Page 1

Korkular Cumhuriyeti savaþlar, yasaklar ve adaletsizlik yaratýyor

YETER ARTIK!

www.antikapitalist.net

Þubat 2008 / Sayý 49 - 2. Baský / Fiyatý 1 YTL

ÖLÜM DEÐÝL ÇÖZÜM! uzey Irak'a düzenlenen kara harekâtýnýn ilk haftasýnda yüzlerce insan öldü; her gün de yeni ölüm haberleri geliyor. Analarýn yüreði yanýyor. Ýster Türk olsun ister Kürt, savaþta çocuklarýný, eþlerini, sevgililerini, kardeþlerini, arkadaþlarýný yitirenler ayný acýyý yaþýyorlar. Canlarýndan canlarý koparýlýyor. Artýk yeter diyoruz. Öldürme ve ölmeye dayanan bu kýsýr döngünün kýrýlmasýný istiyoruz. Harekât, ölüm ve yýkým kusarken hep bir aðýzdan "vatan sað olsun" dememiz isteniyor. Demiyoruz! Tersane iþçisini ölüme, toplumun çoðunluðunu iþsizlik, yoksulluk ve sosyal güvenliksizliðe, iþçiyi sendikasýzlýða, gençleri umutsuzluða mahkûm eden, hiçbir toplumsal sorunu çözmeyenlerin çýkarý için dökecek kanýmýz yok. Operasyonlarýn ve kara harekâtýnýn derhal durdurulmasý ve bütün birliklerin geri çekilmesini istiyoruz.

K

Operasyonlarýn ve kara harekâtýnýn terörle mücadele için zorunlu olduðu iddia ediliyor. ABD Baþkaný George Bush da 11 Eylül 2001 saldýrýsýndan sonra ayný þeyi söylemiþti. Aradan yedi yýl geçti; Afganistan ve Irak savaþlarý yaþandý; Ýsrail Lübnan'a saldýrdý. Bölgenin

daha güvenli bir yer haline geldiðini kim iddia edebilir? Tam tersine istikrarsýzlýk gün geçtikçe artýyor. Ýsrail Filistin'e yönelik 60 yýldýr ayný politikayý uyguluyor. Sonuç? Filistin sorununun çözüldüðünü söyleyebilecek olan var mý? “Güneþ Harekâtý” da Kürt

sorununu askeri bir çerçeveye hapsederek siyasi barýþçýl bir çözümün yolunu karartýyor. Generaller ve AKP, Bush'un "terörizme karþý mücadele" yolundan yürüdükçe, hem bu topraklarda hem de Ortadoðu'da çok daha fazla kan akacaktýr. Þimdi operasyon ve kara harekâtýna karþý barýþ ve kardeþliðin sesini güçlendirme zamaný. Kürt sorunu, kan dökmekten baþka bir iþe yaramayan askeri yöntemlerle çözülmüyor. Çözüm ve akan kanýn durdurulmasý ancak barýþçýl-siyasi bir çerçevede adil çözüm için somut adým atýlmasýný, harekâtlarýn deðil demokrasinin derinleþtirilmesini gerektiriyor. Barýþ ve kardeþlik için her eylemi, etkinliði ve çabayý, "ölüm deðil çözüm" diyen her sesi güçlendirelim. Irak iþgalinin yýl dönümü nedeniyle çaðrýlan 15 Mart eylemini TSK dahil bütün ordularýn Irak'tan çekilmesi talebiyle inþa edelim.

Bülent Ersoy’un yanındayız

Kürt sorunu Adil, demokratik barýþ sayfa 2

Çocuklarımızı toprağa gömmeyelim! Türkiye Barýþ Meclisi Ýstanbul Giriþimi savaþa ve ölümlere karþý çýkan Bülent Ersoy’a destek amacýyla aþaðýdaki metinle imza kampanyasý baþlattý. Metnin altýnda Lale Mansur’dan Baskýn Oran’a Ferhat Tunç’tan Eren Keskin, Pýnar Selek ve Fikret Baþkaya’ya kadar deðiþik kesim temsilcileri imzalarýný attýlar.

Savaþ ölüm demektir…

Türban

Kürt ya da Türk…

Daha fazla özgürlük sayfa 3-4

Ergenekon Çetelere SON sayfa 6-7

Tuzla Ýþçi kýyýmýna SON sayfa 8-9

Çatýþma bölgesinde çocuðu, kardeþi, eþi, yakýný bulunan hangi insan savaþýn devamýný ister… Her kapý sesinde, her telefon zilinde içi titriyor analarýn… Bülent Ersoy televizyondaki canlý bir yayýn sýrasýnda bu gerçeðe deðinerek "savaþta çocuklar ölüyor, analarýn yüreði yanýyor" dedi. "Savaþ istiyorum" deseydi Bülent Ersoy'u alkýþlayacak olanlar, "Çocuklar ölmesin" dediði için linç kampanyasý baþlattýlar. Bülent Ersoy hakkýnda "halký askerlikten soðutma" iddiasýyla soruþturma açýldý. Savaþ sadece kan, acý ve gözyaþý getiriyor. Ýnsanlýðýmýzý ve aklýmýzý yitirmedik henüz. Hâlâ barýþ diyoruz,

15 Mart Saat 13’te Kadıköy Meydanı’nda Meslek Örgütlerinin Çağrısıyla, Hep Beraber;

barýþalým istiyoruz. Bu savaþýn oyuncaðý olmayacaðýmýzý, köklü bir çözüm için barýþtan baþka bir yol olmadýðýný kamuoyuna bir kez daha ilan ediyor, Bülent Ersoy hakkýnda açýlan soruþturmanýn derhal durdurulmasýný istiyoruz.

Bülent Ersoy'un sesine güç verelim Ýmza atmak için bulentersoyadestek@tezkereyeveoperas yonlarahayir.net http://www.tezkereyeveoperasyonlaraha yir.net/bulentersoy.php

ÝÞGALE SON diyelim!


2

Ölüme Karþý “Kardeþlik Saðolsun”! Türkan Uzun

ýllarca Kürt sorununu çözümsüzlüðe boðan Türk egemenleri "illa ki ölüm" diyerek Irak'a kara harekâtý yapýyor. Generaller “PKK'yi bitirme” ve “bir daha harekât yapma gereðini ortadan kaldýrma” hedefine ulaþýncaya kadar da Irak'ta kalacaklarýný söylüyorlar. Bunun dýþýnda hiçbir þey belli deðil. Harekât coðrafi olarak ne kadar güneye iner, ne kadar sürer, “bitirmek” ne demektir? Kýsa sürede “hedefe” ulaþýlmazsa K. Irak iþgal mi edilecek; belirsiz. Bu belirsizlik son derece tehlikelidir. Hem Baðdat hükümetinden hem de Güney Irak'taki Þii lider El Sadr’dan protestolarýn yükselmesi boþuna deðil! TSK'nýn sýnýrda bir tampon bölge oluþturmak istediðini, Irak'ýn içiþlerine sürekli karýþtýðýný bilmeyen yok. Sýnýrötesi operasyonlarýn ve kara harekâtýnýn PKK dýþýnda hedefleri olduðundan da þüphelenmeyen kalmadý. Arap basýný harekâtýn tozu dumaný altýnda ABDÝsrail-Türkiye bölgesel projelerinin gizlendiðini iddia ediyor, El-Hayat gazetesi ise Ýran'ý iþaret ediyor. Kesin olan ise bölgesel güç olma yolundaki Türkiye'nin gece operasyonlarý ve kýþ koþullarýnda bir kara harekâtý ile muazzam bir askeri kapasiteye sahip olduðunu “dosta-düþman”a sergiliyor olmasýdýr.

Y

Askeri çözüm yok Operasyonlarýn ve harekâtýn hedefi olan PKK, Cumhuriyetin kuruluþundan bu yana var olan Kürt sorunun kendisi deðil sadece bir belirtisidir. Kürt sorunu adil bir çözüme kavuþturulmadan, bu sorunun ortaya çýkardýðý PKK ya da önceki 28 isyana benzer mücadeleler

devam edecektir. "Kürt yoktur" diyerek sorunu görmezden geldiklerini artýk emekli generaller bile itiraf ediyor. Kürt sorununun çözümü bütün toplumun yararýnadýr. Çözümsüzlük ise bu savaþta hayatýný ortaya koymayan, sýnýrlý kaynaklarýmýzýn savaþýn finansmanýnda kullanýlmasý nedeniyle yoksullaþmayan küçük bir kesimin iþine yarýyor. Toplumun çoðunluðu bu savaþtan zarar görüyor ama küçük bir kesim çözümsüzlüðü derinleþtiren askeri operasyonlarý, baskýlarý, yasaklarý onaylamamýzý istiyor. Kürt sorununun adil bir çözümü için gerekli olan siyasi ve barýþçýl yaklaþýmlara her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. PKK, bu yönde somut adýmlar atýlýrsa silah býrakmaya hazýr olduðunu açýkça ifade ediyor. Böyle bir ortamda PKK'nin üzerine tankla tüfekle gidilmesi çözümsüzlüðü derinleþtirecek ve çatýþmanýn devamýný garantileyecektir. Kan aktýkça halklarýn kardeþlik duygusu zayýflarken çözüm yollarý týkanýyor. Dolayýsýyla operasyonlar ve harekât Kürt sorununda adil bir çözümü kolaylaþtýrmýyor; aksine zorlaþtýrýyor. Harekât generallerin ifade ettiði hedefine ulaþsa bile, böyle bir “bitiþ” sadece yeni bir baþlangýcýn temeli olur. Asýl sorun çözülmedikçe de çetelerin kol gezdiði, demokrasinin bir türlü yeþeremediði Türkiye Cumhuriyeti, Korkular Cumhuriyeti olmaya devam eder.

Kimin çözümü? Yoksullar, iþçiler, köylüler, kadýnlar, eþcinseller, Aleviler, gayri-müslimler tek baþlarýna kaldýklarýnda Korkular

Cumhuriyetinin kendilerine dönük “çözümleri”ni çok iyi biliyor. Alevilerin yýllarca inanýþlarýný saklayarak yaþamasý, iþ baþvurusunda eþit muamele görmek isteyen bir eþcinselin cinsel yönelimini gizlemesi, eþit haklar isteyen kadýnlarýn "kadýnlýklarýný bilerek" davranmalarý, iþçilerin iþyerinin yöneticilerinin dediklerini yapmasý sorunu ne kadar çözüyorsa Kürtlerin hak taleplerinin silahla bastýrýlarak bu taleplerin duyulmaz hale getirilmesi ancak o kadar çözüm olabilir. Bu tür tek taraflý çözümler sadece toplumun küçük bir kýsmýný mutlu eder. Eþitlik, demokrasi, adalet, iþ güvenliði, sendikal örgütlenme hakký, barýþ, özgürlük ve hak arama talepleri mahkemelerle, disiplin cezalarýyla, yetmezse F tipi hapishanelerle; bunlar da yetmezse silahla, copla, dipçikle, bombayla bastýrýlmak isteniyor. Sonra da bunun adý çözüm oluyor. Sorunlarý yaratan Tuzla'da teker teker, göz göre göre ölmeye razý olmadýklarý için yolu trafiðe kapatan tersane iþçileri deðildir. Tekel'in özelleþtirilmesini durdurmak için özelleþtirme idaresini kuþatan iþçiler de deðildir. Sorun, eþit muamele görmek isteyen kadýnlarýn, eþcinsellerin, Alevilerin ya da gayri Müslimlerin isyan edip "yeter artýk" diye baðýrmalarý deðildir. Sorun; adaletsizliktir, yoksulluktur, eþit olmayan koþullardýr. Sorunun çözümü daha çok baský, daha çok yoksulluk ve adaletsizlik olamaz. PKK öne sürülerek yapýlan operasyonlar ve kara harekâtý da;

sosyal güven(siz)lik tasarýsý, yoksulluk, iþsizlik ve baskýlar da ayný sürecin parçasýdýr. Mesele yaþadýðýmýz çok sayýda sorunun hangi güç dengeleri üzerinden, kimlerin lehine çözüleceðidir. Sýnýr-ötesinde güçlenen bir Türk devleti, sýnýrýn berisinde de toplumun çoðunluðuna karþý sahip olduðu sopayý büyütecektir. Bu güçlenme bölge ve Türkiye halklarýnýn çýkarlarýyla tümüyle ters orantýlýdýr. Diðer taraftan sosyal güvenlik tasarýsýnda öngörülen 9000 prim gününden ölen Kürt sayýsý kadar gün azaltýlmayacaktýr. Ya da Kürt halký lehine olan geliþmeler Türk kökenli sömürülen ve ezilenlerin haklarýnýn azalmasýna neden olmaz. Sömürülen ve ezilenlerin güçlenmesi birbiriyle doðru orantýlýdýr. Tam da bu nedenle bugün "vatan sað olsun" demek, Türk bayraklarýna sarýlmak, Türkiye'nin bölgesel güç olmasýný sevinçle karþýlamak, hatta belki Kerkük hülyalarýna kapýlmak kendi tabutumuza çivi çakmaktan baþka bir þey deðildir! Toplumda sömürülen çoðunluðun ve ezilen kimliklerin lehine adil çözümlerin yolu sorun ve mücadele gündemlerinin ortaklaþtýrarak farklý kesimlerin birbirine sahip çýkmasýndan geçiyor. Operasyonlara, kara harekâtýna ve oluþturduðu çözümsüzlüðe karþý halklarýn kardeþliði, adil çözüm için birleþik mücadele "sað olsun" diyelim.

Demokratikleşme ve Kürt Sorunu 9-10 Þubat 2008 tarihinde Ankara'da toplanan "Yeni Anayasa Sürecinde Demokratikleþme ve Kürt Sorunu Konferansý" sonucunda, katýlýmcýlarýn çok deðerli fikir ve önerileriyle Türkiye Barýþ Meclisi (TBM), önümüzdeki süreçte izleyeceði yol ve oluþturacaðý politikalar konusunda daha geniþ perspektifler elde etme olanaðý bulmuþtur. Konferansýn, Kürt sorununda barýþçý ve demokratik çözümün yaþamsal ve nesnel bir biçimde kendini dayattýðý ve çözüm için olanaklarýn arttýðý bir zamanda gerçekleþmiþ olmasý, önemini arttýrmaktadýr. Bu baðlamda, tartýþýlan her temel konu için, þimdi somut uygulamalar yönünde acil adýmlar atma zamaný gelmiþtir. Konferansa katýlan deðerli konuþmacýlarýn ifadelerinden baðýmsýz, ama onlarýn ileri sürdüðü fikirlerden yararlanarak ulaþtýðýmýz sonuçlarý kýsaca þöyle özetleyebiliriz. Konferansta incelenen temel konulara bakýldýðýnda, demokratikleþme ve Kürt Sorunu arasýnda, yasalarý, toplumsal hayatý ve siyasi kurumlarý yakýndan ilgilendiren bir baðlantý kurulduðu görülmektedir. "Cumhuriyetin Kuruluþundan Ýtibaren Kürt Politikalarý" baþlýðý altýnda yapýlan tartýþmalarda, siyasi tarihimizin erken dönemlerinden günümüze kadar süregelen bir çözümsüzlük bulunduðu saptanmýþtýr. Kürt sorununu ve genel olarak demokrasi sorununu güvenlik politikalarý içinde ele alan, her türden geliþme ve deðiþim çabalarýný bu kapsamda deðerlendiren, bir etnik grubun (egemen ulusun) hâkimiyeti fikrine dayanan, asimilasyonu amaçlayan, kimlikleri inkâr eden bu politikalarýn, tümüyle geçersiz, insan haklarý ve demokrasi kavramlarýyla karþýtlýk içinde olduðu ve acilen terk

edilmesi gerektiði ifade edilmiþtir. "Anayasal Vatandaþlýk" kavramýnýn tartýþýldýðý oturumda, anayasada yapýlabilecek deðiþikliklerin Kürt sorununun çözümü için hukuksal olduðu kadar siyasal açýdan da olanaklar getireceði belirtilmiþtir. Milliyetçi ve kültürel deðerlerin yerine, vatandaþlarýn ortak çýkarlar etrafýnda birleþmelerini saðlayan siyasal deðerlerin daha kapsayýcý olduðu vurgulanmýþtýr. Buna göre, yeni bir anayasa, etnik, dinsel ve kültürel imalara ve çaðrýþýmlara hiçbir bir biçimde yer vermemeli, toplumun doðal çoðulculuðunu tanýyan ve farklý kültürlerin, inançlarýn ve ulusal kimliklerin kendi varlýklarýný korumalarý ve geliþtirmelerinin önündeki engelleri kaldýran bir "vatandaþlýk" tanýmýna yer vermelidir. "Bölgesel Yönetim" baþlýklý oturumda, gelinen noktada, bürokratik merkezi yönetimin her türden geliþmenin önünde engel teþkil ettiði temel düþüncesinden hareketle; sadece Kürt sorununun çözümünün deðil, Türkiye'nin bütün bölgelerinde yoksulluðun ve geri kalmýþlýðýn giderilmesi kültürel deðiþimin gerçekleþtirilmesi ve demokrasinin güçlenmesinin bir imkâný olarak bölgesel yönetimlerin geliþtirilmesi konusunda fikir birliði olduðu görülmüþtür. "Demokratik Özerklik", yereli güçlendirme, halkýn söz ve karar yetkilerini geliþtirme, meclis sistemi, kültürel farklýlýklarýn özgürce geliþtirilebilmesi için tedbirler, bu baðlamda tartýþýlmýþtýr. "Kadýn Hareketi ve Barýþ" baþlýðýný taþýyan oturumda, barýþ mücadelesi ile kadýnlara yönelik þiddete karþý mücadele arasýnda dolaysýz baðlar bulunduðuna, özellikle, ev ve aile içinde baþlayan ve toplumsal hayatýn bütün alanlarýnda kendisini hissettiren erkek egemen

þiddete karþý mücadele etmeden barýþ yönündeki mücadelelerin inandýrýcý olamayacaðýna dikkat çekilmiþtir. Kadýn hareketinin barýþla, barýþýn da kadýn hareketiyle geliþip güçleneceðinden hareketle, kadýnlarýn barýþýn kazanýlmasý mücadelesindeki önemi ve yeri vurgulanmýþtýr. "Kültürel Haklar ve Kimlikler" baþlýklý oturumda, etnik, dinsel, inançsal kimlik sorunlarý tartýþýlmýþ ve oluþturulacak yeni bir anayasanýn hiçbir kimliðin tekçiliðineegemenliðine dayanmayan, aksine toplumun eþit ve özgür birlikteliðini saðlayan, farklý kültürlerin kendilerini korumasý ve geliþtirilmesine yönelik düzenlemeler içermesi gerektiði dile getirilmiþtir. Yaný sýra, kamusal hizmetlerin çok dilli olarak sunulmasý, din ve inançlar üzerindeki her türden devlet tasarrufunun kaldýrýlmasý talep edilmiþtir. "Ýhtilaflarýn Þiddet Dýþý Yöntemlerle Çözümü"nün tartýþýldýðý son oturumda, özellikle barýþ çalýþmalarýnýn þiddet dolayýsýyla uðradýðý zararlar üzerinde durulmuþtur. Þiddet, siyasal alaný (yani sözü ve müzakere ortamýný) tahrip eden, çözümsüzlüðe yol açan bir olgu olarak deðerlendirilmiþ, çözüm için silahlarýn sustuðu bir ortamýn saðlanmasý gereði önemle vurgulanarak, farklý ülkelerde yaþanmýþ benzer örneklerden yararlanmak gerektiði belirtilmiþtir. Þiddetin ortadan kaldýrýlmasý için, taraflarýn ihtiyaçlarýnýn ve taleplerinin açýkça belirlenmesi ve bu ihtiyaçlarýn karþýlýklý olarak müzakere edilebilir hale gelmesi bakýmýndan TBM'ye düþen görevler üzerinde durulmuþtur. Yaný sýra, devletin operasyonlarý durdurmasý ve Kürt tarafýnýn da bir an önce eylemsizlik sürecine girmesi çaðrýsýnda bulunulmuþtur. Bu Konferans'ýn ýþýðýnda, Türkiye'nin

demokratikleþmesi ve Kürt sorununun çözümü için, eþitlikçi, özgürlükçü ve demokratik yeni anayasanýn önemli bir imkân olabileceði ortaya çýkmýþtýr. Yeni bir anayasanýn, Kürt, Türk ve diðer bütün etnik-ulusal gruplar dâhil olmak üzere, ayrýmsýz tüm vatandaþlar tarafýndan benimsenebilmesi için, en azýndan aþaðýdaki nitelikleri taþýmalýdýr: 1. Militarizmden, güvenlik rejimi zihniyetlerinden arýnmýþ olmalýdýr. 2. Vatandaþlýk herkesin, etnik kökeni, dinsel inançlarý, cinsiyeti, cinsel yönelimi, siyasal görüþleri nedeniyle ya da baþkaca bir nedenden dolayý ayrýmcýlýða uðramaksýzýn eþit hak ve sorumluluklar ile donatýlacaðý biçimde yeniden tanýmlamalýdýr. 3. Anayasada yalnýzca ayrýmcýlýða yol açan anlayýþlarýn temizlenmesiyle yetinilmemeli, ayný zamanda ayrýmcýlýðýn her türünü kesin bir dile yasaklayan maddeler yer almalýdýr. 4. Anayasa, etnik, dinsel ve kültürel imalara ve çaðrýþýmlara hiçbir yerinde ve hiç bir biçimde yer vermemelidir. 5. Yurttaþlarýn temel hak ve özgürlüklerini, sosyal adaletin tesisi yönünde, çalýþanlarýn ekonomik ve sosyal haklarýný, doðal ve kültürel çevre ve varlýklarýn korunmasýný güvence altýna alýnmalýdýr. 6. Köhnemiþ ve hantal tekçi siyasal yapýlar ve yönetim yöntemleri yalnýzca Kürt sorununun deðil, ülkenin bütün temel sorunlarýnýn çözümü önünde engel teþkil etmektedir. Bunun yerine, yerel ve bölgesel yönetimlerin etkin olacaðý yeni bir yönetim biçimi anayasada düzenlenmelidir. TÜRKÝYE BARIÞ MECLÝSÝ SEKRETERYASI


