Issuu on Google+

YIL: 2

SAYI: 20

fiubat 1998

150.000 TL. (KDV Dahil)

Savafl Tehditi ve Devrimci Önderlik ‹htiyac› ir kez daha savafl bulutlar› Ortado¤u’nun üzerine çöktü. Savafl gemileri, askeri birlikler hareketlendi, diplomat trafi¤i h›zland›, silah tacirlerinin, gaz maskesi vb. icatlar›n üreticilerinin yan›s›ra medya kurulufllar› da avuçlar›n› ovuflturmaya bafllad›; borsalar hareketlendi. ‹flin do¤rusu, oldum olas› kritik bir kavflak noktas›nda yer alan Ortado¤u halklar› aç›s›ndan savafl haberi büyük bir yenilik oluflturmuyor. Eski ça¤lar› bir kenara b›rakal›m, birinci emperyalist paylafl›m savafl›ndan beri, yani Ortado¤u’nun bugünkü haritas› galip devletler taraf›ndan çizildi¤inden beri, bu bölgede yaflayanlar savafls›z günler gördüyse de, savafl olas›l›¤›n› hep yak›ndan hissetti. “Savafls›z” geçen günler de bölgenin emekçi y›¤›nlar› ve ezilen uluslar› aç›s›ndan savaflta geçen günlerden afla¤› kalmad›. Uzun y›llar, ‹srail ile bölgedeki kimi Arap devletleri aras›ndaki savafllar›n gölgesinde geçti. ‹ran-Irak savafl› neredeyse bir o kadar yo¤undu. Lübnan, hiçbir savafla girmeden savafla girmekten beter oldu. Birkaç kuflakt›r savafl görmemifl bir Filistinliye rastlamak mümkün de¤il, Güney Kürdistanl›lar da öyle. Nihayet yaflad›¤›m›z topraklarda on y›l› aflk›n bir süredir ad› konmadan süren savafl›n de¤medi¤i bir Kürt ailesi de yok gibi. Herfley bir yana, son Körfez savafl›n-

dan beri Irak halk› savafltakinden daha fazla kay›p verdi. fiimdi savafla muhtaç olan kan emi ci emperyalistler, adeta savafl› kan›ksam›fl bu halklar› savafl havas›na sokabilmek için türlü cambazl›klar deniyorlar. Bir katresi da¤lara tafllara yetecek kimyasal silahlardan, kazayla yay›l›rsa tüm bölgeyi kurutabilecek biyolojik felaketlerden vb. ürkütücü senaryolardan geçilmiyor. Belki de böylece bölge halk› s›radan bir ölüme raz› edilmek isteniyor; yahut ölümden beter bir yaflama. Paylafl›m Kavgas› ve Devrimci Önderlik Bunal›m› Savafl›n ç›k›p ç›kmayaca¤› ve nas›l

sonuçlanaca¤› konusunda tahmin yürütmek mümkün olsa da, bu bizim iflimiz de¤il. Kesin olan fludur; savafl›n kendisiyle, savafl olas›l›¤› aras›nda devrimcilerin de¤erlendirmeleri, yapmas› gerekenler aç›s›ndan esasl› bir fark yoktur. “... savafl›n nas›l de¤erlendirilece¤i ve savafla karfl› tak›n›lacak tutum üzerinde sosyalistlerin giriflecekleri tart›flmalarda as›l sorun fludur: Niçin savafl›l›yor, savafl› tezgahlayanlar, yönetenler hangi s›n›flard›r? ... Savafltan savafla fark vard›r. Savafl› hangi tarihsel koflullar›n do¤urdu¤unu, hangi s›n›flar›n yönetti¤ini ve hangi amaçlar için savafl›ld›¤›n› iyice bilmemiz gerekir.” ( Lenin, Sosyalizm

Á

Devam› 2. Sayfada

Ö z e l l e fl t i rme-Devletçilik Çat›flmas›, Egemen S›n›f›n Kendi ‹ç Ç›kar Paylafl›m›d›r

Özellefltirme politikas›, uluslararas› boyutuyla, uluslararas› kapitalizmin, dünya ekonomisini, sistemin hiyerarflik yap›s›na ve gereksinimlerine uygun bir flekilde yeniden flekillendirme hareketidir.

Özellefltirmenin ulusal boyuttaki yans›mas› ise, tüm sermaye s›n›f›na hizmet için kurulan devlet iflletmelerinin, egemen s›n›f›n en büyükleri lehine bir kaynak da¤›l›m› hareketidir.

Gazi Ayaklanmas›’ndan ‘98 1 May›s’›na D e v r i m c i Hareket

flçi s›n›f›n›n tarihsel eylemine öncülük edebilecek önderli¤in yoklu¤unun tüm süreçlere damgas›n› vurdu¤u bir dönemden geçiyoruz. Yaflad›¤›m›z topraklardaki s›n›f mücadelesi de, devrimci hareketin süreçler karfl›s›ndaki tutumu ve geliflim çizgisi de bu gerçekli¤in tüm yak›c› sonuçlar›n›n hissedildi¤i bir zeminde cereyan ediyor.

ve Savafl, Sol Y., s.128) Biz hakim ideolojinin, emperyalist demagojinin öne ç›kartt›¤› temalar› es geçmeden, Lenin’in sordu¤u sorular›, bu durumda somutlayarak yan›tlayal›m. Önümüzdeki savafl olas›l›¤›n› do¤uran koflullar hakk›nda daha önce flunlar› söylemifltik: “‹çinden geçti¤imiz döneme dünya çap›nda damgas›n› vuran olgulardan biri, devrimci hareketin ve iflçi hareketinin yenilgi koflullar›nda bulunmas› ise; bir di¤eri uluslararas› burjuvazinin kendi içinde de paylafl›m kav gas› içinde ve geri ad›m atamayacak

Bu tablonun siyaset zeminindeki en belirgin sonuçlar›ndan biri, iflçi s›n›f›n›n ba¤›ms›z bir siyasal güç olarak sahnedeki yerini almam›fl olmas›d›r. Sürece hakim olan; iflçi s›n›f›n›n kesimsel ç›karlar›n›n belirledi¤i da¤›n›k, süreklili¤e ku vuflamayan ve daha ileri bir mevziye kolay kolay s›çrayamayan eylemlerdir. Zaman zaman iflçi s›n›f›n›n, biriktirdi¤i patlama potansiyelinin a盤a ç›kt›¤› altüst edici eylemlere, kalk›flmalara da rastlanmakta, ancak bu eylemlerin süreklili¤e kavuflturuldu¤u, daha ileri bir mevziye s›çrat›labildi¤i söylenemez. Devrimci hareket ise, bir taraftan devrimci bir önderli¤in yoklu¤unun be lirledi¤i bir kriz ile yüzyüze iken, di¤er taraftan devrimci bir önderlik eksikli¤i nin giderilmesi noktas›nda da hayati bir önemi olan, kendisini devrimci s›n›f si-

yaseti zemininde varederek gerçeklefltirece¤i ileri ç›k›fl› gerçeklefltirememekte. Bu tablo, iflçi s›n›f›n›n kendisini ba¤›ms›z bir siyasal varolufl temelinde örgütleyememesinin temel nedenini de ortaya koyuyor. Ba¤›ms›z bir gündem temelinde devrimci siyaseti yaratma ve bu temelde iflçi s›n›f›n› siyasallaflt›rma, devrimcilefltirme noktas›nda baflar›s›z olan devrimci hareket, bu dönemde daha çok, ya liberal tasfiyeciler üzerinden tafl›nan burjuva siyasetin gündemine saplan›p kalmakta, yahut da s›n›f›n kendili¤inden geliflen eylemlerinin peflinde bir oraya bir buraya savrulmaktad›r. Temel olarak devrimci hareketin kendi ba¤›ms›z gündemini yaratamamas› ve bu gündeme yo¤unlaflamamas›ndan kaynakl› bu etkilenmelerin sonuçlaÁ

Devam› 6. Sayfada

Saflaflma iflçi s›n›f›n›n ç›karlar›n› savunanlar ve savunmayanlar temelinde al›nd›¤›nda, özellefltirme politikas›na karfl› ç›kan burjuva kesimler de otomatik olarak karfl› cephede yeral›r. È Yaz›s› 4. ve 5. Sayfalarda

l Politik Portre Wilhelm Weitling s. 8 l Devlet Makyaj Tazeliyor s. 9 l fiiarlar›n Dili Bütün Ülkelerin ‹flçileri Birleflin s. 10 l Kavramlar›n Dili Özel / Kamu Mülkiyeti s. 12 l Anti-Faflist Mücadele Çizgisi ve Devrim Hedefiyle Aras›ndaki Uçurum s. 14


2

Savafl Tehditi ve Á

Bafltaraf› 1. Sayfada

durumda olmas›d›r. .... Dünya, bir bak›ma ilk iki büyük emperyalist paylafl›m kavgas›ndaki gibi bir kurtlar sofras›na dönüflmüfltür. Bu sofrada tereddüt eden, tökezleyen, geride kalan menüye dahil olmaktad›r. ‹çinde bulundu¤umuz dünya durumu, hem kapitalist dünya sisteminin kökü yirmi y›l öncesine dayanan bir krizi nin damga vurdu¤u aray›fllarla belirlenen bir paylafl›m kavgas›yla; hem de bu krizden devrimci bir ç›k›fl yolu bulmas› gereken devrimci hareketin önderlik bunal›m›yla belirlenmektedir.” (Bkz. MAYA, Say›: 3) Ortado¤u’da Paylafl›m Kavgas› Emperyalizmin Ortado¤u’su, oldum olas› uluslararas› dengelerin h›zla de¤iflti¤i, yeni de¤iflim dinamiklerinin s›k s›k ve yenilenerek yo¤unlaflt›¤› bir kavflak noktas› oldu. Yirmi y›ldan beri, bir bütün olarak dünyan›n yeniden paylafl›lmas› sözkonusu oldu¤u gibi, bölgenin üzerinde de bir paylafl›m kavgas› sürmektedir. Hatta bu bölge, bu paylafl›m kavgas›n›n en keskin biçimlerde sürdü¤ü ve sürece¤i bir alan oluflturmaktad›r. Nedeni sadece petrol rezervleri de¤ildir. Bu bölgedeki paylafl›m kavgas›na özel renkler veren tarihi ve özgül koflullar›n yan›s›ra özgül siyasal sorunlar vard›r. Herfley bir yana, bölgede kurulan dengelerin de¤iflmesi yönündeki aray›fl ve e¤ilimler, daha çok ABD’nin aray›fllar›yla örtüflmektedir. Avrupa ise daha çok mevcut statükonun korunmas›ndan yanad›r. Bu yöndeki aray›fllar da bu e¤ilimle örtüflmektedir. Ortado¤u’daki paylafl›m kavgas›na özel bir renk veren etkenlerden biri de Türkiye’nin konumuyla ilgilidir. Türkiye, bu tabloda s›radan bir bölge devleti olarak de¤il, yeni uluslararas› iflbölümünde hiyerarflinin bir üst basama¤›nda yer tutmak üzere hareket eden, fakat ba¤›ms›z bir emperyalist güç olarak hareket etmesi mümkün olmayan bir konumdad›r. Yeni paylafl›m kavgas›n›n nesnesi olmak istememektedir; ama öznesi olmaya da “boyu yetmemekte”dir. Bu durumda Türkiye, herhalükarda bölgedeki paylafl›m kavgas›n›n aktif bir unsuru olacakt›r; ama di¤er aktörlere tabi olmamas› mümkün de¤ildir. Altemperyalist bir Konuma S›çrama Gayretindeki Türkiye’nin Durumu Bütün seçeneklerin Türkiye egemen güçleri için de iz düflümleri ve taraftarlar› vard›r; ve bunlar aras›ndaki paylafl›m kavgas› sonuçlanm›fl de¤ildir, sonuçlanmas› da henüz mümkün de¤ildir. Çünkü sözkonusu olan kavga, uluslararas› düzeyde sürmekte olan bir paylafl›m kavgas›d›r. Bu toplam tablonun tek bir ortak sonucu vard›r. Türkiye her halükarda Ortado¤u’daki geliflmelerin göbe¤inde, atefl hatt›nda, flu ya da bu do¤rultuda aktif bir rol alacakt›r. Bu ise, hem Türkiye’de istikrar ve bar›fl hayali peflinde olanlar›n, hem de Türkiye’nin ba¤›ms›z ve güçlü bir devlet olarak bu paylafl›m kavgas›ndan parsa toplamas›n› hayal edenlerin uykular›n› kaç›rmaktad›r.

Say›: 20 P fiubat ‘98 Hatta di¤er seçeneklere raz› olmaya haz›r olanlar›n da pürüzsüz bir geliflme hayal etmeleri mümkün de¤ildir. Zira Ortado¤u üzerinde süren paylafl›m kavgas›n› buland›ran bir de istenmeyen etken vard›r: Kürt sorunu. Kürt Sorunu Ortado¤u’nun bugünkü haritas› çizilirken, dört ayr› devlete bölünen Kürtler, hala bu devletlerin içinde sindirilmifl, asimile olmufl bir unsur haline gelmifl de¤ildir; ve her vesileyle buna niyetleri olmad›¤›n›, ayr› bir siyasi özne olarak varolmak istediklerini ortaya koymaktad›rlar. Bu nedenle, “Ortado¤u sorunu”nun çözülmesi ile “Kürt sorunu” nun çözülmesi içiçe bulunmaktad›r. Daha önce emperyalistler ve bölge devletleri aç›s›ndan, Ortado¤u denkleminin içinde bulunan iki dikenli sorundan biri, Filistin Sorunu kirli bar›fl planlar› çerçevesinde çözülmüfl, yahut çözüm yoluna girmifl bulunmaktad›r. Ancak Kürt sorunu henüz çözülmüfl de¤ildir ve k›sa vadede çözülece¤e benzememektedir. Bu durum en çok, Türkiye’yi ve kaç›n›lmaz olarak onun üzerinden hesap kuranlar› rahats›z etmektedir. Çünkü Kürtlerin en büyük ve en dinamik kesi mi Misak-› Milli hudutlar› içinde bulunmakta ve buraya s›¤mamaktad›r. Özellikle son Körfez savafl›ndan beri (ki bu savafl ayn› zamanda Filistin Sorunu’nun bugünkü ak›betinin çizilmesinde önemli bir dönemeç olmufltur), Ortado¤u’ya iliflkin tüm kurgular›n içinde “Kürt Sorunu” bafll› bafl›na bir yer tutmaktad›r; hatta bölgedeki pek çok “ba¤›ms›z” devletten daha fazla yer tutmaktad›r. Kürt sorunu, bir siyasal sorun niteli¤i tafl›maya devam etti¤i müddetçe de bu önemini korumaya, bölgenin siyasal tablosunun tamamlanmas›n› engellemeye devam edecektir. Çünkü Kürt Sorunu’nun siyasal çözümü (ki siyaset her zaman devletle ilgili/iliflkilidir) bölgedeki dört tane devleti do¤rudan do¤ruya ilgilendirmekte, bölge haritas›n›n de¤iflmesini dayatmaktad›r. Buna karfl›l›k, s›k s›k söylendi¤i gibi, bu sorunun “siyasal çözümü”, “askeri çözümün” bir alternatifi anlam›na gelmiyor; aksine, “askeri çözüm” de her zaman, (ister Kürtlerin aleyhine olsun, ister lehine) bir siyasi çözümün yolu ve ifadesidir. Bu nedenle Ortado¤u’da statükonun korunmas›ndan yana olan güçler, “Kürt Sorunu”nun bir kültürel soruna dönüfltürülerek çözülmesinden yanad›rlar; bu yönde müdahaleler yapmaktad›rlar. Ortado¤u’daki statükonun kökten de¤iflmesinde ç›kar› bulunanlar ise, tam tersini yapma durumundad›rlar; yani bu sorunun siyasal niteli¤ini koruyup siyasal hedeflerini sürdürmesinden yana olmal›d›rlar. Bu sorun aç›s›ndan bak›ld›¤›nda, Ortado¤u’daki paylafl›m kavgas›n›n dü¤ümü bu noktada bulunmaktad›r; ve bu kavgan›n as›l belirsizlikleri de buradan kaynaklanmaktad›r. ABD’nin Ortado¤u’nun haritas›n›n (esas olarak ‹ran ve Irak’›nkinin) de¤iflmesinde ç›kar› vard›r. Bu noktada “Kürt sorunu” gündeme gelmektedir. Bu kez ABD’nin Türkiye ile ilgili plan ve hesaplar› etkilenmektedir. AB Ortado¤u statükosunun sürmesinden ve “Kürt Sorununun” kültürel planda çözülmesinden yanad›r; ama

mevcut durum ve ABD’nin hesaplar› devreye girdi¤inde, sorunun bu çerçevede kal›p kalmayaca¤›, böyle bir istikrarl› çözüm yolunun olup olmad›¤› belirsizleflmektedir. Siyasal Tablonun Eksi¤i S›n›f Mücadelesi ‹flte Körfez’de bir savafl olas›l›¤› yaklafl›rken, genel siyasal durumun tablosu böyledir. Ama bu tablo siyasetin en önemli unsurunu; yani s›n›f mücadelesini bar›nd›rmamaktad›r. Bu bir ihmal nedeniyle yahut küreselleflme masallar›nda anlat›ld›¤› gibi, s›n›f mücadelesinin nesnel temellerinin ortadan kalkmakta oluflundan dolay› de¤ildir. S›n›f mücadelesi, nesnel temelleri olmakla beraber öznel bir etkendir; ve iflçilerin kapitalistlerle her mücadelesi s›n›f mücadelesi de¤ildir. ‹flçilerin s›n›f düflmanlar›na karfl› kendili¤inden yürüttükleri mücadeleler, her zaman siyaset d›fl› olmak zorunda da de¤ildir; iflçilerin s›n›f mücadelesi eksenine oturmayan siyasetlerin peflinde olduklar› dönemler de olur; kendi ba¤›ms›z inisiyatifleri ve örgütlenmeleriyle, ama siyasal hedefler gütmeden girifltikleri mücadeleler de olabilir. Buna karfl›l›k, mevcut siyasal/toplumsal düzeni y›k›p parçalayarak, iflçi s›n›f›n›n egemen s›n›f olarak örgütlenmesini hedefleyen siyasal mücadelesinin baflar›ya ulaflmas› için olmazsa olmaz bir koflul vard›r: Bu, s›n›f›n en ileri, en bilinçli kesimlerini ba¤r›nda toplam›fl, somut mücadeleler içinde genifl y›¤›nlar›n›n destek ve sempatisini kazanm›fl bir devrimci önderli¤in varl›¤› ve siyasi müdahalesidir. ‹flte bu koflulun eksikli¤i nedeniyle, yani devrimci bir önderlik bulunmad›¤› için, yaklaflan bir savafl olas›l›¤› karfl›s›ndaki Ortado¤u tablosunda, s›n›f mücadelesi gerçek bir siyasal etken olarak yer almamaktad›r. Buna karfl›l›k, hem iflçi s›n›f› hem de onun ad›na hareket eden muhtelif ak›mlar, bu tabloda flu ya da bu ölçüde varolan, çat›flan gerçek siyasal kuvvetlerin bir eklentisi olarak, yahut son tahlilde bunlardan birine yahut ötekine hizmet eden birer siyasal etken olarak bulunmaktad›r. Ortado¤u’daki durumun ak›betinin hangi do¤rultuda olaca¤›na damga vuracak olan bafll›ca siyasal unsur, böyle bir eksiklik olarak belirmektedir. Devrimci Önderlik Sorunu Dolay›s›yla, öncelikli görevleri bu önderlik bofllu¤unu gidermek olan devrimci parti güçlerinin, bu süreçteki konumu mevcut durumu ve savafl›n gidiflat›n› etkileyecek düzeyde olmasa da önemlidir. Devrimci bir s›n›f önderli¤i niteli¤i kazanm›fl devrimci bir parti olmadan, siyasal iktidar› hedef alan bir siyasal mücadele mümkün de¤ilse, bir savafl› önlemek hiç mümkün de¤ildir. Çünkü emperyalizm ça¤›nda savafl burjuva hükümetlerinin elinde bir alet de¤ildir, burjuva hükümetleri savafl›n bir arac›d›r; ve burjuva hükümetlerine toplumsal bask› uygulamakla savafllara son vermek mümkün de¤ildir. “Ya devrim savafl› önler; ya savafl devrime yol açar” seçene¤i ise, ancak böyle bir devrimci partinin önceden haz›rlanm›fl olmas›yla gerçek-

lik kazanabilir. Bu durumda ne yapmal›; siyasetten uzak m› kalmal›? Bu soru zaten devrimci siyasal mücadeleden yan çizmek için bahane arayanlar›n cevab›n› ceplerinde tafl›d›klar› bir sorudur; tart›flmaya bile de¤mez. Do¤ru soru, nas›l bir mücadele yürütmeli; hangi hedeflere göz dikmeli? Hangi tuzaklardan kaç›nmal›? Biçiminde olmal›d›r. Bugünkü somut durumda, bu tür tuzaklardan biri burjuva demokratlar›ndan, pasifistlerden hatta baz› emperyalist devlet veya Birleflmifl Milletler gibi kurulufllardan destek arayarak savafla karfl› durma çabalar›d›r. ‹nsan haklar› ve iflkenceye karfl› mücadelede oldu¤u gibi, bu durumda da, bu tür bir mücadele ayn› kap›ya ç›kar. ‹kincisi, emperyalizme karfl› koymak veya darbe indirmek ad›na, eli kanl› bir burjuva diktatörlü¤ünden, onun Scudlar›ndan vb. medet ummakt›r; bu da t›pk› faflistleri polise, hakime flikayet etmek gibi bir tutumdur. Her iki tuzak da daha önceki savaflta pek çok devrimcinin bast›¤› tuzaklard›r; bugün de ayn› tehlike gündemdedir. Komünistler bu tutumlara karfl›, “bu savafl bizim savafl›m›z de¤il” bilinciyle, devrimcileri as›l görevlerine ça¤›ran bir tutumu sürdürmeli ve bu tutumu “politikas›zl›k” diye küçümseyenlere ald›rmaks›z›n do¤ru bildikleri yolda yürümelidirler. Zira politikas›z kalmama bahanesiyle baflkalar›n›n politikalar›na sar›lmak, treni kaç›rd›¤› için aksi yöndeki trene binmekten farks›zd›r. Buna “politikas›zl›k” diyenler, somut bir politikan›n ancak somut muhataplara yönelik olarak ve uygun araçlarla üretilip ortaya konabilece¤inin üzerinden atlayanlard›r. Bu türden devrimcilerin en “flansl›” olanlar›, tarih boyunca hep hakl› ç›kt›¤›n› savunmaya yetecek kadar do¤ru fleyler söylemifl ve hiç bir zaman büsbütün zarara u¤ramayacak ölçüde s›n›rl› örgütsel müdahalelerle yetinmifl olanlar›d›r. Bu nedenle bugün Ortado¤u’da ve dünyan›n baflka yerlerinde de, enternasyonalist devrimcilerin ortaya koymalar› gereken en devrimci ve en sahici politika, devrimci kadrolar› devrimci bir enternasyonalin inflas› faaliyetine katma yönündeki somut öneri ve ça¤r›lar› olacakt›r. Bu bak›fl aç›s›, bir enternasyonalist devrimci partinin yarat›lmas› için nesnel f›rsatlar›n ortaya ç›kmas›n› beklemeksizin, böyle bir örgütün inflas› yönünde kararl› ad›mlar atmay› gerektiriyor. Bu saptamayla kavranmas› gereken öncelikli görev, koflullar ne olursa olsun bu partinin inflas›n› sa¤layacak militanlar›n örgütlenmesi, varolanlar›n niteliklerinin yükseltilmesidir. Ne var ki, bu türden bir görev sadece enternasyonalist komünist militanlar için somut bir anlam tafl›maktad›r. Bu türden militanlar›n, kitlelerden farkl› olarak, öncelikle ihtiyaç duyduklar› fley ise, somut pratik sorunlara pratik çözümlerden çok, dünyay›, s›n›f mücadelesinin genel sorunlar›n› kavramalar›na yard›mc› olacak politik müdahalelerdir. Bunlar› ortaya koyup uluslararas› çapta bir siyasi bir merkezileflmeyi sa¤layacak bir giriflimi gerçeklefltirmek gerekmektedir. Devrimci parti güçlerinin hedeflediJ ¤i de budur.


3

Say›: 20 P fiubat ‘98

Kapitalizmde ‘Bayramlaflma’ Da

‘SINIR’LI

B

S›n›rs›z, S›n›fs›z ve Sömürüsüz Bir Dünya Kuraca¤›z!

ki s›ra halinde gözalabildi¤ine uzanan dikenli teller... Her ikisinin de "öteki" yan›nda birikmifl yüzlerce insan; gülümsemeleri, öfkeleri ve Arapça-Kürtçe-Türkçe sesleri birbirine kar›flm›fl. Ortada yaklafl›k 10 metre eninde bir koridor. Bu koridorda askerler, iki "öteki" taraftaki insanlar›n kavuflmalar›na "nizam" vermeye çal›fl›yorlar. Bu tasvirler, fantastik bir sinema filminin sahnelerinden de¤il, günümüzün ad› yasaklanm›fl ülkelerinden birinin topraklar›ndan, henüz birkaç hafta öncesine ait ve medyada haber olan görüntülerden... Karfl›l›kl› sallanan eller, birbirlerine at›lan irili ufakl› arma¤anlarla, hem ayn›, hem de "ayr›" "iki" kentin insanlar› bayram› f›rsat bilip özlem gideriyorlar. Kentin "bu taraf›"na Ceylanp›nar, öteki "taraf›"na da Resul-Ayn deniliyor haritalarda. Y›llar boyunca ayn› kentin ortas›ndan geçen bir s›n›r›n ay›rd›¤› insanlar böyle görüflüyor, böyle özlem gideriyor kardefliyle, ana-babas›yla, h›s›m-akrabas›yla... Yüzleri ve elleriyle, özene bezene sar›p sarmalad›klar› çam sak›z› arma¤anlar›yla belli ki emekçi o insanlar; kimisi y›llar önce göçüp gitti¤i Ömerli'den, K›z›ltepe'den, Mardin'den, Urfa'dan kalk›p gelmifl Ceylanp›nar'a, kimisi Devlet Üretme Çiftli¤i'nde çal›fl›yor, kimisi de Viranflehir Ovas›'n›n topraks›z Kürt ve Arap köylüleri... Emekçilerin, burjuva medyas›na garip gelen bu randevular›nda, ne onlar› bölen diktatörlüklerin s›n›rlar› konu oluyor haberlere, ne de y›llard›r gayri-resmi olarak sürdürülen "pasavan geçifl" yasa¤›. Hemen hemen ayn› günlerde, Gümrük ve s›n›r kap›lar› için planlanan reformlara çanak tutmak için "s›n›rlar›m›z delik deflik, tam 97 kap› var, bunun 13 tanesi Suriye s›n›r›nda" (Radikal 27 Ocak 1998) diye haber yapan medya, ka¤›t üstünde "aç›k" olan Ceylanp›nar kap›s›n›n niye kapal› oldu¤unu ise merak bile etmiyor. Burjuvazinin Ceylanp›nar kap›s›na "mim koydu¤u" 1975 y›l›nda, bu s›n›rlardan geçen 20 Kürt emekçi, Viranflehir yolunda jandarmalar taraf›ndan taranarak katledilmiflti. Baflta Kürdistan'da olmak üzere büyük tepkilerin do¤mas›na ve mitingler düzenlenmesine yol açan bu olay, tarihe "Viranflehir Katliam›" olarak geçti. Bu katliamdan sonra normal geçifllere kapat›lan Ceylanp›nar s›n›r›, 80'lerin bafl›nda pasavan geçifllere (s›n›r›n iki yakas›ndaki

‘Uzlaflmazl›klar Bar›flç›l Yollarla Çözülür’MÜfi!

insanlar›n pasaportsuz olarak, yerel mülki amirliklerin izniyle akraba ziyareti ya da s›n›r ticareti amac›yla yapt›klar› günübirlik geçifller) de kapat›ld›. Köylülerin anlat›m›na göre, yine bir bayram ziyaretinde gümrük bölgesinde toplananlar›n jandarman›n tacizine tepki göstermeleri ve bunun sonucunda da ölenlerin olmas›, s›n›r›n tamamen kapat›lmas›n›n gerekçesi yap›lm›flt›. Devlet Üretme Çiftli¤i'nin genifl arazisinin tam s›n›rda bulundu¤u ve iflçilerinin hemen tamam›n›n Kürt oldu¤u düflünülürse, arazi, ev, hayvan ve traktör verip Ceylanp›nar'a "uç beyi" olarak yerlefltirdi¤i Afgan göçmenlerinin de, burjuvazinin "s›n›r güvenli¤i" konusundaki korkulu rüyalar›na niçin son veremedi¤i anlafl›l›r. Diktatörlü¤ün y›llar boyunca ‹ran ve Irak s›n›rlar›ndaki Kürt yerleflimlerini yakarak, y›karak, göçe zorlayarak insans›zlaflt›rma, may›n, termal kamera ve tel örgü gibi engellerle s›n›rlar› "güvenceye" alma çabalar›, Hatay, Gaziantep ve Urfa'da da Suriye s›n›r› boyunca uygulamaya konuluyor. 4 parça halindeki Kürt ulusunun ve bölgedeki Arap az›nl›¤›n emekçilerinin, bayramdan bayrama tel örgüler aras›ndaki "buluflmalar›" ise, iflte öylesine bir haber olarak geliyor televizyonlara. S›n›flar›n ve sömürünün bulundu¤u toplumlar›n eseri olan s›n›rlar, komünizmle tarihin çöplü¤üne at›lacak. S›n›rs›z, s›n›fs›z ve sömürüsüz bir dünya kuraca¤›z ! J

urjuva liberallerine, ayd›nlar›na ve onlara katk› veren “sol” liberallere bakarsan›z, “uzlaflmazl›klar›n bar›flç›l yollarla çözülmesi mümkün”. Bunun için, öncelikle böylesi bir düflünceye “inanmak” gerekiyor. Sonra; “uzlaflmazl›klar, onlar› haz›rlayan nedenleri bilmedi¤imiz, anlamak istemedi¤imiz, bu nedenle önlemekte aciz kald›¤›m›z için ç›karlar...” denilerek, cehaletimize fatura kesilerek, “bunlar›” aflt›¤›m›z anda çözümün kendili¤inden gelece¤ini demeye getiriyorlar. Bu bilgileri, TOSAV’›n (Toplum Sorunlar›n› Araflt›rma Vakf›) raporundan, 68 kufla¤›n›n y›lg›n-yorgun-dönek demokrat› olan Koray Düzgören sayesinde edinmifl bulunuyoruz. Radikal ve K. Düzgören, uyumlu olarak (di¤er yazarlar› da dahil) bu merkezli bir siyasetin-ideolojinin tafl›y›c›s›d›rlar. Yorumlar›n deste¤iyle devlet-vatandafl, vatandafl-vatandafl iliflkisi öne ç›kart›l›yor. Bu bildik sav flöyle de ifade ediliyor: “Türkiye’de sorun devletle toplum aras›nda m› yoksa, toplumun farkl› kesimleri aras›ndaki çat›flmalardan m› kaynaklan›yor?” Burjuva liberallerin “vatandafl›”n›n, liberal solcular›n, “yurttafl›”n›n bu sat›rlar› okudu¤unda, iç geçirerek hak verecekleri kesin. Zira, “vatandafl” veya “yurttafl” kah devletten dolay› can› yanm›flt›r (cop, süngü, vergi, katk› paylar› vd.) kah parças› oldu¤u toplumun bask›s› alt›ndad›r (az›nl›k, öteki olma, iflçi, iflveren, çete, Kürt, Alevi, fleriatç› , laik vd.). Anlafl›laca¤› üzere, kapitalist toplumun her düzeyde ve her alana iliflkin bir bölünmüfllü¤ü ve parçalanm›fll›¤›yla karfl› karfl›yay›z. Sorun da, bunu nas›l ve nereden bakarak alg›lad›¤›m›z, çözümler üretti¤imizle ilgilidir. TOSAV’›n raporu ve onun ruhu, onu savunanlar taraf›ndan “Türkiye de sorunlar›n› bar›flç›l yollarla, toplumsal mutabakatla çözmek zorundad›r.” diyerek “ak›lc›” ve “kal›c›” çözümler önermekteler. “‹nsan haklar›”, “demokrasi mücadelesine” hayatlar›n› adayan “demokratlar›n” ve “devrimcilerin” ifltah kabartacaklar› bu burjuva görüfle, komünistlerin söyleyecekleri birkaç sözü var. Bir; komünistler, burjuva toplumu onunla veya ondan ödünç ald›¤› kavramlarla tart›flmaz. Hele onun zemininde kalarak siyaset üretmez, çözüm gelifltirmezler. ‹ki; “uzlaflmaz çeliflkiler sürekli olmaz...” türünden burjuva ayakoyunlar›na gelmezler. Uzlaflmaz çeliflkilerin üzerini örten “toplumsal mutabakat” gibi sosyal reformcu çözümlere prim vermezler. Aksine; kapitalist toplumun, derin s›n›f çat›flmalar›na dayal› uzlaflmaz çeliflkilerle bezeli oldu¤unu bilirler. Çözüm önerileri de burjuva toplumunu rahatlatmaya de¤il, çat›flmalar› siyasi manada derinlefltirerek devrimci sonuçlara yol açmaya dönük olmal›d›r. Demokratik bir mevzinin kazan›lmas›n›n bile, esasen devrimci iktidara yap›lan referansla anlaml› oldu¤unu bilirler. Üç; kapitalist toplumun temel çeliflkisi emek-sermaye çeliflkisidir. Devletle-toplum aras›ndaki gerilim veya toplum kesimleri aras›ndaki çat›flma, dolays›z olarak kapitalist s›n›f ile di¤er toplumsal s›n›flar aras›ndaki ç›kar çat›flmas›nca belirlenir. Herkes veya her kesim için ayn› anlama gelen devlet ve toplum biçimi olamaz. Dört; burjuva toplum varoldukça, burjuva çözümsüzlük ve sertlik olacak t›r. Çözüm, sertli¤i yumuflatmak ve çözümsüzlü¤ü “çözüm” olarak önermek de¤il, devrimci çözüm ve fliddetle, gerçekten art›k sürekli uzlaflmaz çeliflkilerin olmad›¤› bir dönemin önünü açabilmekten geçiyor. Befl; bu gerçekleri görebilmek, devrimci bir çözüm üretebilmek için TOSAV raporlar›na ve burjuva liberallerine, sol liberallere ihtiyaç yoktur. Devrimcilerin ve iflçi s›n›f›n›n ihtiyac› ve görevi ise, devrimci bir s›n›f önderli¤inin yarat›lmas›d›r. J

ÇALALIM Ba¤›ms›z bir devrimci çizgi temelinde ba¤›ms›z bir örgüte sahip olunmad›¤› taktirde, baflka durumlarda oldu¤u gibi, bir savafl veya savafl olas›l›¤› karfl›s›nda da karfl›lafl›lacak bafll›ca tuzak, devrimci bir anti-militarist mücadele ile pasifizmi (bar›flç›l›¤›), siyasal iktidar için mücadeleyle anti-emperyalizmi birbirlerine kar›flt›rmakt›r; daha do¤rusu birbirlerinden ay›rdedememektir. Devrimcilere düflen, anti-militarist ve bar›flç›l hayallerle “sürpriz” geliflmelerin peflinden koflarak vakit harcamak de¤il, bölgede zaten sürmekte olan ve yeni düzenlemelerle k›z›flaca¤› görülen s›n›f çat›flmalar›nda sahiden ve belirleyici bir etken olarak müdahale edebilmek üzere politik ve örgütsel haz›rl›klar›n› ara vermeksizin sürdürebilmektir.


