Issuu on Google+

M

arksist Bak s

Yýl: 2- Sayý: 9

B ü t ü n

D ü n y a n ý n

Ý þ ç i l e r i

B i r l e þ i n Fiyatý: 1.5 YTL

Ya Sürekli Devrim Ya Sürekli Katliam

. Ortadoðu’da Sol Nerede? . Hizbullah Karþýsýnda Devrimcilerin Tutumu Ne Olmalý? . Çin’in “Kýzýl Kapitalisti”nin Ölümü ve 1949 Devrimi . Kalýcý Barýþ Ancak Dünya Devrimiyle Gelebilir . 50. Yýlýnda Macar Devrimi

www.bolsevik.org


TEMEL ÝLKELERÝMÝZ Ya Barbarlýk Ya Sosyalizm: Tüm toplumsal ve ekonomik hayatýn bir avuç kapitalistin çýkarlarý doðrultusunda þekillendiði kapitalist sistem varlýðýný, ancak savaþlarla sürdürmektedir. Ýþsizlik, açlýk, yoksulluk, savaþlar ve doðanýn tahribatýnýn sorumlusu kapitalizm ve onun içkin özellikleri olan kar hýrsý ve rekabettir. Kapitalizmde bütün zenginliði iþçiler yaratýr. Bu zenginliðin çoðunluðun ihtiyaçlarý için kullanýlabilmesi ancak iþçi sýnýfýnýn kolektif olarak bütün zenginliðe, üretim araçlarýna el koymasýyla, üretimi ve daðýtýmý kontrol etmesiyle yani proletarya dikatarölüðü ile mümkündür. Aþaðýdan Sosyalizm: Sosyalizm, ancak tüm ezilenlerin ve yoksullarýn desteðini alarak onlara öncülük eden iþçi sýnýfýnýn kitlesel, doðrudan, militan mücadelesiyle; iþçi sýnýfýnýn kendi eylemleriyle mümkündür. Sosyalizm, küçük bir azýnlýðýn kendini kitleler yerine ikame etmesiyle kurulamaz. Sosyalizm ancak iþçi konseyleri aracýlýðýyla aþaðýdan yukarýya örgütlenen bir iþçi iktidarý ile gerçekleþtirebilir. Bunun dýþýndaki kestirmeci, maceracý, tepeden inmeci her yol kaçýnýlmaz olarak bir azýnlýk iktidarýyla, kapitalizmle sonuçlanýr. Marks’ýn dediði gibi iþçi sýnýfýnýn kurtuluþu kendi eseri olacaktýr. Sosyal Devrim: Bu düzenin kurumlarý iþçi sýnýfýna karþý kapitalistleri korumak için vardýr. Bu kurumlar iþçi sýnýfý tarafýndan ele geçirilip kullanýlmaz. Mevcut sistem iyileþtirmeler yapýlarak, yani reformlarla düzeltilemez. Sosyalizm parlamento aracýlýðýyla gerçekleþemez. Bir sosyal devrim zorunludur. Yurtseverlik deðil Enternasyonalizm: Bütün dünya iþçileri kardeþtir. Ýþçilerin vataný yoktur. Küresel bir sistem olan kapitalizmin tarihin çöp tenekesine atýlabilmesi için iþçi sýnýfýnýn uluslararasý birliði zorunludur. Marks bu yüzden bütün dünyanýn iþçileri birleþin çaðrýsý yapmýþtýr. Ulus içindeki bütün sýnýfsal ayrýmlarý perdeleyen yurtsever ideoloji ise iþçi sýnýfýný uluslararasý düzeyde böler, bize kapitalizmin çizdiði ulusal sýnýrlarý benimsememizi öðütler. Özünde iþçi sýnýfýný mevcut sisteme eklemleyen bu ideoloji yönetici sýnýflarýn en büyük silahýdýr.

Tek Ülkede Sosyalizm Mümkün Deðildir: Kapitalizm dünya ölçeðinde bir sistemdir. Bunun alternatifi olan sosyalizm de ancak dünya ölçeðinde gerçekleþebilir. Tek ülkede sosyalizmin olamayacaðýýn görmek için Marksist olmaya bile gerek yoktur. Dolayýsýyla herhangi bir ülkede gerçekleþebilecek baþarýlý bir devrimin kaderi (dolayýsýyla tüm insanlýðýn kaderi), devrimin diðer ülkelere sýçramasýna baðlýdýr. Bu mümkündür, çünkü kapitalizmin krizleri küresel, devrimler seridir. Ulusal Sorun: Devrimci Marksistler ezilen halklarýn kendi kaderini tayin hakkýný savunur, ezilen halkýn politik temsilcisine ulusal sorunla ilgili konularda devlet karþýsýnda koþulsuz eleþtirel destek verir. Devrimci Marksistler her türlü etnik ve dini azýnlýðýn üzerindeki baskýlara karþý çýkar, onlarýn örgütlenme hakkýný savunur. Cinsiyetçilik: Yaþadýðýmýz sistem kadýnlarý ezmektedir. Kapitalizm, kadýnlarý iþyerinde ucuz iþ gücü olarak, aile içinde ise yeni kuþak iþçi sýnýfýnýn bedavaya yetiþtirilmesinde ve ev iþlerinin bedava halledilmesinde kullanmaktadýr. Bu durum kadýnlarýn hayatýn her alanýnda geri planda kalýp ezilmesine yol açmaktadýr. Devrimci Marksistler her yerde cinsiyetçiliðe karþý mücadele edip, kadýnlarýn her alandaki eþitliðini savunurlar. Devrimci Marksistler insanlarýn cinsel tercihleri nedenleriyle ezilmelerine, eþcinsellerin aþaðýlanmasýna karþý mücadele ederler. Devrimci Parti: Ýþçi sýnýfýnýn kendiliðinden mücadelelerinin bir iþçi devletiyle sonuçlanabilmesi için devrimci parti zorunludur. Bu parti iþçi sýnýfýnýn en ileri devrimci unsurlarýný bünyesinde toplar, onlarýn sýnýf içerisindeki daðýnýk etkisini merkezileþtirir, onlarý koordine eder ve aktif siyasi hayata ve sýnýf mücadelesine müdahale eder. Bu parti tüm iþçi sýnýfýna öðretir ve ondan öðrenir. Ýþçi sýnýfý içinde kök salmýþ, kitlesel bir devrimci iþçi partisinin sýnýf mücadelesinin kritik anlarýnda ve özellikle devrimci durumlarda var olmasý devrimin baþarýya ulaþmasý için çok hayatidir, bu yüzden böyle bir partiyi inþa etmek ertelenemeyecek bir görevdir. Devrimci Görev: Bu ilkelere katýlan herkesi Marksist Bakýþ Dergisi faaliyetlerini büyütmeye çaðýrýyoruz..

Ýçindekiler Ortadoðu’da Sol Nerede? Hizbullah Karþýsýnda Devrimcilerin Tutumu Ne Olmalý? Çin’in “Kýzýl Kapitalisti”nin Ölümü ve 1949 Devrimi Kalýcý Barýþ Ancak Dünya Devrimiyle Gelebilir 50. Yýlýnda Macar Devrimi Göçmen Ýþçilik Sorunu Türkiye’ye Sýçrarken Çinle Yapýlan Stratejik Antlaþmanýn Iþýðýnda Bolivarcý Devrim Perspektifi Frederich Engels (V.Ý.Lenin)

..... 2 ..... 7 ..... 10 ..... 13 ..... 16 ..... 21 ..... 24 ..... 28

MARKSIST BAKIS Üç Aylýk Politik Dergi Yýl: 2 Sayý: 9 Kasým 2006

Sahibi ve Sorumlu Yazý Ýþleri Müdürü: Ayþe Þensöz Yayýn Ýdare Adresi: Mithatpaþa Cad. 34-F Blok Daire No: 28 Kýzýlay/ANKARA Tel: 0 312 480 95 60 Baský: Yön Matbaacýlýk - Davutpaþa Cad. Güven Sanayi Sitesi B Blok 1.Kat No: 366 Topkapý, Ýstanbul Tel: 0-212-5446634 Yayýn Türü: Yaygýn süreli, üç aylýk

Ýletiþim Ýçin: E-mail: marksistbakis@yahoo.com Büro-Adres: Mithatpaþa Cad. 34-F Blok Daire No: 28 Kýzýlay/ANKARA


MARKSiST BAKIs

ORTADOÐU’DA SOL

NEREDE?

Kaç kuþaktýr gün yüzü görmeyen Ortadoðu halklarýnýn öfkesi, son yýllarda Afganistan, Irak, Lübnan ve tabii ki kanayan yara Filistin'le had safhaya ulaþtý. Bu öfke, örgütlü direniþi kaçýnýlmaz olarak beraberinde getiriyor. Filistin'de Hamas, Lübnan'da Hizbullah, Afganistan' da Taliban, Irak'ta yine Ýslamcýlar ve þaibeli örgüt El-Kaide... Peki neden Ortadoðu'da, Latin Amerika'da olduðu gibi, emperyalizme karþý direniþ, sol cenahtan yürümüyor. Neden Ortadoðu'da sol ve devrimci hareketler etkisizler? Neden Ortadoðu'da emperyalizme karþý direniþin önderliði Ýslamcýlara kalýyor?

Ýçine girdiði krizin etkisiyle saldýrganlýðýný arttýran ABD ve müttefiki emperyalistler, dünya halklarýnýn giderek daha çok nefretini kazanýyor. Ortadoðu'nun bu açýdan özel bir yeri var. Kaç kuþaktýr gün yüzü görmeyen Ortadoðu halklarýnýn öfkesi, son yýllarda Afganistan, Irak, Lübnan ve tabii ki kanayan yara Filistin'le had safhaya ulaþtý. Elbette, bu öfke, örgütlü direniþi kaçýnýlmaz olarak beraberinde getiriyor. Bu direniþ hareketleri tüm dünya kamuoyu ve Türkiye'de büyük ölçüde sempatiyle karþýlansa da direniþin karakteri ve siyasal çizgisi konusunda insanlarýn kafasýnda soru iþaretleri var. Filistin'de Hamas, Lübnan'da Hizbullah, Afganistan'da Taliban, Irak'ta yine Ýslamcýlar ve þaibeli örgüt El-Kaide... Asýl sorgulanan þu: Neden Ortadoðu'da, Latin Amerika'da olduðu gibi, emperyalizme karþý direniþ, sol cenahtan yürümüyor; ya da neden Ortadoðu'da sol ve devrimci hareketler yok denecek kadar etkisizler? Emperyalizme karþý mücadele, solla özdeþleþmiþ bir deðer olmasýna karþýn nasýl oluyor da Ortadoðu'da emperyalizme karþý direniþin önderliði Ýslamcýlara kalýyor? Birçoðu bu sorularý cevaplamaya, "bu da Ortadoðu'nun özgünlüðü, Ortadoðu'da din çok etkili bir araçtýr" diyerek baþlayýp, "Ortadoðu, pek de solun yeþerebileceði topraklar deðil" diye devam edecektir. Böyle bir yanýt, yalnýzca, siyasal tarih konusundaki cehaleti gösterir. Oysa Ýran'da Þah'ý devirenlerin gerçekte iþçiler ve solcular olduðunu herkes bilir. Ya da eskiden Filistin direniþinin tümüyle sol bir hareket olduðunu, direniþ örgütlerinin içinde en saðdakinin (bugün maalesef en solda olan) Arafat'ýn El Fetih örgütü olduðunu da biraz tarih bilgisi olan herkes bilecektir. Bunlarýn dýþýnda Ýran'da, Irak'ta, Mýsýr'da, Filistin'de, Suriye'de on yýllar boyunca on binlerce militana sahip komünist parti ve hareketler mevcut olageliyordu. Bunlarýn bazýlarý dönem dönem milyonlarca kiþiyi harekete geçirebilecek düzeye eriþmiþlerdi. Peki, ne oldu bu komünist unsurlara? Neden bugün yoklar? Neden, toplumsal muhalefetin ve emperyalizme karþý direniþin liderliðini Ýslamcýlara kaptýrdýlar? Ortadoðu'da ve tabi Türkiye'de varlýk göstermeye çalýþan her devrimci özne bu sorulara doðru cevaplar vermek zorundadýr. Bu yazýnýn temel amacý da bu sorularý yanýtlamak, birçoðumuz açýsýndan ne yazýk ki karanlýk olan bir dönemi kýsmen de olsa aydýnlatmaktýr.

Ortadoðu: Uygarlýklar Beþiðinden Kapitalist Barbarlýða Ortadoðu tarihteki en eski uygarlýklara ev sahipliði yapmýþ bir bölge. Verimli topraklara hayat veren Nil, Fýrat, Dicle bu uygarlýklarýn hayat damarlarýydý. Kapitalizmin Ortadoðu sýnýrlarýna dayanmasýyla bu bölge tarihte bir kez daha büyük bir cazibe merkezi oldu. 1800'lerin sonlarýnda petrolün bulunmasýyla birlikte Ortadoðu, emperyalist saldýrganlýðýn ana hedeflerinden biri haline geldi. Ortadoðu'ya dönük müdahalelerin varlýðý, tabii ki yükselen direniþi de beraberinde getirdi. Bu muhalefet, kimi yerlerde Ýslami öðeleri barýndýrmakla beraber, aslen Arap milliyetçileri ve komünist partilerin baþýný çektiði bir muhalefetti. Ortadoðu'da 20.yy'ýn büyük bölümü emperyalizme karþý kitle hareketleri ile geçti. Bu hareketler çoðu kez, kentlerin, buralarda yaþayan iþçilerin ve kent yoksullarýnýn, damgasýný taþýdý. Ýþçi sýnýfý örgütlenmesi küçük burjuvaziyi, kent yoksullarýný ve hatta muhafazakar bir etki altýndaki köylülüðü bile olumlu yönde etkiliyordu. Ýþçi mücadelesinin yükselen düzeyi, dini ve etnik cemaatçiliðin zayýflamasý ve kadýnlarýn politik yaþamda daha önemli bir rol oynamasý anlamýna geliyordu. Mücadelenin üç ana merkezini oluþturan Mýsýr, Ýran ve Irak'ta kitle hareketleri toplumun her alanýnda belirleyici etkiye sahipti. Hatta, sýnýf tabanýný aydýnlarýn, asker ve sivil bürokratlarýn oluþturduðu, sembolünü Mýsýr'da iktidarý ele geçiren subay kökenli Nasýr'da bulan, küçük burjuva milliyetçi akýmlar bile alt sýnýflarýn merkezini oluþturduðu komünist akýmlar tarafýndan sola kaymaya mecbur býrakýlýyordu. Böyle bir radikallik ortamýnda, Irak'ta sömürgecilik karþýtý hareket, bir devrimci duruma dönüþtü; Lübnan'da, Ürdün'de Batý destekçisi rejimler düþmenin eþiðine geldi. 1950'de CIA baþkaný bu bölgeyi "dünyadaki en tehlikeli yer" olarak tanýmlýyordu. Bu tarz geliþmeler, özellikle 30'lar boyunca Müslüman Kardeþler'in sömürgecilik karþýtý mücadelelere hakim olduðu Mýsýr'da güçlü olan Ýslamcýlýðý marjinalleþtirmiþti. Ýþçi sýnýfý eyleminin yükselen düzeyi Müslüman Kardeþler örgütünün doðasýnda var olan çeliþkileri açýða çýkardý ve çoðu aktif iþçi ve öðrenci için radikal sol, çekim merkezi haline geldi. Komünist hareketler, Ýslamcýlýðýn sunamadýðý gerçek bir politik ilerleme imkanýný ellerinde tutuyorlardý.

2


MARKSiST BAKIs ran Poalei Zion'a Siyonizm'e karþý kesin tavýr alýnmasýný þart koþulmuþtu. Poalei Zion 1922'de bu þarta uymayý reddedince 3.Enternasyonal parti içindeki komünistlere partiyi terk etme çaðrýsýnda bulunmuþtu. Bu iki farklý tutum, Stalinist tahribatýn ölçülerini göstermek bakýmýndan anlamlýdýr. Ýsrail'in kuruluþunu desteklemek ve devlet ilan edildiðinde onu ilk tanýyan devletlerin baþýnda gelmek, Arap halklarýnda nasýl bir duygu uyandýrmýþtýr, onu kestirmek güç deðil. Bir ilgi çekici durumda Suriye'den. Suriye'de iki legal parti var. Birisi malum, Esad diktatörlüðünün organý, Baas Partisi. Peki diðeri? Diðeri, Suriye Komünist Partisi. Stalinizmin icadý, ilerici(!) burjuvaziyle ittifak taktiðini, bazý komünist partiler, anlaþýlan, biraz fazla özümsemiþler. Suriye Komünist Partisi, eskiden beri Baas Partisi'ni bilimsel sosyalizmi kabul etmiþ Arap dünyasýndaki temel devrimci güç olarak tanýmlýyordu. Bütün politik baðýmsýzlýðýný býrakarak Baas rejiminin bir parçasý haline geldi. Bu tutumunun mükafatýný da Esat diktatörlüðünde yönetici mevkilere gelerek elde ettiler. Düþünün bir kere, Esad rejimi gibi bir diktatörlük altýnda iki yasal parti var: biri diktatörlüðün partisi, diðeri de "komünist" parti. Böyle bir ülkede ezilen ve sömürülen yýðýnlarýn komünist olasý gelir mi hiç? (tabi gerçek komünist alternatif varsa durum deðiþir). Nitekim, þu an Suriye'de Esad rejiminin alternatifi Müslüman Kardeþler'dir. Bir anektod da Irak'tan. Irak Komünist Partisi'nin (IKP), 2003'te Irak'ýn iþgalinde ABD'ye verdiði desteði duyunca birçoklarý þaþýrdý ve yine hemen hemen herkes IKP'yi tamamen sapmýþ bir örnek olarak düþündü ve konu dýþý olarak kabul etti. Gerçekten de bu tutum IKP'nin sapkýnlýðýnýn bir göstergesi, ama IKP'nin ABD'yi desteklemesi konu dýþý deðil. Çünkü IKP, 2.Dünya Savaþý'nda, 1941'den itibaren, Ýngiltere'nin Irak iþgalini desteklemiþ, hatta Ýngiliz ordularýný özgürlük savaþçýlarý ilan etmiþti. IKP'nin o dönemki tutumunun arkasýnda SSCB vardý, çünkü SSCB'nin Nazilerle imzaladýðý saldýrmazlýk paktý, Nazi ordularýnýn Rusya'ya saldýrmasýndan sonra bozulmuþ, bu durumda Stalin yeni ortaklar olarak kendisine Churchil ve Roosevelt'i bulmuþtu. Aralarýndaki anlaþmaya göre Moskova, Ýngilizlerin kontrolündeki bölgelerde komünist partilerin mukavemetini

Yükselen mücadele düzeyi, emperyalistlerin her zaman için istismar etmeye çalýþtýklarý etnik ve dini farklýlýklarýn önemini azaltýyordu. Örneðin, Mýsýr'da 40larda ve 50lerde, komünist yapýlarýn çoðu lideri Yahudi idi. Benzer þekilde Ýran'da iþçi hareketinin çoðu liderliði azýnlýk gruplarýndan çýkmýþtý.

Ortadoðu'da Komünist Partilerin Ortaya Çýkýþý Bugün azalan önemlerinin aksine Ortadoðu'da komünist hareketler köklü ve etkili bir geçmiþe sahipler. Bu durumun en önemli örneklerinden biri Ýran'da yaþandý. Ýran'da komünist yapýlanmalarýn ilk ortaya çýkýþý, Rusya ile Bakü'de çalýþan Ýranlý petrol iþçilerinin RSDÝP ile iliþkiye geçmesine denk gelir. 1904'te Ýranlýlar ve Azeriler arasýnda ilk devrimci yapýlanma olan "Hemmat" kuruldu. Ayný yýl Rusya'da basýlan el ilanlarý ve broþürler sadece Azerbeycan ve Ýran'ýn diðer bölgelerinde deðil, Arapça'ya çevrilerek Baðdat'da daðýtýldý. 1917 Rus Devrimi'nin saðladýðý imkanlarla Parti'nin Azerice ve Farsça programlarýný yayýnladý. Ýran Komünist Partisi'nin resmi olarak kuruluþu ise 1920'de ilk kongrenin yapýlmasýyla oldu. Ýran Komünist Partisi (Tudeh) güçlü dönemlerinde on binlerce militana, milyonlarca sempatizana sahip bir örgüt haline gelecekti. Ortadoðu'da diðer ülkelerdeki komünist partilerin ortaya çýkýþý 1920 ve 30lar boyunca sürdü. Örneðin Suriye ve Lübnan'ýn ortak komünist partisinin kuruluþu 1924 yýlýnda oldu. Irak için bu tarih 1934 idi. 1. Dünya Savaþý'nda Ýngiltere ve Fransa arasýnda imzalanan gizli anlaþma uyarýnca, Ortadoðu savaþ sonrasýnda bu güçlerce parsellenmeye baþlandý. 1920'de Ýngiltere'nin Irak'ý iþgaline ve nefret uyandýran yönetimine karþý ayaklanma baþladý. Ayaklanma, ancak 10 bin Iraklýnýn ve 400 Ýngiliz askerinin öldüðü bir çatýþmayla bastýrýlabildi. Mýsýr'daki ulusal öfkenin kontrolü Irak'taki ayaklanmadan da daha zordu. Mýsýr'da Ýngiliz yönetimine karþý ayaklanmanýn sosyal dokusu, Irak'takinden farklýydý. Irak'ta direniþ aslen kýrsal bazlý iken Mýsýr'da 1919 ayaklanmasýnda þehirler ve iþçi sýnýfý hayati bir role sahipti. Kamu çalýþanlarý, tramvay ve sigara iþçileri greve gitmiþlerdi. Savaþ zamaný yiyecek kýtlýðý ve yükselen fiyatlar ayaklanmanýn çýkýþýnda büyük rol oynamýþtý. Mýsýr'ýn önemli sanayi ve ulaþým þirketleri yabancýlarýn elinde olduðundan, ayaklanmada sýnýfsal ve milliyetçi talepler birbiriyle kesiþmiþti. Lübnan ve Suriye ise Fransýzlarýn iþgalindeydi. Ayaklanma giriþimlerine karþý Fransa'nýn en büyük kozu mezhepleri birbirine karþý kýþkýrtmaktý. Ortadoðu'daki direniþ hareketleri 2. Dünya Savaþý sonrasýnda da sürdü. Özellikle 2. Dünya Savaþý'ný takip eden 20 yýl boyunca Ortadoðu kitle hareketlerinin çýkýþýna þahitlik edecekti. Bu hareketler, sömürgeciliðe karþý, hiçbir toplumsal farklýlaþma içermeyen (yani bütün ulusal unsurlarý birleþtiren) hareketler deðildi. Çoðu kez bu hareketler, iþçi sýnýfýnýn anahtar rolü oynadýðý ayaklanmalardý. Komünist güçlerin güçlenmesi için oldukça verimli bir toprak mevcuttu. Nitekim güçlendiler de hatta, dönem dönem isteseler iktidarý ele geçirebilecek boyutlara vardýlar. Ne var ki kendine komünist diyen bu unsurlar, tarihin testinden geçemediler. Ortadoðu'ya miras olarak tamamen yozlaþmýþ, bu yüzden de terk edilmiþ bir miras býraktýlar.

Ýhanetler 1948'de kuruluþu ilan edilen Ýsrail devletini ilk tanýyan devletlerden birinin Stalin Rusya'sý olmasý kimilerini þaþýrtacaktýr. Üstelik, Filistin Komünist Partisi, Ýsrail'in kuruluþunu coþkuyla karþýlamýþtý. Oysa, 1921'de 3.Enternasyonal'e üyelik için baþvu-

Uzun iktidarý boyunca ABD’nin Ortadoðu’daki en büyük müttefiki olan Þah, Ýran proletaryasýnýn grevleriyle iktidardan düþürüldü.

3


MARKSiST BAKIs engelleyecekti. Bu anlaþma temelinde Yunanistan devriminde olduðu gibi Irak'ta da komünist parti, Ýngiliz iþgali karþýsýnda direniþ göstermedi. Oysa, halk katliamcý iþgalciden nefret ediyordu. Esasýnda sorunun anahtar noktasý, Ortadoðu'daki komünist partilerin (diðer KP'ler gibi) Moskova'nýn basit birer dýþ politika uzantýsýna dönüþmeleriydi. SSCB'deki bürokratik aygýt, bunlarý istediði gibi yönlendiriyor, Rus devletinin çýkarlarýna göre gerektiðinde kurban ediyordu. Kah ileri itiyor, kah geri çekiyor; zikzaklar, tutarsýzlýklar, istikrarsýzlýklar... Ve Moskova elbette ki devrim istemiyordu, çünkü devrimden korkuyordu; kitle hareketinin ardýndan geliþecek bir isyan ve devrim kolaylýkla Moskova'nýn kontrolünden çýkabilir ve hatta onun ipliðini pazara çýkarabilirdi. Kitlelerin inisiyatifi baþlý baþýna ürkütücüydü Moskova için. Sonuçta, devrimler kabul edilemezdi. Bunun da politik-teorik açýklamasý yapýlmalýydý. Bu konuda anti-Marksist aþamalar teorisi imdada yetiþiyordu. Bu Menþevik teoriye göre (nedense hep böyle oluyordu) koþullar sosyalizm için uygun deðildi, iþçi sýnýfý da iktidara hazýr deðildi, ilk önce feodalizm yýkýlmalý ve yerine burjuva demokratik bir devlet geçmeliydi, bu sürecin baþarýya ulaþmasý için de ilerici burjuvalarla iþbirliðine gidilmeliydi, sosyalizm ise uzak geleceðin sorunuydu... Programatik hattý bir kere böyle tariflerseniz; devrim günü gelip çattýðýnda, kitleler inisiyatifinizi beklediðinde, o zaman devrime sýrtýnýzý bile dönemezsiniz, çünkü burjuvalar (ilerici! olan, olmayan hepsi) o kadar zayýf ve toplumsal destekten o kadar yoksundur ki yýkýlan rejimi toparlamak için yardýmýnýza muhtaçtýr, iþte o zaman iþ baþa düþer ve çökmekte olan bozuk düzene payanda olursunuz. Sonra kitleler hayal kýrýklýðý içinde, boyunlarýný büküp sokaklardan evlerine dönmeye baþlarlar, bu arada burjuvalar (ilericiler dahil) yavaþ yavaþ toparlanýrlar ve size bir daha kolay kolay altýndan kalkamayacaðýnýz bir darbe indirirler. O, ilerici (!) burjuvalarýnýz celladýnýz olur.

felç edilmiþti. Orduda da çözülmeler baþgösteriyor, erler göstericilerin üzerine ateþ açmayý reddediyorlardý. Þah, ordu üzerindeki tüm hakimiyetini yitirmiþti. Þah'a, 16 Ocak 1979'da, bir uçakla Mýsýr'a kaçmaktan baþka yol kalmamýþtý. Ýktidar, yeni sahibini bekliyordu. Humeyni, 1979 Þubatý'nda sürgünden döndüðünde Pehlevi rejimi ortadan kalkmýþ ve onun baský aygýtlarý polis, mahkemeler, SAVAK ve silahlý kuvvetler daðýtýlmýþ durumdaydý. Ancak hareket bir önderlik boþluðundaydý. Devrimin gerçek sahibi iþçi sýnýfýydý. Zaten oluþturduðu Ýþçi Þuralarýyla iktidarýn bir kýsmýný elinde tutuyordu. Ýþçi sýnýfý içinde ana güç "komünist"lerdi. Ancak Tudeh, Stalinizmin "aþamalar teorisi" nedeniyle iktidarý almaktan uzak duruyordu. Ýktidar burjuvazinin ilerici kesimine teslim edilmeli, böylece demokratik aþamaya geçilmeliydi. Bu durumda bir iktidar boþluðu doðuyordu, ama hayatýn kendisi buna uzun süre izin veremezdi. Hareketteki önderlik boþluðundan Humeyni ve Mollalar faydalanmakta gecikmediler. Ýran burjuvazisi, bir iþçi devriminden korkan emperyalizm ve hatta

1948'de kuruluþu ilan edilen Ýsrail devletini ilk tanýyan devletlerden birinin Stalin Rusya'sý olmasý kimilerini þaþýrtacaktýr. Üstelik, Filistin Komünist Partisi, Ýsrail'in kuruluþunu coþkuyla karþýlamýþtý. Oysa, 1921'de 3.Enternasyonal'e üyelik için baþvuran Poalei Zion'a Siyonizm'e karþý kesin tavýr alýnmasýný þart koþulmuþtu. Poalei Zion 1922'de bu þarta uymayý reddedince 3.Enternasyonal parti içindeki komünistlere partiyi terk etme çaðrýsýnda bulunmuþtu. Bu iki farklý tutum, Stalinist tahribatýn ölçülerini göstermek bakýmýndan anlamlýdýr. Ýsrail'in kuruluþunu desteklemek ve devlet ilan edildiðinde onu ilk tanýyan devletlerin baþýnda gelmek, Arap halklarýnda nasýl bir duygu uyandýrmýþtýr, onu kestirmek güç deðil.

