Issuu on Google+

Bir Ça¤dafl Efsanenin Perdesini Aralarken

TROÇK‹ZM NED‹R, NE DE⁄‹LD‹R? YIL: 2

SAYI: 15

EYLÜL 1997

100.000 TL. (KDV Dahil)

(Gelenek Sorunu Hakk›nda Baz› Saptamalar)

Düzenin ‹stikrar Aray›fl› ve Devrimci Olanaklar “Türkiye Cumhuriyeti 70’li y›llarda içine girdi¤i bunal›m›n da dürtüledi¤i, ama ayn› zamanda uluslararas› sermayenin yöneliflleriyle de çak›flan bir süreçte; hem kendi iç dinamiklerinin, hem de uluslararas› konjonktürdeki dalgalanmalar›n dayatt›¤› zigzaglarla, ama as›l istikameti de¤iflmeden bölgesel bir altemperyalist iflleve haz›rlanmaktad›r. Alt yap›s›, s›nai potansiyeli, görece yetiflkin iflgücü, görece güçlü devlet ayg›t›yla, NATO ve AB ba¤lant›lar› ve jeopolitik konumuyla, Ortado¤u, Kafkasya, Balkanlar ve Ortaasya çap›ndaki kültürel-tarihsel etki alan›yla Türkiye nesnel olarak emperyalist zincirin kilit ögelerinden biridir. Ama ayn› zamanda, bölgenin en güçlü, en örgütlü ve görece deneyimli iflçi hareketini; en yayg›n, militan ve geliflkin devrimci ak›mlar›; Kürt ulusunun en kalabal›k, en dinamik k›sm›n› ve marksist etkilere en aç›k devrimci kadrolar›n› bar›nd›ran ülkesidir. Bu konumu ve yönelifli ile Türkiye son derece keskin bir gerilimin ortas›ndad›r; “emperyalizmin bir zay›f halkas›”d›r. Çünkü hem ciddi yap›sal bir dönüflüm yoluna girmifl bulunmaktad›r; hem de bu yap›sal dönüflüm nas›l ve hangi yönde geliflirse geliflsin, kaç›n›lmaz olan toplumsal altüst olufllara gebedir. Bu dönüflümden geri ad›m at›l›p eski statükolara oturmas› ise daha az bir altüst olufl pahas›na olmayacakt›r. Bu bak›mdan Türkiye, hem emperyalizmin bölgedeki en güçlü ve güçlendirilmek istenen dayana¤›d›r; hem de bu dinamikler nedeniyle en zay›f halkas› olmaya adayd›r; bu iki olas›l›k içiçe ve ayn› süreçte belirmektedir. Yine de Türkiye’nin bu olas›l›klar çerçevesinde-

Mevcut olumsuz tabloya bakarak, devrimci iddia ve hedeflerini geriye çekenler ve kabu¤una çekilenler yan›ld›klar›n› fazla zaman geçmeden göreceklerdir; ama böyle yaparak da devrimci bir seçene¤in oluflturulmas›n› geciktirmektedirler. ki kaderi esas itibar›yle s›n›f mücadelesinin dinamiklerine ba¤l›d›r. Emperyalist zincirin bu zay›f halkadan kopar›lmas› bu topraklarda yaflayan komünistlerin stratejik hedefi olmal›d›r. Ancak, emperyalist zincirin bu halkadan kopmas›n›n sadece bir halkan›n kopmas› de¤il, bir bütün olarak zincirin k›r›lmas› anlam›na gelece¤i de unutulmamal›d›r. Bu durum, hem bu topraklardaki devrimin enternasyonal etkisinin boyutunu vurgular; hem de komünistlerin enternasyonal yükümlülüklerini ivedilefltiren bir etkendir.”(Komünistler Ne ‹çin Nas›l Mücadele Etmeli? s. 28-29, Maya Kitaplar›-1)

Bu de¤erlendirme, komünistlerin devrimci harekete sundu¤u platform önerisinin, dönem de¤erlendirmesi içinde yeralmaktad›r. O günden bu yana ortaya ç›kan geliflmeler bu de¤erlendirmeyi do¤rulayan geliflmelerdir ve yeri geldi¤inde geçti¤imiz bir y›ldan fazla süredir Maya’da de¤erlendirilmifltir. Bu de¤erlendirmelerin do¤rulu¤u, en son Refahyol hükümetinin bir darbeyle uzaklaflt›r›lmas› ve Anasol-D hükümetinin kurulmas›yla bir kez daha kan›tland›. Bundan önce ç›kan iki Maya say›s›nda bu darbe rejiminin amaçlar›n› ve dinamiklerini orta-

Mart Ayaklanmas›’ndan “Gazi Katliam›”na

Liberalizme Yanan “Yeflil” Ifl›k

G

azi mahallesindeki olaylar›n ard›ndan, burjuva bas›nda dillendirilen komplo teorileri, bugünlerde, ne ac›d›r ki yerini devrimci hareketin komplo ve provokasyon teflhirlerine b›rakt›. S›n›f›n devrimci ve dinamik kesimlerinin, devrimcilerle omuz omuza dövüfltü¤ü bu kalk›flman›n üzerinden iki buçuk y›l› aflk›n bir süre geçti. Devrimci hareket, kimi zaman direnifl, kimi zaman ayaklanma diye nitelendirdi¤i Gazi Ayaklanmas›’n›, art›k ço¤u yerde, hesab› sorulacak bir katliam olarak de¤erlendiriyor. Susurluk kazas›yla ayyuka ç›kan pisli¤inin bir k›sm›n› “kusmak”la kalmay›p, bir de, liberal demokratlar›n çanak yalay›c›l›klar›ndan, kimi yerlerde ise devrimci demokratlar›n

ufuksuzluklar›ndan yararlanarak bunu sola temizletmeye çal›flan burjuva düzen, payandalar›ndan afl›nm›fl olanlar›n›, sözde “ortaya ç›kartarak” kendini yeniden yap›land›rmaya çal›fl›yor. Afl›nm›fl payandalar›ndan biri de, birkaç ayd›r solun ve devrimci hareketin gündemine Gazi’de provokasyon yapan, düzenin sözde kontrolü d›fl›ndaki çetelerinin, “fler odaklar›n›n” bir üyesi olan, Yeflil denen adamd›r. Gazi Ayaklanmas›’ndan Susurluk kazas›na düzenin ve devrimci hareketin durumu; birbirine karfl› konumlan›fllar›, Yeflil’in provokasyonlar›n›n öne ç›kmas›n› ve “ayaklanma”dan “katliam”a katedilen yolu aç›kl›yor. Á Devam› 4.

ya koyduk. Ancak orada daha çok iç dinamikler bak›m›ndan olaylar›n geliflimi de¤erlendirildi. Emperyalizmin bir uluslararas› sistem olarak ortaya ç›kmas›ndan bu yana, hangi ulusal s›n›rlar içinde gerçekleflirse gerçekleflsin, hen önemli olay›n mutlaka uluslararas› düzeyde bir dinamikle ba¤lant›l› oldu¤unu bilen komünistler için, bu olay›n sadece “ulusal” dinamiklerle aç›klanamayaca¤› ortadad›r. Türkiye’de gerçekleflen darbe rejimi, ayn› zamanda, emperyalist sistemin gündeminde yeralan paylafl›m kavgas›yla, özellikle de emperyalist paylafl›m›n en fliddetli bir flekilde sürdü¤ü, içinde yaflad›¤›m›z bölgedeki geliflmelerle do¤rudan iliflkilidir. Türkiye burjuvazisinin, alt-emperyalist bir iflleve sahip olmas›n›n yolu uluslararas› düzeyde etkin bir emperyalist gücün tafleronu olarak kendini konumland›rmas› ve bölgesel bir güç düzeyine ulaflmas›d›r. Ekonomik ve politik iliflkiler gözönünde bulunduruldu¤unda, bu uluslararas› güç ya ABD’dir ya da Avrupa (bugünkü güçler dengesi içinde Almanya)’d›r. Türkiye burjuvazisi, erÁ

l

Devam› 2. Sayfada

Bar›fl Treni ve “Kirli Savafl”

s. 5 l

Kavramlar›n Dili: ‹flçi - Emekçi

l

s. 6

fiiarlar›n Dili: “Paras›z Bilimsel Demokratik E¤itim”

s. 7 l

Politik Portre: Sacco ile Vanzetti

l

Say›m De¤il Fiflleme

s. 8 s. 14


2

Say›: 15 P Eylül ‘97

Düzenin ‹stikrar Aray›fl› ve Devrimci Olanaklar Á

Bafltaraf› 1. Sayfada

ken bir angajmana girerek risk almak istemese de, olaylar onu Avrupa’dan ziyade ABD’nin güdümüne sokmaktad›r. ABD emperyalizmi, Türkiye’yi ‹srail’le birlikte bir bölgesel güç olmaya yönlendirmekte ve bölgeye iliflkin planlar›n› bu ikili temelinde uygulamak istemektedir. ABD sadece ‹srail’e dayanarak bölgeye dönük planlar›n› uygulayamayaca¤›n› dikkate alarak, buna Türkiye’nin de efllik etmesini istemekte, ama öte yandan da, Türkiye’nin Avrupa ile iliflkilerini gözönünde bulundurarak ‹srail’le Türkiye’yi markajda tutmak istemektedir. Emperyalist paylafl›m›n en önemli alan›, Balkanlar’dan Çin s›n›rlar›na kadar uzanmaktad›r ve bu alan›n en önemli özelli¤i ise, dünya petrol rezervlerinin merkezini oluflturmas› ve bölge ülkelerinin birbirleriyle istikrars›z iliflkileri nedeniyle önemli bir silah pazar› olmas›d›r. Ortado¤u ve Hazar petrolleri, emperyalistler için yaflamsal önemdedir, buraya hakim olmak afla¤› yukar› tüm dünya çap›nda hakim güç olmak anlam›na gelmektedir. Türkiye, bu bölgede konumu nedeniyle emperyalist ülkelerin planlar›n› yaflama geçirmede kilit önemdedir. Türkiye’nin bu rolü oynamas› için ise, içte istikrara kavuflmufl olmas› gerekir. Emperyalistler için, Türkiye’ye alternatif güç ‹ran’d›r ve bugünkü koflullarda ise, gerek ‹srail ile iliflkileri, gerekse de ABD ile problemleri nedeniyle, dikkate al›nan ama, do¤rudan planlar›n uygulanmas›na dahil edilmeyen, hatta tecrit konumunda tutulmas› gereken bir güç durumundad›r. ABD’nin planlar› bak›m›ndan, bu bölge sözkonusu oldu¤unda, dikkate al›nmas› gereken en önemli güç Rusya’d›r. Rusya, bir dizi güçlü¤e ra¤men, en baflta askeri gücü ve bölgedeki tarihten gelen etkisiyle uluslararas› bir güç oldu¤u id dias›ndad›r ve bunu s›k s›k hissettirmektedir. ABD, bir yandan NATO’ya üye alarak, G-7 içine dahil ederek Rusya’y› kontrol etmeye çal›flsa da, onun Avrupa ile ve özellikle ABD ile mesafeli bir iliflki sürdüren ‹ran, Irak, Suriye ile iliflkilerinden ciddi ölçüde rahats›zd›r ve bu rahats›zl›¤›n› Türkiye’yi öne ç›kartarak hissettirmektedir. Rusya’n›n son dönemde K›br›s’a, Suriye’ye füze sat›fllar›yla gündeme gelmesi, Rusya’n›n emperyalist planlar bak›m›ndan sürekli hesaba kat›lmas› gereken bir güç oldu¤unu göstermektedir. Öte yandan, ‹ran da Türkiye gibi, bölgesel bir güç oldu¤u iddias›ndad›r ve bu iddia da temelsiz de¤ildir. Son cumhurbaflkanl›¤› seçimiyle, s›n›rl› da olsa bat›ya aç›lma politikas› izlemesi, emperyalist güçler taraf›ndan ihtiyatl› bir tutumla da olsa teflvik edilmekte ve bu durumun güçler dengesini nas›l etkileyece¤i dikkatle izlenmektedir. ‹ran’›n bu d›fla aç›lma politikas›n›n, ABD ve Avrupa emperyalistleri ile iliflkilere nas›l yans›yaca¤›, Türkiye’nin de konumunu do¤rudan ilgilendirmektedir. Bugün planlar›n› Türkiye üzerine kuran ABD’nin, yar›n pekala da ‹ranla iliflkileri gelifltirmesi ve onu öne ç›kartmas› olanaks›z de¤ildir. Bu durum ise, Türkiye’nin yöneliflini do¤rudan etkileyecektir.

Uluslararas› emperyalist rekabet ve bunun bölgeye yans›malar› konusunda, bugün gelecekle ilgili kesin fleyler söylemek olanakl› olmasa da, bugünkü tablonun, üzerinde bulundu¤umuz topraklarda yaflayan komünistler için ortaya ç›kard›¤› iki sonuç fludur: a) Nereden bak›l›rsa bak›ls›n istikrars›zl›¤›n egemen oldu¤u bir dönemle yüzyüzeyiz. Türkiye burjuvazisi bir yandan içte istikrar› sa¤layarak ileriye s›çramak istemekte, ama öte yandan da bölgedeki devletlerle sorunlar› ve içteki devrimci dinamikler nedeniyle istikrars›zl›ktan kurtulamamaktad›r. Bu istikrars›zl›k içinde, Türkiye ve Kürdistan’da yaflayan komünistlerin oynayaca¤› rol, hem emperyalist planlar› bozmak, hem de proletarya devriminin bu bölgede ba¤›ms›z bir dinamik olarak ortaya ç›kmas› bak›m›ndan belirleyici bir rol oynayacakt›r. b) Bu istikrars›zl›¤›, devrimci amaçlar için de¤erlendirmek için, varolan devrimci dinamiklerin devrimci bir önderli¤in yarat›lmas› kanal›na ak›t›lmas› gerekmektedir. Devrimci hareket, kendini köklü bir yenilenmeye tabi tutmadan, olaylar karfl›s›nda etkin bir güç olmay› b›rakal›m, kendi varl›¤›n› bile korumakta zorlanacakt›r. Bu tablo içinde, içteki politik geliflmelere bakt›¤›m›zda, iki temel gerçe¤in alt›n› çizmek gerekiyor. Birincisi, mevcut hükümet ve yönelifl, burjuvazinin uzun vadeli amaçlar›n› gereçeklefltirecek ne güce, ne de dinamizme sahiptir. Burjuvazi için yeni seçenekler oluflturmak üzere zaman kazand›rmak ve bu süreçte yolu temizlemek bu hükümetin en önemli ifllevlerinden biridir. Bu seçeneklerden biri, merkez sa¤da birli¤i sa¤lamak ise, di¤eri de, mevcut yönelimlerin de baflar›s›na ba¤l› olarak, CHPekseninde geliflecek bir sol e¤ilimli, emperyalist yönelifllere yan›t verecek bir politik oda¤›n yarat›lmas›d›r. Böyle bir politik seçenek gerici reformlar›n baflar›s› bak›m›ndan burjuvazinin ifline yarayacakt›r. Bilinçli bir flekilde, CHP’nin hükümet d›fl› b›rak›larak d›flardan destekle misyonunu yerine getirmesi böyle bir seçene¤e haz›rl›k anlam›na gelmektedir. Burjuvazi için bir baflka seçenek, ço¤u insan›n bugün inanmak bile istemedi¤i, Refah’l› seçenektir. Bunun bugünkü RP ile gerçeklefltirilemeyece¤i ortaya ç›km›flt›r. Ancak, radikallerden temizlenmifl, ehlileflmifl bir RP burjuvazinin gereksinimlerini pekala karfl›layabilir. Çünkü, RP’nin politik yönelifliyle, emperyalistlerin gereksinimleri ile çat›flma bir yana, bölgedeki güç dengeleri gözönünde bulunduruldu¤unda ifllevli bir rol bile oynamas› olanakl›d›r. ABD’nin ‹ran’la iliflkilerini düzeltmesi, ‹srail ile Suriye aras›ndaki anlaflmazl›klar›n emperyalist planlara uygun tarzda çözülmesi, böyle bir seçene¤i özellikle ifllevli hale getirebilir. Burjuvazinin sorunu ne ‹slami sermayeyledir, ne de RP’yledir. Onun sorunu, devlet örgütlenmesinin yeni bir temelde örgütlenmesi ve her tür düzend›fl› dinami¤in tasfiye edilmesidir. Radikal ‹slami ak›m›n etkisizlefltirilmesi, ‹slami sermayenin eflitsiz rekabet yaratan konumdan ç›kar›lmas› ile burjuvazi amac›na da ulaflm›fl olacakt›r. ‹kincisi, burjuvazi, ordu deste¤i ile gelen bu hükümetle hedeflerini gerçeklefltirmek için yolu

düzlemeye çal›flmaktad›r. Yolu düzleme operasyonu, y›pranm›fl ögelerden ar›nd›rarak devlet örgütlenmesini yeni bafltan infla etmenin yan›s›ra, düzen d›fl› dinamikleri, en baflta Kürt ve devrimci hareketin oluflturdu¤u dinamikleri ehlilefltirerek, ehlilefltirilemeyenleri de ezerek tasfiyeyi kapsamaktad›r. Ne yaz›k ki, sol hareket, bu tasfiye operasyonuna hem ideolojik-politik olarak, hem de örgütsel olarak haz›rl›ks›z yakalanm›flt›r. Önemli bir sol dinamik, liberal sol hareket taraf›ndan, gerek sivil toplumculuk ad› alt›nda, gerekse fleriat-laiklik ikileminde laiklik lehine taraf olarak düzenin kontrolüne verilmifltir. Öte yandan, Kürt hareketi, nesnel olarak düzend›fl› bir dinamik olmaya devam etse de, bar›flç›l bir geliflme, Kürt sorunun politik çözümü konusunda mevcut hükümetten ciddi bir beklenti içine girerek, Kürt sorununa bugünkü dünya ve bölgedeki güç dengeleri zemininde çözüm aray›fl›na yo¤unlaflarak hareketin devrimci dinamizmini so¤utan bir rol oynamaktad›r. Devrimci-demokrat ve merkezci-melez ak›mlar ise, demokrasicilikle bezenmifl ulusal dargörüfllülük hastal›¤› nedeniyle, “çetelere karfl› mücadele, temiz toplum, temiz Türkiye” edebiyat› ile, burjuvazinin gerici reformlar›n› uygulamas›na nesnel olarak katk›da bulunmufl, kendini silahs›zland›ran bir rol oynam›flt›r. Tüm bu olumsuz geliflmelere ra¤men, istikrars›zl›¤›n egemen oldu¤u bir bölge ve topraklarda, burjuvazinin hareket alan› s›n›rl›d›r ve bugünkü özneler devrimci dinamikleri zay›flatan bir rol oynasa da, mevcut devrimci dinamiklerin ortadan kald›r›lmalar› olanakl› de¤ildir. Devrimci dinamikler nesneldir ve bunun gereksinimlerine yan›t verecek bir öznenin ortaya ç›kmas›yla birlikte akacak kanal beklemektedir. Mevcut olumsuz tabloya bakarak, devrimci iddia ve hedeflerini geriye çekenler ve kabu¤una çekilenler yan›ld›klar›n› fazla zaman geçmeden göreceklerdir; ama böyle yaparak da devrimci bir seçene¤in oluflturulmas›n› geciktirmektedirler. Komünist devrimci gelene¤imizden beslenen sa¤lam bir ideolojik hat, düzend›fl› devrimci poli tika ve her koflulda hareketin süreklili¤ini sa¤layacak özgür bir örgütsel durufl, devrimci dinamiklerin akaca¤› kanal›n da ta kendisi demektir. Bu hiçbir nesnel dinami¤in kendili¤inden baflaraca¤› bir ifl de¤ildir; komünistlerin bilinçli, planl› bir etkinli¤i ile baflar›labilecek bir ifltir. Tüm zaaflar›na ra¤men, bu topraklardaki devrimci sosyalist birikim, bu düzeyi yakalamak için ciddi bir olanak sunmaktad›r. Gerekli olan, ileriye s›çrayacak bir iradenin, iktidar perspektifinin ortaya konmas›d›r. Devrimci hareketteki egemen e¤ilimler, mevcut statükolar› koruma, ileriye ç›kmama yönünde de olsa, devrimci hareketi yatay›na kesen, mevcut tablodan rahats›z olan genifl bir kadro potansiyelinin ve ciddi bir aray›fl›n varl›¤›ndan kuflku duyulmamal›d›r. E¤er bunal›m›n bilincinde ve bu bunal›ma devrimci bir yan›t verme iddias›nda olan komünistler, hakk›yla bu iddian›n gere¤ini yerine getirirse bu potansiyelin maddi bir güce dönüflerek, devrimci önderli¤in yarat›lmas› kanal›na akmas› zor olmayacakt›r. Devrimci parti güçleri bu iddian›n as›l muhatab› olarak öne ç›km›flt›r ve gere¤ini yerine getirmeyi varl›¤›n›n temel koflulu saymaktad›r. J


3

Say›: 15 P Eylül ‘97 Monarflinin Kapitalist Prensesi ile Kilisenin Hay›rsever Anas› Öldüler...

Biri Genel Kurul’u Otel Salonunda, Öbürü Baflkanlar Kurulu’nu Özbekistan’da topluyor. Meral’le Budak S›n›ftan Kaç›flta da Usta

‹flçi S›n›f›n›n Dökecek Tek Damla Gözyafl› Yok!

D

l Zenginliklerinin ve hay›rseverlik-

ler‹nin kayna¤› bizim eme¤imiz. Sömürü ve bask›n›n magazin hafifli¤indeki dünyalar› ile iki yüzlü hamiyet ve hay›rperverlik çevrelerinde matem var. Prenses Diana ile Rahibe Teresa öldüler. Diana’n›n ölümü karfl›s›nda kendi yaratt›¤› paparazzi mekanizmas›yla, onun elemanlar›na öfkesini yönelten Avrupa ve ABD’nin “Yüksek sosyetesi” en fl›k elbiseleriyle ekranlarda boy gösterip Diana’n›n ölümünden duydu¤u “derin üzüntüsünü” dile getirmekten geri durmad›. “Soylular” ve burjuva medyas›, barbi bebekleri Diana’ya duyduklar› elemi o günlerde bir baflka kifliye, Rahibe Teresa’ya da paylaflt›rmak zorunda kald›lar. Afrika’n›n kabile devletleriyle Himalayalar’›n yoksul köylüleri aras›nda, “di¤er dünyan›n” tanr›s›yla bu dünyan›n tanr›s› özel mülkiyetin propagandas›n› yapan Merhamet Misyonerleri’nin kurucusu Rahibe Teresa’n›n ölümü de derinden sarst› sömürücüleri... Kapitalizmin, birisi kristal k›r›lganl›¤›nda, di¤eri dervifl gücünde “meleklerinin” ölümü karfl›s›nda medyas›yla ortal›¤› velveleye vermesi, çal›flan ve çal›flamayan sömürülenlerin gelecek dünyalar›na giden rotalar›n› biraz daha netlefltirdi; Kulübelere bar›fl, saraylara savafl’la gelecek!

Bir Afifl:

Kesintisiz 8 BinY›l Zorunlu Bar›fl ÖDP, burjuvaziden daha keskin ve zalim ç›kt›. Burjuvazinin 75 y›ld›r “zor”la sa¤lad›¤› “bar›fl”, ÖDP’nin propagandas›nda onayland›¤› gibi “8 bin y›l” boyunca da “kesintisizli¤e” mahkum edildi. 12 Eylül’ün akabinde say›lar› artan “devrimci - solcu reklamc›lar” bugün ÖDP’nin propagandas›n› üstlenince ortaya 1 Eylül afifli gibi sonuçlar ç›k›yor. “8 y›l Kesintisiz E¤itim” güncelli¤inden ÖDP’nin “bar›fl propagandas›n›n konsepti” için yararlanma kurnazl›¤›, liberalizmin ideolojisi ve terminolojisinde zaten mevcut olan kapitalist sistemin egemenli¤i alt›nda halklar›n “zorunlu bar›fl›”n›n savunusunu böyle afifle etmelerine yol aç›yor. Burjuvazinin solcular› onca kitap yutmuflluklar›na ve mürekkep yalam›fll›klar›na ra¤men, sömürü düzeninin 8 bin y›l boyunca kesintisiz bir flekilde y›k›lmayaca¤›na inanacaklar elbette... Ama biz, komünizmin son derece güncel oldu¤unu düflündü¤ümüz için, liberallere inat, bir kez daha hayk›r›yoruz:“komünist bir dünya kuraca¤›z!”

evletin sendikac› ikizleri Bayram Meral’le R›dvan Budak ve Disk ile Türk-‹fl’teki bürokratlar›, s›n›f kaçk›nl›klar›ndaki maharetleri ile birbirlerine parmak ›s›rt›yor. Ne zaman ülkedeki s›n›f mücadelesinin gündemi k›z›flsa onlar› bir kaç›fl telafl›nda görüyoruz. Özellikle Bayram Meral’in yurtd›fl› aflk›, kaç›fl fobisi uzmanlar›n›n incelemesine de¤er do¤rusu... Türk-‹fl’in patronunun kaç›fl deneyi, ünlü a¤aca ç›kma ile sonuçlanan kaçma provalar›yla bafllam›flt›. Bir defas›nda da h›z›n› alamay›p Dikmen’deki polis evinde alm›flt› solu¤u. 1 May›s 97’de de bir yurtd›fl› kaçama¤› icadetmiflti de efendilerinin, “biz üstümüze düfleni yap›yoruz 1 May›s’› zincirlemek için, sen de kürsüye ç›k›p rolünü oyna” uyar›lar›yla son anda vazgeçmiflti. ‹kiz kardefli R›dvan’la birlikte, 1 May›s’› özgürleflece¤i alanlardan kaç›r›p burjuvazinin güvencesinde zincirlere vuracaklar› dere yata¤›nda teslim etmifllerdi. Bu kez de zamlarla, zorunlu tasarruflarla, eflel mobille kaynamaya bafllam›flt› iflçi hareketinin gündemi... Ne yaps›n Bayram Efendi? Öyle eskisi gibi bir iki kuru s›k› sallamakla zevahiri kurtarmak

da mümkün görünmüyordu. Maazallah onun kuru s›k› sallad›¤›n› cahil iflçiler ciddiye al›r, alanlara ç›k›verirlerdi. Haz›r k›z›flt›r›p kar›flt›rmaya müsait bir zemin varken k›z›llar da bofl durmazd›. Gündemde de bir sürü fley vard› konuflulup kararaflt›r›lacak. Merak etmeyin siz, ey iflçiler! Bayram Baflkan, Baflkanlar Kurulu’nu toplayacak ve kararlar al›p size bildirecek. Ne zaman? 17 Ekim’de... Nerede? Özbekistan’da... Ölme efle¤im ölme! Oralarda ne güzel esip gürler Bayram Efendi: “Biz iflçi s›n›f›m›z›n uluslararas› dayan›flmas›n›n güzel bir örne¤i için ta Özbekistanlar’a kadar....” Biraz da milliyetçilik: “Türk iflçisi ba¤r›ndan kopup geldi¤i Ortaasya’daki soydafllar›yla birlik ve beraberlik içinde....” Milliyet Gazetesi’nin haberine göre, bu seyahatin faturas› asgari 100 bin dolar tutarm›fl; Bayram Baflkan’a çok mu göreceksiniz? Ölme Bayram Efendi ölme! Hani olur ya, oralarda yorulur gelirsin. Sonra Özal gibi; kalp krizi filan! Allah›n korusun seni. Ölme ki s›n›fa ihanetinin hesaplar› kemiklerinden sorulmak

ÇALALIM Bir “Bar›fl Günü” daha gelip geçti. Bu kez trenle yola ç›kmaya niyetlenilmiflti, tren istim bulamay›nca otobüslerle ve “yaflas›n bar›fl” hayk›r›fllar›na karfl› inip kalkan coplar, polislerin saçlar›ndan sürükledi¤i “bar›flsever konuklar”la birlikte. “Bar›fl hemen flimdi” diyenlerin de, “Bar›fl sosyalizmde” diyenlerin de burjuvazinin “bar›fl konvoyuna ve bar›flseverlere” sald›r›s› karfl›s›nda tutumlar› ayn›yd›; her sald›r› da oldu¤u gibi “bu ne vahfletti”. Di¤er taraftan da, “bar›fl günü” vesilesiyle katliamlar an›ld›, “mazlum ve direnen” yorum ve edalarla doldu ortal›k. Peki sömürücülerin bask›lar›, terörleri ve katliamlar› yaln›zca “mazlumluk” duygusu mu uyand›rmal›, insanlar› direnifl saflar›na m› itmeli? Kapitalizm birkaç yüzy›l süren sömürgecili¤in üzerine kurulmufl ve bu birkaç yüzy›l›n tarihine en önemli olay olarak “insan k›r›m›” geçmiflti. Sadece Afrika’dan toplan›p Amerika’ya, Avrupa’ya köle sahiplerine sat›lmaya götürülürken ölen insanlar›n say›s› 75 milyondur. Köle olmaya karfl› ç›kt›¤› için öldürülenlerin, bambu evleriyle birlikte diri diri yak›lanlar›n ve kabile halinde topyekün imha edilenlerin say›s› ise, bu rakama dahil de¤ildir. Orta ve Güney Amerika’da, Afrika’da ‹spanyollaflt›rma ve Portekizlilefltirme s›ras›nda ölen insanlar›n say›s› bilinmiyor.

zorunda kal›nmas›n. R›dvan Efendi’nin kaçk›nl›¤› da afla¤› kalmaz ikizininkinden... O da Hilton’un salonlar›nda Demirel’li kurulufl y›ldönümü kokteylleriyle kaçm›flt› tulumlu tayfas›ndan. Tepkiler karfl›s›nda ise, “param›z bu kadar›na yeter” diyerek Bostanc›’daki sirk çad›r›nda bir ikinci kutlama daha örgütlemiflti. Asl›nda R›dvan Budak da, D‹SK’in eski bürokratlar›ndan ö¤renmiflti bu kaç›fl yöntemlerini. Onlar da tulumlular›n militan gürültüsünden uzak, fiehir Tiyatrolar›’n›n küçük salonlar›nda düzenlerlerdi kongrelerini; o ise Dedeman Oteli’nin balo salonunda. Sen de ölme R›dvan Efendi, sen de ölme! ‹kiniz de ölmeyin R›dvan Meral - Bayram Budak kardefller! Ölmeyin, ta ki, en flanl› elbiseleri, tulumlar›yla iflçiler, varofllardaki s›n›f kardeflleriyle birlikte, ellerini kollar›n› sallaya sallaya o saltanat salonlar›n›z› bafl›n›za y›k›p, sizden hesap sorana kadar! J

Bugün ABDad›yla an›lan topraklarda, 18 milyon K›z›lderili’nin imha edildi¤i, Ayn› flekilde Avusturalya’da da yerli ›rk›n tamamen yok edildi¤i biliniyor. Yine Çin’in ve Hindistan’›n sömürgelefltirilmesi s›ras›nda kaç milyon insan›n katledildi¤i bilinmiyor. Bu rakamlara madenlerde, ormanlarda, plantasyonlarda çal›fl›rken ölenleri, yine sömürücülerin paylafl›m ve sömürge savafllar›nda can verenleri, yoksulluktan, açl›ktan, tedavi edilebilir hastal›klardan ölenleri... Kad›n›, çocu¤u; son derece kötü koflullarda ça›fl›rken ölen iflçileri... 19. ve 20. Yüzy›l boyunca s›n›f savafllar›nda, ‹spanya’dan Kore’ye, And Da¤lar›’ndan Ural Bozk›rlar›’na, Güney Afrika madenlerinden ‹ngiltere doklar›na ölen milyonlarca, iflçi, devrimci ve komünisti... Yine bu topraklarda dövüflürken düflen, iflkence tezgahlar›nda, zindanlarda, s›n›f savafl›nda katledilen Onbefller’i, ‹bolar’›, Denizler’i, Mahirler’i, Dörtler’i, Hasan Ocaklar’› ve di¤er isimsiz onbinlerce devrimciyi ve komünisti... Ekleyelim... Ekleyelim ve unutmayal›m! Sömürü ve kapitalizm, bundan baflka bir fley mi? Ki “mazlum” olal›m, direnen ve sald›r›dan yak›nan olal›m. Direniflçiler, dünyan›n her köflesinde oldu¤u gibi, bu topraklarda da hep varolacakt›r; ama bunlar devrimciler olmamal›d›r. Devrimciler, kapitalizmi y›kmak için mazlum direniflçiler de¤il, baflkald›ran ve komünist bir dünya kurmak için örgütlenenler, bunun için maya çalanlar olmal›d›r!