4

Say›: 20 P fiubat ‘98

NE

ÖZELLEfiT‹RME DEVLETLEfiT‹RME

ÇÖZÜM

”Komünistlerin bir tüm olarak proleterler karfl›s›ndaki tavr› nedir? Komünistler, öteki iflçi s›n›f› partilerinden yaln›zca flunlarla ayr›l›rlar: 1. Farkl› ülke proleterlerinin ulusal savafl›mlar›nda, her türlü milliyetten ba¤›ms›z olarak, tüm proletaryan›n ortak ç›karlar›na iflaret eder ve bunlar› ileri sürerler. 2. ‹flçi s›n›f›n›n burjuvaziye karfl› savafl›m›n›n geçmek zorunda oldu¤u çeflitli geliflme aflamalar›nda, her zaman ve her yerde, tüm hareketin ç›karlar›n› temsil ederler.... ‹flçilerin vatan› yoktur. Onlardan sahip olmad›klar› bir fleyi alamay›z.” (Komünist Manifesto) ünyada ve yaflad›¤›m›z topraklarda, devrimci hareketin kronik muhalefet hareketi olarak kalmas›n›n temel nedeni, iktidar perspektifinden yoksunluktur. ‹ktidar perspektifinden yoksunluk bu ak›mlar›n önlerine iktidar hedefini koymad›¤› anlam›na gelmiyor. Ancak, iktidar hedefine uygun bir programdan ve iktidar hedefine ulaflman›n en önemli arac› olan devrimci bir örgüt anlay›fl ve prati¤inden yoksunluk anlam›na geliyor. ‹ktidar› hedefleyenler, buna uygun bir programa ve bu hedefe ulaflman›n araçlar›na da sahip olmak zorunda; ki, devrimci hareketin temel zaaf› da tam bu noktada somutlaflmaktad›r. Bu; devrimci hareketin, ideolojik düzlemde düzeniçi konumdan kurtulamad›¤› anlam›na da geliyor. Devrimci programdan, ayn› anlama gelmek üzere iktidar perspektifinden yoksunlu¤u, yürütülen politik faaliyetin hemen tüm bileflenlerinde görmek olanakl›. Politik gericili¤e karfl› “demokrasicilik”, özellefltirme politikalar› karfl›s›nda “kapitalist devletçilik”, ulusal kurtulufl savafl› gündeme geldi¤inde, TC’nin sürdürdü¤ü haks›z savafla karfl› “kirli savafl karfl›tl›¤›”, burjuva e¤itimi karfl›s›nda, “paras›z, bilimsel, demokratik e¤itim”, devletin illegal örgütlenmeleri karfl›s›nda “hukuk devleti” vb. tüm bunlar devrimci hareketin devrimci bir programdan, dolay›s›yla da iktidar perspektifinden yoksunlu¤unun dolays›z kan›tlar› niteli¤indedir. Biz burada hepsi de¤il de, asl›nda tüm bu noktalarda devrimci hareketin temel zaaf›n› da anlamam›za hizmet edecek birisi üzerinde, son dönemde iyice güncelleflen özellefltirmeye dönük ortaya konulan politik perspektifler üzerinde durmak istiyoruz. Özellefltirme-Devletçilik Çat›flmas›, Egemen S›n›f›n Kendi ‹ç Ç›kar Paylafl›m›d›r Özellefltirme politikas›,uluslararas› boyutuyla, uluslararas› kapitalizmin, dünya ekonomisini, sistemin hiyerarflik yap›s›na ve gereksinimlerine uygun bir flekilde yeniden flekillendirme hareketidir. Özellefltirmenin ulusal boyuttaki yans›mas› ise, tüm sermaye s›n›f›na hizmet için kurulan devlet iflletmelerinin, egemen s›n›f›n en büyükleri lehine bir kaynak da¤›l›m› hareketidir. Bu durum, emperyalist hiyerarflinin en üst basama¤›nda olan tekeller ve ülkeler nezdinde çat›flmalara neden oldu¤u gibi, ulusal

düzlemde de, farkl› sermaye kesimleri aras›nda çat›flmalara neden olmaktad›r. Burjuvazinin ola¤an egemenlik koflullar›nda oldu¤u gibi, her yeni politik yöneliflinden de, dolays›z olarak iflçi s›n›f› hareketi zarar görmektedir. Somutta özellefltirme politikas›n›n dolays›z sonucu, iflçi s›n›f›n›n örgütsüzleflmesi, yaflam koflullar›n›n kötüleflmesi, iflçi s›n›f› içindeki bölünmüfllü¤ün katmerlefltirilmesi, iflçi s›n›f›n›n daha genifl kesimlerinin her türlü güvenceden/örgütlülükten yoksun koflullara itilmesidir. Özellefltirme politikas›n›n, egemen s›n›f içindeki çat›flmalar boyutunu gözard› etmek, taraflar› özellefltirmeciler ve ona karfl› olanlar olarak formüle etmek, kaç›n›lmaz olarak devrimci hareketi burjuvazinin yede¤ine düflürür. Oysa, saflaflma iflçi s›n›f›n›n ç›karlar›n› savunanlar ve savunmayanlar temelinde al›nd›¤›nda, özellefltirme politikas›na karfl› ç›kan burjuva kesimler de otomatik olarak karfl› cephede yeral›r. Burjuvazinin kendi iç çat›flmas›ndan yararlanma perspektifinin, bugün için devrimci bir sonuç vermesi de olanakl› de¤ildir; çünkü, iflçi s›n›f› ba¤›ms›z bir politik güç olarak s›n›f savafl›m›nda yeralmad›¤› koflullarda, yararlanma politikas›, aslolarak burjuvaziye fayda sunan bir politikayla sonuçlan›r. Bugünkü grup ve partilerin, kendilerini s›n›f›n ba¤›ms›z politik gücünün temsilcisi gibi görmesi ise, devrimci hareketin düfltü¤ü bir baflka tuzakt›r. Sonuç olarak, düzend›fl› bir ideolojik-politik perspektife sahip hiçbir hareket, özellefltirme politikas› karfl›s›nda, K‹T’leri savunan bir perspektifi benimsemeyece¤i gibi, devlet ve özel tüm kapitalist mülkiyet karfl›t› bir politik perspektifi zaafa u¤ratan, kapitalist devlet mülkiyetine hay›rhah bir tutum da tak›namaz. Özellefltirme Karfl›tl›¤›n›n Gerekçeleri “K‹T’ler halk›n mal› sat›lamaz” gibi, kaba reformist yaklafl›mlar› bir yana b›rak›rsak, devrimci harekette genel olarak ve aç›ktan K‹T’leri savunan bir tutumun benimsendi¤ini söylemek zor. Ancak, güncel politik tutumlar sözkonusu oldu¤unda bu iki yaklafl›m aras›nda ciddi bir fark oldu¤unu söylemek de olanakl› de¤ildir. Özellefltirme karfl›tl›¤›nda, hemen herkes, “özellefltirme ile iflçi s›n›f› örgütsüzleflmekte, iflsiz kalmakta, bir k›-

SOVYETLERE DAYANAN PROLETARYA DEVR‹M‹NDE

s›m sosyal güvencelerini kaybetmekte, bu nedenle de özellefltirmenin karfl›s›nda yeralmak gerekir” refleksini temel bir gerekçe olarak gündeme getirmekte ve bu refleks tüm politik tutumlar› belirlemektedir. Önceden de iflaret etti¤imiz gibi, bu refleksten ibaret bir yaklafl›m, özellefltirmenin egemen s›n›flar aras›ndaki çat›flma boyutunu gözard› etmekte, sonuçta bu çat›flma içerisinde taraf olmaktad›r. Ba¤›ms›z bir politik güç olmamas› nedeniyle, etkiledi¤i kitleyi devrimci hareketin saflar›na çekememekte, s›n›f›n önemli bir kesiminin politik olarak daha güçlü olan ve özellefltirmeye karfl› ç›kan, kemalist sol ve sosyal demokrasinin kuyru¤una tak›lmas›na hizmet etmektedir. ‹kinci olarak, burada savunulan, tüm iflçi s›n›f›n›n ç›karlar› de¤il, sendikal› ve sosyal güvenceden görece yararlanan K‹T iflçilerinin k›smi ç›karlar› ve ayr›cal›klar›d›r. Örne¤in, milyonlarca sosyal güvenceden yoksun, sendikas›z ve iflsiz kitlenin ç›karlar› gündeme bile getirilmemekte, böylece de s›n›f›n topyekün bir karfl› koyuflunu örgütlemek olanaks›z hale gelmektedir. Kuflkusuz ilgili gruplar, bu elefltiri karfl›s›nda, “biz flimdi K‹T iflçilerinin, bir baflka zamanda, iflsizlerin, sendikas›zlar›n haklar›n› savunuyoruz/savunuruz, bizim tek iflimiz özellefltirmeye karfl› ç›kmak de¤il ki”, gibi bir savunma yapabilirler. Bu savunma bile, her sorun karfl›s›nda, iflçi s›n›f›n›n genel ç›karlar›n› savunmak gibi komünist devrimci politikaya ne derece uzak olundu¤unu kan›tlar. Perakendecilik ticarette geçerli bir yöntem olabilir, ancak bu iflçi s›n›f›n›n ç›karlar› ve siyaseti konusunda en olmayacak tutumdur.

Devrimcilik Ad›na Burjuvazi ‹le “Milliyetçilik” Yar›fl› Devrimci hareketin, özellefltirme politikas›na karfl› ç›k›fl›nda bir baflka gerekçe daha var ki, bu, solun burjuva ideolojik kuflatman›n içinde kimli¤ini nas›l yitirdi¤ini ortaya koyuyor. Buna göre, özellefltirme politikas›, “ulusal” varl›klar›n, “emperyalistlere” peflkefl çekilmesidir. Özellikle bu nedenle, özellefltirmenin karfl›s›nda durmak gerekiyor. Burjuvazinin milliyetçi olmad›¤›, as›l milliyetçili¤i devrimcilerin temsil etti¤i gibi gerici bir mesaj da içeren bu yaklafl›m, do¤rusu, devrimci hareketin ideolojik olarak düzeniçili¤ini ortaya koyan en çarp›c› olgulardan biridir. Bu politikan›n, “devrimci/demokratlar”dan çok, kimi “sosyalist-devrimciler” taraf›ndan hararetle savunulmas› ise, devrimcilik, sosyalizm ad›na ne tür bir garabetle yüzyüze olundu¤unu ortaya koyuyor. “Sosyalist devrimci”lerden S‹P, bu politikay›, uzun süredir “Bu memleket bizim”, “K‹T’ler halk›n mal›d›r, sat-

t›rmay›z” fliarlar› eflli¤inde sürdürüyor du. Solda bunun destek buldu¤unu gördükçe de, bu politik yöneliflin fliddetini art›rd›¤› görülüyor. Son dönemde, bu politik yönelifl, burjuva kesimlerle iflbirli¤ini vaaz edecek düzeyde z›vanadan ç›km›fl durumda. S‹Pyöneticilerine göre, özellefltirmeye karfl› ç›kan sadece sosyalistler, devrimciler de¤ildir, burjuva cepheden de, özelikle devletçi kemalistler de özellefltirmeye karfl› ç›k›yorlar. Bu durum, devrimcilere devrimci program› savunmasa bile bu kesimlerle (ör ne¤in, ‹Pve Mümtaz Soysal) ortak hareket etme sorumlulu¤unu yüklüyor. (Bak:S. ‹ktidar, Kemal Okuyan Özel sektörcülerle kamucular›n kavgas›, 9 Ocak 1998 ) Ayn› fley, “anti-emperyalizm” konusunda da geçerlidir. Bu tutum, en az›ndan bu sorun sözkonusu oldu¤unda, S‹P’in “S”sinin ne kadar da süs olarak durdu¤unu gösterdi¤i gibi, içinden geldi¤i T‹P’in burjuva sosyalizm anlay›fl›ndan ne derece koptu¤unu, daha do¤rusu kopamad›¤›n› da gösteriyor. Bu milliyetçi dalgan›n son müdavimi ise, “yeni bir çizgi, gelenek ve kültür” fliar›yla politika sahnesine ç›kan, geldi¤i noktada ise, popülizm ve milliyetçilikte, karfl› ç›kt›¤› ak›mlar› geride b›rakma konusunda h›zla yolalan, “parti” rozeti takarak, sözde eflik atlamaya çal›flan bir çizgide bulunan K›z›l Bayrak’t›r. K›z›l Bayrak, son say›s›n›n baflyaz›s›nda, flunlar›, sosyalizm ad›na, hem de s›k›lmadan rahatl›kla yazabiliyor: “Üstelik bu sat›flta en önemli yan bu ya¤ma da de¤il. Enerji sektörü baflta olmak üzere, bir ülkenin ba¤›ms›zl›¤› aç›s›ndan vazgeçilmez önemdeki iflletmelerdir emperyalist sermayenin ya¤mas›na aç›lan. ...Ama bu toplum burjuvalardan, ülke de babalar›n›n çiftli¤inden ibaret de¤il. Öyle olmad›¤›n› göstermeye, anlatmaya çal›fl›yor ülkenin as›l sahibi olan iflçi ve emekçiler. “Özetle; özellefltirme ne üç-befl bin K‹Tiflçisinin iflsiz kalmas› ve ne de ‘halk›n mal›n›n sat›lmas›’kadar basit bir konu de¤ildir. Dünya deneyleri de göstermifltir ki, sat›lan, milyonlarca emekçinin günü ve gelece¤i ile çocuklar›n›n yaflam hakk›d›r. Bugün Türkiye’de uygulanan tarz itibar›yla da mandac›l›¤›n kabulüdür. Ülkenin bölünmez bütünlü¤ü üzerine demagoji yapmay› çok seven egemen burjuvazisi, yönetti¤i Türkiye Cumhuriyeti’ni kendi elleriyle tarihe gömmektedir.”(Özellefltirme ad› alt›nda yürütülen Emperyalist Talana Son!. say›: 41, 23 Ocak-1998. Vurgular bize ait) Bu de¤erlendirmeler bile, devrimci hareketin, nas›l bir liberal bir ideolojik platforma savruldu¤unu ortaya koydu¤u gibi, bu türden politik yönelifllerin alt›nda yatan bir baflka zaaf› da ortaya koyuyor. Bu da kuyrukçu bir politik yöne-


5

Say›: 20 P fiubat ‘98 liflin belirledi¤i bir pragmatizmdir. Ba¤›ms›z bir politik odak olamaman›n sanc›s›n› çeken devrimci hareket, bu eksikli¤i giderecek, görevler ve öncelikler bütünü üzerinde planl› ve örgütlü bir yürüyüflü sürdürme iradesi ortaya koyamad›¤› ölçüde, kolay yoldan güç olmaya dönük bir politik hatta yöneliyor; ileriye ç›karmay› baflaramad›¤› y›¤›nlar›n ve kan almay› hayal etti¤i burjuva siyasal ak›mlar›n›n ilkel-geri e¤ilimlerine prim vererek güç kazanaca¤› hesab›n› yap›yor. Özellefltirme karfl›tl›¤›, kapitalist egemenli¤i veri alan, onun içinde tercihler yapma politikas›n›n ad›d›r. Ayn› flekilde, devrimci hareket, uluslararas› kapitalist sistemin ve onun Türkiye’deki aya¤› Türkiye burjuvazisinin, özellefltirme politikas› ile sistemi yeniden yap›land›rma politikas› karfl›s›nda milliyetçi s›zlanmalarda bulunarak, burjuvaziye ak›l hocal›¤› yapmay› devrimci bir politika olarak sunarak, ideolojik olarak düzend›fl› bir platformdan yoksunulu¤unu ortaya koymufl oluyor. Kapitalizm, her fleyin parayla al›n›p sat›ld›¤›, tüm mal ve hizmetlerin metalaflt›r›ld›¤› toplumun ad›d›r. K‹T’lerin de bu piyasa koflullar›nda bir de¤eri vard›r ve ona uygun olarak sat›l›r veya tüm kapitalist s›n›fa hizmet etmek amac›yla K‹Tolarak korunur. Onu bir TC kimli¤i tafl›yan bir kapitalistin veya ABD, Japon, Alman vb. kimli¤i tafl›yan bir kapitalistin almas› veya K‹T olarak korunmas›, devlet veya özel tüm kapitalist egemenli¤i mezara gömmeyi hedefleyen; kapitalist dünyan›n karfl›s›na komünist bir dünya hedefi ile ç›kan komünistlerin sorunu de¤ildir. ‹flçi s›n›f›n›n ç›kar›, sömürüyü ortadan kald›rmakt›r; mevcut durum sürdü¤ü müddetçe, bu sömürüyü hangi kapitalistin veya onlar ad›na devletin yap›p yapmamas›n›n ne önemi olabilir ki? Sadece özellefltirme politikas›n›n sonucunda ortaya ç›kt›¤› için de¤il, iflsizlik, sendikas›zlaflt›rma, sosyal güvencelerin ortadan kald›r›lmas› politikas›, hem yaflad›¤›m›z topraklarda, hem de dünyada burjuvazinin iflçi s›n›f›na dönük sald›r›lar›n›n temel noktalar›ndan birisidir. Komünistlerin, burjuvazinin bu sald›r›s›na karfl› savafl›m sürdürürlerken, temel olarak iki hareket noktas› vard›r. Birincisi, bu politika, iflçi s›n›f›n›n bölünmüfllü¤ünü ve onun kesimsel ç›karlar›n› de¤il, tüm s›n›f›n ç›karlar›n› temel almal›d›r. ‹kincisi ise, birincisiyle kopmaz bir iliflki içinde, güncel talepler, bir devrim, proletaryan›n iktidar› fethetmesine hizmet edecek tarzda formüle edilmeli, buna uygun araçlar temelinde yürütülmelidir. Bunu daha da somutlamak olanakl›. Örne¤in, iflsizlik sözkonusu oldu¤unda, buna karfl› savafl›m› yürütme olana¤› en fazla olan, flu an bir iflte çal›flan iflçilerdir ve çal›flanlar›n iflsizler lehine bir eylemi, gerçek anlamda devrimci bir eylem olabilir. Çal›flan›n iflten at›lmas› karfl›s›nda, s›rf iflten at›ld›klar›, daha do¤rusu iflsiz olan bir baflka s›n›f karde-

fli onun yerine ifle girece¤i için sürdürdü¤ü bir kavga, devrimci de¤il, kesimsel ç›karlar› esas alan bir kavgad›r. Benzer bir durum sendikal› iflçiler için de geçerlidir. Sendikal› iflçiler, sendikas›z ve sendikalaflmaya çal›flan iflçiler için savafl›m sürdürmedi¤i sürece, kendisinin sendikalaflma hakk›n›n ortadan kalkmas› karfl›s›nda sürdürdü¤ü savafl›m bir s›n›f savafl› de¤il, kesimsel ç›karlar› için sürdürdü¤ü mücadeledir. Tüm bunlar gözard› edilerek sürdürülen özellefltirme karfl›tl›¤›, “Özellefltirme halka zararl›d›r” gibi medyatik fliarlar›n s›n›f›n bütünü üzerindeki siyasallaflt›r›c›, devrimcilefltirici etkisi, Tekel’in sigaralar üzerine yazd›¤› “Sigara sa¤l›¤a zararl›d›r”dan daha fazla de¤ildir. Sonuç olarak flu söylenebilir: Özellefltirme karfl›tl›¤›, kapitalist egemenli¤i veri alan, s›n›f›n bütününe karfl›, kesimsel ç›karlar› savunan, kitle kuyrukçulu ¤u ile beslenen, milliyetçilik bulamac› na bulaflt›r›lm›fl, kapitalizm koflullar›nda metan›n de¤erinin piyasa koflullar›nca belirlendi¤ini yads›yan bir perspektifi dile getiren, ehlilefltirilmifl bir kapitalizm savunuculu¤udur. Komünist Politika Tektir: Sovyetlere Dayanan Proletarya Devrimi Her sorunda oldu¤u gibi, özellefltirme konusunda da, komünistlerin politikas›, düzend›fl› bir ideolojik zeminden beslenir. Bunun do¤al sonucu, ne özellefltirme karfl›tl›¤›n› kendi bafl›na bir hedef yapmak, ne de kapitalist devlet iflletmelerini meflru bir kurum olarak savunmakt›r. 150 y›ld›r, komünistler, temel sorunun iflçi s›n›f› taraf›ndan iktidar›n fethedilmesi oldu¤unu savunuyorlar, bunun pratikte ne anlama geldi¤ini ise, Ekim Devrimi ile ortaya koydular: Sovyetlere dayanan proletarya devrimi! ‹flçi s›n›f›n›n (iflçi s›n›f›n›n bir kesiminin de¤il!) güncel ç›karlar›n› savunurken bile, bu hedefle uyumlu bir politikay› esas al›rlar. Bugün, böyle bir politik hatt›n yaflama geçirilmesinin, zorunlu ve tek koflulu, proletaryan›n ba¤›ms›z bir güç olarak s›n›f savafl›m›nda yeralmas›n› sa¤layacak enternasyonalist devrimci önderli¤in yarat›lmas›d›r. Bu koflul gerçekleflmeden, devrimci önderli¤in inflas›na ba¤lanmayan s›n›f›n politik ç›karlar›n› savunma prati¤i er veya geç bir oyuna dönüflür; bu pratik ya ilgili gruplar› doktrinerli¤i ilke düzeyine ç›kartan bir mezhebe dönüfltürür ya da burjuva muhalefetinin yede¤ine iter. Politika, sözle de¤il, güçle yap›l›r; bu güç iflçi s›n›f›n›n devrimci önderli¤idir, onun öncülü¤ünde kazan›lan ve aktif bir flekilde korunan, s›n›f›n burjuvaziye karfl› savafl›m›nda kazand›¤› mevzilerdir. Öyleyse tüm dikkat böyle bir önderli¤in yarat›l mas›n›n haz›rl›k görevlerine yo¤unlaflt›r›lmal›d›r. Devrimci Parti Güçleri, bu hedefi gözeten politik kimli¤in ad›d›r ve onun ideolojik ve pratik alanda iddias›na uygun varedilifli, komünistlerin bugünkü varl›k nedeni ve boyunlar›n›n borcudur. J

Bir Paraflütsüz ‹nifl De K›z›l Bayrak'tan...

‘Özellefltirmeye Karfl› Tav›r’dan ‘Ülkenin Sahiplenilmesi’ne ol hareket, hiçbir fleyden çekmedi, flu faydac›l›¤›ndan çekti¤i kadar. Öyle ki, herhangi bir gündem "devrimci olanak" olarak ortada belirmeye görsün. Bayra¤› kimin açt›¤›na bakmadan gündemin yaratt›¤› esintiyle kendini rüzgara salan pekçok "anl›-flanl›" parti ya da hareket, ilk ad›mlarda m›r›ldand›¤› baz› do¤rular› da k›sa sürede unutuverip kofluflturdu¤u "platformun" potas›nda eriyip gidi yor. Siyasi yay›nlar›n sütunlar› bu konuda pekçok ibret örne¤iyle dolu... "Özellefltirme", hem burjuvazinin, hem de sol-devrimci hareketimizin gündeminde önemli bir yer tutmay› sürdürüyor; bunu hak ediyor da... "K‹T'ler ne dün halk›n mal›yd›lar, ne de koflullar sosyalizmden yana de¤iflmedikçe yar›n olacaklard›r. Bu kurulufllar›n dünkü ifllevi çeflitli yol ve yöntemlerle kapitalistlere kaynak aktarmak, kar oranlar›n›n düflmesini engellemekti. (...) Peki, bu öyleyse, niçin iflçi ve emekçiler özellefltirmeye karfl› ç›kmal›d›rlar? Çünkü özellefltirme politikas›, kapitalizm içinde gerçekleflen basit bir mülkiyet de¤iflmesinden ibaret de¤ildir. Bu politikan›n iflçi ve emekçiler için as›l önemli yan›, (abç) uluslararas› sermayenin ücretten örgütlenmeye kadar tüm kazan›mlara yönelik bir sald›r›y› örgütlemesidir." (K›z›l Bayrak, 9 Ocak 1998) Bu sat›rlar, devrimci hareketin özellefltirmeye karfl› tutumunda nisbeten do¤ru say›labilecek bir duruflun ifadesi... Ancak o "durufl" çok de¤il, 15 gün bile ayakta duram›yor ve hemen geri düflüyor. Çünkü o arada Özellefltirme Karfl›t› Platform'un 18 Ocak mitingi vard›r ve yukar›daki sat›rlar›n sahibi olan özne, o mitingin sahibi olan platforma seslenecek, "kitleleri ba¤���ms›z s›n›f politikas›na" ça¤›racakt›r: "Emperyalist Talana Son!" ÖKP'nin mitinginin hemen ertesinde (23 Ocak 1998) yay›nlanan K›z›l Bayrak'›n bu bafll›kla sunulan 3. Sayfa yaz›s›, "Sermaye s›n›f›n›n, efendilerinin arzular›n› tatmin edebilmek için..." "yeralt› ve yerüstü kaynaklar›yla tüm bir ülkeyi emperyalist haydutlar›n ayaklar›na sermeye" çal›flt›¤› tespitiyle bafll›yor ve flöyle devam ediyor: "IMF heyetlerinin ülkemizde cirit att›¤› bu günlerde, özellefltirme sald›r›lar› da yo¤unlaflm›fl bulunuyor. Y›llard›r planlanm›fl olmas›na ra¤men do¤ru dürüst uygulanamayan özellefltirme programlar›na tam gaz veriliyor. Görücüler gelip-gidiyor. Milyarlarca dolarl›k devlet tekelleri gülünç rakamlarla bu çakallar›n ya¤ma sofras›na sunuluyor. Üstelik bu sat›flta en önemli yan bu ya¤ma da de¤il. Enerji sektörü baflta olmak üzere, bir ülkenin ba¤›ms›zl›¤› aç›s›ndan vazgeçilmez önemdeki ifllet-

melerdir emperyalist sermayenin ya¤mas›na aç›lan. Dünya jandarmas› ABD emperyalizminin, ekonominin bu kilit sektörlerine yerleflmesi demek, tüm ülke ekonomisinin onun tam denetimine geçmesi demektir. Ve bu, art›k yeni tip sömürgecilik de de¤il, tam bir müstemleke statüsüdür. Gerçi, baflbakanlar›n›n kimi ABD vatandafll›k yemini yapan, kimi ülkeyi ABD’nin eyaleti gibi yöneten bir devlet müstemlekeli¤i çoktan haketmifl demektir. Ama bu toplum burjuvalardan, ülke de babalar›n›n çiftli¤inden ibaret de¤il. Öyle olmad›¤›n› göstermeye, anlatmaya çal›fl›yor ülkenin as›l sahibi olan iflçi ve emekçiler. Bu emperyalist ya¤maya karfl›, yöneldi¤i her iflletmede, c›l›z da olsa ilk tepkiler yükseliyor. ‹stanbul ve ‹zmir baflta olmak üzere Özellefltirme Karfl›t› Platformlar oluflturuluyor. Çeflitli eylemliliklerle bu talan genifl kitleler önünde teflhir edilmeye çal›fl›l›yor.” "Maya'da yaz› yazmak kolay" oldu¤undan, K›z›l Bayrak'ta yaz›lanlar› kavramam›z kolay olmayabilir(!); bu nedenle bu uzunca al›nt›dan "ibretlik derslerimizi" bir kez daha alal›m: Neymifl? "Milyarlarca dolarl›k devlet tekelleri gülünç rakamlarla bu çakallar›n ya¤ma sofras›na sunuluyor"mufl. K›z›l Bayrak'›n bu say›s›ndan 7, ÖKP'nin mitinginden 2 gün önce flu yaz›lanlar yine K›z›l Bayrak'tan de¤il mi: "Ayr›ca sendika bürokratlar› ve reformistler özellefltirmenin amaçlar›n› ve gerçek kapsam›n› ortaya sermemekte daha çok ‘halk›n mal› ucuza/yabanc›ya sat›l›yor’diye yak›nmaktad›r. Gerçekte ise as›l sorun iflletmelerin ucuza sat›lmas› ya da yabanc›lara verilmesi de¤ildir. Özellefltirme sald›r›s› iflçi s›n›f›na yönelik bir sald›r›d›r." (K›z›l Bayrak, 16 Ocak 1998) Enerji baflta olmak üzere baz› sektörlerin özelli¤i neymifl? "Bir ülkenin ba¤›ms›zl›¤› aç›s›ndan vazgeçilmez önemdeki iflletmeler"mifl. "ABD emperyalizminin, ekonominin bu kilit sektörlerine yerleflmesi" ne demekmifl? "ABD'nin izni d›fl›nda hiçbir fley üretememesi demek"mifl!.. Ve flimdi s›k› durun; ola ki "ülke"nin ba¤›ms›zl›¤›na halel gelir de ekonomisinde ABD'nin bu tasallutu gerçekleflirse, TC'nin hali nic'olurmufl, biliyor musunuz? Statükosu "tam bir müstemleke statükosuna" düflermifl. K›z›l Bayrak'a göre TC, ABD uyruklu baflbakanlar› yüzünden "müstemlekeli¤i çoktan haketmifl" ve bu toplum da burjuvalardan, ülke ise babalar›n›n çiftli¤inden ibaret de¤ilmifl. (Gerçi ayn› yaz›da birkaç paragraf ileride "'Bu ülke bizim' yan›lsamas›yla

Ì Devam› 13. Sayfada


6

Say›: 20 P fiubat ‘98

Gazi Ayaklanmas›’ndan ‘98 1 May›s’›na

Devrimci Hareket r› da farkl› biçimlerde yafl a n m a k t a . Devrimci hareketin etkisinde kald›¤› geliflmeler, bir yandan sol/devrimci hareket içerisinde, devrimci siyaset ekseninde yaflanan ve yaflanmas› gereken bir ayr›flmay› körüklemekte, öte yandan devrimci bir önderli¤in yoklu¤u koflullar›nda, melez/merkezci ak›mlar›n, liberal demokratlarla aras›ndaki ayr›m›n silikleflmesine neden olabilmektedir. Örne¤in, Gazi Ayaklanmas› türü eylemler, kesin biçimde devrimci hareketle, legalist, reormist hareket aras›ndaki ayr›m›n kal›nlaflmas›n› ve melez ak›mlar›n bir ölçüde devrimci si yaset zeminine daha fazla sahip ç›kmalar›n› beraberinde getirirken, iflçi s›n›f›n›n kendili¤inden radikal eylemlerinin geri çekildi¤i koflullarda, liberal tasfiyeci ak›m›n bafl›n› çekti¤i "ayd›nl›k eylemleri" türü eylemler ise, ileriye s›çrama potansiyeli tafl›yan melez ak›mlar üzerinde geriye çekici ve melezliklerini güçlendirici bir etki yapmaktad›r. ‹flçi hareketinde, kendili¤inden devrimcili¤in öne ç›kt›¤› patlama, kalk›flma dönemlerinde, devrimci s›n›f siyasetine daha bir yaklaflan melez ak›mlar, iflçi hareketinin yumuflad›¤›, uzlaflma çizgisine oturdu¤u momentlerde müzmin bir sendikal muhalifli¤e, ekonomist ve sendikalist bir zemine gerilemekte, liberallerin ön ayak oldu¤u "popüler", "sosyal refomcu" kampanyalar ve eylemlilik süreçlerinde ise, ittifak damarlar› kabararak, küçük burjuva, ulusalc› bir çizgiye savrulmaktad›rlar. Hatta melez ak›mlar›n paçalar›n› bir türlü kurtaramad›klar› demokrat, muhalif, liberal siyasetin etkileri, kimi zaman melez ak›mlar› geriye düflürürkün (bazen s›n›f hareketinin de gerisine), iflçi s›n›f›n›n devrimcileflen eylemlerinde de geri çekici ve s›n›f› çok daha geri hedeflere, eylem biçimlerine yönlendirmesine, dolay›s›yla s›n›f hareketini üçüncü bir dalgak›ranla masetmelerine de neden olmaktad›r. Devrimci hareketin içinde oldu¤u bu gel-gitli durumu, son y›llarda yaflanan neredeyse tüm eylemlilik süreçlerinde görebilmek mümkündür. Gazi'nin, 95-96 1 May›s'lar›n›n sonuçlar›n›n devrimci bir zeminde toparlan›lamamas› (-ki bu eylemlerin sonuçlar› en fazlas›ndan kendi grubunun propagandas›n›n yap›laca¤› biçimde gündeme gelmifltir) daha ileri bir mevziye s›çrat›lamamas›; cezaevleri, ayd›nl›k eylemleri, özellefltirme karfl›t› kampanyalarda devrimci hareketin liberal tasfiyeci ak›mla yanyana düflmesi, sonuç olarak da 97 1 May›s'›nda burjuvazinin, 96'n›n rövanfl›n› almas› ve bunu takip eden süreçte devrimci harekete hakim olan y›lg›n ruh hali, dolays›z biçimde bu tablo ile ba¤lant›l›d›r. Dolay›s›yla, eylemliliklerin yo¤un yaflanaca¤› bir "bahar"a ve yeni bir 1 May›s eylemlilik sürecine gi rerken, önümüzdeki sürecin, ba¤›ms›z bir gündem ve devrimci bir eylem çizgisi temelinde devrimci hareketin kazan›m hanesine yaz›labilmesi için, dev-

rimci hareketin, Gazi ve bunu takip eden dönemde yaflad›¤› dalgalanman›n dolay›s›yla solun bu eylemlilik süreçlerinde tak›nd›¤› tutumlar›n, bu süreçleri de¤erlendirme biçiminin, ç›kart›lan derslerin ve ileriye dönük olarak tarif edilen hedeflerin bilince ç›kart›labilmesi hayati önemdedir. Ve esasen, 98 1 May›s'›n›n kazan›labilmesi de, bu süreçten ç›kart›lacak dersler üzerinden, devrimci hareketin, iflçi s›n›f›n›n ba¤›ms›z bir siyasal özne olarak tarih sahnesindeki yerini alabilmesi do¤rultusunda, devrimci bir s›n›f siyaseti temelinde, ataca¤› ad›mlara, bu ad›mlar›n devrimci bir s›n›f önderli¤inin yarat›lmas›na tafl›nabilmesi noktas›ndaki becerilerine ba¤l› olacakt›r. Devrimci Parti Güçleri'nin, milad› "Gazi" olarak almalar› bir tesadüf de¤il, 95 Gazi Ayaklanmas›’n›n, yaflad›¤›m›z döneme damga vuran en önemli siyasal geliflmelerin bafl›nda geliyor olmas›ndand›r. Ayr›flt›r›c› Bir Dönemeç: Gazi Bugüne dek, daha çok sosyolojik araflt›rmalar kapsam›nda önemsenen ve de¤erlendirilen varofl dinami¤inin; s›n›f›n siyasal eyleminin en önemli bilefleni, baflat unsuru olarak bilince ç›kart›lmas›na vesile olan Mart Ayaklanmas›, y›¤›n hareketindeki canlanman›n çarp›c› biçimde ortaya ç›kt›¤›, s›n›f savafl›n›n, kitle eylemlerinin araç ve yöntemlerinin neler olabilecekleri sorusuna, somut pratik yan›tlar›n verildi¤i bir dönemeç olmas›n›n yan›nda, devrimci hareket nezdinde de, bir dönem boyunca yaflanacak ileri ç›k›fl›n fitili olmufltur. Nitekim, y›¤›n savafl›n›n, devrimci lerin nezdinde “unutulmufl” araç ve yöntemleri (Barikat savafl›, sokak çat›flmalar› vb.) bir anda güncelleflmifl, 95 ve 96 1 May›s’lar›n›n devrimcileflmesinde, Gazi rüzgar›n›n belirleyici bir rolü olmufltur. Sol, devrimci hareket, Gazi’nin, ‘80 sonras› yaflanan eylemliliklerden farkl› bir yere oturdu¤unu anlamakta zorlanmam›fl, ancak, geliflim çizgisi, niteli¤i itibar› ile nas›l s›n›fland›raca¤› konusunda bir netli¤i de yakalayamam›flt›r. Gazi’yi de “direnifl” kategorisine sokmufl, ancak eylemin geliflimini, hayata geçirilen mücadele yöntemlerini ve araçlar› ele ald›¤›nda ise, ad›n› koymadan/koyamadan bir ayaklanma ve sald›r› tarifine ulaflm›fl, buna ra¤men yine de “ayaklanma olmad›¤›”nda ayak diremifltir. Örne¤in: “Gazi, barikatlardan dönmedi, barikatlar› kendisi kurdu. Barikat›n› düflmana kabul ettirdi ve yaratt›¤› mevziyi son ana kadar terk etmedi. Onunki, pasif, uzlaflmac›, karfl›devrimin ilk zorlamas›yla yüzgeri etmeye haz›r, tansiyonun ‘davul-zurna’ile düflürüldü¤ü kitle eylemlerinden akla kara gibi ayr›lan bir direniflti. Bununla düflman› boyun e¤meye zorlad›.” (Emekçinin Al›nteri, 26 Mart 1995) ifadeleri ile, Gazi; sald›ran, düflman› zorlayan ve s›k›flt›ran ve bu özellikleriyle de pekçok kitle eyleminden somut biçimde ayr›lan bir “direnifl” olarak tasavvur edilmeye çal›fl›lmaktad›r.

K›z›l Bayrak ise, Gazi’nin ateflleri içinden, önce “Bir Halk Ayaklanmas›” tespitini yap›yor, k›sa süre sonra ise, bunun “anti-faflist bir halk direnifli” oldu¤una kanaat getiriyordu. Bununla da kalmay›p, eylemin proleter anlamda bir s›n›f karakteri tafl›mad›¤›n›; “‹flçi s›n›f›n›n bir iflçi-emekçi semtinde devletin gerçeklefltirdi¤i katliama ve buna karfl› günlerce süren bir halk direnifline sessiz kalmas›nda, ... olaylar›n bir Alevi hareketi olarak sunulmas›n›n önemli bir pay› var.” (K›z›l Bayrak, 21 Mart, 21 Nisan 1995) ifadeleri ile anlatmaya çal›fl›yordu. Ancak K›z›l Bayrak, tüm bu kafa kar›fl›kl›¤›na ra¤men, Gazi’nin, yafland›¤› dönemdeki devrimcilefltirici ve ileriye s›çrat›c› etkisini farketmekte de zorlanm›yor: “S›n›f hareketi cephesinde yaflanan bir geliflmeyle de¤il, fakat bir iflçi emekçi semti olan Gazi Mahallesi’nde yaflanan büyük bir halk direnifliyle bu ç›k›fl bugün art›k nihayet yap›lm›flt›r.”(Ayn› yerde) S‹Pise Gazi’yi, ismi ve iddialar› ile ba¤daflmayacak bir biçimde, “‹stanbul olaylar›”, “katliam”, “direnifl” kavramlar›yla anarken, devletin ac›mas›z sald›r›lar›na maruz kalm›fl “mazlum”, “direniflçi” Gazi halk›n› selamlamakla yetiniyor. (Sosyalist ‹ktidar, Nisan 1995), (Daha genifl bilgi için bak: Devrimci Hareket Gazi Ayaklanmas›’ndan Ne Ders Ç›kar›yor?, Ifl›kl› Yol, s. 318-330)

Bu türden kafa kar›fl›kl›klar›n›n alt›nda, solun varofllara ve iflçi s›n›f›na bak›fl› noktalar›ndaki ekonomist sendikalist kavray›fl›n bulundu¤u aç›k. Esasen bu nokta, Gazi’yi hat›rlamak (mümkünse yaflamak) bile istemeyenlerle aras›n› devrimci bir çizgiyle ay›ran devrimci hareketin, daha ileri bir noktaya s›çrayamamas›n›n nedenlerinden önemli biridir: Gazi’ye bakan devrimci hareket, anlad›¤› türden tulumlu, sendikal örgütlülü¤e sahip, flalteri indiren s›n›f üyelerini görmedi¤i anda, iflçi eylemi dememek için ayak sürçmüfl, sendikalar ve fabrikalardan ses gelmedi¤i noktada, varofllar›n, iflçi s›n›f›n›n siyasal eylemi zemininde tafl›d›¤› devrimci potansiyele de gözlerini kapam›flt›r. Ancak bununla beraber, Gazi’nin kendisini, düzeniçi kitle eylemlerinden pekçok boyutu ile ay›rd›¤› ve devrimcilefltirici bir ç›k›fl anlam›na geldi¤i, ortaklafl›lan anlaml› bir tespit olmufltur. Nitekim 96 A¤ustos günlerine dek yaflanan eylem süreçlerinde, Gazi Ayaklanmas›’n›n dolayl› yahut dolays›z devrimcilefltirici etkilerini gözlemlemek mümkündür. Ayn› flekilde sol hareketin bu tespitlerini siyasal sonuçlara vard›rabilme ve sorumluluklar›n› üstlenebilme noktalar›ndaki baflar›s›zl›¤›n› da... Gazi’yi takip eden 95 1 May›s’›, 80 sonras› yaflanan en kitlesel gösteri olurken, yine 80 sonras›nda, genifl iflçi y›¤›nlar›n›n (esas olarak da devrimci hareketin), sendikalar›n ve düzen partilerinin vesayetinden kurtulduklar› önemli bir eflik oluyordu. Alanda, zaten varl›klar› ve etkileri tart›flma götürür olan sendikalar›n karfl›s›nda, daha ilk andan itibaren devrimcilerin a¤›rl›klar› hissediliyor, alan net bir biçimde ikiye bölünüyordu. Ancak devrimci hareket, 95 1 May›s’›nda a盤a ç›kan bu potansiyeli, düzend›fl› savafl›m hedefleri ekseninde, devrimci bir siyasal müdahaleyle ileriye s›çratma

noktas›nda baflar›l› olamam›flt›r. Nitekim, 95 1 May›s’›ndan k›sa bir süre sonra gündeme gelen KESK eylemleri ve Temmuz-A¤ustos T‹S eylemleri sürecinde, yine “‹flçi Memur El Ele Genel Greve” perspektifine geri çekilmifl ve esasen, ‘95 sonbahar›nda girilen seçim atmosferinde ise, y›¤›nlar›n düzend›fl›/devrimci aray›fllar›na yan›t verme iddias›nda olan sol/devrimci hareketin kendisi, düzeniçi reform programlar›na saplan›p kalm›fl, baflar›s›z bir s›nav daha vermifltir. Seçim Manevras› Seçim döneminde solun içerisine düfltü¤ü iddias›zl›k ve iktidar perspektifinin kayb›, öne ç›kart›lan hedeflerde ve de¤erlendirmelerde görülebilir. Seçim dönemi, o dönemde oluflturulan “Emek, Bar›fl, Özgürlük Bloku”nca flu biçimde de¤erlendirilmiflti: “Türkiye ciddi bir rejim bunal›m›n›n içinde erken seçimle yüzyüze gelmifl bulunuyor. Düzen partileri rejimin içine girmifl oldu¤u bunal›m› faflist, muhafazakar, militarist bir blok temelinde aflmaya çal›fl›yor.” (Seçim Bildirgesi) Bu saptamalar, blo¤un zemini ve seçimlere dönük hedefi ile de tam bir uyum içerisindeydi: “Düzenin yaratmaya çal›flt›¤› gerici, milliyetçi sa¤ yap›lanma ne pahas›na olursa olsun k›r›lmal›, toplumda ilerici ve özgürlükçü düflünceler yeniden canland›r›lmal›d›r... Düzen cephesinin her kazan›m› bu ülkenin genç beyinlerine bir çivinin daha çak›lmas›, gelece¤imizin biraz daha karart›lmas› anlam›na gelecektir. Buna karfl› ç›kanlar›n yeri Emek, Bar›fl, Özgürlük Bloku’dur.” (Düflünce ve Eylem Aral›k 1995) ifadeleri ile, en bask›c› biçimlerinden, en demokratik biçimlerine kadar burjuva devletin y›k›lmas› perspektifi ve hedefinin yak›n›ndan geçmeyen hedefler, önce devrimci harekete, sonras›nda ise, düzend›fl› dinamizm tafl›yan y›¤›nlara sal›k verilmektedir. Seçim döneminde devrimci hareket, Gazi’nin rüzgar›yla aç›ld›¤› enginlerden liberal k›y›lara sürüklenmifl, genifl y›¤›nlarla buluflma ad›na düzeniçi bir program zemininde bir araya gelmifl, y›¤›nlar› da liberal bir platform temelinde yan›na ça¤›rm›flt›r. Sonuçta seçimler, blok bileflenlerinin bekledikleri biçimde olmasa da geldi, geçti ve takvimler yeni bir 1 May›s’a devrildi. Bir Ayr›flma da ‘96 1 May›s’›nda Bir önceki 1 May›s’› hem say›sal, hem siyasallaflma düzeyi olarak fazlas›yla aflan 1996 1 May›s’› sendikalar›n ve düzen partilerinin esamesinin okunmad›¤›, iflçi s›n›f›n›n devrimci dinamizminin ve devrimci örgütlerin, alan ve güne damgalar›n› vurdu¤u bir dönemeç olarak yafland›. Daha günün ilk saatlerinden itibaren, düzen ve devrim güçleri karfl› karfl›ya gelmifl, düflman›n sald›r›s›nda düflenler olmufl, ancak, kitlenin ve devrimcilerin kararl›l›¤› coflkuyu alana tafl›m›fl ve hakim k›lm›fl, sendikalar/sendikac›lar k›sa süre içerisinde kendi kürsülerini ve alan› terk etmek zorunda kalm›fllard›r. Düflman›n da¤›lma s›ras›nda da atefl açarak sald›rmas› karfl›s›nda, bir izdiham yaflanmam›fl, tam tersine, sokaklarda gö¤üs gö¤üse yaflanan çat›flmalarla Kad›köy savafl alan›na çev-


