Page 1

YIL: 3

SAYI: 31

15 Ocak 1999

200.000 TL. (KDV Dahil)

Ba¤›ms›z, Devrimci Bir Seçenek ‹çin Görev

Devrimci Parti Güçlerinin!

B

urjuva cephede hükümet krizleri temelinde bafldöndürücü h›zdaki geliflmeleri bir yana b›rak›rsak, politik ortamda görece canlanman›n ortaya ç›kaca¤› bir döneme giriyoruz. Hükümet krizi temelinde yaklafl›k birbuçuk ayd›r süren burjuva cephedeki klik savafl›, geçici ve ortak bir çözümün bulunmas› ile sonuçlanm›fl durumda. Burjuvazi, en az›ndan belirlenen seçimlere kadarki süreyi, art›k gelecek için

q

Devrimci parti güçleri, bir bak›ma geçen y›l oynad›¤› rolü oynayabilmek bak›m›ndan, dezavantajl› bir durumda olsa da, iddialar›n›n arkas›nda durduklar› ve varolufl zeminlerinin hakk›n› verdikleri ölçüde, bu durumun bir avantaja bile dönüfltürülmesi, devrimci parti potansiyellerine yeni bir seçenek sunmas› da olanakl›d›r. ciddi bir politik misyonu kalmam›fl Ecevit’i öne sürerek geçirmeyi ve önümüzdeki günlerdeki hamlelerine haz›rl›k yapmay› hedeflemektedir. Burjuva cephedeki h›zl› politik

trafi¤e ve iki ayd›r süren belirsizli¤e ra¤men, burjuva devletin süreklili¤i ciddi bir aksama olmadan devam etti. Politik arenada köklü bir de¤ifliklik ortaya ç›kmad›¤› sürece de, burjuvazinin gelecekte de bu

Irak diktatörlü¤ü, ABD karfl›s›nda ezilen ulus durumunda de¤erlendirilmektedir. Oysa, ezilen bir ulus sözkonusu oldu¤unda, Irak diktatörlü¤ü taraf›ndan ezilen ve zaten Ortado¤u’nun di¤er üç devletinde de varolan Kürtlerin ezilmesidir. Bunu yapan ise salt ABD de¤il, Irak, TC, Suriye ve ‹ran’d›r.

A

ral›k ay›n›n sonlar›na do¤ru ABD ve ‹ngiltere taraf›ndan Irak’a yönelik yap›lan füze sald›r›s›, 98’in bafl›ndan itibaren sinyalleri verilmifl olan, dolay›s›yla sürpriz olmayan bir geliflme olarak yafland›. 98 y›l› içinde çeflit-

li kereler, yeni bir körfez krizi ad› alt›nda, ABD ile Irak aras›nda gerginlikler, karfl›l›kl› tehdit savurmalar yaflanm›flt›. Bu tehditlere vesile olan neden ise, BM’nin, Irak’taki kitle imha silahlar›n› denetlemekle görevli komisyonunun çal›flmalar›-

‹NSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMES‹’N‹N KABULÜNÜN 50. YILDÖNÜMÜNDE SÜREG‹DEN YANILSAMALI YAKLAfiIMLAR Çeliflkili olarak görünse de, bu dünya tablosunda “insan haklar›” uzlaflmaz karfl›tl›klara sahip olan s›n›flar›, daha farkl› bir ifadeyle sömüren ve sömürülenleri, bedel ödeyen ve bedel ödetenleri, birçok farkl› sosyal kesimi, kifliyi, siyasal partiyi, devleti biraraya getiren

t›ls›ml› bir kavram oldu. Ba¤daflmaz ve çeliflik ç›karlara sahip burjuvazi ve proletarya ve onlar›n sözcüleri taraf›ndan ortak bir kavram olarak sahiplenildi, benimsendi ve kullan›lageldi . Ç SAYFA 8

na Saddam’›n engel ç›kartmas› olarak gösteriliyordu. Son sald›r›dan önce yaflanan gerilimde, ABD ve ‹ngiltere bir dahaki sefere Saddam’› uyarmaya ve BM’den “izin almaya” gerek duymadan bir sald›r›ya girifleceklerinin sinyallerini vermifllerdi. Son sald›r› ise, “Ortado¤u halklar›n› Saddam canavar›ndan kurtarmak” ad› alt›nda, eskiden yap›lmayan biçimde, aç›ktan Saddam›n devrilmesi hedefinin ilan edilmesi eflli¤inde yafland›. Türkiye’de ve dünyada da, devletler taraf›ndan olayla ilgili yap›lan de¤erlendirmelerde, sorun Saddam’›n kiflili¤i etraf›nda gösterilmeye çal›fl›ld›. Hiç kimse, ne hikmetse tüm devletler taraf›ndan sorunlar›n kayna¤› olarak gösterilen Saddam’›n, nas›l olup da hala yokedilemedi¤ini sorgulamad›. Füze sald›r›s›n›n Á

Devam› 2. Sayfada

süreklili¤i devam ettirmesinin önünde ciddi bir engel yoktur. Hükümet krizi gibi görünen geçen iki ayl›k olaylar ise, burjuvazinin bir hükümet kuramamas›ndan ziyade, burjuvazinin orta ve uzun vadede hedeflerini gerçeklefltirmeye dönük, k›sa dönemli hamle hesaplar›n› anlat›yordu. Cumhurbaflkan› Demirel’in de aç›kça ifade etti¤i gibi, burjuvazinin as›l hedefi devletin örgütlenmesinde reformlar temelinde yeniden yap›lanmay› gerçeklefltirmektir. Komünistler y›llar önce bu reformlar›n, burjuvazinin yeni yönelifllerine uygun olarak devletin yeniden yap›lanmas› ve devrimci hareketin seçmeli terörle ezilmesi oldu¤unu ifade etmifllerdi. Bu hedef, burjuva devletin örgütlenmesindeki merkeziyetçi ve otoriter yap›n›n yasal güvencelerle kurumlaflt›r›lmas› ve süreklili¤inin sa¤lanmas›d›r. Öte yandan ise, devletin hareket yetene¤ini güçlendirecek idari reformlar›n gerçeklefltirilmesidir. Baflkanl›k veya yar› baflkanl›k sistemi olarak adland›r›lan politik sistem, her fleyÁ

Devam› 4. Sayfada

l Toplusözleflmeler Birer Birer ‹mzalan›yor...s. 3 fiiarlar›n Dili: “Sosyalizmin Bayra¤›n› Meclise Dikece¤iz”s. 6 l Devrimci Önderlik Krizinin Sonuçlar›ndan Üniversiteler Muaf De¤ildir! s. 11


2

Say›: 31 P Ocak ‘99

Irak Diktatörlü¤ü, ‘Mazlum’ De¤il, Paylafl›m Kavgas›n›n Aktörlerindendir! de edilebilecek olan baflar›lar de¤il, u¤runda mücadele edilmesi gereken hedeflerdir. Dolay›s›yla, önündeki engellere tak›lmad›¤›, sürprizlerle karfl›laflmad›¤› sürece bu yönde geliflebilecek olan, ancak tam da Ortado¤u’daki dinamikler nedeniyle de her zaman için bozulmaya ve altüst olmaya aç›kt›r. ABD ve ‹ngiltere’nin Ortado¤u’da att›¤› ad›mlara da bu bilincin yans›d›¤›n› söylemek mümkündür. Emperyalist yeniden paylafl›m›n Ortado¤u’yla ilgili k›sm›nda, emperyalist odaklar›n hiç birisi tek bir ata oynamamakta, mümkün oldu¤unca farkl› “kartlar›” cebinde haz›r tutmaya çal›flmaktad›r. Irak somutunda de¤erlendirecek olursak, bölgenin yeniden paylafl›m›nda, mümkün oldu¤unca fazla pay sahibi olmak derdindeki bir Irak devletini hesaba katmadan yap›lacak bir de¤erlendirme, her zaman için eksikli bir de¤erlendirme olarak kalacakt›r. Bugüne kadar, Ortado¤u ile ilgili yap›lan de¤erlendirmelerde, emperyalizm ve paylafl›m kavgas› boyutu gündeme geldi¤inde bunun temsilcisi olarak ABD görülmekte, Irak’›n da sonuçta bir burjuva diktatörlü¤ü oldu¤u ve her devlet gibi belli bir s›n›f›n ç›karlar›n›n aleti oldu¤u gözden kaç›r›lmakta, Irak’›n bir burjuva devlet olarak belli hedeflerinin ve kendisine biçti¤i bir misyonun oldu¤u hiç hesaba kat›lmamaktad›r. Böyle yap›ld›¤›nda, ister istemez, Saddam denen kifli, ABD ve emperyalizm karfl›t› bir kimlikle özdeflleflmekte, onun halk›n› katleden kötü kiflilikli bir diktatör oldu¤u söylenmesine Ne hikmetse, Ortado¤u’ya ra¤men, bunun s›n›fsal kökenine inilememektedir. Antiyönelik her sald›r›da devrimci emperyalizmi ABD karfl›t›l›¤›yla özdefl görenler aç›s›nhareket, bir yandan Saddam’›n da bir dan, Saddam bir diktatördür, ancak anti-emperyalist rol oynayan bir diktatördür. Böylece diktatör oldu¤unu, Halepçe ABD karfl›s›ndaki Irak diktakatliam›n› hat›rlatmaktad›r, ancak törlü¤ü, ister istemez ehven-i fler olarak de¤erlendirilmektebunun fark›nda oldu¤unu belli dir. Emperyalizmin bir dünya sistemi de¤il de, bir ülkenin etmekle birlikte, Irak halk›na yönelik uygulad›¤› ve istedi¤i zaman de¤ifltirebilece¤i bir politika bir sald›r› saptamas›n›n hemen olarak kavranmas›, ilgili özneleri muhalif konuma sürükleard›ndan, Irak’taki ezilen kesimlerin yen, at›lacak devrimci ad›mlakurtuluflu bak›m›ndan Irak’ta rejimin ra hizmet etmeyen de¤erlendirmelerin yap›lmas›na neden olmaktad›r. ‹flin do¤rusu, sürey›k›lmas› hedefi de¤il, ABD’nin gitmekte olan paylafl›m kavgaçekilmesi hedef konulmaktad›r. s›nda, nas›l ki ABD bir özne olma iddias›ndaysa, gücü ölçüsünde Irak da benzer bir id-

Á

Bafltaraf› 1. Sayfada

ramazan ay›n›n bafllamas› nedeniyle k›sa kesilece¤inin belirtilmesi ve ilk sald›r›lar›n ard›ndan, küçük çat›flmalar d›fl›nda önemli bir sald›r›n›n yaflanmad›¤› da gözönüne al›nd›¤›nda, ABD ve ‹ngiltere’nin orta vadeli planlar›yla bu durumun ilgisi ortaya ç›k›yor. Ancak bu plan, hiç de gösterilmek istendi¤i gibi Saddam’›n alafla¤› edilmesi etraf›ndan dönmekte de¤ildir. Sorun ne Saddam sorunudur, ne de uçkur davas›ndan dolay› kaybetti¤i prestijini tekrar kazanma derdinde olan Clinton sorunudur. Sorun, Ortado¤u’daki istikrar›n sa¤lanmas› aray›fllar› içinde çeflitli öznelerin bundaki pay› ve rolüyle ilgilidir. ABD ve ‹ngiltere’nin sald›r›s›ndan önceki geliflmelere k›saca bir gözat›ld›¤›nda, ABD’nin 2000’li y›llar plan›n›n giderek netleflmekte oldu¤u ve at›lan ad›mlar›n, tafllar›n yerli yerine oturtulmas›yla ilgili oldu¤unu görmek mümkün. Bu geliflmelerden en önemlileri, ‹srail ile Filistin aras›ndaki anlaflman›n yap›lmas›, bunun ard›ndan Clinton’un da kat›l›m›yla yap›lan toplant›da FKÖ’nün amaç maddesinde bulunan ‹srail devletinin y›k›lmas›yla ilgili bölümün ç›kar›lmas›, PDK ve YNK’nin imzalad›¤› anlaflma, ‹srail-Türkiye yak›nlaflmas›, ABD’nin ‹ran’la karfl›l›kl› olarak birbirlerine yeflil ›fl›k yakmalar› vb. Ortado¤u’daki netleflmekte olan yöneliflleri göstermesi bak›m›ndan anlaml› verilerdir. Ancak, bu netleflen yönelifl ve planlar uluslararas› burjuvazi aç›s›ndan, bir ç›rp›da el-

dia ve niyete sahiptir. Elbette ki, bu iki devlet, güç bak›m›ndan birbirinin ayn› de¤ildir. ABD bu paylafl›mda ba¤›ms›z bir emperyalist odak iken, içinde TC’nin de bulundu¤u Ortado¤u’daki devletler, bu paylafl›mda ba¤›ms›z bir özne olarak rol oynayabilecek durumda de¤ildirler. Irak da bunlardan birisidir. Ortado¤u ve dünya için, s›k s›k sözü edilen çeflitli eksenler ve bloklaflmalar tam da bu gerçekle ilgilidir. Örne¤in ABD aç›s›ndan, Ortado¤u’daki hedeflerine varmak üzere yollar›n›n çak›flaca¤›, kendisine rol verebilece¤i birden fazla aday ülke vard›r. TC ve ‹srail bunlardan en belirginleri iken, bunlar›n ard›ndan güçlerine göre ise ‹ran, M›s›r vb.dir. Öte yandan, Ortado¤u üzerine hesap yapan tek büyük emperyalist güç ABD ve onunla iflbirli¤i içindeki ‹ngiltere de¤ildir. Fransa, Rusya, hatta Japoya ve Çin’in de bölge üzerinde planlar› ve hedefleri vard›r. BM içindeki tart›flmalara, Avrupa Birli¤i ve ABD aras›ndaki rekabet ve çat›flmalara yans›yan da bu hesap ve ç›kar çat›flmalar›n›n varl›¤›d›r. Irak’a yönelik son sald›r›ya da, bu bilinçle yaklafl›ld›¤›nda, sald›r›n›n desteklenmesi veya k›nanmas›, ABD’nin Irak’a dair yeni plan olarak Saddam’›n devrilmesi hedefini göstermesi vb. de yerli yerine oturmaya bafllar. Sözkonusu olan, Ortado¤u’daki yeniden paylafl›m›n sisteme zarar vermeden, sistem içinde sürmesinin önündeki engellerin temizlenmesi konusunda at›lacak ad›mlarla ilgilidir. ABD’nin Saddam› devirme hedefini belirltmesine bak›larak yap›lacak de¤erlendirmeler, bu gerçekleri görmekten uzakt›r. Asl›nda sorun, bu dinamiklerin ve engellerin temizlenmesinde ve bu sayede sürdürülen paylafl›mda, kimin kiminle iflbirli¤i yapaca¤›n›n netleflmesidir. Irak özelinde ise, Saddam’›n bu yönde yüzünü Çin ve Rusya’ya de¤il de, ABD ve ‹ngiltere’ye dönmeye zorlanmas›na dair bir çaba sözkonusudur. Çünkü, bölgedeki en önemli devrimci dinamik olan Kürt dinami¤i karfl›s›ndaki tutumlar›, hem Saddam’›n, hem ABD’nin gerek geçmiflteki pratiklerinden, gerekse bugünkü yaklafl›mlar›yla ortadad›r. Bu dinamiklerin sindirilmesi ve Ortado¤u’nun bunlardan temizlenmesi iflini ABD ve Saddam’›n birlikte yapmamas› için önemli bir neden yoktur. Dolay›s›yla, ABD’nin Saddam’› devirmeyi hedefledi¤ini aç›klamas›, Saddam› bu do¤rultuda iflbirli¤ine zorla-

ma amac›n› da tafl›yor. Öte yandan ise, Barzani ve Talabani’nin anlaflmas›n›n sa¤lanmas› ve bu güçler üzerinden Güney Kürdistan’› kontrol alt›na alma çabas› da, direkt olarak bu güçler üzerinden de¤il, bu güçlerin federatif bir Irak yap›s› alt›nda biraraya getirilmesiyle imkan dahiline girecektir. ABD’nin Irak’taki di¤er muhalif gruplar› örgütlemek için 97 milyon dolarl›k bir ödenek ay›rmas›, bölge üzerinde kontrol sa¤laman›n ABD aç›s›ndan stratejik önemini de yans›tmaktad›r. Tüm bunlar, tek ata oynaman›n garantili olmamas›yla ilgilidir. Öyle bir durum olabilir ki, Irak halk›n› arkas›na alan güçlü ve merkezi bir Irak devleti, Saddam’l› ya da Saddam’s›z gerçekleflebilir. Yine ayn› flekilde, Irakl›lar› arkas›na alman›n sa¤lanmas›, federatif bir yap›yla mümkün olacaksa, o zaman da federasyonun sa¤lanmas› gündeme gelecektir. Dolay›s›yla tek tek güçler veya tek tek kifliler aras›ndaki iliflkilerden öte, verili bir sistem içinde oluflan güçler iliflkisini ve buradaki devletlerin rollerini ele alarak yaklaflmak gerekir. Kifliler üzerinden yap›lan de¤erlendirmelerse eksikli olarak kalmaya mahkumdur. TC aç›s›ndan ise, PDK-YNK anlaflmas›n›n ard›ndan hemen beyan edilen bir rahats›zl›k sözkonusu olmufltu. Bu rahats›zl›¤›n nedeni, “kazara” Saddam’›n devrilmesinin sadece Irak’› de¤il, bir bütün olarak bölgedeki dengeleri altüst ederek, devrimci geliflmelerin yaflanmas› olas›l›¤›ndan ve ABD’nin Kuzey Kürdistan’› da içine alan gizli bir plan›n varl›¤›ndan duydu¤u korkudur. Talabani ve Barzani’nin federasyon kurmas› fikrine karfl› oldu¤u için de¤il; asl›nda bunun kazas›z belas›z gerçekleflebilece¤ini bilse hiç de sorun kalmayacakt›r. Zaten hem ABD, hem Irak, hem de TC aç›s›ndan bölgedeki hassas dengeleri altüst etmeden ad›mlar atabilmeyi sa¤lamakla ilgilidir. TC’nin sürekli olarak Irak’›n toprak bütünlü¤ünden bahsetmesi de ayn› kayg›n›n ürünüdür. Kendisi, Güney Kürdistan’a göz dikmifltir, ancak buraya do¤ru yay›lma hevesini gerçeklefltirmesinin önünde engeller de vard›r, Irak’›n toprak bütünlü¤üne duydu¤u hassasiyet, tam da bu bölgede kurulacak bir Kürt devletinden duydu¤u korkuyla ilgilidir. Böyle bir devletin kurulmas›ndansa, Saddam’›n baflta oldu¤u güçlü bir Irak’›n varl›¤› TC aç›s›ndan tercih edilebilir bir yoldur.


3

Say›: 31 P Ocak ‘99 Ortado¤u’da yaflanan sorunlara ve en son Irak’ta yaflanan geliflmelere, tek tarafl› bir gözlükle de¤il, bir bütün olarak emperyalist sistem ve buradaki güçler iliflkisi ve çat›flmas› aç›s›ndan bak›ld›¤› zaman, at›lacak ad›mlar› netlefltirmek için hiç de karmakar›fl›k tahlillere ihtiyaç olmad›¤› görülecektir. Bu sistem içinde Clinton ve ABD sistemle özdeflleflmifltir, ama hiç kimse Saddam’›n da bu sistem içinde oldu¤unu bilince ç›karamamaktad›r. Elbette ki güçler farkl›d›r, ancak Saddam’›n sistemin d›fl›nda olmad›¤›n›n kavranmas› gerekiyor. Irak’a yönelik sald›r› da, sistem içinde bugüne kadar süren politikan›n baflka araçlarla sürdürülmesinden ayr› bir anlam ifade etmiyor. Bu çerçevede anlafl›lmad›¤› zaman, savafl sadece insanlar›n öldürülmesi ve fliddet boyutuyla görünür ve de¤erlendirilir ve böyle de¤erlendirenleri bunun karfl›s›nda bir muhalefet hareketi olmaya iter. Devrimci hareketin Irak’a yönelik füze sald›r›s›na iliflkin tutumlar›na bak›ld›¤› zaman, belli ortak noktalar›n öne ç›kar›ld›¤› görülüyor. Bunlardan bir tanesi, “ABD’nin iki yüzlülü¤ü”dür. Yani, “Irak’›n silahlar›n› bahane ediyor, ancak kendisi en büyük silah üreticisi ve sat›c›s› oldu¤unu gizlemektedir” biçiminde bir de¤erlendirme sözkonusu. Ortaklafl›lan di¤er bir nokta, ABD’nin BM hukukunu bile tan›mad›¤›n›n teflhiridir. Savafl karfl›s›nda ise, ABD’nin Ortado¤u’dan defolmas›, ‹ncirlik üssünün kapat›lmas›, savafla karfl› ç›k›lmas›, anti-emperyalist görevlere yo¤unlafl›lmas› ça¤r›s› vb.dir. Tüm bunlar tam da, sorunun emperyalist sistem içinde yaflanan karfl›l›kl› çat›flmalarla ilgisini kurmaktan çok, ABD flahs›nda tarif edilen bir emperyalizm ve ABD’nin bölgeden çekilmesi hedefini güden bir antiemperyalist görevler sözkonusu olmaktad›r. Oysa anti-emperyalizm, ABD karfl›tl›¤›ndan farkl› bir fleydir, ABD’yi de kapsayacak biçimde tüm bir sistemi, bu arada Irak’› da karfl›s›na almay› hedeflemesi gerekir. Ancak ne hikmetse, Ortado¤u’ya yönelik her sald›r›da devrimci hareket, bir yandan Saddam’›n da bir diktatör oldu¤unu, Halepçe katliam›n› hat›rlatmaktad›r, ancak bunun fark›nda oldu¤unu belli etmekle birlikte, Irak halk›na yönelik bir sald›r› saptamas›n›n hemen ard›ndan, Irak’taki ezilen kesimlerin kurtuluflu bak›m›ndan Irak’ta rejimin y›k›lmas› hedefi de¤il, ABD’nin çekilmesi hedef

konulmaktad›r. Bu da, sorunun insan haklar› boyutuyla kavranmas› ve savafl karfl›t› bir kimli¤i zorlamaktad›r. Ayr›ca, buradaki bir kafa kar›fl›kl›¤› da, ABD’nin sald›r›s›na karfl› ç›k›l›rken yap›lan bir itirazda ortaya ç›kmaktad›r. Buna göre, ABD’nin yapt›¤› sald›r›yla ilgili olarak, Irak halk›n›n kaderini ABD’nin tayin edemeyece¤i belir-

tilmektedir. Sanki, ABD sald›rmasa, Irak halk› kendi kaderini tayin edebilirmifl gibi. Öte yandan da, Irak halk›n›n kendi kaderini tayin hakk› denilerek, Irak diktatörlü¤ü, ABD karfl›s›na ezilen ulus durumunda de¤erlendirilmektedir. Oysa, ezilen bir ulus sözkonusu oldu¤unda, Irak diktatörlü¤ü taraf›ndan ezilen ve zaten Ortado¤u’nun di¤er

üç devletinde de varolan Kürtlerin ezilmesidir. Bunu yapan ise ABD de¤il, Irak, TC, Suriye ve ‹ran’d›r. Bu ezilen Kürt ulusunun kendi kaderini tayin etmesi, ABD’nin sald›rmamas›yla sa¤lanabilecek bir fley de¤il, Kürtlerin kurtuluflunu ve ülkenin özgürleflmesini hedefleyen bir öznenin varl›¤›yla mümkün olacakt›r. J

Toplusözleflmeler Birer Birer ‹mzalan›yor Sendika Bürokratlar› ‹flçilere ‹hanet Mi Ediyor?

çinde bulundu¤umuz aylar, iflçi s›n›f›n›n önemli bir kesiminin toplusözleflmelerinin gündemde oldu¤u bir dönemdir. Toplusözleflmelerin yo¤unlaflt›¤› dönemlerde, devrimci hareketimizin iflçi s›n›f›na dönük ilgisinin artt›¤› biliniyor. Bu ilgi, daha iyi bir toplusözleflme yapma ve sendika bürokratlar›n› iflçiler nezdinde teflhir etme fleklinde kendini ortaya koyuyor. Devrimci hareket, iflçi hareketiyle sa¤lam ba¤lara sahip olmad›¤› için, genelde iflçiler için önerilen tutumlar d›flardan bir ö¤üt vermenin ötesine geçmemektedir. Ço¤unlukla da bu ö¤ütler, gazete sayfalar›nda kalmaya mahkum kalmaktad›r. Hatta baz›lar› h›z›n› da alamayarak, “Genel Grev, Genel Direnifl” önerisinde bulunmakta, bunun gazete sayfalar›nda ajitasyonunu yapmaktad›r. Kald› ki, toplusözleflmeler vesilesi ile gündeme getirilen öneriler, yaflama geçirilse bile, iflçi s›n›f›n›n s›n›f bilincini bileme sonucunu yaratmaktan çok, iflçi s›n›f›n› daha fazla mevcut konumuna, bir s›n›f›n üyesi olarak davranmaya de¤il, kesimsel ç›karlar›na daha fazla ba¤lanma sonucunu yaratmaktad›r. Ama herhalde, devrimci hareketin s›n›f hareketi karfl›s›nda zaaf›n› en fazla ortaya koyan olgu ise, toplusözleflmeler gündeme geldi¤inde, özünde sendika bürokratlar›n›n önerilerinin pek de ötesine geçmeyen önerilerde bulunma, toplusözleflmeler yap›ld›¤›nda ise, (ki, sendika yöneticileri son derece “gerçekçi” ve s›n›f bilincine, yani varl›¤›n› burjuva düzenin bekçili¤ine ba¤layan burjuva bilince uygun olarak toplusözleflmeleri imzalamaktad›r) onlar›, “neden baflta söyledi¤inize uygun davranmad›n›z, siz iflçilere ihanet ettiniz” diyerek suçlama ve bunun iflçiler nezdinde prim yapmas›n› bekleme tutumudur. Oysa gerçekte, ortada ne bir ihanet vard›r, ne de sendika bürokratlar›n›n ahlak› ile ba¤daflamayacak bir ikiyüzlülük vard›r. Birincisi, sendika bürokratlar›, burjuva politikac›lar›ndan miras ald›klar› bir tutumla, pazarl›¤a bafllarken ç›tay› yüksekte tutmakta, deyim uygunsa tribüne oynamakta; ama grev aflamas›na gelindi¤inde, “gerçekçi” (ifl bar›fl›, ülkenin içinde bulundu¤u koflullar, iflten atma riski, sendikan›n uzun bir greve dayanamayaca¤› vb. bu “gerçekçi”li¤in en önemli temalar›d›r) davranarak ortak bir noktada anlaflma tutumunu benimsemektedirler. Do¤rusu, bu duruma, y›llard›r ayn› fleyler yap›ld›¤› için ve kesimsel ç›karlar›na uygun düfltü¤ü için (çünkü, iflin ucunda iflsiz kalarak aç kalmak, tazminats›z iflten at›lmak da var) iflçilerin de pek bir itiraz› olmaz. Dolay›s›yla devrimci hareketin, hararetle “ihanet” aç›klamalar›, zaten iflçiler taraf›ndan bilindi¤i için, bunun iflçiler üzerinde ilerletici bir etkisi olmaz. ‹kincisi bir ihanetten sözedebilmek için, önceden sendika bürokratlar›n›n do¤ru bir pozisyonda, iflçi s›n›f›n›n ç›karlar›n› savunan bir pozisyonda olmas› gerekir. Gerçekte böyle bir durum olmad›¤› için, olan bir ihanet de¤il, sen-

dika bürokratlar›n›n misyonuna uygun olarak, burjuva düzenini tehdit edecek davran›fllardan kaç›nma, “ifl bar›fl›”n› gözetme tutumuna uygundur. “Bir kriz varsa, biz de üzerimize düfleni yapar›z” söylemi, tam da bu misyonun gere¤i olarak söylenmektedir. Bunda samimiyetsiz olan bir durum da yoktur. Burada as›l üzerinde durulmas› ve yad›rganmas› gereken, devrimcilerin devrimci s›n›f politikas› ad›na, sendika bürokratlar›ndan, azçok deneyime sahip iflçilerden daha fazla bir beklentiye girmesi, bu gerçekleflmedi¤inde ise, yaflad›¤› hayal k›r›kl›¤›d›r. Asl›nda her fley, herkesin gözü önünde olmakta ve gizlenmeye de gereksinim duyulmamakta. En son tekstil iflçilerinin toplusözleflme görüflmelerinin geldi¤i nokta; Türk-‹fl ve Hak-‹fl’in grev aflamas›na gelindi¤i son günlerde toplu sözleflme imzalamas›, D‹SK’in ise grevi bafllatma durumu ve konuyla ilgili aç›klamalar, durumu yeterince yans›tmaktad›r. Sabanc›’n›n iflyerlerinde greve gitmek zorunda kalan D‹SK’in baflkan›n›n flu sözleri, en ileri tav›r› alan sendikac›lar›n ruh halini ve soruna nas›l bakt›klar›n› anlat›yor. Budak önce iflbirli¤i yapmakta anlaflt›klar› ve son günde toplusözleflmeyi imzalayan Türk-‹fl temsilcisine k›z›yor. “Herkesin ihanet etti¤i bir sosyal mücadele sonuç vermez. E¤er Polat sendikac›ysa, zaten herfley bitmifl demektir. Her s›n›f kendi s›n›fdafl olma konumunu bilmelidir.” Sonra da Tekstil ‹flverenleri Sendikas› Baflkan› Halit Narin’i suçluyor: “Narin devlet paras›yla hovardal›k yapan adam. Bu ülkeyi yönetenler, Narin, Cavit Ça¤lar gibi kiflilere bu ülkenin paras›n› peflkefl çektiler. Yahu yeter, biraz insaf edin. Kimse vatan›na bu kadar hain siyaset yapamaz. Sanaycileri de k›n›yorum... ‹flçi düflman›, D‹SK düflman›. D‹SK’e hala 20 y›l önceki gibi bak›yor. Görüflmelerde Sabanc›yla hiç bir s›k›nt›m›z olmad›. Mensa önümüzdeki y›l için 75 milyon dolar ihracat garantisi alm›fl, grev istemiyor. Ama o adam herkesi greve götürmek istiyor.” Budak, bas›n mensup lar›n›n grev gözcüsü önlü¤üyle görüntü alma isteklerini ise, “bu çok ifltahla üzerine atlad›¤›m›z bir grev de¤il. Bu greve zorland›k” sözleriyle reddetti. Toplusözleflmeyi imzalayan Öziplik-‹fi’in temsilcisi ise, bir oldu bittiye getirildiklerini, “iflçiler dayatmayla sefalet ücretine mahkum edilmifltir” diyerek mazeretini aç›klad›. Tablo bu kadar aç›kken, hala devrimci hareketimizin, s›n›f devrimcili¤i ad›na, sendika bürokratlar›ndan s›n›f ad›na tutum tak›nma, hatta oldu olacak bir genel grev örgütleme tutumu beklemeleri nas›l aç›klanabilir? Gerçekten kim kime ihanet ediyor, ya da kim kimi aldat›yor? Anlafl›lan odur ki, devrimci s›n›f›n devrimci önderli¤i yarat›lana kadar, devrimci hareket kendi içinde proleter devrimciler ve popülistler, ekonomistler olarak ayr›flana kadar bu sorular› sormaya devam edece¤iz. J


4

Say›: 31 P Ocak ‘99

Devrimci Bir Seçenek ‹çin Görev Devrimci Parti Güçlerinin! Á

Bafltaraf› 1. Sayfada

den önce, yürütmeye daha fazla inisiyatif alan› b›rakan politik gericili¤in art›r›larak devam ettirilmesini ifade ediyor. Maya ç›kt›¤›ndan bu yana, sürekli vurgulad›¤›m›z gibi, burjuvazinin politik yönelifli iki eksende geliflmekte ve her yeni geliflme, devrimci bir önderlik sorunu çözülmedi¤i ölçüde bu eksenlerin çevresinde çözülmeye çal›fl›lmaktad›r. Bu iki eksen, birbiriyle iliflkili bir biçimde, burjuvazinin alt-emperyalistleflme hedefini, TC’nin bölgede, emperyalizmin tafleronu olarak, emperyalist hiyerarflide bir basamak atlamay› ve gerici reformlar›n yaflama geçirilmesini ifade etmektedir. 28 fiubat süreci, bu hedefleri gerçeklefltirmede, burjuvazi aç›s›ndan bir dönüm noktas›n› ifade ediyor ve art›k burjuvazinin genifl kesimlerinde de aç›kça ifade edildi¤i gibi, bu süreç kesintiye u¤ramadan devam etmektedir. Bugün, bir k›s›m burjuva politik güçler, bir ölçüde kendilerini de hedefleyen bu sürece karfl› bir direnç gösterse de, gelinen noktada bu direnç de büyük ölçüde zaafa u¤ram›flt›r. RP’nin Fazilet Partisi’ne dönüflümü, sadece ad ve görünüflte bir de¤ifliklik ortaya ç›karmam›fl, bu partinin kendini burjuvazinin yeni yönelifline uyumlulaflt›rma sürecinin de bafllamas› anlam›na gelmektedir. Ayn› flekilde, burjuvazinin belli bir dönem gereksinimlerine yan›t veren ve bu çerçevede özel konumunu da güçlendirerek kurumlaflan DYP ise, bir yandan hükümetten düflürülmesinin haz›ms›zl›¤›n› yaflasa da, Ecevit’in az›nl›k hükümetine destek vererek, burjuvazinin politik yönelifline karfl› ciddi bir itiraz›n›n olmad›¤›n›, 28

Gündemde olan seçim atmosferi, Mart-May›s aras›ndaki geleneksel gündemin etkisi ile, devrimci hareket nezdinde ciddi bir politizasyonun yaflanaca¤› yeni bir dönem gündemde. Ayr›ca, iflçi s›n›f›n›n belli kesimlerinin bu dönemde toplusözleflmelerinin gündemde olmas› da, bu politik canlanmaya katk›da bulunacak bir baflka faktör durumundad›r.