Demokrasi, eşitlik, adalet ve barış için

3

Yasaklara Karþý Özgürlükleri Savunalým Sertuğ Çiçek

Özgürlükler yasaklarla korunamaz Türban tartýþmasýnda 2 cephe var: Birincisi yasak aynen devam etmeli diyenler, ikincisi ise yasak kalkmalý diyenler. Türbanýn temsil ettiði siyasal Ýslamýn "laikliði" ve "mevcut demokratik haklarýmýzý" tehdit ettiðini düþünenlerin büyük kýsmý yasaðýn aynen devam etmesi gerektiðini savunuyor. Bu kesim, türban düzenlemelerinin masum bir özgürlük talebinin karþýlanmasý olarak görülemeyeceðini, baskýcý bir þeriat düzenine giden yolda önemli bir adým olduðunu iddia ediyor. Ýslamcýlarýn devleti yavaþ yavaþ ele geçirdiklerini ve türbana verilecek özgürlüðün bir süre sonra türbansýzlarýn özgürlüðünü ortadan kaldýracaðýný öne süren bu kesim özgürlüklerimizi korumak için türbana özgürlük verilmemesi gerektiðini savunuyor. Geçen yýl Abdullah Gül'ün cumhurbaþkaný seçilmesini engellemek amacýyla düzenlenen "Cumhuriyet Mitingleri"nde alanlarý dolduran milyonlarca kiþinin türban düzenlemeleri nedeniyle bir kez daha yaþadýðý bu korku, tedirginlik ve bir þey yapma-müdahale etme çabasý ne yazýk ki ne toplumun çoðunluðu yararýna ne de bu hassasiyete sahip olanlar için bir çözüm üretiyor. Çünkü, özgürlüklerine titizlikle sahip çýkmak isteyen bu kesim, ne yazýk ki korkularýna teslim olarak özgürlük karþýtý bir cephenin parçasý, baskýcý ve

yasakçý bir kazalarýnda, trafik anlayýþýn toplumsal kazalarýnda, Hangi Taraftayız? tabaný haline depremde binlerce geliyor. insan ölürken; kýsaca çoðunluk DEMOKRASĐ - DARBE Yasakçýlarýn liderliðini yapan en SEÇĐLMĐŞLER - ATANMIŞLAR acý çekerken küçük bir azýnlýðýn sefa önemli odaklar TBMM - GENERALLER içinde yaþamalarýný yüksek yargý, ÖZGÜRLÜKLER - YASAKLAR saðlayan rektörler ve generaller. Devletin REKTÖR - SINIF ARKADAŞIN cumhuriyeti mi savunacaðýz! belkemiði olan bu Çoðunluðun acý MÜDÜR ĐŞ ARKADAŞIN güçlerin, daha fazla çekmesi, özgürlük, yoksulluðu üzerine demokrasi, adalet, yükselen barýþ isteyenlere ve bu taleplerin seçilmemiþlerin cumhuriyetini sözcülüðünü yapan sola karþý savunanlar, toplumu zaten sýnýrlý olan tutumlarýný herkes bilir. Bu odaklarýn özgürlükleri elden gidecek diye bugüne kadar demokrasi, özgürlük, korkutarak kendi peþlerine takmaya adalet ve barýþa en ufak bir katkýlarý çalýþýyorlar. Onlarýn korumaya çalýþtýðý olmamýþtýr. Cumhuriyeti savunuyoruz, þey bizlerin baþý açýk dolaþma demokrasiyi savunuyoruz diyen bu özgürlüðümüz, demokrasi ve sözlükteki kesimler, kendi cumhuriyet anlamýyla cumhuriyet deðil; kendi anlayýþlarýný bile savunmamaktadýrlar. kurduklarý düzendir. Bu nedenle bu Cumhuriyetin TDK sözlüðündeki kesimler özgürlük, adalet, eþitlik, barýþ anlamý aynen þöyledir: "Milletin, taleplerinin asýl düþmanýdýrlar ve egemenliði kendi elinde tuttuðu ve olanlarla yan yana gelerek özgürlükleri bunu belirli süreler için seçtiði savunmak imkansýzdýr. milletvekilleri aracýlýðýyla kullandýðý Solun büyümesini engellemek için yönetim biçimi." imam hatipleri açanlar, Ýslami fikirleri, En çok oy alan partiyi kapatabilen, cemaat ve tarikatlarý kullanmaya seçilmiþ milletvekillerinin kararlarýný çalýþanlar þimdi bir avuç imam hatip yargýya verdikleri talimatlarla ortadan öðrencisi için yüz binlerce meslek kaldýrmaya çalýþanlarýn savunduðu liseliyi maðdur ediyorlar. Gerekçeleri cumhuriyet ile "cumhuriyet de demokrasiyi savunmak! mitingleri"ne giden büyük çoðunluðun Kadýn haklarýndan bahsederek türban savunmayý istediði cumhuriyet arasýnda yasaðýný devam ettirmek için bizden ciddi bir fark var. destek isteyen bu güçler iki yüzlüdür. Toplumun büyük çoðunluðu Reklam filmlerinde, televizyonlarda, yoksulluk ve sefalet içinde yaþarken, iç mahkemelerde, kitaplarda, gazetelerde, savaþ, operasyon vb nedenlerle hemen her alanda kadýný seks nesnesi gençlerimiz ölüp öldürürken, iþ haline getiren, tecavüz ve namus

Özgürlüklerimizi Ýstiyoruz! AKP'nin özgürlükçülüðüne güvenmiyoruz AKP, 22 Temmuz seçimlerinde ordunun siyasete müdahalesine ve K. Irak'a askeri operasyonlara karþý çýkan, Kürt sorununda çözüm arayanlarýn oylarýný aldý. Fakat seçimlerden sonra oynadýðý "barýþçýl mazlum" rolünü terk etti. Kürt sorununda barýþçýl çözüm önerileri yerine askerin K. Irak'a müdahale etmesinin önünü açmak maksadýyla sýnýr içi ve ötesi operasyonlara evet dedi. Þu anda orduyla AKP arasýnda K. Irak politikalarý konusunda hiçbir fark yok. Kaldý ki ekonominin performansý da gittikçe düþüyor ve neredeyse herkes olasý bir krizden tedirgin durumda. Yerel seçimlerin yaklaþtýðý böylesi bir ortamda AKP oy toplayabilmek için yeniden "sahte demokratlýða" ve "mazlum" rolüne soyundu. AKP'nin türban konusunu kökünden çözmek yerine durumu idare edecek olan yasa teklifini bugünlerde gündeme taþýmasýnýn ardýnda bu yatýyor. Halbuki toplumsal ihtiyacýmýz ve talebimiz bütünsel olarak demokratikleþmenin önünün açýlmasýna olanak verecek özgürlükçü ve adil yeni bir

anayasadýr. Ýktidara geldiði günden bu yana "sermayeye özgürlükçü" davranan AKP'nin ve toplumda linç havasýný besleyen MHP'nin bu yönelimi ikiyüzlüdür. Biz daha fazla demokrasi ve özgürlük istiyoruz. Toplumsal barýþýn tesis edilmesine yönelik çözümsüzlüðü derinleþtiren sýnýrötesi ve içi operasyonlara, Ergenekon operasyonu ile yeniden ortaya çýkan çete-devlet iliþkilerinin üstünün örtülmesine izin vermemeliyiz. Demokrasi ve özgürlüðü savunmayý AKP gibi "sahte demokratlar"a býrakmayalým. Aksi halde türban gibi pek çok özgürlük konusu AKP'nin oyuncaðý oluyor ve her önemli dönemeçte karþýmýza çýkýyor.

Baykal'ýn CHP'sine alternatif özgürlükçü bir sol istiyoruz AKP'ye karþý muhalefetin örgütlenmesi ise CHP’ye býrakýlamaz. Toplumsal özgürlükleri geniþletmek yerine, 12 Eylül darbe rejiminin ve '82 Anayasasý'nýn ýsrarlý savunuculuðunu yapan CHP demokrasi ve özgürlük güçlerini, "þeriat" ile korkutarak darbe heveslilerinin peþine takmak istiyor. Özgürlük, demokrasi, adalet,

barýþ ve refah taleplerine sýrtýný dönüp varsa yoksa türbanla uðraþan CHP'nin “solculuðu” sola sadece zarar veriyor. Yoksullarla, ezilenlerle, emekçilerle, Kürtlerle kucaklaþabilecek, generallerin, yargýçlarýn, patronlarýn deðil ezilen ve emekçilerin sesi olacak bir sol inþa etmek zorundayýz. CHP'nin temsilciliðini yaptýðý korku politikalarýndan kurtulmak, sol sesimizi ve sözümüzü milyonlarca emekçiye ve ezilene iletecek ortak bir sol örgütlenme istiyoruz. Kadýn erkek, çalýþan iþsiz, yaþlý-genç, Türk-Kürt, AleviSünni, türbanlý-baþý açýk, heteroseksüel-eþcinsel milyonlarca kiþinin ortak çýkarlarýnýn sözcüsü-temsilcisi olacak Sol bir alternatife her zamankinden daha fazla ihtiyacýmýz var. Yoksulluk, baský, güvencesizlik, adaletsizlik karþýsýnda ortak sesimiz olabilecek sol bir alternatif aracýlýðýyla özgürlükçü ve adil yeni bir anayasa için, 301'in deðiþtirilmesi için, sendikalar yasasýnýn, seçim yasalarý ve barajlarýnýn, siyasi partiler yasalarýnýn demokratikleþmenin önünü açmak için, Kürt sorununun demokratik barýþçýl çözümü için, neo liberal saldýrýlarý püskürtmek için çok daha güçlü olabiliriz.

cinayetlerine göz yuman, kadýnlarý düþük ücretli ve güvencesiz iþlere mahkum edenler bu ülkeyi yýllardýr yönetenler deðil mi? Þimdi hangi hakla kadýn haklarýný aðýzlarýna alýyorlar! Türban yasaðý ile hiç de az olmayan sayýda kadýnýn okuma ve kamusal alanda çalýþma hakkýný elinden alýp evlerine hapsetmeye çalýþanlar kadýn haklarýný savunabilirler mi? Okullarýmýzda çalýþanlar ve öðrencileri bunaltan uygulamalarýn baþýnda olan rektör ve müdürler, demokrasi adýna türban yasaðýný savunmamýzý istiyorlar. Demokrasi ile rektörlük makamý ayný cümle içinde bile abes duruyor! Demokrasi, üniversitelerde resmi ideolojiyi yeniden üretmenin bekçiliðini yapan rektörlere, devletin belkemiði olan ve her þeyden önce vatan gelir diyerek verdikleri ölüm emrine kayýtsýz itaat etmemizi isteyen generallere, yasalarý uygulamakla görevli yargýçlara, müdür ve patronlara býrakýlamayacak kadar deðerlidir. Onlar demokrasiden güç almazlar; onlarýn gücü ekonomik üstünlüklerinden, silahlarýndan, yasa(k)lardan gelir. Atanmýþ olanlar seçmenlere hesap vermezler, seçmenler tarafýndan görevden alýnamazlar. Demokratik süreç ve denetim dýþýnda kalan bu kesimin demokrasi savunusu sahtedir. Sahip olduðumuz özgürlüklerimiz ve sýnýrlý demokratik haklarýmýzý korumanýn yolu, yasak ve baskýlara destek vermek olamaz. Özgürlüklerimizi kaybedeceðiz korkusuna teslim olmadan, bütün özgürlüklerimizi tutarlý ve kararlý þekilde savunmalýyýz.


4 Solu yeniden yükseltmek için;

Özgürlük, Eşitlik, Barış ve Adaleti Tutarlı ve Đnatçı Bir Şekilde Savunmalıyız ürban yasaðýnýn kalkmasýna karþý çýkanlarýn büyük kýsmýnýn temel endiþelerini þöyle özetlemek mümkün: "Ýktidarý tam olarak ele geçirince bizim baþý açýk dolaþmamýza izin vermeyecek olanlarýn özgürlüðünü neden savunalým? Özürlükçüyüz ama salak deðiliz!"

T

Bir tarafta özgürlük ve demokrasiyi sadece kendisi için istediðini bildiðimiz AKP ile demokrasi ve özgürlüklerin eli kanlý düþmaný MHP var. Diðer tarafta ise "þeriat gelir haa" diyerek korku üzerinden ayakta kalmaya çalýþan; yoksulluk, iþsizlik, adaletsizlik vb temel sorunlarla iliþkisini kesmiþ; bu adaletsiz sistemin koruyucu ve sürdürücüsü generaller, rektörler, yüksek yargý organlarý ve büyük patronlarla kol kola girmiþ bir CHP. Sadece bu iki kesime bakarak taraf olmak mümkün deðil. Ne var ki bu iki kesimin etkileyerek peþine taktýðý milyonlarý görmezden de gelemeyiz. Politik alanda toplum gözünde dikkate alýnabilecek büyüklükte ve saygýnlýkta bir sol alternatife ihtiyaç olduðunu, bu ihtiyacý CHP'nin karþýlamadýðýný düþünenler için bugün nasýl tutum alacaklarý ve bu tutumu nasýl gerekçelendirecekleri kritik bir öneme sahiptir. Kendini sosyalist olarak tanýmlayan solun bir kesimi farklý gerekçeleri olsa da CHP ile ayný safta yer alýrken büyük kesiminin türban konusundaki yaklaþýmý ne yazýk ki tutumsuzluktur. Toplumun neredeyse tamamýnýn taraf olduðu bir tartýþmayý, "bizim sorunumuz deðil" diye görmeyerek kendimiz çalýp kendimiz dinlersek toplumun da ezici çoðunluðu bizi görmez, görenler de ciddiye almaz. Daha da önemlisi, bu denli yaygýn tartýþýlan bir konuda ne evet ne de hayýr diyen, uzun uzun açýklamalar yaptýktan sonra bir tutum almayanlar sonuç olarak pratikte gücü olan tarafa (ki iki ucu b.klu deðnek!) üstü örtülü bir destek vermiþ

oluyorlar. Siyasal arenada yoksullarýn, emekçilerin, ezilenlerin sesi ve temsilcisi olmayan bir politik hareket "sol" bir hareket olarak tanýmlanamaz. Sol politikalarýn özü, kapitalist sistemin yarattýðý eþitsizliðe, adaletsizliðe, yoksulluða, baskýlara, savaþlara karþý daha özgür, demokratik, insancýl, adil, emekçiden ve barýþtan yana olmaktýr. Sol, sisteme karþý mücadele önündeki en büyük engellerden birisinin toplumun dil, din, mezhep, ýrk, cinsiyet, cinsel yönelim, meslek vb bölünmüþlükleri olduðunu bilir. Emekçilerin birliði olmadan yeni kazanýmlar elde etmek bir yana, varolan haklarýn bile korunamayacaðýný tarihimizdeki acý deneyimlerden biliyoruz. 1989 bahar eylemleri madenci yürüyüþü ve genel grev ile doruða ulaþmýþken 1. Körfez Savaþý üzerinden yükseltilen "önce vatanýn çýkarlarý" üzerinden sönümlendi. Ardýndan Kürt sorununun demokratik çözümünü isteyen iþçi liderlikleri "bölücülük üzerinden" hizaya getirildi. Susurluk Kazasý ardýndan yükselen temiz toplum hareketi 28 Þubat süreci ile kýþkýrtýlan "laik cumhuriyeti savunma" üzerinden yok edildi. Grevli, toplu-sözleþmeli sendikal hak ve ücretlerin iyileþtirilmesi için Kamu Sen ve KESK'in birbirini tamamlayan art arda eylemleri ve emek platformunun çaðrýsýyla gerçekleþtirilen en yüksek katýlýmlý memur greviyle taçlanan hareket "hayata dönüþ operasyonu" ile "bölücüler ve teröristleri destekleyenler" söylemleri üzerinden felç edildi. 2000-2001 krizi ardýndan Ankara'da emek platformunca yapýlmasý planlanan büyük iþçi eyleminin iptal edilmesini saðlayan korku, esnaf eylemlerindeki Ýslamcý militanlarýn varlýðý oldu. Bu deneyimler bir kez daha göstermiþtir ki, ezilenden yana net bir tutumu olmayan kitlesel emekçi hareketlerinin eritilmesinde bizleri bölen

fikirlerin rolü çok büyüktür. Emekçilerin birliðini saðlamak isteyenler bu nedenle ezilenlerin kürsüsü olmak zorundadýrlar. Daha iyi bir dünyanýn ancak emekçilerin örgütlü birliði ve kitlesel mücadelesi ile kazanýlabileceðini iddia edenlerin, her politik tartýþmadaki temel referans noktasý genel olarak emekçilerin uluslar arasý birliðine ve mücadelesine katkýda bulunmak olmalýdýr. Laik-dinci bölünmesi de kitlesel mücadele yollarýný týkamaktadýr. Bu bölünmenin üstesinden gelmek, Ýslami harekete kaptýrýlmýþ kent yoksullarýný yeniden sola çekmek için korkmadan, cesaretle özgürlüklere sahip çýkmak, demokrasi, eþitlik ve özgürlük bayraklarýný yükseltmek zorundayýz. Bu noktadan hareket etsek bile karþýmýza yeni sorular çýkýyor: "Türbana özgürlük þeriatçýlarý güçlendirmez mi?", "Demokrasiyi yok etmek isteyenlere özgürlük verilir mi?", "Ýran olma yolunda bir adým daha atýlmasýna seyirci mi kalacaðýz?" Bu haklý endiþelerin temelinde Ýslami hareketlere güvenilemeyeceði gerçeði yatýyor. AKP ve önceli olan siyasi hareketler ile diðer ülkelerdeki benzer siyasi yapýlarýn bütün pratikleri göstermektedir ki bu hareketler diðer kesimlere karþý son derece baskýcý olabiliyorlar. Ne var ki bu gerçeklik tek baþýna yeterli deðildir. Dünyada ve Türkiye'de Ýslami hareketlerin güçlenmesinin temelinde sol siyasetin toplum içindeki zayýflýðýnýn olduðunu görmezsek Ýslami hareketlerin güçlenmesini sadece seyrederiz. Bu yükseliþ karþýnda korkup çaresiz hissettikçe de (derin ya da sýð) devlete, çetelere, ABD iþgallerine, açýkça özgürlük ve insan haklarý ihlallerine, hatta askeri darbelere teslim oluruz. En temel sol deðerlerden uzaklaþtýkça da bir bakarýz ki solun kaleleri olan gecekondular, fabrikalar ve üniversiteler

AKP'nin kalelerine dönüþüvermiþ; AKP her iki seçmenden birinin oyunu almýþ. Sol, eðer kendi temelinde yatan özgürlük, demokrasi, toplumsal adalet fikirlerinin bayraðýný býrakýrsa o bayraðý alýp sallayan AKP'nin ne kadar ikiyüzlü olduðunu anlatsa da onun sözü duyulmaz, duyulsa da güven vermez. Kýrýntý da olsa demokratik haklarýmýzý ve özgürlüklerimizi savunmayan, generallere karþý parlamentoyu, valilere karþý belediye baþkanlarýný savunmayan, halka kandýrýlmýþ gözüyle bakan bir solun halkýn ezilen çoðunluðunu temsil etmesi mümkün deðildir. Yoksulluk, iþsizlik, adaletsizlik, inkâr ve savaþ politikalarýndan bunalmýþ bir toplumda, ezilenlerin ve emekçilerin ortak çýkarlar üzerinden birlikte hareket etmesini saðlamak isteyenler, okulunda ve iþyerindeki türbanlý arkadaþýna karþý müdürle-rektörle yan yana durarak parasýz eðitim ya da daha yüksek ücret mücadelesini kazanamazlar. Diktatörlere karþý mücadele bayraðýnýn en büyük terörist olan ABD emperyalizmine teslim edilemeyeceði gibi özgürlük, demokrasi, adalet, refah mücadelesinin bayraðý da Tayyip Erdoðan'a teslim edilemeyecek kadar önemli ve deðerlidir. Bu bayraðý elimize alýp, umutla, geleceðe ve kendimize güvenerek özgürlüklere sahip çýkalým. Var olan özgürlüklerimizin elimizden alýnacaðý korkusunu büyüterek özgürlüklerden yana duruþumuza ihanet etmemizi isteyenlere sözümüz þudur: Bizlerin gelecek umudu sizin yarattýðýnýz korku daðlarýný aþacaktýr. Geleceðimizi karartacak olan ve asýl korkmamýz gereken þey, eþitlik, özgürlük ve toplumsal adalet taleplerimizden vazgeçmektir; özgürlükleri savunmak deðil! Aydýnlýk bir gelecek için özgürlükleri tutarlý olarak savunmaya inatla devam edelim.