7

Say›: 20 P fiubat ‘98 rilmifltir. ‘96 1 May›s’›, Gazi ile bafllayan sürecin ve kitle öfkesinin doru¤a ç›k›fl›na tan›kl›k etmifl, ancak, y›¤›n hareketi ze mininde yaflanan bu ileri ç›k›fla ra¤men, kitle tepkisinin ve öfkesinin, yarat›c› ve örgütlü bir tarzda, sevk ve idare edilebilmesi, düflmana yönlendirilebilmesi noktas›nda devrimci hareket baflar›l› say›lamayacak bir s›nav daha vermifltir. Dev rimci örgütler, alana tafl›d›klar› y›¤›nlar› sevk ve idare etmekte baflar›s›z kalm›fllar, kitlenin tepkisi ve öfkesi kendili¤inden bir y›k›c›l›k olarak a盤a ç›km›fl, devrimci örgütlerin militanlar›n› da önüne kat›p sürüklemifltir. Baflka durumlarda kitlenin kendili¤inden eyleminin geri çekilmesi, uzlaflmas›yla geri zeminlere savrulan devrimci hareket, Kad›köy’de ise, ileriye ç›kan devrimci bir dalgan›n etkisinde savrulmufltur. Eyleme damga vuran kendili¤indenli¤i, alana girilen ilk anlardan itibaren gözlemlemek mümkündür. Örne¤in; devrimcilerin, sendikalar›n kürsüsünden kendi bildirilerinin okunmas› için ›srar ettikleri bir süreçte, sendika bürokratla r›n›n kürsüyü ve alan› terk etmeleri üzerine, kürsü beklemedikleri bir anda devrimcilerin insiyatifine geçmifl, ancak yeni sahiplerince devrimcilefltirilememifltir. Haz›rl›ks›z olan devrimci hareket, eline geçen f›rsat› de¤erlendirememifl, y›¤›nlar› sabahki çat›flmada düflen ölülerine sahip ç›kmaya, hastahaneye kadar yürümeye, dolay›s›yla çat›flmaya ça¤›rabilecekken sendikalist söylemlerle nutuklar atmay› tercih etmifltir. Yahut, kürsü, alan›n örgütlü bir tarzda terk edilmesi, düflman›n sald›r›lar›n›n organize bir flekilde geri püskürtülmesi noktas›ndaki iradenin oluflturulmas›na yönelik kullan›lamam›flt›r. Bunun da etkisiyle, da¤›lma s›ras›ndaki çat›flmalar olabildi¤ince kendili¤inden bir zeminde yaflanm›flt›r: Pazubantl›, kurdelal› görevliler, kendi kortejlerini sakin olmaya ve düzeni bozmamaya ça¤›r›rken, kortejin içerisinden f›rsat›n› bulanlar f›rl›yorlar ve ellerine ne geçirdilerse, civardaki postane ve bankalar baflta olmak üzere dükkanlar›n camlar›na sald›r›yorlard›. Ve bu önüne geçilemeyen dalga, k›sa bir süre içinde neredeyse tüm kortejleri içerisine alan bir dalgaya dönüflüverdi. Devrimci hareketin, yaflanan bu devrimci patlamaya haz›rl›ks›z yakalanm›fll›¤›n›, alandaki tutumlar›nda ve de¤erlendirmelerinde de görmek mümkündür. Kimileri (‹P, EP, ÖDP gibi), yaflananlar› bir provokasyon (hem de çif tarafl›) olarak de¤erlendirmifl ve iflçi s›n›f›n›n disiplinine yak›flt›ramam›flt›r: EP taraf›ndan yap›lan aç›klamada sarfedilen, “... devrimcilik ad›na, gelecek 1 May›s’lara kötü izler b›rakacak ve iflçi s›n›f›n›n birlik dayan›flma ihtiyac›na uygun olmayan görüntüler sergilemek onaylanabilir ya da hoflgörülebilir de¤ildir. Kendilerinden baflka kutlamalara kat›lan kitlenin düflebilece¤i zor durumu gözetmeyen, sorumsuz davran›fllar›n emekçi bayram›nda ve gösterilerinde yeri yoktur. ... cam çerçeve k›r›p etraf› da¤›tan kimi ‘devrimci’ gruplar›n s›n›f d›fl› tutumlar› devletin 1 May›s’lara kara çalma çabalar›na adeta çanak tutmufltur” sözleri, ‹P’in açt›¤› ve öncülük etti-

¤i yoldan burjuvazinin korosuna kat›lanlar›n ortak hayk›r›fllar› olarak de¤erlendirilebilir. S‹Pise, zaten bir süreden beri rotas›n› çevirdi¤i “Taksim” kutlamas› ›srar›n›n sonucunda, 1 May›s’› Taksim’de geçirmifl, Kad›köy’de yaflananlara da, bu pencereden bakmaktan ve liberal tasfiyecilerle s›n›r çizgisinin bulan›klaflmas›ndan kurtulamam›fl, sonuçta Kad›köy’ün devrimcileflti¤i bir kavga günü olarak 1 May›s’a da gözlerini, kulaklar›n› kapam›flt›r. Kad›köy’de gördükleri; bir taraftan devletin sald›r› ve provokasyonu, di¤er taraftan gözlerini bir türlü alamad›¤› sendikalar›n ihaneti ile, devrimcilerin “da¤›n›k ve kontrolsüz” bir direniflinden ibarettir, yaflananlar›, “1 May›s’› 1 May›s yapmaya” yeterli görmemektedir. Bu tablodan ise, devrimci hareketin hanesine yaz›lmas› gereken kocaman bir s›f›r ç›karmaya çabalamaktad›r: “Kad›köy’deki 1 May›s’lardan hiçbirisi asl›nda 1 May›s olamam›flt›r. Çünkü, Kad›köy’de sendikalar›n ihaneti, polisin katliam giriflimi, reformistlerin aymazl›¤› bir taraftad›r ve bunlar›n karfl›s›nda devrimci güçlerin da¤›n›k, zaman zaman kontrolsüz, ama pekala kitlesel ve etkili bir direnifli vard›r; ama iflçi s›n›f›n›n birlik, mücadele ve dayan›flma günü yoktur. ... Siyasal dengelerin devrim güçlerinin lehine de¤iflti¤ini söylemek pek kolay de¤ildir. ... Devlet, devrimci hareketin 1 May›s’›n› provake etmeyi baflarm›flt›r. Gösterilen kavgac› tutuma ra¤men, ideolojik ve siyasal aç›dan devletin kazançl› ç›kt›¤›n› söylemek için çok neden vard›r.” Ancak, 1 May›s’la ilgili de¤erlendirmeler kuflkusuz bunlarla s›n›rl› de¤ildi. Gazi Ayaklanmas›’n›n ayr›flt›r›c› etkisine benzer bir zeminde, 1996 1 May›s’› da sol/devrimci hareket içerisinde, zaten varolan ayr›m çizgilerinin daha da kal›nlaflmas›n› beraberinde getirmifltir. Nitekim bu kal›nlaflan çizginin di¤er yan›nda ise, büyük ölçüde iflçi s›n›f›n›n en örgütsüz kesimlerinden, varofllardan beslenenler ve Kad›köy’ü savafl alan›na çeviren y›¤›nlar› alana tafl›yanlar bulunmaktayd›. Ve bu kesim, büyük ölçüde, Gazi’nin de devrimcilefltirici etkisiyle birlikte, Kad›köy’de bir zafer kazan›ld›¤›nda birlefliyordu. Örne¤in, Zafer Yolunda Kurtulufl Gazetesi de Kad›köy’deki devrimci kabar›fl› görmüfl ve sahip ç›kmakta tereddüt etmemiflti. “96 1 May›s’› ... cüretiyle, savaflma kararl›l›¤›yla Türkiye’yi sarsan bir gün olmufltur”, “Gazi Ayaklanmas› ve 1 May›s’› çok net, ö¤retici, uyar›c› iki örnekti. Her ikisi de, devrimci halk hareketinin büyük boyutlarda kitleselleflmesi, halk›n tüm katmanlar›ndan insanlar›n devrimci harekete yönelifli, gerekti¤inde haklar›n› savunmak için fliddete baflvurmakta tereddüt etmedi¤i herkes taraf›ndan görülen bir olguydu.” (Kurtulufl, 11 May›s 1996) Ancak, Kurtulufl Gazetesi’nin bu kararl›l›¤›, kendili¤inden eylemin sorumlulu¤unun üstlenilmesi noktas›nda yerini bir karars›zl›¤a ve sahiplenmemeye b›rakmaktayd›. Ayn› gazetenin 4 May›s 1996 tarihli say›s›nda yay›nlanan Devrimci Halk Kurtulufl Cephesi’nin aç›klamas›nda, bu noktaya özel bir yer verilmiflti: “Biz Devrimci Halk Kurtulufl Partisi-Cephesi olarak yapt›¤›m›z her

eylemi, her sald›r›y› üstlenmekten çekinmeyiz. Devrimci Halk Kurtulufl Partisi-Cephesi, faflizme hizmet etmeyen, emperyalizmin iflbirlikçisi olmayan, eli devrimci kan›na bulaflmam›fl hiç kimsenin mal›na ve can›na zarar vermez. ‹rademiz d›fl›nda geliflen, hareketler oldu¤unda bu zararlar› telafi etmekten de kaç›nmaz. Devrimci Halk Kurtulufl Partisi-cephesi olarak, polisin sald›rd›¤› koflullarda silaha karfl› yüre¤imizle, tafllarla, pankart sopalar›m›zla direndik. Kendimizi savunurken kaç›n›lmaz olarak tahrip olan yerler d›fl›nda hiçbir dükkan ve ma¤azay› tahrip etmedik.” Bu tutum, ayn› zamanda At›l›m Gazetesi taraf›ndan da bir ölçüde paylafl›lan bir tutumdu. At›l›m, “96 1 May›s’› y›¤›n hareketinde devrimcileflme mayas›n›n tuttu¤unu, devrimci Gazi’den günümüze, devrimci etkinin nicelik ölçüleri aflan bir düzeyde oldu¤unu gösterdi” (Özgür At›l›m 11 May›s 1996) ifadelerinden de anlafl›laca¤› gibi Kad›köy’ün ileri bir hamle oldu¤unu görerek, kendisini liberallerden, reformistlerden net biçimde ay›r›yordu. Ancak, ayn› say›s›nda, “96 1 May›s’›n› kazanan devrimciler ve emekçilerdir” bafll›kl› bir yaz›-haberde aktar›lan, “Sendika a¤alar›n›n bu sorumsuz tutumlar›na ra¤men biz DHKPC ve MLKP’li güçler bir karmaflaya yol açmamak, birlik dayan›flma ve mücadele günü olan 1 May›s’a gölge düflürmemek için kürsüyü iflgal etme gibi yanl›fl bir düflünce ve davran›fl içinde olmad›k.” görüflleri ile, sendikalar›n ve dolay›s›yla devletin alandan at›lmas› anlam›na gelecek olumlu bir pratik olan (olsa olsa daha ifllevli kullan›lmas› do¤rultusunda elefltirilebilecek olan) “kürsü iflgali”, yanl›fl bir tutum olarak tan›mlan›yor, eylemin devrimci y›k›c›l›¤›n›n sorumlulu¤unun üstlenilmesi noktas›nda da bir isteksizlik göze çarp›yordu. Bunun yan›nda, At›l›m gazetesi, “1 May›s zaferini pekifltirecek bir hat” olarak, “‘Gözalt›ndakiler serbest b›rak›ls›n’, 1 May›s’› kana bulayanlardan hesap soral›m’, ‘Katilleri istiyoruz’vb. fliarlar etraf›nda yürütülecek kitle seferberli¤i...fiehit ailelerini kitlesel ziyaretler ... katliam› teflhir eden toplant› ve anmalar ... semtlerde protesto gösterileri ve kepenk kapatma eylemleri, konfede rasyon merkezlerinin protesto bombard›man›na tutulmas› (faks, telefon, toplu ziyaret vb.)” hedeflerini ortaya koyarken (11 May›s 1996), Kad›köy prati¤i ile k›yaslanamayacak denli geri eylem biçimlerine fit oldu¤unu sergiliyor, 1 May›s zaferinin pekifltirilebilmesinin, ancak iflçi s›n›f›n›n daha ileri düzeyi temsil eden bir eylemle/kalk›flmas›yla mümkün olabilece¤i ve esasen de izlenmesi gereken hatt›n böylesi bir hat olmas› gere¤inin üzerinden atl›yor, sadece s›n›f›n devrimci eyleminden de¤il, ekonomist ve sendikalist cepheden de yo¤un biçimde etkilendi¤ini ispatl›yordu. Kad›köy gündemi üzerinde kendisini legalist, reformist çevrelerden oldu¤u gibi, bir bütün olarak eylemin ve sonuçlar›n›n sorumlulu¤unu üstlenme noktas›nda da ay›ran gruplar da bulunmaktayd›. Örne¤in Al›nteri Gazetesi, “.. madem ki devrimci dostlar›m›z dahi sermayenin, sendika a¤alar›n›n ve liberal oportünizmin sald›r›lar›na gö-

¤üs geremiyorlar, ... eylemin ‘afl›r›l›klar›ndan’sözediyorlar ve adres olarak bizi gösteriyorlar... Biz eylemi bütün sonuçlar›yla üstleniyoruz. Her devrim ‘afl›r›l›klarla’ doludur! ... ‘Afl›r›l›klar m›’? Ondan söz edene bir bak›n! Oportünizm de¤il mi? O oportünizm ki, her devrimci eylemde onun ‘afl›r›l›klar›n›’görür, onlar› törpülemeye çal›fl›r. Onun için dengeleri ileriye do¤ ru zorlayan her eylem, zaten bafll›bafl›na bir ‘afl›r›l›k’t›r. ‘Afl›r›l›klar›n’ eylemin amac›na gölge düflürdü¤ünü, kafl yapay›m derken göz ç›kar›ld›¤›n›, bir çuval incirin berbat edildi¤ini söyler. Bunun hedefi, eylemi ehlilefltirmek, kitleleri ›l›ml› ve olgun birer gösterici olarak düzene kazanmakt›r. Biz onlar›n düzenine daha çok düzensizlik kataca¤›z. Ne törensel 1 May›s kutlamalar› bekleyin bizden, ne de o görkemli intizama uymam›z›.” (Emekçinin Al›nteri, 17 May›s 1996) de¤erlendirmeleriyle, anlaml› bir yerde durdu¤unu ortaya koyuyordu. Ancak, Al›nteri’nin bu zemindeki olumlulu¤u, s›n›f hareketi zemininde hala kendisini kurtaramad›¤› sendikalist bak›fl›n etkisiyle, kaybolmasa bile oldukça zay›fl›yordu. Gazetenin ayn› say›s›n›n ilk sayfas›ndan girdi¤i yaz›da, bu çeliflkili bak›fl› tüm aç›kl›¤› ile görmek mümkün: “Gazi’nin, 1 May›s’›n gözüpekli¤i ve militanl›¤›d›r bize gerekli olan. Y›llard›r birikip duran öfke ve nefretimizi bölük pörçük eylemlerimizi birlefltirmek, karfl› durulmaz emek ordusunu yaratmakt›r. Tüm eylemlerimizin ve çabam›z›n yönünü Genel Grev Genel Direnifl hedefi ne yöneltmektir” de¤erlendirmeleri ile, bir yandan Gazi ve 1 May›s’ta, s›n›f›n cüreti ve cesaretinin yan›nda a盤a ç›kan siyasal eylem biçimleri, eylemlerin araçlar› ve mücadele yöntemleri siliklefltiriliyor, görmezden geliniyor, öte yandan, sanki bir eylem biçimi olarak Genel Grev Genel Direnifl, asl›nda bugünün koflullar›nda ortaya konulan pekçok eylemin deneyimlerinin tafl›nmas› gereken bafll›bafl›na birer eylem hedefi olan Gazi ve Kad›köy’de ortaya konulan pratikten daha ileri bir mevziyi temsil ediyormufl gibi, Gazi ve Kad›köy’ün deneyimlerinin tafl›nmas› gereken hedef olarak gösteriliyor; 1 May›s’taki kazan›m›n daha ileri bir mevziye tafl›nmas› noktas›nda, At›l›m’dan daha ileride bir zeminde durmad›¤›n› da ortaya koyuyordu. Sonuç olarak, sol hareket, Kad›köy prati¤inde, yaflananlar›n, “zafer mi yoksa övünülemeyecek bir yenilgi mi oldu¤u” konusunda önemli bir ayr›flma ve netleflme yaflam›flt›r. Ancak bu ayr›flmada devrimci zeminde duranlar, gerek eylem öncesindeki haz›rl›k hedefleri, gerek eylem s›ras›ndaki örgütsüzlük ve sonras›nda da deneyimlerin ç›kart›larak kazan›mlar›n daha ileri mevzilere tafl›nabilmesi noktas›nda ad›m atamam›fl, bu temelde ba¤›ms›z bir devrimci siyasetin yarat›lamamas› nedeniyle de sonras›nda gelen süreçte, Kad›köy’den çok daha geri eylem zeminlerinde, Gazi ve Kad›köy’de ayr›flt›¤› liberal tasfiyeci, reformist hareketle pek çok durumda ayn› zemine düflmekten de kurtulamam›flt›r. ‡ SÜRECEK


8

Say›: 20 P fiubat ‘98

Marx ve Engels’in Aflmak Zorunda Kald›klar› Bir Eflik:

M

arx ve arkadafllar›n›n, “Alman sosyalistlerinin Frans›z ve ‹ngiliz sosyalistleriyle ba¤lant›s›n› sa¤lamak; yabanc›lar› Almanya’da geliflecek olan sosyalist ha reketlerden haberdar etmek; ayn› zamanda Almanya’daki Almanlar› Fransa ve ‹ngiltere’deki sosyalizmin gelifliminden haberdar etmek” amac›yla Brüksel’de kurmufl olduklar› Komünist Haberleflme Komitesi’nin lokalinde, 30 Mart 1846 günü Almanya’da iflçiler aras›nda yürütülecek propaganda çal›flmas›n›n nas›l yap›lmas› gerekti¤i konusunda hararetli bir tart›flma oluyordu. Tart›flman›n bir noktas›nda, kendi çal›flmalar›n›n, “halk›n zulüm ve ac›yla dolu dünyas›n›n uza¤›ndaki bir tak›m adamlar›n masa bafl› tahlillerinden daha yararl› oldu¤unu” savunan, karfl›s›ndaki 38 yafl›ndaki terzi kalfas›na iyice öfkelenen genç Marx, “cehaletin kimseye yarar› olmam›flt›r” diye masay› yumruklam›flt›. Bu terzi kalfas› Wilhelm Weitling idi. Engels daha sonra onun 1846’daki durumunu flöyle tasvir etti: “O yeteneklerinin fark›na yeni yeni varan ve komünist toplumun nas›l bir fley olaca¤›n› kavramaya çal›flan naif bir terzi kalfas› de¤ildi. Üstünlü¤ünü k›skananlar taraf›ndan izlenen, heryerde rakip, gizli düflman ve tuzak kokusu alan, dünyadaki cennetin reçetesini cebinde tafl›d›¤›n› ve herkesin bunu çalmak istedi¤ini düflünen, ülkeden ülkeye sürülen bir peygamber olmufltu.” Wilhelm Weitling, 5 Ekim 1808’de bir Alman aflç› kad›n ile, sefer halindeki bir Frans›z subay›n›n o¤lu olarak Almanya’n›n Magdeburg kentinde do¤du. Babas› do¤umundan k›sa bir süre sonra Rusya cephesinde öldü. Genç yaflta kad›n terzili¤i ö¤renen Wilhelm, 18 yafl›ndan itibaren kalfa oldu ve o zaman adet oldu¤u üzere gezici terzili¤e bafllad›. Sahte bir kimlik düzenleyerek askerlik yapmaktan kurtuldu; Avrupa’n›n belli bafll› sanayi merkezlerini gezdi. Weitling bu seyahatleri s›ras›nda, yeni yeni kendini göstermeye bafllayan iflçilerin kapitalistlerle mücadelelerine tan›k oldu ve bu mücadelede saf tuttu. 1834’te “paran›n kald›r›lmas› ve kolektif yaflam” hakk›nda yazd›¤› bir yaz› ile yazarl›k yapmaya da bafllad›; art›k sadece cumhuriyetçi de¤il, komünistti. Paris’te ço¤unlu¤u kendisi gibi göçmen Alman iflçilerinden oluflan Horlananlar Birli¤i adl› örgüte girdi. Blankizm’in etkisi alt›ndaki bu örgüt te, 1830’lar›n ortas›nda mülkiyet sorunu üzerine sert tart›flmalar bafllad› ve bu tart›flmalar örgütün proleter kanad›n›n koparak Hakl›lar Birli¤i’ni kurmas›yla sonuçland›. Bu tart›flmalar s›ra-

Wilhelm Weitling

s›nda sivrilen Weitling’e, yeni örgüt için bir Manifesto yazma görevi verildi. Onun kaleme ald›¤› “‹nsanl›k Ne Durumda ve Nas›l Olmas› Gerekir?” bafll›kl› manifesto, iflçilerin içinden ç›kan ve onlara hitabeden ilk komünist bildirge oldu. 2000 adet bas›ld› ve Avrupa’n›n belli bafll› merkezlerinde da¤›t›ld›; merak ve ilgiyle okundu. Hakl›lar Birli¤i’nin kurulmas›na önderlik eden Karl Schapper ve Heinrich Bauer, Hakl›lar Birli¤i’nin örgütçüleri idiyse, Weitling de ideologu ve propagandac›s› oldu. Sonradan Marx, Weitling’i de kastederek, “nas›l ki ‹ngiliz proletaryas› Avrupa proletaryas›n›n ekonomi politikçisi, Frans›z proletaryas› da onun politikac›s› olmuflsa, Alman proletaryas›n›n da onun teorisyeni oldu¤u söylenmelidir” dedi. Hakl›lar Birli¤i, keskin bir devrimci ruh tafl›makla birlikte, bir s›n›f vurgusu içermeyen Blanqui’nin çizgisinden ad›m ad›m uzaklaflarak, Weitling’in ifade etti¤i proleter vurgulu devrimci görüfllerin yörüngesine girdi. Bu görüfllerin damgas›n› tafl›yan etkili ajitasyon faaliyetleriyle hareketlenen ilk komünist iflçi militanlar›n›n eylemleri de, o zamana kadar ayd›nlar aras›nda ve varl›kl› iyi yürekli burjuvalara hitaben formüle edilen sosyalist ütopyalarla ilgilenen baz›lar›n›n yüzlerini bu tarafa çevirmelerini sa¤lad›. Marx da bunlar aras›ndayd› ve Feuerbach’a yazd›¤› bir mektupta bu yöneliflini flöyle izah etti: “‹sviçre, Londra ve Paris’teki Alman zanaatkarlar›n›n teorik meziyetleri üzerinde durmay› da ihmal etmemem gerek. Ne olursa olsun, tarih uygar toplumun bu ‘barbarlar›’ aras›nda insan soyunun kurtuluflunun pratik unsurunu haz›rl›yor....” (Feuerbach’a 11 A¤ustos 1844 tarihli mektup) 1842’de yay›nlanan “Uyum ve Özgürlü¤ün Güvenceleri” kitab› ile, Weitling’in görüflleri olgunluk düzeyine ulaflm›flt›. Bu kitap hakk›nda Marx flunlar› söyledi: “Filozoflar› ve kalem efendileri dahil, Alman burjuvazisi, siyasal özgürleflme ile ilgili olarak Weitling’in ‘Uyum ve Özgürlü¤ün Güvenceleri’ gibi bir baflyap›t sunabilirler mi? Alman siyasi literatürünün can s›k›c›, süklüm püklüm s›radanl›¤› ile Alman iflçilerinin bu parlak ve benzersiz ilk yap›t› karfl›laflt›r›lacak olursa; prole-

taryan›n bu devasa patikleri, burjuvazinin y›pranm›fl siyasal pabuçlar›n›n cüceli¤iyle karfl›laflt›r›lacak olursa, gelecekte bu proleter ‘Kül kedisi’nin bir pehlivan›n gövdesine bürünece¤i kehanetinde bulunmak yerinde olacakt›r” (Aktaran D. Riazanov, “K. Marx ve F. Engels Hayat ve Eserlerine Girifl”, s. 67, Belge Y. ‹stanbul, 1978 ) Ancak Marx bu de¤erlendirmelerini, Weitling’le tan›flmadan önce yazd›klar›na bakarak yapm›flt›. 1846’da Londra ve Brüksel’de birbirleriyle temasa geçtikten sonra, aralar›ndaki gerilim artt›. Weitling, özellikle gelecek toplumun nas›l olaca¤› hakk›nda, adeta dini kitaplar›n cennet tasvirini and›ran ayr›nt›l› tasvirler yapmaktayd›. Bu bak›mdan, o s›ra pek çok örne¤i olan ütopyac› sosyalistlerden fark› yoktu; ama komünizme bar›flç› yoldan geçilece¤ine inanmay›fl› bak›m›ndan, ça¤dafl› olan di¤er ütopyac›lardan ayr›l›yordu. Weitling’e göre yeni toplum, ancak zor kullan›larak ger çeklefltirilebilirdi; ve bu ne kadar çabuk olursa o kadar iyiydi. “Laf salatas› yapmadan aç›kça söylemek gerekir ki, bize laz›m olan bir devrimdir” diyordu. Ama ona göre, bilinçli ve kararl› bir profesyonel ekip taraf›ndan gerçeklefltirilecek bu devrim, daha çok Blanqui’nin planl› tertibini and›r›yordu. Bazen gündelik hayat›n ayr›nt›lar›na kadar tasvir etti¤i gelecek hakk›ndaki tasar›lar› da, sonuçta ak›ll› ve bilinçli bir yönetici toplulu¤un sevk ve idare edece¤i bir düzene varmaktayd›. Bununla birlikte Weitling’i di¤er ütopyac›lardan ay›rdeden yan› devrim vurgusu ise; blankistlerden de hitap etti¤i ve esinlendi¤i kesimler bak›m›ndan ayr›l›yordu. Her fleyden önce, Weitling’in komünizm hakk›ndaki görüflleri soyut insanlara yönelik de¤ildi; proleterlerin yaflam koflullar›ndan ve özlemlerinden esinlenmekte ve onlara hitap etmekteydi. Ama teorik planda ayr› bir s›n›f olarak proletaryay› tan›m›yordu. Yine de henüz kesin çizgilerini almam›fl ve bir s›n›f olarak net ayr›mlar› çekilmemifl bulunan ve iflsizlerle zanaatkarlar›n, geçici ve gezgin iflçilerle lümpen proleterlerin içiçe yaflad›¤› flekilsiz bir toplulu¤a hitap etti¤i ve buradan esinlendi¤i aç›kt›. Ona göre, burjuva toplumunu y›kma konusunda güven duyulacak en sa¤lam toplumsal kuvvet, proletaryan›n en afla¤›

tabakas›n› oluflturan ve soyguncular› vb. de içeren lümpen proletarya idi. Weitling’in bu sonuca varmas› tuhaf de¤ildi. Zira, üretim araçlar›ndan, üretimin nesnel koflullar›ndan h›zla ve kütleler halinde kopart›lan kent ve k›r küçük burjuvalar› kentlere y›¤›lmakla birlikte, yeni yeni oluflmakta olan sanayi bu kütleyi istihdam edemiyordu. Bu koflullarda, kentlerin varofllar›, iflçilerle iflsizlerin, yoksullaflan zanaatkarlar›n ve lümpen proleterlerin içiçe ve birbirlerine geçifl halinde yaflad›klar› yerlerdi. Bu yerler, hem “yedek sanayi ordusu”nun hem de devrimcilerin mekan tuttuklar› yerlerdi. Bu ortamda flekillenen Weitling’in düflünceleri, toplumun en yoksul kesimlerinin ayr›cal›kl› kesimlerine kar fl› biriktirdi¤i öfkeyi de içeriyor, dile getiriyordu. Weitling’in burjuva ayd›nlar›na karfl› duydu¤u güvensizlik ve hatta öfke, zaman zaman ve hakl› olarak, kendilerini onlardan ay›rdedeme yen sosyalistlere de yönelmekteydi. Kitabi ayd›nlara karfl› özel bir düflmanl›k besliyordu; Marx’la Brüksel’de yapt›¤› tart›flmay› yönlendiren de bu öfke ve güvensizlikti. Ama iflçi s›n›f›na en fazla yak›nl›k duyan ayd›nlardan biri olan ve Marx’›n yak›n arkadafllar› aras›nda bulunan flair Heine’n›n, Weitling’le ilk tan›flmas›n› anlatt›¤› flu sözlere bak›l›rsa, bu tepkinin tek yanl› olmad›¤› kolayl›kla anlafl›labilir: “Özellikle a¤›r›ma giden, bu arkadafl›n benimle konuflurken son derece sayg›s›zca davranmas›yd›. fiapkas›n› ç›karmad› ve ben önünde ayakta dururken sa¤ eliyle sa¤ dizini çenesine kadar çekip, sol eliyle sürekli ayak bile¤ini ovuflturarak oturmaya devam etti. ‹lkin bu sayg›s›zca davran›fl›n terzilikte çal›fl›rken edindi¤i bir al›flkanl›¤›n sonucu oldu¤unu düflündüm, ama yan›ld›¤›m› çabuk anlad›m. Neden böyle durmadan aya¤›n› ovuflturdu¤unu sordu¤umda, Weitling kay›ts›z bir flekilde, sanki son derece ola¤an bir fleymifl gibi, tutuklu bulundu¤u Alman hapishanelerinde zincire vuruldu¤unu söyledi; aya¤›na vurulan prangalar genellikle çok dar oldu¤undan, demirin sürekli sürtmesi nedeniyle baca¤›nda kronik bir deri iltihaplanmas› oluflmufltu. Terzi Weitling bana bu zincirlerden söz ederken irkildi¤imi itiraf ediyorum. Zincire vurulup iflkenceden geçen Leyden’li terzi John’un Münster Belediyesinde saklanan eflyalar›n›, bir zamanlar öpecek kadar bu terziye hayranl›k duyan ben, yaflamakta olan bu terzinin, Wilhelm Weitling’in karfl›s›nda flimdi, önüne geçilmez bir tiksinti duyuyordum; oysa ikisi de ayn› davan›n havarileri, kahramanlar›yd›.” (D. Riazanov, “K. Marx ve F. Engels Hayat ve Eserlerine Girifl”, s. 67, Belge Y. ‹stanbul, 1978) ‹lginçtir, Heine’n›n bu duygu ve düflünceleri sadece o zamana özgü ve geçmiflte kalm›fl fleyler de¤ildir. Ayd›nlarla devrimcileri ve iflçileri ayn›


9

Say›: 20 P fiubat ‘98 örgüt ayn› faaliyet içinde buluflturan bir devrimci örgütün bulunmad›¤› her zaman ve koflulda, buna benzer olgular› de¤iflik aç›lardan görüp tan›k olmak hala mümkündür. O zaman da bu belirsizlik böyle afl›ld›. Heine’›nkine benzer bir floku, belli ki Marx ve Engels de Londra’da, Karl Schapper, Joseph Moll ve Heinrich Bauer ile tan›flt›klar›nda yaflam›fllard›. Engels Londra’da tan›flt›klar› bu üç devrimci hakk›nda flunu söyledi: “Ben bunlar›n üçünü de 1843’te Londra’da tan›d›m. Bunlar tan›d›¤›m ilk devrimci proleterlerdi. O s›ralarda görüfllerimiz ayr›nt›larda birbirlerinden uzaklafl›yordu; çünkü onlar›n dar görüfllü eflitlikçi komünizmlerine karfl›l›k, ben de bir o kadar dar görüfllü felsefi kibirlili¤e sahiptim. O s›ra, henüz yaln›zca bir adam olmay› arzulayan benim üzerimde, bu üç gerçek adam›n b›rakt›klar› derin etkiyi hiç bir zaman unutmayaca¤›m. ...” (Engels, Komünistler Birli¤i’nin Tarihi Üzerine, Köln Davas› Üzerine Aç›klamalar derlemesi içinde, Ana Yay›nlar›, s. 19)

M

esut Y›lmaz hükümetinin, yeniy›l mesaj›n›n ana bafll›klar›ndan biri burjuva hukuk ve yarg› sisteminde yap›lacak "reform" müjdesiyle (!) ilgiliydi: 1998 y›l› hükümete göre "reform y›l›" olacak m›fl. "Birfleyler yapmak, demokrasiyi gelifltirmek" siyasetiyle yetinen demokratlar›n ve tatl›su devrimcilerinin umudunu yeflerten bu sözler, esasen burjuva diktatörlü¤ünün (demokrasisinin) yeniden yap›lanma ve devrimci hareketi ehlilefltirme ihtiyac›n› belirtir ifadelerdir. Kald› ki sözkonusu edilen "reform" paketinin -bir an toplumun genel ç›kar› için "ileri" düzenlemeler içerdi¤ini kabul etsek bile- iflçi s›n›f›n›n ve devrimci hareketin ba¤›ms›z siyasi inisiyatifinin zorlamas› olmad›¤› sürece, dolays›z bir flekilde burjuva nitelikte olacakt›r. Bu nedenle Lenin, reformlar›n devrimci karakter tafl›y›p tafl›mad›¤›n›n ölçütünün arkas›nda duran s›n›ftan ba¤›ms›z olmad›¤›n› söyledi. Devrimciler, bu bak›fl aç›s›yla; hükümetin "reform paketi" diye sundu¤u fleyin, burjuva egemenli¤ini ve devleti tahkim eden tedbirler manzumesi oldu¤unu bir an olsun gözden kaç›rmadan, iflçi s›n›f›n›n ve y›¤›nlar›n burjuvaziye dönük umutlar ve beklentiler içerisine girmelerinin önünde durmal›d›rlar. Hükümetin yeni y›l mesaj›nda, "reform" müjdesi diye sundu¤u, asl›nda makyaj tazelemekten ibaret. Yarg›dan e¤itime, ekonomiden siyasete kadar bozulan ve akmaya bafllayan makyaj›n› tazeliyor. Vücudunu saran yaralar patlamaya bafllay›nca (Susurluk kazas› gibi) cerahat› temizleme bahanesiyle, kendini güzellefltirmeye ve sevimli göstermeye çal›fl›yor. “‹nsan haklar›” hat›r›na, idam cezas› kald›r›l›-

Engels ilk kez proleter devrimcilerle tan›flt›¤›nda henüz 23 yafl›ndayd›; Marx ise 25. Marx, Weitling’in flahs›nda tipik bir örne¤i görülen bu proleter devrimciler için, “uygar toplumun barbarlar›” diyordu. O zamana kadar daha çok felse ve teorik sorunlar üzerinde yo¤unlaflm›fl bulunan Marx ve arkadafllar›, ondokuzuncu yüzy›l›n 40’l› y›llar›nda felsefi tart›flmalarla somut siyaset sorunlar› aras›ndaki ba¤› irdeleyip aç›klamaya yöneldiler. Londra’da, Paris’te ve Brüksel’de kurduklar› temaslar›n ard›ndan, henüz otuz yafllar›na varmadan, kendilerini haz›r bir devrimci ör gütün kongresinde bulacaklard›. Onlar harc›nda, Weitling’in epeyi teri ve eme¤i bulunan bu örgüte yönelirken, Weitling de oradan uzaklaflmaktayd›. 1840 y›l›ndan itibaren, Hakl›lar Birli¤i Weitling’i ‹sviçre’de propaganda faaliyetlerini örgütlemekle görevlendirmiflti. Weitling’in ‹sviçre’de tan›flt›¤› Bakunin’le yak›n bir iliflkisi oldu ve Bakunin’in fikri flekillenmesinde hat›r› say›l›r bir rol oynad›. Bu ara-

da Hakl›lar Birli¤i’nin merkezi de Londra’ya tafl›nm›fl ve örgüt Paris’teki kadar ciddi bir pratik etkinlik çizgisinden uzaklaflm›flt›. Hareketin önder kadrolar›, burada ‹ngiliz sendikac›lar›yla rastlaflt›¤› gibi, Marx ve Engels ile de tan›flm›fllard›; bir bak›ma Weitling’in pabucunun dama at›lmas› yak›nd›. Nitekim, 30 Mart 1846’da, Brüksel’de cereyan eden tart›flma bir ölçüde bu sürecin sonucuydu. Hakl›lar Birli¤i içindeki etkisi ve otoritesi zay›flayan Weitling, örgütten ayr›lmamakla birlikte, Avrupa’n›n d›fl›na ç›kmaya karar verdi; ABD’ye gitti. 1848 devrimlerinin haberi gelir gelmez tekrar Avrupa’ya döndü. Devrim dalgas›n›n geri çekilmesi ile birlikte, polis taraf›ndan arand›¤› için tekrar ve bu sefer geri dönmemek üzere ABD’ye göçtü; Komünistler Birli¤i ile iliflkileri de tamamen kesilmiflti. Wilhelm Weitling ABD’de 1871’de sefa let içinde öldü. Ne olursa olsun, Weitling’in ilkel ve anti-entellektüel komünizmi ve ad›n› öyle koymam›fl olsa da, proleter te-

Devlet Makyaj Tazeliyor yor. Art›k devlet, yaflama geçirilmeye çal›fl›lan tabutluklarda, “asmay›p besleyecek”; ama devlet, Susurluk raporunda belirtildi¤i gibi devletin ali ç›karlar› sözkonusu oldu¤unda, devlet görevlileri arac›l›¤›yla tereddütsüz öldürmeye devam edecek, ancak, yarg›y› bulaflt›rmayacak, “kirletmeyecek”tir. Devletin öldürme hakk›na, ilk ciddi tepki ÖDP'den geldi: "hukuk devletinde, devletin adam öldürme hakk› olamaz" (Saruhan Oluç) S. Oluç'un kelam›, elefltiri ve temenni-sitem amaçl›d›r. Oysa TC devleti, ço¤u burjuva devlet ile ile k›yasland›¤›nda, hat›r› say›l›r bir hukuk devletidir. Devletin insan öldürme saiki, kapitalist süreçle genifllemifltir. Burjuva hukuk devleti sürecinin ilk merhalesinden beri, insanl›k tarihi en kanl› dönemine girmifltir. Sömürgecilik, emperyalist savafllar, iktidar kavgalar›, kapitalizm tarihinin kanla yaz›ld›¤›n›n emareleridir. Denosid (devletin kendi vatandafl›n› öldürmesi), jenosid (devletin az›nl›klar› öldürmesi) kategorilendirmesinin temelinde s›n›f çat›flmas›n›n kanl› sonuçlar› vard›r. Ölenler de genel ve apolitik bir kavram olan "insan" de¤il, çat›flman›n taraf› olan devrimciler ve emekçilerdir. Dolay›s›yla, "solcular›n" itiraz›na ra¤men kapitalist devlet, egemenli¤inin kayna¤› olan zoru kullanacakt›r. Olur da demokrat solcular›n duas› kabul olur ve devlet "insan" öldürmez, kimsenin burnu kanamazsa ne olacak? Böylesi tuhaf bir durumda komünistlerin tutumu ne olacak? Devlet komünistleri de unutmufl ve ba¤›flla-

m›fl m› olacak?! Komünistlerin de de mokrat solcular gibi havlu atmas› m› beklenecek?Hay›r, komünistlerin var l›k nedeni ve gerisine düflmeyecekleri görevleri, kapitalizmi bütün kurum ve sonuçlar›yla ortadan kald›rmakt›r. Devletin, "insan" öldürmesine itirazla s›n›rl› tepkiler, ilk ve son analizde burjuva zeminden kopuflun yerine bu zemini güçlendirdi¤inden, yine burjuvazinin de¤irmenine su tafl›yacakt›r. Zira bugünün koflullar›nda, bütün sonuçlar›n› devflirip kendi kanallar›na ak›tma gücüne sahip tek örgütlü güç burjuvazidir. "Yarg›s›z infaz", kay›plar, "hukuksuzlu¤un" nedenlerin/sonuçlar›ndan say›ld›. Hükümetin, "devletin ay›b›" olarak ilan etti¤i ve "kendini aklamas› gerekti¤i", izahatlar› bir baflka göz boyamad›r. Türkiye gibi görece s›n›fsal

DEVR‹MC‹ PART‹ GÜÇLER‹ NED‹R, NE DE⁄‹LD‹R? BROfiÜRLER‹ 4

melli devrimcili¤i, Komünist Manifesto’ya ulaflmak için Marx ve Engels’in hem yetiflmek, hem de aflmak zorunda olduklar› bir eflik oldu; bunu aflmak için kendi düflünsel evrimleri içinde ve yönelifllerini belirlemede önemli bir s›çrama yapmalar› gerekiyordu. 1840’tan Komünistler Birli¤i’nin kurulufluna kadar uzayan süreç, her ikisinin, ama özellikle Marx’›n, bu yöndeki gayretlerinin damgas›n› tafl›d›. Komünist Manifesto’nun Weitling’i d›fllayarak de¤il, kapsayarak aflmas› bu gayretlerin sonucunda oldu. Komünist Manifesto’nun, “komünistler....hedeflerine ancak tüm mevcut toplumsal koflullar›n zorla y›k›lmas›yla ulafl›labilece¤ini aç›kça ilan ederler” sözleriyle bitiyor olmas›nda, Weitling’in ve onun gibi pek çoklar›n›n katk›s› vard›r ve bolflevik gelene¤e ba¤lanarak yeni bir gelenek yaratma sorumlulu¤unu üstlenen komünistlerin, bunu unutmamalar› önemlidir. J ve ekonomik dengelerini tam olarak oturtamam›fl ülkelerde, hukuk ve yarg› "savafl hali" durumundad›r. Türkiye bu süreci sanc›l› yaflad›¤› bir dönemden geçiyor. Devletin kendi koydu¤u kurallar›n› tan›mama keyfili¤i, onun seçmeli terörünün ve sald›r›lar›n›n arkas›nda yatan, burjuvazinin evrensel ve ulusal ç›karlar›n› koruyan, bu ç›karlar›n önünü açan “tesviyecilik”ten ibarettir. "Yarg› ve hukuk reformu", toplumsal iliflkileri burjuva çekirde¤i etraf›nda yeniden flekillendirme, komünist ve devrimci hareketi ehlilefltirme ve marjinallefltirme niyeti tafl›maktad›r. Bu noktada, devletin palyaço makyaj›n›n kara tonlar›n› pembelefltirmenin, devrimcilerin siyasi faaliyetinin merkezinde yeri yoktur. Görev, proletarya çekirde¤i etraf›nda toplumu yeniden kurma sürecini ilmik ilmik örmektir. J

KOMÜN‹STLER NE ‹Ç‹N, NASIL MÜCADELE ETMEL‹? - Amaç ‹lke ve Öncelikler Üzerine Bir Platform Önerisi -

K‹TAPLARI 1


10

Say›: 20 P fiubat ‘98

BÜTÜN ÜLKELER‹N ‹fiÇ‹LER‹ B‹RLEfi‹N!