Tarihe Geçen Tudeh Ýran'da da tam olarak bunlar yaþandý. 1970'lerde dünya kapitalizmi aðýr bir aþýrý üretim bunalýmýnýn pençesinde kývraný-yordu. Kriz Ýran'da da oldukça aðýr seyrediyordu. Toplumsal hoþnutsuzluk zirveye varmýþtý. Þah rejimi iyiden iyiye sallanýyordu. Ýran burjuvazisi de Þah'tan umudunu kesmiþ, çaresizlik içinde beklemekteydi. Kitle hareketi giderek yükseliyor ve iþçi sýnýfý gitgide radikalleþiyordu. Yerel grev komitelerinin birleþtirilmesiyle oluþan Ýþçi Þuralarý'nýn sayýsý her geçen gün artmaktaydý. Þuralar, çalýþanlar tarafýndan demokratik bir biçimde doðrudan seçimle oluþturulmuþ, izledikleri politikalar devletten baðýmsýz ve yalnýzca iþçilerin çýkarlarýna yönelik olan sovyet-benzeri yapýlanmalardý. Faaliyet yürüttükleri iþyerlerinde resmi olarak atanmýþ yöneticilere itaat etmiyor, üretimin kontrolünü tamamen ellerinde bulunduruyorlardý. Artýk Ýran'da ikili iktidar mevcuttu. 8 Eylül 1978 günü, daha sonra "Kara Cuma" diye anýlacak katliam gerçekleþti. Askerlerin Tahran'da göstericilerin üzerine açtýðý ateþ 700 civarýnda göstericiyi öldürdü. Ýþçi sýnýfýnýn yanýtý, geniþ katýlýmlý bir grevdi. 9 Eylül günü Tahran'da petrol rafinerilerinde baþlayan ve bir yangýn gibi çevre illere yayýlan grev, barut fýçýsý haline gelmiþ ülkeyi ateþleyen kývýlcým oldu. Þimdiye kadarki grevlerin ekonomik talepli sloganlarý gitmiþ; "Þah'a Ölüm", "SAVAK(siyasi polis) Daðýtýlsýn", "Siyasi Tutuklular Serbest Býrakýlsýn" gibi radikal sloganlar atýlýr olmuþtu. Grev sektör sektör, il il geniþliyordu. Þiddeti artan ve sýnýrlarý geniþleyen grev hareketi, petrol sektörüyle baþlayýp öðretmenleri, doktorlarý, basýn-yayýn çalýþanlarýný, bankalarý ve ulaþým iþçilerini de içine çekti. Grev dalgalarýyla devlet aygýtý tamamen

SSCB'nin onayýyla Humeyni adým adým iktidara yerleþti. Ulusal Cephe önderi Mehdi Bazergan, Humeyni tarafýndan baþbakanlýða getirildi. Ýktidarý ele geçirene dek desteðine muhtaç olduðu grevcilere güler yüz gösteren Humeyni, konumunu güçlendirdikten sonra gerçek yüzünü ortaya çýkardý ve tüm sol öðelerin kökünü kazýdý. Humeyni'ye, Tudeh üyelerinin listesini saðlayan CIA'di Ýþçi Þuralarý'na, "mektebî" diye adlandýrýlan Humeyni yanlýsý yöneticiler sýzdýrýlarak içleri boþaltýldý ve ardýndan militan iþçilerin büyük kýsmý baskýlandý, diðerleri de bürokratlaþtýrýlarak mücadeleden uzaklaþtýrýldý. Yönetici sýnýf olarak yerini saðlamlaþtýran Mollalar, kendileri dýþýndaki politik unsurlara karþý baský dalgasýný baþlattýlar. 1981'e gelindiðinde Tudeh, tam bir ihanet içerisindeydi. Molla rejiminin parçasý olmak ve diðer sol gruplarýn örgütsel yapýsýný açýða çýkarmak için Molla rejimin oluþmakta olan güvenlik güçleriyle bir ölçüye kadar iþbirliði içinde olma kararlarý almakla meþguldü. Tudeh, Ýran'ýn diðer sol gruplarýna yönelik saldýrýlarý politik arenanýn diðer rakiplerinden temizlenmesi için bir þans olarak görüyordu. Ne var ki diðer gruplar ezildikten sonra,

Ýslamcý rejim yüzünü Tudeh'e döndü. Rejimin baský dalgasýnda partinin liderliði "Sovyet" ajaný suçlamasýyla tutuklandý ve

4


MARKSiST BAKIs Tudeh yasadýþý ilan edildi. Ancak Mayýs 1985'de, Halkýn Fedaileri ve Tudeh ortak bir bildirgeyle Ýslam Cumhuriyeti'nin devrilmesi çaðrýsýnda bulunabildiler. Ortadoðu'nun kalbinde bir devrim böylece "komünistler"in ihanete uðradý ve Mollalara terk edildi.

liyetçi talepler dahi programdan ayýklanmýþtý. 2. Dünya Savaþýnýn bitiminden sonra IKP, daha sonra da bolca örneklerini sergileyeceði 180 derecelik dönüþlerinden birini yaptý ve Ýngiliz ordusunu ve monarþiyi eleþtirmeye baþladý. IKP, SSCB'nin taktiklerinin bedelini ödemeye tarihi boyunca devam edecekti. Bu bedel, bazen toptan imha bazen de politik imha anlamýna gelecekti. Böyle bir politik imha da Ýngilizleri desteklemekten sonra SSCB'nin 1948'de yeni kurulan Ýsrail devletini tanýma ve desteklemeye karar vermesiyle yaþandý. Bu politika IKP'ye 1948'deki ayaklanmadan sonra yükselen baský dalgasýndan çok daha büyük zarar verdi. 1948'in baþlarýnda IKP'nin 4 binlik üye sayýsý birkaç yüze indi. Moskova'nýn Ýsrail desteði sadece Irak'ta deðil bütün Ortadoðu komünist partilerinde inanýlmaz etkiler yarattý. IKP'nin ve Ortadoðu'daki diðer komünist partilerin programlarýný belirleyen ilke Stalinist aþamalar teorisiydi. Bu politikanýn anlamý partilerin umutsuz þekilde yönetici sýnýf içinde ilerici kanatlar arayýþýna girmeleriydi. Ýþte bu politika Ortadoðu'da çoðu durumda komünist partilerin fiziksel imhasýyla sonuçlanacaktý. 1958'de Mýsýr'daki Nasýr rejimine sempati duyan, Arif ve general Kasým tarafýndan yönlendirilen ordu güçleri Irak monarþisini bir darbeyle devirdiler. Pan-Arap milliyetçisi fikirler çerçevesinde Nasýr'ýn modeli izlendi. Böylece ekonomiye dikkate deðer ölçüde bir devlet müdahalesi ile güçlü bir ulusal kapitalist ekonomi yaratýlmaya çalýþýldý. Fazla ileriye gitmeyen bir tarým reformu yaþama geçirildi. Kitlelerin basýncý yeni hükümeti eðitim, saðlýk ve konutta reformlara zorladý. Ancak yine, kapitalistlerin ayrýcalýklarýna müdahale çok küçüktü. IKP yeni hükümetin bir parçasý deðildi ama bu durum IKP istemediði için böyle deðildi. 1961'de IKP'nin ana teorisyenlerinden Amer Abdullah þunlarý söylüyordu: "Partimiz, ulusal burjuvazinin çýkarlarýný, burjuva demokratik devletin geliþmesinin temel koþulu olarak gördüðünden, destekliyor. Devrimin temel görevi, kapitalist üretim iliþkileri temelinde, sosyal ve ekonomik reformlarý gerçekleþtirmektir." 1959'a gelindiðinde IKP'nin 25 bin kadrosu vardý ve Baðdat sokaklarýný kontrol ediyordu. Köylüler içinde de önemli bir güce sahipti. 1959 baharýnda sempatizan gençlik örgütü 84 bin üyeye ulaþmýþtý. 1959 1 Mayýsýnda bir milyon kiþi IKP bayraðý arkasýnda yürüyordu. Komünist parti rejimi kolaylýkla devrilebilecek durumdayken baský dalgasý karþýsýnda kabuðuna çekildi ve hatta hükümeti eleþtirmekten bile geri durdu. Bu nokta IKP'nin kaderi için kesin bir dönüm noktasýydý. Rejimle uzlaþmaya her zaman hazýr olan IKP, son darbeyi vurmaktan çok uzaktý. Uzlaþmacý pozisyonu ve mücadeleye liderlik etme konusundaki isteksizliði nedeniyle parti zayýfladý ve kitlesel tabaný daðýldý. Binlerce komünist hapsedildi ve öldürüldü. Komünist basýn yasaklandý. IKP militanlarý, Kasým ile kurduklarý sýnýf iþbirliðinin bedelini canlarýyla ödediler. 1960'da IKP gençlik örgütü 20 bine kadar düþtü. Bütün bunlara raðmen IKP inanýlmaz bir þekilde, Kasým rejimini desteklemeye devam ediyordu. Kasým bir suikast giriþimi sonrasýnda iyileþip hastaneden çýkacaðý zaman IKP hastanenin dýþýnda "eve hoþgeldin partisi" yapabiliyorlardý. 1963'te Arif'in Baas partisinin desteðiyle gerçekleþen darbesinden sonra IKP'nin üye sayýsý 8 binlere indi. Baský müthiþ boyutlardaydý. IKP'nin yedi bin üyesi hapsedilmiþti. Ulusal burjuvazi içinde ilerici kanatlarla ittifak arayýþý 1970lerde de 1958'e benzer bir süreç doðurdu. Ancak artýk bu adým IKP'nin toplumsal etkisini bir daha geri kazanmamak üzere kaybetmesi anlamýna gelecekti. 1968-74 döneminde, iktidara gelen El Bakr hükümeti (Baas Partisi) Kürtlerle anlaþma imzalayýp petrolü

Mýsýr Mýsýr'da da benzer süreçler iþledi. "Komünistler"in, bütün siyaseti burjuva milliyetçisi Nasýr'ýn peþine takýlmaktý. Hiçbir zaman baðýmsýz bir çizgi izlemeyi düþünmediler. Nasýr ile temsil edilen burjuvazinin ilerici kanadý ise komünistleri hapsetmekte hiç tereddüt etmedi. Hatta, rejim grevci iþçilerin iki önderini idam ettiðinde bile, "komünistler", ilerici burjuvalarla ters düþmemek adýna, idamlarý protesto grevlerine destek vermediler. Nasýr, 1956'da Süveyþ Kanalý'ný devletleþtirmek istediðinde Ýsrail, Ýngiltere ve Fransa'yla savaþa tutuþmak zorunda kaldý. Sina yarýmadasý iþgal edildi. Bu sefer Nasýr komünistleri hapishaneden çýkarýp onlardan bizzat asker olarak ya da askerlerin eðitiminde yararlandý. Ýþgalin bitmesiyle birlikte Nasýr, komünistleri eski yerlerine, hapishanelere göndermek te gecikmedi. Oysa ki SSCB, Nasýr'ý sosyalist ilan ediyor, Çekoslovakya Cumhuriyeti Nasýr'a savaþ ve iþgal sýrasýnda silah saðlýyor ve Kruþçev, Ýngiltere ve Fransa'yý Mýsýr iþgali ni devam ettirmeleri halinde nükleer silah kullanmakla tehdit ediyordu. Bir süre sonra hem ABD hem SSCB'nin karþý çýkmalarýyla Ýngiltere ve Fransa müdahaleye son vermek zorunda kaldý. Komünistlerse bu kadar iktidarsýzlýk örneði gösterip düþ kýrýklýðý yarattýktan sonra bir daha asla eski güçlerine ulaþamadýlar.

Irak'ta Tarihsel Fýrsatlar Irak'ta 1930'larda özellikle petrol ve ulaþým sektörlerinde ilk endüstriyel geliþme baþladý. 1940'da Basra limanlarýna 5 bin, tren yollarýna 11 bin ve petrol 13 bin iþçi alýndý. Genç Irak Komünist Partisi, kendisi gibi genç (olgunlaþmamýþ) iþçi sýnýfý ile bað kurmayý baþardý. Böylece zamanla Irak Komünist Partisi (IKP) Irak iþçi sýnýfýnýn geleneksel partisi haline geldi. IKP, strateji ve taktiklerini Devrimci Marksizmin ilkelerinden deðil SSCB ve Komintern'in direktiflerinden alýyordu. SSCB menþeli politikalarý IKP'yi kitlelerin liderliðine ve böylece devrimci yükseliþleri zaferle sonlandýrmaya deðil, kitlelerden izole olmaya götürecekti. IKP, daha politik yaþamýnýn baharýnda Stalinizmin bataðýna nasýl saplandýðýný ve bu bataklýðýn onun sonunu hazýrlayacaðýnýn emarelerini gösteriyordu. 1941'de Nazilerin SSCB'ye saldýrmasý üzerine Stalin, Komintern'e baðlý komünist partileri "müttefikleri" desteklemeye çaðýrmýþtý. Stalin-Churchill ve Roosevelt arasýnda Hitler'e karþý ittifak kurulmuþ ve Stalin'in ittifak içinde olduðu güçlere karþý deðiþik ülkelerdeki komünistlerin direniþlerine dur denilmiþti. 1920'de iþgalci Ýngiltere yönetimine karþý ayaklanmayý 10 bin Iraklýyý katlederek durduran Ýngiltere, 1941 sonrasýnda SSCB'nin müttefiki haline gelmiþti. Ýngiliz iþgaline karþý öfkenin kanla beslendiði topraklarda IKP, Ýngiliz birliklerini desteklemeye baþladý. Mayýs 1942'de yayýnlarýnda bir makalede þunlarý söyleyebiliyordu: "Partimiz, þu an Nazilere karþý savaþan Ýngiliz ordusunu "özgürlük ordusu" olarak görmektedir. Ýngilizlerin tarafýnda duruyoruz ve Ýngiliz ordusuna mümkün olan her yoldan yardýmcý olmalýyýz." IKP, ülkeyi Ýngilizler adýna yöneten toprak aðalarý ve monarþinin destekçisi haline geldi. Parti programýnda yer alan yabancý sermayenin ülkeden kovulmasý ve cumhuriyet çaðrýlarý gibi söylemler çýkarýldý. Öyle ki sadece sosyalist perspektif deðil, Birleþik Arap Federasyonu gibi mil-

5


MARKSiST BAKIs kamulaþtýrdý ve yabancýlarýn herhangi bir mülk sahibi olmasýný yasakladý. Hükümet yüzünü petrol sanayiini geliþtirmede ve ulusal burjuvazinin oluþmasýnda yardýmcý olacaðýný düþündüðü SSCB'ye dönmüþtü. Moskova'nýn direktifleri doðrultusunda IKP, Baas partisiyle ittifaka girdi. IKP, Baas Partisi ile birlikte oluþturduklarý Ulusal Ýlerici Cephe (UÝC)'de 7 yýl kaldý. IKP, Baas Partisi ile geçmiþ deneyimlerinden de ders çýkarmamakta ýsrar ediyordu. IKP, Saddam Hüseyin'i ulusal kurtuluþ kahramaný ilan etmiþti. Kürtlerle birlikte IKP, 72'de Baas hükümetine bakan olarak katýldý. Sovyetler Birliði 1975-79 arasý dönemde Baas Partisi'ne 4.9 milyar dolar deðerinde silah ve mühimmat göndermiþse de IKP yine Baas rejiminin baskýlarýndan kurtulamadý. 1978'e gelindiðinde Baas rejimi Iraklý komünistleri tutukluyor ve bazýlarýný da idam ediyordu. Saddam Hüseyin'in yönetimi ele geçirdiði Baas rejimi 1979'da Irak Komünist partisi yasadýþý ilan edilmiþti. 1979-821 sürecinde yaklaþýk 30 bin insanýn tutuklandýðý hesaplanmaktaydý. IKP, 1979'daki baský sürecinin etkilerinden kurtulamadý ve bir daha ayný toplumsal etkiye sahip olamadý. IKP'nin Baas rejimine verdiði desteði kesmesinin altýnda karþý karþýya kaldýðý baský dalgasý yoktu, ki öyle olsaydý bu süreç daha öncede yaþanmýþtý ve tekrarlanmazdý. Asýl dert Irak'ýn ABD'ye yakýnlaþmasýydý. Bunun en önemli kanýtý da IKP'nin militanlarýný tutuklayan, idam eden Baas Partisi'ne SSCB'nin, 1984'te ABD yerini alýncaya kadar ana askeri yardým saðlayýcýsý olmasýdýr.

Ýslamcýlarýn Yükseliþinin Basamaklarýný Komünist Partilerin Ýhanetleri Döþedi Komünist partiler, hiçbir zaman tutarlý bir anti-emperyalist çizgi izlemediler. Bu durumda Rus dýþ politikasýnýn uzantýlarý olmalarý belirleyici oldu. Ayrýca hiçbir zaman devrimci bir çizgi de izlemediler. Devrimlere hep ihanet ettiler. Sonuçta kadrolar imha edildi, sempatizanlar düþ kýrýklýðýna uðradýlar ve inançlarýný kaybettiler. Ýlerici olarak adlandýrdýklarý burjuva unsurlarý desteklemekle kalmadýlar, Stalinizmin Ortadoðu'da oldukça onlarla ittifaklar oluþturdular ve kabul edildikleri yerlerde onlarýn kötü bir mirasý var. Stalinizm hükümetlerinin parçasý oldular. Komünist partilerin bu tutumu, her zaman sayesinde uzun yýllar solun için onlarý ve dolayýsýyla iþçi sýnýfýný bu burjuva güçlerin kuyruðuna takmak anlamýna geldi. Burjuva milliyetçilerinin politik tutumlarýnýn sorummevzileri olmuþ yerlere bugün luluðunu paylaþmakla, kendi toplumsal etkilerini burjuva milliyetçileri Ýslamcýlar yerleþmiþ durumda. lehine zayýflatmakla kalmýyor, çoðu zaman da bu burjuva unsurlarýn iþlerSol bir bütün olarak oldukça gerine yaramadýklarý oranda kendilerine ve iþçi sýnýfý hareketine yönelik ilemiþ durumda. Ama, þunu biliysaldýrý kampanyasý karþýsýnda silahsýz býraký-yorlardý. oruz ki kapitalizm var oldukça 1980'lere gelindiðinde Ortadoðu'da "komünistler" dibe vurmuþlardý. Bu devrimcilere kapýlar asla kapandibe vuruþ solun da bitiþini haber veriyordu, çünkü solu bu unsurlar temmaz. Yeter ki bizler sabýrlý ve sil ediyordu. Özellikle Ýran'da devrimin mollalara teslimi, büyük bir umutinatçý bir mücadeleyle devrimci suzluk yarattý ve bu aðýr yenilginin altýndan kalkýlamadý. Ayrýca Marksizmin temiz bayraðýný yükAfganistan gibi Müslüman bir ülkenin SSCB gibi komünist diye bilinen seltelim. Bunun için öncelikle bir ülke tarafýndan iþgali ve Afgan halkýna yaþattýðý aðýr acýlar, geçmiþle hesaplaþmak ve Ortadoðu'da solun kredisini tümden tüketti. 1990'da SSCB'nin Stalinizm'in günahlarýndan ders çözülüþüyle birlikte on yýllar boyunca Moskova'nýn büyükelçiliði gibi çýkarmak gerekiyor. Bu özellikle davranmýþ "komünist" partiler tümden iflas bayraðýný çektiler. Ve böylece de Ortadoðu coðrafyasýnýn bir günümüzün Ortadoðu'su þekillenmiþ oldu.

parçasý olan Türkiyeli devrimciler olan bizler için olmazsa olmazdýr.

Sonuç Olarak

Stalinizmin Ortadoðu'da oldukça kötü bir mirasý var. Stalinizm sayesinde uzun yýllar solun mevzileri olmuþ yerlere bugün Ýslamcýlar yerleþmiþ durumda. Sol bir bütün olarak oldukça gerilemiþ durumda. Ama, þunu biliyoruz ki kapita-lizm var oldukça devrimcilere kapýlar asla kapanmaz. Yeter ki bizler sabýrlý ve inatçý bir mücadeleyle devrimci Marksizmin temiz bayraðýný yükseltelim. Bunun için öncelikle geçmiþle hesaplaþmak ve Stalinizm'in günahlarýndan ders çýkarmak gerekiyor. Bu özellikle de Ortadoðu coðrafyasýnýn bir parçasý olan Türkiyeli devrimciler olan bizler için olmazsa olmazdýr. Devrimci hareketlerin geliþimi açýsýndan Türkiye'de koþullar diðer Ortadoðu ülkelerine göre nispeten daha avantajlý. Ancak bu gerçek bizim omzumuzdaki yükü hafifletmek bir yana aðýrlaþtýrýyor; çünkü bu durumda Ortadoðu'da solun geriye gidiþine dur demek en çok da bizim boynumuzun borcu. Türkiye'de geliþecek, güçlenecek devrimci hareketler Ortadoðu coðrafyasýnda, sömürüyü, yoksulluðu ve ezilmiþliði en yoðun olarak yaþayanlarýn coðrafyasýnda, yankýsýný bulmakta gecikmeyecektir. Kaybedecekleri fzala bir þeyi olmayan, emperyalizme karþý öfkesi yüksek bu halklar, eðer bir umut ýþýðý görürlerse akýn akýn umuda koþmakta tereddüt etmeyeceklerdir. Ýslamcýlara gelince: Onlar da tarihin sýnavýndan geçiyorlar, Ýran'da, Filistin'de, Mýsýr'da, Lübnan'da... Ve biz biliyoruz ki islamcýlar kendi iç çeliþkiler yumaðýyla tarihin sýnavýndan geçemezler. Sermayeyle iç içe olan Ýslamcýlar hiçbir zaman anti-kapitalist deðildirler. Ýþçi sýnýfýnýn sömürüsüne, yoksulluða vb söyleyecek sözleri yoktur. Tarikat yardýmlaþmalarý, zekat vb'leri sýnýf hareketinin düþük olduðu böyle dönemlerde etkili olabilir, ama proletarya ayaða kalktýðý zaman onlara "sadakanýza ihtiyacýmýz yok, sizler de kapitalistsiniz" diyecektir. Hizbullah'ýn Ýsrail karþýsýnda gösterdiði direniþ bazý omurgasýz Stalinistleri büyülemiþe benziyor, fakat koþullar oluþtuðunda silahlarý býrakacaðýz diyebiliyorlar. Koþullarýn ortadan kalkmasý, ABD'nin, Ýsrail'in ya da emperyalizmin varlýðýnýn ortadan kalkmasý mýdýr, yoksa Ýran'ýn ABD ile bir uzlaþýya mý varmasýdýr? Tabii ki ikincisi. Bizler önümüze bakalým. karalý mücadelemizle görevimizi layýkýyla yerine getirelim. Kitleler Ýslamcýlar gerçek yüzlerini er ya da geç göreceklerdir.

Aynur Akman

6


MARKSiST BAKIs

Hizbullah Karþýsýnda Devrimcilerin Tutumu Ne Olmalý? Ýsrail'in, Hizbullah'ý bitirmek ve Litani nehrinin güneyini Þii nüfustan arýndýrmak için baþlattýðý iþgal, tam bir fiyaskoyla sonuçlandý. 34 gün süren iþgal boyunca Ýsrail bombardýmaný Lübnan'ý yerle bir etti. Katiller, çok büyük bir kýsmý sivil olmak üzere 1000'den fazla Lübnanlý'yý katlettiler. Bununla beraber Hizbullah'ýn direniþi kýrýlamadý. Ýþgal edilen bölgeyi çok iyi bilen Hizbullah milisleri aðýr kayýplar vermeden Ýsrail'e büyük kayýplar y a þ a t t ý l a r. Ý s r a i l , Hizbullah'ýn seyyar rampalardan fýrlattýðý Katyuþa f ü z e s i saldýrýlarýný engelleyemedi. Ýsrail'in delinmez zýrha sahip denilen Ulusal kurtuluþ öfgütü vasfý kazanan Hizbullah, t a n k l a r ý , özellikle son Ýsrail iþgaline karþý direniþiyle m e þ h u r Þiilerin yanýsýra Sünnilerin de desteðini kazandý. M e r k a v a l a r , Baþý açýk kadýnlar Hizbullah mitinglerinde boy H i z b u l l a h ' ý n fýrlattýðý Rus gösteriyor. yapýmý SAM füzeleriyle imha edildi. Ýsrail hiç de alýþýk olmadýðý þekilde askeri anlamda aðýr kayýplar verdi. ABD'nin zorlamasýyla alelacele Lübnan'ý iþgale baþlayan Ýsrail ordusu sivilleri öldürmekten ve Lübnan altyapýsýný ve ekonomisini çökertmekten baþka bir þey yapamadý. Hizbullah direniþinin kýrýlamayacaðý anlaþýldýkça büyük çoðunluðu ABD ve Ýsrail karþýtý dünya kamuoyu, bu durumdan çok memnun oldu. Özellikle Müslüman coðrafyasýnda sevinç, kýsa zamanda büyük coþkuya dönüþtü. Arap dünyasý için Hizbullah'ýn zaferinin baþka anlamlarý da vardý. Ýsrail'in yenilmezlik imajý yerle bir oldu. Arap devletleri ve örgütleri Ýsrail ile yaptýklarý tüm savaþlarý kaybetmiþlerdi. Hizbullah bir bakýma Araplarýn bir ulus olarak kendilerine güvenlerini yerine getirdi. Oluþan bu ulusal havanýn etkisiyle Araplar arasýndaki mezhepsel farklýlýklar bir kenara

7

býrakýldý. Þii Hizbullah'ýn zaferi Sünni Müslümanlar tarafýndan da ayný ölçüde kutlandý. Hizbullah'ýn lideri Nasrallah, bir anda Müslüman coðrafyanýn en popüler þahsiyeti haline geldi. Bu noktada þu tespiti yapmakta fayda var: Ýsrail'e karþý uzun yýllardýr yürüttüðü siyasetle Hizbullah, ulusal bir figür konumuna gelmiþtir ve kendisine duyulan büyük sempati de Ýsrail karþýsýnda izlediði ulusal kurtuluþ çizgisinde yatmaktadýr. Televizyonlardan hep beraber takip ettik, son derece modern görünümlü, baþlarý açýk Arap kýzlar, ellerinde Nasrallah posterleriyle Ýsrail'e karþý zaferi kutluyordu. Hizbullah'ýn askeri ve siyasi alanda kazandýðý zafer, psikolojik ve ideolojik zaferin yanýnda epeyce sönük kalmaktadýr. Askeri anlamda Lübnan topraklarýna Ýsrail'in çýkarlarýný korumak için BM'ye baðlý uluslararasý gücün yerleþecek olmasý, Hizbullah için bir handikaptýr ve Lübnan'ýn iþgalinden önceki duruma göre geriye gidiþtir. Öte yandan, Hizbullah psikolojik ve ideolojik anlamda çok önemli kazanýmlar elde etmiþtir. Bir kere Ýsrail karþýsýnda zafer elde etmenin mümkün olduðunu göstererek Arap dünyasýndaki ABD-Ýsrail karþýtý direniþi körüklemiþtir. Ayrýca, Þii radikalizmi Ortadoðu'daki aðýrlýðýný arttýrmýþtýr. Belki de bizi en çok ilgilendiren Hizbullah ve lideri Nasrallah'ýn Ortadoðu'da emperyalizmden nefret eden milyonlarca yoksul emekçinin desteðini kazanmasý ve bunlara liderlik edebilecek düzeye yükselmesidir.