4

Say›: 15 P Eylül ‘97

Mart Ayaklanmas›’ndan “Gazi Katliam›”na Liberalizme Yanan “Yeflil” Ifl›k Á

Bafltaraf› 1. Sayfada

Gazi ayaklanmas›’nda, s›n›f›n devrimci kesimlerinin kendili¤inden patlamas›na, s›n›f tepkisi ve tavr›n› gösteren yöntemlerle devrimcilerle omuz omuza yürüttü¤ü kavgas›na, devletin ilk elden sald›r›s›, devrimcileri halktan ay›rmaya çal›flmak olmufltur. Burjuvazi bunun için iki yolu kullan›yor: Hem “Varofllardan gelip bo¤azlar›n› kesebilecek” olan s›n›f›n devrimci kesimlerinin tepkilerinden düzen içinde yan›tlayabileceklerini ay›r›p gerici reformlarla yan›tl›yor. Böylece devrimcilerce kullan›lan kimi talepleri de, ellerinden al›yor, burjuvazinin korktu¤u bu kesimlerin düzenle uyumu sa¤lanmaya çal›fl›l›yor. Di¤er yol, düzen d›fl› tepkileri “tahrik” edip, “anarfli” yaratabilecek olan devrimci gruplar› bu kesimlerden ay›r›p tecrit etmek, ezmek. Devrimci hareket aç›s›ndan ise 95’te belirtti¤imiz gibi iki seçenek vard›: Ya Gazi’deki devrimci dinami¤i, bu güçlerin devrimci bir önderlik etraf›nda örgütlenmesinin koflullar›n› ve araçlar›n›, bunlara uygun mücadele biçimlerini ortaya ç›karmak, buna göre politik tutum almak, örgütsel yönelifle girmek; ya da burjuva muhalefetinin kuyru¤una tak›lmak. Bugün aç›kt›r ki, burjuvazi gerici reform ve seçmeli terör ile, y›¤›nlar› düzen içine çekmeye çal›fl›rken, devrimcileri tecrit edip ezmek konusunda, devrimci hareketin Gazi rüzgar›yla arkas›na ald›¤› güçlerle gelifltirebilece¤i karfl› sald›r›dan daha önde ad›m atm›flt›r. Bunun nedeni, onlar›n güçlülü¤ü de¤il, aksine Gazi’ye ra¤men devrimci hareketin savunmac›, ufuksuz tutumudur. Susurluk ile düzen kendi eskiyen payandalar›n›, sola ve devrimcilere yeniletti¤i gibi, onlar›n bu savunmac› çizgilerini de derinlefltirmifltir. Neden kavgada, Mart Ayaklanmas›’nda, s›n›f düflman›n›n sald›r›lar›na, karfl› sald›r›yla yan›t verirken düflenlerimizin katliam›ndan bahsediliyor? Neden kasklar›, z›rhlar›, toplar› tüfeklerine ra¤men, polisi önüne katan iflçilerin, devrimcilerin hesab›, Susurluk’ta düzenin kendisinin önümüze att›¤› Yeflil’den soruluyor? Neden ölümlerden bahsediliyor da, düflenlerin yürüttü¤ü kavgay› üstlenmek için bu devrimci dinamiklerin devrimci s›n›f siyaseti etraf›nda örgütlendirilmesi yolu izlenmiyor? Baflka türlü nas›l hesap sorulmas› bekleniyor? Devrimcili¤i, devrimcilerce unuttturulan “gazeteci” Metin Göktepe’de “baflar›ld›¤›” gibi, burjuva yarg›s›n›n önüne ç›kar›larak m›? Burjuvazinin kendisinin eskittiklerini (Yasalar karfl›s›nda eflitlik, adalet, kardefllik vs. vs...) bir de bizim kullanmam›z› sa¤lay›p ona destek ç›karak m› yapaca¤›z bunu? Dünün hakl› zafer 盤l›klar›, mücadeleye güveni, bugün nas›l katliam, provokasyon s›zlanmalar›na b›rakt› yerini? Hay›r, tüm bunlar›n “biz zaferin ya da flanl› direniflin de¤il, bunun bafllamas›n› sa¤layan kahvehane sald›r›s›n›n hesab›n› soruyoruz” diye yan›tla yamazs›n›z. ‹ki s›n›f var: burjuvazi ve proletarya. Ya birinin ya da di¤erinin gözüyle de¤erlendirebilrsiniz yaflananlar›. 95’te yapt›¤›m›z de¤erlendirmemizde vurgulam›flt›k. Burjuva devletin; devrimci hareketin amaçl› ve planl› bir çal›flmadan yoksun, s›n›f›n Gazi’yle de kendini belli eden devrimci kesimleri üzerinde örgütlenme ve mücadele biçimleri gelifltirmekten uzak bugünkü konumunda, düzenin verdi¤i aç›klar, ortaya döktü¤ü, ç›karmak zorunda kald›¤› pislikler iflçilerin de¤il burjuva devletin elinde bir kozdur. Yeflil’i gerekti¤inde Kürtlere karfl› yürütülen ulusal ve s›n›fsal savafl için kullan›p “vezir” edebilme pervas›zl›¤›n› sa¤layan da, bu sald›r›lar› gizleyemedi¤i yerde, burjuva

devlet örgütlenmesinin üstünde ve ondan ayr› örgütlenmifl çeteler yalanlar›n› yay›p, çeteleri ve kimi üyelerini, muhalefeti de ard›na alarak göstermelik yarg›lay›p “rezil” edebilme pervas›zl›¤›n› sa¤layan da bu kozdur. Ya Gazi’nin ortaya ç›kard›¤› dinamiklerle örgütlenme ve mücadele biçimleri, devrimci siyaset ve örgütle yarat›lacakt›r. Ancak böylece, düzenin her türlü pisli¤inin teflhirinin iflçi s›n›f›n›n devrimci yolu için bir araç olabilmesinin koflulu yarat›lacak, yani proletaryan›n saflar›nda yeral›nacakt›r; ya da bunlar› yapmadan da devlet teflhir edilip y›¤›nlar devrime kazan›labilir yan›lg›s› peflinde Susurluk’tan medet umulacak, y›¤›nlar›n tepkisi muhalefete, devrimci kesimlerinkiyse onlar›n kuyru¤una tak›lacak, yani burjuvazinin kuyru¤unda saf tutulacakt›r.

Gazi, Susurluk ve 96, 97 1 May›s’›n›n gösterdikleri, proletaryan›n saflar›n›n güçlendirilmedi¤i koflullarda, hangisinin güçlenece¤inin “ac›” ama gerçek bir kan›t›d›r. Yanan, devrimci siyasetin y›¤›nlarla bulufltu¤u yerdeki devrim meflalesi de¤il, liberalizme yak›lm›fl “yeflil” ›fl›kt›r. Yürünmesi gereken yol; gerek bu yaz›daki de¤inmelerde, gerek Maya’n›n önceki say›lar›nda ortaya konuldu¤u gibi, Gazi’yle öne ç›kan s›n›f›n devrimci kesimleri olan, ifl güvencesinden, örgütlülükten yoksun, sendikas›z, düzenin eriflemedi¤i küçük ve orta ölçekli iflletmelerde çal›flan ve varofllarda birikenlerin devrimci siyaset etraf›nda, uygun araçlar ve mücadele biçimleri ile, iflçi s›n›f›n›n kesimsel de¤il, burjuvaziye karfl› ortak ç›karlar› etraf›nda örgütlenmesidir. J

Mart 95 Ayaklanmas›’n›n “Ard›ndaki Parmak” Gazi Mahallesi’ndeki olaylar›n hemen ard›ndan, burjuva bas›n›nda türlü komplo teorileri, senaryolar› üretildi; “olaylar›n ard›ndaki parmak” arand›. Bildik komplo senaryolar›n›n ard›ndan, al›fl›lm›fl sonuçlara var›ld›; eylemler k›flk›rt›c› sol güçlerin marifetiydi. Bu koro yaln›z düzenin en kat› savunucular›ndan oluflmad›; liberal maskeler tak›n›p siyaset meydan›na ç›kanlar›n maskeleri de çabucak düfltü. Bir kez serpilip gelifltikten sonra, eylemlerin içinde kimlerin bulundu¤unu ve kimlerin öne ç›kt›klar›n saptamak, bunlar›n güçlerini ve etkinliklerinin boyutunu ölçmek bir bak›ma kolayd›r. Buna karfl›l›k, sonraki eylemlere bakarak, 12 Mart gecesi gerçekleflen sald›r›da teti¤i çekenlerin kimler oldu¤unu; bu eylemin hangi örgüt ya da örgütlerin marifetiyle gerçeklefltirildi¤ini; bu sald›r›n›n hangi senaryonun parças› oldu¤unu araflt›r›p, bulmak o kadar kolay de¤il. Aksine sonradan geliflen eylemlerin gölgesinde bunu saptamak epey bir gayreti gerektirir. Ama bunun pefline düflmek devrimcilerin ifli de¤ildir. Kald› ki, bu yöndeki gayretlerin ve bulgular›n devrimciler aç›s›ndan fazla bir anlam ve önemi yoktur. Zira Gazi’deki ilk kahve sald›r›s› herhangi bir senaryonun parças› olsa bile, olaylar›n geliflme seyrinin herhangi bir senaryoya göre olmad›¤› kesindir. Provakasyonu yapan, planlayan hangi güçse, istedi¤i sonuca varamam›flt›r; hatta belki en istemedi¤i geliflmelerle karfl›laflm›flt›r. ‹lk sald›r›y› tasarlay›p uygulayanlar, sonraki geliflmeleri yönlendirenler de¤ildir; hatta bunlar hemen hemen tümüyle devre d›fl› kalm›fllard›r. 12-16 Mart eylemlerini ateflleyen kahvehane sald›r›s›n› yapanlar›n, bu olay›n ard›ndan geliflen kitle eylemlerini “tahrik etmeyi” de¤il, bu eylemlere kalk›flanlar› sindirmeyi amaçlad›klar›n› saptamak için kahin olmak gerekmez. Yahut bir kargafla yaratmak istenilmifl olsa bile, bu kargaflan›n tecrit olmufl san›lan devrimcileri tahrik edip, onlara bir darbe indirmek üzere tasarland›¤› düflünülebilir. Her halükarda bu plan bofla ç›km›flt›r. Buna karfl›l›k, kahvehane sald›r›lar›n›n ard›ndan soka¤a dökülen y›¤›nlara kar›flan devrimciler, bu y›¤›nlar› daha da “tahrik” edip yönlendirmeyi baflarm›fllard›r; hatta ilk elde harekete geçmemifl olan baflka mahallelerdeki y›¤›nlar› da “tahrik” edip harekete geçirmeyi de becermifllerdir. Ama gerek düzen güçlerinin, gerekse de sosyalist ve devrimci kesimlerin beklemedi¤i ve kimsenin önceden planlamad›¤› as›l geliflmeler tam da bu noktadan itibaren olmufltur. S›rf bu apaç›k olgular bile, aray›fllar›n “olaylar›n ard›ndaki parmak” üzerinde yo¤unlaflt›r›lmas›n›n gereksiz, hatta yanl›fl oldu¤unu görmeye ve göstermeye yeter. Bu bak›mdan tahlil çabalar›n› hafiye bak›fl aç›s›ndan kurtarmak, burjuva ideologlar›n›n kurdu¤u tuzaktan kurtulmak gerekir. ‹lk provakasyonun arkas›nda kimin ve hangi niyetlerin bulundu¤u önemli de¤ildir. Önemli olan eylemlerin niteli¤i içeri¤i ve a盤a ç›kard›¤› imkan ve sorunlar üzerinde yo¤unlaflmakt›r. Zira Gazi’deki sald›r›n›n ard›ndan geliflen olaylar, yaflad›¤›m›z topraklar üzerinde cereyan eden s›n›f mücadelesinin bundan sonraki seyri hakk›nda baz› temel saptamalar›n yap›lmas›na olanak veren bir erken uyar› olmufltur. Düzen güçleri bir yandan yeni tedbirler üzerine yo¤unlafl›rken, bir yandan da olgular› buland›rmakla meflguldür. Devrimciler de tam aksine dikkatlerini flu noktalara yöneltmelidir. * Bu olaylar›n hangi komplo ile iliflkili oldu¤undan çok, hangi toplumsal/siyasal geliflmelerle ilgili oldu¤unun tahlili; * Eylemlerin geliflti¤i toplumsal zeminin tan›mlanmas›; * Eylemlerin ortaya ç›kard›¤› yeni dinamiklerin, örgütlenme ve mücadele biçimlerinin incelenmesi; * Yine ayn› eylemlerde a盤a ç›kan zaaf ve eksikliklerin dayatt›¤› görevlerin çözümü do¤rultusunda planl› bir haz›rl›k faaliyetinin sürdürülmesinin gerekleri. (Mart Ayaklanmas› Yeni Bir Dönemin Habercisidir’den, Nisan 1995. IfiIKLI YOL Derlemesi)

IfiIKLI YOL

Ç›k›yor!..


5

Say›: 15 P Eylül ‘97

Bar›fl Treni ve “Kirli Savafl” 1

Eylül’de Amed’de, bar›fl için miting düzenlemek ve bas›n aç›klamas› yapmak üzere, aralar›nda çeflitli uluslardan ayd›nlar›n, diplomat ve parlamenterlerin bulundu¤u “Musa Anter Bar›fl Heyeti”, Brüksel’den Amed’e trenle bar›fl yolculu¤una ç›kma karar› ald›. Ancak, trenin geçece¤i ülkelerle iliflkilerini kullan›rak Türkiye burjuvazisi, sadece trenin kendi s›n›rlar› içindeki yolculu¤una de¤il, di¤er ülkelerdeki yolculuklar›na da yasak koymay› baflard›. Bunun üzerine heyet, uçakla geldi¤i ‹stanbul’dan otobüslerle konvoy olarak Amed’e, 1 Eylül’de ulaflma karar› ald›. ‹stanbul’da, Kad›köy iskelesinde planlanan bas›n aç›klamas›, devletin “uygun gördü¤ü” gözden uzak bir alanda uzlafl›larak gerçeklefltirildi ve bar›fl heyeti otobüslerle yola ç›kt›. Devletin sald›r›lar›, aramalar, pankart yakmalar, trafik cezalar›› kesmeye vard›. Kürtlerin ve Türklerin deste¤ini önemli ölçüde toplasa da, bar›fl heyeti OHAL Valili¤i’nin karar›na dayanarak, Siverek’ten ileriye götürülmedi. Üstüne üstlük, geri dönerken ‹stanbul s›n›r›nda heyet durduruldu. ‹stanbul’da otelde yapacaklar› bas›n aç›klamas›n› iptal etmelerine ra¤men, otelde dövülerek gözalt›na al›nd›lar. Bar›fl treni gelemedi, ama bar›fl heyeti, Amed’e ulaflamad›¤› yolculu¤unda hem Kürt hareketinden, hem de Türkiye sol hareketinden önemli bir destek buldu. Liberal demokratlar›n, “bar›fl hemen flimdi” slogan› temelinden yürüttükleri kampanyan›n, asl›nda, Kürtlerin ve onlara destek verenlerin y›llard›r sürdürdü¤ü mücadelenin üstünü örtmek isteyen, onu devletin muhalefet zeminine hapsetmek isteyen burjuva pasifizmi (bar›flç›l›k) oldu¤unu daha önceki say›lar›m›zda da belirtmifltik. Devrimci hareketin bir kesiminin de, Kürt ulusal sorunu üzerinde, devrimci s›n›f bak›fl› üzerine oturan programatik bir bak›fl›n›n olmamas›ndan kaynaklanan zaaflar›n› bir kere daha vurgulamak gerekiyor. Bar›fl heyetini aç›ktan destekleyen, liberal demokratlar›n yan›s›ra, devrimci hareketin bir kesimi de, ezilen Kürt y›¤›nlar›n›n tepkisi olarak bar›fl talebini desteklerken, bu heyetin amaçlar›nda ortaklaflmad›klar›n› belirttiler. Bar›fl›n heyetle, trenle de¤il, devrimle gelece¤ini söylediler. Amaçlar›n›n, heyetin bar›fl istemini destekleyenlerin birço¤uyla ve heyet ile ayn› olmasa da, bu hareketlili¤in içinde, “onurlu bar›fl”› isteyerek yer almak gerekti¤ini vurgulad›lar. Do¤rudur, bu heyetin içinde de¤il, ama eylemliliklerin içinde yeralmak gereklidir. Ama yayg›nlaflan, “Kirli savafla son! Bar›fl hemen flimdi!” yan›lsamas›n› beslemek, desteklemek için de¤il, “kirli savafl” ve “bar›fl” konusunda, ezilen Kürt y›¤›nlar›n›n kendili¤inden tepkisini, devrimci s›n›f iktidar›na yönlendirmek niyetindeki devrimcilerin bilinçlerini netlefltirmek için yeralmak gereklidir. Bu ise, ne bar›fl trenini desteklemek anlam›na gelir, ne de bar›fl hareketlili¤ini. Avrupa ülkelerinden diplomatlar›n, parlamenter ve ayd›nlar›n, duyarl› insanlar›n hangi koflullarda bar›fl isteyece¤i ortadad›r. Kürt y›¤›nlar›n›n yan›nda ne kadar kalacaklar› da aç›kt›r. Kürtleri, kendi burjuva devletlerinin ç›karlar› izin verdi¤i ölçüde destekleyebilecek diplomatlar›n, parlamenterlerinin yan›s›ra, bunlar içinde du-

Gerçek bar›fl ça¤r›lar›, s›n›f savafl› naralar›n›n kulaktan kula¤a yank›land›¤›, kitleleri, dünya proletaryas›n› s›n›f savafl›na haz›rlayan, somut hedef ve eylem planlar›, programlar›d›r. yarl› ayd›nlar›n da, Kürt ulusunun hakl› savafl›n›n üzerini örtüp, pasifist bir mecraya sokmak istedikleri de ortadad›r. Savafl da, Bar›fl da Politikan›n Farkl› Araçlarla Sürdürülmesidir Kürtlerin özgürlük savafl›n› ve ona karfl› sürdürülen haks›z savafl› anlayabilmek için, savafl›n ne olup olmad›¤›n›n bilince ç›kar›lmas› gerekiyor. "Savafl politikan›n baflka araçlarla sürdürülmesidir" tespiti baflar›s›z bir komutan olan Prusya paflas› Karl Clausewitz'e aittir. Bugün savafl›n kiri olarak kavranan, savafl› kirletti¤i düflünülen, canl›-cans›z sivil hedefleri savafl alan›nda say›p, "topyekün savafl" anlay›fl›n›n öncülü¤ünü yapan da yine bu paflad›r. Savafl›n böyle tan›mlanmas›na, Lenin'in parantez açarak "yani fliddet yoluyla" politika tespiti, savaflbar›fl, siyaset konular›nda politika üretirken, fliar ortaya koyarken unutulmamas› gereken, aç›l›mlard›r. Böyle olunca savafl›n politikadan baflka bir fley olmad›¤› da görülecektir. Savaflta araçlar de ¤iflmekle beraber, süren, en yal›n haliyle politikad›r. Savaflla birlikte an›lan bir kavram olan bar›fl da, bu perspektiften bak›ld›¤›nda, "bar›fl, emperyalizm ça¤›nda ve sermaye egemenli¤inin sürdü¤ü koflullarda, savafl›n farkl› araçlarla sürdürülmesidir" (Maya, özel say› 2). fiunu da eklenmekte yarar var. O halde bar›fl da politikan›n farkl› araçlarla sürdürülmesidir. Görülüyor ki, y›l›n üçyüz altm›flbefl günü yap›lan siyaset, savafl-bar›fl konular›nda tak›n›lan siyasi tutumlar, bu yal›n gerçekler gözard› edilerek yap›lmaktad›r. Bu basit ama, basit oldu¤u kadar önemli ayr›m çizgileri yok say›ld›¤›nda, herkes için eflit koflullar varm›fl gibi davran›larak, genel bir söylem, savafl, bar›fl söylemi tutturulmaktad›r. Örnek olsun; her y›l ad›na flölenler düzenlenen, zincirler yap›lan, pedal bas›lan (!) "1 Eylül Dünya bar›fl Günü"nün, uluslararas› emperyalist haydutlar›n tart›flma ve karar alma organ› olan Birleflmifl Milletler taraf›ndan ortaya at›lmas›n›n as›l amac›n›n, emperyalizmin dünyay› kana bulayan, dünya proletaryas›n› sömürü zinciri alt›nda tutan yüzünü gizlemek oldu¤u unutularak yap›lan "bar›fl" siyasetidir. Bu siyaset topraklar›m›zda devrimi hareketi felçlefltiren, onu burjuva siyasetine yedekleyen bir rol oynamaktad›r. Bunun temelinde ise, topraklar›m›zda ve dünyan›n de¤iflik co¤rafyalar›nda devrimcilerin, siyaseti kendi gündem ve kavramlar›yla de¤il de, burjuvazinin gündemi ve ondan ödünç al›nan kavramlarla yapma, olumsuz al›flkanl›k ve refleksinin güçlü olmas›nda yatmaktad›r.

Onun için yukar›da yapt›¤›m›z tespit, kitlelerden önce devrimcilerin netleflmesi, kendi amaçl› faaliyetleri aç›s›ndan önem tafl›maktad›r. Bu netleflmenin sa¤lanamad›¤› koflullarda yap›lacak siyaset; kitleleri, b›rakal›m burjuvazinin güdümünden ç›karmay›, öncekinden daha fazla burjuvazinin güdümüne girmesini sa¤layacakt›r. Bu yaz›lanlardan bar›fl düflmanl›¤› sonucu ç›kar›lmamal›d›r. Nihai bar›fl, s›n›flar›n ortadan kalkmas›yla, ama s›n›flar›n ortadan kalkmas›na kadar, molalar›n verildi¤i, barikatlar›n kuruldu¤u, serhildanlar›n bayraklar›n›n dalgaland›¤› s›n›f savafl›n›n sonunda sa¤lanacakt›r. Reddedilen "bar›fl" politikas›, ezenlere karfl› savaflmay› reddeden, kitlelerde s›n›f savafl›m› azmini k›ran pasifist tutumdur. Gerçek bar›fl ça¤r›lar›, s›n›f savafl› naralar›n›n kulaktan kula¤a yank›land›¤›, kitleleri, dünya proletaryas›n› s›n›f savafl›na haz›rlayan, somut hedef ve eylem planlar›, programlar›d›r. Bu somut hedef ve eylem planlar›n›, ortaya koyabilecek, iflçi s›n›f›n›n önderli¤ini kazanabilecek, süreklili¤ini sa¤lam›fl devrimci örgüt ve devrimci siyaset olmadan, amaçlar›yla ortaklaflmad›klar› bir eylemi, siyasetlerinin bir arac› yapabileceklerini sananlar yan›l›yorlar. Ne genel söylemler, sizin bile elefltirdi¤iniz bar›fl isteminin tuzaklar›ndan sizi kurtar›r, ne de çözümlerinizi y›¤›nlar gözünde meflrulaflt›rabilirsiniz. Sosyalizm ve devrimle gelecek bir bar›fl çözümü do¤rudur. Peki ya sosyalizm ve devrim nas›l gelecek? Devrim için devrimci bir siyaset, bunun süreklili¤ini sa¤layacak bir parti gerekmiyor mu? Böyle bir önderlik, ancak uygun olmayan istemlerle, taleplerle yola ç›kan kesimleri, devletin manevralar›ndan kurtar›p devrimci siyasete kazanabilir. “Kürt ulusuna özgürlük” diyenlerin, di¤er yandan destekledikleri bu eylemlilikte böyle bir politik etkiyi yaratt›klar› söylenmemelidir. Yine vurguluyoruz, devrime kazan›lacaklardan önce, devrime kazanan, devrimcilerin netlefltirilmesi gerekiyor. “Kirli Savafla Son”, Peki Ya Hakl› Savafl? Bar›fl hareketlili¤inin bir de¤erlendirmesi de yayg›n ilgi görüyor. Kirli savafl›n yüzü a盤a ç›kt› deniliyor. Oysa bu kavram, birkaç yönde bilinçleri karart›yor. Ve yine y›¤›nlardan önce bu kavramlar›n propagandas›n› yapan devrimcilerin netlefltirilmesi gerekiyor: Hiçbir kavram›n, tekbafl›na herfleyi aç›klayamayaca¤› do¤rudur. Ama bütünlüklü bak›fl›n bir ürünü olan, ortak hedef ve amaca hizmet eden devrimcilerin, y›¤›nlar›n bilincini buland›rmayan, berraklaflt›ran kavramlar›n, ancak devrimci lerin maksatlar›n› propaganda edebilecekleri de bir o kadar do¤rudur. Savafl›n “kirli”li¤i, belki ahlaki bir ölçüt olabilir. Ahlak›n ise, toplumsal iliflkilerin içinde bulunulan döneminde, yerleflmifl ve süreklileflmifl kal›plar oldu¤u, s›n›fsal ölçülerden uzak oldu¤u ortadad›r. Savafl›n “kirli”li¤i, e¤er zoru ve fliddeti kullanmas› ise, bunun kapitalist düzenin içerisindeki “bar›flç›” bölgelerde, proleterler ve ezilen kesimler üzerindeki ölümüne bask›y› gizledi¤i ortadad›r. Yaflamak için ücÁ

Devam› 19. Sayfada


6

Say›: 15 P Eylül ‘97

“8 Y›l Reformu” Kime, Ne Yarar Sa¤lar? B

urjuvazinin son dönemde görünürdeki en önemli gündem maddesi, zorunlu temel e¤itimin süresinin sekiz y›la ç›kart›lmas›yd›. Darbe hü kümetinin iflbafl›na gelmesinden önce MGK'n›n, üzerinde hassasiyetle durdu¤u bu konu, MGK'n›n iste¤inin gerçekleflti¤i görüntüsüne uygun bir biçimde sonuca ba¤land›. Böylece "demokrasinin zaferi", "Türkiye'nin ayd›nl›k gelece¤i" de garantilenmifl oldu. Burjuvazinin kap›flan taraflar› aras›ndan bir kesim, bu yolla itibar kazand›. Daha do¤rusu rüfltünü ispatlam›fl oldu. CHP, bu yasa konusundaki ›srarc› tutumuyla sermayeden epeyce puan toplad›. Bu tart›flmalar›n, devrimci saflardaki yank›lar›na da bakmakta yarar var. Devrimciler aras›nda, e¤itim süresinin "5+3" mü, yoksa "kesintisiz 8 y›l" m› olaca¤› tart›flmas›nda taraf olmama çabalar› görülüyor. Bir yandan taraf olmama çabalar› varken, öte yandan da çeflitli yaklafl›mlarla, taraf olmaktan kurtulamad›klar›n› da ortaya koyuyorlar. T›pk› "ne fleriat ne darbe" derken, as›l niyetlerinin darbeyi desteklemek olmad›¤› halde, bu önerileriyle burjuva demokrasisini savunmak suretiyle darbe rejimi ne destek verdikleri gibi. Solun kimi kesimleri, "8 y›l gerici e¤itime çare de¤il..." (S‹P) diyerek, burjuvazinin gericilikle mücadele etti¤i yan›lmas›n› yay›yor ve burjuvaziye ak›l hocal›¤› yap›yor. Birço¤u da, "mesele e¤itimin süresi de¤il içeri¤idir, paras›z bilimsel, demokratik e¤itim olmadan sorun çözülmez" diyerek, en iyi durumda burjuvaziye muhalefet olma konumundan öteye geçememifl oluyorlar. Asl›na bak›l›rsa, burjuvazinin de e¤itimle ilgili sürdürdü¤ü tart›flmada üzerinde durdu¤u fley, süreden çok içeriktir. Dolay›s›yla, bu gündemin arkas›nda yatan nedenleri görmeden, sadece fark koymak ad›na, "süre de¤il içerik önemlidir" söylemi, burjuvazinin gerici reformlar de¤irmenine su tafl›maktan baflka bir ifle yaramayacakt›r. Sekiz y›ll›k e¤itim tart›flmas›n›n, topluma sunulan yönü yapay bir görüntüyken, gösterilmeyen yönü ise burjuvazi aç›s›ndan önemli ve as›l gündem maddelerinden bir tanesidir. E��itimin süresinin sekiz y›la ç›kar›lmas›, yapay bir biçimde, burjuvazinin ve ordunun, dinci gericilikle savaflmas›n›n sembolü olarak lanse edildi. Bu tart›flma, baflta MGK olmak üzere, burjuvazinin bir kesiminin en önemli derdinin dinci gericilikle, dinin siyasete alet edilmesiyle savaflan laiklik savunucusu olanlar; öbür kesiminin ise gericiler olarak ikiye ayr›ld›¤› yan›lsamas›n› yaratmak üzere sahneye konulan k›sm›d›r. Burjuvazinin sekiz y›ll›k e¤itim konusunu top luma sunuflundaki iki yüzlülü¤ün en iyi kan›t›, asl›nda Baflbakan'›n, yard›mc›s›n›n ve çeflitli bakanlar›n, aç›klamalar›nda söyledikleridir. Israrla, devletin din e¤itimini k›s›tlamad›¤›n›, tam tersine daha sa¤l›kl› bir iflleyifle kavuflturdu¤unu söylüyorlar. Bu do¤rudur, sermaye kitleleri uyuflturabilece¤i böyle bir afyondan kolay kolay vazgeçecek de¤ildir. Asl›na bak›l›rsa sermayenin çeflitli kesimleri aras›nda bir kavgan›n oldu¤u ve bir taraf›nda dinci kesimin oldu¤u do¤ruysa da, aralar›nda süren kav ga gericilik-ilericilik çat›flmas› de¤il, bir paylafl›m kavgas›d›r. Gericilik-ilericilik kavgas› olarak sunulmas›, bu kavgan›n iki taraf› aç›s›ndan da ortak olan bir amaca, kitlelerin, bu kavgada kendi arkalar›nda saf tutmas›n› sa¤lama amac›na dönüktür.

Devrimci saflarda hakim olan yan›lsama e¤itimin burjuva toplumdaki yerini ve

çerçevesinden, e¤itim de, sa¤l›k, ulafl›m vb. hizmetler de, ezilenlerin de¤il,

ifllevini anlamam›fl olmaktan

sömürücülerin yararland›¤›, üstelik te

kaynaklanmaktad›r. Burjuva toplumu

giderini iflçilere ödetti¤i hizmetlerdir.

Görünüfle bak›l›rsa, bu amaca k›smen de olsa ulaflm›fl olduklar› söylenebilir. Cuma namazlar› ç›k›fl›nda gösteri yapanlarla, bu gösterilere atefl püskürenler, iflte çat›flan bu iki kesimin arkas›nda saf tutanlard›r. Burjuvazinin bir kesiminin sözde laikli¤e sahip ç›kma görüntüsü alt›nda yapt›¤› fley, dünyadaki paylafl›m kavgas›ndan ba¤›ms›z de¤ildir. Dünya çap›nda süren paylafl›m kavgas›ndan pay alma çabas›ndaki TC burjuvazisi, paylafl›m› içeride de sürdürüyor. Dünya çap›ndaki paylafl›m›n içerideki yans›malar› sözkonusu. TC'nin ordusu nas›l ki ayn› zamanda muazzam bir sermayenin sahibiyse, onun çat›flmakta oldu¤u ‹slami kesim de ayn› flekilde büyük bir sermayenin sahibidir. Çeteler diye adland›r›lan, uyuflturucu kaçakç›l›¤› yapan mafyac› vs. de öyle. ‹ktidarda olan kesim, hem paylafl›mdan kapaca¤› parçay› büyütmek istiyor, hem de bunun gere¤i olan zorunlu düzenlemeleri yapmaya çal›fl›yor. Bunu, yaparken kendisine toplumsal destek sa¤lamak amac›yla da, sorunu ilericilik-gericilik çat›flmas› olarak sunuyor. ‹lericilik-gericilik çat›flmas› biçiminde sunulan yapay çekiflmenin taraflar›, asl›nda baflka bir düzlemde gerçek olan çat›flman›n taraflar›d›r. Refah Partisi, kendi örgütlenmesi vas›tas›yla muazzam bir sermayeyi devlet örgütlenmesinin belirledi¤i kanallar›n d›fl›ndan ülkeye getiriyor. Sermayenin di¤er kesimlerinin ve ordunun rahats›zl›¤› da bu noktadad›r. Paray› kendilerinin de yararlanaca¤›, onlara göre meflru olan kanallardan getirmesini istiyorlar. Dayatt›klar› budur. Son dönemde üzeri tekrar aç›lan Bosna'ya yard›m paralar›, Çeçenistan'a Libya'dan gönderilen paralar›n akibeti hakk›ndaki dosyalar›n hikmeti de budur. ‹flte sekiz y›ll›k e¤itim tart›flmalar›n›n arkas›ndaki gerçeklerden bir tanesi, bu paylafl›m kavgas›n›n siyaset alan›na yans›mas›d›r. Yoksa, MGK'nin din e¤itimiyle ilgili "laik"lik mücadelesi de¤ildir. Zaten, sorunun din e¤itimiyle ilgili k›sm›, bu tat›flmalarda öne sürülen ‹mam Hatip Liseleri'nin orta k›s›mlar›n›n kapat›lmas›yla halledilecek de¤ildir. Özel okul ve dersaneler piyasas›nda önemli bir pay› olan dinci sermaye, kendi istedi¤i e¤itimi bu okullarda da verebilir. Bu yüzden de, ordunun RP flahs›nda gericilikle mücadele etmekte oldu¤u koskoca bir yaland›r Ayr›ca alt-emperyalist konuma yükselmek için u¤raflan TC burjuvazisinin, istikrara ihtiyac› var ve varolan istikrars›zl›k kaynaklar›n› da ortadan kald›rmak istiyor. Bugünkü koflullarda, radikal dinci ak›mlar da bu istikrars›zl›k kaynaklar›ndan bir tanesidir. RP ile mücadele görüntüsü alt›nda yap›lmaya çal›fl›lan, bu kesimin RP kanal›yla düzen içine çekilmesi, beslendi¤i kaynaklar›n kurutulmas›d›r. 8 y›ll›k e¤itim uygulamas› ayn› zamanda bu kesimlere yönelik bir sald›r›, bu kesimin kadro kaynaklar›ndan birisini kurutmaya yönelik bir uygulamad›r da. ‹flte topluma ilericilik-gericilik, laiklik-fleriatç›l›k, temiz toplum isteyenler-istemeyenler, orduRefah çat›flmas› diye sunulan görüntünün ard›nda yatan, e¤itim de dahil, burjuva kurumlar›n yeniden

örgütlenmesi ihtiyac› ve sermayenin de¤iflik kesimlerinin paylafl›m kavgas›d›r. "fianl› ordunun gerekirse silah kullanarak" gericili¤e karfl› mücadele etmekte oldu¤u görüntüsü, asl›nda bu kavgan›n perdesidir. Sekiz y›ll›k e¤itimi burjuvazi aç›s›ndan önemli k›lan nedenlerden biri de, sermayenin ucuz ve "nitelikli" iflgücü ihtiyac›n› karfl›lama çabas›d›r. Elbette burada "nitelik"ten kastetti¤imiz, kafa ve kol eme¤i aras›ndaki bölünmüfllü¤ün sürdü¤ü kapitalist üretim iliflkileri çerçevesinde olabilecek bir "nitelik"tir. Yeni düzenlemeyle, art›k genifl y›¤›nlar üniversite e¤itimine de¤il, iflçi olmaya yönlendirilecektir. Ama bunu yapmadan önce, "terbiye" edilmeleri için de belli bir süre "e¤itil"meleri gerekiyor. Yoksa, e¤itilmezlerse maazallah "patlay›verir"ler. Bu kesim, ilkö¤retim okullar›ndan ç›kt›ktan sonra, ister ç›rak olarak yetifltirilecekler, isterlerse baflka bir alanda mesleki e¤itim alacaklar. Küçük bir az›nl›¤› ise üniversite e¤itimine do¤ru yol alacak. Yeni düzenlemeye göre, mesleki e¤itim verecek olan okullar, düne oranla yayg›nlaflacakken, buralarda okuyan ö¤rencilerin, hem çal›flt›¤›, hem de e¤itim ald›¤› yerler olacak. Yani, önceki düzenlemede k›sa bir zaman dilimini kapsayan staj sömürüsü, art›k e¤itimin temel bir ö¤esi haline gelecek. Okullar, t›pk› kapitalist iflletmeler gibi ö¤rencilerin iflgücünden elde edilen ürünleri pazarlayacak ve böylece onlar üzerinden kar edecek. Art›k Anadolu Liseleri, kolejler kapat›lacak, varolan haliyle liseler ortadan kald›r›lacak. Üniversite ö¤renimiyle ba¤lant›l› olarak, lise dengi e¤itim veren kurumlar özel okul statüsüne getirilecek. Buralarda, özellefltirmenin gündeme geldi¤i iflletmelerde yaflanan bütün sonuçlar yaflanacak. Burjuvazi, eskiden iflçi çocuklar› için sosyal terfi imkan› olan üniversitelere, s›n›f atlama imkan› verece¤i iflçi çocuklar›n› son derece titizlikle seçerek alacak . Ancak kesin olan bir fley var ki, art›k s›n›f atlama flanslar› eskisine k›yasla son derece k›s›tlanm›flt›r. ‹flçilerin çocuklar› iflçi olarak kalacak. Kim demifl, emek-sermaye aras›ndaki çeliflki yumufluyor diye? Kim demifl ki, iflçi say›s› giderek azal›yor, iflçilerin zincirlerinden baflka kaybedecek fleyleri de var diye? Sermeye hergün mezar kaz›c›lar›n› ço¤alt›yor. Zaten baflka türlü varl›¤›n› sürdürmesi de mümkün de¤il. Üniversitelerde bir dönem görülen, "gecekondu üniversiteleri" açarak, bunu ülke çap›nda yayg›nlaflt›rma uygulamas›, yerini özel üniversitelere b›rakacak. Bilim ve ayd›nlanma karfl›s›nda zaafl› bir tutuma sahip olan devrimci kesimleri, en çok yak›nd›klar› konulardan bir tanesi de budur. Art›k iflçi çocuklar›n›n burjuvazinin bilimiden yararlanamayaca¤›n› "teflhir" edip yak›n›yorlar. Sekiz y›ll›k e¤itim tart›flmalar›nda, ba¤›ms›z bir tutum almaktan uzak olup burjuvazinin gündemini izlemekle yetinen iflçi s›n›f› ve ezilen kesimler, bu uygulaman›n etkisini en fazla hissedecek olanlard›r. Çünkü yasan›n onaylanmas›ndan hemen sonra, tüm tüketim maddelerine zam yap›ld›. Gerekçesi belliydi; sekiz y›ll›k e¤itime kaynak yaratmak.