E

nternasyonalizmden söz edildi¤inde pek çok kimsenin ilk akl›na gelen, “Yaflas›n Halklar›n Kardeflli¤i” ya da “Bütün Halklar Kardefltir” fliarlar›d›r. Do¤rusu, birçoklar›n›n enternasyonalist oldu¤unu belli etmek için bu fliarlar› benimsemesinde flafl›lacak bir fley yoktur. Zira, bu fliarlar çok uzun zamandan beri, hatta Marksizm’in öncesinden beri bilinip tekrarlanan bir özlem ve dile¤i ifade etmektedir. Bununla birlikte, bunlar›n Marksizm ad›na, marksist kimli¤i kan›tlamak üzere ve adeta Marksizm’in ay›rdedici bir iflareti gibi kullan›lmas›, bu amaçla öne ç›kar›lmak istenmesine flaflmak gerekir. Bu tutumun marksistler taraf›ndan irdelenip elefltirilmemesi ise daha da tuhaft›r. Çünkü, marksist komünizmin ve enternasyonalizmin as›l ay›rdedici çizgisini ifade eden, “Bütün Ülkelerin ‹flçileri (yahut Proleterleri) Birleflin!” fliar›, “Bütün Halklar Kardefltir” fliar›yla hemen hemen ayn› anlama gelen bir fliar›n yerine önerilmifltir. Marx ve yoldafllar›n›n da içinde yer al›p, siyasal çizgisine damga vurduklar› ilk uluslararas› komünist örgüt olan Komünistler Birli¤i, Hakl›lar Birli¤i adl› ve Alman mültecileri taraf›ndan Paris’te kurulmufl olan bir baflka örgütün dönüfltürülmesiyle ortaya ç›km›flt›. Bu dönüflümün ifadelerinden biri de Hakl›lar Birli¤i’nin, “Bütün ‹nsanlar Kardefltir” fliar›n›n yerine, “Bütün Ülkelerin ‹flçileri Birleflin” fliar›n›n geçmesidir. Komünistler Birli¤i’nin Marx taraf›ndan kaleme al›nan tüzü¤ü, “Bütün Ülkelerin ‹flçileri Birleflin!” fliar›yla bafll›yor; manifestosu da ayn› sözlerle sona eriyordu. O günden beri de bu fliar, hem dostlar hem de düflmanlar taraf›ndan, hakl› olarak Marksizm’in ay›rdedici ifadesi olarak kabul edilmifltir. O günden beri komünizmden ya da Marx’tan söz edildi¤inde akla bu sözlerin gelmesi bundand›r. Ayn› nedenle bunun tersini de söylemek gerek: bu fliar› terk etmek, yahut baflka ifadelerle ikame etmeye çal›flmak marksist komünist perspektifi terk etmektir. Komünistler için, “Bütün Ülkelerin ‹flçileri Birleflin!” ça¤r›s› enternasyonalizme bak›fl aç›lar›n› ifade etmektedir. San›ld›¤›n›n aksine, enternasyonalizm iflçi s›n›f›na ve marksistlere özgü de¤ildir. “Bütün ‹nsanlar Kardefltir”, yahut küreselleflme ideolojisinin ifadesi olan “bu dünya herkesin” fliarlar›nda görüle bilece¤i gibi, baflka “enternasyonalizm”ler de vard›r ve olabilir. Bu nedenle, enternasyonalizm söz konusu oldu¤unda, genel ve soyut olarak enternasyonalizmi ça¤r›flt›ran ifadelerle yetinmek yerine, baflka “enternasyonalizm”lerle ayr›m çizgilerini kal›nlaflt›rmaya önem verilmelidir. “Bütün Ülkelerin ‹flçileri Birleflin!” fliar› bu amaçla, “bütün insanlar›n eflit do¤du¤unu” varsayan burjuva liberalizminden kaynaklanan ve 1789 Frans›z Devrimi’nin “kardefllik” özleminden esinlenen, “Bütün ‹nsanlar Kardefltir”

fliar›n›n yerine önerilmifltir. Marksistlerin enternasyonalizmi, soyut bir “insanl›k” ve “kardefllik” kavram›na de¤il, bir s›n›f vurgusuna dayanmaktad›r. Komünist bir dünya hedefiyle ba¤lant›l›, bu hedeften ç›karsan›p, oraya varmak üzere dile getirilmifltir. Bu perspektif, bütün insanlar›n ancak s›n›flar›n ve s›n›rlar›n ortadan kald›r›lmas›yla kardeflçe yaflayabilece¤ini ifade etmekte; bu hedefe varmak için öznesi uluslararas› iflçi s›n›f› olan bir devrimin zorunlu oldu¤una iflaret etmektedir. Lasalc›lar›n Enternasyonalizmi ile Komünistlerinki Nas›l Ay›rdediliyor? Kuflkusuz, “Bütün ‹nsanlar Kardefl tir” fliar›n›n s›n›f ayr›mlar›n› yok sayan, hümanist bir ifade oldu¤unu; bu nedenle “Bütün Halklar Kardefltir” fliar›yla bir tutulmamas› gerekti¤ini düflünenler çoktur. Bu gibiler, gerçekte bir s›n›fsal ayr›flmay› ifade etmeyen halk kavram›n›n, insan kavram›n›n yerine geçmesiyle “Bütün ‹nsanlar Kardefltir” fliar›ndan daha do¤ru, daha enternasyonalist bir fliara var›labilece¤ini sanmaktad›rlar. Do¤rusu bu bak›fl aç›s› da, bir tür “enternasyonalizmi” ifade etmektedir; ve böyle düflünenler yeni türemekte de¤ildirler. Daha önce, lasalc›lar›n damgas›n› tafl›yan Gotha Program› da, böyle bir “enternasyonalizm” fikrinden hareketle kaleme al›nm›flt›. Bu program› Almanya’daki arkadafllar›n›n lasalc›lara verdikleri bir taviz olarak de¤erlendiren Marx, konuyla ilgili flunlar› söyledi: “Peki Alman ‹flçi Partisinin enternasyonalizmi neye indirgenmektedir? Çabalar›n›n ‘halklar›n uluslararas› kardeflli¤ine varaca¤›’bilincine; yani, iflçi s›n›f›n›n egemen s›n›fla ra ve onlar›n hükümetlerine karfl› ortak mücadelesi için uluslararas› kardefllik hedefinin bir eflde¤eri gibi yutturulmak istenen ve bir burjuva kuruluflu olan Özgürlük ve Bar›fl Birli¤i’nden aktar›lm›fl olan parlak ifadeye indirgenmektedir. ... Gerçekte bu program›n enternasyonalizmi, serbest de¤iflimci partininkinden çok daha gerilerdedir. Bu parti de hareketinin nihai sonucunun ‘halklar›n uluslararas› kardeflli¤i’ oldu¤unu iddia ediyor. Ama hiç de¤ilse bu parti her halk›n kendi ülkesi içinde ticaret yapmas›yla yetinmeyerek, de¤iflime uluslararas› bir nitelik kazand›rmak için bir fleyler yap›yor.” (Gotha ve Erfurt Programlar›n›n Elefltirisi, Sol Y., s. 35) Elbette Marksizm iddias›n› tafl›yan hiç kimse bu alayc›, i¤neleyici elefltirinin muhatab› olmak istemez. Ama bu elefltirinin, yaln›zca ad› Lassalle olanlara iliflkin oldu¤unu düflünmek için pek saf olmak gerekir.

Proleter Enternasyonalizmi Anti-fiovenizme ‹ndirgenemez Öte yandan enternasyonalizm daha dar bir anlamda, flovenizmin alternatifi olarak da ele al›nabilir; ve elbette böyle bir anlam da içermektedir. Nitekim özellikle yaflad›¤›m›z topraklarda, “Yaflas›n Halklar›n Kardeflli¤i” fliar› flovenist olunmad›¤›n› belli etmek için de kullan›lmaktad›r. Kuflkusuz bu sözlerin, flovenizmle ayr›m çizgilerini çekmede önemli bir yeri vard›r ve bu bak›mdan olumludur. Ama, s›n›f ekseninden kopart›lm›fl olan bu ifade, bu k›smi ve dar anlam›nda da eksik olmaktad›r. Birincisi, e¤er bu fliar, bir birlik ça¤r›s›ndan ziyade flovenizme karfl› duruflu ifade etme maksad›yla öne ç›kar›l›yorsa, o zaman bu tutum flovenizmin ad› konarak aç›kça lanetlenmesiyle ve ulusal bask›ya maruz bulunanlar›n kay›ts›z koflulsuz kendi kaderlerini tayin etme hakk›ndan yana tutum almak suretiyle dile ge tirilmelidir. Örne¤in, Bolfleviklerin Büyük Rus flovenizmini lanetlemesi gibi, floven Türk Milliyetçili¤inin lanetleme si ve “Kürtlere Özgürlük!” talebinin öne ç›kar›lmas› gerekir. ‹kincisi, bu ifade sermayenin egemen oldu¤u koflullarda ve burjuva diktatörlüklerinin (ezen ulus devletlerinin diye de okuyabilirsiniz) çat›s› alt›nda halklar›n kardeflçe yaflamas›n›n mümkün oldu¤u hakk›nda bir yan›lsama yaratmaktad›r. S›n›fsal içeri¤i yans›tmayan ve sermaye egemenli¤inin y›k›lmas›n› koflul saymayan “Bütün Halklar Kardefltir” fliar›, Birleflmifl Milletler örgütünün çerçevesi içinde kardeflçe yaflama hedefine varmaktad›r. Dolay›s›yla da, ‹nsan Haklar› Evrensel Bildirisi’nin s›n›rlar›n› çizdi¤i (yani sermaye egemenli¤inin izin verdi¤i kadar) bir eflitlik ve adaletle yetinme ö¤üdü ile örtüflmektedir. “Bütün Halklar Kardefltir” fliar› ile, “Bütün ‹nsanlar Kardefltir” fliar›n›n akrabal›¤› bir kez de burada ortaya ç›kmaktad›r; bu kan ba¤› ayn› zamanda burjuva ulusal liberalizminin iflaretidir. Komünistler ise hiç de¤ilse, Komünist Enternasyonal’in ilk y›llar›ndan iti baren, Milletler Cemiyeti türü uluslararas› örgütlerin emperyalistler aras› birlik veya pazarl›k zeminleri oldu¤unu ve “halklar›n kardeflli¤i” için de¤il, emperyalist ya¤man›n düzenlenmesi için kuruldu¤unu bilmektedirler. (Bkz. Lenin Zaman›nda Komünist Enternasyonal Belgeleri, MAYA Kitaplar›-2) Komünist Enternasyonal, Birleflmifl Milletler’in atas› olan Milletler Cemiyeti’ne karfl› bu bilinçle tutum alm›fl, Sovyet Cumhuriyetleri Birli¤i hedefini bu örgütlenmenin s›n›fsal alternatifi olarak öne ç›karm›flt›. Milletler Cemiyeti’nin devam› olan Birleflmifl Milletler için de,

ayn› yaklafl›m geçerli olmal›d›r. Komünistler ayn› tutumu göstermeye devam etmelidirler. Dolay›s›yla, “Bütün Ülkelerin ‹flçileri Birleflin!” fliar› bu içerikle de ba¤lant›l› olarak ele al›nmal›, salt bir kardefllik dile¤i, flovenizme karfl› durufl ifadesi olarak de¤il, somut bir birlik ça¤r›s› olarak alg›lanmal› ve savunulmal›d›r. “Bütün Ülkelerin ‹flçileri Birleflin!” Ça¤r›s›n›n Örgütsel Sonuçlar› Has›ralt› Edilemez Kald› ki, “Bütün Ülkelerin ‹flçileri Birleflin” fliar›, ilk ortaya at›ld›¤›nda bile, iflçi s›n›f›n›n mücadelesinin uluslararas› niteli¤ini ilan etmekle kalmam›flt›; bütün iflçilerin birlik ve beraberli¤ini dilemenin ötesinde bir anlam yüklüydü bu sözlerde. Komünist Manifesto, bu fliarla bütün ülkelerin iflçilerini somut bir uluslararas› örgütlenmeye, Komünistler Birli¤i’nde ve etraf›nda birleflmeye ça¤›rd›. Bu fliar›n ayn› örgütün tüzü¤ünün dibacesinde yer almas› bu nedenle tesadüf de¤ildir. Ne var ki, Komünistler Birli¤i fazla yaflamad›; daha kötüsü, “Bütün Ülkelerin ‹flçileri Birleflin!” ça¤r›s›yla, bir enternasyonal örgütlenme aras›ndaki ba¤ sadece pratikte kopmad›; teorik olarak da kopar›ld›. Marx yine Gotha program›n› eleflti rirken, “‹flçi s›n›flar›n›n uluslararas› hareketi, hiç de Uluslararas› Emekçiler Derne¤i’nin var olup olmamas›na ba¤l› de¤ildir” demiflti. Daha sonra ve baflka yerlerde de devrimci bir örgütün süreklili¤inin asli bir önem tafl›mad›¤›; s›n›f hareketinin bu ihtiyaca kendili¤inden yan›t bulaca¤› anlam›na gelebilecek sözler söyledi. Marx’›n bu sözleri, geçmiflte de, bugün de pek çoklar›n›n flükranla s›¤›nd›¤› bir tutuma zemin sunmakta; enternasyonal bir örgütlenme olmadan, böyle bir örgüt için mücadele etmeden de enternasyonalist olunabilece¤i ve kal›nabilece¤i hakk›ndaki yan›lsamalar› beslemektedir. Oysa bu konu, tam da Marx’a de¤il, Lenin’e kulak vermek gerekti¤i noktaya iflaret etmektedir. Zira Marx’›n devrimci bir örgüt ve bu örgütün süreklili¤i konusunda eksik ve bu ölçüde yanl›fl bir görüfle sahip oldu¤unu, pek çoklar› dile getirmek istemese de, unutmamak gerekiyor. Lenin’in Marksizme temel katk›lar›ndan birinin devrimci örgüt anlay›fl› noktas›nda oldu¤unu unutmayanlar, (hiç de¤ilse Komünist Enternasyonal’in kuruluflundan sonra) proleter enternasyonalizmini uluslararas› bir örgütlenme için mücadeleden ayr› düflünmemeli. Marksizm’i Lenin’in teorik ve Bolflevizm’in pratik katk›lar›yla geliflmifl haliyle benimseyen ve bu çizginin süreklili¤ini Komünist Enternasyonal’in ilk dört kongresinin miras›na sahip ç›kmadan sa¤lanamayaca¤›n› savunanlar için, “Bütün Ülkelerin ‹flçileri Birleflin!” ça¤r›s›, ancak komünist bir dünya hedefiyle ve bunun zorunlu koflulu olarak, komünist bir dünya partisini yaratma iradesiyle birlefltirildi¤inde gerçek anlam›n› kazanmaktad›r. J


fiubat ‘98 Komünist Partisi Manifestosu’nu kendilerine k›lavuz edinen milyonlarca komünistin “Marx-Engels müridleri” de il, Komünistler Birli i’nin takipçileri oldu u gerçe ini vurgulamak, o zaman için de, bugün de metni kaleme alanlar› zikretmekten daha fazla önem ve anlam tafl›maktad›r.

Yay›nlan›fl›ndan Yüzelli Y›l Sonra ...

Komünist Manifesto’ya Ancak Onu Aflma ‹ddias›nda Olanlar Sahip Ç›kabilir! “Uluslararas› bir iflçi örgütü olan ve o günlerin koflullar›nda pek tabii ki gizli çal›flmas› gereken Komünistler Birli¤i, 1847 Kas›m’›nda Londra’da düzenlenen kongresinde afla¤›da imzalar› bulunan bizleri, partinin hem teorik hem pratik bak›mdan ayr›nt›l› bir program›n› kaleme alarak, yay›ma haz›rlamak üzere görevlendirdi. ‹flte elyazmalar› fiubat Devrimi’nden ancak bir kaç hafta önce, orada bas›lmak üzere Londra’ya ulaflan Manifesto böyle do¤du.” (Marx, Engels Komünist Manifesto’nun Almanca bas›m›na 1872 tarihli Önsöz) omünist Manifesto, yüzelli y›l önce ilk kez yay›nland›¤›nda “Komünist Parti’nin Manifestosu” bafll›¤›n› tafl›yordu; ve do¤rusu da buydu. Peflpefle birçok bask›s› yap›lan Manifesto’nun ayn› y›l içinde yine almanca olarak Londra’da yap›lan ikinci bask›s›nda da; bunu izleyen Frans›zca, Lehçe, ‹talyanca, Danca, Felemenkçe ve ‹sveçce bask›lar›nda da hiç bir yazar ad› geçmedi. Komünist Manifesto’nun yazarlar›n›n Karl Marx ve Friedrich Engels olduklar› hakk›ndaki ilk ibare, 1850’de ‹ngiltere’deki çartistlerin yay›n organ› olan “The Red Republican - K›z›l Cumhuriyetçi”de yay›nlanan “Alman Komünist Partisi’nin Manifestosu” bafll›kl› ingilizce çeviriye, G. J. Harney’in yazd›¤› önsözde geçti. Daha sonra 1872’de Almanya’da yay›nlanan bask›ya Marx ve Engels ortak bir önsöz yazd›lar. Bu bask› “Komünist ManifestoDas Kommunistische Manifest” bafll›¤›yla ve Marx-Engels imzas›yla yay›nland›; o günden sonra, hemen hemen tüm bask›lar bu biçimde yay›nland›; o gün bugündür hemen hemen her yerde, “Marx ve Engels’in ölümsüz eseri”, yahut buna benzer ifadelerle an›lmaktad›r.

K

Komünist Manifesto “Marx-Engels’in Eseri” mi? 1872’de ilk kez Marx ve Engels imzas›yla yay›nland›¤›nda, Manifesto’nun as›l sahibi olan Komünistler Birli¤i’nin yerinde çoktan

beri yeller esiyordu; onun yerine kurulan Birinci Enternasyonal de türdefl bir çizgiye ve bu manifestonun arkas›nda duracak ortak bir iradeye sahip de¤ildi; ve kapanmas›na varacak olan iç çat›flmalar sürecine (Bakunincilerle marksistler aras›ndaki gerilim artmaktayd›) girmiflti. Bu durumda Komünist Manifesto’yu fiilen Marx ve Engels temsil edip savunmaktayd›lar. 1872’de koflullar›n ne oldu¤u ve hangi nedenle Manifesto’nun MarxEngels imzas›yla yay›nlanm›fl oldu¤u tart›flmas› ayr› bir sorundur. Ama hem ortaya ç›k›fl sürecini yans›tmak bak›m›ndan, bu metni iki yazarl› bir “eser” olarak ele almak do¤ru de¤ildir; hem de Manifesto’nun politik-örgütsel anlam›n›n has›ralt› edilmesine yol açt›¤› için böyle yapmamak gerekir. Herfley bir yana, o y›llarda da, sonras›nda da bu metni kendilerine k›lavuz eden milyonlarca komünistin “Marx-Engels müridleri” de¤il, Komünistler Birli¤i’nin takipçileri oldu¤u gerçe¤ini vurgulamak, o zaman için de, bugün de metni kaleme alanlar› zikretmekten daha fazla önem ve anlam tafl›maktad›r. Bu nedenle Komünist Manifesto’nun do¤ufluna varan süreci k›saca hat›rlamak ve bu belgeyi marksist teori ›fl›¤›nda haz›rlanm›fl ilk komünist program metni olarak ele almak gerekiyor. Komünist Manifesto’nun Ortaya Ç›kmas›na Varan Süreç Komünist Manifesto’nun arkas›nda duran örgüt, Hakl›lar Birli¤i adl› gizli devrimci örgütün 1847 y›l›n›n Haziran ay›nda Londra’da toplanan kongresinde Komünistler Birli¤i’ne dönüflmesiyle ortaya ç›kt›. Hakl›lar Birli¤i de bir baflka örgütün, Horlananlar Birli¤i’nin içinden ç›km›flt›. 1834’te Paris’teki Alman mültecileri taraf›ndan kurulmufl olan Horlananlar Birli¤i, blankistlerin gölgesinde, devrimci bir Alman mülteci örgütüydü. 1836’da, ço¤unlu¤u proleter olan bir grup militan

bu örgütten koparak Hakl›lar Birli¤i’ni kurdular; Horlananlar Birli¤i ise, k›sa bir süre sonra at›l varl›¤›na son verdi. Hakl›lar Birli¤i 1836 y›l›nda Paris’te kurulmufl olsa da, ilk kongresini ancak 1847 y›l›n›n Haziran ay›nda (2-9 Haziran) Londra’da toplad›. Bu kongre ayn› zamanda s›n›f mücadeleleri tarihinde bir dönüm noktas› oluflturdu. O s›ra henüz otuz yafllar›na gelmemifl olan Karl Marx ve Friedrich Engels de, bu kongre ile bir devrimci örgüte ilk ad›mlar›n› att›lar. Yeni bir tüzü¤ü ve ilkeler metni biçiminde bir tasla¤› tart›fl›lmak üzere benimseyen Hakl›lar Birli¤i’nin Birinci Kongresi (Bu kongrede, örgütün ismi de Komünistler Birli¤i olarak de¤ifltirilmifltir), ikinci bir kongrenin 29 Kas›m 1847’de toplanmas›na karar verdi. Bu ikinci kongre hem örgütün yeni tüzü¤ünün, hem de “Komünist Amentü” diye adland›r›lan ilkeler metninin de¤erlendirilip karara ba¤lanmas›n› bafll›ca gündem olarak kabul etti; bu tarihe kadar tüm örgütlerin söz konusu taslaklar› tart›fl›p görüfllerini oluflturmalar› kararlaflt›r›lm›flt›. Böyle bir ilkeler metni haz›rlama fikri, Hakl›lar Birli¤i’nin gündemine ilk kez bu kongrede gelmemiflti. Daha önce de Weitling’in kaleminden ç›kan bu tür bir metin tart›fl›l›p benimsenmiflti. Aradan geçen yaklafl›k on y›ll›k geliflmeler, bu metnin art›k de¤ifltirilmesi gerekti¤i sonucuna var›lmas›na yol açt›. Yeni bir bildirge ihtiyac› 1847’deki karar› belirledi. Bunun yan›s›ra, Marx ve Engels’in bu kongreye kat›lma karar›n› vermelerinde belirleyici etken de böyle bir sorunun gündemde bulunmas›yd›. Marx, Engels ve arkadafllar› dikkatle izlemekle birlikte, hem genel ideolojik çizgisi, hem de komplocu siyaset anlay›fl› nedeniyle Hakl›lar Birli¤i’ne uzak duruyorlard›; 1848 devrim dalgas›n›n yaklaflmakta oldu¤u s›cak günlerde bile, hala bu

Komünist Manifesto, yüzelli y›l önce ilk kez yay›nland›¤›nda “Komünist Parti’nin Manifestosu” bafll›¤›n› tafl›yordu; ve do¤rusu da buydu. Peflpefle birçok bask›s› yap›lan Manifesto’nun ayn› y›l içinde yap›lan bask›lar›nda da hiç bir yazar ad› geçmedi.


2

Komünist Manifesto ad›n› alacak olan metin için çal›flanlar›n yaln›z Marx ve Engels oldu¤u san›lmamal›. Komünistler Birli¤i yönetici komitesinin örgüte sundu¤u 14 Eylül 1847 tarihli rapora bak›l›rsa, Komünistler Birli¤i’nin hemen bütün birimleri Birinci Kongre’de al›nan kararlar do¤rultusunda “Komünist Amentü tasla¤›” üzerinde hummal› bir tart›flma içindeydi.

fiubat ‘98 örgütle örgütsel bir iliflkiye girmemifllerdi. Bununla birlikte, bir süredir yürütmeye çal›flt›klar› propaganda/tart›flma faaliyeti içinde, böyle bir faaliyet için bile hem uluslararas› hem de gizli bir örgüt gerekti¤inin fark›na varm›flt›lar. Üstelik 1843’ten beri iliflkide olduklar› Hakl›lar Birli¤i’nin militanlar›n›n baz›lar›, Marx’›n kurmufl oldu¤u Brüksel merkezli “Komünist Yaz›flma Komitesi’nin” içinde zaten bilfiil yer almaktayd›lar (Schapper, Bauer ve Moll Londra flubesini oluflturuyordu). Bu iliflkiler çerçevesinde örgüt Weitling’in giderek bir tür Hristiyan mezhebini and›rmaya bafllayan görüfllerinden ve onun otoritesinden uzaklaflmaktayd›. Bu noktada Engels nas›l bir karar verdiklerini flöyle anlatt›: “Almanya d›fl›nda bile ancak gizli olabilecek bir örgütün gereklili¤i konusunda hiçbir kuflku tafl›m›yorduk. Oysa Birlik biçiminde böyle bir örgüt zaten vard›. Birlik içinde daha önce karfl› oldu¤umuz fleyler flimdi bizzat Birli¤in temsilcileri taraf›ndan hatal› görülüp terk edilmiflti, bir reorganizasyon için çal›flmaya ça¤r›l›yorduk. Hay›r diyebilir miydik? Muhakkak ki diyemezdik. Birli¤e bu flekilde girdik.” (Engels, Komünistler Birli¤i’nin Tarihi Üzerine, Köln Davas› Üzerine Aç›klamalar derlemesi içinde, Ana yay›nlar›,s. 19) Bu kongrenin ard›ndan bafllayan tart›flma sürecine Londra’daki komünde kat›lan Engels, birinci kongrede benimsenen ve kendisinin yazd›¤› tasla¤› gelifltirerek, “Komünizmin ‹lkeleri” diye bilinen metin haline getirdi. 23 Kas›m 1847’de bu metinle birlikte Marx’a gönderdi¤i bir mektupta metne Komünist Manifesto ad›n› vermenin daha uygun olaca¤›n› söyledi: “‹man Yemini tasla¤›n› biraz düflün. Amentü biçimini bir yana b›rak›p, buna Komünist Manifesto demenin daha iyi olaca¤›n› düflünüyorum. Bu metinde az çok tarih anlatmak gerekti¤inden, elimizdeki biçim hiç uygun de¤il (nitekim Manifesto’nun nihai metninde böyle bir tarihsel girifl yeralmaktad›rMAYA). Yapt›klar›m› getirece¤im (Komünizmin ‹lkeleri kastediliyorMAYA); basit anlat›lm›fl, ama aceleyle ve çok kötü kaleme al›nm›fl. Komünizm nedir? ile bafll›yorum ve sonra proletarya geliyor-oluflum tarihi, önceki çal›flanlardan fark›, burjuvazi ve proletarya aras›ndaki karfl›tl›¤›n geliflimi, bunal›mlar›, sonuçlar›. (özellikle Proleterler ve Komünistler bölümü farkl› bir üslupla da olsa Engels’in bu notlar›n› içermektedirMAYA)” Bu mektuptan Komünist Manifesto’nun isim babas›n›n Engels oldu¤u anlafl›l›yor. Brüksel komününde yer alan ve tart›flmalara burada kat›lan Marx’›n da, daha çok varolan farkl› sosyalist ak›mlar›n de¤erlendirilmesi ve komünistlerin bunlarla programatik

ayr›m çizgilerinin çekilmesi konusuna yo¤unlaflm›fl oldu¤u anlafl›l›yor. Ama, sonradan Komünist Manifesto ad›n› alacak olan metin için çal›flanlar›n yaln›z Marx ve Engels oldu¤u san›lmamal›. Komünistler Birli¤i yönetici komitesinin örgüte sundu¤u 14 Eylül 1847 tarihli rapora bak›l›rsa, Komünistler Birli¤i’nin hemen hemen bütün birimleri Birinci Kongre’de al›nan kararlar do¤rultusunda “Komünist Amentü tasla¤›” üzerinde hummal› bir tart›flma içindeydi. Söz konusu raporda yer alan flu sat›rlar bu çal›flmaya tan›k: “Kongre’nin sona ermesiyle birlikte Kongre raporunu, yeni tüzü¤ü, Komünist Amentü’yü, Merkezi Otorite’nin bir mektubuyla birlikte ‹sviçre, Fransa, Almanya, Belçika ve ‹sveç’te komünlerimizin bulundu¤u on kente gönderdik. Ayr›ca Londra’dan iki yetkili kuryeyi Amerika’ya, birini Norveç’e, birini Almanya’ya, birini de Hollanda’ya gönderdik. Bunlar›n hepsi Merkezi Otorite’ye gittikleri yerde yeni komünleri kurup, bizimle iliflkiye geçmelerini sa¤lamak için ellerinden geleni yapacaklar›na söz verdiler... Herfleyden önce Leipzig’deki komünün bütün üyeleri, Amentü’nün daha bilimsel ve bütün toplumsal s›n›flara hitap edecek bir dille yaz›lmas› gerekti¤ine inanmaktad›r. Onlar metnin neredeyse tamamen bafltan afla¤› yaz›lmas›n› talep ediyor ve gerekçelerini bildiriyorlar. Bir dahaki Kongre’de tart›fl›lmak üzere düflündükleri de¤ifliklikleri Kongre’ye sunaca¤›z. Merkezi Otorite bu mektupta dile getirilen hususlar›n büyük bir ço¤unlu¤uyla hem fikirdir... Lyon’dan Birlik üyelerinin çal›flmalar›m›zla ilgili hiçbir gayret göstermeyip Amentü’yü tart›flt›klar›n› bildiren bir mektup ald›k. Lyon çevresi, üyelik koflullar›yla ilgili yedinci k›s›m hariç yeni tüzü¤ü tamamen destekliyor... Paris’ten gelen haberlere göre, tüzük orada oy birli¤iyle desteklenmektedir; Amentü de¤iflik komünlerde tart›fl›lmakta ve üye say›s› hat›r› say›l›r biçimde artmaktad›r. Belçika’da geliflmeler iyidir. Kongre’den beri bu ülkede iki çevre kurulmufltur. Liege’de kurulanla henüz do¤rudan iliflki kurmufl de¤iliz ama her an mektup bekliyoruz... Brüksel çevresi Prusya Ren bölgesindekilerle temas halinde ve çok gayretle çal›fl›yor... Tüzük Brüksel’de benimsendi; ileriki Kongre’de tart›fl›lmak üzere iki de¤ifliklik önergesi sundular... Komünist Amentü’ye gelince, pekçok önemli de¤ifliklik önerisi getiriyorlar, ki bunlar› Kongre’nin tart›flmas›na sunaca¤›z... Yeni tüzük Londra’da oy birli¤iyle benimsendi ve Amentü üzerine canl› bir tart›flma bütün komünlerde sürmektedir. Yerel Çevre Otoritesi ek ve de¤ifliklik önergelerini tart›flmalar sona erer ermez gönderecektir... ‹kinci Kongre yaln›z bir Komünist Amentü’yü

belirleyece¤i için de¤il, Birli¤in nihai örgütlenmesini kesinlefltirece¤i ve propaganda çal›flmam›z›n gelecekteki arac› olarak bir yay›n organ›n› oluflturaca¤› için önem tafl›maktad›r. Bu nedenle mümkün oldu¤u kadar çok delegenin kongreye kat›lmas›n›n sa¤lanmas› büyük bir önem tafl›maktad›r. Kardefller! Bunun için üzerinize düflen yükümlülükleri yerine getirmek için hiçbir fedakarl›ktan kaç›nmayaca¤›n›z› umuyoruz... Kongre raporuna kesin yan›tlar›n› göndermeyen bütün çevre ve komünler bu ödevlerini gecikmeksizin yerine getirmelidirler... ... Merkezi Otorite ad›na, Karl Schapper, Heinrich Bauer, Joseph Moll” (Marx Engels Toplu Eserler, c.6, s. 602615, Progress Publisher, 1976 Moskova) Bu raporun ayr›nt›lar›na bak›ld›¤›nda, en güçlü örgütün, hem Engels’in, hem de Hakl›lar Birli¤i’nin belli bafll› önder kadrolar›n›n içinde yer ald›¤› Londra flubesi oldu¤u anlafl›l›yor. Marx ve W. Wolf ise, Brüksel flubesinde yer almaktayd›lar; bu örgütün de verimli bir çal›flma yürütüp etkisini baflka bölgelere (örne¤in Liege) yaymaya bafllad›¤› anlafl›l›yor. Buna karfl›l›k, Paris flubesinin, Manifesto’da “Reel Sosyalizm” diye tan›mlanan ak›m›n önderlerinden Karl Grün ve taraftarlar›n›n y›prat›c› etkisi nedeniyle; Berlin flubesinin polis bask›s› nedeniyle; ‹sviçre’deki flubelerin ise, hem polis hem de Weitling taraftarlar›n›n etkisiyle zay›flam›fl oldu¤u anlafl›lmaktad›r. Komünistler Birli¤i’nin ikinci kongresi planland›¤› üzere, 29 Kas›m günü Londra’da topland›; 7 Aral›k tarihine kadar sürdü. Bu kez Marx da kongreye kat›ld› ve Komünist Manifesto olmas› beklenen nihai metni kaleme almakla görevlendirildi; bütün bir sürecin birikimlerini yans›tan tüm notlarla Belçika’ya döndü. Ama, metnin son halini almas› beklenenden ve istenenden uzun sürdü. 1847’nin Aral›k ay›ndan itibaren ifle koyulan Marx, Ocak ay› sona ererken hala son noktay› koyamam›flt›. Oysa Avrupa yaklaflan bir devrim dalgas›na gebeydi ve Komünistler Birli¤i’nin kuruluflundan beri gündemde olan komünistlerin, kimli¤ini ve amaçlar›n› aç›klama görevi, yaklaflan devrimin ayak sesleriyle her geçen gün ivedileflmekteydi. Londra’daki yönetici komite bu bas›nc›n da etkisiyle Marx’a sert bir mektup gönderdi: “Merkez Komitesi, Brüksel’deki bölge komitesine geçen kongrede haz›rlamay› üstlendi¤i Komünist Parti Manifestosu’nu 1 fiubat Çarflamba gününe kadar Londra’ya iletmezse, kendisine karfl› birçok müeyyideler uygulanaca¤›n› yurttafl Marx’a bildirmenizi emretmektedir. Yurttafl Marx’›n Manifesto’yu yazmamas› halinde Merkez Komitesi kendisine teslim edilen belgelerin derhal iade


