olursa olsun itlerini her yere gönderiyorlar. Dergi toplantý vs yayýn organlarýyla faþist fikirlerini yaymaya çalýþýyorlar. Güzellikle olmazsa zorla! Okulumuzda var olan bu insanlarýn devamsýzlýlýklarý yazýlmýyor ve çalýþmadan sýnýflarýný geçebiliyorlar. Okuldaki aramalarda býçakla, neþterle yakalansalar bile idare geri veriyor. Bu durum sadece bizim okulumuzda deðil eminim ki çoðu okulda böyle. Çünkü sözde eðitim, öðretim kurumu olan okullar tamamen yozlaþmýþ, ta-

raflý ve ýrkçý politikalar güdüyor. Bu düþüncelerden baþka özgür düþüncelere tahammülleri yok. Biz sosyalistiz, solcuyuz ya da bu insanlarý okulumuzda istemiyoruz diyen insanlara kendi liselerinde çok büyük sorumluluk düþüyor. Çünkü, karþýmýzda sistemli çalýþan, þiddeti yaþamlarýnda kaçýnýlmaz bir baský aracý olarak gören bu insanlara karþý birleþik bir cephe oluþturmak zorundayýz. Bu "insan tozlarýyla" bire bir kavgalara girmek, aðýz dalaþý yapmak faþizme karþý çare olmayacak ve olmadý da. Çok kýsa bir zaman önce buna benzer bir olay yaþandý ama sonuç disiplin cezasýndan öteye gitmedi. Eðer yeni bir dünya düzeni istiyorsak her alanda mücadele etmeliyiz. Onlarý her yerde teþhir etmeliyiz. Dergilerini okula sokturmamalýyýz. Faþistler tarafýndan þiddete maruz kalýndýðýnda hemen diðer arkadaþlarýmýzý bu konuda bilgilendirip haksýzlýklarýný, gerçek yüzlerini arkadaþlarýmýza göstermeliyiz. Sebep ne olursa olsun onlarýn þiddetine maruz kalan insanlara ulaþmalý ve mücadelenin gerekliliðini anlatmalýyýz. Ve bu taleplerimizi ortaklaþtýrmamýz gerekiyor. Bizler parasýz eðitim, eðitimde fýrsat eþitliði istiyoruz ve bu talepleri ortaklaþtýrmalýyýz. Faþistlerin okullarýmýzda bizlerin oksijenimizi engellemelerine izin vermeyelim. Faþizmi liselerden kazýmak için, haydi hep birlikte mücadeleye.

S e v a l B u lu t

Merhaba, size faþitlerin acizliðini anlatmak istiyorum. 1997'de liseye baþladýðýmda onlarla tanýþtým. Onlarýn ne olduðunu öðrendim. Okulun ilk haftasýndan itibaren okulun kapýsýnda guruplar oluþturuyorlardý ve her gün onlara katýlmayý reddeden arkadaþlarý ya korkutmak yada dövmek için aralarýna alýp konuþuyorlardý. Bu konuþmadan sonra kabul etmeyenler feci þekilde tartaklanýrdý. Bu olaylar her gün olurdu. Bir gün bana bir davetiye geldi. Ocaklarýna çaðýrýlmýþtým. Ben de kabul etmedim, daha önce birkaç arkadaþý onlarýn elinden almýþtým. Bu yüzden onlarýn bütün ilgisini çektim. Bana acayip tekliflerde bulundular ama yine kabul etmeyince aramýzda çatýþmalar baþladý. Ben okulda siyasete karþýydým. Onlar ise her zaman fýrsat bulduklarý anda okuldaki doðulu arkadaþlarý dövmeye ve onlardan haraç almaya baþladýlar. O doðulu arkadaþlar ise benim faþistlerden yana olmadýðýmý onlara karþý olduðumu öðrenince bana sýðýnýrlardý. Okuldan her çýkýþýmda okul çýkýþýnda altmýþ kiþiye yakýn bir gurup dövmek amacýyla beklerlerdi. Konuþarak anlaþamazdýk çoðu sefer. Tartaklandým, ama yenilmedim. Direndim. Bir gün ben okulda derste

C en n et

iken sýnýfa üç kiþi girdi. Üçü de silahlýydý, beni okuldan çýkardýlar. Ýlk önce reis olmayý teklif ettiler. Daha sonrada ocak baþkaný. Kabul etmeyince iþkence yapmayla tehdit ettiler. Bir þey yapamayacaklarýný biliyordum. Ben faþist olmam deyince iþkence yaptýlar sað kulak mememi kestiler, iki gün kapalý bir yerde tutuldum. Ama hepsi zavallý insanlardý. Ben onlara hep acýyarak bakýyordum. Düþünemiyorlardý ve sonunda okul onlarýn iþgalinden kalktý. Onlar Türkiye'yi kalkýndýrma parolasýyla yola çýkanlardý ve parolalarýnýn tam tersine her zaman kaba kuvvet göstererek ilerlediler. Sözde Türkiye'yi kalkýndýrmakla görevli on üç, on dört yaþlarýndaki çocuklarla çalýþýr onlarýn beyinlerini yýkarlardý. Ve o kimseyle paylaþamadýklarý vatanlarýný hortumlayarak milattan önceki cahillik dönemine taþýdýlar. Bütün öðrenci arkadaþlarýma anlatmak istediðim, onlar çok güçsüz. Onlara teslim olmak yerine çok deðil beþ dakika karþý çýktýðýnýzda onlar hemen en büyük sizin olduðunuza kanaat getirirler. Unutmayýn, her zaman sizin gibi düþüncelerde olan arkadaþlarla tanýþmaya çalýþýn.

H ate m


antikapitalist

Sayfa 5

CHP: NEREDE HATA YAPTI? SOLDA YENİ PARTİ G İ R İ Ş İ M İ

Cem Uz u n

CHP, 1999 seçimlerinde tarihinin en büyük yenilgisini yaþadý. Seçim sonrasýnda hükümetin gerçekleþtirdiði yoðun saldýrýlara karþý da bir muhalefet örgütlemekten çok uzak kaldý. Seçim yenilgisinin sorumlusu olarak görülen Baykal önce istifa etti. Sonra yeniden genel baþkanlýðý elde etti ve muhalefeti partiden uzaklaþtýrmaya baþladý. Böylesi koþullarda CHP'nin bu durumundan rahatsýz olanlarýn yeni bir parti oluþturma fikri hiç de þaþýrtýcý deðil. Öncelikle yanýtlanmasý gereken soru þu: CHP neden krizde? 1991'de SHP çok sayýda iþçinin deðiþim ihtiyacýný temsil ederek Ecevit'in DSP'sine büyük fark atmýþtý. Bu dönemde SHP oylarýnýn artýþý iþçi eylemlerinin artýþý ile paralel yükseliyordu. Önce 1989 bahar eylemleri, ardýndan kamu çalýþanlarýnýn sendikal mücadelesi yaþandý. KESK, bu mücadelenin ürünü olarak oluþtu. Havada umut vardý. Seçime SHP-HEP ittifak yaparak girdi. Bu sayede Leyla Zana ve diðer Kürt milletvekilleri Meclis'e girdi. Ýnsanlar, 12 Eylül 1980 darbesi sonrasý kaybedilen iþçi haklarý, demokrasi, barýþ, insan haklarýný tekrar kazanabileceklerini hissediyorlardý. Ancak SHP, Demirel ile hükümet kurdu ve Erdal Ýnönü Baþbakan Yardýmcýsý oldu. Bu dönemde, Güney Doðuda yükseltilen kirli savaþla birlikte faili meçhullerin, çetelerin sayýsý giderek arttý. Daha sonra Erdal Ýnönü'nün yerini Murat Ka-

rayalçýn, Demirel'in Cumhurbaþkaný olmasý nedeniyle boþalan DYP baþkanlýðýný da Tansu Çiller aldý. Tansu Çiller baþbakan oldu. Bir yandan Güney Doðuda ölümler artarak devam ediyor, diðer yandan da yaþanan ekonomik krize karþý 5 Nisan paketi açýlýyordu. Murat Karayalçýn iþçi sýnýfýna ve yoksul halka doðrudan saldýrý olan bu paketin altýna imzasýný koydu. Böylece IMF ile anlaþma imzalayan ilk sosyal demokrat genel baþkan sýfatýný kazandý. Ýþçilerin direniþi 5 Nisan paketinin bir çok yönlerini uygulanamaz hale getirdi. Ancak bu durum SHP tabanýnda (daha sonra CHP oldu) büyük bir hoþnutsuzluk ve kitlesel bir hayal kýrýklýðý yarattý. Bu hayal kýrýklýðýndan avantajlý çýkan Refah Partisi'ydi. 1995 seçimlerinden zaferle çýkan Refah Partisi radikal bir program etrafýnda geleneksel olarak SHP/CHP bölgelerinden destek aldý. Refah zenginden yoksula doðru yeniden bir bölüþüm sözü verirken SHP'nin içinde olduðu hükümet yoksuldan zengine doðru yeniden bölüþümü gerçekleþtirmekteydi. Bu arada SHP çatýsý altýnda meclise giren Kürt milletvekilleri hapishanelerde çürümeye terk edildiler. Son darbe Baykal'ýn liderliðinde yeniden birleþen CHP'nin 28 Þubat muhtýrasýný desteklemesi oldu. CHP ordu müdahalesini destekleyerek, demokrasi savunusunu çöpe attý, orduyu destekledi ve sað ile ittifak oluþturdu. Bu durum CHP'nin 1999 seçimlerinde

CHP'nin problemi iþçilere, yoksullara, demokrasiye, barýþa, Kürtlere ihanet tarihinde aranmalýdýr. Emekçinin ve ezilenin sesi olmak yerine sýrtýný generallere ve devlete dayamaya çalýþan CHP, bu politikalardan vazgeçmediði sürece emekçilerin desteðini saðlayamayacaktýr. batmasýna yol açtý. Ýþçilere, yoksullara, Kürtlere saldýran ordunun anti demokratik müdahalesini destekleyen bu partiye eski destekçiler oy verirken kendileriyle birlikte oyunu kullanacak kimseyi bulamadýlar. Baykal'ýn CHP içinde yeniden güç kazanmasýnýn açýklamasý da tam burada yatýyor. Parti kendi potansiyel destekçilerinden o kadar yabancýlaþmýþtý ki Baykal'a alternatif delege seçmek üzere parti örgütlerine gidenlerin sayýsý yeterli deðildi. CHP il-ilçe örgütleri ölü. CHP, artýk 1991'deki gibi genel muhalif mücadelenin bir parçasý deðildi. Seçimi kaybettikten sonra baþkanlýktan atýlan Bay-

kal gibi bir adam ancak kökleri ölmüþ bir partide tekrar lider olarak seçilebilirdi. CHP'nin problemi iþçilere, yoksullara, demokrasiye, barýþa, Kürtlere ihanet tarihinde aranmalýdýr. Eðer yeni parti kurmak isteyenler bu ihanetlerin yarattýðý güvensizliði aþmak isterlerse bu giriþim iþçi sýnýfýnýn kendine güvenini tekrar kazanmasýna yardýmcý olacaktýr. Ne yazýk ki yeni inisiyatifte yer alan politikacýlarýn çoðu geçmiþ ihanetlerde rol almýþlardý. Örneðin Murat Karayalçýn 1994 yýlýnda 5 Nisan IMF paketini imzalamýþtý. Ýþçiler onlara nasýl güvenebilir? Güvenin anahtarý eylem. Yeni parti inisi-

yatifi Derviþ'in paketine karþý geliþecek olan iþçi mücadelelerine karþý nasýl bir tutum alacak? Destekçilerini Emek Platformu'nun eylem ve toplantýlarýna getirmeliler. Bu kampanyanýn bir parçasý olurlarsa solda yeni bir alternatif arayanlar birlikte çalýþmak, güveni yeniden inþa etmek, daha da önemlisi iþçilerin kendine güvenini saðlamak mümkün olabilir. Þimdi ayrýntýlarla uðraþma zamaný deðil. Saðlýklý bir sol alternatif ancak iþçi mücadelelerinin olduðu bir ortamda ortaya çýkabilir. Soldaki herkesin sorumluluðu böylesi bir havayý yeniden inþa etmek olmalýdýr.

BÝRLÝK: NEREDE, NASIL, KÝMÝNLE? S ert u ð Çi ç ek CHP'den istifa edenler solda yeni bir partiye olan ihtiyaçtan söz ederek çeþitli giriþimlerde bulunuyorlar. Yeni parti kurma çalýþmalarý yürüten tanýnmýþ siyasi isimleri þimdilik bir araya getiren tek þey CHP Genel Baþkaný Baykal ve DSP Genel Baþkaný Ecevit ile anlaþamýyor olmalarý. Böylesi bir zemin üzerinde kurulacak bir parti CHP'nin kötü bir kopyasý olacaktýr. Ancak CHP'den farklý yeni bir parti kurulacaksa bu partinin ezilen ve emekçi kesimlerden, yoksullardan yana açýk bir tutum almasý, egemenlere ve onlarýn devletine yaslanarak deðil onlara karþý muhalefeti birleþtirmeyi amaçlamasý gerekiyor.

Na s ý l b i r bi rl ik CHP ve DSP'den kopup yeni bir parti kurulmasý için kollarý sývayanlar genellikle Baykal ve Ecevit'e göre daha sol politik fikirlere sahipler. Örneðin Mümtaz Soysal özelleþtirmeler, IMF politikalarý vb. konularýnda kendi içinde çok tutarlý bir muhalif. Ercan Karakaþ'ýn ordu, islami hareket, Kürt kimliðinin tanýnmasý, F-tipi vb konularýnda CHP'nin en solunu temsil ettiði

söylenebilir. Fikri Saðlar yolsuzluklar, MHP, çeteler vb konularda Baykal ekibiyle kýyaslanamayacak bir mücadeleciliðe sahip. Ancak ne yazýk ki þu ana kadar bu kesimleri birbirine yakýnlaþtýran þey esas olarak bu politik farklýlýklar deðil; Baykal ekibinin hizipçiliði ve Ecevitlerin anti demokratikliði oldu.