fiubat sürecinin devam› olan bir hükümet seçene¤ini benimseyerek ortaya koymufltur. Burjuvazi, Ecevit’in az›nl›k hükümeti çerçevesinde hükümet krizine çözüm bulmufl görünse bile, bu çözümün, hedeflerini gerçeklefltirmek için yeterli olmad›¤› konusunda son derece aç›kt›r. Çünkü burjuvazi, ordunun devlet yönetimindeki belirleyici konumunu kurumlaflt›racak, s›k s›k ortaya ç›kan hükümet de¤iflikliklerinden etkilenmeyecek, uzun vadeli hedeflere yönelecek bir politik istikrar› yaflama geçirecek politik yap›lanmay› hedeflemektedir. Burjuva bas›nda “Baba Modeli” olarak adland›r›lan, gerçekte “devlet baba” modeli olan bu hedefler; Cumhurbaflkan›’n›n iki turlu genel referandumla seçilmesi, seçimleri yenileme yetkisinin Cumhurbaflkan›’na verilmesi, Milletvekillerinin bakan olmas› ile meclis üyeli¤inin sona ermesi, 12 Eylül’de kald›r›lan senatonun yeniden kurulmas›, iki turlu, dar bölge sistemine dayanan seçim sistemi, belediye baflkanlar›n›n iki turda seçilmesi, Cumhurbaflkan›’na flarts›z referandum hakk› verilmesi, bunal›m durumunda ç›k›fl mekanizmalar›n›n anayasada belirlenmesi, yerel yönetimlerin yetkilerinin art›r›larak merkezi yönetimin güçlendirilmesi olarak aç›kça formüle edildi, hatta bunlar› içeren yeni bir anayasa tasla¤›n›n Cumhurbaflkanl›¤› taraf›ndan haz›rland›¤› bas›nda yaz›ld›. Demirel’in, son günlerde bas›na yapt›¤› aç›klama ise, gerici reformlar›n kapsam›n› anlamak bak›m›ndan kritik önemde. Demirel, “bizim korkumuz, biz üniter devletiz; acaba üniter devlete zarar gelir mi diye eyalet sistemini düflünemiyoruz. Eyalet sistemini de düflünemedi¤imiz için merkeziyetçili¤e saplanm›fl›zd›r. Türkiye’nin iki meselesi var. Ademi merkeziyetçilik ve yeniden düzenleme.” (Cumhuriyet, 11 Ocak 1999) Geçici çözümlerin, esas önlemleri engelleyece¤i uyar›s›n› da yapan Demirel, böylece burjuvazinin köklü reform gereksiniminin alt›n› çizmektedir. Bu, Kürt sorununun burjuva çözümünün yeniden gündemlefltirilmesi ve devletin en üst katlar›nda dillendirilmesi bak›m›ndan önem tafl›maktad›r. Bilindi¤i gibi, daha önce de, Turgut Özal “federasyonu tart›flmal›y›z” demifl ve burjuvazinin de¤iflik kesimlerinden al›nan tepkilerle, unutulmaya terk edilmiflti. Anlafl›lan o ki, burjuvazi ar-

t›k, Kürt sorununda inisiyatifi ele geçirdi¤ini, bu sorunu yeniden dillendirmenin zaman›n›n geldi¤ini düflünmekte. Burjuvazi, bunlar› kapsayan yasal düzenlemeyi, politik istikrar›n temel koflulu olarak görmektedir. Bu hedefin ise, ne Ecevit Hükümeti ile, ne de mevcut yasalarla 18 Nisan’da yap›lacak seçimle gerçekleflmesi olanakl› de¤ildir. Bunun bilincinde olan burjuva politik güçlerin de aç›kça ifade etti¤i gibi, genel seçimlerin ertelenmesi olas›l›¤› gündemdeki yerini korudu¤u gibi, seçimlerin arkas›ndan ç›kacak politik tabloya müdahale de dahil, k›sa sürede yeni seçimi gündeme getirecek politik geliflmelerin ortaya ç›kmas› da küçük bir olas›l›k de¤ildir. fiimdi tart›fl›lan bunun, ordunun daha aç›k müdahalesi ile mi, yoksa parlamentoda yeralan partilerin, bu zoru da görerek kendi aralar›ndaki uzlaflma ile mi gerçeklefltirilece¤idir. Bu aç›dan bak›ld›¤›nda, burjuva cephede yak›n vadede bir istikrar beklenmeyece¤i aç›kt›r. Seçimler Ve Canlanan Politik Ortam Gündemde olan seçim atmosferi, Mart-May›s aras›ndaki geleneksel gündemin etkisi ile, devrimci hareket nezdinde ciddi bir politizasyonun yaflanaca¤› yeni bir dönem gündemde. Ayr›ca, iflçi s›n›f›n›n belli kesimlerinin bu dönemde toplusözleflmelerinin gündemde olmas› da, bu politik canlanmaya katk›da bulunacak bir baflka faktör durumundad›r. 1995 seçimleri vesilesi ile, komünistler “Seçim Zemininde Komünist Siyaset Yok” bafll›kl› yaz›da flunlar› söylemiflti: “...Sosyalistlerin seçimlere yönelifli apar topar ve iç sürtüflmelerle geliflen bir süreçtir; önceden tasarlanm›fl ve haz›rl›¤› yap›lm›fl taktik yönelifller mevcut de¤ildir. Bu nedenle, seçimlerde elde edilecek sonuçlar ne olursa olsun, sosyalistlerin etkili bir seçim kampanyas› yürütmesi zay›f bir olas›l›kt›r. Sosyalistler genifl y›¤›nlar› etkileme olana¤›ndan yoksundurlar, bu nedenle burjuva seçim ayg›tlar› üzerinde de bir bas›nç uygulama flans›na sahip olmayacak gibi görünmektedirler. Ama bu olanaks›zl›k maddi imkanlar›n eksikli¤inden çok, siyasal perspektif eksikli¤iyle ilgilidir. “Her fley bir yana, seçimlerde ortaya ç›kacak siyasal tutumlar›n eklektik ve mu¤lak olaca¤› flimdi-

den bellidir; bu çerçevede, kampanyalar y›¤›nlara ulaflsa bile, zihinleri açmaktan çok buland›r›c› bir ifllev görecektir. Buna karfl›l›k net olan birfley var: Seçimlere kat›laca¤› belli olan sosyalist-Kürt-devrimci-iflçi kimlikli adaylar›n tümü düzenin ufkuyla s›n›rl› bir kampanya yürüteceklerdir.”(Ifl›kl› Yol, s. 105) Ne yaz›k ki, seçimlere 3 ay gibi bir sürenin kald›¤› flu günlerde devrimci hareketin tablosu 1995’den daha parlak bir görüntü çizmiyor. Ayn› haz›rl›ks›zl›k, ayn› mu¤lakl›k, ayn› düzeniçi çözümlere yatk›nl›k devam ediyor. Tüm bunlara ra¤men, hala farkl› bir yönelifle girmek, zor olsa da olanakl›. Ancak devrimci hareketin mevcut tablosu, bu politik canlanma ortam›n› hakk›yla de¤erlendirmek bak›m›ndan tart›flma götürür bir durum arzediyor. Her fleyden önce, komünist hareketin güçsüz oldu¤u koflullarda, devrimci hareketi güçlü bir flekilde etkisi alt›nda bulunduran liberal rüzgarlar, devrimci ve komünist kimli¤in ba¤›ms›z bir eylem hatt› gelifltirmesinin önünde temel engel durumundad›r. Liberal etki, demokrasicilik fleklinde oldu¤u gibi, pratikte libaral güçlerle ortakl›k zemininde ›srarda da kendini s›k s›k ortaya koymaktad›r. Kesin olan fludur ki, seçimler dönemi, burjuvazi aç›s›ndan gerici reformlar› yaflama geçirmenin politik zeminini döflemek bak›m›ndan bir f›rsat olarak de¤erlendirilecektir. Liberal sol partiler için ise, seçimler genelde sol potansiyelin parlamentarist hayallerle sersemletildi¤i bir dönem olarak yaflanacakt›r. Demokrasicilik, Kürt sorununun bar›flç› çözümü temelinde sürdürülecek kampanya, burjuvazinin, gerici reformlar›n› yaflama geçirmesinin de psikolojik zeminini döflemesine hizmet edecektir. Çünkü, komünistlerin sürece aktif müdahalesi olmad›¤› koflullarda, devrimci grup ve partiler, ya liberal sol partilerin eklentileri olarak seçim kampanyalar›nda yeralacak, ya da pasif bir boykotçuluk e¤ilimini yaflama geçirmeye çal›flacakt›r. Bu karmafla içinde devrimci ve komünist çözümler, ya etkisiz kalacak, ya da burjuvazinin seçmeli terörünün hedefi haline getirilerek daha fazla güçten düflmesi sa¤lanacakt›r. Türkiye tarihinde ilk kez, bu seçimde, legal sol partiler birden fazla partiyle seçime kat›lmaktad›r. HADEP, ÖDP, S‹P, EMEP, BP seçime kat›lma hakk› kazanm›fl parti-


5

Say›: 31 P Ocak ‘99 ler durumunda. Bu, legalist tasfiyecili¤in ve parlamentarist hayallerin Türkiye solundaki gücünü ortaya koymas› bak›m›ndan önemli bir veridir. As›l önemli olan ise, devrimci parti ve örgütlerin büyük ölçüde, legalist tasfiyecili¤in kuyru¤unda sürüklenmesi ve ba¤›ms›z bir kimlikle, politik geliflmeler ve özelde seçimlerde yer alamamas›d›r. Devrimci grup ve partilerin büyük ço¤unlukla, Birleflik Devrimci Güçler Platformu’nda bulunmas› ve bu platformun da, tersten çabalara ra¤men, art›k ulusal reformculu¤un sözcülü¤üne dönüflen PKK’nin kuyru¤unda hareket etmesi, devrimci hareketin içine düfltü¤ü trajik durumu yeterince anlat›yor. Bir k›s›m gruplar›n, ideolojik düzlemde kendisi ile PKK aras›nda mesafe koymas› ise, somut politik tutumlarda ifadesini bulmad›¤› ölçüde, komünist ve devrimci potansiyelin harekete geçmesini frenleyen bir rol oynamaktan öte bir ifllev tafl›mamaktad›r. Bu koflullarda gündeme getirilen taktik tutumlar ise, devrimci bir stratejiye ba¤lanm›fl bir taktik plandan çok, kendili¤indencili¤in esiri bir sürüklenifl olarak karfl›m›za ç›kmaktad›r. Çünkü Lenin’in de iflaret etti¤i gibi, “plan olarak taktik”in uygulanabilmesi için bunu uygulayacak güçlü devrimci bir örgütün olmas› gerekiyor. “Her koflul alt›nda ve her an, siyasal mücadeleye girmekte ustalaflm›fl güçlü bir örgüt olmadan, sa¤lam ilkelerde ayd›nlanm›fl ve azimle yürütülen, taktik diye adland›r›lmaya lay›k o sistemli eylem plan›ndan söz edilemez.” Bir K›s›rdöngü ve Devrimci Harekette Birlik Sorunu Bu tablonun oluflmas›nda, di¤er fleylerin yan›s›ra devrimci hareketin, devrimci birlik ve devrimci önderlik sorununa yaklafl›mlar› çok özel bir yere sahiptir. Devrimci önderlik gereksiniminin hemen herkesce dile getirildi¤i günümüzde, bu önderlik sorununun çözümüne dönük haz›rl›k görevlerine yo¤unlaflmak yerine, bir k›s›m gruplar›n devrimci parti sorununun kendileri somutunda çözüldü¤ünü düflünmeleri ve temel sorun olarak kitleselleflmeyi önlerine koymalar›, hareketi fasit bir dairenin içinde dolaflmaya sürüklemektedir. Devrimci önderlik sorunu çözülemedi¤i ölçüde, hareketin s›n›f içinde güç toplamas› olanaks›zlaflmakta; kitleselleflmek temel sorun olarak ortaya konuldu¤u ölçüde de, devrimci önderlik ifllevlerinden daha fazla uzaklafl›larak, kuyrukçu bir pozis-

yona sürüklenilmektedir. Bu durumun ortaya ç›kmas›nda, hareketin sadece politik düzlemde erozyona u¤ramas› de¤il, bununla da iliflkili bir flekilde moral erozyon da çok temel bir yere sahiptir. ‹ddias›zl›k, iktidar perspektifinden yoksunluk ve tüm bunlarla iliflkili yorulmuflluk, hareketi, zor görevlerin alt›na girmekten, gerekti¤inde devrimci önderlik sorununun çözümü için s›f›rdan bafllama iradesini ortaya koymaktan al›koymakta ve kolayc› çözümlere e¤ilim göstermesi sonucunu do¤urmaktad›r. Kald› ki, bu topraklarda ortaya ç›km›fl olan komünist ve devrimci birikim, do¤ru yaklafl›ld›¤›nda, anlaml› bir bafllang›ç için son derece ciddi olanaklar sunmaktad›r. Devrimci hareketin ataletini gizleyen perde ise, devrimci hareketin, arkas›nda duramayaca¤› hedefler belirleyerek, bu temelde yap›lan kuru ajitasyon ve sorunlar› kendi d›fl›nda aç›klayan, bu ölçüde de her geçen gün sorunlar›n kendisinden de uzaklaflan-onlarla yüzleflmekten kaç›nan yabanc›laflman›n ortaya ç›kmas›d›r. Devrimci gruplar›n, komünistlerin birli¤ini gündeme alan bir birlik politikas›ndan çok, ittifak-cephe politikalar› ile güç toplamaya, devrimci önderli¤i bu yoldan gerçeklefltirmeye çal›flmas›, bu politik ve moral ortam›n bir ürünü olarak ortaya ç›kmaktad›r. Oysa, bu yolun bir ç›kmaz oldu¤u, uzun y›llard›r izlenen pratiklerle defalarca kan›tland›¤› halde, bunda ›srar edilmesi, hareketi daha fazla güçten düflüren, yenilenme dinamiklerini törpüleyen bir ak›betle yüzyüze b›rakmaktad›r. Tablo devrimci hareket aç›s›ndan pek içaç›c› görünmese de, hala seçimlere üç ay gibi bir süre var ve bu tabloyu tersine çevirecek bir politik tutum gelifltirilemese de, en az›ndan daha da kötüleflmesini engellemenin olanaklar› var. Bu olanak her fleyden önce nesnel bir olanakt›r ve politik bir olana¤a dönüflmesi için, devrimci örgütlerin, en baflta biri ilkesel, ikincisi ise, bugünün koflullar›nda yaflamsal önemde olan politik tutumda net bir tav›r ortaya koymalar›na ba¤l›d›r. Birincisi ve ilkesel olan, hiçbir burjuva partisiyle ittifak ve iflbirli¤inin yap›lmamas›d›r. ‹kincisi, legal sol partilerle, onlar›n flemsiyesi alt›nda iflbirli¤inden kesin olarak kaç›n›lmas›d›r. Birinci ve ilkesel olana, pek bir itiraz gelmese bile, devrimci hareketin zaaf› gözönüne al›nd›¤›nda, as›l ayr›flma ikinci tutumda kendini ortaya koyacakt›r. Bugün görünen ise, bu

konuda as›l zaaf HADEP ve ÖDP ile iliflkilerde ortaya ç›kmaktad›r. Bir k›s›m devrimci gruplar›n, gerek önceden girdikleri angajmanlar nedeniyle, gerekse de, Kürdistan sorunu konusunda ideolojik ve politik zaaflar› nedeniyle, HADEP’le iflbirli¤ine girmeleri çok olas› bir tutumdur. Böyle bir güçbirli¤i veya ittifak, Kürt sorununun burjuva çözümleri karfl›s›nda tam bir teslimiyeti ifade edecek bir anlam tafl›yaca¤› gibi, genel bir demokrasi söylemi içinde burjuva liberal etkilerin devrimci saflarda daha fazla kökleflmesi sonucunu verecektir. Benzer bir durum, ÖDPile iliflkiler için de sözkonusudur, hatta daha fazla politik zaaf belirtisi olacakt›r. ‹çine girdi¤imiz dönemde benimsenecek politik tutum, salt seçimlere dönük bir politik tutum olmayacak, bir bütün olarak 3-4 ayl›k dönemde, gündeme gelecek sorunlar konusunda benimsenmesi gereken politik tutumu ortaya ç›karacakt›r. 8 Mart, 12-15 Mart Gazi Ayaklanmas›’n›n y›ldönümü, 21 Mart Newroz, 18 Nisan seçimler ve en nihayet 1 May›s, bu dönemin en önemli politik eylemlilik gündemlerini oluflturmaktad›r. Benimsenecek politik tutumlar, tüm bu gündemleri içerecek tarzda al›nmak ve toplu ileri s›çrama bilinciyle hareket edilmek zorundad›r. Soruna böyle bak›ld›¤›nda ise, benimsenecek taktik tutum için mucizevi çözümler üretmek gerekmiyor. Kendi tarihimizdeki olumlu ve olumsuz deneyimleri de¤erlendirerek, bir politik tutum benimsemek zor de¤ildir. Bu aç›dan bak›ld›¤›nda, 1995 seçimlerinde benimsenen tutum olumsuz bir deneyimin örne¤i ise, geçen y›l 8 Mart’tan bafllayarak 1 May›s’› da içine alan dönemde benimsenen tutum da, olumlu bir deneyime örnektir. 1995 seçimlerinde, marjinalli¤e düflmemek, Kürtlerle dayan›flma içinde bulunmak ve kendinden menkul varl›¤›n› kan›tlamak vb. kayg›larla, gerek EBÖB’ü destekleyerek, gerekse de ba¤›ms›z adaylar ve boykot tutumlar› benimsenerek, devrim ve sosyalizm seçene¤inin ba¤›ms›z seçenek olarak ortaya ç›kmas› engellenmifltir. Geçen y›l benimsenen politik tutum ve 1 May›s’a dönük güçbirli¤i ise, bütün eksik ve zaaflar›na ra¤men ba¤›ms›z devrimci seçene¤in, devrimci bir aray›fl içinde olan kesimler nezdinde ortaya ç›kmas›n› sa¤lam›flt›r. Ne var ki, bunun anlam› bir dizi grup aç›s›ndan bilince ç›kar›lamad›¤› için, hemen 1 May›s’›n arkas›ndan anti-faflizm, insan hak-

lar› vb. vesilelerle yeniden liberal sol partilerle flörte bafllanm›flt›r ve o günden bugüne de bu devam etmektedir. Bütün devrimci söylemine ve bir k›s›m bileflenlerinin reformizmle kendi aralar›nda s›n›r çizme çabalar›na ra¤men, yaflama geçirilen Birleflik Devrimci Güçler Platformu da, hareketi ileriye ç›karan bir araç olmak bir yana, liberalizmle girilen flörtün örne¤i olarak kalm›flt›r. As›l Sorumluluk Devrimci Parti Güçlerinin Omuzundad›r Burada ortaya koydu¤umuz çerçeve, komünistlerin gerek seçimler, gerekse de onu da içine alan önümüzdeki dönemde, benimseyecekleri politik yöneliflin çerçevesini de ortaya koymaktad›r. Bunlar›n, temennilerle gerçekleflmeyece¤ini biliyoruz. Politika güçle yap›l›r ve bugün için komünistlerin güçleri ise da¤›n›kt›r. Ancak bu önümüzdeki dönemde, devrimci parti güçlerinin, geliflmeler karfl›s›nda pasif bir tutum tak›nmas›n›n gerekçesi olamaz, olmamal›d›r. Devrimci parti güçleri, bir bak›ma geçen y›l oynad›¤› rolü oynayabilmek bak›m›ndan, dezavantajl› bir durumda olsa da, iddialar›n›n arkas›nda durduklar› ve varolufl zeminlerinin hakk›n› verdikleri ölçüde, bu durumun bir avantaja bile dönüfltürülmesi, devrimci parti potansiyellerine yeni bir seçenek sunmas› da olanakl›d›r. Komünist devrimciler önümüzdeki dönemde bunun bilinciyle hareket edecek, ba¤›ms›z komünist siyaseti güçlü bir flekilde var edemese de, ba¤›ms›z devrimci bir seçene¤in varedilmesinin kavgas›n› verecektir. Ama her durumda da, komünist devrimciler amaç ve ilkelerinin propagandas›n› yaparak, gelecekte komünist politikan›n varedilmesinin, politik-örgütsel haz›rl›klar›n› yapacakt›r. J

‹ddias›zl›k, iktidar perspektifinden yoksunluk ve tüm bunlarla iliflkili yorulmuflluk, devrimci hareketi, zor görevlerin alt›na girmekten, gerekti¤inde devrimci önderlik sorununun çözümü için s›f›rdan bafllama iradesini ortaya koymaktan al›koymakta ve kolayc› çözümlere e¤ilim göstermesi sonucunu do¤urmaktad›r.


6

Say›: 31 P Ocak ‘99

‘Sosyalizmin Bayra¤›n› Meclise Dikece¤iz!’ “Genel olarak burjuva devleti de burjuvazinin yönetim mekanizmas›n›n bafll›ca ayg›tlar›ndan biri olan burjuva parlamentosu da proletarya taraf›ndan ele geçirilemez. Proletaryan›n görevi, burjuvazinin yönetim mekanizmas›n› havaya uçurmak yok etmektir; buna ister cumhuriyet, ister anayasal monarfli alt›nda kurulu olsun bütün parlamenter kurumlar dahildir.” (Lenin Döneminde Komünist Enternasyonal, s.232)

B

u fliar, T‹P’in 1979 seçimlerinde seçim slogan› olarak kulland›¤›, flimdilerde ise tafl›d›¤› iddia ile bugünün liberallerinin kulaklar›nda bir hofl sada olarak kalm›fl bir fliard›r. T‹Piçin, bir seçim slogan› olmaktan öte, bir ideolojiksiyasal çizgiyi ifade ediyordu. Bugünlerde, liberal cepheden kula¤›m›za böyle iddial› bir slogan›n çal›nmamas› ise, bu çizginin siyaset sahnesinden silinmesinden de¤il, bu çizginin takipçilerinin böyle bir politik güce sahip olmamas›ndand›r. Asl›na bak›l›rsa, T‹P de 1979’da bu slogan› att›¤›nda, 1965 seçimlerinde mecliste 15 sandalye kapt›¤› günlerdeki gibi de¤ildi. Zaten onu bu fliarla özdefllefltiren de, sadece “seçim baflar›s›” de¤il, siyaset tarihindeki yeri ile bu topraklarda liberal solculu¤un en tipik temsilcisi olmas›d›r. Bu ak›m, sonras›nda, farkl› toplumsal ve siyasal koflullarda kendini farkl› biçimlerde göstermiflse de, tüm bu farkl› biçimlerin dayand›¤› ortak ve hayli eskilere dayanan bir gelene¤e sahiptir. Bu fliar› Marksizm’in gözlü¤üyle de¤erlendirdi¤imizde, daha ilk bak›flta bir çeliflki görmek mümkün. Aralar›nda uzlaflmaz çeliflki olan iki s›n›ftan birisinin, iflçi s›n›f› ve onun ideolojisi olan sosyalizmin; karfl›t s›n›f burjuvaziye, onun düzenine, hem de onun kurumlar› üzerinden egemen olaca¤›n› iddia eden bu fliar, kendi içinde bir gariplik tafl›yor. Ancak, onu do¤uran toplumsal, siyasal koflullarla birlikte düflünüldü¤ünde bu gariplik ortadan kalk›yor. ‹flçi s›n›f›n›n mücadelesinde bilinçleri bu-

T‹P’in 5 Haziran ‘77 seçim afifllerindeki bu fliar›n, hem 1965 y›l›ndaki seçim baflar›s›n›n hayalini, hem de bir ideolojik siyasal çizgiyi ifade etti¤ini belirtmifltik. Nitekim seçimlerin sonunda “bayra¤›n sopas› ellerinde kald›”; fliar›n ifade etti¤i ideolojik-siyasal çizgi ise TBKP ile bafllayarak bütünsel bir biçimde olmasa da ÖDP’ye, S‹P’e uzanan bir çizgi olarak bugüne tafl›nd›.

land›ran etkisi göz önüne al›nd›¤›nda ise, iflçi s›n›f›n›n içinde zarars›z bir hayal olarak de¤erlendirilemeyecek bir burjuva ideolojisinin varl›¤› ortaya ç›k›yor. Bu burjuva ak›m›n ortaya ç›k›fl›n›, bu ak›m›n ezeli düflman› Komünist Enternasyonal’in belgelerinden anlatal›m: “Bafllang›çta Birinci Enternasyonal döneminde, sosyalist partilerin parlamentarizm hakk›ndaki tutumu, burjuva parlamentolardan yararlanmaktan ibaretti. Parlamenter faaliyete kat›l›m, s›n›f bilincinin gelifltirilmesi, yani proleter s›n›flar›n yönetici s›n›flara karfl› kinlerinin uyan›fl› aç›s›ndan ele al›n›yordu. Bu tutum bir teorinin etkisiyle de¤il, siyasal geliflmenin etkisiyle de¤iflti. Üretici güçlerin durmaks›z›n büyümesinin ve kapitalist sömürünün alan›n›n genifllemesinin ard›ndan, kapitalizmle birlikte parlamenter devletler de uzun süreli bir istikrar kazand›. Sosyalist partilerin parlamenter taktiklerinin, burjuva parlamentolar›n›n ‘organik’bir parças› olan yasama faaliyetine uyarlanmas›; ve kapitalizmin çerçevesi içerisinde kalan reformlar›n gerçeklefltirilmesi için, mücadelenin giderek artan bir önem kazanmas›; sosyalist partilerin asgari program›n›n a¤›r basmas›; azami program›n uzaklardaki bir ‘nihai hedef’ hakk›ndaki tart›flmalara ayr›lm›fl bir platforma dönüfltürülmesi; bütün bunlar bu geliflmenin bir sonucudur. Parlamenter ikbal avc›l›¤›, yozlaflma, iflçi s›n›f›n›n önde gelen ç›karlar›na aç›ktan a盤a yahut örtülü bir biçimde ihanet edilmesi, bu temel üzerinde geliflti.” (Lenin Döneminde Komünist Enternasyonal, s.229) ‹lk baflta siyasal geliflmelerin etkisiyle bir tutum de¤iflikli¤i olarak ortaya ç›kan bu ak›m, parlamentarist tutumlar› aflan bir ideolojik zemine sahip oldu. Emperyalist sömürüden en çok pay alan ülkelerde ortaya ç›kan iflçi aristokrasisi içinde taban buldu, sömürü art›klar›yla palazland›, burjuvaziyle bu art›klar üzerinden giriflti¤i pazarl›klarla siyasal nüfuz elde etti, siyasal ve ekonomik ayr›cal›klar›n› yitirmemek için iyiden iyiye gericileflti. Yer yer “devletçi” oldu, yer yer liberalleflti. ‹kinci Enternasyonal vas›tas›yla Marksizm ad›na uluslararas› iflçi hareketine egemen oldu. Ezeli düflman› Komü-

nist Enternasyonal, ideolojik ve siyasal olarak varl›¤›n› sürdüremeyince, yeniden hortlad› ve yine komünizm ad›na, Marksizm ad›na türlü türlü k›l›klarda boy göstermeye devam ediyor. Ancak komünist gelenek, varl›¤›n› bir süreklilik içinde sürdürememifl olsa da, daha ilk ortaya ç›kt›¤› günlerde, bu ak›m› hangi k›l›¤a girerse girsin a盤a ç›kartacak temel referanslar› ortaya koymufl, onunla ayr›m›n› çizmiflti. 150 y›l önce Komünistler Birli¤i, küçük burjuva demokratl›¤› diye adland›rarak ipli¤ini pazara ç›kard›¤› bu ak›m› flöyle tan›ml›yor: “Küçük burjuva demokratlar ... her fleyden önce, bürokrasiye ket vurma ve bafll›ca vergileri büyük toprak sahipleriyle, büyük burjuvalar›n üzerine y›kma yoluyla devlet masraflar›n›n azalt›lmas›n› isterler. ... Sermayenin hakimiyetine ve h›zla büyümesine karfl› ... bir tedbir olarak miras hakk› k›s›tlanacak ve ayr›ca mümkün oldu¤u kadar çok say›da ifl devlete aktar›lacakt›r. ‹flçilere gelince, besbelli onlar yine ücretli iflçiler olarak kalacaklard›r. Demokratik küçük burjuvalar iflçilerin sadece daha iyi ücret almalar›n› hayatlar›n›n daha güven alt›nda olmas›n› isterler, bunu da devletin k›smen iflçilere ifl sa¤lamas›yla ve sadaka tedbirleriyle baflarmay› umarlar; yani k›sacas›, üstü az ya da çok örtülü sadaka rüflveti ile iflçileri kand›rmay›, durumlar›n› o an için dayan›l›r k›larak devrimci potansiyellerini k›rmay› tasarlarlar. ...Oysa bu istekler hiç bir surette proletarya partisi için yeterli de¤ildir. Küçük burjuva demokratlar devrimi mümkün oldu¤u kadar çabuk ve en fazla yukar›daki isteklerin elde edilmesiyle sona erdirmek isterler. ...Bizim için dava özel mülkiyetin de¤iflmesi de¤il, yok edilmesidir; s›n›f çeliflkilerinin yumuflat›lmas› de¤il, s›n›flar›n ortadan kald›r›lmas›d›r; mevcut toplumun düzeltilmesi de¤il, yeni bir toplumun kurulmas›d›r.” (Merkez Komitesinin Komünistler Birli¤i’ne Hitab›, 1850) Küçük burjuva sosyalistleriyle komünistlerin ayr›flt›¤› nokta, tam da burjuva düzenin onar›lmas› ile y›k›lmas› aras›nda, devlet mekanizmas›n›n ele geçirilmesi ile parçalanmas› aras›ndad›r. Komünist Manifesto, daha 1847’de kendi saf›n› devlet mekanizmas›n›n parçalanma-

s›ndan yana ortaya koymufltu. Ancak onun yerine ne konulaca¤› sorusuna “soyut bir yan›t, daha do¤rusu görevleri gösteren ama çözüm yöntemlerini göstermeyen bir yan›t” vermiflti: Egemen s›n›f olarak örgütlenmifl proletarya... Bu yan›t› somutlayan, ete kemi¤e büründüren ise, 1871’de Paris Komünü’nün kendisi oldu. Komün proletarya diktatörlü¤ünün ne oldu¤unu, iflçi s›n›f›n›n iktidar organ›n›n “parlamenter de¤il, aksine yürütme ve yasama gücüne sahip bir çal›flma organ›” olaca¤›n› ortaya koydu. Burjuva devlet mekanizmas›n›n iflçi s›n›f› taraf›ndan ele geçirilip iktidar organ› olarak kullan›labilmesinin, iflçi s›n›f› içinde burjuvazinin gözüyle görülen bir düfl oldu¤unu; burjuva devletin bürokratik mekanizmas›n› derhal parçalaman›n ve bürokrasiyi gereksiz hale getirecek ve onu ortadan kald›racak yeni bir mekanizman›n inflas›na derhal bafllaman›n ise bir ütopya olmad›¤›n› ispat etti. Komün’ün kendisi, burjuvaziyi oldu¤u kadar, küçük burjuva sosyalizmini de yenilgiye u¤ratt›. Komünistlerin elinde, parlamentarizmin mahkum edilmesi için güçlü bir silah oldu. “Parlamentarizmin 1871 y›l›ndaki bu dikkate de¤er elefltirisi de flimdi, egemen sosyal-flovenizmin ve oportünizmin bir sonucu olarak, Marksizmin ‘unutulmufl sözleri’aras›nda bulunmaktad›r. Bakanlar ve profesyonel parlamenterler, günümüzün proletarya hainleri ve ‘ifladam›’ sosyalistleri, parlamentarizmin elefltirisini tamamen anarflistlere b›rakt›lar ve bu flafl›las› kurnazca nedenden dolay› parlamentarizmin her türlü elefltirisine ‘anarflizm’ diye karfl› ç›kt›lar.” (Lenin, S.E., c:7, s.55) Ancak bu sat›rlar›n kendisi de, bu sat›rlar›n yaz›ld›¤› günlerde Paris Komünü’nü aflan bir proleter devleti yaratan Ekim Devrimi’nin gerçekleflmesi de, küçük burjuva solculu¤unu iflçi s›n›f› saflar›ndan ve siyaset sahnesinden söküp atmaya yetmedi. Komünist gelene¤i devam ettirecek, komünizmi uluslararas› iflçi s›n›f› saflar›nda egemen hale getirecek bir enternasyonal yarat›lana kadar da etkisini yitirmeyecek. Böyle bir önderli¤in olmad›¤› koflullarda, bu ak›m iflçi s›n›f› hareketi içinde türlü biçimlerde varl›¤›n› sürdürdü. Bu evrimci, Marksizm-d›fl› sosyalizm, yaflad›¤›m›z topraklarda da, T‹P flahs›nda kendini “güler yüzlü sosyalizm” olarak ortaya koydu.