3

fiubat ‘98 edilmesini talep etmektedir. (Komünistler Birli¤i) Merkezi Otorite talimat›yla ve onun ad›na, Schapper, Bauer, Moll 26 Ocak 1848” (Aktaran D. Riazanov, “K. Marx ve F. Engels Hayat ve Eserlerine Girifl”, s.75, Belge Y. ‹stanbul, 1978) Manifesto’nun as›l sahibinin kim oldu¤unu ay›rdetmek için, sadece bu mektup bile yeterlidir. Marx üzerinde çal›flt›¤› metni vaktinde yetifltirmemifl olsayd›, Komünistler Birli¤i önderli¤i bu belgelere ve Marx’›n tamamlanmam›fl çal›flmas›na dayanarak, Komünist Partisi Manifesto’sunu her halükarda yay›nlama kararl›l›¤›ndayd›. Hiç kuflkusuz, böyle bir metin de bilinen metinden esasta pek farkl› olmayacakt›. En az›ndan, daha önceki kongrede yay›nlanmas› kararlaflt›r›l›p ilk ve tek say›s› 1847 y›l›n›n Eylül ay›nda, Kommünistische Zeitung (Komünist Gazete) ad›yla ve “Bütün Ülkelerin ‹flçileri Birleflin” fliar›yla yay›nlanan gazetenin varl›¤›, bu tahmini güçlendirmektedir. Bu gazetedeki yaz›lar›n hemen hemen hepsinin Karl Schapper taraf›ndan kaleme al›nd›¤› tahmin edilmektedir. Herfley bir yana, Komünist Manifesto’nun arka plan›ndaki bu tablo, Manifesto’nun arkas›ndaki örgüt iradesini ve bir devrimci örgütün ihtiyac›na yan›t vermek üzere kaleme al›nm›fl oldu¤unu aç›kça göstermektedir. Bu tablo ayn› zamanda Komünist Manifesto’nun ne amaçla ele al›n›p kullan›lmas› gerekti¤ine de bir kez daha iflaret etmektedir; ki bugün as›l vurgulanmas› gerekenlerin bafl›nda da bu gelmektedir. Komünist Manifesto, Komünistler Birli¤i önderlerinin hiddetli mektubunu izleyen günlerde Almanca olarak Londra’da gün ›fl›¤›na ç›kt›. Koyu yeflil renkli kapakta büyük puntolarla Komünist Parti’nin Manifestosu bafll›¤›, tam orta yerinde “ Bütün Ülkelerin ‹flçileri Birleflin!” fliar› bulunuyordu. Örgütsel Belgelerin fiahsilefltirilmesine Baz› Örnekler Manifesto’nun ortaya ç›kmas›na varan tarihsel süreç hakk›ndaki hat›rlatmalar flu ya da bu tarihsel olgu ile daha fazla zenginlefltirilebilir. Ama bu tür verilerin kapsam› ve içeri¤i ne olursa olsun, Komünist Manifesto’nun “Marx ve Engels’in eseri” yahut “Komünistler Birli¤i’nin Manifestosu” olarak an›lmas› bir sahiplik ve miras tart›flmas›n›n konusu de¤ildir. Bu ayr›m›n öne ç›kard›¤› soru iflaretleri, daha önemli ve baflka durumlarda da karfl›lafl›labilen bir soruna ›fl›k tutmaktad›r. Bu durum kimi baflka örneklerin tart›fl›lmas› ile daha da ayd›nl›¤a kavuflabilir. Örne¤in, 1917 Nisan ay›na kadar bolfleviklerin de sahip ç›kt›¤› RSD‹P program› esas olarak Plehanov’un tasla¤› üzerine kuruludur ve son flekliyle bu metin yine onun

kaleminden ç›km›flt›r. Bununla birlikte, bu metnin flekillenmesinde Iskra yaz› kurulunda yürütülen tart›flmalar›n; daha sonra RSD‹P ‹kinci Kongresi’ndeki tart›flmalar›n önemli bir pay› vard›r. Manifesto hakk›ndaki genel geçer de¤erlendirme ve uygulamaya bak›ld›¤› takdirde, bu belge pekala G.V. Plehanov imzas›yla yay›nlan›p, onun “eseri” olarak an›labilirdi. Ama bu, iki nedenle mümkün olmad›. Birincisi Plehanov RSD‹P kongresinde hararet ve maharetle savundu¤u program› k›sa bir süre sonra terk etti; yani alt›na kendi imzas›n› koymay› kendisi reddetti. Yahut bunu ancak orijinal metnin “düzeltilmesi” kofluluyla kabul edece¤i bir noktaya geldi. ‹kincisi bu programa sahip ç›kan ve onu kendisine k›lavuz eden bolflevikler bu metnin kiflisel mülk edinilmesine ve kiflisel tasarruflarla “düzeltilmesine” izin vermeye niyetli de¤ildiler. Bir baflka örnek de, Lenin’in Toplu Eserleri’nin yay›nlanmas›yla ilgili olarak verilebilir. Bu Toplu Eserler’in yay›nlanmas›yla birlikte, bolflevik hareketin flekillenmesinde önemli katk›lar› olmufl pek çok düflünce arfliv malzemesi haline gelmifltir; çünkü bu yay›n ayn› zamanda baflkalar›n›nkinin yay›nlanmamas› anlam›na da geliyordu. Bu durumda, kendini bolflevik hareketin takipçisi olarak adland›ranlar›n pek ço¤u, bu hareketin geçmiflini ve flekillenmesini ancak Lenin’in “eserleri” üzerinden ö¤renmekte ve böyle kurgulamaktad›r. Oysa bunun do¤ru olmad›¤› aç›kt›r. Bolflevik hareketin flekillenmesinde tayin edici bir rolü olan Iskra’y› ele almak yeteri kadar çarp›c›d›r. Iskra bir örgütlenme plan›n›n organ›d›r; bu organda yay›nlanan yaz›lar hem ortak fikirlerin ve tart›flmalar›n ürünüdür; hem de bu organ bir iflbölümü çerçevesinde yay›nlanm›flt›r. Yani Lenin bir say›da bir konuda bir yaz› yazd›ysa, ayn› say›da bunu tamamlayan baflka yaz›lar bulunmaktad›r. Bu yay›n›n içinden Lenin’in yaz›lar›n› ay›klay›p, seçti¤inizde, bu yaz›lardan iz sürüp Iskra’n›n bütününe varman›z mümkün de¤ildir. T›pk› Lenin’in yaz› ve konuflmalar›n› bir araya getirmekle Komünist Enternasyonal’e varamayaca¤›n›z gibi. Bu belgelerin içinden, örne¤in Troçki’nin raportörlü¤ünü yapm›fl olduklar›n› bir araya getirmekle vb. de ayn› bütünlü¤e var›lamayaca¤› aç›kt›r. Bu örnekler siyasal metinlere bireyci ve ayd›nca bak›fl aç›s›n›n siyasalörgütsel süreklili¤i kavramada ve yans›tmada ne kadar eksik ve yan›lt›c› bir etki yaratabilece¤ini göstermek için yeterlidir. Komünist Manifesto Miras›n›n Devral›nmas›n›n Koflulu Nedir? Ama sorunun bir baflka boyutu daha var: Siyasal görüflleri falanca ve filancan›n kiflisel görüflleriymifl gibi

alg›lamakla malul tutum, siyasal görüfllerin flekillenmesini fikirlerden baflka etkenlerin de etkiledi¤ini (örne¤in Manifesto örne¤inde oldu¤u gibi, bir örgütsel çerçeve ve örgüt iradesi) gözden kaç›r›r ve siyasal fikirlerin süreklili¤inin bile ancak örgütsel zeminler üzerinde sa¤lanabilece¤inin unutulmas›na yol açar. Tam bu noktada tekrar Komünist Manifesto’ya dönüp bu metnin kökenlerini ve ak›betini bu gözle irdelemekte yarar var. Manifesto’nun “Marx-Engels’in eseri” alg›lan›p sunulmas›yla has›r alt›na gidenler nelerdir? Herfley bir yana, Komünist Manifesto’nun içerdi¤i fikirlerin tamam› Marx ve Engels’e ait olsa bile, bu fikirler Manifesto’nun ortaya ç›k›fl›na yetmiyordu. Çünkü Manifesto’nun ortaya ç›kmas›na yol açan bir örgütsel karar ve hatta Merkez Otoritesi’nin mektubunda görüldü¤ü gibi bir talimat vard›r. Bir baflka deyiflle, Manifesto’nun varl›¤› Komünistler Birli¤i’nin varl›¤›na ve iradesine tamamen ba¤l›d›r. Buna karfl›l›k, flekillenifli s›ras›nda tayin edici katk›lar› olsa bile, Komünistler Birli¤i’nin kurulmas› fikri Marx ve Engels’in de¤ildir. Hatta böyle bir örgüt onlar›n ak›llar›ndan bile geçmifl de¤ildir; hatta proletaryan›n siyasal partisinden söz edilen yerlerde bu parti planl› biçimde yarat›lm›fl somut ve ba¤›ms›z bir örgütlenmeden çok, toplumsal/tarihsel sürecin bir ürünü olarak tarif edilmektedir. Bu örgütün süreklili¤inin sa¤lanamamas›n›n ard›nda yatan en önemli öznel zaaflardan biri burada yatmaktad›r. Komünist Manifesto’nun En Önemli Kusuru Manifesto’daki ilgili pasajlara bu bak›fl aç›s›yla göz atmak yararl› olur. “Burjuvalar ve Proleterler” bafll›¤› alt›nda, iflçilerin el yordam›yla yaratt›klar› örgütlenmeler ve mücadele biçimlerinin evrimi k›saca anlat›ld›ktan sonra; “Bu aflamada iflçiler henüz, ülkenin her bir yan›na da¤›lm›fl, karfl›l›kl› rekabet yüzünden birbirlerine düflmüfl tutars›z bir y›¤›nd›rlar. Orada burada daha bir kenetlenmifl kurulufllar halinde birleflseler de, bu henüz onlar›n kendi faal birleflmelerinin sonucu de¤ildir; kendi siyasi hedeflerine ulaflabilmek için bütün proletaryay› harekete geçirmeye zorlanan ve daha bir süre bunu yapabilecek güçte olan burjuvazinin birli¤inin sonucudur. Bundan dolay› bu aflamada proleterler kendi düflmanlar›yla de¤il, düflmanlar›n›n düflmanlar›yla, ... savafl›rlar. Böylelikle tarihi hareketin tümü burjuvazinin elinde toplan›r; bu yoldan kazan›lan her zafer, burjuvazi için bir zaferdir.” Bu saptaman›n ard›ndan Manifesto, proleterlerin da¤›n›k mücadele ve örgütlerinin burjuvaziden ba¤›ms›z bir siyasi örgüt alt›nda merkezileflmesi

Komünist Manifesto’nun arka plan›ndaki bu tablo, Manifesto’nun arkas›ndaki örgüt iradesini ve bir devrimci örgütün ihtiyac›na yan›t vermek üzer e kaleme al›nm›fl oldu¤unu aç›kça göstermektedir . Bu tablo ayn› zamanda Komünist Manifesto’nun ne amaçla ele al›n›p kullan›lmas› gerekti¤ine de bir kez daha iflaret etmektedir .


4 “Komünistler Birli¤i kadar mütevaz›, Komünist Enternasyonal kadar iddial› bir yürüyüflün” sorumlulu¤unu üstlenmek ve bu iddiay› aç›kça ortaya koymak, Komünist Manifesto’nun miras›n› devral›p bu çizgiyi sürdürmenin en önemli ve öncelikli kofluludur . Devrimci Parti Güçleri’nin ayr›m çizgilerinden biri de bu yöntemsel yaklafl›mda bulunmaktad›r .

fiubat ‘98 ihtiyac›na; “hepsi ayn› karakteri tafl›yan birçok yöresel mücadeleyi, milli çapta tek bir s›n›flararas› mücadelede merkezilefltirme” ihtiyac›na iflaret etti; ve “bütün s›n›f mücadelelerinin siyasi mücadeleler” oldu¤unu vurgulad›. Bu merkezileflmenin imkanlar› Manifesto’ya göre, ya “ça¤dafl sanayice yarat›lan ve ayr› ayr› yörelerin iflçilerinin birbirleriyle iliflki kurmalar›n› sa¤layan yeni iletiflim araçlar›”nda; “burjuvazinin kendisine karfl› savaflmas› için proletaryaya sa¤lad›¤› silahlar” da; “egemen s›n›flar›n sanayinin geliflmesine paralel olarak proletarya saflar›na itilen kesimlerinin sa¤lad›¤› e¤itim imkanlar›nda” vb. yatmaktad›r. Bununla birlikte bu nesnel imkanlar›n giderek olgunlaflmas›na ra¤men; “proleterlerin bir s›n›f olarak, dolay›s›yla bir siyasi parti olarak örgütlenmeleri, kendi aralar›ndaki rekabet yüzünden hep sekteye” u¤rad›¤› da saptan›p, ayn› imkanlar sayesinde “her seferinde daha da güçlü, kararl› ve zorlu olarak yeniden toparland›¤›” aç›klanmaktad›r. Manifesto bu ihtiyac›n karfl›lanmas› sorununun çözümünü, iflçi hareketinin kendili¤inden gelifliminin ve iflçilerle kapitalistler aras›ndaki tekil mücadelelerin d›flar›s›ndan ayr› bir devrimci müdahalede görmez. Nitekim “Proleterler ve Komünistler” bafll›kl› bölüm, “komünistler di¤er iflçi s›n›f› partilerinin karfl›s›na dikilen ayr› bir parti oluflturmazlar” diye bafllamaktad›r. Halbuki, bunun tam tersini söylemek gerekirdi. Üstelik, bizat›hi Komünist Manifesto’nun kendisi böyle bir müdahalenin ürünü ve arac›d›r. Devrimci teori ile devrimci pratik aras›ndaki bu kopukluk, ancak y›llar sonra, hem teorik hem de pratik olarak bolflevik hareket taraf›ndan giderilecektir. Bolflevik deneyimin dersleri ›fl›¤›nda, bu derslerin genellefltirilmesiyle kurulan Komünist Enternasyonal, tam da “di¤er iflçi s›n›f› partilerinin karfl›s›na dikilen ayr› bir dünya partisi” olarak kuruldu¤u için Komünist Manifesto’nun tek gerçek mirasç›s› olabilmifltir. Bolflevizm’in katk›s› ve Manifesto’nun bu eksi¤i bilince ç›kar›lamad›¤› sürece, 150 y›l önce komünist harekete damga vuran açmazdan kurtulmak mümkün olmayacakt›r. Nitekim, Komünist Manifesto yaz›ld›¤› zaman da; sonras›nda da; devrim imkanlar›n›n somut devrim kazan›mlar›na dönüfltürülemeyiflinin belirleyici nedeni ayn› konudaki zaaftan ötürüdür. Bugünün en yak›c› sorunu da hala bu zaaf›n afl›lmas› noktas›ndad›r. Bu bak›fl aç›s›yla, Komünistler Birli¤i deneyimine ve Komünist Manifesto’ya bak›ld›¤›nda flu sonuca varmak gerekiyor:

“ Komünistlerin marksist bir çizgide ilk uluslararas› örgütlenmesi Komünistler Birli¤i’dir ve bu örgüt kimli¤ini Komünist Manifesto ile duyurmufltur. Neredeyse 150 y›ld›r, komünistlerin ilk baflvuru kayna¤› bu Manifesto ve Komünistler Birli¤i giriflimi olmufltur; böyle olmaya da devam edecektir. Ne var ki, Komünistler Birli¤i kurucular› eliyle tasfiye edilmifl, onu takip eden Birinci Enternasyonal’in sonu da farkl› olmam›flt›r. Komünistlerin bu ilk uluslararas› örgütlenme giriflimlerinin baflar›s›zl›¤›, zaman zaman nesnel koflullar›n olumsuzlu¤u taraf›ndan muazzam ölçüde etkilenmifl olsa bile, esasen öznel alan›n sorunlar›yla ilgilidir. Bu öznel sorunlar›n bafl›nda, Lenin’den önce devrimci parti anlay›fl›n›n marksist ak›m içinde eksik, hatta yanl›fl olmas› gelmektedir.” (Bkz. Komünistler Ne ‹çin Nas›l Mücadele Etmeli?, MAYA Kitaplar›-1) Komünist Manifesto’nun Miras›na Kim Nas›l Sahip Ç›kabilir? Hakl›lar Birli¤i adl› örgütün 1847 Haziran’›ndaki kongresinde, örgütün isminin Komünistler Birli¤i olarak de¤ifltirilmesini önerip bu önerinin kabul edilmesini sa¤layanlar, bu örgüte yeni kat›lm›fl bulunan Marx Engels ve arkadafllar›yd›. Örgütün tüzü¤üne de, baflta amaç maddesi olmak üzere, kimi katk›lar getirmifllerdi. Ama elbette onlar›n önceden kurulmufl bu örgüte sunduklar› en önemli katk› Komünist Manifesto’dur. Hatta daha do¤rusu Komünist Manifesto, bütün dünya iflçilerine sunulan bir arma¤and›r; hala komünistlerin esas almas› gereken temel siyasal-programatik belge olma niteli¤ini korumaktad›r. Ama bu niteli¤i ile bir araç olarak kullan›labilmesi için Manifesto’nun temel kusurunun ve bunun hangi yolla giderilebilece¤inin bilincinde olmak gerekiyor. Komünist Manifesto’nun anlay›fl›n›n, “modern dünyan›n örgütlü ve savaflan proletaryas›n›n tümünü yaflatmaya ve harekete geçirmeye” (Lenin) devam edebilmesi için ona hayat veren örgütsel zeminden daha geliflkin bir örgütsel zemine çoktan beri ihtiyac› var. Bu manifestoya sahip ç›kma iddias›nda

olan komünistlerin öncelikli ödevi de bunun gere¤ini yerine getirmektir. “Komünistler Birli¤i kadar mütevaz›, Komünist Enternasyonal kadar iddial› bir yürüyüflün” sorumlulu¤unu üstlenmek ve bu iddiay› aç›kça ortaya koymak, Komünist Manifesto’nun miras›n› devral›p bu çizgiyi sürdürmenin en önemli ve öncelikli kofluludur. Devrimci Parti Güçleri’nin ayr›m çizgilerinden biri de bu yöntemsel yaklafl›mda bulunmaktad›r. “«Bütün ülkelerin iflçileri birleflin!» Komünistler Birli¤i bu ça¤r›y› yükseltirken, “proleterlerin zincirlerinden baflka kaybedecek birfleyleri yok; kazanacaklar› bir dünya var” diyordu. Neredeyse 150 y›l oluyor; o günden beri proleterlerin zincirlerinden baflka kaybedecek birçok fleyleri oldu. Ço¤u zorlu mücadelelerin sonucu olan bu kazan›mlar, direnmelere ra¤men, bazen üzerine tüneyen ayr›cal›kl› akbabalar›n sömürmesiyle, bazen s›n›f düflman›n›n sald›r›lar›yla bir bir kaz›n›p gitti; kaybedildi. Dünya iflçi hareketi büyük fedakarl›klara ve mücadelelere mal olmufl politik mevzilerinden geri at›ld›; bu mevzilerin bafll›calar›, devrimci örgütler/partiler ve proletarya diktatörlü¤üdür. Bugün, bütün bu mücadelelerin elefltirel bir özetini oluflturan ve en az bu mevzilerin kazan›lmas› yolundakiler kadar büyük fedakarl›klara malolmufl ideolojik mevziler de tehdit alt›nda. Kaybedilmifl politik mevzileri yeniden ve bir daha kaybetmemek üzere kazanman›n birinci ad›m›, ideolojik mevzilere sar›lmak ve bunu gelecek kuflaklara aktarmak olmal›. ... ... Geçmifli bir kalemde silip, beyaz bir sayfadan bafllamak gerekmiyor; bugüne kadar yap›lm›fl ve söylenmifl olanlar› yok saymamakla birlikte, ay›klamak gerekiyor. Bu çabada bafll›ca esin kayna¤› Ekim Devrimi’dir. Komünistler, Komünist Manifesto’da ilan edilen; Ekim Devrimi ve sovyet iktidar›yla yeni bir ça¤ açan; Komünist Enternasyonal’le bafllat›l›p sürdürülemeyen komünizm davas›n›n izleyicileri olmal›d›r.” (Komünistler Ne ‹çin Nas›l Mücadele Etmeli?, Maya Kitaplar› 1, Tohum Yay›nc›l›k)

1848 Kongresi’nde Kabul Edilen Haliyle ‹lk Kez Türkçe’de

K‹TAPLARI 5

ÇIKIYOR!


11

Say›: 20 P fiubat ‘98

Gericilik Döneminde: Yaratt›¤›m›z Devrimci De¤erleri Korumak ve ‹leri Tafl›mak Devrimci Sorumlulu¤umuzun Gere¤idir

D

ünyada ve yaflad›¤›m›z co¤rafyada devrimcilerin kurulu düzenle girifltikleri kavgada yaratt›klar› birçok de¤er mevcuttur. Bu devrimci de¤erler yerel, bölgesel ve grupsal kazan›mlar›n ötesinde anlamlar tafl›maktad›r. Bunlar, bizim devrimci kavgada güç ald›¤›m›z, ideolojimizi besleyen manevi de¤erlerimizdir. Yani bu de¤erler bizim köklerimizdir. Biz bunlar›n sayesinde yeflerip, boy atar›z.Dünyan›n di¤er co¤rafyalar›nda, kurulu düzenle, devletle kavgaya tutuflan devrimcilerin kazan›mlar›, bu manada bizim kazan›mlar›m›zd›r. Narodnaya Volya'n›n üyesi Okladski Jeliabov'un Çar›n zindanlar›ndan, "yarg› otoritelerine" yaz›d¤›, "Krall›k asas›n› devrimin elinden alan yeni hükümdar, eski sistemin taçl› kafalar›n› düflürenleri cezaland›rmak yolunu seçip Risakov'u dara¤ac›na gönderecekse e¤er, suikaste kat›lmas› beklenmedik bir rastlant› taraf›ndan engellenen ve II. Aleksandr'›n hayat›na flu kadar kez kasteden benim gibi birinin hayatta b›rak›lmas› adaletsizliklerin en büyü¤ü olacakt›r. Hükümetin gerçek adalet yerine biçimsel adaleti ödüllendirerek, devrimin eskisi olan ben Jeliabov hakk›nda s›rf yeterli delil bulunmad›¤› gerekçesiyle yeni hükümdar›n tac›n› genç bir kahraman›n cesedi ile süslemek istemesi endifle vericidir. “Bütün gücümle bu adaletsizli¤e karfl› ç›k›yorum. "‹ki yerine bir dara¤ac› kurulmas›n› izah edebilecek tek fley hükümetin alçakl›¤›d›r." fleklindeki mektubu ve fiikago sekizlerinin "yarg›lan›rken" ve as›l›rken söyledikleri, burjuvazinin surat›na inen birer flamard›r. Onlar›n kendi co¤rafyalar›nda burjuvazinin surat›na att›klar› tokat, dünya proletaryas›n›n devrimci kavgada birer kazan›m› olmufltur. Marks'›n, "biz komünistler prensip olarak siyasal kimli¤imizi saklamaya tenezzül etmeyiz" tespiti, bir söz kal›b›ndan öte anlamlar tafl›maktad›r. Dünyan›n neresinde olursa olsun, komünistlere, siyaset yaparken devrimcili¤in asgari s›n›r›n› göstermektedir. Yaflad›¤›m›z co¤rafyada da devrimcili¤i böyle kavray›p, devrimci kavgada düflen devrimcilerin say›s› az›msanmayacak denli çoktur. Düflman›n sald›r›lar› karfl›s›nda, düflman›n surat›na tokat gibi inen "sizi la¤›m fareleri" sözüyle bütünleflen devrimci tutumlar, devrimcili¤in ve militanl›¤›n asgari s›n›rlar›n› göstermektedir. Bizden önce kavgay›, dünyada ve yaflad›¤›m›z co¤rafyada sürdürenlerin açt›¤› böyle bir 盤›r ve yol vard›r; deneyleri, deneyim olarak yolumuzu ayd›nlatmaktad›r. Komünistlerin gericilik dönemi diye tarif ettikleri; içinden geçmekte oldu¤umuz dönem ve bu dönemi haz›rlay›p besleyen, yenilgi koflullar› ve likidasyon dalgas›, dünyada ve yafland›¤›m›z co¤rafyada sonuçlar›n› hissettirmektedir. Ve bugün en çok, geçmifl dönemin ürünleri olan devrimci de¤erler tehdit alt›ndad›r. Örgütsel-politik alanda al›nan yenilgi, ideolojik olarak da teslim al›nmay› ko-

laylaflt›rm›fl görünmektedir. Dünyan›n, kapitalistler taraf›ndan yeniden tan›mlan›p paylafl›ld›¤› bir dönemden geçiyor oluflu, tüm dünyada ve yaflad›¤›m›z topraklarda al›nan yenilgi karfl›s›nda, burjuvazi, daha cüretkar davranabilmektedir. Sald›r›; devrime ve devrimci de¤erlere karfl› dozaj›› artarak sürmektedir. Kapitalizmin "yaflanabilir bir düzen" oldu¤u vurgusu eflli¤inde yap›lan sald›r›lar, örgütlü, örgütsüz tüm devrim cileri olumsuz olarak etkilemektedir. Burjuvazi sald›r›lar›yla solu ve devrimci hareketi ideolojik olarak teslim almada pek mahir görünmektedir. Yenilgi döneminde bilumum dönek ler, tövbekarlar, liberaller ve legalist tasfiyeciler devrimcili¤in bitti¤i, aslolan›n demokrasinin kazan›lmas› -burjuva demokrasisi- oldu¤u, "insan haklar›na" -siz üretim araçlar›n›n özel mülkiyetini elde tutma hakk› diye okuyun- sayg›l› bir "demokratik cumhuriyetin" hedeflenmesi gerekti¤inin propagandas›n› yapmaktalar. Liberaller ve legalist tasfiyecilerin ideolojik rüzgar›ndan kurtulup, ba¤›ms›z bir siyasal hat oluflturamayan devrimci demokratlar, merkezci ve melez ak›mlar; liberalizmin ve reel politikac›l›¤›n tuzaklar›ndan kurtulmamaktad›r. Metin Göktepe "bas›n flehidi", Hasan Ocak "kay›p" Manisa'da iflkence gören devrimciler "Manisal› Gençler" ilan ediliveriyor bir anda...Kavgada düflen, iflkence gören devrimciler bir anda devrimci kimliklerinden uzaklaflt›r›l›p, bambaflka adlarla an›l›yorlar. Liberalizmin ve burjuvazinin ideolojik olarak içten teslim almaya çal›flt›¤› devrimci hareket, en büyük kötülü¤ü kendi gelece¤ine karfl› yapmaktad›r. Bu sald›r›lara karfl›, devrimci hareket toklukla "halt etmiflsiniz, bu ülkede insanlar, insan, gazeteci, genç, ö¤renci, iflçi vb. gibi nesnel konumlar›ndan dolay› de¤il, devrimci olduklar› için öldürülüyor, iflkenceye u¤ruyor" diye karfl› bir sald›r›y› varedemiyor. Aksine kendi kay›plar›na "gazeteci", "gazete okuru", "gazete yazar›", "ö¤renci" kimlikleriyle sahip ç›k›yor. Devrimci hareket böylelikle kendi elini ve kolunu kendisi ba¤lam›fl oluyor. Atasözünde dendi¤i gibi "Kiflinin kendine yapt›¤› kötülü¤ü, baflkas› yapamaz". Sola en büyük kötülük yine sol taraf›ndan yap›lmaktad›r. Bu durumu, yaz›n›n bafl›nda belirtti¤imiz Marks'›n söylediklerinin mihengine vurdu¤umuzda, genel olarak devrimcilerin hangi durumda oldu¤unu görürüz. Solda yenilginin ve kendi gücüne güvensizli¤in besledi¤i bu durum, kavgada düflen devrimcileri, devrimcili¤inden soyarak anmak ve sahip ç›kmak, ölülerimizi ikinci kez öldürmek anlam›na gelmektedir. Ve bu durum gericilik döneminin en karakteristik özelli¤idir. E¤er devrimciler böyle yapmasalar, Naz›m Hikmet'in "flair", Deniz Gezmifl'in "hukuk kurban›", "ö¤renci lideri" ilan edilmesine olanak yoktur. Düflmana biz kendi ellerimizle silah veriyoruz ve burjuvazi de "bizden görünenler eliyle" ha-

yatlar›nda teslim alamad›klar›n›n, ölülerini teslim almak istemektedir. Döneklerin, liberallerin ve legalist tasfiyecilerin devrimcileri böyle adland›rmas›nda, devrimci de¤erleri geriletmesinde anlafl›lamayacak yön yoktur. As›l anlafl›lamayan, devrimci iddia sahibi olanlar›n böyle davranmalar›d›r. Bu tutum, örne¤in EMEPgibi, ÖDP gibi legalist-liberal partiler taraf›ndan gösterilseydi bir gariplik görülmeyebilirdi. Ancak geleneksel devrimci hareketten bir kopufl iddias›nda olan, belli noktalarda da bu kopufla dair ad›mlar› atma çabas› içinde olan Kald›raç taraf›ndan yay›n-

lan›p da¤›t›lan, "Onurunla yafla, devlete teslim olma" bafll›kl› bildiride ise, Ali Serkan Ero¤lu, Seher fiahin, Burhanettin Akdo¤du, Ali Efeo¤lu, Erkut Direkçi, Ümit Cihan Tarho hepsi “ö¤renci”, “gazete okuru” ilan ediliyorlar. ‹lk bak›flta bunda masumiyet görülebilir. Ama böylece de, devletin öldürdükleri devrimcilerin, kim olduklar› ve niçin öldürüldükleri konusunda, sis perdesini de kendi ellerimizle yaratm›fl oluyoruz. Bugün, gericilik döneminde yap›lmas› gereken, ihtiyaç duyulan, bu karmaflan›n önüne geçilmesidir. Unutturmayaca¤›z: Ölenler devrimci kavgada düflen s›ra neferleriydi. Yaratt›klar› devrimci de¤erleri korumak ve ileri tafl›mak devrimci sorumlulu¤umuzun gere¤idir. J

Siyaset Takvime Ba¤lan›r m›?

T

ürkiye devrimci hareketinde, Avrupa sol hareketi içerisinde yaflanan, tatillerde parti bürolar›n›n kapal› olmas›, yay›nlara tatil dönemlerinde ara verilmesi gibi durumlar ve al›flkanl›klar, kulaktan kula¤a, kuflaktan kufla¤a aktar›l›r, hayretle karfl›lan›rd›. Öyle ya; siyasetin tatili mi olurdu ?... Köprünün alt›ndan çok sular akt›... De¤iflen dünya ve koflullarla birlikte, solun da kimi de¤erleri de¤iflti. Sol bu süreçte, siyasetini kimi zaman burjuvaziden devrald›¤› yöntem ve de¤erler üzerinde inflaa etmekte özel bir mahzur görmedi. Bu de¤iflimin en belirgin özelliklerinden biri, siyasetin, devrimci siyasetin kurallara ba¤lanmas›yd›. Siyasetin burjuva biçiminin kurallara ba¤land›¤›, burjuvazinin, siyasetin her türlüsünü kendi kurallar›na ba¤lamaya çal›flt›¤› bilinmeyen birfley de¤ildi. Gerçi sol da, geçmifl dönemde, paylafl›p sahiplendi¤i bölgelerdeki uygulamalar› ve kurallar›yla, bu yolda “iddial›” olabilece¤ini dosta düflmana göstermiflti. Ancak o dönemde as›l çat›flman›n ve hesaplaflman›n belirgin biçimde düzen ve devrim güçlerinin aras›nda cereyan ediyor oluflu, bu tarz bir siyasetin sol içi y›k›c›l›¤›n› gölgeliyordu. Geçen zaman ve yaflananlar›n ard›ndan, devrimci siyaseti kurallara ba¤lama al›flkanl›¤› tekrar peydahlan›verdi. Geçmifl dönemde, düflman›n, sendika bürokratlar›n›n siyaset yasakç›l›¤›na karfl› beraber bayrak açan, omuz omuza savaflan sol, devrimci hareket, gün geldi ki, kendi içerisinde bildirileri engellemeye, aç›lan pankartlar› indirmeye, at›lan sloganlar›, kitleyi ürkütmeme, provokasyonu ve kar›fl›kl›¤› önleme ad›na bo¤maya bafllad›. Bu öyle boyutlara vard› ki, kitle gösterilerinde polislerin oluflturdu¤u barikatlar› yarmaya çal›flan devrimciler, yine sol içinden birileri taraf›ndahn engellenmeye, “yat›flt›r›lmaya” çal›fl›ld›, sendika kortejlerinde at›lan devrimci sloganlar ve aç›lan pankartlar, yasal zorluklarla karfl›laflmama, sendika bürokratlar› ile köprüleri atmama ad›na yine devrimciler taraf›ndan engellenmeye kalk›fl›ld›. Siyaseti kurallara ba¤laman›n, siyaset yasakç›l›¤›n›n son evresi ise, binbir emek ve zahmetle ç›kan, düflman›n ve da-

¤›t›m tekellerinin her türden engellemelerine karfl›n muhataplar›na ulaflt›r›lmaya çal›fl›lan ve siyasal faaliyetin vazgeçilmez araçlar›ndan biri olan devrimci yay›nlar›n da¤›t›mlar›n›n, devrimcilerin etkin oldu¤u yerlerde, düflman›n engellemeleri ve k›s›tlamalar› yetmezmifl gibi, pekçok sol, devrimci grup taraf›ndan, elbirli¤ince k›s›tlanmas› ya da k›s›tlamaya onay verilmesi, sonuçta yay›n da¤›t›m› eksenindeki siyasal faaliyetin “takvime ba¤lanmas›” oluyor. Kimi bölgelerde, al›nan kararlar uyar›nca, devrimci yay›nlar›n da¤›t›m›/sat›fl›, “farkl› yay›nlar›n ayn› gün da¤›t›lmas›n›n do¤urdu¤u düflünülen kargaflan›n önlenmesi” de hesaba kat›larak, haftan›n günleri paylafl›l›yor, faaliyet takvime ba¤lan›yor. Bunlar yap›l›rken, hemen hemen ayn› gerekçelere dayan›lmaya çal›fl›l›yor. Devrimci sloganlar› bo¤maya çal›flanlar, eylemlerde da¤›t›lan bildirileri engellemeye, aç›lan pankartlar› kapatmaya çal›flanlar; kitleyi ürkütmeme, kargaflay› önleme, dolay›s›yla “düzeni sa¤lama” misyonunu kendilerine biçerek bu iflleri yap›yorlar.Ayn› flekilde devrimci yay›nlar›n da¤›t›m›n› takvime ba¤layanlar da, ayn› misyonu, düzeni sa¤lama misyonunu kendilerine biçiyorlar. Ve sonuçta kendilerine “düzen sa¤lay›c›” misyonunu biçenlerle, siyaseti anlad›¤› biçimde sürdürmek isteyenler aras›nda, düzen ve devrim güçlerinin aras›ndaki gerginlik, çat›flma ortam›na fazlas›yla benzeyen ortamlar, gerginlikler kaç›n›lmaz oluyor. Bu gerginlikler ve istenmeyen ortam, temelde devrimci siyaseti, kurallara, takvime ba¤lama u¤rafl›n›n yaratt›¤› bir ortamd›r. Bu ortamlardan kaç›nmak, devrimci siyasette ›srarc› olmakla mümkündür. Devrimci siyaseti engelleyen kurallar› olamaz; amaçlar›, ilkeleri, araçlar› ve taktik yönelimleri vard›r. Siyaseti kurallara ba¤lamak, burjuvazinin harc›d›r, bizden uzak dursun. Bizler, devrimci siyasete dayat›lan kurallar karfl›s›nda, ilkelerimizle dururuz, durmal›y›z. Dolay›s›yla, devrimci bir siyasetin, hangi araçlarla, hangi tarzla örgütlenece¤i, ancak bu siyasetin öznesinin, örgütle yicisinin tasarrufundad›r. J


12

Say›: 20 P fiubat ‘98

Özel Mülkiyet, Devlet Mülkiyeti, Kamu Mülkiyeti “Komünistlerin teorisi flu tek cümleyle özetlenebilir: Özel mülkiyete son verilmesi.” omünist Manifesto’nun bu sözleri dikkate al›nd›¤›nda, özel mülkiyet kavram›n›n komünist ler, marksistler aç›s›ndan ne kadar önemli bir yer tuttu¤u kolayl›kla anlafl›labilir; ve en az›ndan bu konuda komünistlerin aç›kça ve tart›flmas›z bir biçimde hemfikir olduklar› düflünülebilir; oysa bu kavram›n ne anlama geldi¤i konusunda bile ortak ve net bir kavray›fl bulunmamaktad›r. Özel mülkiyete son verilmesinden söz ederken komünistler, burjuva mülkiyetini ve yaln›zca bunu kasdetmektedirler: “Komünizmin ay›rdedici özelli¤i, genel olarak mülkiyetin ortadan kald›r›lmas› de¤il, burjuva mülkiyetinin ortadan kald›r›lmas›d›r.”(Komünist Manifesto) Buna karfl›l›k daha en bafl›ndan iti baren, “komünistler, bir insan›n kendi eme¤inin semeresi olarak kiflisel mülk edinme hakk›n› kald›rmak istemekle suçlanm›fl”lard›r. Kiflisel mülk edinme hakk›n› temel insan haklar› aras›nda sayan ve bu özgürlü¤ün her türlü özgürlü¤ün temeli ve teminat› sayan liberaller, bu demagoji ile komünizmi özgürlük düflmanl›¤›yla özdefllefltirmeyi adet edinmifllerdir. Ama kiflisel mülkiyet ile üretim araçlar› üzerindeki burjuva mülkiyeti birbirine kar›flt›ranlar, yaln›z burjuva demagoglar› de¤ildir. Kuflkusuz bu demagoglara yan›t verirken, Marksizm ad›na hareket edenler genellikle her türlü mülkiyeti de¤il, üretim araçlar›n›n mülkiyetini kasdettiklerini vurgulamakta hemfikirdirler. Ne var ki, kald›r›lmas› gereken özel mülkiyetin konusu ve s›n›r› hakk›nda bir mutabakat olsa da, burjuva özel mülkiyetin ne oldu¤u konusunda rivayet muhteliftir. Bu noktada özel mülkiyet kavram› ile ilgili bafll›ca bulan›kl›¤a de¤inmek gerekir: Özel mülkiyet ile kiflisel mülkiyeti birbirine kar›flt›ranlar yaln›zca burjuva demagoglar› de¤ildir. Marksizm ad›na hareket edenlerin pek ço¤u taraf›ndan da bu iki kavram özdefl, ayn› anlama gelen ifadeler olarak kullan›l›r. Oysa burjuva toplumunda ço¤u zaman içiçe geçse de, özel mülkiyet ile kiflisel mülkiyet ayn› fleyler de¤ildir; burjuva toplumuna özgü olan da, genellikle sa n›ld›¤› gibi, üretim araçlar›n›n kiflilerin elinde toplanmas› de¤ildir. Çünkü burjuvaziden önce de bafll›ca üretim araçlar› kiflilerin elindeydi; üstelik kapitalist üretim iliflkileri çerçevesinde üretim araçlar›n›n kollektif biçimde mülk edi nilmesi de pekala mümkündür. Hatta kapitalist üretim iliflkilerinin ay›rdedici özelli¤i, üretim araçlar›n›n bireysel mülk edinilmesinin imkanlar›n› giderek imkans›zlaflt›rmas›d›r. Üretim araçlar›n›n geliflmesi, büyük fabrikalar halinde flekillenmesi bunlar›n bireysel olarak mülk edinilmesini günden güne imkans›zlaflt›rmaktad›r. Anonim flirketlerin, büyük ortakl›klar›n zorunlu hale gelmesi; yahut demiryollar› vb.ne