Solun Yanýlsamalarý Hizbullah'ýn þahsýnda cisimleþen Lübnan direniþinin bu zaferi, dünya solu içinde bir dizi yanýlsama da yaratmýþ durumda. Solun çok önemli bir kýsmý, son kertede aþýrý saðcý bir örgüt olan Ýslamcý Hizbullah'ý emperyalizme karþý mücadelenin liderliði olarak takdim etti. Hatta kendi basiretsizliðini, çapsýzlýðýný Hizbullah'ýn baþarýsýyla örtmek isteyenler, düzmece röportajlar bile hazýrladýlar. Evrensel'de yayýnlanan ve epey ses getiren bu sahtecilik, hayali bir Nasrallah portresi çiziyor. Öyle ki Nasrallah, Tayyip'i eleþtirip Türkiye'yi Deniz Gezmiþ'ten tanýdýðýný ifade ediyor, hatta sosyalistlerin zayýflýðýndan hayýflanýyor. Chavez'e yapýlan övgüler cabasý. Uzatmayalým, kendi sýnýf iþbirliði çizgisinin zeminini kuvvetlendirmek için atýlan

hayli ucuz bir adým. Sonuç olarak bu gibi yaklaþýmlarýn sonuçlarý anti-emperyalist mücadelenin ufkunu karartmak-


MARKSiST BAKIs Eðer anti-emperyalizm ekonomik ve sistemle ilgili asýl içeriðinden soyutlanarak, salt dýþ politika manevralarý baðlamýnda ABD ile olan iliþki temelinde kavranýrsa sadece Hizbullah deðil, güçlü bir alt-emperyalist devlet, bölgesel bir güç olan Ýran, duruma göre Kemalistler ve hatta TSK, bir zamanlar ABD çocuklarý olan Taliban vs de anti-emperyalist ilan edilebilir. Emperyalizme karþý mücadeleyi ülke içinde kapitalizme karþý mücadeleyle birleþtirmeyen ve böylece emperyalistkapitalist iþleyiþe gerçek anlamda cephe almayan bir siyaset, hiçbir zaman tutarlý bir anti-emperyalist siyaset olamaz, çünkü kapitalizmden baðýmsýz bir emperyalizm yoktur.

ta ve genel olarak Ortadoðu'nun huzuru açýsýndan tek yol olan sosyalist devrim hedefini dumura uðratmaktadýr. Hizbullah'ýn Ýsrail-ABD planlarýný boþa çýkarmasýnýn ardýndan, Hizbullah'ý anti-emperyalist ilan eden, ona övgüler yaðdýran kýsacasý kuyrukçuluk yapan eðilim, ne yazýk ki, solda hakim eðilimdi. Oysa, böyle bir tutum son derece tehlikelidir, çýkmaz sokaklara akmakta olan enerjinin bu mecralara akýþýný hýzlandýrmaktan baþka bir iþe yaramamaktadýr. Bu yüzden Hizbullah konusunu devrimci prensipler etrafýnda yeniden ele almak zorunludur.

Ulusal Kurtuluþ Örgütü Olarak Hizbullah Baþýndan beri Hizbullah'ý popüler kýlan þey, Hizbullah'ýn Ýsrail'in Lübnan'ý iþgaline karþý koymasýydý. Ýsrail Lübnan'ý Filistinli örgütleri bertaraf etmek için 1982 yýlýnda iþgal etmiþti. Bundan sonraki 20 yýl boyunca Güney Lübnan'da Ýsrail iþgali devam etti. Bu 20 yýl zarfýnda Ýsrail'e karþý en kararlý mücadeleyi Hizbullah verdi. Stalinist örgütlenmeler ve çeþitli (laik) burjuva milliyetçisi unsurlar her defasýnda emperyalizmle anlaþarak Ortadoðu halklarýný hayal kýrýklýðýna uðrattýlar. Bunun sonucu olarak, onlar batarken Hizbullah yükseldi, zira halklarýn tercih edeceði baþka seçenek kalmamýþtý. 2001'de Ýsrail, Güney Lübnan'ý terk etti, bu, büyük ölçüde Hizbullah'ýn direniþinin sonucuydu. Son savaþtaki tutumunun da bir sonucu olarak Hizbullah, Arap dünyasýnda ABD ve Ýsrail karþýtý direniþin sembolü ve prestiji durumunda. Temmuz ayýnda Ýsrail'in kaçýrýlan iki askeri bahane ederek baþlattýðý iþgal hareketi, direnen odak olarak, bir kez daha, karþýsýnda Hizbullah'ý buldu. Bu baðlamda Hizbullah'ýn direniþi meþru ve haklý bir direniþti. Ýsrail'in hedeflerine ulaþamamasý elbette sevindirici bir geliþmedir. Ama bu, Hizbullah'ý ne anti-emperyalist yapar, ne de devrimci. Hizbullah'a bu yönde yapýlacak bir itham Ortadoðulu iþçi ve emekçilere gerçek çýkýþ yolunu deðil, çýkmaz sokaðý göstermek olur ve bu da toplumlarýn devrimci dönüþümüne ihanettir. Ayrýca böyle bir politik kavrayýþýn Türkiye öznelinde baþka tehlikeleri de var. Milliyetçiliðin beslediði kuru bir antiAmerikancýlýk, anti-emperyalizm olarak tarifleniyor, ama böyle bir tarif Türkiye'de de bir hayli fazla siyasal çizgiyi kapsamakta. Türkiye'de Kürt sorunundan kaynaklanan nedenlerle yaygýn bir ABD karþýtlýðý mevcut; Kemalistler, her türden ulusalcý hatta aþýrý saðcýlar bile antiAmerikancý. Zaten bir sürü ulusalcý palavracý bu noktadan çýkýþla kendilerini anti-emperyalist ilan ediyor. Kýsacasý, eðer anti-emperyalizm ekonomik ve sistemle ilgili asýl içeriðinden soyutlanarak, salt dýþ politika manevralarý baðlamýnda ABD ile olan iliþki temelinde kavranýrsa sadece Hizbullah deðil, güçlü bir alt-emperyalist devlet, bölgesel bir güç olan Ýran, duruma göre Kemalistler ve hatta TSK, bir zamanlar ABD çocuklarý olan Taliban vs de anti-emperyalist ilan edilebilir.

Hizbullah Neden Anti-Emperyalist Deðil? Emperyalizme karþý mücadeleyi ülke içinde kapitalizme karþý mücadeleyle birleþtirmeyen ve böylece emperyalist-kapitalist iþleyiþe gerçek anlamda cephe almayan bir siyaset, hiçbir zaman tutarlý bir anti-emperyalist siyaset olamaz, çünkü kapitalizmden baðýmsýz bir emperyalizm yoktur. Emperyalizm, kapitalizmin en yüksek aþamasýdýr, bu yüzdendir ki anti-kapitalist mücadeleyi içermeyen bir anti-emperyalizm söylemi, ulusalcýlýk temelindeki burjuva ve küçük-burjuva siyasetlerin kendilerini ya da baðlaþýklarýný hoþ gösterme çabasýndan baþka bir þey deðildir. Hizbullah'ýn Lübnan'da kapitalizmle hiçbir sorunu olmadýðý gibi denetimi altýnda tuttuðu bölgelerde oldukça fazla sayýda kapitalist giriþimin bizzat sahibidir. Süpermarket ve otel zincirlerinden verimli çiftliklere, turizm acentelerine ve finans merkezlerine kadar pek çok iþletmeyi elinde bulundurmaktadýr. Ayrýca Hizbullah önderleri bir dizi televizyon kanalýnýn sahibidir. Bütün bu iþletmelerde emekçilerin tamamen dini esaslara göre çalýþtýrýlýp yine en iyi mümin en iyi çalýþan ve þükredendir anlayýþýyla vahþice sömürüldüðü ortadadýr. Öte yandan Ýran ve Suriye'den akan mali ve askeri destek Hizbullah aracýlýðýyla Þii burjuvazi tarafýndan denetlenmektedir. Buralardan elde edilen kaynaklardan bir kýsmý Lübnan'daki yoksul Þiilere göz boyamak amacaýyla "yardým" olarak daðýtýlmaktadýr. Bu noktada Ýslamcýlarýn Türkiye'den de yakýndan bildiðimiz bir mekanizmasý devreye girer. Liderliðini burjuva-küçük burjuva çevrelerin yaptýðý Ýslamcý akýmlar, ayný zamanda holdingleþmiþ, büyük paralara sahip olmuþlardýr. Bu iþletmeler, cemaat dayanýþmasý sayesinde, kapitalist rekabetten büyük ölçüde kurtulmuþ, bu da bu ticari giriþimlerin hýzla büyümesine yol açmýþtýr. Bu kaynaklardan bir kýsmýný "zekat", "yardým" vb'leri ile yoksullara aktaran Ýslamcýlar, yoksul halký yanlarýna çekmek istemiþlerdir ve bunda da büyük oranda baþarýlý olmuþlardýr, çünkü neoliberal saldýrýlarla tüm dünyada hýzla yoksullaþan ve güvencesiz bir þekilde vahþi kapitalizmin pençesine düþen yýðýnlar, kýrýntý denilebilecek yardýmlara bile muhtaç hale gelmiþ, tarikatlarýn dayanýþma aðlarýyla kendini güvende hissetmek istemiþtir. Sosyalistlerin ve halkýn kendi öz örgütlülüðünün zayýf olduðu yerlerde Ýslamcýlar, böylelikle büyük güçlere kavuþmuþlardýr. Hizbullah, için de bu durumun aynýsý geçerlidir.

8


MARKSiST BAKIs Ýran-Suriye-Hizbullah

kanallara yönlendirmektir. Hizbullah kuyrukçuluðunu yapanlar siyasal Ýslamcýlarýn toplum üzerindeki hegemonyasýný artýrýyorlar. Devrimciler ise karþý hegemonya çabasý içinde olmak zorundadýrlar. Aksi takdirde basit bir eklenti, bir figüran konumunun ötesine geçilemez. Ortadoðu'da belirleyici aktör durumuna yükselebilmek için baðýmsýz devrimci sýnýf siyasetini örmek zorunludur. Bunun için de koþullar olgunlaþmaktadýr. Stalinist komünist partilerin ve milliyetçi diktatörlüklerin ihanetleri yüzünden soldan kopan ve son alternatif olarak Hizbullah ve Hamas gibi Ýslamcý akýmlara kayan Ortadoðulu emekçi kitleler, bir kez daha düþ kýrýklýðýna uðrayacaklardýr. Bu alternatiflerin de tükeniþi uzak geleceðin konusu deðildir. Hizbullah, silahsýzlanma için koþullarýn henüz uygun olmadýðý açýklarken, silahsýzlanmasýnýn gayet mümkün olduðunun iþaretlerini veriyor. Yani, Ýran ve Suriye, ABD ile gergin olan iliþkilerini belirli bir uzlaþmaya vardýrdýklarý anda Hizbullah da jest olarak silahlarýný teslim edecektir. Hamas, iktidarýnda þimdiden ýlýmlýlaþmýþ, silahlý direniþi durdurmuþtur. Ýsrail'i tanýma noktasýna gelmiþtir. Ýslamcý geleneðin bu en prestijli örgütleri Ýsrail ile görüþmeye, "barýþ" için uzlaþmaya hazýrlar. Bütün bunlar ortadayken, bu örgütleri antiemperyalist mücadelenin asýl önderlikleri olarak ilan etmek, hatta daha ileri gidip onlarla ayný cephede bir araya gelme fikrini ortaya atmak, tarihten hiç ders çýkarmamak ve kendi ipini kendin çekmek demektir. Bu ihanet politikasýný, yani burjuva ve küçük burjuva güçlere teslimiyet politikasýný Stalinistler, uzun yýllar boyunca uyguladýlar. Her seferinde burjuva sýnýflarýn programýna eklemlendiler ve ardýndan da burjuvalarýn kýyýmýna maruz kaldýlar. Bu tarz fiyaskolarýn en meþhuru 1979 Ýran devrimi ve sonrasýnda yaþandý. Mollarý ilerici ve anti-emperyalist ilan edenler Ýran proletaryasýný ve solunu Ayetullah kasaplarýnýn önüne attýlar.

Ortada olan bir gerçek de Hizbullah'ýn ayný zamanda Ýran dýþ politikasýnýn bir aracý olduðudur. Hizbullah, Lübnan nüfusunun %40'ýný oluþturan, büyük çoðunluðu alt sýnýf üyesi olan Þiilerin örgütüdür. Þii Emel hareketinden daha radikal bir çizgiyi savunarak ayrýlan Hizbullah, mollalarýn iktidara geldiði Þii Ýran'ýn etkin desteði ile kuruldu. Ýran'da iktidara gelen yeni rejim, Ortadoðu'nun bölgesel bir gücü olmaya çalýþan alt-emperyalist bir egemen sýnýfýn düzeniydi. Bu anlamda Mollalar, Þii mezhebini bölgesel güç politikalarýnýn en önemli aracý olarak kullandýlar. Hizbullah'ýn dünyanýn en profesyonel ve etkili gerilla grubu olmasý, çok büyük ölçülerde Ýran ve Suriye devletlerinin yoðun desteðiyle mümkün oldu. Özellikle Lübnan'ýn kuzeyini ABD'nin onayýyla 20 yýl boyunca iþgal altýnda tutmuþ olan Suriye'nin desteði olmadan Hizbullah'ýn bugünkü güce ulaþmasý mümkün olmazdý. Dolayýsýyla emperyalist projeler temelinde hayata geçirilmiþ olan Hizbullah projesinin anti-emperyalist olmasý mümkün deðildir. Söz gelimi ABD-Ýran arasýndaki gerginliðin belirli bir uzlaþma ile son bulmasý durumunda Hizbullah'ýn pekala Ýsrail ile pekala anlaþacaðýný biliyoruz.

Komünistlerin Görevi Emperyalizm bir dýþ politika deðil, kapitalist sistemin en üst ve son geliþmiþlik düzeyinin adýdýr. Ortadoðu uzun yýllardýr kan ve göz yaþý ile yýkanýyor. Bunun sorumlusu þüphesiz kapitalizm, yarattýðý kar hýrsý, emperyalist rekabet ve sömürüdür. Onlarca yýldýr, ulusal, etnik, dini, mezhepsel gerilimlerle ifade edilen savaþlarda milyonlarca insan öldürüldü. Ýnsanlar, kendi uluslarý, dinleri, etnik gruplarý, mezhepleri vs için birbirlerini katlettiler. Yaratýlan bu suni karþýtlýðýn arkasýndaysa hep kapitalistlerin parmaðý vardý. Kendileri çok seyrek dövüþen bu güçler, birçok farklý halký kendi çýkarlarý için kullandýlar, kurban ettiler, aldattýlar, ölüme ve katliama tabi tuttular. Birçok kez bir taraf kurban diðer taraf cellat rolünü oynamaya zorlandý. Bunun dýþýnda Ýsrail'in her daim yaptýðý gibi ya da ABD'nin Irak'ta uyguladýðý türden bir katliam bizzat emperyalistler tarafýndan uygulandý. Dolayýsýyla Ortadoðu için (ve tabii ki tüm dünya için) çözüm yolu kapitalist üretim iliþkilerini bertaraf edecek olan sosyalist devrimlerden geçer. Burjuva mülkiyet iliþkilerine düþman, saðlam bir proðramatik hatta sahip olmayan her siyasi hareket emperyalist iliþkileri yeniden üretecektir. Örnek verirsek, diyelim ki Ýran mevcut güçleniþini arttýrarak sürdürdü ve diyelim 20 yýl sonra çok etkili bir bölgesel güç haline geldi. Bu durumda Ýranla sýký iliþkilere sahip bir Hizbullah, Ýran'ýn baþka halklar üzerindeki kýrbacýndan baþka bir þey olmayacaktýr. Yanlýþ anlaþýlmamak için þunu bir kez daha vurgulamak gerek: Ezilen uluslarýn ve genel olarak ezilenlerin baskýlara karþý mücadelesi her daim meþru ve haklýdýr, komünistler bu mücadeleyi verenlerin arkasýndadýr. Yani, bizler Ýsrail'in Lübnan'da yürüttüðü savaþta elbette ki tarafsýz deðiliz. Öte yandan Hizbullah'ýn sýnýrlarýný da gayet net bir þekilde görmek zorundayýz. Ortadoðulu devrimcilerin görevi Hizbullah, Hamas gibi Ýslamcý örgütlerin kuyrukçuluðunu yapmak deðil tam tersine onlarýn etkilerini kýrarak Ortadoðulu emekçilerin antiemperyalist enerjilerini devrimci

Çözüm Nerede? 21. yüzyýl savaþlarla açýldý. Kapitalist sistemin krizinin diyetini masum milyonlarca insan ödedi, ödüyor. Yangýn, Afganistan ve Irak'tan sonra þimdi de Lübnan'ý içine aldý. Filistin'de zaten hiç sönmemiþti. Yarýn da Suriye, Ýran ve Kürdistan'ý içine almaya namzettir. Gözyaþýnýn eksik olmadýðý yoksul Ortadoðu'ya akan kanýn durmasý, huzur, barýþ ve refahýn gelmesinin yolu tüm Ortadoðu iþçi sýnýfýný tek çatý altýnda birleþtirebilen bir örgütlülüðün yaratýlmasý ve sürekli devrim yolunda mevziler kazanýlmasýndan geçmektedir. Kelimenin gerçek anlamýndaki tek gerçek kurtuluþ yolu budur. Devrimci komünist örgütlerin Ortadoðu'da yaratýlmasý, iþçi sýnýfý içinde bu örgütlerin yaratýlmasý bu anlamdaki en temel adýmdýr. Ortadoðu, nihai çözüme Ortadoðu iþçi sýnýflarýnýn mücadelesi ile gerçekleþecek sosyalist bir devrimle ulaþacaktýr. Ortadoðu'da iþçi sýnýfý kaderinin belirlendiði sahaya inmezse yönetici sýnýflarýn ayak oyunlarýna, manevralarýna mahkum olacaktýr. Emperyalizmin bölgenin kaderini belirlemesini ancak Ortadoðu iþçi sýnýflarýnýn birlikte mücadelesi engelleyebilir. Aksi taktirde bölge iþçi sýnýflarý sýnýrlarýn emperyalistlere göre yeniden çizilmesine, farklý etnik gruplar arasýnda kýþkýrtýlan iç savaþlara, dayatýlan yoksulluða, savaþlara mahkumdur.

Mustafa Yalýnalp

9


MARKSiST BAKIs Çin'in "Kýzýl Kapitalisti"nin Ölümü ve 1949 öncesinde Mao Zedung tarafýndan kurulan Komünist Partisi hükümetini desteklemiþ olan Çin kapitalist seçkinlerinin önde gelen tanýnmýþ üyelerinden Rong Yiren’in ölümü üzerine, Xinhua haber ajansý tarafýndan verilen haberde Rong, "modern Çin ulusal sanayicilerinin önde gelen temsilcisi, seçkin bir lider, büyük bir yurtsever ve komünist müdafi," olarak selamlandý. Rong’a atfedilen bu övgüler ve "kýzýl kapitalist" olarak tanýnan Rong'un yaþamý, Stalinist rejimle Çin burjuvazisinin kimi kesimleri arasýnda daha en baþýndan itibaren varolan yakýn iliþkilerin somut örneðini oluþturuyor.

1949 Devrimi 1949 öncesinde Mao Zedung tarafýndan kurulan Komünist Partisi hükümetini desteklemiþ olan Çin kapitalist seçkinlerinin önde gelen tanýnmýþ üyelerinden Rong Yiren, 26 Ekimde, Pekin'de 89 yaþýnda öldü. Daha çok "kýzýl kapitalist" olarak tanýnan Rong'un yaþamý, Stalinist rejimle Çin burjuvazisinin kimi kesimleri arasýnda daha en baþýndan itibaren varolan yakýn iliþkilerin somut örneðini oluþturuyordu. Xinhua haber ajansý tarafýndan yayýnlanan resmi ölüm haberi Rong'u "modern Çin ulusal sanayicilerinin önde gelen temsilcisi, seçkin bir lider, büyük bir yurtsever ve komünist müdafi," olarak selamladý. Rong'un cenaze töreni önde gelen Çinli liderlerin gömüldüðü, Pekin'deki Babao Hill'de gerçekleþtirildi. Törene baþbakan Wen Jiaobao'nun baþýnda yer aldýðý, Çin'in çok sayýda tanýnmýþ þahsiyeti katýldý. Bu sözde "komünist müdafi" hayata gözlerini yumduðu anda, Çin'deki en zengin bireylerden biriydi. Rong 1979'da piyasa reformlarýnýn uygulamaya konmasýný izleyen yýllarda sahip olduðu baðlantýlarý, ailesinin Çin Devriminden önce sahip olduðundan çok daha büyük tutarda bir servet birikimi yapmak için kullandý. Rong 1979 yýlýnda Çin Uluslararasý Tröst ve Yatýrým Þirketi'nin baþkanlýðýna seçildi. Rong 1993 ile 1998 yýllarý arasýnda Çin'in devlet baþkaný yardýmcýsýydý ve Ulusal Halk Kongresi'nde yönetici konumundaydý. Merkezi ABD'de olan Forbes dergisi 2000 yýlýnda Rong'un kiþisel servetinin 1,9 milyar dolar olduðunu öngörüyordu. Rong Yiren 1916 yýlýnda doðu Jiangsu þehrinde doðdu ve Þangay'daki St. John Üniversitesi' nden mezun oldu. Varlýklý bir burjuva ailenin oðlu olarak ayrýcalýklý bir çocukluk geçirdi, lüks bir evde yaþadý ve Britanya yapýmý spor arabalar kullandý. Rong, 1949 Devriminin hemen öncesinde, o yýllarda toplam 80.000 kiþinin çalýþtýðý 20'den fazla tekstil fabrikasý ve un deðirmeninden oluþan aile þirketinin denetimini eline aldý. Rong ayný zamanda Þangay'daki bir bankanýn da baþkanýydý. Rong gibi servet sahibi birinin Maoist rejime destek vermiþ olmasý, bu rejimin kendisine temel olarak aldýðý Stalinist perspektifle baðlantýlýydý. Çin'de kapitalizmin geliþimi, diðer bütün sömürgelerde görülene benzer çeliþkiler gösteriyordu. Çin burjuvazisi tarihsel olarak ilerici bir rol oynayabilme kapasitesine sahip deðildi. Ekonomik olarak emperyalist güçlere baðýmlýydý, kýrsal bölgelerde yarý-feodal yapýya baðlýydý ve aþaðýdan, sürekli olarak hýzla büyüyen iþçi sýnýfýnýn baþýný çektiði mücadeleler tarafýndan tehdit ediliyordu. Ýmparatorluk sistemine karþý giriþilen 1911 devrimi, bir dizi savaþ aðasýnýn egemenlik kurduðu bir dönemin yaþanmasýna ve 1925 - 1927 arasýndaki ikinci Çin Devrimi sýrasýnda patlak veren çok büyük sýnýf gerilimlerine yol açtý. Ýþçi sýnýfýnýn ezilmesini, Çan Kay-Þek'in Kuomintag'ýnýn (KMT) iktidarda olduðu kokuþmuþ bir diktatörlüðün kuruluþu izledi. Japon emperyalizmi 1931 yýlýnda Mançurya'yý ve ardýndan 1937 yýlýnda bütün ülkeyi iþgal ederek büyük bir yýkýma yol açtý. II. Dünya Savaþý'nýn ardýndan KMT diktatörlüðü ekonomik toparlanma için gerekli siyasi koþullarý yaratmak bir yana, ülkeyi ancak güç bela bir arada tutabiliyordu. 1940'larýn sonlarýnda hiper-enflasyon, resmi çevrelerin gýrtlaklarýna kadar rüþvete batmasý ve kredi sisteminin iflas etmesi, Çin sanayini sarstý. KMT hükümetinin ekonomik krizi çözme konusundaki basiretsizliði karþýsýnda Çin burjuvazisinin, Rong'un da içinde yer aldýðý kimi kesimleri, Mao Zedung'un yönetimindeki Çin Komünist Partisi'ne (ÇKP) yöneldiler. Kendisine köylülüðü temel alan ÇKP kuruluþ ilkesi olan sosyalist enternasyonalizmi uzun süre önce terk etmiþti. Mao bunun yerine, Çin iþçi sýnýfýnýn 1927 yýlýnda yaþadýðý trajik yenilgilerden doðrudan sorumlu olan Sovyetler Birliði'ndeki Stalinist bürokrasi tarafýndan geliþtirilen "iki aþama teorisini" benimsedi. Stalinistler 1917 Rus Devriminin derslerini reddederek Çin'de iþçi sýnýfýnýn iktidarý ele geçirme olasýlýðýnýn ortaya çýkmasýndan önce uzun bir kapitalistleþme döneminden geçmesi gerektiðini öne sürdüler.

10


MARKSiST BAKIs 1945 yýlýnda Japonya'nýn teslim olmasýnýn ardýndan, Mao ayný pro-kapitalist perspektifi benimseyerek, KMT'ye bir burjuva koalisyon hükümeti kurma çaðrýsý yaptý. Bu durum "dört sýnýfýn bloðu" - iþçi sýnýfý, köylü sýnýfý, küçük burjuva ve ulusal kapitalistlerin "ilerici" denen kesimi - safsatasý altýnda yüceltildi.