Ç e k im g ü c ü ol a b il m e k

yümesine olanak veren þeyin sol siyasetteki boþluk olduðunu tespit edip bu boþluðu tutarlý ve kararlý olarak doldurmayý hedeflemeli.

P o li t i k t er c ih l e r Böylesi bir politik netlik olmaksýzýn yeni kurulacak parti CHP'nin kötü bir kopyasý alarak daha çok moral bozmak dýþýnda bir iþleve sahip olamayacaktýr. Yeni kurulacak parti generallerin islami hareketle mücadeledeki taþeronu olmayý kesinlikle reddetmeli, Kürt sorunu konusunda Türk devletinin yýllardýr süren inkarcý politikalarýndan açýk bir dille uzak durmalý. Ekonomik alanda da IMF'nin dayatmalarýna çok sert biçimde tutum alýp ülke içindeki kaynaklara yönelmeli. Servet vergisi getirip büyük sermaye sahiplerinden fedakarlýk istemeli, silahlanma harcamalarýný sýfýrlayýp eðitim ve saðlýk alanýna yönelmeli, faiz hortumculuðuna son vermek üzere borçlarý ödemeyi reddetmeli.

Yeni parti genel olarak solda çekim gücü olacaksa hýzla sermayenin küresel saldýrýsýna karþý bir itiraz, savunma hattý oluþturmak için net olmak zorunda. Neo liberal politikalarý ve "üçüncü yol" olarak tanýmlanan Blair-Schröder-Baykal hattýyla arasýnda kesin çizgiler çekmeli. Kürt sorununun çözümü için ana dilde eðitim, kültürel haklarýn tanýnmasý, idam cezasýnýn kaldýrýlmasý, kapsamlý bir af, boþaltýlan köylerin yeniden yerleþime açýlmasý için açýkça mücadele etmeli. Ýslami hareketle mücadelede generallerin güdümünü reddedip, ordunun demokrasiyi savunamayacaðýný açýkça ortaya koymalý, hak Bi z ne yapabil ir iz? ve özgürlüklere yönelik her saldýrýya "bu Türkiye solunun birliðe en çok ihtiyaç türbanlý, bu deðil" ayýrýmý yapmadan karþý durmalý. Ýslami hareketin bu denli bü- duyduðu bir dönemden geçiyoruz. An-

cak bu birliði "örgütsel" olarak tanýmlamak bizi bir yere götürmez. ÖDP böylesi bir örgütsel birliðin sonuç alan politikalarý savunamadýðýný, en kritik dönemeçlerde sýnýfta kalmaya mahkum olduðunu gösteriyor. Ýhtiyacýmýz ayný örgüt çatýsý altýnda olmaktan önce ayný saflarda birlikte mücadeleyi öðrenmek, politikada birlikler inþa etmek. Yani örneðin faþizme karþý mücadele konusunda, barýþ-Kürt sorunu konusunda, F-tipi tecrit ya da ekonomik paket vb konularda ortak politikalar etrafýnda birlikte çalýþmayý öðrenmek zorundayýz. Ancak birbiriyle çalýþabilen, birlikte iþ yapabilenler ayný örgütsel çatý altýnda olup olmamayý tartýþabilirler. Aksi halde yapýlan her türlü birlik çaðrýsýnýn altý boþ olacaktýr. Bugün her solcunun görevi bu tür mücadele birlikleri oluþturmak için kollarý sývamak, tabanda iþ yapmak, saða karþý sol fikirlerin yaygýnlaþmasý için mücadeleyi býkmadan yapmaktýr. Böyle davrananlarýn sayýsý ne kadar çoksa genel olarak sol, özel olarak sosyalist ve sosyal demokrat sol güçlenecek, sermayenin küresel saldýrýsýna karþý bir direnme hattý oluþturmamýz o kadar kolaylaþýp yakýnlaþacaktýr.


Sayfa 6

antikapitalist

Krizle çalkalanan bir dünya Kemal Derviþ Dünya Bankasý'nýn tepelerinden ekonomik krizimizi düzeltmek için Türkiye'ye iniþ yaptý. Fedakarlýk yaparsak herþeyin düzeleceði anlatýlýyor. Taþý topraðý altýn olan, gül kokulu Batý'ya güya bu þekilde yetiþebileceðiz. Ancak dünya ekonomisi krizde. IMF'nin geliþmemiþ ülkelerde mekik dokuyarak dayattýðý kriterler her yere uygulansa ABD'ye de acý bir "istikrar paketi" reçetesi yazýlmasý gerekiyor çünkü ABD dünyanýn en borçlu ülkesi ünvanýna sahip. ABD ve Japonya dünya üretiminin yüzde 46'sýný gerçekleþtiriyorlar. Japon ekonomisi son 10 yýlda tam bir durgunluk içinde. ABD de resesyona giriyor. Son bir yýlda hisse senetleri dünya çapýnda 10 trilyon dolarlýk deðer kaybetti. Bu ABD'nin bir yýllýk toplam üretimine eþit. Ýstatistiklerin baþladýðý 55 yýldan bu yana hisse senedi fiyatlarýndaki düþüþ sonucu Amerikan hanelerinin toplam deðeri (mal varlýðý - borç) ilk kez düþüþ gösterdi.

ABD'nin ekonomik geliþimi Son sekiz yýlda Amerikan ekonomisi olaðanüstü bir þekilde büyüyordu. Ancak bu büyüme Ýkinci Dünya Savaþý sonrasýnda yaþanan uzun geniþleme döneminden farklýydý. 1990'lar boyunca iþçi ücretleri reel olarak düþtü. Amerikan iþçileri daha az ücret için daha uzun saatler çalýþýyorlar. 1973-1998 arasýnda ABD'deki çalýþma verimliliði yüzde 46.5 oranýnda arttý ama ortalama ücretler yüzde 8 geriledi. Çocuk sahibi olan kadýn iþçiler yýlda 223 saat (altý hafta), erkekler ise 158 saat (dört hafta) daha fazla çalýþýyorlar. ABD'de ekonomik büyüme sömürünün ve dýþ kaynaklarýn arttýrýlmasýyla saðlandý. Japon ve Avrupa sermayedarlarý sömürü oranýnýn daha yüksek olduðu ABD'de yatýrým yapmayý tercih ettiler. Spekülasyon da büyümeyi kamçýladý. Ýnternet ticareti, gayri menkul, cep telefonu ve biyoteknoloji senetleri üzerine spekülasyon Marks'ýn her krizin habercileri olarak gördüklerine örneklerdir. Marks Kapital'in 3. cildinde "Ýþ dünyasýnýn en baþarýlý göründüðü an çöküþten bir önceki andýr" der. Kapitalizmin çýlgýn düzeninde bu tür spekülasyonlar bile gerçek ekonomide devinim yaratýr ama sadece kýsa bir süre için. Amerikan ekonomisinin geniþlemesi iþçilere deðil sadece zenginler ve iþverenlere yaradý. Amerikan aile-

lerinin en zengin yüzde 1'nin vergiler sonrasý gelirleri 1977-1999 arasýnda yüzde 115 arttý. En zengin yüzde 20'nin gelirleri yüzde 43 artarken en fakir yüzde 20'inin gelirler ise yüzde 9 düþtü. Asgari ücretin reel deðeri 1968-1998 arasýnda yüzde 22 geriledi.

R e se sy o n Ancak bu süper sömürü Amerikan ekonomisini iniþe geçmekten kurtaramadý. Neden? Sistem iþçilerin giderek daha fazla sömürülmesine dayanýyor ve ürettiði mallarý satýn alabilecek düzeyde bir ücret vermiyor. Kapitalistlerin kendisi yatýrým ya da lüks tüketim maddeleri için para harcamaya devam ettikleri sürece sistem kendi dengelerini koruyabiliyor. Ancak yeterince kar edemeyeceklerini düþünürler ya da spekülatif maceralarýnda bir aksaklýk olursa para harcamayý durdururlar. Mallar satýlamaz hale gelir ve fabrikalar kapanmaya, iþçiler iþten atýlmaya baþlanýr. Sistem o kadar istikrarsýz ki kimse ABD ekonomisine ne olacaðýný kestiremiyor. Üretimin yüzde 30 düþtüðü 1929 benzeri bir buhran beklenmiyor. Bunun bir nedeni de 1929'dan farklý olarak toplam harcamalarýn içinde devletin payýnýn yüksek olmasý. Savunma harcamalarý bunun baþýnda geliyor. Ancak kesin olan bir þey varsa o da ekonomik geniþlemenin artýk bittiðidir. Bunun bütün dünya ekonomisine etkisi son derece derin olacaktýr. ABD'nin dýþ ticaret dengeleri sürekli açýk veriyordu. Bunun anlamý ABD'ye ihraç edilen mallarý üreten dünyanýn diðer bölgelerindeki iþçilerin iþini kaybetme tehlikesi ile karþý karþýya olduklarýdýr. Sayýsýz ekonomik kriz IMF ve Dünya Bankasý'nýn ne kadar yalan söylediðini gösteriyor. Her "paradigma" ve "örnek ülke" ekonomik krizin içine yuvarlandý. Ve her ülkede patronlar krizin faturasýný yine iþçilere çýkarmak için elbirliði ettiler. Bir krizin yolda olduðunu sonuna kadar reddeden IMF ve Dünya Bankasý þimdi de kapitalistlerin iþçilerin fedakarlýk yapmasýný istemekle haklý olduðunu söylüyor. Asya Kaplanlarý'ndan Rusya ve Arjantin'e kadar hikaye hep ayný. Talep edilen fedakarlýðý yapan iþçiler sadece yaþam standartlarýnýn düþüþüne zenginlerin ise daha da zenginleþmesine tanýk oldular. Þimdi "Artýk Yeter" deme zamanýdýr.

a n t ik a p it a l ist ’ e K AT I L G Ü Ç AL G Ü Ç K A T

Ankara: PK 896, 06446 Yeniþehir Ankara Ýstanbul: Gönül Sokak No 31, Nil Han No 305, Asmalý Mescit E-mail: posta@antikapitalist.net Telefon: 0532 7402479

