Issuu on Google+

Yıl 1 Sayı 12

Aralık 2001

500.000 TL

“Türkiye için seve seve” diyerek

AÇLIÐI VE SAVAÞI KABUL ETTÝRMEYE ÇALIÞIYORLAR

ÝZÝN VERMEYELÝM A Þ A R D Y A B K BÝ ÜN

M K Ü MÜ N


sayfa 2

antikapitalist

TEMEL FİKİRLERİMİZ

KAPİTALİZM ÖLDÜRÜYOR

Kapitalizmde öncelik insanlarýn ihtiyaçlarý deðil, kâr ve rekabettir. Bu ne-denle iþsizlik, açlýk, yoksulluk, savaþlar ve çevre tahribatýna neden olur. Gittikçe daha fazla zenginlik yaratan kapitalizm geniþ yýðýnlarý yoksulluða mahkum eder. Yaratýlan zenginliðin insan ihtiyaçlarý için kullanabilmesi ancak çalýþanlarýn kolektif olarak bütün zenginliðe, üretimde kullanýlan herþeye el koymasýyla, üretimi ve daðýtýmý kontrol etmesiyle mümkündür.

KAPİTALİZMİ ÖLDÜR

Bu düzenin kurumlarý yönetici azýnlý-ðý çoðunluða karþý korumak amacýyla oluþturulmuþtur. Bu kurumlar ele geçirilip çoðunluðun ihtiyaçlarý için kullanýlamaz. Kökten bir deðiþim gerek-lidir. Gerçek demokrasi, aþaðýdan yukarý doðru örgütlenen, temsilcile-rin istendiði an görevden alýnabildiði bir sistemle mümkündür. Böyle bir deðiþim ancak büyük kitlelerin bir avuç yönetici azýnlýðý alaþa-ðý etmesiyle saðlanabilir.

KÜRESEL MÜCADELE

Dünya gittikçe daha küçük hale geli-yor. Günlük yaþamýmýzda kullandýðý-mýz en sýradan mallarda bile deðiþik ýrk, renk, dil, din, cinsiyetten iþçilerce üretilmekte. Patronlar bizi birbirimize düþman ederek kendilerini korumaya çalýþýyorlar. Patronlarýn “böl-yönet” politikasýna karþý bizim de küresel mücadeleyi yükseltmemiz gerekiyor. Mücadelemiz tek ülkede kalýcý bir za-fere ulaþamaz. Rusya’daki devrimin 1920’lerin sonlarýnda kaybedilmesi-nin temel nedeni budur.

DİKTATÖRLÜĞE HAYIR

Ýstediðimiz yeni toplum bir diktatör-lük deðil; büyük çoðunluðun demok-ratik iktidarýdýr. Rusya, Doðu Avrupa, Çin, Küba gibi “sosyalist” olduðu id-dia edilen ülkeler de zenginlik ve ik-tidarýn küçük bir azýnlýðýn elinde ol-duðu diktatörlüklerdi. Kendilerini na-sýl tanýmlarlarsa tanýmlasýnlar, bu ül-keler insana deðil silaha para yatýran, çevreyi tahrip eden, zengin ve yoksul ayrýmýnýn olduðu, ulusal ve cinsel ay-rýmcýlýk yapýlan kapitalist toplumlardý.

ULU SLAR VE IRKLAR

Yöneticiler bizi soyduklarýný gizleye-bilmek amacýyla insanlar arasýnda ay-rýmcýlýðý körüklüyorlar. Öfkemizi bi-zim gibi soyulan diðer insanlara yö-neltmeye çalýþýyorlar. Bu ayrýmcýlýk bizi bölüyor ve gerçek düþmanlarýmý-zý görmemizi engelliyor. Ancak yaþamak istediði ülkeyi, ko-nuþmak istediði dili, ibadet etmek is-tediði dini seçebilen insanlar özgür-ce birlikte yaþayabilirler. Bu nedenle bizler her türlü milli, dini, mezhepsel, ýrksal ayrýmcýlýða karþý mücadele et-meli, ezilenlerin yanýnda olmalý, onla-rýn eþitlik mücadelesini desteklemeli-yiz.

CİN Sİ YET Çİ LİK

Kapitalistler cinsiyetlerimiz ve cinsel tercihlerimiz üzerinden bile ayrýmcýlýk yapýyorlar. Yaþadýðýmýz sistem kadýnlarý ve eþcinselleri ezmektedir. Bizler her yerde cinsiyetçiliðe karþý mücadele edip, kadýnlarýn her alandaki eþitliðini savunur, eþcinsellere yönelik saldýrý ve aþaðýlamalara karþý mücadele ederiz.

NASIL ÖRGÜTLENECEĞİZ

Kazanmak için büyük çoðunluðu mü-cadeleye katmak gerekiyor. Ne yazýk ki herkes bizler gibi düþünmüyor. Egemenlerin propagandalarý ve günlük yaþamýn dayatmalarý nedeniyle büyük çoðunluk bizden farklý düþünüyor. Bu fikirlere karþý mücade-le etmek için bir araya gelmek, fi-kirlerimizin doðruluðunu mücade-le sýrasýnda kanýtlamak zorundayýz. Bu nedenle kapitalist sisteme ve onun sonuçlarýna karþý her müca-delenin en militan parçasý olmalý ve fikirlerimizi tartýþmalýyýz. Bunun için aktif, dinamik, canlý bir örgüt-lenmeye ihtiyacýmýz var.

DEMOKRASİ

Demokrasi örgütlenmemizin can da-marýdýr. Ancak birbirimizle tartýþarak, deney alýþ veriþinde bulunarak öðre-nebilir ve kazanmak için ne yapabile-ceðimiz konusunda anlaþabiliriz. Al-dýðýmýz kararlarýn sonuçlarýný görebil-mek için birlikte hareket etmeyi ba-þarmak zorundayýz.

KATIL, GÜÇ AL, GÜÇ KAT

Eðer insanlýðý bu vahþi kapitalist sis-temden kurtarmak istiyorsanýz Antikapitalist’e güç katmaya çaðýrý-yoruz.

BÜYÜK TERÖRİSTLER İŞ BAŞINDA 10 bi n b om ba

"Kýzýmý iki gün önce kaybettim. Amerikalýlar Kandahar'daki evimizi bombaladý ve çatý Muzlifa'nýn üzerine düþtü. Ýki yaþýndaydý. 3 yaþýndaki diðer kýzým Ferigha'da gitti. Çatý düþünce oðlum da pelteye dönüþtü, sadece kemiklerini görebildim. Adý Þerif'di. Birbuçuk yaþýndaydý." Shurkia Gul'un Ýngiliz gazeteci Robert Fisk'e anlattýlarý Afganistan'a atýlan 10 bin bombadan sadece birinin yarattýðý sonuçlarý gösteriyor. Ýnsan Haklarý izleme komitesine göre, Afganistan'a yayýlan 70 bin kadar patlamamýþ bomba var. Bu durum çok sayýda insanýn yaralanma ve sakat kalma riskini beraberinde getiriyor.

Te r ö r i s t d e v l e tl e r

Bush terörizmden bahsederken Filistinlileri katleden Ýsrail güvenlik güçlerinin saymýyor. Onun için 'terörü destekleyen' devletler arasýnda 11 Eylül saldýrýlarýndan sorumlu tutulan 15 kiþinin ülkesi, dünyanýn en totaliter devletlerinden biri Suudi Arabistan yok. Bush'un bahsettiði grup veya devletler ABD'nin kuyruðuna takýlmayanlar.

I r ak George W. Bush 15 bin askere hitaben yaptýðý konuþmada, "Afganistan sadece bir baþlangýç" diyordu. Bush, Afganistan'daki katliamdan sonra þimdi de Irak'a saldýrmaya hazýrlaný-

yor. Amerikan gizli servisinden basýna sýzan haberlerde "Dünyayý iðneliðe dönüþtüreceðiz", "Önce Afganistan sonra Irak türünden aþamalara gerek yok. Topyekün savaþa gitmeliyiz. Diplomatik çözümlerle uðraþmaya çalýþmayalým sadece tam anlamýyla savaþalým" sözleri yer alýyor. ABD Baþkan Yardýmcýsý Dick Cheney, "Diplomatik, finansal veya askeri olarak hedeflenebilecek 40-50 kadar ülke var' diyor. Irak ve Somali listenin baþýnda. ABD Savunma Bakaný Rumsfeld 11 Eylül intihar saldýrýlarýyla Irak arasýnda 'iliþkiler' olduðunu iddia ediyor. Irak'ýn Birleþmiþ Milletler silah müfettiþlerini (bunlarýn ABD ajanlarý olduðu ortaya çýktý) ülkeye almazsa bunun savaþ gerekçesi olacaðýný söylüyorlar. ABD, son 11 yýldýr bombaladýðý Irak'ta 1991 Körfez Savaþý'nda 150 bin kadar Irak'lýyý öldürmüþtü. Ekonomik ambargo sonucu 500 bin çocuk öldü.

F i l i s t in Ýsrail'in saldýrganlýðý týrmandý. Bir Filistin lideri ve iki yardýmcýsý helikopter saldýrýsý sonucu öldürüldü. Bir taksi sürücüsü, 13 ve 15 yaþýnda iki çocuk öldürüldü. Gazza'da parti binalarý ve bir güvenlik binasý havaya uçuruldu. Khan kampýna Ýsrail askerileri tarafýndan býrakýlan bir buby tuzaðý beþ çocuðu paramparça etti. Çocuklarýn cenazesine katýlan-

lar üzerine de Ýsrail askerleri ateþ açtý. Sözde "terörizme karþý savaþ" için Arap müttefiklerini birarada tutmaya çalýþan ABD Dýþiþleri Bakaný Conin Powell ne derse desin ABD'nin Ýsrail'e tam desteði sürüyor. 1982'de Lübnan'daki Sabr ve Þatila kamplarýnda 2 bin Filistinli'nin katili olan Þaron Ýsrail Baþbakanlýðý'ný sürdürüyor.

operasyonlarýný Somali'ye kaydýrdýðý söylendi. Bu iddialar hakkýnda hiçbir kanýt gösterilmedi. Asýl dertleri Abdul Kasim Salat Hasan'ýn oluþturduðu hükümeti zayýflatarak gelecekte bir savaþa hazýrlýk yapmak. Abdul Kasým, Somali yaþlýlarý tarafýndan geçen yýl baþkanlýða getirildi. Yalnýzca ülkenin yarýsýný kontrol etmekte ve yýllardýr ülkeyi parçalayan bir dizi güç taÇ eç en i st an rafýndan reddedilmekte. ABD Savaþ dünya çapýnda saldýrgan- taraftarý Etiyopya hükümeti de lýðý týrmandýrdý. NATO Genel Somali'ye karþý müdahaleye haSekreti Lord George Robert- zýrlanýyor. son, Rusya'nýn 40 bin Çeçeni ölA B D ' n i n ta k t i ð i düren, 400 binini de evsiz býrakan savaþýný "þimdi baþka bir ABD kara harekatýna çok sayýda ýþýkta deðerlendiriyoruz" diye- asker göndermekten çekiniyor. rek onayladý ve devamýný teþvik Savunma sekreteri yardýmcýsý Paul Wolfowitz, 'Afgan tarihinetti. den öðrendiðimiz ve uygulaS om al i maya çalýþtýðýmýz derslerden bir ABD'nin saldýrmayý planladýðý tanesi, eðer bir yabancýysan, ülkeler listesinde Somali de var. girmemeye çalýþ. Eðer girersen Somali yoksullukta Afganis- çok fazla kalmamaya çalýþ çüntan'la rekabet eden ülkelerden kü çok kalan yabancýlardan hoþbiri. Geçen on yýl boyunca mer- lanmazlar' diyor. kezi bir hükümet kurulamadý. ABD Dýþiþler Bakan Yardýmcýsý Boþluðu kýsmi olarak Ýslami ör- Paul Wolfowitz ise "Mümkün gütler doldurdu. ABD hüküme- olduðu kadar çok TalibanI ölti 11 Eylül'den hemen birkaç dürmeye çalýþýyoruz" diyor. gün sonra Ýslami gruplardan bir ABD ve müttefikleri savaþýn bittanesi olan Al-itihaad'ýn Usame tiðin duyurmalarýna raðmen AfBin Laden'le iliþkisi olduðunu ganistan'daki katliam devam iddia etti. CIA üst düzey yöneti- ediyor. cileri tarafýndan Bin Laden'in

SAVAÞI DURDURALIM Londra'da 18 Kasým'da yapýlan "Savaþý Durduralým" gösterisine 100 bin kiþi katýldý. Gösteriye katýlanlar arasýnda Ýngiltere'nin her tarafýndan gelen öðrenciler, sendikacýlar, barýþ aktivistleri, sosyalistler, yeþiller, Müslüman organizasyonlar, emekli gruplarý ve daha birçok grup vardý. Gösteride savaþ karþýtý medya iþçileri, savaþ karþýtý artistler, savaþ karþýtý bilim adamlarý ve savaþ karþýtý terapistler, belediye iþçileri, öðretmenler, ortaokul öðrencileri hep bir arada yürüdüler. Kolombiya ve Filistin gruplarý ABD emperyalizminin yaptýklarýna karþý öfkelerini ifade etmek için yürüyüþe katýldý. Hindistan iþçi birliði ve bir dizi Pakistan halkevi gruplarý pankartlarýyla katýldý-

lar. Yahudi sosyalist grup savaþa karþý Filistin gruplarýyla birlikte yürüdü. Binlerce insan savaþa, ABD ve Ýngiliz emperyalizmine karþý saatlerce konuþmacýlarý dinledi. Gazeteci George Monbiot konuþmasýnda gösterideki havayý þöyle özetliyordu: "Tony Blair bizim sonumuzun geldiðini düþünüyordu. Henüz daha baþlangýcýmýzý görmedi. Birkaç gün önce yine yöneticilerimiz 'tarihin sonu'nun geldiðini söylediler. Ama bu savaþ iþe yaramayacak çünkü onlarla planlarý arasýnda biz varýz. Savaþ deðil adalet prensibi üzerine yükselen bir dünya inþa edene kadar onlara karþý duracaðýz. George Bush kabinesi hedef olarak 50 ülke belirledi. Washington'da üçüncü dünya savaþý için hazýrlanan insana n t i k a p i t a l i s t ldaur rduvarmr. akOnilçairný Aylýk Siyasi Gazete kampanya yapAralýk 2001 Sayý: 12 mak bizim kuþaUluslararasý Akým Tanýtým ðýn karþý karþýya Yayýncýlýk Sahibi ve Yazý Ýþleri kaldýðý en önemli Sorumlusu: Türkan Uzun görev. Bugün buÝstanbul: Gönül Sokak No 31, raya gelmeden Nil Han No 305, Asmalý Mescit önce yeterince Ankara: PK 896, 06446 cesaretimiz olmaYeniþehir dýðýndan, yeterinwww.antikapitalist.net ce insan olmadýposta@antikapitalist.net ðýndan korkuyordum ama artýk Ankara 0542 230 3128 k orkmuyor um. Ýstanbul 0535 226 9489 Dünyamýzýn geleBaský: Yön Matbaacýlýk

Güney Kore’nin baþkenti Seul’de Amerikan üssünün önünde toplanan savaþ karþýtlarý savaþýn durdurulmasýný ve Kore yarýmadasýndaki 37 bin ABD askerinin çekilmesini istediler. ceði bu meydandaki insanlara baðlý. Vazgeçme. Eðer biz yapmazsak baþka kimse yapmayacak." Ünlü muhalif gazeteci John Pilger de gösteride þöyle konuþtu: "Bir gazeteci olarak en büyük övgüyü Murdoch'nin Sun gazetesi tarafýndan vatan haini olarak ilan edilerek aldým. Dünyadaki gerçek düþmanlarý tanýmalýyýz. 1945'ten bu yana yoksulluðu sürdüren insan haklarýna karþý çýkan bir güç var. Bu Afganistan'da bir maðarada deðil Washington'da ve Londra'da. Eðer bir þey yapmazsak Somali'ye yapýlan saldýrý gibi Irak'ýn nihai olarak yýkýmýna neden olacak bir saldýrý gerçekleþecek. Karþý durmamýz gerekiyor. Bugünkü müthiþ gösteride olduðu gibi onbinlercemiz sokaða çýkmalý." Savaþý durduralým koalisyonundan Linsy German da þunlarý söyledi:

"Bu 11 Eylül'de ölenler için, adalet için bir savaþ deðil. Dünyayý çok daha tehlikeli hale getiriyor. Baðýmsýz medyanýn sesi olan Kabil'deki El Cezire televizyon merkezine ABD füzeleri ile yapýlan saldýrýda görüldüðü gibi demokrasi için bir savaþ da deðil. Kadýnlarýn haklarý için yapýlan bir savaþ da deðil. ABD ve Ýngiltere kadýnlara karþý Taliban'la ayný düzeyde baskýcý olan Suudi Arabistan'ý destekliyorlar. Savaþýn tek bir amacý var. Tüm dünyada ABD'nin ekonomik ve askeri gücünü arttýrmak. ABD ve Ýngiltere üç savaþta zafer ilan ettiler. Körfez, Balkanlar ve þimdi de Afganistan. Her seferinde arkalarýnda daha fazla problem ve daha az demokrasi býraktýlar. Bütün dünyada savaþ karþýtý bir hareket inþa etmeye ihtiyacýmýz var. Bu hareket savaþ devleti deðil sosyal devlet demeli. Brük-

sel'deki gösteri savaþý protesto etmek için bize bir þans veriyor. Ýngiltere'de insanlarýn Blair'i desteklemediklerini göstermek için Brüksel'e gideceðiz."

B ar ý þ Ý ç i n Gr ev Geçen ay Güney Afrika'da Namibya iþçilerinin ulusal sendikasý 24 saatlik bir genel grevle Afganistan'a karþý yürütülen savaþý, özelleþtirmeleri, kamu sektöründeki kötü idareyi protesto ettiler. Binlerce iþçi greve katýldý. Ülkenin her tarafýnda gösteriler yapýldý. Baþkentteki ABD ve Ýngiliz Elçiliklerine verilen imza metinlerinde Bush þeytani silahlarý destekliyor deniliyordu. George W.Bush nükleer bombalar ve füzeler gibi 'þeytani silahlarýn' Usame Bin Laden tarafýndan kullanýlacaðýný iddia ediyordu. ABD’nin elinde bu þeytani silahlardan 7 bin tane var.


ABD’NİN SAVAŞI Irak’a YAYMasIna İZİN VERMEYELİM antikapitalist

sayfa 3

C e m U zu n

I ra k ' a s a l d ý rý p l a n l a rý

ban'ýn ne yapýp yapmadýðý ya da gelecek te ne yapabilecekleri ile hemen hiç ABD'nin Afganistan savaþýný yayarak il gi si yok. Irak'a da saldýracaðýna yönelik iþaretler gittikçe güçleniyor. Tür ki y e eg em en s ý ný f ý Afganistan'da yaþanan katliamý her Türkiye hükümeti böylesi bir ortamgece televizyon ekranlarýndan izliyoruz. da milliyetçiliði körükleyerek uluslararaBu katliamý durdurmazsak, zaten ABD sý arenada öne çýkmaya çalýþýyor. Türkipolitikalarý nedeniyle son 10 yýlda yüz- ye'nin Irak'ý iþgal etmesi (bir kez daha!) binlerce kiþinin yaþamýný yitirdiði Irak'ta ve hatta Musul-Kerkük (ve tabii ki petda benzer katliamlar yaþanabilir. rolleri) üzerinde Türkiye'nin tarihten geABD'nin Irak'a da saldýrmasý kor- len haklarý gündeme getirilip tartýþmaya kunç ve tehlikeli bir geliþme olur; yüz- açýlýyor. binlerce insanýn yaþamýný doðrudan tehBöylesi bir müdahalenin anlamý büdit eder. Ayrýca savaþýn daha da yayýlma- yük ölçekte sivil can kaybýdýr. Bu, Türkisýna neden olabilir. Bu durum savaþ ala- ye dahil bütün Ortadoðu için tam bir fený dýþýnda kalan yerlerde de dolaylý ola- laket olur. Türkiye'nin bugüne kadar rak insanlarýn yaþamýný zorlaþtýrýp tehli- Irak'a yönelik yaptýðý operasyonlar sýnýkeye atacaktýr. Ýsrail'in Filistinlilere yö- rýn her iki yakasýndaki insanlara sefaletnelik saldýrganlýðýnýn artýþý bu dolaylý et- ten baþka bir þey getirmedi. kinin bir örneðidir.