Ýktidarýn Devrilmesi KMT bu teklifi reddetti ve iç savaþ, Sovyetler Birliði'nin Mançurya'nýn sanayileþmiþ bölgelerini iþgal ederek ABD destekli KMT'yi zayýflattýðý ve Japonya'da ele geçirdiði büyük miktardaki silahý ÇKP'ye aktardýðý koþullar altýnda devam etti. Mao'nun gerilla güçleri þehirleri ele geçirme gücüne sahip saha ordularýna dönüþtürüldü. ÇKP 1949'da belirleyici bir askeri zafer elde etti ve KMT çöktü. Çan KayÞek ve onun rejimiyle baðlantýlý olan kapitalist seçkin Tayvan adasýna kaçtý. Buna karþýlýk Rong Yiren gibi kimi kapitalistler KMT yönetiminin kaos döneminin ardýndan ÇKP'nin iktidara gelmesini memnunlukla karþýladýlar. Mao'nun köylülerden oluþan "kýzýl" ordularý büyük þehirlere girdikleri zaman, iþçi sýnýfýnýn saflarýndaki her türden baðýmsýz örgütlenmeyi bastýrdýlar ve özel mülkiyeti korudular: Yeni rejim Þangay'da Rong'un þirketlerinin çökmesini engelleyecek olan gerekli parasal desteði, hammaddeleri ve iþ baðlantýlarýný saðladý. Rong daha sonralarý "komünistlerin" zafere ulaþmalarýnýn ardýndan duyduðu kimi endiþelerin çabucak daðýldýðýný anlatacak, "Komünist Partisi'ni onaylamak için sadece bir elimi kaldýrmýþtým. Eðer iki elimi kaldýrmýþ olsaydým bu teslim olmak anlamýna gelecekti. Sadece bir elimi kaldýrmýþ olmam hatalýymýþ. Þimdi her iki elimle birlikte partiyi destekliyorum," diyecekti. Rong türünün tek örneði deðildi. Eski KMT rejiminin kimi kesimleri de yeni hükümete katýldýlar. KMT'nin kurucusu Sun Yat-Sen'in dul eþi Song Qingling, 1949 yýlýnýn Ekim ayýnda, Tiananmen Meydanýnda Çin Halk Cumhuriyeti'nin (ÇHC) kuruluþunu ilan ettiði sýrada Mao'nun yanýnda ayakta duruyordu. "Sol KMT" adý verilen siyasi oluþum da dahil olmak üzere Çan'ýn diktatörlüðüne karþý çýkmýþ olan bir düzine burjuva partisi ÇKP'nin patronajýný kabul etti. Bu partiler ÇHC'nin anayasa taslaðýný hazýrlayan Çin Halký Siyasi Danýþma Konferansý'ný (ÇHSDK) oluþturdular. Özel sermayeye daha sonrasýnda el konulmuþ olmasý sosyalist politikalara dönüldüðü anlamýna gelmiyordu. Rejim, ekonominin bazý sektörlerini devralmak zorunda kalmýþtý. Kýrsal kesimde büyük toprak sahibi sýnýfa ait olan topraklara el konulmasý ve yeniden daðýtýlmasý, daha önceleri köylülüðün rant ve tefecilik yoluyla soyulmasýndan faydalanmýþ olan taþra sermayesi ile þehirlerdeki sermaye arasýndaki baðlarý kopardý. KMT'nin iktidardan düþüþü sýrasýnda önemli tutarda sermaye Tayvan'a ve Hong Kong'a götürülmüþtü. ABD emperyalizminin ambargosu ve Kore Savaþý'nýn patlak vermesi Çin'in kapitalist dünya pazarý ile olan baðlantýlarýný kopartýrken yabancý sermaye de ülkeden kaçtý. Ayný zamanda Pekin'in Sovyetler Birliði ile olan ittifaký da yeni örgütlenme biçimlerini gerekli kýlýyordu. Sovyet teknolojisinin ve sanayinin Çin'e transferinin koordinasyonunu saðlayabilmek için devlet planlanmasý benimsendi. Bu geliþmeler, "sosyalizme geçiþ" olarak selamlanan 1956'daki genel millileþtirmelerle en üst noktasýna ulaþtý. Bu programýn

11

gerçek içeriði sosyalizm deðil, büyük ölçüde bir tarým ülkesi olan Çin'de sanayinin devlet tarafýndan kontrol edilmesine ve iþçi sýnýfýnýn siyasi olarak bastýrýlmasýna dayanan ulusal otarþiydi. Rong, 1956 yýlýnda sahip olduðu iþletmeleri devlete devretti. Bu davranýþý nedeniyle "kýzýl kapitalist" olarak selamlandý ve kendisine tazminat olarak 30 milyon yuan ya da 12 milyon ABD dolarý ödendi - o tarihte bu hatýrý sayýlýr bir tutardý. Rong ayný zamanda 1966 yýlýnda "Kültür Devrimi" baþlayýncaya kadar, devlete devretmiþ olduðu iþletmelerden kâr payý almaya devam etti. Rong 1957 yýlýnda Þangay'ýn belediye baþkan yardýmcýlýðýna ve iki yýl sonra da tekstil sektörü bakan yardýmcýlýðý görevine getirildi. Rong'un yükseliþi ÇKP'de "kapitalist yolcular" adý verilen

Çin kapitalizminin dünyanýn zirvesine 30 yýlý aþkýn bir süredir yoðun bir þeklide sömürülen iþçiler taþýdý. Ne yazýk ki Çin proletaryasý devrimcilerin etkisinden uzakta ve oldukça örgütsüz durumda. ekibin -Liu Þaoqi ve Deng Xiaping bu ekibin en tanýnmýþ simalarýydýlar- yükseliþi ile çakýþtý. Mao'nun kýrsal kesimde "sosyalizm"i yaratmaya yönelik sonuçsuz bir giriþimi temel alan ekonomik politikalarý bir biri ardýnca felaketlere neden oldu. Liu ve Deng, Stalinist "iki aþama" teorisini, ekonomik krizin Çin'de sosyalizm için gerekli maddi temelin bulunmadýðýný ortaya koyduðunu öne sürmek için kullandýlar. Ülkenin on yýllar ve hatta yüzyýllar alacak bir kapitalist geliþme aþamasýndan geçmesi gerektiðini vurguladýlar. Özü itibariyle Mao ile "kapitalist yolcular" arasýnda bir hizip mücadelesi olan 1960'larýn Kültür Devrimi ile birlikte Rong geçici olarak bir kenara itildi. 1966 yýlýnda Mao'nun Kýzýl Muhafýzlarý evini basýp eþini dövdüler. Yine de baþbakan Çu En Lai, Rong'un daha fazla saldýrýya maruz kalmasýný önleyebilmek için duruma müdahale etti. Çu þu açýklamayý yaptý: "O [Rong] Çin ulusal kapitalistlerinin bir temsilcisidir ve hem yurt içinde, hem de yurt dýþýnda etkili biridir. Kendisinin korunmasý gerekir."

Serbest Piyasaya Dönüþ Liu ve Deng gibi figürlerin tasfiye edilmiþ olmalarýna karþýn


MARKSiST BAKIs Mao'nun ülkenin yaþadýðý ekonomik durgunluða verecek herhangi bir yanýtý yoktu ve büyük ölçüde Çin ekonomisini dýþa açmaya yönelik piyasa yanlýsý bir perspektifi benimsedi. Mao, 1971 yýlýnda ABD emperya-

lizmiyle bir anlaþma imzalayarak Çin'e yabancý yatýrýmlarýn gelmesinin ve geliþmiþ kapitalist ülkelerle ekonomik iliþkileri yoðunlaþtýrmanýn koþullarýný yarattý. Mao'nun 1976 yýlýnda ölmesinin ardýndan rejimin baþýna Deng Xiaping geçti ve Deng serbest piyasa yanlýsý uygulamalarýn önünü bütünüyle açtý. 1979 yýlýnda Rong Yiren, Deng tarafýndan Çin Uluslararasý Tröst ve Yatýrým Þirketi'ni (ÇUTYÞ) - hükümetin yabancý yatýrýmcýlarý Çin'e çekmekle görevli olan kolu - kurmakla görevlendirildi. ÇUTYÞ'nin birinci yýlýndaki çalýþmalarý sýrasýnda Rong 4.000'den fazla yabancý iþ adamýyla görüþtü. Rong ayný zamanda Pekin'le 1971 yýlýnda diplomatik iliþkileri kurmuþ olan eski ABD dýþ iþleri bakaný Henry Kissinger'ý da þirketin baþ uluslararasý danýþmanlarýndan biri yaptý. Rong yabancý yatýrýmlarýn geliþini, serbest ticaret bölgelerinde altyapý yatýrýmlarý yaparak ve yabancý þirketlere iþlerini yürütmelerinde yardýmcý olarak kolaylaþtýrdý. Çin Ulusal Halk Kongresi'nin Hong Kong delegesi olan Philip Wong 28 Ekim'deChina Daily'e þunlarý söyledi: "ÇUTYÞ kurulurken eðer onun [Rong'un] yeteneði ve vizyonu olmasaydý, Çin'in ekonomik geliþimi bu derece hýzlý olmazdý." Rong'un ÇUTYÞ'si 1992 yýlýnda gemicilik, enerji üretimi ve inþaat iþleri alanlarýnda faaliyet gösteren bir imparatorluk haline gelmiþti: Bugün ÇUTYÞ'nin dünyanýn dört bir yanýnda 200 þirketi var ve bu þirketlerin varlýklarýnýn toplam deðeri 6.3 milyar ABD dolarý. ÇUTYÞ geliþirken, Rong'un özel iþleri de ayný þekilde geliþti. Oðlu Larry Bugün Mao'nun Çin'i dünya kapitalist Rong'u 1979 yýlýnda Hong Kong'a, buradaki yatýrýmlarý düzeninin ana payandalarýndan birini yönetmesi için gönderdi. Larry Rong 2005 yýlýnda Forbes dergisi oluþturuyor. Dünya üretiminin önemli tarafýndan, sahip olduðu 1.64 milyar dolarlýk servetle Çin'in en bir bölümü Çin iþçi sýnýfýnýn acýmasýzca zengin adamý olarak ilan edildi. sömürülmesine dayanýyor. Çin'in dýþ 1989 yýlýnýn Mayýs - Haziran aylarýnda yaþanan hükümet karþýtý ticareti bu yýlýn ilk 10 ayýnda 1,148 protestolarýn bastýrýlmasýnýn ardýndan baba Rong, Çin ekonomisinin daha da fazla dýþa açýlmasý konusunda kilit bir rol trilyon dolar düzeyine ulaþtý ve Çin, oynadý. Deng Xiaoping, Tiananmen Meydaný'nda iþçilerin ve Japonya'dan sonra ABD'nin hazine bonoöðrencilerin katledilmesine, "sosyalist sistemin" savunulmasý larýnýn ikinci en büyük alýcýsý konumungerektiðini söyle-yerek destek verdi. Gerçekte bu katliam iþçi da, ABD'nin devasa açýklarýnýn finanse sýnýfýnýn, rejimin serbest piyasa politikalarýnýn yol açtýðý edilmesine yardýmcý oluyor. Çin ayný sonuçlara karþý muhalefetini ezmeyi amaçlýyordu. zamanda Avustralya gibi bir dizi kapitaRong 1993 yýlýnda, Pekin'in "piyasa reformlarýný" hýzlandýrma list ekonomiyi geride býrakarak en konusundaki kararlýlýðýnýn bir sembolü olarak Çin Devlet büyük petrol ve hammadde ithaBaþkaný Yardýmcýlýðý görevine getirildi. Rong'un ölümünün latçýlarýndan biri haline gelmiþ durumardýndan Britanya'da yayýnlananFinancial Times'da yer alan yazýda þöyle deniliyordu: "Rong'un bu görevi esas olarak seremonikti, ancak açýk bir mesaj içeriyordu: Çin'de komünist politika ile piyasa ekonomisinin yeni karýþýmý varolmaya devam edecektir. Ve yolu gösteren kiþi 'kýzýl kapitalistti'." Ayný yýl Çin 111 milyar dolar doðrudan yabancý sermaye yatýrýmý çekti - bu 1979 ile 1989 yýllarý arasýndaki 10 yýllýk dönemde Çin'e akmýþ olan toplam yabancý yatýrýmýn yaklaþýk olarak dört katý büyüklüðündeydi. Bu muazzam boyuttaki yatýrým akýþýnýn sonucunda Çin'de kapitalist sýnýfý hýzla büyüdü. Ronglar gibi eski burjuva aileleriyle birlikte, Tayvan ve Hong Kong'dan dönen kapitalistler, iþ adamlarý grubu olarak Komünist Partisi hiyerarþisi içinde önemli bir katman oluþturdular. Eylül ayýnda Fransýz bankasý Credit Agricole tarafýndan yayýnlanan "Çin'in Kapitalistleri" baþlýklý rapora göre, Çin'in GSYÝH'sýnýn yüzde 70'inden fazlasý özel þirketler tarafýndan yaratýlýyor. Rapor biçimsel olarak "devlet mülkiyetinde" ya da "kolektif" olarak gösterilen kuruluþlarýn çoðunun yönetiminin gerçekte özel ellerde olduðunu belirtiyor. Bugün Mao'nun Çin'i dünya kapitalist düzeninin ana payandalarýndan birini oluþturuyor. Dünya üretiminin önemli bir bölümü Çin iþçi sýnýfýnýn acýmasýzca sömürülmesine dayanýyor. Çin'in dýþ ticareti bu yýlýn ilk 10 ayýnda 1,148 trilyon dolar düzeyine ulaþtý ve Çin, Japonya'dan sonra ABD'nin hazine bonolarýnýn ikinci en büyük alýcýsý konumunda, ABD'nin devasa açýklarýnýn finanse edilmesine yardýmcý oluyor. Çin ayný zamanda Avustralya gibi bir dizi kapitalist ekonomiyi geride býrakarak en büyük petrol ve hammadde ithalatçýlarýndan biri haline gelmiþ durumda. Bugün birçok insanýn gözünde Çin komünist bir ülke deðil. Ancak Rong Yiren'in - "komünist" Çin'de önemli mevkileri iþgal etmiþ ve muazzam bir servet birikimi yapmýþ olan bu kapitalistin - yaþamý Pekin'in, rejimin sosyalist olduðuna dair iddialarýnýn daha en baþýndan bu yana sahte olduðunu açýkça ortaya koyuyor.

John Chan www.wsws.org’dan alýnmýþtýr

12


MARKSiST BAKIs Kalýcý Barýþ Ancak

Dünya

Devrimiyle Gelebilir Lübnan'ýn Ýsrail tarafýndan iþgal edilmesiyle baþlayýp 34 gün boyunca devam eden emperyalist kudurganlýk, arkasýnda birçoðu çocuk olmak üzere 1000'den fazla ölü býraktý. Gözlerimizin içine bakarak sivillerin yaþadýðý binalarý bombaladý soðukkanlý katiller. Enkazlarýn altýndan çocuk cesetleri çýktýkça devletlerden, Birleþmiþ Milletler'den, Avrupa Birliði'nden birþeyler yapmasýný bekledi birçoðu safça. Oysa tam da emperyalist kudurganlýðýn kurumlarý deðil miydi BM ya da AB? Lübnan'a yerleþen BM bünyesindeki askeri birlikler Hizbullah'ý silahsýzlandýrmayý taahhüt etmiyorlar mýydý? Ya, çoluk çocuk 1000'den fazla Lübnanlýyý katleden, günde ortalama 5-10 Filistinlinin canýný alan Ýsrail? BM'nin Ýsrail'e herhangi bir yaptýrýmý olamaz mýydý? Olamazdý tabi. Yalandan, ucuz bir ateþkes çaðrýsý bile yapamadý BM. Ýsrail uçaklarý, içinde Çinli diplomatýn olduðu BM konvoyunu (Çin'e mesaj vermek için) vurduðunda dahi BM'nin söyleyecek bir sözü yoktu. BM gibi kurumlar, artýk manüpülatör rolünü dahi oynayamamakta, bir savaþ aygýtýna dönüþmüþ bulunmaktalar. AB'nin sözcüleri ise hiç utanmadan Ýsrail'in kendini savunma hakký olduðunu söyleyip durdular. Burjuva politikasýna özgü bu en bayaðý demagojiyi çürütmek için ufak bir çabaya girmeye bile gerek yok. Daha sonra baþta Fransa olmak üzere Lübnan'a asker göndermek için sýraya girdiler. "Özgürleþtirilen" Irak ne durumda? Günde en az 100 insan öldürülüyor Irak'ta. Dicle nehri kan akýyor. Her gün Dicle'ye kurþuna dizilmiþ, iþkence edilmiþ onlarca ceset atýlýyor. ABD, Irak'taki son kozunu oynuyor: iç savaþ. Þimdilerde Þii ve Sünni Araplar acýmasýz bir iç savaþýn pençesinde birbirlerini gýrtlaklýyorlar. 30 yýldýr savaþsýz bir yýl geçirmeyen Afganistan da kan aðlýyor. NATO birliklerine karþý direniþ yoðunlaþýrken emperyalistler çaresiz. Taliban milisi diyerek yoksul Afgan köylülerini öldürüyorlar. Bahtsýz ülke Afganistan, devrim ateþi dünyayý sarmadýkça en az bir otuz yýl daha savaþsýz gün geçirmeyecekmiþ gibi gözüküyor. Durum saydýðýmýz ülkelerle sýnýrlý deðil. Önümüzdeki süreçte Suriye, Ýran gibi ülkeler her an ABD-Ýngiltere-Ýsrail cephesi tarafýndan saldýrýya uðrayabilirler. Özellikle Ýran'a karþý yapýlacak bir saldýrýnýn sonuçlarýnýn Irak'takinden çok daha aðýr olacaðý kesin. ABD ve müttefiklerinin Ýran'a saldýrýp saldýramayacaklarý ya da saldýrýnýn hangi þartlar altýnda olasý olduðu, Rus-ÇinAB vb emperyalist güçlerin Ýran üzerinden nasýl tavýr geliþtirdikleri baþka bir yazýda ayrýntýlý olarak ele alýnmalý. Ama þunu kesinkes söyleyebiliriz: Ýran üzerinden baþlayacak bir çatýþma, nükleer silahlarýn kullanýldýðý bölgesel bir savaþa dönüþme potansiyelini içermektedir.

Barýþa Bir Þans Ver 1960'lý yýllarda Vietnam'da devam eden savaþa karþý yükseltilen sloganlarýn en popülerlerinden biri "Barýþa Bir Þans Ver"di. Günümüzde de ABD'nin Ortadoðu'da yürüttüðü kasaplýk karþýsýnda dünyanýn her tarafýnda milyonlarca insan eylem yapýyor. Londra'da Irak'ýn iþgaline karþý yapýlan 2 milyon kiþinin katýldýðý gösteri bu eylemlerin en büyüðü idi. Bu gösterilerde de en sýk atýlan sloganlardan biri eskiden olduðu gibi "Barýþa Bir Þans Ver" oldu. Bu slogan dünyadaki milyarlarca emekçinin barýþa duyduðu özlemi yansýtmakta. Diðer taraftan barýþýn bir özlem, bir iç geçirme olarak kalmamasý için kapitalizmde savaþlarýn ve "barýþýn" doðasýný ve kalýcý barýþýn nasýl mümkün olabileceðini anlamak gerekiyor. Prusyalý general, filozof ve askeri tarihçi olan Clausewitz, "savaþ, politikanýn baþka araçlarla devamýndan baþka bir þey deðildir" demiþtir. Lenin'in de ifade ettiði gibi Marksistler, haklý olarak, bu sözü, daima, her savaþýn özelliðini kavramada teorik temel olarak görmüþlerdir. Gerçekten de emperyalist güçler þu an savaþlarýn devam ettiði Ortadoðu'da on yýllar boyunca çýkarlarý doðrultusunda her haltý karýþtýrmamýþlar mýdýr? Darbeler, iktidara getirilen diktatörler, yaðma ve talan, suikast ve sabotajlar, halklarý birbirine düþürme, ambargo, kýþkýrtma, abluka, tehdit vs. Savaþlar, iþte bu politikalarýn bir uzantýsý deðildir de nedir? Bu tür araçlarýn çözümü saðlayamadýðý anlarda savaþlar gündeme geliyor o kadar. Söz konusu araçlarla, savaþlarýn getirdiði þok edici kýyýmlar arasýnda bir uçurum yok. Sýcak çatýþmalarýn olmadýðý, politik yaþamýn yukarýdaki araçlarla sürdürüldüðü dönemlerse "barýþ" oluyor. Öyleyse tabloyu ters

13

Prusyalý general, filozof ve askeri tarihçi olan Clausewitz, "savaþ, politikanýn baþka araçlarla devamýndan baþka bir þey deðildir" demiþtir. Lenin'in de ifade ettiði gibi Marksistler, haklý olarak, bu sözü, daima, her savaþýn özelliðini kavramada teorik temel olarak görmüþlerdir. Gerçekten de emperyalist güçler þu an savaþlarýn devam ettiði Ortadoðu'da on yýllar boyunca çýkarlarý doðrultusunda her haltý karýþtýrmamýþlar mýdýr? Darbeler, iktidara getirilen diktatörler, yaðma ve talan, suikast ve sabotajlar, halklarý birbirine düþürme, ambargo, kýþkýrtma, abluka, tehdit vs. Savaþlar, iþte bu politikalarýn bir uzantýsý deðildir de nedir?


MARKSiST BAKIs çevirdiðimizde ortaya þu çýkar: "Farklý ülkelerin egemen sýnýflarýnýn savaþlarýn sonunda vardýklarý barýþ, savaþýn deðiþik araçlarla devamýndan baþka bir þey deðildir." Bunu en iyi açýklayan örneklerden biri bugün Lübnan'da saðlanan "barýþ"týr. Fiili savaþ þimdilik sona erdi, saðlanan "barýþ" ise (Lübnan'a gönderilen BM'ye baðlý askeri birlikler örneðinde olduðu gibi) savaþýn baþka araçlarla sürdürülmesinden baþka birþey deðil ve savaþýn ikinci raundunun olacaðýna herkes kesin gözüyle bakýyor. Lenin, "burjuva pasifistleri ve bunlarýn sosyalist taklitçileri ya da izleyicileri, barýþý, eskiden de þimdi de daima savaþtan büsbütün ayrý bir þeymiþ gibi anlatýrlar, çünkü her iki türden pasifist de 'savaþýn barýþ politikasýnýn bir devamý barýþýn da savaþ politikasýnýn bir devamý olduðunu' hiçbir zaman anlayamamýþlardýr." derken, bunu kastediyordu. Ayrýca, savaþlarýn sonunda burjuva devletlerin aralarýnda vardýklarý anlaþmalar olan "barýþýn" muzafferler ve maðluplar açýsýndan iki farklý anlamý vardýr. Bu "barýþ", savaþla deðiþen güçler dengesine uygun olarak, koþullarýn yeniden düzenlenmesi, imkanlarýn yeniden daðýtýlmasýndan baþka bir þey deðildir. Birinci Körfez Savaþý'nda Irak yerle bir edilip Saddam'ýn bütün direnci kýr��ldýðýnda "barýþ" yapýlmýþ, buna göre Saddam 36. paralelin kuzeyine müdahale hakkýný kaybetmiþti. Birinci Paylaþým Savaþý'nýn sonunda imzalanan antlaþmalar emperyalist paylaþým dengelerini öylesine bozmuþtu ki çok geçmeden ikinci bir paylaþým savaþý kapýda gözükmüþtü. Görüldüðü üzere egemenlerin yaptýklarý "barýþlar" ekonomik ve siyasi ganimetlerin daðýlýþýnýn yeniden düzenlenmesidir. Güç iliþkileri deðiþtiðinde "barýþýn" koþullarý da deðiþtirilmek istenecektir. Bunun anlamý çatýþmalarýn belki de savaþlarýn tekrar baþlamasý olacaktýr. Birinci paylaþým savaþý, ikincisini hazýrlamýþtýr; birinci Körfez Savaþý da II.Bush'un Irak'ý iþgalini. Dolayýsýyla kapitalist dünyada yapýlan "barýþlar" kelimenin gerçek anlamýnda barýþý hiçbir zaman ifade etmezler. Günümüzde Çin kapitalizminin hýzla yükselmesi güç iliþkilerinin yeniden deðiþmesi anlamýna gelmiþ, bu da kendisini Ortadoðu'da yapýlan savaþlarda gösterdiði üzere emperyalist rekabetin ikliminin savaþlar lehine deðiþmesini beraberinde getirmiþtir.

Savaþlarýn Anti-Tezi Devrimler Sýnýflý toplumlarýn ortaya çýkmasýndan günümüze egemen sýnýflar kendi çýkar ve avantajlarýný kah korumak kah arttýrmak için sayýsýz kez savaþlarý kýþkýrttýlar. Bu savaþlarda kendileri savaþmayacaklarýna göre alt sýnýflarý savaþmaya ve savaþýn getireceði tüm acýlara katlanmaya ikna etmeleri gerekiyordu. Bu yüzden kendi yaðma savaþlarýnýn karakterini farklý göstermek zorundaydýlar. Yürüttükleri savaþý kutsal halelerle donatmak böylelikle halkýn genel onayýný almak için kimi zaman din, kimi zaman vatan, kimi zaman barbarlar öne çýkarýldý. Oysa yürütülen savaþlar büyük çoðunlukla ezen sýnýflarýn hazýrladýðý yaðma savaþlarýydý. Toplumsal yaþamý kontrol eden, sahip olduðu ideolojik araçlarla topluma yanlýþ görüngüleri empoze edebilen egemen sýnýflar, çoðunlukla kendi savaþlarýný haklý

gösterebildiler. Bunu baþaramadýklarý durumlardaysa 1917'de Rusya'da, 1918'de Almanya'da, 1968'de Fransa'da olduðu gibi (örnekler çoðaltýlabilir) devrimler patlak verdi. Emperyalist savaþlar kapitalizmin krizlerinin zorunlu sonuçlarýdýr. Sistemdeki çeliþkilerin burjuva demokrasinin olaðan araçlarýyla çözülemeyecek kadar derinleþtiði dönemlerde, egemenler, burjuva politikasýnýn olaðanüstü araç ve yöntemleriyle önlerini açmak, iþlerini görmek isterler. Emperyalist savaþlar, iþte böyle bir yöntem olarak, sistemin kaçýnýlmaz ürünleridir. Emperyalist savaþlarýn çeliþkilerin çözümünü saðlayamadýðý ya da çözümün belirli bir ülkenin egemen sýnýfý aleyhine sonuçlandýðý durumlarda toplumlar devrimci çözümlere daha yakýn hale gelirler. Bu yüzden Lenin. "Gerici bir savaþta, devrimci bir sýnýf, hükümetinin yenilgisini istemekten baþka bir þey yapamayacaðý

gibi, hükümetin askeri baþarýsýzlýklarý ile onu Lübnan'ýn Ýsrail tarafýndan devirme olanaklarýnýn iþgal edilmesiyle baþlayýp arttýðýný görmezlik 34 gün boyunca devam edemez." diyerek eden emperyalist kudurdevrimci yenilgiciliði ganlýk, arkasýnda birçoðu ortaya atmýþtýr. çocuk olmak üzere Devrimci yenilgicilik 1000'den fazla ölü býraktý. nasýl devrimci proletaryanýn emperyalist savaþ konusundaki temel programýysa, egemen sýnýflar da tam tersine 'mutlak zafer' için tüm güçlerini seferber edeceklerdir. Bu hedef doðrultusunda egemenler için içerisi de en az dýþarýsý kadar önem arz eder. Bunun için, vatanseverlik adýyla þovenizmi týrmandýracak, iþçi mücadelelerini sonlandýrýp, pasifist savaþ karþýtlarýný bile susturmak için baský dalgasý yaratacaklardýr. Bu açýdan sýnýf mücadelesinin dengesini savaþýn meþruiyeti belirleyecektir. Tarih göstermiþtir ki savaþa karþý devrimci bir kampanya yürüten politik hattýn yokluðunda, egemen sýnýf aðýr bir yenilgiye uðrasa da egemenliðine karþý ciddi bir karþý koyuþla karþýlaþ-

14


MARKSiST BAKIs mayabilir (Ýkinci paylaþým savaþýnda Japonya'da olduðu gibi). Ya da tam tersine savaþ karþýtý cephenin yoðun çalýþmalarý ve kazandýðý toplumsal destek, daha savaþ bitmeden emperyalistlerin yenilgisinin temel bileþeni haline gelip, devrimci çözümlere kapý aralayabilir (Vietnam Savaþý1968). Bu açýdan bakýldýðýnda egemen sýnýflarýn emperyalist savaþtaki meþruiyetinin dayanak noktalarýný çürütmek, halkýn gerçekleri anlamasýna yardým etmek ve muhalefete gerçekleri anlamasýna yardým etmek ve muhalefete devrimci bir içerik kazandýrmak büyük önem taþýyor. Bunun baþlangýç aþamasýný savaþý hangi tarihsel koþullarýn doðurduðunu, hangi sýnýflarýn yönettiðini ve hangi amaçlar için savaþýldýðýný ortaya koymak oluþturuyor. Proletaryanýn savaþlarýn arka planýný oluþturan ekonomik ve politik süreçleri fark edebilmesi ve düþman sýnýfýn planlarýný bozmak için harekete geçmesi bu noktada büyük önem taþýyor.