‘ulusal kurtuluþ müca bizden fedakârlýk is kurtulmak için m Cem Uz u n

diðine iþaret etti: riz içindeyiz. Yüz binlerce insan iþi"Kredi... aþýrý üretim ni kaybetti ya da kaybetmek üzere. eder... ancak krizin ilk siny Fýrtýna gibi gelen zamlar milyonya çýktýðýnda yok olur. Kre larca insaný yoksulluða ve açlýk sýnýrýna itikarca ve insafsýzca diðerle yor. kiyetinin kullanýmýný teþvi Ancak, New York Post gazetesindurum, spekülasyona yol de çýkan habere göre Cem Uzan 28 sadece krizi þiddetlendirm Ocak'ta New York'ta Trump Tomaz... ayný zamanda ger wer'dan bir daire almak için 38 milolarak minimum metal p yon dolar ödedi. Bu New York'ta bir en hafif sebeplerle kolayca daire için ödenen en yüksek fiyat. olan bir mekanizmayý de Dünyanýn en zengin adamý Bill Gamü haline dönüþtürerek kr tes'in ayný apartmanýn alt katýnda daten bir noktaya getirir." ha küçük ("sadece" 1000 metre kare) Rosa Luksemburg'un bir dairesi var. Bu, Uzan'larýn New 1908'de dünya ekonomi York'ta aldýðý üçüncü daire. Uzan aivuran ekonomik krizle o lesinde krizin esamesi okunmuyor. Krizin ortaya çýkýþý ile birl Kriz dönemi boyunca Grand Chero1914'de savaþýn içine dalm kee Jipleri, BMW, Mercedes ve Volva Kapitalistlerin problem gibi pahalý lüks arabalar ile doldurune kadar fazla sömürürlers lan gemiler Ýstanbul'da Haydarpaþa'ya kadar daha fazla üretken o yanaþmaya devam etti. Zenginler sanpitalistler daha az iþçi ve ki bir gün daha beklerlerse öleceklermakine çalýþtýrýyorlar. An miþ gibi lüks eþyalarý ithal etmeye demakinelerden deðil iþçile vam ettiler. Çalýþanlar için ise hayat yor. Uzun dönemde, iþçile çok farklý... la sömürme çabalarý umd Yaþam standardýmýzý düþüren, çalama kâr oranýný düþürüyo lýþma koþullarýmýzý zorlaþtýran bu kriz deprem, sel baskýný gibi doðal bir fe- Bizden fedakarlýk isteyenler ne yapýyorlar? Kaybettikle laketin sonucu deðildi. Bir avuç pat- lüks yaþamlarýndan en ufak birbirlerinden çalarak, iþç ronun aç gözlülüðü nedeniyle meyda- bir fedakarlýk yapmýyorlar. larak, yoksullardan ya da ç ri herkesten çalarak yerin na geldi. Bu yönüyle Güney Doðu AsCem Uzan New York'ta ya'da Asya Kaplanlarý'ný vuran, Japon- Trump Tower'dan bir daire çalýþýrlar. Bu nedenle, Mar ya'da devam eden, yakýnda ABD'de almak için 38 milyon dolar lirttiði gibi kapitalizm kr spekülasyon ve skandallar patlama olasýlýðý olan krizlerden bir ödedi. Bu New York'ta bir farký yok. Türkiye'de yaþadýðýmýz kriz daire için ödenen en yüksek artýyor. Türkiye bir çok yönüy açýsýndan anlaþýlmasý zor olan þey, fiyat. Amerika". Kapitalistler b medyanýn nasýl olup da Kasým krizinözelleþtirme çaðrýsý yapýy den sonra bile ekonomide pembe tablo çizmeye devam ettiðidir. Medya gerçeklerden zi- müdahalelerinin azaltýlmasýný istiyor, diðer yade patronlarýnýn çýkarlarý peþindeydi. Aydýn Doðan, kârlarýnýn çoðunluðunu devletten elde ediy Dinç Bilgin ve Uzan'lar soyguncu yönetici sýnýfýmýzýn yýllarda büyük imalatçý holdingler bile kârlar nýn faizlerden geldiðini rapor ediyorlar. Bu f en berbat örnekleridir. Bir Alman Marksist olan Eduard Bernstein yüz yýl ka- ödüyor? Hükümet. Hükümet parayý nerede dar önce finansal sistemde kredilerin artmasýnýn sonu- Vergilerden. Vergileri kim ödüyor? Çoðunluð cu olarak artýk kapitalizmin krize girmeyeceðini tartýþý- fý tarafýndan ödeniyor. Bankalar daha da kötü yordu. Bu nedenle kapitalizmden sosyalizme yavaþ ya- rasý piyasadan ucuza borç alýp hükümete pah vaþ geçiþin mümkün olduðuna inanýyordu. Rosa Luk- veriyorlar. Parlak mermerlerden yapýlmýþ ban semburg 1899'da bir yanýt olarak "Reform mu Devrim rinin zenginliði iþçilerden vergi aracýlýðýyla a mi?" broþürünü yazdý. Kredilerin krizi erteleyebileceði- yý yansýtýyor. Bütün sistem devlet tarafýndan ne ancak nihai olarak krizleri çok daha fazla kötüleþtir- dan alýnarak kapitalistlere ödenen korkunç b lama mekanizmasý üzerine yükseliyor. Bu durum neden krize neden oluyor? Y ginlik yaratmak mümkün deðil. Bütün piram Bütün yöneticilerin sözünü ettiði "kaynak so- çilerin gerçek zenginliði yaratmasýna baðlý. runu"nu çözmenin çok kolay bir yolu var. Bu yýllarda ayný kapitalistlerin iþten attýðý iþçile kaynaðý bulmak için Afrika'nýn büyük bir ço- daki artýþ bu hortumlamanýn daha küçük ve ðunluðunu açlýða mahkum eden IMF'ye gitmek sul bir iþgücü üzerinden gerçekleþtirildiðini zorunda da deðiliz. Yapmamýz gereken þeylerin Bu durumda, boþluk yurt dýþýndan borç alara baþýnda zenginlerin kumar borçlarýný ödemeyi luyor. Ancak krediler geri ödenmek zorund reddetmek geliyor. Ödemek istemeyen zengin- kuru deðiþtiðinde bankalarýn dolar üzerinden lerin mülkleri (bizden çaldýklarýný) karþýlýksýz TL üzerinden borç verme iþlemi çok tehlike olarak devletleþtirilmelidir. Silahlanma harca- yor. malarý (bütçenin %40'ý) ve bankalara yapýlan faKasým krizinin ve Þubat krizinin nedeni iz ödemeleri (bütçenin %50'si) kesilmelidir. El- bat krizinin nedeni Ecevit ve Sezer arasýndak de edilecek kaynak yeni iþ olanaklarý yaratmak, ðildi. Ecevit ve Sezer arasýndaki kavga zaten v saðlýk, eðitim, sosyal güvenlik hizmetlerini ge- zin belirtisi idi. Sezer soyguncu bankalara kar liþtirmek için kullanýlmalýdýr. la müdahale istedi. Ecevit bu müdahalenin za

K

Zengini vergilendir


adelesi’ deyip steyenlerden mücadeleye

mi proveke yalleri ortaedi... cüreterinin mülik eder. Bu açar. Kredi mekle kalrçek temel parayý alan, a bozulacak eðiþimin türizi geniþle-

n haklýlýðý isini tekrar rtaya çýktý. likte dünya mýþtý. mi, iþçileri se, iþçiler o oluyor. Kadaha fazla ncak kârlarý erden gelieri daha fazuklarý ortaor. O zaman eri kârlarýný çilerden çaçalabildiklene koymaya rks'ýnda beize girince r katlanarak

yle "küçük bir yandan yor, devlet yandan da yorlar. Son rýnýn yarýsýfaizleri kim en buluyor? ðu iþçi sýnýü. Uluslarahalýya borç nka þubelealýnan paran çalýþanlarbir hortum-

Yoktan zenmit alttaki iþAncak son erin sayýsýne daha yokgösteriyor. ak dolduruda ve döviz n kredi alýp eli hale geli-

buydu. Þuki kavga devar olan krirþý daha fazaten çok ký-

antikapitalist

Sayfa 7

Arjantin: Zengin ülkedeki yoksullar Arjantin krizde. 6 Mart'ta göreve baþlayan yeni ekonomi bakaný Ricardo Lopez Murpy, Kemal Derviþ gibi uluslararasý bir bürokrattý. Derviþ Dünya Bankasý için çalýþýrken, Murpy de IMF için danýþmanlýk yapýyordu. Murpy, Arjantin'in borç problemini çözmek için devlet harcamalarýndan 2 milyar dolarlýk bir kesinti hedefleyen programý ittiriyordu. Uluslararasý düzeyde patronlarýn gazetesi Financial Times tarafýndan "iyi düþünülmüþ" olduðu iddia edilen bu kesintilerin çoðunluðu saðlýk ve eðitim alanýnda gerçekleþtirilecekti. Öðrenciler okullarý ve üniversiteleri iþgal etti, iþçiler genel grev baþlattý. Koalisyon hükümetinin küçük ortaðý Frepaso partisinden üç bakan istifa etti. 19 Mart'ta Ricardo Lopez Murpy istifaya zorlandý ve kesinti paketi geri çekildi. Ýþçiler ve öðrenciler, mücadele ettiklerinde karþýlarýndaki IMF bürokratýnýn bile dayanamayacaðýný gösterdiler. Arjantin her zaman IMF ve Dünya Bankasý programlarýna baðlýlýðý ile örnek gösterilen bir ülkeydi. 1991'de Arjantin döviz kurunu dolara baðladý. Enflasyon %1 dolaylarýnda. Paranýn saðlamlýðý ve düþük enflasyonun herkesin çýkarýna olduðu söyleniyordu. Peki bu durum Arjantin'i ne hale getirdi? Dünya Bankasý Arjantin Raporu'nun baþlýðý bile þöyle: "Zengin bir ülkede yoksul insanlar." 1991'den bu yana nüfusun en zengin %20'sinin pastadan aldýklarý pay %50.9'dan %54.25'e çýkarken en düþük %20'nin toplam gelirden aldýklarý pay %4.55'den %3.8'e düþtü. Kiþi baþýna ortalama milli gelir 8000 dolar (bugünkü Türkiye'den üç kat daha fazla) iken çocuklarýn %45'i yoksulluk içinde yaþýyor. Nüfusun %7'si öylesine yoksul ki temel gýda maddelerini bile alacak durumda deðil. Kira ve elektrik faturalarýna hiç para kalmýyor. Dünya Bankasý hizmetlerin özelleþtirilmesiyle üret-

kenliðin arttýðýný ve maliyetin düþürüldüðünü söyleyerek, Arjantin'i kutluyor. Ancak kendi raporlarýnýn da gösterdiði gibi her türlü kesintiden kazançlý çýkanlar zenginler. Bu kesintilerin çalýþanlara maliyetini hiç tartýþmýyorlar. En yoksul %20'nin elektrik, telefon gibi temel hizmetler için yaptýðý harcamalar neredeyse iki kat arttý ve toplam gelirlerinin %9'undan %17'sine yükseldi. Zenginlerin yaþam standardý yükselirken, Arjantin'in iç ve dýþ borçlarý arttý. Arjantin'in artýk borç faizlerini ödeyemeyecek duruma gelmesinin yarattýðý panik son krizin vurmasýna yol açtý. Dýþ borcun milli gelire oraný 1996'da %41 iken 2000 yýlýnda bu oran %54'e yükseldi. Arjantin'in dýþ borcu 124 milyar dolar. Arjantin'de yaþayan her erkek, kadýn ve çocuða 4000 dolar dýþ borç düþüyor, yani aile baþýna yaklaþýk 20.000 dolarlýk dýþ borç yükü var. Bu ailelerin çoðu aylýk 160 dolardan (resmi yoksulluk sýnýrý) daha az kazanýyor. IMF krizi ertelemek için daha fazla kredi açmayý planlýyor. Ancak, borcu arttýrarak durumu daha da kötüleþtiriyor. Arjantin'den bizler için çýkarýlacak dersler neler? Türkiye'den daha zengin bir ülkede, IMF ve Dünya Bankasý'nýn "mükemmel uygulandýðý" için tekrar tekrar örnek gösterdiði ekonomik program, Dünya Bankasýnýn kendi ifadesi ile yoksulu daha yoksul, zengini daha zengin yapmayý baþardý ve krize neden. Arjantin borç ödemelerini gerçekleþtiremeyebilir. Bu nedenle "kurtarma planlarý"na güvenmemeliyiz. Bu, olumsuz ders. Arjantin'den çýkarýlacak olumlu ders ise þöyle: Ýþçiler, yoksullar ve öðrenciler harekete geçerse zenginlerin ve onlarýn destekçisi IMF ve Dünya Bankasý'nýn taleplerine direnebilirler. Ricardo Lopez Murpy'nin kesinti paketi iþçi eylemleriyle bozguna uðratýldý. Þimdi daha güvenli bir iþçi sýnýfý kendi haklarý için mücadele etme þansýna sahip.

Küres el di reniþi n yeni dur aðý: Cenova rýlgan durumda olan sistemi çökerteceðinden korktu. Sistem yine de çöktü. Artan borç yükü finansal krizlerin kaçýnýlmaz hale gelmesinin koþullarýný yarattý. Türkiye'nin kýsa dönem dýþ borcu 2000 yýlýnda 23 milyar dolardan 28.4 milyar dolara çýkarak 5.4 milyar dolar arttý. Bu rakam Merkez Bankasý döviz rezervinin neredeyse tamamýna eþit. Bankalarýn borcu 13.17 milyar dolardan 16.9 milyar dolara yükselerek 3.73 milyar dolar arttý. Dýþ borç artýþýnýn üçte ikisinden fazlasý dýþardan borç alarak hükümete borç veren bankalara ait. Geriye kalan ise "IMF'den gelen para". Bu para tabi ki hediye deðil, faizi ile birlikte iki buçuk yýl içinde geri ödenmesi gereken yüksek faizli bir kredi. Bankalar dýþ borçlarýný ödeyebilecek para bulabilmek için paniklediler, repo oranlarý korkunç yükseldi ve bu durum liranýn devalüe edilmesini gerektirdi. Patronlarýmýzýn oynadýðý oyun iþte böyle geliþiyor. Onlar bizim paramýzla tehlikeli bir kumar oynuyorlar. Eðer kazanýrlarsa kazançlarýný kendilerine saklýyorlar. Kaybederlerse bizden para alýp tekrar kumara oturmak istiyorlar. Batmýþ bankalarý kurtarmak için harcanan 11 milyar dolar iþte bunun içindi. O para bizim vergilerimizden geliyor. Þimdi Kemal Derviþ geldi, bizi "kurtaracak". Senaryoya göre program hazýrlanacak ve "kaynak" bulunacak. Kaynaðýn anlamý ne? Daha fazla kredi. 25 milyar dolarlardan bahsediyorlardý. Bu neredeyse bir hayal. Zaten gelecek her "kaynak" kredi olacak , ana para ve faiz ödemeleri çalýþanlardan alýnan vergiler ve sosyal harcamalardan yapýlacak kesintilerle gerçekleþtirilecek.

Dünyada kriz Türkiye'deki kriz dünyada yaþanan diðer krizlerden farklý deðil. Dünya ekonomisinin iki motor gücü olan Japonya ve ABD'ye bakýn. Japonya 1992'den bu yana krizde. Þimdi hükümet meteliksiz. Bankalar kötü borç daðlarý nedeniyle çok kýrýlgan. Uluslararasý reyting kuruluþlarýndan Moody Standartlar Enstitüsü, Japon bankalarýnýn çoðuna kredi notu olarak ‘E’ verdiðini söylüyor. Meksika veya Rusya'daki bankalarýn kredi notu da ‘E’. Japon bankalarýnýn kredi notu, arkalarýnda hükümetin olmasý nedeniyle ‘A'ya çýkarýlýyor.