A B D n e is t i y o r ? Bush ve hükümeti ABD egemenliðinin mutlak olduðu yeni bir Ortadoðu düzeni kurmayý amaçlýyor. ABD'nin kendi petrol rezervleri on yýl içinde tükenecek. Körfez'de ise 100 yýl yetecek petrol bulunuyor. Hazar'daki petrol rezervleri daha da büyük. ABD ekonomik bir kriz ile karþý karþýya ve bu durum sonunda resmen "resesyon" olarak adlandýrýlýp kabul edildi. ABD bu problemlerini daha saldýrgan bir emperyalist politika ile çözümlemeye çalýþýyor. Bush Ortadoðu'da hiç kimsenin ABD isteklerine karþý çýkamayacaðýný göstermeye çalýþýyor. Dolayýsýyla ABD'nin attýðý adýmlarýn Saddam Hüseyin veya Tali-

B u s a v a þ ta k i m k a z a n ý r?

Türkiye'nin ABD maceralarýndan kazançlý çýkabileceðini düþünenlerin iki konuyu hatýrlamalarý gerekiyor: a) Böyle emperyalist maceralarýn getirdiði kârlar halka daðýtýlmýyor, birkaç zenginin cebini dolduruyor. B) Bugün cesetleri Afganistan'ýn dört bir yanýna daðýlan Taliban savaþçýlarý, sadece beþ yýl önce ABD'nin baþka bir emperyalist operasyonunun müttefikiydiler. Yeni bir savaþ yeni bir barbarlýk demektir. Bu savaþtan kazanabileceðimiz hiçbir þey yok ama kaybedeceðimiz çok þey var. Türkiye iþçi sýnýfý savaþa ve ABD'nin Irak'a müdahalesine karþý mücadelesini güçlendirmeli.

13 - 14 A ra l ý k A B Z i rv e s i , B rü k se l P r o t e s to su :

KÜRESEL BARIŞ VE ADALET EYLEMİ

Avrupa sendikalarý kitlesel iþten atmalara ve bu korkunç savaþa karþý yürüyor. Onbinlerce insan Belçika'nýn baþkenti Brüksel'de 13-14 Aralýk'ta gerçekleþecek gösterilere katýlmayý planlýyor. Avrupa ölçeðinde sendikalar iþçileri 13 Aralýk Perþembe günkü gösteriye çaðýrýyor. Bu gösterinin planlanan protestolar arasýnda en geniþ katýlýmlýsý olmasý bekleniyor. Sendikalarýn, Avrupa hükümetlerinden talebi iþten atmalara karþý durmalarý ve kamu hizmetlerini korumalarý. 14 Aralýk Cuma günü 150 kadar örgütün desteklediði 'Küresel Barýþ ve Adalet' yürüyüþü gerçekleþtirilecek. Belçika'nýn baþkentindeki yürüyüþe katýlan onbinlerce insan savaþa karþý öfkelerini dile getirecekler. Bu gösteriler Avrupa Birliði liderlerinin özelleþtirme ve sosyal harcama kesintilerinden oluþan neo-liberal politikalarý ittirmek üzere biraraya geldikleri liderler zirvesiyle ayný günde gerçekleþecek. Belçika iþçilerinin oluþturduðu kortejin merkezinde ulusal Sabena Havayollarý iþçileri yerini alacak. Geçen ay havayollarý iflas ettikten sonra 12 binden fazla Sabena iþçisi iþten atýldý. Bir dizi militan ve kýzgýn protestolar ger-

SAVAŞ KARŞITI MÜCADELEYİ İNŞA EDELİM

Yýllardýr eziyet çeken Afganistan halkýnýn karþý karþýya olduðu savaþ ve dehþet ayný zamanda tüm dünyadaki milyonlarca insaný tehdit ediyor. Dünyanýn en güçlü kapitalist devleti ABD, istediðini elde ederse savaþlarýn ve dehþetin ardý arkasý kesilmeyecek. Bush Kuzey Ýttifaký'nýn askeri zaferinin kokusunu alýr almaz Birleþmiþ Milletler genel konsey toplantýsýnda istediði ülkeye veya gruba savaþ açabileceði tehdidinde bulundu. ABD'nin hedeflediði devletlere karþý savaþý reddeden devletlere þöyle diyordu: 'Sonlarýný bilsinler. Terörü destekleyen her rejim için ödenecek bir fatura var ve ödettirilecek.'

ABD'nin hegemonyasý nedeniyle bütün dünyada yoksul insanlar daha fazla çile çekecekler. ABD bombalarýndan veya desteklediði pis güçlerden daha fazla korkacaklar. Ayný zamanda bu barbar sistemi korumak için geliþtirilen askeri silahlarýn hegemonyasý altýnda ezilecekler. ABD geçen ay Dünya Ticaret Örgütü toplantýlarý aracýlýðýyla kendi gündemini dayatýyordu. Bütün dünyayý uluslararasý þirketlerin hegemonyasýna daha fazla açmak için basýnç yapýyor. Bu sistem batýdaki iþçileri de soyuyor. Sanayileþmiþ ekonomilerde bir milyon iþçi iþsiz kaldý. Bu dünya düzeninin barbarlýðý yerkürenin her köþesinde iþçi

ve yoksul kitleler arasýnda korkunç bir hoþnutsuzluk ve öfke yaratýyor. Bu hoþnutsuzluk ve öfke umutsuzluk getirebilir. Bu nedenle bir grup 11 Eylül'de olduðu gibi terörist yöntemlere yönelebilirler. Ancak sömürüye ve emperyalizme karþý öfke sistemi etkili bir þekilde sarsabilecek kitlesel ayaklanmalara da yol açabilir. ABD emperyalizmini durdurabilmek için mümkün olan en büyük hareketi inþa etmeye ihtiyacýmýz var. Büyüyen antikapitalist hareket ve savaþ karþýtý protestolar umut veriyor. Biz de bulunduðumuz her alanda yöneticilerin yalanlarýný açýða çýkartýp savaþa ve kapitalizme karþý mücadele aðlarý örmeliyiz.

gerçekleþecek olan gösteriler Belçiçekleþtiren iþçiler geçen ay 10 bin kiþi- tazminat sözü vermeye zorladý. lik bir gösteri yaptýlar. Sabena iþçisi Avrupa ölçeðinde iþveren örgütleri ka'da çok sayýda örgüt tarafýndan desMichell Ronge öfkesini þöyle ifade edi- binlerce iþçi ve ailesinin yýlbaþý öncesin- tekleniyor. Avrupa'nýn her tarafýnda anyor: 'Karým ve ben ikimiz de iþimizle bir- de iþten atmayla karþý karþýya olduðu ti-küreselleþme hareketi Attac ve Ýngiltere'den Direniþi Küreselleþtir gibi çok likte hayallerimizi de kaybettik. Beþ ço- uyarýsýný yapýyor. cuðum var. Onlara Neol babanýn para- Cuma günü gerçekleþecek olan 'Kü- sayýda grup gösteriye katýlacak. sýz bir eve gelemeyeceðini nasýl açýkla- resel Barýþ ve Adalet' gösterisi uluslara- Brüksel gösterileri yöneticilerin politiyacaðým?' rasý þirketlerin küreselleþmesini redde- kalarý ve onlarýn sisteminden kaynaklaFransýz sendikalarý 13 Aralýk'ta Brük- den ve antikapitalist bir vurguya sahip. nan iþten atmalara, özelleþtirmelere, sel'e büyük bir delegasyon ile gitmeyi Ancak yürüyüþe katýlacak insanlarýn ço- yoksulluða ve savaþa karþý hep birlikte planlýyor. Bunlar arasýnda CGT Fede- ðunluðunun öfkesi Afganistan'da yaþa- öfkemizi ifade etme olanaðý sunacak. rasyonu 10 bin üyesiyle katýlacaðýný du- nan savaþa yönelik olacak. Cuma günü yurdu. Danone'den Marks&Spencer'a kadar uluslararasý þirketlerin kitlesel iþten atmalarý geçen ay Fransa'da öfkenin artmasýna yol açtý. Normendiya'da Moulyinex fabrikasýndaki iþçiler iþyerlerinin kapanacaðýný duyunca fabrikayý iþgal ettiler. Fransa'nýn güneyindeki Alençom'da Mouyinex iþçileri protestolarý sýrasýnda çevik kuvvet polisleri ile çatýþtýlar. Gösteriler hükümeti müAnkara 0542 230 3128 Ýstanbul 0535 226 9489 dahale etmeye ve iþçilere daha iyi koþullarda

OKU, OKUT, ABONE OL www.antikapitalist.net posta@antikapitalist.net


sayfa 4

antikapitalist

P E TROL, EMP E RYALÝ ZM VE TÜRKÝ YE ABD, Avrupa ülkeleri, Japonya ve Rusya ihtiyaçlarý olan petrolün sadece yarýsýný üretebiliyorlar. Bu ülkelerin ithal etmek zorunda olduðu petrolü bugünkü fiyatlardan yaklaþýk 150 milyar dolarlýk bir pazar yaratýyor. Petrolün varil fiyatý bugün 18 dolar seviyesinde. Daha 2000 yýlý Kasým ayýnda dünya ortalamasý 34 dolar seviyesindeydi. Bu fark üretim maliyetlerindeki deðiþmeden deðil; petrol üreticisi þirket ve devletlerin kârlarýný artýrmak için üretim miktarýyla oynamasýndan kaynaklanýyor. Yüzmilyarlarca dolarlýk bu uluslararasý pazar, binlerce sivilin öldüðü milyarlarca dolarýn bomba olarak tahrip edildiði savaþlarý egemen sýnýflar için zorunlu hale getiriyor. BP, Shell, Mobil, ELF, Texaco gibi petrol þirketleri bu rantý kollayan ve gerektiðinde müdahale eden güçlü ordulara sahip devletlerine ihtiyaç duyuyorlar. Tabii Boing, Lockheed Martin gibi silah devleri de bu ihtiyacýn gerektirdiði ölüm makinelerini üretiyorlar. Çokuluslu silah ve petrol þirketleri ile devletler içiçe geçmiþ durumda.

Or t a d o ðu v e E m p e r y a l i z m Ortadoðu'da yer alan bütün ülkelerin sadece petrol ihracatý dünyadaki kullanýmýn % 25'ini oluþturuyor. Ayrýca Ortadoðu petrolünün maliyeti diðer petrollere göre çok düþük. Böylesi ciddi bir bölgeyi kontrol etmek için emperyalist ülkeler yüzyýlýn baþýndan beri korkunç oyunlar oynuyorlar. Kabileleri birbirine kýrdýrarak elde ettikleri kukla Suudi diktatörlüðü yada demokratik rejimi yýkýp askeri diktatörlük kurmasýný destekledikleri Saddam bunlarýn örneði. Ancak bölgede daha kalýcý bir kontrol etmek için baþka adaylar da var. 1917'de Winston Churchill "Düþman Arap denizinde dost bir Yahudi devleti Ýngiltere'nin çýkarýnadýr" derken buna iþaret ediyordu. Bu rekabet sonucu özellikle 90'larda bir dizi alt-emperyelist çatýþmalar ve rekabetler oluþtu. Ýsrail, Türkiye, Ýran, Irak ve hatta bir nebze Suriye ve Mýsýr bölgenin askeri varisi olduðu konusunda sýk sýk çeþitli olaylarla gündeme geldiler. Böylesi bir rezervi kontrol etmek için özellikle soðuk savaþ sonrasý bölgesel alt-emperyelist devletlerin önemi arttý. Nitekim 1991 Körfez Savaþý sonrasý dünyanýn ikinci büyük petrol rezervine sahip Irak'ýn kontrolünde Türkiye önemli bir rol oynadý.

O r t a A sya ve E mp er yal i z m Bu resimde yer alan Orta Asya ülkeleri özellikle 80'lerden sonra Afganistan savaþý ile Rusya ve ABD arasýnda bir satranç tahtasýna dönüþtü. Þimdiye kadar dünya paza-

OY A K ’I N G Ý ZEMLÝ Y Ü K S E LÝÞ Ý Gazetelerin 23 Kasým'ý "OYAK Günü" ilan etmelerine az kalmýþ… Türkiye'de bugüne kadar, gazetelerin neredeyse tamamýnýn bir holdingi bu derece öne çýkarmalarý, allayýp pullamalarý görülmedi. 40 yýl sonra faaliyet raporunu ve yönetim kurulunu ilk kez açýklayan bir kuruluþ, hep bir aðýzdan azmin, akýlcýlýðýn, cesaretin ve baþarýnýn kalesi olarak ilan ediliyor. Bu ilginin nedeni hiç kimse için sýr deðil; çünkü OYAK demek, "Ordu Yardýmlaþma Kurumu" demek…Sabah gazetesinin manþeti ve baþlýklarý tüyler ürpertici: "Savaþ taktiði mucize yarattý"; "OYAK kanla sýnanmýþ askerî prensiple

T ür k i y e v e E m p e r y a l i z m

Petrol ticaretinin yarattýðý emperyalist rekabet, Afganistan’ý kanlý bir satranç tahtasýna çevirdi. Bedeli ödeyen Afgan halký

Beyrut’ta Anti-kapitalist zirve 5-8 Kasým tarihlerinde Katar'da yapýlan DTÖ (Dünya Ticaret Örgütü) toplantýlarýný protesto etmek için Beyrut'ta anti-kapitalist toplantýlar düzenlendi. Toplantýlara Fransa'dan Jose Bove, Cezayir'den Ahmet Bin Bella gibi tanýnmýþ konuþmacýlar yanýnda Tunus, Mýsýr, Filistin, Irak ve Suriyeli insan haklarý kampanyacýlarý, sendikacýlar, küreselleþme karþýtý aktivistler ve Hintli, Afrikalý, Avrupalý ve ABD'li delegeler de katýldý. Tarým iþçileri sendikasý 800'den fazla katýlýmcýyla baþlayan açýlýþ toplantýsý için Lübnan'ýn güneyinden 3 otobüs kaldýrmýþtý. Lübnanlý aktivistler Katar'daki toplantýya karþý yaptýklarý çalýþmalarla artýk pek çok insanýn DTÖ ve çok uluslu þirketlere karþý mücadele ile

ilgilenmeye baþladýðýný anlatýyordu. Julia adlý bir bir öðrenci, toplantýyý duyurmak için "Küreselleþme ve Terörizm" üzerine bir sergi açtýklarýný, burada video ve fotoðraflarla Seattle'lý, Sabra ve Þatilla kamplarýnda Filistinlilere yapýlan katliamlarý anlattýklarýný söyledi. Arap aktivistlerin havasýný aktaran Bin Bella, "Baþka bir yerde toplanmaktan korktuklarý için DTÖ'nün Katar'da toplandýðýný biliyoruz. DTÖ'yü Orta Doðu'dan atacak bir hareketi inþa etmek zorundayýz" diyordu açýlýþ konuþmasýnda. Suriye'de DTÖ karþýtý bir eylem düzenleneceði duyurulduðunda toplantýlarý erkenden terk etmek zorunda kalan Suriyeli aktivistler herkesi Seattle'ý Þam'a taþýmaya çaðýrýyordu.

rýna açýlmamýþ Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan petrol ve doðal gaz yataklarý korkunç bir pazar oluþturarak patronlarýn iþtahýný kabarttý. En büyük sorun petrolün taþýma yoluydu. Nitekim Ocak 1998'de Türkmenistan-Afganistan-Pakistan arasýnda yapýlan doðal gaz boru hattý projesi iç savaþ nedeniyle 2 ay sonra ertelenmek zorunda kaldý. Afganistan'da petrol için güvenli bir yol oluþturmak isteyen ABD, içinde Taliban'ýn da olduðu gruplara 40 milyar dolar akýttý. Taliban Kabil'i ele geçirdiðinde ABD durumu memnuniyetle

karþýladý. Bu rezervlerin dünya pazarýna hangi yolla çýkarýlacaðý konusunda Türkiye'nin de içinde olduðu bölge ülkeler arasýndaki rekabet kýzýþtý. Rusya'nýn Çeçenistan üzerinden geçen, günlük 140.000 varil kapasiteli boru hattýný güvenceye almak için 1999 Temmuzunda savaþ nedeniyle durduðunda Çeçenistan'a saldýrmasý, Türkiye'nin Azerbeycan ve Kürt politikalarý bu rekabetin yarattýðý sonuçlardan sadece bir kýsmý. Afganistan'a karþý yapýlan savaþ ise bunun en güncel örneði.

ilerliyor"(!) Ne oluyoruz? Ýþ gilerden filan muaf mýdýr; âleminin bir holdinginden içinde "Ordu" sözcüðü mi söz ediyoruz, yoksa bulunan bir holdingin "kanlý" bir savaþtan mý? "serbest piyasa"nýn gereHem caným "ticaret"le ði olan rekabet koþullarýný "savaþ"ýn ne iliþkisi var; bi- tanýmadýðý söylenebilir ri diðerinin panzehiridir, mi? Yedeksubaylar'dan diye bellememiþ miydik? yapýlan ve geri ödenmeOYAK Genel Müdürü Coþ- yen kesintiler 40 yýl içinde kun Ulusoy da havaya gir- hangi rakama ulaþmýþtýr? miþ görünüyor: "Ýþ hayatý "Ordu"nun þöyle ya da muharebeye benzer. As- böyle içinde olduðu bir kerî prensipler kanla sýnan- bankacýlýk sistemi hangi ülkelerde vardýr? Vesaire, mýþ olduðundan bizim iþ vesaire… Bu ve benzer soruhayatýnda hata yapma lar cevaplansa kötü mü þansýmýz yok" diyor. Uluolurdu? Söylediðimiz gibi soy, "OYAK, Ordu'ya ait gazeteler OYAK haber/yodeðil" diyor ama yönetim rumlarýyla dolu; herbirini kurulunun dört üyesi üni- ayrý ayrý özetlemek imkanformalarýyla karþýmýzda…sýz. En iyisi günün "en iyi" Daha da þaþýrtýcý olaný, ga- alkýþcýsý Sabah'a göz atzetelerin hiçbirinin mak: "OYAK, kanla sýnanOYAK'ýn niçin "mucize" mýþ askerî prensiple ilerliyaratabildiðini okurlarýna yor" açýklamak gibi bir çaba M edyakr on ik’ in 23 Kagöstermemesi. OYAK nas ý m 2 0 0 1 t a r ih li w e b sýl bir kuruluþtur; bazý vers a y fa s ý n d a n a l ý n d ý .

Türkiye sadece petrol ihtiyacýnýn onda birini üretebiliyor. Petrole ihtiyaç duyduðu kadar artan enerji ihtiyacýný karþýlayabileceði kaynaklarý ve ürünleri çeþitlendirerek kendini saðlamlaþtýrmaya çalýþýyor. Rusya'dan aldýðý doðal gazý Trans-Balkan Boru hattý ile kullanýyor. Bunun yaný sýra Mavi Akým projesi kapsamýnda Karadeniz içinden hat döþeyerek doðal gaz boru hattý yapýyor. 1999'da yeni bir anlaþma ile Trans-Hazar Boru hattý ile Türkmen gazýný kullanacak. Azerbeycan'dan da yeni bir hatla gaz alacak. 1996'da yapýlan diðer bir anlaþma ile Ýran'ýn Kangan bölgesi doðal gazýný Türkiye'ye getiriyor. Kullanýlan gazýn bir kýsmý da Cezayir ve Nijerya'dan gemilerle taþýnýyor. Ancak Türkiye 2004yýlý itibariyle, bu hatlar bittiðinde ihtiyacýnýn çok daha fazlasýný alýyor olacak. Peki bu kadar gaz ne için. Bu gazlarý kendi üzerinden dünya pazarýna açmak isteyen Türkiye yönetici sýnýfý hem ekonomik olarak bir silahý eline almak, hem de askeri olarak bu silahý desteklemek istiyor. 1990'larýn baþýndan beri sürekli petrol kartýna yatýrým yapan Türkiye ayný zamanda ordusunun gücünü arttýrýyor. Bugün çektiðimiz sefalet ve açlýða karþýn halen silahlanmaya devam edilmesi Türkiye yönetici sýnýfýnýn bilinçli bir tercihi. Afganistan'a gönderilmesi düþünülen 90 askerin sadece günlük harcýrahý 120 dolar olup bu bir asgari ücretlinin aylýk gelirinin birbuçuk katýdýr. Yani bir ayda 4000 iþçiye verilebilecek parasý sadece bu askerlerin harcýrahýna gidecek. Bir yandan "para yok" derken bir yandan asker yolluyorlar. Asker yollamaya kaynak yaratmak için de devleti küçültmek adý altýnda iþçi çýkartmayý planlýyorlar. Kapitalist sistem savaþlarý baðrýnda taþýyor. Bu nedenle çözüm için sadece büyük emperyalist güçlere karþý deðil ayný zaman kendi yönetici sýnýfýmýza karþý da mücadeleyle mümkün. Alex Callinicos, "Günümüzde Emperyalizm ve Marksizm" adlý makalesinde, þöyle diyor: “Ýþçi sýnýfýnýn emperyalizmin iþini bitirmesi yalnýzca geliþmiþ ülkelerdeki egemen sýnýflarý alaþaðý etmesine deðil, ayný zamanda batý hakimiyetine geçici de olsa meydan okuyabilecek burjuva rejimlerin de alaþaðý edilmesine baðlýdýr." Bugün böyle bir güce sahip bir iþçi sýnýfý var ve bu fikirleri tartýþmaya baþlayan bir anti-kapitalist hareket ve savaþ karþýtý mücadele dünyada yayýlýyor. Bu gücü birle��tiren yeni bir hareketi Türkiye'de de oluþturmak zorundayýz.