Ali Nesin’den açık mektup:

“Bu yasak, ne doðrudur ne iyidir ne de güzeldir”

Ünlü matematik hocasý ve Aziz Nesin Vakfý'nýn kurucusu Ali Nesin, türbanýn serbest býrakýlmasý için açýlan imza kampanyasýna destek verdi. Bu yüzden kendisini eleþtirenler, hakaret edenler oldu ve Aziz Nesin Vakfý'na baðýþ yapanlarýn bir kýsmý baðýþlarýný kesti. Ali Nesin bir basýn açýklamasý yayýmlayarak hakaret boyutuna varan eleþtirileri cevapladýktan sonra türban konusundaki fikirlerini açýkladý. Aþaðýda basýn açýklamasýnýn türban konusundaki son bölümünü veriyoruz.

18 yaþýný bitirip rüþtünü ispatlamýþ birinin kýlýk kýyafetinden dolayý üniversiteye alýnmamasýný her þeyden önce etik olarak yanlýþtýr. Etik olarak yanlýþ olan her duruþun da uzun dönemde büyük zararý dokunur. Kimsenin kimseyi, düþüncesinden, inancýndan, giysisinden ve yaþam biçiminden dolayý üniversiteden men etmeye hakký yoktur. Bu hakký ben kendimde görmediðim gibi bir baþkasýna da devredemem. Eðer yasaklarla Türkiye'nin daha laik olacaðý düþünülüyorsa bu düþünce baþtan aþaðý yanlýþtýr; bu kýzlarýn düþünceleri ve inançlarý üniversiteden men edilerek deðiþmez ki. Hatta tam tersine...

Kaldý ki düþünce doðru bile olsa amaca ulaþmak için her yol mubah deðildir. Verilen mücadelenin her þeyden önce etik olarak doðru olmasý gerekir. Mücadele yönteminin yanlýþlýðýný göstermek için abartarak bir örnek vereyim: Türbanlýlarý ýssýz bir adaya sürerek elde edilecek bir laiklikten yana deðilim ben. Bu yasak, toplumu gereksiz yere kamplara böldüðünden doðru bir þey deðildir. Bu yasak, toplumun bir kesimini eðitimsiz býraktýðýndan iyi bir þey deðildir. Bu yasak, toplumun bir kesimine "siz üniversiteye yakýþmýyorsunuz" diyerek hakaret ettiðinden güzel bir þey deðildir. Yani bu yasak, ne doðrudur ne iyidir ne de güzeldir. Onlar bize ayný hakký tanýmayacaklar diyenler oldu. Belki... Olabilir... Mümkündür. Ama aramýzda bir fark olsun deðil mi? Eleþtirdiklerimizle, karþý olduklarýmýzla ayný davranýþý gösterirsek o zaman onlardan ne farkýmýz kalýr?

Bu yasak kalkarsa baþý açýk kýzlarýmýz örtünme konusunda baský göreceklerdir diyenler oldu. Doðrudur, böyle bir olasýlýk vardýr. Ama demokrasi engebeli bir yoldur. Bu engebeli yolu yasaklarla düzleþtirmeye çalýþmak beyhude bir davranýþtýr. Gereken mücadele etik olarak doðru bir biçimde verilmelidir. Türkiye bugün bu sorunla daha demokratik yollarla baþa çýkacak olgunluktadýr. Sivas'ý unuttun mu diyenler oldu. Unutur muyum? Tam tersine... Ýþte bu yüzden eðitim diyorum ya! Eðitmeyince mi Sivas ve benzeri olaylarýn önüne geçiliyor? Bu kadar iler tutar yaný olmayan bir düþünce az duydum hayatýmda. Oyuna geldin diyenler oldu. Oyuna gelen ben deðilim, asýl oyuna gelenler gerçekte var olmayan ve artýk bir trajikomediye dönüþen bu saçma sapan türban sorununu siyasetin ve hayatlarýnýn merkezine oturtanlardýr. Elbette bir gün bu yapay sorun tamamýyla ortadan kalkacak ve kýyamet kopmayýnca haklý olduðum anlaþýlacaktýr. Umarým o günler çabuk gelir de toplumun gerçek sorunlarýyla nihayet yüzleþebiliriz.

Laiklik bu tür yasaklarla elde edilmez. Gericilikle, baðnazlýkla, yobazlýkla böyle savaþýlmaz. Bu savaþ, daha fazla Nesin Vakfý gibi vakýflar kurarak ve yaþatarak, daha fazla Matematik Köyü gibi köyler kurarak, daha fazla Matematik Dünyasý gibi dergiler çýkararak, zaman ayýrýp gençlere dersler ve konferanslar vererek, popüler ve bilimsel kitaplar yazarak, halkýn hiçbir kesimini dýþlamayýp, kimseye hakaret etmeden herkesi kucaklayarak, en eðitimsizlere, en þanssýzlara, varoþlara ve en ücra köylere ulaþarak, yani bir bez parçasýyla uðraþarak deðil, iþin özüne inerek yapýlýr…


Sosyal güvensizliğe hayır! Þu anda mecliste bekleyen 5510 sayýlý (Sosyal Sigortalar ve Genel Saðlýk Sigortasý (SSGSS) yasa tasarýsý eðer yasalaþýrsa pek çok hakkýmýzý kaybedeceðiz. Saðlýk ve sosyal güvenlik haklarýmýzda oluþacak kayýplardan bazýlarýný hatýrlayalým: - Zaten kadýnlar için 58, erkekler için 60 olan emeklilik yaþý hem kadýnlar, hem de erkekler için 65'e çýkarýlacak. (Madde 28) - Emekliliðe hak kazanabilmek için yakýn zamanda 5.000'den 7.000 güne çýkarýlan prim ödeme

zorunluluðu 9.000 gün prime çýkacak. (Madde 27) - Emekli maaþlarý % 23 ila % 33 arasýnda düþürülecek. (Madde 29) - Yýpranma hakký gasp edilecek - Aylýk geliri 139,6 YTL'den fazla olan bütün vatandaþlar her ay 73 ila 475 YTL Genel Saðlýk Sigortasý primi ödemek zorunda kalacak. (Madde 88) - Sadece ayakta tedavi olununca deðil; hastalýk, kaza, ameliyat gibi nedenlerle hastaneye yatmak gerekince de 'katýlým payý' adý altýnda para ödenecek. (Madde 68)

- 'Katýlým payý' gerektiðinde beþ katýna kadar arttýrýlacak. (Madde 68) - Bütün saðlýk hizmetleri paralý olacak. - Saðlýk hizmeti alabilmek için bu ülkenin vatandaþý olmak, üstelik vergi ödemek, dahasý Genel Saðlýk Sigortasý primi yatýrmak, hatta bir de 'katýlým payý' ödemek yetmeyecek. Þimdi bir de 'ilâve ücret' adý altýnda para ödemek gerekecek. (Geçici Madde 5) - Bütün dünyada anne sütünün önemi yeniden anlaþýlýr ve emzirme teþvik edilirken Türkiye'de

'sigortalýnýn çocuðuna bir ay anne sütü yeter' mantýðý geçerli olacak. Daha önce doðum yapan sigortalýlara altý ay süreyle verilmesi öngörülen emzirme yardýmý bir aya düþürülecek. - Hastalanan sigortalýlara verilen iþ görememezlik ödeneði % 16 azalacak. (Madde 18, 19, 80) - Emekli BaðKur'lularýnýn maaþýndan 10 yýl süreyle % 10 oranýnda Genel Saðlýk Sigortasý primi kesilecek. (Madde 88) - Primini ödeyemeyen vatandaþlar saðlýk hizmeti alamayacak, hastane

5

kapýlarýndan geri dönecek. (Madde 88, 89 ,90) - Primini ödeyemeyen çiftçilerin pamuðuna buðdayýna, üzümüne tütününe el konulacak. (Madde 87) Þu anda sadece Türkiye'de deðil dünyanýn pek çok ülkesinde benzer politikalar uygulanmaya çalýþýlýyor. Devletler sosyal güvenlik ve saðlýk harcamalarýný azaltma çabasýndalar. Fransa ve Yunanistan'da büyük grevler ve yürüyüþlerle bu yasalarý engellenmeye çalýþýlýyor. Biz de bu yasayý engellemek için çaba göstermeliyiz.

Sağlığımızı hiçe sayıyor

Tekel işçisi özelleştirmeye direniyor Tekel Sigara Ýþletmeleri'nde çalýþan Tekgýda-Ýþ üyesi iþçiler ve aileleri, Ýstanbul, Ýzmir, Diyarbakýr, Samsun, Tokat, Bitlis, Malatya illerinde özelleþtirmeye karþý direniyor. Tekel'in safi dönem karý 2000 yýlýnda yaklaþýk 70 trilyon TL, Kasým 2002 verilerine göre ise kümülatif olarak 312.5 trilyon kar hesaplanmýþ.

Geçici teminat tutarý 30 milyon dolar olarak belirlenen ihaleye gelen teklif, Tekel'in Türkiye ekonomisine bir yýlda yarattýðý katma deðerden daha düþük. Tekel, 30 binin üstünde iþçi ve memura iþ imkaný saðlýyor. Türkiye'de 2002 yýlý verilerine göre 4626 köyde 402.889 ekici tütün tarýmý ile uðraþmakta. Tütün ekiciliðinin aile tarýmý

olduðu gerçeðinden yola çýkýlýrsa, yaklaþýk 2,5 milyon insan tütün ekiminden hayatýný kazanýyor. Tekel'in bir kamu kuruluþu olarak ülkenin en geri kalmýþ yörelerinde bile iþletmeleri bulunmakta, bu iþletmelerde saðlanan istihdam nedeniyle sadece fabrika ve iþyerlerindeki iþçi ve memurlar deðil, yöre küçük esnafý da geçimini saðlamaktadýr.

Yörsan: Gelenekten geleceğe? Susurluk Yörsan fabrikasýnda çalýþan ve Tek Gýda-Ýþ Sendikasý'na üye olduklarý gerekçesiyle iþten atýlan 400 iþçinin direniþi sürüyor. Sendika çalýþmalara baþladýktan sonra 481 iþçi örgütlendi, 4 Aralýk'ta Çalýþma Bakanlýðý'ndan Yörsan'a ilgili yazý ulaþtý ve hemen ertesi gün 12 iþçi iþten çýkarýldý. Bu sayý çok geçmeden 400'e

ulaþtý. Çalýþma koþullarýnýn çok kötü olduðu, iþçilerin günde 12-16 saat çalýþmak zorunda kaldýklarý, bazýlarýnýn sigortasýz olduðu, yýllýk izinlerinin 5 güne kadar inebildiði Yörsan'da insanca bir yaþam için sendikalý olan iþçiler iþlerine sendikalý dönebilmek için, iyi bir GELECEK için mücadele etmeye devam ediyor. Yörsan yetkilileri ise kendi sýnýflarýnýn

GELENEÐÝNÝ sürdürerek çalýþanlara bir gelecek vermiyor ve iþçileri uyarýyor "kötü niyetli kiþilerin menfi propagandalarýna kapýlarak olumsuz herhangi bir davranýþta bulunmamalarý" için. Yörsan iþçisi ise týpký Novamed iþçileri gibi, Telekom iþçileri gibi direniyor. Gelenekle mücadele edip Geleceklerine sahip çýkabilmek için.

1865 yýlýnda ABD'de kurulan Cargill þirketi çevreyi kirletmesiyle, genetiði deðiþtirilmiþ mýsýr ve niþasta bazlý þeker üretimi ve ithalatýyla ünlü. Dünyanýn 61 ülkesinde faaliyet gösteriyor ve 60 milyar dolarý aþan yýllýk ciroya sahip, ABD siyasetinde söz sahibi bir þirket. Türkiye'de 1960'lý yýllardan beri iþ yapan Cargill Türkiye'nin ilk þeker fabrikalarýndan biri olan Alpullu þeker fabrikasýný satýn alýp niþasta bazlý ve GDO'lu þeker üretimi yapmaya baþladý. Cargill'in atýk sularý Marmara Denizi'ni kirletiyor. Niþasta bazlý þeker üretimiyle haksýz rekabete neden oluyor. 2006'da þeker piyasasýný denetleyen "Þeker Kurulu" na giriyor. ABD baþkaný Bush, R.T. Erdoðan ne zaman ABD'ye gitse Cargill'e kolaylýk saðlanmasýný istiyor. Birinci sýnýf tarým arazisinde sanayi tesisi kurmaktan dolayý çalýþma izni alamayan Bursa Orhangazi'deki Cargill firmasý 9 yýldýr faaliyette ve þirketi kurtarmak için sürekli yeni af düzenlemeleri yapýlýyor. 1997'den beri tartýþýlan bir þirket Cargill. Bir dönem "özel endüstri bölgesi" ilan ediliyor, bu karar sonra iptal ediliyor fakat sonrasýnda yasadýþý yollarla tekrar kurulup af kapsamýna alýnýyor. Cargill hakkýnda 2006 yýlýnda kapatýlma kararý çýkmýþtý fakat 48 gün sonra kapatma kararý Danýþtay kararýyla bozuldu ve þirket üretime tekrar baþladý. Söz konusu Cargill olunca mahkeme kararlarý uygulanmýyor yönetmelikler yasalar deðiþtiriliyor ve Cargill üretime devam ediyor. Bu yasadýþý þirketin üretime devam etmesine dur dememiz gerekiyor, hem saðlýðýmýz için, hem de hukukun bir miktar da olsa doðru iþleyebilmesini saðlayabilmek için.


6

Korkuların Cumhuriyeti çetelerin devleti;

Temiz toplum/devlet istiyoruz biliyor.

Mesut Çelebioğlu cak ayýnýn sonunda son dönemde bayaðý medyatikleþen kimi isimleri ellerinde kelepçelerle gördük.

O

Bunlarýn en ünlüsü adý Susurluk raporlarýnda bol bol geçen JÝTEM'in (ordunun en pis iþlerini illegal yollarla halleden sözde Jandarma Ýstihbarat Birimi) kurucusu olduðu söylenen eski general Veli Küçük'tü. Onun dýþýnda 13 bin kiþilik hainler listesi hazýrlamasýyla ünlü Kuvayi Milliye Derneði baþkaný eski albay Fikri Karadað, derin devletle sýký fýký, bir mafya patronu olduðu ta Susurluk zamanýndan beri saðýr sultanca bile aþikar olan "Drej Ali", yine "Susurluk güzeli" Sami Hoþtan ve elbette ne zaman birisi özgürlükten, demokrasiden ve insan haklarýndan bahsetse kendi türklüðü hemen rencide olan ve davalar açýp,

Ergenekon operasyonu bir kez daha çete liderlerinin üst düzey asker-sivil bürokrasinin içinden çýktýðýný gösterdi. Fakat þimdiye kadar liderlerden hesap sorulduðunu görmedik!

mahkeme günleri Hrant Dink'ten Orhan Pamuk'a kadar pek çok ismi, etrafýnda topladýðý çapulculara linç

Derin devletin işlevi devam ediyor Ergenekon operasyonu sonucu eski bir generalin yakalanmasý bazý tartýþmalarý gündeme getirdi. Bir dizi aydýn batýda Gladyo ve benzeri örgütlenmelerin Soðuk Savaþ yýllarýnýn ürünü olduðunu, Soðuk Savaþ'ýn bitmesiyle de Avrupa'da bunlarýn tasfiye edildiðini söylüyor. Onlara göre neresinden bakarsak bakalým Gladyo tarzý örgütlenmelere batýdaki devletlerin ihtiyacý kalmamýþ. Türkiye'de de artýk egemen sýnýfýn bu "çapulcular"a ihtiyacý kalmadýðýna inanýyorlar. Oysa Ergenekon tarzý örgütlenmeler kana susamýþ Türk egemenlerinin, toplumu Irak'ý iþgal etmeye ikna etmek için kullanýlýyorlar. Son dönemki Kürt sorunu üzerinden yaþanan provokasyonlarý (Mersin'deki bayrak provokasyonu, Þemdinli'de askerlerin kitapçýya attýklarý el bombasý, Hakkari, Diyarbakýr ve Ankara'da patlatýlan ve Kürtlerin sorumlu tutulduðu bombalar) hep Irak iþgalinin toplumsal temelinin saðlanma çalýþmalarý olarak deðerlendirmeliyiz. Ayný zamanda Cumhuriyet gazetesine atýlan el bombasý ve Danýþtay saldýrýlarýný gerçekleþtirenlerin de tutuklanan Ergenekonculara

baðlý olduklarý ortaya çýktý. Týpký 90'lý yýllar boyunca içinde Uður Mumcu'nun da bulunduðu bir dizi kemalist ve/veya solcu aydýnýn katledilmesinde olduðu gibi Danýþtay saldýrýsý da "gerici þeriatçýlar"ýn üstüne atýlmýþtý. 90'larda amaç güçlenen islami hareketin önüne geçmek ve darbe ortamý yaratmaktý. 28 Þubat 1997'de de muhtýra vererek Refah Partisi'ni kapattýlar. Ancak islami hareketin ýlýmlý devamcýsý olan AKP 2002 yýlýnda seçildi. Egemen sýnýfýn ideolojik temellerini sarsacak önemli konularý (sadece türban deðil; ayný zamanda Kürt ve Kýbrýs meselesi, YÖK, vb.) tartýþmaya açtý. Danýþtay saldýrýsýný, Rahip Santoro'nun öldürülmesini ve Malatya katliamýný düzenleyenler, bir sene sonra Cumhuriyet mitinglerinin de örgütlenmesinde ön safhalarda yer aldý. "laiklik elden gidiyor" þiarýyla AKP'yi terbiye etmek için toplumda hezeyan yaratmaya çalýþýyorlar. Kýsacasý derin devlet, egemen sýnýfýn Ýsviçre çakýsýna benziyor; kullanýlan araçlar deðiþse de deðiþmeyen tek þey o araçlar her zaman toplumun kalbine sokulmaya çalýþýlýyor!!

Bu iliþki yumaðý toplumda ne zaman demokrasi, özgürlük ve barýþtan bahsedilse devreye giriyor; "kanaat önderleri" dezenfermasyon kanalýyla toplumda oluþan fikirleri çarpýtmaya çalýþarak ideolojik baský kuruyorlar. Sadece bunun yetmediði zamanlarda ya derin devlet çapulcularý zararlý gördükleri aydýnlarý veya sendikacýlarý öldürüyorlar (gazeteci Abdi Ýpekçi, DÝSK eski baþkaný Kemal Türkler ve daha pek çok isim) ya da kendi adamlarýný bile öldürüp suçu "teröristler"e atýyorlar (gazeteci Uður Mumcu'dan öðretim üyesi Necip Hablemitoðlu'na kadar pek çok isim).

Bugünden baktýðýmýzda bütün askeri darbelerin ve ettirmeye kalkan avukat giriþimlerinin öncesinde derin Kemal Kerinçsiz vardý. devletin devreye girdiðini Bir kez daha derin görüyoruz. Önce siyasi devleti bütün pisliðiyle Tayyip bu işi cinayetler ve gördük; yine provakatif eylemler çöz(e)mez! midemiz aðzýmýza örgütlenerek geldi. Bir dizi gazeteci eski bir generalin toplumu terörize yakalanmasýyla Tayyip'in bu iþi çözeceðini ediyorlar, sonra Bu filmi ümit ediyor. Derin devletin þu anki en önemli da "kardeþ biliyoruz iþlevi Kürt sorununda çözümsüzlüðü artýrmak, kavgasýna son "Ergenekon" ýrkçý savaþ politikalarýnýn uygulanmasýný vermek", son birkaç saðlamak. "vatanýn senede ortaya bütünlüðünü Tayyip, generallerin bütün bu istediðini yerine çýkmýþ bir þey korumak" (12 getiriyor. Meclisten Irak'ý iþgal tezkeresini çýkardý, deðil. 12 Mart ve 12 Kürt sorununun adil ve demokratik çözümüne Eylül 1980 Eylül dönük bütün adýmlarý da geri çeviriyor. darbesinden darbeleri) veya Bu yüzden iþi Tayyip'e býrakacak olursak týpký önce "laik Susurluk'ta olduðu gibi birkaç piyon genelkurmay cumhuriyeti hapsedilip bu sorunun üstünün bünyesindeki korumak" (28 örtüleceðini, ama ondan sonra derin "Özel Harp Þubat 1997 devletin çalýþmaya devam edeceðini Dairesi", sivil darbesi, 27 Nisan öngörmek için falcý olmaya faþistlerden ve 2007 muhtýrasý) gerek yok. polislerden oluþan bahaneleriyle darbeler "kontr-gerilla" gibi düzenliyorlar; demokrasi, isimlerle anýlan örgütlenme, özgürlük ve/veya barýþ 1996'daki Susurluk Yazýnýn devamý yan sayfada.. kazasýndan sonra "derin devlet" olarak adlandýrýlmaya baþlandý. Özellikle Susurluk kazasýndan sonra asker-sivil bürokrasinin üst kanadýyla mafyanýn, faþist MHP'li çapulcularýn, hatta "kanaat önderi" diye bilinen bir dizi gazetecinin ve üniversite öðretim üyesinin "vataný korumak" bahanesiyle beraber çalýþtýklarýný herkes çok iyi

Gladyo örgütlenmesi önce Ýtalya’da ortaya çýktý


7 Þemdinli olayýyla, Hakkari, Diyarbakýr ve Ankara'da patlatýlan bombalarla devam eden olaylar zincirinde hep derin devletin izine rastlýyoruz.