Kalýcý Barýþ Dünya Devrimiyle Gelecektir! Emperyalizm, dünyanýn bölüþülmesi ve yeniden bölüþülmesi için büyük devletlerin giriþtikleri vahþi bir savaþýmdýr. Sürekli artan silahlanma harcamalarý, geliþtirilen daha yok edici silahlar ve nükleer bombalar bunun ifadeleri. Lenin'in ifade ettiði gibi kapitalist toplum daima ucu bucaðý olmayan bir dehþettir. Bunu gören ve bu durumun deðiþmesini isteyenlerin tek bir çýkar yolu olduðunu, bunun da Lenin'in de ifade ettiði gibi "Biz ancak sýnýf savaþýmý olduðunu unutamayýz. anarþist deðiliz. Savaþýn, basit Emperyalist savaþ, emperyalist politikalarýn devamýdýr, ne var ki bunlar bir reddetme ile, bireylerin, gruayný zamanda ezilen uluslarýn savaþýmýný ve proletaryanýn burjuvaziye plarýn ya da geliþigüzel kalakarþý savaþýmýný da kaçýnýlmaz olarak doðuracak ve körükleyecektir. balýklarýn reddetmesi ile sona Emperyalist savaþlar, kapitalizmin içine girdiði krizin ifadesidir, öyleyse erdirilebileceðine inanmýyoruz. yükseltilen þovenizmin tüm þaþasýna karþýn, bu dönemler, sistemin, proBiz, savaþýn birkaç ülkede letaryanýn devrimci saldýrýlarýna karþý en zayýf bulunduðu anlardýr. devrimle, yani devlet iktiDevrimciler, tüm yaðmacýlarý devirmek için, insanlýða kan kusturan bu darýnýn, kapitalistlerce ya da sistemin kökünü kurutmak için, savaþlarý ilelebet ortadan kaldýrmak için emperyalist savaþlar döneminin yarattýklarý fýrsatlardan yararlanma yoküçük mülk sahiplerince deðil, luna gitmelidirler. yeni bir sýnýf tarafýndan, proleLenin'in de ifade ettiði gibi "Biz anarþist deðiliz. Savaþýn, basit bir redtarya ya da yarý proletarya detme ile, bireylerin, gruplarýn ya da geliþigüzel kalabalýklarýn redtarafýndan ele geçirilmesi ile detmesi ile sona erdirilebileceðine inanmýyoruz. Biz, savaþýn birkaç sona erdirilmesinden yanayýz." ülkede devrimle, yani devlet iktidarýnýn, kapitalistlerce ya da küçük Savaþlarýn sebebi kapitalizm ve mülk sahiplerince deðil, yeni bir sýnýf tarafýndan, proletarya ya da yarý onun yarattýðý kar hýrsýdýr. proletarya tarafýndan ele geçirilmesi ile sona erdirilmesinden yanayýz." Ancak devrimle kapitalistleri Savaþlarýn sebebi kapitalizm ve onun yarattýðý kar hýrsýdýr. Ancak alaþaðý ederek kalýcý barýþ devrimle kapitalistleri alaþaðý ederek kalýcý barýþ yönünde önemli bir yönünde önemli bir sýçrama sýçrama yapmýþ olacaðýz. Öte yandan, tek bir ülkede elde edeceðimiz yapmýþ olacaðýz. zafer, barýþý saðlamayabilir, hatta devrim baþka savaþlarýn sebebi haline gelebilir. Çünkü emperya-lizm muhtemelen iþçi iktidarýný silah zoruyla bastýrmak isteyecektir. Bu yüzden ancak devrimin yayýlmasý ve sonunda saðlanacak sosyalist dünya devrimiyle kalýcý barýþ tesis edilebilir. Savaþ ve devrim diyalektiðini baþka herkesten daha iyi ortaya koyan Lenin'in sözleriyle " Ancak, biz, tek ülkede deðil bütün dünyadaki burjuvaziyi devirir, yener ve onlarý mülksüzleþtirirsek, savaþlar olanaksýz duruma gelir." "Ancak bir dünya devrimi, taçlý eþkiyalar ile uluslararasý sermayenin bu ortak kuvvetini yok edebilir" Proletarya dünya çapýnda burjuvaziyi silahlandýrdýðýnda, ancak o zaman, tarihsel görevini yerine getirip bütün silahlarý hurdalýða atacaktýr. Kalýcý barýþýn yegane formülü budur.

15


MARKSiST BAKIs

50. Yýlýnda

MACAR DEVRÝMÝ

"Bu gericiler ve faþistler tarafýndan örgütlenen bir karþý devrim deðil, Sovyet silahlý güçleri tarafýndan desteklenen polis diktatörlüðüne karþý tabandaki komünistlerinde içinde olduðu kitlesel bir ayaklanma." Bu sözler, Stalinist Britanya Komünist Partisi'nin yayýn organýnda çalýþan genç bir komünist muhabir olan Peter Fryer'a ait. Fryer'ýn bu sözleri, Stalinistler ve saðcýlar tarafýndan yaratýlan efsanelerin aksine, 1956 Macaristan Devrimi'nin doðasýný ortaya koyuyor.

Bu ekim ayý, ayný zamanda Macar Devrimi'nin 50. yýlýna denk geliyor. Þimdilerde Macaristan kapitalizmi, 1956'daki þanlý devrimi, milliyetçi ve burjuva bir kalkýþma olarak kendine mal etmeye çalýþýyor. Geçit törenleri, saygý duruþlarý ve bin bir türlü safsatayla Macar Devrimi'ni resmi tarihin þoven bir parçasý yapmaya çalýþýyorlar. Oysa, ayaklanma boyunca katledilen 25 bin genç iþçi, köylü ve öðrenci, burjuvalar için deðil, kendileri için, gerçek sosyalizm için dövüþmüþlerdi. Macar proletaryasýnýn kahramanlýk dolu anýlarýný 34 yýl boyunca ülkeyi demir yumrukla yöneten Stalinist iftiralar kirletemedi, burjuvalar da kirletemeyecek; gerçekler direngendir ve devrimci Marksistler, egemenlerin uydurduðu "resmi tarihe" karþý proletaryanýn deneyimlerini geçmiþten geleceðe taþýyacaktýr. "Bu gericiler ve faþistler tarafýndan örgütlenen bir karþý devrim deðil, Sovyet silahlý güçleri tarafýndan desteklenen polis diktatörlüðüne karþý tabandaki komünistlerinde içinde olduðu kitlesel bir ayaklanma." Bu sözler, Stalinist Britanya Komünist Partisi'nin yayýn organýnda çalýþan genç bir komünist muhabir olan Peter Fryer'a ait. Fryer'ýn bu sözleri, Stalinistler ve saðcýlar tarafýndan yaratýlan efsanelerin aksine, 1956 Macaristan Devrimi'nin doðasýný ortaya koyuyor. 1956'da Macaristan'da yaþananlarý en güzel tanýmlayan ifade belki de Bill Lomaks'ýn þu sözleri olsa gerek: 1956 Macaristan'ý "eski rejimi restore etmeyi deðil, radikal bir þekilde yeni bir düzen oluþturmak isteyen bir devrimdir ve Batý kapitalizminden daha demokratik, komünist ülkelerden daha sosyalisttir." 50. yýldönümünde Macaristan Devrimi'ni incelemenin anlamý, sadece kaybedilen bir iþçi devrimi deneyiminden dersler çýkarmak deðildir. Proletaryanýn bu deneyiminin özgün yaný, SSCB'nin ve doðu bloðunun gerçek doðasýný ortaya koymasýnda yatmaktadýr. Bu rejimler iþçi iktidarlarýnýn örnekleri deðil, kapitalizmin birer türüydü. Bu yüzden sýnýf çeliþkileri Doðu Bloku'nda kendisini grevler, barikatlar ve devrimler þeklinde ortaya koymak zorundaydý.

Macaristan-1919 I.Dünya Savaþý'ný takip eden yýllarda Macaristan ekonomisi hala büyük ölçüde tarýma dayanýyordu. Ancak küçük olmasýna ve bir kýsým bölgede yoðunlaþmasýna raðmen, iþçi sýnýfý güçlü bir devrimci geleneðe sahipti. 1917 Ekim Devrimi'nin ateþi Macaristan'ý sardýðýnda Bela Kun'un liderlik ettiði Macaristan Komünist Partisi'nin önderliðinde iþçi sýnýfý, Sovyet cumhuriyetini kurmaya çalýþtý. Her ne kadar bu giriþim, Bela Kun'un politik hatalarý nedeniyle saðcý bir darbe tarafýndan kanla bastýrýlsa da bu devrim, Macaristan iþçi sýnýfýnýn mücadele tarihinde önemli bir deneyim olarak yerini aldý. Macaristan iþçi sýnýfý devrim deneyimine sahip bir iþçi sýnýfýydý. 2. Dünya Savaþý'nda Macaristan önce Nazi iþgaline, sonra da adý Kýzýlordu olan ama artýk kýzýllýkla iþi kalmamýþ Rus ordularýnýn iþgaline uðradý. Savaþýn bitiminden sonra Ruslar bir daha çekilmediler. Doðu Avrupa tümden Ruslarýn iþgali altýndaydý ve Ruslar bu bölgede kendi uydularý olan "Halk Cumhuriyetleri" yarattýlar. Yeni cumhuriyetlerinde iktidar tamamen güdümlü komünist partilere býrakýldý. Parti çizgisine muhalefet edenlere yönelik baský ve eziyet dalgasý sürdürülüyordu. Toplum üzerinde müthiþ bir baský egemendi. Sanki 30lardaki gelenek geri gelmiþti ve bu yýllarý yeraltýnda geçiren nice kararlý samimi devrimci þimdilerde Batý emperyal-

16


MARKSiST BAKIs lizminin ajaný ya da Titocu olmakla suçlanýyor ve idam ediliyordu. Kýrsal kesimde topraðýn zorunlu kolektivizasyonu küçük köylülerin yoksulluðunu yoðunlaþtýrýyor ve kýrsalda hoþnutsuzluðu artýrýyordu. Þehirlerde ise, fabrikalarýn sahibi olduðu söylenen iþçiler, artan iþ temposu ve yüksek üretim beklentileri ile kendilerini köle gibi hissetmeye ve yaþananlarýn savaþ öncesi kapitalist dönemden bile kötü olduðunu düþünmeye baþlamýþlardý. En azýndan o zaman iþçi haklarýna iyi kötü savunan baðýmsýz sendikalar vardý. 1950'lerin baþlangýcýnda yaþam standartlarý büyük oranda düþmüþtü. Bu süreç boyunca Rakosi hükümeti Macaristan ekonomisini SSCB'nin ihtiyaçlarýna uygun politikalarla yönlendirdi. Sonuç olarak, 1950'lerde ücretler düþmüþ, sanayi aþýrý geliþirken tarýmsal üretim ihmal edilmiþti. Ýþçi sýnýfýnýn hoþnutsuzluðu artmaktaydý.

1953: Doðu Avrupa’da Tepkiler Yükseliyor Doðu Avrupa'nýn diðer ülkelerinde olduðu gibi Macaristan için de 1953 "halk cumhuriyetlerine" kaþý tepkinin ortaya çýkmaya baþladýðý yýl oldu. Hoþnutsuzluk reform talebiyle aþaðýdan örgütlenen gösterilere dönüþmüþtü. Doðu Almanya'da 1953 mayýsýnda hükümetin üretim normunu artýrmasý ve bu durumun ücretlerde yüzde 10 ile 50 arasýnda azalmaya yol açmasý, inþaat iþçileri tarafýndan Haziran 1953'te Berlin þantiyelerinde baþlayan grevle cevaplandý. Grev sýrasýnda iki iþçi önderinin tutuklanmasý Doðu Berlin'de genel grev ateþini yakmýþtý. Doðu Berlin'deki iþçi grevleri giderek diðer þehirlere de yayýldý, 272 yerleþim yerindeki iþletme ve atölyelerde iþ býrakma eylemi yapýlýyordu. Grev komiteleri yükseliyordu. Ýþçiler, hükümetin istifasýný istiyorlar ve onun yerine iþçi temsilcilerinden oluþan yeni bir hükümetin geçmesini istiyorlardý. Ýþçiler polis merkezlerini ve parti lokallerini iþgale baþlamýþlardý. Doðu Almanya iktidarý yükselen mücadeleyi bastýrabilecek güçte deðildi. Devreye Sovyet askeri birlikleri girdi. Ýþçilerin Sovyet askerileri ile çatýþmama çaðrýsýna raðmen, askeri birlikler 17 haziran sabahý iþçilere karþý silahlý saldýrýya geçtiler. Doðu Berlin'deki sýký yönetime raðmen 17 ve 18 haziranda on binlerce iþçi gösteriler düzenledi ve genel grev çaðrýsýna uyularak iþçilerin yaklaþýk yarýsý iþbaþý yapmadý. Leipzig'de sovyet askeri birliklerinin saldýrýlarýný protesto eden iþçilere ateþ açýlmasý sonucunda 68 kiþi öldü ve yüzlerce kiþi yaralandý. Çatýþmalar devam ederken sanayi merkezlerindeki grevler Rus ordularýnýn müdahalesi ile kýrýldý. Doðu Almanya'daki ayaklanmadan kýsa bir süre sonra Budapeþte'deki 20 bin demir-çelik iþçisi greve çýktýlar. Eylemler kýsa sürede diðer bölgelere de yayýlmaya baþladý. Hükümet, iþçilere dikkate deðer bir ödün vermek zorunda olduðunu hissediyordu. Kruþçev, bürokrasinin durumun kontrolünü kaybedeceði korkusuyla Macaristan'a müdahale etti. 1952'deki tarým bakanlýðý zamanýnda yapmýþ olduðu toprak reformu ile sevilen bir kiþi haline gelen Imre Nagy baþbakanlýða atandý, böylelikle Moskova'nýn sadýk uþaðý despot Rakosi'nin yerini aldý. Nagy hükümeti "yeni rota" adlý bir reform programýný uygulamaya koydu. Yeni Rota, politik mahkumlar için genel af, demokratikleþme, aðýrlýðýn aðýr sanayiden tüketim mallarý üretimine kaydýrýlmasý, basýn üzerindeki sansürün gev��etilmesi gibi taleplere dayanýyordu. Reformlarýn uygulanmasýndaki aksaklýklar, bu programdan hoþnutsuz olan

parti kadrolarýnýn Nagy karþý dönmesine neden oldu. Bu tutum, Moskova'nýn yeni bir hareketin çýkma olasýlýðý karþýsýndaki kaygýsýyla birleþince, Nagy'nin sonunu hazýrladý. 1955'te Yeni rota programý uygulamadan kaldýrýldý ve Nagy bütün parti görevlerinden uzaklaþtýrýldý. Bu geriye dönüþ, halk içinde hoþnutsuzluðu artýrdýysa da tepki þeklinde ortaya çýkýþýna kapý aralayan Kruþçev'in Stalin'in suçlarýný açýkladýðý ve kýnadýðý gizli konuþmasýný yaptýðý Sovyetler Birliði Komünist Partisi'nin 20. kongresi oldu. 1956 Þubatý politik tartýþmalarýn ülkenin her yanýnda patlamasýna tanýklýk ediyordu. Halk üzerinde bir rahatlama ve kendine güven dalgasý oluþuyordu. 1956 haziran'ýnda Macar iþçi sýnýfý, sesini yine yükseltmeye ve grev dalgasýyla Polonya Poznan'daki grevci iþçilere yönelik vahþice baskýya karþý dayanýþmayý yükseltiyordu. Yükselen öfke ve gösteriler karþýsýnda temmuzda Nagy'den sonra tekrar iktidara gelen Rakosi görevinden ayrýlmak zorunda kaldý. Ancak hoþnutsuzluðu yok edebilecek 1956 Eylül ve Ekim aylarý iþçi muhaleyeni bir açýlým da önerilemi- feti somut bir þekilde taleplerini yükseltmeye baþlamýþtý. Ýþçi muhalefeyordu. 1956 eylül ve tinin talepleri, fabrikalarda özyönetim ekim aylarý iþçi organlarýnýn kurulmasý ve iþçi konmuhalefeti trolünün saðlanmasý üzerine yoðunsomut bir þekilde talepleri- laþýyordu. ni yükseltmeye Ekim ayýna ait kitlesel tepkilere yönebaþlamýþtý. Ýþçi lik baþka bir önemli olay da, 1948'de muhalefetinin Tito yanlýsý olmakla suçlanarak idam talepleri, fabr i k a l a r d a edilen Rajk'ýn itibarýnýn geri iade ö z y ö n e t i m edilmesinin ardýndan cenazesi için o rg a n l a r ý n ý n düzenlenen devlet töreninin sesiz bir kurulmasý ve kitlesel gösteriye dönüþmesiydi. 200 iþçi konbin kiþi cenazeye katýlmýþtý. Günün trolünün s a ð l a n m a s ý sonunda devrimci marþlar söyleyerek üzerine yoðun- þehir merkezine giren 200-300 kiþilik l a þ ý y o r d u . bir öðrenci grubu "Yarý yolda durmaEkim baþýnda yacaðýz. Stalinizm yýkýlmalý!" sloganartan muhalelarý atýyorlardý. fet nedeniyle Nagy yeniden parti üyeliðine alýnmýþtý. Ekim ayýna ait kitlesel tepkilere yönelik baþka bir önemli olay da, 1948'de Tito yanlýsý olmakla suçlanarak idam edilen Rajk'ýn itibarýnýn geri iade edilmesinin ardýndan cenazesi için düzenlenen devlet töreninin sesiz bir kitlesel gösteriye dönüþmesiydi. 200 bin kiþi cenazeye katýlmýþtý. Günün sonunda devrimci marþlar söyleyerek þehir merkezine giren 200-300 kiþilik bir öðrenci grubu "Yarý yolda durmayacaðýz. Stalinizm yýkýlmalý!" sloganlarý atýyorlardý.

Devrim Ateþi Macaristan’ý Sarýyor Öðrenciler bu sessiz gösteriyi takip eden dönemde devrime giden yolun ilk kývýlcýmlarýný yaktýlar. 15 Ekim'de Güney Macaristan'daki Szeged'deki öðrenciler kendi öðrenci birliklerini kurdular. 22 Ekim'de Budapeþte Teknik Üniverstesi öðrencileri, ülke politikasýna iliþkin 16 talep içeren bir

17


MARKSiST BAKIs bildirge hazýrladýlar ve Polonyalý kardeþleriyle dayanýþmak ve taleplerini dile getirebilmek için ertesi gün için bir gösteri çaðýrdýlar. Öðrencilerin talepleri içinde ifade ve basýn özgürlüðü, serbest seçimler, diðer siyasi partilerin politik yaþama katýlým hakký, iþçilerin grev hakký, üretim hedeflerinin gözden geçirilmesi ve iþçi ve köylüleri yaþam koþullarýnda köklü deðiþiklik talepleri vardý. Öðrencilerin üç temel talebi vardý: Sovyet askerleri geri çekilsin, partinin orta ve üst liderliði en kýsa zamanda taban tarafýndan gizli bir oylamayla yeniden seçilsin ve yeni bir merkez komite seçimi için parti kongresi düzenlensin; Imre Nagy liderliðinde yeni bir hükümet oluþturulsun ve Rakosi dönemine ait bütün önde gelen görevliler uzaklaþtýrýlsýn. Yazarlar Birliði de ertesi gün (23 Ekim) için Polonya ile dayanýþma yürüyüþü yapma çaðrýsýnda bulundu. 23 ekimde gösteri barýþçýl baþladý, eylem 1848-9 Macar devriminin Polonya kökenli kahramaný Josef Bem'in anýtýnýn önünde son bulmasý planlanýyorsa da eylem sonrasýnda kitle daðýlmayarak parlamento binasý önünde toplanmaya baþladý. Akþam

Macaristan’daki faþist ayaklanmayý bastýrmak için geldiklerini düþünen Kýzýl Ordu askerleri karþýlarýnda iþçileri ve öðrencilerin devrimci ayaklanmasýný buldular. Birçok durumda Rus askerleri ile Macar iþçileri arasýnda kardeþleþme yaþanýyordu. Budapeþte'deki birçok insan Kýzýl Ordu'nun ayaklanmaya katýlacaðýný düþünüyordu. Ýþte bu geliþmeler SSCB bürokratlarýnýn kanýný dondurmaya yeterdi. saatlerine gelindiðinde parlamento önünde 300 bine yakýn eylemci vardý. Göstericiler ýsrarla Nagy'i bir konuþma yapmasý için çaðýrýyorlardý. Nagy konuþmasý sonrasýnda eylemcilerin daðýlmasý beklenirken Parti Genel Sekreteri Gerö'nün radyo konuþmasý devrim ateþleyen kývýlcým oldu. Gerö, gösteriyi "milliyetçi zehirler saçan, Sovyet Rusyayý karalayan, düzensizlik yaratma giriþimi" olarak niteleyip yaþananlarýn karþý-devrim olarak adlandýrmasý tansiyonu bir anda yükseltti. Öðrencilerin taleplerinin yayýnlanmasý için radyo binasýna gideceðini öðrenen kalabalýk radyo binasý önünde toplanmaya baþladý. Radyo binasýnýn önünü silahlý gizli polis güçleri tutmuþlardý. Öðrencilerin taleplerini radyodan duyurmakta ýsrar etmeleri üzerine binaya girmeyi zorlayan silahsýz kalabalýða siyasi polis (AVH) ateþ açtý. AHV'ye yardým etmeleri için gönderilen askerlerin çoðu silahsýz göstericilere ateþ açýlmasý karþýsýnda göstericiler

18

den yana tavýr aldýlar ve pek çok yerde silahlarýný göstericilere verip radyo binasýna yönelik hücuma katýldýlar. Kendilerine, gösteriye silahlý bir þekilde müdahale emri verilen bütün bir tank alayý, müdahale etmeyi reddedip kalabalýða kardeþçe davranýyordu. Silahlanmaya baþlayan halkla AVH arasýnda silahlý mücadele baþlamýþtý. Gece yarýsýna kadar Csepel ve Ujest'in sanayi bölgesindeki fabrikalardan kamyonlar dolusu iþçi mücadeleye katýlmak için gelmiþti. Yanlarýnda da fabrika depolarýndan ve kýþlalardan elde ettikleri silahlar ve cephaneler vardý. Çatýþmalar gece boyunca devam etti. Göstericiler 24 ekim sabahý parti gazetesi Szabad Nep'in bürolarýný iþgal ettiler. Bu sýralarda hükümetin çaðýrdýðý Sovyet birlikleri ve tanklarý, ayaklanmayý bozguna uðratmak için Budapeþte'ye giriyordu. Sovyet birlikleri AHV'nin yanýnda Budapeþte halkýna karþý silahlý saldýrýyý baþlattýlar. Sovyet tanklarýnýn baþkentin sokaklarýnda görülmeye baþlamasýyla birlikte kendiliðinden bir þekilde iþçi bölgelerinde "savaþ birimleri" oluþturuldu barikatlar kurulmuþtu. Militan komünist iþçiler mücadele için kellelerini koymaya hazýrdýlar. Devrim Budapeþte'ye sýkýþmamýþ, tüm ülkeye yayýlmaya baþlamýþtý. 24 ekimde Budapeþte'de baþlayan genel grev, hýzla Miskolc, Györ, Pecs gibi diðer sanayi kentlerine yayýldý. Grev tüm yaþamý durdurmuþtu. Fabrikalarda iþçilerin öz yönetim organlarý olan iþçi konseyleri kurulmaya baþlamýþtý. Bu aþamada embriyonik bir durumda olan ve üyelerinin çoðunun savaþým içinde olduðu iþçi konseyleri, devrimin yaratacaðý ikili iktidar sürecinde iþçi sýnýfýnýn iktidar organlarý haline geleceklerdi. Bir yanda sovyet birlikleri ve AHV ile halk arasýnda çatýþmalar devam ederken politik arenada da ayaklanmayý durduracak adýmlar atýlmaya çalýþýlýyordu. 24 ekim sabahý parti genel sekreteri Gerö, Nagy'i hükümet baþkanlýðýna getirdiðini açýkladý. Nagy, demokratikleþme yönünde adýmlar atýlacaðýný vaat ediyor ve halka silahlý mücadeleyi býrakma çaðrýsý yapýyor ve silahlarý býrakanlarýn cezalandýrýlmayacaðýný taahhüt ediyordu. Bu çaðrýlar beklenilen sonucu vermedi. Gözden kaçýrýlan þuydu ki, devrim süreci Nagy'nin reform taleplerini çoktan eskitmiþti; bürokrasinin engellemeye çalýþtýðý baþýbozuk bir silaha sarýlma deðil, iþçileri ve halký kapsayan bir devrim hareketiydi. Ordunun daðýlmasý ve askerlerin büyük kýsmýnýn devrimcilerin safýna geçmesi, devletin fiili gücünün tükendiðini gösteriyordu. Devlet kurumlarýnýn tümü ve radyolar ile gazete binalarý kitleler tarafýndan ele geçirilmiþti. Fiilen her yerde inisiyatif iþçi konseylerine geçmiþti. Bürokrasinin Nagy ile yapmayý planladýðý hamlenin baþarýsýzlýðýnýn ardýndan baþka hamleler de denendi. 25 Ekim'de Gerö, Parti genel Sekreterliðinden alýndý, yerine Kadar getirildi. Nagy, kitlelerin taleplerini kabul ettiðini açýkladý; Sovyet askerleri Budapeþte'den çekilecek, seçimler yapýlacak, tek parti sistemi kaldýrýlacak, devrimin kahramanlarýndan olan Albay Maleter Savunma Bakanlýðýna getirilecek, siyasi polis tasfiye edilecekti. Ancak kitleler durulmuyordu, grevler her yerde sürerken konseyler yönetimi ellerinde tutuyorlardý.

Sovyet Birlikleri Geri Çekiliyor Dört günlük þiddetli çatýþmalardan sonra, Moskova ateþkes ilanýnda anlaþtý ve birliklerini geri çekmeye baþladý. Bu kararýn altýnda birçok neden vardý. Macar ordusunun büyük çoðunluðu ya devrimden yana geçmiþti ya da en azýndan tarafsýz kalýyordu. Diðer yandan Rus tanklarý ayaklanmayý bastýrmak üzere harekete geçtiklerinde karþýlarýnda gördükleri iyi organize olmuþ, þaþýrtýcý kahramanlýklar gösteren, korkusuz bir toplamdý. Direniþçilerin yenilmesi öyle çok da kolay deðildi. Ancak, birliklerin geri çekilmesini saðlayan ana faktör Kýzýl Ordu askerlerinin devrim ruhundan etkilenerek ayaklanmayý bastýrmayý reddedecekleri ve hatta ayaklanmaya katýlarak bu ruhu Sovyet iþçilerine


MARKSiST BAKIs taþýyacaklarý korkusuydu. Kýzýl Ordu askerleri Budapeþte sokaklarýna girerken karþýlarýnda faþist bir ayaklanma bekliyorlardý. Oysa karþýlarýnda gördükleri iþçiler ve sýradan halkýn direniþiydi. Rus tanklarý vardýðýnda iþçi ve öðrenciler onlarý çevreliyor ve Stalinist bürokrasiye karþý kendilerini savunma haklarýnýn olduðunu anlatmaya çalýþýyorlardý. Ayaklanmacýlar askerlere Rusça bildiriler daðýtýyorlardý. Birinde þunlar deniyordu: "Arkadaþlar, bizlere ateþ etmeyin! Cellat olmayý reddedin! Bize faþist diktatörlüðü devirmemizde yardým ettiniz ama þimdi siz kendiniz bir diktatörlüðe yardým ediyorsunuz. Arkadaþlar, kýzýl emperyalizme hizmet ediyorsunuz ve hiçbir þekilde sosyalizm adýna deðil" Rus askerlerinden Macarca konuþabilenler insanlarla konuþuyor ve neler yaþandýðýný anladýðý anda savaþmayý reddediyorlardý. Birçok durumda Rus askerleri ile Macar iþçileri arasýnda kardeþleþme yaþanýyordu. Budapeþte'deki birçok insan Kýzýl Ordu'nun ayaklanmaya katýlacaðýný düþünüyordu. Ýþte bu geliþmeler Sovyet bürokratlarýnýn kanýný dondurmaya yeterdi. Tabii ki Moskova'nýn elleri de boþ durmuyordu. Durumu lehine çevirecek manipülasyonlar hazýrlamakla meþguldü. 25 ekim'de parlamento binasýnýn önünde silahsýz kitleye ateþ açýlmasý ve bundan dolayý Rus tanklarýnýn suçlanmasý, Rus askerleri ile Macar halký arasýndaki kardeþleþmeye gölge düþürdü. Oysa ki olaylarýn arkasýndaki güç AHV idi. Bu manüplasyonun sonuçlarý devrim açýsýndan aðýr oldu. Kýzýlordu ile kitleler arasýna bir kez soðukluk girmiþti. Sovyet birliklerinin 29 ekim'de çekilmesinden sonra fabrikalarda, iþyerlerinde, tiyatrolarda, yazarlarýn kulüplerinde, kýsacasý toplumsal yaþamýn her yerinde özgürlükler canlanýyordu. Ýþçi konseyleri ve devrimci komiteler Macarlarýn tanýdýðý tek karar alma ve yürütme organlarý haline geldiler. Savaþým sýrasýnda ve sonrasýnda sýradan insanlar toplumun yönetimini kendi ellerine almýþlardý. Ordu, "Macaristan Devrimci Halk ordusu Devrimci Komitesi'ni" seçiyordu, ki bu artýk sürekli bir ordu deðil milislerden oluþuyordu. Yazarlar, öðrenciler, ev kadýnlarý hepsi kendi örgütlerini kurma süreçlerine katýldýlar. Devrim, özellikle aðýr sanayi ve maden bölgesi olan çevre ilçe ve kasabalara yayýlýyor, oralarda da iþçi konseyleri ve devrimci komiteler kurulup temsilcileri Budapeþte'ye gönderiliyordu. 31 Ekim'de iþçi konseyleri Budapeþte çapýnda bir konferans düzenleyerek iþçi konseylerinin hak ve görevlerini içeren bir karar metni çýkardýlar: 1) Fabrikalar iþçilere aittir. Ýþçiler devlete üretim ve kârýn bir kýsmýný temel alarak hesaplanan bir vergi öderler. 2) Fabrikanýn en yüksek kontrol organý, iþçiler tarafýndan demokratik yöntemlerle seçilen iþçi konseyidir. 3) Ýþçi konseyi 3 ila 9 üyeden oluþan bir yürütme kurulu seçer. Yönetim kurulu konseyin yürütme makamý olarak hareket eder ve konsey tarafýndan alýnmýþ kararlarý ve görevleri uygulamaya koyar. 4) Ýþyeri yöneticisi, ücreti fabrika tarafýndan ödenerek çalýþtýrýlýr. Yönetici ve diðer yönetici pozisyonundaki kiþiler iþçi konseyi tarafýndan seçilirler. 5) Ýþyeri yöneticisi fabrikaya iliþkin tüm konularda iþçi konseyine karþý sorumludur... 7) Ýþyerinde çalýþan tüm iþçilerin iþe alýnmasý ve iþten çýkarýlmasý konusunda doðacak tüm anlaþmazlýlarda karar hakký iþçi konseyine aittir. 8) Ýþçi konseyi tüm bilânçolarý görmek ve kârlarýn kullanýmýna karar vermek hakkýna sahiptir… (Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi, cilt 5, s. 1481) Nagy, iktidar organý haline gelen iþçi konseylerinin baskýsýna

19

dayanamayarak Macaristan'ýn baðýmsýzlýðýný ve Varþova Paktý'ndan çýktýðýný ilan etti. Bu açýklamadan sonra iþçi konseylerinin büyük bölümü genel grevi sona erdirmeye ve 5 Kasým'da fabrika ve iþyerlerinde üretimi baþlatmaya karar verdiler. Ýþçi konseyleri, hala merkezi düzeyde bir örgütlenmeye sahip deðildi ve ne yapacaðýný bilemez durumdaydý. Konseylerin hem iþbaþý yapmak yerine siyasi iktidarý alarak ikili iktidara son vermek gibi bir perspektifi yoktu, hem de konseylere liderlik ederek iktidarýn tam olarak ele geçirilmesini saðlayacak Bolþevik devrimci parti yoktu.

