Issuu on Google+

YIL: 4

SAYI: 37

15 A¤ustos ‘99

200.000 TL. (KDV Dahil)

Ortada bir “Genel Grev” de¤il, k›smi genel bir eylemlilik vard›r. Bu ise, iflçi s›n›f›n›n devrimci önderlikten yoksun oldu¤u kaflullarda kaç›n›lmaz bir sonuçtur. Bundan dolay›, as›l sorgulanmas› gereken sendika bürokratlar› de¤il, devrimcilerin, komünistlerin kendisidir.

Salt ‘Genel Grev’ De¤il, Kal›c› Kazan›mlar Sa¤layacak Bütün ‹flçi Eylemleri ‹çin; BA⁄IMSIZ S‹YASET...

DEVR‹MC‹ ÖRGÜTLÜLÜK! aklafl›k 8 y›l önce, devrimciler ve öncü iflçiler taraf›ndan “Pijamal› Genel Grev” olarak adland›r›lan eylemden sonra, sürekli ajitasyonu yap›lan, defalarca eylem ça¤r›s›na dönüflen, yaflama geçirilemedi¤i oranda hayal k›r›kl›klar›na neden olan “Genel Grev” 13 A¤ustos’ta gerçekleflti. Do¤rusu, iflçi s›n›f›n›n önemli bir savafl›m silah› olan, adeta ayaklanman›n bir öncesi, ona haz›rl›k olarak tarihte yeralm›fl, “Genel Grev”in içeri¤ini bozmayacaksak e¤er, gerçekleflenin bir “Genel Grev”den ziyade, iflçi s›n›f›n›n görece ayr›cal›kl› kesimlerinin en duyarl› kesimlerini harekete geçiren bir yayg›n eylemlilik oldu. Öyle ki, iflçi s›n›f›n›n baflkenti olarak hakl› bir üne sahip olan ‹stanbul’da yaflayanlar, banliyö trenlerine ve baz› hastanelere yolu düflmediyse, böyle bir eylemden etkilenmediler bile. Ulafl›m sektöründe aktif bir kat›l›m nedeniyle, bu eylemler en fazla kendini ‹zmir’de hissettirdi.

Y

As›l önemlisi ise, bu eylemlilik gününde, eylemin amac› olarak adland›r›lan Tahkim Yasas› ve Sosyal Güvenlik Yasa Tasar›s›, ayn› gün TBMM’de gündeme al›nd›. Tahkim Yasas› ender sa¤lanan bir ço¤unlukla kabul edildi, Sosyal Güvenlik Yasa Tasla¤› ise, ola¤an bir flekilde gündeme al›narak, tart›fl›lmaya baflland›. Bu burjuvazinin iflçi s›n›f›na karfl› bir pervas›zl›¤›n› ortaya koydu¤u kadar, eylemin de ne kadar etkisiz kald›¤›n› gösteriyordu. Bunda anlafl›lmayacak bir fley de yoktu. Eu eylemler, Sosyal Güvenlik Yasas›’ndan ilk can› yanan, bir milyon civar›nda oldu¤u bilinen sendikal› ve sigortal› iflçiyi bile kapsamaktan uzakt›. Milyonlarca, sendikas›z ve sosyal güvenceden yoksun iflçi ise, adeta olanlardan habersiz durumdayd›. ‹flçi s›n›f›n›n az›nl›¤›n› bile kapsamayan bir “Genel Grev”den söz edilebilir mi? Bundan hareketle, sendika yöneticilerini suçlayanlar, bundan önce ol-

CEZAEVLER‹NDE DE SALDIRIYA GAZ‹ USULÜ CEVAP:

KARfiI SALDIRI Á

l ‘Af’ da ‘Piflmanl›k’ da Diktatörlü¤ün Politik Sald›r›s›d›r. s. 2 l ABD Bakan Yard›mc›s›na Z›lg›tl› Karfl›lama s. 3 l Gündemsizlik, Burjuva Gündemin Girdab›na Sürükler s. 4

Yaz›s› 2. Sayfada

du¤u gibi, flimdi de ortaya ç›kacakt›r. Do¤al olarak olaya böyle bakanlar, bir “Genel Grev”i yaflama geçirmenin güvencesinin, iflçi s›n›f›n›n öz örgütlenmeleri, devrimci örgütlülü¤ü oldu¤u bilincinden yoksun olanlard›r. Böyleleri, bir genel grevi sendika bürokratlar›na havale edip, yap›lmad›¤›nda da sendika bürokratlar›n› günah keçileri ilan ederler. Oysa, sadece Genel Grev de¤il, kal›c› kazan›mlar sa¤layacak iflçi eylemleri de, sadece ve sadece iflçi s›n›f›n›n ba¤›ms›z ç›karlar› temelinde devrimci örgütlülükten geçmektedir. Bu ise, kendi bafl›na iflçi s›n›f›n›n kendi çabas›yla gerçekleflecek olan bir fley de¤il, onlar›n tarihsel ç›karlar›n›n temsilcisi, devrimci eyleminin önderi olmas› gereken komünistlerin çabalar›n› gerektirir. Devrimcilik, komünistlik iddias›nda olanlar, kendi misyonlar›n›n bilincinde olmad›klar›, böyle bir önderli¤in koflulu olan devrimci bir program ve devrimci örgütlülükten, politik etkiden yoksun olduklar›, kendi rollerini sendika bürokratlar›na havale ettikleri, kendinden menkul “taban inisiyatifleri”yle ikame ettikleri ölçüde, beklenen ve özlenen devrimci s›n›f eylemlilikleri gerçekleflemeyece¤i gibi, bunlar›n kal›c› mevziler yaratmas› da olanakl› de¤ildir. Defalarca kan›tlanan ve son eylemle bir kez daha ç›plak flekilde ortaya ç›kan gerçek budur. Devrimcilik, en baflta, yaflananlardan ders ç›karacak bir politik ufku gerektirir. J

l S›n›f - Siyaset Tahkim ve Devrimci Program s. 4 l Enternasyonalist Yön Ortado¤u’da Sahne Ayn› Aktörler ‘Hiyerarfli’ Kavgas›nda s. 9 l ‹ran’daki Gösteriler ‘Özgürlü¤ün Sesi’ mi? s. 9 l Devrimci Parti Güçleri’nden s. 10-11

maya’n›n prizmas›

Devrimin Potansiyel Güçleri ve Öznel Zaaflar›

Y

aflad›¤›m›z dünyan›n, ama özellikle zay›f bir halka olan yaflad›¤›m›z topraklar›n temel çeliflkisi, devrimin nesnel dinamiklerinin devrim için olgunlu¤una ra¤men, öznel dinamik ve koflullar›n›n ayn› ölçüde devrime uzak bulunmas›d›r. Yaflad›¤›m›z topraklardaki çeliflki ve dinamiklerin nesnel tablosu bunu somut olarak göstermek için yeterlidir. Yaflad›¤›m›z topraklarda, toplumsal çeliflkiler o derece uzlaflmaz bir niteliktedir ki, servet-sefalet kutuplaflmas›n› her geçen gün artt›rmaktad›r. Bunun için ciddi araflt›rmalara da gerek yok. Günlük gazetelere yans›yan veriler bile, bu kutuplaflman›n derinli¤ini yeterince ortaya koyuyor. Bu verilerde somutlanan gerçekli¤in toplumdaki patlay›c› madde birikimini art›rd›¤› ve beklenmedik zamanda patlamalara dönüflece¤i kesindir. Toplumsal patlama kayg›s›n› sürekli duyan burjuvazinin ve onun sözcülerinin, bu tablodan hareketle sömürüyü s›n›rlamas›, gelirlerin daha adil bölüflümünü gündeme getirmesi eflyan›n do¤as›na ayk›r›d›r. Burjuvazinin slogan› azami kard›r ve bunun için her türden tedbiri gündeme getirmekten çekinmez. En son gündeme getirilen ve iflçi s›n›f› nezdinde kitlesel tepkilere neden olan Sosyal Güvenlik Yasas›, iflçi s›n›f›n›n görece ayr›cal›kl› kesiminin de sosyal haklar›na dönük sald›r› içeri¤ini tafl›yor. K›sacas›, burjuvazi, iflçi s›n›f›n›n, sadece en yoksul, sosyal güvenceden yoksun kesimlerinin toplumsal köleli¤i ile yetinmemekte, tüm kesimlerine dönük sald›r›lar›n› art›rmaktad›r. Sadece ekonomik düzeyde iflçi s›n›f› üzerindeki sömürü artm›yor, yaflam koflullar› kötüleflmiyor. Toplumdaki di¤er çeliflkiler de, toplumsal çeliflkilerle üstüste düflerek, düzen karfl›t› e¤ilimleri k›flk›rt›yor. Yaflad›¤›m›z topraklarda, politik çeliflkilerin en önemlileri aras›nda yeralan ve son 15 y›ll›k sürede ise, gündemin ön s›ralar›na yerleflen Kürtlerin özgürlük savafl›m›, ciddi oranda gerileyerek düzen s›n›rlar› içine s›¤acak bir düzey kazanmas›na ra¤men, burjuvazi bunu sistem içine çekmekte zorlan›yor. Baz› kültürel haklar› tan›may› bile burjuvazi, sistemin gelece¤i aç›s›ndan riskli buluyor. Bunlara, toplumda önemli bir yer teflkil eden dinsel, mezhepsel ve cinsel çeliflkileri de katmak olanakl›. Á

Devam› 11. Sayfada


2

Say›: 37 P A¤ustos ‘99

gündem Devrimci Önderlik Sorununun Üstünden Atlanarak Ulafl›labilecek Tek Sonuç:

KUYRUKÇULUK evrimci hareketin en kritik döneminden geçildi i, tüm devrimci yap›lar›n kan kaybetti i, devrimci bir muhasebeye zorland› ›, ama bu gücü kendinde bulamad› › koflullarda, sosyal güvenlik yasa tasla ›na karfl› geliflen iflçi s›n›f›n›n artan eylemlili i, devrimci hareket için adeta kurtar›c› olarak imdada yetiflti. Ortal› ›, bu tür durumlarda s›k s›k görüldü ü gibi, “genel grev, genel direnifl” sloganlar› sard›. Bunun hareketin t›kan›kl›klar›n› aflmak, güçlenmek, kitleselleflmek için önemli bir olanak sundu u, köfle yaz›lar›n›n ana temas›n› oluflturdu. Genel durgunluk ortam›nda, ortaya ç›kan iflçi eylemleri, bir ölçüde durgunlu u k›rma do rultusunda önemli veri olsa da, gerek hareketin ç›k›fl zemini, gerekse de onun en aktif öznesi olan sendika bürokrasisinin konumu, as›l olarak ise, mevcut hareketi devrimci hedeflere tafl›yacak, ortaya ç›kan olanaklar› de erlendirecek devrimci bir önderli in olmad› › gözönünde bulunduruldu unda, yeni bir hayal k›r›kl› ›n›n yaflanaca › s›r de ildir. Eylemlerin zemini, iflçi s›n›f›n›n k›smen ayr›cal›kl› kesimlerinin, sendikal› ve sosyal güvenceden yararlanan kesimlerinin kazan›lm›fl haklar›na dönük bir sald›r› ve eyleme geçenler de, yine bu kesimlerdir. Bu anlamda iflçi s›n›f›n›n genelini kapsamamaktad›r. Oysa, sendikas›z ve sosyal güvenceden yoksun, milyonlarca iflçi olmas›na ra men, ne bu yasa tasar›s› onlar›n yaflam›nda bir de ifliklik yarat›yor, ne de bunun s›n›fa dönük bir sald›r› oldu u bilincinden, devrimci örgütlülükten yoksun oldu u koflullarda, eylemlerde yeral›yor. Genel grev ça r›s› yapanlar ise, kendileri, s›n›f hareketi içinde ciddi bir özne olmad›klar› ölçüde, adeta bunu sendika bürokratlar›ndan bekleyen bir yaklafl›m içindeler. S›n›f hareketi içinde devrimci sonuçlar yaratacak bir genel grev hareketi olanaks›z oldu u gibi, gerçekleflmesi muhtemel “genel bir ifle gitmememe” eyleminin ise, s›n›f içinde biriken dinamikleri zaafa u ratacak hava boflaltma rolü oynayacakt›r. Yayg›n bir iflsizlik ortam›ndan, kapitalistlerin toplu iflçi k›y›mlar›na giderek yararlanacaklar›n› ise, geçmiflteki örneklerinden biliyoruz. Böyle bir sonucu engelleyecek devrimci bir özne olmad› › ölçüde, bunun, s›n›f içinde ciddi bir demorilazasyon yarataca › kesindir. Oysa, s›n›f hareketini sermayeye karfl› bir devrimci s›n›f hareketine dönüfltürmenin yolu, temel olan devrimci önderlik eksikli ini gidermekten geçiyor. Bugün için yap›lacak olan ise, böyle bir önderli in haz›rl›k görevlerine ba layarak, örgütlü olunan alanlarda, s›n›f›n öncü ve dinamik kesimlerini komünizme kazanmay› hedefleyen, bu çerçevede s›n›f›n devrimci birli ini sa lamaya hizmet edecek ad›mlar atmakt›r. Örne in, tüm çal›flanla r›n paras›z sa l›k hizmetlerinden yararlanmas›, ifl güvencesi, s›n›rs›z iflsizlik sigortas›, iflçi s›n›f›n›n öncü kesimlerini devrimci programa ba layacak, s›n›f›n bütünsel ç›karlar›n› bilince ç›kartmaya hizmet edecek anlaml› eylem hedefleridir. Devrimci hareketin mevcut kendili inden eylemlere müdahale girifliminin ve bu eylemlerden beklentilerinin, en önemli olumsuz sonucu ise, devrimci önderli in bu tür eylemlerin içinden ç›kaca › bilincini yayarak kendili indenli e tapma ve devrimci önderlik sorununun üzerinden atlamakt›r. Devrimci önderlik, devrimci örgütlülük temelinde komünistlerin çabalar›n›n ürünü olarak yarat›labilir. Devrimci önderli i, do rudan devrimci önderlik gereksinimini duyan komünistlerin, bilinçli, planl› bir haz›rl›k faaliyetinin ürünü olarak de il, kendili inden eylemlili in yaratt› › sonuçlarla yarat›laca ›n› düflünen, bunu propaganda eden herkes, niyetlerinden ba ›ms›z olarak kuyrukculukta karar k›lmaktad›r. Devrimci önderlik, ayn› zamanda bu türden kuyrukçuluk ideolojisine karfl› savafl›m içinde infla edilecektir. P

‘Af’ da ‘Piflmanl›k’ da Diktatörlü¤ün Politik Sald›r›s›d›r! urjuvazi gerici reformlar dönemi nin en yo¤un sürecine girdi. D›fl politikas›nda elde etti¤i olanaklar ile içeride iflçi s›n›f›n›n, devrimci hareketin ve Kürt hareketinin içine girdi¤i dönemin etkisi, üzerindeki bas›nc›n azalmas›na, sald›r›lar›n› pervas›zca yöneltmesine neden oluyor. Gerici reformlar› ifade eden bugünkü en önemli yans›mas› ise, yasalaflt›rmay› planlad›¤› af ve piflmanl›k yasalar›d›r. ‹ki yasa tasar›s› da, devrimci dinamiklere, yani devrimci hareket ile Kürt hareketine yöneltilmifl politik sald›r›lard›r. Hükümet bir yandan af yasas›n›n devrimci tutsaklar ile “düflünce suçlular›n›” kapsamayaca¤›n› söyleyerek, çete mensuplar›n› ve iflkencecileri d›flar› salmay› hedeflerken, öte yandan da, cezaevlerinin kalabal›k yükünü azaltmay› hedefliyor. Ama af tart›flmalar›n›n politik kapsam› ve sald›r›n›n s›n›rlar› tüm bunlardan öte... Af yasas›n›n kapsam› ve s›n›rlar› kitlelerin önünde tart›flt›r›larak iki tuzak haz›rlan›yor: Bir yandan devrimci hareket “genel af m› k›smi af m›?” tart›flmas›n›n taraf› yap›larak, gündemsizlefltiriliyor, di¤er yandan da bu tasar›, PKK’nin “silah

B

b›rak›p, s›n›rlardan çekilmesi” ça¤r›s›na, PKK Genel Baflkan› A. Öcalan hakk›ndaki idam karar›n›n uygulanmas› tart›flmalar›na denk düflürülerek, hem devrimci hareketin hem de Kürt hareketinin politik teslimiyeti ve geri düflmesi hedefleniyor. Devrimci de¤erlere ve devrim davas›na sald›r›lar›n artt›¤›, liberal ütopyalar›n yükseldi¤i, düzenin kendi gündemini kitlelere tart›flt›rmak ve devrimci hareketin de önemli bir kesimini bu tart›flmalara çekmek yönünde önemli ad›mlar att›¤› bu dönem, devrimci hareket aç›s›ndan önemli bir s›navd›r. Zira devrimci hareket aya¤›n› bast›¤› devrimci zeminin getirdi¤i refleksler sayesinde aff›n teslimiyet ve ehlilefltirme içeren yüzünü, hücre tipine geçiflin yolunu döfleyen yönünü görmektedir. “Af de¤il, özgürlük” fliar› da bu duyarl›l›¤›n sonucu olarak gündeme gelmektedir. Ama kitlelere politika üretmek ad›na, politik bir güç, politik bir alternatif olunmad›¤› halde, tart›flma taraf› olmakta, burjuvazinin gündemine saplanmaktad›r. Adeta Susurluk kampanyalar›nda burjuvazinin gündemine hapsoldu¤unu unut-

muflças›na, aff›n çeteler için ç›kar›ld›¤›n›n teflhirine yo¤unlaflmaktad›r. Hele ki, af ve piflmanl›k yasas› tart›flmalar›n›n henüz yeterli derecede hararetlenmeyen “idama hay›r” kampanyas›yla birlefltirilebilece¤i düflünülürse, bu gündemsizli¤in sonuçlar›n›n neler olabilece¤i daha aç›k olarak görülebilir. Burjuvazinin gerici reform seçeneklerini art›rd›¤›n› vurgulamam›z›n nedeni budur. Havuç sopa takti¤i, hala gündemdedir. Havuçlar›n menüsü artm›fl çeflitlenmifltir. Birçok seçenek yedekte bekletilebilmekte, kendi ba¤›ms›z gündemini oluflturamayan devrimci harekete sald›r› olarak farkl› zamanlarda kullan›labilmektedir. Gündemsizlik, tüm devrimci hareketin ve devrim davas›n›n devrimci parti eksikli¤i nedeniyle malül oldu¤u bir zaaft›r. Bu zaaf›n afl›lmas› ve ba¤›ms›z politik duruflun yarat›lmas› ise, ancak devrimci partinin yarat›lmas›ndan, onun haz›rl›k görevlerinin alt›na girmekten geçiyor. Devrimci parti güçlerinin amac› da, devrim için devrimci partiyi, komünist bir dünya için komünist bir Enternasyonali kazanmakt›r. Kilitlenilecek öncelikli hedef budur! J

CEZAEVLER‹NDE DE SALDIRIYA GAZ‹ USULÜ CEVAP: KARfiI SALDIRI üzen ve devrim saflar› aras›ndaki savafl, d›flar›da oldu¤undan daha keskin biçimiyle cezaevlerinde sürüyor. Devlet, devrimcilerin tutsakl›k koflullar›nda bile özgür varolufllar›n› sürdürmelerine tahammül edemiyor ve her f›rsatta yeni sald›r›lar haz›rl›yor. Biliyor ki, devrimci de¤erlerin aç›ktaki simgesi olan bu mevzileri da¤›t›p geri püskürtürse, önü epeyce aç›lacak. Bu sald›r›lar› geri püskürtmenin koflulu ise, devrimcileri tecrit etmeye çal›flt›¤› cezaevlerini, düflmana zindan etmek için sald›r›ya sald›r›yla yan›t vermektir. Geçti¤imiz Temmuz ay›nda bunun örneklerinden biri, devrimcilerin zaferiyle sonuçland›. Eskiflehir tabutlu¤unda bulunan TKP/ML davas› tutsaklar› Bülent ve Kemal Ertürk'ün, sevk talebiyle 19 May›s'ta bafllad›klar› açl›k grevine destek vermek amac›yla, 14 Temmuz'da bafllayan bu eylemler, 19 Temmuz'da Cezaevleri Merkezi Koordinasyonu'nun (CMK) aç›klamas›yla bafllayan, merkezi olarak 14 cezaevinde birden say›m vermeme ve iflgal eylemlerinin yan› s›ra, ko¤ufl kap›lar›na barikatlar kurulmas›yla daha da güçlendi, 43 gardiyan rehin al›nd›. CMK'n›n aç›klamas›na kat›lmayan PKK'nin yan›s›ra, aç›klamaya kat›lmayan MLKP'de eylemlere karfl› tutumunu netlefltirmedi. Genel olarak PKK bak›m›ndan -geri düflmesi nedeniyle- anlafl›l›r olan bu durum, MLKP için ise, izaha muhtaç görünüyor. Ama bu eylemle devrimciler, tüm zindan eylemlerinin de baflar›ya ulaflabilmesinin, gerçek bir zaferin yolunu döfleyen mücadele biçimini de gösterdi; direnmek yerine sald›r›y› tercih etmek. Bunun ve yeni kurulan hükümetin bir dizi sorunla yüzyüzeyken yeni bir sorun yaflamak istememesinin de sonucu olarak eylem baflar›yla sonuçland›. Cezaevlerinde yap›lan ilk iflgal eylemleri olmamas›na karfl›n, di¤erlerinden fark› öncesinde pasif eylemlere ihtiyaç duymaks›z›n, devrimcilere yönelik sald›r›lar karfl›-

D

s›nda icazetçi, insan haklar› safsatala r› üzerinden de¤il, devrimci kimli¤in sahiplenilmesi ve kendi meflrulu¤unu savunan bir içeri¤e sahip olmas›yd›. Bu eylemler, cezaevlerinde kullan›labilecek tek eylem biçiminin açl›k grevleri olmad›¤›n›n görülmesi aç›s›ndan da önemliydi. Devletle devrimciler aras›nda sürenin savafl oldu¤unu söylemenin ötesinde, bir savafl› kazanabilmenin koflulunun düflmana sald›rmak oldu¤unu da bilmek gerekir. Böyle bir savaflta kazanan her zaman belli olmayacak, kay›plar da olacakt›r elbette. Ancak cezaevlerindeki devrimcilerin, zaten kendilerini imha etmek isteyen düzene karfl›, bedenlerini "tehdit" unsuru olarak kullanmalar› üzerinden taleplerinin yerine getirilmesini bekleyen ve her defas›nda birden fazla devrimcinin düflmana zarar vermeden yaflam›n› yitirmesine ya da fiziksek tahribatlara neden olan, liberal ayd›nlar›n arabuluculuk yap›p, "demokratik düfller" pazarlanmas›na zemin sunan açl›k grevleri yerine; zindanlarda devrimcilerin hareket alan›n›n s›n›rl›l›¤› da hesaba kat›larak,

gerekti¤inde düflmanla aç›ktan yüzyüze gelmek, onun da kay›p vermesi ya da verebilece¤ini görmesi üzerinden kazan›lan bir savafl›n getirece¤i zafer, hem politik sonuçlar›, hem de psikolojik üstünlük aç›s›ndan daha farkl› olacakt›r. Elbetteki her devrimci, ölümü bafltan göze alarak bu kavgaya girer. Ancak nerede olursa olsun, içerde, d›flarda, okulda, fabrikada, sokakta... devrimciler yapacaklar› eylemlerin neyi ifade etti¤ini, nas›l bir anlay›fl› yans›tt›¤›n› kendinden ötesine kazand›raca¤› bilinç aç›s›ndan sonuçlar›n›n neler olaca¤›n› iyi düflünmek zorundad›rlar. Özellikle devrimci de¤erlerin ve komünizm davas›n›n, burjuvazinin ve liberal dalgan›n neflteri, sald›r›s› alt›nda oldu¤u böyle bir dönemde, bunun anlam› daha da önem kazanacakt›r. Devrimcilerle y›¤›nlar aras›ndaki güven bunal›m›n› aflman›n yolu da budur. Komünist devrimciler ve devrimci parti güçleri bu çizginin yaflat›lmas› ve geriye düflürülmemesinin takipçisi olmal›d›rlar. J


3

Say›: 37 P A¤ustos ‘99

Ne Burjuvazi, Ne de Burjuva Hukuku Ulusal S›n›rlarda Bitmiyor!