K

ancak kollektif kapitalist olarak devletin sahip ç›kabilmesi bu olgunun sonuçlar›d›r. Demek ki, burjuva mülkiyetinin her zaman ve sadece tek tek kiflilerin mülkiyeti anlam›na gelmedi¤i aç›kt›r. Burjuva mülkiyeti bazen bir tek kiflinin, bir ailenin, bazen bir flirket biçiminde, bazen bir kooperatif biçiminde bir araya gelmifl topluluklar›n, bazen de devletin mülkiyeti olarak somutlanabilir ve bunlar›n hepsi bir arada bulunabilir. Buradan burjuva toplumunda bafll›ca üretim araçlar›n›n mülkiyetinin ister bireysel, ister kollektif biçimler alt›nda, bir tek toplumsal s›n›f›n elinde toplanm›fl oldu¤u sonucuna var›labilir; ki genel olarak bu do¤rudur. “Sermaye sahibi olmak demek, üretimde salt kiflisel de¤il, sosyal bir mevkiye sahip olmak demektir.” (Komünist Manifesto) Baflka s›n›fl› toplumlarda da, bafll›ca üretim araçlar› baflka s›n›flar›n elin de toplanmaktayd›. Bu durumda burjuvazinin hakim s›n›f haline gelmesiyle, üretim araçlar›n› eski hakim s›n›flar›n elinden almakla kendini ay›rdetti¤ini söylemek mümkün müdür? Bu do¤ru de¤il; zira örne¤in ‹ngiltere’de oldu¤u gibi, eski hakim s›n›f›n üretim araçlar›n›n mülkiyetini korumaya devam etti¤i koflullarda da, kapitalist üretim iliflkilerine ve burjuvazinin hakimiyetine geçildi¤i aç›kt›r. O halde üretim araçlar› üzerindeki burjuva mülkiyetini, di¤er mülkiyet biçimlerinden ay›rd eden özelli¤i nerededir? Do¤rusu as›l kar›fl›kl›k sorunun bu biçimde sorulmas›ndan do¤maktad›r. Çünkü burjuva mülkiyetinin ay›rdedici yan›, üretim araçlar›na kimlerin nas›l sahip olaca¤› noktas›nda de¤il, kimlerin olamayaca¤› noktas›nda öne ç›kmaktad›r. Burjuva mülkiyetinin ay›rdedici yan›, üreticilerin üretim araçlar›ndan kopart›l›p ücretli emekçi haline getirilmesinde ve kendi imkanlar›yla üretim araçlar›n›n sahibi olma durumuna yükselmelerinin imkans›z hale getirilmesinde yatmaktad›r. Emekçi elde etti¤i ücretle, hiç bir biçimde üretim araçlar›n› mülk edinebilecek ölçekte bir gelir sa¤layamaz; ve burjuva toplumu bunu emekçilerin sermayedar olmas›n› yasaklayarak de¤il, üretim araçlar›n› onlar›n ücret gelirleriyle mülk edinmeyecekleri ölçüde büyük karmafl›k ve pahal› hale getirerek sa¤lar. Kapitalist üretim iliflkileri içinde ücretli emek iki fleyi birden yarat›r: Emekçi için kendisini ve kendisi gibi emekçileri yeniden üretebilmesine yetecek kadar ücret; üretim araçlar›n›n sahibi için de art› de¤er yarat›r. Bu art› de¤er bir yandan mevcut sermayenin büyüyerek yeniden üretimini; öte yandan da bir bütün olarak mevcut toplumsal koflullar›n (bunun içine devlet kurumlar› dahil, art› de¤er sayesinde varolan ve varl›¤›n› sürdürebilen her türlü kurum ve iliflki girer) yeniden üretimini güvence alt›na al›r. “Ücretli emek iflçi için bir mülkiyet yarat›yor mu? Ne gezer! Ücretli emek

sermaye yarat›r, yani ücretli eme¤i sömüren cinsten bir mülkiyet yarat›r; sermaye de bir flartla artar: Yeniden sömürmek için yeni ücretli emek arz› yaratmak flart›yla.” (Komünist Manifesto) Kapitalist üretim iliflkilerinin bu temel özelli¤ini göz önünde bulundurarak, özel mülkiyet kavram›na yeniden bakt›¤›m›zda, neden bu kavram›n kiflisel mülkiyetle ilgili olmad›¤› daha net ortaya ç›kmaktad›r. Burjuva mülkiyetini ay›rdeden, üretim araçlar›ndan kopart›lm›fl ve bunlara ulaflmas› önlenmifl bir üretici s›n›f yaratmas› ve bunu her gün ve dünya çap›nda geniflleyerek yeniden üretmesidir. “... proletarya, ça¤dafl sanayinin özel ve asli ürünüdür” (Komünist Manifesto) Zaten özel mülkiyet derken, kullan›lan özel s›fat›n›n as›l anlam› da bu noktada öne ç›kar. Özel (private, privee = hususi) kiflisel anlam›na geldi¤i gibi; bir baflka içeri¤i yans›t›r: Herkese aç›k olmayan, kamusal olmayan demektir. Burjuva özel mülkiyeti deyince de, üretim araçlar›n›n mülkiyetinin esas olarak burjuvaziyle, baflka eski yahut yeni zengin s›n›flara aç›k olabilen, ama kesinlikle do¤rudan üretici s›n›flara aç›k olmayan bir nitelik tafl›mas› anlafl›lmal›d›r. Bu bak›mdan örne¤in, bir flirketin, yahut kooperatifin mülkiyeti, yaln›z flirket yahut kooperatif ortaklar›na aç›k oldu¤u için burjuva mülkiyetinin çerçevesine girer. Hatta söz konusu olan bir üretici kooperatifi oldu¤u takdirde, yaln›z o kooperatifin üyelerinin mülk edinebildi¤i üretim araçlar› apaç›k bir biçimde burjuva mülkiyetinin çerçevesine girer. Bu durumda, baz› üreticilerin (ki bunlar daha çok kendi bafllar›na varl›klar›n› sürdürme imkanlar›n› yitiren küçük burjuvalard›r) üretim araçlar›n›n mülkiyetini kollektif biçimde ellerine geçirmifl olmas›, bir s›n›f olarak proletaryan›n üretim araçlar›ndan kopart›lmas› ve uzak tutulmas› durumunu de¤ifltirmemektedir. Bu koflullardaki kollektif mülkiyetin, burjuva karakter tafl›d›¤›n›n kabulü konusunda genellikle bir mutabakat vard›r. Bununla birlikte, bir baflka kollektif söz konusu oldu¤unda ifller kar›flmaktad›r: Burjuva devlet! Devlet mülkiyeti kavram›n›, burjuva ideologlar› “kamu mülkiyeti” kavram›yla özdefl olarak kullanmaktad›rlar. Bu özdefllefltirmenin ard›nda yatan temel tez ise, devletin asl›nda “kamu”yu yani toplumun tümünü temsil etti¤i varsay›m›d›r. Bununla birlikte, devlet teorisinden söz ederken, devletin s›n›fsal karakterini ay›rdetme konusunda bir tereddüt geçirmeyen pek çok solcu da, devlet mülkiyetini “kamu mülkiyeti” olarak alg›lamakta, yahut en az›ndan böyle ifade etmekte bir sak›nca görmemektedir. Ne var ki, kapitalist iflletmelerin özel sektör/kamu sektörü biçiminde ikiye ayr›lmas›, kamu sektörünün yerine devlet sektörü demekle düzeltilebilecek masum bir ifade kusuru de¤ildir. Çünkü bu ifade biçiminin yaratt›¤› as›l kar›fl›kl›k, devlet sektörünün ne oldu¤u konusunda bir belirsizli¤i körük-

lemesinde yatmamaktad›r. As›l ciddi sorun devlet yahut kamu mülkiyetini kapitalistlerin mülkiyetinden ay›rdedip, bunlar›n “halk›n mal›” oldu¤unu söylemekle, kapitalistlerin sahip olduklar› mülkiyetin onlar›n “babas›n›n mal›” oldu¤u fikrinin desteklenmifl olmas›ndad›r. “K‹T’ler halk›nd›r sat›lamaz!” demekle, kapitalistlerin sahip olduklar› üretim araçlar› kendilerine aittir, istedikleri gibi al›p satabilirler biçimindeki hakim ideolojinin temel tezine kap› aralanm›fl oldu¤u aç›kt›r. Yani bir biçimde, burjuvazinin art› de¤eri gasp ederek sahip oldu¤u “özel mülkiyet” meflrulaflt›r›lm›fl olmaktad›r. Kuflkusuz pek çok sosyalist K‹T’lerin özellefltirilmesine karfl› ç›kman›n tekelci sermayenin, hatta genel olarak sermayenin kamulaflt›r›lmas›ndan vazgeçmek anlam›na gelmedi¤ini, pekala her ikisinin birden savunulabilece¤ini söylemektedir. Ama sorun bu noktada de¤ildir. Zira tart›flma konusu, kapitalistlere karfl› ç›kma konusundaki bir zaaf de¤il, devletin s›n›f karakteri ve burjuva mülkiyetinin ay›rdedici niteli¤i hakk›nda yarat›lan yan›lsamalard›r. Burjuva mülkiyetinin esas›n›n, üreticilerin üretim araçlar›ndan kopar›lmas› ve ayr› tutulmas› oldu¤u göz önüne al›nd›¤›nda, ister burjuva devletinin, ister tek bir kapitalistin, kapitalist bir flirketin, yahut bir kooperatifin elinde olsun, bu mülkiyetin s›n›fsal karakterinin de¤iflmeyece¤ini vurgulamak gerekir. Bu vurgu yap›ld›¤›nda, özellefltirmelerle devletlefltirmelerin yahut millilefltirmelerin ayn› zeminde durdu¤u ve hep sinin tek alternatifinin, bafll›ca üretim araçlar›na birleflmifl emekçilerin kollektif olarak el koymas›ndan ibaret oldu¤u bir kez daha öne ç›kar. Kuflkusuz, sosyalist, komünist kimliklerle siyaset yapanlar›n hiçbirisinin buna itiraz› olamaz. Zaten ayr›m noktas› da burada de¤il, bu hedefe giden yol hakk›ndaki görüfl ve tutumlardad›r. Siyasi iktidar›n bir proleter devrimi yoluyla ele geçirilmesini as›l misyonu olarak benimseyenlerle, kendilerine bir toplumsal muhalefet misyonu biçenlerin ayr›flt›¤› nokta buras›d›r. Ço¤unlukla devletlefltirme ve mer kezi planlama hedefleri, “kapitalist üretim iliflkilerinin anarflik yap›s›n› ortadan kald›rmak için zorunlu rasyonalizasyon tedbirleri” biçiminde alg›lan›r. Oysa, bu biçimde tedbirler, dönem dönem burjuva partilerinin de benimseyip öne ç›kard›¤› tedbirler olabilmektedir. Hatta ayn› hükümetin bazen devletlefltirme, bazen özellefltirme yönünde politikalar benimsedi¤i olmaktad›r. Kuflkusuz rekabet nedeniyle, özellikle paylafl›m kavgalar› s›ras›nda, kapitalistlerin birbirlerinin mal›na ve mülküne göz dikti¤i ve bunlara el koydu¤u olmufltur ve olacakt›r. Ayn› flekilde kimi zaman da tek tek kapitalist gruplar›n sermayesi yetmedi¤i için, yahut karl› olmad›¤› için veyahut “haks›z rekabete” meydan vermemek üzere, kimi sektörlerin “tarafs›z hakem” olarak kabul ettikleri devletin elinde toplanmas›ndan yana olabilirler.


13

Say›: 20 P fiubat ‘98 Bu durumda özellefltirme, yahut millilefltirme/devletlefltirme sorunlar›na, siyasi iktidar›n niteli¤inden ba¤›m s›z olarak ve bir proleter devrimi efli¤inden geçme zorunlulu¤unu “unutarak” yaklaflanlar, flu ya da bu biçimde bir burjuva ak›m›n›n kuyru¤una tak›lmak tad›r. Bu konudaki k›lavuz Manifesto’da söylenen olmal›d›r: “... komünistler her yerde, kurulu sosyal ve siyasi düzene karfl› her türlü devrimci hareketi desteklerler. Bütün bu hareketlerde, o s›radaki geliflme düzeyi ne olursa olsun mülkiyet sorununu hareketin bafl sorunu olarak öne ç›kar›rlar.” (Komünist Manifesto) Bu saptaman›n önemli vurgular›, “devrimci hareket” ve “mülkiyet sorununun öne ç›kar›lmas›” noktas›ndad›r. Özellefltirme devletlefltirme çerçevesinde mülkiyet sorununun öne ç›kar›lmas›ndan kas›t millilefltirilmesi, devletlefltirilmesi söz konusu olan iflletmelere herhangi bir bedel ödenmemesi gere¤idir; devrimci hareketten kas›t ise, bu iflletmelere iflçiler taraf›ndan el konmas› gere¤idir. Öte yandan bir baflka durumda da, günümüzde oldu¤u gibi, özellefltirme ayn› zamanda özel sektöre devredilen iflletmelerde çal›flanlar›n iflsiz kalmas› ile sonuçlanabilir. Yahut söz konusu olan emperyalist sermaye ile yerli sermaye aras›ndaki bir çekiflme ile ilgili olabilir. Bu durumlarda da elbette sorunu salt iflletmelerin bir cepten bir cebe gitmesi olarak görüp, kay›ts›z kalmak mümkün de¤ildir. Ancak bu durumda da Komünist Manifesto’nun k›lavuzunu elden b›rakmamak gerekir: “Komünistler di¤er iflçi s›n›f› partilerinden yaln›z flu noktada ayr›l›rlar: 1. De¤iflik ülkelerin proleterlerinin kendi milletleri içinde yürüttükleri mücadelelerde bütün proletaryan›n her türlü milliyetten ba¤›ms›z, ortak ç›karlar›n› gösterir, onlar› öne sürerler. 2. ‹flçi s›n›f›n›n burjuvaziye karfl› verdi¤i mücadelenin geçmek zorunda oldu¤u çeflitli geliflme aflamalar›nda, her zaman ve her yerde, hareketin bütün olarak ç›karlar›n› tem-

sil ederler.” Bu da üzerinde durdu¤umuz konuda flu anlama gelir: ‹flsizlik sorununu yaln›z özellefltirilmesi söz konusu olan iflyerlerindeki iflçilerin sorunu olarak de¤il, bütünün sorunu olarak ele almak gerekir. Özel sektör/devlet sektörü ayr›m› da, özellefltirme/kamulaflt›rma konusundaki tutumlar da devlet sorununa yaklafl›m tarz›yla ilgilidir. E¤er flu ya da bu gerekçeyle, devlet sektörünün özel sektörden “daha iyi”, “daha olumlu”, “emekçilerin yarar›na” oldu¤unu savunmaya bafllad›¤›n›zda, bunun ard›ndan gelecek olan ad›m devlete dair devrimci bir tutumun rafa kalkmas› olacakt›r. Örne¤in ÖDP’nin sol kanad› olma iddias›n› tafl›yan (öyle kufla böyle kanat yak›fl›yor do¤rusu!) kimilerinin yapt›¤› gibi, “devlet mülkiyetinin toplumsal mülkiyete do¤ru yükselen merdivende sadece bir ilk basamak oldu¤unu” (Bkz. Sungur Savran S›n›f Bilinci, say› 19) yahut “kapitalist devlet mülkiyetinin sosyalizm olmamakla birlikte” “kamusal mülkiyete do¤ru ileri bir ad›m” (Bkz. Metin Çulhao¤lu, Sosyalist Politika, say› 15) olarak tan›mlamakla, sadece kamu mülkiyeti ve özel mülkiyet hakk›nda bir yan›lsama yarat›lm›fl olmaz. Bu tutum toplumsal mülkiyete yahut kamu mülkiyetine giden yoldaki ilk ad›m›n ne oldu¤u konusunda bir yan›lsama da yarat›r. Çünkü Manifesto ilk ad›m› baflka türlü tarif etmektedir. “... iflçi s›n›f›n›n devrimde ataca¤› ilk ad›m, proletaryay› hakim s›n›f durumuna getirmek, demokrasi savafl›n› kazanmakt›r. Proletarya siyasi üstünlü¤ünü, bütün sermayeyi kerte kerte burjuvazinin elinden kopar›p almak, bütün üretim araçlar›n› devletin elinde, yani hakim s›n›f olarak örgütlenen proletar yan›n elinde merkezilefltirmek ve üretici güçler toplam›n› olabildi¤i kadar h›zla artt›rmak için kullanacakt›r.” (Komünist Manifesto) Devlet mülkiyetinden toplumsal mülkiyete giden yolda, hangi ad›mlar›n, hangi s›rayla at›laca¤› elbette somut

Bu kitapta ortaya konulan fikirler, benimsenebilir veya reddedilebilir; ancak kesin olan bir fley var ki, burada ortaya konulan perspektif mevcut geleneksel yaklafl›mlardan köklü bir kopuflu ifade etmektedir. Bu nedenle de, devrimci bir önderlik aray›fl›nda olan ve bunu komünist bir siyaset ve örgüt zemininde aflmay› hedefleyen tüm devrimci militanlar›n ilgisini çekecektir. ‹nan›yoruz ki, bu derlemeyi inceleyenler, bu iddian›n hiç de temelsiz olmad›¤›n› görecek, bir ad›m öne ç›karak kavgaya güç katacakt›r. 642 SAYFA, 1.250.000 TL. ÖDEMEL‹ ‹STEME ADRES‹: TOHUM YAYINCILIK, ÜSKÜDAR CAD. AKÇAY ‹fi MRK. KAT: 2 NO: 12 KARTAL / ‹ST. TEL: (0216) 387 83 09

duruma ve koflullara göre genifl bir çeflitlilik gösterecektir. Ama de¤iflmeyen ve de¤iflmeyecek olan fludur: Bunlar›n hepsinden önce bir “ilk ad›m” at›lmal›d›r, o da “egemen s›n›f olarak örgütlenmifl proletarya” ya da öteki ad›yla proletarya diktatörlü¤ü ile taçlanmas› gereken bir proleter devriminin baflar›lmas›d›r. “Üretim araçlar›n›n özel mülkiyetine son verilmesi bir iktisadi rasyonalizasyon tedbiri de¤ildir. Madem ki, burjuvazinin siyasal egemenli¤inin koflullar› üretim sürecinde oluflup pekiflmekte ve yeniden üretilmektedir; o halde onun iktidar›na son vermek için gerekli siyasal tedbirler de bu düzlemde al›nabilmelidir. Demek ki, mülksüzlefltirme tedbirleri burjuvazinin hakimiyetinin sona erdirilmesinin sadece ekonomiyle ilgili olmayan zorunlu bir kofluludur. Ancak, iflçi s›n›f› iktidar›n›n bir temeli olarak burjuvazinin mülksüzleflti rilmesinin biçimleri de, sovyet demokrasisinin di¤er kurumlar› gibi, devrim sürecinde biçimlenmelidir. Üretimin, fiyatlar›n vb. çal›flanlar taraf›ndan denetlenmesine yönelik giriflim ve örgütlenmeler bir ikili iktidar döneminde flekillenmeye bafllamal›d›r. Bu örgütlenmeler ve tedbirler de t›pk› sovyet tipi örgütlenmeler gibi, burjuvazi iktidardan alafla¤› edildikten sonra oluflmaz; burjuvaziyi alafla¤› edebilmeleri için devrim esnas›nda oluflmak zorundad›r. Fabrikalarda iflçi denetimini sa¤layan taban örgütlenmeleri ve bunlar›n tedbirleri burjuvazinin mülksüzlefltirilmesi yolunda ilk ve zorunlu ad›md›r. Sadece burjuvazinin bu türden örgütlenmeler arac›l›¤›yla sa¤lanacak olan mülksüzlefltirilmesi iflçi s›n›f› iktidar›n›n temelini oluflturacakt›r.” (Komünistler Ne ‹çin Nas›l Mücadele Etmeli?, MAYA Kitaplar› -1)

Özellefltirmeye Karfl› Tav›rdan ... Ì Bafltaraf› 5. Sayfada kitleleri uyutan reformist bir cephe"den bahis var ama yukar›daki al›nt›ya dair bir tashih ya da tavzih K›z›l Bayrak'ta henüz yay›nlanm›fl de¤il.) Peki kimmifl ülkenin as›l sahibi? "‹flçiler ve emekçiler!" San›r›z anlafl›lm›flt›r. Bizi üzüyor ama, b›rak›n birkaç say› öncesini, ayn› yaz›da bir paragrafta yazd›¤›na di¤erinde ters düflen K›z›l Bayrak'›n bu yaz›s›nda, ilerideki sat›rlarda, "özellefltirme karfl›t› mücadelenin devrimci önderlik ihtiyac›"ndan girip özellefltirmenin "Türkiye'de uygulanan tarz itibar›yla mandac›l›¤›n kabülü" oldu¤undan ç›k›l›yor. Burjuvazi'nin "TC'yi kendi elleriyle tarihe gömmekte oldu¤unu" vaz’edebilecek kadar çeliflkiler ve dengesizliklerle dolu bu yaz›ya de¤inmekteki amac›m›z, K›z›l Bayrak'›n "Komünist iflçi partisi bayra¤› alt›na ça¤r›larla" vurgulu bafllayan yeni dönem politik yöneliflinde, "özel lefltirmeye geçit vermeme" ça¤r›s› yapan platformlara bu ça¤r›s›n› tafl›rken, o zeminleri etkilemek flöyle dursun, nas›l etkilenip döndü¤ünü göstermek içindir. Özellefltirmeye karfl› mücadelede "merkezi-birleflik bir örgütlülü¤ü ve eylemi zorunlu" gören K›z›l Bayrak'›n siyasi hatt›, s›n›f›n kapsam› ve gözünü dikti¤i olanaklar› aç›s›ndan reformistlikle suçlad›¤› S‹P'ten ya da EMEP'ten bir farkl›l›k arzetmiyor. Yaln›z, vehbinin kerrakesinin belli oldu¤u, "E¤er kitleler ‘özellefltirmeye hay›r!’ fliar›yla soka¤a dökülürse, bunu götürüp reformist yap›lara yamayaca¤›n›n hiç bir garanisi yoktur. Üstelik art›k o ülkede ba¤›ms›z s›n›f politikas›n› savunan ve bu savunuyu bir programa kavuflturma aflamas›na getiren devrimci bir örgütün varl›¤›, burjuvazi için tersinden riskleri art›rmaktad›r" sat›rlar›n›n gerektirdi¤i samimiyeti de göstermek gerekiyor. Yani anlafl›labilmesi için, bu kez de biz murad›m›z› aç›klarsak: Ayn› say›l› gazetesinde 18 Ocak'taki ÖKP'nin mitingine kat›l›m› de¤erlendirirken "sald›r›n›n as›l muhataplar›, en az›ndan özellefltirme kapsam›ndaki iflletmelerin iflçileri mitinglere kat›labilirlerdi. Kat›lmal›yd›lar" diyebilen K›z›l Bayrak, "niye kat›lmad›klar›n›" sormak ve yan›tlamaktansa kaç›n› yor. Oysa K›z›l Bayrak, özellefltirmeye karfl› platformlardan ve kampanyalardan, "kitleleri komünist iflçi partisinin bayra¤› alt›nda kavgaya at›lmak" ça¤r›s› yapabilece¤i "f›rsatlar" buluyorsa ve bu u¤urda "ülkeyi sahiplenme" derekesinde etkilenebiliyorsa, bu f›rsatlar› bulamad›¤› zaman suçu "reformist politika" ile "sendika bürokratlar›na" atmamal›. Özellefltirme sald›r›s›na karfl› "merkezi ve birleflik bir örgütlülü¤ü ve eylem hatt›n›" önerirken, akl›ndan geçen muhataplar kimlerse, de¤ne¤ini de ona göre haz›rlamal›. J


14

Say›: 20 P fiubat ‘98

Anti-Faflist Mücadele Çizgisi ve Devrim Hedefiyle Aras›ndaki Uçurum Faflizmi, stratejik hedeflerin farkl›laflmas›na neden olan ve kendine has egemen s›n›flar› (en... lerle tarif edilen, demokrasiyi istemeyen, fliddet ve bask› afl›¤›) da olan ayr› bir devlet tipi olarak de¤erlendiren yaklafl›mlarla, komünist devlet kavray›fl›n›n, devrimci bir program ve iktidar anlay›fl›n›n aras›ndaki ayr›mlar net olarak çizilmelidir.

K

avram olarak “Anti-Faflist Mücadele”nin dünya komünist hareketinin gündemine girifli, Bulgaristan ‹ç Savafl›’n›n ard›ndan ve özellikle de, ‹spanya, ‹talya, Almanya gibi ülkelerde faflist partilerin genifl bir kitle deste¤iyle hükümet olmalar› ile birliktedir. ‹flçi s›n›f›n›n yükselen devrimci hareketinin ezilmesi ve kazan›mlar›n›n gaspedilmesi gibi somut bir ifllev gören faflizm karfl›s›nda, Komintern’in, faflizmi, “en...”lerle tan›mlamas› ve iktidara gelmifl olan faflizme karfl› mücadeleyi, yeni ittifak tan›mlamalar›yla birlikte, programatik hedefleri de farkl›laflt›ran (proleter devrimi önceleyen yeni hedefler tarif eden) bir düzlemde ele almas›, bu sorunun dünya devrimci hareketinin önemli bir kesiminin gündemine, stratejik hedefler ba¤lam›nda “Anti-Faflist Mücadele”, “Anti-Faflist Halk Cephesi” formülasyonlar›yla (Kominter’in III. Kongresinde formüle edilen “Birleflik ‹flçi Cephesi” anlay›fl›ndan temelde farkl› olarak) girmesini beraberinde getirmifltir. Faflizmin ve faflizme karfl› mücadelenin bu tarz kavran›fl›, temel olarak, devrimci bir iktidar program› hedefinden uzaklaflmak, proletarya diktatörlü¤ü hedefini ertelemek yahut terk etmek anlam›na geliyordu. Çünkü, faflizm, burjuva devlet kavray›fl›n›n d›fl›nda, ondan ayr› ve ona da karfl› olabilen bir zeminde ele al›nd›¤›nda, faflizme karfl› burjuva demokrasisini savunmak ve bu hedefe raz› olmak iflten bile de¤ildi. Nitekim, komünistlerin, Fransa’da De Gaul’ün, ‹spanya’da Cumhuriyetçiler’in kuyru¤una tak›lmas› gibi örnekler, bu kavray›fl›n varaca¤› noktan›n somut göstergelerindendir. Faflizmi, stratejik hedeflerin farkl›laflmas›na neden olan ve kendine has egemen s›n›flar› (en... lerle tarif edilen, demokrasiyi istemeyen, fliddet ve bask› afl›¤›) da olan ayr› bir devlet tipi olarak de¤erlendiren yaklafl›mlarla, komünist devlet kavray›fl›n›n, devrimci bir program ve iktidar anlay›fl›n›n aras›ndaki ayr›mlar net olarak çizilmelidir. Faflizm, burjuva toplumundan ayr› düflünülemeyecek, onun varl›¤›n›

ve süreklili¤ini sa¤lama ifllevini gören; burjuva demokrasisinin son tahlildeki özü olan burjuva diktatörlü¤ünün ald›¤› görünümlerden birisi olan bir rejimdir. Bu anlam›yla bakt›¤›m›z zaman, genel olarak burjuva diktatörlü¤ünün ve devletin s›n›f karakterinin d›fl›na ç›kan ayr› bir faflizm tarifi mümkün de¤ildir. Bunun böyle olmas›, burjuva diktatörlü¤ünün çeflitli biçimlerinden olan faflizm, askeri diktatörlük, bonapartist rejimler vb. gibi burjuva toplumunun içinde ve kapitalist üretim iliflkilerinin varl›¤› zemininden ayr› düflünülemeyecek olan rejimlerin özel ve di¤erlerinden farkl› olan yönlerinin üzerinden atlan›lmas›n› gerektirmez. Ancak bugün, devrimci hareketin yaflad›¤› bulan›kl›k ortam›nda, bu rejimlerin, özelde de faflizmin burjuva demokrasisinden farklar›n›n de¤il, bunlar›n tümünün (en iyi iflleyen demokrasiler de dahil olmak üzere) ortak paydas›n›n burju va diktatörlü¤ü oldu¤unun ve bu rejimlerin kapitalist toplum içindeki ifllevinin öne ç›kar›lmas›, daha önemli ve ifllevlidir. Çünkü devletin s›n›f karakteri konusundaki kafa kar›fl›kl›¤›, günlük politik mücadelede önemli ve geri düflüflü koflullayan yans›malara yol açmaktad›r. Genel olarak faflist rejimlerin ve faflist hareketin oynad›¤› role bak›ld›¤›nda, parlamenter demokrasinin ola¤an iflleyiflinin kesintiye u¤rad›¤›, parlamenter demokrasinin y›¤›nlardan al›nan r›za üzerinde icraat gerçeklefltiren kurumlar›n›n iflleyiflinin ve baflka kurumlarla iliflkilerinin ola¤an seyrin d›fl›na ç›kt›¤› ve genel bir kabul olarak da bask›c› yöntemlerin bizzat devlet ve kurumlar› taraf›ndan aç›ktan uygulan›p savunuldu¤u, bunlar›n devlet iflleyifline yedirildi¤i ve giderek içsellefltirildi¤i görülmelidir. Kuflkusuz bu tablonun nedenleri, burjuvazinin kendi iç dalafl› de¤il, iflçi hareketinin ve devrimci hareketin ezilmesi, savunma pozisyonuna itilmesidir. Ayr›ca belirtmek gerekir ki, ortaya konulan tablo sadece faflizmin de¤il, parlamenter demokrasinin ola¤an iflleyiflinden ayr›lan pekçok rejim ve hükümet biçiminin de ortak noktalar›d›r. Her halükarda, devrimciler aç›-

s›ndan unutulmamas› gereken gerçek; faflizmin, burjuva diktatörlü¤ünün biçimlerinden bir tanesi oldu¤udur. Devrimciler için faflizm sorunu, iktidara gelmifl bir faflizmin ne olup olmad›¤› ile ilgili bir tart›flma bafll›¤› de¤il, burjuva devletin ve kapitalist üretim iliflkilerinin ortadan kald›r›lmas› asgari hedefi çerçevesinde ele al›nmas› gereken bir sorundur. Genel ve soyut planda bu yaklafl›ma bir itiraz gelmesi mümkün olmamakla birlikte, pratikte bundan çok farkl› yaklafl›mlar sözkonusu olabilmektedir. Bir rejim olarak faflizmin özellikleri ve bugün Türkiye’deki rejimin faflizm olup olmad›¤› ayr› bir tart›flman›n konusudur. Ancak belirtmek gerekir ki; solun, Türkiye’deki rejimi uzun süreden beri faflizm olarak nitelemesi, ama öte yandan da yürürlükteki darbe rejimini geç de olsa idrak edip bunu dile getirmesi, ancak öncesindeki ve sonras›ndaki yap›lanma sürecinin dinamiklerini tam anlam›yla bilince ç›kartamam›fl olmas›, devrimci hareketin bu konudaki kafa kar›fl›kl›¤›n›n bafll›ca göstergelerindendir. Bu iç tutars›zl›¤›n, devrimci bir program›n ve iktidar perspektifinin yoklu¤u koflullar›nda, iktidars›z bir muhalif kimli¤indeki ›srar ile ilgili oldu¤unu gözden kaç›rmamak gerekiyor. Bu yolda gerek faflizm tespiti yap›l›p anti-faflist mücadele gündeme getirilir, gerekse darbe tespiti yap›l›p buna karfl› mücadele öne sürülür. Nas›l olsa, her iki tespitten hareketle var›lacak sonuçlar devrimci hareket aç›s›ndan ayn›d›r: Demokrasi hedefi. Sorunlara demokrasi program›n›n gözlü¤ünden bakmaktan kurtulunamad›¤› zaman da, kendine has özgünlükleri ve dinamikleri bulunan bugünkü darbe rejimi, genel-geçer ve süreklili¤e kavuflmufl bir “faflizm” tespiti içerisinde eritilerek, bu rejimlerin özgünlükleri gözden kaç›r›lmakta, bunun sonucu olarak da hedefler ve mücadele yöntemleri bulan›klaflmakta, rejimin bugünkü yeniden yap›lanma sürecinde devrimci/düzend›fl› güçleri hizaya sokma do¤rultusunda gündemine ald›¤› sald›r›lara karfl› gelifltirilmesi gereken refleksler zay›flamakta, yok olmaktad›r. Daha do¤rusu bulan›klaflan fley, proleter devrimi hedefi olmaktad›r. Geriye ise sadece, teorik tespit olmaktan çok ajitasyon için kullan›lan söylemler kalmaktad›r. Faflist Sald›r›lar Karfl›s›nda Öncü Tutum Son dönemde Anti-faflist mücadelenin bir gündem maddesi olarak önem kazanmas›, daha ziyade dev-

rimci hareketin bir kesimi taraf›ndan önem atfedilerek öne ç›kart›lmas›, faflizme karfl› mücadelenin, “anti-faflist cephe oluflturman›n” aciliyet kazanm›fl olmas› gibi nedenlerden dolay› de¤ildir. Zaten, bugün faflizmle mücadele sorununun, devrimci parti güçlerinin gündemine girifl nedeni ve biçimi de; t›rmanan faflist sald›r›lar karfl›s›nda al›nacak pratik tutumlar konusunda bir aç›kl›k sa¤lay›p, pratikte hem bu sald›r›lar› bertaraf edip, faaliyetin süreklili¤inin sa¤lanmas›, hem de bu konuda al›nacak örnek, öncü tutumlar sayesinde devrimci hareketin melez-merkezci ak›mlar› üzerinde ayr›flt›r›c› ve ileri çeken bir etkinin oluflturulmas› yönüyle olmal›d›r. Ancak, her ne kadar, "anti faflist cephe" oluflturmak, düne nazaran bugün daha aciliyet kazanm›fl öncelikli bir görev olmasa da “Anti-faflist mücadele”nin son dönemde öne ç›kan bir söylem ve ça¤r› niteli¤i tafl›mas›, bir yandan faflist sald›r›lar karfl›s›nda ortak bir durufl ihtiyac›n›n hissedildi¤ini göstermesi aç›s›ndan önemlidir, ancak öte yandan bu ortak duruflun, iflçi s›n›f›n›n ba¤›ms›z bir siyasal varoluflunu hedefleyen bir zeminde yaflanmamas›, “anti-faflist” mücadele anlay›fl›n›n bir program düzeyine yükseltilmifl olmas›ndan dolay›, kitleleri devrim için örgütleme hedefinden sap›l›p demokrasi program›na gerilenmesi de, bu tutumla murad edilen olumluluklar› olanaks›z k›lan bir di¤er faktör olmaktad›r. *** Devrimci hareketin çeflitli kesimlerine bak›ld›¤›nda gerek liberaller, gerek devrimci demokratlar, gerekse de bunlar›n aras›nda sürekli gel-gitler yaflayan melez ak›mlar aras›nda, anti-faflist mücadele çizgisinin ortak bir kavray›fl›n› n yayg›nl›¤› görülebilir. Politik platform ve ortak bir mücadele hedefi olarak, devrimci ak›mlarla liberaller “anti-faflizm” ve demokrasi ortak paydas›nda buluflabilmektedirler. Yenilgi dönemi içerisinde bulunan devrimci hareketin, sürekli olarak kendini savunma (en fazla aktif savunma!) hakk›yla s›n›rl› görmesinin de bu ortaklaflmada pay› vard›r. Bu faktör, devrimci bir önderli¤in eksikli¤inin bir yans›mas› olan devrimci bir program›n eksikli¤inin sonuçlar›n› daha da derinlefltiren ve geriye düflüflü ivmelendiren bir durum yaratmaktad›r. Ancak liberallerle devrimciler aras›nda yaflanan bu "buluflma"n›n, pratikte meyvelerinin al›nabildi¤inden söz etmek de pek mümkün de¤ildir. Esasen bu ayr›m, ütopyac›larla, blankistlerin ve Komünistler Birli¤i'nin siyasal varolufllar›n›n aras›ndaki ayr›m kadar nettir. Her ne kadar programlar ortak olsa da devrimci demokratlarla liberal demokratlar›n,


15

Say›: 20 P fiubat ‘98 program çak›flmas›na benzer bir ortaklaflmay› prati¤e tafl›yamamalar›n›n temel nedeni, bugün için faflizmle, faflist hareketle mücadele konusunun esas olarak, topyekün olarak devletin ve kurumlar›n›n, sivil faflist hareketin sald›r›lar› karfl›s›nda verilecek yan›tlar ve yürütülmesi gereken çal›flma, k›sacas›, somut, pratik tutumlar nezdinde gündeme geliyor olmas›d›r. Bu noktada da, sol hareketin bileflenleri temel olarak bir yönüyle programlar›ndan beslenen, fakat esas olarak, kendi politik yönelimleri ve benimsedikleri mücadele yöntemi ile uygun bir tutumu benimsemektedirler. Bu gerçeklik bile, devlet karfl›s›nda tak›n›lan farkl› tutumlardan kaynakl› olarak, liberal, reformist demokratlarla, devrimci demokratlar›n ve melez ak›mlar›n söylem düzeyinde bir ortaklaflma yakalansa bile, eylem düzeyinde mutlak olarak buluflmalar›n›/ortaklaflmalar›n› olanaks›z k›lmaktad›r. Bugün için, devrimci hareketin gündemine, anti-faflist mücadele, daha çok pratik ve pratikte karfl›lafl›lan sorunlar›n çözümü ihtiyac›yla girmektedir. Pratikteki sorunlar›n çözümü için öne sürülen “faflizme karfl› mücadele” ise, somut ve dolays›z bir biçimde burjuva iktidar›n› ve organlar›n› karfl›s›na almad›¤›ndan, tek tek faflist sald›r›lara yan›t verilmesi yahut sivil faflist örgütlenme ve sald›r›lara karfl› mücadele edilmesi olarak flekillenmektedir. Öyle ki, yaprak k›p›rdamayan bir dönemde, faaliyetin süreklili¤inin sa¤lanamad›¤› aç›kken, meydana gelen bir faflist sald›r›, devrimciler aç›s›ndan bafll›bafl›na ve kendisi için bir faaliyet haline gelebilmekte, bunun d›fl›nda yürüyen bir faaliyetin olmamas› koflullar›nda, faflist sald›r›lar devrimci hareketi faaliyetsizlikten “kurtarmaktad›r”. Bu durum, devrimci program eksikli¤inin, iktidar perspektifsizli¤inin günlük yaflamdaki yans›mas›d›r. Oysa devrimciler aç›s›ndan faflist hareketin sald›r›lar› karfl›s›nda al›nacak tutumlar, bir alan faaliyetinin yerine geçirilecek, kitleleri örgütlemek için pusuya yat›p beklenecek "f›rsatlar sunan" bir mücadele yöntemi olmamal›d›r. Zaten faflist sald›r›lar, aslolarak süren bir faaliyetin önüne engel oluflturmas› anlam›nda önemlidir, öncelikle bu yönüyle önemsenmeli, bundan dolay› bertaraf edilmelidir. Nas›l ki düflman›n sald›r›lar› karfl›s›nda al›nan tutumlar özel birer mücadele hedefi de¤il, sadece devrimci mücadelenin bir boyutuysa, faflistlerle mücadele de böyledir. Yoksa, faflistler düzenin di¤er kurumlar›ndan ba¤›ms›z olarak yokedilmesi gereken, devrimcilerde saplant› oluflturdu¤u için mücadele edilmesi gereken yarat›klar oldu¤u için de¤il.