Sovyet Birlikeri Ayaklanmaya Karþý 2. Saldýrýsý Baþlýyor SSCB, bürokrasisi zaman kazanmak için Varþova paktýndan çekilme görüþmelerini baþlatacaðýný açýklasa da kadar, 3 kasýmda yeni bir hükümet kurduðunu ve "karþý-devrimin" bastýrýlacaðýný açýkladý. Ayný gece sovyet ordularý Budapeþte'ye hareket etmeye baþladý. 200 bin asker, 6 bin tank ve sovyet uçaklarý devrimi boðmak üzere yürüyorlardý. Artýk bilinçli bir þekilde hiçbir Rus askerinin tanklarýndan dýþarý çýkmasýna izin verilmiyordu, zaten Orta Asya'dan yeni getirilen bu birlikler yaþananýn geçekten bir faþist ayaklanma olduðuna inanýyorlardý.

Sömürü ve baskýnýn sembolü haline gelen Stalin heykelleri ktileler tarafýndan tahrip edildi Ýþçi sýnýfý hýzla harekete geçti. Genel grev devam ediyordu ve direniþ parlak bir þekilde örgütlenmiþti. Barikatlar Budapeþte'de tekrar yükseliyordu. Macarlar 6 bin tank, 200 bin asker ve hava bombardýmaný karþýsýnda güçsüzlerdi. Yine de sanayi bölgelerindeki direniþ en uzun sürenleriydi. Sonuçta, Csepel de düþtü ve silahlý direniþ durdu. Sovyet birlikleri binlerce kiþinin ölümüne yol açarak Budapeþte'yi ele geçirmiþlerdi. Sovyet iþgalinin baþlangýcýndan beri SSCB ve bütün doðu Avrupa'da yürütülen propaganda Macaristan'daki sosyalist sistemin karþý devrimcilerin saldýrýsýna uðradýðý ve kýzýl ordunun bu saldýrý karþýsýnda sosyalist sisteme yardým etmek için gittiðiydi. Macar halký ise iþgalden sonra bu propagandayý boþa çýkarýr alaycý afiþler yapýyordu: "Eski kapitalist sistemi destekleyen bir zamanlarýn soylularý, toprak ve fabrika sahipleri, kardinalleri ve generalleri fabrika iþçisi ve köylü kýlýðýna girerek yurtsever hükümetimize ve Rus dostlarýmýza karþý propaganda yapýyor-


MARKSiST BAKIs lar.", "Neyse ki ülkede yedi namuslu adam bulundu. Hepsi de hükümette oturuyorlar.", "Csepel fabrikalarýndaki 40 bin aristokrat ve faþist grevde!" Kýzýl ordu, silahlý ayaklanmayý bastýrdýktan sonra fabrikalarý iþgal ediyor ve Kadar yönetimindeki hükümetle ele ele çalýþý-yordu. Ancak iþçi konseyleri yerlerinde duruyorlardý. Grevin sonlandýrýlmasýný isteyen Kadar yönetimi ve Sovyet iþgal güçleri, konseylerin varlýðýný kabul edip onlarla görüþme yapmak zorunda kaldýlar. Ýþgalden sonra da iþçi konseyleri oluþmaya devam etti. Ýþçi konseylerinin grevin sona erdirilmesi için "sovyet birlikleri derhal Macaristan'ý terk etsin; Kadar hükümeti üyelerinin içinde yer almayacaðý yeni bir koalisyon hükümeti kurulsun ve Nagy bu hükümete katýlsýn; en kýsa zamanda bütün demokratik partilerin katýlacaðý bir seçime gidilsin; Macaristan'ýn tarafsýzlýðý saðlansýn; iþçi konseylerinin statüleri korunsun" gibi noktalarý içeren talepler öne sürdüler. 13 ve 14 kasýmda çeþitli iþçi konseylerinin delegeleri bir araya gelerek Budapeþte Merkezi Ýþçi Konseyi'ni kurdular. Konseyler, Kadar yönetimine karþý daha güçlü ve birlik içinde olabilmek için merkezi bir organa sahip olma ihtiyacýný duymuþlardý. Ýþçi sýnýfý güçlerini ancak 24 Kasýmda Ulusal Konsey'in örgütlenmesiyle birleþtirebildi. Ancak iþçi sýnýfý güçlerini birleþtirmek için çok geç kalmýþtý. Ulusal Konsey örgütlendiðinde devrim artýk yenilgi sürecine girmiþ bulunuyordu. Kadar, iþçi konseylerinin taleplerini kabul ettiðini açýklasa da vakit kazanarak iþçi konseylerini siyasi karar mekanizmalarýnýn dýþýnda tutmak gayesindeydi. Kadar'ýn, bütün Sovyet iþgalinin baþlangýcýndan beri bu niyetlerine raðman Budapeþte Merkezi Ýþçi Konseyi(BMÝK) 19 kasýmda iþ yerlerinde yeniden iþbaþý yapma kararý verdi. Karardan SSCB ve bütün doðu Avrupa'da hemen sonra Kadar yönetimi, BMÝK'ya saldýrýyý baþlattý. Yetkileri yürütülen propaganda Macaristan'daki ve kuruluþuna kýsýtlamalar getirildi, bakanlýklara, iþyerlerine sosyalist sistemin karþý devrimcilerin müdür atama yetkisi tanýndý. 21 Kasýmda konsey toplantýsýnýn saldýrýsýna uðradýðý ve kýzýl ordunun bu yasaklanmasý üzerine BMÝK 48 saatlik genel greve gitme kararý saldýrý karþýsýnda sosyalist sisteme aldý ve Kadar'ýn geri adýmýyla 23 kasýmda grev bitirildi. Kasýmýn yardým etmek için gittiðiydi. Macar sonundan itibaren kadar yönetimi, ülkede kurulmuþ bütün iþçi ve halký ise iþgalden sonra bu propagandevrim komitele-rine savaþ baþlattý. Üyelerini tutukladý, bu tutukdayý boþa çýkarýr alaycý afiþler yapýyorlamalar karþýsýndaki gösterilere ateþ açtýrdý. Aralýðýn baþýnda du: "Eski kapitalist sistemi destekleyen BMÝK yeni bir 48 saatlik genel grev kararý alýnca tüm bölgesel ve merkezi iþçi konseyleri yasaklandý. Genel greve uyulmasý, konsey bir zamanlarýn soylularý, toprak ve fabhareketinin yenilgisini durduramadý. Fabrika düzeyindeki iþçi konrika sahipleri, kardinalleri ve generalleri seylerinin ise hareket ve yetki alanlarý gün be gün kýsýtlandý. fabrika iþçisi ve köylü kýlýðýna girerek Devrimci hareketin çýkýþýndan yaklaþýk bir yýl sonra 17 kasým yurtsever hükümetimize ve Rus dost1957'de iþçi konseylerinin varlýðýna resmi bir açýklamayla tamalarýmýza karþý propaganda yapýyorlar.", men son verildi. "Neyse ki ülkede yedi namuslu adam Sovyet iþgali ve Kadar'ýn iktidarýný saðlamlaþtýrmasýndan sonra bulundu. Hepsi de hükümette oturuyortutuklamalar, ölüm cezalarý, baký dalgasýyla ayaklanmacýlar lar.", "Csepel fabrikalarýndaki 40 bin sindirilmeye çalýþýldý. Binlerce devrimci tutuklanarak idam edildi. Resmi rakamlar idam edilenlerin sayýsý 2 bin 700 verse de süreçte aristokrat ve faþist grevde!" 25 bine yakýn insan öldürülmüþtür. 200 bin kiþi ise, müdahale sýrasýnda açýk olan Avusturya sýnýrýndan kaçmýþtýr. Sovyet destekli Macar bürokrasisi iktidarýna tekrar kavuþurken Macar iþçi sýnýfý 1919 'daki ilk Macar devriminden sonra ikinci büyük yenilgisini de almýþ oluyordu.

Veli Umut Arslan

20


MARKSiST BAKIs

Göçmen Ýþçilik Sorunu Türkiye’ye Sýçrarken Fransa Ulusal Meclisi'nin Ermeni soykýrýmý yasa tasarýsýný kabul etmesinden sonra milliyetçi hezeyana kapýlan bir kýsým þovenistin "biz de Türkiye'de kaçak çalýþan 40 ile 70 bin arasýndaki Ermeniyi sýnýrdýþý edelim" talebiyle ortaya çýkmasý, birçoklarýný þaþýrttý. Sahiden Türkiye'de bu kadar çok Ermenistanlý var mýydý? Gerçekte, "göçmenlik" olgusu birçok açýdan Türkiye'de toplumsal yaþama etki edebilecek noktaya gelmiþ bulunuyor. Ermenilerin dýþýnda Türkiye'de kaçak olarak yaþayan ve çalýþan daha nice milletten yüz binlerce göçmen var. Bir ülkede, göçmen çalýþan sayýsý belirli bir limiti aþtýktan sonra, göçmenlik olgusu hýzla ciddi ekonomik, sosyal ve politik yansýmalarý olan bir konuya dönüþüyor. Dünyanýn daha önce sanayileþen ülkeleri bu mevzuu yakýndan tanýyorlar. Kapitalistler açýsýndan göçmenlik olgusu ikili bir karakter gösteriyor: "karlý bir sorun". Proletarya açýsýndansa aþýlmasý gereken politik bir mesele. Herhalde durumun gelebileceði en uç halin örneklerinden birisine geçtiðimiz Kasým ayýnda Paris varoþlarý alev alev yanarken þahit olduk. Türkiye'yi de kapsamaya baþlayan göçmenlik olgusuna, AB ve ABD'deki durumu da ele alarak, proletarya cephesinden bir yanýt vermek istiyoruz.

Dünyada Göçmenlik Göç, insanlýk tarihi için yeni bir olgu deðil. Binlerce yýldýr insanlar kýtlýk, savaþlar, sürgün gibi nedenlerle yaþadýklarý topraklarý terk ettiler. Lakin kýrdan kente ve azgeliþmiþ ülkelerden geliþmiþlere doðru kitlesel bir iþçi göçü ancak kapitalizmin geliþimiyle birlikte baþladý. Savaþlarýn, yoksulluðun, iþsizliðin, etnik temizliklerin, baskýcý diktatörlerin dayanýlmaz hale getirdiði yaþamlarýný iyileþtirme umuduyla milyonlarca insan yaþadýðý yeri terk etmek zorunda kalýyor. Her gün binlercesi yasal ya da yasal olmayan yollarla yaþadýklarý yerleri deðiþtiriyorlar. Her ne kadar göç tarihsel bir olgu olsa da insan akýný son 20 yýlda daha önce hiç olmadýðý kadar arttý. Sadece ABD'ye 1990 yýlýnda yasal yollardan bir milyon ve yasal olmayan yollardan 1 milyon 300 bin göçmenin geldiði hesaplanýyor. Avrupa için de benzer bir manzara söz konusu. 1990 yýlýnda Avrupa'ya 2 milyon göçmen yasal yollarla girdi, yasa dýþý göçün boyutu ise tam olarak bilinememekte. Tahminlere göre AB ülkelerinde 3 milyonu kaçak olmak üzere, 22 milyon göçmen var. ABD'de ise 30 milyon göçmenden 11,5 milyonu kaçak iþçi konumunda. Þu an dünya üzerinde yaklaþýk 200 milyon insan göçmen durumunda ve bu sayý her yýl 1 milyon kiþi artmakta. Ülkelerin uluslararasý göçe yönelik politikalarý, kapitalist ekonominin dönemsel ihtiyaçlarýna göre deðiþmekte. II. Dünya Savaþý'nda tamamen yýkýlan Avrupa kapitalizmi, yeniden inþa ve büyüyen ekonomilerinin ihtiyaçlarý doðrul-

tusunda göçmen iþçilere muhtaçtý, çünkü genç iþgücünün savaþta katlolmasýnýn da etkisiyle yeterli iþgücüne sahip deðildi. Bu nedenle, 1950-1980 arasý dönemde uluslararasý emek göçü Avrupa'nýn pek çok ülkesince temel politika olarak benimsendi. Türkiye, Yugoslavya ve Yunanistan gibi Balkan ülkeleri baþta olmak üzere pek çok ülkeden gerekli olan iþgücü ihtiyacý karþýlandý. Göçmen iþçi çalýþtýran geliþmiþ ve geliþmekte olan ülkelerin sayýsý 1970-1990 arasýnda 42'den 90'a çýktý. 1970'lerde patlak veren kapitalist ekonominin krizinin ardýndan iþgücü ithaline yönelik ihtiyaç azaldý. 80'lerden sonra, Avrupa kapitalizmi, sadece ucuz ama yüksek vasýflý göçmenleri kabul eder oldu. Beri taraftaysa kapitalizmin yarattýðý savaþlar, yoksulluk ve kýyýmlardan kaçan ve vasýfsýz olan milyonlarcasý kaçak göçmenliðe mahkum edildi.

Türkiye'de Göç Avrupa'ya göçün kapýlarý büyük oranda kapatýlýnca, yaþadýklarý sorunlardan kaçmak zorunda kalanlar için tek çýkar yol kaldý: kaçak göçmenlik. Türkiye'de kaçak göçmenlerin sayýsýnýn artýþý da bu baðlamda gerçekleþti. Avrupa'ya kaçak göçün birçok rotasý, Ortadoðu ve Asyalýlar için en önemlisi, Türkiye üzerinden geçiyor. Göçmenlerin çoðu Türkiye'yi transit geçiþ ayaðý olarak düþündü. Ancak beklentileri gerçekleþmeyince kimileri Avrupa'ya geçme fikrinden vazgeçerek, kimi ise Türkiye'yi Avrupa öncesi bir bekleme odasý olarak deðerlendirerek buraya yerleþti. Her ne kadar günlük yaþamda varlýklarý çoðumuzca hissedilmese de, Türkiye'de þu an 1 milyon kaçak göçmen iþçi var. Ayrýca, her yýl 100 bin kaçak göçmen yakalanýyor, 100 bin kiþinin de yakalanmadan Türkiye'ye giriþ çýkýþ yaptýðý düþünülüyor. 1995-2004 yýllarý arasýnda 477 bin kaçak göçmen yakalandý. Ekonomik durgunluk girdabýna sýkýþmýþ kapitalizm, çýkýþýn yolunu savaþlarla ucuz hammadde ve yeni pazarlar elde ediminde; kazanýmlarý yok edilerek emeðin maliyetinin ucuzlatýlmasýnda; devletin sosyal alanlardan el çektirilmesiyle birlikte vergi ve diðer yollarla toplanan kaynaklarýn tamamýyla kendine aktarýlmasýnda arýyor. Kýsacasý kapitalizm krizden, krizin bedelini iþçi sýnýfý, yoksul halk, yoksul köylülük ve dünya halklarýna ödeterek çýkmaya çalýþýyor. Bu çabasý da yoksulluk, siyasi ve etnik baskýlar, savaþlar, kýtlýk, salgýn hastalýklar, çevre felaketleri, iç savaþlar, iþsizlik vb. sorunlardan baþka bir þeye yol açmadýðýndan bu sorunlardan kurtulmak isteyenlerin, yasal olsun olmasýn, göç dalgalarýný devam ettirecekleri ortada. Bu baðlamda, geliþmeler göstermektedir ki Türkiye, Asya ve Ortadoðu ile Avrupa arasýnda köprü olmasý nedeniyle, daha çok sayýda göçmene ev sahipliði yapacaktýr. Gelecek göçmenlerden bir kýsmý istediði rotayý takip etme þansý bulsa bile çoðunluðunun Türkiye'de yer-

21


MARKSiST BAKIs leþmek zorunda kalacaðý da aþikar. Bu þekilde bakýldýðýnda Avrupa ve ABD'de ayaklanmalarýyla, iþsizliðiyle, suç oranlarýyla, ekonomisiyle her zaman için gündemde olan göçmenlik olgusu, Türkiye için de önemli sosyal ve ekonomik yansýmalara gebe olan bir sosyal gerçeklik olarak ortaya çýkmaktadýr. Son dönemde Türk-iþ, Tabipler Odasý, Tmmob gibi sendika ve sivil toplum örgütlerinin bu konuyu gündemlerine taþýmasý da bu durumun bir habercisidir.

Avrupa ve ABD'de Ýþçi Sýnýfý Cephesinin Kaçak Göçmenliðe Yaklaþýmý Ne?

düzeyde büyük güçler, göçmenlere aktif desteklerini sunup iþçi sýnýfý içinde göçmen karþýtý önyargýlarý yýkmaya çalýþmak yerine, yarým aðýz bir "göçmenler de çok eziliyor" demenin ya da tamamen sessiz kalmanýn ötesine gidemediler. Oysa þu gerçek açýk ki istense de istenmese de göçmenler, Avrupa ve ABD iþçi sýnýfýnýn bir parçasý olmuþtur ve Avrupa iþçi sýnýfýnýn bir bileþeni olan göçmen iþçilere karþý bu tutum gelecek dönemde iþçi sýnýfýnýn birliðini saðlayacak ya da bozacak ana konulardan biri olacaktýr. Sermaye, manüpulasyonlarýyla iþçi sýnýfýnýn birliðinin önüne etnik ve kültürel engeller koyarak iþçi sýnýfýný bölmek, parçalamak ve örgütsüzleþtirmek istemektedir. Sermaye, göçmenleri günah keçisi ilan ederek göçmen iþçilere gözdaðý verirken iþçi sýnýfýnýn kapitalizme karþý mücadelesinin önüne geçmeye çalýþmaktadýr. Göçmenlere yönelik tutumun beslediði bir nokta daha vardýr ki bu da en az yukarýda bahsettiklerimiz kadar iþçi sýnýfý ve solun kaderini belirlemede etkilidir. Yabancýlara yönelik neoliberal politikalar, yabancý düþmanlýðýndan beslenen ýrkçý-faþist parti ve güçlerin de önünü açmakta, onlarý cesaretlendirmektedir. Yabancý düþmanlýðý, yabancýlara dönük saldýrýlara dönüþmektedir. Irkçý saldýrýlar artýk günlük, olaðan olaylar haline gelmiþtir. Bu da Avrupa çapýnda ýrkçý, faþist partilerin yükseliþe geçiþinin yolunu açmýþtýr. Aþýrý saðcý bu tehdit, ancak göçmenler karþýsýnda alýnacak saðlam bir politik tutumla durdurulabilecektir. Bütün bu geliþmeler çerçevesinde göçmelere yönelik tutumun Avrupa ve ABD'de solun devrimci niteliðine yönelik turnusol kaðýtlarýndan biri haline geldiðini söylemek haksýzlýk olmayacaktýr.

Avrupalý kapitalistler, II. Dünya Savaþý sonrasýnda çöken ekonomilerinin yeniden inþasý için ihtiyaç duyduklarý göçmenlere, yüksek vasýflý olanlar hariç, artýk kapýlarý kapatmýþ durumda. Hemen her yýl göçmen iþçilere yönelik yeni sýnýrlama ve baský yasalarý yaþama geçiriliyor. ABD ve AB, göçmenlerin ekonomilerinin sýrtýnda bir kambur olduðunu ilan ediyorlar. Kapitalizmin kendi iç çeliþkilerinin kaçýnýlmaz sonuçlarý olan iþsizlik, suç gibi temel toplumsal sorunlarýn kaynaðý olarak göçmenler gösteriliyor. Böylece göçmenler toplum nezdinde birer günah keçisine dönüþtürülmek isteniyor. Sermaye, iþçi sýnýfý ve yoksullarýn neo-liberal saldýrýlar karþýsýnda yükselen öfkesinin hedefine göçmenleri yerleþtirmeye çalýþýlýrken, sahne arkasýnda göçmenlerden ucuz iþgücü olarak yararlanmakta. Avrupa'da sayýlarý 3 milyonu, ABD'de 11.5 milyonu bulan kaçak göçmen iþçilere oturum ve dolayýsýyla çalýþma hakký verilmeyerek bu insanlar kaçak çalýþmaya mahkum ediliyorlar. Yýllarca en aðýr þartlarda, en düþük ücretlerle ve hiçbir sosyal haktan yararlanmadan çalýþan göçmenler kapitalizmin en vahþi sömürüsüne mahruz Türkiye'de Sendikalar, STK'lar ve Yabancý Emek kalýyorlar. Kapitalistler bu insanlarý iliklerine kadar sömürüyDaha önce de belirttiðimiz gibi Türkiye'de göçmen iþçilerin or. Avrupalý ve ABD'li kapitalistler, göçmen iþçiler sýrtýndan varlýðý ancak yeni yeni hissedilmeye baþlanmýþtýr. Ancak olaðanüstü karlar elde ederken, diðer yandan da ülkedeki daha þimdiden, Türk-Ýþ gibi sendikalar, Tabipler Odasý, ücretlerin aþaðý çekilmesinde ve sosyal kazanýmlarýn yok Tmmob gibi sivil toplum kuruluþlarý yabancý emeði gündemedilmesinde onlarý önemli bir araç olarak kullanýyorlar. lerine almýþ durumdalar. Kaçak göçmen iþçiler, dünyadaki Göçmenlerin bir yandan kapitalistlerce iþsizliðin, suçun kaydiðer örneklerinde olduðu gibi Türkiye'de de aslen hizmet naðý ve ekonominin sýrtýndan kambur gösterilmesi diðer yansektörünün daha düþük gelirli iþleri ile küçük üretimde ve dan da kapitalistlerin göçmenlerin zorundalýklarýndan yararseyyar satýcýlýk alanlarýnda çalýþmaktalar. Çoðunlukla, garlanarak ücretleri düþürüp sosyal haklarý budamasý, ("siz bu sonluk, ev hizmetçiliði, hasta ve çocuk bakýmý, tezgahtarlýk, ücret ve koþullarda çalýþmayý kabul etmiyorsanýz dýþarýda çay toplamak, inþaat ve deðiþik kabul edecek inlerce insan sektörlerde iþçilik yapmak ya da bulunur" þantajlarýyla) Avrupa ve Ýstense de istenmese de göçmenseyyar satýcýlýk yaparak geçimleriABD iþçi sýnýfýnda, göçmenleri, ler, Avrupa ve ABD iþçi sýnýfýnýn ni saðlýyorlar. Bu baðlamda da yaþadýklarý sorunlarýn kaynaklarýnbir parçasý olmuþtur ve Avrupa kaçak göçmen iþçilik konusu dan biri olarak görme, onlarý günah iþçi sýnýfýnýn bir bileþeni olan göçbüyük oranda Türk-Ýþ, DÝSK, keçisi ilan etme tavrýný geliþtirdi. men iþçilere karþý bu tutum geleHak-Ýþ gibi sendikalarýn gündeSendikalar, göçmen giriþini kýsýtcek dönemde iþçi sýnýfýnýn birliðini minde yer tutacaktýr. Ancak konu layan, varolan kaçak göçmenleri saðlayacak ya da bozacak ana "yabancý emek" çalýþtýrmak de sýnýrdýþý eden yasalarý desteklikonulardan biri olacaktýr. baþlýðý altýnda bugünlerde hem yorlar. Avrupa ve ABD solunun da Sermaye, manüpulasyonlarýyla Tabipler Odasýnýn hem de bu konuda tutumlarý pek iç açýcý iþçi sýnýfýnýn birliðinin önüne etnik Tmmob'un gündemini iþgal deðil. Birkaç örnek dýþýnda iþçi ve kültürel engeller koyarak iþçi etmektedir. Hükümet, TC vatansýnýfý içinde kapitalistlerin göçmen sýnýfýný bölmek, parçalamak ve daþý olmayanlara kapalý olan dokmeselesinde yaratmaya çalýþtýðý örgütsüzleþtirmek istemektedir. torluk yolunu yabancýlara açarak hedef ve bilinç bulanýklýðýný Sermaye, göçmenleri günah keçisi Tabipler Odasýnýn þimþeklerini ortadan kaldýracak adýmlar atmakilan ederek göçmen iþçilere gözüzerine çekmiþti. Ayný þekilde, tan uzaklar. Örneðin, Fransa'da daðý verirken iþçi sýnýfýnýn kapitahükümet, yabancý mimar ve göçmen ayaklanmasý sýrasýnda lizme karþý mücadelesinin önüne mühendis çalýþtýrmayý zorlaþtýran ülke siyasetine etki edebilecek geçmeye çalýþmaktadýr.