Seattle'da 30 Kasým 1999'da Dünya Ticaret Örgütü toplantýsýna karþý yapýlan gösterilerle ortaya çýkan ve farklý kesimleri kapitalist sistemin yarattýðý yýkýma ve onu temsil eden kurumlara karþý birleþtiren anti kapitalist Küresel Direniþ hareketi Temmuz ayýnda Ýtalya'nýn Cenova kentinde yapýlacak G8 Zirvesine karþý hazýrlanýyor. Sendikalar, Avrupa çapýnda örgütlenen küreselleþme kar- 20 bin küresel direniþçi Napoli’de Küresel Forumu protesto ettiler þýtý ATTAC hareketi, sosyalist ve sol hareketler, çevre ve kadýn haklarý için kampanya ya, bilgi ve materyal yayýnlamaya ve gösterilere deyürütenler Cenova Direniþini þimdiden örgütlemeye lege göndermeye çaðýrýyoruz. Hep birlikte insanlarýn ihtiyacýnýn ve dayanýþbaþladýlar. Avrupa'nýn her yerinde direniþi inþa etmek için toplantýlar ve ulaþým sorununu çözmek için giri- manýn kârdan önce geldiði daha iyi bir dünya için þimler hýzlanmýþ durumda. Fransa ve Ýngiltere'den feri- mücadele edebiliriz." bot ve trenler ayarlandý bile. Bu arada sendikalar kendi üyelerine ve emek hareFransýz köylü lideri Jose Bove'nin Dünya Ticaret Örketine çaðrý yapýyorlar. 15-18 Mart tarihleri arasýnda gü tü'nü protesto etmek için traktörüyle bir McDotoplanan Yunanistan Sendikalar Konfederasyonu GSEnald's bi na sýný yýkmasý üzerine açýlan davanýn Þubat soE, Cenova direniþini destekleme kararý aldý ve aþaðýdanun da ki du ruþmasýný ülkenin dört bir yanýndan gelen ki çaðrýyý yayýnladý: "Biz 20-22 Temmuz tarihinde Ýtalya-Cenova'da 15 bini aþkýn küreselleþme karþýtý protesto etti. FranG8 Zirvesi nedeniyle yapýlacak küresel mobilizasyo- sa'nýn güneyindeki Montepellier'de iki gün boyunca na katýlacaðýz. Bu toplantý en zengin 7 ülke liderle- toplantý ve gösteri yapan direniþçiler mahkeme salonuri (ABD, Almanya, Japonya, Fransa, Ýngiltere, Kana- nun önünde "Hepimiz Jose Bove'yiz" ve "Dünyamýz Sada, Ýtalya) ve Rusya'nýn katýlýmý ile gerçekleþecek. týlýk Deðil" sloganlarýyla dayanýþmanýn önemini bir kez G8 küresel sistemi iþleten uluslararasý kurumlarýn daha gösterdiler. Kasým ayýnda Ýstanbul TÜYAP kitap fuarýna Bergabirleþimi bir direktörlükten baþka bir þey deðil. Bu ma lý Köylülerle birlikte katýlan Jose Bove ayný zamanda yýlki en önemli gündem maddesi ise küresel sermayenin eðitim, saðlýk, emeklilik, göçmenlik ve demok- Fransa'da bulunan kaçak yabancýlarý desteklemesi ve ýrkçýlýða karþý mücadelesiyle tanýnýyor. Bove, Montepelratik haklara el koyma stratejisidir. Binlerce isçi, genç, öðrenci, emekli, iþsiz, göçmen lier'de yapýlan gösterilerden birinin açýlýþ konuþmasýndünya çapýnda bu yönelime karþý harekete geçiyor da þunlarý söyledi: "DTÖ ve IMF politikalarýyla kendi ülve G8 Zirvesi'ne karþý gösteri yapmaya hazýrlanýyor. kelerinde yaþayamaz hale getirilen yoksullar Fransa'ya Onlarýn yanýnda Seattle, Prag, Nice ve Porto Alleg- iþ ve yeni bir yaþam bulmak için geldiklerinde bizim görevimiz onlarýn haklarý için mücadele etmektir." re'nin aktivistleri olacak. Mart ayýnda da Dünya zenginlerinin Ýtalya'daki NaBiz de onlarla birlikte orada olacaðýz, çünkü Yunanistan'da da isçiler ve gençler neo-liberal politika- poli kentinde yaptýklarý Global Forum yanýtsýz kalmadý. larla yüzleþmeye çalýþýyorlar. Biz çalý��an insanlarý, 20 bini aþkýn gösterici kenti ve toplantý merkezinin kuemek merkezlerini, sendika federasyonlarýný ve ye- þattý. Almanya'da göstericiler 60 ton radyoaktif atýk taþýrel sendikalarý Cenova uluslararasý etkinliðini aktif bir þekilde desteklemeye, bunun için faaliyetler ve yan bir treni raylarý iþgal ederek ve polisle çatýþarak durtoplantýlar örgütlemeye, gerekli kararlarý çýkartma- durdular.

Dayanýþma ile kazanabiliriz


McDonalds’a karşı nasıl bir mücadele?

Sayfa 8

antikapitalist

G ü n eþ Y ý l d ý rý m

1999'da Seattle'da baþlayan ve büyüyerek ilerleyen anti-kapitalist hareket bir yandan IMF, Dünya Bankasý gibi kurumlarý kendine hedef alýrken diðer yandan da öfkesini McDonalds gibi uluslararasý sermayenin tanýnmýþ simgelerine yöneltiyor. McDonalds, Nike, BP gibi þirketler uluslararasý sermayenin kâr için çevreye, iþçilere ve insana yönelik pervasýz saldýrýlarýnýn hangi düzeye çýkabileceðinin sembolik örnekleri. Örneðin McDonalds, en düþük ücretlerle en kötü koþullarda iþçi çalýþtýrmayý akla getiriyor. Dünyanýn bir çok ülkesinde faaliyet gösteren bu þirket uyguladýðý politikalarla yüksek kârlar elde ederken iþçilerini rezil koþullarda yaþamaya itiyor. McDonalds bütün dünyada sendikalaþmanýn en düþük olduðu iþyerlerinden biri. Ýþçilerin örgütlenmesi ve mücadele etmesi de engellenmeye çalýþýlýyor. Merkezi olan Amerika'da öðrencileri ya da çalýþma izni alamamýþ göçmenleri istihdam ediyor. Bu kadar yalnýzlaþtýrýlmýþ iþçilerin mücadelesinin önünü kesmek daha da kolay oluyor. Bu politikalarýn sadece Amerika'da deðil McDonalds'ýn varolduðu her yerde kullanýldýðýný görüyoruz. Türkiye de bu örneklerden biri. 50 bin dolar ödeyerek McDonalds'ýn isim hakkýný alýp þubeler açan Türk sermayedarlarý ile ana þirket bu

politikalarla iþçileri azgýnca sömürürken en ufak bir örgütlenme çabasýnýn baþýný ezmeye çalýþýyorlar. McDonalds girdiði her ülkede iki yönlü bir savaþ içinde: Bir yandan benzer faaliyette bulunan ulusal (örneðin Tatlýses lahmacun, dönerciler vb) ya da uluslararasý (örneðin Pizza Hot, Burger King vb) sermayelerle rekabet ediyor; diðer yandan ise her þubesinde çalýþtýrdýðý iþçiler üzerinden daha çok kazanma savaþýmý veriyor. Sermeyeler arasýndaki her rekabette olduðu gibi McDonalds ile diðer sermaye gruplarý arasýndaki rekabet temel olarak iþçiler üzerinden daha çok para kazanmaya dayanýyor. Yani McDonalds'ýn Pizza Hot ile ya da bir dönerci ile rekabeti çalýþanlarýn koþullarýný daha da kötüleþtirme baskýsý yaratýyor. Pizza Hot, dönerci ya da McDonalds çalýþanlarý ve patronlarýnýn ortak çýkarlarý var. Genel ücret ve çalýþma koþullarý, sendikalaþma, ürün fiyatlarý gibi konular hem patronlarý hem de çalýþanlarý birleþtiriyor. Sermayedarlar arasýnda Marks'ýn tanýmlamasýyla "düþman kardeþ" iliþkisi var. Ýþçileri birleþtiren ise Türk yönetici sýnýfýnýn (ulusal sermayenin) sürekli anlattýðý "ulusal çýkarlar" deðil; sýnýf çýkarlarýdýr. McDonalds'ýn her þubesinde bir sýnýf savaþýmý var. Bu savaþtan iþçi sýnýfýnýn kazanýmla çýk-

masý McDonalds'ýn dayattýðý çalýþma koþullarýnýn püskürtülmesi anlamýna geliyor. Uluslararasý sermayenin ve onun sembollerinden biri olan McDonalds'ýn hepimize yönelik saldýrýlarýna karþý durmanýn yolu bu sýnýf savaþýmýna baðlý. Bu, Türk ve Amerikalý sermayedarlara karþý, ürettikçe yoksullaþan iþçilerin yanýnda tutum almak anlamýna geliyor. Bu mücadelede sadece Amerikalý ana þirkete saldýrmak yeterli deðil. Çözüm için Türk ve Amerikalý patronlarýn çýkarlarýnýn iç içe geçtiðini görmek zorundayýz. Anti-emperyalist mücadele, anti-kapitalist bir öze sahip olmalýdýr. McDonalds'ý ve uluslararasý sermayeyi durduracak güç iþyerlerinde þalterleri indirebilecek iþçi sýnýfýdýr. Paris'te 13 günlük grev sonrasýnda McDonalds iþçileri taleplerinin çoðunu kazandýlar. Orada daðýtým kýsmýnda çalýþan bir iþçi, "bu McDonalds'ýn bir grevle kapatýldýðýný ilk görüþüm" diyordu. Restorantý iþgal eden ve bölgedeki Sorbonne Üniversitesi'ndeki öðrencilerin de desteðini alan iþçiler McDonalds'da mücadelenin kazanmasýnýn mümkün olduðunu gösterdiler. Bugün bizim de yapmamýz gereken bu deneyimler ýþýðýnda dünyada geliþen McDonalds'daki iþçi mücadelesinin Türkiye'deki örgütleyicileri ve destekçileri olmaktýr.

Uluslararasý sermayenin simgelerinden biri olan McDonalds küresel direniþçilerin hedefinde

ODTÜ Mcdonalds' tan atýlmýþ bir iþçiyle röportaj: "McDonalds'da part-time elemanlar kullanýlýyor ve saat baþýna 530-630 bin lira arasýnda deðiþen ücret veriyorlar. Bir kiþinin günde en fazla 6 saat çalýþabildiði ve 6 gün çalýþtýðý düþünülürse aylýk alabileceði maaþ en fazla asgari ücret civarýnda. Hiç ara vermeden ve 8 kiþinin yapacaðý iþi 6 kiþinin yapmak zorunda kaldýðý koþullarda kazanýlýyor bu para. Ýþe baþlarken yaptýðýnýz sözleþmeyle tuvalet temizliðinden garsonluða kadar restorandaki her türlü iþi yapmayý kabul ediyorsunuz. Buna raðmen eðer patron fazla müþteri olmayacaðýný düþünüyorsa günlük 6 saat çalýþma hakkýna raðmen 2 saat sonra iþi býraktýrabiliyor. Böyle de olunca aldýðýnýz para asgari ücretin bile altýnda kalýyor. Vasýfsýz ve bir süredir iþsiz kalýp burada çalýþmaktan baþka þansý olmayan elemanlar genellikle daha iyi bir iþ buluncaya kadarki kýsa süreli çalýþma yeri olarak görüyorlar burayý. Çalýþanlar ortalama 3-4 aylýk elemanlar ve bir insan bu koþullarda yöneticilerle takýþmadan maksimum 2 yýl çalýþýyor. Ýþçilik maliyetinden böylece oldukça kâr elde ediyorlar. Toplam iþçilik masrafý %8'den fazla tutulmamaya çalýþýlýyor. Ýþçilik masrafý bu kadar düþükken kâr %15 olarak hesaplanýyor ama genellikle %30-40 kâr elde ediliyor. Bu alanda örgütlü hiçbir sendikaya ve hatta küçük mücadelelere bile izin verilmiyor. Örneðin ben ODTÜ'de ilk çalýþmaya baþladýðýmda buranýn uzaklýðý nedeniyle ilk iki ay yol parasý aldýk. Ancak üçüncü ay bu parayý keseceklerini duyurdular. Ben ve 3 arkadaþým ‘yarýn iþe gelmeyelim de kendi baþlarýna ne yapacaklarýný görelim’ dedik. Daha sonra iþyeri müdürü durumu öðrendi ve bizi Kýzýlay'dan eleman istemek ve iþten atmakla tehdit etti." Hi km et B a þ ara n