7

Say›: 15 P Eylül ‘97 Sekiz y›ll›k e¤itim tart›flmalar› vesilesiyle bir de reformlar meselesine de¤inmekte fayda var. Reformlar›n devrimci mücadeledeki karfl›l›¤›, devrimci bir iflçi hareketinin bask›s›yla, burjuva toplumu y›k›lmadan da elde edilebilecek olan k›smi kazan›mlard›r. Bunlar, iflçi s›n›f›n›n çal›flma ve yaflam koflullar›n› iyilefltiren uygulamalard›r ve komünistler reformlar için mücadeleyi reddetmezler. Bugün sözkonusu olan reformlara ve özelde de sekiz y›ll›k e¤itime bakt›¤›m›z zaman, hiç de yukar›daki tan›ma uygun bir geliflme olmad›¤›n› görmek zor de¤ildir. Aksine, s›n›f›n bugünkü durumunu hiç de iyilefltirmeyen, tam tersine ek bir tak›m zorluklar getiren bir uygulamad›r. Bir kez, bu uygulamayla, befl y›ll›k e¤itim uygulamas›nda bile çocuklar›n› okula göndermekte zorlanan ve büyük bir k›sm› da okula göndermeyen iflçi ailelerinin, çocuklar›n› okula gönderme oran›, bu yeni uygulamayla eskisine göre çok daha azalacakt›r. Halihaz›rda, ilkokul e¤itimi almayan bir y›¤›n çocuk vard›r. Bu e¤itimi al›yor görünenlerin önemli bir k›sm› ise, zaten son derece a¤›r koflullarda iflçilik yapmaktad›rlar. Gerçi, okula göndermeyenlerin cezaland›r›laca¤› söyleniyor, ancak bunun ne kadar uygulanabilece¤i de meçhul. (Zaten bu zorunluluk yeni bir fley de de¤il, oysa flimdiye kadar çocu¤unu okula göndermedi¤i içincezaland›r›lan bir aileye flahit olmad›k. T›pk›, rüflvete karfl› olu¤unu söyledi¤i halde rüflveti bir yandan körükledi¤i gibi. Burjuvazi, çocuk iflgücüne olan ihtiyac›n› da çeflitli yollarla karfl›lamak zorunda.) Kald› ki, çocuklar›n da aile bütçesine önemli katk›lar yapt›¤› koflullarda (ki iflçi ailelerinde durum budur), çocu¤un okula gitmesindense, bir ifle girip çal›flmas› aile taraf›ndan tercih edilen bir durum olacakt›r. Bunda da bir anormallik yoktur. Çünkü burjuva s›n›f›na dahil olmayan milyonlar, ancak çal›flarak yaflamlar›n› sürdürebilirler. Bu durumda, s›n›f bilinçli bir iflçinin, sekiz y›ll›k e¤itim uygulamas›n› onaylamas›n› beklemek safdillik olacakt›r. Böyle bak›ld›¤›nda, sözde sekiz y›ll›k e¤itimin uygulanabilmesi amac›yla, ç›rakl›k yafl›n›n yasalarda 13'ten 14'e ç›kar›lmas› da, eskiden hiç de¤ilse bir y›l öncesinden ç›rak satüsüne girebilen bir çocuk iflçinin, bir y›l daha kaçak çal›flt›r›lmas› sonucunu getirecektir. Bu durumda, bugünkü haliyle "e¤itim reformu"nun, hiç de iflçi s›n›f›n›n çal›flma ve yaflam koflullar›n› iyilefltiren bir uygulama olmad›¤› ortadad›r. Devrimci saflarda hakim olan yan›lsama ise, e¤itimin burjuva toplumdaki yerini ve ifllevini anlamam›fl olmaktan kaynaklanmaktad›r. Burjuva toplumu çerçevesinden, e¤itim de, sa¤l›k, ulafl›m vb. hizmetler de, ezilenlerin de¤il, sömürücülerin yararland›¤›, üstelik de giderini iflçilere ödetti¤i hizmetlerdir. Ancak, devrimcilerin e¤itim vesilesiyle yapt›klar› teflhirlere bakt›¤›m›z zaman, ortak yaklafl›m›n, iflçi çocuklar›n›n, bilimden, e¤itilip ayd›nlanma olana¤›ndan yoksun b›rak›ld›¤› yönünde bir s›zlanma oldu¤u görülüyor. Sorun, bu temelde kavranmad›¤› noktada, devrimcilik, sadece m›zm›z bir muhalif konumundan ibaret kal›r ve böyle bir devrimcili¤in önünde sonunda varaca¤› yer, mevcut sistemin "demokratik bir süsü" olmaktan öteye geçemeyecektir. Komünistler aç›s›ndan, burjuva toplumu çerçevesinde elde edilecek reformlar ancak iflçi s›n›f›n›n, devrimci bir önderlik alt›nda ve kendi örgütleri arac›l›¤›yla elde etti¤i, bekçili¤ini yapt›¤› kazan›mlar olabilir. E¤itimle ilgili olarak söylenecekse, belgimiz hala ayn›d›r: "Paral›-paras›z kapitalist e¤itime hay›r". J

K AV R A M L A R I N D ‹ L ‹ ‹fiÇ‹ - EMEKÇ‹ aflad›¤›m›z topraklarda iflçi ve emekçi kavramlar›n›n Y ilginç bir serüveni var. Genellikle solun lügatinde emekçi, “iflçi olmayan” anlam›nda kullan›lmaktad›r. Örne¤in, iflçi s›n›f› ve emekçi tabakalar derken kastedilen, iflçi s›n›f› d›fl›nda olup eme¤iyle geçinenlerdir. “Kamu emekçileri” dendi¤inde özellikle “kamu iflçisi” dememek için bu kavram kullan›l›r. Kesin olan bir fley varsa; emekçi kavram›n›n bu flekilde kullan›m›n›n, hiçbir flekilde ücretli kölelik anlam›nda, kapitalist üretim iliflkilerinin içindeki iflçiye karfl›l›k olarak kullan›lmad›¤›d›r. Do¤rusu bu bak›fl aç›s›yla, ücretli emek-ücretli kölelik konumunda olan modern iflçi s›n›f›n›n kimlerden olufltu¤u ne kadar belirsizlefliyorsa, emekçi kavram›n›n içine kimlerin girdi¤i de o kadar belirsizlefliyor. Bu anlamda, iflçi ve emekçi kavramlar›n›n birbirinden ayr›lmas› bir zihin aç›kl›¤› ve teorik netlik yaratmaktan çok, bir kafa kar›fl›kl›¤› kayna¤›d›r. Kendi topra¤›nda, kendi aletleriyle ve gerek kendisinin, gerek ailesinin eme¤iyle çal›flmak durumunda olan bir çiftçi, yahut zanaatkar, esnaf vb. ço¤u kez emekçi kategorisine girer. Halbuki marksist literatürde bunlar küçük burjuva kategorisinin tipik örnekleridir. Bugün gitgide yayg›nlaflan al›flkanl›¤a göre ise, iflvereni kamu kurumlar› olan iflçilere emekçi demek peflinden bu iflçilerin küçük burjuva olduklar› saptamas›n› getirmektedir (yahut tersi). Bu örnekteki kadar yayg›n olmasa da, bir baflka yanl›fl tutum da, iflçi ve emekçiyi patronunun büyüklü¤üne göre ay›rt etme al›flkanl›¤›d›r. ‹flçi s›fat›, ancak büyük fabrika ve iflyerlerindeki iflçilere yak›flt›r›l›rken, küçük atölye ve iflyerlerinde çal›flanlara daha çok emekçi deme al›flkanl›¤› vard›r. Bu konuda bir baflka yan›lsama da, kafakol eme¤inin ayr›flt›r›lmas›nda yahut üretken-üretken olmayan emek ayr›mlar›nda öne ç›kabilmektedir. Ço¤unlukla iflçi, sanayide çal›flan, ter döken kol iflçilerinin s›fat› olur. Böyle olmayan iflçilere daha çok emekçi s›fat› yak›flt›r›l›r. ‹flçi emekçi kavramlar›n›n birbirine kar›flt›r›lmas›, belki de yaln›z Türkçe’ye özgü bir garipliktir. Baflka dillerde de, bu kavramlar ayr› olmakla birlikte, birbirlerinin yerine rahatl›kla kullan›labilen kavramlard›r. Örne¤in, kapitalist üretim iliflkileri içerisinde modern iflçi s›n›f›n›n durumunu inceleyip sergilemek için yazd›¤› kitab›nda Engels, “‹ngiltere’de Emekçi S›n›flar›n Durumu” bafll›¤›n› koymufltur, ama bu kavram iflçi kavram›ndan ay›rt etmek kayg›s›yla konulmufl de¤ildir. Halbuki kamu emekçisi kavram›n› kullanmay› uygun görenler için, bu kesimlere kamu iflçisi denmesi yanl›flt›r ve sert polemiklere konu olabilmektedir. Do¤rusu iflçi kavram›, tüm tarih boyunca de¤iflik üretim biçimlerinde rastlanabilecek bir kategoriyi ifade eder. Kapitalizm öncesi toplumlarda da, kol gücüyle çal›flan, imalat yapan iflçiler olmufltur, modern iflçi s›n›f›n› bunlardan ay›rt eden as›l unsur, iflin niteli¤i de¤il, üretim iliflkisinin niteli¤idir. Kapitalist üretim iliflkilerinde iflçi, ücretli emekçi-özgür emekçi (yani üretim araçlar›ndan kopart›lm›fl) olmas›yla ay›rt edilir. Burjuva toplumunun iflçilerini ay›rt eden, onlar›n “ücretli emekçi” olmas›d›r; buna da k›saca emekçi demekte bir mahsur yoktur. Bu anlamda modern iflçi s›n›f›n› tarif eden unsur, ne kadar ve nas›l bir emek sarf edip etmedi¤i de¤il, sarf etti¤i eme¤in bir k›sm›n› ��cret olarak geri almak, di¤erini de sermayenin (ve genel olarak üretim iliflkilerinin) yeniden üretimine katmak üzere çal›flmas›d›r; daha önemlisi yaflamak, kendini yeniden üretebilmek için, ücret karfl›l›¤›nda çal›flmaktan baflka seçene¤inin kalmam›fl olmas›d›r. Bu bak›mdan, modern iflçi s›n›f›n› bir baflka deyiflle, burjuva toplumunun emekçisini as›l ay›rt eden unsur üretim araçlar›ndan, üretimin nesnel koflullar›ndan kopart›lm›fl olmas› ve ücretli kölelik-ücretli emek durumuna gelmesidir. Burada anahtar kavram, ücrettir. Bu iflçi s›n›f›n›n di¤er toplum kesimlerinden ay›rt edilmesinde belirleyici un-

sur olarak ele al›nmal›d›r. Yani büyük fabrikalar, modern teknoloji vb. üretim koflullar›n› tarif eden unsurlar, kapitalist toplumda emekçinin ay›rt edilmesinde belirleyici etken de¤ildir. Aksine bunlar ücretli eme¤in sömürüsü sayesinde ortaya ç›kmaktad›r. Ücretli, emek-sermaye iliflkisinin koflulu de¤il sonucudurlar. Olsa olsa ücretli eme¤in daha büyük oranda ve daha genifl çapta sömürülmesinin koflulu olabilirler. Ne var ki, sermayenin geniflletilmifl ölçekte yeniden üretimi, bu sermaye sayesinde hüküm süren burjuvazinin büyüyüp serpilmesi, dünya ölçe¤inde küçük burjuvazinin ve genel olarak pre-kapitalist s›n›flar›n mülksüzlefltirilmesine, hatta rekabet içerisinde kapitalistlerin birbirlerini mülksüzlefltirmesine de yol açmaktad›r. Ancak buradaki mülksüzlefltirme kavram›, ç›r›lç›plak b›rakmak, her türlü mülkiyetten ar›nd›rmak anlam›nda de¤ildir. Söz konusu olan, üretim araçlar›n›n mülkiyetinden ar›nd›rmakt›r. Bu, üretim araçlar›n›n mülkiyetinden kopart›lanlar›n bir k›sm›n›n, özel tüketim imkanlar›yla donat›larak, bu duruma raz› edilmesi sonucunu da getirebilmektedir. Böylece üretim araçlar›ndan kopart›lm›fl ve baflkalar›n›n sahip oldu¤u üretim araçlar›yla onlar›n belirledi¤i koflullarda çal›flmak zorunda olanlar›n say›s› günden güne ve büyüyen oranda artmaktad›r. Görünüflte iflgücünü satmaktan baflka çaresi olmayanlar›n say›s› artmaktad›r. Ama bunlar›n hepsinin iflçi-ücretli emekçi kategorisinde say›lmalar› için acele etmemek gerekir. Ücretli emekçi, iflgücünü bir meta olarak ve bu metan›n yeniden üretimi için toplumsal bak›mdan gerekli emek miktar› karfl›l›¤›nda (ücret) satana denir. Burada iflgücü bir de¤iflim de¤eridir (ayn› zamanda bir kullan›m de¤erine sahip olsa da) özel bir hizmet olarak yap›lan ifllerin (esas olarak bir kullan›m de¤eri de¤ifl tokuflu) farkl› ele al›nmal›d›r; t›pk› özel bir terziye elbise diktirtmekle, konfeksiyon ma¤azas›ndan al›flverifl yapmak gibi. Bu örnekte terzinin eme¤i, bir konfeksiyon atölyesinde çal›flan bir iflçiden daha fazla de¤iflim de¤eri üretti¤i için de¤il, iliflkinin genelleflmifl meta al›fl verifl iliflkisinin d›fl›nda cereyan etmesinden dolay›, daha fazla bir karfl›l›k bulmaktad›r. Bu tür iliflkilerin karfl›l›¤›nda ödenen fley ücret de¤ildir, yani sermayenin ücretlere ayr›lan k›sm›ndan de¤il, art› de¤erden ödenir. Sermayenin geniflletilmifl yeniden üretiminin kayna¤›nda de¤ildir, bunun bir ürünüdür. Örne¤in uflaklar kategorisine ödenen “maafllar” da bu gözle irdelenmelidir. Yahut herhangi bir iflçiye “özel bir hizmet”inden dolay› verilen bahflifl de bu kapsama girer. Bu ölçüden bak›ld›¤›nda, kime iflçi denilip denilmeyece¤i san›ld›¤›ndan daha karmafl›k bir sorun olarak karfl›m›za ç›kar gibi görünmektedir, ama bu do¤ru de¤ildir. Ücret kavram›, ücretli eme¤i ay›rt eden bafll›ca ve en net nesnel ölçüttür. Örne¤in, kimilerinin kamu emekçileri aras›nda sayd›¤› pek çok “uflak”, bu ölçüt sayesinde iflçi saflar›ndan ay›rt edilebilir. Kesin olan ve alt› çizilmesi gereken fludur: Bugün iflçi ve emekçi kavramlar›, birbirinden ayr› s›n›flara iflaret etmek için de¤il, ayn› s›n›f› tarif etmek için kullan›ld›¤›nda do¤ru kullan›lm›fl olur. Yaflad›¤›m›z topraklardaki çarp›k kullan›m› düzeltmek için de tersine bir vurgu ile kullan›lmas› da uygundur. Örne¤in, Ünald› iflçileri, kamu iflçileri, inflaat iflçileri, tar›m iflçileri, vurguyla hat›rlat›lmal›d›r. Buna karfl›l›k Arçelik emekçileri, tersane emekçileri demekte de bir mahsur yoktur. Popülist bir kavray›fl›n ve aflamal› devrim anlay›fl›n›n bir ürünü olarak, iflçi s›n›f›n›n farkl› kategorilerini bir birinden ay›rt eden yaklafl›mlar›n üstesinden böyle gelinebilir; bu ayn› zamanda ayn› kap›dan iflçi s›n›f› saflar›na baflka s›n›f katmanlar›n›n sokulmas›na da bir önlem olacakt›r. J


8

Say›: 15 P Eylül ‘97

SACCO ‹LE VANZETT‹

70 Y›l önceki idamlar›, burjuvazinin bir siyasi suikastiydi. Bugün “masumluklar›n›n” ilan› ve heykellerinin dikilmesiyle düflman, bu iki devrimci iflçiyi bir yeni siyasi suikastine daha kurban seçiyor.

Sizleri Nikolayla Bart Yürekte yaflat›yoruz. Ölürken yapyaln›zd›n›z Ama siz kazand›n›z! (Sacco ile Vanzetti’ye A¤›t’dan)

23

A¤ustos 1927’de ABD’de idam edilen ‹talyan as›ll› iki iflçi; Nicola Sacco ile Bartolomeo Vanzetti’nin heykelleri Boston Belediyesi taraf›ndan dikiliyor. Massachussets Valisi Michael Dukakis de, 20 y›l önce Sacco ile Vanzetti’nin gerçekte suçsuz olduklar›n› ve ailelerine “iade-i itibar”da bulunulaca¤›n›, 23 A¤ustos’un da Saco ile Vanzetti’yi Anma Günü olaca¤›n› ilan etmiflti. 20’fler y›ll›k periyodlarla belediye ve valilikler taraf›ndan aç›klanan bu kararlarla olup bitenler, bugünden bak›ld›¤›nda masum bir adli hatan›n tashihi ve toplumsal bir vicdan rahatlamas›n›n sa¤lanmas› gibi gösterilmek isteniyor. Hatta biraz da iki devrimcinin ard›ndan düflman›n dinmeyen timsah gözyafllar› s›r›t›yor kararlar›n arkas›nda... Burjuvazinin daha usta kalemflörleri ise, Hürriyet yazar› Do¤an H›zlan’›n oldu¤u gibi, s›n›flar mücadelesinde önemli birer meflale haline gelmifl kifli ve olaylar›n “ehlilefltirilmelerinin” siyasal önemine iflaret ediyor. Bu da Sacco ile Vanzetti’nin s›n›f düflmanlar›nca “temize ç›kar›lmalar›n›n” daha farkl› ve önemli bir anlam tafl›d›¤›n›n göstergesi oluyor. Çünkü 70 y›l önce cinayet ve soygun suçlamas›yla idam edilen bu iki devrimci iflçi, basit bir yarg›lama hatas›n›n kurbanlar› de¤ildirler. Onlar asl›nda kapitalist, emperyalist gericili¤in o y›llarda ABD ve uluslararas› iflçi hareketine karfl› sürdürdü¤ü genel sald›r› hareketinin politik amaçlar› için seçilmifl ve katledilmifllerdir. Düflman, 70 y›l önce Sacco ile Vanzetti’nin katledilmelerinden ne gibi bir siyasal sonuç bekliyorduysa, bugün de onlar›n “temize ç›kar›lmalar›n›” ayn› nedenle tezgahlamaktad›r. T›pk› Che gibi, t›pk› Deniz, Hüseyin, Yusuf gibi... Sacco ile Vanzetti davas›, Massachussets Valisi’nin, Boston Belediye Baflkan›’n›n ya da “duyar l› hukuk çevrelerinin” dillendirdi¤i gibi adliye tarihine de¤il, dünya iflçi hareketinin tarihine malomufl bir olayd›r. Dünyan›n hemen bütün köflelerinde miyonlarca emekçi, ABD’deki bu iki s›n›f kardefllerinin tam 7 y›l süren düzmece yarg›lama/karar süreci boyunca ve sonras›nda büyük kitle gösterileri, yayg›n dayan›flma grevleri örgütlemifllerdi. Dünya iflçilerinin bu dayan›flmas› karfl›s›nda pani¤e ve öfkeye kap›lan uluslararas› sermaye, kendi hukuk sisteminin dahi savunmaktan ve kan›tlamaktan aciz kald›¤› iddialar›na sar›lmaktan ve dayan›flma eylemleri için “komünistler, soyguncular› ve katilleri savunuyor” demogojisine baflvurmaktan baflka birfley yapamam›fllard›. fiimdi ise y›llar sonra Sacco ile Vanzetti’nin yarg›lanmalar›ndaki iddialar›n›n do¤ru olmad›¤›n› aç›k›yorlar. Yarg› karar›n›n haks›zl›¤›n›, Sacco ile Vanzetti’nin suçsuzlu¤unu söylüyorlar da, onlar›n hangi amaçlar u¤runa katledildiklerini söylemeye dilleri varm›yor. Sacco ile Vanzetti’nin burjuvazinin siyasi bir suikasti niteli¤indeki idamlar›n›n üzerinden 70 y›l geçti. Bu 70 y›l, o zaman›n ABD Cumhurbaflkan› dahil olayda rol alan bütün emperyalist cellatlar›n

adlar›n›n üzerine kal›n bir sünger çekti, adlar› unutuldu. Ama Sacco ile Vanzetti’nin onurlu isimleri dünya proleteryas›na mal oldu ve y›llar boyunca yaln›zca ABD’de de¤il, dünyan›n hemen her yerinde proleteryan›n kurtulufl mücadelesinde an›l›yorlar. Tutukland›klar›nda, Sacco ile Vanzetti, Amerika’ya geleli ve Amerikan uyru¤una geçeli henüz birkaç y›l olmufltu. ‹talya’da devrimci hareketlerle tan›flan ve onlar›n saflar›na kat›lan bu iki göçmen iflçi, hangi nedenlerle ABD emperyalizminin siyasi suikastine kurban seçilmiflti? Bunu anlamak için 1920’lerin bafl›nda dünyan›n ve ABD’nin siyasal ve toplumsal ortam›na k›saca bir göz atmak gerekiyor. I. Paylafl›m Savafl› / Büyük Ekim Devrimi / ‹flsiz Emekçilerin ABD’ye Ak›n›... Emperyalist güçlerin dünya pazarlar›n› ve sömürü alanlar›n› paylaflmak için tutufltuklar› 1. Büyük emperyalist savafl bitmifl, özellikle kapitalist burjuva diktatörlüklerin egemenli¤indeki ülkelerin emekçilerine ölüm, ac›, yoksulluk ve iflsizlikten baflka birfley getirmemiflti. Kapitalist dünya kayn›yordu, yayg›n grev ve direnifller patlak vermiflti. Ve savaflta çok önemli bir olay daha olmufltu. 1917 y›l›nda Rusya’da proletaryan›n devrimi gerçekefltirmesi, insanl›k tarihinin dönüm noktas›yd›. Büyük Ekim Devrimi’yle iflçi devletinin kurularak içte ve d›flta bütün karfl›-devrimci komplolar› bofla ç›kararak ayakta kalmay› baflarmas›yla dünya proletaryas› aras›nda kaynaflma yaflanmaya, burjuvazinin de huzuru kaçmaya bafllam›flt›. Bu nedenle kapitalist dünyada sermaye, iflçilere karfl› sald›r›ya geçti. Kapitalizmin iflçilere sald›r›s›, özellikle iflçi s›n›f› mücadelelerinin güçlü oldu¤u ülkelerde daha da fliddetliydi. 1919 ilkbahar›nda Macaristan’da kurulan ikinci iflçi s›n›f› devleti, emperyalizmin d›fl müdahalesi ve içteki kapitalist güçlerin sald›r›s›yla 133 gün sonra y›k›ld›. Ayn› aylarda Bavyera’da iflçilerin sovyet iktidar› 18 gün, Slovenya’daki ise 19 gün dayanabildiler. 1922’ye gelindi¤inde ‹talya’da faflist bir iktidar

kuruluyor. Di¤er Avrupa ülkelerinde de faflist hareketler iflçi s›n›f›na ve örgütlerine karfl› bafllat›lan fliddetli sald›r›lar›n yürütücülü¤ünü üstleniyorlard›. ABD’de de 1920’ler toplumsal karmaflan›n artt›¤›, iflçi s›n›f›n›n mücadelelerinin yükseldi¤i, devrimci ak›mlar›n güç kazand›¤› bir dönemdi. Özelikle, ayn› y›llarda çeflitli Avrupa ve Asya ülkelerinden iflsiz emekçiler, iflçiler ak›n ak›n “Yeni dünya”ya gelirlerken ayn› zamanda koptuklar› topraklardan tafl›d›klar› devrimci fikirler ve eylem biçimleriyle Amerikan iflçi s›n›f› hareketine güç ve deney kazand›r›yorlard›. Sacco ile Vanzetti’nin tutukland›klar› tarihlerde, Amerikan orta s›n›flar›nda devrimci iflçi hareketlerine karfl› genifl bir düflmanl›k propagandas› yayg›nlaflt›r›l›rken, önemli bir kesimi oluflturan küçük burjuvazi aras›nda ise bu propaganda özetle flu argümanlarla sürdürülüyordu: “Amerikan gerici egemen s›n›flar›n›n yayma¤a çal›flt›¤› karfl›-devrimci propagandan›n özeti fluydu: ‘Amerika bir bar›fl ve özgürlük ülkesidir. Bir huzur beldesidir. Amerika’n›n düzeni ise bireycilik üzerine kurulmufltur. Özel mülkiyet ve kar edinme hakk› bir tanr› vergisi olan flimdiki düzenin temelidir. Yabanc› ülkelerden gelen iflçiler burada kar›nlar›n› doyurduklar›, bu ülkenin nimetlerinden yararland›klar› yetmiyormufl gibi, Amerikan toplumuna ve düzenine flükran borucu duyacaklar›na, buradaki özgürlük havas›ndan yararlan›p o havay› buland›rma¤a, toplum düzenini sarsmaya, huzuru bozmaya çal›fl›yorlar. Yani hem bizim ekme¤imizi paylafl›yorlar, ulusal servetlerimizden ç›kar sa¤l›yorlar, hem de nankörlük edip düzenimizi y›kma¤a girifliyorlar. Üstelik bir tanr› buyru¤u olan liberal sisteme (kapitalizme) ve bir do¤a yasas› olan bireycili¤e karfl› ç›k›yorlar. Bu toplumun temellerine tümüyle ayk›r› olan, ulusal ve dinsel geleneklerimize bütünüyle yabanc› olan birtak›m zararl› fikirleri bizim iflçilerimize de afl›lay›p kendi toprakla-

‘Ezilen S›n›ftan Oldu¤um ‹çin Buraday›m’ Verilecek olan esas hükmün iki s›n›f aras›nda verilece¤ini biliyorum: bu s›n›flar ezilen s›n›f ile zenginler s›n›f›d›r. Biz insanlar› kitaplarla, yaz›larla birbirlerine kardefl yap›yoruz. Siz insanlar› kovuflturuyor, onlar› bask› alt›nda tutuyor, onlar› öldürüyorsunuz. Biz daima insanlar› e¤itmeye çal›fl›yoruz, siz ise bizlerle bir baflka ulus aras›nda bir nefret uçurumu yaratmaya çal›fl›yorsunuz. ‹flte bugün ben bu nedenle, yani ezilen s›n›ftan oldu¤um için burada bulunuyorum. Siz ise ezen s›n›ftans›n›z. Sacco / Son duruflmadaki sözlerinden.


9

Say›: 15 P Eylül ‘97 r›ndan getirdikleri bu düflünceleri yayarak Amerikal› iflçileri, bu vatan›n namuslu çal›flan insanlar›n›, kendi düzenlerine karfl› k›flk›rt›yorlar. Onlar› zehirliyorlar. Bu yabanc› iflçiler kendilerine ister komünist desinler, ister radikal desinler ya da anarflist olsunlar, bunlar›n hepsi bizim temel düzenimizi y›kmak isteyen brer k›z›ldan baflka birfley de¤ildirler. Ve onlara asla hoflgörü gösterilmemelidir.” Amerikan sömürücülerinin bu propagandas›, Baflsavc› Palmer’in aç›klamalar› baflta olmak üzere, kilise, gazeteler, politikac›lar v.b. taraf›ndan yayg›nlaflt›r›ld›. Onlar bir avuç kapitalistin, büyük finans gruplar›n›n yani sömürünün ç›karlar›n› bütün çal›flanlar›n da ç›kar›ym›fl gibi göstermekte ustayd›lar. Onlar, özel mülkiyeti, kar› ve kapitalist sistemi tanr› buyru¤u olarak gösteriyorlar, kapitalizmin Amerikan topra¤›na ve ulusal geleneklerine, inançlar›na t›pat›p uygun biricik düzen oldu¤u propagandas›n› yap›yorlar; böylece bireyci dünya görüflünü, ç›karc›l›¤› ve özel mülkiyeti kutsuyorlar, henüz kendi s›n›fsal bilincine kavuflmam›fl çal›flan kitleleri de flartland›rma yoluyla kand›r›yorlard›. Böyle bir ortamda, iki “K›z›l ‹talyan”›n itham edildikleri soygun ve cinayet suçunu iflleyip ifllemedikleri önem tafl›m›yordu. De¤il mi ki onlar birer göçmen, onlar birer “k›z›l, anarflist ve komünist”ti, o halde bu ülkeye yap›lacak en büyük suçu ifllemifllerdi. Soygun ve cinayetten suçlu olsalar da, olmasalar da bu “toplum düflmanlar›” nankörlüklerinin cezalar›n› çekmeliydiler. Aksi halde bu ülkede demokrasiyi ve özgürlü¤ü korumak güçleflecekti. ‹flte brkaç y›l önce ‹talya’dan gelmifl, iki göçmen emekçi olan kundurac› Nicola Sacco ile eski f›r›n ve kireç oca¤› iflçisi Bartolomeo Vanzetti, böyle bir siyasal ortamda, böyle bir toplumsal psikoloji içinde Amerikan egemen sömürücüleri için bulunmaz bir propaganda ve sald›r› malzemesiydi. Soygun Olay› / Tutuklama 15 Nisan 1920’de Massachusetts’in South Braintree kasabas›nda, bir ayakkab› fabrikas›nda çal›flan iflçilerin 16 bin dolar tutan ücretlerini tafl›yan fabrika mutemedi ile korumas› soyuldular ve öldürüldüler. Soygunu gerçeklefltirenler daha sonra

‘‹ki Kez ‹dam Etseniz De...’ Bize yüklenilen bu suçlar› ifllemedi¤im gibi, hayat›mda gerçekten hiç suç ifllemedi¤im gibi - ufak tefek hatalar›m olmufltur ama bunlar suç de¤ildir - bütün ömrüm boyunca suçu, yani bugünkü yasalar›n ve bugünkü ahlak›n suç sayd›¤› fleyleri yeryüzünden yoketmek mücadelesi verdi¤im gibi, bugünkü ahlak›n hakl› buldu¤u ve kutsad›¤› suçu da, yani insan›n insan› ezmesi ve sömürmesi suçunu da ifllemedim. Hakl› oldu¤uma öylesine inan›yorum ki, beni üstüste iki kez idam edebilseniz ve iki kez dünyaya gelsem, gene bu yapt›klar›m› yapmak için yaflard›m. Vanzetti / Son duruflmadaki sözlerinden.

otomobille kaçm›fllar ve bir kez de otomobili de¤ifltirmifllerdi. Birinci otomobil bulunmufl ve ikinci otomobilin de Cochesette kasabas›na do¤ru gitti¤i tespit edilmiflti; görgü tan›klar›na göre soyguncular ‹talyan’a benziyordu. Cochesette kasabas›nda otomobili olan bir tek ‹talyan vard› ve o da Sacco ile Vanzetti’nin dahil olduklar› devrimci grubun üyelerinden Boda’yd›. Boda’n›n otomobilinin bulundu¤u tamirhaneyi gözlem alt›na alan polis, otomobilin yan›na gelen Sacco, Vanzetti ve Boda’y› da tespit etti. Otomobil henüz tamir edilmemifl oldu¤undan, tamirhaneden ve birbirlerinden ayr›lan üçlüden Sacco ile Vanzetti, bindikleri tramvayda silahlar› ve bir miktar bildiri ile yakaland›lar. Birkaç gün önce devrimci ‹talyan iflçilerin arkadafl› olan Salsedo isimli bir matbaa iflçisi polis taraf›ndan gözalt›na al›nm›fl ve New-York’ta Adalet bakanl›¤› görevlileri ve gizli polis taraf›ndan sorgulan›rken de binan›n 14. kat›ndan at›larak öldürülmüfltü. ‹flte bunun üzerine devrimci iflçilerin baz› malzemelerini, bildirilerini gizlemek amac›yla otomobile ihtiyaçlar› vard› ve bu ihtiyaç da onlar› polisin tuza¤›na düflürmüfltü. Sacco ile Vanzetti’nin öykülerinin “soygun” ve yakalanmalar› anlar›n› içeren bölümleri romanlarda ve filmlerde böyle anlat›l›yor. Ondan sonras› ise yukar›da da özetlemeye çal›flt›¤›m›z gibi, burjuvazinin türlü entrika ve karfl› devrimci propaganda ç›rp›n›fllar›yla ak›p gidiyor. Öykünün geri kalan›nda ise, polisin getirdi¤i 59 tan›ktan yaln›zca ikisinin Sacco ile Vanzetti’yi “teflhis etmeleri”, bunlardan birinin daha sonra mahkemede karars›zl›k gösterdikten sonra çal›flt›¤› fabrikada iflten at›lmas› ve tekrar kararar›n› de¤ifltirerek ifle geri al›nmas› gibi yüzlerce anlat› ve ilginç notlarla dolu. Bask›, tehdit ve sat›n almalar yoluyla al›nan ifadeler, düzmece kan›tlarla Sacco ile Vanzetti 14 Haziran 1921’de jüri taraf›ndan suçlu ilan edildiler. Davan›n yarg›c› mahkeme üzerine aç›klamalar›ndan birinde flöyle diyordu: “Hem bana öyle geliyor ki bu iki adam kendi karanl›k amaçlar› ad›na ölümü sevinçle karfl›l›yorlar, ölümü istiyorlar. Bafllang›çtan beri iki adam›n sadece tek bir düflüncesi vard›: bugüne kadar kurdu¤umuz, gelifltirdi¤imiz, sayg› duydu¤umuz ne varsa, onlar›n hepsini, tüm var›m›z› yo¤umuzu y›kmak, devirmek, silip atmak. Bizim günlerimizden kalma New England’a (ABD’nin kuzeydo¤u bölgesi) bakarken, a¤açlar›n gölgesindeki evlere, yeflil bahçelere, temiz yüzlü, parlak gözlü çocuklara bakarken, bütün bunlar›n meflaleler ve alevlerle yok edilece¤ini düflünerek ürperiyorum Eskiden bizim olan bu topraklara birfleyler oldu. Yabanc›lar geldiler. Esmer tenli, i¤renç, korkak, gözümüzün içine bakmaktan korkan, ürken adamlar. Buraya kendi dillerini getirdiler, ah›r gibi kulübelerde oturma¤a bafllad›lar ve ülkenin dört bir köflesine yüzlerindeki karanl›¤› saçt›lar. Onlardan nas›l da nefret ediyorum, bilemezsiniz...” ‹flte bu sözlerin sahibi yarg›ç, tam yedi y›l sonra, 9 Nisan 1927’de karar›n› verebildi; idam! ‹talyan as›ll›, kundurac›, evli, iki çocuk babas› devrimci emekçi Nicola Sacco 23 A¤ustos 1927’de düflman taraf›ndan elektrikli sandalyede katledildi. ‹talyan as›ll›, bekar, seyyar bal›kç› ve devrimci emekçi Bartolomeo Vanzetti, yoldafl› Sacco’dan k›sa süre sonra ayn› elektrikli sandalyede düflman taraf›ndan katledildi. fiimdi ayn› düflman, iki devrimcinin “masum” ilan edilmeleri ve heykellerinin dikilmesiyle onla-

r›n 1920’lerin dünyas›ndaki ihtilalciliklerini ehlilefltirerek 2000’lerin dünyas›nda sürmesini engellemek üzere bir kez daha hükmünü vermek istiyor. Bunun cevab›n› son duruflmadaki sözleriyle Sacco veriyor: “Esas Hüküm ‹ki S›n›f Aras›nda Verilecek!”