Ö n d e r Al ç i ç ek Polisin saldýrýsýna karþýn 6 Kasým’da savaþa, YÖK’e ve yoksulluða hayýr diyen gençler alanlardaydýlar ran öðrencileri, o ku l idaresine karþý toplu eylem yapmaya zorladýlar" diyerek suçladý. 14 öðrenciden ikisi, Bölge Ýdare Mahkemesi'ne dava açmaya hazýrlanýyorlar. Kalan 12 öðrencinin karþýsýna yine har(a)ç engeli çýktý; çünkü dava için mahkeme 60 milyon lira har(a)ç istiyor ve öðrenciler bu parayý verebilecek durumda deðiller. 'Herkes eðitim hakkýný kullanabilir'miþ; 'yasalar önünde herkes eþit'miþ - yeter ki parasý olsun!

E ð i t i m d e H a r ( a) ç Zo r b a l ý ð ý Ýstanbul Teknik Üniversitesi'li 14 öðrenci, okul yönetiminin yeni kayýt olacak öðrencilerden 'ek hazýrlýk harcý' adý altýnda aldýðý 180 milyon liralýk zorunlu baðýþ uygulamasýna karþý velileri uyardýklarý için okuldan uzaklaþtýrýldý. Okul yönetimi, velilerden istediði zorunlu baðýþý, "kaynaðýmýz yok" diye savunurken, önce polisten dayak yiyen ardýndan da uzaklaþtýrma cezasý alan öðrencilere de "yeni kayýt yaptý-


Bu para bizi daha da yoksullaþtýracak antikapitalist

sayfa 5

IMF’DEN 10 MÝLYAR DOLARLIK KREDÝ GELÝYOR:

M es u t Ç el eb i o ð l u

Geçtiðimiz haftalarda Derviþ, IMF heyetiyle yaptýðý toplantýda Türkiye'ye yeni bir ek kaynak tahsisi konusunda anlaþtý. Böylece IMF, Türkiye'ye gelecek yýl 6.5 milyar dolar daha verecek. Bu yýl itibariyle verilmesi düþünülen 3.5 milyar dolarla birleþince IMF kredisi 10 milyar dolara çýkýyor. Bu haber duyulduðunda borsa yükselmeye, burjuva gazeteleri 'her þey çok güzel olacak' masalýný tekrar ýsýtmaya baþladý. (tabii 2 gün sonra borsa düþünce, bunun suçu hemen yabancý spekülatörlere atýlýverdi). Bizden de bu habere sevinmemiz bekleniyor. Ancak IMF'nin bu paranýn verilmesinde birtakým koþullarý var: Devlet açýklarýný kapatacak, kendisine yeni kaynaklar yaratacak, böylece ödemeler dengesinde herhangi bir 'dengesizliðe' mahal vermeyecek. Bunun Türkçesi, Ecevit hükümetinin 11 Kasým'da üzülerek(!) açýkladýðý "tasarruf paketi"!

Fa i z v e S i l a h C e n ne t i

Þu an Türkiye'nin iç ve dýþ borç toplamý 180 milyar dolar civarýnda. 2002 bütçesindeki yüzde 64.4'lük silah ve faiz ödemeleri kalemleri dikkate alýndýðýnda, devletin bu borçlarý bizim y a r a r ý m ý z a ( s o s y a l hi z m e t l e r , y a t ý rým,vb.) deðil de, ya eski borçlarýnýn faizlerini kapatmak, ya da yeni yeni silahlar alýp, hem bize hem de çevremizdeki ülkelerde yaþayan halklara korku salmak amacýyla kullandýðý çok açýk. 2002 bütçesinde 'personel harcamasý' için ayrýlan pay % 22.3, 'yatýrým' için % 5.8. Saðlýk, eðitim ve sosyal hizmetler de dahil olmak üzere diðer herþey için ayýrdýðý toplam pay ise % 7.4. 2002'de kiþi baþýna 65.8 milyon liralýk faiz, 31.4 milyon liralýk silah harcamasý yapýlacakken, kültürel etkinliklere 307 bin liralýk, saðlýða 3.5 milyon liralýk, eðitime de 11.4 milyon liralýk pay ayrýldý.

D a h a Fa z l a Y o k s ul l u k Açýklanan tedbirler malum: þekerden tekel mamullerine, telefondan akaryakýta kadar pek çok mal ve hizmete zam; ayný zamanda mal ve hizmetlerden alýnan vergilerin oranlarýnýn artýrýlmasý, memura

Ý k i Z ý t Ör n e k Halen daha Türkiye'de IMF baþarýlý mý, baþarýlý deðil mi tartýþýladursun, biz IMF paketlerini reddederek kendine göre bir yön çizmeye çalýþan iki ülkeye, Zimbabwe ve Malezya'ya göz atalým: Zimbabwe 2 ay öncesine kadar uyguladýðý IMF patentli politikalar neticesinde tam bir yýkýma uðramýþtý. 2 ay önce hükümet, yeni paketi reddederek kendine uygun bir politik hat çizdi. Sonuç: sadece 2 ay içinde Zimbabwe GSMH'sý yüzde 1 oranýnda arttý. Daha önce asgari ücretle 250 adet ekmek alýnabilirken, bu rakam þimdi 1250 adete çýktý (Türkiye'de asgari ücretle 560 adet ekmek alýnabiliyor!). Bundan 1.5 yýl önce Zimbabwe iþçi ve yoksullarý ayaklanmýþ, hükümetin uyguladýðý IMF paketlerine karþý uzun zaman mücadele etmiþlerdi ve sonuçta baþarýlý oldular. Buna baþka bir örnek Malezya: IMF patentli politikalar uygulayan Türkiye ekonomisi yüzde 9'lara varan daralmalar yaþarken, Malezya ekonomisinin bu yýl yüzde 6 büyüyeceði öngörülüyor. Malezya, 'Asya Kaplanlarý'ný vuran, 97 Uzakdoðu Krizi'nden sonra da IMF reçetesini uygulamayý reddetmiþ ve uygulayan ülkelere nazaran krizi daha kolay atlatmýþtý.

yaptýrýlan fazla mesailerin parasýnýn verilmemesi, iþçiye verilen yýllýk ikramiyelerin bir tanesinin ya hiç ödenmemesi ya da belirsiz bir zamana kadar ertelenmesi, yatýrýmlarýn kýsýtlanmasý, eðitimin, saðlýðýn ve sosyal hizmetlerin özelleþtirilmesine hýz verilmesi… Bütün bunlar hükümetin tasarruf listesinde yer alýyor. Ancak tasarrufa gittikleri kalemler hiç de öyle devletin üstünde yük teþkil etmiyor. 2002 bütçesinde devletin, yatýrýma ayýrdýðý pay yüzde 5.8, personeline ayýrdýðý pay yüzde 22.3 iken, silahlanmaya ve faiz ödemelerine ayýrdýðý pay (bütçe dýþý fonlar hariç) yüzde 64.4! Bu tablo, hükümetin tercihini ortaya koymaktadýr. 'Para yok' diyerek hepimizden fedakarlýk bekleyenler, sadece kendi menfaatlerine olan harcamalardan tek kuruþ fedakarlýk yapmýyorlar. Faiz harcamalarýna gözatalým: Türkiye, 80'lerin baþýndan beri büyük miktarlarda borçlandý. Daha önceki dönemlerde alýnan yabancý borçlar, yatýrýma giderken, 80 sonrasýnda yatýrým kaleminin, yüzde 20'lerden yüzde 5'lere düþtüðüne þahit oluyoruz. Üstelik Türkiye ve benzeri borçlu ülkeler, bugüne kadar yabancý piyasalardan aldýklarý borçlardan daha fazlasýný ödemelerine raðmen, artan faizler nedeniyle borçlarý katlanmaktadýr. Bu iþin bir yaný; öbür yandan 80'lerden sonra Türk devletinin borçlarýnda niteliksel bir deðiþim de gerçekleþmiþtir. Þu anda Türk devletinin kendi 'vatandaþlarýna' (ki bu vatandaþlar biz deðiliz; Koçlar, Sabancýlar, vs) olan borcu, yabancýlara olan borcundan daha

T ü r k i y e ’d e n üf u s un y ü z d e 1 5’ i o ku m a y az m a b i l mi y o r Dünya Bankasý, Eðitim baþlýklý raporunu açýkladý. Dünya çapýnda yapýlan araþtýrmada, Pakistan nüfusunun %40'ýnýn okumayazma bilmediði saptandý. En 'cahil' olarak nitelendiren Pakistan'ý Mýsýr ve Hindistan izliyor. Türkiye listede dokuzuncu sýrada, nüfusun %15'i okuma-yazma bilmiyor. Ayrýca raporda devlet bütçesinden eðitime ayrýlan harcamalar açýsýndan Türkiye listenin ortalarýnda yerini aldý. Bütçeden eðitime sadece yüzde 2.2 pay ayrýlýyor. Okullar yeni öðretim döneminde devlet tarafýndan kendi baþlarýna býrakýldý. Isýnma, elektrik gibi giderler için para ayýrmayan, öðretmen atamayan, atanan öðretmenlerden kitapsýz, sýrasýz eðitim yapmalarýný isteyen devlet, eðitime kaynak ayýrmayarak okuma-yazma oranýný umursamadýklarýný kanýtlýyorlar.

Türkiye, elindeki vurucu gücü kullanarak bölgesinde 'lider ülke' olma hayalleri kuruyor. Bu da hem bizim için, hem de diðer halklar için çok ciddi bir tehdit. Üstelik egemenler, bu kadar silah almalarýný meþrulaþtýrmak için bize dönüp 'etrafýmýz düþmanlarla çevrili' hikayesini uyduruyor. Milliyetçi duygularý mýncýklayarak oraya buraya saldýrýyor; tehditler savuruyorlar. (Yýllardýr milliyetçi histerinin ana kaynaklarýndan birisi olarak kullanýlan Kýbrýs meS i l a h l a F a i z i n F a r k ý Y ok Silah harcamalarýnda da durum pek selesi hakkýnda, gazetemizin bu sayýsýnfarklý deðil; öncelikle kiþi baþýna üç el daki makale, Türk egemenlerinin Kýbrýs bombasýnýn, ama yarým aspirinin düþtü- konusunda söylediklerinin tamamýnýn yalan olduðunu ortaya koyuðü Türkiye gibi bir ülkenin yor.) silahlanmaya bu kadar çok Ý þ s i z l i k A rt ý y o r Eðer devlet tasarruf yakaynak aktarmasý bir vahþet pa cak sa silah ve faizden taÜ c r e t l e r E r i y o r örneði. (Bunu diðer tüm kasar ruf yapmalýdýr. Gelir daTür ki ye'de is tih dam pitalist ülkeler için de söyleðý lý mý nýn gittikçe bozulduedi len le rin sa yý sý 2000 mek gerekir.) Ýkincisi, silaha harcanan paralardan, yine sonunda 20 milyon 182 ðu, yoksulluðun ve daha bir avuç yerli (özellikle 'kirli bin kiþi iken, 2001 yýlý kötüsü açlýðýn (geçen ay savaþ' sýrasýnda silahlara Mart sonunda 19 milyon Manisa'da açlýktan ölen 3 yaptýðý yatýrýmlar sayesinde 222 bin kiþi olarak belir- yaþýndaki çocuk hakkýndaki Koç zenginliðine zenginlik lendi. Yani toplam istih- haberi hepimiz izledik) kol katmýþtý) ve yabancý serma- damda 960 bin kiþilik gezdiði bir ülkede, hüküyedar yararlanýyor. Çoðun- azalma oldu. Bu rakam metin aldýðý sözde tasarruf, luðu bizlerden kesilen ver- gittikçe artmaktadýr. Bu- gerçekte hortum paketini gilerle elde edilen kaynak- nun yanýnda memurlara, çöpe atmalýyýz. 'Bugüne kalar onlarýn cebine giriyor. iþçilere ve asgari ücretli- dar hep bizler kemer sýktýk; Bizler gittikçe yoksullaþýrken lere yapýlan ücret zamla- þimdi sýra sizde' demeliyiz. ve hatta savaþlarda ölürken, rý, enflasyonun gerisinde Bunun için 1 Aralýk eylembir avuç insan korkunç zen- kalýyor. Bu üç kesimin leri hepimiz adýna umut veginleþiyor. Bunun yanýnda ortalama gelir kaybý % 8 rici. Bu eylemleri sonuç alaTürkiye'nin elinde bulun- civarýnda (tabii eðer enf- na dek yaygýnlaþtýrmalýyýz. durduðu büyük ordu, çevre lasyon % 50'ler seviye- Kazanmamamýz için hiçbir neden yok… ülkelere de korku salýyor. sinde kalýrsa!)

fazladýr. Ýþte bize dönüp 'Türkiye için seve seve' kampanyasýný baþlatan burjuvalara, devlet-i alimiz borçludur. Dolayýsýyla, bugüne kadar aldýklarý-hortumladýklarý paralar onlara yetmeli ve biraz da onlar fedakarlýk etmelidirler. Örneðin devletin onlara olan borcunu silebiliriz. Böylece 'yabancýlara olan borçlarýmýzý ödemek zorundayýz, yoksa bizi döverler' korkusundan da kurtulmuþ oluyoruz!

YOKSUL ÜLKELERÝN BÜYÜMEYEN ÇOCUKLARI

Dünyanýn birçok ülkesinde yaþanan ekonomik krizle birlikte ardarda yayýnlanan yoksulluk araþtýrmalarýný korkuyla izler hale geldik. Devlet Planlama Teþkilatý'nýn (DPT) bu ay yayýmladýðý bir raporda yoksulluðun bir baþka yüzünün dünyadan sonra ülkemize de uðradýðýný gördük: Yoksul ülkelerin büyüyemeyen çocuklarý. Yoksulluk herkesi ama en çok da savunmasýz ve zayýf bedenleri vuruyor. Türkiye'de yoksulluk sýnýrýnýn altýnda yaþayanlarýn %42.2'sini 0-14 yaþ grubundaki çocuklar oluþturuyor. Geçen ay televizyonlarda Manisa'da üç yaþýnda bir çocuðun cansýz bedenini ve babasýnýn haykýrýþlarýný izledik. Doðudan yýllar önce göçmek zorunda kalan ailenin üç yaþýndaki çocuðu yetersiz beslenme, yani açlýktan ölmüþtü. Babasý çocuðunun ölümünden yöneticileri suçluyordu. Yeni hazýrlanan bütçede silaha ve faize %65 pay ayýranlar, biz yoksullukla boðuþurken katliama ortak olmak için Afganistan'a asker gönderenler bu cesedi nereye gizleyecekler! Savaþýn ve yok-

sulluðun vurduðu çocuklarý izlemek istemiyoruz. Ýnsan Haklarý Derneði tarafýndan açýklanan bir diðer araþtýrmada da, Türkiye'de 10 milyon insanýn açlýk sýnýrýnda yaþadýðý belirtiliyor. Son bir yýlda bir milyon insan iþsiz kalmýþ, 125 bin küçük esnaf iflas etmiþ. Türkiye gelir daðýlýmý adaletsizliðinde dünyanýn beþinci ülkesi. Bu verilere bir cevap niteliði taþýyan araþtýrma ise Ýstanbul Ticaret Odasý tarafýndan açýklandý. Dünyanýn en zengin 200 kiþisine ait servet, yeryüzündeki en yoksul 2.5 milyar insanýn toplam gelirinden daha fazla. ABD'li en zengin üç kiþinin toplam serveti en yoksul 48 ülkenin yýllýk üretimleri toplamýndan daha fazla. 6 milyarlýk dünya nüfusunun 1 milyarý iþsiz. Para var ama kim ve ne için kullanýlýyor? Paralarýn silahlanma yarýþýna harcandýðý ve hergün binlerce masum insanýn öldüðü bir dünyada yaþamak istemiyoruz. Yoksulluk deðil adalet istiyoruz. Adalet yoksa barýþta yok.

B e n g i Yý l d ý r ý m


sayfa 6

antikapitalist

S USMA, S EYR ET ME 5 Kasým günü Sabah Gazetesi'nin manþeti 'Burasý Filistin Deðil Ýstanbul' baþlýðýný taþýyordu: "Ýstanbul'un ortasýnda Boðaz'a nazýr bir kurtarýlmýþ bölge: Küçükarmutlu. Hiçbir tapusu bulunmayan ve tamamý hazine arazilerinin üstüne kurulu olan bu mahalle týpký savaþ alaný gibi." Haber hem gelecek operasyonu hem de vahþeti duyuruyordu. Ayný gün polis operasyonu yapýldý. Sabah Gazetesi'nin haberi ardýndan gerçekleþtirilen ve 4 kiþinin öldürüldüðü onlarcasýnýn yaralanýp gözaltýna alýndýðý, evlerin yakýldýðý operasyondan sonra Küçükarmutlu gerçekten de savaþ alanýna dönmüþtü. Yaklaþýk bir senedir ölüm oruçlarýna saldýrýrken insan haklarýný hiçe sayan yöneticiler, 19 Aralýk 2001'de de "Hayata Dönüþ Operasyonu" adý altýnda 30'dan fazla tutsaðýn ölüm emrini vermiþler sonra da "kendilerini yaktýlar" demiþlerdi. Tutsaklarýn yanarak deðil kurþunlanarak öldürüldüðünün belirlendiði otopsi raporlarý ise medyada yer almamýþtý. Bu operasyonda da "kendilerini yaktýlar, ateþ açtýlar" diyenler bu sefer yalanlarýný nasýl gizleyecekler? Küçükarmutlu'ya giden Ýnsan Haklarý Derneði, olaya tanýk olanlarýn hepsinin ayný þeyi anlattýðýný söylüyor. ÝHD'nin yaptýðý basýn açýklamasýnda þöyle diyor: "Yaklaþýk bin kadar kar maskeli çevik kuvvet ve özel tim polisinin katýldýðý bir operasyon düzenlendi. Semt sakinlerinden alýnan bilgiye

göre, ansýzýn iki koldan mahalleye giren polis zaman zaman hedef gözeterek, zaman zaman da rasgele ateþ etmiþ. Çatýlarýn üzerine mevzilenerek, ateþ aça aça ölüm orucu sürdürülen evlere doðru ilerlemiþler. Semt sakinleri polise karþý ne ölüm orucu sürdürülen evlerden ne de destek için çevrede ve barikatlarýn baþýnda bulunan kiþilerden herhangi bir direniþ gösterilmediðini belirttiler. Semt sakinleri, polis ve itfaiyeciler tarafýndan yangýna çok geç müdahale edildiðini, Ölüm orucu yapýlan evden çýkartýlan yaralýlarý ve yanmýþ cesetlerin uzun süre yerde bekletildikten sonra sürüklenerek ambulanslara bindirildiðini aktardýlar." 11 Eylül sonrasý tüm ülkelerin yöneticileri "terörizmle mücadele"yi dillerinden düþürmüyorlar. Türkiye yönetici sýnýfý da ayný söylemi kullanarak ölüm oruçlarýnýn yaný sýra, üniversitelerde klüp standlarýna, Kürtlerin barýþ eylemine, genel olarak muhalefete saldýrmaya devam ediyor. Baskýyla muhalif sesleri kesmek istiyorlar. Egemenler, dikensiz gül bahçesi istemlerine kafa tutan herkesi "terörist" diye izole etmeye çalýþýyorlar. Oysa asýl teröristler milyonlarý açlýk sýnýrýna hapseden, yaþamýmýzý kabusa çeviren ve muhalefete azgýnca saldýran bu sistemin efendileridir. F-tipi iþkencesini durdurabilmek için ölüm orucuna yatanlarýn katledilmesine, tutsaklarýn en temel insan haklarýndan bile mahrum edilmesine izin vermeyelim.

NE YAPMALI? K ü çü k A r mu tl u Tr a j e d i si Dört kiþi daha devlet tarafýndan öldürüldü. Medya tarafýndan ön hazýrlýðý yapýlan bir operasyon daha. Demokrasi için bir yenilgi daha… Küçük Armutlu operasyonu Sabah'ýn sayýsýz yalaný peþ peþe sýraladýðý "Burasý Filistin deðil Ýstanbul" manþetiyle hazýrlandý. Sonra polis ölüm oruçlarýnýn bulunduðu eve girerken yolundaki her þeye ateþ etti.