YATAÐAN'DA NELER OLUYOR? Birinci ünitesi 1982 yýlýnda çalýþmaya baþlayan Yataðan mý "ermeni kaný" diyerek geri çevirmesi bu durumu gözler lýþanlarý ve bölge halký kömür lobisinin yönlendirmeleriyle çevrecilere karþý çýkmýþ, belli bir süre iki grup arasýnda gerTermik Santrali kurulduðunda bölge halkýnýn umut kapýsý önüne seren kaygý verici bir örneklerden biridir. olmuþtu. Ancak zamanla meydana gelen olaylar insanlarýn Yapýlan yanlýþlar bunlarla da bitmiyor.1996 yýlýnda Aydýn ginlik olmuþtur. Ancak Ocak ayýndaki geliþmeler insanlarýn 1. Ýdare Mahkemesi santralin kapatýlmasý kararýný veriyor. santrale karþý tepkilerini artýrmýþ, çevreci gruplarla tekrar kafasýnda bazý soru iþaretleri býrakmýþtýr. Santralde yakýlan yöre kömürü, kükürt ve kül oraný çok Ancak iki ay sonra Bakanlar Kurulu Anayasayý çiðneyerek irtibata geçilmiþtir. Bunun sonucunda 14 Mart 2001 günü Greenpeace Akdeniz Ofisi Enerji Kampanyasý sorumlusu yüksek, içerdiði uranyum maddeleri nedeniyle de radyas- santralin çalýþtýrýlmasýný saðlýyor, Danýþtay da onaylýyor. yon etkisi yapmaktadýr. Etkileri ise zaman geçtikçe kor- 5 yýldýr yasadýþý bir þekilde çalýþtýrýlan bu gecekondu sant- Melda Keskin, Yataðan Belediyesi ve Tes-Ýþ Sendikasýyla orkunç boyutlara ulaþmaktadýr. Sülfür dioksit emisyonlarý ne- ral Ocak ayý içinde tekrar gündeme oturdu. Hava sirkülas- taklaþa düzenlenen bir panelde santralin zararlarýný ve çödeniyle resmi rakamlarla ilk üç yýlda 35.810 hektarlýk or- yonu olmadýðý için çýkardýðý bütün zehrin santral çevresin- züm önerilerini bölge halkýna ve santral iþçilerine anlatmýþman yok edilmiþtir. Santral bir günde yaklaþýk 15.000 ton deki yerleþim yerlerinin üzerine çökmesi, tehlikenin ne ka- týr. Devletin, santral çalýþanlarýna ya iþsizlik ya da çevresel kömür yakmaktadýr, Muðla ilinin yýllýk kömür tüketimi ise dar ciddi boyutlarda olduðunu göstermektedir. Buna rað- felaketler ve ölüm seçeneklerini sunmasý ve baþka bir çözüsadece 30.000'du ve kullanýlmasý çevresel nedenlerle ya- men ne Enerji Bakanlýðý ne de Saðlýk Bakanlýðý konuyu cid- mün olmadýðýný söylemesi büyük bir haksýzlýk ve yalandýr. diye alýp kapsamlý bir araþtýrma baþlatmamýþlardýr. saklandý. Alman Rüzgar Enerjisi Enstitüsünün hazýrladýðý "Kuzey Kömür ve petrol gibi fosil yakýtlarýn gerçek maliyetleri Geçen 19 senede santralin zararlarýna karþý yapýlan müca- Denizi'nde Rüzgar Enerjisi" adlý rapora göre; halen gizlenmektedir. Kömür endüstrisi halktan toplanan deleler pek de baþarýlý olmamýþtýr. Çünkü geniþ tabanlý bir - Deniz üzerindeki rüzgar potansiyeli, raporu kapsayan vergilerle ve onlarýn bilgisi yada onayý olmaksýzýn, sübvan- kamu oyu yaratýlamamýþ, yöre halkýyla kolektif bir çalýþma- beþ ülkenin toplam elektrik tüketimlerinin 2 katýdýr (Alsiyonlar, vergi kolaylýklarý vb teþviklerle desteklenirken, ya girilip muhalif bir basýnç örgütlenememiþtir. Santral ça- manya, Ýngiltere, Hollanda, Belçika, Danimarka) (1933 milçevre kirliliðine baðlý tarým, orman, doðal varyar kilovatsaat/yýl-923 milyar kilovatsaboyu orada kalýr. -Florür: Çok az miktarda at/yýl),Türkiye'nin ise 16 katýdýr (120 milyar kilýklarýn yýkýmý, yaþanan saðlýk sorunlarýnýn yol açtýðý maddi manevi zararý ve iþgücü kaybýný KÖMÜRÜN ZARARLARI bile olsa yapraklarýn sararmasýna ve özel- lovatsaat/yýl). likle duyarlý türlerin (üzüm baðlarý) büyüyüklenen doðrudan yöre halký olmaktadýr. AB Greenpeace Akdeniz Ofisi'nin verilerine - Teknoloji hazýrdýr.Çok sert koþullara sahip me bozukluklarý göstermesine neden olur araþtýrmasýna göre, kömürden elektrik üreti- göre yoðun kömür kullanýmýnýn yarattýðý -Radyasyon: Kömürün içinde bulunan Kuzey Denizinde kurulabilir haldedir. minin maliyeti, Almanya'da toplumsal mali- kirlilik nedeniyle Londra'da 1880 yýlýnda radyoaktif elementler radyasyon tehdidi - Deniz üzerindeki üretim ekonomiktir yetlerin eklenmesiyle %50 oranýnda artacak- 2200, 1952 yýlýnda ise 4000 kiþi ölmüþtür. oluþturmaktadýr. -Ozon: Yer seviyesinde - Çevresel açýdan uygundur. týr. Bütün geliþmiþ ülkeler Belçika, Fransa, Ja- 1948 yýlýnda ABD'nin Pensilvanya Eyale- ozon olmasýna neden olmaktadýr.yer sevi- Bu beþ ülkenin deniz üzerindeki rüzgar poponya, Ýspanya, Ýngiltere kömür kullanýmýný tinde Donora adlý yerleþimin 14.000'lik yesinde ozon zehirlidir. -Cýva: Kurþun gibi tansiyellerinin her yýl %1'ini devreye sokmalanüfusunun yarýsý hastalanmýþ ve 50 kiþi ölson 15 yýlda %50 oranýnda azaltmýþtýr. aðýr bir metal olup merkezi sinir sistemini rý halinde, her yýl 6,5 milyon evin (ev baþýna müþtür. Ülkemizde ise santrallerin etkileri üzerine etkiler. Anormal doðumlar, geliþme bo- 3000 kilovatsaat/yýl) rüzgar elektriðine kavuþbu güne kadar geniþ çaplý bir araþtýrma yapýl- Kömürün zararlý etkilerini þu þekilde sýra- zukluklarý ve öðrenme yeteneðinde azal- turulabileceðini ve 5 kömürlü termik santralin maya yol açtýðý için rahimdeki bebekler ve kapatýlabileceðini gösteriyor. Ayrýca bu yeni mamýþtýr. Ýlgili kamu kuruluþlarýnýn duyarlýlýðý layabiliriz: sadece göðüs dinleme aletiyle kanserli vaka- -Baþta santralde ve madenlerde çalýþan küçük çocuklar en büyük riskle karþý kar- enerji sektöründe her yýl 160 bin kiþiye istihnýn olup olmadýðýný araþtýrma boyutundadýr. insanlar etkilenmektedir.ABD'de her yýl þýyadýr. -Karbon Dioksit Yayýlýmý ve Küre- dam saðlanabilmektedir. Ancak bütün bu geSiyasi erkin konuyla ilgili yanlýþlarý veya söy- 1500 madenci kömürden kaynaklanan sel Isýnma: Kömür, petrol gibi fosil yakýtla- liþmenin önünde bürokrasi ve siyasi irade eklediði yalanlar bununla sýnýrlý deðildir. 1982 hastalýklardan ölmektedir -Hava kirliliði - rýn yakýlmasý sonucunda atmosfere salý- sikliði gibi engeller vardýr. yýlýnda açýlan santrale en basitinden bir elekt- Asit yaðmurlarý: Yeryüzüne yaðmur, kar nan karbondioksit gazýnýn yarattýðý sera Gelecekte yaþanýlabilir bir Dünya ve Türkiye yada sis olarak yaðarak bitkilerin geliþimi- etkisiyle, iklim deðiþiklikleri ve buna baðlý rostatik filtre takýlmasýna 1992 yýlýnda karar istiyorsak Yataðan, Gökova ve Yeniköy Terni engeller,topraktaki besin maddelerini verilmiþtir.1997 yýlýnda temeli atýlmýþ,1999 yý- yok eder, nehir ve gölleri zehirler. -Hava- olarak doðal felaketlerde artýþ olmaktadýr. mik Santrallerine karþý dayanýþalým. Ancak bu lýnda bitirileceði belirtilmiþtir.18 aylýk gecik- da asýlý parçacýklar(partiküler maddeler): ABD'de 2000 yýlý sonunda yayýnlanan þekilde kazanabiliriz. meyle 18 Ocak 2001 günü faaliyete geçmiþtir Kömürün yakýlmasý sonucu ortaya çýkan "Ölüm, Hastalýk ve Kirli Enerji: Termik Kaynak: Greenpeace Akdeniz Ofisi arþivi. DaSantrallerden Kaynaklanan Hava Kirliliðive sadece üç gün sonra bozulmuþtur. onlarca zehirli madde (sülfat,çinko,ba- ne Baðlý Ölümler ve Saðlýk Sorunlarý" adlý ha fazla bilgi için Melda Keskin Greenpeace Ýnsan saðlýðýna bu derecede duyarsýz kalan kýr,nikel,...) birleþerek zehirli bir karýþým Akdeniz Ofisi Enerji Kampanyasý Sorumlusu hükümetlere pek de yabancý olmadýðýmýz bir ortaya çýkarýr. Solunduðunda ciðerin de- rapor, her yýl 30.000 Amerikalýnýn sadece e-mail:mkeskin@diala.greenpeace.org termik santraller yüzünden öldüðünü orülkede yaþýyoruz. Türk devletinin, 17 Aðustos rinliklerine giren küçük parçacýklar ömür taya koyuyor. Ö z e r K a y s e r i li o ð lu depremi sonrasý Ermenistan'ýn yolladýðý yardý-


NOAM CHOMSKY İLE İSRAİL, ABD VE FİLİSTİN ÜZERİNE SÖYLEŞİ antikapitalist

MAKEDONYA SORUNU NATO’NUN ESERİ Arnavut gerillalarýn Kosova üzerinden Makedonya ve Sýrbistan'a düzenlediði saldýrýlar Balkanlarý yeni bir savaþýn eþiðine getirdi. Kosova Ulusal Özgürlük Ordusu (UÇK) Makedonya'daki uzantýsý bölgede "Büyük Arnavutluk" yaratmak istiyor. Batý ve Türkiye Makedonya'nýn toprak bütünlüðünü korumak üzere bugün ortak tutum almýþ görünüyorlar. Ancak 1989 sonrasýnda Doðu Bloku'nun daðýlma sürecinde eski Yugoslavya'da kendi etkinlik alanýný geniþletmeye çalýþan bu güçlerin politik-askeri müdahaleleri milliyetçiliði, savaþý ve etnik temizliði körüklemiþti. Batý tarafýndan, Hýrvat, Bosna ve Arnavutluk'ta geliþen milliyetçiliði desteklenmiþ, Sýrp milliyetçiliðine karþý tutum alýnmýþtý. Halbuki milliyetçilik parçalanan Yugoslavya'dan en fazla pay almak için bütün taraflarca kullanýlýyordu. 1995'de imzalanan Fayton Anlaþmasý Bosna'yý etnik temelde ikiye bölerken Kosova'yý Sýrbistan'ýn egemenliði altýnda býrakmýþtý.

Teröristten Özgürlük Savaþç ýsýna Bosna'da etnik temizliðin temelleri atýldýktan sonra Kosova Kurtuluþ Ordusu kuruldu. Bu dönemde Batýlý liderler Sýrbistan'ýn toprak bütünlüðünü bozmak istediði gerekçesiyle UÇK'yý terörist ilan ettiler. 1999 baþýnda birden bire hava döndü. Emperyalist güçler "Zavallý Arnavutlar" politikasýyla UÇK'nýn arkasýna geçtiler, Sýrp lideri Milosoviç, Saddam Hüseyin'den "Yeni Hitler" ünvanýný devraldý. Sonucu da 1991 Körfez Savaþý'na benzedi. Sýrbistan ve Kosova üzerinde NATO bombalarý yaðarken UÇK, ABD ve Ýngiltere tarafýndan silahlandýrýldý. NATO müdahaleyi "insanlýk ve demokrasi" gere��i yaptýðýný iddia etti. Bu müdahalenin Balkanlarý yeniden ateþe vereceði, emperyalist güçlerin bölgedeki çýkarlarýný ifa eden bir UÇK'nýn Arnavut halkýna da barýþ getiremeyeceði tümüyle göz ardý edildi. Nasýl ki Irak lideri Saddam Hüseyin Ýran'a karþý yýllar yýlý desteklenip, týrnaðýna kadar silahlandýrýldýktan sonra Kuveyt'i iþgal ederek kontrolden çýktýysa emperyalist güçlerin bu desteði ve korumasý ile UÇK kendi yayýlmacý

emellerini geliþtirdi. NATO'nun bundan rahatsýz olduðunu 1999 Kosova müdahalesi sýrasýnda Genel Sekreter olan George Robertson, "Biz Kosova savaþýný Sýrplar'ýn uyguladýðý etnik temizliði durdurup Avrnavutlar'ýn etnik temizlik yapmasý için vermedik" açýklamasýyla ifade etti. Ancak emperyalist güçler ve Türkiye yayýlmacýlýk ve etnik temizliðin önünü açmýþ olma sorumluluðunu üzerlerinden atamazlar.

Yine petrol Irak'a karþý Körfez Savaþý'nýn petrol için verildiði net bir þekilde ortaya çýkarken NATO Kosova'da insancýl amaçlarýn arkasýna sýðýnabilmiþti. NATO müdahalesini destekleyenler "ama orada petrol yok ki" diyerek tutumlarýný savunuyorlardý. Þubat ayýnda ortaya çýkan bir proje ise ABD'nin Kosova konusunda neden tutum deðiþtirdiðine açýklýk kazandýrýyor. Ýngiltere'de yayýnlanan The Guardian gazetesi yazarý ve ünlü Küresel Direniþçi George Monbiot, ABD'nin 1998'den beri Hazar petrolünü Karadeniz, Bulgaristan, Makedonya ve Arnavutluk üzerinden Batý'ya taþýyacak bir boru hattý projesi sürdürdüðünü açýkladý. TransBalkan projesi Boðazlardan gemi yoluyla Hazar petrolü taþýmanýn sýnýrlýlýðý nedeniyle geliþtirilmiþ. Dönemin ABD Enerji Bakaný Bill Richardson 1998 sonunda, "Burada Amerika'nýn enerji güvenliði söz konusu… Hazar böl gesine çok yatýrým yaptýk petrol boru hattý haritasý ve bölge politikalarýnýn birbiriyle uyumlu olmasý son derece önemli" diye tartýþmýþtý. Arnavutluk Baþkaný'nýn Kosova'nýn baðýmsýzlýðý karþýlýðýnda bu projeyi onayladýðý belirtiliyor. Bu uyumun sonucunu Kosova savaþýnda gördük. Bugün UÇK'nýn Büyük Arnavutluk projesine sýcak bakmayan emperyalist güçler ve uluslararasý petrol þirketleri yarýn petrol ve politik çýkarlarý öyle gerektirirse yine fikir deðiþtirebilirler. Balkanlar'da barýþ isteyenler, zaman zaman emperyalist güçler arasýnda da çatýþmalara neden olan bu deðiþen çýkarlarýn peþine düþmemelidir. Eski Yugoslavya için tek çözüm farklý etnik kimliklerin federatif bir yapý içinde birlikte yaþamalarýdýr. Bunu da ancak tabandan milliyetçiliðe ve kapitalizme karþý mücadeleyi birleþtirebilen politikalar ve bölgenin emek güçleri saðlayabilir.