SACCO ‹LE VANZETT‹ Yuvarlan›yor, iri, s›cak damlalar bak›r yanaklar›m›zdan! Yuvarlan›yor, iri, s›cak damlalar Kalbimize! Kalbimiz art›k dar geliyor bize! Kopararak kanl› sarg›lar› yaram›zdan, Sokaklarda hayk›rmaday›z hep bir a¤›zdan! Difli bir kaplan›z ki biz, Kara sapl› bir hançer deldi yavrular›m›z›n gö¤sünü Difli bir kaplan›z ki biz, Difllerimizde tafl›yoruz alt›n bafll› yavrular›m›z›n ö/ lüsünü. Kinin k›z›l gözlü sar› aln›na Sard›k sevginin beyaz çiçekli örgüsünü!.. Kan geliyor kâinat›n rengi bize! Yuvarlan›yor iri s›cak damlalar bak›r yanaklar›m›zdan kalbimize! Onlar›n cebinde f›rkam›z›n bileti yoktu. Onlar, kurtuluflun kap›s›na varmay›, Ferdin cesur hamlelerinden uman iki saf ve namuslu çocuktu! Ne milyonlar›n rehberiydi onlar, Ne de inzibatl› bir ink›lâp ordusunun askeri! ‹htilalin s›ra neferiydi onlar ‹htilalin namuslu iki neferi. Yan›yordu kanlar›nda flavk› ‹talya günefllerinin Kofltular temiz esmer al›nlar›nla hayat›n sesine, Dövüfltüler yan›nda dövüflen kardefllerinin. Yeni dünyada düfltüler eski zulmün pençesine! Yedi y›l ölümün karfl›s›nda gülerek durdular. Elektrikli iskemleye kadife bir koltukmufl gibi oturdular, Yürekleri dört bin volta yedi dakka dayand›. yand› yürekleri yedi dakka yand›!.. Cani de¤ildiler, kurban gittiler bir cinayete. Kurban gittiler dolar›n emrindeki adalete Hayatlar›nda olmad›larsa da kitlelerin rehberi, Ölümleriyle flaha kald›rd› kitleleri Bu iki ihtilâl neferi. Burjuvazi, Katletti içimizden ikimizi Bu iki ölü ölmeyen iki ölümüzdür! Burjuvazi, Kavgaya davet etti bizi Davetleri kabülümüzdür! Biz nas›l bilirsek hep bir a¤›zdan gülmesini, Biliriz öylece, yaflamas›n›, ölmesini Hepimiz - birimiz için, birimiz - hepimiz için!... Nâz›m Hikmet, Moskova 1927


Say›: 15 P Eylül ‘97

10

“Paral› E¤itime Hay›r” “Paras›z, Bilimsel, Demokratik 1980 sonras› moda olan sloganlardan bir tanesi “Özerk, Demokratik Üniversite”

slogan›d›r. 1984 y›l›nda, ö¤renci derneklerinin yeniden kurulmaya bafllad›¤› bir dönemde, devrimciler taraf›ndan benimsenen ve öne ç›kart›lan bu slogan, son birkaç y›ld›r muhtevas›n› açmay› hedefleyen ve bu ba¤lamdaki taleplerin öne ç›kart›ld›¤› birkaç slogana yerini b›rakm›fl görünüyor. “Paral› E¤itime Hay›r”, “Paras›z, Bilimsel, Demokratik E¤itim”, vb. sloganlar›, son dönemde devrimci hareketin ö¤renci gençlik içerisindeki popüler sloganlar›n›n bafl›nda gelmekte. Son y›llarda yüksek ö¤renim harçlar›na yap›lan yüksek oranlardaki zamlar, paral› e¤itim karfl›s›nda “Paras›z, Bilimsel, Demokratik E¤itim” talebinin önemli denebilecek bir destek bulabilmesinin de zeminini haz›rlam›flt›r. 1991 sonras› en genifl kat›l›ml› ö¤renci gösterileri de, ö¤renci kitlesinin kesimsel ç›karlar›n› yans›tan ve bununla da s›n›rl› kalan “Paral› E¤itime Hay›r” veya “Harçlara Hay›r” belgisi çerçevesinde ortaya ç›km›flt›r. “Paras›z, Bilimsel, Demokratik E¤itim” fliar›, son dönemde ise, sol çevrelerde 8 y›ll›k e¤itime devrimci bir alternatif olarak sunulmakta. Bu haliyle bak›ld›¤›nda zarars›z, hatta poüler görünebilen bu fliar asl›nda ciddi yan›lsamalar›n üzerine oturmakta ve yeni yan›lsamalara neden olmaktad›r. 1. Bu çerçevede de¤erlendirilecek taleplerin hemen tümü, “devletin kamusal ifllevi” gere¤i; e¤itim, sa¤l›k vb. hizmetleri, hiçbir ücret talep etmeksizin karfl›lamas› beklentisi üzerine kurguludur. Bu yaklafl›m hitap edilen kitle içerisinde, devletin s›n›flar üstü ve kamusal ifllev çerçevesinde tan›mlanan bir kurum oldu¤u/olabilece¤i yan›lsamas›n› yayar. Bunun yan›nda, “Savafla de¤il e¤itime bütçe” vb. sloganlarla, burjuva devletin bütçesini ve bütçe oluflturma yöntemlerini meflrulaflt›rma tehlikesini içerir: Sanki burjuva devlet, savafl yerine e¤itim hizmetlerine harcama yapsa “halk›na karfl› görevini yerine getirecekmifl ve burjuva s›n›fsal niteli¤i de¤iflecekmifl” gibi. Bu fliarda bahsi geçen ve devletin bütçe ay›rmas› istenmeyen savafl- bir taraf›nda, 1984 öncesi “kirli bar›fl” koflullar›na hay›r diyerek bafllat›lan Kürt kurtulufl hareketi, di¤er taraf›nda TC devletinin oldu¤u,Kürtlere yönelik gerici savaflt›r. Bu fliar›n Kürt kurtulufl savafl›n›n bafllang›c›nda, yükseldi¤i dönemde de¤il de, kurtulufl hedeflerinin bulan›klaflt›¤›, “bar›fl” talebinin öne ç›kart›ld›¤› bir dönemde ortaya at›lmas› raslant› olmasa gerek. Ne zaman ki, bu kurtulufl savafl›n›n ad› “kirli savafl” olarak konuldu, “kirli savafla karfl› bar›fl” söylemi gelifltirildi, bu fliar›n da böylesi bir zemine do¤du¤u gözden kaç›r›lmamal›d›r. Savafla de¤il, e¤itime-sa¤l›¤a bütçe fliar› ile murad edilen, savafl›n sona ermesi, savafl›n fnansman›nda kullan›lan paralar›n e¤itimin-sa¤l›¤›n finansman›na aktar›lmas›d›r. ‹lk bak›flta do¤ru gibi görünen bu talep, önemli ayr›m noktalar› unutuldu¤unda “do¤rudur”. Bu ayr›m da kapitalist toplumdaki e¤itimin karakteridir. Kapitalist toplumda e¤itim do¤al olarak burjuva e¤itimdir. Bu e¤itim en sistemli flekilde okullarda uygulanmakla beraber, evde, sokakta, bilfiil üretim süreçlerinde süregelen e¤itilme ifli, okullardakinden daha önemsiz de¤ildr. Ev, sokak, üretim ortam› birbirlerini koflullayarak ve tamamlayarak kapitalist e¤itimi tamamlamaktad›rlar. Onun

için burjuva e¤itimin bu karakteri unutularak öne sürülecek talepler kitlelerin gözünde burjuva e¤itimi meflrulaflt›racak ve bu e¤itimin “paral› m›, yoksa paras›z m›, 5 y›ll›k m›, yoksa 8 y›ll›k m›” olaca¤› fleklinde yan›lsamal› bir durum yaratacakt›r. Bugün geldi¤i noktada, “8 y›ll›k temel e¤itim” gündemi ile birlikte burjuvazinin e¤itim alan›na önemli bir yat›r›m yapaca¤›n› söylemek hiç de sürpriz olmayacakt›r. Üstelik burjuvazinin bunu yaparken, “savafla m›, yoksa e¤itime mi bütçe ay›rmal›y›m ?” ikilemine düflmedi¤i aç›kt›r. Burjuvazinin “savafla da, e¤itime de bütçe” hedefi do¤rultusunda, özellikle “8 y›ll›k temel e¤itim” bafll›¤› alt›nda e¤itim hizmetlerinin yayg›nlaflt›r›larak, s›n›fa ve Kürt hareketine yönelik sald›r›lar›n› yeni bir zemine tafl›yaca¤›n›n üzerinden atlamamak gerekiyor. T›pk› 1980 sonras› elektrifikasyon ve telekomünikasyon hizmetlerinin yayg›nlaflmas›, 27 May›s ve sonras› e¤itim kurumlar›n›n ve okullar›n yayg›nlaflmas›, 12 Mart sonras› benzeri bir uygulamayla birlikte genifl televizyon yay›nlar›na geçilmesi gibi, denetlenemeyen y›¤›nlar›n denetlenmesinde yeni bir ad›m olan bu uygulama, Kürt illerinde “Toprak Reformu” ad› alt›nda yay›lan bir umut ile birlikte ele al›nmal›d›r. Dolay›s›yla “8 y›ll›k temel e¤itim” uygulamas›n›n “devletin gerici reformlar temelinde yeniden örgütlenmesi” do¤rultusunda, burjuvazinin yeni bir ›slah ve denetleme plan› oldu¤unun, bunun yan›nda

Halihaz›rda üretken bir iflte de çal›flmayan ö¤rencilerin, bulunduklar› konum itibar› ile “asalak” bir yaflam sürdürdükleri de bir gerçekliktir. burjuvazinin sürdürdü¤ü haks›z savafl›n yeni bir merhalesine denk geldi¤inin alt› önemle çizilmelidir. Komünistlerin özellikle bu noktada, devletin s›n›fsal niteli¤ini öne ç›kartan vurgular üzerinden burjuva e¤itimin her biçiminin teflhirine özel bir önem vermeleri gerekiyor. 2. Bu slogan üzerinden yürüyen ö¤renci çal›flmas›, eninde sonunda e¤itimin ve ö¤renim sorununun içeri¤ini gözard› ederek, sosyal reformcu, hümanist bir zeminde burjuvazinin “sosyal devlet” kurgular›yla buluflma tehlikesini fazlas›yla tafl›maktad›r. Kapitalizm, tarih sahnesine ç›kt›¤› andan itibaren mevcut tüm meslekleri ve u¤rafllar› (T›p, sanat, hukuk gibi “kutsal” say›lanlar da dahil) kapitalist pazar›n bir parças› haline getirmifl, metalaflt›rm›flt›r. E¤itim/ö¤renim de bu kapsam›n d›fl›nda düflünülemez. Dolay›s›yla, her türlü emek ürününü metalaflt›rma kudretinde olan burjuva topumda e¤itim sorunu, hiçbir biçimde ö¤renim/e¤itim kurumlar›n›n birer basit “ticarethane”ye dönüflmesi olarak ele al›namaz. Burjuvazi aç›s›ndan, sermayesi ile “bir sosis fabrikas› kurmak ile bir okul açmak” aras›nda son kertede bir fark olmayan kapitalist toplumda, “bilim” zaten metalaflm›fl ve e¤itim/ö¤renim kurumlar› da bundan nasibini alm›flt›r. Metalaflma “sorunu” kapitalizmin do¤rudan bir sonucudur. Dolay›s›yla, bu sorunun çözülmesi de, meta iliflkilerinin üzerinde yükseldi¤i, art›-de¤er sö-

mürüsüne dayal› burjuva toplumun altüst oluflundan geçmektedir. 3. Paras›z e¤itim talebi; “Ailelerimizin ödedi¤i vergiler, e¤itimin ücretsiz olmas› için vb.” vurgular› ile öne sürülmektedir. Bu talep çerçevesinde öne sürülen “E¤itim hizmetleri için, zaten devlet vergi almakta, bunun yan›nda bizzat ö¤renim görenlerin ücret/para ödemesine bir gerek de kalmamaktad›r” görüflü olmaktad›r. Asl›nda bu savunu ile birlikte, burjuva devletin vergi kurumunun, iflçi s›n›f›na yönelik- sömürüyü perçinleyen bir anlam› oldu¤u unutulmakta ve burjuva devletin iflçi s›n›f›n›n, ücretlilerin art›-de¤erinden gasp etti¤i vergiler meflrulaflt›r›lmaktad›r. Oysa kapitalizm koflullar›nda bir s›n›ftan al›nmadan bir baflka s›n›fa verilemeyece¤i aç›kt›r. Dolay›s›yla bugün e¤itime yap›lacak harcamalar›n gerektirdi¤i finansman›n karfl›lanaca¤› iki kaynak mevcut ise, devrimci bir iflçi hareketinin olmad›¤› koflullarda, e¤itim/ö¤renim harcamalar›n›n gerektirdi¤i kayna¤›n kapitalist s›n›ftan karfl›lanmas›n› hedeflemeyen vurgular›n, iflçi s›n›f› aç›s›ndan daha fazla vergi, daha düflük ücret anlam›na gelece¤i de ortadad›r. 4. Kapitalizm koflullar›nda, tarihin gördü¤ü ve görece¤i iki tip demokrasi (burjuva ve proleter) olabilece¤i ve her demokrasinin birer s›n›fsal diktatörlü¤e efl oldu¤u/olaca¤› hesaba kat›l›rsa, verili koflullarda e¤itim sisteminin içeri¤i; burjuva anlamda “hem demokratik hem de bilimsel”dir. Demokratiktir; çünkü burjuvazi aç›s›ndan özgürlükler ve haklar, uygulanabilirli¤inden ba¤›ms›z olarak yasalarla güvence alt›na al›nan fleylerdir. Yasalar karfl›s›nda, tüm insanar›n eflit olarak e¤itim görme hakk› vard›r. Ancak bu hakk›n yaflama geçmesi, paran›z›n olup olmad›¤›yla do¤rudan ilgilidir. Dolay›s›yla, kapitalist e¤itimin demokratikli¤i proleter anlamda bir demokratiklik de¤ildir. Bu çerçevede “Bilimsel, Demokratik E¤itim” talebinin ise, gerek “demokrasi” kavram›n›n, gerek de “bilim” olgusunun s›n›fsal içeri¤inin karart›lmas›na bir katk› koydu¤u unutulmamal›d›r. 5. Ö¤renci kitlesi, homojen omayan ve bu nedenle de farkl› s›n›f aidiyetleri bulunan insanlar›n bir arada bulundu¤u bir toplumsal kesittir. Üstelik büyük bir kesimi ise, geçici bir “istihdam alan›”nda asl›nda iflsizdirler. Halihaz›rda üretken bir iflte de çal›flmayan bu kesimlerin, bulunduklar› konum itibar› ile “asalak” bir yaflam sürdürdükleri de bir gerçekliktir. Bunun yan›nda bu “asalak” kesimin finansman›n›n ve yükünün de burjuvazi taraf›ndan, bizzat üretken bir iflte çal›flan iflçi s›n›f› ve ücretliler üzerine y›k›ld›¤› da bir o kadar gerçektir. Dolay›s›yla bugün ö¤renci kesiminin bu özelli¤ini gözard› ederek, ö¤rencilerin bu konumunu, bizzat ö¤rencilerin cebinden ç›kacak mali yükten ar›nd›rarak devam ettirebilmesini, üstelik bu ayr›cal›ktan faydalanan “asalak” kesimlerin giderek artmas›n› hedefleyen ve talep eden sloganlar›n/fliarlar›n, mevcut koflullarda iflçi s›n›f› nezdinde bir kazan›ma iflaret etmedi¤i ve burjuvaziyi s›k›flt›ran bir savafl›m hedefi niteli¤ine bürünemeyece¤i aç›kt›r. Sonuç olarak, “Paras›z E¤itim” fliar›n›n, burjuvaziye yönelmifl bir m›zra¤a, iflçi s›n›f› nezdinde bir kazan›ma dönüflebilmesi; iflçi s›n›f›n›n ücretlerinde bir düflüfle mahal vermeksizin e¤itimin yükünün, e¤itimin hizmet etti¤i burjuva s›n›fça üstlenilmesini hedefleyen bir sonuç do¤urmas› için de, ö¤renciler aras›nda s›n›fsal ayr›flmay› sa¤layacak, onlar› asalak olmaktan ç›kartacak olan, burjuvazinin tüm e¤itim kurumu hedeflenmek zorunda. Bunun fliarlardaki ifadesi ise, “paral› paras›z burjuva e¤itime hay›r, Ö¤rencilere ifl, çal›flanlara e¤itim hakk›” olabilir. J


Eylül ‘97 Dördüncü Enternasyonal gelene¤ine ba¤l› örgütlerin baflar›s›zl›¤›n› da nesnel koflullarla aç›klamak bafll›bafl›na bir yan›lg›d›r. Bu baflar›s›zl›k nesnel koflullardan çok, kurucular›n›n ve takipçilerinin öznel zaaflar›yla iliflkilidir.

Bir Ça¤dafl Efsanenin Perdesini Aralarken (Gelenek Sorunu Hakk›nda Baz› Saptamalar)

TROÇK‹ZM NED‹R NE DE⁄‹LD‹R? aflad›¤›m›z topraklarda yetiflen devrimcilerin büyük ço¤unlu¤unun temel e¤itim kitaplar›n›n aras›nda yer al m›fl olan “SBKP (B) K›sa Tarih” derslerinde “1937 duruflmalar›n›n a盤a ç›kard›¤› gerçek” flöyle tarif edilir: “1937’de Buharin-Troçki çetesinin cani ce suçlar›yla ilgili yeni gerçekler gün ›fl›¤› na ç›kt›. Piatakov Radek ve ötekilerin mahkemesi, Tuhaçevski, Yakir ve ötekile rin mahkemesi ve nihayet Buharin, Rikov, Rozengolds, Krestinski ve ötekilerin mah kemesi, bütün bu mahkemeler, buharinci lerle troçkistlerin çoktand›r “sa¤c›lar ve troçkistler bloku” olarak bir halk düflmanla r› çetesi halinde birleflmifl olduklar›n› gös terdi. Mahkemeler bu insan süprüntülerinin halk düflmanlar› Troçki, Zinovyev ve Ka menev’le birlikte, Ekim Sosyalist Devri mi’nin ilk günlerinden bu yana Lenin’e kar fl›, partiye karfl›, Sovyet devletine karfl› gizli faaliyetler yürütmüfl olduklar›n› gös terdi. 1918’in bafllar›nda, Brest-Litovsk ba r›fl› aleyhine giriflilen gizli faaliyetler; Le nin’e karfl› düzenlenen suikast ve 1918 ilk bahar›nda Lenin’in, Stalin’in ve Sverd lov’un tutuklanmalar› ve öldürülmeleri için “sol” sosyalist devrilmcilerle yap›lan gizli it tifak; 1918 yaz›nda Lenin’i yaralayan hain kurflun; 1918 yaz›nda “sol” sosyalist dev rimcilerin ayaklanmas›; Lenin’in liderli¤ini baltalamak ve y›kmak amac›yla 1921’de parti içindeki anlaflmazl›klar›n kas›tl› ola rak derinlefltirilmesi; Lenin’in hastal›¤› s›ra s›nda ve ölümünden sonra parti liderli¤ini devirme giriflimleri; devlet s›rlar›n›n iffla edilmesi ve yabanc› casusluk örgütlerine bilgi verilmesi; Kirov’un alçakça öldürülme si; y›k›c›l›k, sapt›rma faaliyetleri ve sabo tajlar; Menjinski’nin, Kuybiflev’in ve Gor ki’nin alçakça öldürülmeleri; bütün bunla r›n, yirmi y›ldan fazla bir zamand›r yap›lan benzeri hainliklerin, burjuva devletlerinin casusluk örgütlerinin emirlerini ve iflaretle rini yerine getirmek üzere, Troçki, Zinov yev, Kamenev, Buharin, Rikov ve uflaklar› n›n kat›lmas›yla, ya da do¤rudan do¤ruya bunlar›n yönetimi alt›nda iflledikleri ortaya ç›kt›.” (Bolflevik Parti Tarihi, Bilim ve Sosyalizm Y., s.413-414) Bundan bir y›l önce de savc› Viflinski, Birinci Moskova Duruflmalar›n›n 28 Ocak 1936 tarihli oturumunda “Troçki ve troçkistler her zaman iflçi hareketi içinde kapitalizmin adamlar› olmufltur” diyordu. Bu iddianamede Troçkizm “iflçilerin, köylülerin,

Y

sosyalizmin ezeli düflman›, kapitalizmin sad›k bir ufla¤›” olarak tan›mlan›yordu. Ayn› iddianame Troçkizm’in “otuz y›l› aflan varl›¤› boyunca faflizmin sald›r› birli¤i, faflist polis teflkilat›n›n flubesi haline gelmek için haz›rlanmakla geçirdi¤ini” öne sürdü. Bu ve benzeri iddialar, pefl pefle sürdürülen Moskova Duruflmalar›’nda tekrarland› ve bu iddialar› do¤rulayan “itiraflar”la desteklenerek hüküm haline geldi. Ayn› hüküm, uluslararas› düzeyde y›llar boyunca Troçkizm ve troçkistlere karfl› bir iddianame olarak kullan›ld›. “Troçkizm”in ne olup olmad›¤›n› bu ve benzeri tasvirlerden ö¤renmek isteyenlerin, kin ve öfke kuflanman›n yan›s›ra tam bir kafa kar›fl›kl›¤›ndan baflka bir fleye sahip olmalar› mümkün de¤ildir. Çünkü önce baz› olgular cevaplanmas› gereken sorula r› peflpefle getirmektedir. SBKP (B) K›sa Tarih’te “bir sinekten fazla gücü olmayan beyaz cüceler” diye tan›mlananlar, Lenin zaman›ndaki Politbüro’nun Stalin ve Lenin’i saymazsak tüm üyeliklerini iflgal ediyorlard›. Buharin Zino viev’in ard›ndan Komünist Enternasyonal’in bafl›na geçmiflti. Rikov, Lenin’in ölümünden sonra, onun yerine Halk Komiserleri Konseyi Baflkanl›¤›na (baflbakanl›k gö revi) getirilmiflti. Krestinski D›fl ‹flleri Halk Komiserli¤i yard›mc›l¤›nda bulunmufltu. Grinko Maliye Halk Komiseri, Çernov ise Tar›m Halk Komiseri idi. Merkez komite üyeli¤i de yapm›fl olan Rozengoltz iç savaflta aktif görevler alm›flt›. Tuhaçevski baflta olmak üzere, ordunun hemen hemen tüm yüksek komuta kademeleri bunlarla doluydu; son davaya kadar bütün Moskova davalar›n›n haz›rlanmas›nda ve soruflturmalar›n yürütülmesinde birincil de recede sorumlu olan Yagoda gibi GPU flefleri de bunlar aras›ndayd›. Bunlar 20 y›l boyunca en stratejik mevkilerde bulunduklar› halde, Sovyet devleti nin en kritik günlerinde, iç savafl koflullar›nda as›l darbelerini indirecekleri yerde, “sosyalizmin kesin ve geri dönüflsüz zaferinin” ilan edilmesine kadar kendilerini gizlemifllerdi. Buharin son dakikaya kadar Merkez Komitesinde kalmay› ve o ana kadar bütün “suçortaklar›n›” idama göndere rek kendini gizlemeyi baflarm›flt›. Bu hikayede bir tuhafl›k oldu¤unun fark›na varmak için belge ve bilgi eksikli¤i bahane edilebilir mi? Öte yandan, ayn› kaynaklardan ve onlardan beslenenlerin yazd›klar›ndan da

benzeri sorular›n üremesi pekala mümkündür. Stalin’in kimi yaz›lar›n› içeren ve temel kitap olarak kabul edilen kimi derlemelerde tarih hakk›nda hem biribirine göre, hem de SBKP (B) K›sa Tarih’ine göre farkl› anlat›mlar vard›r. Troçkizm hakk›nda bilgi sahibi olmak için “Leninizm mi Troçkizm mi” derlemesine bak›ld›¤›nda baflka; “Sa¤ ve Sol Sapmalar Üzerine” derlemesine bak›l d›¤›nda bir baflka tarih; SBKP Tarihi’ne ve Viflinski iddianamelerine bak›ld›¤›nda ise bir baflkas› bulunur. En basiti Zinoviev ve Kamenev önce, Troçki karfl›s›nda leninist ve bolflevik olarak tan›mlan›rken, birden bire hilekar ve düzenbaz entrikac›lar olarak karfl›n›za ç›kmaktad›r. En sonunda bafltan beri ihanet içinde olan Hitler ajanlar› olacaklard›r. Keza Troçki, baflta “Ekim Devrimi ve ‹ç savafltaki rolü tart›flma götürmez bir devrimci” iken, birden bire büyük bir komplonun bafl örgütleyicisi ve Hitler’in ve Japonya’n›n ajan› olmaktad›r. Üstelik bu hikayeler, arflivlerin aç›ld›¤› eski KGB görevlillerinin bu kaynaklara dayanarak yeni ve de¤iflik öyküler yazd›klar› koflullarda, ayn› gelen¤in takipçisi oldu¤u nu iddia edenlerin anlat›mlar› da ek bir kafa karafl›kl›¤› yarat›yor. Örne¤in C. Hekimo¤lu casus masallar›n›n üzerinden atla d›ktan sonra, Gelenek dergisinin 12. say›s›ndaki yaz›s›nda, sanki çok makul bir tutummufl gibi, “alçak, dönek, hain” diye idam edilenlerin, asl›nda böyle olmay›p “devrimci harekette kolay kolay yetiflmeyen kimselerden” olduklar›n› söylüyor; ama ayn› zamanda Stalin’in bunlar› tasfiye etmesinin normal oldu¤unu savunuyor. Söz konusu iddianameye hiç de¤inmeden, Moskova Duruflmas›’n›n “her türlü musibe tin faili” olarak tan›mlanan san›klar›n›, “önemli ama önemli olduklar› kadar problemli devrimciler” olarak tan›ml›yor. Çünkü zihniyeti bu masallar›n yarat›c›lar›yla ayn›. Ayn› yaz› içinde, Gorbaçov’un glastnost ve prestroikas›n› kast ederek: “fiimdi sovyetlerde ye ni bir s›çrama dönemi var...Sovyet toplumu nesnel temeli olan, ama iradi bir mü dahale ile kabuk de¤ifltirmeye çal›fl›yor. Bu kabuk de¤ifltirme es -

Komünist devrimci gelene¤in örgütselpolitik süreklili¤inin sa¤lanamay›fl› bu bofllu¤un efsanevi anlat›mlarla doldurulmas›n a zemin sunuyor.


2

Troçkizm denince akla gelen baz› baflka ça¤r›fl›mlar da var. Örne¤in baz› davran›fl biçimlerine, tav›rlara Troçkizm deme al›flkanl›¤› oldukça yayg›n. Hatta bunun k›l›k k›yafete indirgendi¤ine bile rastlamak mümkün.

Eylül ‘97 nas›nda...Stalin döneminin kimi yaklafl›m ve gözde uygulamalar›na yönelik ciddi elefltiriler boy göstermesi pek muhtemel dir. Bunu kesinlikle normal olarak görmek gerekir. Stalin 1922-1953 y›llar› aras›nda S.B.K.P.’nin lideri oldu. Bu dönemin do¤al ve sad›k bir mirasç›s› olarak bu günkü yö netimin parti ve ülke tarihinde kimi oyna ma ve revizyonlara gitmesi son derece do ¤ald›r....” (Gelenek, 12, say. 39-40) Gorbaçov’un yapt›klar›n› “sosyalist demokrasiyi yetkinlefltirme mücadelesi” için yapt›¤›n› söyledi¤i yaz›s›nda, hem Stalin’in ayn› amaçla ayn› araçlara bafl vurdu¤unu hat›rlatm›fl oluyor; hem de kendisine ayn› amaçla benzer araçlar› kullanma hakk›n› tan›m›fl oluyor. Örne¤in, Kruflçev’in yapt›klar›n› bir benimseyip bir reddetme, Gorbaçov hakk›nda bu yaz›da söylediklerini bir baflka yaz›da inkar etme hakk›n›. Besbelli ki, sorun bilgi ve belge eksikli¤i ile ilgili de¤il, bir anlay›fl ve siyaset yapma tarz› ile ilgilidir; ve bu tür bir e¤ilimin kendini göstermesi için, ille bir devlet bürokrasisinin ya da büyük bir örgütünkinin mevcut olmas› flart de¤ildir; çok küçük örgütlerde bile bunun izlerine rastlanabilir; üstelik troçkist olanlar hariç de¤ildir. Do¤rusu bu siyaset yapma tarz› hakim burjuva ideolojisiyle ve burjuva siyaset anlay›fl›yla da yak›ndan iliflkilidir. Bu bak›mdan böyle bir siyaset anlay›fl›yla bafl edebilmek, bundan sahiden kopabilmek için, gerçekleri ortaya döküp vicdanlara ve sa¤ duyuya seslenen bir tutum ifle yaramaz. Bambaflka bir siyasal perspektif ve siyaset yapma anlay›fl›na sahip olmak gerekiyor. Bütün bu deneyimlerden ibret alan ve komünizm perspektifi ile ba¤lant›land›r›l›p ayd›nlat›lm›fl bir siyasi perspektif gerekiyor. ‹flçi hareketinin tarihsel haf›zas› da olmas› gereken devrimci komünist bir partinin, çok uzun süredir mevcut olmad›¤› saptamas›ndan hareket eden ve komünist devrimci gelene¤in örgütsel-politik süreklili¤inin Komünist Enternasyonal’in dördüncü kongresinden itibaren koptu¤unu düflü nen; yeniden bolflevik gelene¤e ba¤lan mak ve devrimci önderlik bofllu¤unu giderecek bir komünist çekirde¤i yaratmak için haz›rl›k faaliyeti sürdüren komünistlerin ödevleri aras›nda böyle bir perspektifin oluflturulmas› gayretlerine öncülük etmek de yer almaktad›r. Troçkizm Hakk›ndaki Baz› Efsaneler Herhalde yak›n dönemin en büyük efsanelerinden birinin Troçki ad› etraf›nda üretilmifl oldu¤u söylenirse abartma ol maz. “Troçkizm” yaflayan, yaflat›lan ça¤dafl efsanelerden biridir. Troçki, Stalin, Lenin ve baflkalar› da “ustalar” yahut “hain, karfl› devrimci” kimlikleri ile bu efsanenin kahramanlar› olmufllard›r. Troçkizm efsanesinin bir taraf›nda bu iddialar›n ciddiyetini hafife al›p, Troçkizm hakk›ndaki bilgi da¤arc›¤›n› bunlarla doldurmakla yetinenler var. Bu tabloya göre, neredeyse dünyan›n belli bafll› emperyalist devletlerinin her birinin hesab›na ayr› ayr› ajanl›k yapan; en bafllardan beri türlü ve ak›l almaz entrikalarla Ekim Devrimi’nden do¤an proleter devletini kundaklamaya ça -

l›flan, ayn› anda bir kaç yerde birden bulunarak ve Lenin’in sa¤l›¤›ndaki Bolflevik Merkez Komitesi’nin neredeyse tüm üyelerini kand›rarak bu entrikalara alet eden, bir “fleytan”d›r Troçki. Ayn› efsanenin öteki yüzünde ise, troçkistlerin, yahut genel olarak kendilerine anti-stalinist kimli¤ini yak›fl t›ranlar›n çizdi¤i bir tablo vard›r. Daha çok di¤er iddialar› çürütüp, gerçekleri objektif bir biçimde ortaya koyma iddias›yla hareket edenlerin çizdikleri tabloya göre ise; herkesten önce ve tek bafl›na Ekim Devrimi’nin seyrini öngören, kehanetleriyle Nostradamus’u mezar›nda ters döndüren, Bolflevizm ve dünyan›n dört köflesinde Komünist Enternasyonal bayra¤›n› tek bafl›na dalgaland›ran, fakat olmad›k entrikalara kurban gitmifl mazlum Troçki figürü yer al›r. Troçkizm denince akla gelen baz› baflka ça¤r›fl›mlar da var. Örne¤in baz› davran›fl biçimlerine, tav›rlara Troçkizm deme al›flkanl›¤› oldukça yayg›n. Hatta bunun k›l›k k›yafete indirgendi¤ine bile rastlamak mümkün. Bu ba¤lamda Troçkizmi entelektüellikle, iflçilere yabanc› olmakla özdefllefltirme e¤ilimine de¤inilebilir; oysa Fransa’n›n en uvriyerist hareketi troçkist bir örgüttür; Güney Amerika’n›n en büyük iflçi partisinin kurulufluna (Brezilya Emek Partisi) troçkistler öncülük etmifltir. Bunun tam tersine troçkistleri iflçicilikle, köylülü¤ü küçümsemekle tan›mlayanlar da az de¤ildir. Halbuki bu da her zaman do¤ru de¤ildir; örne¤in Güney Amerika’n›n en tan›nm›fl troçkist önderlerinden biri olan Hugo Blanco 1960’l› y›llarda Peru’daki kitlesel köylü ayaklanmas›na önderlik etti¤i için ünlenmifltir. SSCB gözlü¤ünden bakanlar troçkistleri “anti-sovyetik” olarak tan›mlarken; ÇKP gözlü¤ünden bakanlar da teslimiyetçilikle elefltirmifltirler. Öte yandan, 1968 gençlik hareketlerinin etkisiyle troçkistleri Avrupa ile s›n›rl› bir ak›m sanma ve anarflistlerle birlikte anma e¤ilimi de oldukça yayg›nd›r. Oysa, anarflistler aç›s›ndan da tam tersi vurgular öne ç›kmaktad›r ve troçkistlerin yaln›z Avrupa’da varl›k gösterdikleri de do¤ru de¤ildir. Güney Amerika bir yana, Asya’da, hatta Afrika’da bile zaman zaman oldukça etkili troçkist örgütlerin ortaya ç›kt›¤› görülmüfltür. Kimileri de troçkistleri etliye sütlüye bulaflmaktan kaç›nan ürkek tutumlarla özdeflleflttirme e¤ilimindedir. Bu da do¤ru de¤ildir; ‹spanya ‹ç Savafl›’nda oldu¤u gibi, Yunanistan’da da silahlar›n› teslim etmeyi reddederek sonuna kadar savaflanlar›n bafl›nda troçkistler gelir; gestapoya karfl› mücadelede çat›flarak ölen, nazi kamplar›ndaki direnifllerde katledilen pek çok troçkist militan vard›r. Üstelik bu sadece uzak bir geçmiflle s›n›rl› bir durum de¤ildir. Örne¤in 1970’li y›llar›n en büyük gerilla örgütlerinden biri olan Arjantin’deki ERP Dördüncü Enternasyonal’in Arjantin seksiyonu idi; 1971’de Seylan (Sri Lanka)’daki silahl› ayaklanmaya kat›lanlar aras›nda troçkistler vard›, bu ayaklanma n›n önderi Rohan Wijevera Dördüncü Enternasyonal’e kat›lm›flt›. troçkistlere görece ›l›ml› yaklaflan kimileri ise, baflka türlü efsanelere inanma e¤ilimindedir; bu tür yaklafl›mlara örnek olarak troçkistlerin bürokratizme, tahrifatç›l›-