B u s a ld ý r ý l a r n i y e ? Bundan sonra atacaðýmýz adýmlarý kestirebilmek için hükümetin bu noktada ne yapmaya çalýþtýðýný anlamalýyýz. Ölüm orucu ayný þekilde devam ederlerse ölüm orucu direniþçileri yenilecekler. Hikmet Sami Türk solcu tutsaklarýn ölümünü seyretmekten mutlu ve memnun. Avrupa hükümeti destekliyor. Hükümeti zorlayacak kitlesel bir destek kampanyasý da yok.

19 A r al ý k n ede n ya þa n dý ? Ölüm oruçlarýnýn sürdüðü cezaevlerine geçen yýl yapýlan saldýrý 1 Aralýk genel grevi sonrasýnda gerçekleþtirildi. "Hayata Dönüþ" operasyonunun amacý genel olarak hükümete karþý muhalefeti sindirmek ve 1 Aralýk sonrasý eylemleri týrmandýrmamalarý için sendika bürokrasisini korkutmaktý. Hükümet açýsýndan operasyon baþarýlý oldu. 1 Aralýk genel grevi Kasým'da bankalarýn batmasýyla baþlayan ve Þubat'ta TL'nin çöküþü ile hýz kazanan krize karþý yeni bir mücadele dalgasýnýn baþlangýcý olabilirdi. Ancak bu fýrsat kaçýrýldý. Yüzbinlerce kamu çalýþanýnýn 1 Aralýk grevine katýldýklarý için soruþturmalara maruz kalýp izole olmalarýna izin verildi.

N e d e n y e n i d e n s a l d ýr d ý ? Ortadoðu'daki bütün hükümetler iki temel dinamik üzerine hareket ediyorlar. ABD'nin Afganistan'a yaptýðý saldýrýyý emperyalist hiyerarþide kendi durumlarýný iyileþtirmek için ve kendi ülkelerinde dikensiz gül bahçesi yaratmak için bir fýrsat olarak kullanýyorlar. Dolayýsýyla Ýsrail Filistinlilere, Rusya

Çeçenistan'a saldýrýlarýný yoðunlaþtýrýyor. Hindistan ve Pakistan arasýndaki Keþmir sorunu üzerinden düþmanlýk artýyor. Bizim yöneticilerimiz de bu uluslararasý istikrarsýzlýk ortamýndan maksimum düzeyde yararlanmaya çalýþýyorlar. Ama ekonomik krizin toplumsal olarak büyük bir huzursuzluk yarattýðýný ve toplumun yüzde 80'inin Afganistan'a yönelik savaþa karþý olduðunu biliyorlar. Ancak bu verileri yan yana koyduðumuz zaman Küçük Armutlu'ya yapýlan operasyon ve uygulanan vahþet anlam kazanýyor. Hükümeti AB uyum süreci ve dolayýsýyla insan haklarý konusunda eleþtirmekte aþýrý bir uyum içinde olan medyanýn bu operasyonu desteklemesi ve hatta ön hazýrlýklarýna önemli katkýda bulunmasýný da bu þekilde anlayabiliriz.

Y an ý t ý mý z n e ? Hükümetin stratejisi iki olguya baðlý: a) Kitlesel gücü bulunan sendikalar, sosyal demokrat partiler, demokratik kitle örgütü ve sol parti liderliklerinin ölüm orucu direniþçilerini desteklememeleri. b) Ölüm orucu eylemlerini gerçekleþtiren gruplarýn esas olarak kitlesel destek için mücadeleyi deðil de sonu olmayan ve kendisine de yok eden "kahramanca ölüm" stratejisini benimseyip bunda ýsrar etmesi. Eðer sendika liderleri açýkça herkesin F-tipine karþý olmasý gerektiðini söyleyip hükümetten ölüm oruçlarýna saldýrýlarýný durdurmasýný ve direniþçilerle görüþmesini talep etseler bu tür saldýrýlar geçen yýl sonundaki gibi mücadelenin büyümesine engel olmaz. Hatta tam aksi olur. Eðer bu kitleler ölüm orucu direniþçilerine (onlarýn taktiklerini savunmadan) sahip çýkmaya hazýrlansaydý hükümetin uyguladýðý vahþete karþý duyulan yaygýn tiksinti, yoksulluða ve savaþa karþý genel muhalefetin bir parçasý olurdu. Bizim iþimiz hükümetin baskýcý ve antidemokratik politikalarýna karþý bütün muhalefeti birleþtirmek olmalý. Sadece iþçi sýnýfýnýn kitle örgütlenmeleri F-tipi sorununu sahiplendiklerinde kazanma þansýmýz olacaktýr.

KRÝZÝN BED

Toplumsal müca

Uluslararasý kriz ve mücadele Tüm dünyada ekonomik durum giderek kötüleþiyor. Son yirmi yýldýr ilk defa geliþmiþ kapitalist bölgelerin her üçü de birlikte düþüþe geçti. ABD, Almanya ve Avrupa'nýn bütünü ve Japonya ekonomik olarak daralýyor. Bu durum Türkiye, Meksika, Arjantin, Endonezya gibi daha az geliþmiþ ülkeleri kötü þekilde etkilerken, üçüncü dünya ülkelerinde milyonlarca insanýn açlýk ve yoksulluk nedeniyle ölmesine yol açýyor. Ýþten atmalar, iþyeri kapatmalarý, ücret kesintileri, yoksulluk dünyanýn bir çok ülkesinde kitlesel gösterilere, grevlere, iþyeri iþgallerine ve yoksullarýn ayaklanmasýna yol açýyor. 11 Eylül sonrasý bir çok ülkede kapitalizmin ön-

Ne re den ne re ye? Türkiye'de 1980'lerin ikinci yarýsýnda toparlanmaya baþlayan iþçi hareketi ve sol 1989 Bahar eylemleri ve 1990 madenci grevi ile ciddi bir yükseliþ göstermiþti. Sosyal demokrasiyi ve sosyalist solu güçlendiren bu hareket, ANAP'ý iktidardan atarken Özal'ýn neo-liberal politikalarýnýn toplumsal meþruiyetini sarsmýþtý. Ýþçi hareketi yeniden ve güçlü bir biçimde toplumsal arenadaydý. Ayný dönemde Kürt hareketinin de oldukça ciddi bir güç ve güven kazanmasýna tanýklýk ettik. OHAL Bölgesi'ndeki desteði en yüksek noktalara ulaþan hareket, SHP ile seçim ittifaký yaparak TBMM'ye temsilciler yolladý. Her þey oldukça güven ve heyecan vericiydi. Ne yazýk ki bu yükseliþ birkaç nedenle sekteye uðradý. 1) 1989-90 iþçi hareketinin en önemli öncü iþçileri DÝSK açýldýðýnda Türk-Ýþ'i terk ederek DÝSK'e geçince iþçi hareketi örgütsel olarak bölünmüþ oldu. Türk-Ýþ tabanýnda örgütlenen sol militanlar alaný boþaltýnca örgütlü iþçi sýnýfýnýn ana gövdesi Türk-Ýþ bürokrasisi karþýsýnda taban liderliðinden yoksun kaldý. Ýþçi hareketini bölerek solda egemen olan "kýzýl sendikacýlýk" fikriyle DÝSK'i yeniden inþa etmeye çalýþan solcu militanlar ise daha küçük bir sendikada TürkÝþ'dekine benzer bir sendika bürokrasisiyle baþ baþa kaldýlar. Böylece 1980'lerin ikinci yarýsýnda yükselen taban hareketi 1990'larýn baþýndan itibaren güç kaybetmeye baþladý ve 1990'larýn ortalarýnda Türk-Ýþ ve DÝSK yöneticileri tabandan yükselen güçlü bir sol muhalefet olmaksýzýn hareketi kontrol eder hale geldiler. Sosyalist solun liderliðinde sendikal örgütlenmesini gerçekleþtiren memur statüsündeki kamu çalýþanlarý ise memur-iþçi olarak bölünen hareketi birleþtirebilecek, Kürt ulusal hareketinin ezilmesi üzerinden yükseltilen milliyetçi çözümleri, iþçi düþmaný uygulamalarý, laik-dinci bölünmesini geri püskürtebilecek ne birleþtirici bir sendikal örgütlenmeye ne de politikalara sahipti. 500 bin kamu emekçisinin sendikal liderliðini yapan sosyalist sol bu gücünü Türkiye'deki saða kayýþý engellemek ve sola çekimi saðlamak üzere kullanamadý. 2) 1980'lerin sonlarýnda yükselen hoþnutsuzluk ve mücadele dalgasý kendisini politik olarak SHP'de ifade etti. Sendika liderleri, Kürt hareketinin temsilcileri, hatta kendisini sosyalist olarak tanýmlayan bir çok kiþi SHP listelerinden TBMM'ye girdiler. Demokrasi, insan haklarý, özgürlük ve refah vaat eden DYP-SHP koalisyonu egemen sýnýfýn pis iþlerini yaparak tabanýnda hayal kýrýklýðý yarattý. Kürt milletvekilleri cezaevine týkýldý, OHAL bölgesinde köylülere insan dýþkýsý yedirtildi, köyler yakýldý-yýkýldý, boþaltýldý, faili meçhul! cinayetler arttý, Sivas'ta göz göre göre insanlarýn yakýlmasýna izin verildi, yoksulluk ve yolsuzluk arttý. 3) SHP'nin ezilenlerin, yoksullarýn, sömürülenlerin gerçek dostu ve temsilcisi olmadýðý açýða çýkmýþtý. Ne var ki SHP'nin solundaki partiler bu boþluðu doldurabilecek fikirlerden yoksundu. Bu dönemde sosyalist solun bir çekim gücü yaratamamasý, bir yandan Ýslami hareketin hýzla kitlesel destek kazanmasýna diðer yandan da faþist parti ve fikirlerinin meþrulaþmasýna olanak saðladý.

celiklerine karþý mücadelele leþti. Geçen ay Ýtalya'da 25 ve barýþ için yürüdü, Kanad liberalizmi protesto etti, Ýn durdur" çaðrýsýnda bulund den Afrika ülkelerine kadar mürüye ve savaþa karþý mü Türkiye'de kr Dünyada yaþanan bu kriz, hip Türkiye'de daha derin yor, iflaslar ve iþten atmalar yoksulluða karþý ciddi bir Krizin ardýndan patlayan es gýna dönüþmeden sönüp Krizin faturasý kendisine k

FÝKÝRS

Bugün Türkiye'deki iþçi besi sonrasýnda olduðu g kýrýlmýþ" bir durumda de lenmeleri olan sendikala yorlar. Sendika yönetimle raktýrabilecek, yüzbinleri güce sahipler. Sosyal demokrasi sað k makla beraber sosyalist s bir azalýþ gösterdiðini söyl legal ya da yarý legal yön gütlenebiliyor. O zaman malarýna bu kadar kolay b Ýþçi hareketi ve solun sýk kafa karýþýklýðý ya da yanlý kü hareketsizlik ve umuts sel" deðil; fikirsel.

VATANS

IMF patentli yoksullaþtýr len yanýt genellikle ulusa resel düzeyde sermayen "ulusal çýkarlar" ve "ulu sattýrmayýz" söylemi em uzaklaþýlmasýna neden ol Ulusal çözüm önerenler çýkarlarý" koyuyorlar. "Ulu rini örterek iþverenle iþçin rini besliyor. Patronlarýn a "hepimiz ayný gemideyi sol tarafýndan kabulleniliy Büyük kitleler, üretimin kapitalizmde sermaye b Türkiye gibi ülkeler için " yoksullaþma anlamýna ge yor. Ayrýca vatan-millet söy sað politikacýlar. Bu söyle partilerin örgütlenme ara edinen sol, kendisini bir a koyan ya da Derviþ'in A yapan MHP'li bakanlarla Oysa Telekom'un satýþý len hizmeti satýn alacak d dan bakarak karþý çýkýlma ronlara mý yoksa yerli se maktan çýkýyor. Ayný yaklaþým, uluslarara ðýn kendisini ifade ettiði K uzun bir süre þüpheyle b den oldu.


antikapitalist

DELÝNÝ NEDEN ÖDÜYORUZ?

sayfa 7

adeledeki s ýkýþ m ýþ lýk nas ýl aþ ýlac ak?

er savaþ karþýtý politikalarla bir50 bin kiþi iþten atmalara karþý da'da 20 bin kiþi savaþý ve neongiltere'de 100 bin kiþi "Savaþý du. Geliþmiþ kapitalist ülkelerr bütün dünyada kapitalist söücadelelere tanýklýk ediyoruz. riz ve suskunluk , zaten zayýf bir ekonomiye sabir etki yaratýyor. Üretim azalýr artýyor. Ancak artan iþsizlik ve toplumsal hareketlenme yok. snafýn öfkesi toplumsal bir yangitti. kesilen geniþ halk kesimleri son

SEL KRÝZ

hareketi ve sol 12 Eylül Dargibi örgütsüz býrakýlmýþ, "beli eðil. Ýþçi sýnýfýnýn temel örgütar serbestçe faaliyet yapabilieri isterlerse milyonlara iþ býsokaklara çýkartabilecek bir

karþýsýnda güç kaybetmiþ olsolun militan sayýsýnýn önemli lemek pek mümkün deðil. Sol ntemleri rahatça kullanarak örneden egemen sýnýfýn dayatboyun eðiliyor? kýþmýþlýðýnýn temelinde fikirsel lýþ fikirler yatýyor. Yani bugünsuzluk havasýnýn nedeni "fizik-

SEVERLÝK

rma politikalarýna soldan verialcýlýða sýkýþmýþ durumda. Küenin yarattýðý baskýlara karþý us devlet" savunusu, "vataný mek-sermaye ekseninden lmakta. r ister istemez en baþa "ulusal us" ise sýnýflar ayrýmýnýn üzenin ortak çýkarlarý olduðu fikaðzýndan sýk sýk duyduðumuz iz" söylemi böylece ulusalcý yor. n bu denli uluslararasýlaþtýðý birikimi göreli olarak az olan "ulusal" çözümün daha fazla eleceðini en azýndan hissedi-

yleminin ustalarý esas olarak emin en radikal hali ise faþist acý. Ulusal çýkarlarý kendine iþ anda Telekom'un satýþýna taþ ABD'den getirtildiðine vurgu ayný tarafta buluyor. ýna Telekom iþçileri ve üretidiðer iþçilerin çýkarlarý açýsýnasý halinde sorun yabancý patermayedarlara mý satýldýðý ol-

asý düzeyde yeni bir sol kuþaKüresel Direniþ hareketine de bakýlýp uzak durulmasýna ne-

Hareket yükselirken Stalinizm çöküyordu

bir yýldýr daha çok yoksullaþarak, daha fazla iþsiz kalarak, daha fazla strese girerek bu krizin yükünü sýrtlanýyor. Türkiye'deki gibi aðýr krizler yaþanan hatta daha hafif krizler içinde olan bir çok ülkede krizin sonuçlarýna karþý kitlesel direniþ varken neden Türkiye'de sessizlik egemen? Ýþçi sýnýfýnýn en geniþ örgütleri olan sendikalar isteseler þalterleri indirip hayatý durdurabilecekken neden tek tük grevler bile kaybedilmeye terk ediliyor? IMF programlarý neden Arjantin'de olduðu gibi büyük iþçi eylemleri ile durdurulamýyor? ABD ve Ýngiltere'de bile savaþ karþýtý kitlesel eylemler yaþanýrken halkýn yüzde 80'inin savaþa hayýr dediði Türkiye'de neden savaþ karþýtý hareket bu kadar zayýf? Bir çok ülkede solun yükselmesi ile sosyal demokratlarýn iktidara geldiði bir dönemde Türkiye'de neden faþistler ve Ýslami hareket yükseldi? Bir çok ülkede saðýn neoliberal politikalarýna karþý yeni bir genç kuþak mücadeleye atýlýp sola doðru kayarken Türkiye solu neden bu kadar zayýf ve güçsüz? Güvensizlik Hareket etmeye hazýr ve öfkeli milyonlar var ama güvensizlik ve umutsuzluk hüküm sürüyor. Sendikalý iþçiler sendika yönetimlerine, parti üyeleri partilerinin yöneticilerine güvenmiyorlar. Büyük kitleler patlamaya hazýr ama "patlasak ne olacak ki" sorusunu sorup durumu kabulleniyor. Bir patlama olsa "en önde olacaklarýný" söyleyenler, "ama bu halka layýk" deyip öfkelerini kendi durumunda olan insanlara yöneltiyorlar. Mevcut siyasi partilerden beklentisi kalmayan ve umut veren bir örgütlenme olmamasýndan þikayet edenler bir alternatif yaratmak için adým atmaya da yanaþmýyorlar. Yönetici sýnýfýn bütün zayýflýðýna, iç çatýþmalarýna, her an yýkýlabilecek kadar problemli hükümetine raðmen krizin faturasýný diþe dokunur bir muhalefetle karþýlaþmadan büyük çoðunluða ödetebiliyor. Ýsyanýn eþiðinde duran büyük çoðunluðu felç eden ve "böyle gelmiþ böyle gider, deðiþmez" dedirten sýkýþmýþlýðýn nedenlerini anlamak zorundayýz.

MÝLLÝYETÇÝLÝK Körfez Savaþý ve Kürt sorunu üzerinden yükseltilen milliyetçi dalga öncelikle SHP'yi ve sendikalarý etkiledi. 1980'lerin sonlarýnda Kürt sorununun siyasi çözümünden, ana dilde eðitimden bahseden sendikalar (o dönem henüz inþa aþamasýnda olan KESK'i hariç tutarsak) milliyetçi havanýn etkisiyle "vatanýn bölünmez bütünlüðü" söylemine geçtiler. SHP'nin daha solunda duran sosyalist sol ne yazýk ki yükselen milliyetçi dalgaya ya teslim oldu ya da sekterleþti. Devlete ve Kürt hareketine "eþit uzaklýkta durma" eðilimi teslimiyetin ilk adýmý oldu. Sosyalist solun bir kýsmýndaki bu politika nedeniyle, Kürt hareketini "emperyalizmin" oyunu olarak görüp devleti korumak gerektiði, "MHP ile Kürt hareketinin ayný" olduðu söylemleri kendisini sosyalist olarak tanýmlayanlar arasýnda bile yerleþmeye baþladý. Sosyalist solun bir kesimi ise Kürt hareketini koþulsuz desteklemenin de ötesine geçip onun kuyruðuna takýldý. Kürt hareketinin Batý'da "gerilla toplama örgütü" gibi çalýþmasý perspektifi eleþtirilmeden kabul edildi, hatta takdir edildi. Oysa Kürt sorununun çözümü için Batý'da yapýlmasý gereken en önemli þey milliyetçiliðe karþý tartýþmak ve bir "barýþ cephesi" inþa etmekti. Ne yazýk ki bu politika gerillanýn kuyruðuna takýlan sosyalist sol tarafýndan küçümsendi. KESK liderliði ise iþyerlerinde milliyetçi fikirlerden etkilenen kesimleri kazanma mücadelesinde baþarýlý olamadý. Kamu-Sen ve devlet tarafýndan yapýlan "bunlar bölücü" suçlamasý karþýsýnda açýkça tutum alýp tartýþmak yerine "kitleselleþebilmek amacýyla" saða doðru kaymayý tercih ettiler. Sonuçta Kürt hareketinin Türkiye solu ve iþçi sýnýfýna güveni neredeyse sýfýra indi.