Sayfa 9

Küresel Direniþ hareketinin sözcülerinden anti emperyalist Noam Chomsky’nin Türkçe’de yayýmlanmýþ bazý kitaplarý þunlar: Dünya Düzeni- Eskisi ve Yenisi, Kader Üçgeni, Terörizm Kültürü, Sam Amca Ne Ýstiyor, Medya Gerçeði, Modern Çaðda Entellektüellerin Rolü

- Yeni Filistin Ýntifadasýnýn altýncý ayýnda nasýl bir durum ile karþý karþýyayýz? Ýsrail'in askeri güç üstünlüðü var ve ABD'nin onayýný aldýðý sürece bu üstünlüðünü neredeyse sýnýrsýz bir þekilde kullanabiliyor. Ancak medya patronlarý, Ýsrail'in Filistinlilerin þiddetine maruz kaldýðý hikayesini Amerikan halkýnýn kabul edeceðine fazla güvenemiyorlar. Amerikan medyasýnýn ABD'den Ýsrail'e gönderilen ileri saldýrý helikopterleri hakkýnda bildiklerini yayýnlamamak konusunda ortak bir tavýr göstermesi bu baðlamda son derece ilginçtir. Ýsrail'in politik suikastlar ve sivil hedefleri vurmak için ABD helikopterleri kullandýðý ve çok sayýda insaný öldürdüðü haberleri nasýl yayýnlanmýyorsa gönderilen helikopterler konusu da "yararlý" bir haber olarak görülmüyor. Ýsrail, iþlediði katliamý uluslararasý düzeyde fazla tepki çekmeyecek düzeyde tutuyor ama büyük çaplý ve derin yaralar açmayý hedefliyor. Ýsrail geçit vermeyen barikatlar kurarak Filistin halkýný kuþatma altýna aldý. Þimdi ise þehir ve köylerin etrafýnda siper kazýyorlar. Ýnsan bedenin bir tahammül sýnýrýnýn olduðunu hesap ediyorlar. Ayný strateji birinci Ýntifada da kullanýlmýþtý. Örneðin 1989'da Ýsrail Savunma Bakaný Ýzak Rabin Ýntifada'nýn "katý askeri ve ekonomik önlemlerle" bastýrýlmasý için ABD'nin kendilerine bir yýl gibi bir süre tanýdýðýný Barýþ Hemen Þimdi grubunun liderlerine açýklamýþ ve Filistinlilerinin kafasýnýn ezileceðine dair söz vermiþti. Öyle de oldu.

- Yeni barýþ sürecine nasýl gelindi? "Barýþ süreci" ABD'nin herhangi bir andaki politikalarýna verilen bir kod ad haline geldi. Belki bu politika barýþýn önünü týkamaktýr… ABD "barýþ süreci" Birleþmiþ Milletler 242 sayýlý kararýnda belirtilen "barýþ için toprak" politikasýndan 1971'de Kissinger'in "denge" politikasýný desteklemeye kaydý. Bu karar Mýsýr'ýn barýþ anlaþmasý önerisi karþýsýnda alýnmýþtý. Daha sonra bu yaklaþým da terk edildi. ABD, o tarihten bu yana BM'nin 242 sayýlý kararýný reddetmek konusunda yalnýz kaldý. 1970'lerden sonra uluslararasý kamuoyunda Filistinlilerin ulusal haklarýný tanýmaya yönelen bir anlayýþ geliþti. ABD (Ýsrail ile birlikte) böylesi bir sonucun elde edilmesine karþý çýkan tek ülke. Körfez Savaþýndan sonra ABD bu bölgeyi tümüyle þiddetle kontrol edeceðini açýkça ortaya koydu. ABD bu politikasýný ilk önce Madrid daha sonra da Oslo süreçlerini kontrol ederek uygulamaya baþladý. Ocak 2001'de Clinton-Barak görüþmelerine kadar bu yönelim devam etti.

ðýmlýlýðýnýn sürmesini hedeflediðini 1989'da açýklamýþtý. Barýþ süreci Ýsrail'in bir finans, sanayi, askeri ve teknoloji merkezi olarak bölgeye entegre edilmesini, Asya ile ekonomik iliþkilerinin önündeki engellerin kaldýrýlmasýný, ABD'nin ihtiyaçlarýyla çeliþmeyecek bir þekilde gerçekleþtirilmesini hedefliyor. Bu barýþ süreci Filistinliler içine itildikleri sosyal ve ekonomik koþullara baþkaldýrdýklarý için çöktü. 1993'de zaten zor olan yaþam koþullarý kötüleþti ve Ýsrail'in uyguladýðý baskýya bir de vahþi ve yoz bir Filistin yönetiminin eklenmesiyle birlikte iyice dayanýlmaz hale geldi.

- Ortadoðu'da ABD'nin rolü nedir? ABD için en önemli konu Körfez bölgesindeki dünyanýn en büyük ve kolay eriþilebilir enerji kaynaklarýnýn kontrolüdür. Bu kaynaklarýn küresel enerji manzarasýnda önümüzdeki dönemde daha da öne çýkmasý bekleniyor. Bu kaynaklarýn kontrolünün sadece devasa zenginlik deðil ayný zamanda büyük bir güç saðladýðý çok uzun bir süreden beri biliniyor. "Radikal Arap milliyetçiliði" ABD egemenliðine bir tehdit olarak görülüyor. ABD'nin Ýsrail ile (Türkiye gibi diðer çevre devletlerle de) iliþkisi bu çerçevede geliþtirildi. ABD istihbaratýnýn 1958'de açýkladýðý bir dokümanda belirtildiði gibi, ABD'nin "radikal Arap milliyetçiliðine" karþý çýkýþýnýn mantýksal sonucu Ýsrail'i ABD egemenliðinin güvenilir üssü olarak kullanmaktýr.

- Irak'ýn bombalanmasýyla bir iliþki söz konusu mu?

ABD ve Ýngiltere Saddam Hüseyin'in her türlü canavarlýðýný desteklemiþlerdi. Aðustos 1990'da emirlere uymadýðý (belki de yanlýþ anladýðý için) onu cezalandýrdýlar. Irak'ýn bombalanmasý ABD ve Ýngiltere'nin Birleþmiþ Milletler'e ve dünya kamuoyunun tutumuna zerre kadar deðer vermediklerinin, istedikleri sonucu elde etmek için þiddete baþvurmaktan geri durmayacaklarýnýn göstergesi. Er ya da geç Irak yeniden ABD egemenliðindeki dünya sistemine yeniden entegre edilecektir. Ancak Amerikan ve Ýngiliz enerji þirketleri ilk önce petrolü en iyi þekilde sömürebilecekleri bir noktaya ulaþmak istiyorlar. Verili - Barýþ süreci bugün ne sunuyor? planlar ve tarihsel geliþim göz ününe alýndýðýnda böylesi bir tahminde bulunulabilir. Filistinlilere merkezi yaþam alanlarý olan Kudüs'ten uzak ve Ýsrail yerleþim bölgeleri, deva- Barýþ isteyen herkes neden Filistinlileri sa altyapý projeleri ile birbirinden ayrýlan, birbiriyle baðý olmayan yerleþim adacýklarýnýn veril- de steklemeli? mesinden söz ediliyor. Barýþý þiddete yeðlemekle birlikte bunun Ýsrail Kudüs'ü kuzey ve güneye doðru uza- mutlak bir deðer olmadýðýný göz önünde bunýyor. Kuzeydeki Filistin yerleþim bölgesi Nab- lundurmalýyýz. Hitler de barýþ istiyordu ama lus, Ramallah merkezinden de soyutlanmýþ du- kendi seçtiði koþullarda… rumda. Gaza Þeridi ise Ýsrail'in kontrol ettiði bir Adil bir barýþ isteyenler bölge halklarýný karayolu ile birbirine baðlanmýþ durumda. Ye- desteklemeli. Sadece Filistinlileri de deðil Ýsrani planla Gaza Þeridi'nin de birbirinden kopar- il Yahudilerini de. týlmasýna yönelmeleri mümkün. Bunun karþýlýNasýl ki "nasýl bir barýþ" sorusunu soruyoðýna Filistinlilere Mýsýr sýnýrýnda diðer yerleþim ruz, "nasýl bir destek" sorusunu da sormalýyýz. bölgelerinden kopuk bir "kum yýðýnýnýn" öne- Bu noktada ise adil ve yapýcý bir sonuç etrafýnrilmesi söz konusu. da bir dizi yeni soru ortaya çýkýyor. Salt ulusal, Barak'ýn barýþ sürecindeki arabulucusu, Os- etnik ve dinsel kategorilere sadýk kalarak bunlo sürecinin Filistinlileri yarý-sömürge tipi ba- lara ciddi yanýtlar üretemeyiz.


Kolombiya’dan çağrı:

“EMPERYALİZME KARŞI BİRLİK İ STİ YORUZ”

Sayfa 10 antikapitalist

L a t i n A m e r i k a D a ya n ý þ m a B i r l i ð i ’n d e n A LB E R T O G A R C Ý A : “Kolombiya son 50 yýldýr iç savaþ halinde. Resmi ola-

rak 35 bin insanýn öldüðü söyleniyor ama gerçek rakam çok daha yüksek. Sayýsýz barýþ süreci yaþadýk. Ne var ki barýþ sürecinin bir parçasý olan solcular hükümetin sürdürdüðü "kirli savaþ" politikalarý sonucu öldürüldüler. Bu politika Amerikan Okulu kökenlidir. ABD buralarda Latin Amerikan ordularýný eðitir. 1980'lerden bu yana Kolombiya ve ABD üç kez "uyuþturucuya karþý savaþ" ilan etti. Bunlarýn ilki Kolombiya Baþkaný tarafýndan yürütüldü. Uyuþturucu mafyasýyla iliþkisinden dolayý baþkanlýða yükseldiði için yapmak istediðinin uyuþturucuyla mücadeleyle bir ilgisi olacaðý zaten þüpheliydi. Dönemin ABD Baþkan Yardýmcýsý George Bush'un adý Ýran-Kontra skandalýna karýþmýþtý. Kolombiya Medellin çetesiyle ABD'ye uyuþturucu giriþi yapýlýyor, elde edilen parayla da Nikaragua'daki Kontra gerillalarýna silah saðlanýyordu. Kolombiya'nýn küreselleþmeye itilmesiyle birlikte yoksulluk giderek artýyordu. Kolombiya'daki gerillalar bu ortamda geliþiyor ve orduyu bazý noktalarda yenebiliyorlardý. Böylesi bir durumda ABD ve Kolombiya ordusu sað silahlý gruplara desteklerini arttýrdýlar. Bu gruplar günde ortalama 20 insaný öldürüyor. Ölenlerin çoðu sadece biraz toprak isteyen köylüler. Baþkan Pastrana ABD'ye çok yakýn ve birlikte Kolombiya Planý'ný hazýrladýlar. Uyuþturucuyla mücadele ettiklerini söylüyorlar. Bunun isyan eden Kolombiya halkýna karþý bir savaþ olduðunu biliyoruz. ABD buradaki mücadelenin baþka ülkelere sýçramasýndan korkuyor. Kolombiya Planý çerçevesinde verilen ABD helikopterleri saniyede 60 mermi atabilecek donanýma sahip. Stratejileri ilk önce kurþun sonra da uçaklarla kimyasal maddeler yaðdýrmak. Atýlan kimyasal maddeler hem çevreye hem de insan saðlýðýna zararlý. Bu sadece Kolombiya'yý ilgilendirmiyor. Arjantin'den Meksika'ya kadar bütün Latin Amerika ayný sorunu yaþýyor. Bizler de Avrupa'dan Filistin'e kadar dünyada neler olduðunu görüyoruz. Biz Kolombiya'nýn mücadelesini neoliberalizme ve emperyalizme karþý mücadele eden bütün insanlarla birlileþtirmek istiyoruz. Bizler barýþ içinde yaþamak istiyoruz. Uyuþturucu ticaretine karþýyýz ama Kolombiya Planý uyuþturucu sorununu çözmeyecek. Vietnam halký gibi Kolombiyalýlar da ABD'nin gelip kendilerini öldürmesini beklemeyecektir. Bizler barýþçýl insanlarýz ama halkýn barýþ içinde yaþama hakkýný ve en temel yaþam hakkýný savunmaya hazýrýz.”

ABD Planı

Kolombiya Planý ABD tarafýndan desteklenen 7.3 milyar dolarlýk sözde "uyuþturucuyla mücadele" programý. ABD bu program çerçevesinde Kolombiya'ya 1.3 milyar dolarlýk askeri yardým yapacak. Bu programla Kolombiya ABD'den en fazla askeri yardým alan ülke durumuna geldi. Ardýndan Ýsrail, Mýsýr ve Türkiye gibi ülkeler geliyor. Programýn asýl amacý ise ülkenin önemli bir bölümünü kontrol eden soldaki FARC gerillalarýna karþý askeri mücadeleyi güçlendirmek. Kolombiya'da uyuþturucu ticaretini yürütenler hükümet yetkilileri, saðcý silahlý gruplar ve ABD yetkililerinden baþkasý deðil. ABD'nin Kolombiya'daki askeri ataþesinin eþi Laurie Hiat geçen yýl ABD'ye kokain kaçýrýrken yakalandý. IMF ve ABD merkezli uluslararasý þirketler ülkenin tümüyle serbest pazar ekonomisine açýlmasý için uðraþýyorlar. Giderek yoksullaþan köylüler koka üretimine itiliyorlar. ABD'nin askeri yardýmlarý ve IMF'nin serbest pazar, özelleþtirme ve borç politikalarý sonucu Kolombiya milli gelirinin yarýsý borç ödemelerine gidiyor. Ýþçiler bir dizi militan grevle bu politikalara karþý mücadeleyi sürdürüyorlar. Ýþçi hareketi de saðcý silahlý gruplarýn saldýrýsýna maruz kalýyor. Yüzlerce aktivist öldürüldü. Uluslararasý Hür Sendikalar Konfederasyonu'na (ICFTU) göre dünyada en fazla sendikacýnýn öldürüldüðü ya da "kaybolduðu" ülke Kolombiya. ABD iþçi ve gerilla mücadelesi sonucunda desteklediði hükümetin yenilmesinden ve bütün bölgenin istikrarsýzlýða savrulmasýndan korkuyor.