¤a, sekterli¤e vb. uzak oldu¤u san›s›na de¤inilebilir. Bu da do¤ru de¤ildir; troçkist örgütler aras›nda birbirlerine karfl› fiziki fliddet dahil, her türlü yöntemle sald›ran, birbirlerini “KGB yahut C‹A ajan›” olmakla suçlayanlar ender de¤ildir; bürokratizm elefltirileri yaln›z troçkistlerin kendi d›fllar›ndaki ak›mlarla ilgili de¤ildir, pek çok troçkist örgüt içinde bu elefltirilere muhatap olmufl ve hak etmifl e¤ilimler olmufltur. troçkistlerin genellikle esnek oldu¤u da do¤ru de¤ildir; en kat› ve sekter tutumlara troçkist örgütler aras›nda rastlamak pekala mümkündür. Ayn› bak›fl aç›s›yla, hatta bu nu bir ad›m daha ileri götürerek troçkistlerin hiç de¤ilse s›n›f iflbirli¤inden, “ihanet”ten uzak bir tutumda oldu¤unu düflünenler de vard›r. Bu da do¤ru de¤ildir; 1971 Seylan Ayaklanmas›’nda troçkistler yer ald›¤› gibi, Dördüncü Enternasyonal’in Seylan Seksiyonu olan LSSP partisi bu ayaklanmay› bast›ran Bandranaike hükümetinin içinde yer alm›flt›. 1952’de Bolivya’daki devrime önderlik edenler de; bu devrimin küçük burjuva demokratlar›yla it tifak aray›fl› içinde ezilmesine neden olanlar da troçkistlerdi. Cezayir Ulusal Kurtulufl Hareketi ile enternasyonalist bir dayan›fl ma içine girenlerin bafl›nda troçkistler oldu¤u gibi, Bin Bella’y› destekleyerek Cezayir devriminin önünün t›kanmas›nda so rumluluk üstlenenler de onlar oldu. ‹ran’da hem Humeyni’yi destekleyen troçkistler vard›; hem de silahlar›n› teslim etmeyip da¤a ç›kanlar. Bu karmafla tablosu daha birçok örnekle büyütülebilir. Ama aç›k olan fludur, bu tablonun kendisi bile gerçek üstü öykülerin türemesine müsait bir zeminin varoldu¤unun yeterli kan›t›d›r. Bu tabloya ister anti-troçkist ister anti-stalinist gözlüklerle yaklafl›ls›n ayn› efsanenin bir ucundan di¤erine savrulmamak mümkün de¤ildir. Kuflkusuz bir yandan bu efsanevi öyküler üretilir ve beslenirken, ayn› olgunun de¤iflik “bilimsel kan›tlarla” bir o taraf›ndan bir bu taraf›ndan “ayd›nlat›lmas›” yönünde ki gayretleri de göz ard› etmemek gerekir. Ancak bunlar›n sorunun üzerindeki esrar perdesini kald›rma ve efsanelere inanma arzular›n› köreltme bak›m›ndan sonuçsuz oldu¤unu görmemek elde de¤il. T›pk› paleontolojik bulgular›n ejderha imgesini yo kedemeyifli ve maddi hayata iliflkin bilgilerimizin peri masallar›n› keyifle dinlememize engel olmay›fl› gibi. Gelenek Sorununun Ele Al›nmas›na ‹liflkin Baz› Saptamalar Komünist devrimci gelene¤in örgütselpolitik süreklili¤inin sa¤lanamay›fl› bu bofl lu¤un efsanevi anlat›mlarla doldurulmas›na zemin sunuyor. Bu süreklili¤i sa¤lamak için, oldukça uzun bir dönemi kapsayan siyasal geliflmeler hakk›ndaki efsanevi anla t›mlardan kurtulmak gerekiyor; bu yolda at›lacak ad›mlar›n kalk›fl noktalar›n› net bir biçimde saptay›p ay›rt etmek belirleyici bir önem tafl›yor. Her fleyden önce, s›n›f mücadeleleri tarihine iliflkin sorunlar ele al›n›rken bir adalet aray›fl›ndan uzak durulmal›d›r; yani sorun hakl›larla haks›zlar› ay›rt edip hakl›lardan yana tutum almak de¤ildir; bu anlamda sorun vicdanlara seslenmek de¤il -


3

Eylül ‘97 dir. ‹kincisi, sorun, galiplerle ma¤luplar›; marjinal olanlarla kalabal›k olanlar› ay›rt edip, “gerçekçilik” ad›na galiplerden ve kalabal›k olanlardan; yahut mazlumlardan ve marjinal olanlardan yana tutum almak da de¤ildir. Üçüncüsü; söz konusu olan kiflileri yahut mezhepleri yarg›lay›p aklamak ya da mahkum etmek; kiflilerden yahut mezheplerden yana tutum almak de¤il; program› ve çizgisi belli olan bir siyasi ak›ma sahip ç›kmak ve onun ölçüleriyle tarihsel geliflmeleri de¤erlendirmektir. Dördüncüsü; söz konusu olan siyasi bir hesaplaflmad›r; bu bak›mdan bilimsellik kisvesi alt›na saklanm›fl bir tarafs›zl›k, objektiflik iddias›na yer olmamal›d›r; bir tarihsel de¤erlendirme ikna olma/ikna etme mekanizmalar›na indirgenemez. Taraf olmak, güç kazanmak ve galip gelmek üzere ›srarl› bir mücadeleyi sürekli k›lmak gerekir. Dolay›s›yla böyle bir de¤erlendirmenin ölçüleriyle, öznesini birbirlerinden ay›rt etmek mümkün de¤ildir. Beflincisi; böyle bir tarihsel de¤erlendirme nin taraf›, dayanak noktas›, öznesi olabilecek bir siyasi ak›m mevcut de¤ildir; bu ak›m›n Komünist Enternasyonal’in ilk dört kongresinde billurlaflan çizgi temelinde ye niden yarat›lmas› (Komünist Enternasyonal’i aflma hedefiyle yeniden yarat›lmas›!) gerekir. Gelenek sorunu ve bu ba¤lamda tarihsel sürecin de¤erlendirilmesi ancak si yasi bir tutum alarak ve bu tutumun vazgeçilmez unsuru olan ba¤›ms›z bir devrimci örgütü yarat›p yaflatarak çözülebilir. Komünist devrimcilerin iddias›, bolflevizmin temellerinde böyle bir örgütü yarat›p yaflatmakt›r; geçmiflin de¤erlendirilmesini de bu iddian›n ölçüleriyle ele almak gerekir. Do¤rusu, soruna nesnellik edas›yla ve olgular› belgeleriyle s›ralayarak yaklaflmakla yetinmemeli. Aksine nesnellik ve bi limsellikten uzaklafl›r gibi olma pahas›na, bu türden efsanelerin girdab›nda sürüklenenlerin gözünden tarihe bakmaya çal›flmal›. Bu efsanevi anlat›mlar›n baflrollerindeki ola¤anüstü kiflilikleri göz ard› etmeden, onlar› zaaflar› ve güçlü yanlar›yla, en önemlisi de bir bafllar›na ne kadar çaresiz ve etkisiz olabildiklerini unutmaks›z›n yerli yerine oturtmal›. Yine ayn› öykülere kaynakl›k eden esrarengiz olaylar›n hepsini, bir bir ayd›nlatmaya kalk›flmadan bunlar aras›nda esasl› olan›n üzerinde yo¤unla fl›p bunu ayd›nlatmaya çal›flmak gerekir. Çünkü di¤er tablolar›n toz duman› aras›nda bir siyasal ak›m olarak Troçkizmin ne olup olmad›¤› ve ne yap›p yapmad›¤› kaybolmaktad›r. Kuflkusuz Troçkizm dendi¤inde önce “sürekli devrim teorisi” akla gelir. “Troçkist tasfiyecilik” kavram› da s›k akla gelenlerdendir. Nihayet bir di¤er sorun enternasyonalizm ve dünya devrimi kavramlar›d›r. Kuflkusuz bunlara pek çok baflkalar› da eklenebilir (örne¤in SSCB ve Stalinizm de¤erlendirmesi; faflizm tahlili vb.). Burada ilk üç konuyla ilgili baz› saptamalarla yetinmek mümkün. Troçki’nin Sürekli Devrim Teorisi Hakk›ndaki Yan›lsamalar “Sürekli devrim” Lenin sonras› sosya list kuflaklar aras›nda en yayg›n fetifllerden biridir. Kimi taraftarlar› için her s›k›fl›k durumda baflvurulabilecek bir t›ls›ml› sözcük;

karfl›tlar› için ise cehennemin kap›lar›n› aralayan bir kara büyü tekerlemesi gibi alg›lan›r olmufltur “sürekli devrim”. En önemlisi, “sürekli devrim” kavram›, Lenin’den sonra Komünist Enternasyonal’in resmi çizgisi haline getirilen ve sosyo-ekonomik geliflme düzeylerine göre her ülkeye ayr› bir devrim stratejisinin karfl›l›k düfltü¤ü anlay›fl›n› peflinden getirerek aflamal› devrim stratejisinin alternatifi olarak, mahkum edil mek üzere kullan›lmaktad›r. Bu durumda “sürekli devrim” kavram›n›n “hain Troçki” imgesiyle birlikte an›lmas› bir ayr›nt› de¤ildir. Öte yandan, aflamal› bir devrim perspektifini flu ya da bu noktadan hareketle reddedenler de ayn› yolu tersinden izleyerek Troçki’nin “sürekli devrim” perspektifini irdeleme zorunlulu¤uyla karfl› karfl›ya gel mektedir. Bunun çarp›c› örneklerini Gelenek dergisinin ilk say›lar›nda bulmak mümkündür. Troçki ise, Sürekli Devrim bafll›kl› kitab›n›n giriflindeki bir dipnotta flunu söylüyor: “Taktik yahut örgütsel bak›mdan Le nin’e karfl› ç›kt›¤›m hemen hemen her du rumda, hiç de¤ilse bunlar›n en önemlilerin de hakl› olan oydu.” (Sürekli Devrim; Köz Yay›lar›, s. 58) Soruna anti-troçkist bir gözlükten ba kanlar (ki onlar genellikle Troçki’nin yaz›lar›na bakm›yor) bunu bir tür taktik kurnazl›k olarak de¤erlendirebilir. Ama konuya Troçki’nin taraf›ndan, yahut ondan ö¤renmek üzere bakanlar da Troçki’nin bu sözlerine adeta laf olsun diye söylenmifl sözler olarak bak›yor. Nedir bahis konusu olan taktik ve örgütsel sorunlar? Örgütsel sorunlar›n politik sorunlar oldu¤unu unutanlar, konunun sadece basit bir tüzük tart›flmas›yla ilgili oldu¤unu sanabilir. Halbuki bu sat›rlar›n üzerinde flu sözler yer ald›: “...Lenin’in “Demokratik Diktatörlük” formülünü her kullan›fl›nda içini doldurdu ¤u ve bu varsay›msal formülün kendisin den çok, s›n›flar aras› iliflkilerdeki somut de¤iflimlerin tahlilinden ç›karsanan somut içeri¤i burada hat›rlatmaya gerek yok. Bu taktik ve örgütsel içerik devrimci gerçekçili ¤in klasik bir örne¤i olarak ebediyen tarihe geçmifltir. “ (Sürekli Devrim, Köz Yay›nlar›, s. 58) Bu sözlerin bir dipnotta geçti¤ine bak›p önemsiz sanmamal›. Sat›r aras›nda kay bolmamas› gereken husus fludur: Troçkizm hakk›nda Deutscher’inki gibi troçkist efsanelerin “teorik margariniyle” beslenmifl olanlar için bir muammad›r. Zira bunlar “1917’de ‘Nisan Tezleri’ni sunan Lenin’in sürekli devrim teorisini benimseyerek Troçki’nin görüfllerine geldi¤ini; berikinin de Lenin’in örgüt teorisini benimsemesi suretiyle bir sentezin olufltu¤unu” sanmak tad›rlar. Oysa Lenin’in 1917’de vard›¤› görüfllerin Troçki’ninkiler oldu¤unu söylemek mümkün de¤ildir. Hatta 1919’da bile böyle bir karfl›laflt›rman›n Lenin taraf›ndan yap› l›p yap›lmad›¤› dahi kuflkuludur. Lenin’in görüflü “tarihsel geliflimi” içinde bir noktaya varm›flt›r. Bu var›fl noktas› Nisan Tezleri ise, ç›k›fl noktas› olan “‹ki Taktik” tezleri ifle yaramaz bir kenara at›lmas› gereken tezler midir? Lenin’in Nisan Tezleri’nde böyle demedi¤ini görmek zor de¤il. Troçki’ye

gelince; o da bilakis “‹ki Taktik”te formüle edilen yaklafl›m›n “devrimci gerçekçili¤in bir klasik örne¤i olarak tarihe geçti¤ini” söylüyor. Bu sözlerin bir dipnotta geçti¤ine bak›p önemsiz sanmamal›. Sat›r aras›nda kaybolmamas› gereken husus fludur: Troçki bir yandan tarihsel öngörüsünün do¤rulu¤unu hat›rlat›p vurgularken, bir yandan da “hemen hemen her konuda oldu¤u gibi” bu konuda da örgütsel ve taktik bak›mdan Lenin’in hakl› oldu¤unu söylüyor. Bu, hem anti-troçkist, hem de troçkist efsanelerle beslenmifl olanlar için bir muammad›r. Zira birinciler “Troçki’nin Lenin’i inkar etti¤ine” inan›rlar; ikinciler ise, “1917’de “Nisan Tezleri”ni sunan Lenin’in sürekli devrim teorisini benimseyerek Troçki’nin görüfllerine geldi¤ini; berikinin de Lenin’nin örgüt teorisini benimsemesi suretiyle bir sentezin olufltu¤unu” sanmaktad›rlar, bu do¤ru de¤ildir. Lenin bu yönde herhangi bir aç›kla ma yapmad›¤› gibi, Troçki’nin kendisi de böyle söylememektedir. Nitekim mekanik-evrimci bir devrim an lay›fl›n›n afl›lmas› yönünde pratik ad›mla r›n tarf edilmesi ve bunun program anlay›fl›na yans›t›lmas› da, Lenin’in ve Bolflevik hareketin prati¤inin sayesinde olmufltur. Bu bak›mdan her ne kadar troçkist ak›mlar taraf›ndan, sürekli devrim anlay›fl›n›n programatik ifadesi olarak sunulup savunulsa ve ad› “Geçifl Program›” olan Dördüncü Enternasyonal Program›, Troçki taraf›ndan kaleme al›nm›fl olsa da, bu anlay›fl büyük ölçüde Komünist Enternasyo nal’in Dördüncü Kongresi’ndeki taktik ve program üzerine tart›flmalardan esinlenmifl ve bütün Komünist Enternasyonal örgütle rine benzer bir program haz›rlama ödevi bu kongrede verilmifltir (her ne kadar bu görev Lenin’den sonra rafa kald›r›lm›fl olsa da). Bu olgu belki de sürekli devrim tart›flmas›n›n özü ve yönü hakk›ndaki en kritik sorunu öne ç›karmaktad›r. Troçkizm hakk›ndaki troçkist efsanelerin bafllad›¤› yerlerden birisi tam da buras›d›r. Hatta Troçkizm diye bir ak›m›, Troçki’nin özgün fikirleri üzerine kurmak isteyenlerin (bunu ister Deutscher’inki gibi eklektik bir tarzda yaps›nlar, ister “eflitsiz bileflik geliflme kanunu”yla “sürekli devrim teorisi”ni ve Troçki’nin Lenin’e yönelik jakobenizm elefltirile rini tutarl› bir biçimde birlefltirsinler) varacaklar› yer Troçki’nin 1917 öncesinde durdu¤u yerden farkl› bir yer olmayacakt›r. Troçki’nin Likidatörlere ‹liflkin Tutumu Hakk›ndaki Yan›lsamalar Troçki Viflinski iddianamesine karfl› yazd›¤› k›sa otobiyografisinde bu soruna flu sözlerle de¤inmiflti: “...Bu dönemde (1904-1905, çn.) Le nin’le benim aramdaki en önemli farkl›l›k, benim Menfleviklerle birleflmek suretiyle bunlar›n büyük k›sm›n›n devrim yoluna çe kilebilece¤ini ümit etmemden ileri geliyor du. Bu yak›c› sorunda Lenin tamamen hakl›yd›... 1 Kas›m 1917’de partinin Pet rograd komitesinde flöyle demiflti: ‘Troçki, çoktand›r bir birli¤in imkans›z oldu¤unu fark etmifltir. Troçki’nin bunu kavramas›n dan itibaren ondan iyi Bolflevik yoktur.’ ” Kritik ayr›m noktas› gerçekten budur.

Gelenek sorunu ve bu ba¤lamda tarihsel sürecin de¤erlendirilmesi ancak siyasi bir tutum alarak ve bu tutumun vazgeçilmez unsuru olan ba¤›ms›z bir devrimci örgütü yarat›p yaflatarak çözülebilir.


4 Troçkist hareketin muhtelif türevleri, de¤iflik dönemlerde, farkl› ülkelerde, çeflitli k›l›klarda menfleviklerle birleflerek merkezcilerde n kopmay› sürece havale ederek, ayn› çizgiyi sistematik bir tutum haline getirmifllerdir.

Eylül ‘97 Ama bu ayr›m sadece Leninist Bolflevizm ile Troçki aras›nda de¤il, merkezcilikle Le ninizm aras›ndaki ayr›md›r. Bu farkl›l›k bilindi¤i gibi 1904-5 aras›nda kalmam›fl, özellikle A¤ustos Bloku sürecinde daha fliddetli tart›flmalara neden olmufl; Zim merwald sürecinde yeniden kendini göstermifltir. Bu konuda Zinovyev’in Zimmervald sürecinde yapt›¤› tan›m yerindedir: “Troçki’nin yaz›lar›ndan anlafl›lan o ki, siyasi ç›karlar›, kendi siyaseti sosyal flo venlerden ve oportünistlerden tamamen kopmaktan kaç›nma yönündedir. Bu ba k›mdan savafl›n derslerinden hiçbirfley ö¤ renmemifltir. Troçki hala Troçki’dir. Nas›l ki eskiden likidatörlerle birli¤i savunuyorduy sa, bugün de sosyal flovenlerle birli¤i sa vunuyor. - Ama biz ayr›lmay› ‘ilkesel olarak’ka bul ediyoruz diye itiraz ediyor troçkistler (bkz. Tutumlar›m›z, Nashe Slovo). Biz sa dece ayr›lman›n yerinde olup olmad›¤›n›, amaca uygun olup olmad›¤›n› sorun ediyo ruz. Sosyal flovenlerden kopmak ancak bu çözüm izlenen amaca uygun oldu¤unda yerinde bir tutum olur.- ‹flte etkileyici ma kalelerde bize sunulan müthifl hakikat bu..... Savafl içinde bir y›l geçti; bütün e¤ilim ler derinlemesine ifade buldu. Art›k zah met edip de bize Rusya’da sosyal floven lerle ve onlar›n savunucular›yla birli¤i ko ruman›n ‘amaçlara uygun olup olmad›¤›n›’ söylemeyecek misiniz? Bu basit ve aç›k soruya Nashe Slo vo’nun ikirciksiz bir yan›t vermesini bofluna beklersiniz. Bir çok dolambaçl› yolu dolafl t›ktan sonra, Troçki’nin verece¤i cevap ta bininci defa flu gerçe¤i do¤rulamaktan öte gitmeyecektir: Troçkizm Birlik Komitesine (Menflevik partisine) ve sosyal flovenlere t›pk› Troçki’nin savafltan önce likidatörlere ba¤l› oldu¤u gibi ba¤l›d›r. Troçki bizimle sadece örgütsel sorun larda ayr› oldu¤unu söylemekten hofllan›r. Bu hiç de do¤ru de¤il. Parti yap›s›n›n bi çim ve ayr›nt›lar›n› tart›flm›yoruz. Devrimci sosyalizm için bugün örgütsel sorunlar yok; bir örgütsel sorun var. Bu, partinin varl›¤› sorunudur; sosyal demokrat bayra ¤a alçakça ihanet edip, sosyalizmi sosyal flovenizm flerefsizli¤ine düflürenlerden partiyi ay›rma sorunudur. Burada, yani sosyal demokrasinin oportünizme karfl› tu tumunda -ki bu ‹kinci Enternasyonal’in çö küflünün nedenidir- sorunun bam teli bu lunmaktad›r.” (Zinoviev, Rus Sosyal Demokrasisi ve Sosyal fiovenizm, Ak›nt›ya Karfl› Derlemesi içinde, Maspero-ED‹ yay., c.1, s.246,247,248) Do¤rusu Troçki’nin 1923’den itibaren hayat›n›n son y›llar›na kadar izledi¤i tutuma damga vuran anlay›fl da ayn›s› olmufltur. Daha önemlisi troçkist hareketin muhtelif türevleri, de¤iflik dönemlerde, farkl› ülkelerde, çeflitli k›l›klarda menfleviklerle birleflerek merkezcilerden kopmay› sürece havale ederek, ayn› çizgiyi sistematik bir

tutum haline getirmifllerdir. Üstelik bu kritik tart›flmaya bu gözle bakanlar›n, Komünist Enternasyonal’in miras›na sahip ç›kma id dias›yla yola ç›kan sol muhalefet - IV. En ternasyonal hareketinin niçin baflar›s›z ol du¤unu anlamalar› da mümkün de¤ildir. Pekçoklar› “troçkist tasfiyecili¤in” mutlak bir örgütsüzlük ve örgütlenmeye karfl› direnmek anlam›na geldi¤ini san›r; bu do¤ru de¤ildir. Yahut troçkistler tasfiyeci olmak “bir türlü örgütlenememekle” suçlan›rlar; bu da do¤ru de¤ildir. En az›ndan dünyan›n pek çok köklü örgütünün yerinde yeller esti¤i günümüzde, temelleri 1930’lu y›llarda at›lm›fl olan Dördüncü Enternasyonal’in fleklen de olsa hala varl›¤›n› sürdürüyor olmas›; bir çok ülkede troçkist örgütlerin varolan ak›mlar içinde en eskiye dayanan örgütler olarak varl›klar›n› sürdürüyor olma lar› bunun aksine delalet etmektedir. Ama zaten sorun herhangi bir örgütlenmeye karfl› olup olmama noktas›nda de¤il, bolflevik leninist bir örgütün yarat›l›p, yaflat›lmas› noktas›ndad›r. Bu bak›mdan ise; “Dördüncü Enternasyonal ve bundan türeyen bir çok örgüt hala mevcut olsalar da, bu örgütlerin hiçbiri, elli y›l› aflk›n bir geçmifle ra¤men, leninist tipte bir örgüt, bir dünya partisi niteli¤ini kazanm›fl, bunun çekirde¤ine dahi ulaflabilmifl de¤ildir; baz› lar› bunu teslim etmektedirler de. Bu hare ket ve onun çeflitli türevlerinin teorik yahut pratik alanda yapt›klar› “katk›lar” ise, ya geliflen y›¤›n hareketlerinin kuyru¤unda flekillenmifl; yahut dar mezhepçi çerçeve lerde kalm›fl; ve esas itibariyle sol sosyaldemokrat bir çizginin ötesine geçmemifltir. Önüne koydu¤u hedeflere ulaflmak üzere ileri s›çrayamayan hareket, bir bütün ola rak geri düflmüfl, merkezci bir çizgiye otur maktan, hatta giderek bir çürümenin özne si ve zemini olmaktan kurtulamam›flt›r.“ (Maya, Say›: 1, Çek-Al.) Enternasyonalizm ve Dünya Devrimi Hakk›ndaki Yan›lsamalar Bu nokta belki de Troçkizm hakk›nda bir baflka efsanenin perdesinin aralanma s›na da katk›da bulunabilir. Komünist Enternasyonal’in tasfiye edilmesinden sonra, uluslararas› örgütlenme giriflimlerinin neredeyse troçkistlerin tekelinde bulunmas›na ve dünya devriminden söz etmenin troçkistlik kan›t› olarak ele al›nmas›na bak›l›rsa, enternasyonalizm ve dünya devrimi fikirlerinin Troçki ve troçkistlere özgü oldu¤u san›labilir; böyle sananlar çoktur, tersinden troçkistler aras›nda da buna inananlar ço¤unluktad›r. Oysa bu da do¤ru de¤ildir. Komünist bir dünya partisinin yarat›lmas›n› a¤›rl›k merkezi olarak alan ve bunu uluslararas› bir sovyet cumhuriyetleri birli¤i perspektifine ba¤layan Komünist Enternasyonal’dir; bu konudaki as›l katk› da Lenin’e aittir. Troçki ise, Komünist Enternasyonal’in ilk y›llar›ndaki katk›lar› ne olursa olsun; özellikle bolfleviklere kat›lmadan önce baflka bir tutuma sahipti. Bu tutum Zimmerwald bildirisine yans›yan ve sonra da yeni bir enternasyonalin kuruluflunu gecik tiren tutumdur. Troçki bolfleviklere kat›larak yukar›daki sat›rlar› yazan Zinoviev’i yan›ltt›. Ama bu gerçe¤e bak›p, Troçki ile Lenin’in zaten

birbirlerine yak›n ve özdefl tutumlarda oldu¤u sonucuna m› varmal›? Yoksa onlar› ay›ran ve yeni bir enternasyonalin kurulmas›n›n gecikmesinde önemli bir etken olan bu ayr›l›¤›n alt›n› m› çizmeli? Sorun böyle anlafl›l›rsa ve sadece böyle anlafl›ld›¤›nda, Troçki’nin geçmiflteki ve sonra da devam eden, troçkistler taraf›ndan da teorize edilerek içsellefltirilen hatal› tutumu ay›rdedilebilir. Bu ayn› zamanda troçkist ak›mlar›n yahut Bolflevik gelene¤e Troçki’nin izinden giderek ba¤lanmak isteyenlerin neden merkezcili¤e yahut Menfle vizme do¤ru yol ald›¤›n›n anlafl›lmas›nda ve bu durumun afl›lmas›nda bafll›ca rolü oynayacakt›r. Bu saptamalar›n ard›ndan troçkist ak›mlar›n vard›¤› noktay› tarif etmek üzere flunlar› tekrar hat›rlatmakta yarar var: “Bolfleviklerin ‹kinci Enternasyonal çiz gisinden koparak Üçüncü Enternasyonal’le bafllatt›¤› yürüyüflün takipçileri olma iddi as›yla ortaya ç›kan ilk ve uzun y›llar boyu tek bafl›na kalan giriflim” olan ve “Komü nist Enternasyonal’in ‹kinci Enternasyonal çizgisine oturmas›na bir tepki ve yan›t ola rak do¤up, leninist gelene¤i sürdürme iddi as›yla ortaya ç›kan” Dördüncü Enternas yonal giriflimi “tarihsel hakl›l›¤›na ra¤men ... Üçüncü Enternasyonal’in devrimci gele ne¤inin sürdürücüsü olamam›flt›r.” (Maya, Say›: 1, Çek-Al.) Çünkü; “Bu gelene¤in sürdürülmesi için, Ko münist Enternasyonal’in ilk dört kongresi nin temel belgelerine sahip ç›kmak önemli olsa da yetmez. Bunun gereklerini de yeri ne getirmek gerekir. .... Bolflevik-leninist gelenek, ancak enternasyonalist-devrimci bir örgüt zeminindeki devrimci pratikle ge lifltirilerek yaflat›labilir. “ “*Dördüncü Enternasyonal gelene¤ine ba¤l› örgütlerin baflar›s›zl›¤›n› da nesnel koflullarla aç›klamak bafll›bafl›na bir yan›l g›d›r. Bu baflar›s›zl›k nesnel koflullardan çok, kurucular›n›n ve takipçilerinin öznel zaaflar›yla iliflkilidir. Bu zaaflar örgütsel so runlarda bafltan beri merkezci bir tutum; felsefi sorunlarda Avrupa-merkezci deter minist bir anlay›fl; politik sorunlarda ise, sol sosyal-demokratl›kla ve/veya popü lizmle bolflevik çizgi aras›nda sal›nan bir merkezcilik olarak somutlanabilir. Öte yan dan, bu ak›m›n iddialar›n› yerine getireme mesi sadece devrimci bir enternasyonalin kurulamam›fl olmas›yla s›n›rl› de¤ildir. Dör düncü Enternasyonal gelene¤inin bu zaaf› ayn› zamanda Komünist Enternasyonal’in ve SSCB’nin yozlaflmas›n›n önlenemeyifli; yani bunlar›n uluslararas› s›n›f mücadele sini belirleyen bir olumsuz etken olarak güçlenmesi/gücünü korumas› anlam›na da gelmektedir. Veyahut buna tepki olarak ulusal-devrimci ak›mlar›n güçlenmesine zemin sunmufltur. Dördüncü Enternasyo nal gelene¤ine ba¤l› ak›mlar devrimci bir enternasyonalin yarat›lmas›n› sa¤layama d›klar› ölçüde ve sürece, leninist-bolflevik gelene¤in süreklili¤inin korunmas›nda bir boflluk oluflturmakla kalmam›fl, aksine bu ba¤›n kurulmas›n› önleyen bir tarihsel et ken haline de gelmifltirler.” (Maya, Say›: 1, Çek-Al.)


11

Say›: 15 P Eylül ‘97 Büyük Ekim Devrimi’nin 80. y›ldönümü yaklafl›yor. ‹çinden geçti¤imiz dönem, Ekim Devrimi’nin lafz›n›n çok edildi¤i, ama onun dünya proletaryas›n›n burjuvaziye karfl› savafl›m›nda kazand›rd›¤› derslerin unutuldu¤u bir dönemdir. Y›ldönümüne yaklafl›rken, Ekim Devrimi’nin derslerine iflaret eden yaz›lara yer vermeyi anlaml› buluyor ve bu say›da Lenin’den, devrimde sovyetlerin yeri konusunu iflleyen bir bölümü yay›nl›yoruz.