1980 darbesinin iþçi hareketi üzerinde yarattýðý ekonomik, politik ve örgütsel yýkým iþçi hareketinin tabandan yükseliþiyle aþýlmýþtý. 1989 Bahar Eylemleri süreci Türkiye'de solun örgütlenme alanýný alabildiðine geniþletti. Ancak bu süreçte sosyal demokrasinin (SHP) solunda tam anlamýyla ideolojik bir kriz yaþanýyordu. Türkiye'de egemen olan stalinist sol Rusya'da ve Doðu Avrupa'da stalinizmin kalelerinin tek tek yýkýlýþý ve ABD'nin "yeni dünya düzeni" ve "tarih bitti" iddialarý karþýsýnda ideolojik olarak çaresizdi. Sosyalist solun Sovyetler Birliði ve Doðru Avrupa'yý sorunlu veya dejenere de olsa "sosyalist" görmesi, bu ülkelerdeki bürokratik diktatörlüklerin kitlelerin kendi eylemleriyle yýkýlmasýný bir zafer deðil yenilgi olarak deðerlendirmelerine yol açýyordu. 1989'da Türkiye grevler ve genel direniþlerle çalkalanýrken, kitleler sola kayarken, genç bir kuþak daha güzel bir gelecek için mücadeleye atýlýrken sosyalist sol karanlýk bir dönemde yaþadýðýný düþünüyordu. Sol, bürokratik devlet kapitalisti ülkelerin yýkýlýþý sonrasýnda ABD'nin ve neo liberal politikacýlarýn yaþadýðý zafer sarhoþluðu karþýsýnda fikirsel olarak silahsýzdý. Ancak 1990'larýn ilk yarýsýnda yeniden siyaset sahnesine çýkabilen sosyalist sol örgütler fikirsel alanda yaþanýlan krizin üstünden atlayarak 70 kuþaðý kadrolarý üzerinden, hareketin radikalleþtiði genç bir kuþaðý ölü bir geleneðe örgütlemeyi baþararak yaþamlarýný devam ettirdiler. Ne yazýk ki bu dönemde Rusya'da çökenin kapitalizmin bir baþka versiyonu olduðunu bilen ve yaþanýlan krizin sosyalizmin deðil kapitalizmin krizi olduðunu açýkça söyleyerek yükselen hareketin sosyalist fikirlerle kucaklaþmasýný saðlayabilecek bir örgütlenme yoktu. Bu eksiklik, ölmüþ geleneklerin yeni kuþak üzerinde bir karabasan gibi asýlý kalmasýna yol açtý. S Ý P " T KP " o l du Sosyalist Ýktidar Partisi 89 sonrasý radikallen mesini yükselþen gençler arasýnda örgütlen ten bir parti. Geçen ay yaptýðý kongreyle Türkiye Komünist Partisi'nin (TKP) devamcýsý olduðunu iddia ederek ismini TKP olarak deðiþ-

Laik cephecilik 1990'larýn baþýnda belediyelerin büyük kýsmýný elinde tutan sosyal demokrasi erirken Ýslami hareket hýzla yükseldi. Bu yükseliþ kendisini 1994 yerel ve 1995 genel seçimlerinde açýkça ifade etti. RP liderliðindeki koalisyon hükümeti Ýslami hareketin güvenini artýrdý, örgütlenmesini hýzlandýrdý. Ne var ki Türkiye egemen sýnýfý Ýslami hareketin bu yükseliþinden rahatsýz oldu ve ordu 28 Þubat Muhtýrasý ile müdahale etti. Bu muhtýra öncesinde yükselen "temiz toplum" mücadelesi de yerini hýzla "þeriata karþý mücadeleye" býraktý. Ýþçi sýnýfýnýn en geniþ örgütleri olan sendikalar, sosyal demokrasi ve hatta kendisini sosyalist olarak tanýmlayan siyasi partiler bile "emekçinin ve ezilenin" sesi olma ana eksenini bir kenara býrakarak generallerin kuyruðuna takýldýlar. Ya Türk-Ýþ, DÝSK, CHP, ÝP gibi açýkça orduyu desteklediler ya da KESK, ÖDP, SÝP gibi "ne þeriat ne darbe" diyerek bu çatýþmada "tarafsýz" kalmaya çalýþtýlar. Bu tutum nedeniyle "solcu" iþçiler "laik" iþverenle birlikte "þeriatçý" iþçilere karþý ittifakýn parçasý oldular. Bir çok iþyerinde yaþanan bu sorun solun hayat damarý olan emek ekseninin kaybedilmesine, en azýndan bulanýklaþmasýna neden oldu. Bu ittifak kendisini iþçi ve iþveren örgütlerinin "þeriat tehlikesine karþý" bir araya geldiði "sivil inisiyatif" adýyla en yüksek düzeyde ifade etti.

tirdi. TKP-SÝP'in genç bir kuþaða kefen giydirmekten baþka bir anlamý yok. Sovyetler Birliði bürokrasisinin papaðanlýðýný yapan TKP liderliði 1989'da Stalinizmin çöküþü sonrasýnda kendini fesh etmiþti. TKP'nin SSCB'nin yýkýlýþý ile birlikte yaþama veda etmesi doðal bir geliþmeydi. Ancak SÝP'in fýrsatçý bir tutumla Türkiye'deki eski sosyalistleri partiye davet etmek üzere TKP'ye sahip çýkmasý genç bir kuþaðýn üzerine ölü topraðý örtmekten baþka anlama gelmiyor. SÝP o kadar fýrsatçý ki sadece TKP'ye deðil Denizlere de sahip çýkýyor. Oysa Denizler SÝP'in bugün "devamcýsý olduðunu" idda ettiði TKP ve TÝP geleneðini reddederek THKO, THKP, TÝKKO gibi örgütler kurmuþlardý. Ö D P : O r t a y ol y o k ÖDP'yi oluþturan gruplar 1989 sonrasý yaþanýlan fikirsel krizin çaresini örgütsel birlikte görmüþlerdi. 1996'da kuruluþu sonrasý sosyal demokrasiden sola kayanlarý da çevresine toplamayý baþaran birliði korumak ve kitleselleþebilmek amacýyla fikirlerini yumuþattý. Devrimci politikalarla reformist politikalar arasýnda sallanýp duran ÖDP derinleþen ekonomik ve politik kriz karþýsýnda net tutum alamayýnca felç oldu. Baþlangýcýndan itibaren ölü fikirler etrafýnda kurulan bu örgütsel birlik, sonunda mezarda bir birliðe dönüþtü ve iç çatýþmalarýn þiddeti ÖDP içindeki sosyalist kadrolar için bir cehennem azabýna dönüþerek geçen ay örgütsel ayrýlýklarla sonuçlandý. Ý P : S að a k ay ý þ Ýþçi partisinin yayýn organý Aydýnlýk'ýn geçen iki sayýsýnýn kapaðýna bakmak sosyalist solun Türkiye'de en çok tanýnan yüzü Doðu Perinçek'in saðýn hegomanyasý altýnda nasýl saða kaydýðýný açýkça gösteriyor. Önce Kürt hareketini devlete karþý desteklemekten vazgeçen Perinçek, þimdi mazlum diye gördüðü Genel Kurmay Baþkaný Kývrýkoðlu'nu ABD'ye karþý savunuyor, geçen hafta DÝSK ve KESK'in Avrupa Birliði'nden aldýðý parayý manþete çýkararak sendikal harekete cepheden saldýrýyordu. "Dolar yasaklansýn!" kampanyasýyla son dönemde sað seçmen arasýnda popülerleþen Ýþçi Partisi, solun fikirsel krizini saðcýlaþarak, patronlarýn ve generallerin yalakalýðýný yaparak aþmaya çalýþýyor. E M EP : S t al i n i z mi n e s i r i 1980 öncesinin kadrolarýyla yeniden toparlanan ancak genç kuþaðý örgütlemekte baþarýsýz kalan EMEP sendikal hareket içinde azýmsanamayacak militana sahip. Ýþçi sýnýfý içinde örgütlenmeyi hedefleyen EMEP, iþçi hareketinin sýkýþtýðý Kürt sorunu, faþist hareketin, MHP'nin yükseliþi, toplumun laik-dinci bölünmesi ve ABD'nin Afganistan'a karþý yürüttüðü savaþ karþýsýnda ideolojik, politik ve örgütsel bir cephe açacak fikirlere sahip deðil. Bunun temel nedeni, stalinizmin sonuçlarý olan halkçýlýk, vatanseverlik, ikamecilik, sekterliðin EMEP'in örgütsel ve politik pratiðine yansýmalarý. Bu nedenle EMEP de solda yaþanýlan krizin bir parçasý. H a l k ç ý s o l - D H K C : Ý z o l a s y on 1989'da solla birlikte varoþlardan yükselen halkçý hareket 1990'larýn ikinci yarýsýndan itibaren saðýn hegemonyasý altýnda ezildi. Her an bir sosyal patlama bekleyen popülist solcular devletin saldýrganlýðý karþýsýnda maceracýlýða sürüklenerek, toplumdan izole oldular. F tipi hücrelerde ölüme terk edilen popülist sol kadrolar toplumdaki saða kayýþa karþý duracak fikirleri ve kitlesel hareketi inþa etmekten ziyade erken ölümle sonuçlanan kahramanlýk stratejisini tercih etderek bu izolasyonu derinleþtiriyorlar.Se rtu ð Ç iç ek / Ç i ð d em Ö z b aþ


TÜRKÝYE, AB ve KIBRIS

sayfa 8

antikapitalist

T ü rka n Uz u n

K ý br ý s g er gi nl i ði t ý r m a n d ý r ýl ý y o r

Türkiye Hükümeti, Kýbrýs sorunu etrafýnda gerginliði týrmandýrýyor. Dýþiþleri Bakaný Ýsmail Cem, Türkiye'nin Kýbrýs'ta acýya, üzüntüye ve gözyaþýna izin vermeyeceðini söylerken Devlet Bahçeli, "Kýbrýs konusunda Türkiye'nin bedel ödemeye hazýr" dedi. Bunun dýþýnda Aydýn Menderes gibi milliyetçiler de "Türkiye KKTC ile bütünleþmesi", "Akdeniz'in sularýnýn ýsýnmasý" þeklinde ifadeler kullanýyorlar. Sorunun Güney Kýbrýs'ýn Avrupa Birliði adaylýðýnýn 2004 yýlýnda üyeliðe dönüþmesi olduðu anlatýlýyor. Oysa bu geliþme uzun zamandan beri biliniyordu. Güney Kýbrýs 1990'da AB'ye baþvurdu ve 1994'de aday üye oldu. Güney Kýbrýs AB'ye uyum sürecini tamamladý. Kýbrýs sorunu etrafýnda son haftalarda koparýlan tantana AB'den ziyade Afganistan savaþý ile ilgili. Dünyanýn en büyük ekonomik ve silahlý gücü ABD'nin karþý karþýya kaldýðý sorunu savaþ ile çözme yoluna gitmesi bölgedeki bütün egemenleri varolan sorunlarýný askeri yöntemlerle çözmeye teþvik ediyor. Savaþýn baþlamasý üzerine Hindistan ve Pakistan arasýndaki Keþmir antlaþmazlýðý da yeniden sýcak çatýþmalara dönüþtü. En büyük silahý olanýn kendini haklý ilan ettiði bir ortamda böylesi týrmanýþlara daha fazla tanýk olacaðýz.

Hük üm et " k a rþ ý l ý k " i st i y o r Bununla birlikte Türkiye hükümeti Afganistan Savaþý konusunda ABD'ye verdiði destek ve gönderdiði asker karþýlýðýnda hem parasal hem de politik rüþvetler talep ediyor. IMF'den gelen 10 milyar dolar bunun ekonomik boyutu ise Güney Kýbrýs'ýn AB'ye kabulünü engelleme çabasý da politik boyutu. Türkiye'nin kýsa vadede AB üyeliðinin ufukta görünmediði bir ortamda Hükümet Güney Kýbrýs'ýn üyeliðinin beraberinde yeni politik sorun ve istikrarsýzlýklar yarat-

masýndan korkuyor. Kapitalist düzenin uluslararasý hukukuna bile aykýrý bir þekilde Kýbrýs'taki askeri iþgalin devam etmesi Türkiye'nin uluslararasý iliþkilerde daha da izole olmasýna neden olabilecek. Ayrýca Kýbrýslý Türkler KKTC'nin 1983'teki kuruluþuyla mahkum edildikleri yalnýzlýk ve yoksulluðu AB'ye girerek aþmak istiyorlar. Hükümet, Güney Kýbrýs'ýn AB üyeliðinin Kýbrýslý Türkler arasýnda gittikçe artan "Türkiye'den kurtulma" eðilimini güçlendirmesinden kaygý duyuyor. Hükümetin sert tutumuna karþýn Türkiye'nin bir an önce AB'ye girmesini isteyenler daha uzlaþmacý bir tutum izlenmesini öneriyorlar. Güney Kýbrýs lideri Klerides ile görüþmeleri kesen Rauf Denktaþ'ýn Aralýk ayý baþýnda yeniden görüþme masasýna dönmesini tartýþýyorlar ve "Türk tarafý uzlaþmaz görünmesin" diyorlar. Ancak onlarýn da Kýbrýs sorununun çözümü konusunda önerileri yok. Sadece "görüþmeler çökerse sorumluluðu Klerides'e kalsýn" yaklaþýmýyla diplomatik bir oyun oynuyor, sorunu geçiþtirmeye çalýþýyorlar.

Tü rk i y e mü dah al es i n e s on Sermaye Bloðu AB'nin bir hýrsýzlar mutfaðý olduðunu ne refah ne de demokrasi açýsýndan bir kazaným saðlamayacaðýný sýkça dile getirdik. AB'nin geniþleme süreci emperyalist yayýlmacýlýktan baþka bir þey deðil. Türkiye'nin AB üyeliði iþçi, yoksul ve ezilenler için iþsizlik, yoksulluk ve AB sermayesine uyum için artan baskýlardan baþka bir þey getirmeyecek. Ancak TC Hükümeti'nin Güney Kýbrýs'ýn AB üyeliði konusunda takýndýðý tehditkar tutumu hiçbir þey haklý çýkaramaz. Güney Kýbrýslýlar için AB üyeliðinin bir kayýp olacaðýný düþünsek de Türkiye'nin buna karþý çýkma çabasý Kýbrýs sorununu sadece ve sadece daha derinleþtirmektir. AB'ye katýlýp katýlmama kararý Güney Kýbrýs'a býrakýlmalýdýr. Türkiye'nin 1950'lerden beri Kýbrýs'ta izlediði askeri çözümlere dayalý müdahaleci tutumu adanýn parça-

COÐR AF Ý K ONUMUN ES ÝR Ý

Akdeniz'in üçüncü büyük adasý olan Kýbrýs coðrafi konumu nedeniyle tarih boyunca Doðu-Batý arasýnda bir sýçrama tahtasý olarak kullanýlmýþtýr. Tarih boyunca Akdeniz ve Mýsýr için önemli bir ticaret yolu oluþturmuþtur. MÖ 1000'deki Finike iþgali MÖ 709 yýlýna kadar devam ediyor. Yunan, Asur ve Persler'in iþgaline uðruyor ve MS 395-1184 arasý Bizans hakimiyetine giriyor. Bundan sonra 1489'a kadar Lüzinyanlarýn, 1571'e kadar da Venedik'in egemenliðine geçiyor. Kýbrýs 1571'de Osmanlý'nýn eline geçti. Osmanlý adada Müslüman nüfusu zorunlu iskan ve göç politikalarýyla artýrmaya çalýþtý. 300 yýl Osmanlý'nýn egemenliðinde kalan ada 1878 yýlýnda Çarlýk Rusyasý ile sýnýr sorunlarýnda yardým etmesi karþýlýðýnda Ýngiltere'ye kiralandý. Kýbrýs halký bu konuda söz sahibi olmadý. Birinci Dünya Savaþý'nýn baþlamasýyla Ýngiltere Kýbrýs'ý sömürge haline getirdi. 1923 Lozan Antlaþmasý ile Türkiye Kýbrýs üzerinde her türlü hak iddiasýndan vazgeçti. 1949 yýlýna kadar Türk devletinin Kýbrýs politikasý yoktu. Ýngiltere bu süreçte adayý askeri bir üsse dönüþtürdü (Aðrotur ve Dikelya). Kýbrýs Soðuk Savaþ yýllarýnda Ýngiltere ve ABD için önemli bir üs durumundaydý. Ýsrail'in kurulmasý bölge açýsýndan bir dönüm noktasý oluþturdu ve 1956'da Süveyþ Kanalý'nýn da açýlmasýyla Kýbrýs'ýn bölgedeki ekonomik ve askeri önemi yeniden arttý. Zürih ve Londra Antlaþmalarý sonucunda Kýbrýs 15 Aðustos 1960'da Ýngiltere, Yunanistan ve Türkiye'nin garantörlüðü altýnda iki toplumlu bir Cumhuriyet olarak baðýmsýzlýðýný kazandý.

lanmasý ve düþmanlýðýn, milliyetçiliðin körüklenmesinden baþka bir þeye hizmet etmemiþtir. Yunanistan ile bölgesel rekabetini Kýbrýs üzerinden sürdüren Türkiye Kýbrýs'ýn kana boðulmasýndan sorumludur. Kýbrýs'a yapýlan bütün dýþ müdahaleler sorun yaratmýþ ve her müdahale bu sorunu biraz daha derinleþtirmiþtir. Türkiye egemenleri bölgede Ýsrail ile ittifak halinde egemen güç olma, Orta Asya petrollerinin bekçiliðini yaparak buradan pay alma peþindeler. Güneydoðu'da 15 yýl savaþ yürüten, Irak, Somali ve Kosova Savaþý'na ortak olan, Suriye'nin suyunu kesen, AzerbayYýl 1963. can'da darbe giriþimlerinde bulunan þimdi de Afganistan'a asker gönderen Türkiye egemenleri bölgedeki en saldýrgan, yayýlmacý güç durumundadýr. Türkiye'nin bu konumunu güçlendirmesi hem bölgedeki halklar hem de bütün bunlarýn faturasýný ödemek durumunda býrakýlan iþçi, yoksul ve ezilenlerin sýkýntýlarýný daha da arttýracaktýr. Türkiye egemenlerinin Yunanistan ile yürüttüðü rekabet her iki ülkenin de Avrupa ortalamasýnýn iki katý düzeyinde askeri harcamalarda bulunmasýna neden oluyor. Yunanistan ve Türkiye'nin sahip olduðu tanklar Almanya, Ýngiltere, Fransa, Ýtalya'nýn toplamýndan daha fazla. Ancak Türkiye Yunanistan'ýn yedi katý bir büyüklüðe sahiptir. Askeri gücü kat kat daha büyük. Ýki ülke arasýnda Kýbrýs üzerinden týrmandýrýlan gerginlik ancak egemenlerin iþine yarayabilir. Baþýný ABD'nin

Baf'ta grev var. Rumca dövizi taþýyan Türk, Türkçe dövizi taþýyan da Rum grev gözcüsü çektiði uluslararasý silah tacirleri ise her iki ülkeyi de silahlandýrarak ceplerini dolduruyorlar. Kýbrýs ABD ve Ýngiltere için Ortadoðu'ya 10 dakika mesafede büyük bir askeri üsten baþka bir þey deðildir. ABD ve Avrupa egemenleri bu dev askeri üssü korumak için ellerinden geleni yapacaklardýr.