‘Uluslararas› Hukuk’ da Burjuva Hukukudur Ö

nce PKK Genel Baflkan› Abdullah Öcalan, uluslararas› iflbirli¤i ile devletin kolluk güçleri -gizli servisleri- taraf›ndan kaç›r›larak Türkiye’ye getirildi. Bu da yetmedi; uluslararas› burjuvazinin de¤iflen ç›kar dengele rinden yararlanan TC bir iflbirli¤ini daha yaflama geçirdi. Bu iflbirli¤inin sonucunda da Cevat Soysal, ERNK üyesi ve Avrupa sorumlusu oldu¤u gerekçesiyle Moldova’dan kaç›r›larak Türkiye’ye getirildi. Ne tesadüftür ki, yakalanmadan önce 7 A¤ustos’ta Cevat Soysal için tutuklama emri ç›kart›lm›fl. Soysal, burjuvazinin iflkencehanelerinde sorgudan geçirildi. Ama devlet, en az›ndan sorguda istedi¤ini alamad›. Soysal’›n yakalanmas› ile birlikte liberal ayd›nlardan, devrimci harekete kadar gündem, iflbirli¤inin nas›l da uluslararas› hukuka ayk›r› oldu¤unu ispatlamak üzerinde geliflti. 28 Temmuz 1951 tarihli Cenevre Anlaflmas›n›n mülteci ve “s›¤›nmac›lar”la ilgili maddeleri tek tek incelendi. Ve burjuva devletlerinin iltica hakk› verdikleri mültecileri, korumalar› gerekti¤ine, asl›nda iade edemeyeceklerine kanaat getirildi. Do¤rudur, sadece bu kurallara bak›ld›¤›nda gerçekten de yap›lan do¤ru de¤ildir. Moldova ve Almanya suçlu, Türkiye ise pervas›zd›r. Yap›lan “hukuksuz”dur. Böylece bir ke-

Cevat Soysal’›n yakalanmas› ile birlikte burjuva hukukunun sadece ulusal s›n›rlarda de¤il, uluslararas› s›n›rlarda da bitmedi¤i, uluslararas› burjuva devletlerin ç›karlar› sözkonusu oldu¤unda, kendi anlaflmalar›n› bile gözard› edebildikleri bir kez daha gözler önüne serildi. Ama uluslararas› anlaflmalar›n, burjuva devletlerin ç›karlar›ndan ba¤›ms›z olan kurallar oldu¤u yan›lsamas› hala etkisini sürdürüyor re daha demokrasinin eksikli¤ine, Alman devletinin hukuka uymad›¤›na, uluslararas› demokrasiye bile uyulmad›¤›na kanaat getirilir; demokrasi kutsanabilir. Peki ya burjuva ç›karlar› ne oldu, hukukun s›n›fsal içeri¤i, bu anlaflmalar›n burjuva s›n›f›n ç›karlar› gerektirdi¤inde y›rt›l›p, yeniden yaz›labilecek kurallar olduklar›? Uluslararas› burjuvazi içindeki ç›kar dengelerine dayanan bu anlaflmalar, bu dengeler de¤ifltikçe kimi zaman yine bu devletlerce “ihlal” edilebilir. Nas›l ki, TC’nin kontrgerilla ve Susurluk gibi “çete” örgütlenmeleri ile kendi hukukunun, yasalar›n›n d›fl›nda örgütlenmeleri yaratmas› onun “demokrasisizli¤ini” de¤il, burjuva diktatörlü¤ünün “demokrasi” anlay›fl›n› gösteriyorsa, uluslararas› burjuvazi için de ayn›s› geçerlidir. Çünkü burjuva hukuku ulusal s›n›rlarda bitmiyor. Burjuvazinin varsa bir hukuku, o da budur. Cevat Soysal’›n yakalanmas› ile bir-

dönemeç

.

likte burjuva hukukunun sadece ulusal s›n›rlarda de¤il, uluslararas› s›n›rlarda da bitmedi¤i, uluslararas› burjuva devletlerin ç›karlar› sözkonusu oldu¤unda, kendi anlaflmalar›n› bile gözard› edebildikleri bir kez daha gözler önüne serildi. Ama uluslararas› anlaflmalar›n, burjuva devletlerin ç›karlar›ndan ba¤›ms›z olan kurallar oldu¤u yan›lsamas› hala etkisini sürdürüyor. Hem de Birleflmifl Milletler Baflkan›’n›n, Cenevre anlaflmas›n›n 50. y›ldönümünde, bu anlaflmalara uyulmamas›ndan yak›nd›¤› koflullarda. Uluslararas› burjuvazinin kendi paylafl›m kavgas›ndaki ç›kar dengelerini gözeterek bir zamanlar “izin” verdi¤i mültecileri, gerekirse iflbirli¤i yapt›¤› burjuva devletlerine teslim etmeleri burjuvazinin do¤as› gere¤idir. Burjuvazi bunu komplo olarak yapm›yor, emperyalist ç›karlar›na uygun olarak yap›yor. J

ABD’li Bakan Yard›mc›s›’na Z›lg›tl› Karfl›lama ve Kürtler’in ‘Dostla Düflman› Ay›rdetme’ Trajedisi ünlerdir haberleri gazetelerde yerald›. 31 Temmuz-2 A¤ustos günleri aras›nda, ABD D›fliflleri Bakan Yard›mc›s› Harold Koh baflkanl›¤›ndaki 4 kiflilik heyet Kürdistan’da “inceleme”lerde bulunmak üzere, “bölge”deki HADEP ve di¤er sivil örgütleri “ziyaret” etti. Kürt göçerlerinin bulundu¤u mahallelere gitti, zafer iflaretleri ve z›lg›tlarla karfl›land›. Askerler ve korucular taraf›ndan köyünden zorla göçettirilen, 6 çocuklu Han›m Atl› ile görüflen Koh, soruyordu: ABD size nas›l yard›m edebilir? “Bafl›m›za ifl aç t›lar. Bask› sonucu göç ettik. Köye dönmek istiyoruz. Bar›fl olsun istiyo ruz. Bar›fl olsun. Sadece bar›fl istiyo ruz.” (Özgür Bak›fl, 3 A¤ustos 1999) Bak›fl gazetesi ayn› haberinde, görüflme sonras›nda sokakta biriken kalabal›¤›n Koh’u nas›l karfl›lad›¤›n› da aktar›yor: “(Koh) sokakta biriken ço¤un lu¤u kad›n ve çocuk yaklafl›k 300 ki flilik bir grup taraf›ndan alk›flland› ve kad›nlar z›lg›t çekti. Kalabal›k

G

Koh’e zafer iflareti yaparken, dar so kakta izdiham ya fland›.” HADEP’li belediye baflkanlar› ile de görüflen ABD’li bakan yard›mc›s› “incelemelerini” tamamlad› ve gitti. Kuflkusuz, Koh bu “ziyaretlerini” bofluna yapmad›, tanr› misafiri de¤ildi, ABD’nin bölge üzerindeki planlar›n›n bir parças› olarak yapt›. T›pk› Filistin’de FKÖ’nün kirli bar›fla yönelmesi ile bafllayan süreçte, ABD’ nin burjuva uzmanlar›n›n emperyalist düzenlemelerini nas›l planlayacaklar›na dair toplumsal nabz› tutmak için, bölgede rapor vermek amac›yla “inceleme” yap malar› gibi. Bu “ziyaret”in gerisinde yatanlar bu amaçlard›r da, as›l önemli olan nokta baflka bir yerdedir. ABD’nin

Gedik Sol hareket, iflah olmaz illetlerinden yakas›n› bir türlü kurtaram›yor. “Vatan›” sevmekte diktatoryan›n has örgütleriyle yar›fla gireni mi arars›n›z, Ecevit’in “Halkç›l›k”› ile Bahçeli’nin “Milliyetçilik”ine müfettiflli e soyunan› m›? Ayr›ca kutlamak(!) gerek; y›llar›n “Popülist”i Karao lan Ecevit’e “Bu mu Halkç›l›k”, Irkç›l› ›n yeni Baflbu u Devlet Bahçeli’ye “Bu mu Milliyetçilik” diye “kafa tutmak” da her babayi idin harc› de il do rusu.

Hani, bu babayi itli i samimi bulan olursa, bu “müfettifller” ayn› sand›kta yar›fla tutufltuklar› burjuva partilerinden üç-befl oy kaparlar bakars›n›z. Ama bir ak›l eden olur da, bunca garabetin “devrimcilik” ve “komünistlik” ad›na y›llard›r sergilendi i bu “Milliyetçi, Halkç› ve de Vatansever” cenaha dönüp, “Bu mu Devrimcilik” diye sorarsa nafile gayrettir. Çünkü bu çürümüfllükten üç-befl devrimci militan kopar›laca › bile kuflkuludur art›k.

tafl›

kolluk kuvveti, gizli servisi CIA’n›n da bizzat içinde oldu¤u bir iflbirli¤i ile kaç›r›lan, PKK Genel Baflkan› A. Öcalan’dan, yine kaç›r›lmas›nda eli oldu¤undan kuflku duyulmayan Cevat Soysal’dan sonra nas›l oluyor da, ayn› burjuva devletin D›fliflleri Bakan Yard›mc›’s›na hala umutlar ba¤lanabiliyor, z›lg›tlarla karfl›lanabiliyorlar? Devrimci hareketimizin önemli bir k›sm›, nas›l oluyor da, bu plan›n ABD plan› oldu¤unu görebilirken, Kürtlerin Koh’u z›lg›tlarla karfl›lamas›n› gözden kaç›rabiliyor? Serhildanlar zaman›nda o “bölge”de burjuva partiler tabelalar›n› asamazken, devlet “erkan”› gezemezken, ulusalaras› burjuva gözlemcilerin girmesi hep do¤al karfl›lanm›fl, onlar›n gözlemlerine ihtiyaç duyulmufltu. Bunun için, bugün ayn› ülkeler PKK Genel Baflkan› A. Öcalan’› TC’ye teslim etmekte iflbirli¤i yaparken flafl›r›labiliyor. Burjuva devletlerin kendi aralar›ndaki rekabet ve paylafl›m dalaflmalar›ndan kaynaklanan destekleri, zamanla de¤iflebiliyor. Bu emperyalist paylafl›m›n en do¤al sonucu iken, nas›l oluyor da, bunca ac› deneyime ra¤men onlara umut ba¤lanabiliyor? J

Kürt Hareketi Teslimiyete Do¤ru H›zla Yol Al›yor

S

erhildan çizgisinin gelifltirilememesinin arkas›ndan yükseltilen, “Kirli savafla hay›r”, “politik çözüm”, “bar›fl” ve “Türkiyelileflme” temalar› üzerinden düzeniçi bir yola giren Kürt hareketi, Öcalan’›n Kürdistan topraklar›ndan uzaklaflmas›, yakalanmas› ve ‹mral› savunmas› ile birlikte nesnel devrimci olanak özelli ini de giderek kaybetmektedir. En son Öcalan’›n PKK Genel Baflkan› olarak, çat›flmalara Türkiye s›n›rlar› içinde son verme ve gerillaya Türkiye s›n›rlar› d›fl›na ç›kma ça r›s›n› yapmas› ve PKK’nin bunu kabul etti ini aç›klamas›, Kürt hareketinin, bu plan› yaflama geçirdi i oranda nesnel bir devrimci bir dinamik olmaktan da ç›kmas› anlam›na gelmekte ve bu anlamda tarihsel bir geliflmeye iflaret etmektedir. Öcalan’›n “Genel Af” kofluluyla, silahlar› teslim edecek ve Türkiye’ye hizmeti koordine edecek bir devlet kurumu bulamad›klar›n› aç›klamas› ise, olaylar› trajik bir mecreye soktu. Her ne kadar, 15 y›ll›k savafl›m›n etkileri ve bunun yaratt› › devrimci dinamikler, kolayca, sadece PKK’nin ald› › kararlarla ortadan kald›r›lamazsa da, gerek Kürdistan’da, gerekse de bölge ülkelerinde genel bir devrimci önderli in olmad› › koflullarda, bunun olumsuz sonuçlar› inkar edilemez. Er veya geç biriken devrimci dinamikler, PKK içinden veya d›fl›ndan yeni öznelerle kendini ortaya koyacak olsa da, k›sa vadede bu olumsuz sonucun bölgedeki devrimci dinamikleri derinden etkilemesi kaç›n›lmazd›r. Böyle bir geliflme karfl›s›nda, önceden de vurgulad› ›m›z gibi, “ulusal savafl›m›n kaç›n›lmaz sonucu”, “çözüm Kürt ve Türk iflçilerinin birlikte örgütlenmesinde”, devrimci bir hareket aç›s›ndan olmasa da, Kürt ulusal hareketinin “kirli bar›fl” üzerinden de olsa, “bar›fl” politikas›n› yaflama geçirmesinin meflrulu unu yads›yan yaklafl›mlar, mevcut geliflmeden devrimci bir sonuç ç›karmayla de il, zaten bir türlü kurtulunamayan sosyal-floven yaklafl›mlar›n devam ettirilmesi, daha da derinlefltirilmesi anlam›na gelmektedir. Bu geliflmeden, komünistlerin ç›kartaca › tek ders, devrimci-enternasyonalist bir önderlik yarat›lamad› › koflullarda, bu türden geliflmelerin önüne barikat oluflturman›n olanakl› olmad› ›, tüm düzen d›fl› dinamikleri devrimci iktidar perspektifi temelinde bir devrim ordusunda birlefltirmenin olanaks›zl› ›d›r. Kürt hareketinin evrimi, devrimci hareket saflar›nda, devrimci bir önderlik eksikli inin, devrimci bir enternasyonalizm ve program anlay›fl›ndan yoksunlu un sonuçlar›n›n tart›fl›lmas›, k›sacas› devrimci bir muhasebe ile ileri ç›kmaya hizmet etti i ölçüde devrimci sonuçlar yaratabilecektir. Bu geliflme, ayn› zamanda, en uç ifadesini devrim fikrini reddetmekte bulan tasfiyeci dönekli e, icazetli solculu a, devrimci harekette egemen olan yenilgici ruh haline, kolay yoldan etkisi kendinden menkul ça r› ve eylemlerle güç olma yaklafl›mlar›na karfl› savafl›m›n bir kez daha önemini ortaya koymaktad›r. Bu ayn› zamanda devrimci hareketin biriktirmifl oldu u devrimci de erleri savunma, ileriye ç›kma dinamiklerini ideolojik ve örgütsel alanda gösterilen çabalarla k›flk›rtma perspektifi ile verildi i oranP da, anlaml› sonuçlar do uracakt›r.


4

Say›: 37 P A¤ustos ‘99

s›n›f - siyaset

Tahkim, Devrimci Hareket ve Devrimci Program Eksikli¤i

S

on dönemde, burjuvazinin de, kendi ba¤›ms›z gündeminin takipçili¤ini yapamad›¤› ölçüde devrimci hareketin de, önemli gündem maddelerinden biri, uluslararas› tahkimi gündeme getiren anayasa de¤iflikli¤i önerisidir. Öncelikle alt› çizilmelidir ki, uluslararas› tahkim, emperyalist sistemin, iflçi s›n›f›na ve ezilen halklara dönük bir sald›r› plan›d›r. Tüm dünya kaynaklar›n›n, en baflta iflgücünün emperyalist sistemin gereksinimine uygun olarak düzenlenmesini ifade etmektedir. Ayn› flekilde, Türkiye burjuvazisi aç›s›ndan ise, emperyalist sisteme ayak uydurmay› sa¤layacak bir reform anlam›na geliyor. Ama bu ölçüde de, emperyalist sistemin egemenli¤i koflullar›nda, sistemin yasalar›na ayk›r›l›¤› de¤il, bir do¤all›¤› ifade etmektedir. Emperyalist sistem, azami kar ve tüm dünyan›n egemenlik alt›nda bulundurulmas›n› dayat›r. Uluslararas› burjuvazi, bu hedeflerini gerçeklefltirmek için, ulusal devletlerin engellerinden kurtulmak istemektedir. Daha aç›kças›, emperyalist sermaye girdi¤i topraklarda ulusal devletin bir dönem koruyucu önlemler olarak benimsedi¤i yasal s›n›rlardan, hükümet de¤iflikliklerinden etkilenmeden, bu anlamda risk üstlenmeden faaliyette bulunmak istiyor. Tahkime karfl› ç›kanlar›n, gözönünde bulundurmas› gereken birinci gerçek, Türkiye burjuvazisinin de emperyalist sistemin bir parças› oldu¤u ve bu geliflmenin emperyalist egemenli¤in mant›¤›na uygun oldu¤udur. Böyle bir geliflmeye karfl›, “bu memleket bizim, yabanc›lar ülkemizi ele geçiriyor, ba¤›ms›zl›¤›m›z, yarg› ba¤›ms›zl›¤› ortadan kald›r›l›yor” fleklindeki flikayetler, emperyalist egemenli¤e karfl› tekel d›fl› burjuvazinin umutsuz milliyetçi ç›rp›n›fllar›ndan baflka bir fley de¤ildir. Bu konuda sürdürülen muhalefetin bafl›n› sol kemalistlerin çekmesi tesadüf de¤ildir. Bu türden bir karfl› ç›k›fl, Türkiye burjuvazisinin kendisini emperyalist egemenlik-sistemin d›fl›nda gördü¤ü; onun sömürü mekanizmalar›n› meflrulaflt›rd›¤›; ortada emperyalist egemenli¤in d›fl›nda bir ba¤›ms›zl›¤›n oldu¤unu varsayd›¤›; TC’nin yarg› sistemini, emperyalist egemenlikle ba¤daflmaz-ba¤›ms›z sayd›¤› için, gerçekleri gözden gizlemekte ve y›¤›nlar› Türkiye burjuvazisine karfl› silahs›zland›rmaktad›r. Devrimci gruplar›n ise, komünizm ve devrim ad›na böyle bir karfl› ç›k›fl›n bir parças› olmas›, anti-emperyalizmi anti-kapitalizm olarak kavramamayla, emperyalizmi s›n›rlar›n ötesinde bir d›flsal güç olarak gören ideolojik yaklafl›mlarla do¤rudan iliflkili oldu¤u gibi; niteli¤ine bakmadan her muhalefeti kendinden saymak gibi, devrimci bir iktidar perspektifinden, devrimci programdan yoksunlu¤un da bir sonucudur. Tutarl› bir anti-emperyalizm, tüm emperyalistlerle yap›lan anlaflmalar›n, borçlar›n ve birliklerin tek yanl› olarak iptal edilmesi, mallar›na el konularak çal›flanlar›n denetimine verilmesi, tüm gizli belgelerin aç›klanmas› temelinde bir savafl›m çizgisinin gelifltirilmesi olabilir. Bu yap›ld›¤›nda görülecektir ki, bu taleple sürdürülen savafl›m›n karfl›s›na ilk ç›kanlar, Türkiye burjuvazisinin kendisi ve onlar›n devleti olacakt›r. Böyle bir perspektif ise, ancak emperyalizm olgusunun devrimci bir kavran›fl›, devrimci bir programatik yaklafl›m›n üzerinde ve devrimci bir önderli¤in yarat›lmas› temelinde varedilebilir. Aksi durumda, “ulusal” çapta burjuva egemenli¤ini, emperyalist egemenlikten ay›rarak ele alan her yaklafl›m, niyetlerden ba¤›ms›z olarak burjuvazinin yede¤ine düflmekten, düzeniçi bir yöneliflten kurtulamaz. Devrimci bir savafl›m, burjuvazinin temalar› üzerinden de¤il, devrimci bir program üzerinden yarat›labilir. Bu gerçek bile, devrimci bir program oluflturman›n bir kez daha acil önemini ortaya koymaktad›r. Devrimci bir programatik bak›fl aç›s›ndan, bu tarz bir anti-emperyalizmin karfl›s›na ç›kart›lacak fliar, “Bu memleket bizim de¤il, komünist dünya herkesin olacak” olmal›d›r. Susurluk sonras›nda, “çetelere karfl› savafl”, “bu memleket bizim” naralar›n›n at›ld›¤› günlerde, flunlar› belirtmifltik: “ ‘Bu memleketin hangi taraf› bizim?’ diye sormak gere kir. E¤er her kar›fl›nda, her kuruflunda emekçilerin al›nteri, kan› bulunan bu memlekette emekçilere bo¤az toklu¤u bile düflmüyorsa, bir ömür boyu prim ödedikleri Sosyal Sigorta lar’dan hastane kuyruklar›nda çile çekmek, horlanmak ve an cak emeklilik düflüyorsa; eme¤i ile tüm zenginlikleri yaratan lar bu okkal› zenginli¤in alt›nda eziliyorsa; kendi ürettiklerinin yan›na bile yaklaflam›yor, kendi yapt›klar›, temizleyip ›s›tt›kla r› binalarda okuyam›yor, e¤itim veya tedavi göremiyorlarsa; diktikleri dev binalardan hisselerine sadece iflkencehaneler ve hapishanelerde bir yer düflüyorsa; insanlar binlerce y›ld›r yaflad›klar› topraklarda kendi çocuklar›na istedi¤i ad› koyam› yor, kendi dilinde türkü söyleyemiyor, kendi davas› için ölme si bile afla¤›lan›yorsa; bu toplum ‘temiz’ de¤il; ‘bu memleket bizim’ de¤ildir.” (Bu Memleket Bizim De¤il, Komünist Bir Dünya Herkesin Olacak!, Maya özel Say›: 5, Ocak 1997) “Bu memleket bizim” damar›n›n o günlerden çok daha fazla kabard›¤› ve o günlerden daha fazla kesimi etkisine ald›¤› bugünlerde, bunlar› tekrarlamak d›fl›nda baflka ne söyle-