Ekim Devrimi ve Sovyet Örgütlenmesi (...) ovyet demokrasisinin, yani somut verili uygulamas› içinde proleter demokrasinin sosyalist karakteri, ilkin, burjuvazi d›fllanm›flken, emekçi ve sömürülen kitlelerin seçmen olmas›ndan ibarettir. ‹kinci olarak, seçimlerde tüm bürokratik formalitelerin ve s›n›rlamalar›n kalkm›fl olmas›ndan ve kitlelerin, seçilenleri geri ça¤›rma tam özgürlü¤üyle birlikte seçim düzeni ve seçim tarihini kendilerinin saptamas›ndan ibarettir. Üçüncü olarak, emekçilerin öncüsünün, büyük sanayi proletaryas›n›n, ona sömürülenlerin en genifl kitlelerin yönetme, onlar› ba¤›ms›z poltik yaflama sokma, kendi deneyimleri temelinde politik olarak e¤itme olana¤› veren en iyi kitle örgütünün yarat›lmas›ndan; böylece ilk kez, gerçekten istisnas›z tüm halk›n yönetmeyi ö¤renmesi ve yönetmeye bafllamas› için bafllang›c›n yap›lm›fl olmas›ndan ibarettir. Rusya’da uygulanan demokrasinin; demokrasinin burjuva çarp›tmas›ndan kopufl, sosyalist demokrasiye ve devletin sönüp gitmeye bafllamas›na olanak sa¤layan koflullara geçifl olan daha yüksek tipte bir demokrasinin en bellibafll› ay›rt edici özellikleri bunlard›r. Küçük-burjuva dezorganizasyon unsurunun (bu her proleter devrimde kaç›n›lmaz olarak flu ya da bu ölçüde ortaya ç›kar, fakat bizim devrimimizde ülkenin küçük-burjuva karakteri, gerili¤i ve gerici savafl›n sonuçlar›ndan dolay› özellikle güçlü ortaya ç›k›yor), Sovyetlere de damgas›n› vurmak zorunda oldu¤u aç›kt›r. Sovyet örgütünü ve Sovyet iktidar› örgütünü yorulmak bilmeksizin gelifltirmeye çal›flmal›y›z. Ama Sovyet üyelerini “parlamenterlere” ya da bürokratlara dönüfltürme fleklinde bir küçük burjuva e¤ilim mevcut. Buna karfl› mücadele etmek ve Sovyetlerin tüm üyelerini yönetime fiilen kat›lmaya çekmek gerekir. Birçok yörede Sovyet daireleri, yavafl yavafl Komiserliklerle kaynaflan organlara dönüflüyorlar. Hedefimiz tüm yoksul halk›n yönetime pratikte kat›lmas›n› sa¤lamakt›r ve bu hedefi gerçeklefltirmeye yönelik olas› tüm ad›mlar -bunlar ne kadar çeflitli olursa o kadar iyidir- özenle kaydedilmeli, incelenmeli, sistematize edilmeli, daha büyük deneyimlerle s›nanmal› ve yasayla saptanmal›d›r. Hedefimiz, her emekçinin, sekiz saatlik üretci çal›flma “görevini” yerine getirdikten sonra devlet görevlerini ücretsiz yerine getirmesidir. Buna geçmek özellikle zordur, fakat sosyalizmin nihai olarak sa¤lamlaflmas›n›n teminat› sadece bu geçifltir. De¤iflikli¤in yeni ve zor oluflu, do¤al olarak, deyim yerindeyse el yordam›yla al›nan bir y›¤›n önleme, bir y›¤›n hataya, yalpalamalara sebep oluyor. Bu olmadan ileriye do¤ru kesin bir geliflme mümkün de¤ildir. Mevcut durumun tüm orjinalli¤i, sosyalist geçinen birçok kiflinin bak›fl aç›s›na göre, insanlar›n kapitalizmle sosyalizmi soyut

S

olarak karfl›laflt›rmaya al›fl›k olmalar›ndan ve ikisinin aras›na sadece derin fikirli bir “s›çrama” sözcü¤ünü koymalar›ndan ibarettir. (Engels’ten pasajlar an›msayan baz›lar›, daha da derin fikirli biçimde flunu ekliyorlar: “zorunluluk diyar›ndan özgürlük diyar›na s›çrama”) Sosyalizmi “kitaplardan tan›yan”, fakat meseleye ciddi bir biçimde asla nüfuz edememifl ço¤u sözümona sosyalist, sosyalizmin ustalar›n›n dünya tarihinin dönemeçleri bak›fl aç›s›ndan bir ani de¤iflikli¤i “s›çrama” olarak adland›rd›klar›n› ve bu tür s›çramalar›n on, belki de daha fazla y›ll›k dönemleri kapsad›¤›n› etrafl›ca düflünmeyi bilmiyor. Do¤al olarak bu tür dönemlerde ünlü “entelijansiya” çok say›da a¤›tç› ç›kar›r: baz›lar› Kurcu Meclis’e, di¤erleri burjuva disiplinine, üçüncüleri kapitalist düzene, dördüncüleri kültürlü çiftlik sahibine, beflincileri emperyalist büyük güç konumuna vs. vs. a¤›t yakarlar. Büyük s›çramalar ça¤›n›n gerçekten ilginç yan› fluradad›r ki, bazen (hemen görülemeyen) yeninin tohumlar›ndan daha h›zl› biriken eskinin y›k›nt› y›¤›n›, geliflme çizgisindeki ya da zincirindeki en önemli fleyi bulup ç›karmay› bilmeyi gerektirir. Tarihsel anlar vard›r, olabildi¤ince çok y›k›nt› biriktirmek, yani olabildi¤ince çok eski kurumu havaya uçurmak, devrimin baflar›s› için en önemli fleydir. Anlar vard›r, yeterince havaya uçurulmufltur ve zeminin y›k›nt›lardan temizlenmesi “yavan” (küçük-burjuva devrimci için “s›k›c›”) çal›flmas› gündeme gelmifltir. Ve yine anlar vard›r, y›k›nt›lar›n alt›nda, çöpten henüz yeterince iyi temizlenmemifl zeminden f›flk›ran yeninin tohumlar›na özenle bakmak en önemli fleydir. Basitçe devrimci ve sosyalizm yandafl› ya da komünist olmak yetmez. Verili her anda, tüm zinciri s›ms›k› elde tutmak ve bir sonraki halkaya geçifli esasl› bir flekilde haz›rlamak için, vargücünle as›lman gereken zincirin o özel halkas›n› bulmay› bilmek gerekir, ve olaylar›n tarihsel

BÜYÜK EK‹M DEVR‹M‹’N‹N 80. YILDÖNÜMÜNDE DE

EK‹M DERSLER‹ BOLfiEV‹ZME SADIK KALINMADAN Ö⁄REN‹LMEZ BROfiÜRLER‹

zincirinde halkalar›n düzeni, biçimi, ba¤›nt›s›, brbirinden fark›, bir demircinin yapt›¤› normal bir zincirdeki gibi kolay ve basit de¤ildir. Sovyetlerin “halk”la, yani emekçiler ve sömürülenlerle ba¤›n›n sa¤laml›¤›, bu ba¤›n esnekli¤i ve elastikiyeti, Sovyet örgütünün bürokratik tahrifine karfl› mücadelenin garantisidir. Burjuva parlamentolar, demokrasi bak›m›ndan en iyi kapitalist cumhuriyette bile, yoksul halk taraf›ndan asla “kendi” kurumlar› olarak görülmezler. Sovyetler ise iflçi ve köylü kitleleri için yabanc› bir fley de¤il, “kendilerine ait” bir fleydir. Scheidemann ya da hemen hemen ayn› fley olan Martov ayar›ndaki flimdinin “sosyal-demokratlar›”, t›pk› 60 y›l önce Turgenyev’in, ›l›ml› monarflist ve aristokrasiye dayanan bir Kurucu Meclis’i çekici, Dobrolyubov ve Çerniflevski’nin köylü demokrasisini itici bulmas› gibi, namuslu bir burjuva parlamentosunu ya da Kurucu Meclis’i o kadar çekici ve Sovyetleri o kadar itici buluyorlar. Tam da Sovyetlerin emekçi “halk”la s›k› ba¤›, görevden alman›n ve flimdi özellikle gayretle gelifltirilmesi gereken tabandan denetimin baflka, özel biçimlerini yarat›yor. Örne¤in Sovyet seçmenlerinin ve onlar›n delegelerinin, Sovyet makamlar›n›n faaliyetiyle ilgili tart›flma ve denetim için periyodik konferanslar› olarak Halk E¤itimi Sovyetleri bu alanda en güçlü sempati ve deste¤i hakediyorlar. Sovyetlerin donmufl, kendi kendine yeterli bir fleye dönüfltürülmesinden daha aptalca bir fley olamaz. fiimdi ac›mas›zca güçlü bir iktidar›, belli ifl süreçlerinde, belli anlarda sadece uygulay›c› ifllevlerinde tekil kiflilerin diktatörlü¤ünü ne kadar kararl› savunmak zorundaysak, Sovyet iktidar›n› çarp›tma olas›l›¤›n›n en ufak bir izini bile felç etmek, bürokratizm yabanotunu durmadan ve yorulmadan yolmak için, tabandan denetim biçimleri ve yöntemleri o kadar çeflitli olmak zorundad›r. Mart-Nisan 1918 (Lenin, Sovyet ‹ktidar›’n›n En Yak›n Görevleri’nden; Seçme Eserler, C. 7, s.359-62. ‹nter Yay.) Not: Bafll›k taraf›m›zdan konulmufltur.


12

Say›: 15 P Eylül ‘97

S›n›f Perspektifi ve Solun Pusulas›zl›¤› S

olun, devrimci hareketin pekçok unsurunun kendisini, d›fl›ndaki siyasi ak›mlardan, gruplardan ay›rmak için kulland›¤› kavramlardan en popüler olanlar›ndan bir tanesi de “s›n›f perspektifi”dir. “S›n›f perspektifi” genellikle sol siyasal gruplar aç›s›ndan kendilerinin sahip oldu¤u, fakat kendileri d›fl›ndaki ak›mlar›n yoksun oldu¤u bir “avantaj” olarak ele al›n›r. S›n›f perspektifine sahip olman›n, devrimci zeminde siyaset yapma iddias›nda olanlar aç›s›ndan bir avantaj oldu¤u do¤rudur; ancak, bu gerçekli¤in, sarfedilen her cümlede en az bir adet “iflçi s›n›f›” kelimesinin kullan›lmas›ndan, yahut devrim stratejisini “emek-sermaye çeliflkisi, proleter ayaklanma, proleter devrim, proleter devlet” kavramlar› ile aç›klamaktan çok öte bir anlam› oldu¤unun bilincine var›lmad›¤› sürece, avantajl› oldu¤unu düflünenlerin kendi d›fl›ndaki hareketlerden farkl›laflamamas›/fark›n› yitirmesi kaç›n›lmaz bir sonuç olarak karfl›m›za ç›kacakt›r, ç›k›yor da. Devrimci hareket içerisinde bu kavram genellikle uluorta kullan›lmaktan kurtulamam›fl/kurtar›lamam›flt›r. De¤iflen programlar, stratejik yönelimler, taktik tutumlar, yakalanan s›n›f perspekti fine dayal› olarak, s›n›f›n de¤iflen ihtiyaçlar›n› karfl›lamaya yönelik somutlanmaya çal›fl›l›r hep. Siyaset zemininde, at›lan ad›mlara böylesi bir “pusula” ile yön vermeye çal›flmak anlaml›d›r ancak, ad› her ne kadar “s›n›f perspektifi” olsa da, pusulan›n iflçi s›n›f›na dönmedi¤i, iflçi s›n›f›n›n somut, genel ve ortak ihtiyaçlar›na/ç›karlar›na yönelmedi¤i durumlarda, rotay› flafl›rmak ve burjuva limanlara savrulmak iflten bile olmayacakt›r. Bunun yan›nda, siyaset sahnesinde boy gösteren hareketlerin pek ço¤u, günümüzün temel sorunlar› karfl›s›nda, taktik tutumlar, savafl›m hedefleri ba¤lam›nda ayn› zeminde durmalar›na, durmakta bir mahsur görmemelerine karfl›n, bu tutumlar›na “s›n›f perspektifine sahip olman›n avantaj›yla” “günümüzün temel çeliflkisi emeksermaye çeliflkisidir, kurtulufl sosyalizmde, genel grev genel direnifl, yaflas›n sosyalizm v.b.” vurgular›n› ekleyerek, ortak taktik tutumlarda bulufltu¤u ak›mlardan/gruplardan, farkl›laflabileceklerini, farkl›laflt›klar›n› sanmaktad›rlar. O nedenle, “s›n›f perspektifi” tan›mlamas›nda nelerin belirleyici oldu¤u, iflçi s›n›f› içerisindeki hangi ihtiyaçlar›n ve yönelimlerin temel al›nmas› gerekti¤i belirleyici bir öneme sahiptir. Kavram olarak “perspektif”, en genel ve bilindik tan›m› ile “bak›fl aç›s›” demek oluyor. Dolay›s›yla “s›n›f perspektifi” kavram› ile anlat›lmak istenen, özce “s›n›fsal bak›fl aç›s›” oluyor, iflçi s›n›f›n›n kendili¤inden, halihaz›rdaki bilinci ile sahip oldu¤u bir bak›fl aç›s› de¤il. S›n›fsal bak›fl aç›s›; iflçi s›n›f›n›n devrimci dinamizm tafl›yan kesimleri üzerinden s›n›f›a tafl›nabilecek ve iflçi s›n›f›n› tarihsel eylemini gerçeklefltirme do¤rultusunda, siyasal bir özne olarak, burjuvazi karfl›s›nda bir s›n›f kimli¤inde örgütlendirebilecek kalk›fl noktalar›n›, savafl›m hedeflerini yakalayabilme becerisidir. ‹flçi s›n›f›n›n devrimci potansiyeli üzerine kurgulanan devrim stratejileri aç›s›ndan, iflçi s›n›f›n›n, burjuvazinin siyasal iktidar› karfl›s›nda kendisini iktidara aday bir s›n›f olarak örgütleyecek eksenin oluflturulmas›d›r. Bunun yan›nda “s›n›f perspektifi”, s›n›fla si-

yaset aras›ndaki ba¤›n kurulabilmesine, devrimci hareketin iflçi s›n›f›ndan, s›n›f›n dinamik kesimlerinden, taze-dinç güçlerden beslenebilmesine olanak tan›yacak bir siyasal prati¤in ortaya konulabilmesini sa¤layan bir bak›fl aç›s› ve kavray›fl olarak da anlafl›lmal›. S›n›f›n dinamik kesimleri, bu kurgunun kilit noktas›nda bulunmaktad›r. ‹flçi s›n›f›n›n kendisini, burjuvazi ile savafl›m içerisinde siyasal iktidara aday bir s›n›f olarak örgütlendirebilmesi ve tarihsel eylemini gerçeklefltirebilmesi için, ihtiyaç duyulan devrimci siyasal perspektif, s›n›f›n devrimci dinamizm tafl›yan kesimleri üzerinden iflçi s›n›f›na tafl›nabilece¤i hesaba kat›l›rsa, böylesi bir faaliyetin öznesi olan devrimci parti ise, s›n›f›n devrimci dinamizm tafl›yan kesimlerinden beslenebildi¤i ölçüde kendisini varedebilecektir. Bu nedenle öncelikle s›n›f›n hangi kesimlerini hedeflemek gerekti¤i sorusu, önem kazanmaktad›r. *** ‹flçi s›n›f›n›n dinamik kesimlerinden, tazedinç güçlerden beslenmeyen bir hareketin gelece¤inin olamayaca¤› saptamas›, devrimci hareket

“Dinamik kesimler”, “taze-dinç güçler” kavramlar› devrimci hareket içerisinde y›llardan beridir, devrimci dinamizm/potansiyel tafl›yan ve devrimci dinamizmini yitirmemifl kesimleri tan›mlamak maksad›yla kullan›l›yor. aç›s›ndan hiç de yeni olmayan bir saptama. Ancak; iflçi s›n›f›n›n dinamik kesimlerinin devrimci hareket aç›s›ndan ne anlama geldi¤inin/gelmesi gerekti¤inin billurlaflmas›n›n tarihi o kadar eskilere uzanm›yor. Saptaman›n ortakl›¤›na ve erkenli¤ine ra¤men, iflçi s›n›f›n›n dinamizm tafl›yan kesimlerinin tarifi ve bu kesimlerle buluflabilmenin araçlar› üzerine devrimci komünist saflarda bir ortaklaflman›n varl›¤›ndan söz etmek pek olas› de¤ildir. Ancak flunu da belirtmek gerekir ki; özellikle Gazi Ayaklanmas›’ndan bu yana geçen süreç, bu nokta üzerinde ortaklaflmay› getirmese de s›n›rlar› oldukça net tarif edilebilecek bir ayr›flmay› ve beraberinde gelen netleflmeyi somutlamas› aç›s›ndan anlaml›d›r. *** “Dinamik kesimler”, “taze-dinç güçler” kavramlar› devrimci hareket içerisinde y›llardan beridir, devrimci dinamizm/potansiyel tafl›yan ve devrimci dinamizmini yitirmemifl kesimleri tan›mlamak maksad›yla kullan›l›yor. S›n›fsal varolufl koflullar›n›n ortadan kald›r›lmas›na de¤in, iflçi s›n›f›n›n kapitalizmin tarih sahnesine ç›kt›¤› andan bafllayarak devrimci bir potansiyel tafl›d›¤› ve tafl›yaca¤›, tek gerçek devrimci s›n›f oldu¤u saptamas›; devrimci marksizmi

kendi d›fl›ndaki siyasal ak›mlardan ay›ran temel noktalar›n bafl›nda geliyor. Devrimci dinamizm/potansiyel iflçi s›n›f›n›n bütünü aç›s›ndan “tanr› lütfu” bir vas›f de¤ildir. ‹flçi s›n›f›na bu özelli¤i kazand›ran, kapitalizm içerisindeki varolufl koflullar›d›r. Yaflamak için emek-gücünü “ücret” karfl›l›¤› satmaktan baflka bir çaresi olmayan bir y›¤›n oluflu iflçi s›n›f›n›n bar›nd›rd›¤› devrimci dinamizmin zeminidir. Burjuvazinin iflçi s›n›f› karfl›s›ndaki iktisadi ve siyasal egemenli¤inin temelinde yatan “üretim araçlar›n›n özel mülkiyeti” ve buna ba¤l› flekillenen tüm iliflkiler/koflullar, iflçi s›n›f› aç›s›ndan kendi çal›flma ve yaflam koflullar›n›n, ayn› zamanda iflçi s›n›f›n›n devrimci dinamizminin, potansiyelinin de temelini oluflturur. Dolay›s›ya iflçi s›n›f›n›n devrimci dinamizmi/potansiyeli; kendi yaflam ve çal›flma koflullar›ndan duydu¤u rahats›zl›¤›n/tatminsizli¤in ve bu koflullar› kendi s›n›f ç›karlar› do¤rultusunda de¤ifltirebilmek için, kendisi de dahil bütün s›n›flar› ortadan kald›rmak zorunda olmas›n›n üzerinde yükselir ve bu do¤rultudaki refleksinin bir d›fla vurumudur ayn› zamanda. Ancak; iflbölümü, teknolojik geliflme, eflitsiz geliflim süreçleri içerisinde, iflçi s›n›f› da, kendi içerisinde çok çeflitli kesimlere bölünmüfl durumdad›r, bir bütünlük sergilemez. Dolay›s›yla, iflçi s›n›f›n›n bütününün halihaz›rda bir devrimci dinamizmide farkl› kesimler aras›nda eflitsizlik gösterir. Üstelik bu kesimlerin büyük bölümü, verili durumda kendi aralar›nda bir rekabet ve çat›flma içerisindedir. ‹flçi s›n›f›n›n iflsiz kesimlerinin, ifli olan ve örgütlü s›n›f kesimleri üzerinde, burjuvazi taraf›ndan sürekli bir tehdit unsuru olarak kullan›ld›¤› bilinen bir gerçeklik, bunun yan›s›ra; herhangi bir ülkede çal›flan yerli ve yabanc› iflçiler aras›ndaki çat›flma ve çekiflme, herhangi bir iflkolundaki büyük fabrika iflçileri ile, yan sanayi yahut ayn› iflkolunda (hatta ayn› iflyerinde) tafleron usulü çal›flan iflçiler aras›ndaki rekabet, bu rekabetin ortaya ç›kt›¤› birkaç biçimdir. Bunun yananda, burjuvazinin yaratt›¤› suni ikilikler (ulusal, dinsel, mezhepsel, bölgesel vb.) ekseninde de iflçi s›n›f›n› kendi içinde bir karfl›tl›¤a, bölünmeye sürükledi¤i de aç›kt›r. “Tek tek bireyler, ancak baflka bir s›n›fa karfl› ortak bir savafl›m yürütmek zorunda oldukça bir s›n›f meydana getirirler; bunun d›fl›nda rekabet içinde birbirlerine düflmand›rlar” (K. Marks, F. Engels, Alman ‹deolojisi ... sf.91 Sol Yay. 3. Bask›) Kafa ve kol eme¤i aras›ndaki karfl›tl›ktan bafllayarak, çal›flan ve iflsiz eme¤in birbirleri ile, kafa eme¤inin kendi içerisinde, kol eme¤inin de kendi içerisinde ve baflka baflka bir dizi suni ikilik ekseninde, iflçi s›n›f›n›n kendi içerisinde yo¤un bir rekabet ve karfl›tl›k içerisinde oldu¤u düflünülürse, bu zeminde at›lacak ilk ad›m, birbirleriyle rekabet halinde bulunan iflçi s›n›f›n›n farkl› kesimlerinin aras›ndaki rekabet ortam›n› kald›racak ve iflçi s›n›f›n› bir bütün olarak burjuvaziye yönlendirebilecek mücadele ekseninden geçmektedir. ‹flçi s›n›f›n› bir bütün olarak burjuvazi karfl›s›nda örgütlendirebilecek bir mücadele ekseni nas›l oluflturulmal›? Kapitalizmin tarih sahnesine ç›kt›¤› andan bu güne tarih; iflçi s›n›f›n›n kendi çal›flma ve yaflam koflullar›n›n de¤ifltirilmesi/iyilefltirilmesi, kendi varolufl koflullar›n›n ortadan kald›r›lmas› do¤rul-


Say›: 15 P Eylül ‘97 tusunda devrimci potansiyelini a盤a ç›kard›¤› mücadele dolu dönemeçlere, anlara, süreçlere defalarca tan›kl›k etti. Kapitalist metropoller baflta olmak üzere, burjuva toplumda iflçi s›n›f›n›n sahip oldu¤u mevziler ve kazan›mlar (örn: 8 saatlik ifl günü, emeklilik, sa¤l›k sigortas›, iflsizlik sigortas› vb.) burjuvazinin lütuflar›n›n sonucunda de¤il, verilen çetin mücadelelerin ve bedellerin sonucunda elde edilmifltir. Bu mücadele sürecinde ise, iflçi s›n›f›n› daha ileri mevzilere, kazan›mlara tafl›yan temel faktörler, iflçi s›n›f›n›n ortak ve somut mücadele hedefleri ile buna denk düflen örgütlülükler (s›n›f›n öz örgütlenmesi ve öncü örgütlenme) olmufltur her zaman. Dolay›s›yla, iflçi s›n›f›n›n örgütlülü¤ünün zay›flad›¤›/olmad›¤› ya da eyleminin somut hedeflerden yoksun oldu¤u koflullarda, iflçi s›n›f›n›n devrimci dinamizmi somut kazan›mlara dönüflemiyor, iflçi s›n›f› sahip oldu¤u mevzileri ve kazan›malar› kaybetme tehlikesi ile karfl› karfl›ya kal›yor. Bu saptama, kapitalist metropollerdeki iflçi s›n›f› için de geçerlidir: Özellikle 1. Emperyalist paylafl›m savafl› ve Ekim Devrimi’ne dek olan sürede Avrupa iflçi s›n›f›n›n tarihi, bir dizi s›n›fsal kazan›m›n ve güvencenin çetin mücadeleler ve bedeller ödenerek ele geçirilmesinin tarihidir. Ancak flu da bir gerçekliktir ki; sermaye ihrac› üzerinde yükselen ba¤›ml›l›k iliflkisinin bir sonucu olarak, ikinci/üçüncü kuflak kapitalist ülkelerdeki iflçi s›n›f›n›n üzerindeki yo¤un sömürü ve Ekim Devrimi’ne bir “refleks” olarak ortaya ç›kan “sosyal devlet” olgusu, kapitalist metropollerdeki iflçi s›n›f›n›n kazan›mlar›n› “kolaylaflt›ran” bir faktör olmufltur, dolay›s›yla kapitalist metropollerdeki iflçi s›n›f›n›n kazan›mlar›nda, bir bütün olarak dünya iflçi s›n›f›n›n da “katk›lar›” büyüktür. Bunun yan›nda kapitalist metropollerdeki iflçi s›n›f›n›n sahip oldu¤u kazan›mlar, sonuç itibar› ile bu kesimleri dünya iflçi s›n›f› içerisinde ayr›cal›kl› bir konuma tafl›yan bir rol de oynam›flt›r. Dolay›s›yla kapitalist metropollerdeki iflçi s›n›f› mücadeleleri dün; kendi yaflam, çal›flma ve varolufl koflullar›n› de¤ifltirmeye dönük kazan›mlara ve ileri mevzilere ulaflma zemininde seyrederken ve iflçi s›n›f›n›n devrimci dinamizminin üzerinde yükselirken, bugün dünya iflçi s›n›f› içerisinde sahip oldu¤u ayr›cal›kl› konumu kendisine sa¤layan kazan›mlarda ve mevzilerde “tutunma” refleksinin öne ç›kt›¤› bir zeminde seyretmektedir. Avrupa’n›n, Avrupa iflçi s›n›f›n›n devrimden uzaklaflmas›nda bu faktörün önemli bir yeri bulunuyor. Bu nesnelli¤e denk düflen bir zeminde, Avrupa iflçi s›n›f›n›n mücadelesini enternasyonalist bir kavray›flla, dünya iflçi s›n›f›n›n genel ve ortak ç›karlar› eksenine tafl›yacak bir savafl›m ekseni oluflturulamad›¤› taktirde, Avrupa iflçi s›n›f›n›n mücadelesinin k›sa vadede kendi dar kesimsel/ulusal ç›karlar›n› savunmaya çal›flan bir çizgiden ileriye s›çramas› pek olanakl› görünmemektedir. Ancak as›l önemlisi, bu faktörün pekçok marksistin, sosyalistin de devrimden uzaklaflmas›nda etkili oldu¤u gerçe¤idir. Kapitalist metropollerdeki iflçi s›n›f›n›n görece yüksek ve tatminkar ücret/k›sa iflgünü, iflsizlik, sa¤l›k vb. sigortalar› gibi burjuva demokrasisi çerçevesinde kalan kazanamlar›, bir yandan di¤er kapitalist ülkelerin iflçi s›n›f› aç›s›ndan birer mücadele hedefleri haline gelmifllerdir. Di¤er taraftan ise bu kazan›mlar, dünya ölçe¤inde iflçi s›n›f›n›n geneline yay›lamad›¤›, iflçi s›n›f›n›n genel/evrensel kazan›mlar› haline getirilemedi¤i ve burju-

13 vazinin egemenli¤i sars›lamad›¤› sürece, iflçi s›n›f›n›n kazan›mlara sahip olan kesiminin/kesimlerinin ayr›cal›kl› bir konuma gelmesine ve bu kesimin/kesimlerin tutuculaflmas›na hizmet etmifltir. ‹flçi s›n›f›n› daha ileri mevzilere ve kazan›mlara tafl›yan örgütlülükler ve mücadele prati¤i, s›n›f›n genel ve ortak ç›karlar›ndan uzaklaflt›¤› ölçüde tutuculaflman›n, gericileflmenin ve burjuvazinin iflçi s›n›f› üzerinde kendi ç›karlar› do¤rultusunda bir denetim kurmas›n›n araçlar› olabiliyorlar. ‹flçi s›n›f›n›n bu kesiminin tutuculaflmas›, kendi bafl›na ne bir niyet sorunudur, ne de kültürel bir sorundur, gayet aç›k siyasal ve iktisadi bir sorundur. Kazan›mlar›n iflçi s›n›f›n›n geneline yay›lamad›¤› koflullarda, burjuvazinin giderek artan iflsizler ordusunu s›n›f›n sosyal güvenceden yoksun ve örgütsüz kesimlerini, örgütlü iflçi s›n›f› üzerinde ücretleri düflürme, kazan›mlar›n yitirilmesi yönünde bir tehdit unsuru olarak kullanmas› ve kazan›mlara sahip s›n›f kesimlerinin mücadelesinin s›n›f›n genel ve ortak ç›karlar›ndan/hedeflerinden uzaklaflmas›, iflçi s›n›f›n›n ayr›c›lakl› kesimlerinin tutuculaflmas›ndaki faktörlerin bafl›nda gelmektedir. Öte yandan gözlerini iflçi s›n›f›n›n bu kesiminden ve burjuva demok-

Bugün dünya iflçi s›n›f›n›n (hatta ulusal co¤rafyalardaki iflçi s›n›f›n›n kendi içerisinde) yaflad›¤› eflitsiz geliflim ve rekabet koflullar›nda 150 y›l öncesine oranla, de¤iflen çok az fley vard›r ve dolay›s›yla komünistlerin bu zemindeki görevleri de de¤iflmemifltir. ratik kazan›mlardan alamayan sosyalistler ise, bu geliflmeler karfl›s›nda, bu kazan›mlara ve ayr›cal›klara sahip olmayan iflçi kitlesinin büyük bölümünü, iflçi s›n›f›n›n d›fl›nda tarif eden ve iflçi s›n›f› olarak kabul ettikleri kesimin ayr›cal›kl› pozisyonundan kaynaklanan tutuculaflmas›ndan yola ç›karak, iflçi s›n›f›n› statükocu ve sosyalizmin önündeki engel olarak gören bir anlay›flla birlikte, iflçi s›n›f›na, özünde devrime ve komünizme “elveda” diyen bir zemine gerilemifller ve as›l tutuculaflmay› bu zeminde yaflam›fllard›r/yaflamaktad›rlar. Kendi bünyesinde çal›flma ve yaflam koflullar› itibar› ile çok genifl bir yelpazeyi bar›nd›ran iflçi s›n›f› ve mücadele perspektifi ele al›n›rken, s›n›f›n genel ve ortak ç›karlar›ndan, hedeflerinden uzaklafl›ld›¤› noktada sendikalizm, ekonomizm yahut devrim sürecinde s›n›f d›fl› katmalar aray›fl›, kaç›n›lmas› zor ve hiç de yeni olmayan bir tehlike olarak belirmekte. 20. Yüzy›l›n ilk çeyre¤inde, Komüntern kararlar› aras›nda da bu nokta üzerinde durulmas› basit bir tesadüften ibaret de¤ildir. “Kapitalistler giderek artan iflsizler ordusundan, örgütlü emekçiler üzerinde ücretleri düflürmek yönünde bir bask› kurmak için yararlan›rken, sosyal demokratlar, ba¤›ms›zlar ve resmi

sendika önderleri iflsizlere alçakça s›rtlar›n› dönmektedirler; onlar› sadece hükümet ve sendikalar›n merhametine muhtaç nesneler olarak ele almakta ve siyasi olarak onlar› lümpen proletarya olarak nitelemektedirler. Komünistler flimdiki koflullarda, iflsizler ordusunun muazzam önemi olan bir devrimci öge oluflturdu¤unu kavramal› ve bu ordunun önderli¤ine geçmelidir ... Komünist partileri, bu iflçi kesiminin savunusunu en güçlü biçimde ele ald›klar›nda ve iflçi s›n›f›n›n alt tabakalar›na ulaflt›klar›nda, iflçi s›n›f›n›n bir kesiminin ç›karlar›n› di¤er kesimlerine karfl› temsil etmemektedirler; bunu yaparak, iflçi aristokrasisinin geçici ç›karlar› yarar›na karfl› devrimci önderlerin ihanetine u¤ram›fl olan iflçi s›n›f›n›n ortak ç›karlar›n› temsil etmektedirler: ‹flsiz ve k›sa süre çal›flanlar›n say›s› artt›kça ve ç›karlar› iflçi s›n›f›n›n ortak ç›karlar›yla bütünlefltikçe, iflçi aristokrasisinin geçici ç›karlar› bu ortak ç›karlara tabii k›l›nmal›d›r. ‹flçileri kaderlerine terketmek üzere, iflçi aristokrasisinin ç›karlar›n› temel alan bak›fl aç›s› aç›kça karfl›-devrimcidir.” Komünist enternasyonalin bu vurgular›, o günden bu güne komünist hareket içerisinde yaflanan ayr›flmalar›n eksenlerinden bir tanesine iflaret etmektedir. Bugün de de¤iflen pek birfley yoktur: Bugün “s›n›fsal bak›fl aç›s›” zemininde yaflanan ayr›flma ve netleflmenin bir taraf›nda, sendikalist bak›fl aç›s›yla tarif edilen iflçi s›n›f›ndan hareketle, s›n›f›n “ayr›cal›kl›” denilebilecek sigortal›, sendikal› ve büyük ölçekli iflletmelerde kümelenmifl kesimine/kesimlerine gözlerini dikenler ve büyük sanayi proletaryas›n›n devrimci dinamizmini a盤a ç›karmas›n› bekleyenler bulunurken, di¤er taraf›nda ise, yüzlerini iflçi s›n›f›n›n; sigortas›z, sendikas›z, hiçbir sosyal güvenceye sahip olmayan, iflsiz ve büyük ölçüde kendilerine varofllar› mesken olarak seçmifl ve buralarda üslenmifl kesimlerine çevirenler bulunuyor. Eflitsiz geliflim, esnek üretim v.b. olgularla iç içe geçmifl olarak yaflanan bu süreç iflçi s›n›f› saflar›nda s›n›f›n genel ve ortak ç›karlar›n› temel alan bir mücadele ve örgütlülük ekseninde karfl›lanamad›¤› noktada, iflçi s›n›f›n›n da kendi içerisinde bir bölünmüfllük ve rekabet ortam›na sürüklenece¤i aç›kt›r. Bugün yaflananlar da bu zemindedir. Komünist manifestodaki flu vurgular, iflçi s›n›f›n›n ulufllararas› hareketinin ve mücadele ekseninin kavranmas›nda tutulacak ana halkay› ortaya koymas› bak›m›ndan anlaml›d›r: “Komünistler, ... 1. Farkl› ülke proleterlerinin ulusal savafl›mlar›nda, her türlü milliyetten ba¤›ms›z olarak, tüm proletaryan›n ortak ç›karlar›na iflaret eder ve bunlar› öne sürerler. 2. ‹flçi s›n›f›n›n burjuvaziye karfl› savafl›m›n›n geçmek zorunda oldu¤u çeflitli geliflme aflamalar›nda, her zaman ve her yerde, tüm hareketin ç›karlar›n› temsil ederler.” Bugün dünya iflçi s›n›f›n›n (hatta ulusal co¤rafyalardaki iflçi s›n›f›n›n kendi içerisinde) yaflad›¤› eflitsiz geliflim ve rekabet koflullar›nda 150 y›l öncesine oranla, de¤iflen çok az fley vard›r ve dolay›s›yla komünistlerin bu zemindeki görevleri de de¤iflmemifltir. Devrimci parti, ideolojik-siyasal-örgütsel zeminlerde bir bütün olarak devrimci bir seçene¤in yarat›lmas›ndan geçiyor. Bugün ihtiyaç duyulan devrimci seçenek ise, ancak iflçi s›n›f›n›n genel ve ortak ç›karlar›n› esas alan bir mücadele hatt›/eylem çizgisi ve siyasetin zemininde somutlanabilir ancak. J


14

Say›: 15 P Eylül ‘97

Burjuva Devlet, “Teba”s›n› Hay›r ‹çin De¤il Kay›t Alt›na Al›p Denetlemek ‹çin Sayar