7

Say›: 31 P Ocak ‘99 T‹P’in Elindeki Sosyalizmin Bayra¤› M›yd›? T‹P’in 5 Haziran ‘77 seçim afifllerindeki bu fliar›n, hem 1965 y›l›ndaki seçim baflar›s›n›n hayalini, hem de bir ideolojik siyasal çizgiyi ifade etti¤ini belirtmifltik. Nitekim seçimlerin sonunda “bayra¤›n sopas› ellerinde kald›”; fliar›n ifade etti¤i ideolojik-siyasal çizgi ise TBKP ile bafllayarak bütünsel bir biçimde olmasa da ÖDP’ye, S‹P’e uzanan bir çizgi olarak bugüne tafl›nd›. T‹P, anti-kapitalist bir propaganday› ve kapitalizme alternatif bir düflünce olarak sosyalizmi genifl y›¤›nlara götürmüfl olsa da, T‹P’in sosyalizmi asl›nda marksist olmayan, bulafl›k ve popülist bir sosyalizmdi. T‹P de buna uygun olarak, ihtilalci bir parti de¤il bir muhalefet partisi, seçim partisi olarak boy gösterdi. T‹P’in ideolojik çizgisinin ana ekseni, geçmiflteki izleri 2. Enternasyonal’e ve hatta Lasalc›l›¤a kadar sürülebilecek bir gelene¤e dayan›yordu. Bu s›n›f uzlaflmac› gelenek o tarihlerde çoktan SBKP’ye egemen olmufltu, T‹P’in bu çizgiden devrald›¤› da “bar›fl içinde bir arada yaflama”, “sosyalizme bar›flç›l geçifl” ve “kapitalist olmayan kalk›nma yolu” teorileri oldu. Bunlara bir de oy kazanma kayg›s›n›n da belirledi¤i popülist çizgi eklenince, “güler yüzlü sosyalizm” ortaya ç›kt›. Bunun “Türkiye’ye özgü” yönü ise, içindeki kemalist bulafl›kl›ktan ibaretti ki, bu da asl›nda bu ideolojinin içindeki “devletçi” ö¤elerin T‹P versiyonundan ibaretti. T‹P’in bu ideolojik zeminden yapt›¤› sosyalizm tan›m› da, do¤al olarak s›n›flar›n ortadan kalkt›¤› bir dünyay› de¤il, “kapitalist olmayan bir kalk›nma yolu”nu anlat›yordu. Ve yine do¤al olarak böyle bir sosyalizme geçifl de, proletaryan›n zor yoluyla iktidar› eline al›p, devletin ve s›n›flar›n yavafl yavafl ortadan kalkt›¤› bir siyasal geçifl dönemiyle de¤il, ellerindeki bayrakla güle oynaya ç›kacaklar› burjuva parlamento yoluyla gerçekleflecekti: “Sosyalizm bir çok insan›n kafas›nda kanl› ihtilaller ve totaliter idarelerle ça¤r›fl›m halindedir. Bu gibi insanlar tamamiyle haks›z de¤illerdir. Gerçekten sosyalizm, bir çok memleketlerde ihtilal yoluyla iktidara gelmifl ve totaliter idarelerle yürütülmüfltür. Türkiye’de de ayn› yollarla gerçekleflece¤ini zanneden kimseler, hakl› olarak sosyalizme karfl› çekingen davranmaktad›rlar. Bu sebepten, sosyalizmin gerçekleflme yolunun di¤er memleketlerin izlemifl olduklar› yoldan farkl› olaca¤›n› ortaya koymak laz›md›r. ... Memle-

ketimiz, totaliter, insafs›z bir idare karfl›s›nda de¤ildir. Demokratik düflünüfl ve idare, her gün biraz daha kökleflmekte ve yerleflmektedir. Bu durum bir s›n›f diktatörlü¤ünü, yani devlet kuvvetinin bir s›n›f veya zümre yarar›na kullan›lmas›n› genifl ölçüde önlemektedir. Demek oluyor ki, sosyalizm, bizde bir s›n›f kavgas› vas›tas› veya zulme karfl› bir isyan ve nefretin tezahürü de¤ildir. Sosyalizmin bizde en büyük gerekçesi, kalk›nma ve bat›l›laflmam›z›n yegane vas›tas›, toplumumuzun ve dünya flartlar›n›n bizi zorlad›¤› bir sistem olmas›d›r. ‹flte bu sebepten dolay›d›r ki, sosyalizmin gerçekleflmesi için izlenecek yol ihtilalci de¤ildir ve olamaz.” (Sadun Aren, Yön, 1963) ‹kinci T‹P döneminin yafland›¤› siyasal atmosfer, 71 ihtilalci ç›k›fl›n›n yafland›¤› bir dönemdi. Devrimci hareketin içinde güçlü bir özgür ve düzenden ba¤›ms›z örgütlenme e¤ilimi gelifliyordu. TKP’nin en büyük likidatörlerinden Nabi Ya¤c›’n›n (H. Kutlu) bile T‹P legalizmini “legal marksist” diye elefltirdi¤i dönemin ard›ndan, uzunca bir süre kimse legalizmi ve parlamentarist küçük burjuva sosyalizmini bu kadar aç›ktan temsil etmemifl olsa da, o dönemden bugüne T‹P’e damgas›n› vuran tüm siyasal tutumlar›n, bugün parça parça temsil edilmeye devam etti¤i bir gerçektir. Bu siyasal tutumlar devletçi, kalk›nmac›, ilerlemeci-sosyal devletçi çizgilerde, özellefltirmeye karfl› ortaya konulan sosyal reform programlar›nda kendini göstermektedir. T‹P’in legalizmi ise, birbiri ard›na gelen tasfiyeci dalgalarla genifllemifl, bu gelene¤in d›fl›ndaki ak›mlar› bile etkisi alt›na alm›flt›r, bu alanda T‹P’ten daha tip örneklerin ortaya ç›kmas›na varm›flt›r. Parlamentarizm, Siyasal Tutumlar ve Örgüt Sorunu Bu ideolojik çizgiyi tafl›yanlar›n, hangi gelenekten gelirse gelsin seçimler karfl›s›ndaki tutumlar› bellidir. Seçimlere kat›lmak, oy toplamak, mecliste daha fazla sandalyeye sahip olmak bafll› bafl›na bir amaçt›r. Bunun mümkün olmad›¤› koflullarda, meclis d›fl›nda bir muhalefet yürütmek siyasal faaliyetlerinin temelini oluflturur. Bu topraklarda bu siyasal tutumun da en ileri temsilcisi T‹P olmufltu. “Seçimlerin ve parlamenter sistemin varoldu¤u bir ülkede, o ülkenin iflçi s›n›f› partisi ne seçimleri, ne de parlamenter faaliyeti küçümseyemez. Seçimlere girmeyi, seçimlerde oy art›rmay›, parlamentoda iflçi s›n›f› ve onun müttefikleri emekçileri temsil edebilmeyi çok önemli baflta gelen görev sayar›z.” (B. Boran, 1970 T‹P 4. Kongresi)

Özellikle 80 darbesinin ard›ndan T‹P’in bu geçmifline hevesle bakanlar oldu, T‹P gelene¤iyle de s›n›rl› kalmayan bir flekilde say›lar› da giderek artt›. Nitekim darbeden sonra bafllar›n› kald›r›r kald›rmaz, “Bu anayasayla sosyalist partiler kurulabilir” sonucuna varan legalistler, ilk yasal partileri kurarak seçimlerde boy gösterdiler. Bafl›, siyaseti öteden beri burjuva siyaseti olarak kavray›p uygulayan SP/‹Pçizgisi çekmiflti. 1991 seçimlerinde Kürt sorununu, iflçi s›n›f›n›n sorunlar›n›, kemalist bir antiemperyalist söylemi, parlamenter ve medya kanallar›nda dile getirme f›rsat› elde etmiflti. Bu söylem tam da, Kürt ayd›nlar›n›, farkl› ak›mlardan sosyalistleri, iflçi s›n›f›n›n sendikal› kesimlerini ba¤r›nda toplayan ilk T‹P’in söylemine benziyordu. SP/‹P yüzbinin üzerinde oy alarak kendi kendini ve legalist bir yönelifle bel ba¤layanlar›n tümünü heveslendirdi; ama bu heves uzun sürmemiflti. K›sa zamanda bu çizginin toplad›¤› unsurlar geçmifl gelenekleri üzerinden ayr›lm›fl, sonras›nda her legalist kendi legal partisine kavuflmufltu. ‘94’te ‹Paz farkla da olsa, sosyalistlerin (legal sosyalistlerin diye okuyun) birli¤ini öne ç›karan SBP/BSA/BSP’nin gerisinde kalm›flt›. 95 Aral›k seçimlerinde HADEP etraf›nda bloklaflma sosyalistleri yine ayn› hevese sürüklemiflti. Bugün bir taraftan ‹P, bir taraftan S‹P önerdikleri sol güçbirli¤i taktikleriyle ayn› zeminde durmaya devam ediyorlar. ‹P daha kurulufl safhalar›ndan beri sürdürdü¤ü, burjuva partileriyle iflbirli¤i/destekleme siyasetinde bir istikrar göstermekte, sol güçbirli¤ini esas olarak parlamentodaki burjuva, sözde sol partilere önermektedir. Bu öneri resmen ‹P’e ait bir öneri olmas›na ra¤men, bunun siyasal zeminini ve misyonunu, bugün burjuva devletin en önde gelen kurumu Ordu belirlemifltir. Bu küçük burjuva demokratizmi zemininde, ‹P’in öteden beri temsil etti¤i devletçi gelene¤in bir göstergesidir. S‹P ise sol güçbirli¤ini “düzen d›fl› güçlere” yapm›flt›r. Bunlar ise HADEP, EMEP, ÖDP, DBP vb.dir. “Düzen d›fl›” denilen güçlerin asl›nda en fazla “parlamento d›fl›” oldu¤u, yap›lacak güçbirli¤inin ise, seçimlerden sonra “parlamento içi” olma hayali üzerinde flekillendi¤i aç›kt›r. Bu bileflenlerin özellefltirmeler vb. sald›r›lar karfl›s›nda devletçi bir konum tafl›d›klar› zaten biliniyordu. Yeni olan ise, ordunun sopas›n› kald›rmas›yla beraber, “fleriat” ve “çeteler karfl›s›nda” bunun da ötesine geçen bir tutuma gelmifl olmalar›d›r.

Art›k EMEP de, ÖDP de “demokrasi” u¤runa türbanla süngünün aras›na girmemeye niyetlidir. S‹P zaten süngünün yan›nda ilk yer alanlardand›. Nitekim devletçi konuma do¤ru bu h›zl› kay›fl, bu alandaki rekabeti de art›rm›fl, en devletçi olan ‹P’in ad›n› bugüne kadar sadece karanl›k geçmiflini anmak için a¤z›na alan sol hareket, ‹P’le siyasal tutumlar üzerinden polemikler yapmaya bile bafllam›flt›r. Siyasal tutumlar›ndaki kimi farkl›l›klar ve adlar›nda tafl›d›klar› “iflçi”, “sosyalist” s›fatlar›na ra¤men hepsinin ortak yan› siyaseti mevcut devlet ayg›t›n›n parçalanmas› olarak görmeyip, siyasal iktidar›n ele geçirilmesiyle yetinmeye raz› olmalar›d›r. Mevcut siyasal iktidarlar üzerinde bir bask› grubu rolü oynamaya peflinen haz›rd›rlar. Kimileri bu siyaseti aç›ktan savunurken, kimisi bunu “sosyalist iktidar” s›fat›n›n arkas›na saklamay› uygun görmektedir. Maskelerin düfltü¤ü nokta ise, yukar›da bahsetti¤imiz kalk›nmac›, ilerlemeci, devlet planlamac› programlar› ve daha belirgin olarak örgüt sorununa bak›fllar›d›r. ‹flçi s›n›f›na devrimci bir önderlik yapma iddias›n› tafl›yanlardan farkl› olarak, örgütlenme biçimlerini de siyasal faaliyetler belirler. “...demokratik küçük burjuvalar ... demokratik parti içinde her türlü fikri kapsayacak büyük bir muhalefet partisinin kurulmas›na çal›fl›yorlar; yani içinde genel sosyal demokratik lafazanl›klar›n a¤›r bast›¤› ... sevgili bar›fl u¤runa proletaryan›n belirli isteklerinin öne sürülmesine imkan vermeyecek bir partide iflçileri tutsak etmeye çal›fl›yorlar. Böylesi bir birlik, do¤rudan do¤ruya onlar›n yarar›na, proletaryan›n ise hepten zarar›nad›r. ...‹flçiler, ... burjuva demokratlar›na alk›fl tutan koro olmaya r›za göstereceklerine, ... ba¤›ms›z, gizli Á

Devam› 19. Sayfada

Bu ideolojik çizgiyi tafl›yanlar›n, hangi gelenekten gelirse gelsin seçimler karfl›s›ndaki tutumlar› bellidir. Seçimlere kat›lmak, oy toplamak, mecliste daha fazla sandalyeye sahip olmak bafll› bafl›na bir amaçt›r. Bunun mümkün olmad›¤› koflullarda, meclis d›fl›nda bir muhalefet yürütmek siyasal faaliyetlerinin temelini oluflturur.


8

Say›: 31 P Ocak ‘99

‹NSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMES‹’N‹N KABULÜNÜN ELL‹NC‹ YILDÖNÜMÜNDE SÜREG‹DEN YANILSAMALI YAKLAfiIMLAR

10

Aral›k 1948 ile birlikte, “‹nsan Haklar› Evrensel Bildirgesi”nin Birleflmifl Milletler Genel Kurulu’nda benimsenerek ilan ediliflinin ard›ndan 50 y›l geçti. O gün bugündür, bu evrensel beyanname, tüm dünya çap›nda ne bir yapt›r›m gücüne sahip oldu, ne de “insanlar›n” yaflam koflullar›nda bir de¤ifliklik yaratt›. Aksine, dünya dünya oldu¤undan beri s›n›flar aras› çeliflki ve kutuplaflma efli görülmemifl bir uçuruma ve derinli¤e ulaflt›. Zorlu mücadelelerle siyasal erki eline geçiren burjuvazi, bundan önceki toplum biçimlerine tafl ç›kart›rcas›na, toplumun genifl y›¤›nlar›na efli görülmedik bir sömürü, sefalet ve bask› dayatt›. Dünya hammadde kaynaklar›, burjuvazinin zenginli¤ine zenginlik katmak do¤rultusunda ya¤maland›. Talan hareketi dünyan›n alt›ndan girdi üstünden ç›kt›. Siyasi, askeri, ekono mik güce göre kendi içinde hiyerarflik temelde örgütlenen burjuva toplum ve onun egemen s›n›f› olan burjuvazi, kendi s›n›fsal ç›karlar› do¤rultusunda dünya hammadde kaynaklar› ve iflgücü sömürüsünden elde edilen pay›, yeniden ve yeniden paylaflmak için uluslararas›, bölgesel ve yerel emperyalist savafllar› ve uzant›lar›n› devreye soktu. Milyonlarca iflçi-emekçiyi üniforma alt›na al›p savafllar›n cenderesine itti, cepheye sürdü, birbirlerine bo¤azlatt›. Uluslar, ›rklar aras›na düflmanl›k tohumlar› ekti. Onlar› birbirlerine k›flk›rtt›. Toplu katliamlar örgütledi. Hatta günümüzde Afrika, Güney Amerika, Balkanlar ve Ortado¤u’ya s›k s›k bomba ve kurflun ya¤d›rmay› “insan haklar› ihlalleri” bahanesiyle gerçeklefltirdi. Ve bu süreç, içinden geçmekte oldu¤umuz dönemde bütün yo¤unluyla artarak sürmektedir. Dünyan›n tafllar› yerinden oynat›l›rken, bütün bunlar›n bedeli üretim arac›na sahip olmayan, iflgücünden baflka satacak hiçbir fleyi bulunma-

‹nsanlar istibdat ve bask›ya karfl› son çare olarak ayaklanmak zorunda kal›yorlarsa, bunun bugünkü toplumda ad› kapitalist zorbal›¤a ve emperyalist boyunduru¤a karfl› devrimci ayaklanmalard›r. Ve bu vurgular, bu ayaklanmalar› hem önlemek hem de olas› bir müdahale durumunda bu müdahaleyi meflrulaflt›rmak üzere kaleme al›nm›flt›r.

“Militarizm, emperyalizm, sömürgelerin ve zay›f ülkelerin bask› alt›nda tutulmas›, dünya çap›ndaki emperyalist katliamlar ve Versailles ‘bar›fl’› taraf›ndan bütün dünyada; özellikle de en ileri , en güçlü, en ayd›nlanm›fl, en özgür olan kapitalist ülkelerde yarat›lm›fl bulunan bugünkü konjonktürde, sömürülenlerin ço¤unlu¤unun kapitalistlere sessiz sedas›z boyun e¤ece¤i veya sosyalizme do¤ru bar›flç›l bir evrimin olabilece¤i hakk›ndaki düflünceler, sadece küçük-burjuva beyinsizli¤i de¤il, bir gözba¤c›l›kt›r da; ücretlilerin kölelefltirilmesini saklamak, çal›flanlar›n gözünde gerçekleri çarp›tmakt›r.” (Lenin Döneminde Komünist Enternasyonal, Maya Kitaplar› 2, S. 146-147)

yan, iflgücünü satmas› karfl›s›nda toplumsal olarak gerekli emek miktar›na denk bir ücret alan, çal›flan ve sömürülen genifl iflçi-emekçi y›¤›nlara ödettirilmeye çal›fl›ld›. Ve hala da böyledir. Çeliflkili olarak görünse de, bu dünya tablosunda “insan haklar›” uzlaflmaz karfl›tl›klara sahip olan s›n›flar›, daha farkl› bir ifadeyle sömüren ve sömürülenleri, bedel ödeyen ve bedel ödetenleri, birçok farkl› sosyal kesimi, kifliyi, siyasal partiyi, devleti biraraya getiren t›ls›ml› bir kavram oldu. Ba¤daflmaz ve çeliflik ç›karlara sahip burjuvazi ve proletarya ve onlar›n sözcüleri taraf›ndan ortak bir kavram olarak sahiplenildi, benimsendi ve kullan›lageldi. Ama, o gün bugündür insan haklar› savunuculu¤u ne çeliflik ç›karlara sahip s›n›flar ne de “‹nsan Haklar› Evrensel Beyannamesi”ne imza atan devletler aras›nda bir yapt›r›m gücü olamad›. Aksine büründürülen ideolojik örtü sayesinde, sanki insanlar tarihten buyana farkl› ç›kar gruplar›na, farkl› s›n›flara bölünmüfl, çeliflik ç›karlara sahip de¤iller de, ortak ç›karlara sahipmifl gibi birlefltirme ve uzlaflt›rma ifllevli yan›lsamal› bir yaklafl›m, egemen bir anlay›fl olarak, bugün hala genifl bir kesim taraf›ndan kabul görebilmekte. Çeliflik ç›karlar› uzlaflt›rma, s›n›flar aras› mücadeleyi yumuflatma, farkl› ç›kar gruplar›n› ortak paydada birlefltirme, bunlar› t›pk› “insan haklar›” gibi ideolojik örtü ve t›ls›ml› kavramlarla gerçeklefltirme, burjuvazinin yeni bir takti¤i de¤ildir. “‹nsan haklar›” kavram›na kaynakl›k eden klasik metinlerden, Frans›z Devrimi’nin ard›ndan ilan edilen ve ilk anayasa olarak benimsenen “‹nsan ve Yurttafl Haklar› Bildirisi” (1791) buna somut ve iyi bir örnektir. Bu bildirgenin yorumunu Ifl›kl› Yol’dan aktaral›m: “Bu bildiri daha birinci maddesinde yalan söylemektedir: ‘1- insanlar hukuk aç›s›ndan eflit ve özgür do¤arlar, eflit ve özgür yaflarlar’ Bu ne o zaman do¤ruydu; ne de flimdi. Bildirinin as›l amac›, Fransa’da yaflayanlar aras›ndaki bir tek eflitsizli¤i, bir tek ay›r›mc›l›¤› kald›rmakt›: ‹nsanlar asil olanlar ve olmayanlar olarak ayr›lmama-

l›d›rlar. Bu ifade yeni geliflen burjuva s›n›f›n›n asillerle aras›ndaki eflitsizli¤i kald›rma iste¤ini ifade ediyordu. Ama o zaman›n Fransa’s›nda, insanlar aras›ndaki eflitsizlik bundan ibaret de¤ildi. Mülk sahibi olanlar olmayanlar, çal›flanlar ve onlar›n eme¤ini gaspedenler, beyaz derili olanlarla öyle olmayanlar, kad›nlar ve erkekler do¤ufltan mezara kadar eflitsiz yafl›yorlard›; bunlar›n bir bölü¤ünün esareti di¤erlerinin özgürlü¤ünün kofluluydu... O tarihlerde Fransa’n›n sömürgesi olan binlerce kilometrekarelik topraklarda yaflayan milyonlarca insan bu tan›m›n d›fl›ndayd›; Fransa’da yaflayan ‘renkli derili’ insanlar da insandan say›lm›yordu; beyaz ve Frans›z olan kad›nlar da tam insan kabul edilmiyordu; en az›ndan oy haklar› yoktu. Dahas› geri kalan beyaz ve erkek Frans›z yurttafllar›n›n bir k›sm› daha az eflitti: seçme ve seçilme hakk› gelir ve varl›k düzeyine orant›l› olarak tan›n›yordu..”. (Ifl›kl› Yol, S..368) Güncel bir örnek ise, SSCB’nin çözülüflüyle birlikte burjuvazinin ideolojik bombard›man›n› yo¤unlaflt›rd›¤› bir dönemde, ideolojik k›l›f alt›nda ortaya ç›kar›lan argümanlard›r. Dillendirilenlere göre SSCB’nin çözülüflüyle birlikte, art›k s›n›f mücadelesinin son buldu¤u, zaten iflçi s›n›f›n›n da art›k tarihe kar›flt›¤›, bundan sonra insanl›¤›n önünde s›n›flar›n sorunu de¤il, “insanlar›n global sorunlar›”na “global çözümler” getirmek gereklili¤idir. Ayn› sürecin devam›nda uluslararas› burjuvazi taraf›ndan ‹stanbul’da düzenlenen Habitat Çevre Konferans›’ndan, yine ayn› oyun sahneye konuldu. Burjuvazi siyasal erki eline geçirir geçirmez, dünya çap›nda bir talan ve ya¤ma hareketi bafllatm›fl, zenginli¤ine zenginlik katabilmek için dünya kaynaklar›n› azg›nca sömürerek, geri dönüflsüz tahribatlar yaratarak, bugün dünyay› bir y›k›m tehditiyle karfl› karfl›ya b›rakm›flt›r. Dünyay› yüzy›llard›r sömüren ve kirleten as›l burjuvazi olmas›na ra¤men, kendi eliyle kurdu¤u kimi çevre örgütleri ve Habitat gibi düzenledi¤i kimi çevre konferanslar›yla ve bunun gibi kurdu¤u daha baflka idelolojik kurumlar ve sü-

regiden etkinliklerle, sorunun s›n›fsal özünü karartarak, hem bilinçlerde bir yan›lsama yaratm›fl hem de bu tablodan sanki bütün insanlar sorumlu ve insanlar ortak ç›karlara sahipmifl gibi,“insanl›¤›n global sorunlar›na global çözümler getirilmesi” do¤rultusunda göz boyam›fl olacakt›r. Ama, büyü gerçek anlam›yla Ekim Devrimi’yle bozulmufltur. Ekim Devrimi ile Rusya’daki burjuva diktatörlü¤ünü alafla¤› eden proletarya, ilk anayasas›n›n bafl›na “‹nsan haklar› Evrensel Bildirgesi”ni de¤il, “Çal›flan ve Sömürülen Halk›n Haklar› Bildirgesi” bafll›¤›n› koyarak, ideolojik k›l›fa büründürülmüfl süslü örtüyü tarihin çöp sepetine at›lan bir paçavraya dönüfltürmüfl, s›n›fsal özü ve ayr›flmay› a盤a ç›karm›flt›r. Fakat, bolflevik gelenek takipçileri taraf›ndan sahiplenilip sürdürülemedi¤inden, tarihin çöp sepetine at›lan paçavra tekrar süslü örtüye dönüfltürülerek bilinç buland›rmaya ve bilinçleri teslim almaya devam etti. Toplumda çeliflik ç›karlara sahip s›n›flar› “ortak ç›karlar”da birlefltirme ifllevi gördü. Üstelik, Birleflmifl Milletler ‹nsan Haklar› Bildirgesi’nin, onu önceleyen ve ona kaynakl›k eden di¤er belgelerde de oldu¤u gibi, burjuva toplumunu veri alan ve bu toplumun ç›karlar›n› öne ç›karan bir s›n›fsal karakteri aç›k seçik yans›tmas›na ra¤men, bu böyle olmufltur. Kimi maddelerde ve bölümlerde bu aç›kca kendini ortaya koymaktad›r. “‹nsan istibdat ve bask›ya karfl› son çare olarak ayaklanmak zorunda kalmamas› amac›yla insan haklar›n›n bir hukuki rejim ile korunmas› gerekli oldu¤u için...” ‹nsanlar istibdat ve bask›ya karfl› son çare olarak ayaklanmak zorunda kal›yorlarsa, bunun bugünkü toplumda ad› kapitalist zorbal›¤a ve emperyalist boyunduru¤a karfl› devrimci ayaklanmalard›r. Ve bu vurgular, bu ayaklanmalar› hem önlemek hem de olas› bir müdahale durumun da bu müdahaleyi meflrulaflt›rmak üzere kaleme al›nm›flt›r. Hiç kimsenin kuflkusu olmas›n, bütün dünyan›n gözleri önünde burjuvazi, varolan burjuva diktatörlüklerinin ordular› sayesinde bunun gereklerini lay›k›yla yerine getirmektedir ve varl›¤›n› sürdürdü¤ü sürece de getirmeye devam edecektir. Madde 2/2 ise baflka bir ibret verici ifadedir: “Dahas› bir flah›s hakk›nda, uyru¤u bulundu¤u ülkenin ya da bölgenin ba¤›ms›z m›, vesayet alt›nda m›, özerk mi, ya da egemenli¤i baflka bir k›s›tlama alt›nda m› diye sorulmaks›z›n, o ülkenin ya da bölge-


9

Say›: 31 P Ocak ‘99 nin hukuki ya da uluslararas› konumundan dolay› hiçbir ayr›m yap›lmayacakt›r” Ne kadar insani! Oysa burada gizlenen bir gerçek varki, o da ba¤›ms›z olanlarla olmayanlar, egemenli¤i baflka bir k›s›tlama alt›nda olanlar ve olmayanlar; daha farkl› bir ifadeyle emperyalistlerin sömürgeye sahip olduklar›n› ve olmaya devam edeceklerini, ezilen ve sömürülen uluslar›n ezildiklerini ve sömürülmeye devam edeceklerini meflrulaflt›rma çabas›d›r. Bildirgedeki göz boyanan kimi süslü ifadelerse baflka bir deyiflle metinde tan›nan haklar sadece ka¤›t üzerinde tan›nm›fl haklard›r. Bu ise görmek istemeyen gözlerin ve duymak istemeyen kulaklar›n d›fl›nda herkesin bildi¤i bir gerçektir. Birleflmifl Milletler Bildirgesi’yle ba¤lant›l› baflka bir bildirge olan Helsinki Nihai Belgesi’ndeki kaleme al›nm›fl flu ifadeler, çeliflkinin gerçek yüzünü ortaya koymaktad›r: “Birinci Bölüm, ‹kinci madde 1- Her insan›n yaflama hakk› yasan›n himayesi alt›ndad›r. Yasan›n ölüm cezas›n› öngördü¤ü bir suçtan dolay› mahkemece verilen bir cezan›n infaz› d›fl›nda, hiçkimse kasten öldürülemez. 2- Öldürme, afla¤›daki zorunlu hallerde bu maddenin çi¤nenmesi haline gelmeyecektir. a) Bir insan›n gayr›meflru cebir ve fliddete karfl› korunmas›n› sa¤lamak için; b) Yasa hükümleri dahilindeki bir tutuklamay› yerine getirmek, ya da yasaya uygun olarak tutuklanan flahs›n kaçmas›n› önlemek için; c) yasalar çerçevesinde bir ayaklanmay› ya da isyan› bast›rmak için...” Yaflama hak›n›n bu s›n›rlar›na göre, somut örnekler olarak Gazi Mart Ayaklanmas›, 96 1 May›s ve Endonezya’da iflçi-emekçi y›¤›nlar›n isyan ve ayaklanmalar› bast›rmak için ya da burjuvazinin ordular› ve di¤er kolluk güçleri eliyle iflledi¤i cinayetler meflrudur ve tam da bu meflruiyet üzerinden yap›lmaktad›r. Baflka bir örnek olarak Pinochet’in katliamlar› da ayn› gerçekli¤in baflka bir parças›d›r. ‹lginçtir, insan haklar› ve bunu tan›mlayan belgelerin s›n›fsal özü ve çeliflkisi apaç›k ortadayken, insan haklar› savunuculu¤una en çok marksistler soyunmufllard›r. Yaflad›¤›m›z topraklarda ise, bu yan›lsama tarihsel kökleri olmakla birlikte, özellikle 12 Eylül sonras›nda yayg›nl›k kazanm›flt›r. Ve hala da süregitmektedir. Aç›k bir olgu olarak, “‹nsan Haklar› Evrensel Bildirgesi”nin kabulünün ard›ndan, 50 y›l geçmesine ra¤men, y›l içinde bu bildirge ne devletler aras› bir yapt›r›m gücüne sahip oldu- di¤er insan haklar› bildirgelerinden ayr›lan yan› kapsam›yla ba¤lant›l› olarak devletler aras› bir hukuk belgesi olmas›d›r- ne de insan haklar› ihlalleri geçmifldeki boyutuyla s›n›rl› kald›. Hatta bu tablo, kimi burjuva

ideolog ve kalemflörler taraf›ndan yer yer dillendirilmektedir de. Yine ayn› çevreler taraf›ndan “‹nsan Haklar› Evrensel Bildirgesi”nin neden ve kimler taraf›ndan kutland›¤› sorgulanmaktad›r. Onlar bu sorgulamay› kendi çerçevelerinde yapadursunlar, özellikle ‹kinci Emperyalist Paylafl›m Savafl› sonras› devrimci hareketlerin bafl›na musallat olan insan haklar› savunuculu¤uyla köklü bir hesaplaflman›n zaman› gelip de geçmektedir. Asl›nda, haf›zalar›m›z› bir yoklad›¤›m›zda, hem Birleflmifl Milletler’in kuruluflunda hem de onun “‹nsan Haklar› Bildirgesi”ni kaleme almas›nda SSCB’nin aktif bir katk›s›n› hesaba katt›¤›m›zda, bu hesaplaflman›n salt bir insan haklar› savunuculu¤uyla s›n›rland›r›lamayaca¤› a盤a ç›kmaktad›r. Çünkü, Ekim Devrimi ve ona ideoljik-politik ve örgütsel olarak bir bilinç ve ruh kat›p, önderlik eden Bolflevizm’in SSCB’nin kuruluflunda ortaya koydu¤u ideolojik hatla, daha sonra, yine ayn› SSCB’nin çizgisinde ciddi bir aç› fark›n›n ortaya ç›kmas› muhasebenin nerede ve nas›l yap›laca¤›n›n da ipuçlar›n› vermektedir. Bolflevizm’in evrensel boyutta cisimleflmifl hali olan Üçüncü Enternasyonal, ilk muzaffer proleter devrimin ard›ndan sovyet cumhuriyetlerini inflaya koyuldu¤u s›rada, “Komünist Enternasyonal’in Bafll›ca Görevleri” bafll›¤› alt›nda flu sat›rlara yer veriyordu: “Militarizm, emperyalizm, sömürgelerin ve zay›f ülkelerin bask› alt›nda tutulmas›, dünya çap›ndaki emperyalist katliamlar ve Versailles ‘bar›fl’› taraf›ndan bütün dünyada; özellikle de en ileri, en güçlü, en ayd›nlanm›fl, en özgür olan kapitalist ülkelerde yarat›lm›fl bulunan bugünkü konjonktürde, sömürülenlerin ço¤unlu¤unun kapitalistlere sessiz sedas›z boyun e¤ece¤i veya sosyalizme do¤ru bar›flç›l bir evrimin olabilece¤i hakk›ndaki düflünceler, sadece küçük-burjuva beyinsizli¤i de¤il, bir gözba¤c›l›kt›r da; ücretlilerin kölelefltirilmesini saklamak, çal›flanlar›n gözünde gerçekleri çarp›tmakt›r. Gerçek fludur ki, en ayd›nlanm›fl, en demokratik burjuvazi, s›rf üretim araçlar›n›n özel mülkiyetini kurtarmak gayesiyle, milyonlarca iflçi ve köylünün katledilmesinden geri durmamaktad›r. Burjuvazinin zor yoluyla alafla¤› edilmesi; mülkiyetine el konulmas›; devlet mekanizmas›n›n, parlamenter, hukuki, askeri, bürokratik, idari, yerel yönetim vs. mekanizmalar›n›n tahrip edilmesi; sömürücülerin, kapitalist köleli¤i geri getirmek üzere kalk›flabilecekleri her türlü giriflimi bast›rmak için, bunlar›n bulunduklar› ortamlar› sömürücülerin en tehlikeli ve en inatç› olanlar›n›n istisnas›z tamam› ya sürgüne kaç›ncaya veya gözetim alt›na al›n›n-

caya kadar kesin bir gözetim alt›nda tutmak; iflte sömürücüler s›n›f›n›n tamam›n› gerçekten boyun e¤meye zorlayabilecek tedbirler bunlard›r... Ancak, devrimci olan biricik s›n›f taraf›ndan yahut onun ço¤unlu¤u taraf›ndan desteklenen proletaryan›n öncüsü, sömürücüleri alafla¤› edip yok ettikten sonra; sömürülenleri kölelikten kurtar›p özgürlefltirdikten sonra ve kapitalistleri mülksüzlefltirilmesi sayesinde, onlar›n yaflam koflullar›n› derhal düzelttikten sonra; ancak bu taktirde ve fliddetli bir iç savafl pahas›na genifl sömürülen y›¤›nlar›n e¤itimi, yetifltirilemesi ve örgütlenmesi, proletaryan›n etkisiyle, onun önderli¤i alt›nda ve onun etraf›nda sa¤lanabilecektir...” (Lenin Döneminde Komünist Enternasyonal, Maya Kitaplar› 2, S. 146-147) Oysa, yine ayn› SSCB, bu ideolojik hattan saparak ve uzaklaflarak, hem Birleflmifl Milletler’in kurulmas›nda hem de “‹nsan Haklar› Evrensel Bildirgesi”nin kaleme al›nmas›nda aktif bir rol oynam›fl, bu süreçte bafll› bafl›na bir sorumluluk üstlenmifltir. Ve bunlarla Komünist Enternasyonal’in ilk dört Kongresindeki Bolflevizm’in gerçek temelleri referans al›narak köklü bir hesaplaflmaya girilmedi¤i taktirde, ayn› zaaflar›n yeniden ve yeniden üremesi ve üretilmesinin ortam› haz›rlanm›fl olacakt›r. Zaten burjuvazi bu do¤rultuda elinden geleni ard›na koymamaktad›r. Bütün olanaklar›n› seferber etmektedir. 26 Aral›k 98’de Uluslararas› Lions Klüpler Birli¤i Yönetim Çevresinin “Cumhuriyetin 75. y›l›” ve “‹nsan Haklar› Evrensel Beyannamesi’nin 50. y›l›” nedeniyle Swissotel’de düzenledi¤i panel bunun ilginç bir örne¤ini oluflturmaktad›r. Panelde burjuvazinin s›nfsal ihtiyaçlar› temelinde “‹nsan Haklar› Bildirgesiyle” bir “hesaplaflma” ve yeni ihtiyaç ve aray›fllar gündeme gelse de, dile getirilen kimi ifadeler burjuvazinin konuya ne kadar politik ve net yaklaflt›¤›n› ortaya koyuyor. Genel olarak ifllenen konular “BM insan Haklar› Evrensel Beyannamesi’nin ideolojik boyutta yeni bir perspektif getirdi¤i, ancak insan haklar›n›n korunmas›nda hiçbir hukuki müeyyidenin bulunmad›¤›, insan haklar› alan›nda uluslararas› standartlar belirlendi¤i ama bu standartlar›n zaman zaman ‘çifte standarda’dönüfltü¤ü, bildirgenin hukuk ve dili aç›s›ndan harika bir metin oldu¤u, ancak pekçok eksiklikleri bulundu¤u, daha sonra imzalan kimi insan haklar› sözleflmelerinin özellike kad›nlara yönelik fliddeti önlemeye yeterli olmad›¤› ve bu amaçla ‘79 y›l›nda ‘BM Kad›nlara Karfl› Her Türlü Ayr›mc›l›¤›n Engellenmesi Sözleflmesi’nin imzaland›¤› ve bunun kesinlikle ‘ayr›l›kç›’ de¤il ‘eflitleyici’

bir niteli¤e sahip oldu¤u” gibi çocuklar›n bile inanmayaca¤› masallar› içerse de, konuflmac› olan bir burjuva sözcü Emekli Büyükelçinin baz› vurgular›, bugün devrimci hareketimizin anlamakta ve aflmakta zorland›¤› kimi temel ve do¤ru gerçekleri içeriyor. Ömrünü burjuvaziye uflakl›k etmek için adam›fl emekli büyükelçi, konuflmas›nda insan haklar›n›n dünyada bir ideoloji olarak yayg›nlaflmas›n›n tesadüfi olmad›¤›n› belirterek, “‹nsan haklar› kavram›n›, dünya gündemine söylendi¤i gibi sivil toplum örgütleri sokmad›. Buna, 1975 y›l›nda Said Halim Pafla Yal›s›’nda toplanan APEC toplant›s›nda, NATO karar verdi. Entellektüeller ve yoksullar aras›nda h›zla kabul gören Marksizm’e karfl› NATO’nun bir savunmas›d›r demokrasi. Komünistler için geri say›m iflte o tarihte bafllam›flt›r.” diyerek, düflman kampta yer almas›na ra¤men, devrimci hareketimizin ideolojik ve siyasal köklerini ayr›flt›r›p bilince ç›kartamad›¤›, çarp›c› bir gerçe¤in alt›n› çizmifltir. Ama bu durum sadece yaflad›¤›m›z topraklardaki devrimci hareket için söz konusu de¤ildir. Dünya devrimci hareketi nezdinde genel olarak yayg›n bir yaklafl›md›r. Bunun somut bir örne¤ini ise geçen y›l Aral›k ay›nda Peru’da yaflam›flt›k. Hat›rlanaca¤› gibi Peru’da gerilla faaliyeti yürüten Tupac Amaru Devrimci Hareketi (MRTA) Lima’daki Japonya büyükelçili¤i binas›n› iflgal etmifl, k›sa süre sondra da rehineler bir bir b›rak›lmaya bafllanm›fl, 128 gün sonra, kalan 72 rehinin kurtar›lmas› için Peru hükümeti bir operasyon düzenleyerek tüm gerillalar› öldürmüfltü. Daha sonra MRTA sözcüsünün yapt›¤› aç›klama, bir bütün olarak devrimci hareketlerdeki demokrasi ve insan haklar›na iliflkin ideolojik temelsizlik ve sa¤lam bir ideleojik hattan yoksunlu¤un sonucu olarak siyasal yan›lsamalar› ve bilinç bulan›kl›¤›n› yans›t›yordu. Hamburg sözcüsü ‹saac Valezco, Reuter ajans›na yapt›¤› aç›klamada örgütün hedeflerini fliddet karfl›tl›¤› olarak tan›mlarken, eylemi insan haklar›na uymayan devletin terörüne karfl› insan hak-

‹lginçtir, insan haklar› ve bunu tan›mlayan belgelerin s›n›fsal özü ve çeliflkisi apaç›k ortadayken, insan haklar› savunuculu¤una en çok marksistler soyunmufllard›r. Yaflad›¤›m›z topraklarda ise, bu yan›lsama tarihsel kökleri olmakla birlikte, özellikle 12 Eylül sonras›nda yayg›nl›k kazanm›flt›r. Ve hala da süregitmektedir.