Yan sayfadan devam.. taleplerinde bulunanlar iþkence tezgahlarýndan, idam sehpalarýndan geçiriliyorlar. Bu yöntemlerle derin devlet "devletin bekasý için" toplumda özgürlük, adalet, demokrasi ve barýþ taleplerini bastýrmaya çalýþýyor.

Piyonlarýn tutuklanmasý yetmez! Ergenekon operasyonunda ilk defa derin devlet örgütlenmesi içinde rütbesi yüksek bir çetecinin tutuklanmýþ olmasý bazýlarýmýzý çetelerin temizleneceði yönünde umutlandýrdý. Gerçekten Veli Küçük'ün ismi Susurluk araþtýrmalarý sýrasýnda da geçmiþ, onun hakkýnda da araþtýrma yapýlmasý için ordudan "izin" istenmiþ, fakat o dönemde askeri savcýlýk, aktif görevi devam eden Veli Küçük'ün araþtýrýlacak herhangi bir hatasý olmadýðýný bildirerek izin vermemiþti!! Hatta Veli Küçük Susurluk kazasýndan sonra terfi bile ettirildi!

Derin devlet, egemen fikirleri besleyen, tanýnmýþ isimleri de öldürüp suçu “teröristlere” atýyor.

derin faaliyetlerin esas hedefi Avrupa'da ve Türkiye'de olasý sol devrimleri önlemekti. Soðuk Savaþ bittikten sonra batýda bazý yerlerde Gladyo deþifre edildi ve bir dizi üyesi tasfiye edildi. Fakat bunun anlamý devletlerin artýk böyle örgütlenmelere ihtiyaçlarý kalmamasý deðildir. Devlet her zaman devlettir; yani Marx'ýn tabiriyle "egemen sýnýfýn sopasý"dýr. Toplumu kontrol altýnda tutmak için

provokasyon eylemlerinin arkasýnda hep bu çapulcu tetikçiler vardý. Bu katiller yakalansa bile hamileri tarafýndan hapislerden kurtarýlýyor, onlara kýrmýzý pasaportlar ayarlanarak bir süre ortadan kaybolmalarý saðlanýlýyordu.

Ancak hiçbir zaman bu faaliyetler sadece "komünizm tehdidi"ne karþý sýnýrlandýrýlmadý. Kýbrýs ve Ermeni sorunundan Yunanistan'la sorunlu iliþkilere kadar Türk egemenlerinin ideolojik-politik hegemonyasýný toplumda kabul ettirmeye dönük uluslar arasý boyutu olan Gladyo’nun Tarihi suikastler de derin devlet Soðuk Savaþ döneminde Amerikalýlar, iliþkilerinin kapsamý Onun eski bir general olmasý komünizmin yayýlmasýný önlemek için içinde görüldü. AKP hükümetinin sonuna çeþitli Avrupa ülkelerinde, NATO bünyesinde, Abdullah Çatlý gibi kadar gideceði yönünde CIA desteðiyle paramiliter örgütler kurmuþlardý. katiller sözde Asala bazýlarýmýzý umutlandýrýyor. terörüne karþý "Gladyo" adý taþýyan bu örgütlenmenin kadrolarý, suikastler düzenledi, Ancak medyada son savaþ sonrasý iþsiz kalan faþistlerle mafyaya bulaþmýþ Kýbrýs'ta fink dönemde çýkan haberler güvenlikçilerden kurulmuþtu. attýrýldý, vb. Veli Küçük'ün Ergenekon "Artakalanlar" denilen bu Nazi artýklarý, þimdi içinde bir numara olmadýðý, Kürt sorunu, solculara karþý tetikçilik yapacak, faili meçhul onun da þeflerinin olduðunu Ortadoðu ve cinayetler, bombalý sabotajlar düzenleyerek halkýn gösteriyor. Dolayýsýyla derin devlet komünizme düþman olmasýný, rejime baðlanmasýný burjuva medyasýnda bile saðlayacaklardý. Ancak duvarlar derin devletin tamamen deþifre yýkýldýktan sonra Türk Bu faaliyet, Avrupa'da komünizmin en olmamasý için bazý piyonlarý Gladyosu Ergenekon, güçlü olduðu Ýtalya'da baþladý ve 40 feda edildiði yazýldý. Týpký özellikle Kürt sorununun yýl sonra yine Ýtalya'da Susurluk'ta olduðu gibi safra derin devletin istediði gibi ortaya çýkarýldý. atýldýðýný, ama gerçek iliþkilerin ve askeri çözümle halledilmesinde liderlerin kurtarýlmaya çalýþýldýklarýný toplumu ikna etmek (metropollerde sadece görüyoruz. kimin koyduðu belli olmayan dezenformasyonun Derin devletin iþlevi bombalar patlatmak ve suçu Kürtlerin yetmediði zamanlarda devlet kýlýcýný üzerine atmak, vb.) ve Kürt çekmeye çalýþacaktýr. Derin devlet her þeyden önce mücadelesini zayýflatmak için Kürt egemen sýnýfýn politik tercihleri Özellikle Türkiye'de bunu bölgelerinde Hizbullah tarzý sonucu ortaya çýkmýþ bir iliþkiler ve yaþýyoruz. 12 Eylül darbesinden örgütlenmelerle Kürt mücadelesinin faaliyetler aðý. sonra nerede (mafyaya da bulaþmýþ) ileri gelenlerini ve bölgedeki sýradan faþist varsa devletin pis iþleri için Soðuk Savaþ döneminde Avrupa ve halký katletmek gibi iþlerde kullanýldý. Toplumda demokrasi Türk Gladyosu (derin devleti) kullanýldýlar. "Sovyet tehdidine karþý" kurulmuþ ve mücadelesinde sivrilmiþ insanlarýn Son üç sene içinde Mersin'deki katledilmesi gibi infial yaratabilecek ona göre kullanýlmýþtý. O dönemki bayrak provokasyonuyla baþlayan

Generaller ve egemenlerin sivil kanadý derin iliþki ve faaliyetleri son dönemde Kürt sorununu barýþçýl ve adil çözümünün önünü týkamak için kullanýyorlar. Kürt sorununu bahane ederek ABD'nin kanlý Ortadoðu iþgalinin bir parçasý olup petrol gibi nimetlerden yararlanmayý hedefliyorlar. Derin devletin panzehiri Derin devletin bütünüyle tasfiye edilmesi birkaç piyonun hapsedilmesi yetmez. Ergenekon zaman zaman fazla deþifre olan safralarýný atarak varlýðýný son 50 yýldýr devam ettiriyor. Derin devletin tasfiye edilmesi üst düzey asker-sivil bürokrasiye kadar uzanan lider kadrosunun da yakalanmasý ve sorgulanmasý gerekir. Bunlarýn yakalanmasý her zaman engelleniyor. Bunlarýn üzerlerindeki legal, yarý-legal bütün dokunulmazlýk kalkanlarýnýn kaldýrýlmasý þart. Demokrasi ve özgürlük düþmanlarýndan bir an önce hesap sorulmasýný talep etmeliyiz. Ancak bu da yeterli deðil. Derin iliþkiler yumaðýnýn tam olarak ortadan kaldýrýlmasý için derin devletin yürütülmesini istediði politikalarýn tamamen tasfiye edilmesi gerekiyor. Son dönemde Kürt karþýtý ýrkçý politikalar ve uygulamalar Kürt sorununun adil ve barýþçýl bir þekilde çözülmesini engelliyor. Bu çözümsüzlüðü kullanarak egemenler bizi Ortadoðu bataklýðýna, kardeþ katline çekmeye çalýþýyorlar.

Irkçý savaþ politikalarý derin devleti besleyen politikalardýr. Bu yüzden ýrkçýlýða karþý halklarýn kardeþliðini, savaþ naralarýna karþý da barýþ, demokrasi ve özgürlüðü savunmak derin devletin kalbine indirilebilecek en büyük darbedir.

Toplumsal sigortacılığı özelleştirmenin nesi iyi!?: SICKO Şafak Aykaç "Amerika'da saðlýklý kalmak istiyorsan, hasta olma." ichael Moore'un son filmi Sicko ABD'nin tamamen özel sigortalar üzerine kurulu saðlýk(sýzlýk) sistemini konu alýyor ve filmin özneleri olarak da ABD'deki 250 milyon saðlýk sigortasý sahibi insanlarý seçmiþ. Ne de olsa 50 milyon sigortasýz insanýn tedavisiz kaldýðýný hemen herkes tahmin edebilir. Peki, özel saðlýk sigortasý olanlar neler yaþýyor?

M

Moore, ABD'deki özel saðlýk sigortasý sisteminin neden ve ne derece çürümüþ olduðunu gözler önüne serme iþine giriþiyor Sicko'da. Sigortalý olmasýna raðmen evi dahil her þeyini kaybeden bir çift, 79 yaþýnda hâlâ çalýþmak zorunda bir adam, kanser tedavisi reddedildiði için hastalýðý tüm vücuduna yayýlan bir kadýn ve daha niceleri. Tüm bu insanlarýn yanýnda bir

de sigorta baþvurusu reddedilen insanlarýn dramýný gözler önüne seriyor. ABD'de gözlemlediði tüm bu saðlýk sorunlarýnýn ýþýðýnda dünyanýn farklý yerlerine göz atmaya karar veren Moore, Kanada'dan baþlayarak Ýngiltere, Fransa ve en son Küba'da biten bir yolculuða giriþiyor. Bu seyahatte tek amacý var Moore'un, kamusal saðlýk hizmetinin Amerikan hükümetinin iddia ettiði kadar zararlý ve "komünizm tehdidi" içerip içermediðini gözlemlemek. Farklý ülkelerdeki doktorlar ve ücretsiz saðlýk hizmetinden yararlanan sýradan insanlarla sohbet ediyor. Hatta ABD dýþýnda yaþayan Amerikalýlarý bulup iki sistemi karþýlaþtýrmalarýný dahi istiyor. Elbette araþtýrmasý sýrasýnda atladýðý birçok sorunlu nokta mevcut. Örneðin, Fransa'daki sosyal hizmetlerin büyük çoðunluðundan faydalanamayan Afrikalý göçmenler gibi… Ama bu filmin önemini azaltmamalý. Filmin tamamen Amerikan saðlýk

sistemine odaklanmýþ olmasý konunun bizlere yabancý olduðu anlamýna gelmiyor. Aksine tam da bugün yaþadýðýmýz dünyanýn neoliberal rüzgârlarý sonucu Türkiye'de hýzlana özelleþtirme dalgasý ve giderek küçülen sosyal hizmetler konusunda öngördüðümüz bir sorunun yaþanan örneklerini sergiliyor. Tamamen özelleþmiþ bir saðlýk sisteminin nasýl doktoru hastadan ve tedaviden yabancýlaþtýrdýðýna þahit oluyoruz. "Ýyi bir týbbi yönetici, þirketi bir sürü masraftan kurtarandýr" þeklinde kabaca özetlenen sistem mantýðýyla insanlarýn ölmesinin daha kârlý olduðu "gerçeði" ile yüzleþmek zorunda kalan sýradan Amerikalýlarýn trajedisi bizlere tekrar gösteriyor ki, neoliberalizmin gösterdiði hedef dâhilinde ne kadar özelleþmiþ hizmet bizler açýsýndan o kadar hizmetsizlik halidir. Batýnýn ücretsiz saðlýk hizmeti olmayan tek ülkesi ABD'den Moore sesleniyor: "Ýlaç masraflarýný, üniversite harçlarýný, kreþ masraflarýný

ve bizi özgürlükten uzaklaþtýran her þeyi bir kaldýrýrsak… Yeni bir baþlangýç olacaktýr."


10

Din ve Sosyalistler Din nedir?

Marx, din ve dinin etkilerini araþtýrdýðý bir yazýsýnda; "Ýnsaný yaratan din deðil; dini yaratan insandýr" der. Hegel'in Hukuk Felsefesinin Eleþtirisi adlý yapýtýna ise Marx þunlarý yazar: "Dinsel acý, ayný zamanda hem gerçek acýnýn bir anlatýmý, hem de gerçek acýya karþý bir baþkaldýrýdýr. Din, baský altýndaki yaratýðýn iç geçirmesi, kalpsiz dünyanýn kalbi ve ruhsuz dünyanýn ruhudur. Halkýn afyonudur." Dinin, hem verili toplumsal düzeni savunmak, hem de insanlarýn acýsýný ifade etmek þeklinde tezahür eden ikili bir karakteri olduðu için Marx þunu öneriyor: "Tarihe yardýmcý olan felsefe" (yani sosyalizm), silahýný "kutsal olmayan yabancýlaþma" üzerine çevirmeye konsantre olmalýdýr. Marx þöyle devam ediyor: "Böylece göðün eleþtirilmesi yerin eleþtirilmesine, dinin eleþtirilmesi hukukun eleþtirilmesine, din biliminin eleþtirilmesi de siyasetin eleþtirilmesine dönüþmüþ olur." Din muðlâk ve esnektir ve öyle olmak zorundadýr. Baþka türlü toplumu bir arada tutan bir ideoloji olarak iþlev göremez. Bu muðlâklýk nedeniyle dini fikirler bazen devrimci hareketlerin kendilerini ifade etmesinde bile karþýmýza çýkabiliyor. Ýngiliz burjuva devrimi sýrasýnda karþý karþýya olan iki taraf da Ýncil'i referans alabiliyordu. Kralcýlarýn vurgu yaptýðý bölümler, yöneticilere itaati vurguluyordu. Devrimciler ise yoksullarý öven bölümlerden alýntýlar yaparlardý: "Zayýf olanlar kutsanmýþtýr çünkü dünyanýn varisi onlardýr." Kuran da muðlâk ifadelerle dolu. Bir yandan mülkiyet haklarýný savunan ve köleciliði hoþ gören, diðer taraftan da Ýslam için mücadele etmek istemeyen zengin Araplarý eleþtiren bölümleri vardýr. "Kula kulluk etmeyiniz"

yaklaþýmýný isyan bayraðý haline getirenler için, Peygamber Muhammed'in "Cihadýn en üstünü, zalim yönetici karþýsýnda hak sözü söylemektir" gibi sözleri (hadis) yol göstericidir. Kuran'daki "Ýnsanlarýn haklarýný kýsmayýn" (42/183), "Zulmedenlere meyletmeyin. Sonra size ateþ dokunur" (11/15), "Size ne oluyor ki Allah yolunda savaþmýyorsunuz ve 'Rabbimiz bizi halký zalim olan þu ülkeden çýkar ve bize katýndan bir sahip ve bir yardýmcý gönder!' diye dua eden o mustazaf (aciz ve zayýf býrakýlmýþ) erkekler, kadýnlar ve çocuklar uðrunda savaþmýyorsunuz" (4/75) gibi ayetler, bütünüyle "bu dünya" ile ilgili ve otoriteyi sorgulamak için her zaman kaynak olabilecek ifadelerdir. Pir Sultan baþkaldýrýrken "Þimdi bizim aramýza/ yola boynun veren gelsin/ þeriatý tarikatý/ hakikati bilen gelsin" diyordu. Son halife olan Ali ve Ebu Zer, "Evinde ekmek olmadýðý halde kýnýndan sýyrýlmýþ kýlýcýyla baþkaldýrmayan adama þaþarým" diyerek mücadele etmiþlerdi. Bugün de bir grup türbanlý kadýnýn "söz konusu özgürlükse hiçbir þey teferruat deðildir, biz henüz özgür olmadýk" baþlýðýyla yayýmladýklarý bildiriyi Muhammed peygamberin "gökler ve yer adaletle ayakta durur" sözleriyle bitirmesi þaþýrtýcý deðildir. (http://henuzozgurolmadik.blogspot.co m/)

Bolþevikler ve din Memnuniyetsizlik ve isyan hangi biçimde ifade edilirde edilsin (bu dini bir söylem de olabilir) devrimciler, geliþmelere taraf olmanýn bir yolunu bulmak zorundadýrlar. Rusya'da 1905 Devrimi'ni baþlatan iþçiler Çarýn sarayýna Ortodoks rahiplerin liderliðinde ve ellerinde ikonalarla (kutsal kiþilerin resimleri) yürümüþlerdi. Ancak Lenin, özellikle de yükselen mücadele dönemlerinde dini yanýlsamanýn ikincilliði

Ýran’daki devrim kutlamalarýndan konusunda çok netti: "…Tanrýya inanan, Hýristiyan olmaya devam eden iþçiler ve mistisizmi savunan aydýnlar (ayýp ediyorlar) tutarlý deðiller ama onlarý Sovyetlerden ve hatta Partiden ihraç etmeyeceðiz, çünkü gerçek mücadele ve tabandaki faaliyetlerin, canlýlýk gösteren bütün unsurlarý doðrunun Marksizmde olduðuna ikna edeceðine

Laik devlet mi dediniz?! Generaller, kendilerini laiklik ve demokrasinin koruyucusu olarak göstermeyi çok seviyorlar. Kendi propagandalarýný ezelden beri "þeriatçýlara karþý garanti olma" üzerinden inþa ediyorlar. Oysa aslýnda cumhuriyeti kuran-yöneten kadro açýsýndan bakýldýðýnda gerek Ýslamýn kendisi gerekse laiklik hep derinde yatan iþleri örtme iþlevi gördü. Mustafa Kemal'in öncülüðünü yaptýðý Millet Meclisi'nin 23 Nisan 1920'deki açýlýþý hiç de "modern" deðildi; meclisin açýlýþý, özellikle Cuma gününe denk getirildi. Meclis açýlmadan önce vekiller camiye gidip meclisi kutsamasý için Allah'a yalvardýlar, meclisin bahçesinde kurbanlar kesildi ve dualar okundu. Kaldý ki ilk meclisin içinde "sarýklý hocalar" cirit atýyordu. Mustafa Kemal, kurtuluþ mücadelesinin

popülerleþtirebilmek için bu hocalarý bol bol kullandý. 1921'de kabul edilen ilk anayasanýn ilk maddelerinden birisi "devletin dini Ýslamdýr" diye yazýyordu, ki bu hüküm 1928'e kadar korundu. Bugün özellikle sünni olmayan vatandaþlar tarafýndan haklý olarak ayrýmcýlýkla itham edilen Diyanet Ýþleri Baþkanlýðý, cumhuriyetin ilk yýllarýnda bakanlýk statüsündeydi; daha sonra baþbakanlýða baðlansa da bugün hala devlet kontrolündedir. Bütün camilerin çalýþanlarý bugün devlet memuru statüsünde ve devlete baðlýlar. Elbette Kemalist tedrisatýn sýký destekçileri de bunlarý inkar edemiyorlar. Ýþin ilginç yaný Mustafa Kemal'in ilk yýllarda dini bol bol kullanmasýný "kendi gerçek düþüncelerini ustalýkla gizlediði"ni söyleyerek Kemal'in bu yönünü övüyorlar!

70'lerde "komünizmle savaþmak" amacýyla gerek faþistler gerekse çeþitli Ýslami örgütler devlet tarafýndan bilfiil desteklendi. Amerika'nýn Sovyetleri kuþatmak amacýyla Ortadoðu'da oluþturmaya çalýþtýðý Yeþil Kuþak Türkiye'den de geçiyordu ve bu hedefle Ýslami düþünce yaygýnlaþtýrýlmaya çalýþýldý. Þu anda ordudaki üst düzey kadrolar 1980 askeri darbesi sýrasýnda yüzbaþý veya binbaþý olarak Kenan Evren'in ordusunda görev yapýyorlardý. Evren Paþa darbeyi yaptýktan sonra il il gezerek halkýn darbeyi desteklemesi için konuþmalar düzenliyordu. Bu konuþmalarda, son derece "laik" generalin elinden Kuran, dilinden ise ayetler düþmedi. O dönem neredeyse bütün bir cumhuriyet tarihi içinde en fazla Ýmam Hatip'in açýldýðý dönem oldu. Bugün bize bazý çevreler AKP'nin Türkiye Cumhuriyeti'nin laikliðine zeval getirdiðini/getireceðini anlatýp duruyorlar.

28.05.1922; TBMM önü; Ramazan Bayramý kutlamasý!

Oysa laik dedikleri devlet, AKP iktidarý öncesinde de Ýslamýn sadece sünni versiyonuna inanlar için din hizmetleri sunan, diðer kesimleri (Aleviler, Hristiyanlar, Yezidiler ve daha birçoklarý) ise yok sayan, adeta vatandaþtan saymayan, onlarýn dini inanýþlarýný yaþamalarýný engellemek için elinden geleni yapan (bugün hala daha Alevi Cemevleri ibadethaneden sayýlmýyor veya kilise kurmak Türkiye'de gerçekten zahmetli bir iþ!) yine bu devlet.

ve canlý olmayan bütün unsurlarý da bir kenara iteceðine kesin kanaat getirmiþ durumdayýz." Sosyalistlerin din hakkýnda ilk öðrendikleri þey, bunun bir yanýlsama olduðudur ve bu yanýlsamadan dolayý dinin ezilenleri rahatlattýðýdýr. Ýkinci öðrenmemiz gereken þey ise, öfke ve acý patlayarak isyana dönüþtüðünde bu isyanýn dini fikirlerle bezenmiþ olabileceðidir. Dini fikirler ve yanýlsamalara karþý soyut propaganda yoluyla mücadele etmek mümkün deðildir. Alternatifin olmadýðý bir ortamda dini yaklaþýmlar hayatý devam ettirmenin ve/veya isyanýn tek dayanaðý haline gelebilirler. Kitleleri dini fikirlerden daha tutarlý ve iþlevsel fikirlerle buluþturmak isteyenlerin tek yolu adaletsizliðe, eþitsizliðe, yoksulluða karþý mücadeleyi yükseltmeye çalýþmaktýr. Ancak böyle mücadeleler sýrasýnda dini fikirlerin etkisinin zayýflamasý mümkün olabilir. Lenin'in bu konuda yürüttüðü tartýþmanýn özü bundan ibarettir. Bu yaklaþým sadece din için deðil milliyetçi fikirlerin etkisi altýndaki iþçilerin mücadelelerine bakarken de bize ýþýk tutar. Örneðin ellerinde Türk bayraklarýyla "vatan sana caným feda" sloganý atarak Tekel'in özelleþtirilmesine kafa tutan iþçilere uðruna feda olmaya hazýr olduklarý vatanýn kimin vataný olduðunu, -5 derecede onlarýn üzerine tazyikli suyu sýkýp coplayan polisler, kitaplar veya devrimcilerden daha iyi öðretir. Lenin'in 1905 ayaklanmasýnda kitlelere liderlik eden Papaz Gapon ile çay içmesi ve onun söylediklerini dinlemesinin nedeni de budur. Gapon'un Rus kitlelerinin hissiyatýný iyi anladýðýný fark eden Lenin, Gapon ile yaptýðý tartýþmalar üzerine Bolþeviklerin Tarým Programý'nda deðiþiklikler bile önerdi. Devamý yan sayfanýn baþ tarafýnda..