Nüfus Say›m› De¤il Fiflleme Temmuz ay›nda, nüfus tespiti ve seçmen yaz›m›yla ilgili kanun kabul edildi. Bu kanunun Merkezi Nüfus ‹daresi Sistemi’ne de ifllerlik kazand›raca¤› belirtiliyor. Bu kanuna göre, projenin iki y›l içinde tamamlanmas› zorunlu. Projenin tamamlanmas›yla, devletin elinde Türkiye’de yaflayanlar›n nüfus kay›tlar› bilgisayara kaydedilmifl ve numaralanm›fl olacak. Böylece istendi¤i anda her insana “ulafl›lmas›n›n” koflullar› sa¤lanm›fl olacak. Projenin ileriye yönelik hedefi, kiflilerin aile yap›s›, ö¤renim durumu, malvarl›¤›, geliri, nerede çal›flt›¤›, vergi durumu, suç iflleyip ifllemedi¤i, cezaevinde yat›p yatmad›¤›, fiziksel özellikleri, sa¤l›k durumu gibi bilgiler de bilgisayara geçilecek. Ayr›ca yeni yasayla, nüfus cüzdan› olmayanlara, 6 ay içinde bulunduklar› yerde nüfus müdürlüklerine baflvurmalar› halinde cezas›z olarak nüfus cüzdan› verilecek. Türkiye’de, 2 milyon dolay›nda kiflinin nüfus cüzdan›n›n olmad›¤› belirtiliyor. *** Yukar›daki bilgiler, bas›nda yerald›. Ancak nedense sol yay›nlarda pek ilgi görmedi. Kimileri, Bat› Çal›flma Grubu’nun istihbarat çal›flmas›na dönük planlar›n› “fiflleniyoruz” diyerek, hakl› olarak teflhir ederken, as›l fifllenme operasyonunu görmezden geldiler. Yürürlükte olan darbenin biçimsel de¤erlendirilmesinin getirdi¤i ve getirece¤i zaaflardan bahsederken, sokaklarda tanklar›n, arama yapan asker ve polislerin, radyolardan duyulan “Yine de flahlan›yor..” müziklerinin, hatta befli bir yerdenin (komutanlar›n) televizyondan okuduklar› bildirilerin, bir darbeyi belirlemenin genel geçer ölçüleri olarak al›nmamas› gerekti¤ini vurgulam›flt›k. Bugün gündemde olan burjuva devletin yaln›zca yeniden yap›lanma sanc›lar› de¤il, bu sanc›lar› aflmak için toplumsal deste¤i de ard›na alma, kendine y›¤›nlar nezdinde yeni bir görünüm ve meflruluk kazand›rma çabalar›d›r. Bu çabalar›n ard›nda, devrimci bir siyaseti sürdüremeyip düzeniçi istemlerin kuyru¤una tak›lan reformist sol ak›mlar›, düzen içinde toplumsal bas›nc› azaltan birer sübap yapma amac› kadar, düzen d›fl› varolufllar›n› sürdürenleri fiziki sald›r›larla da¤›tma ve boyun e¤dirme amac› da var. ‹çinden geçti¤imiz dönemin, seçmeli terör ve gerici reformlar dönemi oldu¤unu s›k s›k vurguluyoruz. Bu reformlar, burjuva devletin manevralar›yla, uluslararas› ve ulusal burjuvazinin kesimsel ç›karlar› ve emperyalistleflme, yeniden paylafl›mdan pay kapma hedefinin bir sonucu olarak kitlelerin gündemine geliyor. Üstüne üstlük, devrimci bir siyasetin ve örgütün olmad›¤ koflullarda, yürürlü¤e sokulan gerici reformlar, solun önemli bir kesiminin burjuvazinin manevralar›n›n kuyru¤una tak›larak desteklemesi, düzenin sömürü çark›n› yeniden üretmesi sonucunu yarat›yor. Nüfus say›m› da iflte böyle reformlardan biri. Üstelik devrimci hareketin bugüne kadar uyan›k davranmad›¤›, sinsi sinsi ve alttan alta

uygulamaya konulan bir plan. Nüfus say›m›, 1980’den beri MERN‹S projesi ad› alt›nda burjuvazinin gündeminde. MERN‹S projesiyle, sadece devletin aç›klad›¤› gibi “vergi tahsilat› ve denetimi, kay›td›fl› ekonominin kontrol alt›na al›nmas› amaçlanm›yor, asl›nda göç etmifl Kürtleri, radikal ‹slam›n taban›n› oluflturan kesimleri de içine alan, nüfusa kay›t olmam›fl kiflilerin yan›s›ra herkesin hakk›nda ev, ifl, ö¤renim durumu, sab›ka ve sicil, malvarl›¤›, geliri, vergi durumu gibi kay›tlar›n istenildi¤inde kamu kurulufllar›nca hemen ulafl›lmak üzere bilgisayarda tutulmas› hedefleniyor. Dünya Bankas› ile Birleflmifl Milletler Kalk›nma Program› taraf›ndan maddi olarak da desteklenen nüfus say›m› projesi; bugün için, belirlenmifl pilot bölgelerde bilgisayarla gerçeklefltirilecek. Nüfus say›m›n›n seçimler bahane edilerek yap›lmas›n›n ard›nda, düzenin yeniden yap›lanma çabalar›, s›n›f›n devrimci kesimlerini ve bizzat devrimcileri tek tek fiflleme, düzenin adeta göremedi¤i, istedi¤inde bulamad›¤›, vergi vermeyen, nüfus kayd› olmayan, sigortal› olmadan çal›flan, say›s› küçümsenmeyecek kesimleri kontrol alt›na alma, düzen d›fl› kanallara akmas›n› engelleme gibi amaçlar vard›r. Düzenin bu sald›r›lar›, sadece devrimci kesimleri fiflleyerek, boyun e¤dirmeyi kapsam›yor; liberal demokratlar›n, legalist tasfiyecilerin seçmen kitlelerinin artmas› niyetiyle bu gerici reform sald›r›s›na destek verece¤ini düflünerek, düzend›fl› sol tecrit edilmek isteniyor. Devrimciler ve komünistler; seçimlerin telafl›na kap›larak seçmenlerinin artmas›, kay›tlar›n›n tutulmas› telafl›yla uygulamaya çanak tutan reformist sola ra¤men uyan›k olmal›, bu uygulaman›n asl›nda düzend›fl› solu tecrit etme operasyonu oldu¤unu öne ç›karmal›, buna karfl› bir politik tutum sergilemelidir. Burjuvazi s›n›f tavr›n›, karfl› devrimcili¤ini ortaya koyuyor; buna flaflmamak laz›m. As›l üzerinde durulmas› gereken, sosyalizm, devrim maskesiyle devrimcilerin fifllenmesine çanak tutan, seçimler için a¤z› aç›k bekleyen, seçmen kayg›s›na düflmüfl, “kay›ts›zlar› da TC kimli¤iyle kay›t edelim” diye yan›p tutuflanlar›n, bu gerici sald›r›y› dolayl›, dolays›z desteklemesi, seyretmesidir. Burjuva devlet bir s›n›f egemenli¤iyse e¤er, bu devletin “tebaa”s›n› kay›t ettirmesi ona yard›m da¤›t›p, sebil hizmeti gerçeklefltirece¤inden de¤il, ikametinden vergisine kadar kay›t alt›na almak, sürdürmek istedi¤i egemenli¤e baflkald›r›lar› görüp, denetleyebilme amac›ndand›r. Burjuvazi darbeyle, fleriata karfl› “cihat”›n›, yeni bir laik hükümeti meflrulaflt›rmay›, kitle deste¤iyle birlefltirmeyi hedefledi¤i gibi, öne ç›karmadan sinsice uygulad›¤› nüfus say›m› plan› ile sald›r›y› çok yönlülefltiriyor. Devrimci hareketin uyan›k davranmas›, sadece düzenin politik sald›r›s›n› teflhiriyle yetinmemesi, parlamenter avanakl›kl›kla düzeniçi konuma iyice yerleflmeye çal›flan, liberal tasfiyeci solun da, gerçek kimli¤ini sergileyecek politik tutum gelifltirebilmesi gerekiyor. J

“Toprak Reformu ve Köy-Kent Projesi”

Bir Sald›r› da K›r Yoksullar›na

D

arbe hükümeti, iflbafl›na geldikten sonra, kendine öncelikli olarak belirledi¤i sorunlardan bir tanesi de "Güneydo¤u sorununun çözümü" idi. Ecevit, y›llard›r, bu sorunu nas›l çözümleyebilece¤i yolunda mesajlar veriyor, yaklafl›mlar›n› ortaya koyuyordu. Son y›llarda deneyim ve birikimiyle, burjuva egemenli¤inin sürdürülmesinde ifllevli bir rol üstlenen Ecevit, devletin t›kand›¤› her sorunda kilit adam rollerinde, çözüm için kollar› s›v›yordu. Böylece burjuvazinin de takdirini kazand›. Hükümete gelir gelmez, "Güneydo¤u sorunu"yla ilgili planlar üzerinde çal›flmaya bafllad›. Ortaya son günlerde s›kça duyulan "Köy-kent projesi" ç›kt›. Bu projeye göre, TC'nin s›n›rlar› içine hapsedilen Kürt köyleri, belirli bölgelere toplanacak, buralara sanayi yat›r›mlar› yap›larak ifl alan› sa¤lanacak, korucular istihdam edilecek. Projenin önemli bir aya¤› olarak sunulan bir baflka uygulama ise "toprak reformu". Bu uygulama, M. Kemal döneminden beri dillendirilen, ancak bir türlü gerçeklefltirilemeyen bir hedef. Ecevit'in “Kürt sorunu”na yaklafl›m›yla da yak›ndan ilgisi var. Ecevit'e göre bölgedeki sorun, feodalitenin tasfiye edilmesiyle çözülecek bir sorundur. A¤al›k sistemine son verilip, topraklar "halka" da¤›t›lacak, böylece feodalite tasfiye edilecek ve sorun çözümlenmifl olacak. Herfleyden önce, bu projenin ad›n›n "toprak reformu" olarak belirtilmesindeki tuza¤› görmek gerekiyor. Reform denilince akla hep pozitif geliflmelerin gelmesinden de yararlan›larak, reform ad› alt›nda yap›lacak olanlar›n Kürt halk› içinde bir beklenti yaratmas› ve böylece ulusal önderlikten uzaklaflmas› hedefi güdülüyor. Bu beklentinin yarat›lmas›nda, Kürt ulusal hareketinin, s›n›fsal dinamikleri ihmal ederek güç toplamas›n›n bir zemin sund¤u bir gerçek. Ecevit'in projesi kabul edilirse, bölgede a¤alar›n elinde bulunan topraklar, köylülere kurdurulan kooperatifler ad›na Ziraat Bankas› taraf›ndan sat›n al›nacak. Köylülere belirli bir miktar kredi aç›lacak. Böylece "feodalite tasfiye edile"cek. Bölgedeki toprak sahiplerinden toprak al›narak yoksul köylülere verilece¤i koca bir yalan olmas›na ra¤men, bu ygulama ile, may›ndan temizlenmifl verimli topraklar›n üzerine kurlacak kooperatiflerle yeni tar›m kapitalistleri yarat›lmak istendi¤i ise bir s›r de¤ildir.fiimdiden may›ndan ar›nd›r›lm›fl bölge topraklar›na talip olan a¤alar seslerini yükseltmeye bafllad›.. Yani, “toprak reformu” ad› alt›nda, zaten önemli bir servete ve silahl› güce sahip olanlar›n servetine servet kat›lacak. Köylerine dönmek isteyen insanlar için ise, önce bu topraklarda yaflayabilecekleri koflullar›n oluflmas› gerekiyor. Yani, onlar› zorla göçettiren koflullar›n ortadan kalkmas›. Oysa TC y›k›lmad›¤›na, ulusal devrimci hareket de onlar› kendi etraf›nda mevzilendiremedi¤ine göre, bu koflul da sa¤lanm›fl de¤il. Buna bakarak da, pekala bu "toprak reformu"nun, topra¤› a¤alardan al›p, halka vermek de¤il, a¤alar›n birer "modern" kapitalist haline getirilmesi oldu¤u ortaya ç›k›yor. A¤alar›n emrinde yaflayanlarsa, önceleri onlar›n hizmetkar› durumundayd›, flimdi ücretli köle olacaklar. Bu "reform" onlara böyle yans›yacak. Ayr›ca “Köy-kent projesi” ad› alt›nda, bölgede, “toplama kamplar›” olarak adland›r›labilecek uygulamalar gündeme gelecek. Böylece denetlenemeyen kesimlerin denetlenmesi, devletin orada varl›¤›n›n sa¤lamlaflt›r›lmas› ve yeniden yap›land›r›lmas› sa¤lanmaya çal›fl›lacak. Sonuçta, Ecevit’in fantazisi olarak sunulan, “köykent” ve “toprak reformu” projeleri, gerçekte düzenin Kürtleri düzenin kontrolüne almay› hedefleyen bir gerici reform, yeni bir sald›r› projesidir. J


Say›: 15 P Eylül ‘97

15

DAB-SEN Üzerine "‹

flsizler, Sigortas›z, Sendikas›z ‹flçiler Dayan›flma Birli¤i Sendikas›", Sendika ad›na yay›nlanan iki ayr› bildirgede ve Maya dergisinin 11. say›s›nda yay›nlanan bir de¤erlendirme yaz›s›nda belirtildi¤i gibi çok önemli bir bofllu¤u doldurmaya adayd›r. Bu boflluk, proleter y›¤›nlar›n›n örgütlenme d›fl› tutulan büyükçe bir bölümünü s›n›f mücadelesi içine çekilememesinden do¤an boflluktur. ‹flsizler, genellikle proletarya kitlesinin içinde görülmüyorlar. Ancak bir "ifl" sahibi olabildiklerinde "s›n›f"a dahil ediliyorlar. Özellikle Türkiye'de sendikas›z ve sigortas›z çal›flan kitle, sigortal› ve sendikal› kitleye göre çok daha büyük bir nicelik oluflturuyor. Binlerce küçük atelye ve iflyerine da¤›lm›fl olan tekstil iflkolu, rekabet gücünü bizzat ucuz iflgücünden almaktad›r. Ucuz iflgücü ise çocuk, kad›n eme¤i, sendikas›z ve sigortas›z çal›flan ve "iflsizlik sopas›yla" terbiye edilen iflçilerden sa¤lan›yor. ‹nflaat sektöründeki yayg›nl›k ve ucuz emek sömürüsüne karfl›l›k, burada da sigorta ve sendikas›zl›k temel bir özellik olarak durmaktad›r. Mevsimlik iflçileri, tar›m proleterlerini ise zaten hesaba katan yok gibidir. S›n›f-kitle örgütlerinin d›fl›nda duran bu genifl y›¤›n, örgütlenme ve bilinç eksikli¤i ile s›n›f mücadelesinde gerçek bir "enerji kayb›"d›r. Böyle olunca DAB-SEN oldukça genifl bir hedef kitleye hitabetmek durumuyla karfl› karfl›yad›r. "‹flsizler, sendikas›z ve sigortas›z iflçiler"in kapsam olarak "proletarya" tan›m› içinde oldu¤una kuflku yoktur. Fakat günümüzde hem proletarya tan›m›na bir aç›kl›k getirmek, hem de proletaryan›n bir s›n›f olarak temelde çeliflmese bile çok önemli farkl›laflmalar ve ç›kar ayr›l›klar› tafl›makta oldu¤unu da güvenle saptamak gerekir. Marksist klasiklerin "iflgücünden baflka satacak bir fleyi, zincirlerinden baflka kaybedecek bir fleyi olmayan" kifliler olarak tan›mlad›¤› proletaryaya tam› tam›na denk düflen kategori asl›nda iflsizlerdir. Kapitalist sistemin yaratt›¤ bu can al›c› bölünme bizzat s›n›f mücadelesinin içine sokulmufl bir kundakt›r da ayn› zamanda. Çünkü "iflsiz" ve "iflçi" olan proleter aras›nda önemli bir ç›kar farkl›l›¤› bulunmaktad›r. Birinin sahip olmak istedi¤i fley, di¤erinin kaybetmekten korktu¤u fleydir. Burjuvazi bizzat bu çeliflki ve rekabetten kendi s›n›f ç›karlar› do¤rultusunda yararlan›r ve bu çeliflki s›n›f dayan›flmas›n› dinamitleyen bir etkendir. Öyleyse DAB-SEN "iflsiz" proleterleri örgütleyerek s›n›f mücadelesine katmay› hedeflerken, bu yak›c› çeliflmeye s›n›f lehine çözme iddias›nda olmak zorundad›r. "‹fl saatlerinin azalt›larak istihdam›n artt›r›lmas›", bizzat kapitalistin kar marj›na yönelik bir talep oldu¤undan "iflsiz sendikas›n›n muhatab› ve iflverenini sistem sahipleri olarak" belirlemektedir. Bu do¤ru bir tutumdur. Fakat yine de iflsiz y›¤›nlar böyle sendika-

Kapitalist sistemin yaratt›¤ bu can al›c› bölünme bizzat s›n›f mücadelesinin içine sokulmufl bir kundakt›r da ayn› zamanda. Çünkü "iflsiz" ve "iflçi" olan proleter aras›nda önemli bir ç›kar farkl›l›¤› bulunmaktad›r. Birinin sahip olmak istedi¤i fley, di¤erinin kaybetmekten korktu¤u fleydir. dan "yak›n" ve "acil" talepleri olan "ifl" isteklerini çözmelerini bekleyecek ve ilk elde sendikay› "ifl bulma derne¤i" gibi alg›lamaktan geri durmayacaklard›r. ‹flsizlerin ortak bir bilinç, ruh hali ve örgütlülük içinde hareket ettirilmelerinin önünde de engeller vard›r. Bireysel olarak ifl bulma umudu, kollektif bilinç ve eylemlili¤in karfl›s›nda güçlü bir alternatif olarak varolur ve her iflsiz bir di¤erini "kader orta¤›" olarak görmekten ziyade potansiyel "rakip" olarak alg›lar. ‹flsizlerin vas›flar›, yafl, deneyim, ö¤retim düzeyi vb. farklar da onlar› "ifl bulma" rekabetinde birbirlerinden kümelenme olarak farkl› pozisyonlara tafl›r. Sürekli iflsizlik, hayat›n› devam ettirmek için geçici ve "gayri meflru" kazançlar peflinde koflmaya itmesi; derbederlik, umutsuzluk, y›lg›nl›k ve bireysellik bu kitlenin "lümpen" özellikler kazanmas›na neden olur. Bu ise iflsizleri örgütleme ve ortak amaçlar için mücadeleye seferber etmede di¤er olumsuz faktörlerle beraber muazzam bir handikap oluflturmaktad›r. Zaten iflsiz say›lar›na yap›sal olarak her y›l yeni yüzdelerin kat›ld›¤› bir ekonomide, özellefltirme nedeniyle toptan iflten ç›karmalar ve özellikle Kürdistan'da köylerin zorla boflalt›lmas› sonucu bu metropollere ak›n eden y›¤›nlar›n gizli/aç›k iflsizli¤i bu sorunu daha da büyüten etkenlerdir. Bu nitelikleriyle iflsiz kitlesi proletaryan›n bir bütün olarak bilinç ve kararl›l›k olarak dengesiz, ama ayn› zamanda köktenci e¤ilimlere aç›k radikal kesimini oluflturur. Bu nedenledir ki DAB-SEN'in öncelikle iflsiz kitlesini mütecanis bir topluluk sayarak politikalar saptamadan önce, tafl›d›¤› iç özelliklere göre ayr› tarz örgütlenme ve mücadele yöntemleri gelifltirmelidir. Bunun için bilimsel araflt›rmalar ve siyasi çal›flmalardan edinilen deneyimler veri al›nabilece¤i gibi bizzat yeni projeler de geliflti-

rilebilir. Örnekse; toplu iflten ç›karmalar sonucu iflsiz kalan y›¤›nlar için talepler, hedef, mücadele ve örgütlenme tarz› özgün bir nitelik tafl›r, tafl›mal›d›r. Buna karfl›l›k, metropole göç eden ve buralarda özellikle aile içi dayan›flma, hemfleri dayan›flmas› ile duran büyük bir gizli/iflsiz potansiyelini, somut hedefler ve talepler etraf›nda seferber etmek daha baflka bir tarz› gerekli k›lar. Sözgelimi, bu kitle Kürdistan'daki sömürge savafl›n›n ve sömürge siyasetinin do¤rudan sonucu olarak metropol yaflam›na kat›lm›fllard›r. ‹flsizli¤e karfl› talepler zorunlu olarak, ulusal kurtulufl mücadelesinin talepleriyle bir paydada ortaklafl›r; - Kürdistan'da sömürge siyasetinin son bulmas›, - Savafla son verilmesi, - Yak›lan, y›k›lan köylerin yeniden yerleflime aç›lmas› ve ulusal kurtulufla iliflkin di¤er talepler; metropolleri "siyasal ve ekonomik zorunlu" göçle flifliren kayna¤›n da çözümü demektir. - Hükümetin, boflalt›lan köy ve göç ettirilen Kürtlere iliflkin politikas› "iflsizler sendikas›"n› bu ba¤lamda UKM'nin taleplerine sahip ç›kmaya zorunlu k›lar. Sterka R›zgari dergisinde zaman zaman belirtildi¤i gibi metropollerdeki Kürt kitlesinin ikili görevi, onlar› bir yandan ülkelerinin kurtuluflu için ulusal demokratik zeminde, örgütlenme zorunlulu¤unu dayat›rken, ayn› zamanda yine bu kitlenin metropollerde di¤er uluslardan s›n›f kardeflleriyle birlikte s›n›f kitle örgütlerinde birlikte örgütlenmelerini de zorunlu k›lar. Bu ikili görev ve örgütlenme biçimleri birbirleryile çeliflmez, tersine birbirini güçlendirir. Bu nedenle DAB-SEN'in amaçlar›na (Bildirge'de yay›nlanan a-b-c-d-e-f bentlerine) bir madde daha eklenmeli ve; “g- ‹flsizli¤i ve sömürüyü körükleyen savafl politikalar›na, Kürdistan köylerinin zorla boflalt›larak, üretim d›fl› b›rak›lan insanlar›n metropolleri ve flehir merkezlerine ucuz iflgücü ve iflsiz y›¤›nlar olarak sürülmesine tav›r al›r. Bu nedenle sömürgeci politikalara son verilmesini ve Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakk› koflullar›n›n sa¤lanmas›n› talep eder", gibi ya da daha iyi formüle edilmifl bir talebi mutlaka koymal›d›r. E¤er bu kabul edilemezse bile, Kürdistan'daki savafl ve sürgün politikalar›n›n yaratt›¤› milyonlarca iflsiz ve göç kitlesinin her y›l daha da artmas› ve sorunlar›n›n çözümünde en önemli halkan›n gözard› edilmifl olaca¤› sab›rla, inatla anlat›lmal›d›r. Sendikal›laflt›rma ve e¤itim programlar›nda bu olgu etrafl›ca ifllenmeli, sömürge politikas›n›n, savafl›n emekçi y›¤›nlar üzerindeki etkisi ile ekonomi-politik temelleri derinlemesine ifllenmelidir. DAB-SEN tüzü¤ünde kad›nlar için %30 üyelik ve söz kotas› uygulanmas› olumlu bir ö¤edir. (%30 kotan›n bir s›n›rlama gibi alg›lan›fl›na dikkat etmek gerekir!) Sendika ve aile içi fliddet için de üyelik için "bir düflme nedeni" say›lmas›na karfl›l›k; "üyeli¤in düflmesine iliflkin di¤er nedenler ve disiplin suçlar›n›n" ayr›ca ve özenle belirtilmesi gerekir. ‹zmir’den R›zgari Taraftar› DAB-SEN Giriflimcileri


Say›: 15 P Eylül ‘97

16

Emperyalist Paylafl›m›n Ortado¤u’daki Ad›:

“Bar›fl Süreci” D

ünyan›n yeniden paylafl›m› kavgas› tüm h›z›yla sürerken, bu kavgadan alacaklar› pay› artt›rmak için yar›flanlar, bir yandan da paylafl›m kavgas›n›n da etkisiyle süren istikrars›zl›¤› ortadan kald›rmak için elbirli¤iyle mücadele ediyorlar. Yeniden paylafl›m›n önemli alanlar›ndan ve istikrars›zl›¤›n en yo¤un oldu¤u bölgelerden biri olan Ortado¤u, bu nedenle sürekli olarak gündemde önemli bir yer tutuyor. ‹stikrar aray›fllar›n›n ad›na “Ortado¤u bar›fl süreci” deniyor ve dünyada bir tek tafl›n k›p›rdamas› bile, son derece hassas dengeler üzerinde yürüyen “bar›fl süreci”ni tehlikeye atmaya yetiyor. Ortado¤u, bir yandan Kürtlerle ilgili geliflmeler, öte yandan ‹srail-Filistin, ‹srail-Suriye ve TC’nin bölge devletleriyle olan gerilimleriyle kaynarken, dönem dönem bu çat›flmalardan bir tanesi ön plana ç›k›yor. Temmuz ay› sonunda, Hamas taraf›ndan Kudüs flehrinde yap›lan intihar sald›r›s› da, “Ortado¤u bar›fl süreci”ni tehlikeye atan bir geliflme olarak gündemde bir yer iflgal etti. Daha önce ‹srail ile Filistin aras›nda süren gergin iliflkiler, Ocak 97’de imzalanan anlaflmayla yeni bir aflamaya girmiflti. Bu anlaflmaya göre, 1993 Oslo anlaflmas›n›n uygulanmas›n›n koflullar› hakk›nda ‹srail ve Filistin yönetimi bir ortaklaflma sa¤lam›fllard›. Bu süreç, Arafat’›n, bat›l› diplomatlar ve özellikle ABD nezdinde itibar toplamas›nda önemli bir rol oynam›flt›. Ancak, anlaflmada Arafat’›n uymay› taahhüt etti¤i koflullar, ona ezilen halklar nezdinde ayn› itibar› sa¤lamak bir yana, varolan güveni bile ortadan kald›ran bir etkide bulunmufltu. ‹srail aç›s›ndan en önemli nokta, Arafat’›n “terörle mücadele”, Filistin halk›n›n düzene yönelik tepkilerinin bast›r›lmas› konusunda kendisiyle iflbirli¤i yapmas›yd›. Bu konuda söz veren Arafat, bu süreçten sonra, ‹srail gizli servisiyle ve polis teflkilat› yöneticileriyle mesai tüketmiflti. Mart ay›nda, Hamas taraf›ndan gerçeklefltirilen intihar sal›r›s›, Arafat’›n yüre¤ini hoplatmaya yetmiflti. Zaten anlaflmaya uymamak için bahane arayan ‹srail yönetimi de bu vesileyle, Arafat’a güvenmemekte ne kadar hakl› olduklar›n› belirtip, Oslo anlaflmas›n›n flartlar›n› yerine getirme konu sunda ayak diremifllerdi. Asl›nda, Ortado¤u’daki paylafl›mda, ABD ve TC ile iflbirli¤i içinde önemli bir mesafe kateden ‹srail için karl› olan bu anlaflmaya, ‹srail’den çok Filistin yönetimi önem veriyordu. Teslimiyet anlaflmas›n›n yürürlü¤e girmesi için canla baflla çal›fl›yorlard›. Sonuçta taraflar›n hiçbirinin hakk›n› yememek laz›m. “Ortado¤u bar›fl süreci”nin ilerlemesi ve istikrar›n sa¤lanmas› için herfleyi denediler. Arafat, bu yolda, A¤ustos ay› içersinde bir ulusal birlik kongresi toplad›. ‹slami Cihad, Hamas, Filistin’in Kurtuluflu ‹çin Halk Cephesi gibi örgütlere bir ça¤r› yapt›. Bu ça¤r›ya yan›t verenlerle birlikte, Filistin için neler yap›labilece¤ini tart›flt›. Onun aç›s›ndan as›l sorun, ba¤›ms›zl›k yanl›s› olan bu gruplar› kendi etraf›nda nas›l toparlay›p, onlar› “kirli bar›fl”a nas›l alet edebilece¤iyle ilgi-

lidir. Yap›lan toplant›da, gruplar, ‹srail karfl›t› her tür giriflimi destekleyeceklerini aç›klad›lar. ‹slami Cihad örgütü, Arafat’a, ‹srail’le yap›lan anlaflmay› bozmas›n› önerdi. Ancak, Arafat’›n bunlar› yapmaya niyeti olmad›¤›n› da uzunca bir süredir biliyoruz. Bu toplant›da, ba¤›ms›zl›k yanl›s› örgütlerin liderlerine karfl› gösterdi¤i samimi tutum, “terörle mücadele” etmesi yolu.nda ondan daha sert ad›mlar bekleyen ‹srail’e karfl› bir koz elde etme amac›n› tafl›yordu. Yap›lan toplant›dan sonra, örgütler, daha ileri-

de yeniden biraraya gelmek istediklerini aç›klad›lar. Baflta ABD olmak üzere, ‹srail ve baz› Avrupa ülkeleri Arafat’›, bu toplant›dan dolay› ikiyüzlü olmakla, terörle mücadele konusunda samimi olmamakla suçlad›lar. Önümüzdeki süreçte, Arafat’›n ne kadar samimi oldu¤unu gösterme yolundaki ad›mlar›na da flahit olacaklar› kesin. Tam bu süreçte, Hamas 4 A¤ustos günü Kudüs’te üç ayr› intihar sald›r›s› gerçeklefltirdi. 8 kiflinin öldü¤ü ve 150’den fazla kiflinin yaraland›¤› sald›r›dan sonra, “Ortado¤u bar›fl süreci” bir kez daha dinamitlenmifl oldu. Böyle bir bar›fl sürecinin tökezlemesinin bizim aç›m›zdan bir zarar› olmamakla birlikte, Ortado¤u’da bu istikrars›zl›k oda¤›nda, varolan hoflnutsuzluklar› örgütleyip, dünya devrimi için bir s›çrama tahtas› haline getirebilecek bir örgütlenmenin eksikli¤i nedeniyle, bizim hanemize yaz›lan bir fley olmad›¤›n› da saptamak gerekiyor. J

Amerikan ‹flçi S›n›f›n›n Sendikal Uyan›fl›

A

¤ustos ay›nda, iki hafta süren bir grev yafland› ve dünyada oldukça genifl yank› uyand›rd›. Bu grev, ABD'nin en büyük kargo flirketi olan UPS (United Parcel Service) isimli kargo flirketinin 2400 da¤›t›m deposunda çal›flan toplam 185 bin iflçiyi kaps›yordu. UPS, Amerika'da esnek üretimin en önde gelen uygulay›c›lar›ndan biri. Çal›flanlar›n yar›s›ndan fazlas› part-time çal›fl›yor ve saat ücretleri tam gün çal›flanlar›nkine göre oldukça düflük. Part-time çal›flanlar›n saat ücretine tam sekiz y›ld›r zam yap›lmam›fl. Ayr›ca çal›flma koflullar› son derece a¤›r, sosyal güvenceleri yok. UPS iflçileri, Uluslararas› Kamyoncular ve Tafl›mac›l›k Senidak›s›, Teamster'a üye. ‹flçiler, sendika arac›l›¤›yla iflverenle yapt›klar› görüflmelerde, ücretlerin yükseltilmesini, ifl koflullar›n›n düzeltilmesini, esnek çal›flman›n kald›r›lmas›n› talep ettiler. Patron, onlara istediklerinden çok daha az bir ücret önerdi. Bunun üzerine UPS iflçileri 4 A¤ustos'ta greve bafllad›lar. ‹flçilerin %95'inin oyuyla grev karar› al›nd›. Grevin bafllamas›yla birlikte kargo flirketinin iflleri büyük oranda durmufltu. Müflterilerin taleplerini karfl›layamayan flirket, müdürlerini ve grev k›r›c›lar› çal›flt›r›yor ancak, yine de iflleri yetifltiremiyordu. Hem ABD'de, hem de dünyan›n baflka ülkelerinde bu grev yank› uyand›rd›. Sa¤l›k, ulafl›m, posta vb. iflkollar›nda UPS iflçileriyle dayan›flma grevleri ve destek eylemleri geliflti. Grevin yaratt›¤› koflullar elbette ki, tafl›mac›l›¤a göbekten ba¤l› bir çok flirketi de rahats›z etmiflti. Bunun üzerine Clinton'a, Taft-Hartley yasas›n› uygulamas› için patronlar taraf›ndan bask› yap›lmaya baflland›. Bu yasaya göre, ABD baflkan›, grevi inceleyip, "gerekli" görürse yasaklayabiliyor. Ancak, ka¤›t üzerindeki bu yasa, kararl›l›k karfl›s›nda hiçbir ifle yaram›yor. Nitekim, ABD'de daha önce 76'daki madenciler grevinde, bu yasay› uygulamaya çal›flm›fllar, ancak iflçiler bunu tan›mayarak eylemlerine devam etmifllerdi. Baflkanl›¤›n prestjinin birkez daha sars›lmas›n› göze alamayan Clinton, bu yasay› uygulamad›. Zaten 21 A¤ustos'ta da grev anlaflmayla bitti. Anlaflmayla, yar›m gün çal›flma giderek orta-

dan kald›r›lacak, büyük oranda tam gün çal›flmaya geçilmeye çal›fl›lacak, ücretlere zam yap›lacak. Ayr›ca iflçilerin taleplerinden biri de, emeklilik fonunun, UPS'nin sigorta flirketinde de¤il, sendikan›n birlikte çal›flt›¤› flirkette birikmesiydi. Özellikle sendika taraf›ndan öne ç›kar›lan bu madde, ayn› zamanda sendikan›n iflçilerin eylemiyle neden bu kadar ilgilendi¤ini de ortaya koyuyor. Çünkü, bu yolla sendika kasas›na giren para hiç de az bir miktar de¤il. UPS grevi, tafl›mac›l›k sektöründe, 1976'dan beri yap›lan en büyük grev oldu. Dünyadaki devrimcilerin, ezilenlerin sempatisini kazand›. Ancak görünüflte zafer diye sunulsa da, hem grevin sonuçlar›, hem de iflçilerin talepleri itibariyle ABD'de yetmiflli y›llarda yap›lan iflçi eylemlerinden daha geri oldu¤unu unutmamak kayd›yla sendikal bir kazan›m diyebiliriz. ABD'de yetmiflli y›llarda iflçiler, 6 saatlik iflgünü için eyleme geçiyorlard›. Bugünse, part-time (yar›-zamanl›) çal›flman›n getirdi¤i sömürü karfl›s›nda, iflgününün uzat›lmas›n› talep etme noktas›ndalar. Elbette, geri taleplerle de olsa eylemlili¤e geçmifl olmalar› önemli bir kazan›m, ancak, bu bafllang›c› ileriye tafl›yacak bir önderli¤in olmad›¤› koflullarda, sadece bir tak›m ekonomik haklar›n elde edilmesiyle kalacak. Üstelik, ne kadar do¤ru oldu¤unu bilmemekle birlikte, tam gün çal›flan iflçilerin birtak›m ayr›cal›klar› da kald›r›lm›fl oldu¤u belirtiliyor. Yani, geri temeller üzerinde bir eflitleflme sa¤lanma yolunda bir ad›m at›lm›fl oluyor. Oysa, onlar› ortak ç›karlar etraf›ndan birlefltirebilecek olan “tam ücretli, 6 saatlik iflgünü, 4 vardiya” talebi, bu tür bölünmeler karfl›s›nda birlefltirici, üstelik Amerikan iflçi s›n›f›n›n yabanc› olmad›¤› bir taleptir. Bu deneyim, s›n›f›n haf›zas›na yar›m yamalak kaz›nacak. Çünkü, onlar›n haf›zas› olmas› gereken devrimci parti sadece Türkiyede de¤il, ABD'de de eksik. Bu deneyimleri yaflam›fl olanlar›, s›n›f›n haf›zas›n› oluflturma yolunda toparlayacak olan devrimci-enternasyonalist çekirdek de henüz kendini varetmifl de¤il. Bu yap›lana kadar da, dünya iflçileriyle ba¤›m›z manevi, eylemlerimiz dayan›flma düzeyinde kalmaya mahkum. J