Gündemsizlik, Burjuva Gündemin Girdab›na Sürükler

MHP’nin “Seçim Baflar›s›yla” fiaflk›nl›¤a Düflenler Beklemedikleri Prati¤iyle de ‹lgilerini De¤ifltirdiler...

eçimler sonras›nda, devrimci hareket as›l ilgisini MHP’nin baflar›s› üzerinde yo¤unlaflt›rd›. MHP’nin “beklenmeyen” baflar›s› devrimci harekette bir flaflk›nl›¤a bile neden oldu. Bu durumun ortaya ç›kmas›nda, kendi zaaflar›m›z d›fl›nda tüm etkenler gözden geçirildi. Ancak ilk dönemde gösterilen yo¤un ilgi, medyan›n da katk›s› ile, “MHP de¤iflti” söyleminin devrimci hareketi de etkilemesi ve MHP’nin “beklenen prati¤i” göstermemesi ile birlikte, bir ilgisizlikle yer de¤ifltirdi. Burjuva gündemin peflinden sürüklenen devrimci hareket için, aç›lan her yeni bafll›k, yaflanan t›kan›kl›¤› giderme ve siyasette aç›l›mlar yapma ihtiyac›n›n bas›nc› alt›nda, yeni bir tuzak haline dönüflüyor. MHP’nin seçim baflar›s› da, öncelikle böyle bir gündem maddesi oldu. Kaba teflhirler için bir malzeme olarak de¤erlendirilecekti. Dünkü gibi sokak sald›r›lar›n›n artaca¤›, MHP’nin etkisinin buralarda görülece¤i düflünülmekteydi. Bunun etkileri 1 May›s’a da yans›d›. Yenilgi ve korku psikolojisi, devrimci tutumlar›n evde b›rak›lmas›n› da beraberinde getirdi. Anti-faflist mücadele, en genifl kesimlerin birli¤i söylemleri göklere ç›kt›. Oysa, MHP’den dünkü gibi aç›ktan yürütülen fiziki sald›r›lar›

S

bekleyip, kendisini de buna göre haz›rlayanlar›n yan›lm›fl olduklar›, çok geçmeden anlafl›ld›. Bafllang›çta böyle bir dönem beklentisi varken; giderek, “hepsi faflist, birbirlerinden farklar› yok ki” gibi, refleks kayb›n› ifade eden yaklafl›mlar olufltu. Sopal›, silahl› faflistler gelmedi¤ine göre, acaba MHP de¤iflmifl olabilir miydi? Son MHP kurultay›nda, silah atan birine sertçe ba¤›r›p, “bu kifli bizden de¤ildir” diyen Devlet Bahçeli de, bu de¤iflimin bir göstergesi miydi? MHP’nin hükümette yer almas›yla ilgili bir baflka etki ise, teflhirlerde yer alan “milliyetçilik” ifadesinin t›rnak içine al›narak kullan›lmas› oldu. Bununla anlat›lmak istenen ise, bu hükümetin gerçekte milliyetçi olmad›¤› idi. Bu arada, bu hükümetteki partilerin gerçek milliyetçi olmad›klar›n›n kan›tlanmas› kime ne yarar sa¤layacak o bilinmez, ancak görünen durum, devrimci hareketin giderek, kendisini iflçi s›n›f›n›n en geri kesimlerinin düzeyine do¤ru indirmekte olufludur. MHP’nin de¤iflip de¤iflmedi¤i, ya da de¤ifltiyse bu de¤iflimin hangi yönde olaca¤› ayr› bir tart›flma konusu. Ancak as›l sorun, MHP’nin seçim baflar›s›ndan bir aç›l›m yaratmay› umup bunu baflaramayan devrimci hareke-

tin kendi ba¤›ms›z gündeminden yoksunlu¤unun, bugünkü koflullarda daha net bir biçimde ortaya ç›km›fl olmas›d›r. Bekledi¤i MHP ile karfl›laflmad›¤› için, MHP’nin hangi boflluktan beslendi¤ini ortaya ç›kar›p, kendi görevlerine yo¤unlaflmak yerine, bu durumu s›radanlaflt›rm›flt›r. Devrimci hareket ba¤›ms›z bir gündeme sahip olmad›¤› için, devrim hedefini yineleyen, ancak bu hedefe ulaflmak için de, sürekli olarak teflhir edilecek bir malzeme arayan, yapt›¤› teflhirlerle giderek kendi zeminini mu¤laklaflt›ran bir görünüm sergilemektedir. Gündemini kendisi belirleyemedi¤i için de, burjuvazinin gündemine ba¤›ml› kalmakta, burjuva medyan›n gündemiyle yönlenmektedir. MHP’nin “de¤iflti¤i” inan›fl› da bunun göstergelerinden biridir. Ancak bu, aç›ktan a盤a ifade edilmekte de¤ildir. ‹zlenen politik hatta, beklenti ve yönelifllerde yans›maktad›r. Politik gerileme, bunun bir ifadesidir. Böylelikle, giderek burjuvazinin kavramlar›, devrimci hareketin diline ve düflünüfl tarz›na egemen olmaktad›r. Yenilgi ve gericilik döneminde, ba¤›ms›z gündemden yoksunluk, bu yönüyle de devrimci hareketi girdab›na almakta, geri düflürmektedir. J

Da¤›stan’da Ba¤›ms›z ‹slam Cumhuriyeti ‹lan Edildi

Kriz Bölgesinde Yeni Bir Çat›flma Alan› mperyalist sistemin en istikrars›z ve kriz bölgeleri aras›nda yeralan, Balkanlar, Kafkaslar ve Ortado¤u’da, krizler birbirini koval›yor. Balkanlarda s›cak çat›flmalara sahne olan Kosova sorunu, emperyalist paylafl›m alan› olarak hala tüm s›cakl›¤›n› korurken, yeni bir kriz oda¤›n›n ç›kmas› gecikmedi. Çeçenistan’dan Da¤›stan’a geçen fiamil Basayev önderli¤indeki bir grup askeri militan›n öncülü¤ündeki güçler, Da¤›stan’›n baz› köylerini ele geçirerek Ba¤›ms›z ‹slam Cumhuriyeti’ni ilan ettiklerini, Rusya’ya karfl› savafl › sonuna kadar sürdüreceklerini aç›klad›lar. fiamil Basayev daha önce de, Çeçenistan’›n ba¤›ms›zl›¤›n›n sa¤lanmas›nda ve Rusya ile çat›flmalarda önemli roller oynayan bir flahsiyet. Ba¤›ms›zl›k ilan edenlerin as›l amac› ise, Da¤›stan’›n ba¤›ms›zl›¤› de¤il, Da¤›stan, Çeçenisten, ‹ngufl Cumhuriyeti, Kabardin-Balkar ve Karaçay çerkez bölgelerini de içine alan ba¤›ms›z bir Kafkasya ‹slam Cumhuriyeti’ni kurmakt›r. Rusyan›n yumflak karn› olan Kafkaslar’da böyle bir geliflme, Rus birliklerin askeri bir operasyona giriflmesine yetti. Bölgede günlerdir çat›flmalar devam ediyor ve k›sa sürede sonuçlanaca¤a da benimsemiyor. Çat›flmalar›n uzun sürmesi, güçlerin karfl›l›kl› dengesinin bir sonucu de¤ildir. Bölge, uluslararas› ve bölgesel güç merkezlerinin özel ilgi alanlar›n› yo¤unlaflt›rd›¤› bir yer konumunda. Da¤›stan, Hazar Denizi’nin k›y›s›nda, genifl petrol kaynaklar›n›n yerald›¤› bir bölge konumunda.

E

Gürcistan, Çeçenistan’la sorunlu bir iliflkiye sahip olan Rusya’n›n, Da¤›stan’› da kaybetmesi, bölgedeki etkinli¤inin büyük darbe yemesi anlam›na gelecek. O nedenle Da¤›stan’›n ba¤›ms›zl›¤›n› önlemek Rusya için yaflamsal öneme sahip. Ayn› flekilde bölge, ‹ran’›n, Türkiye’nin de hakimiyet peflinde kofltu¤u, genifl petrol kaynaklar› ve boru hatlar›n›n güvenli¤i bak›m›ndan ABD’nin de ilgisiz kalmayaca¤› stratejik bir özelli¤e sahip. Ba¤›ms›zl›k ilan edenlerin, Vahabi tarikat›ndan olmalar›, Suudi Arabistan’la yak›n iliflkileri, bölgeye ilgi gösteren aktörlerin hem say›s›n›, hem de ç›kar çat›flmalar›n›n karmafl›k yap›s›n› ortaya koyuyor. Ayr›ca, ba¤›ms›zl›k ilan edenlerin radikal bir ‹slami savunmalar›, Türki cumhuriyetlerindeki güç dengeleri bak›m›ndan da yeni politik sonuçlar yaratacak bir özelli¤e sahip. Bu durum, özellikle ‹ran ve

Türkiye’nin ilgisini yo¤unlaflt›ran bir baflka faktör konumunda. Çat›flmalar›n henüz yeni bafllamas›, olaylar›n geliflme seyri ve boyutlar› konusunda öngörü yapmay› zorlaflt›rsa da, it dalafl›n›n yo¤unlaflaca¤› bir odak olaca¤› kesin görünüyor. Bölgede, tüm emperyalist ve gerici odaklar, güçlerine uygun olarak, bir özne olarak olaylarda yerini alacak. Geliflmeleri, komünist dünya hedefine uygun olarak de¤erlendirecek devrimci-enternasyonalist bir önderli¤in olmamas› ise, do¤al olarak ortaya ç›kan her çat›flman›n bir it dalafl›na dönmesine yolaç›yor. Böyle bir önderli¤e gereksinim, özellikle de, devrimci bir ç›k›fl›n bafllang›c› olacak k›v›lc›mlar›n s›k s›k ortaya ç›kt›¤›, sistemin kriz bölgelerindeki devrimciler, komünistler için her zamankinden daha yaflamsal bir önem tafl›yor. J


15 A¤ustos ‘99 Tasfiyeci dalgaya karfl› devrimci barikat kurman›n birinci koflulu, devrim ve sosyalizmde ›srarl› olanlar›n, zaman geçirmeden tüm liberal reformist ak›mlarla, her türden ortakl›¤› redderek, kendi gücüne güven temelinde, devrimci kimlik ve durufl zemininde kendi gündemine yo¤unlaflmaktan geçiyor. Bunun kendi bafl›na bir sonuç vermesi olanakl› olmasa, hatta hareketin pratik aktivitesini ilk anda zay›flatan bir rol oynasa da, devrimci saflarda devrimci hareketin kendi kiflili¤ini bulma konusunda ciddi bir uyar› rolü oynayacakt›r .

Tasfiyeci Abluka, Devrimci Hareket ve

Devrimci Önderlik Sorunu urjuvazinin politik yönelimlerini, devrimci hareketin, bilinç ve haz›rl›k düzeyini, ideolojik yönelimlerini ve halet-i ruhiyesini gözönünde bulundurdu¤umuzda, önümüzdeki dönemde yeni bir tasfiyeci dalgaya flahit olunaca¤›n›n ciddi belirtileri vard›r. “Yeni bir tasfiyeci dalgan›n gündemde olmas›n› koflullayan faktörlerden biri, devletin gerici reformlar›n›n solda ciddi bir etki yaratm›fl olmas›d›r. Bu 1 May›s’ta da görüldü¤ü gibi, devrimci gruplar ciddi bir kan kayb›na u¤rarken, liberal demokrat partiler , büyüyen bir kitlesellik sergilemifllerdir . “Bunun en önemli nedeni ise, liberal demokrat partilerin daha fazla çaba göstermesi de¤il, devrimci ak›mlar›n liberal demokrat hareketle kendi aralar›nda kal›n bir politik s›n›r çizgisi çekememesi, onlar›n kuyru¤unda politika yaparak bu partilerin de¤irmenine su tafl›maya devam etmesidir. “(...) “Yeni bir tasfiyeci dalgay› besleyen ikinci faktör , devletin gerici reformlar› yaflama geçirme ve devrimci hareketi tecrit ederek ezme politikas›na soldan destek verme, böylece kitleselleflme çabas› içinde olan yeni aktörlerin ortaya ç›kmas› yönündeki geliflmelerdir. Devrimci-demokrat hareketin en önemli temsilcisi olan, DHKP-C’nin yan›s›ra, HADEP’in de, son dönemdeki tutumlar› bu yöneliflin ipuçlar›n› sunmaktad›r . Bunlar›n, devrimcilerle birleflmek yerine liberal demokratik harekete, sendika bürokrasisine yaklaflmalar›; demokratik Türkiye, ‘halk anayasas›’ ça¤r›lar›; ‘kirli savafla’ karfl› pasifist-bar›flç› çizgide düzene soldan muhalefet etme konumuna yaklaflmalar›; buna karfl›l›k devletin de bu yönelifllerin önünü açan bir politika izlemesi yeni bir tasfiyeci dalgan›n çap› ve neye benzedi¤i konusunda ciddi veriler sunmaktad›r. “Üçüncü ve daha önemli faktör, devrimci-demokrat ve melez ak›mlar›n, kaba reformist yönelimlere karfl› tutum alarak ayakta kalma çabalar›na ra¤men; reformistlerle ayn› ideolojik ve politik zeminde, ama daha fazla devrim vurgusu yaparak at oynatmakla s›n›rl› bir tutumda t›kanmalar› ve ileriye s›çrama konusunda somut, ciddi bir geliflme belirtisinin ortada görülmemesidir.” (Yeni Bir Tasfiyeci Dalga m› Geliyor?, Maya, May›s 97, Baflyaz›) 1 May›s 97’nin hemen ard›ndan ç›kan Maya’n›n baflyaz›s›nda, yukar›daki verileri ortaya koyarak, yeni bir tasfiyeci dalgan›n gelmekte oldu¤una iflaret etmifltik. Bu veriler, yukar›daki al›nt›da belirtildi¤i gibi, devrimci hareketin liberallerle bulafl›kl›ktan kurtulamamas›; devrimci saflarda da düzeniçi yönelimlerin artmas›, devrimci hareketin burjuvazinin gerici reform sald›r›s›na kap›lmas›; ve devrimci hareketin kaba reformist söylemler karfl›s›nda devrimi savunmakla

“B

birlikte, bunun yeterli olmad›¤› ve ileri ç›kmaya yetmedi¤i biçiminde ortaya konulmufltu. Yeni bir tasfiyeci dalgan›n gelmekte oluflu, hem daha önceki tasfiyeci dalgan›n temel özelliklerini, hem de bu dalgan›n geldi¤i aflamay› ele al›p, sonuçlar›n› bilince ç›karmay›; hem de bu dalgay› “yeni” yapan özellikleri kavramay› gerektiriyor. Baflka türlü, al›fl›lm›fl tasfiyecilik tespitlerine ve tasfiyecili¤i legal partiler d›fl›nda görünce tan›mama gibi bir reflekssizli¤e ve donan›ms›zl›¤a yol açmaktan kurtulmak mümkün olmaz. Daha önce, “Komünistler Ne ‹çin Nas›l Mücadele Etmeli?” bafll›kl› kitapta, dönemin özellikleri ve tasfiyeci dalgan›n de¤iflik boyutlar› ortaya konmufltu. 80 sonras› dönemde, yenilgiyi haz›rlayan nedenlerin bilince ç›kar›lamamas› ve bir toparlanma ihtiyac›n›n da bu koflullar alt›nda gündeme gelmesinden kaynakl› olarak, hareketin daha geriden bafllad›¤›n› vurgulam›flt›k. Bu döneme damga vuran ise, legal alandaki varolufl olmufltu. Bu nedenle de, tasfiyeci dalga, legal particilik furyas› biçiminde geliflmiflti. Asl›na bak›l›rsa, 12 Eylül’de ad› konulan ve herkes için aç›k hale gelen yenilgi, daha önceden oluflmufl ve yaflanm›fl bir yenilgiydi. Ad›n›n konmas› ise, 12 Eylül’le birlikte yaflanm›flt›. Bunun kavranmas›, ayn› zamanda yenilginin darbeden kaynakl› olmad›¤›n›n vurgulanmas› yönüyle anlaml›d›r. E¤er daha öncesinden yenilgiyi haz›rlayan koflullar oluflmufl olmasayd›, 80’de da¤›lma yaflanmazd›. Böylece sorunun darbe sald›r›s›n›n gücü ve yo¤unlu¤uyla de¤il, devrimci hareketin 80 öncesi dönemdeki zaaflar›yla ilgili oldu¤u ortaya ç›km›fl oluyor. Ancak, bunu bu biçimde kavramayan devrimci hareket, yenilginin nedenlerini darbede arad›¤› ölçüde, kendi zaaflar›yla hesaplaflma ihtiyac›n›n da üzerini örtmüfl oluyordu. Dolay›s›yla, bir yenilgi tespiti yap›lm›fl olmakla birlikte, “elveriflli” koflullar›n ortaya ç›kmas›yla birlikte, hiç bir fley olmam›flças›na yoluna devam etmeye çal›flt›. Yenilgiyi haz›rlayan koflullar ve zaaflarla köklü bir hesaplaflmaya girilmedi¤i ölçüde de, birlikçi refleksler, en genifl kesimleri toparlama, kitleselleflme kayg›lar›n›n belirleyicili¤i alt›nda, düzenin ideolojik sald›r›lar›n›n da etkisiyle devrimci örgütlerden kaç›fl›n hakim oldu¤u bir iklimde, toparlanma aray›fllar› da daha çok legal alandaki varoluflla bafllam›flt›. Bu dönem, sosyalistlerin birli¤i projelerinden geçilmiyordu. Bu dönemin evrimine dair, 86’da bafllay›p, Kuruçeflme süreciyle (BTDK) devam eden legal particilik furyas› hakk›nda genifl bilgi için, Devrim dergisinin 34. say›s›nda yer alan yaz›lara bak›labilir. Ayr›ca, Ifl›kl› Yol derlemesindeki çeflitli yaz›lara da bak›labilir. Tasfiyeci dalgan›n legal particilik biçiminde seyreden geliflimi, en son flekilleniflinin ipuçlar›n› 95 Aral›k seçimleri döneminde vermiflti. Bu dönem, devrimci hareketin büyük ölçüde liberal sol ile parlamentarizm zemininde blok kurarak, ba¤›ms›z kimli¤inden giderek uzaklaflma e¤ilimine girdi¤i dönemdir. Son dalgas› legal particilik furyas›yla beliren tasfiyeci dalga, yaflad›¤›m›z topraklara özgü bir olgu olmaktan çok, uluslararas› bir geçmifl ve köklere sahipti. Bu bilince ç›kar›lmad›¤› durumda, mevcut tasfiyeci dalgan›n çap› ve özellikleri de do¤ru anlafl›lamaz. Tasfiyeci Dalgan›n Uluslararas› Kaynaklar› Yay›nlar›m›z› dikkatli izleyenlerin farkedece¤i gibi, yenilgi ve tasfiyecilik aras›nda do¤rudan bir iliflki var. Tasfiyecilik olgusu daha çok yaflad›¤›m›z topraklardaki yenilgi ve tasfiyecilik olarak ifllense bile, bunun uluslararas› kaynaklar› gözard› edildi¤inde ne yenilgi