11 Önceki sayfadan devam..

Ýslam Ýslamcýlýk yani politik bir hareket olarak Ýslam, 20. Yüzyýlýn modern bir olgusudur. Bu konuda öncül olan bazý düþünürler, 19. Yüzyýlda eserler vermeye baþlamýþ olmalarýna raðmen ilk gerçek kitle hareketi bir yüzyýl sonra ortaya çýktý. Bu durum, Ýslamcýlýðýn yayýlmasýnýn emperyalizme karþý mücadeleyle ilintili olduðuna iþaret eder. Laik ve özellikle sol anti emperyalist hareketlerin baþarýsýz olmasý ya da hareketi satmasý Ýslamcý hareketlerin geliþmesine zemin hazýrladý. Örneðin baþlarda Filistin mücadelesini bölmek ve o dönemde hareketin liderliðini yapan Filistin Kurtuluþ Örgütünü güçsüz düþürmek için Ýsrail tarafýndan finanse edilen Hamas, bir dönem sonra FKÖ'nün Ýsrail ile uzlaþmasýyla birlikte anti-Ýsrail militanlýðý için bir çekim gücü haline geldi. Mýsýr'da Müslüman Kardeþler, burjuva ulusalcý Wafd Partisinin Ýngiliz emperyalizmiyle uzlaþmasý ve 1920'lerdeki iþçi mücadelelerini satmasý üzerine 1930-40'larda geliþti. Ayný þekilde, Cezayir'de sol, 1988 sonrasý ekmek fiyatlarýndaki artýþa karþý geliþen mücadeleye sahip çýkmadý. Cezayir solu laik ve ilerici düzenin savunulabileceðini düþünüyordu; ekmek zammýna karþý hareketin liderliðini Ýslamcýlara terk ettiler. Ýran'daki sol ise baþka türlü bir hata yaptý. Humeyni'yi "ilerici" olarak adlandýrýp Þah karþýtý harekete liderlik etmesine izin verdi. Humeyni ise Ýran Devrimi'ni gerçekleþtiren iþçilerin yarattýðý konseylerin (Þura) sýnýf kompozisyonunu sistematik olarak muðlaklaþtýrýp zayýflattýktan sonra dönüp solu kesti.

Nereden besleniyorlar? Bu deneyimler göstermektedir ki Ýslâmcý hareketlerin büyümesini saðlayan iki temel var: Birincisi kapitalist-emperyalist sistemin yarattýðý hoþnutsuzluk, ikincisi ise bu hoþnutsuzluðu örgütlemekte solun baþarýsýz olmasý. Ancak Ýslâmi hareket, hoþnutsuzluðun temelinde yatan sorunlarý ortadan kaldýrabilecek politikalara sahip deðildir. Mýsýr'da Müslüman Kardeþler kitlelerin özlemine yanýt veremeyince Mýsýr'ýn Ýngiltere'den baðýmsýzlýðýný saðlayan Nasýr'ýn laik subay hareketi ortaya çýktý. Nasýr'ýn ve onun devamcýlarýnýn emperyalizm ile uzlaþmasý, Ýsrail ile antlaþmalar imzalamasý Ýslamcý harekete yeniden alan yarattý ve laik baþkan Sedat bir suikast sonucu öldürüldü. Cezayir'de Ýslâmcý örgüt FÝS, Cezayir'deki 1988 Ýntifadasýna liderlik edebildi ancak belediye seçimlerini kazandýktan sonra da temizlik iþçilerinin grevini kýrdý. Ýslami hareketleri çeliþkili kýlan faktörlerden birisi dinin "her kesimin kullanabileceði" esneklikte olmasýdýr. Ayný din Suudi Arabistan'da Amerikancý baský rejiminin, Türkiye'de sola karþý egemen sýnýfýn aracý da olabiliyor; tersine Amerikan emperyalizmine karþý mücadelenin ya da adil düzen talebinin söylemi de. El Kaide örneðinde billurlaþan bu durum dinin muðlaklýðýna ve çeliþkilerine iþaret ediyor.

Sýnýfsal köken Ýslami hareketi çeliþkili kýlan ikinci ve daha önemli olan nokta ise bu hareketlerin sýnýf temelidir. Chris Harman, Peygamber ve Ýþçi Sýnýfý kitabýnda Ýslamcý hareketin sýnýf temelini þu þekilde ortaya koyuyor: (i) Eski sömürücüler: Büyük toprak sahipleri ve köklü zenginler (ii) Yeni sömürücüler: Çok uluslu þirketler kulübünden dýþlanan kapitalistler (iii) Yoksullar, özellikle de kent yoksullarý,

Kitap tanıtımı:

Đran’da Devrim ve Karşı-Devrim Ayşegül Şimşek

979'da Ýran'da köhne bir rejim yýkýlýyor, iktidar Þahýn elinden alýnýyor ve Þah ülkeyi terk etmeye zorlanýyordu. Emperyalist güçlere ve onlarla iþbirliði yapan Þah'a karþý yürütülen toplumsal mücadelenin baþarýya ulaþmasýyla çöken rejim, inanýlmasý güç bir boþluk yaratmýþtý. Alternatifsizliðin sonunda kaçýnýlmaz olan gerçekleþti ve boþluðu Ýslami hareket doldurdu. Ýran'da bu devrimci sürecin gerçek sebebiyse unutulmuþtu ki bu, Ýran solunun da ihmal ettiði kapitalizmdi. Ýran'da kapitalizmin baþlangýcý 1900'lü yýllarýn baþýna denk düþer. Bu yýllarda Ýranlý giriþimcilerin ve sanayi burjuvasýnýn etkinliði artmaya baþlamýþtýr. Vergi gelirlerinin artacaðýna inanan Þah, yabancý sermayeyi davet eden yatýrýmlar yapmýþtýr. Tudeh partisinin 1940larda iþçilere destek olmasýyla beraber grevlerin yüksek düzeyde seyrettiði on yýllýk devrimci süreç, 1953'teki darbeye kadar kesintisiz devam etti. Sonrasýnda emperyalizme direnebilecek tek güç olduðunu açýkça kanýtlamýþ olmasýna karþýn Moskova'dan dahi destek alamayan iþçi hareketi durdu ve devrimci süreç aksamaya baþladý. Tudeh kendini, Moskova'da deðiþen komünist parti yönetiminin politikalarýyla özdeþleþtirmiþti ve "küçük kapitalistler" ile iþbirliðine yöneldi. Bu durum gösterdi ki parti, iþçi sýnýfýnýn sahiplenebileceði liderlik karakterine uymuyordu. Ýran solu artýk muhalefet vasfýný tamamýyla yitirmiþti.

1

(iv) Yeni orta sýnýf diye adlandýrýlan gruba mensup, çoðunlukla üniversite düzeyinde eðitim almýþ ama insanca bir yaþam standardýna ulaþabilecek bir iþe sahip olamayan, kendi yaþamlarýnýn ve yaþadýklarý ülkenin geri kalmýþlýðýndan sýkýntý duyanlar Bu sýnýfsal taban, ekonomik olarak güçlü deðildir ve bir kýsmý kendi arasýnda þiddetli bir rekabet içindedir. Kapitalizmin yarattýðý ekonomik krizlerden çok etkilenmeleri ve iþçi sýnýfý gibi kolektif davranmalarý mümkün olmayan bu kesimin öfkesini dini söylemlerle örgütlemek oldukça kolaydýr. Faþist hareketlerin de toplumsal tabaný olan bu kesime dayanýr. Fakat Ýslami hareketler geriye deðil ileriye doðru bir yol göstermektedirler. Kendileri Ýslam'ýn Altýn Çaðý'na referanslar yapsalar da Ýslamcý hareketler, dini hareketler olarak deðil; modern dünyanýn politik hareketleri olarak ele alýnmalýdýrlar. Dini bir ulusalcýlýk, kimlik gururu, dayanýþma üzerinden örgütlenirken istedikleri gibi bir yaþama kavuþamamýþ tabanlarýna bir umut sunmaktadýrlar.

Þiddet ve Ýslami hareketler Ýslamcýlar da týpký toplumun çoðunluðunu temsil etmeyen her azýnlýk iktidarý gibi þiddet kullanmakta hatta bazen katliamlar yapabilmektedirler. Ancak þiddeti sadece Ýslamcýlar kullanmaz. Ünlü Alman devrimci Rosa Lüksemburg'u öldüren hükümet sosyal demokratlarýn kontrolündeydi. Kamboçya'da sözde "sosyalist" olan Pol Pot'un yüzbinlerin kanýný döktüðü iktidarý da dine ya da faþizme dayanmýyordu. Katliamcýlýk, çoðunluk desteðine sahip olmayan ve ekonomik olarak zayýf bütün iktidarlarýn ortak özelliðidir. Bu

Ýran’da Devrim ve Karþý-Devrim

Phill Marshall

1960'larýn ortalarýnda Ýran'da köylerden kentlere göçe sebep olan ve zamanla krize dönüþen ekonomik bir patlama yaþandý. Gecekondularýn ve kent yoksullarýnýn sayýsý gün geçtikçe arttý. Toplumsal çeliþkilerin giderek derinleþtiði bir süreç baþlamýþtý. 1977 Haziraný'na gelindiðinde gecekondularda rejime karþý kitlesel protestolar baþladý, ardýndan da fabrikalarda direniþler... Ülkede antiemperyalist tutum yaygýnlaþýyordu. Sürgünde olan dini lider Humeyni'nin etrafýnda örgütlenmiþ Mollalar, rejime ve emperyalizme karþý direniþ çaðrýsý yaparken, Þah karþýtlarý için önemli bir çekim haline gelmiþlerdi. En büyük desteði, tüccarlar, zanaatkarlar ve fabrikalarda kendini ifade edemeyen kent yoksullarýndan alýrken, camiler aracýlýðýyla gösterileri yaygýnlaþtýrdýlar. nedenle sosyalistlerin Ýslami hareketleri diðer azýnlýk iktidarlarýndan ayrý tutarak yükselen Ýslamcý hareketlere karþý "bunlar hepimizi keser" diyerek korku üzerinden politika yapmasý sadece pasiflik yaratýr. Sosyalistler, küçük burjuva ütopyacýlarýný (dinci de olsa) baþ düþman olarak deðerlendiremezler. Onlar uluslararasý kapitalist sistemden, milyarlarca insanýn kör bir birikime tabi tutulmasýndan, tüm kýtalarýn bankalar tarafýndan yaðmalanmasýndan veya ABD'nin iþgallerinden, savaþlardan sorumlu deðiller. Mýsýr, Cezayir, Türkiye gibi ülkelerdeki yoksulluk, eziyet, tutuklama, insan haklarý ihlalleri, iþsizlik, vb. Ýslamcýlar yarýn ortadan kalksa da var olmaya devam edecektir.

Sonuç Bu nedenlerle sosyalistler, Ýslamcýlara karþý, mevcut kapitalist sistemi savunmazlar, bu sistemin bekçiliðini yapan devleti destekleyemezler. Laik deðerlerin tehdit edilmesi nedeniyle düzeni ve devleti savunmanýn anlamý, bu düzenden ýzdýrap çeken ezilenlerin ve emekçilerin Ýslami hareketin kucaðýna itilmesidir. Halk yýðýnlarý için hiç bir þey yapmayan rejimleri "ilerici" diye övmek ancak Ýslamcýlarýn büyümesini kolaylaþtýrýr. Ýran'da yapýlan hatadan yanlýþ ders çýkaran Cezayir, Mýsýr ve Türkiye solunun yaptýðý temel hata budur. Devletin laik deðerlere verdiði desteðin geçici olduðunu, yeri geldiðinde þeriatýn özellikle halka aðýr cezalar verebilecek kýsýmlarýný uygulamak için Ýslamcý liderlerle iþbirliði yapacaðýný gözden kaçýran laik cepheci sol, kendi kuyusunu kazmaktadýr. Üstelik Ýslamcýlarýn solu, "ezenlerin, egemenlerin borazaný" olarak tanýmlamalarýný kolaylaþtýrýr. CHP'nin

Humeyni'nin hakim olamadýðý iþçi sýnýfý, Kitle Grevi gibi önemli bir siyasi silahla hareketi güçlendiriyordu. Yayýlan grevler, ülke dýþýna çýkarýlan nakit para miktarýný artýrdý. Bu durum karþýsýnda askerlerin bir kýsmý da Þah'a karþý tutum aldýlar ve tek muhalif lider görünümünde olan Humeyni'nin taraftarlarý arasýna katýldýlar. Mücadelenin üstünden yükselen dini lider artýk grevleri de destekliyordu. Muhalif hareketin içindeki güçlü çekim, iþçi hareketinin beraberinde aktif bir iþçi meclisi oluþmasýný engelliyordu. Dolayýsýyla iþçiler harekete liderlik edemediler ve laik bir alternatifin yokluðunda tek lider olan Ayetullah'a yakýnlaþtýlar. Dönemin en aktif, Latin Amerika'daki deneyimlerden etkilenerek kurulmuþ olan, iki gerilla örgütünden Mucahidin ve kendini toparlamaktan aciz Tudeh 'koþulsuz' desteðini Humeyni'den esirgemiyordu. Diðer gerilla örgütü Fedayiin ise eleþtirel bir destekten yanaydý ki bu, sýnýrlý bir çevrede kabul görüyordu. Phill Marshall "Ýran solu iþçi hareketinin ihtiyacý olan liderliði saðlamakta aciz kaldý, bu onun benimsemiþ olduðu iflas etmiþ siyasi geleneðin-Stalinizm'in bir sonucuydu" çýkarýmýyla iþçi hareketinin çýkarlarýna yabancý olan bu ideolojiden kopuþun ve çýkarýlacak doðru derslerin önemine iþaret ediyor. Phill Marshall’ýn “Ýran’da Devrim ve Karþý-Devrim” broþürünü http://www.antikapitalist.net/kutupha ne/acik-kitaplik/iran/iran.pdf adresinden okuyabilirsiniz.. eriyiþi, yoksul kitlelerle baðýnýn neredeyse tamamen kopmasý bu politik tutumun sonuçlarýnýn canlý örneðidir. Sosyalistler, demokrasinin en kararlý ve tutarlý savaþçýlarý olmak zorundadýrlar. Bazen bu mücadelede kendimizi Ýslamcýlarla ayný saflarda bazen de Ýslamcý hareketin karþýsýnda bulabiliriz. Bu durum bizim çeliþkimizi ya da gericiliðimizi deðil; Ýslami hareketlerin çeliþkilerini ve tutarsýzlýðýný gösterir.. ABD'nin Irak iþgaline, Ýslamcýlar da karþý çýkýyor diye onay veremeyeceðimiz gibi türbana özgürlük getiren düzenlemelere de Ýslamcýlar istedi diye karþý çýkamayýz. Ancak dikkat etmemiz gereken en önemli þey yoksul, ezilen ve emekçi kitleler gözünde bu sistemin efendileri olanlarla ve devletle yan yana düþüp düþmediðimizdir. Çünkü arkamýza devleti ve egemen sýnýfý alarak kitleleri sol fikirlere ve politikalara çekmek "eþyanýn tabiatý"na aykýrýdýr.

e Peygamber v Ýþçi Sýnýfý

Chris Harman

Chris Harman’ýn Peygamber ve Ýþçi Sýnýfý broþürü yakýnda web sitemizde!


12

Barış ve demokrasi istiyoruz "Çocuklarýný ölüme göndermeyen, adaleti ve barýþý esas alan bir ülkeye ihtiyaç duyuyoruz" Aralarýnda yazar, sanatçý, hak savunucusu, sivil toplum kuruluþu temsilcileri, Doðu ve Güneydoðu Anadolu'dan 14 Baro Baþkaný'nýn bulunduðu 100 kiþi, Kürt sorununun barýþçý yönde çözülmesi için adým atýlmasý gerektiði yönündeki görüþlerini Cumhurbaþkaný Abdullah Gül'e ilettiler. Aydýnlarýn Barýþ ve Demokrasi mektubunun tam metnini aþaðýda yayýnlýyoruz.

Sayýn Cumhurbaþkaný, 22 Temmuz genel seçim sürecinde; yavaþlayan demokratik açýlýmlarýn hýzlanacaðý, siyasi ve ekonomik reform çabalarýnýn canlanacaðý, Kürt sorununun barýþçý yöntemlerle çözülmesi için adýmlar atýlacaðý yönünde sözler verilmiþ ve umutlar yaratýlmýþtý. Ne yazýk ki, süreç farklý yönde geliþti; týrmanan þiddet ve milliyetçilik, akýlcý çözüm arayýþlarýnýn önüne geçti. Kaygý, belirsizlik, güvensizlik duygularýnýn derinleþerek yaygýnlaþtýðý; Türklerin ve Kürtlerin birarada yaþama isteðinin aþýnmaya baþladýðý bir döneme girdik. Bütün olumsuzluklara raðmen, yüzlerce yýldýr birlikte yaþayan halklarýn kardeþliðini tekrar hatýrlamanýn ve onarmanýn mümkün olduðu inancýndayýz. Ülkemizin geleceðinin; ayrýmcýlýk yapmayan, insan hayatýný, adaleti ve barýþý esas alan bir anlayýþla þekillenmesine duyduðumuz ihtiyaçla, görüþlerimizi size iletmek; çözüm yönünde atýlacak her adýmý destekleyeceðimizi ve savunacaðýmýzý ifade etmek istiyoruz: Yargýtay Baþsavcýlýðý, DTP'nin ülkenin bölünmez bütünlüðü için tehlike oluþturduðu görüþünde. Biz, asýl tehlikenin iki milyona yakýn oy almýþ ve TBMM'de yasalara uygun þekilde var olan bir siyasi partinin kapatýlmasýyla ortaya çýkacaðýný düþünüyoruz. Siyasi, iktisadi, insani çözümlerin derhal gündeme getirilmesinin gerektiði bu kritik dönemde, DTP'nin kapatýlmasý davasý gerginliði ve çözümsüzlüðü derinleþtirecek; demokrasiyi aðýr þekilde zedeleyecektir. Bu ülkede kendi kimlikleriyle siyaset yapmak isteyen Kürtler yaþýyorsa, partileri de olacaktýr. Bu demokratik ilkeyi bir an önce kabullenmek, siyasal ortamý rahatlatacaðý gibi deðiþim sürecine de ivme kazandýracaktýr. Sorunun temelinde, farklýlýklarý kabul etmeyen, tek tip ve itaatkar vatandaþ isteyen, kendisi gibi düþünmeyeni affetmeyen bir zihniyetin bulunduðu kanýsýndayýz. Ýþe, bu zihniyetin ürünü olan yasalar deðiþtirilerek baþlanabilir. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin söz konusu yasal deðiþiklikleri gerçekleþtirebileceðini, bunun için

yeterli sayýda milletvekilinin bulunduðunu düþünüyoruz. Sorunun çözümü yargý kararlarýnda deðil, siyasi kararlýlýkta aranmalýdýr. Anayasal ve yasal düzenlemeler yapýlarak çözüm yolu açýlmalý, siyasi partilerin kapatýlmasý konusundaki mevzuat demokratik normlara uygun hale getirilmelidir. Farklýlýklarýmýzý koruyarak bütünsel zenginliðimizi ortaya çýkarabilmenin tek yolu, evrensel deðerleri tanýmaktan, benimsemekten ve uygulamaktan geçmektedir. Etnik köken, inanç, kültür, siyasal anlayýþ farkýndan çok çeþitli taleplerin doðabileceðini; bu taleplerin konuþulmasýndan, tartýþýlmasýndan korkmamak gerektiðini artýk öðrenmeliyiz. Kürt sorunu, bilindiði gibi, sadece þiddet ve asayiþ sorunu deðildir; kültürel, sosyal, siyasi, psikolojik, insani, ekonomik boyutlarý olan bir sorundur. Bu sorun nasýl doðdu, neden yaþanýyor, neden bunca yýldýr hâlâ sürüyor ve neden uygulanan tüm askeri önlemlere raðmen bunca yýldýr çözülemiyor sorularýnýn yanýtýný aramak kadar, Türklerin ve Kürtlerin birbirlerinin ne düþündüklerini, ne hissettiklerini anlamalarý da önemlidir. Kendimizi diðerinin yerine koyabilirsek birbirimizi anlayabilir, önyargýlardan arýnabilir ve gerçeði, nasýl ise öyle görmeyi baþarabiliriz. Tanýmak yerine tanýmlamayý, dinlemek yerine dayatmayý seçmek; 'tek doðru benim doðrumdur' demek gerçekliði sarsar, öfke, kýrýlganlýk ve çatýþma yaratýr. Aklýmýzý, kalbimizi, bütün anlama pencerelerimizi açýk tutacaðýmýz bir diyalog süreci, bizi birbirimize baðlayan ortak duygularý ve birlikte yaþamaya inancýmýzý güçlendirecek, suç paylarýmýzý karþýlýklý affetme isteðimizi arttýracaktýr. Kürt sorunu hakkýnda Amerikalýlarla, Avrupalýlarla konuþulurken konunun doðrudan muhataplarý olan Kürtlerin, DTP milletvekillerinin, belediye baþkanlarýnýn görüþlerine baþvurmaktan kaçýnýldýðýný gözlemliyoruz. Anayasa tartýþmalarýnda kültürel haklar, vatandaþlýk, kimlik, eðitim, yerel yönetim, yargý gibi konularda çalýþmalar yapýlýrken de ayný tutum görülmektedir. Bu yok sayma halini haksýz, incitici, kaygý verici buluyoruz. Kürt sorunu, ancak tüm taraflarýn görüþleri dinlenerek, dikkate alýnarak çözülebilir. Ýki milyona yakýn Kürt vatandaþýmýzýn siyasal temsilcileri olan DTP'li milletvekillerinin muhatap alýnmalarý; önerilerinin, baþtan reddedilmek ve kuþkuyla karþýlanmak yerine özgürce tartýþýlabilmesi, çözüme giden süreç için gereklidir.