B a þk a bi r dü n ya i ç i n s eve se ve

Rum ve Türk halklarý arasýnda ne denli köklü dostlularýn olduðunu 17 Aðustos depreminde tekrar gördük. Sýradan insanlar Türklere yardým edebilmek için adeta birbirleriyle yarýþtýlar. Kýbrýs'ta da Yeþil Hat'ta yapýlan dostluk konseri vb etkinlikleri her iki toplumun geniþ katýlýmý ve barýþ talebiyle gerçekleþtiriliyor. Kýbrýs'ta yüzyýllarca barýþ içinde yaþayan, komþu olan, birbirleriy1960'da Kýbrýs nüfusunun yüzde 72'si Rum le evlenen iki toplumun yüzde 18'si ise Türkler'den oluþmaktaydý. yeniden birlikte huzur Rum kesimi tarihsel olarak daha ziyade tica- içinde yaþayabilmesi ret ile uðraþmaktaydý. Osmanlý döneminde için dýþ müdahalelerin Müslümanlar yönetici olmalarýna raðmen durdurulmasý gerekiekonomik ve kültürel olarak daha yoksul bir yor. Ada askeri bir üs toplumu temsil ediyorlardý. Þamiþicilik, yorgancýlýk, kuyucu- olmaktan çýkarýlarak siluk mesleklerinde bir yoðunlaþma vardý. Çoðu ise tarým ile lahsýzlandýrýlmalý. Bügeçiniyordu. yüklüðü ve saldýrganlýRum ve Türkler tarih boyunca adada barýþ içinde yanyana ðý ile bütün çevre halkyaþadýlar. 1929 Buhraný bütün dünyada olduðu gibi Kýbrýs'ta larý korkutan Türkiye da yoðun bir iþsizlik ve yoksullaþmayý beraberinde getirdi. egemenleri ve ordusu adýmý atmalý, Kriz Hindistan'da olduðu gibi Kýbrýs'ta da baðýmsýzlýk eðilim- ilk lerini tetikledi. 1930'lardan sonra Ýngiltere'nin ada halký üze- KKTC'den çekilmeli. rine yine Hindistan'da uyguladýðý böl ve yönet stratejisini iz- ABD'nin Afganistan lediði gözlemlendi. Ýngiltere'den baðýmsýzlýk talebini toplu- Savaþý ve bunu bütün mun çoðunluðunu oluþturan Rumlar daha çok dillendirdiði çevreye yayma çabasý için Ýngiliz sömürgeciler Kýbrýslý Türkleri yanlarýna çekerek egemenlerin saldýrganyönetimlerini sürdürmeye yöneldiler. Yoksul olan Türklerin lýðýný arttýrdý. Ancak sayüksek maaþ karþýlýðýnda polis, asker ve diðer kamu görev- vaþa karþý geliþen Külerinde yoðunlaþmasýnýn önünü açtýlar. Sadece Türkler'den resel Direniþ hareketi oluþan binlerce kiþilik polis birlikleri kuruluyordu. Güvenlik tüm dünyada olduðu güçlerinin içinde Rumlarýn sayýsý yok denecek kadar azdý. gibi bölgede iþçi, yokKKTC Cumhurbaþkaný Rauf Denktaþ, 1949-57 yýllarý arasýn- sul ve ezilenlerin kendi da Ýngiliz sömürge yönetiminin Baþsavcýsý konumundaydý. egemenlerimize ve onHindistan'da Gandi liderliðindeki baðýmsýzlýk hareketine larýn savaþ çýðýrtkanlýðýkarþý Müslüman kesimi yanýna çekerek uyguladýðý böl ve yö- na, hangi ülkede olurnet taktiðini Kýbrýs'ta da uygulayan Ýngiltere, toplumlar ara- sak olalým bizi daha da yoksulaþtýran politikasýnda düþmanlýðýn tohumlarýný attý. lara karþý birleþik bir Ýngiltere'nin adadan çekilirken geriye býraktýðý Anayasa da mücadele hattý oluþturiki toplumu yönetsel olarak birbirinden ayýran nitelikteydi. ma fýrsatý veriyor. SaTürkiye ve Yunanistan'ýn garantör olarak tayinleri ise adaya vaþlarýn ve sömürünün dýþ müdahalelerin devamýný saðlýyordu. olmadýðý baþka bir dünya için seve seve…

BÖ L V E Y ÖNE T

S ol ve Ký br ý s 1974 sonrasýnda Türk solu içinde Doðu Perinçek adadaki faþistleri güçlendirdiði gerekçesiyle iþgale karþý çýkmýþ ancak bu tutumunu sonra deðiþtirmiþtir. Türk solu Kýbrýs konusunda genelde sessiz kalmýþtýr. 27 Mayýs 1960 darbecileri adada terörist TMT'yi ve adanýn bölünmesini desteklemiþlerdir. Hatta 1966'da TÝP Genel Baþkaný Mehmet Ali Aybar, Üçüncü Parti Kongresi'nde Hükümeti Kýbrýs konusunda yeterince müdahaleci davranmamakla suçlamýþtýr. Halbuki sorun Türk Hükümeti'nin müdahaleci davranmasýydý. Kýbrýs solunda ise Türkler arasýnda 1968 Hareketi dalgasý üzerinde kurulan CTP (Cumhuriyetçi Türk Partisi) Rumlar arasýnda ise AKEL Komünist Partisi öne çýkmýþtýr. Her iki parti de kendini anti-emperyalist olarak ABD'ye karþý SSCB yanýnda tarif ediyordu. Halbuki ABD ve Ýngiltere kimi zaman bir tarafý kimi zaman da diðer tarafý desteklerken her iki tarafý da silahlandýrdý. Solun anti-emperyalizmi ne yazýk ki milliyetçilik ile sakattý. AKEL, ABD'nin Türkleri desteklediði, CTP de Rumlarý desteklediði iddiasý üzerinden anti-emperyalist bir çizgi oluþturmaya çalýþýyordu. Bu politikalar adadaki bölünmüþlüðü derinleþtiriyordu. "Anavatan Türkiye" söylemi çok aðýr basýyordu. Türkiye'nin adaya sürekli müdahalelerine karþý çýkan Toplumcu Kurtuluþ Partisi ve onun 12 Eylülcülerin tasfiye etmeye çalýþtýðý sol kanadý da Türkiye'ye anavatan olarak bakýyor, Kýbrýs için baðýmsýz ve iki toplumun barýþ içinde birlikte yaþayabilecekleri bir çizgi öngöremiyordu. 1960 ve 70'lerde kitlesel olan sol hareket kendi egemenlerinin müdahaleciliðine karþý, adanýn askeri bir üsse dönüþtürülmesine, EOKA ve TMT çetelerine ve silahlandýrýlmalarýna karþý kararlý bir tutum geliþtirebilseydi milliyetçiliðe karþý bir set oluþturabilirdi. Bu görev, bugün hala güncel.


antikapitalist

sayfa 9

YUNA NÝS TAN VE GÜN EY KIBRIS’T AN M EKTUPLAR

Aralýk ayý baþýnda Denktaþ ve Kle- sil ettikleri egemen sýnýflarýn yayýl- Yunan egemen sýnýfý çok önemli rides arasýnda yapýlacak olan gö- macý saldýrgan tutumu devam edi- bir role sahip. Kýbrýslý Rum yönetimi rüþme Kýbrýs sorunundaki týkanýklýðý yor. Türk hükümeti Kýbrýs'ý ilhak et- tam anlamýyla Yunan hükümeti taaçmak için iyi bir fýrsat olarak gö- mekten bahsediyorsa Yunan hükü- rafýndan destekleniyor. Geçenlerde rünse de sýnýrýn iki tarafýndaki sýra- meti de Kýbrýs Cumhuriyeti'ni (Rum ziyarete gelen Yunan Dýþiþleri Bakadan insanlar için herhangi olumlu kesimini kastederek) Avrupa Birli- ný George Papandreou RIK TV'de Türkiye'ye yönelik uygulanan politibir geliþme yaratmayacaðýna kesin ði'ne dahil etmeyi öngörüyorlar. gözüyle bakabiliriz. Yýllardýr Kýbrýs Türkleri'ne bazý kalarýn yenilgici deðil tam tersine Her iki taraf da masaya kabul edi- haklarýn verilmesi için anlaþmaya "þu ana kadar Türkiye'ye yönelik lebilir bir çözüm geliþtirmek için varma taraftarý rolü oynayan Kleri- olarak uygulanan en saldýrgan polioturmuyorlar. Tam tersine her ikisi des þimdi oturup konuþmak için hiç tikalar" olduðunu açýkladý. Bu kadar istikrarsýz bir dönemde de "uzlaþmaz" taraf olarak görün- de acele etmiyor. ve bu kadar istikrarsýz mek istemiyorlar. Denktaþ bir bölgede bu sözler toplantý önerisini Klerides'i ateþle oynamakla eþ Birleþmiþ Milletler þemsiyeanlamlý. Dolayýsýyla ne sinin altýndan çýkartmak Denktaþ-Klerides ne için yaptýðýný söylüyor. Klede Cem-Papandreou rides de Denktaþ'ý uzlaþgörüþmelerinin adaya maz taraf olarak deþifre ve bölgeye barýþ getiedeceðini söylüyor. Her ikireceði hayaline kapýlsi de iyi niyetten yoksun mayalým. davranýyor. Barýþ ve adalet için Gerçek ise herhangi bir tek umut her ülke iþçigeliþmenin olmadýðý, hatta lerinin kendi ülkelerineski soðuk savaþa dönülde milliyetçiliðe, bizledüðüdür. Son sürecin arri birbirimizi gýrtlakladýndan bir yandan Yunanismamýz için savaþa tan ve Kýbrýslý Rum diðer gönderme konusunda yandan da Türkiye ve Kýbhiç tereddüt etmeyerýslý Türk egemenlerinin cek patronlarýna ve adada ve bölgede kendi generallerine karþý çýkarlarýný güçlendirmek mücadele etmesinde için devam eden rekabetleri yatýyor. Adada son 40 Lefkoþe’de 28 Eylül’de savaþ karþýtý gösteri yapýldý yatýyor. yýldýr savaþ ve katliamlara Güney Kýbrýs Ýþçi neden olan bu rekabettir. Türk Kýbrýs Rum egemen sýnýfý herhan- Demokrasisi olarak bizim yaptýðýegemen sýnýfý ve ordusu sivilleri öl- gi bir anlaþma imzalamak için acele mýz budur. AB'ye katýlýmýn Kýbrýs dürüp, tecavüz edip, binlerce Kýb- etmiyor çünkü AB'ye giriþ ile birlik- Türklerine yönelik saldýrgan bir porýslý Rumu 1974'de evsiz býraktýysa te Kýbrýs sorununun otomatik olarak litika olduðunu vurgulayarak eleþtiYunan egemenleri ve ordusu da si- çözüleceðini umut ediyor. Adanýn rilerimizi Klerides ve Yunanistan villeri öldürüp, tecavüz edip, binler- Kuzeyi üzerinde sýnýrlý egemenlik- Baþbakaný Simitis'e yoðunlaþtýrýyoce Kýbrýs Türkünü ondan önceki 74 ten kaynaklanan sorunlarýn AB tara- ruz. fýndan ortadan kaldýrýlacaðýný düþüyýl boyunca evsiz býraktý. Fedonas Vassiliades Kýbrýs sorununu yaratanlar onu çö- nüyorlar. Bu nedenle sorunu AB'ye zemez. Sadece Klerides ve Denk- devretmeyi yeðliyorlar ve daha iyi Ergatiki Demokratia (Ýþçi Demoktaþ'ýn deðil onlarýn on yýllardýr tem- sonuçlar alacaklarýný düþünüyorlar. rasisi) Güney Kýbrýs

EN OS ÝS V E TAK S Ý M

Kýbrýs'ta yüzyýllarca birlikte barýþ içinde yaþamýþ iki toplum arasýndaki gerginlik dýþardan müdahalelerin bir sonucu olarak 1955 yýlý sonrasýnda ortaya çýktý. Ýngiltere'den baðýmsýzlýk mücadelesi için kurulan ancak Yunanistan Ýç Savaþý sýrasýnda binlerce komünisti katleden George Grivas liderliðindeki EOKA teþkilatý adanýn Yunanistan'a baðlanmasýný istiyordu. Türkiye'de de adanýn bölünmesi yönünde özellikle Demokrat Parti'nin yürüttüðü kampanya 1949 sonrasýnda "Ya Taksim ya ölüm" gösterilerine dönüþüyordu. DP'nin kendine taban edinme çalýþmasýnýn bir parçasý olan bu kýþkýrtmalar 5-6 Eylül 1955 olaylarý ile Ýstanbul'da Rum azýnlýða saldýrýlarýn yapýldýðý ve mülklerinin talan edildiði vahþet boyutuna ulaþacaktý. Türkiye'de Kýbrýs'ý bölmeye (Taksim) yönelik politikalarýn ortaya çýkmasý ve 5-6 Eylül olaylarýnýn adadaki Rumlarý korkutmasý kaçýnýlmazdý. Ýngiltere ise Türkiye'yi Kýbrýs konusunda daha aktif davranmaya teþvik ediyordu. Kýbrýs'ta AKEL Komünist Partisi'nin ve EOKA'nýn baðýmsýzlýk mücadelesi Ýngiltere'yi üslerini kaybetme tehlikesi ile karþý karþýya býrakýyordu. Türkiye, Kýbrýs'a müdahaleci tutumunu daha da ileriye götürerek Özel Harp Dairesi baþkanlýðýnda Türk Mukavemet Teþkilatý'nýn kurulmasýný ve silahlanmasýný saðladý. Dýþ müdahalelerle oluþturulan gergindik TMT'nin kuruluþu ile silahlý çatýþmaya dönüþtü. Rauf Denktaþ'ýn TMT'yi Kasým

1957'de Burhan Nalbantoðlu ve Kemal Tanrýserdi ile kurduðu yönündeki açýklamalarý ile Özel Harpçilerin TMT ile iliþkisini önemsizleþtirmeye çalýþýyor. TMT'nin Genel Baþkan Yardýmcýlýðý'ný üstlenecek Özel Harpçi Ýsmail Tansu, "Aslýnda Hiç Kimse Uyumuyordu" kitabýnda 1958'de Türkiye'den Kýbrýs'a silah kaçýrdýklarýný anlatýyor. 12 Haziran 1958'de ise kan akmaya baþladý. Sekiz Rum TMT tarafýndan öldürüldü. Bu olaydan beþ gün önce Türkiye Konsolosluðu'nda bomba patlamýþtý. Bombanýn Rumlar tarafýndan yerleþtirildiði düþünüldü ancak yýllar sonra Rauf Denktaþ bombayý kendisinin yerleþtirdiðini itiraf edecekti. Dolayýsýyla TMT provokasyonlar düzenleyerek Türk kesimini bir yandan kýþkýrtý ve Rumlara saldýrmak için bahaneler yarattý. 1955-59 döneminde Kýbrýs'ta ölen 509 kiþiden 142'si Ýngiliz, 278'i Rum, 64'ü ise Türk'tü. Ýsmail Tansu 1960 darbesi sonrasýnda özellikle Alparslan Türkeþ'ten yoðun destek gördüklerini de ifade ediyor. Yunanistan ve Türkiye'nin müdahaleleri ile onlarýn adadaki uzantýlarý EOKA ve TMT iki toplumu bölmek için yoðun bir kargaþa ve çatýþma ortamý yarattýlar. Bu amaçla EOKA tarafýndan öldürülen Rumlarýn ve TMT tarafýndan öldürülen Türklerin sayýsýnýn iki kesim arasýndaki çatýþmalarda ölenlerin sayýsýndan çok daha fazladýr. EOKA'nýn düzenlediði 265 suikast sonucu 131 Rum öldürdü. Geriye kalan 134 kiþi bu suikastlarda öldürülen Türk ve Ýngilizlerin toplam rakamý. TMT ise 5 Haziran 1958'de Kýbrýs Türk Atletik ve Kültür

Merkezi Komite üyelerinden Ahmet Yahya'yý, 29 Mayýs 1959'da Ýnkýlapçý Gazetesi editörü Fazýl Ondur'u öldürdü. TMT 3 Haziran 1958'de Arif Barudi'ye sonra da PEO sendikasý yöneticilerinden Ahmet Þadi'ye suikast düzenledi. Ýki toplum arasýnda iþbirliðinin güçlendirilmesi için tartýþan yayýncýlar Ayhan Hikmet ve Ahmet Gürkhan 1962 yine TMT tarafýndan öldürüldü. TMT Taksim politikalarýna karþý çýkan demokratlar, Rum iþçileriyle birlikte PEO sendikasýnda örgütlenen, mücadele eden Türk iþçiler üzerinde muazzam bir terör politikasý izledi. Ýþçiler tam anlamýyla silah zoruyla PEO'dan ayrýlýp milliyetçi Türk sendikalara üye olmaya zorlandý. TMT iki toplum arasýndaki çatýþmalarý týrmandýrmak için cami kundaklama dahil provokasyonlardan da kaçýnmýyordu. Kýbrýs Cumhurbaþkaný Makarios'un 1963'de önerdiði anayasa deðiþikliði ve buna Türkiye ve Cumhurbaþkaný Yardýmcýsý olan Fazýl Küçük liderliðindeki Türk kesimin gösterdiði tepki iki toplum arasýnda gettolaþma ve çatýþmalarýn yoðunlaþmasýyla sonuçlanmýþtýr. Makarios 1962'de Ankara ziyareti sýrasýnda deðiþiklik önerilerini görüþmek istemiþ ancak Türk yetkilileri tarafýndan reddedilmiþti. Kýbrýs'ý Baðlantýsýzlar hareketine dahil eden Makarios Ankara tarafýndan Kýzýl Papaz olarak damgalanmýþtý. Kýbrýs'ta ise Türk yöneticileri meclisten çekildiler. Aðustos 1964'de ise Türk jetleri Rum köylerini bombaladý ve 100 kiþiyi öldürdü. Türkiye'nin adayý iþgal etme tehdidi üzerine konu Birleþmiþ Milletlere taþýndý.

Kýbrýs'ýn AB üyeliði 6 Aralýk'ta baþlayacak olan Denktaþ-Klerides görüþmeleriyle birlikte yeniden Yunan gazetelerinin gündeminde. Bakanlar zaman zaman Kýbrýs'ýn AB'ye giriþinin kesin olduðunu hatýrlatýyorlar. Bunu hiçbir þeyin durduramayacaðýný ve Kýbrýs sorununun AB'nin kurum ve prosedürleri içinde çözüleceðini iddia ediyorlar. Böyle bir geliþme olasý görünmüyor. Britanya onyýllardýr AB üyesi ve Kuzey Ýrlanda iþgalini sürdürüyor. Ýspanya 15 AB ülkesinden birisi ama Bask bölgesinde sürdürdüðü savaþ bitmedi. Kýbrýs'ýn AB üyeliði Yunan egemen sýnýfýnýn Türkiye ile rekabetinin bir uzantýsý. Kýbrýs AB'ye katýlýrken Türkiye'nin uzak bir gelecekte ayný þeyi yapabilmesi için "bizim" koþullarýmýza uymak zorunda kalacak. Süslü cümlelerle Türk-Yunan iþbirliði konusunda ne derlerse desinler Yunan egemen sýnýfýnýn pozisyonu ardýnda yatan gerçek budur. Cem ve Papandreou birbirlerine karþýlýklý iltifatlarda bulunabilirler ama silahlanma yarýþý diplomatik pazarlýk ve uygulanan basýnçla birlikte sürüyor. AB ne bir cennet ne de çalýþanlar için güvenli bir liman. Tam tersine emperyalist bir örgütlenme, zengin ve güçlülerin klubü. Ýþçi haklarýna beþ kuruþ ver-

A Ç I K HA V A H A PÝ S H A NE S Ý

1967'de Yunanistan'da askeri bir darbe ile iktidarý ele geçiren Albaylar Cuntasý Temmuz 1974'de Kýbrýs'ta Makarios yönetimine karþý faþist Nicos Samson önderliðinde bir darbe gerçekleþtirdi. Türkiye ise buna karþýlýk 1974'de 40 bin askerle adaya çýktý. Türkiye'nin iþgali sonucunda 200 bin Rum yerinden yurdundan edildi. O günden bu yana süren iþgal ve 12 Eylül 1980 darbesi sonrasýnýn þahin anlayýþýyla 1983'de kurulan KKTC Öðretmen Ahmet Barçin'in ifadesiyle "bir açýk hava hapishanesi"ne dönüþtürüldü. KKTC'nin 210 bin nüfusunun sadece 90 bini yerlidir. KKTC'de bulunan 35 bin askerin dýþýndaki nüfus Türkiye'den adaya yerleþmek üzere gönderilenlerden oluþmakta. 1974 hareketi ile adadaki Türk nüfus yüzde 18 olmasýna raðmen adanýn yüzde 38'i iþgal edilmiþtir. Ýþgal edilen topraklarda yaþayanlarýn yüzde 75'i Rum'du. 1974 sonrasý adalýlarýn durumu ise günden güne kötüleþti. KKTC, Türkiye dýþýnda baþka hiçbir ülke tarafýndan tanýnmamaktadýr. Türk devleti KKTC'yi Süleyman Demirel'in belirttiði gibi 81. Vilayet olarak yönetmektedir. Seçimlerden, itfaiye güçlerine kadar her þey Türkiye tarafýndan belirlenmektedir. Bununla birlikte ada halký sürekli yoksullaþýyor. Rum kesiminde ortalama gelir 14 bin dolar iken KKTC'de bu rakam 2 bin dolarý aþmýyor. KKTC ayný zamanda Türkiye'nin gazinosu haline getirilmiþtir. Uyuþturucu dahil her türlü kaçakçýlýk ada üzerinden yapýlmaktadýr. Her türlü para aklama ve çete iþleri Kýbrýs üzerinden döndürülüyor. Abdullah Çatlý'nýn Susurluk kazasýnda ölmeden önceki son duraðý Kýbrýs'tý. Bu gidiþata ve Denktaþ'a karþý adada geliþen muhalefet yine Türkiye'nin müdahalesi ile bastýrýlmaya çalýþýlýyor. Kýbrýs'ta iki yýl önce bankalarýn batmasý sonrasý yaþananlar, Türkiye'nin da-

miyor. Afganistan'daki emperyalist katliama caný gönülden katýlýyor. Aralýk ayýnda Brüksel'de yapýlacak Zirve'de yeni terör karþýtý yasalar çýkarýlmak isteniyor. Simitis hükümeti ise boðazýna kadar bu suçlara batmýþ durumda. Tam da bu nedenle resmi yada gayri resmi aðýzlardan "Türkiye'nin AB'ye katýlmaya hazýr olmadýðý" ve "demokratikleþme yönünde atmasý gereken adýmlar olduðu" þeklindeki açýklamalarý kabul etmiyoruz. Brüksel, Atina ve diðer Avrupa ülkelerindeki katil ve þantajcýlara uluslarýn kaderini tayin etme hakký tanýmýyoruz. Kýbrýs'ýn AB'ye üyeliðine karþý çýkýyoruz çünkü adadaki insanlara olumlu hiçbir þey katmayacaðý gibi bu adým yangýna körükle gitmek gibi olacaktýr. Türkiye konusunda ise Türkiye'nin AB üyeliði hakkýnda tek karar verebilecek olanlar Türkiye insanlarýdýr. Karar hakký kapalý kapýlar ardýnda pis pazarlýklar sürdüren AB diplomatlarýnýn deðil, piyasanýn deliliðine, yoksulluða, savaþ ve baskýlara karþý mücadele edenlerin olmalýdýr. Leandros Bolaris Ergatiki Allilengii (Ýþçi Dayanýþmasý) Yunanistan'daki Sosialistiki Ergatiki Kom ma'nýn (Sosyalist Ýþçi Partisi) gazetesidir

yattýðý istikrar programý sonrasýnda yaþanan meclis baskýný toplumda ne kadar büyük bir öfkenin biriktiðini gösteriyor. Kýbrýslýlarýn ikinci sýnýf konumuna düþürüldükleri, kendilerini idare edemedikleri hissiyatý güçleniyor. KKTC ana muhalefet lideri Mustafa Akýncý, "Bu bir demokrasi deðil. Ankara'nýn her þeye karar verdiði bir durumda nasýl olabilir ki?" diyor. Sendika, parti ve sivil toplum örgütlerinin oluþturduðu muhalif Grup 41 üzerinde yoðun baskýlar var. Avrupa gazetesi bombalandý, editörü Þener Levent sürekli ölümle tehdit ediliyor. Tanýnmýþ muhaliflerden Alpay Durduran, "Bizi kurtaranlardan kendimizi kurtarmak istiyoruz" diyor. Cumhuriyetçi Türk Parti lideri Mehmet Talat, 30 yýldýr iktidarda olan Denktaþ'ýn Kýbrýslý Türkleri deðil Türkiye'nin stratejik çýkarlarýný savunduðunu söylüyor. Son genel seçimlerde Denktaþ'a karþý muhalefet o kadar yükselmiþti partisinin yeniden se��ilmesi olasý görünmüyordu. CTP, TKP ve YKP gibi muhalefet partileri 1998'de yapýlan seçimlerde yüzde 40 oy aldýlar. Ancak Türk devleti seçim sürecine müdahale ederek Denktaþ'tan yana aðýrlýðýný koydu. Denktaþ ise Kýbrýs'ta MHP'nin karþýlýðý olan Ulusal Halk Hareketi'ni (UHH) destekleyerek muhaliflerini sindirmeye çalýþýyor. Muhalif Avrupa Gazetesi 17 Mayýs 2001'de Denktaþ'ýn danýþmanlarýndan UHH'li Taner Etkin'in TMT-B'yi kurduðu ve köy köy dolaþarak örgütlediðini açýkladý. Avrupa gazetesi TMT-B'nin AB taraftarlarýna, iki toplum arasýnda barýþ ve dostluðu özendirenlere, sayýlarý gittikçe artan Güney Kýbrýs pasaportu sahiplerine karþý mücadele ettiðini vurguladý. Gazete TMT-B'cileri eðitmek için Türkiye'den özel birliklerin KKTC'ye geldiðini iddia etti. Bu faaliyetlerin ada için ne kadar büyük bir tehlike oluþturduðu ise açýk.