10 lar› mücadelesinin göstergesi olan bir etkinlik olarak anlatm›flt›. Eylemin ard›ndan, eylemde ölen militanlar hakk›nda ön plana ç›kar›lanlar ise, onlar›n asl›nda kurflundan öte kitaplar› tercih eden, insanlara sayg›l› ve onlar› incitmekten kaç›nan kifliler olduklar› ve hatta silahlar› kullan›rken de¤il, futbol maç› oynarken öldürüldükleri olmufltu. Buradaki devrimcilerin niyetleri do¤rultusunda söylenebilecek hiçbir fley yok; ama Peru’da faaliyet yürüten devrimciler süregiden ideolojik-politik zaaflar›n›n bedelini ölümle ödemifllerdir. Bu siyaset tarz› yaflad›¤›m›z topraklarda hala yayg›n bir e¤ilim olarak hüküm sürmektedir: Demokrasi ve insan haklar› savunuculu¤u, ma¤dur ve mazlum bir görünüm alt›nda yak›nmac›l›k, mücadele hatt›n› “anti”lerle belirleme, (anti- demokratik, anti-faflist vb.) protestocu ve k›namac› bir eylem hatt›, y›¤›nlar›n vicdan›na seslenme...kimi su yüzüne ç›km›fl politik görünümlerdir. Bu görünümlerin yaflam›n yeflilli¤inde cisimleflmifl haliyse, üniversitedeki devrimcilere yönelik silahl›, sat›rl› faflist sald›r›lar gündeme geldi¤inde devrimcilerin faflistlerin sat›rlar›n› ve silahlar›n› teflhir, kendilerinin de akademik, demokra tik, bilimsel bir e¤itim için mücadele yürüten üniversiteli gençler biçiminde “kamuoyuna” yönelik sesini duyurma ça¤r›lar›, insan haklar› bürolar›nda devlet terörünü protesto için açl›k grevine yat›lmas›, insan haklar› için dikilen heykellerin önünde bask›lar› protesto etmek ve k›namak için düzenlenen bas›n aç›klamalar›, “cumartesi analar›”n›n ma¤durlu¤u ve vicdanlara seslenme kampanyalar›, Manisa’da devrimci olduklar› için iflkence gören liseli devrimcilere “Manisal›, özlemleri olan liseli gençler, ö¤renciler” yaftas›n›n yap›flt›r›lmas›, Metin Göktepe’nin bir devrimci oldu¤u için de¤il de gazetecilik görevini yaparken dövülerek öldürüldü¤ü, Gazi’de iflçi-emekçiler bir ayaklanma gerçeklefltirdiklerinde, olay›n s›cakl›¤›yla bunun sahiplenilmesi, ama y›ldönümü ve daha sonraki y›llarda “Gazi katliam›” olarak an›lmas› ...vb. gibi tak›n›lan tutum ve gelifltirilen reflekslerdir. Halbuki, bugün, sömürülen ve horlanan, ama özgürlü¤e ölümüne susayan iflçi-emekçi y›¤›nlar›n ihtiyac› onlara nas›l ma¤dur edildiklerini, sald›r›ya u¤rad›klar›n› ve sefalet çektiklerini anlatacak devrimci bir öncü de¤il; iktidar› elde etme ve yeni bir dünya yaratma gücünü ellerinde tuttuklar›n› gösteren, s›n›f düflman› olan burjuvaziye karfl› savaflta, hem usta bir savaflç›lar örgütü hem de savafl›mda ideolojik ve örgütsel olarak önderlik yetene¤i kazanmaya aday bir öncüdür. Bu ayr›m› yaflamda somutlayamamak, felaket tel-

Say›: 31 P Ocak ‘99 lall›¤›yla öncünün misyonunu birbirine kar›flt›rmakt›r. Komünist devrimciler bu ayr›m›n bilincinde olduklar› gibi, bu egemen yan›lsamal› yaklafl›m›n k›r›lmas› için Bolflevizm’in gerçek temelleri olan Komünist Enternasyonal’in ilk dört kongresindeki ideolojik hat do¤rultusunda ideolojik-siyasal görüfllerini netlefltirip derinlefltirmek, ayn› zamanda da Bolflevizme referansla kendini tan›mlayan

devrimci hareketlerle etkili bir ideolojik-siyasal bir hesaplaflma gerçeklefltirmek ve devrimci bir program› burjuvazinin gö¤üne dikmekle yükümlüdür. Ve son olarak, komünist devrimciler burjuva devletlerinden insan haklar› bildirgelerine riayet etmeleri beklemek - ki bu “genelev patronlar›ndan erdemli fleyler yapmas›n› beklemek gibi birfley olur”du- ya da burjuva devletlerini hizaya getirip in-

san haklar›na sayg›l› olmalar›n› sa¤lamak için de¤il, bütün kurum ve kurulufllar›yla çoktan y›k›lmay› haketmifl burjuva devletlerini ait oldu¤u yere, tarihin çöp sepetine süpürüp atmak için

kavgada

bileniyorlar.

J

KARA DER‹L‹ ‹NSANLARIN HAKLARI apitalist sistemin ortaya ç›k›fl›ndan beri, cins ve ›rk ayr›mc›l›¤›na, kimi zaman kendi ifline geldi¤i sürece karfl› ç›kt›¤›n›, ço¤u zaman da ayr›mc›l›¤› kulland›¤›n› görebiliyoruz. ‹nsan haklar›n›n gündemde oldu¤u bu günlerde, Komintern’in kurulurken “haydut” ve “katil” ilan etti¤i uluslararas› burjuva örgütü Birleflmifl Milletler’in, sözde insan haklar› savunuculu¤u ve ayr›mc›l›k karfl›tl›¤› bunun sadece bir örne¤idir. Geçti¤imiz günlerde Amerika’n›n Kaliforniya eyaletinde yaflanan, genç bir siyah kad›n›n Amerikan polisleri taraf›ndan kurflun ya¤muruna tutulmas› olay› ve bunun ard›ndan gerçeklefltirilen siyah insanlar›n ayr›mc›l›k karfl›t› eylemi, komünist devrimcilerin, uluslararas› s›n›f hareketini zehirleyen ulusal flovenizm kadar önemli olan ›rk ayr›mc›l›¤› konusundaki tutumlar›n› tekrar bilince ç›kartmas› zorunlulu¤unu do¤uruyor. Üstelik, Amerika, Afrika ve Avrupa k›tas›ndaki kimi uluslararas› devrimci gruplar›n, ›rk ayr›m›na karfl› mücadeleyi s›n›fsal mücadeleye ba¤lamalar›n›n önündeki gözba¤lar›n› aç›klamak aç›s›ndan, bu önemli olacakt›r. Tüm toplumsal eflitsizlikler ve ayr›mc›l›klar›n ortadan kalkaca¤› bir toplum, bugün de dünkü kadar ihtiyaçt›r. Uluslararas› gericilik ve yenilgi dönemi olan bugün ise, bu toplum insanlara hayal mahsulü olarak gösterilmeye çal›fl›l›yor. Bunun propagandas› yap›l›rken, kapitalizmin art›k tek ve mutlak düzen

oldu¤u konusu bilinçlere kaz›nmaya çal›fl›l›yor. En küçük bir eflitlik aray›fl› ve ayr›mc›l›k karfl›t› dünya özlemi bast›r›lmaya, böylece bilinçler sadece iflçi s›n›f› için de¤il, neredeyse toplumun tüm kesimleri için kurtulufl umudundan uzaklaflt›r›lmaya, hele ki onun bilinçli bir eylemin ürünü olabilece¤ine, ellerinde oldu¤una olan inanç yok edilmeye çal›fl›l›yor. ‹flte bunun için, komünist devrimcilerin hedefledi¤i devrimci partinin varolufl amac› olan komünist, s›n›fs›z ve sömürüsüz, tek renkli ve tek dilli olmayacak bir dünyan›n yarat›lmas› bugün dünden daha fazla ihtiyaçt›r. ‹lginçtir, ›rk ayr›mc›l›¤›n›n bugün en fazla sözünün edildi¤i ülke, ilk kez ba¤›ms›zl›k bildirisinde insanlar›n haklar›ndan, köleli¤in kald›r›lmas›ndan bahseden Amerika Birleflik Devletleri’dir. Zaten ülkenin o zamanki ve sonraki baflkanlar› da (Thomas Jefferson, Abraham Lincoln, George Washington) devletlerin birleflmesinin temel harc›n›n, bu derilerinin renklerine ve haklar›na sahip ç›kan insanlar›n birleflerek “Amerikan” ulusunu oluflturmas› oldu¤unu s›k s›k dile getirmifllerdir. Ne yaz›k ki, o gün burjuvazinin bu ideolojik örtüsünü kald›ran Komünistler Birli¤i manifestosunun ve onun örgütsel süreklili¤i olan Komünist Enternasyonal’in yoklu¤u ortam›nda, bu örtü b›rakal›m uluslararas› s›n›f hareketinin bilincini, devrimci hareketin bilincini de karartmaya devam etmektedir.

KÖLEL‹K VE IRK AYRIMCILI⁄I amuklu sanayii ‹ngiltere’ye çocuk köleli¤ini getirdi¤i gibi, Birleflik Devletler için de, daha önce az çok ataerkil bir nitelik tafl›yan kölelik düzenini, ticari bir sömürü sistemi haline getirmesi için bir dürtü oluflturmufltu. Gerçekten de, Avrupa’da ücretli iflçilerin örtülü köleli¤i, yeni dünyada kendisine taban olarak, kat›ks›z ve düpedüz bir kölelik düzeninin bulunmas›n› gerektiriyordu.” (K. Marx, Kapital c.1, s. 778, Sol Yay.) Ta ki, Birleflik Devletler henüz birleflmeden önce, daha ‹ngiliz, ‹spanyol ve di¤er devletlere göbekten ba¤l› koloniler iken, art›k yeni geliflen burjuvalar›n bu devletlerle ba¤lar›n› kesip, Amerika k›tas›n›n kendi kaynaklar› üzerinden sömürüyü gelifltirmek istemesine kadar. Siyahlar›n köle eme¤i Amerika’n›n güneyindeki pirinç ve tütün plantasyonlar›nda vahflice kullan›l›rken, Kuzeyin yeni geliflen kapitalist patronlar›n›n iflgücü ihtiyac›n›n karfl›lanmas› gerekiyordu. 1776 y›l›nda, Güneyin nüfusunun %40’›n› köleler olufltururken, bu say› Kuzey için %10’a bile ulaflm›yordu. Üstelik bunun yap›lmas›, piyasa iliflkilerinin gerektirdi¤i özel mülkiyet hakk›n› ve al›c› ile sat›c›n›n karfl›l›kl› ve serbest al›flveriflini

gerektiriyordu. Patronlar›n iflgücü ihtiyac›, iç savafltan sonra “azad edilen” kölelerin özgür emekçi olarak kullan›lmas›yla karfl›land›; ikincisini, yani piyasa iliflkileri içinde al›c› ile sat›c›n›n haklar›n› ise, bugünkü bildi¤imiz insan haklar› ve özel mülkiyet hakk›n›n dokunulmazl›¤› oluflturdu. Tüm bunlar ise, bugün dünyaya modern kapitalizmin ne kadar “hümanist” do¤du¤unu ispatlamak için kullan›labiliyor. Üstüne üstlük, bir de utanmadan, Amistad gemisinin hikayesi gibi köle ticareti s›ras›nda ç›kan isyanlar, bizzat burjuvalarca filme çekilip, bugünkü hallerinin ne kadar da iyiliksever olduklar›na flükran duymam›z isteniyor. Ama buradan yola ç›karak, san›lmas›n ki, Amerika’da siyahlar bugün, eflit ve ayr›ms›z koflullarda yafl›yorlar. Aksine, çok de¤il bundan sadece on y›llar önce, otobüslerin, tuvaletlerin, plaj ve lokantalar›n beyazlardan ayr›ld›¤› dönemler vard›. Yüzy›llar önce kara derili köleler ve yerli k›z›l derililer, afyon, uyuflturucu gibi ba¤›ml›l›k yaratan maddelerle günde 18 saatten az olmamak üzere ölene kadar madenlerde çal›flt›r›l›yorlard›; bugün ise uyuflturucu, kumar gibi yozlaflmayla ya da sigortas›z ve güvencesiz ifllerde s›n›rs›z sömürüyle, göçmen iflçilerle birlikte ücret eflitsizli¤iyle karfl› karfl›yalar.


Ocak ‘99

“E er bu dikkatli, ayr›nt›l›, sab›rl› haz›rl› ›m›z olmasayd›, 1917 Ekiminde, ne zafer elde edebilir, ne de ettikten sonra onu koruyabilirdik” Lenin

B o l fl e v i z m i n

Deneyimleri

I fl › ¤ › n d a

PARTİ ÖNCESİ HAZIRLIK GÖREVLERİ VE TİKB aflad›¤›m›z topraklarda Bolflevizm'e referans veren, Bolflevizm'in takipçileri oldu¤unu idda eden köklü devrimci hareketlerin varl›¤›na ve bugün de, bu devrimci hareketlerin hem bu iddiay› sürdürmeleri, hem de devrimci reflekslerini korumalar›na ra¤men, hala Bolflevizm'i yaflad›¤›m›z topraklarda vareden ya da onu aflan bir ideolojikörgütsel pratik ortaya konulamamas› bir çeliflki olarak görülebilir. Ama öyle de¤ildir. Çünkü, ne dünyada ne de yaflad›¤›m›z topraklarda, Bolflevizm'e hayat veren ideolojik-örgütsel gerçek kökler, bugün hala onun takipçileri taraf›ndan ay›rdedilememifl, dolay›s›yla da ideolojik-örgütsel görev ve yönelimlerde bolflevik yöntem a盤a ç›kar›lamam›flt›r. Komünistlerin çözmekle yükümlü oldu¤u ve çoktan afl›lmay› bekleyen bu tarihsel-örgütsel görev, yaflad›¤›m›z topraklar›n devrim topraklar› olmas›yla da birleflti¤inde çok daha acil, zorunlu ve ayn› zamanda zorlu bir hal almaktad›r. Yaflad›¤›m›z topraklarda onca iddiaya ve onca örgüte ra¤men, bugün baflar›lamayan ve afl›lamayan da budur. Bafltan belirtmekte fayda var ki, burada sözkonusu olan temel nokta, bolfleviklerin her yapt›¤›n› yapmak de¤il, bolflevik yöntemi a盤a ç›kart›p k›lavuz edinmektir. Komünist Enternasyonal’in ‹kinci Kongresine haz›rl›k döneminde, Ekim Devrimi ve Bolflevizm'in deneyimlerini süzüp dünya komünist hareketine sunmak üzere, Lenin taraf›ndan kaleme al›nm›fl “ ‘Sol’ Komünizm, Komünizmin Çocukluk Hastal›¤› ” eserinde, art›k önemli bir uluslararas› deneyime sahip olundu¤u, bu deneyimin ›fl›¤›nda devrimin, “yaln›zca Rusya’ya özgü de¤il uluslararas› önemine” iflaret edilip, “bütün ülkeleri etkilemesi anlam›yla, yaln›zca baz› özelliklerine de¤il, devrimin bütün temel özellikleri ve üstelik birçok ikincil özelliklerine” vurgu yap›l›p, “Deneyim kan›tlam›flt›r ki, proleter devrimin baz› baflta gelen temel sorunlar›nda, bütün ülkelerin, Rusya’n›n geçti¤i yoldan geçmeleri kaç›n›lmaz bir fleydir” ifadesi öne ç›kar›lmas›na ra¤men, Bolflevizm'in

takipçileri taraf›ndan bu dersler deneyime dönüfltürülemedi. Leninist tipte devrimci bir parti yaratma iddias›yla yola ç›kanlar, ya partileflme do¤rultusunda önlerine koyduklar› hedeflerle ciddi bir hesaplaflma gerçeklefltirmeden ve esin kaynaklar› olan bolflevik partinin nitelik ve kapasitesine ulaflmadan parti kurulufllar›n› ilan ederek, Bolflevizm'in karikatürünü yaratmakta ya da y›llar boyu bu iddiay› tafl›malar›na ra¤men, parti niteli¤ine ulaflamayarak müzminleflmifl partileflme süreçlerinde bir ç›k›fl yolu aramaktad›rlar. Halbuki, yine ayn› deneyim ve dersler ›fl›¤›nda, “E¤er bu dikkatli, ayr›nt›l›, sab›rl› haz›rl›¤›m›z olmasayd›, 1917 Ekiminde, ne zafer elde edebilir, ne de ettikten sonra onu koruyabilirdik” vurgusu yap›lmas›na ve temel düflüncenin bilinçli, planl› ve sistemli bir haz›rl›k faaliyeti merkez al›narak ifllenmesine, öne ç›kar›lmas›na ra¤men, bu yaklafl›m unutuldu; unutturuldu. Ekim Devrimi'ni sahiplenme, bolflevik örgütlenmeyi veri alma bir devrimci s›çray›fl zemini için olumlu basamak olufltursa da, Bolflevizm'in gerçek kökleriyle buluflma zemininde, amaç ve ilkelerde netleflememe, somut ve acil görevleri a盤a ç›karamama, bunu bilinçli, planl› ve sistemli bir haz›rl›k faaliyetiyle bütünlefltirememe, s›n›f mücadelesinin genel seyriyle uyumlu, ama önceliklerini ayr›flt›rarak, savrulmadan kendi gündeminin takipçisi olamama, örgütsel sonuçlara ulaflt›ramama, bu do¤rultuda devrimci bir muhasebeyi gerçeklefltirememe, devrimci hareketimizin kronikleflen sorunlar›n›n ve bir türlü afl›lamayan k›s›r döngüsünün en temel nedenlerini ortaya koymaktad›r. Leninist bir parti yaratma iddias›yla yola ç›k›p, bu süreçte bir örgütsel deneyim ve birikime sahip olunsa da, kökleri on y›llara dayanan bir mücadele süresi içerisinde dost ve düflmanlar› nezdinde, ne ideolojik ne politik, ne de örgütsel olarak bir güç, bir çekim merkezi olamamak, yine ayn› nedenlerin somut bir sonucu olarak karfl›m›za ç›kmaktad›r. Kuflkusuz bütün bunlar, ayn› zamanda leninist tipte devrimci bir partinin

varolmad›¤›n›n ve yarat›lmas› ihtiyac›n›n acilleflti¤inin somut göstergeleridir de. *** Dünyada ve yaflad›¤›m›z topraklarda, leninist tipte devrimci bir önderli¤in varolmad›¤› ve bunun yarat›lmas› ihtiyac›, sadece bizler taraf›ndan dillendirilmiyor. Aksine, yaflad›¤›m›z topraklar, bu konuda zengin bir gelenek ve birikime sahip. Bu ihtiyac› belirleyen ve partileflme görevini önüne hedef olarak koyan belli bafll› hareketlerden birtanesi de T‹KB’dir. T‹KB, köklerini ‘69’a kadar dayand›rmakla birlikte, örgüt olarak kuruluflundan bu yana geçen yaklafl›k 20 y›ll›k süre boyunca, partileflme görevini önüne hedef olarak koyan bir harekettir. 12 Eylül darbesiyle birlikte militan gelenekler gelifltirmifl, bugüne kadar da yaflatt›¤› devrimci refleks ve kültürüne ba¤l› kalarak varl›¤›n› sürdürmüfltür. Ama sözkonusu olan devrimci bir örgüt ise, burada mihenk tafl›, örgütün varl›¤›n› koruyup koruyamamas› de¤il, hedeflerini ne kadar gerçeklefltirip gerçeklefltiremedi¤idir. T‹KB, bu do¤rultuda kendi özgünlükleri olsa bile, yaflad›¤›m›z topraklarda özgül bir örnek de¤ildir. T‹KB kuruluflundan bu yana devrimci hareketimizin, temel olarak sa¤lam bir ideolojik hat ve örgüt omurgas›ndan yoksunlu¤unun yaratt›¤› zaaf ve eksiklikleri, sorunlar› ve ayn› zaaflarla yaflad›¤›ndan dolay›, bir türlü aflamad›¤› k›s›r döngüsünü kendi içinde yo¤un olarak bar›nd›rmakla birlikte, gelinen aflamada bunlar› aflma çabas› içinde olsa da, Bolflevizm'in tarih içindeki gerçek köklerini ayr›flt›r›p örgütsel faaliyetinde k›lavuz edinemedi¤i sürece, 20 y›ld›r k›ramad›¤› kabu¤unu önümüzdeki dönemde de k›ramayacakt›r. Asl›nda, T‹KB’nin kendi geçmifline de¤indi¤i bölüme bir gözat›ld›¤›nda, devrimci hareketimizin, daha yola ç›karken amaç ve ilkelerinde netleflememe, acil ve somut görevlerini a盤a ç›karamama, bunu bilinçli, planl› ve sistemli bir haz›rl›k faaliyetiyle bütünlefltirememe, önceliklerini ayr›flt›rarak, savrulmadan kendi gündeminin takipçisi olamama

Dünyada ve yaflad› ›m›z topraklarda, leninist tipte devrimci bir önderli in varolmad› › ve bunun yarat›lmas› ihtiyac›, sadece bizler taraf›ndan dillendirilmiyor. Aksine, yaflad› ›m›z topraklar, bu konuda zengin bir gelenek ve birikime sahip. Bu ihtiyac› belirleyen ve partileflme görevini önüne hedef olarak koyan belli bafll› hareketlerden birtanesi de T‹KB’dir.


2

20 y›ll›k bir hareketin, üstelik kendini kuruluflundan bu yana partileflme hedefiyle belirleyen bir

Ocak ‘99 olarak belirlenebilecek temel zaaf›n›n T‹KB’de somutlan›fl› a盤a ç›kacakt›r. “Örgütümüz, proletaryan›n öncü komünist partisine dönüflmeyi, daha kuruluflundan itibaren stratejik bir hedef ve görev olarak önüne koydu.” (M.Devrimci Proletarya, fiubat 98, S.9) “TP (Tart›flma Platformu-Maya) sürecimiz ve onu taçland›ran 3. Konferans›m›z, militan komünist, fakat dar bir muhalefet örgütü olarak flekillendi¤imiz geçmiflimiz ile devrime ve sosyalizmin inflas›na önderlik iddias› ve potansiyelleri güçlenmifl partili gelece¤imiz aras›nda bir köprü kurmufltur... Parti önceki örgütlenme ile hedeflenen ihtilalci komünist parti aras›nda özsel bir devaml›l›k iliflkisinin kuruluflu...örgütsel geliflim sürecimizde sorunlar›n ve görevlerin ele al›n›fl› s›ras›nda kendimizi sürekli ileri hedeflerle donatarak parti ölçütlerini yakalamamam›z›n zeminini oluflturdu.” (a.g.y. S.9) 2. Konferans sonras› sürecimizde bu anlay›fl›m›z› ‘partiyi ve devrimi birlikte örgütlemek’ temel slogan› ile formüle ettik....TP sürecimiz, parti anlay›fl›m›z› her bak›mdan daha ileri tafl›d›, onu yeni ve daha üst bir senteze ulaflt›rd›. Bu sentez, somut ifadesini en baflta Leninist parti ö¤retisinin esaslar›n›n ve örgütümüzün parti anlay›fl›n›n günün sorunlar›na yan›t verecek tarzda bütünlüklü olarak ele al›nd›¤› kapsaml› bir parti teorisinin ortaya konulmas›nda buldu....

hareketin, 3. Konferans'la birlikte, son gelinen aflamada program ve programa yöntemsel yaklafl›m›n ne olmas› gerekti ini, içerik ve kapsam›n›n ne olaca ›n› hala tart›fl›yor olmas›, sorunun ayn› noktas›na iflaret etmektedir. Ama, flu da eklenmelidir ki, bu do rultuda eskiye oranla bir ufuk genifllemesi de sözkonusudur.

Proletarya ve emekçi y›¤›nlar›n yaflamlar›n›n her alan›n› kucaklay›c› bir öncü faaliyetin örgütlenmesi zorunlulu¤unu beraberinde getiren alternatif parti düflüncesi, devrim ve iktidar bilincini çok daha güçlü k›lar." (a.g.y. S.10) Görülece¤i üzere, kuruluflundan bu yana geliflim sürecinde parti niteli¤inin tan›mlanmas›, “militan fakat dar bir muhalefet örgütünün proletaryan›n sosyal devrim örgütü olarak öncü parti düflüncesine tafl›nmas›, ya da TP’da sonal haliyle yeni ve daha üst bir senteze ulaflt›r›lmas›yla kapsaml› bir parti teorisinin ortaya konulmas›” stratejinin gelifltirilmesi olarak ifadelendirilse de, asl›nda burada söz konusu olan hiç de stratejinin gelifltirilmesi de¤ildir. Sözkonusu olan, leninist parti teorisinin gelifltirilmesi olsayd›, Leninizm'e katk› olarak ele al›nabilirdi; ama çok daha önemli bir nokta a盤a ç›kmaktad›r ki, baflta inflaaya koyulan partinin belirli bir süre sonra, hem teorisini hem de niteli¤ini belirleme ihtiyac›d›r. As›l çeliflki de burada yatmaktad›r. Sa¤lam bir ideolojik hattan beslenen bilinçli, planl›, sistematik bir haz›rl›k faaliyetinin varolmamas›n›n zaaf

ve sanc›lar›, bir defa daha ortaya ç›kmak durumunda kalm›flt›r. Ayn› zaaf ve sanc›lar program ve programa yöntemsel yaklafl›mlarda da a盤a ç›kmaktad›r. 20 y›ll›k bir hareketin, üstelik kendini kuruluflundan bu yana partileflme hedefiyle belirleyen bir hareketin, 3. Konferans'la birlikte, son gelinen aflamada program ve programa yöntemsel yaklafl›m›n ne olmas› gerekti¤ini, içerik ve kapsam›n›n ne olaca¤›n› hala tart›fl›yor olmas›, sorunun ayn› noktas›na iflaret etmektedir. Ama, flu da eklenmelidir ki, bu do¤rultuda eskiye oranla bir ufuk genifllemesi de sözkonusudur. Yaflad›¤›m›z topraklar›n sosyo -ekonomik, siyasal düzeyi vb. program sorunlar› ele al›n›rken dar bir ulusalc› yaklafl›mdan, teorinin daha genel düzlemdeki sorunlar›yla iliflkilendirme çabas› ve ihtiyac›n›n vurgulanmas› geliflmeyi de beraberinde getiren bir yöntem oluflturmaktad›r. “Bugün teorinin gelifltirilmesi gereken ve çözüm bekleyen konular›, sadece yerel ve ulusal ölçekte de¤il genel, uluslararas› düzlemde de çözüm getiren sorunlar olarak ç›kmaktad›r karfl›m›za...Bugünün dünyas›n› çözerek gelmek, program sorununu bununla iliflki halinde almak, günümüzde amaç ve hedeflerini net olarak tan›mlaman›n, içerik olarak güçlü ve geliflkin bir program ortaya koyabilmenin kofluludur...Hedef ve amaçlar›n› net olarak tan›mlayan, güçlü bir çekim yaratma özelli¤ine sahip olacak program neyi içermelidir, ya da ondan da önce yöntemsel yaklafl›m ne olmal›d›r? Bu liberal oportünistlerce benimsenen sosyalizmden geriye dönüflleri bir ç›k›fl noktas› olarak alan ve bunu önleyecek bir geçifl ve toplumsal örgütlenme modelleri öneren bir biçim olamaz. Nihai amac›n genel bir tan›mlamas›yla yetinen bir asgari program belirlenmesi de yeterli olmayacakt›r. Program›m›z, bugünkü kapitalizmin elefltirisi üzerinden yükseltilmeli, ona alternatif olarak ortaya ç›kmal›d›r. Dünya genelinde sosyalizmkomünizm için maddi temeller daha olgunlam›fl durumda... Bu bizim sosyalizm-komünizm sorununa salt 'nihai amaç' perspektifiyle, genel bir tan›mlamayla yaklaflamayaca¤›m›z› ve bu flekilde ele almamam›z gerekti¤ini gösterir. Sosyalizmin maddi önkoflullar›n›n olgunlaflt›¤› bir dünyada amaçlad›¤›m›z ekonomik-toplumsal, siyasal düzenin nas›l olaca¤›n›n genel, soyut, ütopik olmayan, bizzat bugünkü geliflme düzeyinin nesnel veri ve olanaklar›n›n tan›mlanmas›na dayal›, bunlardan yola ç›kan ve bunu program›nda yans›tan bir ele al›fl gereklidir. Bu kendisini sadece programla s›n›rlamayan bir teorik çal›flma ve üretim sorunudur.” (a.g.y.S.28) Baflka bir belgede ise, bu teorik çal›flma ve üretim sorununu partileflme görevlerinin merkezine oturttu¤unu belirtiyor. Bu görevleri ulusalc›-halkç› sosyalizm

anlay›fllar›yla hesaplaflarak teorinin gelifltirilmesine, anti-emperyalist demokratik halk devrim programlar›ndaki halkç› kal›plara darbe vurulmas›na ve azami programa canl›l›k kazand›r›lmas›na, anti-emperyalist antifaflist görevlerin daha derin bir antikapitalist içerikle doldurulmas›na, sosyalizme kesintisiz geçiflin güvencelerinin bugünden yarat›lmas›na ba¤l›yor. Asl›nda bütün bu vurgular, T‹KB’nin daha önce kendini dayand›rd›¤› ideolojik-siyasal platformunun, bütünlüklü ve sa¤lam bir ideolojik temele dayanmadan olsa da t›kan›k ve s›¤l›¤›n› aflma çabas› olarak nitelendirilebilir. Öyledir de. Buraya kadar bir toparlayacak olursak, karfl›m›zdaki tablo, parti öncesi haz›rl›k görevlerini netlefltirememifl, bu do¤rultuda somut, acil ve öncelikli görevlerini a盤a ç›karamam›fl, bunu bilinçli, planl›, sistemli bir haz›rl›k faaliyetiyle yaflama geçirememifl ve 20 y›ll›k bir prati¤in sonucunda bütün bunlar›n bas›nc›yla kendini yenileme aray›fllar›na ivme kazand›rm›fl bir örgütün, son geldi¤i aflamad›r sözkonusu olan. 3. Konferans ve T‹KB’nin “Evrildi¤i Yeni” Parti Anlay›fl› T‹KB, 20 y›ll›k varolufl sürecinde, kendi önüne koydu¤u hedefler temelinde ciddi bir geliflme sergilemese de, yaratmay› düflündü¤ü partiye belirli dönemlerini nitelikler ekleyerek, parti fikrinin mükemmellefltirilmesi efl zamanl› olarak belirsizlik ve bilinmezcilikle içiçe geçerek 3. Konferans›n› gerçeklefltirmifltir. 3. Konferansla birlikte yeni bir nitelik daha “keflfedilmifl” ve bu, temel bir ayr›m çizgisi olarak devrimci kamuoyuna lanse edilmifltir. Bu sürece nas›l gelinmifl aktaral›m: “2. Konferans sonras› sürecimizde bu anlay›fl›m›z›, ‘partiyi ve devrimi birlikte örgütlemek’ temel slogan› ile formüle ettik...Devrimi baflarma ve sosyalizmi inflan›n temel arac› olarak partinin kendisini ulaflmak istedi¤i hedefle birlikte tan›mlayan bu düflünce, ayn› zamanda, günün devrimci görevlerinin; parti ve iktidar oda¤›ndan ele alarak süreçlere daha geliflkin ve iddial› bir perspektifle müdahale çabalar›n›n zeminini oluflturdu...Proletaryan›n sosyal devrimi olarak öncü parti düflüncesinin, yaflam›n her alan›nda burjuvazinin iktidar›na ve kapitalizme alternatif olma iddias›n› tafl›yan bir örgüt olarak örgütlenmesi düflüncesine tafl›nmas›, parti anlay›fl›m›z›n s›çrat›ld›¤› yeni düzlemin ay›rdedici özelli¤ini oluflturur.” (M. Devrimci Proletarya, fiubat 98, S. 10) Yukar›da öne ç›kar›lan noktalar› özetleyecek olursak, birincisi, “parti ile devrimi birlikte örgütlemek”, ikincisiyse, “proletaryan›n sosyal devrimi olarak öncü parti düflüncesi”. Bilinçli, planl› bir haz›rl›k dönemi fikrinden ve bunun gereklerini yerine getirecek bir politik bilinç ve