MEKSİKA DEVRİMİ

Zapatistalarýn ismini aldýklarý Emiliano Zapata 1910 Meksika Devrimi'nin liderlerindendi. Büyük çiftlik sahiplerinin, köylülerin mýsýr yetiþtirerek geçimlerini saðladýklarý topraklara hükümetin iþbirliði ile el koymasýna karþý baþlayan isyan kýsa bir sürede demokratik bir devrime dönüþtü. Yoksul Meksika köylüleri tefecilik yapan hükümet yetkilileri tarafýndan fahiþ faizlerle borçlandýrýlarak topraklarýna ve yaþamlarýna el konuluyor, ya büyük çiftliklerde çalýþtýrýlýyor ya da ormanlarý talan eden büyük þirketlere iþçi saðlayan insan tacirlerinin eline düþüyorlardý. Borçlarýný ödemeden iþten ayrýlamýyor ama sürekli yeniden borçlandýrýldýklarý için köleden farksýz çalýþtýrýlýyorlardý. Köylüler büyük çiftlik sahiplerinin paralý çeteleri tarafýndan sürekli terörize ediliyorlardý. Büyük çiftliklerin (hacienda) dünya pazarlarý için þeker kamýþý ekimine (monokültür) yönelmeleri köylülerin yiyecek teminini daha da zorlaþtýrýyordu. Yerli (Maya kökenli) halk için yaþam koþullarý iyice dayanýlmaz haldeydi. 1908 yýlýnda Meksika'nýn güneyindeki Morelos eyaletinin Anenecuilo köyünde belediye baþkaný seçilen Emiliano Zapata haciendalarýn el koyduklarý topraklarý iþgal ederek mücadeleye atýldý. "Diz çökerek yaþamaktansa, ayakta ölmek iyidir" diyen Zapata kýsa sürede 25 bin kiþilik bir isyan ordusu kurarak, kendisi gibi isyan eden Pancho Villa ve onun ordusuyla birlikte toprak için savaþtý. Kasým 1910'da Zapata toprak ve özgürlük temeline dayanan ve politik bir manifesto niteliðini taþýyan Ayala Planý'ný açýkladý. Ýsyan sonucu 30 yýldýr ülkeyi tek baþýna yöneten Porfirio Diaz diktatörlüðü Þubat 1911'de yýkýldý ancak Francisco Madero'nun liderliðinde yeni bir hükümet kuruldu. Meksika devrimi salt bir köylü ayaklanmasý ile gerçekleþmedi. Batý Meksika'daki madenlerde ve Orta Meksika fabrikalarýnda çalýþan iþçilerin yaygýn bir grev dalgasý söz konusuydu. Kentlerde Diaz diktatörlüðüne karþý özgür seçimler için yoðun bir politik mücadele sürüyordu. Ancak iþçi hareketinin içinde anarko-sendikalist eðilimlerin aðýr bastýðý, ekonomik ve politik mücadeleler hem kentte hem kýrda liderlik edebilecek bir örgütlenmenin oluþmasýna set çekti. Zapata ve Villa'nýn yeni baþkanýn "silahlar��nýzý býrakýn" çaðrýsýný reddetmesi üzerine Madero kendi ordularýný yolla-

"Diz çökerek yaþamaktansa, ayakta ölmek iyidir" diyen Emiliano Zapata, 1910 Meksika Devrimi'nin liderlerindendi. dý. Diaz'ýn düþmesi ve Madero'nun iþbaþýna gelmesinde çok büyük katkýsý olan Zapata ve Villa artýk Madero iktidarý için bir tehlikeydi. Ancak Victoriano Huerta liderliðinde bir karþý devrim giriþimi olunca devrimin burjuva kanadý Zapata ve Villa'nýn gücüne yeniden baþvurdu. Zapata ve Villa'nýn ordularý Kasým 1914'de Mexico City'e girdiler. Karþý devrim durduruldu ancak Zapata ve Villa'nýn oluþan iktidar boþluðunda demokratik devrimi nasýl ileriye taþýyacaklarý konusunda net bir planlarý yoktu. Ýþçi hareketi de politik hedef ve örgütlenmeden yoksundu. Pancho Villa kuzeye Zapatistalar da Morelos bölgesine geri döndü. Onlar kentten ayrýlýr ayrýlmaz zengin bir çiftlik sahibi ve eski Vali Carranza iktidara yerleþti. Zapatistalar ise Morelos bölgesindeki hacienda topraklarýný köylülere daðýttýlar, þeker ve kaðýt fabrikalarýna el koydular. Kredi ve eðitim sistemini yeniden düzenlediler. Yaþanan gerçek bir sosyal devrimdi ancak Zapatistalar Meksika iþçileriyle birlikte devlet erki ile hesaplaþmaktansa kendileri için özerk bir bölge yaratabileceklerini umuyorlardý. Ýþçi-köylü mücadelesini birleþtirebilecek politik bir liderliðin geliþmemesi Carranza'ya geniþ bir manevra alaný tanýdý. Carranza Zapatistalarý "eskiye özlem duyan, ülkenin ekonomik geliþmesinin önünde engel olan gerici güçler" olarak lanse ederek sendikal liderlikle anlaþtý ve iþçileri köylü ayaklanmalarýna karþý kýþkýrttý. Hatta Zapata ve Villa'ya karþý Kýzýl Ýþçi Birlikleri oluþturdular. Carranza bunu yaparken iþçi kesimine bir dizi taviz veriyordu.

Bu basýnç sonucu Meksika ordusu, Zapatistalarýn Morelos komününü izole edebildi. Carranza oluþabilecek bir iþçi-köylü ittifakýna set çekmeyi baþarmýþ burjuva devletini de saðlamlaþtýrmýþtý. Zapata ancak bu izolasyon sonucu iþçilerle ittifakýn önemini kavradý. 1917 Rus Devrimi'den ilham aldý. Lenin'e destek mesajý gönderdiði ve yardým istediði biliniyor. Ancak çok geç kalmýþtý. Zapata Morelos'da askeri kuþatma altýnda izole olmuþtu, iþçilere seslenebilme olanaklarýndan tümüyle yoksun kalmýþtý. Zapata 10 Nisan 1919'da da tuzaða düþürülerek öldürüldü. Hükümet ve ordunun öcü feci oldu. Morelos köylüleri yeniden topraksýzlaþtýrýldýlar, Zapatistalarla birlikte katledildiler. Zapata'nýn topraðýn özel mülkiyetten çýkarýlarak iþletenlerin ortak mülkü haline getiren reformlarý büyük ölçüde geri çevrildi. Toprak için isyan, devrim ve devrimin kaybedilmesi sürecinde bir milyon Meksikalý öldü. Carranza iþçileri köylülere karþý kýþkýrtýp kendi iktidarýný güçlendirdikten sonra bu kez iþçilerin gücüne saldýrdý ve mücadelelerini kýrdý. Zapatistalar (ve Pancho Villa) her ne kadar kahramanca bir mücadele verdiyseler ve yeni mücadelelerin ilham kaynaðý olduysalar da bizlere "özerk bölge"lerin sürdürülebilir bir kazaným olmadýðýný kapitalist devlet aygýtýný yýkmadan toprak, barýþ ve ekmeðimizi kazanamayacaðýmýzýn derslerini sundular. Ýþçi-köylü ve ezilenlerin mücadelelerini birleþtiren ve tabandan yükselen bir politik liderlik oluþturmaksýzýn da kapitalist devlet aygýtýndan kurtulamayýz.


antikapitalist

Sayfa 11

ZAPATUR 2001 T ü rka n Uz u n Meksika Chiapas yerlileri arasýnda geliþen Zapatista (EZLN) hareketinin 24 lideri 15 günlük bir karavanlý yürüyüþ sonrasý baþkent Mexico City'de 200 bini aþkýn coþkulu bir kitle tarafýndan karþýlandý. Sayýlarý 10 milyonu bulan horlanan yoksul yerli halkýn 1994'den bu yana sesi haline gelen Zapatistalar'ýn baþkente girmesi ve hareketin lideri Ýkinci Komutan Marcos'un ülke Kongresi'nde konuþmasý "deðiþim" umudunu yükseltti. Zapatistalarýn en temel talepleri kalýcý bir barýþ, Chiapas bölgesi için özerklik, bölgede bulunan 7 askeri üssün kapatýlmasý, demokratik seçimler, kaynaklarýn halk tarafýndan kullanýlmasý, dil özgürlüðü, eðitim kurumlarýnýn yaygýnlaþtýrýlmasý ve saðlýk hizmetlerinin iyileþtirilmesi. Geçen yýl seçilen Baþkan Vincent Fox'un Zapatistalarla anlaþmaya yanaþmasýnýn nedeni yerli ve yabancý sermaye için bölgede istikrar saðlama isteði. Zapatistalar Mexico City'e gelmelerinin sebebi, yerlilerle ilgili yasalarýn Kongre'den geçirilmesini saðlamaktý. Ýkinci Komutan Marcos yasalar çýkarýlmadan kentten ayrýlmayacaklarýný duyurmasýna raðmen, kongreyi yavaþ çalýþmakla suçlayarak Chiapas'a geri döneceklerini açýkladý. Yasal düzenlemelerin yapýlýp yapýlmayacaðý ve Zapatista taleplerini ne düzeyde karþýlayacaðý þu anda belirsiz görünmekle birlikte bölgesel özerkliðe dayanan bir gerilla stratejisinin kazanýp kazanmayacaðý da ortaya çýkan sorular arasýnda. Latin Amerika'daki geliþmeler, Meksika tarihi ve Zapatistalar'ýn yükseliþi yanýtlara iþaret edecektir.

Neo-liberalizm faciasý Neo-liberalizm Latin Amerika'ya IMF ve Dünya Bankasý patentli istikrar programlarý ve yeniden yapýlanma projeleri ile girdi. Serbest piyasa, özelleþtirmeler, sosyal güvenliðin ortadan kaldýrýlmasý, kamu harcamalarýnýn kesilmesiyle birlikte ülke kaynaklarý tümüyle uluslararasý þirketlere açýldý. Bu þirketler geleneksel tarým üretimini yok etmekle birlikte uluslararasý pazarlar için üretimi geliþtirdi ve yiyecek ithalatýný hýzlý bir þekilde arttýrdý. Örneðin Salvador uluslararasý piyasalar için çiçek üretirken halkýn karnýný doyuracak gýda maddeleri tarýmý için toprak bulunmaz oldu. Tarýmsal topraklar, çiçek üretiminde kullanýlan kimyasal maddelerle zehirlendi. ABD'nin "arka bahçesi" olarak kullandýðý Latin Amerika, þirketler için bir yandan ucuz hammadde ve iþgücü saðlarken diðer yandan da bir büyük pazar oldu. Bu hýzlý deðiþimin kazanan ve kaybedenleri oldu. Yoksul kitlele-

re 60 milyon kiþi daha katýldý. Ýþsizlik arttý. Çocuk ölümleri arttý, yaþam beklentisi düþtü. Meksika'da uygulanan istikrar programý en zengin 15 ailenin servetine 10 milyar dolar katarken halkýn yarýsý yoksulluk içinde yaþýyor. Yeni doðan ve saðlýksýz olan çocuklara "istikrar paketi bebekleri" deniliyor. Patronlarýn ünlü dergisi The Economist yazarý Duncan Green'ýn belirttiði gibi "Ýstikrar ve yeniden yapýlanma zenginlere muhteþem gelirler saðladý."