22


MARKSiST BAKIs koþullarý kolaylaþtýrarak Tmmob'u da sokaklara taþýdý. Bu kurumlarýn göçmen emek konusu karþýsýndaki tepkilerine bakacak olursak yabancý emek kullanýmýna karþýtlýk ortak nokta olarak gözümüze çarpýyor. Türk-Ýþ birkaç yýl öncesinden "yabancý kaçak iþçilik yasaklansýn" talebini programýna yerleþtirmiþti. Bu çaðrýlar, þimdi Tabipler Odasý ve Tmmob tarafýndan daha yumuþak tonlarda yapýlmakta. Türk-Ýþ'in yabancý kaçak iþçilik yasaklansýn tutumuyla Tabipler Odasý ve Tmmob'un "her doktor, mühendis ve mimara kapýlarý açmayalým, koþullar koyalým geçebilen gelsin" tutumu arasýnda esasýnda uçurum yok. Koþullar koyalým talebinin altýnda "herkes gelemesin, geçmiþte olduðu gibi tek tük gelsinler" yaklaþýmý var. Yine Tmmob'un yasa tasarýsýnýn þekillenmesi ve meclise taþýnmasýyla birlikte kuyruðuna basýlmýþ gibi Türkiye çapýnda, çok ciddi hazýrlanýldýðý bir eylem hazýrlamasýnýn altýnda da yabancý mimar ve mühendislerin Türkiye'ye gelmemesi isteði var. Bahsetmiþtik, AB ve ABD'de de göçün iki mahiyeti vardýr: birisi kaçak göçmenlik, diðeri ise yüsek vasýflýlarýn yasal göçmenliði. ABD her yýl ortalama 327 bin, Japonya 609 bin, Ýngiltere 114 bin ve Fransa 99 bin kalifiye göçmeni ülkelerine getirmektedir. AB, Japonya ve ABD'de bu iþleri görebilecek iþgücü olmadýðý mý sanýlmaktadýr? Elbette ki hayýr! Almanya, Kanada, Fransa, ABD ve diðerlerinde o ülkedeki bir dizi uzman iþe alýnmayýp Rusya, Türkiye, Pakistan, Hindistan, Doðu Avrupa gibi ülkelerden daha düþük ücretle çalýþacak uzmanlar getirilmektedir. Her ne kadar þu dönemde günah keçisi ilan edilen göçmenler, daha büyük oranda kaçak göçmenler olsa da bir eðilim olarak baþlamýþ bulunan ve gelecekte de etkisini büyük oranda gösterecek olan yüksek vasýflý göçmenlere yönelik de bir öfke mevcuttur. Bu nedenle göçmenlere yönelik tutumu sadece kaçak göçmenlere yönelik tutum olarak ele almamak "yabancý iþgücü"ne yönelik tutum olarak deðerlendirmekgerekmektedir.

Kaçak Göçmenliðin Sorumlusu Kapitalizmdir II. Dünya Savaþý'ndan yýkýmla çýkan ve yeniden inþasý için gerekli iþgücüne sahip olmayan Avrupalý kapitalistler için yabancý emek kullanýmý olmazsa olmazdý. Bu nedenle baþta Balkanlar olmak üzere birçok az geliþmiþ ülkeden iþgücü toparlandý. Ancak 70lerde krizin baþlamasýyla birlikte artýk ayný iþgücüne ihtiyaç kalmamýþtý, artýk kapýlar kapanmalýydý. Öyle ya göçü savaþlar, yoksulluk, etnik katliamlar, baskýcý diktatörler, çevre felaketleri girdabýna sýkýþmýþ insanlarýn ihtiyaçlarý belirlemiyordu. Asýl olan Avrupalý ve ABD kapitalistlerin karlarýna kar katmak için neye ihtiyaç duyduklarýydý. Ýþte kaçak göçmenliðin hýzlandýðý süreç de bu dönem oldu. Göç etmek zorunda kalan insanlar için göçe iten nedenler ortadan kalkmamýþtý ki göç olgusu ortadan kalksýn. Her türlü risk göze alýnarak (ölüm, yaralanma, dolandýrýlma...) göçler, bu sefer de kaçak yollardan devam etti. Avrupalý kapitalistler, önceleri ekonominin restorasyonu için çaðýrdýklarý ve sonra da kendileri için davetsiz konuklar haline gelen göçmenleri, bütün ikiyüzlülükleriyle alttan alta neo-liberal ajandanýn dayattýðý ekonomik sorunlarýn günah keçisi ilan ettiler. Öyle ya hep bu göçmenler iþçilerin iþlerini ellerinden alýyorlar, ucuz ücretlere çalýþýp ücretleri düþürüyorlar, iþsiz kalýp suç iþliyorlar ve bir de isyan ediyorlardý. Bütün günahlarýn faturasý göçmenlere kesildi ve Avrupa'nýn birçok yerinde yabancý düþmanlýðý üzerinden ýrkçý hareketler yükseliþe geçti. Kapitalistlerin ikyüzlülüðü, bununla sýnýrlý deðil. Sermaye, çýkarlarýna uygun þekilde, kendisine ucuz ama yüksek vasýflý iþgücü saðlayacak göçmenlere kapýlarý açarken, kapitalizmin yarattýðý pisliklerden kaçmak isteyenlere kapýlarýný sýmsýký kapatmak peþinde. Kapitalistler ne kadar baský uygularsa uygulasýn, ne kadar polisiye tedbirler alýrsa alsýn, ne kadar yaptýrýmcý yasalar koyarsa koysun kaçak göçmenlik varolmaya devam edecektir. Çünkü insanlarý göç etmeye zorlayan koþullar kapitalizm varolduðu sürece varolacaktýr. Þurasý iyi bilinmelidir ki insanlarýn kaçak göçmenler haline gelmesinin tek sorumlusu varsa o da göçe neden olan koþullarý yaratan kapitalizmdir. Göçün nedenleri olan savaþlar, kýtlýk, etnik temizlik, baskýcý diktatörler, çevre felaketleri, iþsizlik, tarýmýn yok edilmesi, yoksulluk gibi sorunlarýn yaratýcýsý kapitalizmdir. Özellikle de 70lerdeki büyük kriz son-

23

Kapitalizmin hayatlarýný mahvettiði yüzbinlerce göçmenin önlerine konulan yasal duvarlar, onlarý kaçak yollara göç ederken ölme tehlikesini göze almaya zorluyor. Göçmenleri geldikleri ülkelerde de iyi bir yaþam beklemiyor: göçmen kamplarý, kaçak yaþam, sosyal güvence olmaksýzýn düþük ücretlerle kötü koþullarda çalýþma...


MARKSiST BAKIs rasýnda tedavüle giren neo-liberal politikalar, bu süreci hýzlandýrmýþtýr. 80lerle birlikte tedavüle giren neo-liberal politikalarýn geliþmiþ ve geliþmemiþ ülkelerde bir dizi etkisi oldu. Bu politikalar sosyal devleti ortadan kaldýrmakta; hýz verdiði tarýmýn tasfiyesi ve özelleþtirme gibi süreçlerle iþsizliði artýrmakta; saðlýk ve eðitim gibi toplumsal hizmetlerden devletin el çekmesini saðlamakta; zengin ile yoksul arasýndaki gelir uçurumunu derinleþtirmekte; milyonlarýn yaþam standartlarýný düþürmekte ve böylece yoksullarý, köylüleri ve iþçileri büyük bir yýkýmýn içine atmaktadýr. Ayrýca sistemdeki týkanýklýðý aþmanýn araçlarý olarak görülen savaþlar, ortaya çýktýklarý bölgelerde hayatý yaþanýlmaz kýlmakta. Darfur gibi bir dizi bölgede altýn, elmas gibi deðerli madenlere sahip olmak arzusundaki kapitaist tekeller halký iç savaþa, etnik çatýþmalara sürüklemekte. Ortadoðu, Afrika ve Güney Amerika'da kendi çýkarlarýyla uyumlu çalýþan diktatörleri desteklenerek binlerce muhalifin katledilmesine, insan hakký ihlallerine göz yumulmakta. Kapitalizmin doða üzerinde yarattýðý tahribat (küresel ýsýnma gibi) son dönemlerde gezegenimiz üzerinde yýkýcý etkisini olanca þiddetiyle göstermekte. ABD'nin New Orleans þehrini vuran Katrina kasýrgasý sonrasýnda 1 milyondan fazla bin kiþi evlerini terk etmek zorunda kaldý ve maðdurlar ilk iklim göçmenleri oldular. Kýsacasý, göçmenler sorunun kendisi deðil aksine maðdurlarýdýrlar. Ýþsizlik ve suç oranlarýnda artýþýn, sosyal haklarýn budanmasýnýn, ücretlerde düþüþün sorumlusu aranacaksa bakýlmasý gereken tek yer kapitalist sistemin kendisidir.

Göçmenler Karþýsýndaki Tutum Sol Ýçin Turnusol Kaðýdýdýr Sosyalizme gidecek yolu açacak iþçi sýnýfýnýn birleþik eylemi önündeki her engel solu zayýflatacak ve insanlýðýn kurtuluþunu uzak zamanlara erteleyecektir. Göçmenler konusundaki tutum da böyle bir mahiyete sahiptir. Göçmenler konusunda kapitalistlerin propogandasýný özümsemiþ bir iþçi sýnýfý daha uzun bir süre kapitalizme zincirleriyle baðlý kalacak demektir. Çünkü böyle bir iþçi sýnýfýnýn kapitalizme karþý mücadelesinin önü yaratýlan hedef ve bilinç bulanýklýðýyla kesilmektedir. Göçmenlerin, Avrupa iþçi sýnýfýnýn bir parçasý haline gelmiþ olduðu düþünüldüðünde onlarý dýþlayan bir tutumun iþçi sýnýfýnýn birliðini bozacaðý, onu kapitalistlerin saldýrýsý karþýsýnda güçsüz býrakacaðý aþikardýr. Öyleyse insanlýðýn kurtuluþunu bir devrimci parti önderliðindeki iþçi sýnýfýnýn bileþik eyleminde görenlerin bu konudaki en temel sorumluluðu göçmen iþçiler ve iþçi sýnýfýnýn geri kalaný arasýndaki duvarlarý ortadan kaldýrmaktýr. Bu da ancak iþsizliðin, ücretlerde düþüþlerin, suç oranýnda artýþýn ve benzeri diðer sorunlarýn sorumlusunun göçmenler deðil, kapitalizm olduðunun ortaya konmasýyla mümkündür. Devrimci Marksistlerin görevi, her ne yolla gelirse gelsin, göçmen karþýtý politikalara karþý koyabilen ve böylece de kapitalistlerin ideolojik hegemonyasýnýn dýþýna çýkabilen bir iþçi sýnýfý yaratmak için ideolojik, pratik mücadele vermektir.

Güner Gövenç

24

Avrupa ve ABD’de “Hiçbir insan yasadýþý deðildir”, “Göçmenler hoþgelir” söylemleriyle doðru tutum alarak iþçi sýnýfýnýn birliðini saðlamak yönünde adýmlar atan siyasi yapýlanmalar da var.


MARKSiST BAKIs Çin'le Yapýlan Stratejik Antlaþmanýn Iþýðýnda

Bolivarcý Devrim Stratejisi

Bölgedeki aðýrlýðýný düzenli olarak artýran Ýran’ýn devlet baþkaný Ahmedinecad Chavez’in Ýran ziyaretinde samimi pozlar vermekten ve anti-emperyalist nutuklar atmaktan geri kalmadý.

Zaman içerisinde Chavez tüm dünyada, özellikle sol için, bir fenomene dönüþtü. Venezuela'da gerçekleþenleri "Bolivarcý devrim" olarak nitelemek sol içindeki genel tutum. Chavez, bunu 21.yy sosyalizmi olarak adlandýrýyor. Solun devrimci Marksizmi özümseyemeyen her renkten temsilcisi "Bolivarcý devrim" önünde þapka çýkarýyor, elbette bu durumda Chavez de onlar için büyük devrimci oluyor. Bu iddia ve söylemlerin gerçeði yansýtmadýðý gün gibi ortada. Chavez'in baþkanlýðýnda geçen onca yýla raðmen üretim araçlarýnýn hala kapitalistlerin mülkiyetinde olmasý ve temel misyonu bu sýnýfsal hakimiyeti korumak olan burjuva ordu ve devlet mekanizmasýnýn sapasaðlam yerinde durmasý, uzun boylu açýklamalara girmeden "devrim" iddiasýnýn boþluðunu gözler önüne seriyor. Burjuva devlet aygýtýnýn en tepesindeki bir kiþinin burjuva devlet mekanizmasýný parçalayamayacaðýný "Chavez'in yapacaklarý onun sýnýfsal konumuyla belirlenmiþtir" diyerek çok önceleri belirtmiþtik. Eski bir darbeci albay ve þimdinin burjuva devletin baþkanýndan, üzerinde yükseldiði mekanizmayý parçalamasýný beklemek, tarihten hiçbir þey öðrenmemiþ olmak demektir. Peki, tüm dünyada milyonlarca insan, yüzlerce sol grup bu çýplak gerçek karþýsýnda neden Chavez'i devrimci önder, Venezuela'da yaþananlarý 21.yy sosyalizmi olarak kabul ediyor? Bu soruyu cevaplamaya Venezuela iþçi sýnýfý ve yoksul halký cephesinden baþlayalým. Latin Amerika'daki devrimci yükseliþin Venezuela'da kendisini göstermemesi beklenemezdi. 1989'daki ayaklanan yoksullarýn bastýrýlmasýna raðmen, Venezuela'da iþçi-

25

lerin ve yoksul halkýn kendiliðinden devrimci yönelimi hiç gerilemedi ve 1990'lar boyunca sürdü. Ne var ki, kitlelerin önderliðini yapacak devrimci politik gücün yokluðu yüzünden ödenen o kadar bedel, harcanan büyük çabalar sonuçsuz kaldý. Ýþte, böyle bir durumda Chavez, 1998 seçimlerinde reform vaadleri ve yoksul halka yönelik söylemleriyle aday olduðunda yoksul halk O'nu destekledi ve Chavez baþkan seçildi. Ödenen onca bedel, harcanan büyük çabalar, 1989 yenilgisinin acý hatýralarý ve devrimci alternatifin yokluðu, yorulan ve demoralize olan bir sýnýfýn somut deðiþikliklere imza atan bir reformcuyu liderlik olarak benimsemesini beraberinde getirdi. Chavez, böylelikle sýnýf hareketinin liderliðini ele almýþ oldu. Hayatýnda doktor yüzü görmemiþ, okula gidememiþ, yoksulluktan kýrýlan bir halkýn Chavez'in saðlýk, eðitim, barýnma, toprak sorunu vb alanlarda yaptýðý reformlarý devrim olarak benimsemesi, hele devrimci alternatifin ortada olmadýðý koþullarda, bizim için þaþýrtýcý deðil. Chavez'e yedeklenmeyen, tersine Chavez'in sistemle olan baðlarýný kitlelere gösterebilen bir devrimci alternatifin olmadýðý koþullarda veya Chavez'in kendisi halka karþý çok çýplak bir ihanette bulunmadýðý sürece Chavez Venezuela iþçileri ve yoksullarýnýn büyük desteðine sahip olmaya devam edecek. "Bolivarcý Devrim" yanýlsamasýnýn dünya kamuoyunda saðladýðý yaygýn desteði de "koyunun olmadýðý yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler" deyiþiyle açýklamak mümkün. SSCB'nin yýkýlýþý, piyasanýn sözde mutlak zaferi ve psikolojik üstünlüðü, solcu bilinen reformist partilerin neoliberal ajandanýn baþ uygulayýcýsý olmasýnýn ardýndan, ABD'ye kafa tutup yoksul halk lehine reformlara imza atan, devrim-sosyalizm vb laflarý aðzýndan düþürmeyen bir liderin yaptýklarýný devrim olarak görmesinde de þaþýrtýcý bir yan yok. Bolivarcý devrim yanýlsamasýný ýsrarla besleyen sol gruplara gelince... Chavez'in reformlarýný, izlediði iç ve dýþ siyaseti devrim olarak sunanlarýn bir kýsmý zaten


MARKSiST BAKIs kimliklerini farklý göstermeye çalýþmayan çeþitli reformist unsurlar, ulusalcýlar, Kemalistlerden vb oluþuyor. Bu kesimlerin Bolivarcý devrimden anladýklarý zaten Kemalist devrim gibi birþey.(kemalist.org, turksolu.com, antiemperyalist.com) Son dönemde histeri düzeyine ulaþan milliyetçi refleksleriyle bu kesimlerin Bolivarcý Devrimin doðasýndaki "milli" nitelikleri fark etmemeleri imkansýzdý. Kemalizmle Bolivarcýlýðýn milliyetçi, ulusal kalkýnmacý, burjuva kuruculuk gibi ortak özelliklere sahip paralel siyasi projeler olduðunu yine birçok kez belirtmiþtik. Dolayýsýyla millicilerin Chavez hayranlýðýnýn kökenlerini anlayabiliyoruz. Bir de "komünist", "devrimci", "sosyalist" Chavez hayranlarý var. Sonda söyleyeceðimizi baþtan söyleyelim: Bu gruplarýn kendilerini ifade ettikleri sýfatlarla, Bolivarcý devrim- 21.yy sosyalizmi- Chavez hakkýnda söyledikleri arasýnda iflah olmaz çeliþkiler var. Bir yandan komünistim, devrimciyim filan diyeceksin diðer yandan tepeden bir kýsým burjuva reformlarýn hayata geçirilmesini (devlete ait topraklarýn bir kýsmýnýn 136 bin köylüye daðýtýlmasý, petrol gelirlerinden saðlýk ve eðitime daha fazla pay ayrýlmasý, yoksullara gýda yardýmý yapýlmasýndan çok öte bir içeriðe sahip olmayan bir program) "devrim", "sosyalizm" olarak ilan edeceksin. Bu ikisinin birbirleriyle baðdaþmadýðý çok açýk. Bu çeliþkiyi ne yaratýyor? Söz konusu gruplar Chavez'de kendi hayallerini görüyorlar. Milliyetçi bir antiAmerikancýlýk, ulusalcý-baðýmsýzlýkçý bir çizgi, tepeden inme yapýlan reformlar, kitlelere karþý duyulan inançsýzlýk- güvensizlik, elitizm ve son kertede burjuva sistemden kopamamak bu gruplarýn mayasýnda var. Çoðu Stalinist olan bu gruplarýn sosyalizmi devlet planlamasý ve ulusal kalkýnmacýlýk olarak ifade etmesi boþuna deðil. Görünüþte bu klasmana girmeyen daha "ilkeli" birçok grubun aslýnda iþçi sýnýfýndan umutlarýný kesmiþ olduðunu hemen belirtelim. Onlarýn Chavez hayranlýðý, kapitalizmin bir proleter devrim tarafýndan alaþaðý edilemeyeceðini utangaç bir dille de olsa ifade etmiþ olmalarýnda yatýyor. Soldaki esas çizgiye geri dönersek, bunlarýn Türkiye'deki örneklerinin yoðun olarak Kemalizm'den beslendiklerini biliyoruz. Zaten Kemalizm ve Stalinizm arasýndaki yakýnlýk ve benzerlik bu olguyu beraberinde getiriyor. Kaldý ki bir zamanlar milyonlarca kiþiyi harekete geçiren söz konusu gruplarýn Menþevik ve Stalin bozmasý aþamalý devrimdemokratik devrim anlayýþýnýn özü zaten milliyetçi reform programýndan ibaret deðil miydi? Birçoðu iþte bu hayalleri görüyor Chavez'de. Oysa Chavez'in saðladýðý reformlarýn çok daha fazlasý bugün AB ülkelerinde saðlanmamýþ mýdýr? Bu soruya "ama onlar üçüncü dünya ülkelerini sömürerek bu reformlarý gerçekleþtirdiler" diye itiraz edecektir hemen solcu-milliyetçi darkafalý arkadaþlarýmýz. Ama Chavez'in gerçekleþtirdiði reformlarýn parasý astronomik boyutlara varan petrol fiyatlarýnýn saðladýðý gelirlerden gelmiyor mu? Bu anlayýþa göre, bu paralar örneðin dünyanýn en pahalý benzinin satýldýðý bu ülkede yaþayanlarýn cebinden çýkmýyor mu? Konuyu daðýtmadan sormak gerekliyor? Chavez'in yolununBolivarcý devrim yolunun özü (yani milliyetçi-ulusal kalkýnmacý siyaset), zenginleþen, baðýmsýzlaþan, güçlenen bir ülke tahayyül etmiyor mu? Chavez'in derdi bu deðil mi? Peki, bunun yolu burjuva devlet aygýtýný güçlendirmekten geçmiyor mu? Bunun anlamý da önce bölgesel bir güç olmak, daha

sonra da "daha da güçlü" olmak deðil mi? Bu sorulara böyle bir baðýmsýzlýðýn barýþçý, komþu halklarýn haklarýna saygýlý ve anti-emperyalist olacaðýný iddia ederek cevaplayacaktýr bu arkadaþlar. Oysa bu da ucuz demogojiden baþka birþey deðil. Kapitalist üretim iliþkileri içerisinde, ulusal baðýmsýzlýk fantazi bir kavramdan öte bir þey deðil. Olsa olsa burnundan tutulup öteye beriye çekiþtirilemeyecek kadar "güçlü ülke"den söz edebiliriz. "Güçlü ülke" olmanýn yolu ise askeri ve ekonomik açýdan güçlü olmaktan geçer. Gelgelelim böyle bir gücün varlýðý kapitalist rekabetin kurallarýna uyarak mümkün hale gelebilir. Saygýlý bir kapitalizm, barýþçý bir kapitalizm ne kadar mümkünse saygýlý bir güçlü devlet de o kadar mümkündür. Bu yolun yolcusu Chavez'e dönersek. Ayný Chavez, ABD karþýtlýðýyla dünya kamuoyunun yoðun sempatisini kazanýrken, Avrupalý emperyalistlerle ve dünyanýn diðer hegemonik güçleri Çin ve Rusya'yla ikili antlaþmalar imzalamaktan, "karþýlýklý güvene dayalý iliþkiler" kurmaktan ve burjuvazi adýna ticari anlaþmalar yapmaktan geri durmuyor.

Chavez, ABD karþýtlýðýyla dünya kamuoyunun yoðun sempatisini kazanýrken, bir yandan da Avrupalý emperyalistlerle ve dünyanýn diðer emperyalist güçleri Çin ve Rusya'yla ikili anlaþmalar imzalýyor, karþýlýklý güvene dayalý iliþkiler” kuruyor ve burjuvazi adýna ticari anlaþmalar yapýyor. Chavez'in izlediði temel strateji burjuva devlet mekanizmasýný güçlendirerek bölgesel bir güç olmaktýr. Bunun için attýðý adýmlarýn en açýðý Çin, Rusya ve AB ülkeleriyle geliþtirmeye çalýþtýðý ikili bazen üçlü iliþkilerdir. Chavez yurtdýþýna yaptýðý sayýsýz gezide bu devletlerle ve bu devletlere baðlý tröstlerle ticari ve askeri baðlamlarý olan onlarca anlaþma imzaladý. Chavez'in Amerikan emperyalizmine karþý sert söylemleri, haklý olarak ABD emperyalizminden nefret eden kitleleri hoþnut edebilir, ama bu, Chavez politikalarýnýn antiemperyalist olduðu anlamýna gelmez. Bunun en bariz kanýtý Chavez'in Ýspanyol, Rus, Brezilyalý dev tekellerle milyarlarca dolarlýk ticaret antlaþmasý imzalamasý ve kendi burjuvazisi adýna ticari avantajlar elde etmeye çalýþmasýdýr. ABD emperyalizmine karþý ulusalcý-kalkýnmacý bir çizgi izleyen Chavez'in amacý, Venezuela'yý Latin Amerika'yý kapsayan bir bölgesel güç haline getirmektir. "Bolivarcý Devrimi"n temel programý herþeyden öte budur. Baþta Latin Amerika olmak üzere tüm dünyada yükselen anti-amerikancý tepkiyi Chavez, bu hedefinin meþruiyet kaynaðý olarak kullanmaktadýr.. Chavez bu konuda stratejik adýmlar atmaya çalýþýyor. Bu adýmlardan en açýðý Çin, Rusya ve AB ülkeleriyle geliþtirmeye çalýþtýðý ikili bazen üçlü iliþkilerdir. Chavez yurtdýþýna yaptýðý sayýsýz gezide bu devletlerle ve bu devletlere baðlý tröstlerle ticari ve askeri baðlamlarý olan onlarca anlaþma imzaladý. Ve son altý haftadýr yurtdýþý gezilerini ara vermeden sürdürüyor.

26


MARKSiST BAKIs Bilindiði üzere Ortadoðu'da emperyalistlerin süper liginde (ABD, Ýngiltere, Almanya, Fransa, Çin, Rusya) büyük bir çekiþme yaþanýyor. Özellikle Ýran üzerinden kýzýþan bu mücadeleye Chavez'in de ABD karþýtý eksen içinde müdahil olmaya çalýþtýðýný gözlemliyoruz. Ýsrail'in Lübnan iþgali sýrasýnda Venezuela'nýn Ýsrail büyükelçisini geri çekmesi, Ýran'a gidip anlaþmalar imzalamasý ve son olarak da Suriye devlet baþkaný Beþar Esad ile sarmaþ dolaþ olduðu Suriye ziyaretinde Suriye ile stratejik ittifak içinde olduklarýný ilan etmesi Chavez'in Ortadoðu konusunda attýðý adýmlarýn baþlýcalarý. Venezuela'nýn stratejik önemdeki petrol ve doðalgaz rezervlerini dýþ politikada güç aracý olarak kullanmaya çalýþmasý ve Ortadoðu konusunda izlediði net tavýr, ABD-Ýngiltere-Avustralya-Ýsrail cephesinin müdahaleleri sonucundan çýkarlarý zedelenen Çin-Rus-Ýran-Hindistan ve hatta Fransa ve Almanya gibi devletlerin karþý ataklarýna oynamak anlamýna geliyor. Bütün bunlara sýnýfsal perspektiften baktýðýmýzda Chavez'in burjuva devlet mekanizmasýný büyük bir hýzla güçlendirmeye çalýþtýðýný görüyoruz. Bu stratejinin en önemli araçlarýndan birisini þüphesiz astronomik rakamlara ulaþan fiyatýyla Venezuela'nýn petrol ve doðalgaz zenginlikleri oluþturuyor. Yukarýda bahsettiðimiz gibi Chavez'in baþta Latin Amerika olmak üzere dünyanýn deðiþik bölgelerindeki ülkelerle yaptýðý ikili anlaþmalarýn temel konusunu petrol oluþturuyor. Petrol antlaþmalarýnýn belki de en kritiði geçtiðimiz haftalarda Çin ile imzalandý. Chavez, Çin'e yaptýðý gezide Pekin ile Caracas arasýnda "asrýn anlaþmasý"nýn yapýldýðýný duyurdu. Bu antlaþmayý "asrýn" anlaþmasý yapan þey, Venezuela petrollerinin ABD'ye ihraç edilen kýsmýnýn artýk Çin'e satýlmasýný amaçlamasýdýr. Bu, ayný zamanda Venezuela'da üretilen petrolün yarýsý demek. Bugün ABD'nin ithal ettiði petrolün %13'ü Venezuela'dan geliyor. Bu oran, ABD'nin enerji dengesini sarsacak kadar ciddi. Enerji güvenliðinin emperyal hedefleri olan bir devlet için ne kadar stratejik Latin Amerika’da etkin bir güç haline gelmek olduðu göz önüne alýndýðýnda ABD'nin Venezuela'da yak- isteyen Chavez ve emperyalist yarýþýn tepesine laþan seçimler öncesinde Chavez'i alaþaðý etmek için yeni oynayan, bu yüzden de Asya dýþýnda da hamleler giriþimlerde bulanacaðýný kestirmek güç deðil. Ýngiliz yapan Çin egemen sýnýflarý son yaptýklarý Guardian gazetesinin haberine göre ABD "Uluslararasý Kalkýnma Dairesi" üzerinden ve demokrasiyi geliþtirme anlaþmayla ABD’nin büyük tepkisini çekmeye adlý program uyarýnca Venezuelalý muhaliflere 26 milyon namzetler. dolar baðýþ yaptý. ABD'nin enerjisinin çok büyük bir kýsmýný "Büyük Ortadoðu"da harcamasý ve sürekli artan petrol fiyatlarý Chavez'in Bolivarcý projesinin iþini kolaylaþtýrdý. Ama özellikle Çin ile imzalanan son anlaþma ABD saldýrganlýðýný Venezuela'da tekrardan açýk hale getirecektir . Böyle bir durumda Venezuela iþçi sýnýfý ve yoksul halký ABD saldýrganlýðý karþýsýnda reformist Chavez'i korumalýdýr. Unutulmamalýdýr ki Chavez yükselen sýnýf muhalefetinin bir ürünüdür, ama iþçi sýnýfý kýrýntýlarla (kapitalist mülkiyet iliþkilerine asla dokunmayan reformlarý kast ediyoruz) yetinmek istemiyorsa Chavez'i aþmak zorundadýr. Zaten Chavez'in hayata soktuðu sýnýrlý reformlarýn kalýcý olmasý için bile tetikte bekleyen Venezuelalý kapitalistlerin mülksüzleþtirilmesi ve böylelikle etkisiz hale getirilmesi zorunludur. Toparlayacak olursak Bolivarcý proje toplumsal reform alanýnda gelebileceði noktalara ulaþmýþtýr. Bu noktadan sonrasý burjuva mülkiyet iliþkilerine dokunmaya baþlar, bu da Bolivarcýlýðý aþan bir þeydir. Dolayýsýyla gelinen noktada Chavez hýzla burjuva devleti güçlendirme yoluna baþvurmakta, petrol silahýný etkili bir þekilde kullanarak bölgesel bir güç olmaya çalýþmaktadýr. Ýþçi sýnýfýnýn ise hala zincirinden baþka kaybedecek bir þeyi yoktur.