SENDİKALAR VE SOSYALİSTLER

sayfa 10

antikapitalist

Sendika nedir?

gerekli olan bütün öðeler bir araya gelir ve geliþirler. Savaþým bir kez bu noktaya ulaþtýðýnda birlik politik bir nitelik kazanýr."

Kapitalist sistemde iþçilerin bireysel olarak sahip olduklarý güç çok sýnýrlýdýr. Ýþçiler, çýkarlarýný korumak ve geliþtirmek için iþverene karþý birlikte hareket etmek zorunBundan kýsa bir süre önce yazýlmýþ olan Alman Ýdeolojida kalýrlar. Sendikalar iþçilerin birlikte si'nde, Marks ve Engels þöyle hareket etme ihtiyacýnýn ürü- diyordu: nü olarak ortaya çýkarlar. Ýþçi- "... bir araya gelen ve grelerin en basit düzeydeki birli- ve giden küçük bir iþçi ðini saðlayan sendikalar, iþçi azýnlýðý bile çok geçmesýnýfýnýn en temel ve en geniþ den kendilerini devrimci örgütleridirler. bir tarzda hareket etmeSendikalar bu özellikleri ye mecbur edilmiþ dudolayýsýyla iþçilerin kolektif rumda bulurlar. Bu gergücünün en hýzlý ve etkin þe- çek Ýngiltere'deki 1842 ve kilde kullanýlmasýný kolaylaþtý- Galler'deki 1839 ayaklanran örgütlenmelerdir. malarýndan herkes taraSendikalarýn önemi fýndan öðrenilebilirdi." Sendikalarýn sistem içi olmalarýnýn yarattýðý sýnýrlýlýklar sendikal mücadeleyi küçümsemeye yol açmamalý. Bir devrim sýrasýnda ya da tabandan yeni ve güçlü bir mücadele dalgasýnýn ürünü olarak büyüyen sendikalar, "normal" dönemlerde ortaya çýkan sendikalardan niteliksel olarak farklýdýrlar. Ancak bu farklýlýk mücadele dalgasý geri çekildiðinde ortadan kalkar. Marks, Engels ve Lenin'in sendikal mücadeleye iliþkin "normal" koþullar için yaptýklarý deðerlendirmeler "devrimci" durumlarda deðiþir. Marks ve Engels'in tarihteki ilk genel grevin (1842-Çartist hareket) ardýndan, Lenin'in ise 1905 Devrimi sýrasýnda yaptýðý deðerlendirmelerde sendikal mücadelenin önemi açýkça ortaya koyulur. Engels, "Ýþçi Sýnýfýnýn Ýngiltere'deki Durumu" adlý çalýþmasýnda, sendikalarýn iþçiler arasýndaki rekabeti ortadan kaldýrmaya çalýþtýðýný, ancak rekabetin "varolan toplumsal düzenin yaþamsal kuvveti" olduðunu, bu nedenle de sendikal mücadelenin kaçýnýlmaz olarak kapitalist sisteme karþý mücadeleye dönüþtüðünü yazar. Marks, Felsefenin Sefaleti adlý çalýþmasýnda þöyle der:

Lenin ise 1905 Devrimi sýrasýnda, "iþçi sýnýfýnýn içgüdüsel olarak, kendiliðinden, devrimci-sosyalist" olduðunu yazdý. 1905 Ocak ayý baþýndaki Petrograd Putilov Fabrikalarýnda greve çýkan iþçilerin kendiliðinden eylemleri Lenin için "devrimci içgüdü"nün bir göstergesiydi: "Sosyal demokrat (burada devrimci sosyalist anlamýnda kullanýlýyor) bilincin etkisinin yokluðuna ya da bunun oldukça az olmasýna karþýn salt ekonomik temelden politik temele þaþýrtýcý bir hýzla geçilmesi, yüzbinlerce proleter tarafýndan gösterilen muazzam dayanýþma ve enerji karþýsýnda insan sarsýlýyor."

Sendikal mücadelenin sýnýrlarý

Sendikalarýn görevi kapitalist üretim iliþkileri, yani ücret sistemi içinde iþçilerin çýkarlarýný savunmaktýr. Sendikalar sömürüye son vermek için deðil, iþçilerin sömürü koþullarýný iyileþtirmek için çalýþýrlar. Sendikalar esas olarak iþçilerin savunma örgütleridirler. Marks, "Ücret, Fiyat ve Kâr" adlý eserinde durumu þöyle an"Direnmenin ilk amacý latýr: yalnýzca ücretleri koru- "Ýþçi sýnýfý günlük savaþýmaktan ibaretse de, baþ- mýn kendisine getireceði langýçta birbirinden ko- sonucu abartmamalýdýr. puk olan dayanýþmalar, Ýþçiler, nedenlerle deðil sokapitalistler baský kur- nuçlarla savaþtýklarýný; mak amacýyla birleþtikçe aþaðý doðru hareketi geher zaman birlik olan ciktirdiklerini ancak bu sermaye karþýsýnda ken- hareketin yönünü deðiþtidilerini gruplar biçimin- remediklerini; geçici önde oluþtururlar ve birli- lemler denediklerini ancak ðin korunmasý, ücretlerin hastalýðý iyileþtirmediklekorunmasýndan daha ge- rini unutmamalýdýrlar. Ýþrekli hale gelir. Bu o den- çiler bu yüzden, sermayeli doðrudur ki, iþçilerin nin hiçbir zaman bitmeyen birlik uðruna ücretleri- saldýrýlarý ve piyasa deðinin büyük bir kýsmýný fe- þimleri nedeniyle aniden da etmeleri karþýsýnda ortaya çýkan kaçýnýlmaz Ýngiliz iktisatçýlarý þaþýp gerilla savaþlarý içinde tükalmaktadýrlar. Çünkü müyle sýkýþýp kalmamalýbu iktisatçýlarýn gözünde dýr. 'Adil bir iþgünü karþýbu birlikler yalnýzca üc- lýðýnda, adil bir ücret!' turetler için kurulmuþlar- tucu özdeyiþi yerine, baydýr. Bu savaþýmda -ger- raklarý üzerine, 'ücret düçek bir iç savaþ- yaklaþ- zeninin ortadan kaldýrýlmakta olan bir savaþ için masý!' devrimci sloganýný

yazmalýdýrlar.

.... Sendikalar sermayenin saldýrýlarýna karþý direnme merkezleri olarak iyi iþ görürler. Zaman zaman güçlerin akýlsýzca kullanýmý yüzünden baþarýsýzlýða uðrarlar. Genel olarak ise örgütlü güçlerini iþçi sýnýfýnýn kurtuluþu ve ücret düzeninin nihai ortadan kaldýrýlýþý için bir kaldýraç olarak kullanmak yerine kendilerini sistemin sonuçlarýna karþý gerilla savaþý vermekle sýnýrlamalarý yüzünden, bu savaþla birlikte varolan sistemi deðiþtirmek için çalýþmadýklarý için baþarýsýzlýða uðrarlar." Lenin ise þöyle der: "Ýþçi sýnýfý hareketinin kendiliðinden geliþmesi, onun burjuva ideolojisine boyun eðmesine yol açar. Çünkü kendiliðinden iþçi hareketi sendikalizmdir ve sendikalizm iþçilerin burjuvaziye ideolojik uþaklýðý anlamýna gelir."

Sendikalar hem birleþtirir, hem böler Sendikalar iþçilerin birlik olma ihtiyacýndan doðsa da baþlangýcýndan beri kapitalizmin yarattýðý bölünmüþlük üzerinden örgütlenirler: Memur-iþçi, madenci-tekstilci, eðitimci-belediyeci, vb. Kapitalist sistemde çeþitli endüstrilerdeki iþçiler farklý ücretler alýr, farklý koþullarda çalýþýrlar. Sendikalar da iþçileri ayrý gruplar içinde birleþtirir ve her bir grubu diðerinden ayrý tutarlar. (Sendikalarýn ilk ortaya çýktýðý Ýngiltere'de sendika için kullanýlan "trade union" teriminin anlamý "meslek-vasýf birliði"dir.) Sendikalar bu nedenle iþçileri hem birleþtirirler hem de bölerler. Ayný iþyerinde çalýþanlarýn yasal statü farký (iþçi-memur) nedeniyle farklý sendikalarda örgütlenmesi, her iþ kolunda ayrý sendika olmasý vb. kapitalizmin yarattýðý bölünmenin sendikal örgütlenmedeki yansýmalarýdýr. Ýþverenlerle yapýlan belli bir sözleþme görüþmesi öðretmenleri ve madencileri hiçbir zaman birlikte içermez. Bu yüzden madenci sendikalarýnda öðretmenlere, öðretmenlerin sendikalarýnda madencilere yer yoktur. Sendikacýlýðýn teorik olarak ulaþabileceði en büyük birlik bütün iþçi sýnýfýný içine alan tek bir sendika olabilir. Bazý sosyalistlerin rüyasý olan bu hedef gerçekçi deðildir. Eðer bütün sendikalý iþçilerin amacý, ücret sisteminin ortadan kaldýrýlmasý olsaydý, kuþkusuz onlarýn ortak çýkarlarý tek bir yapý aracýlýðýyla ifade edilebilirdi. Ancak sendikalarýn amacý kapitalizmi yýkmak deðil sistem içinde iþçilerin çýkarlarýný korumaktýr.

S ert u ð Çi ç ek

“Ýþsizliðe, Yoksulluða, Yolsuzluða ve Savaþa Karþý Küresel Eþitlik, Adalet ve Barýþ” için 9 Kasým Küresel Eylem Günü 20 bin kiþi Ankara’da gösteri yaptý. Göstericiler arasýnda çok sayýda gencin olmasý ve Kaos-GL gibi ezilenlerin temsilcilerinin olmasý umutlarý artýran bir etki yarattý.

m me ek kt tu up p Günlerden 9 Kasým, saat dokuzu on geçiyor. Her zamanki gibi kýlýk kýyafet kontrolü için okul bahçesinde toplanmýþtýk. Ama bugün faklýydý. Beklediðimiz büyük günlerden biriydi.Senede bir gelen. Bugün iþçilerin ve memurlarýn eylemi vardý. Her ne kadar bürokratik, sendika liderlerinin yönlendirmesiyle, toplu ve örgütlü bir hareketin olmadýðýný bilsek de oraya bana hayatý öðreten, beni topluma kazandýran öðretmenine, yediðim her lokmada, kullandýðým her eþyada emeðini, alýn terini hissettiðim iþçilere destek vermeye, onlarýn yanýnda olduðumuzu göstermeye gidecektik. Herkes bugün ne yapmasý gerektiðini konuþmaya dalmýþken, birden müdürün sesi duyuldu. Sonunda müdür kürsüye çýkmýþtý. Herkes sabýrsýzlýkla yapýlacak açýklamayý bekliyordu. "Sevgili öðrenciler, bildiðiniz gibi bugün eylem var ve öðretmenlerimizin çoðu okulda yok!" Ýþte bu bana aklýmda olan toplu öðrenci hareketini gerçekleþtirmem için ilk sinyaldi. Müdür birkaç þey daha söyleyip kürsüden indi ve herkes sýrayla okula girmeye baþladý. Sýnýflarýna giren öðrenciler ne yapmalarý gerektiðini tartýþýyorlardý. Gitmek ya da gitmemek. Aslýnda hepsi gitmek istiyordu ama okulda korkaklýklarýndan kalan 4 yönetici onlara ceza verebilirdi. Korkuyorlardý. Ýþte bu noktada bana harekete geçmem için büyük bir fýrsat doðuyordu. Ýlk önce kendi sý-

nýfýmda arkadaþlarýmý toplayarak konuþtum. "Arkadaþlar, biz sýnýfta 30 kiþiyiz, 10. sýnýflarý toplarsak 150 kiþiyiz. Bizim bugün ne yapmamýz gerektiðine bizden baþkasý karar veremez. Okulda kalan, baþýmýzdaki 4 tane korkak mý bizim ne yapacaðýmýza karar verecek? 4 kiþi, 150 kiþiyi deðil, 150 kiþi 4 kiþiyi yönetecektir. Birlikte hareket edersek, bütün 10. sýnýflarý boþaltýrsak kimse bize hiçbir þey yapamaz." Bunun üzerine tartýþmalar yapýldý ve örgütlü, toplu hareketin doðruluðu üzerine karar kýlýndý. Bütün sýnýflar dýþarý çýktý. Ben diðer sýnýflara gidip ayný þeyleri anlattým. Diðer sýnýflar da örgütlü, toplu hareketin üzerinde karar kýldýlar ve bütün 10. sýnýflar boþaldý. 10. sýnýflarýn boþaldýðýný gören ve durduramayan 4 kiþilik okul yönetimi geriye kalan sýnýflarýn da ayný þekilde isyan bayraðý açýp dýþarý çýkacaðýný anlayýnca bütün öðrenciler serbest býrakýldý. Bütün bunlarýn, yani hak ve taleplerimizi kabul ettirmenin yolu bilgi ve örgütlenmeden geçer. Biz 17 yaþýndaki gençler olarak bunlarý düþünüp toplu ve örgütlü hareketle zaferler elde ediyorsak, korkan ve toplu hareket edemeyen malum kitle utanmalýdýr. Sonuç olarak azýnlýk çoðunluðu deðil, çoðunluk azýnlýðý yönetecektir. Bunun yolu da toplu ve örgütlü hareketten geçer.

S. M et ec an G ü l þ en


Sendikalarda bürokrasi sorunu

antikapitalist sayfa 11

vetlerin þiddeti deðiþme ve dalgalanma ný da geri çeker), bütün bunlara regösterir. Bazý dönemlerde aþaðýdan gelen formlarýn tek baþýna önünü açabilecek baský ezici olur; diðer dönemlerde ise ka- olan taban hareketinin yarattýðý korku pitalistlerden ve devletten gelen baský eklenir. Sendika bürokratlarý taban egemen olur. Her iki baskýnýn da göreceli karþýsýnda sahip olduklarý ayrýcalýklaolarak güçsüz olduklarý durumda, sendika rýný yitirmekten korkarlar. Kitle mücabürokratýnýn önüne geniþ bir hareket ala- delesinden duyduklarý korku, sendikaný açýlýr. Öte yandan her ikisi de güçlü ola- larýn devletçe denetlenmesinden duybilir ve bürokrasi uzlaþmaz kuvvetler ara- duklarý nefretten çok daha büyüktür. sýnda sýkýþýp kalmýþ görünür. Ancak bü- Sendika bürokrasisi bütün karar anlarokrasi daima kendi çýkarlarýna göre yürü- rýnda devletin yanýnda yer alýr, ancak meye çalýþýr ve bu yüzden hiç bir zaman arada sýrada ikileme düþer." adýna konuþtuklarýný gerçekten temsil etAncak bütün profesyonel sendikacýlar tiðine güvenilemez. bürokrat deðildir. Gerçekten çoðu sendiKuþkusuz bürokrasi homojen deðildir. kacý ilk varlýklarýný iþçi sýnýfýnýn savaþçýlarý Farklý endüstrilerdeki sendika bürokratla- olarak göstererek popülerlik kazanýr ve rý kendilerini, aþaðýdan yukarýya gelen de- sendikalarda üst görevlere yükselirler. ðiþik baskýlar altýnda bulurlar. Ayrýca, bü- Ama bu sadece sol profesyonel sendikacýtün sendika bürokratlarý ideolojik olarak lar için geçerli deðildir. Örneðin Türk-Ýþ'e birbirlerine benzemezler. Sol ve sað sen- baðlý Harb-Ýþ Sendikasý'nýn bugün yönetidika bürokratlarý arasýndaki bölünme minde bulunanlarýn bir kýsmý yönetime önemlidir. Bürokrasideki çatlaklar sendi- gelmeden önce sýradan birer fabrika iþçikalar arasýnda ya da bir sendika içinde siydiler. Ancak önceki (ve solcu olan) senonun tutucu etkisini azaltabilir. dika yönetiminin iþçileri yeterince kucakBununla birlikte, bürokratlar arasýnda- layamamasý nedeniyle oluþan muhalefete ki bütün farklýlýklarý aþan temel gerçek, militanca liderlik yaparak yönetime gelditutucu olmalarýdýr. 15-16 Haziran 1970 di- ler. reniþi, 12 Eylül darbesi, 28 Þubat MuhtýraBir profesyonel sendikacýnýn geçmiþi sý, son ekonomik kriz gibi kritik anlarda ne olursa olsun, eðer iþçiler ve patronlar sol ve sað bürokratlar arasýndaki farklýlýk- arasýnda uzunca bir dönem sendika aygýtýlar ikincil kalýr. Böyle zamanlarda bürok- nýn bekçisi ve arabulucu olarak hareket rasinin bütün kesimleri iþçilerin militanlý- ederse bürokratik düþünme alýþkanlýklarý ðýný ve öfkesini dizginleme ve kontrol et- kaçýnýlmaz olarak yerleþir. Hatta militan menin peþindedir. bir geçmiþ, bir bürokratýn sendikanýn deTony Cliff þöyle diyor: netimini çok daha etkin olarak baþarmasý "Sendika bürokrasisi hem reformist için gerekli güvenilirliði saðlamakta yarhem de yüreksizdir. Bu yüzden gülünç dýmcý olur. 1960'larda DÝSK'i ve 1990'laS e n d i k a b ü ro k r a t l a r ý biçimde güçsüz ve sefil bir durumdadýr. rýn baþlarýnda KESK'i yaratan militan senp a t ro n m u ? Reform hayalleri kurar, ancak devletle dikacýlýðýn liderliðini yapanlar 15-16 HaziKapitalist toplumdaki iki ana sýnýf -pat- gerçek anlamda hesaplaþmaktan kor- ran 1970 ve 4-5 Mart 1998 tarihlerindeki ronlar ve iþçiler- arasýnda denge kurmaya kar (devlet sadece reformlar yapmayý gibi kritik anlarda üyelerini kontrol edeçalýþan profesyonel sendikacýlar ne pat- reddetmez, zaten onaylamýþ olduklarý- bilmek için geçmiþ mücadelelerde kazanrondurlar ne de iþçi. Sendika bürolarý çok sayýda insaný çalýþtýrabilir, ancak bir patrondan farklý olarak sendikacýya, onun ekonomik ve toplumsal statüsünü saðlayan þey bu deðildir. Öte yandan profesyonel sendikacýlar, düþük ücretli iþçi kitlesi gibi, patronlarca iþ güvencesizliðine ve benzeri durumlara sürüklenerek sýkýntýya düþmezler. Sendika bürokrasisi apayrý, asýl olarak tutucu ve ikiyüzlü toplumsal bir katmandýr. Ýþçilerin mücadelesini dizginler ve denetimi altýnda tutar, ancak patronlar ve devletle olan iþbirliðini, sendikalarý tümüyle güçsüz kýlacak bir noktaya kadar götürmez. Çünkü üyelerin þikayet konularýný bir araya getirmekte tümüyle baþarýsýz olan bir sendikada, sonunda bu durum liderliðe karþý etkili alternatif adaylarýn çýkmasýna, üye ilgisizliðine ya da üyelerin rakip bir sendikaya geçmesiyle örgütsel çözülmeye yol açacaktýr. Eðer sendika bürokrasisi hedeflerinden çok fazla koparak burjuva kamp��na doðru yol alýrsa temelini yitirecektir. Bürokrasinin kendi gelir ve toplumsal statüsünün kaynaðý olan sendikal örgütlenmeyi korumakta çýkarý vardýr. Profesyonel sendikacý, sendikanýn kendi üyelerinin farklý kesimleri arasýnda denge kurar. Sendikanýn daha pasif, ilgisiz ya da cahil olan üyelerine dayanarak, daha aktif ve isyancý olan ileri kesimleri denetimi altýnda tutar. En geri ya da en ileri iþçilerin bilinçleri üzerinden deðil üyelerin ortalama bilinçleri üzerinden hareket eder. Profesyonel sendikacý, sendikayý diðer sendikalarla karþý karþýya getirerek konumunu saðlamlaþtýrýr. Bir endüstrideki birçok farklý sendikanýn varlýðý ve bu nedenle tümüyle birleþik eylem örgütlemenin güçlüðü bürokratlarýn her birinin kendi 9 Kasým Ankara eylemine Köy Hizmetleri’nden iþten atýlma eylemsizliklerine geçerli bir mazeret oluþtehdidi altýndaki 3000 iþçi de katýldý. Katýlýmýn beklenin üzerinde turur. Ancak bir taraftan patronlardan ve olduðu miting genel olarak coþkusuzdu. Türk-Ýþ liderliðinin Kýzýlay devletten gelen baský diðer taraftan üye iþyerine Sýhhýye Meydaný’nda uzlaþmasý sendika militanlarýnýn çilerin baskýsý dengeyi korumaya izin vercanýný sýktý. mez. Sendikaya baský yapan iç ve dýþ kuv-