Bunun yan›nda, devrimci hareketin, anti-faflist mücadele bafll›¤› alt›nda gelifltirdi¤i bir tarz da ayr›ca kayda de¤erdir. Kurulan “anti-faflist” örgütlülüklerin yapt›¤› eylemlerle çevreye kazan›lan unsurlar, bu unsurlar› kazanmak için yürütülen politika, ayn› zamanda devrimci mücadelenin muhtevas›n› da gerileten bir etki yarat›r: Devrimci örgütler, kendilerinden ba¤›ms›z olarak varoldu¤unu düflündükleri anti-faflist tepkiyi örgütlemek için, kendi programlar›n›n daha gerisinde bir kitle çal›flmas› zeminine yönelir, di¤er taraftan da, asl›nda devrimci, komünist iddialarla devrimci örgütlerin çevresinde örgütlenmeye yönelen, komünizme sempati besleyen unsurlar, içerisine girdikleri anti-faflist siyasal zeminle komünizmi, proleter devrimcili¤i özdefllefltirebilir. Bu flekilde kazan›lan unsurlar için devrimci mücadele, maceralarla dolu bir yaflam olarak alg›lanan “faflist cezaland›rma”ya indirgenir. ‹ktidar› hedefledi¤ini söyleyen bir devrimci hareket için, bu az bir bedel de¤ildir. Denilebilir ki, “devrimci örgütlerin etraf›na insan kazanmak, devrimci iktidar perspektifinin de göstergesidir. Çünkü nas›l olsa, bizim parti iktidar› alacakt›r. Bu yüzden de “anti-faflist”, “demokrat” vb. ne olursa olsun, bizim etraf›m›za gelmesi önemlidir. ‹flte bu bak›fl, devrimci hareketin kuyrukçu karakterini ifade etmektedir. Çünkü bunun sonucu, sadece bu unsurlar›n devrimci örgütlerin etraf›na toparlanmas› olsayd› sorun olmazd›. Sorun, bu unsurlara ulaflmak için siyasetin ve hedeflerin suland›r›lmas›, bayraklar›n kar›flt›r›lmas›d›r. Devrimci hareketin önemli bir kesimi bu zaaflarla malüldür. Komünistler ve devrimciler aç›s›ndan “anti-faflist mücadele”, son derece pratik bir sorun olarak kavranmal›d›r. Faflist sald›r›lar›, devrim ve komünizm hedefiyle yola ç›k›p, bu yol da örgütlenme, kitleleri devrimci örgütler etraf›nda ve devrim hedefiyle toparlama yolunda ilerleyen devrimcilerin karfl›s›na, bu hedefe ulaflmalar›n› engellemek üzere ç›kan sald›r›lar olarak alg›lamak gerekiyor. Yani faflist hareketin varl›k sebebi, devrimci hareket ve iflçi hareketini da¤›tmak, güçsüzlefltirip etkisizlefltirmektir. Burjuva düzenin süreklili¤inden ba¤›ms›z ve ondan ayr› hedefleri olan bir faflist hareket düflünülemeyece¤ine göre, faflist sald›r›lar ve faflist hareketin yükselifli karfl›s›nda al›nacak ilk tutum, “anti-faflist mücadele” ad›nda ayr› bir bafll›k açmaya gerek duyulmadan, bunu özel bir çal›flma haline getirmeden, etkili ve süreklili¤i sa¤lanm›fl bir devrimci politik çal›flmay› sürdürmektir. J

Faflizme Karfl› Do¤ru Tav›r, Devrimcilerin Ortak Tutumuyla Sergilenebilecek evlet son dönemde faflistler arac›l›D ¤›yla sald›r›lar›n› yo¤unlaflt›rd›. Bu sald›r›lar ister “sivrilmifl bir militana”, isterse “s›radan, ortalama” ama devrimcilere yak›n duran “ö¤renciye” yöneltilsin as›l hedefleri devrimciler ve devrimci yap›lanmalarad›r. Faflistler ifli can almaya kadar vard›rd›lar. Bu ölümler sald›r›lar›n hiç de hafife al›nmamas› gerekti¤ini bir kez daha gösterdi. Her sald›r›dan sonra "ma¤dur" olan savunma c›, direniflçi konumunu pekifltiren devrimciler olay› bas›na ve kamuoyuna havale ederek yasak savmac› bir tutum gösteriyorlar. Faflizm hakk›ndaki yanl›fl kavray›fllar afl›lmadan do¤ru davranmak mümkün de¤ildir. Öncelikle flu bilinmelidir. Faflist örgütlenmeler kapitalizmden kan al›yor. Bunlar kapitalizmden ayr› ele al›nmamal›d›r. Düzen bu örgütlenmeleri dönem dönem öne ç›kar›yor dönem dönem geri çekiyor ama sürekli besleyip kullan›yor. Kapitalizme karfl› savafl›lmadan faflizme karfl› savafl›lamaz. Aksi tutumlar yani herkese aç›k demokrasi cepheleri oluflturmak, düzene karfl› pozitif savafl›m hedefleri sunamayan anti-faflist birlikler oluflturmak, fark›nda olunsun, olunmas›n düzeniçi mücadeleye evrilmeye mahkumdur ki, bu tehlikeli bir tuzakt›r. Alan›m›zdaki di¤er devrimci yap›lar Ümit Cihan Tarho ve Serkan Ero¤lu'nun öldürülmelerini protesto etmek için bas›n aç›klamas› yapmay› kararlaflt›rd›lar. Karar bize de iletildi. Destek ve kat›l›m istendi. Biz de yukar›daki tespitlerimizi aktard›k. Bas›n aç›klamalar›n›n her derde deva bir ilaç gibi alg›land›¤›n› bunun mücadeleyi edilgenlefltirip k›s›rlaflt›raca¤›n› belirttik. Katabilece¤imiz herkesi iflin içine kat›p daha militan bir eylem yapmay› önerdik. Tart›flmalardan kampüsten bafllay›p ‹skenderun'da sald›r›ya u¤rayan arkadafl›n yatt›¤› hastaneye kadar yürünmesi, burada bir bas›n metni okunmas› ve arkadafl›n ziyaret edilmesi karar› ç›kt›. Ne var ki bu karar› Koordinasyon'cu arka dafllar kabul etmedi. Yürüyüflle art›k bir yere var›lamayaca¤›n› söyleyip kendileri bas›n aç›klamas› yapacaklar›n› söylediler. Böylece ayn› gün ayn› saatte okulda iki eylem ortaya ç›kt›. Eylemin teknik haz›rl›klar›na bafllad›k. Okulun dört bir yan›nda eylemi duyuran kufllamalar yap›ld›, afifller as›ld›, pankart ve dövizler haz›rland›. Biz de kendi ulaflabildi¤imiz herkese soruna nas›l bakt›¤›m›z› anlatt›k. Kat›l›m ça¤r›lar› yapt›k. Sloganlar›m›z› belirledik. Kufllama haz›rl›klar›n› tamamlad›k. Eylem için her fley haz›rd›. Hastaneye girmemize polis izin vermeyebilirdi. Her türlü engellemeye ra¤men hastaneye girmeyi kararlaflt›rd›k. Yürüyüfl sloganlar eflli¤inde bafllad›. "fiehit Nam›r›n", "Devrim fiehitleri Ölümsüzdür" yaz›l› pankart aç›ld›. Güzergah boyunca Devrimci Parti Güçleri ve Ekim Gençli¤i kufllamalar› yap›ld›. Yaklafl›k 400 kiflilik bir kat›l›m vard›. "Faflizmi Faflistlerin Kan›nda Bo¤aca¤›z", "Faflizme Karfl› Omuz Omuza", "Birlik,

Mücadele, Zafer" ortak sloganlard›. Biz de "Faflizme Karfl› S›n›f Savafl›", "Biji Serhildan Özgür Kürdistan", "Paral› Paras›z Burjuva E¤itime Hay›r" vb. sloganlar att›k. Böylece hastane kap›s›na kadar geldik. Kap›ya polis barikat kurmufltu. Polis eylemi bitirin ça¤r›s› yapt›. Kitlenin da¤›lmamaktaki karar› üzerine sald›rd›lar. “Y›lg›nl›k Yok Direnifl Var” sloganlar› eflli¤inde dövüflerek birinci polis barikat›n› da¤›tt›k. Daha önceki eylemlerden kendisine güvenen polis, bu sefer karfl›s›nda reformistlerin de¤il devrimcilerin oldu¤unu unutmufltu. Moral üstünlü¤üyle hastanenin kap›s›ndan girdik. Kortejin önüyle arkas›ndaki iletiflimsizli¤i f›rsat bilen polis d›flardakilere sald›rd›. Bu s›rada k›ran k›rana çat›flmalar yafland›. Polisten ve ö¤rencilerden çok say›da yaralananlar oldu. Polis kitleyi da¤›tmakta çok zorland›. Onca gözalt› ve yaralanma yaflanmas›na ra¤men insanlar›n ruh hali hem eylem an›nda hem de sonras›nda olumluydu. Ulaflt›¤›m›z en yeni unsur lar bile bir sonraki eyleme daha haz›rl›kl› gidilmesinden bahsettiler. Düzenle devrimin karfl› karfl›ya gledi¤i her anda insanlar "yeni, haz›r de¤il" gibi gerekçelerle kaçacak delik arayan liberal demokratlar›n söylemleri de suyadüfltü. Bu eylemle polisin kampüste kal›n dayatmas›n› k›rd›k. Cuma günkü bu eylem alan›n deneyimsizli¤ine ve onca bask›ya ra¤men devrimcilerin önderlik edebildi¤i eylemlerin militanlaflma dinamikleri tafl›d›¤›n› ortaya koydu. Pazartesi günü faflizme bak›fl›m›z› yans›tan, yaflanan deneyimin art›lar›n› eksilerini bilince ç›karatan, faflizme karfl› mücadelenin nas›l, hangi eksende örülmesi gerekti¤ini anlatan Devrimci Parti Güçleri imzal› bir bildiri ç›kart›p devrimciler aras›nda da¤›tt›k. Ulaflt›¤›m›z insanlarla verimli tart›flmalar yapt›k. Çevremizde yo¤un bir propaganda faaliyeti örgütledik. Alan›m›zda ilk kez somut bir ifl üzerinden devrimcilerle bulufltuk. Bu bizim için bir olumluluktu. Alan›m›zda s›n›f potansiyelini de örgütleyen militan bir müacdele hatt› için bu sürecin önümüzü açaca¤›n› düflünüyoruz. Yoldaflça Selamlar Çukurova Üniversitesi'nden Devrimci Parti Güçleri

Kad›n›n Kurtuluflu ‹nsanl›¤›n Kurtulufludur BROfiÜRLER‹


16

Say›: 20 P fiubat ‘98

Melez Ak›mlar›n Liberallerle Ayr›m Çabas› Ve Bunun Gerçekleflmesinin Koflullar› usurluk kazas› ve kazadan sonra yaflanan geliflmelerin damga vurdu¤u son bir y›ll›k süreçte, burjuvazinin dönemsel hedeflerine ulaflma yolunda gösterdi¤i çaban›n baflar›s›, onun kendi gücünden çok, devrimci hareketin geliflmeleri zaman›nda görme ve gördü¤ü durumda da bunlardan hareketle görev ve öncelik saptama konusundaki baflar›s›zl›¤›n›n ürünüdür. Devrimci hareket, tarihsel kökenleri olan sorunlar› bir yana b›rak›rsak, bugünkü durumda kendi ba¤›ms›z gündemini oluflturmak ve bu gündemin takipçisi olmay› baflarmak göreviyle yüzyüzedir. Bunun baflar›lamad›¤› ko flullarda, burjuvazinin ideolojik kuflatmas›ndan kurtulmas› mümkün de¤ildir. Gerek Türkiye burjuvazisinin hedeflerine, gerek bu hedeflere ulaflma yolunda uygulad›¤› yöntemlere, gerekse bu dönemde burjuvazinin hedeflerine ulaflmas›n›n önünde engel olmas›, ayn› zamanda kendi varl›k koflulu da olan devrimci hareketi bekleyen tuzaklara ve bu durum karfl›s›nda devrimci hareketin yo¤unlaflmas› gereken öncelikli görevlerin neler oldu¤una Maya sayfalar›nda sürekli olarak dikkat çekiyoruz. Komünistler aç›s›ndan burjuvazinin yöneliflleri, Susurluk kazas›yla ortaya ç›kan yeni fleyler de¤ildir. Devrimci Parti Güçleri'nin politik platform önerisi olan Komünistler Ne ‹çin Nas›l Mücadele Etmeli kitab›nda dönem de ¤erlendirmesinde, bu hedefler ortaya konmufltur. Bu kitapta olsun, Maya sayfalar›nda olsun bu konuyla ilgili ortaya konulan yaklafl›mlar›n her geçen gün daha net bir biçimde do¤rulan›yor oluflu, falc›lar için olumlu olsa da, bu saptamalar› yapanlar aç›s›ndan bir böbürlenme vesilesi de¤il, devrimci hareketin bir bütün olarak yo¤unlaflmas› gereken görevlerin aciliyetine iflaret eder. Kuflatmay› Yarman›n Bir Ad›m›: Liberallerle Ayr›mlar› Netlefltirmek TC burjuvazisinin emperyalist hiyerarflide basamak atlama, Ortado¤u'da bir bölgesel güç olma do¤rultusundaki hedefleri ve bu hedefler taraf›ndan belirlenen politikalar› gün geçtikçe netlefliyor ve burjuva politik sahnesininin çeflitli aktörleri ve burjuvazinin paral› uflaklar› olan gazete yazarlar› taraf›ndan da aç›kça ortaya konuluyor. Bu hedeflerin önündeki en önemli engel, Kürt devrimci dinami¤i ve komünist ve devrimci harekettir. Burjuvazinin bu hedeflerine ulaflabilmesi için, devrimci hareketi ehlilefltirerek düzeniçine çekmesi, bunu baflaramad›¤› kesimleri de fiziki olarak yok etme si gerekiyor. Bu hedefler Susurluk ka-

zas›yla birlikte ortaya ç›km›fl olmasa da, Susurluk kazas›, bu hedeflere ulaflma yolunda burjuvaziye önemli f›rsatlar sunmufltur. "Kaza"yla birlikte ortaya sürülen "temiz toplum", "temiz siyaset", "ayd›nl›k Türkiye", hedefleri, ayn› zamanda burjuvazinin temiz toplumunun, “devrimcilerden temizlenmifl bir toplum” oldu¤unu ortaya koymufltur. "Kaza"dan sonra TC burjuvazisi, bu amac›n› gizleme gere¤i duymadan yeni birtak›m düzenlemelere gitmifltir. Bir yandan darbe rejiminin yürürlü¤e girmesi, ama öte yandan da "demokratikleflme", "reformlar" vb. söylemlerinin dile getirilmesi, "memur"lara "sendika" hakk›n›n tan›nmas› vb. geliflmeler, bu düzenlemelerin gerici ve geri düflürücü karakterini gözler önüne sermektedir. Bu süreçte liberal sol ve sendika bürokrasisi burjuvazinin en güvenilir destekçileri olmufllard›r. "Kaza"dan sonraki süreçte, devrimcilerin örgütledikleri ve kat›ld›klar› eylemliliklerde ve öne sürdükleri politikalarda bir yandan düzene muhalif olma kararl›l›¤›n›n getirdi¤i bir güvensizlikle hareket edilmifl, ancak öte yandan da bu güvensizlik bilinçsiz bir biçimde gerici reform program› karfl›s›nda bir barikat oluflturmaya yetmemifltir. "Ne fleriat ne darbe", "te miz toplum, temiz siyaset" vb. söylemler, "bir dakika karanl›k" eylemlerinde öne sürülen talepler, eylemlerde al›nan tutumlar, devrimci hareketin aflamac› bak›fl›n›n sonuçlar› olan demokratik gözba¤lar› sayesinde, “darbe gelmesin” denilerek burjuva demokrasisine raz› olan bir tarz hakim olmufltur. Bunlar olurken, Türkiye'de daha önceki darbelere benzemeyen bir "post-modern darbe" gerçekleflmifltir. Bu sürecin bafl›ndan itibaren, komünistler, burjuvazinin hesaplar› karfl›s›nda devrimci hareketi uyarmaya, bu hesaplar›n tutmas›n›n önünde engel olmak üzere bir tutum gelifltirme yönünde etkide bulunmaya çal›flt›lar. Bu hesaplar›n tutmas› yolunda, düzenin destekçileri rolü ise liberal demokratlara, legal partilere ve sendika bürokratlar›na düflüyordu. 97 1 May›s'›na do¤ru ilerleyen süreçte, bu rolün nas›l da somutland›¤›na dair örnekler de yafland›. O dönem, devrimci hareketin liberallere kan tafl›d›¤›na dair de¤erlendirmelerde, liberallerden ayr›m koyman›n, liberal ütopyalar› süpürmenin aciliyetine de¤inen de¤erlendirmeler Maya sayfalar›nda sürekli yer ald› ¤› gibi, Devrimci Parti Güçleri de eylemlerde bu bilinçle konumland›lar. Demokratik gözba¤lar› karfl›s›nda, devrim ve sosyalizmin ba¤›ms›z sesini duyurma yolunda devrimci hareketle ortak tutum gelifltirme, liberallerin misyonunu teflhir etme yönünde bir ça-

ba içinde oldular. Nitekim, 1 May›s’taki tablo, bu de¤enlendirmeleri ve müdahale çabalar›n› haks›z ç›kartmad›. "Bu 1 May›s'ta da görüldü¤ü gibi, devrimci gruplar ciddi bir kan kayb›na u¤rarken, liberal demokrat partiler, büyüyen bir kitlesellik sergilemifllerdir. Bunun en önemli nedeni ise, liberal demokrat partilerin daha fazla çaba göstermesi de¤il, devrimci ak›mlar›n liberal demokrat hareketle kendi aralar›nda kal›n bir politik s›n›r çizgisi çekememesi, onlar›n kuyru¤unda politika yaparak bu partilerin de¤irmenine su tafl›maya devam etmesidir." (Maya, Say› 11, baflyaz›) "Üçüncü ve daha önemli faktör, devrimci demokrat ve melez ak›mlar›n, kaba reformist yönelimlere karfl› tutum alarak ayakta kalma çabalar›na ra¤men; reformistlerle ayn› ideolojik ve politik zeminde, ama daha fazla devrim vurgusu yaparak at oynatmakla s›n›rl› bir tutumda t›kanmalar› ve ileriye s›çrama konusunda somut, ciddi bir geliflme belirtisinin ortada görülmemesidir." (Maya, Say› 11, Baflyaz›) Liberallerle Ayr›m Koyma Çabas›n›n S›n›rlar› Yaflanan sürecin ard›ndan, darbe rejiminin devrimci hareketin bir k›sm› taraf›ndan geç de olsa idrak edilmifl oldu¤u görülüyor. Üstelik sadece darbenin gerçekleflmifl oluflu de¤il, bunda liberallerin ve sendika bürokrasisinin pay›n›n da bilince ç›kmaya bafllad›¤› göze çarp›yor. Bunun sonucunda ise baz› merkezci ak›mlar›n, bu süreçte liberallerin oynad›¤› rolü teflhir etme ve kitleler üzerindeki liberal etkiyi s›n›rland›rma yönünde çabalar› sözkonusu. Bunun bir bilefleni olarak da kendileriyle liberal ak›mlar aras›ndaki ayr›m çizgilerini netlefltirme yönünde çaba gösteriliyor. Tüm bu çabalar son derece anlaml› ve en az›ndan, sorunlar›n varl›¤›n›n anlafl›ld›¤›n› ve çözümler üretme do¤rultusundaki bir aray›fl› ortaya koydu¤u ölçüde de sevindirici. Ancak bu yönde çaba gösteren ak›mlar›n bir yandan geçen süreçteki kendi rollerini de¤erlendirmelerine, buradan hareketle önümüzdeki dönem için belirledikleri hedeflere; öte yandan da liberallerle ayr›m koyma çabalar›n›n önündeki en önemli engeli oluflturan kendi programatik bak›fllar›n›n yaratt›¤› s›n›rlara bak›ld›¤› zaman, bu ayr›m koyma çabas›n›n baflar›s› hakk›nda iyimser olmak pek mümkün görünmüyor. Uzun süredir vurgulamakta oldu¤umuz devrimci önderlik eksikli¤inin giderilmesi; sadece iflçi s›n›f›n›n tarihsel eylemine önderlik edip, devrim ve komünizm hedefine ulaflmak aç›s›ndan de¤il, devrimci hareketteki geri düflü-

flün de önüne geçilmesi, devrimci ve komünist hareketin kitleler nezdinde reel bir güç ve çekim merkezi haline gelebilmesi aç›s›ndan da vazgeçilmez önem tafl›yor. Bu yönüyle bak›ld›¤› zaman süreçler de¤erlendirilirken, uzun vadeli hedefler bak›m›ndan, devrimci harekette yaflanan geri düflüflün de besledi¤i devrimci önderlik eksikli¤ine vurgu yap›lmas› anlaml›, ancak yetersizdir. Çünkü bugün bu sorunun çözümü de dolays›z biçimde devrimci hareketin yaflad›¤› t›kan›kl›¤›n afl›lmas› do¤rultusunda at›lacak ad›mlara ba¤l›d›r. Devrimci hareketin darbe sürecinde burjuvazinin uygulamalar›yla ilgili de¤erlendirmelerinde, düzenin yeniden yap›lanma çabalar›n›, bu çerçevede gündeme getirdi¤i gerici reformlar› alg›lamaya bafllad›¤›n›, devrimci bas›nda yer alan "restorasyon", "yeniden yap›land›rma", "postall› reformlar" vb. de¤erlendirmelerden de anlamak mümkün. Ancak, bu de¤erlendirmeler devrimci hareketin kendi programatik ve politik duruflunu bütünsel bir tarzda elefltirip, ileri ç›kmas›na vesile olacak bir yaklafl›mdan yoksun. En fazlas›ndan, kendi grubunun yeterince çal›flmad›¤›n›, daha etkin bir faaliyet yürütmekle, devrimcilerin oluflturaca¤› cepheler ve eylem birliktelikleriyle sorunlar›n çözülebilece¤ini düflünen bir yaklafl›m hakim. Bu durumda liberal soldan ayr›m koyma çabalar›n›n söylem düzeyinde kalmaya mahkum oldu¤u ise aç›kt›r. Bunu görmek için, devrimci ak›mlar›n yay›nlar›ndaki 97 y›l› de¤erlendirmelerine bakmak yeterlidir. Örne¤in At›l›m'da yer alan "Bir K›sa Muhasebe: 97 Kimin Y›l›" bafll›kl› yaz›da, 97 y›l› de¤erlendirilirken, olumlu örnekler olarak s›ralanan geliflmelere bak›ld›¤›nda, süreçten hiç bir fley anlafl›lmad›¤›n›, ancak yenilginin de, koflullar›n zorlamas›yla ve mecburen görüldü¤ü ortaya ç›k›yor. At›l›m'a göre, bir "iflçi emekçi cephesi" kurulmufl olsayd› ve Susurluk kazas›n›n üzerine böyle gidilseydi, "devrim talepleri hakim k›l›nsayd›", "devrim isteyen kuvvetler birleflerek taktik bir kuvvet haline gel"ip müdahale etseydi, 97 devrimcilerin kazan›m y›l› olabilecekti. Oysa devrimci önderlik eksikli¤inin bir yans���mas› da iflçi s›n›f›n›n ba¤›ms›z politikalar›n› hayata geçirecek bir devrimci partinin olmamas›yken, bu s›n›f ad›na bir cephe oluflturman›n olanaks›zl›¤› aç›k olmal›d›r. At›l›m bunu derinden hissetmek te, çeflitli alanlarla ilgili yapt›¤› de¤erlendirmelerinde "önderlik bofllu¤unun giderilmesi"nden bahsetmektedir. Tabii önerisi yine ayn›: devrimi isteyen güçlerin birlikte hareket etmesi, devrimci taleplerin yükseltilmesi, örne¤in genel grevin örgütlenmesi. Devrimi isteyenlerin birlikte hareket etmesine kimsenin itiraz› olamaz. Ancak bu devrimi istemek, kitlelerin karfl›s›na ç›k›p, "haydi devrimi isteyelim" demekle ol mayaca¤›na göre devrimci taleplerin


17

Say›: 20 P fiubat ‘98 neler oldu¤unu ortaya koymak gerekmiyor mu? Zaten as›l s›k›nt› da kitleleri devrime tafl›yacak eylem program›n›n eksikli¤i de¤il mi? Bu sorulara verilen yan›t "Marksist leninist komünistler"in daha fazla çal›flmas›ndan baflka bir fley olmad›¤› noktada, ne liberallerle ayr›mlar›n konulmas›, ne de “devrimi isteyenlerin birlikte hareket etmesi” mümkün olmayacakt›r. Devrimci hareketin bu anlaml› çabay› sonuçlar›na vard›rmak için kendi s›n›rl›l›klar›n› ve zaaflar›n› görmesi ve aflmas› gerekiyor. Tarihsel kökenleri olan ve bir ç›rp›da afl›lamayacak olan sorunlar› bir yana b›rak›p, bugünkü pratik-politik süreçlerle ilgili olarak ortaya ç›kan zaaflar ve bu zaaflar› aflman›n yollar› üzerinde duracak olursak; Birincisi devrimci hareket; plans›z programs›z bir flekilde ilerlemekte, günlük olaylar›n seyrine göre ve günübirlik olarak faaliyet sürdürmektedir. Böylece son bir y›ld›r geriye dönülüp bak›ld›¤›nda dolap beygiri misali, "Susurluk kazas›", "Susurluk raporu", "Çetelerin yarg›lanmas›"vb. gündemlerle meflgul olmaktad›r. Öyle bir süreç yaflanm›flt›r ki, liberallerin söyledi¤i gibi "Susurluktan sonra art›k hiç bir fley eskisi gibi olmamaktad›r." Hatta pratik süreçlerde yer alan kadrolar aç›s›ndan belki de "susurluk"tan önce nelerle u¤rafl›l›yor oldu¤u konusunda bir haf›za kayb›ndan bile sözetmek mümkündür. Devrimci çal›flma ad›na son bir y›lda yap›lan fley, boylu boyunca düzenin gündeminin içine batarak; göstermelik ve yasak savma kabilinden yap›lan “takvim devrimcili¤i” d›fl›nda, ba¤›ms›z bir devrimci politik gündem izlenememesi olmufltur. Devrimci hareket bu durumdan bir an önce kurtulmal›d›r. ‹kincisi ba¤›ms›z gündemden, devrimci hareketin anlad›¤› fley, kendi grubunun açt›¤› kampanya vb. çal›flmalard›r. Bunlar›n ba¤›ms›zl›¤› ise, içerik olarak yukar›da tam›nlanan çerçevenin d›flar›s›na ç›k›lmad›¤› sürece tart›flmal›d›r. 1 May›s, ölüm oruçlar› anmalar›, Marafl, Çorum, 2 Temmuz vb. tüm gündemler, özellefltirme, tafleronlaflt›rma, sendikas›zlaflt›rma vb. sald›r›lar›n tamam› "çeteler"le ba¤lant› kurularak ele al›nm›flt›r. Bu durumda ba¤›ms›z bir gündem maddesinden bahsetmek mümkün de¤ildir. Liberallerin ve sendika bürokratlar›n›n etkisini k›rma yolunda ad›m atmak isteyen devrimci hareketin ilk yapt›¤› fley, sendika yönetimlerine gelmek, kongreler yoluyla sendika bürokrasisini alafla¤› etmek, "s›n›f sendikac›l›¤›", "iflçi kurultaylar›" vb. arac›l›¤›yla sendika bürokrasisine asl›nda kan tafl›makt›r. Hiç kimse, bu sendika bürokrasisinin, üzerinde yükseldi¤i ayr›cal›kl› kesimlerin d›fl›nda kalan genifl kesimlerin iflçi s›n›f›n›n bir parças› oldu¤unu ve esasen iflçi s›n›f›n›n bu kesimlerinin sendikalara tafl›nmas›n›n yarataca¤› devrimcilefltirici etkinin, bugün için “sendikalar›n sar›lardan temizlenmesinden” daha anlaml› olaca¤›n› akl›n›

getirmemektedir. Bu kesimlere el yordam›yla yöneldikleri durumda da en iyisinden, "devrimin müttefiklerini örgütleme", "anti-faflist mücadele" perspektifiyle yaklaflmaktad›rlar. Bu kesimlere böyle bir perspektifle yönelindi¤i durumda da, zaten örgütsüz olan bu kesimlerin birlefltirilmesine de¤il parçalanmas›na hizmet eden, Alevicilik ve hemflericilikle yaklafl›lmaktad›r. El yordam›yla bu kesimlere yönelinmesi bafllang›çta bir olumluluk olarak de¤erlendirilse bile, yukar›da belirtlen flekilde yaklafl›lmas› bu olumlulu¤u tersine çeviren ve zarar veren bir etki yaratmaktad›r. Devrimci hareket, mahallelerde dernekçilik, “anti-faflist mücadele”; sendikalarda sendikac›l›k yapmakta, “demokratik alan”da “demokrasi” ve “insan haklar› mücadelesi” vermekte, Kürdistan’da süren savaflla ilgili olarak “kirli savafl” ve “bar›fl” söyleminden kurtulamamaktad›r. Okullarda “paras›z e¤itim, özerk demokratik üniversite”, özellefltirmeler karfl›s›nda “kamulaflt›rma” taleplerine sar›l›rken, devletin sald›r›lar› karfl›s›nda “sald›r›ya u¤ram›fl masum vatandafl” rolünü oynay›p, öldürülen devrimcilere “kay›p”, “gazeteci”, “ö¤renci” denilmekte; kitlelerin gerili¤inin arkas›na s›¤›n›l›p siyasete yasaklar getirerek devrimcilerin birbirine düflmesine yol açmakta; tüm bun lar› yap›p, ard›ndan da hala güç olamad›¤›n›, kitleleri seferber edemedi¤ini gördü¤ü noktada, “hain sendika bürokratlar›”na ve liberallere küfretmekte, yaflad›¤› sorunlar›n tespitinden ve dolay›s›yla da çözümünden uzak günü kurtarma çabas› içinde geriye do¤ru savrulmaktad›r. Bu say›lan bafll›klarda, liberallerden ayr› hiç bir pratik sergileyemeyen devrimci hareketin, liberallere öfkelenmesi olsa olsa kendi çaresizli¤indendir. Neden her önemli dönemeçte liberallerle bulufltu¤unu sorgulay›p bunun cevaplar› verilmedi¤i noktada, bu açmazdan kurtulunmas› mümkün olmayacakt›r. Liberallere öfkelenmek yerine, onlar›n hangi boflluktan beslendi¤ini görüp, bunu gidermek, devrimci siyaseti kendi zemininde, ba¤›ms›z bir gündem, devrimci talepler ve eylem çizgisi ekseninde üretmek gerekiyor. S›ralamaya çal›flt›¤›m›z tüm bu sorunlar, devrimci hareketin liberallerden ayr›m koymaya çal›fl›p, bunu bir türlü becerememesinin en önemli etkenleri dir. Politik olarak liberalizm ile örgütsel olarak tasfiyecili¤in kol kola yürüdü¤ü hesaba kat›l›rsa, devrimci hareketin kendi gerçe¤i ile yüzleflip, liberal tasfiyeci ak›mla her türlü köprülerin at›ld›¤› bir zeminde ileriye ç›kabilmesinin önemi çok daha net anlafl›labilecektir. Aksi taktirde, h›zla ileri ç›kmay› beceremeyip dibe vurdu¤u noktada, zaten liberal tasfiyecilerin zeminine düflecek olan devrimci hareket üzerinde, liberal tasfiyeci ak›m›n “geriletici” etkilerinden söz etmek de mümkün olamayacakt›r. J

Adana’da Dayan›flma Birli¤i ‹çin Anlaml› Bir Bafllang›ç dana iflçi s›n›f›n›n en devrimci, en dinamik diye tan›mlad›¤›m›z kesiminin oldukça fazla yaflad›¤› bir bölgedir. Varofllar yerleflim merkezleri olarak flehir merkezine kadar taflm›fllard›r. Her yan mevsimlik tar›m iflçileriyle, “ne ifl olsa yapar›m” diyen köyleri yak›lm›fl Kürt iflçileriyle dolu. Büyük fabrikalarda tafleronlaflt›rma, sendikas›zlaflt›rma; Arap, Kürt, Türk iflçileri birbirine k›rd›rma had safhada. Adana’da bir iflçiye “çocu¤unun ne olmas›n› istersin” diye bir soru soruldu¤unda “bir fabrikada kadrolu iflçi olmas›n› isterim” cevab›n› al›rs›n›z. Çünkü onlar için kadrolu bir ifle, sosyal güvenceye sahip olmak bile büyük bir hayaldir. Adana bu yönleriyle DAB-SEN’e ihtiyaç duyulan en önemli bölgelerden biridir. Biz özellikle üniversitede, kitle örgütlerinde, ulaflt›¤›m›z ölçüde emekçi semtlerinde DAB-SEN’in tan›t›m›n› yapan sohbetler ettik, bildiriler da¤›tt›k. DAB-SEN çal›flmalar›n› Adana bünyesindemerkezilefltirmek, amaçlar›n› daha iyi kavratabilmek için bir söylefli yapmay› düflündük. ‹lk önce bu düflüncemizi R›zgari okuru arkadafllara sunduk. Onlar önerimize olumlu cevap vererek çal›flmalara kat›lacaklar›n› be lirttiler. Üzerinde “Tek bir iflyeri sendikas›z, tek bir iflçi sigortas›z kalmas›n” slogan› yaz›l› söylefli ilanlar›n› haz›rlayarak Adana’daki tüm kitle örgütlerine ast›k. Üniversite bünyesinde de “Ö¤renciye ifl,iflçiye ö¤renim hakk›” sloganl› söylefli ilanlar›n› yayg›n bir flekilde ast›k. Daha önce Ankara’da da¤›t›lan “Asalakl›¤a B›rak ‹flçi s›n›f›yla Saf Tut” bafll›kl› bildirinin üzerine söylefli ilan›n› da ekleyerek yüzlerce da¤›tt›k. Bunlar›n yan›nda bürokratik yöntemleri reddederek ulaflabildi¤imiz tüm dostlar› söyleflinin amaçlar›n› anlatarak söylefliye davet ettik. Söylefliyi yaklafl›k 60 kiflinin kat›l›m›yla gerçekleflti. Adana’da kendini hissettiren hemen hemen tüm devrimci gruplar temsili olarak söylefliye kat›ld›lar. Bunun yan›nda di¤er kat›l›mc›lar üniversiteden ve emekçi semtlerinden gelenlerden olufluyordu. Söylefli saat 11’de bir arkadafl›n DAB-SEN’in hangi ihtiyac›n ürünü olarak do¤du¤unu, ne zaman kuruldu¤unu, bugüne kadarki faaliyetlerinin ne oldu¤unu anlatmas›yla bafllad›. Bu sunudan sonra görünmeyen iflçilerin sadece klasik sendikalar taraf›ndan de¤il, s›n›fa klasik sendikalar›n gö-

züyle bakan devrimciler taraf›ndan da görülmedi¤i, as›l olarak bu kesimin, s›n›f›n en devrimci, en dinamik kesimi oldu¤u üzerine konufluldu. Kald›raç ve K›z›l Bayrak okurlar› bu kesimin iflçi s›n›f›n›n içinde yer almad›¤›n› üretimdeki rolleriyle ispatlamaya çal›flt›lar. Biz “s›n›f” tan›m›n› yeniden yaparak, proletaryan›n tarihsel misyonunun üretimden gelen gücüyle de¤il, üretirken yönetebilme özelli¤ini tafl›d›¤›ndan ve bu niteli¤iyle s›n›fs›z topluma geçifli sa¤layabilecek tek s›n›f oldu¤undan dolay› oldu¤unu söyledik. Daha sonra “grev” üzerine konufluldu. Tabii ki s›n›fa “üretimdeki rolleriyle” bakanlar›n grev deyince ak›llar›na üretimi durdurmak geldi. Biz “grev”i tarihteki s›n›f deneyimlerinden örnekler vererek aç›klad›k. Adana’daki s›n›f hareketinin yak›n geçmiflinin de¤erlendirilmesinden sonra, bugün iflçiler ne durumdad›r, onlara nas›l ulaflabiliriz sorular› etraf›nda söylefliye devam edildi. Mahallelerin özeline inerek hangi sorunlarla yüzyüze olduklar›, oralarda örgütlenme düzeyinin nas›l olmas› gerekti¤i, fabrikalardaki iflçilerle, di¤er iflsiz iflçiler aras›ndaki sorunlar›n nas›l giderilece¤i (ifl saatlerinin k›salmas› vb.) buna iliflkin perspektiflerimizi yaflama nas›l sokmam›z gerekti¤i noktas›nda iflten at›lan bir fabrika iflçisi de¤erlendirmelerini sundu. Daha sonra ö¤renci gençli¤e nas›l bak›lmas› gerekti¤i, “ö¤renciye ifl, iflçiye ö¤renim hakk›’talebinin ne anlama geldi¤i, hangi ö¤rencilerin DAB-SEN muhatab› oldu¤u üzerine konufluldu. Ö¤leden önce 11’de bafllayan söy lefli akflam 18.30’a kadar sürdü. Bu kadar uzun sürmesine karfl›n söylefli canl›l›¤›n› hiç kaybetmedi. Konuflmalar ilk önce tart›flma havas›nda bafllasa da emekçi semtlerinden gelen iflçilerin de müdahaleleriyle, somutta hangi iflleri yapmam›z gerekti¤i noktas›nda birtak›m planlar kendili¤inden ortaya ç›kt›. Bu söyleflide anlam›na burada kavuflmufl oldu. Çünkü DAB-SEN’in tan›t›m› belgelerle, yaz›larla de¤il, somut ifllerle, ifl tarifleriyle yap›labilir. Bu söylefli ile birlikte DABSEN Adana’daki ilk etkinli¤ini gerçeklefltirmifl oldu. Böylelikle Adana’daki DAB-SEN çal›flmalar›n› merkezilefltirecek giriflimin oluflturulmas› için ilk ad›m at›lm›fl oldu. Adana’dan Devrimci Parti Güçleri

Sahibi ve Yaz›iflleri Md.: Reyhan Son Banka Hesab›: Reyhan Son, ‹fl Bankas› 1029 1058585 Tohum Yay›nc›l›k Üsküdar Caddesi Akçay ‹fl Mrk. Kat: 2 No: 12 Kartal / ‹st Tel: (0216) 387 83 09 Bas›ld›¤› Yer: Eren Ofset


18

Say›: 20 P fiubat ‘98

Burjuvazi ‹stikrar Aray›fl›n› Sürdürürken,

Dünya, ‹flçilerin Eylemlerine Tan›kl›k Ediyor urjuvazi “globalleflen dünya” masal›n› anlatmaya devam ederken, bunun ancak bir masal oldu¤unun fark›nda olacak ki, her yerde “toplumsal bar›fl ve uzlaflma” mesajlar› veriyor. Uykular›n› kaç›ran istikrars›zl›ktan kurtulman›n yollar›n› ar›yor. Dünya çap›nda bir örgütten yoksun, bunun sonucunda birbirinden kopuk olan iflçiler ise, düflman›n ve liberallerin tüm yalanlar›na ra¤men, devrimci potansiyellerini çeflitli vesilelerle a盤a ç›kart›rken, burjuvazinin kabuslar›n›n hakl›l›¤›n› ortaya koymaya devam ediyorlar. Dünya, Ocak ay›nda da burjuvazinin korkular›n› derinlefltiren eylemlere tan›kl›k etti. Geçti¤imiz aylarda, çeflitli ifl kollar›ndaki iflçilerin grevlerine hemen her gün bir yenisinin eklendi¤i günler yafland›. Son bir kaç ayd›r ise, Avrupa’da ve ka¤›ttan yap›ld›¤› anlafl›lan “Asya Kaplanlar›”nda iflsiz iflçilerin eylemleri öne ç›k›yor. Dünyan›n yeniden paylafl›lmas›nda ABD’yle afl›k atan, “modern” ve refah düzeyi yüksek ülkeler s›ralamas›nda hayli ön s›ralarda bulundu¤u söylenen Fransa da, bu eylemlerin yo¤unlaflt›¤› ülkelerden birisi. Dünyaya sunulan bu “modern” vitrinin yarat›c›lar› olan iflçiler, Fransa’daki “sol” hükümeti sarsan, hükümette çatlaklar yaratan eylemler yap›yorlar. Özellikle iflsizler taraf›ndan, çeflitli taleplerle yürütülen bu eylemler son dönemde, çal›flan iflçilerin eylemleriyle birleflmeye, ortak talepler birlikte dillendirilmeye bafllan›yor. Eylemler, yürüyüfl, miting, iflgal vb. tarzlarla yürütülüyor, giderek toplumda ilgi uyand›r›yor. 17 Ocak’ta, Fransa’n›n 20’yi aflk›n flehrinde mitingler yap›ld›. Bu mitinglerde, “çal›flanlar›n s›rt›ndan yap›lan sosyal kesintilerin, kapitalistlerin kasalar›na aktar›lmas›na” son verilmesi isteniyordu. Bu eylemlerden Paris’teki mitinge yaklafl›k 25 bin kifli kat›ld›. Bunlar›n aras›nda Belçika ve ‹ngiltere’den gelenler de vard›. Bu eylemde ve genel olarak tüm eylemliliklerinde, iflsizlerin öne ç›kard›klar› talepler flöyle s›ralan›yor: * Asgari geçim yard›m›, koflulsuz olarak herkese verilsin, * Sosyal yard›m fonlar›n›n kasalar›ndaki paralar derhal zor durumda olanlara da¤›t›ls›n, * ‹flsizlik ödentisi artt›r›ls›n, * Haftal›k çal›flma süresi bir an önce 35 saate, daha sonra da 32 saate düflürülsün, * ‹flsizlerin ve yoksullar›n kira ve elektrik borçlar› iptal edilsin. Bu eylemlerin yaratt›¤› “kamuoyu bas›nc›” karfl›s›nda, Jospin hükümeti de anlaflmazl›klara düflüyor. Hükümet orta¤› olan Yefliller ve Fransa Komünist Partisi, “eylemleri hakl› bulduklar›n› ve desteklediklerini” aç›klad›. Herhangi bir durumda, gücü oldu¤u sürece, amaçlar›na ulaflmak için hiç bir engel tan›mayan hükümeti bu aç›klamay› yapmaya iten fley, “kamuoyu bask›s›” de¤il, dünya çap›nda sermaye s›n›f›n›n korkusu olan “toplumsal patlama” kayg›s› ve bunu engelleme gayretiydi.