kavram›, ne de tasfiyecilik olgusunun çap› ve sonuçlar› konusunda sa¤l›kl› bir kavray›fla ulafl›lamayaca¤› gibi, ona karfl› savafl›mda da s›n›rl›l›klara neden olacakt›r. Yenilgi sorunu sözkonusu oldu¤unda tüm dikkatlerin yo¤unlaflt›r›lmas› gereken olgu, Komünist Enternasyonal’in kurulufl ilkeleriyle süreklili¤inin sa¤lanamamas› ve bu süreklilik sa¤lanamad›¤› ölçüde, uluslararas› komünist devrimin merkez üssü olan Ekim Devrimi’nin proleter devrimci bir çizgiden uzaklaflarak, bürokratik bir yozlaflma içinde kendi amaçlar›ndan uzaklaflm›fl olmas›d›r. Komünist Enternasyonal’in Manifestosu, Tüzü¤ü, kat›lma koflullar›, ilk dört kongrenin kararlar› ile; 1928’de benimsenen program ve bu süreçte ortaya ç›kan örgütsel iflleyifl karfl›laflt›¤›nda, süreklili¤in nas›l kesintiye u¤rad›¤›n› görmek zor olmayacakt›r. Ayn› flekilde, uluslararas› sovyet cumhuriyetleri birli¤inin savafl üssü olarak kurulan ve bu ilkeler temelinde kendini uluslararas› planda geniflletmedi¤i ve ulusal s›n›rlar içinde sosyalizmi ekonomik kalk›nma ve bu alanda kapitalist dünya cumhuriyetinin merkezleriyle yar›flma çizgisi olarak al›nd›¤›nda nas›l yozlaflt›¤›n› görmek de zor olmayacakt›r. Gerek Avrupa, gerekse Asya’da ortaya ç›kan yeni devrim olanaklar›n›n nas›l heba edildi¤ini anlaman›n anahtar›, bu süreklili¤in kesintiye u¤ramas› ile direkt iliflkilidir. Devrimci hareketin de¤iflik kesimlerince bugün günah keçisi ilan edilen, Birleflik Cephe politikalar›, Troçkizm, tek ülkede komünizm görüflü, Avrupa komünizmi, Kruflçevcilik, Maoculuk, üç dünyac›l›k, Gorbaçovculuk vb. bu kesintiye u¤raman›n kaç›n›lmaz sonuçlar› ve zincirin halkalar› olarak karfl›m›za ç›kmaktad›r. Do¤ru yöntem, zincirin k›r›ld›¤› noktay› tespit etmek, sonraki tüm tarihsel geliflmelere bu perspektif ›fl›¤›nda bakmakt›r. Kesintiye u¤rama noktas›, belli tarihi dönemlere denk gelse de, as›l olarak tarihi miladlardan de¤il de, ideolojik, politik-örgütsel çizgi ve pratiklerdeki k›r›lma ve kesintiye u¤rama çerçevesinde ele al›nd›¤›nda bu sonuçlar› aç›klamak çok daha kolaylaflacakt›r. Uluslararas› sovyet cumhuriyetleri birli¤i bilince ç›kart›lmadan, tek ülkede sosyalizm-komünizm görüflü; Komünist Enternasyonal’in program sorununa yaklafl›m› anlafl›lmadan, aflamal› ve ulusal devrim çizgisi, üretici güçler teorisi; Komintern’in Üçüncü ve Dördüncü Kongre’nin taktik üzerine kararlar› anlafl›lmadan, faflizme karfl› birleflik cephe politikas›n›n nas›l burjuva demokrasisinin savunulmas›na evrildi¤i vb. anlafl›lamaz. Daha genel bir ifade ile, tüm yönleri ile ‹kinci Enternasyonal oportünizmi anlafl›lmadan, Komintern’in nereden ve nas›l koptu¤u, Lenin sonras› Üçüncü Enternasyonal’in ‹kinci Enternasyonal çizgisi ile ba¤lant›s› anlafl›lamaz. Bu kopufl do¤ru anlafl›lamad›¤› ölçüde, belli konjonktürlerde ortaya ç›kan devrimci dalgalanman›n süreklili¤inin neden sa¤lanamad›¤› ve yenilgilerden ç›kart›lan sonuçlarla yeni ve devrimci dönemin bafllat›lamad›¤› anlafl›lamaz.

Bu Bölümün Devam› 8. Sayfa’da (ÇEK AL 4’te)


6

Say›: 37 P A¤ustos ‘99

Geliflen ‹flçi Eylemleri ve B

urjuvazinin yeniden yap›land›rma plan› çerçevesinde, uzun süredir gündemde olan ve hangi hükümet gelirse gelsin yürürlü¤e koymak zorunda oldu¤u sosyal güvenlik yasa tasar›s›n›n TBMM’de görüflülmesine bafllanaca¤› günlerde, bu düzenlemelere karfl› kitlesel ve yayg›n tepkileri dile getiren eylemlilikler yap›ld›. Uzun süredir hareketsizlikten ve k›smilikten yak›nan devrimci hareket için bu durum, üzerine atlan›lacak bir f›rsat oldu. Bas›n aç›klamalar›, oturma eylemleri vb. biçiminde geliflen eylemlilikler, en kitlesel ifadesini ise 24 Temmuz’daki Ankara mitinginde buldu. Bu miting hem kitleselli¤iyle hem de iflçimemur sendikalar›n›n ve çeflitli meslek örgütlerinin biraraya gelmesi yönüyle önemsendi. Ancak bu kitlesel eylem, dönemin özelli¤i olan liberal rüzgarlardan etkilenmeden edemezdi. Sendika bürokratlar›n›n, oluflturduklar› platforma pervas›zca “emek platformu” ad›n› vermeleri de bu dönemin bir özelli¤i olarak çarp›c›yd›. Eylemde çeflitli sendika flubelerinin yan›s›ra, Türk Kamu Sen de yer ald›. “‹lerici-gerici”, “sar› olan-olmayan” tüm sendikalar alandayd›. Polis

Kendili¤indencilik fiaha Kalkt›:

‘Genel Grev–Genel Direnifl’... Yeniden! “S

osyal güvenlik reformu” ve bunun karfl›s›nda ortaya ç›kan hareketlenme, uzun bir aradan sonra yeniden “genel grev-genel direnifl” fliar›n› öne ç›kartt›. Ankara’daki 24 Temmuz mitingi öncesinde, “sonuna kadar gitmeyi” önerenler, ard›ndan Bayram Meral’in “sat›fl”› sonucunda bir kez daha kendilerini aldat›lm›fl hissederken, Emek Platformu’nun belirledi¤i ve 6 A¤ustos’ta yap›laca¤› söylenen, ancak ertelenen bir günlük iflb›rakma eylemine gözlerini dikmifllerdi. Bu eylemden vazgeçilmesinin ard›ndan, yine çözümün genel grevde oldu¤u vurgulan›yor. Üstelik, tüm devrimci gruplar, daha önceki deneyimlerinden de hareketle sendika bürokratlar›n›n s›n›f› sataca¤› konusunda uyar›lar yapmay› da ihmal etmediler. Devrimci hareketin bu durumu, kendisi için benimsedi¤i misyonu da gözler önüne seriyor: Sendika bürokratlar›n› harekete geçirmek, onlar›n yar›da b›rakt›klar›n› tamamlamak. Bir yandan, sendika bürokratlar›n›n eylemlerin içini boflaltmak için ellerinden geleni yapacaklar› bilinmekte, ancak öte yandan da s›n›f›n ba¤›ms›z siyasetinin eksikli¤inden kaynakl› olarak, sendikal bürokrasinin kuyru¤una tak›lmaktan kurtulunamamaktad›r. Böylece sendika bürokrasisiyle devrimcilerin fark›, bafllanm›fl bir eylemi, sonuna kadar götürüp götürmeme, bunu isteyip istememe olarak teknik ve niceliksel bir

Kendi sorunlar›na çözüm bulman›n, önderlik bofllu¤unu doldurman›n yolu olarak kitlelere yönelmeyi savundu¤u ve teorize etti¤i ölçüde, devrimci hareketin durumu, “kendili¤indencilik”e daha uygun düflüyor farka indirgenmifl oluyor. Sonuçta ise, gerçekleflmeyen genel grevlerden, ulafl›lamayan hedeflerden ibaret olmayan bir tablo ç›k›yor ortaya: Birincisi, iflçilerin sendika bürokratlar›ndan beklentiye girmelerine yol aç›l›yor. Satm›fl bile olsa, baflvurulacak yer, bu iflin sahibi olarak sendika bürokratlar› görülüyor. ‹kincisi, böyle dönemlerden sonra, eylemlilik süreci s›ras›nda yaflananlardan hareketle, kendi zaaflar›n› görmek ve gidermek yerine, sendika yönetimlerine ve yeni bir kitlesel dalgan›n gelifline göz dikiliyor. Üçüncüsü, genel bir ifl b›r›kmayla sonuçlansa bile, bunun sonuçlar› konusunda hayaller yay›l›yor. Asl›nda bunlar›n tamam› da, k›smi ve yerel çal›flma bilincinin ürünü olan yönelifl ve beklentilerdir. Yerel ve k›smi olarak bak›ld›¤›nda, çeflitli imkanlar sunabilecek olan bu tür iliflkiler veya s›n›fla ba¤lar kurmaya yarayacak olan eylemlilikler, sanki genel sorunlar› çözmenin arac›ym›fl gibi alg›lan›yor. Yerellikten bak›ld›¤›nda anlaml› olabilecek ihtiyaçlar ve olanaklar, genele maledilerek, politik çizgi ve yönelifller de bu yerellikten ve k›smilikten bak›larak yönlendiriliyor. Bunun anlam›, genel ve merkezi

24 Temmuz Eylemi ve Kitlelerin Siyasallaflmas›

S

on dönemdeki eylemlerin kitleselli¤ine dair yarat›lan t›ls›m, baflka bir yönünü gözden kaç›r›yor. Yüzbinlerce iflçi ve emekçi bu eylemler vesilesiyle gerici temelde siyasallaflt›r›lm›fl oluyor. Çözümün sokakta oldu¤u s›k s›k yinelenirken, soka¤a dökülenlerin gözlerinin ve umutlar›n›n nereye yöneldi¤i dikkatlerden kaç›yor. Neden sosyal güvenlik yasa tasar›s›n›n mecliste sözde “tart›flt›r›lmayarak” geri ad›m att›r›ld›¤›ndan bahsediliyor da, iflçilerin ve devrimci hareketin eylem takvimini gündemini meclisin belirledi¤i görülmüyor? Bir zamanlar, meclisin domuzlar ah›r› oldu¤u söylenirdi, do¤ruydu da... Ama flimdi meflruluk yaratmas›na payanda olunuyor! Gerici reformlar döneminin sonuçlar›, sadece bu sözde “geri ad›m att›r›lan” yasay› de¤il, emek ad›na “Emek Platformu”nun ortal›kta dolaflmas›n›n meflru görülmesinde kendisini gösteriyor. ‹flte politik gerileme ve mevzi kayb› buralarda ortaya ç›k›yor. Gerici reformlar temelinde yeniden yap›lanman›n zemini bu gerileme ve mevzi kayb› üzerinden döfleniyor, burjuvazi cesaretini buralardan al›yor. Ba¤›ms›z siyaset ve durufl sa¤lanamad›kça da cesareti artmaya devam edecek. J

.

bir politikadan yoksunluk, devrimci önderlik sorununun belirleyici öneminin üzerinden atlamakt›r. “Genel grev, genel direnifl” slogan›, kitle hareketinin seyrine göre bazen “propaganda” slogan› olarak kullan›l›p, bazen “ajitasyon” için öne ç›kar›lan bir hedef oldu. Herhangi bir hareketlilik döneminde, hevesle havaya savrulan bu slogan›n yaratt›¤› beklenti, eylemlerin hava boflaltma eylemleri olarak yaflanmas›n›n ard›ndan yerini hayal k›r›kl›¤›na b›rakt›. Bu, defalarca yafland›. ‹çinde bulundu¤u durumdan ç›k›fl›n yolu olarak bir kitle hareketlili¤ine gözünü dikmekten baflka bir fley yapamayan devrimci hareket, asl›nda “genel grev genel direnifl”i, s›n›f›n de¤il, kendisinin sorunlar› için çare olarak görmektedir. Bu yönüyle, sadece kitle hareketinin kuyru¤unda seyretmek anlam›na gelen “kendili¤indenlik”ten öte, asl›nda kendi sorunlar›na çözüm bulman›n, önderlik bofllu¤unu doldurman›n yolu olarak kitlelere yönelmeyi savundu¤u ve teorize etti¤i ölçüde, devrimci hareketin durumu, “kendili¤indencilik”e daha uygun düflüyor. Öncesi ve sonras›yla 1 May›s’›n sundu¤u verilerden hareket eden herhangi bir insan›n görmekte zorlanmayaca¤› gerçe¤i, devrimci hareketimiz ne yaz›k ki göremiyor: Devrimci hareketin, kendi etkinli¤i sonucu harekete geçirebildi¤i kitle say›s› en fazlas›yla yüzlerle ifade edilebilirken; iflçi s›n›f› içinde tesadüfi iliflkilerin d›fl›nda, sistemli bir çal›flman›n ürünü olan ba¤lar yokken; s›n›f›n güvenini kazanm›fl bir devrimci önderlik ve u¤runda savafl›lacak bir devrimci program eksikken, iflçi s›n›f›na önerilen “taktik”lerin gerçekleflmesi mümkün de¤ildir. Uygulanmayacak taktikler önermek ise, gerçekleflmeyen hedefler gütmek ve yan›lm›fl olmaktan öte sonuçlar yarat›yor. Sorunlar›n ve zaaflar›n üzerine gitmenin önünde engel olarak, devrimci siyaset ve örgüt bofllu¤unun burjuva siyaset taraf›ndan doldurulmas›na yol aç›yor. J


7

Say›: 37 P A¤ustos ‘99

Kendili¤indenli¤e Tap›nma y›¤›na¤›n›n oldukça gevflek oldu¤u gözlenen bu eylemde, devrimci gruplar da en fazlas› 150 kiflilik gruplar olarak ve da¤›n›k biçimde bulundular. ‹flçi s›n›f› ise, gericilik döneminin tüm liberal etkilerini gözümüze sokarcas›na sergiledi. Medyatikli¤in para etti¤ini ö¤renmifl olan iflçiler, yürüyüfl boyunca tüm maharetlerini sergilediler. Tabut yakmaktan, kendisini arabaya koflulmufl eflek biçimine sokanlar, renkli tiyatro etkinlikleri vb.’den geçilmiyordu. Havuzda serinlemeler, birahanelere gitmeler vb. mitingin s›radan görüntüleri oldu. DSP’li eski D‹SK baflkan› R›dvan Budak’tan, FP’li milletvekillerine, faflist sendikalardan, en solcu sendikalara kadar tam bir toplumsal bar›fl ve uzlaflma tablosu alana hakim oldu. Bu eylemlerle iflçi s›n›f› burjuvaziye geri ad›m att›ramad›ysa da, pazarl›k pay›n› yakalam›flt›. Türk Kamu Sen, KESK’in yan›ndan geçerken, “daha nice eylemlerde birlikte olaca¤›z” tarz› göz k›rp›yor, E¤itim-Sen’den alk›fllarla karfl›lan›yordu. Mehter marfl›, Türk bayraklar›, vatanseverlik nidalar› ortal›¤› kaplam›flt›. Eylemlerin kitleselli¤i, sistemli bir çal›flman›n ve

Düzenin iflçi s›n›f›n›n ayr›cal›kl›, sendikal› kesimlerine dönük sald›r›lar› bu kesimlerde bir tepki ve hareketlilik ortaya ç›karm›fl, iflçi s›n›f›n›n tüm kesimlerini kapsayacak eylem zeminleri do¤urmufltur. Devrimci hareketin siyasal etkisinin ne denli s›n›rl› oldu¤u ise, bu hareketlilik içinde bir kez daha ortaya ç›km›flt›r haz›rl›¤›n olmas›ndan de¤il, sald›r›lar›n art›k tüm kesimler taraf›ndan ve derinlemesine hissedilmesiyle ilgilidir. Uzun süreden beri ilk kez bu denli bir kitlesellik sözkonusu olmufltur. Ancak bafltan beri sendika bürokratlar›nca yürütülmesi hem eylemin siyasal özünü, hem de biçimini belirleyerek burjuvazinin içini rahatlatm›fl oldu. Sendika bürokratlar› bu eylemlerde gösterdikleri sa¤duyudan dolay›, baflta Cumhurbaflkan› olmak üzere, devletin ve hükümetin tüm kademelerinden takdir kazand›lar. Demirel, tek bir cam›n dahi k›r›lmamas›ndan dolay› oldukça rahatlam›fl gözüküyordu. ‹flçiler uzun bir aradan sonra K›z›lay’a ç›kt›lar. Bu eylemden hareketle “iflçi s›n›f› K›z›lay’› zaptetti” dersek, iflçi s›n›f›n›n siyasal gücünün anlam›n› ve zaptetme eylemini suland›rm›fl oluruz.

.

‹flçi s›n›f› 95’te Gazi’yi zaptetmifltir, 96 1 May›s’›nda Kad›köy’ü zaptetmifltir. Ancak henüz K›z›lay’› zaptetmifl de¤ildir. Düzenin iflçi s›n›f›n›n ayr›cal›kl›, sendikal› kesimlerine dönük sald›r›lar› bu kesimlerde bir tepki ve hareketlilik ortaya ç›karm›fl, iflçi s›n›f›n›n tüm kesimlerini kapsayacak eylem zeminleri do¤urmufltur. Devrimci hareketin siyasal etkisinin ne denli s›n›rl› oldu¤u ise, bu hareketlilik içinde bir kez daha ortaya ç›km›flt›r. Bu s›n›rl›l›k devrimci hareketin kendi öznel zaaflar›ndan kaynaklanmaktad›r. Bu canlanman›n büyüsüne kap›l›p, zaaflar görmezden gelindi¤i ölçüde, iflçi s›n›f›n›n kendili¤inden tepkileri “pijamal› genel grev”lere ve Bayram Meral’e mahkum olmaktan kurtulamayacakt›r. J

D‹SK ve KESK’e Mahkum Olmak Kader mi? 1

May›s öncesinde, kutlamalar›n yap›l›p yap›lmayaca¤› veya yap›l›rsa nerede yap›laca¤›na dair tart›flmalar, D‹SK ve KESK’i, Türk-‹fl ve Hak-‹fl karfl›s›nda devrimci hareket nezdinde öne ç›karm›flt›. D‹SK’in tercih edildi¤i aç›ktan dillendirilmemekle birlikte, sendika a¤alar›n›n teflhirinde o dönem için D‹SK’in ad› geçmemiflti. Böylece, kendisini karfl›s›nda tan›mlayaca¤› bir özne buldu¤u zaman, s›rt›n› baflka tarafa yaslamaktan bir türlü kurtulamayan devrimci hareket, D‹SK’in peflinde 1 May›s’a kat›lm›fl, liberallerin ve bürokratlar›n vesayetinden kurtar›lm›fl 1 May›s’›, yeniden onlara teslim etmiflti. Bugün benzeri bir durum artarak ve netleflerek devam ediyor. Önce, çeflitli sendika flubelerinde faflistlerin yönetimi almas›yla bir panik yafland›. Bunun ard›ndan sendika çal›flmas› yürüten güçlere, yönetimlere gelme, genel kurullara yüklenme talimatlar› verildi. Faflistlerin gelmesinin karfl›s›nda, “ilerici”, “dürüst”, “namuslu” sendikac›lar›n

yönetimlerde bulunmas› ehven-i fler oldu. Ard›ndan, hükümetin haz›rlad›¤› “sosyal güvenlik reformu”nun yasa haline getirilmesini engellemek için yap›lan eylemliliklerde, Türk-‹fl Baflkan›’n›n hükümetle birebir görüflen, uzlaflma sinyalleri veren ve bu görüflmelerin ard›ndan birlikte karar verilmifl eylemlerden geri duran tutumu karfl›s›nda, Türk-‹fl teflhir edilirken, D‹SK ve KESK, dünden daha fazla “umut” haline getirildi. Adeta denize düflenin y›lana sar›lmas› misali, her defas›nda reformistli¤inden yak›n›lan KESK, flimdi art›k sendikal alanda devrimcilerin gözlerini dikti¤i bir kurumdur. Kaybetti¤i prestijini bu dönemde yeniden kazanmaktad›r. Keza D‹SK de öyle. Baz› devrimci gruplar, 1 May›s’taki “alan-salon ayr›flmas›”ndan bahsetmekte ve böylece D‹SK ve KESK’e sahip ç›kmaktad›rlar. Sendika bürokrasisinin niteli¤i bilince ç›kar›lmad›¤› sürece, devletin sendikalar ve legal kurumlar arac›l›¤›yla kurdu¤u tuzaklara aç›k hale gelmek iflten bile de¤ildir. Böylece, ba¤›ms›z

politik bir hat yerine, flu ya da bu kuruma yaslanarak yap›lan politika, devrimci hareketin elini kolunu ba¤layan bir ifllev görmektedir. Sendika bürokratlar›n›n alt›n› doldurmaktan vazgeçilmeyip, ondan sonra da her uzlaflman›n ard›ndan sendika bürokratlar›ndan yak›nmak, art›k al›fl›lm›fl hale geldi. Sonra da, s›n›f hareketinin önünü t›kayan engelin sendika bürokrasisi oldu¤undan yak›nmak ne kadar inand›r›c› olabilir ki? fiunu da vurgulamak gerekiyor ki, sendika bürokrasisinden ba¤›ms›zlaflmak, bu aralar s›kça dillendirilen “öncü iflçi platformlar›”, “iflçi birlikleri” gibi projelerle de baflar›labilecek de¤ildir. S›n›f›n sendikalardan ba¤›ms›z bir hatta sahip olmas›, onun devrimci bir partinin önderli¤i alt›nda hareket etmesi anlam›n› tafl›r. Yoksa, biçimsel olarak ad› sendika olmayan, ancak s›n›f›n bir kesimine yaslanan, bütünsel ç›karlar› gözetmeyen ve sendikalara endekslenen bir “ba¤›ms›zl›k” de¤ildir. J

‘Emek Platformu’ Ad› Neyi Simgeliyor? Temmuz’da kitleselli¤in doru¤una ulaflan protesto eylemleri, çeflitli yönleriyle devrimci hareketin gündemine oturdu, de¤erlendirmelere konu oldu. Ancak bir yönü var ki, art›k kan›ksanm›fl, kimsenin gözüne görünmüyor. Sendika bürokratlar›n›n kendilerini ifade ettikleri platformun ad›: Emek Platformu. 95 döneminde, 96 1 May›s’›nda, sendika bürokratlar›n›n emek ad›na konuflmas›na tahammül gösterilmiyor, bu durum meflru karfl›lanm›yordu. Bugün ise, kimse, sendika bürokratlar›n›n platformlar›na bu ismi takabilmelerindeki cüreti görmüyor. Sendika bürokratlar›, Susurluk sonras›nda kurduklar› platformlara böyle isimler vermek yerine, burjuvazinin toplumu arkas›na alma hedefi do¤rultusunda “demokrasi”, “temiz toplum” vb. isimler veriyorlard›. Bugün ise, kendilerine sa¤lad›klar› “meflrulu¤a” güvenmelerinden olsa gerek, pervas›zca bu ismi alabiliyor, tüm toplumun karfl›s›na eme¤i temsil ettikleri iddias›yla ç›kabiliyorlar. Sendika bürokratlar›n› teflhir edip onlardan yak›nmak yerine, onlardaki bu cüret ve pervas›zl›¤›n nas›l olufltu¤una kafa yorulmal›d›r.