Özgür bir tartýþma ortamýnýn ve kapsayýcý bir diyalog sürecinin baþlayabilmesi bakýmýndan, silahlý eylemlerin sona erdirilmesi hayati önem taþýmaktadýr. Bunun kendiliðinden olamayacaðýný, bu yönde yapýcý adýmlar atýlmadýkça þiddet döngüsünün kýrýlamayacaðýný, çeþitli tecrübeler bize göstermiþtir. En son Diyarbakýr'da yaþanan acý terör eylemi ve benzerleri, bu yönde atýlacak adýmlarý geriletmemelidir. Biliyoruz ki, demokratik açýlýmlarýn ve barýþçý çözümlerin askýya alýnmasý, þiddette bel baðlayanlarýn beklentisidir. Bu baðlamda, Sayýn Baþbakan'ýn ifade ettiði "silahsýzlandýrma" kavramýnýn kilit bir rol oynayabileceðini düþünüyoruz. Dünyanýn çeþitli bölgelerinde, sorunu bu kavram ekseninde ele alan yaklaþýmlar, þiddeti yöntem olarak benimseyen örgütlerin, çok boyutlu ve aþamalý bir proje çerçevesinde silah býrakmaya ikna edilmelerini hedefler. Bu tür projelerin baþarýsýnýn, mevcut ve potansiyel militanlarý, uðruna can vermeye ve can almaya hazýr olduklarý talepleri silahla deðil, demokratik yollarla savunabileceklerine ikna edecek þartlarýn yaratýlmasýna baðlý olduðu hesaba katýlmalýdýr. Gerçekten sonuç almak isteniyorsa, PKK'nýn silahsýzlandýrýlmasýna yönelik önlemleri de bu çerçevede tartýþmak; itirafçýlýk gibi, kiþinin kendini aþaðýlanmýþ hissedeceði, psikolojik direnç yaratacak kavramlarla deðil, bir toplumsal barýþ ve mutabakat projesi olarak tasarlamak gerekir. Hiç kimsenin, ahlaki çaðrýþýmý muhbirlik olan onur kýrýcý bir dönüþü kabul etmesinin kolay olmayacaðýný unutmayalým. Yapýlacak düzenlemeler, meydan okuma deðil, çaðrýya uyma isteði yaratmalýdýr. Bizler, bu gerekleri dikkate alan, sosyal ve siyasal düzenlemelerle bütünlenmiþ bir programla, þiddet ve terör eylemlerinin kalýcý olarak sona erdirilmeleri konusunda kýsa sürede etkili sonuçlar alýnabileceðine inanýyoruz. Sayýn Cumhurbaþkaný, Bizler; ayný acýlarý, ayný kaygýlarý paylaþanlar ve umudu barýþ olanlar, utanmadan birbirimizin gözlerine bakabilmeyi, korkmadan birbirimize sarýlmayý, kardeþçe yaþamayý özlediðimizi ilan ediyoruz. Böyle bir birliði özlüyoruz, savunuyoruz. Özlemimize sahip çýkacaðýz, özlemimizi gerçekleþtirenlerin arkasýnda olacaðýz. Anayasa, milletin birliðini temsil görevini Cumhurbaþkaný'na vermiþtir. Yukarda ifade ettiðimiz sorunlarýn çözümü için aktif tavýr almanýzý bekliyoruz.

Ýmzacýlar: Ahmet Alp (Bingöl Barosu Bþk.), Prof.Dr. Ahmet Ýnsel, Prof.Dr. Ali Nesin, Aydýn Engin, Ayhan Çabuk (Van Barosu Bþk.), Prof.Dr. Ayla Gürsoy, Prof.Dr. Ayþe Buðra, Prof.Dr. Ayþe Erzan, Prof.Dr. Ayþe Öncü, Prof.Dr. Baskýn Oran, Prof.Dr. Betül Tanbay, Prof.Dr. Binnaz Toprak, Prof.Dr. Burhan Þenatalar, Prof.Dr. Büþra Ersanlý, Can Paker, Cengiz Aktar, Cevdet Uçungan (Kars Barosu Bþk.), Prof.Dr. Çaðlar Keyder, Prof.Dr. Doðu Ergil, Prof.Dr. E.Ahmet Tonak, Ergin Cinmen, Prof.Dr. Erol Katýrcýoðlu, Prof.Dr. Fatma Gök, Prof.Dr. Fazýl Hüsnü Erdem, Prof.Dr. Ferhunde Özbay, Prof.Dr. Fikret Adaman, Prof.Dr. Fikret Adanýr, Prof.Dr. Fuat Keyman, Prof.Dr. Füsun Üstel, Prof.Dr. Gençay Gürsoy, Prof.Dr. Gülhan Türkay, Prof.Dr. Gülen Aktaþ, Prof.Dr. Günay Göksu, Prof.Dr. Gürol Irzýk, Prof.Dr. Halil Berktay, Hülya Gülbahar, Ýbrahim Betil, Ýlhan Uzgel, Prof.Dr. Ýonna Kuçuradi, Prof.Dr. Ýrfan Açýkgöz, Prof.Dr. Jale Parla, Prof.Dr. Kadir Cangizbay, Prof.Dr. Kuvvet Lordoðlu, Prof.Dr. M.Zaman Saçlýoðlu, Mahmut Güven (Mardin Barosu Bþk.), Mebuse Tekay, Mehmet Ali Özel (Siirt Barosu Bþk.), Prof.Dr. Melek Göregenli, Mesher Yürek (Bitlis Barosu Bþk.), Prof.Dr. Mete Tunçay, Prof.Dr. Mete Tapan, Prof.Dr. Mithat Sancar, Prof.Dr. Murat Belge, Müslüm C. Akalýn (Þ.Urfa Barosu Bþk.), Prof.Dr. Nazan Aksoy, Nebahat Akkoç, Nevzat Anuk (Hakkari Barosu Bþk.), Prof.Dr. Nihal Saban, Prof.Dr. Nilüfer Tapan, Prof.Dr. Nurhan Yentürk, Nurþirevan Elçi (Þýrnak Barosu Bþk.), Prof.Dr. Nüket Esen, Prof.Dr. Nükhet Sirman, Osman Kavala, Oya Baydar, Prof.Dr. Oya Köymen, Prof.Dr. Öget Öktem Tanör, Ömer Faruk Gergerlioðlu, Özgür Ulaþ Kaplan (Tunceli Barosu Bþk.), Prof.Dr. Reþit Canbeyli, Prof.Dr. Rezzan Tuncay, Sait Sever (Muþ Barosu Bþk.), Sedat Özevin (Batman Barosu Bþk.), Prof.Dr. Selçuk Erez, Prof.Dr. Seyfettin Gürsel, Sezgin Tanrýkulu (Diyarbakýr Barosu Bþk.), Prof.Dr. Sibel Irzýk, Prof.Dr. Þahika Yüksel, Prof.Dr. Þebnem Korur Fincancý, Prof.Dr. Þerif Mardin, Prof.Dr. Þevket Pamuk, Prof.Dr. Þeyda Özil, Prof.Dr. Þükrü Hatun, Prof.Dr. Tahsin Yeþildere, Tarýk Ziya Ekinci, Temel Ýskit, Timur Demir (Aðrý Barosu Bþk.), Prof.Dr. Turgut Tarhanlý, Prof.Dr. Ülkü Azrak, Ümit Kardaþ, Ünal Ünsal, Volkan Vural, Prof.Dr. Yaman Barlas, Yavuz Önen, Prof.Dr. Yýldýz Sey, Yýlmaz Ensaroðlu, Prof.Dr. Yusuf Zeren, Prof.Dr. Yücel Sayman, Prof.Dr. Zehra Ýpþiroðlu, Zeynep Tanbay


ABD-Đsrail-AB Ortadoğu’yu kan gölüne çevirdi

13

ÝÞG ALE SON! Türkan Uzun

BD'nin "terörle mücadele" bahanesiyle giriþtiði Irak iþgali 5. yýlýný doldurdu. ABD yönetimi ve Bush'un iþgal öncesindeki bütün iddialarýnýn yalan olduðu bir bir ortaya çýktý. Irak yönetiminin 11 Eylül 2001 New York Ýkiz Kulelerine saldýrýlar ile baðý olmadýðý gibi Irak’ta kitle imha silahlarý da bulunmadý. Irak'ýn bugün daha demokratik olduðunu da zaten kimse iddia etmiyor. ABD'nin küresel egemenlik ve petrol çýkarlarý için açtýðý savaþýn bedelini, Iraklýlarla birlikte bütün bölge haklarý ödüyor.

A

Vahþet durmuyor Yapýlan araþtýrmalar 1 milyona yakýn Iraklý'nýn savaþ ve iþgal nedeniyle yaþamýný yitirdiðini gösteriyor. 2 milyona yakýn Iraklý, komþu Suriye gibi ülkelerde mülteci kamplarýnda insanlýk dýþý koþullarda yaþýyorlar. 2 milyon Iraklý da yurt içinde göçe zorlandý. 50 bin Iraklý, ya doðrudan ABD ya da Irak yönetiminin elindeki hapishanelerde tutuluyor. Guantanamo ve Ebu Garip gibi hapishanelerde iþkence ve insanlýk dýþý uygulamalar hüküm sürüyor. Saðlýk hizmetleri çöktü ve antibiyotik gibi en temel ilaçlar bulunamýyor. Temiz içme suyu ve elektrik gibi temel hizmetlerde çöküþ devam ediyor. Baðdat'taki AlAlwiyah hastanesi hemþiresi Kamel Mahdi kentte koleranýn kol gezdiðini ve tedavi edecek ilaçlarý olmadýðýný söylüyor.

Iraklý çocuklarýn 2/3'ünün gidecek okulu yok.

Ölüm mangalarý ABD geçen yýl Irak'a 40 bine yakýn yeni asker gönderdi. Bush'un bu "akýn"ýnýn iþgale karþý Iraklý direniþini bitireceði ve ülkeyi istikrara kavuþturacaðý iddia edildi. Ancak daha fazla kaos yarattý. Yapýlan bir araþtýrma geçen yýl "akýn" ile birlikte iþkence ve þiddetin týrmandýðý ve büyük bir göç dalgasýnýn yaþandýðýný gösteriyor. Askerler ve ABD destekli ölüm mangalarý Þii-Sünni çatýþmasýný körükledi. Irak uzunca bir dönem iþgalin yan sýra etnik çatýþmalarýn yarattýðý kan gölüne boðuldu. Baðdat gibi Þii ve Sünnilerin birlikte yaþadýklarý mahallelerde etnik temizlik uygulandý. 1989'da Berlin duvarýnýn yýkýlmasýný demokrasi adýna büyük bir zafer olarak niteleyen Bush, Baðdat'ý duvarlarla etnik bölgelere böldü. Irak bu arada bombalanmaya devam ediyor. Geçen yýl bir önceki yýla göre bombalamalar yüzde 500'e yakýn arttý. Ýþgalcilerin "direniþçiler var" dedikleri yerlerin vurulmasý sivil halký sürekli terörize ettiði gibi çok sayýda ölüme neden oluyor.

Direniþ ABD ve müttefikleri Irak'ta karþýlaþtýklarý direniþ nedeniyle bataklýða battý. Bush ve askeri yetkililer geçen yýl Irak'ta kendileri için istikrar saðlayabilmek adýna iþgale karsý mücadele etmiþ olan Sünni bazý direniþçi gruplar ile El-Kaide'ye karþý ortak

mücadele konusunda anlaþmaya vardý. Bu gruplar ABD ve müttefiklerinin iþgaline karþý direniþi býraktýlar. Irak'ta bulunan savaþ karþýtý gazeteci Dahr Jamail ABD'nin bu gruplarý silahlandýrdýðý ve kiþi baþýna ayda 300 dolar ödediðini ifade ediyor. Ancak þubat baþýnda Baðdat'ýn kuzeydoðusundaki Bakuba kentinde iki Sünni kadýnýn öldürülmesi sonucu gerilim yeniden týrmandý. Diyala'daki Uyanýþ grubunun sözcüsü Abu Abdullah "ABD ordusu, Irak güvenlik güçleri ve yerel hükümet ile bütün iþbirliklerine son verdik"lerini deklere etti. Bu durumda ABD’nin önlemleri sadece direniþe silah ve para aktarma "baþarýsý" göstermiþ olacak. Irak'ýn kýsa vadede istikrara kavuþmayacaðý çok net görülüyor. ABD kazanamadýðý bir savaþýn ve iþgalin yarattýðý bataklýktan çýkmýyor, çýkamýyor.

ABD Ortadoðu'dan defol Irak halký ABD'nin egemenlik hýrsýnýn bedelini ödüyor. Savaþýn baþladýðý 2003'ten bu yana iþgale karþý tepki giderek artýyor. Irak halký ile birlikte artýk yeter diyoruz. Ýþgalin sonlanmasý Irak'ta direnenler kadar küresel savaþ karþýtlarýnýn mücadelesine de baðlý. Ýþgale karþý direnenlerle dayanýþýyoruz. 15 Mart'ta dünyanýn sayýsýz ülkesinde Irak iþgalinin sonlandýrýlmasý için eylemler yapýlacak. Ýþgalin sonlandýrýlmasý talebi ile 15 Mart eylemlerinde buluþalým.

Kahire Konferansı toplanıyor

Savaþ, emperyalizm ve neoliberalizme karþý Kahire Konferansý 27-30 Mart tarihlerinde Mýsýr'da gerçekleþecek. Dünyanýn dört bir yanýndan savaþ karþýtlarý, sendikacýlar, ulusal kurtuluþ hareketleri, sosyalistler Mýsýrlý mücadele özneleri ile buluþarak ortak bir politik ve mücadele gündemini tartýþacaklar. Konferansa paralel olarak da sosyal forum toplanacak. Konferans bu yýl Filistin ile dayanýþma çalýþmalarýna öncelik verecek. Filistinliler Gazze'nin Refah sýnýr kapýsýný alaþaðý ederken Kahire Konferansý'nýn da örgütleyicisi olan yapýlar kitlesel eylemler gerçekleþtirdiler. Mýsýr'da ABD destekli Mübarek diktatörlüðüne karþý mücadele son yýllarda yeni bir ivme kazandý. Bir yandan ABD'nin yürüttüðü Irak iþgaline karþý öfke yeni bir hareketi ortaya çýkardý. Diðer taraftan ise artan iþçi mücadeleleri kazanýmla çýkýyor. 2006 sonunda Mahal el-Kubra iþletmesinin iþçileri

özelleþtirme giriþimine karþý baþarýlý bir mücadele verdi. Geçen yýl Suez Trust dokuma fabrikasýnda iþyeri iþgali sonucu kazanýlan ücret ve sosyal haklar toplu sözleþmesini iþverenin feshetmesi üzerine iþçiler yeniden iþgale baþladýlar. Ghazl al-Mahalla tekstil fabrikasýnýn 27 bin iþçisi geçen sonbaharda hem ücret ve sosyal haklara yönelik taleplerini kazanmýþ hem de fabrika müdürü ve yolsuz bir sendika yöneticisinin görevden alýnmasýný saðlamýþlardý. Tütün sektöründe de baþarýlý grevler yaþandý. Devlet memurlarý Aralýk ayýnda baþladýklarý ücret mücadelesini þubat baþýnda kazandýlar. Bu mücadeleler içinde göze çarpan bir geliþme de yeni nesil kadýn militanlar. Sendikalý-sendikasýz kadýnlar mücadele içinde öncülük ediyorlar. Bu mücadelede yer alanlarýn temsilcileri Kahire Konferansý'na gelerek küresel temsilcilerle deneyim ve görüþ alýþ-veriþinde bulunacaklar.

Filistin: Abluka ve Vahşet G azze'ye insanlýk dýþý bir abluka uygulanýyor. Filistin halký Ýsrail-ABD-AB'nin onaylamadýðý, "terörist" diye adlandýrdýðý Hamas'ý demokratik yollardan seçme haklarýný kullandýklarý için aðýr bir ambargo ile cezalandýrýlýyor. Yiyecek, ilaç ve yakýt gibi en temel ihtiyaç maddelerinden mahrum býrakýlan Gazze halký 23 Ocak'ta Refah sýnýrýndaki duvarlarý yýkarak Mýsýr'a geçtiler. Mýsýr polisi Filistinlilere vahþi bir þekilde saldýrdý ancak etkisiz kaldý. Vahþetiyle tanýnan Mýsýr polisi bile Filistinlileri yaylým ateþi ile durdurmayý göze alamadý. Hem Mýsýr hem de dünyanýn bir çok yerindeki protestolar nedeniyle Mübarek rejimi geri adim atmak durumunda kaldý. Mübarek TV'ye çýkarak

Filistinlileri kendisinin "davet ettiðini" ve temel ihtiyaç maddelerini alabileceklerini duyurdu. Çok sayýda Mýsýrlý, Filistinlilerin yardýmýna koþtu. Birkaç gün içinde 750 bin Filistinli Mýsýr'a geçmiþ, sýnýrda yýkýlan çelik duvarlarýn çevresi bir festival alanýna dönüþmüþtü. Abluka fiilen delinince Mübarek, Hamas ile görüþme yasaðýný da delmek zorunda kaldý. Bu devasa geliþmeler karþýsýnda Ýsrail de geri adim atarak Gazze'ye temel ihtiyaç

maddelerinin sevkýyatýný yeniden baþlatmak zorunda kaldý. Ne var ki Refah bölgesine açýlan sýnýr þubat baþýnda

yeniden kapatýldý. Halbuki Ýsrail’in, Filistin yönetimi ile iki yýl önce imzaladýðý bir anlaþmaya göre bu sýnýr kapýsý açýk tutulacak ve Filistin yönetimi ile Mýsýr tarafýndan korunacaktý. Ýsrail bu anlaþmaya hiç bir zaman tam olarak uymadý, sýnýrý zaman zaman açtý, zaman zaman kapattý. 9 Haziran 2007'den bu yana da tümüyle kapalý tutuyor. Eylül 2007'de Gazze'yi resmen "düþman" ilan etti. Diðer taraftan Gazze'ye yönelik bombardýmanlar sürekli can almaya devam ediyor.

15 Mart Saat 13’te Kadıköy Meydanı’nda Meslek Örgütlerinin Çağrısıyla, Hep Beraber;

ÝÞGALE SON diyelim!

Þimdi de bu sýnýr kapýsýný tekrar kapatarak anlaþmaya uymaya hiç de niyeti olmadýðýný yeniden gösterdi. Ýsrail'in izin verdiði temel madde sevkýyatý ise 1.5 milyon Filistinlinin temel ihtiyaçlarýný gidermesi mümkün deðil. Gazze açlýk ve ölüme terk ediliyor. Cumhurbaþkaný Abdullah Gül'ün de katýldýðý Annapolis Zirvesi etrafýnda Filistinliler için adil bir barýþ yeniden dillendirilmeye baþlanmýþtý. Bunun hayata tercümesi Ýsrail vahþetinin týrmandýrýlmasý mý olacaktý? Böyle bir barýþ sürecini kim ister? 15 Mart'ta Irak ve Afganistan iþgallerinin sonlandýrýlmasý, Filistinliler üzerindeki ablukanýn ve uygulanan vahþetin durdurulmasý talebiyle sokaða çýkalým.