3

Ocak ‘99 iradeden yoksunluk, tam da karfl›m›za yukar›daki tan›mlanan iki formülasyonu karfl›m›za ç›karmaktad›r.Daha farkl› bir ifadeyle bir türlü afl›lamayan bilinç bulan›kl›¤›n›. Devrimci bir önderli¤in yarat›lmas›na dönük haz›rl›k görevleri ile, devrimci bir önderli¤in, devrimin zaferine önderlik edecek düzeye ulaflmas›n› sa¤layacak haz›rl›k görevleri aras›nda bir ayr›m yap›lmamas›, T‹KB’nin oldu¤u kadar bir bütün olarak devrimci hareketimizin temel ve bir türlü afl›lamayan yanl›fl kavray›fl›d›r. Bu kavray›fl, bir öncü örgütlenme ile gerçek, fiili ve ad›n› haketmifl, y›¤›nlar›n güvenini kazanm›fl bir s›n›f önderli¤inin birbirine kar›flt›r›lmas›nda kendini en ç›plak haliyle ortaya koyar; bir öncü örgütlenmenin yarat›lmas›n›n gerekleri ile, yarat›lm›fl bir önderli¤in y›¤›nlar› devrime haz›rlamas› gerekleri aras›nda ya da s›n›f›n önderli¤inin kazan›lmas›n›n özdefl oldu¤una iflaret eder. Politik ifadesini de “parti de¤ilken parti gibi davranma”da bulur. Bu yaklafl›mlar Ekim Devrimi’nin derslerini dünya komünist hareketinin deneyime sunmak için kaleme al›nan “Sol Komünizm”de mahkum edilmifl, bolflevikler taraf›ndan daha 1920’lerde afl›lm›flt›r. Kitab›n baz› sonuçlar bölümünde , öncünün ideolojik olarak kazan›lmas› ile, y›¤›nlar›n devrime haz›rlanmas›n›n farkl›l›¤›na iflaret edilerek fiunlar belirtiliyor: “Birinci tarihsel hedefe (proletaryan›n bilinçli öncüsünü, sovyet iktidar›ndan ve iflçi s›n›f› diktatörlü¤ünden yana çekmek) ulafl›lmas›, oportünizme ve sosyal flovenizme karfl› tam bir ideolojik ve siyasal zafer sa¤lanmadan nas›l mümkün de¤ildiyse, ikinci hedefe, y›¤›nlar›, öncünün devrimde zaferini sa¤lamak için gerekli bu yeni tutum ve davran›fla getirmeye, flu an›n hedefine, sol doktrincili¤i saf d›fl› etmeden, bunun yan›lg›lar›n› tam olarak çürütmeden ve etkisiz hale getirmeden ulafl›lamaz. Proletaryan›n öncüsünü komünizme kazanmak sözkonusu oldu¤u sürece, (ve bu sözkonusu oldu¤u ölçüde), propaganda ön planda yer al›yordu; kendi özlerinde tafl›d›klar› kusurlara karfl›n, küçük gruplar›n propagandas› bile yararl› ve verimli olabiliyordu. Ama y›¤›nlar›n pratik eylemi söz konusu oldu¤u zaman, ya da meram›m› flöyle anlatmama izin verilirse- son ve kesin mücadeleyi vermek üzere milyonlarca insan›n oluflturdu¤u ordular› yerlefltirmek, belirli bir toplumun bütün s›n›f güçlerini mevzilendirmek sözkonusu oldu¤u zaman, yaln›z propaganda yöntemleriyle, sadece ‘saf’ komünizmin gerçeklerinin yinelenmesiyle hiçbir fley baflar›lamaz. Henüz y›¤›nlar› yönetmemifl olan s›n›rl› bir grubun üyesi propagandac›n›n yapt›¤› gibi, burada, yüzlerle say› say›lmaz, milyonlarla ve onmilyonlarla say›l›r.” (Komünizmin Çocukluk Hastal›¤› ‘Sol’ Komünizm, S. 100-101, Sol Yay.) Halbuki T‹KB’nin savundu¤u nedir, kelimenin tam

anlam›yla öncelikli görevlerin ayr›flt›r›lamamas› ve dolay›s›yla da Bolflevizm’in temel ay›rdedici yönünden sapma. Oysa sorun sadece bunlarla s›n›rl› de¤ildir. Bir kere çorap söküldü mü devam› gelir. Sa¤lam bir bak›fl aç›s›na sahip olamamak, ayn› zamanda hem partinin niteliklerini hem de parti öncesi haz›rl›k görevlerini somutlayamamak belirli bir dönemin sonunda bunlar›, ya mükemmellefltirmeye ve hele hele de bunlara ulaflamad›kça daha da mükemmellefltirmeye; dolay›s›yla da bilinmezcilik, kendili¤inidencilik ya da sol sekterli¤in üremesine yol aç›yor. Ve sonuç olarak da ölçülerin neye ve nereye kadar yükseltip daralt›laca¤› da muhatab›n›n kendisine kal›yor. Bunun muhasebesini yap›p yapmamak da. “Bizim anlay›fl›m›za göre: proletaryan›n partisi, burjuvazinin iktidar›n› y›kmaya ve kapitalizmi ortadan kald›rmaya yetenekli yegane s›n›f olarak proletaryan›n ba¤›ms›zl›¤›n› koruyabilmek için her fleyden önce ideolojik bir güç olmak zorundad›r... ülke çap›nda politik bir etki ve a¤›rl›¤a sahip siyasal bir güç olmak zorundad›r. Ve son olarak proletaryan›n partisi, devrimi ve sosyalizmi bir düfl olmaktan ç›kar›p gerçe¤e dönüfltürebilmek için, s›n›f› ve emekçi kitleleri peflinden sürükleyebilen maddi bir güç olmak zorundad›r...Bu genel yaklafl›m›n ›fl›¤›nda, parti inflas›n›n temel yönleri aç›s›ndan bakacak olursak, bizim özgünlü¤ümüzde partileflebilmemiz: 1) Yeni bir program›n ortaya konulmas›na, 2) Özelikle iflçi s›n›f› ile olan ba¤lar›m›zdaki zay›fl›¤›n giderilmesine ba¤l›d›r.... ‘Ne zaman partileflece¤iz’ sorusunun yan›t›, bundan dolay›, ‘Bu görevleri yerine getirdi¤imiz zaman’ yan›t›nda sakl›d›r.” (Bir Ad›m Daha, Tahsin Y›lmaz, S.426) T‹KB’nin bir örgütün nas›l parti niteli¤ine yükselece¤i ve parti öncesi haz›rl›k görevlerinin Bolflevizm’in deneyimleri ›fl›¤›nda nas›l ayr›nt›l› ve planl› bir faaliyete dayand›r›ld›¤›n›; ve bunlar›n, okuyucunun kafas›nda ne kadar somutland›¤›n› yine okuyucunun kendisine b›rak›yoruz. Ama aç›l›mlar bununla da s›n›rl› kalm›yor. Devam ediyor: “Yeni bir program›n ortaya konulmas› ve iflçi s›n›f› içinde belirli bir maddi güç haline gelmenin partileflme sürecimizde bugün yakalanmas› gereken halkay› oluflturmas›, örgütlenmeden çal›flma tarz›na, sürece taktik müdahale yetene¤imizin güçlendirilmesinden kadro flekillenmesine kadar daha baflka bir dizi alanda yerine getirilmesi gereken baflka görevlerin olmad›¤›, aflmam›z gereken baflka zaaf ve yetersizliklerimizin kalmad›¤› anlam›na gelmez. Fakat bunlar›n çözümü de, bir yerde özellikle s›n›f içinde maddi bir güç haline gelme yönündeki çabalar›m›z›n yo¤unlaflmas›na ve buna ba¤l› olarak örgütümüzün s›n›f bilefliminin bu yönde de¤iflmesine ba¤l›d›r.” (a.g.y. S.428 ) Yukar›da kendi özgüllüklerinde partileflebilmeyi program

ve özellikle iflçi s›n›f› ile olan ba¤lardaki zay›fl›¤›n giderilmesine ba¤larken daha sonra birincisini ikincisinin gerçekleflmesi kofluluna ba¤lay›p, s›n›f içinde maddi bir güç haline gelmek partileflmenin tek seçene¤i haline dönüfltürülmüfltür. Asl›nda bu, T‹KB flahs›nda ilk defa gerçekleflmiyor. 1991 2. Konferans›’ndan sonra yay›nlanan T‹KB Konferans metninde, partileflme sürecinin T‹KB somutunda ele al›n›fl›, sürecin gelece¤ine iliflkin sorun ve görevlere dair söylenen bölümünde ideolojik-siyasi geliflme ile pratik-örgütsel geliflmenin partileflme sürecinin niteli¤ine iliflkin iki temel yön oldu¤u vurguland›ktan sonra, sorunun kitleselleflme boyutunu ise bu “iki temel yöndeki geliflmeye ba¤l›” (S. 104) oldu¤u ekleniyor. Ayn› filmi bir defa daha izleyelim: “Her iki yönde de kuflkusuz hala kimi eksik, yetersizlik ve hatalar›m›z olmakla birlikte, ML bir öze sahip programatik görüfller yönünden olsun, sa¤lam bir yeralt› örgütlenmesi ve nitelikli kadrolar yetifltirme yönünden olsun gözle görülür ileri noktalara ulaflt›¤›m›z halde, kadrolar›m›z›n say›s›n› art›rma ve kitleselleflme yönünde ayn› baflar›y› sa¤layamad›¤›m›z› görürüz. Bu aç›dan hala çok geri ve ‘küçük’üz” (a.g.y. S.104105) Bundan sonraki görevi var›n siz ç›kar›n. Evet, partileflme sürecinde eksik kalan “say›sal güç”tür. “Partiyi ve devrimi birlikte örgütlemek” anlay›fl› bu sefer ayn› içerik ile, fakat farkl› bir söylemle karfl›m›za ç›kmaktad›r: “Kadrolaflmay› ve kitleselleflmeyi birlikte yaflamak” Daha önce vurgulad›k bir defa daha vurgulayal›m. Partinin embriyonik özelliklerini daha parti olmadan kendi içinde bar›nd›rmak durumunda olan, varl›k nedenini ancak amaçlad›¤› partiye referans vererek, ona ulaflmak üzere tan›mlayabilecek olan Parti öncesi örgütün, temel ve öncelikle hedefi; amaç ve ilkelerde, program ve taktiklerde anlaflm›fl, kaynaflm›fl komünist bir örgüt omurgas› oluflturmakt›r. Ayn› zamanda burjuvazinin gö¤üne dikilecek bir devrimci program› yaratmakla yükümlü oldu¤u temel bir görevi de vard›r. Dolay›s›yla bu, ayn› amaç ve hedefler do¤rultusunda ifllevleri ayr›flt›r›lm›fl, somut bir iflbölümü ve plana dayal›, her koflul alt›nda önceliklerinden vazgeçmeyecek, yo¤unluklu bir faaliyeti gündeme getirir. “›flçi s›n›f› ve müttefikleri” içinde yayg›n bir örgütlenme faaliyeti ise ancak bu görevleri yerine getirilebilirse sözkonusudur. Ya da daha do¤rusu öncelikleri gözeten hatta öncelikler do¤rultusunda ve onlara referansla tan›mlanabilecek bir faaliyettir olmas› gereken. Kitleselleflme kayg›s›yla amaçs›zca eylemden eyleme koflan, kendini da¤›tan bir faaliyet de¤il, hareket plan›n› ve alan›n› kendisinin belirledi¤i ve hedeflerini s›n›f hareketinin seyriyle bütünlefltirme nitelik ve kapasitesine sahip bir örgütlü haz›rl›k sürecidir. fiimdi tekrar kitleselleflmeye

Daha önce vurgulad›k bir defa daha vurgulayal›m. Partinin embriyonik özelliklerini daha parti olmadan kendi içinde bar›nd›rmak durumunda olan, varl›k nedenini ancak amaçlad› › partiye referans vererek, ona ulaflmak üzere tan›mlayabilecek olan Parti öncesi örgütün, temel ve öncelikle hedefi; amaç ve ilkelerde, program ve taktiklerde anlaflm›fl, kaynaflm›fl komünist bir örgüt omurgas› oluflturmakt›r.


4 Devrimci hareketimizin kronik bir zaaf› da gerek ideolojik gerekse de örgütsel zaaf ve baflar›s›zl›klar› “kadrolar›n gerili i”yle aç›klama yayg›n bir e ilim olarak hüküm sürmektedir. Ve hatta zaman zaman ancak bir örgütün kollektif önderli iyle ve temelde iflbölümü yoluyla çözülebilecek ideolojik-teorik görevleri yine ayn› “zaafl›” kadrolar›n omuzuna yükleyebilmekte bir beklentiye girebilmektedir. T‹KB bunun canl› bir örne idir.

Ocak ‘99 referansla tan›mlanan program sorunlar›na dönelim. T‹KB ve Program sorunu Program ve teorik üretim alan›nda yine ayn› sorunlar karfl›m›za ç›kmaktad›r. Bu alanda da somutlanm›fl, ayr›flt›r›lm›fl, netlefltirilmifl, planlanm›fl ve takvime ba¤lanm›fl, öncelikler temelinde çözmekle yükümlü oldu¤u belirtilmifl görevler bütünün olmamas›d›r anlat›lmaya çal›fl›lan. Devrimci Proletarya’da varolan kimi yaz›lar bunun ipuçlar›n› vermektedir. Parti olman›n temel sorunlar›ndan birisinin program sorunu oldu¤u belirtilmifl, hedef ve amaçlar›n› aç›k, net bir flekilde tan›mlayan bir program olmadan kitlelerin karfl›s›na ç›k›lamayaca¤›n› vurgulam›flt›r. Al›nt›lar yaparak devam edelim : “Konferans -3.-, devrimin aflamalar› konular›ndaki stratejik belirlemelerde kar›fl›kl›¤a yol açmadan programatik düflüncenin sosyalist propagandaya güç kazand›racak, onu ete kemi¤e büründürecek bir içerik ve canl›l›kta sunulmas›, program›nda buna temel haz›rlayacak bir flekilde içeriklendirilmesi görevini belirlemektedir. Bu evrensel ölçekte ML teorinin ‘Nas›l bir sosyalizm’ sorusuna ›fl›k tutacak, küçük burjuva liberal, ulusalc›, halkç›, hümanist sosyalizm anlay›fllar›na s›n›r çekecek tarzda gelifltirilmesidir en baflta . ›kinci olarak yaln›z ülkemiz de¤il bir dizi yar› sömürge aç›s›ndan önem tafl›yan, antiemperyalist demokratik halk devrim programlar›n›n içeriklendirilmesinde donmufl halkç› kal›plara yeni bir darbe vurularak azami programa canl›l›k kazand›r›lmas› gerekmektedir. Günümüz dünyas›nda, özelikle de ülkemizde antiemperyalist antifaflist görevlerin daha derin bir antikapitalist içerikle doldurulmas›, sosyalizme kesintisiz geçiflin güvencelerinin bugünden yarat›lmas›, s›n›f hareketinin örgütlenmesinde, partinin kadro yap›s›nda ML ideolojik kimli¤in güçlendirmesine dek bir dizi görevi, T‹KB bu anlay›flla partileflme görevlerinin merkezine oturtmaktad›r.” (Devrimci Proletarya Nisan-May›s 98, S.87) Kuflkusuz bu vurgular T‹KB’nin siyasal platformu için kimi yenilik tafl›yabilmelidirler. Tafl›maktad›r da. ‹lginçtir Komünist Enternasyonal’in ilk dört kongresine hayat veren ideolojik hatt›n ideolojik-siyasal düzlemde hesaplaflt›¤› ve dize getirdi¤i ›kinci Enternasyonal oportünizmi ve hatta Marks’›n Gotha program›nda mahkum etti¤i ço¤u perspektif, ony›llara dayanan devrimci hareketimizin program›nda ve programatik yaklafl›mlar›nda en temel köfle tafllar›n› oluflturdular. Ve bugün bu gerçeklik hala geçerlili¤ini korumaktad›r. Örne¤in aflamal› devrim anlay›fl›,özerk demokratik üniversite talebi vb. Dolay›s›yla devrimci bir sorumluluk

gere¤i bu tür belgeler incelendi¤inde bugün savunulanlarla o dönemdeki çizgi aras›nda muazzam bir aç› fark› oldu¤u görülecektir. Konumuzla ba¤lant›land›rd›¤›m›zda T‹KB partileflme görevlerinin merkezine oturttu¤u bir dizi görevlerin bafl›nda ”sosyalizme kesintisiz geçiflin güvencelerinin bugünden yarat›lmas›”, “anti-emperyalist anti-faflist devrim programlar›n›n içeriklendirmesinde donmufl halkç› kal›plara yeni bir darbe vurularak azami programa canl›l›k kazand›r›lmas›-laf› gelmiflken MLKP’nin 2. Kongresini salt kendisinin dar sorunlar›n› merkez almas›n› MLKP’nin sürece de kendisine de ne kadar dar ve s›¤› yaklaflt›¤›n› elefltiri konusu yapm›flt›r-”, ve çok daha önemlisi “s›n›f hareketinin örgütlenmesinde partinin kadro yap›s›nda ML ideolojik kimli¤in güçlendirilmesi” gibi kendisi için yeni ama Bolflevizm’in gerçek kökleriyle k›yasland›¤›nda son derece geri -bir ideolojik-örgütsel zemini sahiplenebilmektedir. Üstelik bunu devrimci dostlar›na karfl› bir baflar› olarak de¤erlendirebilmektir.Son geçen vurguyu çok daha önemli olarak nitelendirmek gerekiyor, çünkü devrimci hareketimizin kronik bir zaaf› da gerek ideolojik gerekse de örgütsel zaaf ve baflar›s›zl›klar› “kadrolar›n gerili¤i”yle aç›klama yayg›n bir e¤ilim olarak hüküm sürmektedir. Ve hatta zaman zaman ancak bir örgütün kollektif önderli¤iyle ve temelde iflbölümü yoluyla çözülebilecek ideolojik-teorik görevleri yine ayn› “zaafl›” kadrolar›n omuzuna yükleyebilmekte bir beklentiye girebilmektedir. T‹KB bunun canl› bir örne¤idir. Kendi belgelerinden aktaral›m. T‹KB’nin 2. Konferans Belgelerinden 2. bölümün son paragraf›nda örgütsel faaliyetin baz› sorunlar›na iflaret eden sözler flu vurguyu yaparak noktalanmaktad›r. “Bunlar›n hepsinin temelinde ise kadrolar›m›z›n teorik aç›dan olmalar› gereken düzeyin ne yaz›k ki gerisinde kald›klar› gerçe¤i yatar. Birazdan de¤inece¤imiz gibi bu gerilik, T‹KB olarak bugün bizim en tehlikeli ‘zay›f noktam›z’ durumundad›r...Teorik gerilik ve bundan kaynaklanan kendine güven ve inisiyatif eksikli¤i, kadrolar›m›z›n siyasal önderlik kapasitelerini s›n›rlayan en büyük hatta baz› durumlarda tek etken durumundad›r. Yolaçt›¤› di¤er olumsuz sonuçlar da flimdilik bir yana, bu zaaf›n, örgütsel pratik çal›flmada bugüne dek haketti¤imiz büyüme ve geliflmeyi sa¤layamamam›z›n en önemli nedenlerden biri, belki de birincisi oldu¤unu söyleyebiliriz....Bundan ötürü sorunun üzerine çok ciddi olarak getirmek durumunday›z. Örgütümüzün gelece¤i ve kaderi bir yerde bu hayat eksikli¤in giderilmesine ba¤l›d›r. Bu gerçe¤in bilincinde olarak, bundan böyle hangi gerekçe ile olursa olsun teorik çal›flmay› ihmal eden, gevflek tutan veya yasak savma kabilinden yürüten tutum ve e¤ilimlere karfl› daha uzlaflmaz olmal›y›z.

(age, S. 126-127) ‹leride devam etmekte: “En önemli zaaf›m›z durumundaki teorik gerili¤in alt edilmesinin, herfleyden önce çaba ve zaman istedi¤ini hiçbir yoldafl unutmamal›d›r. Ama, devrimci mücadelede teorinin tafl›d›¤› hayati önemin yan›s›ra, ilerleyen zaman›n gerisinde ve büyüyen görevlerin alt›nda kalmamak için teorik yetkinleflmemizin bizler için nas›l acil ve hayati bir görev haline geldi¤i de ayn› flekilde unutulmamal›d›r. Bundan dolay› her yoldafl, kendini teorik bak›mdan da gelifltirme ve yetkinlefltirme görevini devrime ve örgüte karfl› temel sorumluluklardan bir olarak kavramal›. Bunun için çok yönlü bir çaba ve çal›flma içine girmelidir.” (S.135) Parti öncesi haz›rl›k görevlerine soyunmufl bir örgütün, sadece kendi çevresindeki dar kadronun ideolojik-teorik ihtiyaçlar›na yan›t vermek de¤il, e¤er bu iddiaya gerçekten sahipse,bir bütün olarak öncü kesimlerin ihtiyaçlar›na yan›t verecek düzeyde olmal›, en az›ndan bu do¤rultuda bir yönteme sahip olmal›d›r. Halbuki T‹KB’nin gerçekli¤i ise kollektif olarak ama baflta yetenek, nitelik ve kapasite oran›nda ifllevler ayr›flt›r›lm›fl organlar eliyle iflbölümüne dayanan bir yo¤unlaflmayla çözülebilecek bir sorunun kadrolar›n e¤itim düzenine indirgeyen bir yaklafl›ma sahip olmas›d›r. Bu hareketin ise mevcut kavray›flla ideolojik-teorik üretimde ve yeniden üretimde vard›¤› ve varaca¤› yer ortadad›r. Kald› ki, kendi ölçülerine göre ne bir ideolojik-siyasal güç, ne de örgütsel bir çekim merkezi olabilme nitelik ve kapasitesine ulaflm›fl bir örgütün, 20 y›ll›k sürenin sonucunda partileflmenin efli¤inde oldu¤unu ilan etmesi ciddi bir çeliflkiyi ifadelendirmektedir. ‹lkin bu ölçüler do¤rulu¤undan yanl›fll›¤›ndan ba¤›ms›z bilfiil T‹KB taraf›ndan koyulmufl ölçülerdir. ‹kinci olaraksa ideolojikörgütsel nitelik ve baflar›lar›na karar verecek olan, örgütün kendisi de¤il etkilemeyi düflündükleri muhataplar›n bizzat kendileridir. Bugün hala leninist tipte devrimci bir parti teori ve prati¤ini sahiplenmek ve bunu yaratma iddia ve mücadelesini sürdürmek, hem yaflad›¤›m›z topraklar›n devrim topraklar› oldu¤unu hem de bu topraklarda devrimci damar›n varl›¤›n› ve olanaklar›n› gözler önüne sergilemektedir. T‹KB bir yol ayr›m›ndad›r. Önüne koydu¤u görevler ya bir bilinç oluflturup ileriye ç›k›p kendini yenilemeyi dayatmakta ya da kendi do¤rusal geliflimine dayanarak, benmerkezci tutumlarla bir sekt olmakla sonuçlanacakt›r. Bu ise kaç›n›lmaz olarak kendisinde yaratt›¤› bas›nc›n etkisiyle yeni bir tabela partisinin meydana ç›kmas›na yol açacak ya da kendisiyle köklü ve devrimci bir örgütün bilinçli, planl›, sistemli bir haz›rl›k faaliyetine yönelecektir. J


11

Say›: 31 P Ocak ‘99

Devrimci Önderlik Krizinin Sonuçlar›ndan Üniversiteler Muaf De¤ildir!

“1980

öncesinde MHP’nin yapt›klar›n›n çok önemli bir bölümünü flimdi art›k devletin organlar› yap›yor. MHP kadrolar› flimdi bu organlarda görev yap›yor. Görev MHP yerine devlet ad›na yerine getiriliyor. ‹kincisi MHP bugün eskiyle k›yaslanamayacak bir toplumsal meflruiyet zemininden yükseliyor. Ve bu iki de¤ifliklik, MHP’nin yeni ifllevini de tan›ml›yor: ‹flçi ve emekçi halk hareketini, sosyalizmi, her düzey ve alanda sivil toplumsal bir kuflatma, terör ve denetim alt›nda tutmak, hareket ve meflruiyet alan›n› daraltarak yal›tmak. MHP, örgütlülü¤ünü hem devlet, hem toplum içinde güçlendiren bir siyaset izliyor. MHP’nin gücü yaln›z kendisinden de¤il, sermayenin tümüyle gerici ve floven bir çizgiye kaymas›ndan kaynaklan›yor. ... Yukar›da söylenenlerden de anlafl›laca¤› gibi faflist MHP iflçi, emekçi halk hareketini ve devrimci güçleri dar bir alana hapsetme, kuflatma ve bo¤ma genel plan›n›n önemli bir aktörüdür. Ancak bu kez rolünü, eskisinden farkl› bir senaryoya göre oynuyor. ‹flçi ve komünist hareketin henüz kararl› bir yükselifl içinde olmad›¤› bugünkü koflullarda, do¤rudan silahl› sivil yöntemlerden çok, y›¤›n destek ve gücüne, ideolojik etkinlik araçlar›na dayanarak toplumsal zeminini güçlendiriyor.” (Ifl›kl› Yol, “Faflist MHP Güçleniyor, Ne Yapmamal›?”, S.79-80, MAYA kitaplar› 4) 1995 fiubat’›nda yap›lan bu de¤erlendirmenin sonuçlar›n›, bugün üniversiteler ve liselerde artan devrimci ö¤rencilere yönelik sald›r›lar› ile görüyoruz. Burada birfleyi özellikle belirtmek gerekiyor. Devrimci yükseliflin ve devrimci bir önderli¤in oldu¤u dönemlerde, toplumsal hareketliliklerin, s›n›f güçlerinin, devrim ve düzen güçlerinin tablosu, birbirlerine karfl› konumlar›, belirleyici ölçülerde de¤iflir. Bu üç y›l önce yap›lan tespitlerin bugün hala önümüzde sonuçlar›yla ve ç›kar›lan görevleriyle durmas›n› da aç›klamaktad›r. Bu kimileri için tespitlerinin do¤rulu¤u ile böbürlenmenin f›rsat›n› yarat›r. Ne ac›d›r ki, bu tespitler karfl›s›nda belirlenen ihtiyaç ve görevlerin yerine getirilememesi tamamen devrimci bir önderli¤in yarat›lamamas› sorunudur; yoksa tespitlerin do¤rulu¤u tek bafl›na belirleyici de¤ildir. Düzen ise kendi kriz ve bunal›mlar›n›, devrimciler misyonlar›n›n gere¤ini yerine getirmedikçe aflma imkan›n› bulacakt›r. Üstelik, bu krizlerden devrimci harekete sald›rarak ve onu mevzi-

lerinden geri püskürterek, güçlenerek ç›kacakt›r. Peki nas›l olacakt›r bu sald›r›lar ve düzen nas›l güçlenecektir? Devrimci hareket içindeki tüm örgüt ve gruplar, sald›r›lar›n tek tek neler oldu¤unu aç›klamakta net iken, bu sald›r›lar karfl›s›nda tak›nd›klar› tutumlar ile bu sald›r›lar›n bütünsel nedenlerini ve sonuçlar›n› kavramaktan uzak görünmektedirler. Üniversitelerde ve liselerde devrimci ö¤rencilere yönelik sald›r›lar bunlar›n güncel örnekleridir. Devrimci ö¤renciler, faflist ve dinci ö¤renciler taraf›ndan sald›r›ya u¤ramakta, YÖK ve okul idareleri taraf›ndan soruflturmalar ile bask› alt›na al›nmaktad›r. Bu sald›r›lar karfl›s›nda devrimci hareket, dilinden düflürmedi¤i s›n›f düflman›n›n yapt›¤› gibi, gerekti¤inde net tutum almaktan ço¤u zaman aciz kal›yor. Üniversite ve liselerde devrimci ö¤rencilere yöneltilen sald›r›lar›n sonucunda öldürülen Serkan Ero¤lu, hak mücadelesi veren bir ö¤renciye indirgenebiliyor, faflist sald›r›lar›n yöneldi¤i devrimciler, kitlelerin deste¤ini kazanmak ad›na ma¤dur duruma düflmüfl, sald›r›ya u¤ram›fl insanlar durumuna düflürülebiliyor. Tüm bunlar asl›nda devrimci hareketin önündeki sorunlara her düzeyde gözba¤lar›yla bakt›¤›n› gösteriyor. Devrimci ö¤renciler kimi zaman politik kimliklerini kitlelerle iliflki kurmak ad›na geri çekebiliyor, “kitleleri korkutmamak” ad›na devrimci zeminde, politik temellerde eylemlilikleri de hak arama mücadelesi olarak anlatabiliyorlar. Temel sorun flöyle a盤a ç›kmaktad›r: Ö¤rencilerin düzenin bask›lar› karfl›s›nda en ufak hak taleplerinin do¤ru çizgide siyasallaflt›r›labilmesinin tek koflulu, devrimci bir önderliktir. Bu önderli¤in yoklu¤unda, kitleselleflmesi istenen her hareketlilik düzenin kanallar›na akacak, ona kan tafl›yacakt›r. Asl›nda bu, komünist devrimcilerin her seferinde tekrar tekrar yineledikleri “iflçi s›n›f›n›n ba¤›ms›z politikas› olmadan kitleler devrime seferber edilemez, devrimci bir önderlik, parti olmadan iflçi s›n›f› kendi ba¤›ms›z politikas› etraf›nda birlefltirilemez!” tespitinin do¤rudan bir sonucudur. Bugün s›n›f›n ba¤›ms›z politikas›n›n koflulu olan devrimci parti yarat›lmadan, onun s›n›f hareketi ve devrimci gençlik içinde yarataca¤› etki ve faaliyet hedef al›nmadan, amaçlaflt›r›lacak bir “hak arama mücadelesi”, düzenin kanallar›na akmaya ya da düzenleyen devrimcilerin niyetlerinden ba¤›ms›z, orada sonlanmaya mecbur kalacakt›r. Buradan ç›kan sonuç, devrimci parti hedefini güden komünist ve devrimcilerin, hak arama mücadelesine ka-

t›lmamas› olarak anlafl›lmamal›d›r. Ama fluras› çok kesin belirlenmelidir: Her koflulda, devrimci temelde militan eylemlili¤in politize edilmesi ve buradan devrimci hareketin ve tek tek devrimci unsurlar›n devrimci parti güçleri zemininde etkilenmesi hedeflenmelidir. Böylelikle üniversitedeki faflist sald›r›lara hedef olarak gösterilen devrimci ö¤rencilerin, kendilerini hak arayan, ma¤dur ve “akademik-demokratik” haklar›n savunucusu olarak göstermesi, s›n›f›n ba¤›ms›z politikas›n›n yoklu¤unun ö¤renci gençlik içindeki sonuçlar›d›r. Ve bu yan›lsamalar devrimci hareketin ideolojik olarak içinde bulundu¤u geri düflmüfllükten öte aç›klanamaz. Tüm bunlar bu faflist sald›r›lar karfl›s›nda, komünist devrimcilerin ne yapmas› gerekti¤ini de a盤a kavuflturmaktad›r? Önce bu konuda daha önceden vurgulad›¤›m›z› tekrar hat›rlamal›y›z. Al›nt› yapt›¤›m›z yaz›da MHP’nin yükselmesi ve faflist hareketin güçlenmesi karfl›s›nda flunlar öneriliyor: “Bu geliflmeyi durdurman›n ve tersine çevirmenin en geçerli yolu örgütlülü¤ümüzü, y›¤›nlar içindeki siyasal etkimizi güçlendirmektir. Kendimize, ‘anti-faflist’ve ‘demokrat’gibi utangaç etiketler yap›flt›rmak, küçük-burjuva devrmcilerinin sand›¤› gibi, bizi y›¤›nlar›n gözünde meflrulaflt›rmaz, tersine zay›flat›r. Kendimizi, ‘anti’lerle tan›mlamak, negatif, edilgen, poztif savafl›m hedefleri göstermedi¤i için y›¤›nlar› da edilginlefltiren bir tutumdur. Genel olarak söylersek, faflist hareketin yükselifli bizim gündemimizi, önceliklerimizi de¤ifltirmemeli, temel görevlerimizi unutturmamal›, tam tersine püskürtülüp, etkisizlefltirilmesinin, temel görevlerin yerine getirilmesine ba¤l› oldu¤unu hat›rlatmal›d›r. Hedef faflizmin kitle taban›n› parçalamak, faflistleri soyutlamak ve sosyalizmi güçlendirmektir.” (Age. S. 80) Devrimci ö¤rencilerin öncelikle yapmas› gereken tek tek faflistlere yan›t vermekten ötedir. Faflistlere karfl› mücadelenin temelini, devletin onlar› sald›rt›rken iplerini tutma nedeni oluflturmal›d›r. Faflist ve dinci hareket, s›n›f hareketinde çat›flmalar›n toplumsal koflullar›n›n olufltu¤u noktalarda ileri ç›kanlara ya da devrimci hareketin çat›flman›n önüne geçip önderlik etme niyetine karfl›, onlara sald›rmak ve yaln›zlaflt›rmak için beslenmektedir. Öyleyse tek tek faflistlere (sineklere) karfl›l›k vermek yerine (batakl›¤a) güçlenme niyet ve zeminlerine sald›rmak gereklidir. Bu da mazlum ve ma¤dur, “hak arayan” bir ö¤renci hareketlili¤i ya da “ba-