24

Burjuvazi, Türk-‹fl ve Bayram Meral ile aç›kça uzlaflma ararken, devrimci kesimlerin gözlerin ve umutlar›n› D‹SK ve KESK’e, yani Emek Platformu’nun di¤er kesimlerine dikece¤ini bilmektedir. Burjuvazinin yeniden yap›lanmas›, böylece iflçilerle uzlaflmak için gereken arac›lar›n› da yeniden yap›land›rmay› getirmektedir. Meral gibi kimilerini aç›kça kullanacak, di¤er yandan da

Emek Platformu’ndaki di¤er bileflenleri yedekte bekletip, perde alt›ndan muhatap ald›¤›n› göstererek liberal ak›mlar›n a¤z›n› suland›racak, ba¤›ms›z politik durufltan yoksun devrimci hareketin de gözünü buralara dikmesine neden olacakt›r. Gerici reformlar›n sonuçlar›, sadece ekonomik sald›r›larda de¤il, ayn› zamanda buralardad›r.

“Öncü ‹flçi Platformlar›” Hangi ‹htiyac›n

S

Ürünü?

on y›llarda çeflitli vesilelerle dile getirilen “öncü iflçi platformlar›”, “taban inisiyatifleri”, “iflçi birlikleri” vb. tart›flmalar, belli ki bir ihtiyac›n ürünü ve herkes için ayn› anlama gelmese de benzer ihtiyaçlara yan›t vermek üzere düflünülüyor. Ad›na ne denirse denilsin, bu giriflimler, devrimci hareketin kendi gücüyle harekete geçiremedi¤i kesimlere ulaflmak için düflündü¤ü “çare”lerdir. Kendinden öte güçleri, devrimcilerin diline ve ideallerine sahip olmayan kitleyi harekete geçirmek için düflünülmektedir. Ancak, unutulan bir fley var ki, bu farkl› örgütlerin ad›na ne denilirse denilsin, bu örgütler arac›l›¤›yla ulafl›lan kitle, yine sadece devrimcilerin ulaflabildi¤i kitlelerdir. Dolay›s›yla t›ls›m bu örgütlerde de¤il, devrimci örgütlerdedir. Ancak sorun bununla bitmiyor, bu tür giriflimlerden t›ls›m bekleyenlerin, aç›ktan olmasa da söyledikleri fleyler, s›n›fla buluflma ad›na siyaseti buland›rmaktan baflka bir fley de¤ildir. Devrimci örgütlerden çekindi¤ini düflündükleri insanlara, devrimcili¤i gizleyip “demokratl›k”la, “iflçi”likle gidip, kendisini en geri iflçinin bilinç düzeyine indirmek de bu yöneliflin sonuçlar›ndand›r. J

J


8

Say›: 37 P A¤ustos ‘99

Yeni Tasfiyeci Dalga, Eskisinin Ürünleri Üzerinden Yükseliyor Mevcut tasfiyeci dalgan›n kapsam› ve nedenleri, yukar›da sözkonusu edilen uluslararas› nedenler kavran›lmadan anlafl›lamayaca¤› gibi, yaflad›¤›m›z topraklarda hareketin ideolojik, politik ve örgütsel evrimi kavran›lmadan da anlafl›lmaz. 80’lerin ikinci yar›s›nda ve 90’lar›n bafllar›nda, legal particilik furyas›n›n belirginleflen aktörlerin yan›nda, iki arada bir derede duran ve flu veya bu biçimiyle, bu dalgaya kap›lmaya müsait unsurlar da sözkonusuydu. ‹flte, bugün art›k kapanm›fl olan legal particilik furyas›n›n ard›ndan gelen yeni tasfiyeci dalga da, daha çok bu iki arada bir derede olan kesimlerin netleflmesine ve tasfiye edilmesine dönük bir liberal dalga biçiminde geliyor. Siyaset sahnesinde legal partiler biçiminde varolmay› hedefleyen ak›mlar, kendilerini netlefltirdiler ve yerlerini ald›lar. Bu kesimler, tasfiyecili¤in sadece klasik tan›mlan›fl›na uyan yönelifllere sahip olmakla kalmad›lar. Bu aktörlerden baz›lar›n›n yönelifllerinde, yenilgi döneminin tasfiyecili¤i vard›. Art›k, sadece “gizli örgütün reddi, onun yerine ne pahas›na olursa olsun flekilsiz birliklerin geçirilmesi” biçiminde tan›mlanan ve rahatl›kla teflhis edilebilecek olan biçiminden farkl› bir biçime bürünmüfltü. Teflhis edilmesi zor oldu¤u ölçüde, daha do¤rusu bu ak›m›n tehdit etti¤i kesimlerin de donan›ml› olmay›fllar›ndan kaynakl› olarak bu yeni özellik, ç›plak ve klasik tasfiyecilikten daha tehlikeliydi. “Legalist tasfiyecilik 80’li y›llar›n ikinci yar›s›nda legal parti tart›flmalar›yla bafllayan, Kuruçeflme ile devam eden, flimdi ise önceleri do¤rudan devreye girmeyenler arac›l›¤›yla yeniden canland›r›lan üçüncü dönemini yafl›yor. Ancak solun baz› kesimleri için tasfiyecilik kavram› art›k yeterince gerçe¤i ifade etmemektedir. Marksist terminolojide tasfiyecilik kavram›, ‘gizli örgütün reddi ve onun rol ve öneminin küçümsenmesi’ veya ‘yeralt› örgütünden vazgeçmek, onu tasfiye etmek, yerine ne pahas›na olursa olsun yasall›k çerçevesinde flekilsiz birlikler geçirmek’ olarak tan›mlanm›flt›r. Bu tan›m çerçevesinde solun büyük bir kesimi rahatl›kla tasfiyeci olarak nitelendirilebilir . Ancak, bugün komünizme, leninizme, örgüt fikrine düflmanl›kla, burjuva çevrelerin liberal söylemlerine hayranl›kla birleflen bir ak›m›n da bu tasfiyeci blok içinde boy gösterdi¤i tespit edilmelidir. Bunlar aç›s›ndan örgütsel planda tasfiyecilikle politik alanda döneklik elele gitmektedir.” (Komünistler Ne ‹çin Nas›l Mücadele Etmeli? - Amaç, ‹lke ve Öncelikler Hakk›nda Bir Platform Önerisi, Maya Kitaplar› 1, S. 35) Tasfiyecili¤in bu yeni biçimleniflini, bir yönden bak›ld›¤›nda, YDD ideolojisinin sald›r› noktalar› olarak tan›mlamak mümkün. Baflka bir yönden bak›ld›¤›nda ise, yukar›da tan›mlanan devrimci de¤erlere düflmanl›¤›, burjuva çevrelere hayranl›¤› aç›ktan dillendirmeyen, ancak bu e¤ilimi devrimci saflara bulaflt›ran bir biçimi olarak liberal sol hareket olarak tan›mlanabilir. Legalist tasfiyecilik döneminin ürünü olan bu aktörler, tüm legalistlerin yapt›¤› gibi, düzenin legalitesini sürdürmeyi bafla alan, dolay›s›yla devrimci hareketi de bu koflullara çekmeye çal›flan, bulafl›kl›¤›n› etkili hale getirdi¤i ölçüde, devrimci hareketi kötürümlefltiren rollerini oynamakla meflguller. Yeni tasfiyeci dalgada, bu kesimlere önemli bir rol düflüyor. Yeni Dalgan›n Bafllang›c›: Susurluk Kazas› Legalist dalgan›n bafll›ca aktörleri, düzenin legalitesi içinde kendilerine bulduklar› ve tünedikleri konumda, elbette ki varolufllar›n› sürdürmek üzere bu konumu teorize edecekler, düzenin legalitesini korumay› bafla alacaklard›, baflka türlü bu mevzilerde tutunmalar› mümkün de¤ildi. 95 seçimlerinin sonuçlar› ve ard›ndan da 96’n›n son aylar›nda patlak veren Susurluk “skandal›” da, bu aktörlere gerçek rollerini oynamalar› için bulunmaz f›rsatlar sundu. Piyasadaki legal partiler, en önemli “aç›l›mlar›”n› yapma f›rsat›n› bu dönemde buldular. Kimileri sifonlar› ve süpürgeleriyle süslü caddelerde boy gösterirken, kimileri de düzenin “ilerici” yönelimlerine destek oluyor, burjuvaziye “gericilikle mücadele bizim iflimiz” diyerek ak›l hocal›¤›na soyunuyordu. Düne kadar, siyaset sahnesinde karfl›l›klar›n› net olarak bulan devrimci/reformist, legal/illegal ayr›flmalar›, bu dönemde önemini giderek yitirmeye, silikleflmeye bafllad›. Adeta at iziyle it izinin

birbirine kar›flt›¤› bir dönem aç›ld›. Düzenin milad diye sundu¤u, zokay› yutanlar›n da milad oldu¤una gerçekten inand›klar› bu dönem, bugünden bak›ld›¤›nda gerçekten de bir milad oldu. Ancak olumlu anlam›yla de¤il, geri düflüflün somut biçimde sinyallerini verdi¤i bir u¤ursuz dönüm noktas› anlam›yla. Susurluk sonras› sürece damga vuran, legal-illegal ayr›m› gözetmeden, sol ad›na hareket eden tüm gruplar›n iktidar perspektifinden yoksunlu¤u, düzeniçi bir demokrasi hedefinin kutsanmas› oldu. Bu cereyana kimileri legal varolufl zemininden, kimileri aflamal› devrim anlay›fl›ndan, asgari program hedefinden dolay› bulaflt›. ‹kisinden dolay› bulaflmayanlar da kitlelere yönelme, s›n›fa önderlik etme hevesiyle yapt›¤› ve kendini en geri bilinç düzeyinde iflçiye uyarlayan teflhirleriyle bulaflt›. Ki bu son e¤ilim, devrimci hareketin önemli bir kesimini etkisine alan bir yönelifli ifade etmektedir. “Kaza” sonras› dönem devrimci hareketin pratik zaaflar›, örgütsel sorunlar›, güçsüzlük duygusu vb. bir yana, programatik zaaflar›n›n en aç›k bir biçimde ortaya ç›kt›¤›, önderlik bofllu¤unun kendisini en yak›c› biçimde hissettirdi¤i bir dönem oldu. Bu dönem ayn› zamanda, burjuvazinin uzun süredir giriflti¤i, devleti yeniden yap›land›rma hedefli gerici reformlar› yaflama geçirme noktas›nda ad›mlar atmas›na elveriflli f›rsatlar da sundu. ‹flin ac› taraf› ise, bu gerici reformlar›n etkili sonuçlar yaratmas›n›n en önemli aya¤›n›n, bunlar›n üzerine atlamaya hevesli olan bir al›c› kesiminin bulunuyor oluflu, devrimci hareketin de bu al›c›lar içinde bulunmas›yd›. Ortaya ç›kan tablo, tam da ava gidenin avlanmas› örne¤ini an›msat›yordu. Ortaya ç›kan “teflhir” f›rsat›n›n üzerine atlayan devrimci hareket, kendi zaaflar› nedeniyle avlanan, tuza¤a basan avc› durumuna düfltü. Bu söylenenler, bugün devrimci hareketin önemli bir k›sm› taraf›ndan farkedilen, ancak yafland›¤› dönem içindeyse bilinçsizce sürüklendi¤i pratik içinde görülmeyen gerçeklerdir. Bu yönelifl, devrimci hareketin, zaten yoksun oldu¤u iktidar perspektifinden iyice uzaklaflmas›na neden oldu¤u gibi, “devrim” vurgusunu çantas›nda tutmakla birlikte, pratikte liberal hareketle ayn› kulvara soktu¤u ölçüde, bir kimlik bunal›m›na yolaçt›, liberallerle ayr›m›n› siliklefltirdi. 1997 1 May›s’›ndaki pratik ayr›flma ve 1998 MartMay›s sürecindeki devrimci durufl ise, geçen dönemin istisnai tutumlar› olarak kald›. Bu dönemin karakteristik özelli¤i ise, devrimci hareketin sürekli liberallerin kuyru¤unda hareket etmesi ve liberal siyasetlerle kendi aras›na ayr›m koymad›¤› ölçüde sürekli bir kan kayb›na u¤ramas›d›r. Devrimci hareketin kendisi de, kan kayb›na u¤rad›¤›n›n fark›nda oldu¤u ölçüde, buna karfl› tutarl› bir tutum gelifltirmek yerine, s›n›rl› müdahaleler ve kendini ayakta tutmaya dönük kendi saflar›na ajitasyon yapmay› tercih etti. Bu durum kaç›n›lmaz olarak, ba¤›ms›z bir gündem üzerine yo¤unlaflma yerine burjuva gündeme, kendili¤inden hareketin gündemine hapsolan bir sürüklenmeye yolaçt›. Mevcut tasfiyeci dalgan›n en belirgin özelli¤i, yeni ideolojik yönelifller olmaktan çok, hareketin yap›sal zaaflar›n›n ortaya ç›kard›¤› örgütsel-politik bir kan kayb› olarak ortaya ç›kmas›d›r. Bu durum hareketin yeni güçleri kazanmas›n› büyük ölçüde zaafa u¤ratt›¤› gibi, mevcut güçlerin de ayakta tutulmas›n› engelliyor. Devrimci hareketin kan kayb›, liberal sol harekette bir güçlenmeye yolaçm›fl olmasa da, devrimci hareket zay›flad›¤› oranda liberal hareket görece daha güçlü bir konuma gelerek meflrulaflma olana¤› sa¤lad›. Son seçimler, 1 May›s ve PKK hareketindeki teslimiyetçi e¤ilimin tümüyle a盤a ç›kmas›, devrimci hareketin bunal›m›n›n derinli¤ini tüm boyutlar›yla ortaya koydu¤u gibi, mevcut bunal›m› daha fazla derinlefltiren bir rol oynad›. Özellikle, Kürt ulusal hareketinin gelinen noktadaki konumu, devrimci hareketi yeni bir muhasebeye zorlayan önemli bir faktördür. Bu sadece, Kürt ulusal hareketinin devrimci bir dinamik olma özelli¤ini kaybetmesinin devrimci hareket üzerindeki dolayl› etkisiyle gerçekleflmeyecektir. As›l olarak devrimci hareketin kendi çizgisine ve politik yönelifline duyulan özgüveni de önemli ölçüde zedeleyecek, bu ise yeni bölünme ve güç kay›plar›yla sonuçlanacakt›r. Çünkü, devrimci hareket, hemen tüm bileflenleriyle,

Mevcut tasfiyeci dalgan›n en belirgin özelli¤i, yeni ideolojik yönelifller olmaktan çok,

Devrim için devrimci partinin gere¤ini ve iflçi s›n›f›n›n

hareketin yap›sal ayaklanmas›n›n zaaflar›n›n ortaya ç›kard›¤› bir kan kayb› olarak ortaya kendili¤inden ancak örgütsel-politik ve ancak devrimci bir partiyle

devrime bukazanmas›n› topraklarda gösteren flanl› ç›kmas›d›r. Bu dönüfltürülebilece¤ini durum hareketin yeni güçleri büyük ölçüde en zaafa u¤ratt›¤› eylem, 15-16 Haziran hala afl›lmay› bekliyor .

gibi, mevcut güçlerin de ayakta tutulmas›n› engelliyor .

geçmiflten günümüze, ulusal hareket karfl›s›nda tam bir kuyrukçu pozisyonu benimsedi, onun çok öncelerden ortaya ç›kan düzeniçi yöneliflleri karfl›s›nda ba¤›ms›z bir devrimci tutum tak›nma yerine, onu meflrulaflt›ran bir çizgi ve pratik izledi. Bir dizi liberal kavram devrimci hareket eliyle, devrimci saflara tafl›nd›. Haks›z savafl›n yerine “kirli savafl”, devrimci çözümün yerine “politik çözüm”, “bar›fl” bu dönem, devrimci hareketin de temel argümanlar› oldu. Ulusal hareketin reformcu yönelifli tümüyle aç›k olmas›na ra¤men, onunla stratejik ittifaklar (asl›nda ulusal harekete tabiyet) yapmaktan (Birleflik Güçler Platformu) kaç›nmad›, hatta baz›lar› bu çizgiyi en geri mevzide savunan partinin, HADEP’in listelerinden seçimlerde aday olmakta bir sak›nca görmedi. Bugün kaba reformist tezlere karfl› devrimi savunanlar, dünkü tutumlar›n›n tutarl› bir muhasebesini yapmad›klar› ve devrimci militanlarda ortaya ç›kan güven bunal›m›n› gidermedikleri ve bunun üzerini örtmeye çal›flt›klar› sürece, hareketin b›rakal›m bir ç›k›fl yolunu bulmas›, tasfiyeci dalgan›n fliddetinin daha güçlü bir kendilerini bunaltmas›n›n da önüne geçilemez. Bu muhasebeyi ciddi bir flekilde gündemine alanlar›n ise, mevcut tutumlar›n›n tarihsel köklerinin, Komintern’in ulusal sorun, enternasyonalizm, devrim ve programatik yaklafl›mlar›ndan uzaklaflmas›nda yatt›¤›n› görmesi zor olmayacakt›r. Kürt ulusal hareketinin yeni konumu sadece, devrimci bir dinami¤in zay›flamas›na, dolay›s›yla devrimci saflarda bir devrimci çözümlere güven bunal›m›na yolaçmakla kalmayacak, ortaya at›lan ideolojik-politik çizgi de, liberal demokratik harekete doping etkisi yaratarak liberal kuflatman›n fliddetini art›ran bir etki yapacakt›r. Emperyalist sisteme teslimiyeti ö¤ütleyen, devrimci çözümlerin geçersizli¤ini y›llarca önce ilan eden dönek solcular kendilerini do¤rulayan önemli bir dayana¤a sahip olacakt›r. Tasfiyeci Dalgaya Karfl› Duruflun Koflulu Tasfiyeci dalgaya karfl› devrimci barikat kurman›n birinci koflulu, devrim ve sosyalizmde ›srarl› olanlar›n, zaman geçirmeden tüm liberal reformist ak›mlarla, her türden ortakl›¤› redderek, kendi gücüne güven temelinde, devrimci kimlik ve durufl zemininde kendi gündemine yo¤unlaflmaktan geçiyor. Bunun kendi bafl›na bir sonuç vermesi olanakl› olmasa, hatta hareketin pratik aktivitesini ilk anda zay›flatan bir rol oynasa da, devrimci saflarda devrimci hareketin kendi kiflili¤ini bulma konusunda ciddi bir uyar› rolü oynayacakt›r. Bu ad›m›, mutlaka, hareketin kendi geçmiflini ciddi bir muhasebeden geçirme iradesinin ortaya konmas› izlemelidir. Böyle bir muhasebe, saflarda belli kar›fl›klar› gündeme getirse de, orta vadede hareketin ciddi bir enerji ve dinamizm kazanmas›, kendini köklü bir yenilenmeye yolaçarak nitelikli bir niceli¤in ortaya ç›kmas› kaç›n›lmazd›r. Üzerinde yaflad›¤›m›z devrim topraklar›nda, devrimciler ve komünistler için bugünkü durumdan daha geri bir mevzi yoktur ve devrimci hareketin güç kayb›, bölünmeler korkusu ile devrimci muhasebeyi s›n›rlamas›, burada karars›zl›k göstermesi, yap›sal zaaf›n sürüp gitmesine neden olacakt›r. Burada, en kritik sorun, devrimcilerin bu muhasebeyi yaparken izleyece¤i yöntem ve perspektiftir. Devrimci muhasebenin iki kilit halkas›, hareketin temel referanslar›n›, Ekim Devrimi Prati¤i ile s›nanan, ‹kinci Enternasyonal oportünizmiyle saflaflma temelinde evrensellefltirilen, Komünist Enternasyonal’le maddi güce dönüfltürülen Bolflevizm’den almas›d›r. ‹kinci temel halkay› ise, bugün devrimci önderlikten yoksunlu¤un bilince ç›kart›lmas› ve böyle bir önderli¤in, öznel müdahalelerle, bilinçli, planl› bir haz›rl›k faaliyetiyle yarat›laca¤›n›n görülmesidir. Bugün hareketin en zay›f döneminde bile, yaflad›¤›m›z topraklar, böyle bir önderli¤in potansiyel güçlerini; kadro olanaklar›, s›n›fla iliflkileri, maddi olanaklar›, politik ve örgütsel deneyimi fazlas›yla bar›nd›rmaktad›r. Tek sorun, devrimci bir program ve örgüt zemininde da¤›n›k güçleri birlefltirecek bir perspektife ulafl›lmas› ve bunu yaflamda varedecek devrimci iradenin ortaya konulamam›fl olmas›d›r. Devrimci hareket bütün di¤er seçenekleri, yaflayarak tüketmifl ve bu yönelifllerin, devrimci bir önderli¤in yarat›lmas›nda bir çözüm olmad›¤› kan›tlanm›flt›r. J