14

“Başka Bir Dünya”nın 8 MART’ı Türkan Uzun

Gün: 8 Mart Perþembe, bir gizli polisin raporu günü þöyle özetliyor: "Sabah saat 9'da Vyborg bölgesindeki fabrika ve iþletmelerde çalýþan iþçiler, fýrýn ve dükkanlardaki siyah ekmek kýtlýðýný protesto etmek üzere greve çýktýlar. Grev Petrograd, Rojdestvenski ve Liteineyi bölgelerindeki bazý fabrikalara sýçradý. Öðlen saat 1.00'de caddelerde büyük kalabalýklar halinde yürüyerek 'Ekmek istiyoruz!' diye baðýran Vyborg bölgesi iþçileri karýþýklýk yaratmaya, yol boyunca çatýþan arkadaþlarýný aralarýna katmaya ve karþýlarýna çýkan tramvaylarý durdurmaya baþladýlar. Kendilerini daðýtmak için bölgeye sevk edilmiþ polis ve askerler tarafýndan kovalanan grevciler bir yerde daðýtýlýyor, ancak olaðandýþý inatçýlýklarýný açýkça göstererek bir baþka yerde yeniden toplanýyorlar." 1917 Rus Devrimi baþlamýþtý... 8 Mart* sabahý güne dair her türlü öngörüyü ve hatta örgütlü komitelerin telkinlerini altüst ederek greve ilk çýkan; fabrika fabrika dolaþarak baþka iþçileri sokaða çýkaran, fabrika camlarýný taþlayarak metal iþçilerini de eyleme katan Petrograd'ýn kadýn tekstil iþçileriydi. Savaþ koþullarýnda yaþanan yýkým kýtlýk yaratmýþ, var olan yiyeceklerin fiyatlarý da o kadar artmýþtý ki iþçi ücretlerini kat kat aþýyordu. Ýþçi ve yoksullar zamanýn çoðunda aç kalýyorlardý. Mart baþýnda ise ekmek karneye baðlanmýþtý. Yaþam koþullarý çoðu insan için dayanýlmaz hale gelmiþti. 8 Mart'tan önce Petrograd'ýn en büyük fabrikasý Putilov'un iþçileri

daha yüksek ücret talebiyle greve çýkmýþtý. Savaþ koþullarýnda iþçilerin greve çýkmasý "vatan hainliði" olarak nitelendi. Ýþçiler saldýrýya uðradý, iþveren lokavt ilan etti. 7 Mart'ta 30 bin Putilov iþçisi kendisini kapý önünde bulmuþtu. 8 Mart'ta kadýn iþçilerin beklenmedik çýkýþý önce Petrograd genelinde sonra da Moskova ve diðer kentlere yayýlarak dört gün içinde Rus Çarý'ný devirdi. Sekiz ay içinde gerçekleþtirilen ikinci bir devrimle iþçiler tarihte ilk kez kendi yönetim organlarý (Sovyetler) aracýlýðýyla tabanýn demokrasisini hayata geçirmeye yöneldiler. Devrimin ilk yýllarý kadýn haklarý için de tarihsel önemde geliþmeler saðladý. Kadýn iþçilerin çalýþma haklarý erkeklerle eþitlendi. Ücretli doðum izni uygulamasý baþlatýldý. Anne ve çocuk merkezleri açýldý, ücretsiz süt daðýtýldý. Çocuk sahibi olmak istemeyenlere ücretsiz kürtaj hakký tanýndý. Böylece Devrimci Rusya dünyada kürtajýn yasallaþtýðý ilk ülke oldu.

Evlenme ve boþanma konusundaki eski cinsiyetçi uygulamalar deðiþtirildi. Evlilikte kadýn ve erkek eþitti. Ayrýlmak isteyen çiftler anýnda boþanabiliyordu. Zina ve eþcinsellik suç olmaktan çýkarýldý. Çocuklarýn meþru ya da gayri meþru olmasý arasýndaki ayrým ortadan kaldýrýldý. Eðitim hakkýnda eþitliðin saðlanmasýna yönelik düzenlemeler yapýldý. Ev içi emek sorununu çözmek için bu iþlevlerin toplumsallaþtýrýlmasý gerekiyordu. Yemekhane, çamaþýrhane, kreþ ve çocuk yuvalarý kurulmaya baþlandý. Ancak Birinci Dünya Savaþý ve iç savaþýn yarattýðý yýkým baþta olmak üzere ekonomik nedenlerle bunlar yeterince yaygýnlaþamadý. Kadýnýn ev içi yükü tamamen kaldýrýlamadý. Bolþevikler sorunu çözdüklerini iddia etmediler. Ünlü devrimci Alexandra Kollontai þunlarý diyordu: "Sovyet Cumhuriyeti'nde kadýnlarýn artýk oy hakký ve sivil haklarý için

mücadele etmeleri gerekmiyor. Bunlarý aldýlar. Ancak bu haklar kendi baþýna yeterli deðil. Aile, ev iþi, seks iþçiliði kadýnlarýn aðýr yükü olmaya devam ediyor. Ýþçi ve köylü kadýnlar bu durumdan sadece yasal düzlemde deðil hayatýn içinde eþitliklerini kazanarak kurtulabilirler. Bunun için de kadýnlarýn bütün enerjilerini Rusya'yý gerçekten bir komünist topluma dönüþtürmeye vermeleri gerekiyor." Devrimin ilk yýllarýnda bütün imkansýzlýklara raðmen kadýný toplumsal hayatýn her alanýnda güçlendirmeye yönelik giriþimlere karþýn 1930'larýn baþýnda Stalin'in karþý devrimci iktidarý süreci geri saracaktý. 1936'da kürtaj hakký tümüyle yasaklandý. Dahasý kadýnlara "analýk madalyasý" ve teþvikler verildi. Çocuk bakma yükümlülüðü kadýna býrakýldý. Boþanma sadece yüksek gelirlilerin ödeyebileceði düzeyde bedellere, uzun ve karmaþýk mahkemelere baðlandý. Aile ve cinsellik konusunda eskinin tabularý geri geldi. Genç komünist kadýnlarýn "iffeti" sorgulanýyor, onlara "bekaret muayenesi" öðüdü veriliyordu. 1943'te kadýn ve erkeklerin ayný eðitim programýný takip etmelerine yönelik uygulama ortadan kaldýrýldý. Erkekler teknik programlara, kadýnlar çocuk bakýmý, el ve ev iþi programlarýna girmeye zorlandý. Eðitimde eþitlik tümüyle ortadan kalktý. Rus Devrimi kadýn sorununu çözmeye yaklaþamadan yenilgiye uðradý. *8 Mart o dönemde Rusya'nýn kullandýðý Julian takvimine göre 23 Þubat'a tekabül ediyor. Bu nedenle de tarihte Þubat Devrimi olarak anýlýyor.

Kara delik içeren bir kitap

Ama Hangi Atatürk

Cem Uzun

Kemalizm yeniden güncel politik tartýþmalarýn gündemine oturdu. Tayyip Erdoðan, 'sol' Kemalistler tarafýndan 27 Mayýs 1960 darbesiyle asýlan Baþbakan Adnan Menderes'in beyaz çarþafýný giyerken türban tartýþmasý, solu bölmeye devam ediyor. Birgün gazetesi yazarý Oðuzhan Müftüoðlu, solda Kemalizm'le ilgili tartýþmalarýn 1971 darbesiyle sona erdiðini yazdý. Hâlbuki tam tersine tartýþma sona ermediði içindir ki kendisi de bir makale yazmak zorunluluðunda hissetmiþtir. (Bu arada kendisinin yazmakta olduðu gazete, bir dönem Atatürk resminin evlendirme dairesinden depoya kaldýrýlmýþ olmasý haberini, ilk sayfada manþete taþýmaya deðer bulan sol bir gazetedir.) Kemalizm tartýþmasý hem solda, hem de saðda hâlâ ziyadesiyle canlýdýr. Taha Akyol'un "Ama Hangi Atatürk" kitabý tam da bu nedenle çok satýyor. Kitabýn naçizane deðerlendiricisi, kitabýn bir kopyasýný bulmakta epey zorlanmýþtýr. Akyol kitabýnda solun, saðýn ve Ýslamcýlarýn Mustafa Kemal'in gerçek varislerinin kendileri olduðu iddiasýný öne sürdüklerini ifade etmektedir. Bu doðrudur çünkü Mustafa Kemal "kapitalizm" ve "emperyalizm" gibi sol söylemleri kullanmýþtýr. Ancak politik konuþmalarýnda dini söyleme da sýklýkla (hem de sol referanslara göre daha sýk) baþvurmuþtur. Kemal'in önderliðini yaptýðý hareket 1919-1922'de Yunanistan'ýn saldýrýsýna karþý mücadeleden, 1922-1929'da emperyalizmle uzlaþma, 1929-1936'da da devletçi izolasyonizme ve 1936'dan sonra

yeniden yabancý güçlerle uzlaþma sürecine doðru uzanan kapsamlý bir tarihsel dönemece imzasýný atmýþtýr. Akyol, 1920-1929 arasýndaki, TürkYunan savaþý sýrasý ve sonrasýna uzanan dönemde Mustafa Kemal'in yaptýðý konuþmalarýn ilginç bir metinsel analizini sunmaktadýr. Akyol, önce metinlerde 'proleter', 'emekçi', 'burjuva', 'emperyalizm', 'kapitalizm' gibi sol söyleme iliþkin kelimeleri daha sonra ise 'Allah', 'peygamber', 'Müslüman', 'Ýslam', 'din' gibi Ýslami söyleme ait kelimeleri aramýþ: Sol söylem 1920-1922 arasýnda 151 1923-1929 arasýnda 8 Ýslami söylem 1920-1922 arasýnda 792 1923-1929 arasýnda 362 Sol söylemin kullanýmý, genel olarak Ankara hükümetinin Bolþevik Rusya'sýndan geniþ ölçekli para ve askeri yardým aldýðý dönemle sýnýrlýdýr. Ýslami retorik ise, ayný dönemde, Türk-Yunan savaþlarý esnasýnda pik noktasýna ulaþmýþtýr çünkü bu dönemde milliyetçi ve Ýslamcý retorik ayný olgunun birer parçalarý olmuþlardýr. Akyol, ayrýca Kemalizm'in modern yorumlarýndaki çeliþkilere vurgu yapýyor. Laiklikle ilgili karmaþa, daha çok Mustafa Kemal'in konuþmalarýnda dini terminolojiye sýk sýk yer vermesinden kaynaklanýyor. 1920-1929 dönemi boyunca 'Ýslam' kelimesi, Kemal'in konuþmalarýnda 'emperyalizm' kelimesiyle eþit olarak tam 5 defa geçmektedir. Bu dönemden sonra, hem sol hem de Ýslamcý söylem Kemal'in konuþmalarýnda ortadan kaybolur.

Akyol'un kitabý, Mustafa Kemal mitlerine yönelttiði eleþtiriler baðlamýnda yararlý bir çalýþma. Ne var ki kitabýn tam merkezinde koca bir kara delik mevcut. Akyol, her þeyi Mustafa Kemal'in 'muazzam siyasal esnekliði' ve 'dehasýna' baðlamakla yetiniyor. Ayrýca, Mustafa Kemal'in icraat ve konuþmalarýnýn 'ancak tarihsel devamlýlýðý içerisinde, bütüne baðlý kalýnarak okunduðunda anlam kazanacaðýný' belirtiyor. Soyut düzlemde buna katýlmamak mümkün deðilse de somutta asýl sorulmasý gereken, bu devamlýlýðýn, tam olarak 'neyin devamlýlýðý' olduðundur. Akyol bu soruyu sormuyor, analizine 1919 ile baþlýyor ve bunun modern kapitalist Türkiye'nin kuruluþunda bir "sýfýr noktasý" olduðunu varsayýyor. Eski MHP'li yeni liberal muhafazakar bir yazarýn bu hataya düþmesi þaþýrtýcý olmamakla birlikte kitapta büyük bir eksikliðe neden oluyor.

kullandýðýna açýklýk getirir. Türban yasaðýný üniversitelerde kýsmen ortadan kaldýranýn neo-liberal bir hükümet olmasý karþýsýnda Oðuzhan Müftüoðlu'nun yaþadýðý kafa karýþýklýðý Kemalist fikirlerle yüzleþme gerekliliðini net bir þekilde ortaya koyuyor. Akyol'un kitabýndaki fikir ve bilgilerin, pek çok insan için þok edici bir ifþaat niteliði taþýmasý da hala ne kadar çok yol almamýz gerektiðine iþaret ediyor. Kemalizm sol deðil. Sol, verili özgürlük alanlarýný savunur ve özgürlük alanýnýn geniþletilmesini talep eder. Sol; Kemalizm ve onun mitleri, 'eðer' ve 'ama'larýyla hesaplaþarak özgürlük, demokrasi, adalet ve eþitlik için en önde giden mücadele öznesi olmak zorundadýr.

Kemalizm'in tarihsel 'devamlýlýðý', Türkiye'nin kapitalist bir devlet olmasý yolunda temelleri atan 1908-1909 devriminin öncüsü olan Ýttihat ve Terakki'nin 'devamý' olmasýndan geçer. Kemalizm'in Ýttihat ve Terakki'nin modern ve kapitalist bir devlet yaratma projesinin mirasçýsý olarak kavranmasýyla Atatürk'ün söylem ve politik icraatlarýndaki kaymalarý anlamlandýrmaya baþlayabiliriz. 1919-1922 savaþý Ýngiliz emperyalizmi ve onun Yunan iþbirlikçilerinin iþgaline karþý ulusal kurtuluþ mücadelesi deðil bir savunma savaþýydý. Türk tarafýnýn milliyetçi ideolojisi o dönemde aðýrlýklý olarak dini unsurlar taþýmaktaydý. Bu Mustafa Kemal'in neden Ýslamcý ve antiemperyalist söylemi ayný anda

Resmi tarihin efsanelerine ve yalanlarýna karþý gerçekler: Kemalizm Sol Deðil! Kitaba Belge Yayýnlarý’nýn kitabevinden veya bize yazarak ulaþabilirsiniz: posta@antikapitalist.net


Genç-Sen her öðrencinin eðitim hakkýný savunabilmeli! Simin Gürdal

Genç-Sen ve türban yasaðý: Üniversiteler ikinci döneme türban yasaðý tartýþmalarýyla baþladý. GençSen'in bu tartýþma karþýsýnda alacaðý tutum oldukça önemli. Zira üniversiteler üzerinden þekillenen bu tartýþmayý görmeme ya da suni gündem olarak deðerlendirme lüksüne sahip deðiliz. Öðrencilerin öðrenim görmelerinin önündeki engellerin kaldýrýlmasý, herkesin eðitim alma hakkýndan eþit bir þekilde yararlanabilmesi bir öðrenci sendikasý açýsýndan temel taleplerdir. Dolayýsýyla Genç-Sen, bir öðrencinin kýyafeti ya da dini görüþleri yüzünden bu haktan mahrum býrakýlmasýna karþý çýkmalýdýr. Bizim için tartýþmanýn ana halkasý laiklik ya da þeriat tehlikesi deðil, öðrenim hakký ve özgürlükler savunusu olabilir. Üstelik bu yasak yüksek öðretime katýlým oraný zaten çok düþük olan kadýnlarýn önündeki baþka bir engeldir ve onlarý kendi

ODTÜ’de özgürlüğü hep beraber savunalım

muhafazakar ortamlarýna hapsetmek anlamýna gelir. AKP ise sorunu bir yasaðýn yerine baþka bir yasak getirerek çözmeye çalýþýyor. Böylece Tayyip ve yanýndakiler ne kadar özgürlük getirebileceklerini bir kez daha gösteriyorlar. Bizlerse kýlýk kýyafet yönetmeliðinin tamamen kaldýrýlarak öðrencilerin istedikleri kýyafetlerle üniversiteye girebilmelerini savunabilmeliyiz. Kýyafetimizi seçmemizin bile tehlikeli olduðunu düþünen yasakçý anlayýþlara karþý çýkmadan, fikirlerimizi özgürce ifade edebilme ve üniversite yönetiminde katýlma talebimizi gerçekleþtirmemiz mümkün deðil. Dolayýsýyla Genç-Sen yasaklara karþý özgürlüklerin tutalý bir savunucusu olmak zorunda. Tabi ki üniversitelerde yaþanan tek sorun, öðrencilerin üniversiteye girmesinin önündeki tek engel türban yasaðý deðil. Yeni YÖK baþkanýnýn kendisi üniversitelerin paralý hale getirilmesi gerektiðini söyleyerek çok ciddi neo-liberal saldýrýlarla karþý karþýya kalacaðýmýzýn sinyallerini verdi. Ne düþündüðümüzden, nasýl giyindiðimizden baðýmsýz olarak hepimizi ilgilendiren bu saldýrýlarý ancak birlikte göðüsleyebiliriz. Birlikteliðimizi ise farklýlýklarýmýzý görmezden gelerek saðlamamýz mümkün deðil. Bu birliktelik ancak, bizim gibi olmayanlarýn sorunlarýný da sahiplenerek - bugün türbanlý öðrencilerin üniversiteye girebilmelerini savunarak ve onlara "hoþ geldiniz" deme cesaretini göstererek - mümkün olabilir.

Genç-Sen ve paralý eðitim

Rektör Akbulut, her seferinde ODTÜ’nün ne kadar özgürlükçü olduðundan bahseder, kendisine bundan pay çýkarýr. Oysa ODTÜ’deki (nispi) özgürlük ortamýnýn oluþmasýný saðlayanlar, eðitimin adil olmasý için mücadele eden, milliyetçi dalgaya raðmen “Barýþ Günleri”ni örgütleyen, rektörü savaþý desteklemesine raðmen barýþ mücadelesini elden býrakmayan ODTÜ öðrencileridir. Bugün de ayný direnci göstermeliyiz ODTÜ'de. Türbanlý arkadaþlarýmýz ODTÜ'ye girmekte özgürdür, özgür olmalýdýr. Korku üzerinden politika yapanlarýn yanýnda deðiliz; özgürlüklerimizi korku üzerinden feda edemeyiz, biz rektörün yanýnda deðil, sýnýf arkadaþýmýzýn yanýndayýz. ODTÜ'de yasaklara karþý özgürlüðü, adaletsizliðe karþý demokrasiyi, savaþa karþý barýþý savunmalýyýz. ODTÜlü Antikapitalistler olarak bunlarý anlattýk ve anlatmaya devam ediyoruz, çünkü Barýþ Günleri'nde topluluklarla birlikte yükselttiðimiz kardeþlik, barýþ çaðrýsýný þimdi de Özgürlükler Haftasý yaparak özgürlük, demokrasi çaðrýsýný da yükseltmek istiyoruz. Yapmamýz gereken ODTÜ'de Özgürlükler Haftasý yaparak kadýnlara, eþcinsellere, Alevilere, ateistlere, Kürtlere, türbanlýlara , yani ezilenlere özgürlük demektir. Genç-Sen'de birlikte sendikal mücadele yürüteceðimiz türbanlý öðrencilere özgürlük diyoruz. Hep beraber mücadele etmeye, demokrasi ve özgürlük bayraðýný AKP'nin eline býrakmamaya çaðýrýyoruz.