¤›ms›z” bir devrimci ö¤renci hareketlili¤i yaratarak olmaz. Bunlar s›n›f mücadelesinin somut gerçekli¤inden uzakt›r. Politik kimli¤in geri çekilmedi¤i, aksine her tür militan eylemlili¤e karfl› ilkeli ve ayr›mlar›n› aç›kça ortaya koyan, onu politize etmeye çal›flan, bu temelde ve bu s›n›rlar ile etkinli¤ini geniflletmeye çal›flan bir devrimci faaliyet bütün devrimci parti güçleri için dünkü gibi hedeftir. Faaliyet faflist cezaland›rmak de¤ildir, aksine devrimci faaliyetini gelifltirdi¤i sürece kendisine yönelik do¤al olarak artacak aç›k ya da örtülü faflist sald›r›lar› bertaraf etmek için örgütlülü¤ünü ve kitle deste¤ini kullanacak, daha da ötesi bu sald›r›lar karfl›s›ndaki tutumunu faaliyetine propaganda konusu yapabilecektir. Böyle bir faaliyet, ma¤durlu¤unun ya da “hak taleplerine” karfl› bir sald›r›n›n teflhirini yapmaz; aksine bu, burjuva e¤itimin üniversitelerdeki ö¤rencilerin s›n›f hareketine ve devrimci harekete karfl› geliflecek e¤ilimlerine, düzene karfl› politik karfl›tl›klar›na gösterece¤i sald›r› tavr›n›n somut teflhiri olacakt›r. Elbette ki, böyle bir faaliyetin hedefi de “genel bir hak arama, akademikdemokratik ö¤renci” mücadelesinin muhataplar›ndan daha s›n›rl› olacakt›r. Bu, kitleselleflmenin bugün devrimci parti güçleri için hangi s›n›rlar içinde belirlendi¤ini de göstermektedir. Devrimci bir partinin yarat›lmas› zeminine kat›lacak devrimci güçlerin yarat›lmas›, bunlar›n militan, amaçlar›m›za uygun ilkeli eylemliliklerde politize edilmesi, ö¤renci gençlik için devrimci savafl›m taleplerimizi (Paral› Paras›z Burjuva E¤itime Hay›r, Ö¤renciye ‹fl Çal›flana E¤itim Hakk› vb.) hayata geçirmek üzere ve devrimci bir örgütün oluflturulmas› için harekete geçirilmesi faaliyetimizin s›n›rlar›n› belirlemektedir. Böylece “türban›n neyi örttü¤ü”nün yan›s›ra, “özerk-demokratik üniversite”nin, “bilim yuvas› olan üniversiteler”in neyi örttü¤ü a盤a ç›kacakt›r. Sadece bununla da kalmayacak, tüm bunlara tek yönlü bakan devrimci gruplar›n ve kimi legalist tasfiyecilerin neyi örttü¤ü a盤a ç›kacakt›r. Ancak böyle bir mücadele, kapitalist düzenin aç›k sald›r›s› olan faflist ve dinci sald›r›lar ile örtülü sald›r›s› olan burjuva e¤itim kurumlar›n›n bugünkü ifllevlerini birbirinden ay›racakt›r. Ve yine ancak bu temelde bir mücadele, sorunun özüne yönelik bir mücadeleyi oluflturacakt›r. Devrimci ö¤rencilerin sorunlar›, devrimci önderli¤in bulunmamas›n›n sorunlar›d›r. J


12

DEVR‹MC‹ PART‹ GÜÇLER‹ D‹R, NE DE⁄‹LD‹R?

ROfiÜRLER‹

4

ao Zedung 1893 y›l›nda Hunan eyaletinin fiaoflan köyünde do¤du. Bu eyalet ünlü Tayping ayaklanmas›n›n befli¤i olmufl ve isyana kat›lan köylüler a¤›r biçimde cezaland›r›lm›flt›. Daha sonra da bu eyalette büyüklü küçüklü birçok isyan ortaya ç›km›flt›. Mao’nun kiflili¤inin belirlenmesinde, bu eyalette yaflayan insanlar›n, özellikle de özgürlüklerine tutkun ve direniflçi karakteri özel bir rol oynad›. Mao’nun karakterini belirleyen di¤er bir faktör ise, okulda ald›¤› e¤itimdi. E¤itim, baz› temel yaz› karakterlerinin yaz›l› ve sözlü ö¤retilmesinden, f›rça ve çin mürekkebi ile yaz› kopya ettirmekten ve ünlü Çin filozofu Konfüçyüs ile ö¤rencilerinin deyifllerinin ezberlenmesinden ibaretti. Mao okumaya merakl›yd›; okudu¤u kitaplar aras›nda, tarihsel askeri kiflilikleri anlatan kitaplar önde geliyordu. Hayran oldu¤u kiflilikler aras›nda, Napolyon, Kayzer ve Bismark özel bir yer tutuyordu. Çin somutunda ise, burjuva devrimcisi Sun Yat Sen’in etkisindeydi. Ayr›ca bir süre kütüphaneye düzenli giderek, burjuva ayd›nlanmac›l›¤›n›n temsilcilerinin de kitaplar›n› okumufltu. Rousseau, Darwin, Montesquieu’nin kitaplar› bunlar aras›ndayd›. Üniversite y›llar› ise, bat›ya e¤itim amac›yla giden ve Anarflizm ve Marksizm’le tan›flan ö¤rencilerle iliflki içinde flekillendi. Ayr›ca Ekim Devrimi’nin etkisiyle de marksist ö¤renci gruplar› ortaya ç›km›flt› ve Mao bunlarla iliflki içindeydi. Düflünsel düzeyde, eski Çin felsefesi ile marksist tezleri birbiriyle uyumlu hale getirme çabalar›, Mao’nun düflüncelerinin flekillenmesinde çok özel bir yere sahiptir. Mao’nun politik kimli¤inin flekillenmesinde ise, ulusall›k ve emperyalist iflgale duyulan tepki de özel bir yer tutuyordu. “Uyan›k Halk›n Kültürel Birli¤i” adl› örgütte yeralan ve Yeni Hunan adl› gazetede çal›flan Mao, Hunan eyaletinin özerkli¤ini, ulusal düzlemde ise, özerk devletlerden oluflan bir birli¤i savunuyordu. Grubun temel slogan›, “Çin, Çinlilerin olmal›, bat› müdahalesi son bulmal›” idi. 1920 Ocak ve Nisan’› aras›nda Pekin’de kald›¤› sürede, marksist eserler üzerinde çal›flt›. Ancak yeni çevrilen Komünist Parti Manifestosu d›fl›nda, okudu¤u kitaplar aras›nda birinci elden marksist eserler yoktu. Okudu¤u kitaplar aras›nda, Kautsky’nin S›n›f Mücadelesi, Kapital’e Girifl, Yeni Rusya, Sovyet Sistemi ve Çin vard›.

Say›: 31 P Ocak ‘99

1921 y›l› Temmuz ay›nda, fianghay’da, ülke ve yurtd›fl›nda çeflitli örgüt ve derne¤in temsilcilerinden oluflan 12 delege Çin Komünist Partisi kurulufl kongresini toplad›. Partinin lideri, bütün genç kufla¤› etkileyen Yeni Gençlik Dergisi’ni ç›karan Çen Tu-hsiu idi. Mao da 12 delege aras›nda yeral›yordu. Mao partinin Hunan eyalet örgütünün kurulmas›nda görev ald› ve iflçi hareketi içinde k›sa sürede anlaml› çal›flmalar yap›ld›. 1922’de Hunan’daki parti örgütü 20’den fazla sendika örgütlemiflti. Ancak Mao’nun politik kariyeri, ilk baflta iflçi s›n›f› içindeki örgütlenmenin kaderi ile de¤il, 1923 y›l›nda, ulusal devrimci parti Guomindang ile iliflki içinde, partinin Guomindang temsilcisi olmas› ile flekillendi. Guomindang, bafl›nda ulusal devrimci Sun Yat Sen’in bulundu¤u, hedefi demokratik cumhuriyet olan burjuva demokrat-yurtsever bir örgüttü. Komintern’in çabalar›yla Guomindang’la iliflkiye geçen ÇKP, 1923 y›l›nda, 3. Kongresi’nde Guomindang’a girme ve cephe kurma karar› ald›. Ayr›ca Komintern temsilcisi ile Guomindang’›n baflkan› Sun Yat Sen de bir dizi görüflme yapm›flt›. ÇKP örgütsel ba¤›ms›zl›¤›n› koruyarak, Guomindang içinde propaganda ve ajitasyonunu yaparak çal›flacakt›. Komintern temsilcisi, Sneevliet, Guomindang’›n Çin ulusçulu¤unu temsil eden ana ak›m oldu¤unu düflünüyordu ve bu partinin yeni geliflen iflçi hareketi ile de güçlü ba¤lar› vard›. Görüflmeler sonucu, savafl a¤as› generaller taraf›ndan sürekli bask› alt›nda bulunan Sun Yat Sen de (1921 y›l›nda Kantondaki ayaklanma ile kurulan cumhuriyetin baflkan›yd›) üç temel ilkeyi benimsemiflti. Bu üç temel ilke, Sovyetler Birli¤i ile ittifak, ÇKP ile iflbirli¤i, iflçi ve köylülere yard›md›. Sneevliet, “Kuzey Çin’in iflçileriyle sa¤lam ba¤lar kurmak için canla baflla çal›flan biz komünistler, e¤er sonuç almak istiyorsak, milliyetçilerle dostça iliflkiyi sürdürmeye dikkat etmeliyiz. Komintern’in II. Kongresi’nin tezleri Çin’e ancak güneyin milliyetçi unsurlar›na aktif destek sa¤layarak uygulanabilir. Devrimci milliyetçi unsurlar› bizimle birlikte tutmay› ve bütün hareketi sola itmeyi görevimiz olarak kabul etmeliyiz” diyordu. 1924 y›l›nda, Mao parti Merkez Komite üyesi oldu ve Guomindang 1. kongresine parti temsilcisi olarak kat›ld›. Bu ölçüler içinde kald›¤› ölçüde,

Mao içtenlikle kendine komünist diyordu, ama onun komünizmi, iflçi s›n›f›n›n devrimci ideolojisi Marksizm-Leninizm’den çok Çin ulusunun gereksinimlerinden esinleniyordu. Geleneksel Çin filozoflar›na s›k s›k at›fta bulunarak da zaten bu durumu gizleme gereksinimi duymuyordu. Proletarya, proletarya devrimcili¤i, sovyet örgütlenmesi-demokrasisi Mao’nun literatüründe özel bir önem tafl›m›yordu. S›n›fsal karfl›tl›klar› gizleyen genel bir “kitleler” kavram›, s›n›flarüstü bir anlam yüklenen “yeni demokrasi”, Mao’nun programatik ve politik argümanlar›nda baflyeri tutuyordu.

benimsenen politika Komintern II. Kongre kararlar› ile uyumluydu. Ne var ki, bu ittifak sayesinde parti iflçi hareketi içinde güçlü ba¤lar sa¤lasa da, giderek ulusal devrimci partinin bir uzant›s› görünümü veren bir konuma sürüklenmiflti. 1927 y›l›nda, Moskova’da askeri e¤itim görerek önce askeri akademinin, sonra da bir darbeyle Guomindang’›n bafl›na geçen Çan Kay fiek’in komünistleri toplu katliama tabi tutmas›n›n da zemini döflendi. Parti örgütsel ba¤›ms›zl›¤›n› kaybetmifl, tüm üye listesini Guomindang yöneticilerine teslim etmiflti. Çan Kay fiek, Sovyetler’in yard›m›yla, komünistlerin kitleler içinde güçlenmesinden kayg›lan›yordu. Çok say›da grev ve köylü hareketi ile, burjuvazi ve toprak sahibi savafl a¤alar› tedirgin olmufl ve komünistlerin önünün al›nmas›n› istiyordu. Sonuçta emperyalist ülkelerle de anlaflan Çan Kay fiek, tam bir komünist katliam›na giriflti, ÇKP bürolar› yak›l›p y›k›ld›. Tüm bunlara ra¤men, hem 3. Enternasyonal önderli¤i, hem de onun etkisiyle ÇKP Guomindang’la iflbirli¤ini devam ettirmeyi savunuyordu. Çan Kay fiek’in iflbafl›na gelmesiyle, Guomindang burjuvazi ve toprak sahiplerinin destekledi¤i karfl› devrimci bir burjuva partiye dönüflmesine ra¤men, Komintern ve onun do¤rudan yönlendirilmesi ile ÇKP, hala onu devrimci demokrat bir örgüt, ittifak yap›lmas› gereken bir güç olarak de¤erlendiriyordu. Çan Kay fiek, 3. Enternasyonal’in fahri üyesi olarak bile al›nm›flt›. Komünist katliam›ndan sonra, ba¤›ms›z bir hareket gelifltirmeye yönelen ÇKP, 3. Enternasyonal’in de yönlendirmesi ile flehirlerde ayaklanmalar örgütlenmeye giriflti ve bu giriflimler de yenilgiyle sonuçland›.

Katliam ve flehirlerdeki ayaklanmalar›n yenilgisi, ÇKP içindeki dengelerin de, politik hatt›n da de¤iflmesinin bafllang›c›n› oluflturdu. Parti Baflkan› Çen görevden al›nd›. As›l önemlisi ise, bafltan bu yana devrimde köylülerin rolüne özel bir önem veren Mao’nun, daha sonra Mao’nun Marksizm-Leninizm’e katk›s› olarak lanse edilen halk savafl› stratejisini aç›ktan formüle etmesi sonucunu do¤urdu. Bu olaylar bütünü, Mao ve bir dizi ÇKP militan›nda, flehirlere, iflçi s›n›f›na güvensizli¤in zeminini döfledi ve köylü hareketini gelifltirmek, k›rlarda üstlenmek tek güvenli strateji olarak benimsendi. 1929-33 y›llar› aras› Mao’nun parti içindeki etkisi h›zla yükseldi. Köylü alanlar›nda köylülerin örgütlenmesinde ve k›z›l bölgelerin oluflturulmas›nda özel bir rol oynam›flt›. Bu nedenle de 1928 y›l›nda Moskova’da toplanan ÇKP’nin VI. Kongre’sinde g›yab›nda MK üyeli¤ine seçildi. Ayn› kongre k›rsal alanda sovyetlerin kurulmas› politikas›n› da onaylam›flt›. Gerçi, Mao’nun parti yöneticisi olarak kariyeri de zigzagl› bir geliflme gösteriyordu. Mao gerek Guomindang içinde, ge rekse çal›flt›¤› bölgelerde parti kararlar›na ayk›r› olarak bir dizi etkinlikte bulundu ve merkez taraf›ndan defalarca uyar›ld› veya cezaland›r›ld›. Mao’nun Çang Kua-tao’ya anlatt›¤›na göre, “partide önderli¤e gelene de¤in üç kez merkez komitesinden at›lm›fl, sekiz kere de uyar› alm›fl”t›. Ancak bunlar, parti merkezinin, Çan Kay fiek’in bask›lar› ile fianghay’dan Kiangsi’ye tafl›nmas›yla birlikte, Mao’nun politik ününün artmas›n› engellememiflti. KiangsiHunan Sovyet Cumhuriyeti kurul-


13

Say›: 28 P Ocak ‘99 mufl, köylülerden bir k›z›l ordu oluflturulmufltu ve bir dizi baflar›ya imza at›lm›flt›. Ad› sovyet olmas›na ra¤men, sovyet örgütlenmesinden uzak bir devrimci üs olan bu yerel iktidar, 6 y›l ayakta kald›. Kurtar›lm›fl bölgede yaflam oldukça kötüydü ve insanlar aras›nda gönüllülü¤e dayanan s›k› disiplin egemendi. Disiplin kurallar›, Konfüçyüscü felsefenin sosyalizme uyarlanmas›ndan olufluyordu. Önce üç basit kural yayg›nlaflt›r›ld›: “Emirlere derhal uy; yoksul köylünün mal›n› asla alma; büyük toprak sahiplerinin mallar›n› do¤rudan sovyet yönetimine devret.” Bu kurallar asker köylülere ezberletilir ve hep bir a¤›zdan tekrarlan›rd›. Daha sonra bunlara sekiz kural daha eklendi: “1-Bir evi terkederken, bütün kap›lar› tak›n. 2- Üstünde uyudu¤unuz has›r› geri verin. 3- Halka karfl› nazik, terbiyeli olun, elinizden gelen yard›m› yap›n. 4Ald›¤›n›z tüm eflyalar› geri verin. 5Da¤›tt›¤›n›z eflyalar› yerlefltirin. 6Köylülerle her türlü iliflkinizde adil ve dürüst olun. 7- Tüm sat›n ald›klar›n›z›n paras›n› ödeyin. 8- Sa¤l›k kurallar›na uyun, tuvaletleri evlerin uza¤›nda kurun.” Çin Devrimi’nin geliflmesinde de, Mao’nun Çin Devrimi’ndeki rolünün ortaya ç›kmas›nda da, en önemli rolü oynayan, 1934 y›l›nda bafllayan, bir y›ldan fazla süren ve 10.000 Km’yi bulan Uzun Yürüyüfl’tü. Düflman ordular›n›n sald›r›lar› karfl›s›nda toplu yok olmaktan kurtulmak için bir uzun yürüyüfl bafllat›ld›. Uzun Yürüyüfl’ün hedefi ise, Kuzeye ulaflarak Japon iflgaline karfl› savaflmakt›. Uzun Yürüyüfl’ün di¤er bir amac› ise, Çin köylülerine propaganda yaparak, komünistleri ülke çap›nda tan›tmakt›. Mao’nun önderli¤inde bafllayan Uzun Yürüyüfl s›ras›nda, K›z›l Ordu, befli sürekli buzullarla kapl› olan onsekiz s›rada¤› aflm›fl, yirmi dört büyük nehirden geçmiflti. Oniki büyük eyaletin topraklar› boydan boya geçilmifl, sefer hatt› üzerinde bulunan altm›fliki kent iflgal edilmifl, on kez eyalet garnizonlar›n›n düzenledi¤i kuflatma çemberi yar›lm›fl, Çan Kay fiek’in üzerlerine yollad›¤› birçok askeri birlik da¤›t›lm›flt›. Gazeteci Edgar Snow’un anlatt›klar›na göre, uzun yürüyüfl s›ras›nda düflmanla her gün çat›flma yap›lm›flt›. Bunlardan baz›lar› bir gün, birisi aral›ks›z 15 gün devam etmiflti. 368 gün süren seferin 235’i gündüz yürüyüflü, 18’i ise gece yürüyüfllerine tan›k olmufltu. 90 bin kifliyle bafllayan yürüyüfl, sona erdi¤inde 45 bin kifli kalm›flt›. Kay›plar sadece düflman sald›r›lar›ndan gelmiyordu; ayr›ca geçilen bölgelerde

propaganda ve örgütlenme için güçler b›rak›lm›flt›. Yürüyüfl s›ras›nda, Tsunyi’de yap›lan bir toplant› ile (resmi tarih bunun geniflletilmifl politbüro toplant›s› oldu¤unu yaz›yor), 1935 Ocak ay›nda, sol oportünistler olarak nitelenen parti yöneticileri tasfiye edilerek, Mao resmen partinin bafl›na geçti. Mao yine bu yürüyüfl s›ras›nda, 1 A¤ustos 1935 tarihinde, “Ülke Yurttafllar›na Japonya’ya Direnifl ve Ulusal Kurtulufl ‹çin Ça¤r›”s›n› yay›nlayarak, milliyetçiler ve komünistler aras›ndaki iç savafla son verilerek, istilac›lara karfl› bir cephe oluflturulmas› ça¤r›s› yapt›. Uzun Yürüyüfl’ün bitmesi ile birlikte Mao, Japon iflgaline karfl› beraber direnifli örgütlemek için Çan Kay fiek’le anlaflmaya dikkatlerini yo¤unlaflt›rd›. Bu iflbirli¤ini Sovyetler Birli¤i’nin yan›s›ra, ABD de istiyordu. Çünkü 2. Dünya Savafl›’n›n bafllamas› an meselesiydi, her iki ülke de Japonlar’›n ilerlemesinden rahats›zd›. Hatta bir seferinde, Çan’›n Japonya karfl›s›nda teslimiyetçi bir politika gütmesinden, Japonlardan çok komünistlere yönelmesinden hoflnutsuz bir k›s›m asker Çan’› tutuklad›¤›nda, Sovyetler Birli¤i ve onun yönlendirmesi ile ÇKP devreye girerek, birleflik cepheyi kabul etmesi karfl›l›¤›nda Çan’›n serbest b›rak›lmas›n› sa¤lam›fllard›. 1937 tarihinde Japon iflgalinden sonra, belli bölgeleri elinde tutan ÇKP ile merkezi hükümeti elinde bulunduran Çan Kay fiek aras›nda bir anlaflma imzaland›. Bu anlaflmaya göre, ÇKP art›k devrimle Guomindang hükümetini y›kmaktan ve toprak a¤alar›n›n topraklar›na elkoymaktan vazgeçti. K›z›l Ordu ad› ve simgeler de¤ifltirilerek Guomindang’a ba¤l› “8. Yürüyüfl Ordusu” oluflturuldu. Bu anlaflmaya göre, iki ordunun da üniformas›n› kullanmak olanakl›yd›. Mao d›flardan gelen ziyaretçiler karfl›s›nda Guomindang flapkas›n›, devrimci mitinglerde ise K›z›l Ordu kasketini giyiyordu. Bu dönemde, Guomindang’›n ÇKP taraf›ndan büyük burjuvazi ve toprak a¤alar›n›n partisi olarak tan›mland›¤›n› da unutmamak gerekir. 1938 y›l› sonunda, Mao Çan Kay fiek’e gönderdi¤i mektupta flunlar› söylüyordu: “Yenan’dan dönen Çu Enlay ve di¤er yoldafllar, sizin ne kadar nazik oldu¤unuzu vurgulad›lar. Bu yönünüze hayran›m. Bütün vatandafllar, flimdiye kadar ülkenin bafl›ndaki bir kiflinin yapmad›¤› ve görülmemifl bir flekilde sizin yapt›¤›n›z kurutulufl mücadelesine ve milli devrime sayg› duyuyorlar.(...) Bu ortamda, Komüntang ve ÇKP ortak bir hedef

için çabalar›n› birlefltirmifl durumdad›r. (...) Bu ulusu Do¤u Asya’n›n büyük bir gücüne dönüfltürebiliriz. Bu konuda fikirlerimi paylaflt›¤›n›z› düflünüyorum Size sa¤l›klar diler, ulusal devrimi selamlar›m” (Dick Wilson, Mao’nun Hayat›, 1980) Çan Kay fiek’e övgülerle yap›lan anlaflma, asl›nda ÇKP’ye bir fley kazand›rmad›, Japon iflgaline karfl› savafl›n tüm yükünü devrimciler omuzlad›. Burjuvazi ve toprak sahiplerinin, ABD’nin destek verdi¤i Çan Kay fiek ise, bu anlaflmay› f›rsat bilerek komünistleri nas›l alt edece¤inin planlar›n› yapt›; birçok kez anlaflmay› çi¤neyerek devrimcilerin katledilmesine varan sald›r›lar bile düzenledi. Bu anlaflma Çan Kay fiek’in di¤er ülkeler nezdinde meflrulaflmas›n› sa¤lad›. Japonlar, 1941 y›l›nda komünistleri temizlemeyi hedef alan bir sald›r› kampanyas› düzenledi ve 45 milyon nüfuslu bölgede 10 bin köyü yakt›, 20 milyon sivili katletti. Buna karfl›l›k Çan sesini bile ç›karmad›. Ancak tüm bunlara ra¤men ÇKPJaponlara karfl› direnifl içinde güçlenmeye devam ediyordu. 1945 y›l›nda, Sovyetler Birli¤i Çan Kay fiek’le bir dostluk anlaflmas› imzalad›. Ayn› y›l toplanan ÇKP kongresinde benimsenen “Koalisyon Üstüne” adl› kararda ise, Guomindang diktas›na son verilmesi, uzun süre boyunca demokratik burjuva partileri ile ortak bir koalisyonun kurulmas› öneriliyordu. Japonlar›n iflgalinin son bulmas›n›n arkas›ndan, boflalan bölgelerin paylafl›lmas› yar›fl› bafllad›. Araya giren ABD hükümeti, özel bir uçakla Mao’yu Çan’›n baflkentine getirdi ve k›rk gün süren görüflmeler yap›ld›, Mao birçok ödün verdi. Sonuçta ortak bir konferans›n toplanmas› karar› al›nmas›na ra¤men, ABD deste¤inde, Çan stratejik bölgeleri ele geçirmeye devam etti; konferans›n toplanmas› konusunda ise somut bir geliflme olmad›. Devrimin zaferi ile sonuçlanacak yeni bir iç savafl kaç›n›lmaz hale gelmiflti. Çin Devrimi Zafer Kazan›yor ‹ç savaflta, ilk baflta Çan Kay fiek büyük bir baflar› kazand› ve ülkenin tümüne hakim görünüyordu. Ancak K›z›l Ordu’nun ani sald›r›s› her fleyi kökünden de¤ifltirdi ve flehirler birer birer devrimcilerin eline geçti. Çok say›da ABD silah›na elkonularak K›z›l Ordu’nun donan›m› artt›r›ld›. K›z›l Ordu’nun baflar›s›, burjuva ordusunda da kitlesel saf de¤ifltirmelere neden oldu. Sovyetler Birli¤i de art›k so¤uk savafl›n bafllamas› nedeniyle, önceden Yalta Konferans›’n›n kararlar›na uygun olarak destekledi¤i ABD’nin kont-

rolündeki Çan Kay fiek iktidar›n›, desteklemekten vazgeçmiflti. Napolyon, “b›rak›n Çin uyusun. E¤er uyan›rsa dünya piflman olur” demiflti ve nihayet yüzmilyonlarca nüfusa sahip, uçsuz bucaks›z topraklar› içine alan Çin uyanm›flt›. 1 Ekim 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti ilan edildi. 1946 y›l›nda köylü isyanlar› ile bafllayan devrim 1949 y›l›nda, as›l olarak düzenli ordular›n iktidara gelmesi ile son buldu. Gerçekte proletarya devriminin ilk koflulu olan devlet tüm kurumlar› ile parçalanmas› gerçekleflmemifl, bu kurumlar devral›nm›flt›. Ordu ve bürokrasi kitleler halinde saf de¤ifltirerek yönetici konumlar›n› korudular. Askeri çat›flmalar sona erdi¤inde ÇHC’de eski rejimden kalma 10 milyon bürokrat iktidar› elinde bulunduruyordu.1946 y›l›na kadar yurtsever a¤alar› kazanmak için ›l›ml› bir tar›m program› izlemifl, bu durum zaman zaman köylülerle ÇKP aras›nda gerginliklere neden olmufltu. 1945 y›l›nda topraklara elkoyan köylü isyanlar› bafllad›¤›nda, ÇKP köylülerin bu hareketini desteklemekte tereddüt gösterdi. Çünkü bu deste¤in flehirlerdeki burjuva ve küçük burjuvalar› ürkütece¤ini düflünüyor, savafl a¤alar› ile ittifak› zora sokaca¤› düflünülüyordu. Savafl a¤alar› ile anlaflma sa¤lanamay›nca, 1946 yaz›nda topraklara elkoyma karar› verildi. ÇHC, “halk için demokrasi gericiler için diktatörlük” olan, proletarya, köylüler ve küçük burjuvaziden, milli burjuvazinin sol kanad›ndan oluflan “demokratik halk diktatörlü¤ü” olacakt›. Gerçekten de devrimin zaferi ile birlikte, kitleleri harekete

Mao’nun devrim anlay›fl› gibi, parti anlay›fl› da eski bir Çin felsefesinden esinlenen “yüz çiçek açs›n, yüz fikir yar›fls›n” anlay›fl›na göre flekillenmiflti. Ona göre, parti toplumdaki tüm s›n›flar›n ideolojilerini bar›nd›ran çizgiler toplam› ve savafl›m›yd›. Muhalif unsurlar ya “sa¤c› unsurlard›r”, ya “revizyonisttirler” ya da “kapitalist yolculard›r”. Bazen biri, bazen de di¤er çizgi egemen olur. Bu zaten z›tlar›n birli¤i yasas›n›n da gere¤i olarak sunuluyordu.