9

Say›: 37 P A¤ustos ‘99 ran’da Temmuz ortalar›nda yükselen ve kolluk kuvvetlerince kanla bast›r›lan eylemler, Ortado¤u’da kilit durumda olan ‹ran için önemli bir istikrars›zl›k ö¤esidir. Ama bafl›n› ö¤renci gençli¤in çekti¤i ve ilk ç›k›fl›yla ö¤renci eylemleri olarak bafllayan bu hareketlilik, daha sonra de¤iflik kesimlerin de kat›lmas›yla büyüdü ve öfke selinin kolluk kuvvetleri taraf›ndan kanla bast›r›lmas›yla sonuçland›. Hatemi’nin 23 May›s 1997’de devlet baflkanl›¤› seçimlerini kazanmas› ile, hem bat›l› emperyalist devletler taraf›ndan pompalanan liberalleflme, “›l›ml›laflma” rüzgarlar›n›n bir göstergesi olan, bu liberalleflmeyi destekleyen “Selam” gazetesinin kapat›lmas›n›n da ateflledi¤i hareketlilik, yükselerek rejimi de s›k›nt›ya soktu. Seçimlerde ald›¤› oyun tüm oylar›n üçte ikisi oldu¤u gözönüne al›n›rsa Hatemi, ‹ran’daki despotik rejimde gedik açacak, liberalleflmenin önünü açabilecek umut olarak görünüyor, gösteriliyordu. Hatemi sonras› ‹ran’da, rejim muhalifi veya Hatemi yanl›s› ayd›nlar öldürülmeye baflland›. Söylentilere göre, devlet eliyle ifllenen cinayetlerin ar d›ndan Selam gazetesi de gizli bir istihbarat raporunu yay›nlay›nca kitleler

‹srail-Filistin iliflkileri

tepki gösterdiler. Zira ayd›nlar devletin istihbarat birimlerince öldürülüyorlard›. Bunun üzerine ilk gösteriler bafllad›. Selam gazetesinin kapat›lmas›yla, Temmuz’un bafl›nda yüzlerce ö¤renci eyleme bafllad›. Eyleme Ensar ad› verilen sivil faflist güçler sald›rd›. Kolluk kuvvetleri olan Besiçler de bu sald›r›ya kat›ld›lar. Onlarca ö¤renci yaraland›, 6 ö¤renci öldürüldü. Gençlik kesimlerine dayanan ama onlarla s›n›rl› kalmayan bu eylemliliklerle ilgili olarak, devrimci gruplar, “özgürlük eylemleri” nitelemesini kulland›lar. Ancak, TC’nin de ayn› nitelemeyi, üstelik ‹ran’la “dalaflmak” için kullanmas›, daha dikkatli olmak gere¤ine iflaret ediyor. Bu kesimler, dinci gericili¤in etkisinin d›fl›ndaki kesimler de¤iller ve Hatemi onlarla kendisini ay›rana kadar da, Hatemi destekçisi konumundayd›-

lar. Hatemi’nin ise, ABD’nin tercihi oldu¤u biliniyor. Ancak bu durum, eylemlerin direkt olarak Bat›’n›n eliyle körüklendi¤i anlam›na da gelmez. Çünkü ‹ran’daki rejim, fiah’›n devrilmesinden bugüne, sol hareketi ve iflçi s›n›f›n›, farkl› uluslardan ezilenleri bask› ve cendere alt›nda tutmaktad›r. Eylemlerin gerçek niteli¤i ve hedeflerini ortaya koyabilmek için ise, “içerden” bir iliflkinin, devrimci bir organik yap›n›n gerekti¤i aç›kt›r ve bugün eksik olan da bu tür kanallard›r. Bu kanallar ise, muhabirler de¤ildir. Bu eksiklik koflullar›nda, yaflanan eylemlilikleri ancak, bir bütün olarak Ortado¤u’da oldu¤u gibi, ‹ran’da da istikrars›zl›k ö¤elerinin varl›¤›na iflaret eden veriler olarak de¤erlendirmek ve zay›f halkan›n k›r›lmas›n›n imkanlar› olarak görmek gerekiyor. J

Paylafl›m Kavgas› Sömürüyle Birlikte ‹lerliyor

ilistin-‹srail iliflkilerinin 1998 Ekim’inde Wye Plantation anlafl mas› ile yöneldi¤i rotan›n somut yap›tafllar› oluflturuluyor. Burjuvazinin emperyalist paylafl›m alan› olan Ortado¤u’da, ‹srail-Filistin aras›ndaki görüflmelerde dengeler ABD’den yana gelifliyor. Uzun y›llard›r ABD, Ortado ¤u’da kendi ç›karlar› do¤rultusunda ‹s rail’i tafleronu olarak kullan›yor. ‹srail, Filistin ulusunun mücadelesini kirli bar›fla yöneltebilmek için Arafat ile görüflmelere giriyor. ‹srail’de seçimlerde Ehud Barak’›n hükümet baflkan› olmas›n›n ard›ndan görüflmeler s›klafl›rken, ayn› zamanda Filistin-‹srail iliflkilerini belirleyen, s›n›rlayan bir baflka etken de devrede tutuluyor. Bu etken, di¤er devletlerle de görüflmeler yaparak, Arafat’›n elinin zay›flat›lmas›d›r. Bunun en somut örne¤i, ‹srail-Suriye gö rüflmelerinin uzun y›llar sonra tekrar “ray›na” girmesi, yani tekrar düzeltilmesidir. Suriye ile, ‹srail’in önemli bir k›sm›n› denetiminde tuttu¤u ‹srail’in kuzey-do¤usundaki Golan tepelerinin, bir bölümünden çekilme üzerine görüflmeler devam ediyor. Bu ileride somutlanabilecek Suriye ile ‹srail aras›ndaki bir bar›fl›, yani taraflar›n karfl›l›kl› yükümlülüklerinin varl›¤›n› anlat›r. Suriye aç›s›ndan yükümlülük, kendi s›n›rlar› içerisinde konumlanan “radikal” Filistinli gruplar›, yani Filistin kurtulufl mücadelesinde Arafat’›n kozlar› olabilen örgütleri s›n›rd›fl› etmektir. Bu gruplar s›n›rd›fl› edildi¤inde, ayn› zamanda Arafat’›n elinde ‹srail’e karfl› kullanabilece¤i kozlar da azalt›lm›fl olacak; Arafat görüflme masas›na daha az avantajl› olarak girecektir. Suriye’nin kazanacaklar› ise, sadece Golan tepesi ile s›n›rl› de¤ildir. Zira bu planlar›n bir yan›nda ‹srail duruyorsa, di¤er yan›nda da ABD vard›r. Ve Suriye A. Öcalan’› ABD’nin de bask›s›yla s›n›rlar›n›n d›fl›na ç›kart›rken, ayn› zamanda bunu ABD ile girdi¤i pazarl›klar›n sonucunda yapm›flt›r. Bu pazarl›klardan önemli bir tanesi, ABD’nin “terörist ülkeler” listesinden ç›kmakt›r. Böylece ‹srail-ABD-Suriye ekseni somut olanaklardan biri olarak emperyalist bir odak olan ABD eliyle biçimlendirilmektedir. Ama burjuvazi seçeneklerini teklefltirmekten çok kaynayan

F

‹ran’daki Gösteriler ‘Özgürlü¤ün Sesi’ mi?

paylafl›m bölgesinde, de¤iflen dengelerde, fazlas›yla seçene¤i egemenli¤i alt›nda tutarak, di¤er emperyalist odaklara karfl› da manevra kabiliyetini yüksek tutmak istiyor. ABD’nin ‹ran ile girdi¤i iliflkiler, TC ile ‹srail’in iliflkileri bunun gibi farkl› seçenek olarak gelifltirilen iliflkilerdir. Filistin ile ‹srail aras›nda süren kirli bar›fl süreci, tüm bu seçeneklerin çeflitlili¤i içerisinde tamamlanacakt›r. Farkl› seçenekler ise Filistin taraf›n›n avantajlar›n› s›n›rlamada kullan›lacakt›r. Zaten Ehud Ba-

rak’›n Filistin ile görüflme kararl›l›¤›n›, Suriye ile görüflme “hevesiyle” birlefltirmesi bundand›r. Hele bir de, Lübnan’da Hizbullah üzerinde denetim sa¤lanabilir ise, ‹srail’i tehdit eden etkenler azalacak, paylafl›m masas›na daha güçlü oturacakt›r. Paylafl›m kavgas›, Ortado¤u iflçi s›n›f› ve ezilen uluslar›n sömürülmesiyle birlikte ilerlemektedir. Ve onlar›n da, bu paylafl›ma ebediyen seyirci kalmayacaklar› muhakkakt›r. Günü geldi¤inde kurtlar sofras› kurtlar›n bafl›na y›k›lacakt›r. J

Bir ‘Tafleron’ Daha Eceliyle Öldü... Emperyalizmin ‘Selas›’ Ayn›:

‘Kral Öldü Yaflas›n Yeni Kral’ U

luslararas› burjuvazinin “küçük kral”› diye adland›r›lan Ürdün kral› Hüseyin’den sonra, Fas kral› Hasan da tarihe kar›flt›. Tabii ki, bu olay, feodalite ve krall›k döneminin köküne kibrit suyu döken bir olay oldu¤u için de¤il, Fas’›n paylafl›m savafl›ndaki rolü ve geçmiflini hat›rlamak için de¤erlendirilmeyi hakediyor. Her iki kral›n da cenazelerinin, adeta Ortado¤u liderlerinin ve paylafl›m›n›n görüflme masas›na dönüflmesi bofluna de¤ildir. Ömürleri bu yolda emperyalist odaklara -somut olarak ABD ve ‹srail’e- tafleronlukla geçenlerin, cenazeleri de buna uygun oluyor. Ürdün’ün uluslararas› burjuvazi taraf›ndan sevilen kral›, sevilmesini ‹srailFilistin aras›ndaki bar›fl görüflmelerinde ara bulucu rolü oynamas›na, ayn› zamanda zaman zaman yine Filistinlilere karfl› yürüttükleri kanl› sald›r›lara, onun bir devrimci dinamik olmaktan uzaklaflt›r›lmas›na “borçlu” idi. Kendi topraklar›nda CIA’n›n üs kurmas›na, Ortado¤u’nun ezilen uluslar›na ve iflçi s›n›f›na yönelik eylemlerini planlamas›na izin veriyor; ABD emellerinin Ortado¤u’daki tafleronlu¤una soyunuyordu. Ayn› flekilde Fas kral› Hasan da, 1978 y›l›nda M›s›r ile ‹srail aras›nda imzalanan bar›fl anlaflmas›n›n arabuluculu¤unu yaparken hedefi “ulvi” bar›fl amac›ndan çok, içinde bulundu¤u ç›kar iliflkilerinin gereklerini yerine getirmekti. Zira kendi iktidar›n›n sürmesi için ‹srail gizli servisi Mossad’›n yard›m›na ihtiyaç duyuyordu. Zaman zaman muhaliflerini yo-

ketmek için bu servisin “yard›m”›n› al›yordu. Kabul etmek gerekir ki, bu yard›mlar›n da bir karfl›l›¤› olsun! Fas kral›, Mossad taraf›ndan verilen tanklarla korunuyor, politik rakiplerinin “temizlenmesi” ve kendisinin korunmas› karfl›l›¤›nda, ‹srail gizli servisi Mossad’›n Fas’ta üslenmesine göz yumuyordu. Kral ölünce ard›ndan gerçekler daha fazla dile getiriliyor. Hasan’›n zenginli¤i de, emperyalist odaklar ile ba¤›n› ortaya koymaktad›r. Fas kral› bir yandan New York’ta bir emlak flirketinin sahibi, di¤er yandan da Alman Siemens flirketinin en büyük ortaklar›ndand›. Ülkesinin bütün topraklar›n› ulusallaflt›rma ad› alt›nda kendi hesab›na geçirmiflti; ayr›ca Kuzey Afrika’da Omnium flirketinin en büyük hissedar›yd›. Bu flirket, sadece tar›m, madencilik tekeli de¤il, ayn› zamanda ülke yönetiminde de eli olan bir tekeldi. (Ö.Bak›fl, 8 A¤ustos 1999) Ortado¤u bar›fl görüflmelerinde ad›n›n geçmesinin, tüm metropol ülkelerin liderlerinin cenazesine ak›n etmesinin nedenleri de böylece a盤a vuruluyor. Fas’ta, bundan sonra bu servete ve iliflkilere hükmedecek olan yeni krala hamilik yapma hevesi, tüm burjuvalar›n a¤z›n›n suyunu ak›t›yor. Emperyalist paylafl›m›n göbe¤inde, ölen krallar›n ard›ndan “Kral öldü, yaflas›n Kral” sözü de ancak böyle edilebiliyor. Her ne kadar, bu sözün söylendi¤i feodal dönemin zulmü ile, emperyalist egemenli¤in gizledi¤i vahflili¤i ve bölgede k›z›flt›r›lan savafllar› ay›rmak zor olsa da! J

Enternasyonalist Yön

Ortado¤u’da Sahne Ayn›, Aktörler ‘Hiyerarfli’ Kavgas›nda

U

luslararas› burjuvazinin dilinden düflmeyen “Ortado u Bar›fl Süreci” kavram›, emperyalizmin k›yas›ya paylafl›m dönemi olan böyle bir dönemde, asl›nda paylafl›m alanlar› üzerindeki egemenli i sa lama çabalar›n› anlat›yor. Bu paylafl›m alanlar›n›n de erini belirleyen ise, hammadde kaynaklar› (petrol rezervleri, bunun daha modern ad› ‘enerji kaynaklar›’ oluyor), henüz ele geçiremedi i verimli pazarlar (silah ticareti ve di er ürünlerin sat›fl› için), ya da tüm bunlarla da belirlenen farkl› emperyalist odaklar›n egemenlik alanlar›n› ya da bizzat bu odaklar› askeri ve ekonomik olarak denetleyebilece i, s›n›rland›r›p ezebilece i bölgelerin denetimi ve egemenli i. Bu üç faktör, birbiriyle ba lant›l›. Emperyalist odaklar, hammadde kaynaklar›n› ve pazarlar› ele geçirmek için ellerinden geleni artlar›na koymuyorlar, e er daha önce ele geçirenler varsa da bunlar› sürekli k›lmaya çal›fl›yorlar. Bu do rultuda yapabileceklerini ve alacaklar› paylar› belirleyen ise güçleri oluyor. Ortado u’da son dönem yaflanan baz› geliflmeler, 2000’li y›llar›n Ortado u plan›na dair, uluslararas› burjuvazinin farkl› bölüklerinin e ilimlerini de ortaya koyan veriler sunuyor. Bölgede, eski ad›mlar üzerinde, yeni bir perde aç›l›p netlefliyor. Emperyalist hiyerarflinin Ortado u prototipi oluflturulmaya çal›fl›l›yor. Sahnenin netleflmesinde önemli verilerden bir k›sm›, baflta ‹srail’de seçimleri kazan›p Baflbakan olan Ehud Barak’›n içine girdi i yönelifllerle ortaya ç›k›yor. Barak, s›k› bir “bar›fl” politikas› izleyece e benziyor. Göreve bafllar bafllamaz Suriye, Filistin ve Cezayir’e yönelik att› › ad›mlar, bu “s›k› bar›fl politikas›”n›n ipuçlar›. Y›llard›r tart›fl›lan Suriye-‹srail görüflmelerinin, art›k koflula ba lanmadan gerçeklefltirilece inin belitilmesi, ABD’nin bölgeye müdahalesinin sözde s›n›rlanmas›n› dillendirmesi (bunu ABD’yle ayn› zamanda ve ayn› biçimde dile getirildi i gözden kaçmamal›d›r) gibi geliflmeler, de iflimin yönünü gösteriyor. ABD, ‹ran ile iliflkilerini bir yandan gergin tutarken, Hatemi’nin etkisini güçlendirmesi ile bu iliflkileri yeniden kurman›n ad›mlar›n› at›yor. AB ve Rusya ile iliflkileri geliflen ‹ran, dier yandan Suriye’nin ABD-‹srail eksenine yönelmesi ile yaln›zlafl›yor. ABD ise ‹ran’›n AB eksenine kaymas›na engel olmak istiyor. TC’nin ‹ran ile iliflkilerindeki gerginli in amac› da, PKK bahane gösterilerek asl›nda Ortadou’daki bu paylafl›mda varl› ›n› gösterebilmektir. Emperyalistleflme ve bölgede güç olma hedefindeki TC’nin, ‹srail ile girdi i silah ve uçak pazarl› ›, ticari anlaflmalar da bu plan›n ekonomik yönleridir. ‹ran, Suriye, Türkiye gibi kilit devletler üzerinde AB ve ABD’nin Ortado u’da oyunlar› gelifliyor. ABD, ‹srail eliyle hem Türkiye, hem de Suriye ile yak›nlaflarak, ‹ran ile yak›nlaflmay› gözeterek emperyalist planlar›n›, seçeneklerini art›r›yor. Üstelik paylafl›m savafl›, burjuva bas›n›n öne ç›kard›klar›ndan çok, kulislerde kapal› kap›lar ard›nda yürüyor, gizli anlaflmalar ile emperyalist devletlerin bölgeye müdahaleleri gerçeklefliyor. Ortado u’da burjuvazinin paylafl›m savafl›nda etki alanlar›n›n yeniden paylafl›m zemini, dünden daha fazla güçlendirilmifltir. Günümüz böyle bir düzenlemenin önemli bir dönüm noktas›, aç›lacak olan yeni bir perdenin ilk ad›mlar›d›r. Kuflkusuz bu Ortado u’da sorunlar›n ve çat›flmalar›n bitti i anlam›na gelmeyecektir, zira bunun için bölge devrimci dinamiklerinin geri düflmelerinin ötesinde yok edilmeleri gerekmektedir. Bu da, derin s›n›f karfl›tl›klar›n›n, onca y›ll›k mücadele birikimine sahip bu topraklarda, olanaks›z› baflarmak demektir. P