NAF TA-Zapata Yoksul yerli halkýn sesi haline gelen Zapatista (EZLN) hareketinin 24 lideri 15 ABD þirketleri için günlük bir karavanlý yürüyüþ sonrasý baþkent Mexico City'de 200 bini aþkýn Latin Amerika pazarýný coþkulu bir kitle tarafýndan karþýlandý. daha uygun bir hale getirdikten sonra Kanada sullarý arasýnda yer alýyordu. Üç- kendiliðinden geliþmemiþti. Za- larla Chiapas'ý tümüyle yabancý ve Meksika ile Kuzey Amerika te biri okuma yazma bilmiyor, patistalar 1970'lerde geliþen köy- sermayeye açmak bu süreçte de Serbest Ticaret Anlaþmasý'na yöyarýsý akan suyu olmayan evlerde lü hareketinin üzerine yükseldi, Meksika'nýn önde gelen ailelerini neldi. Latin Amerika'nýn küreselyaþýyor, çocuk ölümleri binde kuruluþ tarihi belli olmamakla daha da zenginleþtirmek istediði leþerek dünya ekonomisine en55'den aþaðý inmiyordu. Halbuki birlikte ve en az beþ yýllýk fiili bir biliniyor. Chiapas özerkliðini kategrasyonunun ikinci bir aþamaChiapas ülke hidroelektrik ener- örgütlenme aþamasýndan da geç- zansa da bu süreçten kurtulasýný temsil eden NAFTA ayný zajisinin yarýsýný üretiyor, en fazla tiði biliniyor. Politik kökleri mao- maz. Meksika sömürgeci Ýspanmanda geliþmiþ bir ülkeyle üçünkahve ihraç eden eyaletlerin ba- ist öðrenci hareketindedir. ya'dan 1800'lerin baþýnda baðýmcü dünya ülkesi arasýndaki ilk þýnda yer alýyor, Veracruz'dan 1970'lerden sonra baþarýsýz geril- sýzlýðýný kazanmýþtý ama emperbölgesel ticaret anlaþmasý oldu. sonra da en fazla petrolü üreti- la hareketleri kurmaya çalýþan yalist hegemonya zincirine hýzla Meksika bu anlaþma ile bütün yor, büyük baþ hayvan yetiþtirici- sonra Chiapas yerlileri arasýnda yeniden dahil oldu. gümrük tariflerini kaldýrýp, petliði konusundaki önemi giderek çalýþma yapan aktivistler 1968 Zapatistalarýn özerklik politirol, tarým, finans piyasalarýný tüartýyordu. Bu denli büyük zen- üniversite iþgalleri hareketinin kalarýnýn devamý ABD emperyamüyle yabancý sermayeye açmak ginlik içinde yaþanan derin yok- bastýrýlmasý sonucu kýra kaçan lizmi ve Meksika sermayesinin durumunda. sulluk Zapatistalar için uygun bir üniversite eðitmenleri ve öðren- amaçlarý karþýsýnda boyun eðmeZapatistalar adlarýný NAFTA ortam saðladý. NAFTA anlaþmasý cileri olmuþtu. Bunlar Samuel yi birlikte getirecektir. Ancak yeanlaþmasýnýn imzalandýðý 1 Ocak yapýlmadan önce hükümetin Ruiz etrafýndaki özgürlükçü din- niden silahlý mücadeleye baþla1994'de duyurdular. Chiapas'da yerli halkýn toprak sel akým ile birlikte Chiapas'da mak da çözüm oluþturamaz. ZaYaptýklarý Lacadona haklarýný garantileyen bir yasayý 1974 Yerli Kongresi'ni gerçek- patistalarýn sýnýrlý silahlý güçleriOrmanlarý Deklarasiptal etmesi bardaðý taþýran son leþtirdiler. Zapatistalarýn lideri nin 90 milyon nüfuslu Meksika yonu'nda zenginledamla oldu. Marcos'un kendisi hareketin devletinin devasa ordu güçleri ri beslemek için en 1980'lerin sonunda kuruldu- içinde yetiþti. Zapatista hareketi karþýsýnda kalýcý bir kazaným elde temel haklardan ðu anlaþýlan Zapatista hareketi etnik kimlik politikalarý, nostalji etmeleri mümkün görünmüyor. mahrum edildikdeklarasyonla birlikte silahlý gerillacýlýðý ve mistik maoizmin Tarih gerilla hareketlerinin düleri belirtiliyor ve ayaklanma baþlattý. Zapatistalar bir bileþkesidir. Gerilla mücade- zenli ordularý çok zora soktukla"Yeter Artýk" deniChiapas'ýn baþkenti San Cristo- lesi ise internet üzerinden sürdü- rýný ama özellikle küresel kapitayor, yerli halk için dabal'i aldýlar. Kýsa bir süre sonra rülüyor. Zapatistalarýn Chiapas lizm döneminde yenemedikleriha fazla toprak ve siyasi hükümet tek taraflý bir ateþkes yerlileri dýþýnda Meksika iþçileri ni tekrar tekrar gösterdi. Bugün hak isteniyordu. Deklailan ederek barýþ görüþmeleri ve öðrencileri tarafýndan aldýðý Filistinliler týrnaðýna kadar silahlý rasyonda neo-liberalizm baþlattý. desteðin boyutunu Zapatur 2001 bir ülke içinde özerk topraklara ve emperyalizm eleþtirili50 bin Meksika askerinin bu yürüyüþü sýrasýnda gördük. Baþ- sahip olmanýn barýþ ve refah yordu. tarihten sonra Chiapas bölgesini kent Mexico City'de 1999- getirmediðini çok acý bir þekilde Chiapas'da yaþayan satümüyle kuþatma altýna almasý ve 2000'de neredeyse bir yýl süren yaþýyorlar. yýlarý 3 milyonu bulan nüÝkinci Komutan Marcos, Mekontrol ettiði bölgeyi sürekli art- üniversite iþgaline Zapatistalarýn fus Meksitýrmasý, sýk sýk köylülere ilham verdiði görüldü. Dünya ka- xico City'den Chiapas'a döneka'nýn en karþý saldýrýlar düzenle- muoyunda önemli bir sempati ceklerini açýkladýðýnda yeni müyokmesine raðmen Zapa- kazandýðý da son derece açýk. cadele yöntemleri geliþtirecekletistalar silahlý mücade- Yürüttüðü internet savaþý ile rini de belirtti. Bu mücadele yönleden çekildiler. Inter- uluslararasý düzeyde neo-libera- temlerini Marcos'un kendi sözlenet üzerinden "sosyal lizme karþý bir iletiþim aðý kurdu rinde bulabiliriz: "Biz siziz. Marnet savaþý" dedikleri ve kapitalizmin barbarlýðýna karþý cos, San Fransisco'daki eþcinsel, ideolojik bir mücadele çýkanlarýn ilham kaynaðý oldu. Güney Afrika'daki siyahi, Avruyürüttüler. Ancak bunlar gerçek bir deðiþim pa'daki Asyalý, Ýspanya'daki anarZapatistalarýn isyaný ve kazanýma dönüþebilecek mi? þist, Ýsrail'deki Filistinli, Almanya'daki Yahudi, Polonya'daki çinve yürüttükleri net savaþý Þimdi nereye? gene, topraksýz bir köylü, iþsiz iþtüm dünyada tanýnmalarýna Coca Cola'nýn eski yöneticile- çi ve mutsuz öðrencidir." neden oldu. John Berger gibi Bugün bu güçlerin, ABD ve Batýlý aydýnlar Zapatista hareke- rinden baþkan Vincent Fox ve tini "ilk post-modern devrim" Meksika sermayesi NAFTA anlaþ- Meksika sýnýrýndaki serbest bölolarak nitelendiriyorlardý. masý gereklerini yerine getirme- gelerde insanlýk dýþý koþullarda Hareketin kendiliðinden ge- ye devam ediyor. Bütün ülke þu çalýþtýrýlan iþçi ve diðer ezilen keliþmesi ve devleti yýkarak anda ABD sýnýrýnda bulunan ser- simlerin mücadelesini birleþtiyerine yeni bir düzen kur- best ticaret bölgesine (maquila- ren, küresel düzeye taþýyan, emma amacýndan ziyade doras) dönüþecek. Küresel bir peryalizm ile birlikte kendi devbölgesel özerkliði he- neo-liberal ekonomi politikalarý letini ve sermayesini karþýsýna deflemesi birçok çevre döneminde Chiapas yerlilerini alan bir hareket sadece Chiapas tarafýndan kutlanýyor- ancak daha fazla yoksulluk ve se- yerlileri için deðil tüm dünyanýn du. Halbuki hareket falet bekliyor. Fox'un, barýþ an- sömürülen ve ezilenleri için tek laþmasý ve yerliler için sýnýrlý hak- çözüm yolu. Zapatistalarýn lideri Marcos


Yıl 1 Sayı 6

350.000 TL

Nisan 2001

TECRİT HÜCRELERİNDEKİ ÖLÜMLERE SEYİRCİ KALMAYALIM

BU KATLİAMI DURDURALIM

Cezaevlerindeki ölüm oruçlarý nedeniyle 200’ün üzerinde tutsak ölümle yüzyüze. Ýlk ölüm gerçekleþti ve eðer devlet insanlýk dýþý tutumunu deðiþtirmezse önümüzdeki günlerde çok sayýda tutsak hayatýný kaybedecek. 19 Aralýk 2000 günü devlet, cezaevlerindeki ölüm oruçlarýný bitirmek bahanesiyle saldýrdý ve 33 mahkumun hayatýný kaybetmesi onlarcasýnýn da yaralanmasýyla hücre tipi hapishaneler kullanýma sokuldu. F Tiplerine karþý baþlatýlan ölüm oruçlarý hücrelerde devam ediyor. Ýzolâsyon ve tecrit politikalarýný hayata geçiren devlet operasyon sonrasý mahkumlarý ölüme terk etti. Ölüm orucu eylemindeki mahkûmlar, aldýklarý B1 vitamini ve ýlýk havalar nedeniyle 158'inci güne ulaþabildi. Ancak F tipi cezaevlerindeki mahkûmlar bir aydan beri B1 vitamini almýyor Ýstanbul Tabip Odasý'nýn eylemci mahkûmlarýn saðlýk durumlarýný takip için oluþturduðu heyette yer alan Doç.

Dr. Hulki Forta "hem 1984, hem de 1996'daki ölüm oruçlarý yaz aylarýna denk gelmiþti. Sýcaklýk vücuttaki sývý kaybýný artýrýyor. Bu eylem ise sonbaharda hava sýcaklýðýnýn düþük olduðu zaman baþladý. Mahkûmlar önceki eyleme göre daha deneyimli. Kalori harcamalarýný minimuma indirdiler. Operasyon nedeniyle yaralanan mahkûmlarýn gördükleri tedavi sýrasýnda serum veya damardan verilen ilaçlar da ölümü geciktirici bir rol oynadý" diyor. 21 Mart 2001 günü Sincan F Tipi cezaevinde ölüm orucunu sürdüren Cengiz Soydaþ hayatýný kaybetti. 200'ün üzerinde mahkum ölümle karþý karþýya. Yeni ölümler kapýda. Tutsaklarýn ve yakýnlarýnýn talepleri þunlar: Ýzolâsyona ve tecride dayalý politikalara son verilmesi; uluslararasý yasalarýn yürürlüðe sokulmasý; 15 veya 25 kiþilik koðuþlar oluþturulmasý; hasta ve yaþam tehlikesi olan mahkumlarýn salýverilmesi yada tedavilerinin acilen yapýlmasý; Terörle Mücadele Yasasýnýn 16.

maddesinin kaldýrýlmasý; TTB, ÝHD, ÇHD, Tüm Yargý Sen, Tutsak Aileleri Dayanýþma Dernekleri ve diðer demokratik kitle örgütlerinin oluþturacaðý Baðýmsýz Ýzleme Komisyonlarý'na F Tipi cezaevlerinin açýlmasý. Ölüm orucuna yatan devrimci tutsaklar bu talepleri hayata geçmeden eylemden vazgeçmeyecekleri, hücrede yaþamaktansa ölümü tercih ettiklerini açýkça ortaya koyuyorlar. Hükümet, bu talepleri gerçekleþtirmek için parmaðýný kýpýrdatmýyor; aksine bu talepleri dýþarýda ifade eden demokratik kitle örgütleri ve mahkum yakýnlarýna karþý polis þiddeti ve tutuklamalar dahil olmak üzere her türlü baský ve sindirme yöntemlerini uyguluyor. Hücrelere Hayýr Platformu ve eylemleri polis terörü ile daðýtýldý. Ancak sokaklar Emek Platformu'nun eylem programý ile birlikte yeniden canlanýyor. Hücrelerin duvarlarý bu eylemlerle kendisini ifade eden toplumsal muhalefetin yükselmesi ile yýkýlabilir.

AYDIN VE POLİS TERÖRÜNE TRABZON’DA İSYAN

Hü c re k arþ ý t ý p l atf o rmu þ i d d e t ku l l a n ara k b as t ý ran p o l i s b u þ i d d e ti ç o k y ay g ý n o l ar ak k u l l an ý y o r. Ay d ý n , T rab z o n v e Di y ab a ký r’ d ak i s o n o l ay l ar b u n u n e n ça r p ý c ý ö r n e k l e r i

Aydýn ve Trabzon'da iki kiþi evlerinin önünde polis tarafýndan dövülerek öldürüldü. Diyarbakýr'da bir polis memuru, tartýþma sýrasýnda kendisine küfür ettiðini iddia ettiði bir genci beylik tabancasýyla öldürdü. Geçen ay medyaya yansýyan bu ölümler polis terörünün ne kadar yaygýn kullanýldýðýný açýkça gösteriyor. Bu ölümler bir faili meçhul olarak üstü kapatýlabilir türden deðildi. Aydýn'da inþaat iþçisi olarak çalýþan Resul Aydemir kardeþlerinin ve komþularýnýn gözleri önünde öldürüldü. Trabzon'da Asým Ceylan'da sokak ortasýnda dövülerek öldürüldü. Bu katliamlara karþý Aydýn'da mahalle halký "Kahrolsun katil devlet" sloganlarý atarak polisle çatýþtý.. Trabzon'da ise bölge halký "Polise bir þehit daha verdik" yazýlý çelenk taþýyarak protesto gösterisi gerçekleþtirdi.

Sözde "halkýn güvenliðini saðlamak" için oluþturulmuþ olan polis teþkilatýnýn güvenliðimizi tehdit ettiði açýkça görülüyor. Toplumun genelinin hiçbir þekilde kontrol edemediði, hesap soramadýðý bu silahlý teþkilat üyelerine karþý güvensizlik had safhada. Her türlü yolsuzluðun, çete faaliyetinin, haksýz kazancýn çok yaygýn olduðu polis teþkilatýndan korunabilmek için kitlesel bir þekilde örgütlenmekten baþka çare yok. Bu tür durumlar karþýsýnda örgütlü bir yanýt vermek üzere oluþturulan, en temel yaþam hakkýmýzý savunan Ýnsan Haklarý Derneði devlet tarafýndan sistematik bir baský altýnda sindirilmeye çalýþýlýyor. Ýnsan Haklarý Derneði'ne sahip çýkmalý, çevremizde sürekli yaþadýðýmýz polis terörünü geri püskürtmek için birlikte mücadele etmeliyiz.


Antikaptalist 6