14

Say›: 31 P Ocak ‘99

geçiren bir dizi kampanya örgütlendi. Kampanyalar›n hedefi k›rda tar›m reformunu gerçeklefltirmek, sanayinin yeniden örgütlenmesini baflarmak, parti ve devlet kurumlar›n›n tüm ülke çap›nda denetimini sa¤lamakt›. Toprak a¤alar›n›n topraklar›na el konularak köylülere da¤›t›ld›, rejimi desteklemeyen bürokratlar ve subaylar herkesin önünde halk mahkemelerinde yarg›lanarak kurufluna dizildiler. Toprak reformu yap›l›rken, hain olmamalar› ve bizzat çal›flmalar› kofluluyla toprak a¤alar›na da kendilerine yetecek toprak b›rak›ld›. Ayr›ca, köylü birliklerine üye olma hakk› oldu¤undan, gerçekte toprak sahipleri nüfuzlar›n› devam ettirme olana¤›na sahipti. Çin Devrimi Proletarya Devrimine Büyüyen Bir Demokratik Devrim miydi? Çin Devrimi insanl›k tarihi bak›m›ndan önemli bir olayd› ve yüzmilyonlardan oluflan, emperyalist müdahale ve savafl a¤alar› nedeniyle eyaletler fleklinde bölünmüfl Çin toplumunun yaflam›nda bir altüst oluflu ifade ediyordu. Kuflkusuz ki, bunun bafl›nda ise, büyük Çin devrimcisi Mao Zedung vard›. Mao kendini komünist olarak nitelese de, onun komünizmi, devrimci komünizmden çok eflitlikçi bir Çin komünizmini temsil ediyordu. Çin Devrimi ne mimarlar›n›n, ne de takipçilerinin iddialar›n›n aksine bir proleter devrime uzanan bir devrim de¤ildi. Devrim tam da mimarlar›n›n teorisine uygun olarak demokratik bir devrimdi ve burada çak›l›p kalm›flt›. Çünkü, devrimin proletaryan›n önderli¤inde gerçekleflti¤i iddia edilse de, gerçekte 1927-28 y›l›ndaki karfl› devrimci katliamlardan sonra politik olarak edilgenleflen iflçi s›n›f›, iktidar de¤ifliminin d›fl›nda kalan tek s›n›ft›. ÇKPmerkezi ve onun önderi Mao da zaten 1927-1949 aras›nda iflçi s›n›f›n›n bulundu¤u flehirlerden politik ve fiziki olarak uzak bir yaflam sürdürmüfltü. Bafltan bu yana, emperyalist müdahalelere karfl› durma gerekçesi ile, burjuvazi ile giri-

Toplam sürece bak›ld›¤›nda, Çin Devrimi’nin baflar›s›, k›yas›ya süren bir s›n›f savafl›ndan ziyade, savafl a¤alar› ve emperyalist müdahalelerle parçalanm›fl Çin’in, ba¤›ms›z bir ülke olarak örgütlenmesini hedefleyen önemli ölçüde cephe-uzlaflma politikas›n›n sonucuydu.

len yak›n iliflkiler ise, iflçi s›n›f› nezdinde bir s›n›f bilincinin oluflumunu köreltmifl, yurtseverlik bilincinin kökleflmesini sa¤lam›flt›. Sorun bir köylü ülkesinde, ÇKP’nin en baflta yoksul köylülük olmak üzere köylüleri örgütlemesi de¤ildi, adeta 1927 y›l›ndan itibaren iflçi s›n›f›n›n devrimde yok say›lmas›, proletaryan›n önderli¤inin ideolojik önderlik düzeyine indirgenmesiydi. Mao’nun “Yeni Demokrasi” devrimi, öyle bir iki aflamaya ay›r›yordu ki, örne¤in, demokratik devrim aflamas›nda “sosyalizm ihtimalinden sözedebilmek”, “subjektif olarak, demokratik devrimin ötesine geçme arzusunu göster”mek bile sol bir çizgi olarak suçlanmak için yeterliydi. Demokratik devrimde hele “burjuvaziye karfl› mücadeleyi, emperyalizme ve feodalizme karfl› mücadele ile ayn› kefeye koymak” sol çizgiden daha da ileri gitmekti (Partimizin Tarihindeki Baz› Meseleler Hakk›nda Karar-20 Nisan 1945) Günümüzde de takipçileri taraf›ndan savunulan bu devrim anlay›fl›na göre, “bafll›ca mücadele biçimi silahl› mücadele, bafll›ca örgütlenme biçimi esas olarak köylülerden meydana gelen bir ordudur.” Yine bu devrim anlay›fl›na göre, flehirlerde “kuvvet toplanmas› için mümkün olan bütün yasal olanaklardan yararlan”›lmal›yd›. “...Genel flartlar›n flehirlerde demokratik hükümetler kurulmas›n› mümkün k›laca¤› bir zamana kadar, Çin devrimci hareketi köylerdeki çal›flmaya öncelik vermeliydi.” “Ordumuz, proletaryan›n ideolojik önderli¤ine tabi olan ve halk›n mücadelesine, devrimci üs alanlar›n›n inflas›na hizmet eden bir araçt›r”. fiehir ve k›rlarda ayr› taktik tutumlar›n benimsenmesi, birbirine z›t çift kimli¤in de benimsenmesini beraberinde getiriyordu. fiehirlerde yasal çal›flma, k›rlarda halk savafl› bu çifte kimli¤i en aç›k bir flekilde ortaya koyuyordu. Mao devrim teorisini gelifltirirken, Çin’e ve Çinlilere özgü bir model gelifltirmeye özel dikkat gösteriyordu. Bu Marksizm’in Çin’e uyar lanmas› olarak sunulsa da, gerçekte olan Marksizm’in Çinlilefltirilmesiydi. Proleter devrimler ça¤›ndan, Ekim Devrimi’nden, ilk komünist dünya partisi olarak kurulan Komünist Enternasyonal ve onun kararlar›ndan habersiz görünüyordu. Daha do¤rusu, Ekim Devrimi Ruslar›n devrimidir; biz de kendi devrimimizi yapmal›y›z fleklinde bir düflünce egemendi. ÇHC, hem örgütlenme yap›s›yla, hem de kapitalist mülkiyeti koruyan yap›s›yla, sovyetlere dayanan iktidardan çok, parlamentarist bir

yap›ya sahipti. ‹ktidarda ordunun özel bir a¤›rl›¤›n›n olmas› da iktidar›n bu niteli¤ini yans›t›yordu. Çin bayra¤› da, Çin’deki devrimin ve oluflan iktidar›n s›n›fsal kimli¤ini sembolize ediyordu. Bayrak biri büyük befl y›ld›zdan olufluyordu. Büyük y›ld›z partiyi, küçük y›ld›zlar ise, proletarya, köylülük, küçük burjuvazi ve milli burjuvaziyi temsil ediyordu. Çin devrimi, en baflta köylülük olmak üzere büyük ölçüde halk y›¤›nlar›n›n giriflkenli¤ine dayansa da, son tahlilde ulusal ekonomiyi yeni bir temelde örgütleme ve milli bir sanayileflme temelinde ulusal burjuva bir s›n›f yaratmakla sonuçland›. Devrim s›ras›nda oldu¤u gibi, devrimden sonra da, ciddi herhangi bir de¤ifliklikte proletaryan›n aktif bir rolü yoktu. Hatta devrimden sonra yay›nlanan ifl yasas›, proletaryay› ekonomik tahakküm alt›na alan bir içeri¤e sahipti. Devrimden sonra ç›kart›lan ifl yasas›na göre, çal›flma günü 12 saat, ayda sadece 2 gün izin hakk›, ç›rakl›k kanunu eskisi gibi devam edecek ve gençler 5 y›l ücretsiz çal›flt›r›labilecekti. Toplam sürece bak›ld›¤›nda, Çin Devrimi’nin baflar›s›, k›yas›ya süren bir s›n›f savafl›ndan ziyade, savafl a¤alar› ve emperyalist müdahalelerle parçalanm›fl Çin’in, ba¤›ms›z bir ülke olarak örgütlenmesini hedefleyen önemli ölçüde cephe-uzlaflma politikas›n›n sonucuydu. Çin’in özgül konumu, proletaryan›n yeterince geliflmifl olmamas› da, bunu kolaylaflt›ran önemli bir faktördü. Öte yandan, Ekim Devrimi’nin yenilgiyle sonuçlanan ak›beti de, Çin Devrimi’nin iflçi ve yoksul köylü sovyetlerine dayanan bir proleter devrim olarak geliflmemesinde çok özel bir yere sahipti. Dünya komünist partisi olarak kurulan Komünist Enternasyonal’in bünyesinden II. Enternasyonal Marksizminin hortlamas› ve Ekim Devrimi’nin yenilgisi, bütün dünyada oldu¤u gibi, Çin’de de ulusalc› Marksizm’in yüceltilmesi sonucunu do¤urmufltu. Bafltan bu yana çeflitli burjuva kesimlerle ittifak politikas›, hatta devrimin zaferine yak›n süreçte ABD ile iliflkiler, devrimde proletaryan›n ba¤›ms›z s›n›f çizgisinin egemenli¤inin, devrimci s›n›f bilincinin geliflmesinin ve bu temelde proletarya devriminin haz›rlanmas›n›n temel bir engeli haline gelmiflti. Adeta büyük, birleflik ve ba¤›ms›z Çin için, her fley mübah say›lm›flt›. Öte yandan, proletarya devriminin önkoflulu olan leninist esaslarda devrimci bir partiden de bahsedilemezdi. Çin özgünlü¤ünün de etkisiyle bafltan beri, komünist ideoloji-

nin güçlü etkisine ra¤men, ulusal devrimin biçimlendirdi¤i ideoloji ÇKP’nin flekillenmesinde belirleyici bir rol oynad›. Hatta, ilk kurulufl kongresinde bile, önemli bir kesim, Çin’de proletaryan›n olmad›¤› gerekçesi ile, proletarya devriminden sözetmenin anlams›z oldu¤u görüflünü savunmufltu. Buna ra¤men, ço¤unluk bu görüflü reddetmifl, ilk dönemde parti Çin proletaryas› içinde küçümsenmeyecek bir örgütlenme ve güce sahip olmufltu. 1927’den itibaren ise, istikrarl› ve devrimci parti yaflant›s›ndan ziyade güçlü olan›n iktidarda a¤›rl›¤›n› hissettirdi¤i, darbeci yöntemlerin, askeri bak›fl aç›lar›n›n egemen oldu¤u parti yaflant›s› egemendi. 1945 y›l› içinde kaleme al›nan resmi tarihe göre, 1927’den, Mao’nun yine bir darbe ile iflbafl›na geldi¤i 1935 y›l›na kadar, de¤iflik kiflilerde somutlaflan sol oportünist sapma partiye egemendi. Mao’nun devrim anlay›fl› gibi, parti anlay›fl› da eski bir Çin felsefesinden esinlenen “yüz çiçek açs›n, yüz fikir yar›fls›n” anlay›fl›na göre flekillenmiflti. Ona göre, parti toplumdaki tüm s›n›flar›n ideolojilerini bar›nd›ran çizgiler toplam› ve savafl›m›yd›. Muhalif unsurlar ya “sa¤c› unsurlard›r”, ya “revizyonisttirler” ya da “kapitalist yolculard›r”. Bazen biri, bazen de di¤er çizgi egemen olur. Bu zaten z›tlar›n birli¤i yasas›n›n da gere¤i olarak sunuluyordu. Mao’ya göre parti, proletaryan›n öncülerinden oluflan dar bir örgütlenme olamazd›. Partinin kitlelere önderlik etmesi için onun içinde erimesi gerekirdi. Mao içtenlikle kendine komünist diyordu, ama onun komünizmi, iflçi s›n›f›n›n devrimci ideolojisi Marksizm-Leninizm’den çok Çin ulusunun gereksinimlerinden esinleniyordu. Geleneksel Çin filozoflar›na s›k s›k at›fta bulunarak da zaten bu durumu gizleme gereksinimi duymuyordu. Proletarya, proletarya devrimcili¤i, sovyet örgütlenmesidemokrasisi Mao’nun literatüründe özel bir önem tafl›m›yordu. S›n›fsal karfl›tl›klar› gizleyen genel bir “kitleler” kavram›, s›n›flarüstü bir anlam yüklenen “yeni demokrasi”, Mao’nun programatik ve politik argümanlar›nda baflyeri tutuyordu. Her devrimci gibi, Mao da Çin gibi bir ülkede devrimin önderli¤ine tesadüfen gelmifl de¤ildi, büyük bir çaban›n, ac›lar içinde bilenmifl bir devrimci iradenin sonucunda devri min önderi konumuna yükselmiflti. Sahip oldu¤u ideolojik perspektif ise, onun büyük bir Çin devrimcisi olarak kalmas›n› sa¤lad›. Mao’nun efllerinden biri, 1927 komünist katliam› s›ras›nda hamile halde, boyun-


15

Say›: 31 P Ocak ‘99 duruk iflkencesi ile katledildi; di¤er bir efli ise, yine hamileyken Uzun Yürüyüfl s›ras›nda flarapnel parçalar› (vücuduna yirmi flarapnel parças› isabet etmiflti) ile bir daha aya¤a kalkamayacak flekilde yaraland›; devrim savafl›nda üç kardeflini kaybetmiflti; o¤ullar›ndan biri II. Dünya savafl›nda Kore’de topçu subay› olarak görev yapt›¤› gönüllü birlikte çat›flmada öldü; bir çok yak›n› da ya katledildi ya da idam edildi. “Sosyalizmin ‹nflas›” Alt›nda Ekonominin Örgütlenmesi Devrimden sonra ulusal ekonominin inflas›na giriflen Mao, sosyalizmin inflas›nda Sovyetler Birli¤ini’ni örnek almaya çal›flt›, ama öte yandan da kendine, Çin’e özgü yöntemler gelifltirdi. ‹lk befl y›ll›k plan dönemi ile ilgili Mao flunlar› söylemiflti: “...hiçbir zaman tümüyle yeterli görmememize ra¤men, Sovyetler Birli¤i’nin yöntemlerine kopya etmekten baflka birfley yapamad›k.” Sosyalizmi ülkenin ekonomik kalk›nmas› olarak görmek bak›m›ndan, Mao ile Stalin aras›nda özünde farkl›l›k yoktu. Her ikisi de hedef olarak ekonomik olarak bat›y› yakalamak ve onu geçmek olarak belirlemiflti. Ancak, Rusya ile Çin aras›nda ekonomik geliflmifllik fark› vard› ve bu durum, tümüyle Sovyetler Birli¤i’nin taklit edilmesini engelliyordu. Mao bunu sözde bürokratizm elefltirisi ad› alt›nda, merkeziyetçili¤e, köylünün bask› alt›na al›nmas›na karfl› ç›karak, emek yo¤unluklu hafif sanayiye a¤›rl›k veren, böylece sermaye birikimini sa¤lamaya dönük plan› uygulayarak yaflama geçirdi. Ayn› flekilde, Mao Stalin’in maddi özendiricileri üretim verimlili¤inde bafll›ca yöntem olarak benimsemesini elefltiriyordu ve ideolojik yönlendirmeyi benimsiyordu. Bu asl›nda, köylü ekonomisinin a¤›rl›kl› bir yer teflkil etti¤i bir ülke için önemliydi. Zaten Mao da maddi teflviklere karfl› de¤ildi, onun tek yöntem olarak benimsenmesini elefltiriyordu. Zaman zaman farkl› yöntemler uygulansa da, her ikisinin de as›l kayg›s› ekonomiyi baflar›l› bir flekilde infla etmekti ve bu infla faaliyetinde proletaryan›n politikleflmesini gözard› etmek, ona özel rol vermemek ortak bir yaklafl›m› ifade ediyordu. Hatta Mao bir köylü ülkesinde, sanayileflmek için gerekli olan art›¤›, k›rsal alandan ziyade flehirlerde iflçi s›n›f›n› a¤›r koflullarda çal›flt›rarak sa¤lamak istiyordu; bu nedenle de h›zl› kollektiflefltirmeyi, tar›msal alanda yarat›lan birikimlerle sanayinin kurulmas›n› elefltiriyordu. Mao, Sovyetler Birli¤i’nin birikim yöntemlerini elefltirirken, “köylülerin üretim yapma heveslerini ciddi bir flekilde bo¤mufltu.

Tavu¤un daha fazla yumurtlamas›n› istiyorsunuz ve yine de onu beslemiyorsunuz; at›n h›zl› koflmas›n› istiyorsunuz ve yine de onu beslemiyorsunuz. Bu ne biçim mant›kt›r?”diyordu. Devrim sonras›nda ekonomi belli aflamalardan geçerek infla edildi. 1949-52 kitlesel kampanyalarla ekonomiyi ray›na oturtma dönemiydi. Ondan sonraki dönem, 1957’ye kadar Sovyetler Birli¤i modeli sanayileflme benimsendi. A¤›r sanayiye ve yat›r›m mallar›na a¤›rl›k veren sanayileflme için gerekli art›klar›n k›rsal alandan kazan›ld›¤›, s›k› bir merkezi planlama, bu modelin en önemli özelli¤i idi. Ancak bu politika, köylü toplumu olan Çin’de hoflnutsuzluklar yaratt› ve politik bir tehlikeyle yüzyüze gelindi. Keskin bir dönüfl yapmak kaç›n›lmaz hale gelmiflti. Mao, Stalin flahs›nda, Sovyetler Birli¤i’ndeki sosyalizmi infla modelini, “her fleyi merkezi otoritenin elinde yo¤unlaflt›rmakla ve yerel otoriteleri bo¤up onlara ba¤›ms›z hareket hakk› tan›mamakla” elefltirdi. 1958’den sonra büyük at›l›m denilen politikaya geçildi. K›rsal kesimde özel mülkiyet yasakland›, köy komünlerine, koperatifleflmeye, büyük sanayinin yan›s›ra yerel küçük sanayilere a¤›rl›k verildi. Büyük at›l›m politikas›, bir yandan köylülerin ç›kar›n› gözetiyordu, öbür yandan da emek a¤›rl›kl› bir sanayileflmeye geçifli gündeme getiriyordu. Sovyetler Birli¤i ile gerginleflen iliflkilerin sonucu olarak, Sovyetler Birli¤i’den de yard›m al›nmamas›n›n etkisiyle, bu politika tam bir baflar›s›zl›¤a u¤rad› ve a¤›r bir bunal›m ortaya ç›kt›. Bu politikadan keskin bir dönüfl yap›larak, k›rsal alanda özel mülkiyete izin verilerek komünler küçültüldü, “tar›m ekonominin temeli, sanayi öncüsüdür” de nilerek sanayiden tar›ma genifl iflgücü aktar›ld›; sanayi yat›r›mlar› k›s›ld›, birçok a¤›r sanayi yat›r›m projesi ask›ya al›nd›. Bu politika 1963’e kadar sürdü ve k›rsal alanda ekonomide ciddi bir canlanma ve birikim olufltu. Bunun sonucu olarak yat›r›m mallar›na ciddi bir kaynak aktar›ld›, sanayi ve inflatta ciddi bir canlanma oldu. A¤›r sanayinin yarat›lmas›, befl y›ll›k plan›n uygulanmas› için profesyonel teknik elemalar yetifltirmeyi esas alan bir e¤itim sistemi, profesyonel bir ordunun oluflmas›, devrim sonras› Çin sosyalizminin bafll›ca hedefi durumundayd›. ‹ç savafl koflullar›nda, halk ordusu olarak flekillenen k›z›l ordu, devrimden sonra, 1955 y›l›nda yay›nlanan bir kararname ile, rütbe esas›na dönük hiyerarflik bir örgütlenmeye geçti. Mao, 1956-57’de s›n›f mücade-

lesinde çalkant›l› dönemin esasta sona erdi¤ini, art›k s›n›f mücadelesinin ideolojik alanda sürece¤ini söylüyordu. Ona göre sosyalist toplumun temel çeliflkisi, sosyalist üretim iliflkileri ile, ideolojik düzlemde kendini gösteren üst yap› aras›ndaki çeliflkide somutlafl›yordu. “Sosyalist toplumdaki temel çeliflkiler, hala üretim iliflkileri ile üretici güçler, üst yap› ile iktisadi temel aras›ndaki çeliflkilerdir...burjuva ideolojisinin art›klar›, devlet organlar›nda ifllerin bürokratik bir yoldan yürütülmesi ve devlet kurumlar›m›z›n baz› kademelerindeki aksakl›klar, sosyalizmin iktisadi temeli ile çeliflki halindedir.” Sorun böyle formüle edilince, hala varl›klar›n› sürdüren kapitalistlerin varl›¤› çok önemli bir sorun olmaktan ç›kart›l›yor; dikkatler parti ve devlet kademelerinde yeralan “revizyonist”, “kapitalist yolcu” olarak nitelendirilen muhaliflere karfl› gelifltirilecek kampanyan›n da temelleri döflenmifl oluyordu. Sovyetler Birli¤i ile ‹liflkiler ve Mao’nun Uluslararas› Planda Öne Ç›k›fl› ÇKP, Mao döneminde genelde SBKP ile ölçülü bir iliflki içindeydi. 1950 ortalar›na kadar, aç›ktan SBKP karfl›ya al›nm›yordu; hatta zaman zaman Stalin ve III. Enternasyonal politikalar›na övgüler de diziliyordu. Ama Çinlilere özgü bir yol tutturmak gibi bir politika her zaman önde gelen bir kayg›yd›. Ancak daha sonralar› Mao, Çin Devrimi’nin Stalin’e ra¤men yap›ld›¤›n› dile getirmiflti. “Çin Devrimi, Stalin’in iradesine karfl› gelerek zafer kazand›...E¤er Wang Ming’in, ya da baflka bir deyiflle Stalin’in yöntemlerini izleseydik, Çin Devrimi baflar›ya ulaflamazd›.” Mao bu tespitinde haks›z say›lmazd›. Devrimin öngününe kadar, Sovyetler Birli¤i, emperyalistlerle yap›lan anlaflmalara ba¤l› kalm›fl, Sovyetler Birli¤i’nin ulusal ç›karlar›n› riske sokacak her türlü hareketten uzak kalm›flt›. Stalin’in ölümü ve Kruflçev’in bafla geçmesi, Çin ve Sovyetler Birli¤i iliflkilerini de temelden de¤ifltirdi. Mao, Stalin’e dönük elefltirileri memnuniyetle karfl›lam›flt›; ama onun tümüyle reddedilmesini de do¤ru bulmuyordu. Stalin, yüzde otuz hatal›yd›, ama yüzde yetmifl oran›nda da do¤ru pozisyondayd›. Ama esas problem, Kruflçev’in Çin’i dünya politikalar›nda hep yan›nda tutma çabalar›n›n, Mao’da yaratt›¤› rahats›zl›kt›. Daha sonra komünist hareketin bir kesiminde sihirli bir anlam kazanan ve Mao’yu reddedenlerin bile dilinden düflürmedi¤i “modern revizyonizm”in elefltirisi ad› al-

t›nda, Sovyetler Birli¤i’nin emperyalizmle birlikte yaflama politikas›n› ve di¤er bir k›s›m ideolojik sorunu elefltiriye tabi tuttu. Asl›nda elefltirilen Kruflçevcilik de, elefltiri s›ras›nda dile getirilen görüfller de, ne “modern” bir özellik gösteriyordu, ne de Maocular›n idda etti¤i gibi yeni bir düflünce sistemini. ÇKP, SBKP karfl›s›nda genelde politik olarak sol bir çizgiyi temsil ediyordu. Bu durum, bir dizi devrimci parti ve ak›m nezdinde, Maoculu¤un etkisini uluslararas› bir boyuta yükseltti. Resmi komünist partiler ezici ço¤unlukla SBKP’nin yan›nda yeral›yordu. Çin’i destekleyen sadece Arnavutluk vard› ve 70’lerin ortas›nda onlar›n da yolu benzer gerekçelerle ayr›lm›flt›. Kruflçev, 1959 y›l›nda, 1957 y›l›nda imzalanan nükleer iflbirli¤i anlaflmas›n› iptal etti. Böylece nükleer silah üretiminden rahats›zl›k duyan ABD memnun edildi¤i gibi, Çin’in gelecekte Sovyetler Birli¤i karfl›s›nda tehdit unsuru olmas› da engellenmek isteniyordu. Kruflçev’in Çin’deki teknik elemanlar› geri çekmesi ve bir dizi büyük projeye yard›mdan vazgeçmesi iliflkileri daha fazla gerdi. 1960 y›l›nda iliflkileri düzeltmek için SBKP’nin ça¤r›s› ile toplanan komünist partileri konferans› da, diplomatik bir bildiri yay›nlasa da iliflkilerin daha da bozulmas›n› engellemedi. Bu tart›flmalar Mao’nun uluslararas› planda, özellikle de Asya ve Güney Amerika devrimcileri aras›nda etkisini art›rd› ve bir dizi ülkede Maocu partiler olufltu. Ancak Mao’nun gerek Sovyetler Birli¤i ile iliflkileri, gerekse de Kültür Devrimi vesilesiyle uluslararas› ölçüde prestij kazanmas›, onun savundu¤u ideolojinin ve politik tutumlar›n›n evrensel bir anlam tafl›mas›ndan de¤il, dünya komünist hareketinin içinde bulundu¤u önderlik bunal›m›ndan, genel bir aray›fl›n varl›¤›ndan kaynaklan›yordu. Köklerinden kopan ve yabanc›laflan devrimci hareket, her yeni geliflmeyi bir çözüm olarak benimsemeye yatk›n durumdayd›. “Kültür Devrimi” Gerçekten Bir Devrim Miydi, Yoksa Çin Usulü Bir Tasfiye Hareketi Mi? Kültürel alandaki yozlaflmaya, bu alandaki burjuva ideolojisinin etkilerine karfl› savafl›m olarak, 1965 y›l›nda bafllayan “Kültür Devrimi”, giderek politik bir harekete dönüflerek, muhaliflerin tasfiyesiyle sonuçland›. Resmen devrimin derinlefltirilmesi olarak formüle edilen bu politik kampanyada, Çin’in Sovyetler Birli¤i ile iliflkilerindeki gerginleflmenin önemli bir rolü vard›. Mao, Sovyetler Birli¤i’ndeki geriye dönüflü ve kapitalizmin egemen hale gelmesini, Á

Devam› 19. Sayfada


16

Say›: 31 P Ocak ‘99

BOLfiEV‹KLER ‹fiS‹ZLER‹ NASIL ÖRGÜTLED‹?

“‹

flsizlik yüzünden, say›s›z iflçi ailesi flimdi ekmeksiz kald›. ‹flçiler hay›rseverlik ya da sadaka istemiyor. Biz ifl istiyoruz. Patronlar bize ifl vermeyi reddediyor. ‹halelerinin olmad›¤›n› söylüyorlar. Fakat fiehir Dumas›’n›n ihaleleri var ve iflsizler için ifl sa¤layabilir. Duma’n›n kamu kaynaklar›n› kullanma yöntemlerinin rezalet oldu¤unu düflünüyoruz. Ka mu kaynaklar› toplumun ihtiyaçlar› içindir ve bugün bizim ihtiyac›m›z ifltir! Bu yüzden fiehir Dumas›’ndan, tüm yoksullar için kamu ifllerinin derhal örgütlenmesini istiyoruz. Sadaka de¤il, hakk›m›z› istiyoruz ve sadakalarla yetinmeyece¤iz. Talep etti¤imiz kamu ifllerinin hemen bafllat›lmas›n› istiyoruz. St. Petersburg’daki bütün iflsizlerin ifle bafllamas›na izin verilmelidir; çal›flmaya bafllayan her iflsiz yeterli bir ücret almal›d›r. Biz taleplerimizin hepsinin yerine getirilmesi için ›srar etmek üzere temsilci seçildik. Bizi buraya gönderen kitle daha az›na raz› olmayacakt›r. Taleplerimizi kabul etmezseniz red cevab›n›z› iflçilere bildirece¤iz ve bizimle de¤il, bizi buraya gönderenlerle, iflsiz kitlelerle u¤raflmak zorunda kalacaks›n›z!” Yukar›daki al›nt›, yay›na haz›rlad›¤›m›z, “Bolflevikler ‹flsizleri Nas›l Örgütledi?” kitab›ndan al›nm›flt›r. Rusya Sosyal Demokrat ‹flçi Partisine kat›ld›¤› 1902 y›l›na kadar St. Petersburg’da (Petrograd) Obukhov fabrikas›nda iflçi olarak çal›flan Sergey Maliflev (Sergei Malyshev), 1903 y›l›nda bolfleviklerin Iskra grubuna kat›larak Odessa’da çal›flma sürdürdü. Kendi içinde bulundu¤u bolflevik örgütün 1905-6 y›llar›nda St. Petersburg’daki iflsizleri örgütleme faaliyetinin deneyimlerini anlatt›¤› kitab›, devrimci hareket aç›s›ndan devrimci bir partinin iflçi s›n›f›n›n sendikas›z, güvencesiz ve iflsiz bu kesimlerinin mücadelesini iflçi s›n›f›n›n di¤er kesimlerinin mücadelesi ile birlefltirerek s›n›fa nas›l önderlik edebildi¤ini anlatan önemli bir deneyim aktar›m›d›r. ‹fiS‹ZL‹K B‹R KADER DE⁄‹LD‹R! ‹fiS‹ZLER DÜN SADAKA ‹STEM‹YORLARDI BUGÜN DE ‹STEM‹YORLAR! ‹flsizlik bir kader de¤ildir! Aksine iflsizlik, kapitalizmin bir ürünüdür, burjuvazinin ücretleri azaltmak, iflçi s›n›f›n› rekabete sokarak, birbirine düflürmek, bölmek için

Bizler, komünist devrimciler olarak yay›na haz›rlad›¤›m›z bu kitap ile, iflsizlerin s›n›f›n mücadelesi içindeki örgütlenme deneyimlerini, yöntemlerini ve bir devrimci partinin buna nas›l, hangi araç ve taleplerle müdahale ve önderlik etti¤ini, devrimci parti güçlerinin ve devrimci hareketimizin kullan›m›na sunmay› amaçlad›k. Kitap iflsizlerin mücadelesinin tam bir k›lavuzunu de¤il, aksine Lenin dönemindeki Komünist Enternasyonal’e uzanan ve bizim de sahiplendi¤imiz Bolflevik gelene¤in yaflad›¤› bir deneyimi ve onun bir yönünü oluflturmaktad›r. Elbette ki, devrimci bir partinin yarat›lmas› görevinin, toplumsal kurtuluflun zorunlu ve biricik koflulu oldu¤u bu günler, tek bafl›na s›n›f›n bir kesiminin örgütlenme deneyimleri ile afl›lmayacakt›r. uygulad›¤› bilinçli ve planl› bir oyundur. Dün oldu¤u gibi bugün de iflsizler, hay›rseverlik de¤il üretimin toplumun tüm kesimlerince, ama özellikle sömürülen kesimlerince bilinçli ve planl› yönetilece¤i, herkesin ifl güvencesi, sosyal ve sa¤l›k güvencesinin olaca¤›, kad›n ve erkek iflçilerin serbest zamanlar›n› toplumun yarar›na özgürce kendilerini yeniden üretmek, gelifltirmek ve bilinçlenmek için kullanacaklar› bir toplumu istiyorlar. ‹flsizler, böyle bir topluma ulaflmak için, üretimin iflçi s›n›f›n›n denetimi

ve yönetiminde, onun iktidar›nda planlanmas›n› istiyorlar. Tüm bunlar, iflçi s›n›f›n›n yedek ordusu olarak adland›r›l›p, mücadele içinde de hep yedek olarak görülmüfl iflsizlerin, iflçi s›n›f›n›n di¤er kesimleri ile buluflarak etkin bir mücadeleye kat›lmas›n›, hatta öne ç›kmas›n› gerektiriyor. Maliflev’in kitab›, iflte iflsizlerin mücadelelerinin böyle bir tarihsel kesitini veriyor. Böyle bir mücadelenin yaflanm›fl oldu¤unu gözler önüne seriyor; derslerini ö¤retiyor. Bu mücadele 1905-6 y›lla-

r›nda gerçekleflmifl, s›n›f›n bilincine kaz›nm›flt›r. 1917 Ekim Devrimi’ni yapan iflçi s›n›f›n›n ve onun önderi Bolflevik Parti’nin deneyimlerinden bu dersleri ç›karmak, sadece devrimci partiyi hedefleyen devrimci parti güçlerinin de¤il, tüm s›n›f bilinçli devrimcilerin ve iflçilerin görevidir! Bu tarih belleklerde yeniden canland›r›lmal›, bununla da kalmay›p ete kemi¤e büründürülmelidir. 1905 y›llar›n›n ayaklanmalarla dolu, s›n›f hareketinin ve devrimci


17

Say›: 31 P Ocak ‘99 hareketin yükselifl y›llar› oldu¤u genel olarak bilinir. Kanl› Pazar ve 1905 Devrimi bu kabar›fl›n sonucu olarak ortaya ç›km›fl; devrimci bir partinin, Bolfleviklerin bu devrime önderlik edebilecek örgütlenme ve haz›rl›¤› henüz var edememifl olmalar›n›n sonucunda da, ne çarl›k devrilebilmifl, ne de iflçilerin iktidar› gerçekleflebilmiflti. Ama 1905 devrimi gerisinde, devrimcilerin ders ç›karmas› ve sonuçlar›ndan hareketle örgütlenmelerini gelifltirmeleri gereken zengin deneyimler ve olaylar b›rakm›flt›. Sadece Sovyet örgütlenmesi, ayaklanma deneyimleri, devrimci partinin gereklili¤i de¤il, ayn› zamanda iflsizlerin mücadelelerinin deneyimini de b›rakm›flt›. ‹flte bu mücadele, meyvelerini 1906 ve sonras›nda veriyor. Burjuvazi, s›n›f bilinçli, ileri ve önder iflçileri cezaland›rmak için lokavt, iflten ç›karma gibi yöntemleri kullan›yor. Öncüleri iflten ç›kararak di¤erlerine boyun e¤dirmeye çal›fl›yor, ileri iflçilerin öbeklendi¤i, devrimci iflçi mevzileri olarak görülen fabrikalarda lokavt ilan ederek bu iflçileri iflsiz b›rak›yor. ‹flte Maliflev’in kitab›, tam da bu dönemde iflsizleri örgütleyen Bolflevik örgütün deneyim ve derslerini anlat›yor. Yukar›daki al›nt›, örgütlenen iflsizlerin temsilcilerinin fiehir Dumas›’na taleplerini söylemek üzere gitti¤inde yapt›klar› konuflmad›r. Bolflevikler örgütledikleri iflsizleri, bölge toplant›lar›nda tart›flt›rarak talepleri belirlemeye ve ortaklaflt›rmaya çal›fl›yor, bu talepleri belirlemekte onlara önderlik ediyorlar. Bu toplant›larda kendi belirledikleri temsilcilerden oluflan bir örgütlülü¤ü, ‹flsizler Konseyi’ni kurmak için ad›m at›yorlar. Maliflev’in de Bolflevikler ad›na kat›ld›¤› bu toplant›lardan birinde, bir Bolflevik flunlar› söylüyor iflsizlere... «“fiu anda ad›na konufltu¤um Bolflevik grup” dedi yoldafl, “iflsizler hareketini destekler ve daha güçlü bir örgütte kendimizi örgütlememiz için yard›m edece¤ini belirtir. Bütün iflsizleri örgütlemek ve bir öncü gövdeyi - ‹flsizler Konseyini kurmak zorunludur. Bu Konsey, iflsizlerin yard›m›yla, iflsizlerin daha iyi koflullara sahip olmas› için mücadele vermeye, sadece günlük yemek ve 30 kapik da¤›t›lmas›n› sa¤layarak de¤il, as›l olarak fiehir Dumas›’n›n iflsizler için büyük kamu ifllerini örgütlemesini sa¤layarak bafllamal›d›r. ‹flsizler düflkün de¤ildir, onlar sadaka istemiyor. Onlar ekmek ve ifl istiyorlar. Sorun öyle ortaya konmal›d›r ki, fiehir Duma-

s›’na iletece¤imiz talepler bütün fabrikalarda ve atölyelerde çal›flan iflçilerin deste¤ini als›n. Duma kamu ifllerini örgütlemelidir. fiehirde buna yetecek epey ifl imkan› var ve flimdi onlar flehir yöneticilerine büyük rüflvetler veren farkl› müteahhitlere veriliyor. ‹flsizler aras›nda, tüm mesleklerden en vas›fl› iflçileri bulabilmek mümkün. Her çeflit ifli yapabilirler. Tramvay hatt›n›n inflaat› gibi, Duma’n›n kamu yarar›na yapmak zorunda oldu¤u birkaç iflin ihalesi var. Duma atl› arabalar›n yerine elektrikli arabalar›n koyulmas›na karar vermifl ve bunun caddelere kald›r›m döflenmeden gerçeklefltirilmesi olanakl› de¤ildir. Bu, iflsizler için ifl olana¤› açabilir. Duman›n bu kamu iflini verip vermeyece¤ini görmek için ad›m atmal›y›z. ‹flte bunun için, toplant›da önerdi¤im tüm bu teklifler kabul edilip benimsenmeli ve bir an önce yerine getirilmelidir çünkü açl›k ve yoksulluk beklemez!”» St. Petersburg kentindeki kimi belediye ve kamu harcamalar›n› gerektiren ifllerin, iflsizlere ‹flsizler Konseyi’nin denetiminde bölünmesini talep eden iflsizler, ücretlerin, ifl güvenli¤inin, iflin ve sa¤l›kl› çal›flma koflullar›n›n örgütlenmesinin kendi örgütlerinin denetiminde olmas›n› Duma’dan talep ediyorlar. Ve kitap, iflsizlerin Duma’ya kabul ettirdikleri koflullar›n gerçekleflmesi için, Duma ile ve devlet ile yap›lan mücadeleyi anlatmaya bafll›yor. ‹fiS‹ZLER‹N MÜCADELES‹ SINIFIN TÜM KES‹MLER‹ ‹LE B‹RLEfiMEL‹D‹R! ‹flsizlerin örgütlenmesiyle beraber bolflevikler deneyimlerini aktarmak ve önerilerini dinlemek için gittikleri Lenin’den flunlar› ö¤reniyorlar: « ...(Lenin) söylememiz gerekenleri dinledikten sonra, ‹flsizler Konseyinin, ortaya koydu¤u program› yaln›z kendi çabas›yla gerçeklefltirip gerçeklefltiremeyece¤ine dair baz› flüphelere sahip oldu¤unu söyledi. “Tek bafl›na bu örgütlenmeyle” dedi Lenin, “Burjuvaziye etki yapamazs›n›z; yeterince güçlü olamazs›n›z, ve iflsizler kendi bafllar›na iflçi s›n›f›n›n tümünün ç›karlar› zemininde bu ifli geniflletemezler. Bu yüzden derhal ‹flsizler Konseyini St. Petersburg’un tüm fabrika ve atölyelerindeki çal›flanlar›n temsilcilerini kapsayacak flekilde geniflletmelisiniz. fiimdiden fabrikalar ve atölyelerde bu amaçla ajitasyona bafllamal›s›n›z ve derhal bu temsilcilerin seçimlerini düzenlemelisiniz. ‹flsizler Konseyi sadece iflsiz-

lerden otuz temsilciyi kapsamamal›, bütün bölgelerden, fabrika ve atölyelerden 100 ya da 150 temsilciyi de kapsamal›d›r. Bu, iflsizlere, fiehir Dumas› ve burjuvazi üzerinde gerçekten baflar›l› bir bas›nç oluflturabilen hakiki bir yönetici organ sa¤layacakt›r.” » S›n›f›n bu iflsiz, güvencesiz devrimci ve dinamik kesiminin mücadelesinin, s›n›f›n di¤er kesimleri ile birleflmesinin çok somut ve canl› yöntemini gösteren Lenin’in önerileri bugün hala önemle üzerinde durulmas› gereken, gerçeklefltirilmesi için temel ad›mlar› bize ö¤reten somut önerilerdir. Bu öneriler sayesinde Bolfleviklerin çal›flmalar› ve ‹flsizlerin hareketi güçleniyor, s›n›f›n çal›flan di¤er kesimlerini de kaps›yor ve gelifliyor. Yo¤un bask› iflsizlik ve açl›k koflullar›n›n getirdi¤i sefalet ortam›n› y›rtarak mücadeleyi bafllatan iflsizlerin karfl›s›nda, Duma ve devlet temsilcileri korkular›n› belirtmekten geri duram›yorlar. Kimi zaman; açl›¤›n ve sefaletin, sa¤l›¤›, -burjuvalar›n sa¤l›¤›n› da- tehdit etti¤ini belirtmek bahanesiyle 12 Eylül ve 12 Mart dönemlerinde bir paflan›n “toplumsal uyan›fl, ekonomik geliflmenin önüne geçmifltir. Toplumsal patlamalar olabilir.” türünden sözlerini hat›rlatan uyar›larda bulunuyorlar. «Duma Komisyonu’nun Baflkan›, “Yard›m, sadece iflçilerin ç›karlar› için de¤il, tüm toplumun sa¤l›¤› u¤runa gereklidir”, diyordu. “Bilindi¤i gibi, bodrumlardan ve tavan aralar›ndan yay›lan tifüs, gün geçtikçe toplumun daha üst kesimlerinden daha fazla can› kurban almaya bafllad›. Öte yandan, açl›k yüzünden ölüm ihtimali, yoksulluktan ac›nacak hale gelmifl halk›, afl›r› uç noktalara sürükleyebilir. Durum böyleyken, onlara hemen flimdi yard›m elini uzatmak gerekli. Geç kalan yard›mlar, bize pahal›ya patlayacakt›r.” Yard›m etmelidirler, çünkü salg›n hastal›ktan önce iflçilerin ayaklanmalar› ile telef olmalar› ihtimali büyümektedir asl›nda! “‹flsizleri görmüyorsunuz” diye ba¤›rd› delegasyondan genç bir iflçi temsilci: “Ben onlarla birlikte yafl›yorum; size nas›l yaflad›klar›n› anlatabilirim. Beni buraya gönderenlerin ne dediklerini size anlatabilirim: “Git, fiehir Dumas› ve fiehir Meclis Üyeleriyle konufl! E¤er seni dinlemezlerse, bu sefer biz kendimiz gidece¤iz ve bo¤azlar›n› s›kaca¤›z” » Bu arada politik nedenlerle küçük hilelere de s›n›f›n ç›karlar›n› korumak için baflvurmuyor de¤ildi, bolflevikler!