(www.bolsevik.org’dan alýnmýþtýr)

27


MARKSiST BAKIs

Friedrich Engels Nasýl bir zekâ meþalesi söndü Nasýl bir yürek durdu! [1*] 5 Aðustos (eski sistemde 24 Haziran) 1895'te Friedrich Engels, Londra'da öldü. Dostu (1883'te ölen) Karl Marks'tan sonra, Engels, bütün uygar dünyanýn modern proletaryasýnýn en yetkin bilim adamý ve öðretmeniydi. Kaderin Karl Marks ve Friedrich Engels'i biraraya getirdiði andan bu yana, iki arkadaþ yaþamlarý boyunca çalýþmalarýný ortak bir davaya adadýlar. Ve bu yüzden Friedrich Engels'in proletarya uðruna neler yapmýþ olduðunu anlamak için, çaðdaþ iþçi sýnýfý hareketinin geliþiminde Marks'ýn ögretisi ve çalýþmasýnýn önemi konusunda açýk bir fikre sahip olmak gerekir. Marks ve Engels, iþçi sýnýfý ve onun istemlerinin, burjuvazi ile birlikte kaçýnýlmaz olarak proletaryayý yaratan ve örgütleyen mevcut iktisadi sistemin zorunlu bir sonucu olduðunu ilk gösterenlerdir. Onlar, insanlýðý, onu halen ezmekte olan kötülüklerden kurtaracak olanýn, yüce duygulu bireylerin iyi niyetli giriþimleri deðil de, örgütlenmiþ proletaryanýn sýnýf savaþýmý olduðunu gösterdiler. Marks ve Engels, bilimsel çalýþmalarýyla, sosyalizmin, hayalcilerin bir buluþu olmadýðýnýn, ama modern toplumdaki üretici güçlerin geliþmesinin nihai amacý ve zorunlu bir sonucu olduðunun ilk açýklamasýný yapanlardýr. Günümüze kadar olan kayýtlý tarih, sýnýf savaþýmlarýnýn belirli toplumsal sýnýflarýn ötekiler üzerindeki birbirini izleyen egemenlik ve zaferlerinin tarihi olmuþtur. Ve, sýnýf savaþýmý ve sýnýf egemenliðinin temelleri -özel mülkiyet ve anarþik toplumsal üretim- kayboluncaya dek bu sürecektir. Proletaryanýn çýkarý, bu temellerin yýkýlmasýný gerektirir ve bu nedenle, örgütlenmiþ iþçilerin bilinçli sýnýf savaþýmý bunlara karþý yöneltilmelidir. Ve her sýnýf savaþýmý, politik bir savaþýmdýr. Marks ve Engels'in bu görüþleri, þimdi kurtuluþlarý için kavga veren bütün proleterler tarafýndan benimsenmiþtir. Ama kýrklarda, iki arkadaþ zamanlarýnýn sosyalist yazýnýna ve toplumsal hareketlerine katýldýklarýnda, tamamen yeniydiler. Siyasal özgürlük savaþýmýna krallarýn, polis ve din adamlarýnýn despotizmine karþý savaþýma katýlan, yetenekli ve yeteneksiz, dürüst ve dürüst olmayan birçok kimse vardý, bunlar, burjuvazinin çýkarlarý ile proletaryanýn çýkarlarý arasýnda uzlaþmaz karþýtlýk olduðunu gözlemleyemiyorlardý. Bu kimseler, iþçilerin baðýmsýz bir toplumsal güç olarak hareket etmeleri düþüncelerini kabul edemiyorlardý. Öte yandan, yalnýzca yöneticileri ve egemen sýnýflarý çaðdaþ toplumsal düzenin adaletsizliklerine inandýrmanýn yeterli olacaðýna ve o zaman yeryüzünde barýþýn ve evrensel gönencin kolayca kurulacaðýna inanan, kimi de deha sahibi, birçok hayalci vardý. Savaþýmsýz bir sosyalizmin düþünü görüyorlardý. Ensonu, o zamanýn sosyalistlerinin hemen hepsi ve genel olarak iþçi sýnýfýnýn dostlarý, ancak, sanayiin geliþmesi ölçüsünde büyüdüðünü korkuyla izledikleri proletaryayý bir çýban olarak görüyorlardý. Bu yüzden de, tümü, sanayinin ve proletaryanýn geliþmesini durduracak, "tarih tekerleðini" durduracak araçlar arýyorlardý. Marks ve Engels, proletaryanýn geliþmesi konusundaki genel korkuyu paylaþmýyorlardý; tam tersine, bütün umutlarýný proletaryanýn sürekli büyümesine baðlýyorlardý. Proleterler ne denli çoðalýrsa, devrimci sýnýf olarak güçleri o denli büyük, sosyalizm o kadar yakýn ve o kadar olanaklý olacaktýr. Marks ve Engels'in iþçi sýnýfýna yapmýþ olduklarý hizmetler, birkaç sözcük içinde þöyle ifade edilebilir: onlar, iþçi sýnýfýna kendini bilmeyi, kendi bilincine ulaþmayý öðrettiler, ve boþ hayallerin yerine bilimi koydular. Ýþte bunun içindir ki, Engels'in adý ve yaþamý her iþçi tarafýndan bilinmelidir. Ýþte bunun içindir ki, bütün yayýnlarýmýzda olduðu gibi, Rus iþçi sýnýfýnýn bilincini uyandýrmayý amaçlayan bu makaleler derlemesinde de, modern proletaryanýn iki büyük öðretmeninden biri olan Friedrich Engels'in yaþamýný ve çalýþmasýný özetlemek zorundayýz. Engels, 1820 yýlýnda, Prusya krallýðýnýn Ren eyaletindeki Barmen'de doðdu. Babasý bir imalâtçýydý. 1838'de Engels, aile koþullarýnýn zorlamasýyla, lise öðrenimini yarýda býrakarak, Bremen'deki bir ticarethaneye kâtip olarak girmek zorunda kaldý. Ticari iþler, Engels'in, siyasal ve bilimsel eðitimini

28


MARKSiST BAKIs Engels, proletaryayý, Ýngiltere'de, babasýnýn ortaðý bulunduðu ticarethanede çalýþmak için 1842 yýlýnda geldiði, Ýngiliz sanayiinin merkezi olan Manchester'de tanýdý. Engels, burda, fabrikanýn bürosunda oturmakla yetinmedi, iþçilerin baþlarýný soktuklarý sefil mahalleleri gezdi, onlarýn yoksulluk ve sefaletini kendi gözleriyle gördü. Ama kendini kiþisel gözlemleriyle sýnýrlamakla da kalmadý. Ýngiliz iþçi sýnýfýnýn durumu hakkýnda kendinden önce yazýlanlarýn tümünü okudu, ele geçirebildiði bütün resmi belgeleri büyük bir dikkatle inceledi. Bu çalýþma ve gözlemlerin ürünü, 1845'te yayýnlanan bir kitap oldu: Engels'ten önce de, birçok kimse, proletaryanýn acýlarýný yazmýþ ve ona yardýmýn gerekli olduðunu belirtmiþtir. Proletaryanýn yalnýzca acý çeken bir sýnýf olmadýðýný; aslýnda proletaryayý dayanýlmaz bir biçimde ileri iten ve sonal kurtuluþu için savaþmaya zorlayan þeyin içinde bulunduðu utanç verici ekonomik durum olduðunu söyleyen ilk kiþi Engels'tir. Ve savaþan proletarya kendine yardým edecektir. Engels'in, Ýngiltere'de iþçi sýnýfýnýn durumu üzerine yazmýþ olduðu kitabýnýn temel fikirleri, þimdi düþünen ve savaþým veren proletaryanýn tümü tarafýndan benimsenen, ama o zaman, tümüyle yeni olan fikirlerdir.

gerçekten de, ne 1845'ten önce, ne de daha sonra, iþçi sýnýfýnýn sefaletinin öylesine çarpýcý ve öylesine gerçek bir betimlemesi çýkmýþtýr. Engels'in sosyalist oluþu, Ýngiltere'ye gelmesinden sonradýr. Manchester'de o zamanýn Ýngiliz iþçi hareketinde etkin olan kiþileriyle iliþki kurdu ve Ýngiliz sosyalist yayýnlarý için yazmaya baþladý. 1844'te Almanya'ya dönerken, Paris'te, daha önceden mektuplaþtýðý Marks ile tanýþtý. Paris'te, Fransýz sosyalistleri ve Fransýz yaþamýnýn etkisiyle Marks da sosyalist olmuþtu. Burada, iki dost, Kutsal Aile, ya da Eleþtirel Eleþtirinin Eleþtirisi adý altýnda ortaklaþa bir kitap yazdýlar. Ýngiltere'de Emekçi Sýnýfýn Durumu'ndan bir yýl önce yayýnlanan ve büyük bölümü Marks tarafýndan yazýlan bu kitap, temel düþüncelerini yukarýda anlatmýþ olduðumuz, devrimci materyalist sosyalizmin temellerini içermektedir. "Kutsal Aile", filozof olan Bauer kardeþler ve onlarýn izleyicilerine verilen mizahi addýr. Bu beyler, bütün gerçeklerin üstünde, partiler ve siyasetin üstünde duran, bütün pratik eylemleri reddeden ve yalnýzca çevredeki dünyayý ve orada meydana gelen olaylarý "eleþtirel" bir biçimde seyreden bir eleþtiri öðütlüyorlardý. Bu beyler, Bauer'ler, proletaryayý eleþtirel olmayan bir kitle olarak horgörüyorlardý. Marks ve Engels, bu saçma ve zararlý eðilime þiddetle karþý çýktýlar. Gerçek, insan bir kiþi -egemen sýnýflar ve devlet tarafýndan horlanan iþçi- adýna, kenardan seyreden bir tutum deðil de, daha iyi bir toplum düzeni uðruna savaþým istiyorladý. Onlar, kuþku yok ki, proletaryayý, bu savaþýmý yürütebilecek olan ve bundan yararlanacak olan güç olarak görüyorlardý. Daha Kutsal Aile'den önce, Engels, Marks ve Ruge'un Deutshe-Französische Jahrbücher'inde, [3*] özel mülkiyet kuralýnýn zorunlu sonuçlarý olarak deðerlendirdiði, çaðdaþ iktisadi düzenin baþlýca görüngülerini, sosyalist bir açýdan incelediði "Bir Ekonomi Politik Eleþtirisi Denemesi"ni yayýnladý. Marks'ýn, ekonomi politik bilimini, çalýþmalarýnýn gerçek bir devrim yarattýðý bu bilimi, incelemeye karar vermesinde, Engels'le temasýnýn bir etken olduðunda kuþku yoktur. 1845'ten 1847'ye kadar Engels, Brüksel ve Paris'te bilimsel incelemeler ile Brüksel ve Paris'teki Alman iþçileri arasýndaki pratik çalýþmalarý birleþtirerek, yaþadý. Burda, Marks ve Engels, gizli Alman Komünist Birliði ile iliþkiler kurdular, birlik, onlarý, kendi kurmuþ olduklarý sosyalizmin temel ilkelerinin açýklanmasý ile görevlendirdi. Marks ve Engels'in ünlü Komünist Partisi Manifestosu böyle doðdu, 1848'de yayýnlandý. Bu küçük kitapçýk ciltler deðerindedir: bugüne kadar onun ruhu uygar dünyanýn örgütlenmiþ ve mücadele vermekte olan tüm proletaryasýna güç vermiþtir ve ona yol göstermiþtir. Önce Fransa'da patlayan ve sonra da öteki Batý Avrupa ülkelerine yayýlan 1848 Devrimi, Marks ve Engels'i gerisingeri, doðduklarý ülkeye götürdü. Burada, Renan Prusyasý'nda, Köln'de yayýnlanan demokratik Neue Rheinische Zeitung'un yönetimini aldýlar. Ýki arkadaþ Renan Prusyasý'ndaki bütün devrimci-demokratik amacýn candamarý oldular. Gerici güçlere karþý, halkýn özgürlüðünü ve çýkarlarýný savunmada sonuna kadar mücadele ettiler. Bildiðimiz gibi, gericiler üstün geldiler. Neue Rheinische Zeitung yasaklandý. Sürgün olduðu sýrada Prusya yurttaþlýk hakkýný yitirmiþ olan Marks, sýnýrdýþý edildi; Engels silahlý halk ayaklanmasýnda yerini aldý, üç muharebede, özgürlük için dövüþtü ve isyancýlarýn yenilgisinden sonra, Ýsviçre yoluyla Londra'ya kaçtý. Marks da Londra'ya yerleþti. Engels, kýrklarda çalýþmýþ olduðu Manchester ticari firmasýnda, kýsa zaman sonra yeniden kâtip oldu, daha sonra da, oraya ortak oldu. 1870'e kadar, Marks Londra'da, o da Manchester'de yaþadý, ama bu, onlarýn en canlý bir fikir alýþveriþini sürdürmelerini engellemedi: aþaðýyukarý her gün mektuplaþtýlar. Bu mektuplaþmalarda, iki arkadaþ, karþýlýklý görüþlerini ve buluþlarýný birbirlerine ilettiler ve bilimsel sosyalizmin hazýrlanmasýnda iþbirliðini sürdürdüler. 1870'te Engels, Londra'ya geçti ve en etkin nitelikteki ortak entelektüel yaþantýlarý, 1883'te Marks'in ölümüne kadar sürdü. Bu çalýþmalarýn meyvesi, Marks yönünden, çaðýmýzýn ekonomi politiðinin en büyük yapýtý olan Kapital, Engels yönünden de irili ufaklý bir dizi yapýt oldu. Marks, kapitalist iktisadýn karmaþýk olgularýnýn tahlili üzerinde çalýþtý. Engels, yalýn bir dille yazýlmýþ, çoðu polemik niteliðinde, tarihin materyalist anlayýþý ve Marks'ýn iktisadi teorisinin ýþýðýnda, daha genel bilimsel sorunlarý ve geçmiþin, ve bugünün deðiþik olgularýný kapsayan yapýtlar yazdý. Engels'in yapýtlarý arasýnda þunlarý sayabiliriz: Dühring'e karþý (felsefe, doða bilimleri ve toplumsal bilimlerin çok önemli sorunlarýný tahlil ettiði) polemik yapýt. [4*] Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni[5*] (Rusçaya çevrilmiþ ve 3. basým St. Petersburg'da 1895'te yayýnlanmýþtýr), Ludwig Feuerbach [6*] (Rusça çevirisi ve notlarý G. Plehanov tarafýndan yapýlmýþtýr, Cenevre 1892), Rus hükümetinin dýþ politikasý üzerine bir makale (Rusçaya çevrilmiþ ve Cenevre'de Sotsial Demokrat, n° 1 ve 2'de yayýnlanmýþtýr), konut sorunu üzerine parlak makaleler [7*] , ve ensonu, Rusya'nýn ekonomik geliþimi konusunda, iki küçük ama çok

30


MARKSiST BAKIs deðerli makale (Rusya Konusunda Friedrich Engels [8*] , Zasuliç tarafýndan 1894'te Cenevre'de Rusçaya çevrilmiþtir). Marks, sermaye üzerine yapmýþ olduðu engin çalýþmasýnýn son düzeltmelerini yapmadan öldü. Ne var ki, müsveddeler tamamlanmýþtý, arkadaþýnýn ölümünden sonra, Engels, Kapital'in ikinci ve üçüncü ciltlerinin hazýrlanmasý ve yayýnlanmasý gibi aðýr bir görevi yüklendi. Ýkinci Cildi 1885'te, Üçüncü Cildi de 1894'te yayýnladý (ölümü dördüncü cildin hazýrlanmasýný önledi). Bu iki cilt son derece büyük bir emek gerektirmiþti. Avusturyalý sosyal-demokrat Adler, haklý olarak, Kapital'in ikinci ve üçüncü cildini yayýnlamakla Engels'in, dostu olan bir dehaya yüce bir anýt, farkýnda olmadan, üzerine silinmez bir biçimde kendi adýný kazdýðý bir anýt diktiðini belirtmiþtir. Gerçekten de Kapital'in bu iki cildi, iki insanýn yapýtýdýr: Marks ve Engels'in. Eski hikayeler, dostluðun çeþitli dokunaklý örnekleriyle doludur. Avrupa proletaryasý diyebilir ki, onun bilimi, aralarýnda, insan dostluðu konusunda en dokunaklý eski hikayelerin de ötesine geçen bir iliþki bulunan iki bilim adamý ve savaþý tarafýndan yaratýlmýþtýr. Engels, her zaman -ve, genel olarak, çok haklý olarak- kendisini Marks'tan sonraya koymuþtur. Eski bir arkadaþýna "Marks yaþamdayken, ben ikinci keman oldum" [9*] diye yazmaktadýr. Yaþayan Marks'a olan sevgisi ve ölen Marks'ýn anýsýna saygýsý sýnýrsýzdý. Bu boyun eðme savaþý ve bu sert düþünür, derin bir sevgi ile dolu bir ruh taþýyordu. 1848-49 hareketinden sonra, Marks ve Engels sürgünde kendilerini yalnýzca bilimsel araþtýrmalarla sýnýrlamadýlar. 1864'te Marks, Uluslararasý Ýþçi Birliðini kurdu ve bu kuruluþa bir on yýl boyunca önderlik etti. Engels de bu çalýþmalarda aktif bir görev aldý. Marks'ýn fikirlerine uygun olarak, bütün ülkelerin proletaryasýný birleþtiren Uluslararasý Birliðin çalýþmasý, iþçi sýnýfý hareketinin geliþmesi içinde son derece önemli bir yer tutmaktadýr. Ama, Uluslararasý Birliðin yetmiþlerde kapatýlmasý bile, Marks ve Engels'in birleþtirici rollerini aksatmadý. Tersine, denilebilir ki, iþçi sýnýfýnýn manevi önderleri olarak, önemleri, hareketin kendisinin de kesintisiz büyümesi nedeniyle, sürekli olarak arttý. Marks'ýn ölümünden sonra Engels, Avrupa sosyalistlerinin danýþmaný ve önderi olmayý tek baþýna sürdürdü. Onun öðüt ve direktifleri, ayný ölçüde, hükümetin zulmüne karþýn, hem güçleri hýzla ve durmadan büyüyen Alman sosyalistleri tarafýndan, hem de ilk adýmlarýný iyi düþünmek ve tartmak zorunda olan Ýspanyol, Romanyalý ve Ruslar gibi geri kalmýþ ülkelerin temsilcileri tarafýndan tutuluyordu. Bunlarýn hepsi, yaþlý döneminde, Engels'in zengin bilgi ve deneyim hazinesinden yararlanýyorlardý.

Rusça bilen ve Rusça kitaplar okuyan Marks ve Engels, bu ülkeye canlý bir ilgi duymuþlardý, Rus devrimci hareketini sempatiyle izlemiþler ve Rus devrimcileri ile iliþkiyi sürdürmüþlerdi. Her ikisi de demokrat olduktan sonra sosyalist olmuþlardý ve demokrat olarak siyasal despotluða karþý duyduklarý kin son derece güçlüydü. Siyasal despotlukla ekonomik baský arasýndaki baðýn derin bir teorik anlayýþý ile bu dolaysýz siyasal duygunun birleþmesi ve ayrýca da zengin yaþam deneyimleri, Marks ve Engels'e, müstesna bir siyasal duyarlýlýk kazandýrmýþtý. Ýþte bunun içindir ki, bir avuç Rus devrimcisinin zorlu çar yönetimine karþý 1848-49 hareketinden sonra, Marks k a h r a m a n c a ve Engels sürgünde kendilerini yalsavaþýmý, bu iki nýzca bilimsel araþtýrmalarla sýnýrgüngörmüþ devrim- lamadýlar. 1864'te Marks, cinin kalbinde en Uluslararasý Ýþçi Birliðini kurdu ve sempatik yankýsýný bulmuþtu. Öte yan- bu kuruluþa bir on yýl boyunca dan, aldatmaca önderlik etti. Engels de bu çalýþekonomik yararlar malarda aktif bir görev aldý. uðruna, Rus sosyal- Marks'ýn fikirlerine uygun olarak, istlerinin en acil ve bütün ülkelerin proletaryasýný biren önemli görevinleþtiren Uluslararasý Birliðin çalýþden, yani siyasal iþçi sýnýfý hareketinin özgürlüðün kazanýl- masý, geliþmesi içinde son derece önemli masý görevinden yüz çevirme eðilimi, bir yer tutmaktadýr. Ama, doðal olarak onlarca Uluslararasý Birliðin yetmiþlerde kuþkuyla karþýlandý, kapatýlmasý bile, Marks ve Engels'in hatta bu, toplumsal birleþtirici rollerini aksatmadý. devrimin büyük davasýna doðrudan Tersine, denilebilir ki, iþçi sýnýfýnýn bir ihanet olarak manevi önderleri olarak, önemleri, deðerlendirildi. "Ýþçi- hareketin kendisinin de kesintisiz lerin kurtuluþu, iþçi büyümesi nedeniyle, sürekli olarak sýnýfýnýn kendi iþi arttý. Marks'ýn ölümünden sonra olmalýdýr" [10*] Engels, Avrupa sosyalistlerinin Marks ve Engels durup dinlenmeden danýþmaný ve önderi olmayý tek bunu öðrettiler. Ama baþýna sürdürdü. iktisadi kurtuluþ uðruna dövüþmek için proletarya, belli siyasal haklar kazanmak zorundadýr. Ayrýca Marks ve Engels, Rusya'daki bir siyasal devrimin, ayný zamanda Batý Avrupa iþçi sýnýfý için de çok büyük önemi olacaðýný açýklýkla görmüþlerdi. Mutlakiyetçi Rusya, her zaman, genel olarak Avrupa gericiliðinin bir kalesi olmuþtur. Almanya ve Fransa arasýnda uzun bir süre için anlaþmazlýk tohumlarý eken 1870 savaþýnýn bir sonucu olarak, Rusya'nýn yararlandýðý olaðanüstü elveriþlilikteki uluslararasý durum, kuþku yok ki, yalnýzca gerici bir güç olarak mutlakiyetçi Rusya'nýn önemini artýrmýþ oldu. Ancak özgür

31


MARKSiST BAKIs Rusya, ne Polonyalýlarý, Finlileri, Almanlarý, Ermenileri ya da öteki küçük uluslardan birini ezme, ne de durmadan Fransa ve Almanya'yý birbirlerine düþürme gereðini duymayan bir Rusya, modern Avrupa'nýn savaþ yükünden kurtulmasýný, özgürce nefes almasýný saðlayacak, Avrupa'daki bütün gerici unsurlarý zayýflatacak ve Avrupa iþçi sýnýfýný güçlendirecektir. Ýþte bu yüzden Engels, Rusya'da siyasal özgürlüklerin yerleþmesini, Batýda da iþçi sýnýfý hareketlerinin ilerlemesi için, gönülden istemiþti. Onun kiþiliðinde Rus devrimcileri en iyi dostlarýný yitirmiþ oldu. Her zaman, Friedrich Engels'in, proletaryanýn büyük savaþçýsýnýn ve öðretmeninin anýsýný analým!

V.Ý. Lenin 1895 Sonbaharý Dipnotlar [1*] Bu satýrlar, Dobrolibov'un Anýsýna, Nikolay Nekrasov'un bir þiirinden alýnmýþtýr. -Ed. [2*] Marks ve Engels, entelektüel geliþmelerinde büyük Alman filozoflarýna, özellikle de Hegel'e çok þey borçlu olduklarýný sýk sýk belirtmiþlerdir. "Alman felsefesi olmasaydý" diyor Engels, "bilimsel sosyalizm hiç bir zaman kurulamazdý".[Friedrick Engels Almanya'da Demokratik Devrim, "Köylüler Savaþý", Önsöz, Sol Yayýnlarý, s. 30. -Ed.] [3*] Engels'in "Bir Ekonomi Politik Eleþtirisi Denemesi" (Karl Marks, 1844 Elyazmalarý, Sol Yayýnlarý, Ankara 1976, s. 397-433). -Ed. [4*] Bu, hayranlýk verici ölçde zengin ve öðretici bir kitaptýr [Friedrich Engels, AntiDühring, Sol Yayýnlarý, Ankara 1975. -Ed.]. Ne yazýk ki, ancak küçük bir bölümü, sosyalizmin geliþmesinin tarihsel anahatlarýný içeren bir bölümü, Rusçaya çevrilmiþ bulunmaktadir. [Friedrich Engels, Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm, Anti-Dühring'in üç bölümüne dayanýlarak hazýrlanmýþtýr. Ed.]. [5*] Friedrich Engels, Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni, Sol Yayýnlarý, Ankara 1976.-Ed. [6*] Friedrich Engels, Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu, Sol Yayýnlarý, Ankara 1976. -Ed. [7*] Engels'in "Konut Sorunu" adlý makalesi (Marks and Engels, Selected Works, vol. 1, s. 546-635). -Ed. [8*] Engels'in "Rusya'da Toplumsal Ýliþkiler Üzerine" adlý makalesi ve ona düþtüðü not, Friedrich Engels on Russia adýyla, Cenevre'de, 1894'te yayýnlanmýþtýr. -Ed. [9*] F-ngels'in J.F. Becker'e 15 Ekim 1884 tarihli mektubu. -Ed. [10*] K. Marks, Uluslararasý Ýþçi Birliðinin Genel Tüzüðü, ve F. Engels, Komünist Parti Manifestosu "1890 Almanca Baskýsýna Önsöz" (Marks-Engels, Seçme Yapýtlar, c. 1, s. 126). (Fransýzca çeviride: "Proletaryanýn kurtuluþu, proletaryanýn kendi eseri olmalýdýr.") -Ed.

32

"Ýþçilerin kurtuluþu, iþçi sýnýfýnýn kendi iþi olmalýdýr" [10*] - Marks ve Engels durup dinlenmeden bunu öðrettiler. Ama iktisadi kurtuluþ uðruna dövüþmek için proletarya, belli siyasal haklar kazanmak zorundadýr. Ayrýca Marks ve Engels, Rusya'daki bir siyasal devrimin, ayný zamanda Batý Avrupa iþçi sýnýfý için de çok büyük önemi olacaðýný açýklýkla görmüþlerdi. Mutlakiyetçi Rusya, her zaman, genel olarak Avrupa gericiliðinin bir kalesi olmuþtur. Almanya ve Fransa arasýnda uzun bir süre için anlaþmazlýk tohumlarý eken 1870 savaþýnýn bir sonucu olarak, Rusya'nýn yararlandýðý olaðanüstü elveriþlilikteki uluslararasý durum, kuþku yok ki, yalnýzca gerici bir güç olarak mutlakiyetçi Rusya'nýn önemini artýrmýþ oldu. Ancak özgür bir Rusya, ne Polonyalýlarý, Finlileri, Almanlarý, Ermenileri ya da öteki küçük uluslardan birini ezme, ne de durmadan Fransa ve Almanya'yý birbirlerine düþürme gereðini duymayan bir Rusya, modern Avrupa'nýn savaþ yükünden kurtulmasýný, özgürce nefes almasýný saðlayacak, Avrupa'daki bütün gerici unsurlarý zayýflatacak ve Avrupa iþçi sýnýfýný güçlendirecektir.


“Savaþlar, ancak, bir tek ülkede deðil büyün dünyadaki burjuvaziyi devirir, yener ve mülksüzleþtirirsek, o zaman olanaksýz duruma gelir.” V.Ý.Lenin


Marksist Bakış 9