27 Ocak’ta, haftal›k çal›flma süresinin 35 saate düflürülmesi ile ilgili görüflmelerin yap›laca¤› saatlerde, birçok kentte ve görüflmelerin yap›ld›¤› ‹flverenler Konfederasyonu (CNPF) Genel Merkezi’nin bulundu¤u bölgede yap›lan mitinge on bini aflk›n kifli kat›ld›. Patronlar ise, hükümetin çal›flma saatini düflürme ve iflsizlere yap›lacak sosyal yard›mlar›n artt›r›lmas› ile ilgili düzenlemelere destek vermiyorlar. Onlar esnek çal›flma ve çal›flma saatlerinin düflürülmesini y›ll›k çal›flma süresine yaymay› istiyorlar. Özellikle, 27 Ocak’taki eylemlerde, iflsizler, haftal›k çal›flma saatinin düflürülmesi talebiyle, di¤er s›n›f kardeflleriyle de ortaklafl›yor, bunun kendi ç›karlar›na oldu¤unu farkettiklerini belli ediyorlar. Bir bankan›n iflas› karfl›s›nda 150 milyar gibi bir miktar› gözden ç›karabilen hükümet, iflsizler için 500 milyon ay›r›p, paray› iflsizlere da¤›tmak suretiyle tepkileri dizginlemeye çal›fl›yor. Ancak bu eylemler, hükümetin att›¤› geri

ad›mlar ve verdi¤i baz› “taviz”ler nedeniyle sönmeye ve k›smi, geçici kazan›mlarla susturulmaya mahkum. Üstelik, s›n›f›n geri kalan kesimleriyle ve örne¤in, herkese çal›flma hakk›, eflit ifle eflit ücret vb. baflka savafl›m hedefleriyle iflsizleri ve iflçileri birlefltirebilecek bir önderli¤in bulunmad›¤› koflullarda, s›n›f›n bir kesiminin ç›karlar›, baflka bir kesiminin kay›plar› pahas›na gerçekleflmek zorunda. ‹flsizler de, 17 Ocak’taki eylemlerinde bunun fark›nda olduklar›n› ortaya koyuyorlar: “Çal›flanlar›n s›rt›ndan elde edilen gelir, patronlar›n kasas›na gitmesin”. Böylece, istedikleri haklar›n, s›n›f›n di¤er kesimlerinin s›rt›ndan elde edilece¤ini de ortaya koymufl oluyorlar. Onlar› bu durumdan kurtar›p, s›n›f›n bir bölümünün kazan›mlar›n›, tüm s›n›f›n kazan›mlar› haline getirmeye önderlik edecek bir devrimci parti ise, sadece Fransa’daki de¤il, tüm dünyadaki iflçilerin en önemli, fakat fark›nda olmad›klar› bir ihtiyaç olmaya devam ediyor. J

Düflman›n Gündemine Teslim Olununca...

Parsay› Liberaller Topluyor zellefltirme Karfl›t› Platform’un, Ö “Özellefltirmeye Hay›r!” mitinglerinin ikincisi 18 Ocak’ta ‹stanbul Abide-i

Hürriyet Meydan›’nda yap›ld›. Eylemin, siyasetini özellefltirmeye karfl› “kamulaflt›rma” Susurluk devletine karfl› “demokratik ve ba¤›ms›z Türkiye” olarak belirleyen liberal sol aç›s›ndan bir gövde gösterisi oldu¤u söylene bilir: S‹P, eyleme her zamanki kitleselli¤iyle kat›l›rken özellikle ‹Pve EMEP’in kitleselli¤indeki art›fl dikkat çekiciydi. Takvim eylemliliklerine dahi katamad›klar› kitleyi böylesi bir eyleme katabilmifl olmalar›, devrimciler için, yapm›fl olduklar› siyasetin nerelere kan tafl›d›¤›n› görmeleri aç›s›ndan önemliydi. Tabii ki burada sözümüz görmek isteyenlere... Di¤er taraftan devrimcilerin oluflturdu¤u kortejler Gazi Ayaklanmas› sonras› kitleselli¤ini arat›r cinstendi. As›l irdelenmesi gerekense yapt›klar› siyasettir. At›lan sloganlarda en fazla öne ç›kar›lan demokrasi vurgusu idi. yetifltirdi¤i, ihtiyaçlar› temeKorktuklar› Ayn›: Devletin linde kulland›¤› kiflileri, yine kendi ya‘TOPLUMSAL PATLAMA’ sas› ile yarg›lamas› talebi giderek amaç halini alm›flt›. Asya’n›n, “Kaplanlar›”n›n yöneticileri de “toplumsal bir patlamadan” korktuklar›Düzenin 1 May›s 96’dan itibaren n› dile getiriyorlar. bafllatt›¤› devrimcilere yönelik seçmeli 97’nin son aylar›nda sürekli yükselen iflsizli¤in 98 de daha da artaca¤› bildiriliyor. terör, kimine sopa kimine havuç politiGüney Tayland’da bir araba montaj fabrikas›nda çal›flan iflçiler, y›ll›k primleri kas›n›n meyveleri eylemde görünenlerödenmedi¤i için fabrikay› yerle bir ettiler. dendi: Liberal sol güç ve “otorite” kazaEndonezya’n›n baflkenti Jakarta’da üç kad›n, eflleri ifl bulamad›¤› için, devleti pro- n›rken, devrimci-demokrat ve melez testo etmek amac›yla yaflam›na son verdi. ak›mlar için sürecin tersinden ifllemifl Endonezya’n›n nüfusu yaklafl›k 200 milyon. Resmi rakamlara göre bir süre önce oldu¤u ortadayd›. Devrimcilerin arka2.7 milyon olan iflsiz say›s› 97 sonunda 10 milyona ç›kt›. Sendikalar göre ise bu ra- s›ndan esen rüzgar, Gazi’nin, 1 May›s kam 13.5 milyon. 96’n›n ayaklanmac› rüzgar› de¤il, burjuEndonezya hükümeti sorunun çözümü için IMF’den yard›m bekliyor. Dünya Ban- vazinin ortaya saç›ld›¤› ve temizlenmekas› Baflkan› bölgede yapaca¤› incelemelerden sonra yeni bir paket daha aç›klayacak. si için liberal solla elbirli¤i ile giriflti¤i Malezya hükümeti, iflsizlik bahanesiyle 600 bin Endonezyal› iflçiyi s›n›rd›fl› etti. “temizlik” yani Susurluk rüzgar›yd›. Filipinlerde iflsiz say›s› 3 milyonun üzerine ç›km›fl durumda. Hükümet iflsizlere ifl Kürsü sürekli bu siyaseti vaaz ediyordu. bulmak için “yabanc› misafir iflçiler”in acilen s›n›r d›fl› edilmesini kararlaflt›rd›. Eyleme kat›lma karar›n›n al›nmaAncak 6 milyon Filipinli iflçi de çeflitli ülkelerde “misafir iflçi” olarak çal›fl›yor. Bu s›nda ve haz›rl›k konusunda, kimi eksikülkeler Malezya, Güney Kore ve Hong Kong. Ayn› sorundan muzdaripler ve onlar da liklerimizden dolay› kitlesellik anlam›nyabanc› iflçileri s›n›rd›fl› edecek. Yani çözüm gibi görünenler asl›nda birer çözümsüz- da olabilecek say›n›n gerisindeydik. lük ve hepsi de burjuvazinin ç›karlar›n› korumaktan ödün vermeden gerçeklefltiril- Alanda 30-35 kiflilik bir kortej ve iki J pankartla yer ald›k. Her eylemden sonra meye çal›fl›lan “çözüm”ler. kitlesellik anlam›ndaki bu kötü durumu “haz›rl›ks›zl›k” flifresiyle aç›klaman›n Patronlarla Sendikalardan bir müzminleflmeyi de beraberinde ge‘Büyük anlaflma’ tirdi¤ini biliyoruz. Bu do¤rultuda, devrimcili¤in bir irade sorunu oldu¤unu daGeçen y›l, militan eylemleriyle, tüm devrimci hareketlerin ilgisini ve ezilenlerin ha ciddi bir biçimde akl›m›zda tutarak sempatisini kazanan Güney Kore iflçileri, bugünlerde, geçen y›lki öncüsüzlüklerinin davranaca¤›z. sonuçlar›n› yafl›yorlar. Geçen y›l, yeni ç›kart›lacak olan sendikalar yasas›na karfl› eySonuç olarak, devrimcilerin (ve bizlemler düzenlemifl, varolan ayr›cal›klar›n› kaybetmeme kayg›s›yla hareket etmifllerlerin) bu eylem çerçevesindeki durumu, di. Ancak, varolan ayr›cal›klar›n›, s›n›f›n geneline yayacak bir bilince ve örgütlülü¤e bahar eylemlilikleri sürecinde, üzerisahip olmamalar› sonucu, geçen y›l sendikalar yasas›n›n kabulünü engelleyebilmifl olmizdeki sorumluluklar›m›z›n daha bir malar›, bugün bu ayr›cal›klar› birer birer yitirmelerine engel olamad›. Güney Kore’de iflçi sendikalar›, ekonominin canland›r›lmas› için, hükümet taraf›n- bilince ç›kmas›na vesile olmufltur: Önüdan gündeme getirilen “ola¤anüstü” durumlarda iflçi ç›kart›lmas›n› kabul etti. Hükü- müzde duran, devrimci dayan›flman›n met, iflçi ve iflveren sendikalar› aras›nda üç hafta süren görüflmeler sonucu bu “büyük devrimcilerin çal›flma yapt›¤› alanlardan anlaflma” sa¤land›. ‹flverenlerin ve hükümetin, 57 milyar dolar kredi vermifl olan bafllanarak örülmesi, 1 May›s 97’de k›IMF’nin önerileri do¤rultusunda; iflçi ç›kar›lmas›n› becerebilmek için sendikac›lara ramad›¤›m›z zincirlerin 98 1 May›s’›nihtiyaç vard›. Çünkü varolan sendikalar yasas›na göre, sendikalar›n onay› olmadan ifl- da k›r›labilmesi için önemli bir haz›rl›k çi ç›kart›lmas› mümkün olmuyor. Sendikac›lar, ayn› buralardaki gibi, patronlar›n s›- görevidir. Bu görev en fazla da devrimn›f içindeki truva at› konumundalar. Onlar, bu pazarl›k sonucunda, daha fazla iflsiz - ci partinin yarat›lmas› ve düzenin sald›lik ödene¤i ve siyasi faaliyetlere girebilme imkan›n› elde ettiklerini belirtiyorlar. El - r›lar›n›n püskürtülmesi için gereklidir. Yani yoldafllar, komünist bir dünya de ettikleri bu siyasi faaliyetlere girebilme hakk›n› hangi yönde kullanacaklar› ise bir s›r de¤il. Böylece, hükümetin ekonomiyi canland›rmak için yapmas› gereken reform- kurma hedefiyle girdi¤imiz kavgada lar›n önündeki engellerden bir tanesi daha ortadan kalkm›fl oluyor(!) Bu rahatlaman›n omuzlar›m›zdaki a¤›rl›¤› daha bir hissegeçici oldu¤unu en iyi bilenler yine de patronlar. Toplumsal alt-üst olufl korkusu pefl- diyoruz. Ümraniye’den lerini hiç bir zaman b›rakmayacak. Ta ki, yerle bir edilinceye kadar! J Devrimci Parti Güçleri


19

Say›: 20 P fiubat ‘98

Sald›r›lar›n Görünen Hedefi As›l Hedefi De¤ildir

T

ürkiye'de son y›llarda MHPflahs›nda faflist hareketin bir imaj tazeleme çabas›n›n oldu¤u, tüm çevrelerin kabul etti¤i bir gerçektir. Bu çabaya burjuvazinin oldukça genifl kesimleri taraf›ndan da destek verilmekte. Türkefl'in ölümüne yak›n dönemde, bizzat kendisi taraf›ndan bu yolda mesajlar verilmifl, onun ölümünün ard›ndan da, yeni seçilen yönetim taraf›ndan bu yolda ad›m at›laca¤› yolunda hedefler ve yöntemler gösterilmifltir. "Çete" gündemiyle ba¤lant›l› olarak ifllenen bu imaj tazeleme hedefi, MHP'nin art›k liberal bir çizgiye do¤ru evrilmekte oldu¤u, her türlü "çete", kaçakç›l›k ve fliddet yöntemlerini d›fllayaca¤›, "uygar" dünyaya yak›fl›r yöntemler izleyece¤i yönünde çabalar›n oldu¤u yolunda bir dizi tart›flmay› da içermektedir. Bu yolda, Ülkü Ocaklar›'n›n ifllevi ve MHP'nin bunlarla olan iliflkileri yeniden tan›mlanmaya çal›fl›lm›flt›r. Nitekim, bu do¤rultuda, üniversitelerde yaflanan faflist sald›r›lar karfl›s›nda, MHP taraf›ndan ve ölümünden önce Türkefl taraf›ndan yap›lan aç›klamalarda, "ö¤rencinin eline silah de¤il kitap yak›fl›r" türünden söylemler gelifltirilmifltir. Faflist hareketin geçmifli ve misyonunu bilmeyenler için inand›r›c› gelebilecek olan bu söylemlerin öne ç›kar›ld›¤› ayn› dönemde, görünüflte bunlarla tezat oluflturan bir yönelimi sergileyen, ama asl›nda hiç de tezat oluflturmayan faflist sald›r›larda da gözle görülür bir art›fl ve yayg›nlaflma yaflanmaktad›r. Art›k sald›r›lar›n, sadece üniversite ve liselerde de¤il, iflçi semtlerinde de yayg›nlaflt›¤›, hem say› olarak ço¤almakta oldu¤u, hem de daha organize ve pervas›zca yap›ld›¤› göze çarpmaktad›r. Ancak sald›r›larda, eskiyle uyumsuz olmasa da biçim olarak yeni gibi görünen bir boyut bulunuyor. Eskiden faflist sald›r›lar›n daha çok, devrimci kimlikleri herkes taraf›ndan bilinen, devrimci faaliyette aktif olan unsurlara, bunlar›n örgütledikleri eylemlere ve aç›ktan onlar› hedef alarak yap›l›yor olufluna karfl›n, son zamanlarda direkt olarak devrimcilere yönelmektense, daha çok devrimcilerin çevresinde yer alan ve alabilecek olan unsurlara yöneldi¤i görülmektedir. Bu durum, devrimcilerin kitle iliflkilerinin sindirilmesi yoluyla yal›t›lmas› ve yaln›zlaflt›r›lma s› amac›na hizmet etmektedir. Esasen hiç de yeni olmayan bir taktiktir. Bu geliflmeler, ayn› zamanda, faflistlerin iflçileri ve ö¤rencileri örgütlemeye yönelik talepler gelifltirmeye bafllad›klar› ve bu yönde giriflimlerde bulunduklar› bir döneme denk düflüyor. Faflistlerin kurdu¤u iflçi derne¤i ve bu dernek arac›l›¤›yla bafllatt›klar› iflçilere yönelik kampanyalar dikkat çekicidir. Bu veriler, sald›r›lar›n, devrimci hareketin etki alan›n› daraltmak, yöneldi¤i kitle taban›n› en az›ndan tarafs›zlafl t›rmak hedefine dönük oldu¤u fikrini

güçlendirmektedir. Faflist hareketin bugün izledi¤i bu taktik, ayn› zamanda burjuvazinin dönemsel hedeflerine ulaflmak için devrimci harekete yönelik planlar›n›n bir parças›d›r ve zaten burjuvazinin yönelimleriyle paralellik tafl›maktad›r. Faflist hareketin misyonu düflünüldü¤ünde bu zaten normal oland›r. Son dönemde artan faflist sald›r›lar karfl›s›nda devrimcilerin ald›klar› tutumlar, y›llard›r rejim hakk›nda faflizm tespiti yapanlar›n, yapt›klar› tespitin ciddiyetini anlamaktan yoksun bir konumlan›fl içinde bulunduklar›n› ortaya koyuyor. Faflist sald›r›lar karfl›s›nda, özellikle son dönemde yayg›nlaflan tutum, bas›n aç›klamalar› yap›p sald›r›lar› k›namak, yarg› kurumlar›na faflistleri flikayet edip, yarg›lanmalar›n› ummak, kitlelere faflizmi teflhir etmek ad›na savunmac› bir tutumu yayg›nlaflt›rmakt›r. Hem rejimin faflizm oldu¤unu söyleyip, hem de bu rejimin yasal s›n›rlar› içinde kurulan dergi bürolar›nda örgütlenme çal›flmalar› yapmak, büro bask›nlar›ndan sonra sald›r›lar› k›namak, okullardaki faflist sald›r›lar karfl›s›nda polisin tarafs›z olmas›n› istemek, bu arada devletin kurumlar›n› fark›nda olmadan meflrulaflt›rmak, üniversitelerde kantin devrimcili¤ini bir mevzi san›p, buralarda "e¤itim ve ö¤renim hakk›"na yönelen sald›r›lar karfl›s›nda Rektörlükten medet ummak; yaflan›lan geri düflüflün ifadeleridir. Faflistlerin kulland›klar› yöntemler karfl›s›nda, devrimci hareket kendi bayra¤›n› daha aç›k bir biçimde yükseltip, bu sald›r›lar›n hedefi olan kitlelere güven vererek kendi etraf›nda toparlamak yerine, silikleflmekte, savunma konumuna gerilemektedir. Sald›r›lar karfl›s›nda ilk akla gelen tutum, devrimcilerin toparlan›p, sadece kendi yay›n organlar›n›n geldi¤i bas›n aç›klamalar› düzenlemektir. Burada her ne kadar “kamuoyu”nu bilgilendirmek vb. söylemler ileri sürülse de, asl›nda bas›n aç›klamas›n›n bir eylem biçimi olarak kavrand›¤› ve eylemsizli¤in böylece gizlendi¤i aç›kt›r. Çünkü, mesele bas›n› ve "kamuoyunu" bilgilendirmekse, faks ve telefon denilen aletler pekala bu ifle yarayabilirdi. Bas›n aç›klamalar› d›fl›nda ise, yap›labildi¤i kadar›yla belirli yerlerin bombalanmas› veya molotof kokteyli at›lmas› d›fl›nda bir etkinlik örgütlenememektedir. Hele hele, bu sald›r›lar karfl›s›nda, kitlesel bir eylem örgütlemek kimsenin ufkunda kalmam›flt›r. Oysa sald›r›lar karfl›s›nda yap›lan aç›klamalarda devrimciler, kitlenin deste¤ini almak için “onca fedakarl›kta bulunarak” kimliklerini gizlemekte, kitleyle ayn› olduklar›n› öne sürüp, bu vesileyle kitle deste¤i sa¤lamaya çal›flmaktad›r. E¤er kitleden fark› yoksa, neden gidip kitle mücadelesine uzak olan, teknik ve askeri yönü öne ç›kan tekil

eylemler örgütleniyor da, bu kitlelerle birlikte bir eylem örgütlenemiyor? Bu sorunun cevab›, "ayd›nl›k için karanl›k eylemlerinde", kitleleri bahane edip arkas›na s›¤›nd›klar› tüm geri sloganlara ra¤men, kitleleri neden seerber edememifllerse, ayn› sebeptendir. Devrimci hareket kendi ba¤›ms›z kimli¤iyle siyaset arenas›nda yer alamamaktad›r. Bunun bir nedeni, sald›r›lar d›fl›nda kendi meflrulu¤unu ve varl›k hakk›n› ifade eden, ba¤›ms›z devrimci politik savafl›m hedeflerine sahip olmay›fl›ysa, di¤er nedeni de yenilgici ruh halinden kurtulamam›fl olmas›d›r. Devrimci Parti Güçleri, artan faflist sald›r›lar karfl›s›nda, bu sald›r›lar›n, darbe rejiminin devrimci hareket-

lere yönelik planlar›n›n bir parças› oldu¤unun bilinciyle hareket ederek, gündemlerinin sapt›r›lmas›na izin vermemelidir. Burjuvazinin planlar›n›n hayata geçmesinin önündeki en büyük engel devrimci hareketin ileri s›çramas›d›r. Devrimci Parti Güçleri, bu ileri s›çraman›n katalizörü olma yolunda, faflist sald›r›lar karfl›s›nda gereken cevab› yerinde ve an›nda verebilmeli, as›l cevab›n da kitlelerin devrimci politikalar etraf›nda örgütlendirilerek mücadeleye seferber edilmesiyle verilece¤ini ak›ldan ç›karmamal›d›r. Ancak bu, devrimci harekete faflist sald›r›lar karfl›s›nda ne yapmas› gerekti¤i hakk›nda vaaz vermek suretiyle de¤il, ba¤›ms›z eylem kapasitesini artt›rmak, her koflulda süreklili¤i sa¤lanm›fl bir politik faaliyetin örgütlenmesini baflarmakla sa¤lanabilir. J

Protesto Etmiyoruz !

S

on dönemlerde özellikle de üniversitelerde yo¤unlaflan ve sa¤ sol çat›flmas› olarak tan›mlanan, burjuva devletten ba¤›ms›z tan›mlamad›¤›m›z bizzat devlet eliyle örgütlenen faflist odaklar›n görünüflte ›l›ml›, ortada duran insanlara yönelik gerçekleflen, esasta devrimcilere yaln›zlaflt›rmay› ve kuflatmay› hedef alan sald›r›lar› devam etmekte. Devrimcilerin bugüne de¤in sald›r›lar karfl›s›nda ald›klar› pozisyon malum. Ya sald›r›lar› k›namak, protesto amaçl› bas›n aç›klamalar› ya da sald›r›lar karfl›s›nda kendilerini mazlum gösterir yaklafl›mlar. 1 May›s mahallesinde, düzenin sivil faflist güçlerini örgütlendirme çabas› ve bunlar›n devrimci veya devrimcilere sempati duyan kiflilere sald›r›lar› giderek art›yor. Son sald›r›yla da art›k bir müdahalenin (gecikmifl!) flart oldu¤unu düflündük. Mahalledeki devrimci hareketlerin temsilcileriyle, düzenledi ¤imiz ortak toplant›da, duruma nas›l müdahale etmemiz gerekti¤i konufluldu. Toplant›da, bas›n aç›klamas›, k›na ma, protesto türünden eylemlilikleri onaylamad›¤›m›z›, do¤ru olan›n düzenin bu tür sald›r›lar›na kitlesel anlamda bir cevap vermek gerekti¤i, almay› hedefledi¤imiz ortak tutumun da böylesi bir zeminde somutlanmas› gerekti¤i görüfllerini dile getirdik. Bu konuda genelde ikna olmufl bir tablo ç›kt›. ‹lk elden bu durumun bir bildiriyle mahalle halk›na duyurulmas› gerekti¤i sonucuna var›ld›. Bildirinin akabinde, yap›lacak çal›flmayla tarihi henüz belirlenmemifl eyleme, hepimizin katabilece¤imiz tüm kitleyi katmam›z gerekti¤i vurguland›. Bildiri yazma iflini biz üstlendik. Bu çerçevede toplant› da¤›ld›. Biz bildiriyi yaz›p devrimci çevrelerin temsilcilerine kopyalar›n› verdik, bildiriyi ortaklaflma kayg›s›yla yazd›¤›m›z› belirttik. “Da¤›t›r›z” ya da “hay›r da¤›tmay›z” fleklindeki cevaplar›n› bekleyece¤imizi belirttik. Fakat bu süreyi ikiye katlayan bir süre geçmesine ra¤men, cevap alamad›k; kendilerine de belirtti¤imiz gibi, cevap gelmedi¤i

taktirde, bildiriyi Devrimci Parti Güçleri imzas›yla da¤›tma karar›m›z› hayata geçirdik. Mahallede, toplam 350 adet bildiri da¤›tt›k. Bildirileri da¤›tma tarz› olarak, da¤›t›rken tepkiyi de ölçebilece¤i miz, bize yeni kap›lar› da açabilecek bir flekli denedik. Bu hedefle ev-ev dolaflarak kap›lar› çald›k, ç›kan insanlara “bizler devrimciyiz, mahallemizde geliflen faflist sald›r›lara dönük bir bildiri da¤›t›yoruz, bu sald›r›lar› k›nam›yoruz, protesto etmiyoruz; buna karfl› ortak flekilde karfl› koyabilece¤imiz bir örgütlülü¤ün yarat›lmas› için size geldik.” dedik. Hiç kimse “yok, istemiyorum” demezken, bir çok davet ald›k. Bildiriyi tan›d›¤› insanlara da ulaflt›rmam›z için “flu eve de götürün onlar da bizden” fleklinde yönlendirmelerle karfl›laflt›k. Di¤er bir konu ise, kahvelerde ve kitle örgütlerinde nas›l da¤›t›laca¤› idi. Buralarda, insanlar›n bildirilerin yar›s›n› okuyup di¤er yar›s›n› boflverdi¤i ya da hiç okumadan att›¤›n› bildi¤imiz için, k›sa bir ajitasyonla bildiriye dikkatlerini çekmeyi amaçlad›k. Bir yoldafl›m›z da¤›t›rken di¤er bir yoldafl da bildiride geçen önemli noktalar› yüksek sesle aktararak bildiriyi “herhangi bir k›nama, protesto ya da ne idü¤ü belirsiz bir kamuoyuna flikayet için da¤›tmad›¤›m›z›, amac›m›z›n sald›r›n›n püskürtülmesi için gerekli örgütlenmeyi hayata geçirme ça¤r›s› oldu¤u” fleklindeki ajitasyonu insanlar›n bildiriyi daha dikkatli okumas›n› sa¤lad›. Bu “küçük” fakat bizim için bir o kadar da anlaml› faaliyet sürecinde, bir çok yeni aileyle, devrimci faaliyete sempati ile bakan unsurla tan›flma f›rsat› yakalad›k. Bu da,yürüttü¤ümüz faaliyet çerçevesinde, genifl kesimlere ulaflabilmemizin koflullar›n›n fazlas›yla bulundu¤unu bir kez daha ›spatlad›. Faflizmi kendi kan›nda bo¤aca¤›z! Kapitalizmin gölgesiyle de¤il, kendisiyle savafl! Ümraniye’den Devrimci Parti Güçleri


Say›: 20 P fiubat ‘98

Ücretli-Ücretsiz Köleler, ‹flçi Kad›nlar! Sizlere, evlerin gülü, toplumun papatyas›, ana, bac› diye seslenip a¤z›n›za bir parmak bal çalanlar gibi seslenemiyoruz! Sizler de bizler de biliyoruz ki, böyle seslenmek, a¤›zlar›n›za çal›nan bir parmak bal olarak kalacak, ama ihtiyac›n›z bu bir parmak bal de¤il! Bir 8 Mart daha yaklafl›yor. Bu y›l da sizlere yap›lan ça¤r›larda, bu övgülerle karfl›laflacak, her günkü ezilmiflli¤inize bak›p bu övgülere anlam veremeyeceksiniz. Büyük bir k›sm›n›z›n kulaklar›na eriflmeyecek bu ça¤r›lar, sizin yaflad›¤›n›z sokaklara bu y›l da u¤ramayacak Mart’›n 8’i. Yani bir y›l daha (asenalar›n ve devletin 8 Mart kutlamalar› d›fl›nda) iki 8 Mart yaflanacak. Biri televizyonlarda, gazetelerde yer edecek olan kutlamalara kat›lacak kad›nlar›n 8 Mart’›; di¤eri de kendini bunlarla alakal› görmeyen kad›nlar›n 8 Mart’›... Baz›lar› morlu, sar›l› pankartlar›yla, flark›lar›yla 8 Mart’› adeta bir flenlikmifl gibi kutlayacak. Bu flenlikler kendilerine televizyonlarda, gazetelerde yer bulacak, kimi köfle yazarlar›ndan aferin alacak. Di¤erleri de bu kad›nlar›n kutlayacak neleri varm›fl merak›yla gidecek bu alanlara. Geçen y›l da böyle olmufltu. Kürsülerden konuflanlar, bildirilerde yaz›lanlar, sadece siz iflçi kad›nlar›n de¤il, bütün kad›nlar›n ezildi¤ini ve kad›nlar›n bilinmeyen nice sorunlar› oldu¤unu anlatt›lar. Biz bir kez daha bu kadar sorunun içinde kutlanacak olan fleyin ne oldu¤unu anlayamad›k. Kula¤›m›zda eski bir türkünün "bayram benim neyime, kan damlar yüre¤ime" nakarat›, bir kez daha flaflk›nl›kla izledik ve neyin kutland›¤›n› yine anlayamad›k. ‹flçi kad›nlar›n bir ço¤u, bir tatil gününü de böyle geçirmifl oldular, belki birço¤u hay›fland› bir günün bofla harcad›¤›na. Pankartlarda yaz›lanlar›, kürsüden söylenenleri anlayamayan, farkl› dilden konuflan Kürt kad›nlar›, okuma yazma bilmeyen baflka bir çok kad›n, bu all› morlu günden belki de ne kadar cahil oldu¤unu düflünerek ayr›ld›. Ama yine anlat›lanlardan ö¤rendiler ki, evde koca daya¤› yiyenlerin ço¤unlu¤u üniversite mezunlar› imifl. Herhalde bu anketleri önemli sayan, ankete kat›lan, ondan medet umanlar›n ço¤unlu¤u üniversite mezunlar›yd› dolay›s›yla en çok dayak yiyenler onlar gibi gözüküyordu. Ama bu bile, ayr›cal›klar› olan kad›nlarla iflçi kad›nlar›n ortak sorunlar›n›n da oldu¤unu gösterdi. Ayn› zamanda, bask› ve sömürüye karfl› herkesin ayn› biçimde tepki göstermedi¤ini, ayn› yollara baflvurmad›¤›n› da görmüfl olduk birkez daha. Kad›nlar›n bir k›sm›, dayak yedi¤inde, devlete bizi dövüyorlar diye flikayet edemez, etmez; gitti¤inde karakolda bafl›na baflka ifller aç›laca¤›n› bilir, bu nedenle karakola s›¤›nanlarla bir olamaz. Bu kad›nlar tecavüze, cinsel tacize u¤rad›¤›nda bunlar›n devlet kay›tlar›na geçmesi için çabalamaz, bu durumu ona duyurmay› marifet saymaz; ondan yard›m dilenmez. Elinden geliyorsa an›nda kendini savunur; bunun için hapishanelerde "aflk cinayetleri"nden yatanlar›n ço¤unlu¤u üniversite mezunu kad›nlar de¤il. Üniversiteyi terkeden baz› kad›nlarsa, seçtikleri kavga u¤runa, da¤larda savafl›rken vurulan cesetleri ancak cinsel tacize u¤ruyor ve "gelini de gelini kürdün gelini" diye bafllayan bir nakarat› daha hat›rl›yoruz. Bu kad›nlar, kavgada saf›n› seçmifl, kendisini uyutmaya çal›flan düflman›n kim oldu¤unu anlam›fl olanlard›r. Onun için da¤larda vurulur, kad›n kimli¤iyle de bir kez daha afla¤›lan›r. Geçen y›lki flenlikli 8 Mart mitinginde de bu fark göze batt›. Feministler, iflçi kad›nlarla birlikte, miting alan›na gelen “erkeklere karfl› zincir” olufltururken, bu zincirleri kad›n polislerin üstlerini arad›klar› noktalarda çözmekten, bedenlerine devletin elinin de¤mesinden hiç de rahats›zl›k duymad›lar; ya da böyle bir rahats›zl›¤› hiç dillendirip, buna karfl› herhangi bir fley yapmak yönünde ad›m atmad›lar. Ayn› meydanda, all› yeflilli k›yafetleriyle, yeri gö¤ü z›lg›tlar›yla ç›nlatan kad›nlar›n bize daha yak›n olduklar›n› gördük. Onlar›n niçin aralar›na erkekleri almak istemediklerini anlamad›k. Oysa, bu erkekler de, t›pk› kad›nlar›n bir k›sm› gibi, 8 Mart'› kad›nlar›n ezilmiflli¤ine son vermeyi kendi kurtulufllar›n›n bir parças› olarak gören devrimcilerin kortejlerindeydiler. Feministler, bu kad›nl› erkekli devrimci kortejlere tahammül edemeyip, polislerle birlikte yer alarak, bir kez daha gösterdiler kad›nlar›n kurtuluflundan ne kadar uzak olduklar›n›. Halbuki seksen y›l önce 8 Mart’ta Rusya’da kad›n iflçilerin; fabrikalarda çal›flan erkekleri soka¤a dökmek için çabalad›klar›n› ve çar›n devrilmesine yol açan ayaklanman›n böyle bafllad›¤›n›, Ekim Devrimi’nin önünün böyle aç›ld›¤›n› söyleyenler de vard›. Onlar erkekleri de yanlar›na alarak çarl›¤a ve onun kolluk kuvvetlerine karfl› zincirler oluflturmufllar, özgürlüklerini, sokaklar› fabrikalar› iflgal etmekte aram›fllard›. Bugün de özgürlük böyle kazan›lacak; o zaman flenlikle kutlayaca¤›m›z bir zaferimiz olacakt›r! Biz, Devrimci Parti Güçleri, 8 Mart'› da t›pk› 1 May›s gibi, düzen güçleriyle çat›flt›¤›m›z Gazi Ayaklanmas› gibi, sahip ç›k›lmas› gereken bir mücadele günü; kad›nlar›n ezilmesini de insanl›¤›n kurtuluflu yolunda verdi¤imiz mücadelenin vazgeçilmez bir parças› olarak görüyoruz. Demek ki 8 Mart, bugün için flenliklerle kutlanacak bir gün de¤il, kazan›lmas› gereken bir gündür. Bunun kazan›lmas›n›n koflullar›ndan biri, ona herkesten çok ihtiyac› olanlar›n birleflmesidir. Mitinglerde ç›nlayan Kürt kad›nlar›n z›lg›tlar›, varofllara televizyonlardan de¤il, sokaklar›ndan eriflmeli. Çünkü o z›lg›tlar asl›nda ayn› sorunlar› yaflayan, ama birbirinden kopuk olan milyonlarca kad›n›n, yaln›zca kula¤›na de¤il, kalbine de ifller ve iflte ancak o zaman bir a¤›t, bir yak›nma 盤l›¤› olmaktan ç›k›p savafl naras›na dönüflür. Ne zaman ki evlerimizin yan›bafl›nda, atölyelerde, fabrikalarda, bu tohum yeflerecek, iflte o zaman, kutlanacak 8 Mart’lara da ulafl›lmaya bafllanacak. 8 Mart’› dünya kad›nlar›na arma¤an edenler, devrimci kad›nlar ve onlar›n açt›¤› bayrak alt›nda savaflan emekçi kad›nlard›. Bizim duygular›m›z ve düflüncelerimiz, yine bir Mart günü, yüz küsür y›l önce Paris Komün’ü barikatlar›ndan hayk›ran kad›nlara, bugün yan›bafl›m›zda 8 Mart kutlamalar› düzenleyenlerden daha yak›n. Ve hepsinden daha kalabal›k oldu¤umuzu biliyoruz. Bugün iflçi kad›nlar, t›pk› bundan 127 y›l önce, devlete karfl› tüm ezilenlerle birlikte bir ayaklanmay› gerçeklefltiren Komün’deki kad›nlar›n sözlerini hayk›rarak ad›m atmal›d›r kurtulufla; “Özgürlükle zorbal›k aras›nda, halkla cellatlar› aras›nda uzlaflma!... Hay›r, Paris’in emekçi kad›nlar› bar›fl de¤il, k›yas›ya bir savafl istemektedir! Bugün uzlaflmak, ihanettir!... varolan bütün toplumsal ve hukuki iliflkilerin y›k›lmas›n› istemek, ve bütün ayr›cal›klar›n, bütün sömürmelerin, k›saca sermaye egemenli¤inin eme¤in egemenli¤inin yerine geçmesini kabul etmek, bir tek kelimeyle, emekçinin kendi kendisini özgür k›lmas›n› reddetmek olur!... Özgürlük a¤ac›, özgürlük düflmanlar›n›n kan›yla sulanarak büyür!” Ortak hareket etmek için keflke ortak sorunlar›n varl›¤› yetseydi! Ama cinsel ayr›ma u¤ramadaki ortakl›k, s›n›fsal ve siyasal ayr›l›klar›n ortadan kalkmas›n› getirmiyor. Yaflam koflullar›m›z ve gelece¤e dair özlemlerimiz mücadele yöntemlerimize, örgütlenmeye bak›fl›m›za yans›r, yans›mal›. ‹nsanl›¤›n kurtuluflu için mücadelenin temel eksi¤inin bir devrimci parti oldu¤unu biliyoruz. Bunun için devrimci parti güçleri saflar›nda kad›nlar›n da oldu¤unu, ve 8 Mart’lar› bir flenli¤e dönüfltürecek mücadelenin bu yoldan geçti¤ini birkez daha hayk›r›yoruz: Kad›nlar›n ezilmesini ortadan kald›rmak için; ›slah edilecek de¤il, y›k›lacak, tersyüz edilecek bir dünya var! Kurtulufl için; uzlafl›lacak olanlar de¤il, yokedilmeyi çoktan hakedenler var! Kad›nlar›n kurtuluflu, varl›¤›yla her gün kad›nlar› ezen, sömüren bu düzene bunlar› flikayet etmekle, s›¤›nmakla de¤il, 8 Mart'› tüm dünya kad›nlar›na arma¤an edenlerle, ezilen kad›nlar›n yak›nlaflmas› ve bu düzeni birlikte yok etmesiyle mümkün olacak. Ezilen, sömürülen kad›nlar, kendilerini yokedeni varl›klar›yla besleyenlerdir, bu yüzden de, kendilerinin yaratt›klar›n› kimseden dilenecek, flikayetler iletecek de¤il, onun için yaln›zca kavga edilmesi gerekir.


20