« “St. Petersburg’un tüm bölgelerine yay›lan genifl bir grev hareketi geliflti. Grevler ekonomik içerikli olmaktan çok politikti. Yeni iflsiz kadrolar saflar›m›za kat›ld›. Elbette ki sendikalar›n hala çok güçsüz ve grevlere destek vermelerinin çok zor oldu¤u koflullarda, ‹flsizler Konseyi’nin grevlerin haz›rlanmas› iflinde parma¤› vard›. Böylece Viborg bölgesindeki grevlerle birlikte, grevciler için maddi destek sa¤lamay› da biz örgütlemek zorunda kald›k. Yard›m almad›klar› takdirde iki hafta çal›flmamak, onlar için açl›ktan ölmek demekti. O ana kadar sadece Viborg bölgesinde, kiras›n› ödemek için yard›m almak zorunda olan 500 kiflinin listesini ç›karm›flt›k. Bu liste Erickson Fabrikas›n›n yoksul grevcilerini de kaps›yordu. Fakat fiehir Meclisi üyesi Shnitnikov parayla birlikte gelmeden önce, listedeki grevci iflçilerden baz›lar›n›n ifle geri döndüklerini ö¤rendim, grev k›r›c›s› olmufllard›. 100 kifli kadarlard›. ‹kileme düflmüfltük. Listeyi oldu¤u gibi b›rak›rsak, 100 grev k›r›c›s› da para alacakt›; bu isimleri silersek fiitnikov, da¤›tmak üzere getirdi¤i paralarla birlikte bölgeden ayr›labilirdi. Ne yapmak gerekiyordu? Listelere dokunmad›k, ama grevci iflçilerimizden baz›lar›na bu isimleri ezberlettik, böylece flehir meclisi üyesi bu adlar› ça¤›rd›¤›nda bizimkiler cevap verip paray› alabileceklerdi. ‹flsizlerin hepsi koridorda ikiflerli s›raya girdiler. fiehir meclisi üyesi, onlar› büroya tek tek ça¤›rmaya bafllad› ve bizim yan›m›zda, ailelerinin nüfusuna ve bizim önerilerimize göre kimisine 5, kimisine 8, kimisine de 10 ruble verdi. Shnitnikov, Petrova’n›n ad›n› okuyuncaya kadar her fley yolunda gitti. Onu ça¤›rd› ve sordu: “Petrova, senin ne kadar alman gerekiyor?”

“‹nsan insan oldu¤undan Ac›kan karn› doymal›d›r. Bofl laflarla kar›n doymaz Yiyecek ekmek olmal›d›r! Arkadafl yerini bil ‹flçinin s›n›f cephesine gir. Çünkü sen de bir iflçisin!” B. Brecht


18

Say›: 31 P Ocak ‘99

Kad›n cevap verdi: “Ben Petrova de¤ilim, Ben Samoilova’y›m.” Gözlerimi dikip, bir kafl›k suda bo¤acakm›fl gibi bakt›m. Bafl›m›z› nas›l bir belaya sar›yordu bu kad›n. Anlad›, flafl›r›p mahcup oldu, kekeleyerek: “Eeee... Evet, evet, Petrova benim!” Fakat art›k çok geçti. fiitnikov, bir avukat olarak, bir halt döndü¤ünü hemencecik anlad›. Bana dönerek: “Bu ne demek oluyor, Bay Maliflev, neler oluyor burada?” “Özel bir fley yok, Nikolay Nikolayeviç. Bu isimler di¤erlerinin yerine geçirildi, çünkü araflt›rmalara göre birinci listedekilerin bunlara göre yard›ma daha az ihtiyac› var.” “Hay›r, burada bir suç iflleniyor. Siz iflsiz Bolfleviklerin burada bize nas›l bir oyun oynad›¤›n› fleytan bilir!” ‹flçi kad›n› d›flar›ya gönderdim ve sertçe burada hiçbir suç ifllenmedi¤ini ve sinirlenecek hiçbir fley olmad›¤›n› söyledim. “Paray› da¤›tmak istemiyorsan›z, bölgeyi hemen terk edin.” Kalan paray› çabucak toplad› (Hala da¤›t›lmam›fl 50 veya 60 ruble vard›.) Ayr›lmadan önce, odadan ç›karken, ba¤›rarak: “Bütün bunlar sizin bolflevik dümenleriniz. fiehir Dumas›n› suç ifllemeye yönelttiniz!” Biz sadece güldük. ‹flçilerse, paray› hangi adla alaca¤›n› hat›rlayamayan kad›na küfrederek da¤›ld›lar. Fakat bu, flehir meclisi üyelerinin, baz› insanlar› di¤erlerinin yerine geçirdi¤imizi ö¤rendikleri tek olayd›. Asl›nda buna benzer çok fley olmufltu. Bunu düzenli olarak yapt›k ve bu yolla, St. Petersburg’da 1906’da ve 1907’nin bir k›sm›nda patlak veren tüm grevleri destekleyebildik. Grevlerin ço¤unu ve en büyüklerini, li-

DEVR‹MC‹ PART‹ GÜÇLER‹ NED‹R, NE DE⁄‹LD‹R?

BROfiÜRLER‹ 4

man iflçilerinin, floförlerin, Erickson telefon fabrikas›n›n grevlerini ve di¤erlerini, fiehir Dumas›’n›n kaynaklar›yla sürdürdük. fiehir Dumas› do¤rudan, iflsizlerin ihtiyaçlar› ve daha sonra anlataca¤›m kamu iflleri için dört buçuk milyon rubleye yak›n para harcad›. Kamu ifllerinin giderleri düzenli olarak denetleniyordu. ‹flsizler için kurulan aflevlerinin giderleri de düzenli denetleniyordu. Fakat di¤er küçük kalemlerde muhasebe oldukça kötü tutuluyordu, bu da bizim flehir kaynaklar›n›n bir k›sm›n› grevler ve benzer amaçlar için kullanabilmemizi sa¤lad›. ‹ki üç imza d›fl›nda bütünüyle çarp›larla imzalanm›fl bir listemiz vard›. Listeye binlerce çarp› koyduk -Bu her fley için yeterliydi! Do¤rusu, fiehir meclisi üyeleri iflsize soracaklard›: “Ne! Sen de mi okuma yazma bilmiyorsun?” Ve iflçi cevap verecekti: “Evet okuma yazmam yok. Bu benim hatam de¤il, bize okumay› ve yazmay› ö¤retmediniz. ‹flçilerin sadece yüzde befli okur yazar ve onlar da çal›fl›yorlar. ‹flsiz olanlar›n tümünün okumas› yazmas› yok.” fiehir meclisi üyeleri flaflk›nl›k içinde bakakalacaklard› ama sonra ödemelere devam edeceklerdi. ‹ki buçuk y›l sonra, cezaevinden St. Petersburg’a döndü¤ümde, Duma komisyonunun sekreterine rastlad›m. Beni Duma binas›na davet etti. Kanun kaça¤›yd›m, fakat beni ele vermeyeceklerine söz verdi. Komisyon bürosunda, bizim çarp›larla dolu listelerimizi gördüm, genifl masalar›n üzerine yay›lm›fllard›. “Nas›l oluyor da, tüm bu çarp› iflaretleri birbirine benziyor?” diye sordu meclis üyesi. “E¤er hepsi farkl› insanlar taraf›ndan yaz›lm›flsa, birbirlerinden farkl› olmalar› gerekir, öyle de¤il mi?” Bu soru karfl›s›nda gerçekten afallam›flt›m ve bir cevap bulamad›m. Ona iflçilerin nalbur, demirci, tesviyeci, montajc› falan oldu¤unu; hepsinin a¤›r ifller yapt›¤›n› ve belki de att›klar› bütün çarp›lar›n ayn› tip olmas›n›n nedeninin bu oldu¤unu söyledim. Komisyon üyelerinden bir senatör, gözlerini ka¤›tlardan kald›rd›, yüzüme bakt›, biraz düflündü ve flöyle söyledi: “Belki de hakl›s›n›z; evet, gerçekten de bu baflka türlü aç›klanamaz.” Onlara baflar›lar dileyip komisyondan ayr›ld›m. ‹ki hafta sonra ayn› sekreter bana denetleme komisyonunun bu hesaplara sadece bir geçici rapor ekleyece¤ini, hesaplar›n içinden ç›kman›n imkans›z ol-

du¤unu ve flehir meclisi raporunu haz›rlad›ktan sonra, hepsinin dosyalara konaca¤›n› söyledi.» Tüm bunlara ra¤men, iflsizler ordusu, taleplerinin yerine getirilmedi¤inde ise Bolfleviklerin önderli¤inde gelifltirdikleri örgütlülüklerinin ve harekete geçirdikleri y›¤›nlar›n eylemini kullanmaktan da hiç çekinmezler. Aksine, ancak devrimci bir önderli¤in etraf›nda ve do¤ru araçlar ve amaçlarda birleflmifl y›¤›n hareketinin taleplerin kazan›lmas›n›n ve kazan›m olarak tarihe geçmesinin koflulu oldu¤unun bilincindedirler. ‹nsan insan oldu¤undan Ezmekten ezilmekten nefret eder Ne alt›nda köle ister, Ne üstte efendiye boyun e¤er. «Plan, Aleksandrov Salonundan, soldaki kap›dan gelecek grubun bir dakika gecikmesi d›fl›nda tam bir baflar›yla gerçekleflti. Kap›lardan birisi bofl kalm›flt› ve Konsey üyeleri bu aksili¤in onlara sa¤lad›¤› avantaj› kullanmakta çabuk davrand›lar. Sa¤ kap›dan içeriye giren 40’a yak›n insan› görür görmez, Duma baflkan› oturuma son verdi hepsi h›zla sol kap›ya do¤ru yöneldi. Ancak tam o s›rada Aleksandrov Salonundan di¤er grup göründü ve Duma toplant› salonuna girdiler. fiehir Meclis üyeleri kap›n›n önünde üst üste y›¤›ld›lar, baflkan Dimfla, vazife niflan›n› boynundan ç›kararak yerinden uzaklaflmak üzere harekete geçmiflti, belediye reisi de onu izlemeye çal›fl›yordu. Delegeler onlara, ›srarla korkmamalar›n› söylediler: “Size, St. Petersburg’lu iflçilerin temsilcileri olarak, sözünüzü tutman›z talebiyle geldik. fiimdi söyleyin; ifl olacak m› olmayacak m›? Kaçmay›n! Size dokunmayaca¤›z!” dediler. Fakat fiehir Meclis üyeleri dinleyecek durumda de¤illerdi; delegasyonun aras›ndan Alexandrov Salonu’na yöneldiler ve birbirlerini itip kakarak, kap›y› zorlayarak kaçmaya bafllad›lar. ‹flçi temsilcileri de onlar› izledi. fiehir Meclisi üyeleri, bu yetmiflbefl kiflinin yaln›z oldu¤unu ve sokakta bekleyen baflkalar›n›n olmad›¤›n› ö¤rendiklerinde, bir derece sakinlefltiler. Hatta baz›lar› delegasyon üyeleriyle konuflmaya bafllad› ve onlara sorular sordular, fakat delegeler kiflisel konuflmalar yapSahibi ve Yaz›iflleri Md.: Reyhan Son

mayacaklard›. Delegasyondan üç temsilci, Duma baflkan›yla bir görüflme önerdiler, fakat Dimfla’n›n onlarla yapacak bir ifli yoktu. Sonunda, baz› meclis üyeleri onu delegasyonu dinlemeye ikna ettiler ve Dimfla sordu: “Sizin için ne yapabilirim beyler?” ‹flçi temsilcileri, iflsizler ad›na, Duma’ya iflsizler için kamu ifllerinin ne zaman bafllat›laca¤›n› sormak üzere geldiklerini söylediler.» ‹fiS‹ZLER‹N MÜCADELES‹N‹N SINIFIN D‹⁄ER KES‹M‹ ‹LE B‹RLEfiT‹R‹LMES‹ VE DEVR‹MC‹ PART‹ Bizler, komünist devrimciler olarak yay›na haz›rlad›¤›m›z bu kitap ile, iflsizlerin s›n›f›n mücadelesi içindeki örgütlenme deneyimlerini, yöntemlerini ve bir devrimci partinin buna nas›l, hangi araç ve taleplerle müdahale ve önderlik etti¤ini, devrimci parti güçlerinin ve devrimci hareketimizin kullan›ma sunmay› amaçlad›k. Kitap iflsizlerin mücade lesinin tam bir k›lavuzunu de¤il, aksine Lenin dönemindeki Komünist Enternasyonale uzanan ve bizim de sahiplendi¤imiz Bolflevik gelene¤in yaflad›¤› bir deneyimi ve onun bir yönünü oluflturmaktad›r. Elbetteki, devrimci bir partinin yarat›lmas› görevinin, toplumsal kurtuluflun zorunlu ve biricik koflulu oldu¤u bu günler, tek bafl›na s›n›f›n bir kesiminin örgütlenme deneyimleri ile afl›lmayacakt›r. Ama haz›rl›k görevlerini planl› ve sistemli bir flekilde önüne koyan komünist devrimcilerin devrimci partiye ulaflma hedefi, s›n›f›n devrimci kesimlerinin örgütlenmesi deneyimini de sadece kitaplar da yaz›lanlara b›rakamaz, b›rakmayacakt›r! Aksine görevlerimizin üstesinden geldi¤imiz ölçüde s›n›f›n devrimci kesimleri ile ba¤lar› güçlendirerek, devrimci partinin örgütlenmesi boynumuzun borcudur. Bask›na yürüyün Dünyay› kurtarmak için Ayaklan›n proleterler Kardefllerimizin kan› ‹ntikam ister Hiçbirfley durduramaz Kitlelerin öfkesini ... ‹ktidara geçin Savaflal›m iflçiler Öcümüzü alal›m Savaflal›m iflçiler. (“Komintern’in Ça¤r›s›” adl› Komünist Enternasyonal marfl›ndan) Tohum Yay›nc›l›k Üsküdar Cad. Akçay ‹fl Mrk. Kat: 2 No: 12 Kartal / ‹st. Tel: (0216) 387 83 09

Banka Hesab›: Reyhan Son, ‹fl Bankas› 1029 1058585

Bas›ld›¤› Yer: Baflak Ofset


19

Say›: 31 P Ocak ‘99

‘Sosyalizmin Bayra¤›n› Meclise Dikece¤iz!’ Á

Bafltaraf› 7. Sayfada

ve genel bir parti örgütünü kurmaya gayret etmelidir.” (Merkez Komitesinin Komünistler Birli¤i’ne hitab›, 1850) Parlamentarizm ve Burjuva Parlamentolar Karfl›s›nda Tutum “Sosyalizmin Bayra¤›n› Meclise Dikece¤iz!” fliar› bir ideolojik çizgiyi ele verdi¤i gibi, bu çizgiyle s›n›rl› olmayan bir zeminde “seçimler karfl›s›nda tutum”, “burjuva parlamentolardan yararlanma” sorununu gündeme getiriyor. Parlamentarist solun seçimler karfl›s›ndaki tutumunu bir kenara b›rak›rsak, bu sorunlar devrimci hareket aç›s›ndan da önem tafl›yor. Komünistler aç›s›ndan ise, bu sorunlar karfl›s›nda verilmifl en net cevab›, komünist tutumu hem parlamentarist oportünizmden hem de parlamentodan yararlanmay› ve seçimleri ilkesel olarak reddeden anarflizm ve otzovizmden özenle ayr›flt›rarak belirginlefltiren Komünist Enternasyonal’in 2. Kongre kararlar› veriyor. Devrimci hareketin tasfiyeci, liberal dalgan›n bas›nc›yla bir yandan legalist zemine yaklaflt›¤›, bir yandan da bundan uzak duray›m derken her koflulda, her zaman boykot gibi kökeni anarflizme dayanan bir tutuma savruldu¤u koflullarda, bu yaz› çerçevesinde yap›lacaklar›n en iyisi bu ilkeleri hat›rlatmak olmal›. Komintern, komünistlerin parla mento karfl›s›ndaki tutumlar›n›, parlamentarizmden flu sözlerle ay›r›yor: “Genel olarak burjuva devleti de burjuvazinin yönetim mekanizmas›n›n bafll›ca ayg›tlar›ndan biri olan burjuva parlamentosu da proletarya taraf›ndan ele geçirilemez. Proletaryan›n görevi, burjuvazinin yönetim mekanizmas›n› havaya uçurmak yok etmektir; buna ister cumhuriyet, ister anayasal monarfli alt›nda kurulu olsun bütün parlamenter kurumlar dahildir.” (Lenin Döneminde Komünist Enternasyonal, s.232) “Komünistler için parlamento iflçi s›n›f›n›n durumunun düzeltilmesi ve reformlar için mücadeleye bugün hiçbir biçimde sahne olamaz; oysa bir önceki dönemde zaman zaman olabilmiflti. Bugünkü siyasal hayat›n a¤›rl›k merkezi tamamen ve kesinlikle parlamentonun d›fl›na ç›km›flt›r. Öte yandan emekçi y›¤›nlarla iliflkileri nedeniyle ve burjuva s›n›flar›n ba¤r›nda varolan karmafl›k iliflkiler nedeniyle de, burjuvazi baz› eylemleri çeflitli biçimlerde parlamentoya onaylatmak zorundad›r; parlamentoda ahbap çavufllar aras›nda bir iktidar kavgas› sürmekte, bunlar›n güç-

leri ve zaaflar› ortaya ç›kmakta ve bunlar birbirleriyle uzlaflmaktad›rlar. ‹flçi s›n›f›n›n acil tarihsel ödevi de, bu ayg›tlar› yönetici s›n›flar›n elinden kopar›p almak, k›rmak, imha etmek ve yerlerine proleter iktidar›n›n yeni organlar›n› koymakt›r. Burjuva parlamenter kurumlar› içinde bu imha görevini kolaylaflt›racak öncülerin bulunmas›, iflçi s›n›f›n›n devrimci kurmay› aç›s›ndan son derece yararl›d›r. Parlamentoya devrimci amaçlarla giden komünistlerin takti¤i ile, rejimin göreli bir istikrara ve süresi belirsiz bir gelece¤e sahip oldu¤unu kabul etmekle ifle bafllayan sosyalist parlamentarizmin takti¤i aras›ndaki temel fark, bu noktadan itibaren aç›k seçik görülmektedir. Sosyalist parlamentarizm, ne pahas›na olursa olsun reformlar elde etmeyi görev saymakta; kitlelerin her kazan›m›n›n sosyalist parlamentarizmin hesab›na kaydedilmesiyle ilgilidir.” (age, s.230) Ayn› belgelerde, “ya¤murdan kaçarken doluya tutulanlar” için ise flunlar söyleniyor: “Bazen parlamenter siyasetçilere karfl› sa¤l›kl› bir tepkiden kaynaklanan, ama devrimci bir parlamentarizmin olabilirli¤ini görmeyen ilkesel ‘anti-parlamentarizm’, çocuksu ve safdil bir doktrin den ibarettir; seçimlere kat›lmay› ve devrimci parlamenter çal›flmay› mutlak ve kesin olarak reddeden bu doktrin elefltiriye dayanmamaktad›r. Bu yaklafl›m bazen partinin rolü konusunda çok yanl›fl bir anlay›fla da dayanmaktad›r; bu anlay›fla göre parti savafl için merkezileflmifl ve örgütlenmifl iflçi öncüsü de¤il, birbirlerine gevflek ba¤larla ba¤l› gruplardan oluflan ademi merkeziyetçi bir sistemdir...” (age., s.235) Komünistlere bugün düflen, öncelikle seçimleri ne için kullanacak lar› noktas›nda ayr›flt›klar› di¤er ak›mlardan ba¤›ms›zlaflm›fl, örgütsel ve politik olarak da ayr› ba¤›ms›z bir hatt› temsil eden bir önderli¤i yaratmakt›r. Seçimlere demokrasiyi gelifltirmek için kat›lmakla, ayn› nedenle boykot etmek aras›nda özü itibariyle bir fark yoktur. Devrimci hareketin bütünü aç›s›ndan siyasal görevlerden biri, burjuvazinin sald›r›lar› karfl›s›nda taktik tutumlarda ortaklaflmaksa da, komünistler ortak amaç ve ilkeler düzeyinde buluflmak ve komünist bir önderli¤in inflas›n› bu temelden yükseltmek görevlerini asla unutmamal›d›r. Bunun için ilkelerimizin hat›rlanmas›na her zamankinden daha çok ihtiyaç var. J

MAO Á

Bafltaraf› 12. Sayfada

devlet ve orduda oluflan bürokrasi ile aç›kl›yor, bunlar›n savundu¤u düflünceleri ise, modern revizyonizm olarak tan›ml›yordu. Bu durumun Çin’de de baflgöstermesinden çekiniyor; devlet ve parti içinde bir temizli¤i gerekli görüyordu. Bu temizlik, y›¤›nlar›n devrime kat›lmas›, parti ve devleti denetlemesi olarak sunuluyordu. Mao’nun “burjuva karargahlar› bombalay›n!” talimat› ile kampanya yürütülüyordu. Zaman zaman kaosa dönüflen hareketi frenleme görevini ise, bafltan dokunulmaz kurum ilan edilen ordu üstleniyordu. “Kültür Devrimi”nin öncüleri ve kitle gücü as›l olarak ö¤rencilerden olufluyordu ve daha sonra bunlara “K›z›l Muhaf›zlar” ad› verildi. Bir süre bu kampanyaya, ücret farkl›l›¤›n›n ortadan kald›r›lmas›n› isteyen iflçiler de kat›ld›. Bir dizi grev gündeme geldi. Ancak grevler ve ö¤rencilerin fabrikalarda zamans›z toplant›lar› ile üretim aksay›nca, merkezden buna müdahale edildi. 16 maddelik önlemler paketine iflçiler de kat›ld› ve sadece iflyerlerinde devrimi sürdürmeleri, sadece üst düzey yetkililerin elefltirildi¤i bölge toplant›lar›na kat›lmalar› istendi. Bu kampanya, s›k› çal›flma koflullar›n›n sa¤lanmas›n› boyutuyla, zaten bafltan bu yana politik olarak d›fltalanan iflçileri de hedefledi. Kültür Devrimi’nde ne parti, ne de iflçi s›n›f› genelde faal unsur de¤ildi. K›z›l muhaf›zlar için üç alana dokunmak yasaklanm›flt›. 1- Temel bilim araflt›rmalar›n›n baz› bölümleri, 2- K›rlar (çünkü büyük at›l›m›n yaratt›¤› tahribat yeni yeni giderilmiflti ve yeni bir kar›fl›kl›k istenmiyordu) 3- Ordu. Kampanya, çok say›da parti ve devlet yöneticisinin tasfiyesiyle, ordunun devlet ve eko-

nomik yaflamda a¤›rl›¤›n›n artmas›; k›z›l muhaf›zlar›n bast›r›lmas› ve kitle seferberli¤i alt›nda kitleler halinde k›rsal alana sürülmesi ile sonuçland›. Bu kampanya içinde parti felç olmufl ve da¤›lm›flt›, kampanyan›n arkas›ndan yeniden toparland›. Kampanya, Mao’nun talimat›yla bafllam›fl ve y›llarca Mao’nun bafl›nda oldu¤u politbüro veya daimi komitenin denetiminde sürdürülmüfltü. Y›llarca MK bile toplanmam›flt›. Kampanyan›n as›l hedeflerinden biri olan ve bafltan bu yana Mao’nun yak›n arkadafl› olan devlet baflkan› Liu Shaoqi, “kapitalist yolcu” olarak tasfiye edildi. 13 y›l aradan sonra toplanan 9. Kongre ise, bu tasfiyeleri onaylad› ve partinin yeniden örgütlenmesini sa¤lad›. Anlafl›lan o ki, böyle bir kampanya ile tasfiyeler gerçeklefltirilmeden, kongrenin toplanmas› istenmiyordu.. Kongre, “dünya devrimi”nden söz edilen son kongre oldu. K›sa süre sonra ise, ABD ile yak›nlaflma politikas› yaflama geçirildi. Özelde Sovyetler Birli¤i’ni hedefleyen Üç Dünya Teorisi gündeme getirildi ve 1974 y›l›nda resmen kabul edildi. Uluslararas› politikalarda art›k dünya devriminin de¤il, Çin’in ulusal ç›karlar›n› gözetmek resmi politika haline geldi. 1976 y›l›nda Mao öldü¤ünde, idealindeki Çin komünizmi gerçekleflmemiflti; ama hedefledi¤i birleflik, geliflmifl, büyük güçlerle yar›flan bir Çin yarat›lm›flt›. Ölümüyle birlikte, Mao’nun sembolik kiflili¤i nedeniyle aç›ktan uygulanmakta zorlan›lan, kapitalist dünya ekonomisi ile bütünleflme politikas›n› yaflama geçirecek reformlar yaflama geçirildi. J


Say›: 31 P

KIZIL YILDIZ Arkadafl! Bir dakika dur, flu k›z›l y›ld›za bir bak! Sen bu k›z›l y›ld›z›n ne oldu¤u biliyor musun? ‹flte dinle: Bu k›z›l y›ld›z, iflçilerin, köy ve flehir fukaras›n›n kurtar›c›s› olan K›z›l Ordu’nun alametidir. Sen bu k›z›l y›ld›z üzerindeki saban ile çekici tabii görüyorsun. Bunun ne oldu¤unu biliyor musun? Bu saban ile çekiç, flehir iflçisi ile köy sabanc›s›n›n birlefltiklerini, onlar›n kendi hürriyetlerini, kendi topraklar›n›, köylü ve iflçi vekilleri fluras›n›, sosyalist vatan› düflmanlardan, iflçi halk›n cellad› olan sermayedardan, mirzalardan, köy a¤alar›ndan, v.s. mürtecilerden saklamak için ant içtiklerini gösteriyor. Arkadafl! Sen iflçi halk›n dostu ve düflman›n›n kim oldu¤unu biliyor musun? Sen: seni çarlar, pomeflçikler, paflalar ve mirzalar hükümetinin zulümlerinden kimin korudu¤unu, kimin saklad›¤›n› iyi bilmelisin. Senin koruyucun, muhaf›z›n, K›z›l ‹nk›lap Ordusu’na giren iflçi ve köylü kardefllerindir. ‹flte K›z›l Y›ld›z’› ancak senin koruyucun, muhaf›z›n olan K›z›l Ordu efrad› kullan›yor. Her kim bu k›z›l y›ld›z› tak›yorsa, bil ki o, senin kardeflin, seni ‹ngiliz ve Frans›zlar›n yard›m›yla ebedi surette istibdat boyunduru¤una sokma¤a çal›flanlar ve senin elinden hürriyetini ve topra¤›n› alarak seni fabrikac›lar›n, zenginlerin, mirzalar›n ve peflelerin esiri etme¤e u¤raflanlarla cenk eden öz kardefllerindir. fiimdi sen biraz düflün ve saban ile çekici hamil olan k›z›l y›ld›z›n ne kadar büyük bir alamet oldu¤unu iyi anla. K›z›l Y›ld›z kendi omuzlar› üstünden kanl› çar›, haram yiyici mirza, a¤a ve paflalar› kald›r›p atan ve memleketimizin üzerine k›z›l sosyalist bayra¤›n› diken köylülerle iflçilerin birlik alametidir.

P 15 Ocak ‘99

H Mustafa SUPH‹ K›z›l Y›ld›z, bütün iflçier ve fakirleri koruyan köylüiflçi fluralar› hükümetinin alametidir. ‹flte K›z›l Ordu efrad›n›n tafl›d›klar› bu k›z›l y›ld›z›n manas› budur. Arkadafl! Sen evvelce memleketin kanl› çarlar, padiflahlar, zenginler, pafla ve mirzalarla çevrildi¤i melun ve kara günleri unutmad›n de¤il mi? Sen çarlar, mirzalar ve a¤alar›n kimler vas›tas›yla ve kimlerin eliyle seni bo¤du¤unu, senin kan›n› emdi¤ini biliyor musun? Gurodovil’lar, polisler, jandarmalar, onbafl›lar ve zavall›, hiçbir fleyden haberi olmayan askerlerle... Çarlar, padiflahlar zulmünü yaratan bu güruhun baflka türlü alametleri, apoletleri, kokartlar›, neftileri vard›. ‹flte bu apoletleri, kokartlar›, neftileri olanlar, daima senin düflman›n olmufltu. Onlar, çar›n, padiflah›n ferman› ile padiflahlar, zenginler, a¤alar u¤runda seni sokaklarda yakal›yor, hapislere at›yor ve flayet sen kendi cezandan flikayet ediyorsan, seni kurflua diziyorlard›. Bu sarmal› yald›zl› apoletli neftiler, kokartlar, sana k›rbaç, hapis ve cezadan baflka bir fley vermiyordu. Bu alametler, çarlar, padiflahlar istibdad›n›n hapishane ve dara¤ac› siyasetinin bir damgas›yd›. Arkadafl! E¤er sen bu cellatlar›n ve firavunlar›n tekrar geri dönmesini istemiyorsan, k›z›l y›ld›z› parlayan K›z›l Ordu’ya git, yaz›l! Ve k›z›l y›ld›z›n alt›nda sen kendi hürriyetin, kendi saadetin ve iflçi kardefllerinin al›n teriyle yap›lm›fl fabrika, zeoviladar›n ve topraklar›n için bir kaygu çekmeden yaflabilirsin art›k! Ey bizim k›z›l y›ld›z›m›z! Bundan sonra da daha büyük bir k›z›la boyanan kendi nurun ile bütün dünya iflçilerine hürriyet, müsavat ve kardefllik saç! K›z›l y›ld›z alt›nda iflçi kardefllerimizin saadetini ve istikbalini saklayan K›z›l Ordu yaflas›n!


31  

YIL: 3 SAYI: 31 15 Ocak 1999 200.000 TL. (KDVDahil) Devrimci parti güçleri, bir bak›ma geçen y›l oynad›¤› rolü oynayabilmek bak›m›ndan, deza...

Advertisement
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you