Sendikal örgütlenme "normal" koþullarda kaçýnýlmaz olarak bürokrasiyi doðurur. Bürokrasinin rolü sendikalarýn dar ekonomik yaklaþýmý ve kapitalizmin yarattýðý bölünmeleri kabul eden doðasýndan kaynaklanýr. Zamanlarýný iþverenlerle pazarlýkla geçiren sendika yöneticileri ve iþçi kitleleri arasýnda iþ bölümü ortaya çýkar. Profesyonel sendikacý, iþçilerle patronlar arasýnda aracýlýk yapar. Sendika içinde onun otoritesini güçlendiren bu roldür. Bu profesyoneller, hoþnutsuzluðun yöneticileridirler. Sendika yöneticileri temsil ettikleri kitleden uzaklaþýrlar. Ýþyeri disiplininden, onun stres ve tehlikelerinden, yöneticilerle yaþanan güncel anlaþmazlýklardan, iþ arkadaþlarýnýn dostluðundan kopup sendika binasýna geçerler. Gelirleri, sendika üyelerinden daha fazla olmasa bile, artýk kapitalist üretimin iniþ çýkýþlarýna baðlý deðildir. Artýk fazla mesai, geçici iþten çýkarmalar, ya da sürgün onlarý doðrudan etkilemez. Ýþverenle temsil ettikleri iþçilerin sorunlarýný görüþen profesyonel sendikacý bu sorunlarý kendisi yaþamaz. Ýþten atýlan, sürülen, soruþturma geçiren, maaþý kesilen o deðildir. Ýþveren kesimiyle sürekli yakýn iliþki içinde olduðundan sermaye ve emeðin anlaþmasýný iþinin temel amacý olarak görmeye baþlar. Mücadele, pazarlýk sürecinin kesintiye uðramasý hatta sendikanýn birikmiþ fonlarýný tehdit edebilecek bir dert ve külfet halini alýr.

dýklarý prestijden yararlandýlar.

S end i kal a r m üc ade l eni n önü nde e n ge l mi ? Hayýr. Mücadeleyi engelleyen þey iþçilerin mücadele etmesini kolaylaþtýrmakta çok iþlevsel olabilecek sendikalar deðildir. Sendikalarýn sýnýrlýlýklarý olduðu ve sendika bürokrasisine asla güvenilmemesi gerektiði doðrudur. Ancak bu durum sendikalarýn mücadeleyi engellediði anlamýna gelmez. Sendikal bürokrasinin iþlevi kitlesel mücadeleyi, grevleri mümkün olduðunca engelleyerek ama bu silaha sahip olduðunu da hissettirerek iþverenle iþçiler arasýnda uzlaþma saðlamaktýr. Dolayýsýyla sendika bürokrasisi liderliðinde yapýlacak mücadele her zaman sistem içi kalýr ve sendika yönetimlerince bir yerde durdurulur. Bu sendikalarýn doðasýnda olan bir þeydir. Bürokrasisinin mücadeleyi dizginleme ve uzlaþma tutumu karþýlýklý güçlerin durumuna baðlýdýr. Sendikalarýn bu sýnýrlýlýklarýný bilip ona uygun bir taban örgütlenmesi yaratmak sosyalistler açýsýndan kaçýnýlmaz bir görevdir.

S end i ka b ür okr as i s i nas ý l aþ ý l ý r ? Sendika bürokrasisinin nasýl aþýlacaðýna en doðru ve özlü yanýt, 1915 Kasýmý'nda, Ýskoçya Clyde Ýþçileri Komitesi'nce ifade edilmiþtir: "Ýþçileri doðru olarak temsil ettikleri sürece sendikacýlarý destekleyeceðiz, ancak bu temsil ortadan kalktýðý anda baðýmsýz olarak hareket edeceðiz." Troçki de þöyle der: "Kitlelerle daima beraberiz; ikili davranan sendika liderleriyle ise bazen, o da sadece kitlelerin liderleri olarak kaldýklarý sürece. Ýkili davranan liderlerden, kitleler onlarý öne çýkardýklarý anda, bu liderlerin eleþtirilmesini bir an için bile olsun elden býrakmadan yararlanmak gerekir."

T a b a n ö r g ü tl e n me si n i n ö nem i Sendikalar iþçilerin savunma örgütleri olarak varoldukça sendika bürokrasisi de var olacaktýr. Hiç bir zaman güvenilemeyecek olan sendika yönetimlerinden þikayetçi olmak sorunu çözmez. Þikayet yeterli deðildir. Normal koþullarda sendika yönetimine gelmek de çözüm deðildir. Ne kadar güvenilir ve "devrimci" olursa olsun sendika yönetimine gelenler zaman içinde yaptýklarý iþ nedeniyle bürokratlaþýrlar. Önemli olan iþçilerin öz-bilinçli hareketinin geliþimidir. Sosyalistler her zaman bu güven ve bilincin artýp artmadýðýna bakarak, hiçbir þeyin kolektif mücadelenin yerini tutamayacaðý bilinciyle hareket etmelidirler. Dolayýsýyla sendika bürokrasisinin aþýlmasý ancak sendika yönetiminden gerektiðinde baðýmsýz hareket edebilecek bir taban örgütlenmesinin yaratýlmasýna baðlýdýr. Bu tür taban örgütleri mücadele içinde oluþur, güven kazanýr ve yaygýnlaþýrlar. Ancak bu da yeterli deðildir. Örneðin Türk-Ýþ içinden yükselen ve DÝSK'i yaratan (ya da KESK'i inþa eden) mücadele dalgasý bu tür bir hareketti. Ancak esas olan nokta, yani taban örgütlenmelerinin kendi çýkarlarý doðrultusunda ve gerekirse sendika yönetiminden baðýmsýz davranabilecek güç ve güvende olmasýnýn yerini hiçbir þey alamaz. Yönetime solcu ya da devrimci birilerinin gelmesi tabanýn kendi eyleminin yerini alamaz. "Ýþçi sýnýfýnýn kutuluþu kendi eseri olacaktýr" þiarýyla hareket eden sosyalistler, sendika yönetiminden baðýmsýz hareket edebilecek taban örgütlerinin yaratýlmasý için sürekli mücadele etmelidirler.


Yıl 1 Sayı 12

BM BARIŞ GETİRMEZ

Afganistan'da ABD bombardýmanlarýyla birlikte çok çeþitli etnik gruplara dayanan ve birbiriyle kanlý bir rekabet içinde bulunan savaþ tüccarý komutanlar arasýnda kýyasýya bir iktidar mücadelesi baþladý. Bu komutanlarýn her biri Afganistan'la sýnýr komþusu olan rakip devletlerden birinin desteðine sahip. Yaþanýlan belirsizlik daha da artacak. Birleþmiþ Milletler'in (BM) Afganistan'a barýþ getirmeye yardýmcý olacak baðýmsýz bir güç olduðu anlatýlýyor. Ancak Birleþmiþ Milletler müdahalesi ABD'nin baþlattýðý yýkýmýn baþka bir biçimde devam etmesi anlamýna geliyor. 1990'larýn baþýnda Doðu Afrika'daki Somali'ye ABD liderliðindeki müdahale, iç savaþý derinleþtirdi. Bu müdahale BM bayraðý altýnda ABD, Belçika, Kanada, Pakistan askeri güçlerini içeriyordu. Ýnsanlarýn çoðu, BM askeri güçlerinin varýþýný memnuniyetle karþýladý. Soðuk savaþ boyunca ABD ve Rusya tarafýndan beslenen rakip savaþ tüccarlarý da bu müdahaleden

Aralık 2001

memnundular. Ancak kýsa bir süre içinde BM güçleri nüfusun büyük bir kýsmýný kendisine yabancýlaþtýrdý. Yaþanýlan korkunç yoksulluk ve karmaþýk politik ayrýlýklara verdikleri yanýt, baský ve bir silahlý gruba karþý baþka bir silahlý gruba destekten oluþuyordu. Böylece, General Aidid önce batýnýn istikrarlý bir hükümet kurmak için en iyi adayý iken daha sonra bir numaralý halk düþmaný ilan edildi. Somalililere, güç kullanmaktan baþka bir þey anlamayan bir hayvan sürüsü gibi davranýldý. BM güçleri Somalili sivillerden oluþan kitlesel bir gösteriye ateþ açarak 500 kiþiyi öldürdüler. 1994'de BM ayrýldýðýnda ülke hala bir yýkým içinde ve savaþ tüccarlarý daha güçlenmiþ haldeydi. Bugün savaþ taraftarlarý Somali'den hiç bahsetmiyor. Onlar Kosova'da ABD askeri gücü ve BM politik müdahalesinden oluþan kombinasyonun Afganistan'a da demokrasi getirebileceðinden bahsediyorlar. Ancak iki yýl önce Balkanlar'a karþý baþlatýlan NATO operasyonu önce

Kosovalý Arnavutlara karþý Sýrp saldýrýlarýný yoðunlaþtýrdý; "zafer" sonrasý da Kosova'da 200.000'den fazla Sýrpýn ve Romen Çingenenin etnik olarak temizlenmesine yol açtý. Kosova'yý yönetmek üzere getirilen BM yönetimi demokrasinin tam tersine geliþmelere neden oldular. BM yönetimi Kosova'yý bir sömürge gibi yönetiyor. Tüm kararlar Batýnýn görevlendirdiði bürokratlar tarafýndan alýnýyor. BM yönetimi önce bir Alman, sonra bir Fransýz, þimdi de bir Hollandalý adamýn elinde. Adalet, polis gücü ve kamu hizmetleri bu adamýn kontrolü altýnda. BM görevlileri ve silahlý güçleri kral gibi yaþarken, Kosova halen Avrupa'nýn en yoksul bölgesi. Hollandalý yönetici geçen ay yapýlan genel seçimler sýrasýnda Batý'nýn desteklediði partinin seçim toplantýsýna katýlarak eski sömürgeci hükümetlerden öðrenilen açýk bir müdahale oyunu sergiledi. Yine eski imparatorluklar döneminde olduðu gibi seçimlerden çýkacak sonucun hiçbir gücü yok.

Bu arada ekonomiyi BM otoriteleriyle birlikte gangsterler yönetiyor. Kosova Avrupa'nýn uyuþturucu taþýma yolu ve fuhuþ merkezi haline geldi. Afganistan müdahalesi þimdiden Kosova'dan çok daha korkunç sonuçlar yarattý. BM yönetimi çok daha baskýcý olacaktýr. Afganistan, 1990'larýn baþýndan bu yana birbiriyle savaþan ve 50.000 insanýn ölümüne yol açan savaþ tacirleri arasýnda bölünmüþ durumda. Kabil'de kurulacak herhangi bir merkezi otorite ya bu kesimleri baský altýna alacak, ya da savaþ tüccarlarýyla ve özellikle de onlarý destekleyen devletlerle iþbirliðine girip gerçekleþtirilecek. Geçen yirmibeþ yýl boyunca Kabil'deki her hükümet böyle yaptý. Ruslar, 1979'da istikrarlý bir Rus taraftarý hükümet oluþturmak için Afganistan'ý iþgal etti. Þehirleri ele geçirebildi ancak kýrsal bölgeleri elinde bulunduran gerillalara karþý sekiz yýl boyunca savaþtý ve kaybetti. 1992'de yenildikten sonra da farklý liderlerle ittifak çabasý kaosu daha da arttýrdý.

500.000 TL

Afganistan'daki bölünmüþlük bugün çok daha derin. Bir ulus devlet kurmak ve BM tarafýndan bir hükümetin oluþturulmasý 19. yy Avrupa sömürgeciliðine iliþkin tüm görüngüleri içinde barýndýrýyor. Þimdi büyük kapitalist güçler Afganistan gibi ülkeleri "baþarýsýz devletler" olarak ilan ediyorlar. Böylece bu ülkelere dýþ müdahaleleri, yýkýmý ve sonrasýnda BM yönetimini meþrulaþtýrabilsinler. BM, batýlý güçler ve kapitalizm taraftarý rejimler yaratmak için bölgedeki küçük güçler arasýndaki çýkar çatýþmalarýný kullanarak tamamen anti demokratik bir þekilde çalýþýr. Ekonomik yardýmlar yok denecek kadar az, olan da yozlaþmýþ liderlerin ceplerine akýtýlýyor. Kosova'da tam da böyle oldu. Bölgeyle ilgilenen bir avuç uluslararasý þirket kýt kaynaklarý kapmak için yarýþýyor. BM ABD'ye alternatif bir güç deðil. O, yeni emperyalizmin sivil hizmetkarý. K e v i n O v e nd e n , S o c i a l i s t Wo r k e r

BURKA VE AFGAN KADINININ ÖZGÜRLÜĞÜ

Afgan kadýnlarýnýn son haftalarda televizyonlarda izlediðimiz görüntüleri yeni bir özgürlük havasýnýn estiðini ima ediyor. Ama gerçek, Almanya'nýn Bonn kentinde toplanan Birleþmiþ Milletler'in bile gözüne batýyor. Son 10 yýldýr savaþýn korkunç yüzüyle yaþayan Afgan kadýnlarýnýn çileleri bitmiyor. Televizyonlarda burkalarýný atan, Kuzey Ýttifaký ile birlikte yeni bir özgürlük havasýna kapýlan kadýnlarý seyrediyoruz. Observer Gazetesi muhabiri Chriss Stephen þöyle yazýyor: "Dini polisler gitti ama burkalar kaldý. Yabancý gazetelerin fotoðrafçýlarýnýn, þehrin Taliban'ý reddettiði imajýný yansýtmanýn basýncý altýnda hergün birkaç kadýný burkalarýný çýkarmaya ikna ettiðini görebilirsiniz. Fotoðraflarýn göstermediði þey ise bu kadýnlarýn birkaç dakika sonra burkalarýný tekrar üstlerine giydiðidir. Kuzey Ýttifaký'nýn da Taliban gibi kadýnlarý gerçek hayatýn dýþýnda tutulan bir mülk olarak gördüðü gerçeði devam ediyor." Afganlýlar 1994'de Kabil'de bir katliam gerçekleþtiren Kuzey Ýttifaký liderlerinden general Raþid Dostum'un gerçek yüzünü çok iyi biliyor. Kabil iþgalinde ordusu kadýnlara tecavüz eden, memelerini kesen, askerlerle zorla evlendirilen ve aileleri katledilen kadýnlarý Raþid Dostum mu özgürleþtirecek! Dostum'un getireceði ve Afganlý kadýnlarýn daha önce tattýklarý bu özgürlüðün! burkalý mý burkasýz mý olacaðýnýn kadýnlar açýsýndan ne kadar önemi olabilir ki? Birleþmiþ Milletlerin Almanya'nýn Bonn kentinde yapýlan ve Afganistan'daki farklý gruplarý biraraya getiren bir toplantýya çaðýrdýðý Hacý Abdül Kader Taliban Celalabat'ý almadan önceki yöneticiydi. 1995'de kadýnlarý burkaya zorla sokan da Abül Kader'in ta kendisiydi. Pakistan'da toplanan Dünya Bankasý, As-

ya Kalkýnma Bankasý ve Birleþmiþ Milletler yetkilileri Afganistan ekonomisinin geleceðini tartýþtýlar. Afganistan'a uygulanacak ekonomi politikalarý dünyanýn her yerinde olduðu gibi Afgan halký için de daha fazla yoksulluk ve baský anlamýna gelecek. Rio de Janeiro, Bankok, Jakarta, Mexico City ve Ýstanbul'da tanýk olduðumuz bu yoksulluk ve baský kadýnlarý fuhuþa sürükleyen esas neden. Bu mu Afgan kadýnýn kurtuluþu. Bütün Afgan halký gibi kadýnlarýn da kurtuluþu da yukardan dayatmalarla deðil tabandan bir mücadele ile saðlanabilir. Almanya'da toplanan Birleþmiþ Milletler toplantýsýnda bile ABD'nin tecavüzcü ve katliamcý müttefikinin tüm ülkeler Kuzey Ýttifakýnýn yaptýklarýný bilisicili ileride olacaklardan korku duyulmasýna yor. Bize televizyonlarda anlatýlan, bu korneden oldu. ABD dahil savaþý destekleyen kunç savaþý haklý göstermeye çalýþmaktan baþka bir þey deðil.

T A LÝ BA N LA R K ÝM LE R ? Taliban'ýn 1996'da ABD'nin desteði ile Afgansitan'ý ele geçirmesinden önceki iki yýl boyunca farklý gruplar arasýndaki savaþta 2 milyon insan ölmüþtü. Taliban savaþçýlarýnýn çoðu ülkenin güneyindeki en fakir bölgelerde savaþ nedeniyle öksüz kalan ve Pakistan'da Suudi Arabistan kaynaklý medreselerde eðitim gören gençlerdi. Orta Asya uzmanlýðý ile tanýnan gazeteci Ahmed Rashid þöyle diyor: "Taliban liderleri en yoksul ve en muhafazakar kesimlerden geliyor. Molla Ömer'in köyünde kadýnlar her zaman kapalý idi. Okula gitmiyorlardý çünkü okul yoktu. 20 yýl süren savaþ Afganistan sivil toplumunu yok etti. Tek destek aileden geliyordu. Taliban katý davranýþ modelleri dayatarak ülkeye bir düzen getirmeye çalýþtý. Taliban'ýn yaptýðý kendi yetiþtikleri deðerleri ve deneyimleri bütün ülkeye dayatmak oldu." Ýki yýllýk iç savaþ sýrasýnda Kuzey Ýttifaký askerleri sistematik olarak kadýn ve erkek çocuklara tecavüz etmiþlerdi. Taliban kendi askerlerinin benzeri þekilde davranmasýný engellemek için de kadýnlara olduðu kadar erkeklere de katý kurallar uyguladý.


Antikaptalist 12