Sosyal güvenlik "reformunun" ardýndan, eðitimin paralý hale getirilmesi gerektiðini söyleyen YÖK baþkaný Yusuf Ziya Özcan ne kadar "demokrat" olduðunu gösterdi. GençSen açýsýndan türban yasaðýyla karþýlaþtýrýldýðýnda daha kolay ortaklaþabileceðimiz bir konu eðitimin özelleþtirilmesi. Ancak yine de üniversitedeki eðitim kalitesini arttýrabileceði düþüncesiyle bu fikre sýcak bakan bir kesim de var. Oysa egemenlerin asýl derdi kalite deðil, (Dünya Bankasý'nýn 2007'de yayýmladýðý yükseköðretim raporunda da belirtildiði gibi) "üniversitedeki eðitimin þirket ihtiyaçlarýna uyarlanmasý", özel sermayenin eðitimdeki payýnýn arttýrýlmasýdýr. Eðitimin þirket ihtiyaçlarýna uygun hale getirilmesinin en tipik biçimi ArGe çalýþmalarýnýn üniversitelere kaydýrýlmasý. Böylece þirketler giderek daha pahalý olan bu çalýþmalarý üniversitelerin omzuna yüklüyorlar. Öðretim elemanlarýnýn büyük bir kýsmý zamanlarýný Ar-Ge çalýþmalarýna ayýrýrken, ders verme görevi asistanlara ya da geçici elemanlara kaydýrýlýyor. Türkiye'de de Ar-Ge çalýþmalarý büyük oranda öðretim elemanlarý tarafýndan yapýlýyor. Bu durum üniversitelerin öðretim iþlevlerini ikincileþtirirken, toplum için daha yaralý olabilecek çalýþmalar yerine þirketlerin kârlarýný arttýrmaya dönük çalýþmalara yönelinmesine neden oluyor. Eðitimde özel sermayenin payýný arttýrmaksa, esas olarak devletin özel sermayeye kaynak yaratmasý anlamýna geliyor. Özel üniversiteler kâr elde etmek amacýyla kurulurlar. Bu yüzden her hangi bir özel üniversitede eðitim almak, eðitim hizmetinin olmasý gerekenden daha pahalýya mal olmasý demektir. Amerika bunun en tipik

örneði. GSYÝH'dan eðitime en çok pay ayýran ülke olmasýna karþýn okullarýn çoðunlukla özel olmasýndan dolayý yüksek öðretime katýlým oraný %50'nin altýnda. Oysa eðitimin parasýz olduðu Ýskandinavya ülkelerinde daha az kaynakla daha fazla öðrenci bu haktan yaralanabiliyor. Türkiye'deki özel üniversitelerin yýllýk eðitim ücretleri 15-25 bin YTL arasýnda deðiþiyor. Bu üniversitelere gitmek için verilecek burslarla devlet üniversitelerinin kalitesi arttýrýlabilir, daha fazla öðrenciye eðitim alma olanaðý saðlanabilir. Üstelik YÖK baþkanýn "ihtiyacý olana burs verme" önerisi hiç gerçekçi deðil. Bu yüksek meblaðlarý karþýlayabilecek aile sayýsýnýn ne kadar düþük olduðu ortada. Neredeyse tüm öðrencilere olmasý gerekenden oldukça pahalý eðitim ücretlerini karþýlamak için - burs verilmesi gerekir. Üstelik öðrenciler eðitim süreleri boyunca burslarýnýn kesilmesi tehlikesini de yaþamak zorunda kalacaklar. Harç kredileri bile öðrencinin eðitimi 5. yýla sarktýðýnda kesiliyor. Kaç öðrenci bu durumda bir yýl için 15 bin YTL vererek üniversite eðitimini tamamlama þansýna sahip? Ýngiltere'de ise öðrencilere verilen burslar harçlara çevrilmiþ durumda. Giderek daha fazla öðrenci okurken çalýþmak zorunda kalýyor. Öðrenciler en iyi ihtimalle 10 bin pound borçla üniversiteden mezun oluyorlar. Eðitimin özelleþtirilmesi demek pek çoðumuz açýsýndan daha kaliteli eðitim anlamýna gelmeyecek. Yüksek öðretim olanaðýndan yararlanýp yararlanamayacaðýmýzý ve kalitesini ailemizin gelir durumu belirleyecek. Bu, zaten var olan eþitsizliðin daha da arttýrýlmasýndan baþka bir anlama gelmiyor. Türkiye'de eðitim kalitesinin düþük olduðu, yüksek öðretime katýlýmda çok ciddi adaletsizlikler yaþandýðý bir gerçek. Ancak bunun çözümü üniversitelerin özelleþtirilmesi deðil. Devlet, bizlerden ve ailelerimizden vergi toplarken "verdiðiniz her kuruþ vergi size yol, su, elektrik ve okul olarak geri dönecek" diyor; yani aslýnda bize devlet okullarýndan aldýðýmýz eðitimin parasýný daha baþtan ödettiriliyor. Üstelik Türkiye'de vergilerin %80'i düþük gelirliler tarafýndan ödeniyor. Oysa gelir düzeyiyle orantýlý bir vergilendirmeye gidilerek, yüksek gelir gruplarýyla düþük gelir gruplarý arasýndaki bu dengesizlik ortadan kaldýrýlabilir, eðitim-öðretimin kaynak sorunlarý çözülebilir. YÖK baþkaný Yusuf Ziya Özcan'ýn iddia ettiðinin aksine Ýrlanda, Almanya, Fransa, Ýsveç gibi ülkelerde parasýz eðitim hakký mevcut; bu hak Türkiye'de de korunabilir. Vergilerden edinilecek gelirler eðitim, saðlýk gibi temel hizmetlere aktarýlarak özel sermayeye oranla daha ucuza ve daha kaliteli hizmetten daha fazla insanýn yararlanmasý saðlanabilir.

Eðitim alma hakkýmýz önündeki engeller kaldýrýlmalý Genç-Sen gerek bugün türban yasaðý etrafýnda tartýþýlan özgürlükler sorununu gerekse eðitimdeki neoliberal dönüþümleri, öðrencilerin eðitim hakký temelinde ele almalý. Bizler bu dönem boyunca örgütlenme ve þubeleþme çalýþmalarýmýz sýrasýnda, okullardaki sorunlar üzerinden yapacaðýmýz kampanyalarý da öðrencilerin eðitim almalarý önündeki engellerin kaldýrýlmasý talebiyle birleþtirebilmeliyiz.

Antikapitalist - Aylık Siyasi Gazete / Đletişim ve abonelik için : 0555 8762967 / www. antikapitalist.net / posta@antikapitalist.net Yayın türü: Yaygın süreli / Büro: Katip Mustafa Çelebi Mah. Abdullah Sok. No: 8/2 Beyoğlu-Đstanbul Tel: 0212 2492866; Antikapitalist aylık siyasi gazete / Şubat 2008 Sayı: 49 - 2. Baskı / Sahibi ve sorumlu yazı işleri müdürü: Türkan Uzun / Uluslararası Akım Tanıtım Yayıncılık Ltd. Şti. / Baskı: Yön Matbaası (Güven San. Sit. B Blok No: 366 Topkapı)

15 TEMEL ĐLKELERĐMĐZ YA BARBARLIK YA SOSYALĐZM Kapitalizmde öncelik insanlarýn ihtiyaçlarý deðil, kar ve rekabettir. Bu nedenle iþsizlik, açlýk, yoksulluk, savaþlar ve çevre tahribatýna neden olur. Gittikçe daha fazla zenginlik yaratan kapitalizm geniþ yýðýnlarý yoksulluða mahkum eder. Yaratýlan zenginliðin insan ihtiyaçlarý için kullanýlabilmesi, ancak isçi sýnýfýnýn kolektif olarak bütün zenginliðe, üretimde kullanýlan her þeye el koymasýyla, üretimi ve daðýtýmý kontrol etmesiyle, yani sosyalizmle mümkündür.

ĐŞÇĐ SINIFININ KURTULUŞU KENDĐ ESERĐ OLACAKTIR Sosyalizm ancak isçilerin kendi eylemiyle gerçekleþebilir. Ýsçiler bunu ancak isçi konseyleri aracýlýðýyla aþaðýdan yukarý örgütlenen bir iþçi iktidarýyla gerçekleþtirebilirler. Bunun dýþýndaki çözümler yine bir azýnlýðýn iktidarýyla, kapitalizmle sonuçlanýr.

REFORM DEĞĐL DEVRĐM Bu düzenin kurumlarý yönetici azýnlýðý, çoðunluða karþý korumak amacýyla oluþturulmuþtur. Bu kurumlar ele geçirilip çoðunluðun ihtiyaçlarý için kullanýlamaz. Kökten bir deðiþim gereklidir. Gerçek demokrasi, aþaðýdan yukarý doðru örgütlenen, temsilcilerin istendiði an görevden alýnabildiði, üretimin iþçi sýnýfý tarafýndan kolektif olarak kontrol edildiði bir sistemde mümkündür. Böyle bir deðiþim parlamento aracýlýðýyla gerçekleþtiri-lemez, ancak iþçilerin kitle eylemleriyle, büyük kitlelerin bir avuç yönetici azýnlýðý alaþaðý etmesiyle saðlanabilir.

ENTERNASYONALĐZM Günlük yaþamýmýzda kullandýðýmýz en sýradan mallar bile deðiþik ýrk, renk, dil, din, cinsiyetten iþçilerce üretilmekte. Kapitalizm dünya ölçeðinde bir sistemdir. Bunun alternatifi olan sosyalizm de ancak dünya ölçeðinde gerçekleþebilir.

TEK ÜLKEDE SOSYALĐZM MÜMKÜN DEĞĐLDĐR Rusya deneyimi göstermiþtir ki devrim tek ülkeyle sýnýrlý kalýrsa kalýcý bir zafere ulaþamaz ve yenilir. Ýlk ve tek muzaffer iþçi devriminin gerçekleþtiði Rusya'da devrim tek ülkede sýnýrlý kaldýðý için 1928'deki karþý devrime yenilmiþtir. Rusya, Doðu Avrupa, Çin, Küba gibi yerlerde sosyalizm deðil bürokratik devlet kapitalisti sistemler yaþanmýþtýr. Kendilerini nasýl tanýmlarlarsa tanýmlasýnlar, bu ülkeler insana deðil silaha para yatýran, çevreyi tahrip eden, zengin ve yoksul ayrýmýnýn olduðu, ulusal ve cinsel ayrýmcýlýk yapýlan kapitalist toplumlardý.

ULUSAL SORUN VE AZINLIKLAR Ayrýmcýlýk yapýlmayan bir dünyada birlik içinde yaþamak istiyoruz ama sadece yaþamak istediði ülkeyi, konuþmak istediði dili, ibadet etmek istediði dini seçebilen insanlar özgürce birlikte yaþayabilirler. Bu nedenle azýnlýklara yönelik her türlü milli, dini, mezhepsel, ýrksal ayrýmcýlýða karþý mücadele etmeli, ezilenlerin yanýnda olmalý, onlarýn eþitlik mücadelesini desteklemeli, örgütlenme haklarýný savunmalý-yýz. Uluslarýn kendi kaderini tayin hakkýný savunurken, ezen ulus milliyetçiliðine karþý mücadele edip ezilen ulusun kurtuluþ mücadelesini desteklemeliyiz.

CĐNSĐYETÇĐLĐK Yaþadýðýmýz sistem kadýnlarý ve eþcinselleri ezmektedir. Her yerde cinsiyetçiliðe karþý mücadele edip, kadýnlarýn her alandaki eþitliðini savunmalý, insanlarýn cinsel tercihleri nedeniyle ezilmesine, eþcinsellere yönelik saldýrý ve aþaðýlamalara karþý mücadele etmeliyiz.

DEVRĐMCĐ PARTĐ Kazanmak için büyük çoðunluðu mücadeleye katmak gerekiyor. Ama egemenlerin propagandalarý ve günlük yaþamýn dayatmalarý nedeniyle ne yazýk ki büyük çoðunluk bizden farklý düþünüyor. Bu fikirlere karþý mücadele etmek için örgütlenmek, fikirlerimizin doðruluðunu mücadele sýrasýnda kanýtlamak zorundayýz. Bu nedenle kapitalist sisteme ve onun sonuçlarýna karþý her mücadelenin en militan parçasý olan en militan iþçileri sosyalizm ve birlikte mücadele etme fikrine ikna edecek devrimci bir parti inþa etmek istiyoruz. Iþçi sýnýfýnýn kendiliðinden mücadelesinin bir iþçi devletiyle sonuçlanabilmesi için böyle bir parti zorunludur.

PARTĐ ĐÇĐ DEMOKRASĐ Sosyalist politikanýn temelinde iþçi sýnýfýndan öðrenmek yatar. Ancak birbirimizle tartýþarak, deney alýþ veriþinde bulunarak öðrenebilir ve kazanmak için ne yapabileceðimiz konusunda anlaþabiliriz. Tartýþma özgürlüðü, sosyalistlerin iþçi sýnýfýndan ve birbirinden öðrenmesinin vazgeçilmez koþuludur. Bu nedenle, demokrasi örgütlenmemizin can damarýdýr. Tartýþmanýn amacý birlikte hareket etmek, dünyayý dönüþtürmek olduðu için demokratik merkeziyetçilik devrimci bir parti için zorunludur.

Bu fikirlere katılan herkesi, beraber örgütlenmeye çağırıyoruz.


Þubat 2008 / Sayý 49 - 2. Baský / Fiyatý 1 YTL

www.antikapitalist.net

AKP’nin “eşitliği” kadınları vuruyor

Pozitif Ayrýmcýlýk Ýstiyoruz! Türkan Uzun

ürkiye'de kadýnlarýn sadece dörtte biri (yüzde 22) istihdam ediliyor. Bu rakam erkeklerde dörtte üç. Üstelik Uluslar arasý Çalýþma Örgütü ILO'ya göre iþgücüne dahil olmayan kadýnlarýn sayýsý 1995-2005 döneminde deðil azalmak 300 bin arttý. Üniversite mezunu kadýnlarýn yarýsý da iþsiz. Araþtýrmalar 1980 sonrasýnda ihracata dayalý büyüme modelinin istihdam yaratmadýðýný ortaya koyuyor. Üstelik iþ gücü enformel sektörlere kaydý. Çalýþan kadýnlarýn yüzde 66'sý hiçbir güvencesi olmayan kayýt dýþý sektörlerde. Bu oran erkekler için de yüzde 42.

T

Neo-liberalizmin dolu dizgin uygulamalarý Son OECD raporuna göre de 15-19 yaþ arasý genç kadýnlarýn yüzde 43.3'ü ne okula gidiyor ne de herhangi bir iþte çalýþýyor. OECD ülkeleri arasýnda en olumsuz rakamlara sahip Türkiye'ye en yakýn oranýn görüldüðü Meksika'da genç kadýnlarýn yüzde 27.8'i eðitim ve çalýþma hayatýndan uzak. Genç kadýnlarýn eðitim düzeyi konusunda ise Türkiye ancak 73. sýrada yer alýyor. Kadýn ve erkek öðrenim süreleri arasýndaki açýk, batýdan doðuya gidildikçe büyüyor. Güneydoðu

Anadolu, Ortadoðu Anadolu ve Kuzeydoðu Anadolu'da yaþayan kadýnlar; diðer bölgelerdeki hemcinslerine göre erkeklerin çok daha gerisinde kalýyor. Örneðin Bingöl, Bitlis, Elazýð, Hakkari, Malatya, Muþ, Tunceli ve Van illerinde 18 yaþýna gelmiþ bir kadýnýn ortalama öðretim süresi 5,15 yýl. Durum böyle iken kadýnýn iþ hayatýna ve eðitime katýlýmýný daha da zorlaþtýran uygulamalar yaygýnlaþýyor. AKP Hükümeti hazýrladýðý istihdam paketinde 'kadýn iþçi çalýþtýrmanýn

teþvik edilmesi' düzenlemesinden vazgeçiyor. Ýþçilerin daha çok çalýþarak daha fazla prim ödemeleri ve güdük de olsa yýpranma payý gibi verili haklarý da týrpanlamaya yönelen Sosyal Sigortalar ve Genel Saðlýk Sigortasý mevcut emeklilik yaþýný kadýnlar ve erkekler için eþitliyor. Ayrýca doðum izni ücreti düþürülerek emzirme süreleri azaltýlýyor. Kadýnlarýn aldýðý yetim maaþlarý erkeklerle eþitleniyor. AKP Hükümeti bu deðiþiklikleri erkek-kadýn eþitliði adýna yaptýðýný iddia ediyor ve "aman ayrýmcýlýk

olmasýn" diyor. Halbuki toplumda kadýn-erkek eþitliði söz konusu deðil. Kadýnlarýn çalýþma yaþamýna katýlýmý zorlaþtýrýlarak, çalýþanlarýn da emekli olmasýný imkansýzlaþtýrýyor. Kadýnýn aile içi bakým yükünü omuzlarýndan almaya yönelik herhangi bir giriþimin olmadýðý bir ortamda bu tür formal eþitlikçi yaklaþýmlar aslýnda dengeyi kadýnlar aleyhine daha da bozuyor. Yeni uygulamalarla iþverenlere iþyerinde kreþ açma yükümlülüðünün ortadan kaldýrýlmasý, kadýnýn çalýþma hayatýna katýlýmý bu kadar düþük iken hemþirelik gibi kadýn yoðun iþlere giderek daha fazla erkeðin iþe alýnmasý eklenince hükümetin açýk bir þekilde negatif ayrýmcýlýk yaptýðý görülmektedir. Paralý ve özelleþtirilmiþ eðitim ve saðlýk hizmetleri, sözleþmeli çalýþmanýn yaygýnlaþtýrýlmasý da en fazla kadýnlarý vuruyor. Halbuki ihtiyacýmýz kadýnlar lehine pozitif bir ayrýmcýlýktýr. Kadýnýn eðitim, iþ hayatý ve siyasete katýlýmýný özendirecek, ev içi bakým yükünü azaltacak önlemler üzerinde durulmasý gerekiyor. Bu yýl 8 Mart'ta kadýnýn ezilmiþliðine, þiddet ve yoksulluða karþý eylem alanlarýnda buluþurken neo-liberal AKP'nin kadýnlarý bir kez daha vuran sözde eþitlikçiliðini reddediyoruz.

8 Mart Mücadele Tarihimiz Mart 1857'de ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma iþçisi daha iyi çalýþma koþullarý istemiyle bir tekstil fabrikasýnda greve baþladý. Ancak polisin iþçilere saldýrmasý ve iþçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasýndan da çýkan yangýnda iþçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamamasý sonucunda çoðu kadýn, 129 iþçi can verdi. iþçilerin cenaze törenine 100 bini aþkýn kiþi katýldý. 1908 Þubat ayý sonunda Amerikalý kadýnlar oy hakký için kitlesel eylemler gerçekleþtirdiler. 1909 kýþýnda da yine ABD'de 30 bin kadýn tekstil iþçisi üç aylýk bir genel grev gerçekleþtirdiler. 26-27 Aðustos 1910 tarihinde Danimarka'nýn Kopenhag kentinde 2. Enternasyonal batýlý kadýnlar toplantýsýnda (Uluslararasý Sosyalist Kadýnlar Konferansý) Alman Sosyal Demokrat Partisi'nden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikasý yangýnýnda ölen kadýn iþçiler anýsýna, 1908 ve 1909 mücadelelerinin

8

ivmesinin arttýrýlmasý hedefiyle "Dünya Emekçi Kadýnlar Günü" olarak kutlanmasý önerisini getirdi ve öneri oybirliðiyle kabul edildi. Ancak 8 Mart tarihi kesin olarak belirlenmedi; "mart ayý içinde" diye býrakýldý. 8 Mart tarihinin netleþmesi 1913'te gerçekleþti. O dönemin en kritik konusu olarak ele alýnan kadýnlara oy hakký öne çýkartýldý ve "kadýnlar için oy hakký sosyalizm mücadelemizde güçlerimizi birleþtirecek" denildi. Ýlk 8 Mart kutlamalarý baþta Almanya ve Avusturya olmak üzere birkaç Avrupa ülkesinde "Alman Kadýnlarý için Oy Hakký" baþlýðý ile 19 Mart 1911'de gerçekleþtirildi. Toplantýlar dolup taþtý, 30 bin kadýn iþçi haklarý için sokaklarý doldurdu. Bu eylemlerin örgütlenmesinde yer alan Alexandra Kollontai eylem ve etkinlikler hakkýnda þunlarý söyledi: "Katýlým her türlü beklentimizi aþtý... öfkeli ve dipdiri bir kadýn denizi... her yerde toplantýlar yapýlýyor... kadýnlar toplantýlarý doldururken erkekler evde çocuklara bakýyorlar..."

Clara Zetkin

Birinci ve Ýkinci Dünya Savaþý yýllarý arasýnda bazý ülkelerde kutlanmasý yasaklanan Dünya Emekçi Kadýnlar Günü, 1960'lý yýllarýn sonunda ABD'de de kutlanmaya baþlandý. Birleþmiþ Milletler Genel Kurulu, 1975 tarihinde 8 Mart'ýn "Dünya Kadýnlar Günü" olarak kutlanmasýný kabul etti. Böylece Dünya Emekçi Kadýnlar Günü, Dünya Kadýnlar Günü'ne dönüþtürüldü. Birleþmiþ Milletler kararý, bir yandan

kadýn sorununu gündemleþtirip "marjinal" olarak adlandýrýlan hareketlerin üzerinde çalýþtýðý bir konu olmaktan çýkarýrken diðer yandan sýnýf vurgusunun silikleþtirilmesine yol açtý. Kadýn sorununun siyasi yelpazenin marjlarýndan merkeze doðru çekilmesine giden yolda ise o dönemde tarihin en büyük genel grevleri, devasa bir 1968 savaþ karþýtý hareket ve bu mücadele dalgasýyla yükselen bir kadýn hareketi söz konusuydu. Günümüzde çevre sorunu da kadýn sorunu gibi sýnýrlý kesimlerin üzerine çalýþtýðý bir konu olmaktan çýktý ve merkez politik söylemin bir parçasý oldu. Devasa küresel þirketler kendilerine çevreci bir imaj çizmeye yöneldiler. Hatta reklam kampanyalarýný bunlar üzerine kurguluyorlar. Bugün hükümetlerden, dev çokuluslu þirketlere kadar her kurum ve politikacý kadýnerkek eþitliðinin saðlanmasý için çalýþma politikasýna sahip olduðunu iddia etmektedir. Hatta bazý küresel banka ve þirketler 8 Mart kutlamalarýna sponsorluk saðlamakta. Kadýnlarýn toplum içindeki

statüsü konusunda da önemli deðiþimler meydana geldi. Kadýnlar toplumsal hayatýn her alanýnýn parçasý durumunda. Baþbakanlýktan þirket yönetimlerine, yüksek profilli mesleklere kadar kadýnlar her kademede yer alýyorlar. Ancak kadýnýn toplumsal hayattaki yerine iliþkin geliþmeler diðer "geliþme" göstergelerinin hep çok gerisinden geliyor. Yine Birleþmiþ Milletler'in verileri bunu net bir þekilde ortaya koyuyor: Kadýnlar dünyadaki tüm iþlerin yüzde 66'sýný yapýyor ancak dünya gelirinin sadece yüzde 10'unu elde ediyor! Türkiye'nin hýzlý bir ekonomik geliþme gösterdiði söyleniyor. Gayri Safi Yurtiçi Hasýlasý bakýmýndan dünyada 17. yani dünyanýn en geliþmiþ 17. ülkesi. Ancak kadýn-erkek eþitliði açýsýndan Türkiye dünya sýralamasýnda 111. Eþitliðin saðlandýðýný veya buna yaklaþtýðýmýzý kim iddia edebilir. Örnek olarak sunulan yüksek profilli iþlere sahip kadýnlar ile kadýnlarýn büyük çoðunluðunu oluþturan iþçiköylü kadýnlarýn yaþamý arasýnda devasa uçurumlar söz konusu. Kadýnlarýn büyük çoðunluðunun yaþamýný yoksulluk ve þiddet belirliyor.

Antikapitalist 49  

Antikapitalist 49

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you