10

Say›: 37 P A¤ustos ‘99

Devrimci Partileflme Stratejisi: Devrimci Partiye Ulaflman›n Zorunlu Koflulu evrimci Parti Güçleri perspektifine sahip ç›kan ve bunun arkas›nda beraberce durmay› savunan, bunda ortaklaflan iki özne olarak, ilk olarak yap›lan bir pikni¤in ard›ndan, ikinci olarak da bir panel düzenledik. Panelin konusu “devrimci parti sorunu ve komünistler” idi. Panele Devrimci Parti Güçleri’nden iki konuflmac› ve Komünistlerin Birli¤i platformundan bir konuflmac› kat›ld›. Öncesinde R›zgari’den arkadafllarla da görüflme yap›lm›flt›. Ancak, çeflitli sorunlar nedeniyle R›zgari’den arkadafllar kat›lmad›lar. Panel, Okmeydan› DAB-SEN flubesinde yap›ld›. Bunun ayr› bir anlam› vard›. Çünkü, bir hafta önce yap›lan DAB-SEN pikni¤ine Okmeydan› DAB-SEN’den kat›lan arkadafllar, piknikte devrimci parti güçleri gündeminin aç›lmas› üzerine protesto etmifllerdi. Böyle bir gündemin konuflulamayaca¤›n› söyleyerek, devrimcilere dertlerini anlatmak yerine protesto etmeye tercih edip ayr›lm›fllard›. Bunun ard›ndan ise, aç›l›fl›nda Devrimci Parti Güçleri’nin özel rolü, katk›s› ve yönlendirmesi bulunan DAB-SEN’in Okmeydan›’nda bu gündemli panelin yap›lmas›n› kabul ettiler. Devrimci Parti Güçleri ad›na konuflan arkadafllar taraf›ndan, bunun, bir özelefltiri olarak kabul edildi¤i belirtildi. Panelde, her konuflmac›, kendi bak›fl aç›s›ndan devrimci parti sorununu ortaya koyarken, bugünkü durumun çeflitli yönlerine dikkat çekilerek, devrimci önderlik bofllu¤una, bugün ihtiyaç duyulan partinin niteliklerine vurgu yapt›lar. Devrimci Parti Güçleri’nden konuflmac›lar do¤al olarak, önderlik bofllu¤unu gidermek üzere ortaya at›lan ve bugünkü tablonun devrimci partileflme stratejisi ile de¤ifltirilmesini ifade eden devrimci parti güçleri perspektifinin anlam›n› ortaya koyarak, bu perspektifin bugün de geçerli ol-

du¤unu vurgulad›lar. Bugün ortaya ç›kan durumda, bu perspektife sahip ç›kan birden fazla öznenin bulunmas›n›n da, bu perspektifi hayata geçirmek bak›m›ndan bir avantaj olarak de¤erlendirilebilece¤i vurguland›. Ancak bununla birlikte, bu avantaj› de¤erlendirmenin, dar ve kendi içindeki etkinliklerle ya da eylembirli¤ine daralan etkinliklerle de¤il, parti kuruculu¤u görevlerinin ortaklafla omuzlanmas›yla mümkün oldu¤una vurgu yap›ld›. Bunun yollar› olarak, devrimci hareketi saflaflt›rmay› hedefleyen ortak propaganda ve yay›n faaliyeti, eylemlere birlikte kat›l›m, devrimci eylemlerin örgütlenmesi vb. bafll›klar ortaya konuldu. Birinci tur konuflmalar›n ard›ndan, dinleyicilerin sorular› ve de¤erlendirmeleri al›nd›. Dinleyiciler aras›ndan, komünistlerin birli¤i perspektifini benimseyenler, yine ayn› apolitik ve sorumsuz tutumlar›n› tak›narak, “devrimci parti güçlerinin kadük hale geldi¤ini, çünkü motorun çatlad›¤›”n› buyurdular. Bu iddia, salonda yer yer gülüflmelere neden oldu. Baflka bir soru ise, dün birlikte durup sonras›nda ayr›flanlar›n, birbirine y›k›c›, kaçk›n diyenlerin bugün nas›l olup da biraraya geldi¤i, hedefledi¤imiz devrimci parti içinde, y›k›c›l›k yapanlar›n bulunup bulunmayaca¤› üzerine idi. Bu kesimin sorular›, yap›c› ve anlamak için sorulan ya da önerisi olan sorular de¤il, daha çok “köfleye s›k›flt›rma”, “teflhir etme” mant›¤›yla sorulmufl, “hin”ce sorulan planl› sorulard›. Sürekli olarak, “motorun muhasebesi”ni merak eden sorular yöneltildi. Dinleyiciler aras›ndan baz›lar› ise, “motorun çatlamas›” veya “muhasebe” sorular›n›n yan›tlar›n› verdiler. ‹kinci turda, daha çok Devrimci Parti Güçleri’nin, yöneltilen sorulara yan›tlar› yer ald›. Hedeflenen partinin tarifinde bir de¤iflme olmad›¤› ve yaflanan ortaklaflma örgütsel

de¤il politik oldu¤u için, iki farkl› öznenin birarada durmas›nda bir yanl›fll›k olmad›¤› vurguland›. ‹kinci olarak, y›k›c›l›k gibi tan›mlar›n geçerli oldu¤u, bunun sadece ilerideki parti hedefine dair de¤il, bugüne dair de sonuçlar›n›n oldu¤u vurguland›. Ancak bunlardan hareketle bu güçleri platformun d›fl›na savurmaya çal›flman›n sorumsuzluk oldu¤u, as›l motor rolünün de bu savrulmalar› engelleme noktas›nda oynanaca¤› vurguland›. Devrimci Parti Güçleri’nin kadük hale geldi¤i ve komünistlerin birli¤i perspektifinin bunu aflt›¤› noktas›nda ise, bunun ispata muhtaç olman›n ötesinde, ayr›ca da yapay ayr›mlarla ve zorlama çabalarla ortaya at›ld›¤› vurguland›. Bu noktada, komünistlerin birli¤i perspektifini savunan konuflmac›n›n, devrimci prati güçleri perspektifini elefltirmek üzere yapt›¤› gölge boksu, panelin gündemini belirlemifl oldu. Bu konuflmac›, devrimci parti güçlerinin, varolan tabloyu tan›mlama noktas›nda yanl›fll›klar› oldu¤u gibi iddialarda bulundu. Komünist kadro potansiyeli, melez ak›mlar, program sorunu gibi bir dizi konuda, devrmci parti güçlerine atfen bilinçli olarak çarp›t›lm›fl görüfller ortaya at›p, sonra da bu yanl›fl görüfllerle tart›flmaya çal›flt›. Her seferinde de, Devrimci Parti Güçleri’nden konuflmac›lar›n müdahaleleri karfl›s›nda, “yanl›fl anlam›fl oldu¤u”nu vurgulay›p, özür diledi. Ancak bu “yanl›fl anlamalar” üzerinden tart›flma yürütmeye ve gölgeler yarat›p bu gölgelerle savaflmaya devam etti. Çünkü kendisine baflka bir varl›k zemini bulmas› mümkün de¤ildi. Devrimci Parti Güçleri’nden Komünist Devrimciler ad›na konuflan yoldafl ise, bu tür söylemlerin baflar›s›zl›klar›n sorumlulu¤unu üstlenip ileri ç›kmak yerine t›ls›ml› yenilik aray›fllar› anlam›na geldi¤ini ve muhasebe ihtiyac›n›n üzerini örttü¤ünü vurgulad›. Sorun perspektifte de¤il, bunu haya-

ta geçirme noktas›nda düflülen zaaf ve yetersizliklerdi. Bunu teslim edip derslerini ç›karmak yerine, mevzileri terketmenin hafiflik oldu¤u vurguland›. Zaten, komünistlerin birli¤i ad›na konuflan arkadafl da, bu yanl›fl anlamalar düzeltildi¤i noktada, koydu¤u ayr›mlar›n sahteli¤inin d›fl›nda bir fley ortaya koyamad›. Örne¤in, kadro potansiyelini devrimci parti güçleri yan›fl tan›mlad›ysa, kendisinin tan›m›n›n ne oldu¤unu; melez ak›mlar› ayr›flt›rma hedefi yanl›flsa, partinin hangi güçlerle kurulaca¤›n› ortaya koymad›. Panelin genel gidiflat›, ileriye dönük ve pozitif tart›flmalar ve önerilerin tart›fl›lmas›ndan çok, geriye dönük bir hesaplaflma ve içini dökme biçimindeydi. Tart›flmalar ve sorular, birbirini köfleye s›k›flt›rma hedefli ve apolitikti. Bu durum ayn› zamanda, devrimci parti güçlerini aflt›¤›n› iddia eden çevrenin, t›ls›ml› laflar ard›nda gizledi¤i koflu¤un da tüm aç›kl›¤› ile ortaya ç›kmas›n› da simgeliyordu. ‹flte, politik kayg›lar›n geri plana at›ld›¤› durumlarda, bu tür savrulmalar yaflanmaktad›r. ‹flin do¤rusu, Devrimci Parti Güçleri de, gerçek konumlar›n› ve hedeflerini ortaya koyamam›fl oldu. Daha çok komünistlerin birli¤i perspektifini savunanlar›n yaratt›¤› gölgeleri parçalamakla u¤raflt›lar. Bundan sonra bu tür yapay tart›flmalarla u¤raflmak yerine, ileri dönük hedeflerin tart›fl›ld›¤›, somut ifllerin kotar›ld›¤› ve planland›¤› etkinlikler yapak gerekir, savrulanlar›n oyalamalar›yla u¤raflmak de¤il. Bunlar› engellemek ve tüm komünistleri devrimci partileflme stratejisi temelinde parti hedefi için ortak bir mücadele platformu alt›na toplamak, dün oldu¤u gibi bugün de komünist devrimcilerin boynunun borcu ve varl›k sebebidir. Devrimci Parti Güçleri’nden Komünist Devrimciler

Partinin Ad›mlar› Geçmifle Sahip Ç›karak At›lacak T

emmuz ay› içinde Devrimci Parti Güçleri’nin bizim d›fl›m›zdaki bileflenleriyle ve Sterka R›zgari ile birlikte, bir Dab-Sen pikni¤i düzenledik. Esas olarak Ümraniye’deki güçlerin kat›ld›¤› bir piknik olmakla beraber Okmeydan› Dab-Sen’den bir grup arkadafl da pikni¤e kat›ld›. Yaklafl›k 70 kiflinin kat›ld›¤› piknik, otobüslerin geç kalkmas›, yer sorunu gibi bir dizi aksakl›kla bafllam›fl olsa da, bu sorunlar›n çözülmesinden sonra piknik yerine vard›k. Haz›rlanan dövizleri ast›k ve stand›m›z› açt›k. Devrim yürüyüflünde düflen tüm devrimciler için sayg› durufluyla birlikte, Enternasyonal Marfl› ve Kürdistan ulusal Marfl›'n›n okunmas›yla pikni¤i bafllatt›k. Müzik dinletisinin ard›ndan Dab-Sen üzerinden ilk gündem aç›ld›. Okmeydan›, Ümraniye Dab-Sen çal›flmalar› ve genel merkezi ad›na birer konuflma yap›ld›. Söz alanlar, DAB-SEN’in çal›flmas›na dair perspektifleri ve yaflanan pratikleri anlatt›lar. Komünist Devrimciler'den söz alan konuflmac›lar ise, Dab-Sen perspektifini anlatmaktan ziyade, dünün eksiklerini bilince

ç›kartarak komünistlerin sendikalarda nas›l siyaset yapmalar› gerekti¤i vurgular›n› öne ç›kartan konuflmalar yapt›lar. Pikni¤in di¤er bileflenleri, bunlar› tart›flman›n yerinin buras› olmad›¤›, bunun siyaset tart›flmas›na dönüflece¤i, pikni¤e gelenlerin Dab-Sen'i ö¤renmeye geldikleri, bunlar›n yerine ileriye dönük konuflulmas› gerekti¤ini, tart›flma zemininin kayd›¤›n› söyleyerek konuflmalara müdahale ettiler. Biz ise, geçmiflin muhasebesini yapmadan ileriye dönük ad›mlar›n belirlenemeyece¤i, bu sorunlar›n afl›lmas›na DabSen muhataplar›ndan önce komünistlerin ihtiyac› oldu¤u, yap›lan müdahalelerin “sendikalarda siyaset yap›l›r m›, yap›lmaz m›” tart›flmas›na kap› aralad›¤› konusunda ›srarc› olduk. Yöntem üzerine gergin bir tart›flma yafland›ktan sonra bizim açt›¤›m›z çerçevede gündeme devam edildi. Bu tart›flmalar›n a盤a ç›kartt›¤› ise öncelikler konusundaki farkl›l›klard›. Bizler DAB-SEN’in mahallelerdeki ev ziyaretlerine daralan bir çal›flma yürüttü¤ü, kültürel-sosyal etkinliklerle s›n›rl› kald›¤›, s›n›rl› olan güçlerimizi

daha verimli k›lmam›z ve iflçi s›n›f›n›n faal elamanlar›na ulaflmak gerekti¤i vb. vurgular yapt›k. Ayr›ca, DAB-SEN’de siyaset yapmay› yasaklayan anlay›fllar›n dünkü pratikten ders ç›karmak yerine geriye bir savrulman›n etkisinde olduklar›n› vurgulad›k. Dab-Sen’i bugüne kadar omuzlayanlar›n, bu çal›flman›n geçmifl derslerini ç›karmas› aç›s›ndan ifllevli say›labilecek tart›flmalar yafland›. Okmeydan› Dab-Sen'in haz›rlad›¤› halk oyunlar› gösterisinin ve müzik grubunun dinletisinin ard›ndan, daha önceden belirlenmifl ve duyurulmufl olan ikinci gündeme, "Devrimci önderlik sorunu ve Devrimci Parti Güçleri perspektifi" konulu gündeme geçildi. Bu s›rada “Esas yarg›lama ‹mral›'da yap›lmad›: Hem Devlet Hem Öcalan Taraf›ndan Yarg›lanan, Tüm Devrimci Dinamiklerdir!" bafll›kl› bildirimiz da¤›t›ld›. Pikni¤in politik aç›dan esas anlam›, ayn› zamanda Devrimci Parti Güçleri zemininde duran öznelerin ortak bir etkinli¤i olmas›yd›. Bu konu, Devrimci Parti Güçleri üzerine aç›lan bir gündemde ele al›nd›. Bu gündem bafllarken, Okmeydan› Dab-Sen’den gelen arkadafllardan bir grup, bu gündemden haberdar olmad›klar›n›, bu gündemin ele al›nmas›n›n kendilerine yap›lan bir “sayg›s›zl›k” oldu¤unu bildirerek, pikni¤i terk ettiler. Pikni¤i terk etmelerinin, dile getirmedikleri ayr› bir nedeni olup olmad›¤› bilinmez, anSahibi ve Yaz›iflleri Md.: Suzan DO⁄AN

cak ileri sürdükleri gerekçenin bir bahaneden ibaret oldu¤u ortadad›r. Ancak bu tür bahanelere ihtiyaç duymalar› bizim aç›m›zdan anlafl›lmaz de¤ildir. Kald› ki, Okmeydan›’ndan gelen di¤er arkadafllar›n Okmeydan› Dab-Sen’de yap›lan bir ça¤r› sonucu piknikte ele al›nacak gündemlerden haberdar oldu¤u düflünülürse, anlafl›l›r olman›n ötesinde pek inand›r›c› bir gerekçe de de¤ildi. Bu gündemde Devrimci Parti Güçleri’nin bugüne kadar hangi iddialarla varoldu¤u, bugüne kadar bu do¤rultuda ortaya koydu¤u politik varl›k ve bundan sonra ataca¤› ad›mlar üzerine konufluldu. R›zgari’den arkadafllar›n varl›¤›, Kürdistan’da devrimci bir önderli¤in yarat›lmas› ve enternasyonal düzlemde bir önderli¤in yeniden yarat›lmas› üzerine gündemi zenginlefltiren bir rol oynad›. Tart›flmalar›n ve politik atmosferinin canl›l›¤›na ra¤men, pikni¤in teknik organizasyonu önemli eksikler tafl›yordu. Pikni¤i daha anlaml› ve her aç›dan daha iyi organize edilmifl etkinlikler örgütleme kararl›l›¤›yla, marfllar ve sloganlarla sonland›rd›k. Bugün tüm Devrimci Parti Güçleri'ne düflen, ortak eylem zeminleri gelifltirerek birlikte yürüyüflün önünü açmak olmal›d›r. Komünist Devrimciler bu konuda üzerine düfleni yapmaya haz›rd›r. Devrimci Parti Güçlerinden Komünist Devrimciler/‹stanbul

Tohum Yay›nc›l›k Üsküdar Cad. Akçay ‹fl Mrk. Kat: 2 No: 12 Kartal / ‹st. Tel: (0216) 387 83 09

Banka Hesab›: Suzan Do¤an, ‹fl Bankas› 1029 1122894

Bas›ld›¤› Yer: Baflak Ofset


11

Say›: 37 P A¤ustos ‘99 ‹zmir’den...

Yenemedi¤imiz Zaaf›m›z: Ders Ç›karmamak! ’lerde dünyada komünizm hayaletinin dolaflt›¤› ve dünya burjuvazisiyle hesaplaflmak istedi¤i bir dönemde, Anadolu’da da proletaryay› bu hesap günü için haz›rlayan Mustafa Suphi’lerin TKP’si vard›. Ancak TKP’ye karfl› burjuvazinin bofl durmad›¤› ve t›pk› bugünün burjuvazisi gibi, her türlü karfl› silah› kullan›p TKP’nin varl›¤›n›n önüne geçmek istedi¤i aç›kt›r. Ancak Sovyet cumhuriyetinin varl›¤› bunu aç›kça ifade etmesinin önüne geçmektedir. O dönem burjuvazinin kullanmak istedi¤i en etkin silah ise, kendi eli ile bir komünist partisi kurup kitlelerin bilincini bulan›klaflt›rmakt›r. Böylece hem Mustafa Suphi’lerin TKP’sinin örgütlenmesinin önüne geçecektir, hem de Sovyet cumhuriyeti ile olan zorunlu iliflkisini sürdürecektir. Anadolu’da M. Kemal ve arkadafllar›n›n meclislerini aç›klad›klar› andan itibaren, devlet yönetimi bir taraftan Sovyet cumhuriyeti ile iliflkilerini sa¤lamlaflt›rmaya çal›flmakta, di¤er taraftan ise Anadolu’da dolaflan komünizm hayaletine karfl› gelifltirebilecekleri tedbirleri düflünmektedirler: “Bir zaman geldi ki An kara’da Eskiflehir’de flurada burada memleketin hemen her yerinde birçok insanlar birbiriyle iliflkisiz olarak komü nistlik örgütleri kurmaya ve ayni zaman da propaganda yapmaya bafllam›fllard›r. Daima ilkelerine sadakat›n› sürdürmekte en büyük yarar› gören Vekiller Heyetimiz bunun için en verimli sonucu düflünme zorunlulu¤unu duydu. .......Bu nedenle hükümet tedbir düflünmek zorundad›r.” M. Kemal ve arkadafllar›n›n düflündükleri ilk tedbir, Anadolu’ya gelen veya Anadolu’da bulunan bütün komünistlerin “kafalar›n› k›rmak”t›r. Ancak sadece bununla bu hayaletin önüne geçilemeyece¤ini çok iyi bilen M.Kemal; “Buna karfl› en etkin çare gelen cerayan›na karfl› bir fikir cerayan›vermek, fikre fikirle karfl›l›k vermektir. Böyle olunca komünizmin memleketimiz için, milletimiz için, dini gereksinimiz için kabul edilmez oldu¤u nu anlatmak, yani milletin kamu oyunu

1920

ayd›nlatmak en etkin çare olarak görül müfltür.” Fakat genç TC. burjuvazisi ideolojik savafl›mla yetinmemifl, o dönemin en etkin, savaflkan gücü olan Mustafa Suphi ve dava arkadafllar›n› öldürmekte bir sak›nca görmemifltir. Mustafa Suphi’leri imha operasyonunu düzenleyen Kaz›m Karabekir hakk›nda “komünist” de¤erlendirmelerine karfl›, M. Kemal’in meclisin gizli celsesindeki savunusu flöyledir: “..... Bir defa Mustafa Suphi’yi herkesten önce do¤uda Hüseyin Avni Beyden önce meydana ç›karan Kaz›m Karabekir Pa flad›r. Bu adam›n memlekete zararl› ola ca¤›n› da M. Kemal ve arkadafllar›n› de ¤erlendiren Kaz›m Karabekir Paflad›r ve onun için memleket d›fl›na, hudut d›fl›na ç›kar›lmas› gerekece¤ini bilen ......bunun plan›n› yapan da Kaz›m Karabekir Pafla d›r. Yoksa Erzurum valili¤imiz de¤ildir. Biz de¤iliz efendiler. Çok ak›ll›ca yapm›fl oldu¤u plan› herkesten önce gerekenle re faaliyet veren Kaz›m Karabekir Pafla d›r. Bilmem Bolfleviklere yak›n imifl. Her kesten önce güçlü bir önlem alan Kaz›m Karabekir Paflad›r.” TC burjuvazisi 75 y›l aradan sonra, bugün de ayn› yöntemlerle komünistlere ve devrimcilere karfl› bir savafl yürütmektedir. Bir taraftan bask›, imha ve yok etme sald›r›lar›yla ehlilefltiremedi¤i kesimleri t›rpanlamaya devam etmektedir. Di¤er taraftan, t›pk› kendi eliyle kurdu¤u Komünist Partisi gibi bugün de devrimci hareketin saflar›na kendi ajanlar›n›, liberalleri sokmufltur. Bunda öyle baflar›l› olmufltur ki, devrimci hareket liberallerin kuyrukçulu¤unu yapmakta, politik olarak liberalizmden kopamamakt›r. Devrimci hareket liberal döneklerin kitlelerde ve iflçi s›n›f›nda yaratt›¤› bilinç bulan›kl›¤›n›n önüne geçememektedir. Bu durumdan kurtulman›n yolu ise, devrimci tarihimizden ö¤renmek ve bu topraklarda devrimci öncü partiyi yaratmakt›r. Böyle bir parti, deneyimleri özümseyip, sonuçlar›n› süzerek, s›n›f›n haf›zas› olacakt›r. Komünist Bir Dünya Kuraca¤›z! Devrimci Parti Güçleri’nden Bir Komünist Devrimci

Ümraniye’den...

KURTULUfi YOK TEK BAfiINA YA HEP BERABER YA H‹ÇB‹R‹M‹Z

27

AY-TA Tekstil iflçisi olarak yaklafl›k iki aydan bu yana gece yar›lar›na kadar süren mesaili ve sigortas›z çal›flmayla yüzyüzeydik. Bugüne kadar verilen avanslar›n d›fl›nda ücretlerimizi alamad›k. Üç patrondan ikisinin ödeme yapma vaadiyle ortadan kaybolmas› ve makinalar› kaç›rma giriflimleri, onlarla aram›zda barda¤› tafl›ran son damla oldu. Bunun üzerine di¤er patronu ücretler ödenene kadar atölyede tutmaya ve alacaklar›m›z› tahsil edinceye kadar iflyerini iflgal edip makinalara el koymaya karar verdik. Ve gerçeklefltirdik. Ücretlerimizin makinalar›n sat›fl›yla teminini düflündük ancak makinalar›n sat›fl›, alaca¤›m›z›n dörtte birini karfl›layabilecekti. Bu eyleme bafllarken herfleyi göze ald›k. Ancak di¤er atölyelerde çal›flan tekstil iflçileriyle ba¤ kurup da onlarla nas›l dayan›flaca¤›m›z› bilmiyorduk. ‹flsiz. sendikas›z ve sigortas›z iflçilerin aras›nda bir dayan›flmay› yaratmak amac›yla kuruldu¤unu ö¤rendi¤imiz dayan›flma birli¤i sendikas›n›n 1 May›s mahallesindeki çal›flan üyeleri

iflgale kat›l›p bize destek verdiler. DAB-SEN’li arkadafllar›n bizlere ücretlerimizin, sigortalar›m›z›n ve iflgal boyunca iflkayb›m›z›n atölyede kald›¤›m›z sürece temizlik, yiyecek, nöbet vb. gibi ihtiyaçlar›m›z›n organizasyonunu yapmak üzere bize sunduklar› önerileri kabul ettik ve sorumlulu¤u onlara verdik. Bu arada gerçeklefltirdi¤imiz toplant›larda mahallemizde bulunan di¤er tekstil iflçisi arkadafllar›m›za da sesimiz duyurmak. Ve ortak sorunlar›m›za beraber çözüm bulmak için bizi anlatan çok say›da bildiri da¤›tt›k. Bir çok atölyeden gelen 50 kadar iflçiyle bir toplant› yapt›k. Çal›flarak yaflamaktan baflka flans› olmayan bizlerin, çal›flma koflullar›n› kendimizin belirlemesi ve almak istedi¤imiz haklar› (sendika, sigorta, mesai ücretlerimizin düzenlenmesi vb. gibi) ancak DABSEN gibi bir sendikada örgütlü oldu¤umuz koflullarda alabilece¤imiz karar›na vard›k. Grev süresince her koflulda yan›m›zda olan, bizi sonuna kadar destekleyen ve organize eden DABSEN’de birleflmeye ve dayan›flmaya ça¤›r›yoruz. Herkese ‹fl, Sigorta, Sendika Hakk›! Özgürlük Savaflan ‹flçilerle Gelecek! AY-TA Tekstil ‹flçileri

Devrimin Potansiyel Güçleri ve Öznel Zaaflar› Á

Bafltaraf› 1. Sayfada

Tüm bu çeliflkiler yuma¤›, düzend›fl› dinamiklerin gücünü, toplumun derinliklerindeki patlay›c› maddenin oran›n› ortaya koyuyor. Yaflad›¤›m›z Topraklarda Sistemin Çeliflkileri ve Besledi¤i Dinamikler Türkiye burjuvazisi, sadece ulusal s›n›rlar içindeki çeliflkilerle yüzyüze de¤il. Türkiye, emperyalist sistemin bir parças›, hem de çeliflkilerin yo¤un oldu¤u topraklar›n merkezinde yeralan bir ülke konumunda. Balkanlar, Kafkaslar ve Ortado¤u dünyan›n en istikrars›z bölgeleri aras›nda yeral›rken, Türkiye tam bu bölgelerin göbe¤inde bulunuyor. Sadece bu kadar da de¤il, Türkiye burjuvazisi ulusal s›n›rlarda varl›¤› ile yetinmek istemiyor; emperyalist sistem içinde piramidin alt s›ralar›ndan üst kesimlerine yükselmek, basamak atlayarak alt-emperyalist bir ülke konumuna yükselmek istiyor. Bu durum burjuvaziyi, içte sermaye birikimini art›rmaya, düzenin politik istikrar›n› sa¤lamaya; en önemlisi de dünyada, özellikle de bölgede emperyalist paylafl›m kavgas›nda elini güçlü tutmaya zorluyor. Aksi durumda, kurtlar sofras›nda meze olmaktan kurtulamayaca¤›n› biliyor. Bu onu, içte sömürünün ve iflçi s›n›f›, tüm ezilenler üzerindeki diktatörlü¤ünün fliddetini art›rmaya, d›flta ise sald›rgan bir politika yapmaya zorluyor. Yaflad›¤› ekonomik krizin yükünü iflçi s›n›f› ve tüm çal›flanlar›n s›rt›na yükleme, sermaye birikini artt›rma ve rakipleriyle rekabette güçlü konuma gelmenin zorunlu kofluludur. Uluslararas› düzlemde ise, emperyalist rekabetin iki önde gelen oda¤› olan ABD ve Avrupa aras›ndaki çeliflkiler aras›nda zaman zaman birine, özellikle de ABD’ye yaslanarak yol almaya çal›fl›yor. Ancak bu güçlerin tercihi, tek bir odak üzerinde yo¤unlaflm›yor; bölgedeki dengelerden en azami düzeyde yararlanmaya çal›fl›yorlar. Do¤rusu bu konuda da Türkiye en zay›f konumda bulunuyor. Türkiye burjuvazisinin emperyalist yöneliflleri, bölgesel çapta ciddi engellerle yüzyüze. Tüm komflular›yla ciddi çeliflkilerle ve gerginliklerle bo¤uflan ender ülkelerden biridir Türkiye. Ortado¤u politikas›, ‹ran, Irak ve Suriye taraf›ndan sürekli izleniyor ve ciddi dirençlerle yüzyüze kal›yor. Hatta bu ülkeler taraf›ndan, en önemli “iç” sorun olan “Kürt sorunu” gerekti¤inde istismar edilyor. Son y›llarda ABD’nin denetiminde ‹sral’le stratejik bir ittifak gelifltiren Türkiye burjuvazisi, bunun kal›c› bir durum olmad›¤›n›, askeri bak›mdan önde gelen bir bölgesel güç olan ‹srail’in kendi ba¤›ms›z ç›karlar›n› yaflama geçirmekten çekinmeyece¤ini biliyor. Çünkü ‹srail de ayn› bölgede at oynatmak, hareket alan›n› geniflletmek isteyen bir ülke konumunda. ‹srail’in Suriye ile bir anlaflmay› gündeme almas›, Kürdistanl› baz› örgütlerle resmi düzeyde iliflkiye geçmesi, ‹srail-Türkiye ittifak›n›n ne derece ince dengeler üzerine kurulu oldu¤unu ortaya koyuyor. Türkiye gibi, emperyalist sistem içinde bölgesel bir güç olma ve alt-emperyalisleflme hedefini benimseyen ‹ran ile iliflkiler ise, tarihsel kökleri olan bir rekabeti gündeme getiriyor. Türkiye’nin yay›lma alanlar› olarak benimsedi¤i Ortado¤u, Balkanlar ve iç Asya’da, ‹ran Türkiye’nin karfl›s›na en önemli rakiplerden biri olarak ç›k›yor. ABD’nin son y›llarda ‹ran’la yak›n iliflkiler gelifltirme politikas› içinde olmas›, ayn› flekilde, Avrupal› emperyalistlerin ‹ran’la gelifltirdi¤i iliflkiler, Türkiye burjuvazisini sürekli tedirgin ediyor ve ‹ran’la gerilim politikas›n›n sürekli gündemde tutulmas›n› sa¤l›yor. Kafkasya ve iç Asya’da Türkiye’nin emperyalist yöneliflinin önündeki di¤er bir önemli engel Rusya’d›r. Rusya, bir dizi ekonomik ve politik güçlükle yüzyüze bulunsa bile, eski bir imparatorluk gelene¤ine, önemli bir askeri güce sahip olmas› nedeniyle, sadece bölgede de¤il, uluslararas› planda da ciddiye al›nan bir güç konumunu koruyor. Özellikle son dönemde, Çin’le gelifltirdi¤i yak›n iliflkiler onun, hesaba kat›lmas› gereken bir güç oldu¤unu ortaya koyuyor. Yunanistan’la kronik sorunlar ise, Türkiye burjuvazisinin sürekli bafla¤r›s› konumunda. Tüm bunlar, Türkiye burjuvazisinin hedeflerini gerçeklefltirmek bak›m›ndan, ne kadar ciddi güçlüklerle ve çeliflkilerle yüzyüze oldu¤unu anlat›yor. Bu ayn› zamanda, devrimimizin nesnel dinamik ve olanaklar›n› da ortaya koyuyor. Devrimimizin sadece dar ulasal s›n›rlardaki olanaklar›n› de¤il, uluslararas› planda da enternasyonal karakter ve etkisini dile getiriyor. Yaflad›¤›m›z topraklarda emperyalist zincirin halkas›n›n k›r›lmas›, sistemin tümünde kal›c› etkiler yaratacakt›r. Devrimimizin Öznel Olanaklar› ve Zaaflar› Nesnel olarak devrime bu derece yak›n olmam›za ra¤men, öznel koflullar bak›m›ndan devrime uzak bulunuyoruz. Bu tümüyle devrimci hareketin, özelde komünistlerin tarihsel görevlerinin bilincinde olmamas›, buna uygun bir ideolojik ve pratik etkinlik gerçeklefltirememeleriyle ilgili bir

maya’n›n prizmas›

sorundur. Devrimci hareketin zaaflar›, otomatikmen burjuvazinin gücü haline geliyor, kriz yönetimi ile sistemin ayakta tutulmas›n› sa¤l›yor. Devrimimizin nesnel olanaklar›n›n kaç›n›lmaz öznel sonuçlar› inkar edilemez. Tüm zaaflar›na ra¤men, yaflad›¤›m›z topraklar, önemli devrimci dinamikleri ba¤r›nda tafl›yor. Tüm ulusal ve uluslararas› koflullarda olumsuzlu¤a ra¤men, küçümsenmeyecek bir devrimci örgütlü¤ün oldu¤u topraklard›r, üzerinde yaflad›¤›m›z topraklar. Kendini devrim ve komünizm davas› ile özdefllefltiren ve bu u¤urda gerekti¤inde can›n› vermeye haz›r yüzlerce militan var. Devrimci hareketimiz, her ne kadar bunun hakk›n› vermese de, önemli bir devrimci deneyime, maddi olanaklara sahiptir. Onlarca devrimci örgütlülük, kendi öznel etkinli¤inden çok, nesnel dinamiklerin öne ç›kard›¤› taze-dinç güçler sayesinde ayakta kalmay› baflarabiliyor. Tüm bunlar var ve bu kan›tlamay› gerektirmeyen bir olgu. Ama, bu güçler son derece da¤›n›k ve parçal›; düzen karfl›t› güçlü bir hareketi gelifltirecek programtik hedeflerden, stratejik ve taktik plandan, ba¤›ms›z, özgür örgütlülükten yoksun. En önemlisi de bunun fark›nda de¤il. Ortaya konulan enerji ve mevcut güçler devrimci bir program ve örgüt zemininde birlefltirildi¤inde, devrimimizin kaderi kendili¤inden de¤iflecek, ama baflar›lamayan da budur. Bu genelde iddia edildi¤i gibi, as›l olarak birlik düflmanl›¤›ndan veya gruplar›n yöneticilerinin kariyerist e¤iliminden de gelmiyor. Aksine devrimci hareketimiz, fazla birlikçi; ama nerede nas›l birleflilece¤i konusunda bir bilinçsizlik, basiretsizlik ve iradesizlik hakim. Gerici Reformlar ve Devrimci Hareket Önceden dile getirilen, ama Maya sayfalar›nda ›srarla üzerinde durulan bir tespit var. En az›ndan, 1994 y›l›ndan bu yana, burjuvazinin gerici reformlar yapma hedefinden bahsediliyor. Kimileri, sonradan buna “restorasyon”, “yeniden yap›lanma” vb. ad›n› takt›. Gerici reformlar plan›n›n iki aya¤› vard›. Birincisi, mevcut dinamikleri ehlilefltirerek, ehlileflmeyenleri de seçmeli terörle ezerek, sistemin istikrar›n› ve yöneliflini güvence alt›na almak. ‹kincisi ise, devletin ideolojik ve politik olarak yeniden yap›land›r›lmas› ve burjuvazinin eskimifl kurumlar› yenileyerek, alt-emperyalistleflme hedefine uygun hale getirmek. Geçti¤imiz, 10 y›ll›k süreye bak›ld›¤›nda bu reformlardan çok söz edildi. Düflünce özgürlü¤ü, örgütlenme, Kürt sorunu konusunda adli ve hukuksal bir dizi reformdan sözedildi ve paketler haz›rland›. Ancak, bugüne kadar bu konuda ciddi hiçbir ad›m at›lmad›¤› gibi, bu alanlarda daha sistematik sald›r›lar gelifltirildi. Ama buna ra¤men, reformlar›n gerçekleflmesi ile beklenen geliflmeler, pratikte ise ad›m at›lmad›¤› halde, sadece ad› çok fazla teleffuz edilerek baflar›ld›. Bir dizi sol örgütlenme, demokrasi beklentisi ile, legaliteye ak›n etti, Türkiye tarihinin hiçbir döneminde, bu kadar fazla “sol”, “sosyalist” parti kurulup, faaliyet göstermedi. Kürt reformunun ad›ndan çok sözedildi, devletin en yetkilileri, “Kürt realitesini tan›yoruz”, “federasyon tart›fl›labilir”, “Bask modelini benimseyebiliriz” dedi, ama bu konularda hiçbir ad›m at›lmad›¤› gibi, Kürtlerin özgürlük savafl›m› en ac›mas›z yöntemlerle bast›r›lmaya çal›fl›ld›. Ama buna ra¤men, “reform” sözünün cazibesine kap›lanlar, sürekli olarak hedeflerini geriye çektiler ve en son baz› kültürel haklara raz› olacaklar›n› söylemesine ra¤men, burjuvazi buna bile yanaflm›yor. Havuç vererek oyalama bir yana, havucun ulafl›lamayacak bir noktada as›l› tutularak gösterilmesi bile, havuç politikas›n›n baflar›s› için yetebiliyor. Bu devrimci hareketin, mevcut haliyle ne derece sistem karfl›t› bir pozisyondan uzaklaflt›¤›n›, yoruldu¤unu, ileriye ç›kma dinamizimini büyük ölçüde kaybetti¤ini kan›tl›yor. Devrimin potansiyel dinamiklerini harekete geçirmenin, tek yolu, hareketin mevcut konumunu aflan yeni bir hareketin yarat›lmas›d›r. Bu hareket güçlerini, mevcut hareketin içinden, onun saflaflt›r›lmas›yla ileriye ç›kan dinamiklerden alacakt›r. Bunun kolay olmad›¤›, yo¤un bir çabay› ve sanc›l› bir süreci gerektirdi¤i flimdiye kadar gösterilen k›smi çabalardan da anlafl›lmaktad›r. Ancak baflka bir yolun olmad›¤› da, pratikte de¤iflik deneyimlerle görülmüfltür. Gerek devrimci hareketten bir fley ç›kmaz diyerek, adeta ona küserek, ama pratikte onu tekrarlayarak, kendi kabu¤una çekilerek, do¤rusal büyümeyi önüne koyanlar›n da; bir an önce birleflmek gerekir diyerek, birli¤in ideolojik, örgütsel zeminini küçümseyerek kolay yoldan güç olmaya çal›flanlar›n da, bir sekt haline gelmifl örgüt ve çevrelere büyük misyonlar biçerek ayakta kalmaya çal›flanlar›n ak›beti ortadad›r. Çözüm, zor olan› yaflama geçirmek ve zaferi güvenceye almaktan geçiyor. P


Say›: 37 P

P A¤ustos ‘99

4 A¤ustos 1914 I. Çapul Savafl› "Genellikle sosyalistler aras›ndaki reformistler ile devrimciler aras›ndaki ayr›m, emperyalist savafl koflullar› içinde zorunlu olarak de¤iflikli¤e u¤ramal›d›r. Her kim ki, burjuva hükümetine, bar›fl imzalamas› ya da 'halklar›n bar›fl iste¤ini ifade etmesi', vb. için 'talepler' sunmakla yetiniyorsa gerçekte reformizme do¤ru kay›yor demektir." (Lenin. Nisan Tezleri, S.59 SY.)

Enternasyonal'in Basel Kongresi’nde, 1912 Kas›m'›nda, emperyalistlerin haz›rlanmakta oldu¤u savafl›n ya¤mac› karakterini anlatan ve iflçileri emperyalist savafl tehlikesiyle savaflmaya ça¤›ran bir bildiri haz›rland›. Bu bildirinin; emperyalist bir savafl›n ç›kmas› halinde, komünistleri, bu savafl›n politik bunal›m›ndan yararlanarak silahlar› kendi burjuvalar›na çevirip devrimin çabuklaflt›r›lmas› yönünde mücadeleye ça¤›ran bir özü vard›. Tarihe Basel Bildirisi olarak geçen bu bildiri II. Enternasyonal partileri taraf›ndan kabul edildiyse de, bu partiler, 1914'te savafl ç›kar ç›kmaz kendi burjuva hükümetlerinin yan›nda yer almakta birbirleriyle yar›flarak, oportünist sulara yelken açt›lar. Bu, ayn› zamanda II. Enternasyonal'in aç›ktan politik ve ideolojik mahvoluflunu ve sonras›nda örgütsel çöküflünü de getirecek bir geliflmeydi. ‹çinden birkaç› hariç hemen hemen tüm II. Enternasyonal partileri, savafl karfl›s›nda “kendi” hükümetlerini desteklemekte mahzur görmediler. Neyse ki, bunda mahzur gören enternasyonalist devrimciler hala mevcuttu. ASDP içinde, Alman burjuvazisine savafl kredisi vermek üzere yap›lan oylamada "hay›r!" oyu veren tek ASDP üyesi vard› ve bu, Liebknecht'ten baflkas› de¤ildi. Bu tarihten sonra önderli¤ini K.Liebknecht ile R.Lüksemburg'un yapt›¤›, daha sonralar› Spartaküs Birli¤i olacak olan Enternasyonal Grubu ve Bolflevikler, bu savaflta kendi burjuvalar›n›n yan›nda yer almay› reddederek "bafl düflman kendi ülkemizdedir, emper yalist savafl› iç savafla çevirmeliyiz" fliar›yla, devrimci propaganda yapmaktan vazgeçmediler. II. Enternasyonal’in, 1. emperyalist paylafl›m (çapul) savafl› karfl›s›nda gösterdi¤i durufltan farkl›laflan bu tutumlar›n alt›nda sadece politik nedenler de¤il, örgütsel sonuçlar› olan nedenler de yat›yordu. Bu farkl› tutumlardan ç›kan en önemli derslerden biriydi. Bu dersi ç›karmak ise Bolfleviklere ve di¤er enternasyonalist devrimcilere kalm›flt›. Ne var ki bugün, Bolfleviklerin ç›kard›¤› bu sonuç unutulmufla benziyor. Bugün hala, "Halklar›n kardeflli¤i", yahut bir burjuva devlete "mazlum" ülke payesi biçilerek (mesela, ABD-Irak savafl›nda, Irak'›n, "mazlum" ülke görülerek, sözümona ABD emperyalizmine karfl› desteklenmesi) savafllar karfl›s›nda taraf olunabiliyor. Oysa Lenin, II. Enternasyonal’in tutumunu kastederek, flu sonucu ç›karm›flt› ve bugün bu sonucu ›srarla tekrarlamaya hala ihtiyac›m›z var; "...hem sosyal-flovenlerle, hem de 'merkez'le tam kopma. Kendi emperyalist hükümetine karfl› ve kendi emperyalist burjuvazisine kar fl› afl›r› bir devrimci mücadele. ‹lke: 'bafl düflman kendi ülkemizdedir.' " (age. S.56) Bolfleviklerin ç›kard›¤› bu sonuç, kuflkusuz örgütsel sonuçlar›na da yans›yacak ve yeni bir enternasyonalin aciliyeti vurgulanacakt›. Do¤rusu buna, II. Enternasyonal’in çökmesiyle ç›kart›lan en önemli sonuç dersek yeridir. Yeridir, zira kurulan yeni Enternasyonal, daha öncekilerden politik, ideolojik ve örgütsel olarak farkl›, gerçek anlam›yla devrimci zeminlerde yükselen bir enternasyonaldi. Çünkü bu Enternasyonal, di¤erleri gibi birbirlerinin içinden ve di¤erinin devam› olarak de¤il, II. Enternasyonale ra¤men ve onun reddi olarak do¤mufl; ideolojik-politik ve örgütsel olarak ona karfl› mücadele etmiflti. Yeni bir Enternasyonal, tüzü¤ünde de aç›kça ifade edildi¤i gibi Komünist Enternasyonal ola-

II.

rak do¤mufltu. Ama bu Enternasyonal, gerçek anlam›yla da enternasyonaldi; ilk kez Komintern'le Avrupan›n d›fl›na ç›k›lm›fl, tüm uluslardan komünistler Komintern saflar›nda örgütlenmifllerdi. *** I. Emperyalist paylafl›m (çapul) savafl›, yeni, devrimci bir enternasyonal için bir dönemeç noktas›, s›çrama tahtas› vazifesi gördü. Bu savaflla emperyalizm, II. Enternasyonal "heyulas›ndan" kurtulmufl olsa da, daha büyük ve gerçek anlam›yla devrimci bir “heyulay›" karfl›s›nda bulmufltu. Ne var ki, Komintern'in düflünceleri ve eylemi çoktand›r unutulmufl durumda. Ama bundan daha kötüsü, emperyalizmin dünden daha vahflice sald›rganlaflmas› ve nesnel koflullar›n dünden daha fazla uygun olmas›na ra¤men, böyle bir eksikli¤in hissedilmiyor olufludur. Oysa bugün, Devrimci bir Enternasyonale dünden daha fazla ihtiyaç oldu¤u kesin. Zira insanl›¤›n bunal›m›, kapitalizmi tarihin çöp sepetine atacak olan devrimcilerin bunal›m›ndan ibaret haldedir. Çünkü Komintern, nesnel bir gereklilikten öte, öznel bir ihtiyac›n ürünü olarak flekillenmifl ve dünya proletaryas›n› u¤runda dövüflülüp ölünecek tek bir bayrak alt›nda savaflmaya davet etmiflti. Bugün bu ça¤r›ya en fazla komünistlerin ihtiyac› vard›r ve komünistlerin görevi; bu ça¤r›ya kulak vermek, u¤runda dövüflülmeye lay›k tek bayrak olan Enternasyonal bayra¤›n› emperyalizmin burçlar›na dikmektir. "Komünist Enternasyonal, dünya proletaryas›n› bu son kavgaya davet ediyor. Silaha karfl› silah! fiiddete karfl› fliddet! Kahrolsun ser mayenin emperyalist tertipleri! Yaflas›n proleter sovyetlerin uluslara ras› cumhuriyeti! " (Komünist Enternasyonal Platformu. Lenin döneminde Komünist Enternasyonal. -Belgeler- C.1, S.88, Maya kitaplar›)

-


37