Say›: 15 P Eylül ‘97

17

S-300 Krizi ve Körüklenen fiovenizm TC

’nin,Yunanistan’›n, AB’nin, ABD’nin ve di¤erlerinin dü¤üm üstüne dü¤üm att›klar› K›br›s krizine, bir de Ruslar’›n S-300 füzeleri tak›ld›. Öyle bir tak›lma ki, hem TC/KKTC, hem de Yunanistan/Güney K›br›s egemen s›n›flar›n›n klasik flovenist taktiklerinin ve karfl›l›kl› efelenmelerinin görüntüleri eflli¤inde ta M›s›r’dan, ‹srail’den ses vermeye bafllad›. Olup bitenler, füze krizi patlak verdi¤inde, K›br›s Hükümeti’nin, “füzeleri A¤ustos 98’den önce teslim alabiliriz” aç›klamas›yla krizi yeniden alevlendirdi¤inde, Çiller ve Ecevit’in “vururuz” blöfüyle a盤a ç›kan konjonktürel pozisyonlar›n de¤erlendirilmesi ihtiyac›n›n ötesinde anlamlar tafl›yor. Bunlardan birincisi; geçen say› Maya’da K›br›s’la ilgili haberimizde, K›br›s özelinde vurgulad›¤›m›z “satranç turnuvas›n›n” asl›nda bölgesel olarak, Rusya, Kafkasya, Ege, Do¤u Akdeniz, Ortado¤u gibi genifl bir co¤rafyan›n tamam›nda gerçekleflti¤i ve TC’nin de bu turnuvada Kasparov ya da Deep Blue seviyesinde de¤ilse bile, “ustal›k” d›fl›nda bir kategoriye raz› olmad›¤›d›r. Türkiye burjuvazisinin darbe rejimiyle, da¤›lan eteklerini toparlamas›n›n hemen peflinden giriflti¤i hamlesi, bir yan›yla yeni bölgesel angajmanlar›n ve projelerin de gündeme gelmesiyle, komünistlerin iyi de¤erlendirmesi gereken bir zemin do¤makta, bununla birlikte kimilerine yaln›zca “ilginç” gelecek görüntüler oluflmaktad›r. Örne¤in TC, bir yandan çepeçevre bütün komflular›yla birtak›m kanallar arac›l›¤›yla gerginlik yaflarken, kimi kanallar arac›l›¤›yla da “yumuflama ve iyi iliflkiler” bab›ndan ad›mlar atmaktad›r. Örne¤in Türkiye’de flovenizmin mi¤ferini oluflturanlardan Genelkurmay’›n baflkan›, Yunanistan’›n bir milli bayram› vesilesiyle, hiç de adetten olmad›¤› halde Yunanistan Büyükelçili¤i’nin davetine icabet ederek “zeytin dal›” politikas›na h›z verirken, ayn› kurmayl›k, medya ve hükümete iletti¤i “taepleriyle”, var olan bütün anlaflmalara ayk›r› oldu¤unu bile bile bo¤azlardan geçen bütün gemilerin durdurularak, S-300 aramas›ndan geçirilmesini isteyebilmektedir. Ayn› çeliflkili gibi görünen durum, özellikle son günlerde ‹ran, Bulgaristan, Romanya ve hatta Suriye ile iliflkilerde de sergilenmektedir. fiovenizm dalgas›n› yükseltme ve zeytin dal› politikalar›, asl›nda ayn› madalyonun iki yüzünü oluflturmaktad›r. ‹yiden iyiye gözüne kestirdi¤i emperyalist hiyerarflideki yeni yeri için, izledi¤i hem çat›flan hem de gerekti¤i yer ve zamanda icazet alan atak ve giriflimler, TC’nin bugün bölgedeki kapitalist uluslararas› hukuk ve diplomasi aç›s›ndan “ilginç” bulunan görünümünün nedenidir de... fiimdi yeniden gelelim S-300 Krizi’ne. K›br›s’›n uluslararas› alanda meflru kabul edilen güneydeki burjuva diktatörlü¤ünün, Rusya’ya S-300 füzeleri siparifl etti¤i ortaya ç›kt›¤›nda, TC’nin bütün komflular›n›n bu füzelere sahip oldu¤u ya da olmak üzere giriflimde bulundu¤u anlafl›lm›flt›. Bulgaristan’da S-300’ler ve daha geliflkin modelleri eskiden beri bulunmaktad›r. ‹ran da y›llar önce S-300’lere sahip oldu¤u gibi, menzili içine ‹srail’i ve bu arada da Ankara ve ‹stanbul’u alacak yeni füze sistemleri için Rusya’yla iflbirli¤inde bir hayli mesafe katetmifltir. Yunanistan ve Suriye ise, füze sistemlerinin yan›s›ra savafl uça¤› filolar›na önemli say›da Mig ve SU modelleri ek-

lemek üzere Rusya ile pazarl›klar›n› sürdürmektedir. “Uyan›k ve vatansever” medyan›n son dönemdeki istihbarat›na göre, bu yukar›daki bilgilere çok daha fazlas›n› eklemek mümkün, ama yaln›zca bu bilgilerle yetinerek k›sa süreli bir manflet dalgalanmas› yaflan›r. Füzelerin menzil grafikleri eflli¤inde TC’nin düflmanlar›n›n bu gizli(!) haz›rl›klar› yaz›l›p çizilir. Ama birden bire bu haber ve yorumlar›n kesilip gündemde sadece K›br›s’›n S-300’lerinin tutulmas› ilginçtir. Belki de içeride küçük bir flovenist manipülasyon için pompalanan bu rüzgar›n d›flar›ya karfl› ay›p kaçacak bir yönü vard›r da medya uyar›lm›flt›r; bilinmez. fiimdi “kahraman bahriyeli” bir bardak bo¤az suyunda S-300 av›nda. Uluslararas› ticaret ve deniz hukuku aç›s›ndan Türkiye’nin yapabilece¤i hiçbir fley yokmufl; ne gam? Montrö Andlaflmas›’n›n verdi¤i “sa¤l›k taramas›” hakk›yla gemileri arar, flüphelendi¤inin pefline denizalt›lar›n› salar, rotas›n› gözetlersin; olur biter. Yafl› 35’in üstünde olanlar, bu ülkenin egemenlerinin elin kiral›k sismik araflt›rma gemisiyle Ege’de nas›l efelik yapmak istedi¤ini hat›rlar. Norveç’ten kiralanan bir gemiyle Ege Denizi’nde petrol arama bahanesiyle, k›ta sahanl›¤› sorununu kafl›mak isteyen TC, gemiyi günlerce Mersin Liman›’nda yat›rd›ktan sonra dolarlar› ödeyerek göndermek zorunda kalm›flt›. Ama bu baflar›s›zl›¤›n üzerine de, örgütlenecek bir floven kampanya bulunmufl ve hemen bir gazetede ba¤›fl toplanmaya bafllanm›flt›. Bir “ilginç” not daha; 70’li y›llardaki bu geliflmeyi de bas›na s›zd›ran ve o günlerde bir hayli f›rt›na koparan k›ta sahanl›¤› sorunuyla bafllayan flovenist rüzgar› ilk üfleyen Bülent Ecevit olmufltu. Bo¤azlar’daki S-300 operasyonunu da uyan›k medyaya ilk aç›klayan yine Ecevit oldu. Kapitalist Türkiye devletinin, kapitalist Yunanistan ve K›br›s devletleriyle giriflti¤i son serüve-

nin içe dönük hesaplar›n›n ne derece tutaca¤› önümüzdeki k›sa dönemde görülecek. Belki bir süre daha ve bu kez de k›ta sahanl›¤›, Kardak Kayal›klar› v.b. temcit pilavlar›yla beslenecek bu dalgan›n zamlara, iflçi s›n›f›na ve Kürt ulusal hareketine fliddetlenerek yönelen sald›r›lara karfl›, “yükselece¤i ihtimali teorik olarak mevcut tepkilerin ve muhalefetin gö¤üslenmesi ve bast›r›lmas› için” kulan›l›p kullan›lmayaca¤› da ayn› dönemde anlafl›lacak. Ama anlafl›lmas› için yar›n› beklemeye gerek olmayanlar da var: Anlafl›lmas› gerekenler TC’nin emperyalist hiyerarflide basamak atlamadaki bu defaki kararl›l›¤›, hem içeride, hem de d›flar›da, karfl› karfl›ya/yan yana gelmelerle yaflanacak çat›flmalar› da ateflliyor. Burjuva diktatörlü¤ü, yürürlü¤e soktu¤u darbe rejimiyle uygulamakta oldu¤u gerici reform programlar›yla bunun toplumsal ve siyasal dönüflüm gereklerini yerine getiriyor. Anlafl›lmas› gereken; siyasal öznelerin s›n›f savafl›nda yer al›fllar› aç›s›ndan eksiklik sergilese de bu savafl›n keskinleflmekte oldu¤udur. Anlafl›lmas› gereken, diktatörlü¤ün yöneliflinin ve gerçeklefltirmek istedi¤i dönüflümlerin yönü ve niteli¤i ne olursa olsun, bu durumda yeni yeni devrimci olanaklar›n do¤aca¤›d›r. Anlafl›lmas› gereken, her alt-üst oluflta oldu¤u gibi, s›n›f›n öncüsünün “alt, üst; üst, alt” diyerek kar›flt›rmad›¤›, k›z›flt›rmad›¤› durumda bu olanaklar›n heba olup gidece¤idir. Düflman›n kara-floven dalgalar›yla beyaz-liberal dalgak›ranlar›n› ezecek proletaryan›n k›z›ldevrimci ayaklanmas› için, devrimci önderlik eksikli¤inin bugünkünden daha yak›c› görülemeyece¤idir; anlafl›lmas› gereken!.. J

Nepal’de Monarfli Çat›rd›yor... Ya Sonra? Gerillalar da, yasal sol partiler de, amaçlar›n› insan haklar› ve demokrasi söylemiyle ifade ediyorlar. Dikkate de¤er olan ise, t›pk› 96 zindan direnifllerinde Tuzla iflçisinin yapt›¤› gibi, siyasal nedenlerle eyleme geçen iflçilerin varl›¤› ve gösterilerin militan niteli¤idir.

A

¤ustos’un sonunda Nepal’de polisle göstericiler aras›nda çat›flma yafland›. Çat›flmadan daha ilginç, daha do¤rusu dikkate de¤er olan, çat›flman›n ç›kt›¤› genel grev eyleminin nedeniydi. Genel grev, hükümetin ç›kard›¤› “anti terör yasas›”n› protesto amac›yla örgütlenmiflti. Genel grev ça¤r›s›, Nepal’deki bütün sol partiler taraf›ndan yap›ld›. Sol partilerin belirtti¤ine göre, bu yasa, bütün muhalifleri terörist ilan ediyordu. Bunun üzerine genel grev ça¤r›s› yap›ld› ve ça¤r›ya çok say›da iflçi taraf›ndan yan›t verlidi. Genel grev s›ras›nda polis ve göstericiler aras›nda çat›flma ç›kt›. Polise ait araçlar göstericiler taraf›ndan tafl ve molotof kokteyli ile tahrip edildi. Ayr›ca, bölgede greve destek vermek amac›yla dükkanlar da kepenklerini kapatm›fllard›. Bu dükkanlar da polisin sald›r›s›ndan nasibini ald›lar. Ancak sald›r›, yukar›da da belirtildi¤i flekilde, lay›k›yla cevapland›r›ld›.

Olaylarda göstericilerden 79 kiflinin gözalt›na al›nd›¤› aç›kland›. Hükümetin aç›klamalar›na göre, “anti terör yasas›”n›n ç›kart›lmas›n›n nedeni “terör eylemlerindeki art›fl”t›. Kastedilen eylemler ise, yaklafl›k 18 ay önce, monarflik bir anayasan›n kabul edilmesine karfl› Maocu gerillalar›n eylemleri. Nepal’deki sol partilerin en büyü¤ü olan Birleflik Halk Cephesi(UPF) aç›klamas›nda, monarflinin ülkedeki demokrasiyi öldürdü¤ünü, buna izin vermeyeceklerini söyleyerek hedefini ortaya koyuyor. Gerillalar da, monarflik anayasan›n insanl›k d› fl› bir uygulama oldu¤u gerekçesiyle ve buna muhalefet amac›yla eyleme geçtiler. Yaklafl›k 18 ayd›r eylemlerini sürdüren gerillalarla hükümet güçleri aras›nda ç›kan çat›flmalarda 113 kifli öldü. Gerillalar da, yasal sol partiler de, amaçlar›n› insan haklar› ve demokrasi söylemiyle ifade ediyorlar. Bu, bizim için bir yenilik de¤il. Bizim aç›m›zdan dikkate de¤er olan ise, t›pk› 96 zindan direnifllerinde Tuzla iflçisinin yapt›¤› gibi, siyasal nedenlerle eyleme geçen iflçilerin varl›¤› ve gösterilerin militan niteli¤idir. Onlara önderlik etmeye çal›flanlar taraf›ndan, “üretimden gelen güç”, “demokrasi mücadelesi” fleklinde k›s›tlanaca¤› kesin görünen iflçiler, yine de dünya devrimcilerinin dikkatini hakediyor. J


18

Say›: 15 P Eylül ‘97

Sadece Olumlu Deneyimlerden De¤il, Olumsuzlardan da

B

ölgemizde Devrimci Parti Güçleri faaliyetinin toparlanmas› ve DAB-SEN üzerinden siyasal alan çal›flmas›n›n pratik ön ad›m› olarak ortaklaflaca¤›m›z ve muhataplar›m›zla buluflaca¤›m›z bir piknik düzenlemeyi hedefledik. Bununla ilgili kollektif olarak etkinlik gününe yönelik bir programla çal›flmalara bafllad›k. Tasarlanan yaklafl›k 100 kiflilik bir piknikti. Bu say› mahalle çal›flmalar›m›zdan ve di¤er birebir iliflkilerimizden ç›kart›lm›flt›. Mahalle çal›flmalar›m›z oldukça iyi gitmiflti; hem piknik için hem de daha sonra sürdürmek istedi¤imiz iliflkilerimiz için; gitti¤imiz insanlar sömürüyü oldukça yo¤un yaflayan insanlar, yaflad›kça da bunu kendilerine yans›tan insanlar ev içine, efllerine, çocuklar›na yaflam› daha da olumsuzlaflt›ran sistemi kendisine daha da yabanc›laflt›rd›¤› insanlard›. Ama yine de bu olumsuzluklar›n ortas›nda bize yaklafl›mlar›, bizimle tart›flmalar› çok s›cakt›; sorunlar›n› anlat›rken içtenlikleri bize karfl› tüm sorunlar›n›n, yaflamdan b›km›fll›klar›n›n ortas›nda umut doluydu. K›sa sürede kaynaflma yafland›, bütün dertlerini sorunlar›n› umut dolu bir beklentiyle arka arkaya s›ralad›lar. Ayr›l›rken de en k›sa sürede piknik olmak üzere tekrar görüflmek istediklerini, s›ms›k› sar›larak tüm içtenlikleriyle belirttiler. Pikni¤e yönelik di¤er çal›flmalar; yiyecekler, piknik alan›, yer sorunu, gidifl-gelifl asl›nda gereksiz gibi görünse de, bütün bunlar bizim yapt›¤›m›z çal›flmalar›n bir parças›yd›. Son hafta özellikle yo¤unlaflarak yaflad›¤›m›z bu olaylar heyecan›m›z›, motivasyonumuzu bölgeye yönelik çal›flmam›z› artt›rd›. Bütün yoldafllar›m›z farkl› farkl› ifllerle dayan›flma içinde kollektif bir çal›flma yürüttüler. En küçük ayr›nt›lar› bile düflünüp piknikteki zaman›m›z› en iyi de¤erlendirmeyi hedeflemifltik. Yiyeceklerin büyük bir k›sm› evlerde haz›rland›, pikni¤i de iki aflamal› yapmay› planlad›k. Birinci bölümde bütün kat›l›mc›lara yönelik DAB-SEN tart›flmas›, ikinci bölümde bütün kat›l›mc›lara yönelik Devrimci Parti Güçleri kat›l›m›n›n sa¤land›¤› tart›flma bölümüydü. Bu bölümler aras›nda yemek molas› verilecekti. ‹kinci bölümde di¤er kat›l›mc›lar›n s›k›lmamalar›, daha canl› iliflkilerin gelifltirilebilmesi için müzik grubu getirmeyi planlad›k. Piknik sabah› herfleyi ayr›nt›lar›yla planlad›¤›m›z› düflünürken her fley ters gitmeye bafllad›. Önce otobüsler belirlenen yerlere belirlenen saatlerde gelmediler. Belirlenen saati 2 saat aflan bir süreyle otobüslere ulafl›l›p, gelecekleri toplamaya bafllad›k. Gelecek iliflkilerimizin bir ço¤u da belirlenen bölgelerde yoktu. Bütün olanaklar kullan›larak ulaflmaya çal›flt›klar›m›z›n bir ço¤unun da farkl› mazeretlerle gelemeyeceklerini ö¤rendik. Böylece de piknik alan›na hedefledi¤imizden daha az say›da ve 3 saat sonra ulaflabildik. Neyse ki birinci bölümün tüketilmesi iyi bir flekilde sa¤land›. Ama hava flartlar› pikni¤imizin ikinci bölümünün yap›lmas›n› engelledi. Buradan ç›kartabilece¤imiz en büyük deneyim, herhalde piknik alan›na kadar bizim d›fl›-

m›zdaki geliflmeler olmamal›yd›, tabii ki hiç önemsiz de¤iller, bir çal›flmada bizim farkl› yöntemler gelifltirmemize yol gösterici olmamal›lar. As›l sorun bizim kendi davran›fl fleklimizde idi. Bizim piknik alan›na ulaflt›ktan sonra hemen oraya hakim olamama refleksimiz kötüydü. Komünistlerin iyi birer teoriyle donat›lm›fl robotlardan de¤il, bunlarla birlikte bulundu¤u ortama hemen hakim olabilecek, farkl› geliflmeler karfl›s›nda çözüm üretebilecek inisiyatif sahibi unsurlardan oluflmas›n› hedeflerken, belki de böl-

gemizde birçok fleyi ilk defa yap›yor oluflumuzdan böyle bir bocalama geçirdik. Bu olumsuzluklar›n herhalde en güzel yan› piknik akflam› yoldafllar›m›zla yapt›¤›m›z de¤erlendirmeydi. ���lk masaya oturdu¤umuzda herkesin morali çok bozuktu, tart›flma çok kötü biçimlendi. Ama k›sa sürede piknikte yapt›¤›m›z hatalar› masaya yat›r›p de¤erlendirmemiz, sonuçlar›ndan kendi kollektif çal›flmalar›m›za yönelik aç›l›mlar üretmemiz bizim için önemliydi. Tüm çal›flmalar›m›z›n bunlar›n da deneyimleriyle zenginleflece¤ine eminiz. Birbirimizin eksi¤ini arayan, tüketen de¤il, eksikliklerimizi bilince ç›kartarak gelifltiren kollektif bir çal›flmay› flekillendirmeliyiz. Bursa'dan Devrimci Parti Güçleri

S›n›f›n Görülmeyen Bir Kesimi: ‹nflaat ‹flçileri ‹flçi s›n›f›n›n "görülmeyen kesimleri"nin önemli bir bölümünü inflaat sektöründe çal›flan iflçiler oluflturuyor. ‹zmir'de bu sektörde çal›flan yaklafl›k 200.000 iflçi mevcut. Bu da yaklafl›k 800.000 kiflinin geçim kayna¤›n› oluflturuyor. Bu çal›flanlar›n büyük bir k›sma Kürdistan'dan zorla göç ettirilen veya yine Kürdistan'dan gelen mevsimlik iflçilerdir. Ço¤u iflsiz ve okuma yazma bilmeyen bu iflçiler için inflaat sektörü en çok tercih edilen sektör konumunda. ‹flçiler daha çok yevmiye hesab›yla çal›fl›r ve paralar› haftal›k veya ayl›k olarak ödenir. Belirlenen ücretler yazdan yaza art›fl gösterir. Çünkü yaz›n ifllerin artmas›na ra¤men iflçiler azal›r, mevsimlik iflçiler memleketlerine dönerler. Ve iflçiler ancak böyle avantajl› bir konumdayken yevmiyelerini artt›rabilirler. Çal›flma koflullar› son derece elveriflsiz ve a¤›r olan bu iflçiler asgari ücretin biraz üzerinde para al›rlar. Buna yol ve yemek masraflar› ço¤u yerde dahildir. Geriye kalan para ancak fiziksel ihtiyaçlar›n› karfl›lamaya ve yeni iflçilerin yetiflmesine yetmektedir. Yasal prosedürde sigorta ve sendika haklar› olan inflaat iflçileri sendikas›z ve sigortas›z çal›flt›r›lmaktad›r. Özellikle de son y›llarda uygulanan fason üretim yöntemiyle bu haklar daha çok gaspedilmifltir. Müteahhit mülk sahibinden inflaat› al›p, projeyi çiziyor ve inflaat› mesleklere bölüp, ikinci bir ele (kalfaya) veriyor. Böylece çal›flanla-

r›n sigorta ve sendika sorunlar›yla u¤raflm›yorlar. ‹flçi s›n›f›n›n di¤er sendikas›z, sigortas›z ve örgütsüz kesimleri gibi inflaat iflçileri de, sigorta, sendika ve di¤er ekonomik, siyasal taleplerini yükseltmek ve s›n›f savafl›m›nda hakettikleri yerde olmak için, s›n›f›n di¤er kesimleriyle dayan›flmaya ve örgütlenmeye gitmelidirler. Bu noktada DAB-SEN önemli bir araç olarak görülmelidir. Bu saflarda, ayn› sorunlarda ortaklaflt›klar›, s›n›f›n di¤er kesimleriyle omuz omuza ve örgütlü bir tarzda mücadele verdikçe, s›n›f düflmanlar›n›n karfl›s›na da tek yumruk halinde ç›kacak ve onlar› hakettikleri yere, tarihi çöplü¤üne atabileceklerdir. Yap›c›lar bu dinami¤i fazlas›yla bar›nd›rmaktad›r. fiimdiye kadar s›n›f›n bu kesimine cid di olarak e¤ilinmedi¤i (hatta görülmedi¤i) gerçe¤ini ak›lda tutarak komünsitler dikkatlerini buraya yo¤unlaflt›rmal›d›rlar. Devrimci partinin inflas›na yap›c›lar› da katmak, komünistlerin ödevi olmal›d›r. Tam ücretli, 6 saatlik iflgünü, 4 vardiya! Sendikas›z bir tek iflyeri, sigortas›z bir tek iflçi kalmas›n! Özgürlük savaflan iflçilerle gelecek! Yoldaflça selamlar, çal›flman›zda baflar›lar. ‹zmir'den Devrimci Parti Güçleri

DEVR‹MC‹ PART‹ GÜÇLER‹

KOMÜN‹STLER NE ‹Ç‹N, NASIL MÜCADELE ETMEL‹?

NED‹R, NE DE⁄‹LD‹R?

- Amaç, ‹lke ve Öncelikler Üzerine Bir Platform Önerisi BROfiÜRLER‹ 4

kitaplar›


19

Say›: 15 P Eylül ‘97

Erdal Y›ld›r›m'›n ‹kinci Ölüm Y›ldönümünde "Devrimcilerin” Ürkütmeyen Dayan›flmas›

A

nkara-Keçiören MHP'li belediyesinin "A tak›m›" diye bilinen “koruma” süsü verilmifl silahl› köpeklerinin katletti¤i Erdal Y›ld›r›m, 30 A¤ustos'ta önce Karfl›yaka mezarl›¤›na daha sonra da Ovac›k'a gidilerek an›ld›. Anmada, solun renkli yelpazesindeki k›z›l›ndan pembesine kadar her renk unsurun bulunmas›na ra¤men, hakim olan tek renk; burjuvalar›n demokrasisine raz› olan “bar›flç›” renkti. “Biz sizin seçmeli terörünüze, iflçilere yönelik ideolojik ekonomik sald›r›lar›n›za, kölelik düzeninize raz›y›z, yeter ki savafl olmas›n” diyen bar›flç›lar, hakl› savafllar›n da oldu¤unu unutup, bu savafllar› ellerinin tersiyle iterken, bütün savafllar› ayn› kefeye koyan siyasetlerini, anma eyleminde de varetmeye çal›flt›lar. Ayn› zamanda böyle bir siyasetin do¤al sonucu, politika ve eylemliliklerde devrimci durufltan ödün verilirken, bar›flç›lar, di¤er devrimcilere de s›n›f savafl›ndan, devrimci savafltan uzak durmalar›n› ö¤ütler nitelikteki tarzlar›n›, eylem sonunda "bu günü bize yak›flt›¤› gibi, olays›z biçimde" bitirdi¤imiz için teflekkür ederek ortaya koydular. Eylem boyunca da, belirlenen sloganlar d›fl›ndaki sloganlar› atmama ça¤r›lar›n›n as›l nedeni, düzeni ve disiplini sa¤lama amac›ndan çok, bu ça¤r›y› yapanlar›n ya düzeniçi muhalif olma geleneklerinden, ya da s›¤›nd›klar› yasal mevzilerin bask›s›ndan kaynaklan›yor olsa gerek. Zaten önemli olan; at›lan sloganlar›n eylem komitesince belirlenen listede olup olmad›¤› de¤il de "bar›flç›" çizgide olup olmad›¤›yd›. "Kitleler ürküyor" k›l›f› alt›nda, asl›nda kendilerinin devletin tepkisinden ürktüklerini gizlemeye çal›flmalar›n›, bu ürkekli¤in ve "güç"(!)leri-

nin de etkisiyle devletin sansürcü tutumlar›n› aratmayan yasakç› tav›rlar›n› acaba kendileri devrimci kimlikleriyle ba¤daflt›rabiliyorlar m›? Böyle bir çeliflkiyi anlamak yerine, kendilerini, pratikte somutlayamad›klar› devrimci duygular›n›, "vur silah› beline emperyalizme karfl›" türünden Dev-Genç radikalli¤iyle tatmin etmeye çal›flmalar› da eylemdeki baflka bir gerçeklikti. ‹flin as›l ilginç taraf› ise, eylemde, halkevlerinden devrimcileri kovanlar›n, alanlarda, parti binalar›nda devrimcilere sald›ranlar›nn, hiç utan›p s›k›lmadan "yaflas›n devrimci dayan›flma" slogan›n› atmalar›, att›rmalar›yd›. "Devrimci dayan›flma" belli tarihlerde ak›llar›na gelenlerin, slogan atarak dayan›flt›klar›n› sananlar›n, dayan›flmadan, herkesin kendilerine eklemlenmesini anlayanlar›n kafalar›ndaki sahte dayan›flmay› tekrar sorgulamalar›n› öneririz. fiunun da fark›nday›z ki, bu öneriler ancak komünist siyaseti var edebilecek, eylemli politik hatt›n, söylenenlerle yap›lanlar aras›nda bir çeliflkiye izin vermeyecek örgütlülü¤ün süreklili¤i korundu¤u sürece, dönüfltürücü biçimiyle yerlerine ulaflacakt›r. Erdal Y›ld›r›m'› anma eyleminde, at›lan farkl› sloganlarla farkl› bir yerde durulabilece¤i ya da bu farkl›l›¤›n sonradan toparlayabilece¤imiz bir etki yarataca¤› yan›lsamas›na kap›lmad›k. Ancak böyle bir yan›lsama kadar tehlikeli olan; tan›mak, fikir edinmek ad›na beklemecili¤in batakl›¤›na gömülmektir. Yaln›zca planl›, programl› çal›flmalar bekleyifllerden s›yr›lman›n garantisidir. Ankara’dan Devrimci Parti Güçleri

Bar›fl Treni ve “Kirli Savafl” Á

Bafltaraf› 5. Sayfada

retli kölelikten, sömürülmekten baflka seçene¤i olmayan iflçilerden, her alanda örgütlü zordan baflka bir fley olmayan bu düzenin kirlili¤i, ne silahlar›nda ne de bunlar› kulananlardad›r. Varl›¤›n› y›¤›nlar›n üzerinde, silahl›, silahs›z sömürü, ulusal bask› ve ayr›mc›l›k üzerine kurmas›ndad›r kirlilik. Bu da, olsa olsa proleter y›¤›nlar›n ve ezilen uluslar›n bu sömürüye karfl› zora ve fliddete dayal› mücadelelerini hakl› k›lar, baflka birfleyi de¤il. ‹flte devrimcilerin savafllara bak›fllar› da burada belirginleflir ve farkl›lafl›r. Hakl› savafllar, bask›ya ve sömürüye maruz kalan ezilen uluslar›n ve proleter y›¤›nlar›n , taraf oldu¤u, burjuva devleti karfl›lar›na ald›klar› savafllard›r. Haks›z savafllar ise, emperyalist devletlerin, paylafl›m için birbirleri aras›nda, yine yoksul kesimlerin s›rt›ndan yürüttükleri bo¤azlaflmalar, zora fliddete dayal› ç›kar çat›flmalar›d›r. Hakl› savafllar, nadir olarak da olsa kimi devriimcilerin yay›n organlar›nda yeralsa da, devrimci örgüt ve siyaset hedefiyle, amaçl› ilkeli bir çal›flmadan yoksun olan devrimci hareket için siyasetlerinin temel kavramlar›ndan biri haline gelmemifltir. Devrimci hareketin kimi kesimleri, kontrgerillan›n, çetelerin savafl tarz›n› kirli buluyorlar. Savafl›n tarzlar›na (iflkence, infaz, göçettirme, köyleri ve ormanlar› yakma gibi) kirli der-

sek e¤er, Cenevre Antlaflmas› ile savafllar› temizleyenin burjuvalar›n kendisi olduklar›n› da kabul etmifl oluruz. Çünkü Cenevre Antlaflmalar›yla savafl›n sözde kirli yöntemleri, temizlenerek “standartlar”a s›¤d›r›lmaya çal›fl›lm›flt›r (savafl tutsakl›¤›, yarg›lanma, sivil bölgelerin korunmas› haklar› gibi). Elbette ki, bunlar›n hepsi, burjuvazinin kendisinin o gün uygulamad›¤› gibi, bu gün de uygulamad›¤› ka¤›ttaki mürekkep lekeleri olarak kalm›flt›r. E¤er böyle yöntemlere maruz kalanlar›n, hep ezilen y›¤›nlar oldu¤u söylenmek isteniyorsa, devrimcilerin bu yöntemleri elefltirmek yerine, ortak geleneklerinin miras› olan kavramlara sahip ç›karak, bu yöntemleri kullananlar› ve neden kulland›klar›n›, hangi s›n›f›n ç›kar›na ve ne için kulland›klar›n› y›¤›nlara aç›klamakla sorumludurlar. Aksi durum, onlar›n bilinçlerini bu land›racakt›r ki, bu da devrimci siyaset olamaz. Devrimci hareketin baz› kesimleri de, kirlili¤in nedenini, süren savafltan ç›kar› olanlarla, bu savafla karfl› olanlar›n çat›flmalar›na ra¤men, savafl›n, bölgedeki çetelerin ç›karlar›na hizmet etmesi için sürdürüldü¤ünü öne ç›karmaktad›rlar. Onlara göre burjuvazinin baz› bölükleri, hem talan etmekte, yak›p y›kmakta, hem de silah, uyuflturucu ticaretiyle bölgeyi ekmek tekneleri olarak kullanmaktad›rlar. Ya ne beklenmektedir, burjuvaziden? ‹flçi s›n›f›n› aç›kça, silahlar› ve çeteleri

YAKINDIR Birgün ellerimizde K›z›l bayraklarla s›n›rs›zca yürüyece¤iz meydanlara ulaflacak ad›mlar›m›z komünist bir dünyaya Fabrikalardan varofllardan gelece¤iz, ak›n ak›n nas›rl› ellerimizle, s›n›f kinimizle gelece¤iz tereddütsüz burjuvaziyi yeryüzünden silmeye Yak›nd›r proletarya, yak›nd›r yoldafllar partimizle gelece¤iz k›z›lca k›yamet kopacak k›z›la boyanacak dünya en gür sesimizle söyleyece¤iz enternasyonali yak›nd›r yoldafllar, yak›nd›r proletarya kuraca¤›z komünizmi. Bir Maya Okuru kullanmadan, sömürerek, talan ederek, onlar›n yaratt›¤› de¤erlerle kendini zenginlefltiren burjuvazinin sömürü yöntemi daha m› temizdir? Silahl› çeteleri, “yeflil”leri mi olmas› gerekir mutlaka? Savafllar› hakl›-haks›z de¤il, kirli ve temiz, devleti ve sömürüyü temiz-kirli diye ayr›ma tabi tutan politikalar, iflçi s›n›f›n›n politikas› de¤il, burjuva politikalar›d›r. Bunlar› ister “çözüm sosyalizmde” diyerek, ister “s›n›fa karfl› s›n›f” diyerek söyleyin, politikalar›n›z, yani varl›¤›n›z bu çözümü getirmez. Aksine burjuvazinin kanal›na akar. Devrimci saflarda, siyasette netleflme ihtiyac› acilleflmektedir. Savafla Karfl› S›n›f Savafl› Tüm bunlar›n sonucunda bar›fl treninin, s›n›f savafl›nda iflçilerin mevzisinden gelmedi¤i ortadad›r. Hele amaçl› ve bu amaca hizmet eden araçlar›, burjuva devletin manevralar›na karfl› ustaca kullanacak, y›¤›nlar›n devrimcileflmesine, eylemlilik içinde onlar› yönlendirip, onlara önderlik ederek sa¤layacak devrimci örgütün ve siyasetin yoklu¤u koflullar›nda, bu trenin hofl gelmeyece¤i, vagonlar›nda kimlerin olaca¤›, hangi saflara güç tafl›yaca¤› ortadad›r. “Savafla karfl› s›n›f savafl›” belgisini yükseltmek, kirli bar›fla karfl› ç›kmak, her ulustan iflçi s›n›f›n› bu bilinçle donatmak, devrimci s›n›f siyasetinin olmazsa olmaz koflulu olmaya devam ediyor. J


Say›: 15 P Eylül ‘97

Komünist Enternasyonal’in Kurucu Üyesi TKP’yi Komünist Gelene¤imizin Bir Parças› Olarak

Kavgam›zda Yaflataca¤›z! 10 EYLÜL

1920. Bu tarih, yaflad›¤›m›z topraklarda ilk komünist filizlenmenin, Türkiye’li komünistlerin örgütlü politik savafl›ma ad›m att›klar› tarih. TKP’nin kuruluflunun üzerinden 77 y›l geçti, TKPad›, onun kurucular› 15’ler ve Mustafa Suphi ad› hep yaflad›. Ama, 77 y›l önce kurulan TKP’nin çizgisi ise, adeta onun kurucusu 15’lerle birlikte Karadeniz’e gömüldü. Geçen 77 y›lda ve hala günümüzde, TKP ad›n› kullananlardan, TKP’nin kuruluflunu komünist gelene¤in bafllang›c› ilan edenlerden, kurulufl tarihini TKP’nin kurulufl tarihi ile ayn›laflt›ranlara kadar, görünüfle bak›l›rsa TKP’nin mirasç›lar› boldur; ama hala bu topraklarda TKP’ye damgas›n› vuran çizginin savunucusu bir komünist önderlik yok. Bu çeliflkili durum, TKP’nin çizgisinin anlafl›lmamas›ndan öte, o çizgiyi, ayn› flekilde Ekim Devrimi ve Bolflevik gelene¤i de toprak alt›na gömen bir gelene¤in kökleflmifl olmas›yla iliflkilidir. TKP ‹kinci Enternasyonal oportünizminden kopan Bolflevizm’in tüm dünya dillerinde telaffuz edildi¤i, dünyay›sarsan Ekim Devrimi’nin baflar›s›n›n zirvelerde oldu¤u bir dönemde, Bakü’de yap›lan kongrede kuruldu. Do¤al olarak çizgisinde Bolflevizm’in ve Ekim Devrimi’nin dersleri belirleyici bir rol oynuyordu. Bu çizgiyi gölgeleyen tek damar ise, bugün de devrimci hareketin bafl›na musallat olan ulusal damard›. Bu ulusal damar, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluflunda emperyalizme karfl› tutumun abart›lmas›, dolay›s›yla, TC’nin kurucular›na içten bir sempatinin beslenmesini beraberinde getiriyordu. Bu abartma ve sempati, Mustafa Kemal’in Türkiye’ye gelin davetinin de kabul edilmesini ve kurulan tuzakla TKP kurucular›n›n katledilmesi sonucunu da yaratt›. O günden bu yana da Kemalizm’in, olanlardan ders ç›karmayan devrimci hareketteki etkisi adeta çok yönlü olarak kronikleflti. Di¤er fleyler bir yana, TKP çizgisine damgas›n› vuran iki temel yaklafl›m vard›. Bunlardan biri enternasyonalizm, di¤eri ise, devrim program ve stratejilerini ›kinci Enternasyonal’in determinist-ekonomist bak›fl› temelinde belirleyen gelenekten kesin bir kopufl ve aflamac›l›¤›n reddi idi. TKP’nin enternasyonalizme bak›fl›, en baflta tek bir homojen çizgiye, tek bir ortak disipline sahip komünist bir dünya partisinin varl›¤› ve bu partinin uluslararas›sovyet cumhuriyetinin kurulmas› hedefinin merkezine oturtulmas›yd›. Bugün en-

ternasyonalizmi, “halklar›n kardeflli¤i”ne, ezilen uluslarla dayan›flmaya, türdefl olmayan partilerin uluslaras› örgütlenmesine, partiler aras› fikir al›flverifline indirgeyen yaklafl›mlarla karfl›laflt›r›ld›¤›nda özellikle öne ç›kart›lmas›gereken bir boyut tafl›yor. Ayn› flekilde, 77 y›l sonra, hala üretici güçlerin gerili¤i, demokrasinin yoklu¤u, emperyalizme ba¤›ml›l›k vb. gerekçeleriyle demokratik devrim stratejisini savunanlar›n, devrimci-demokratik cumhuriyet fikrini bir saplant› haline getirenlerin, uluslararas› devrimin hayalini bile kurmaktan yoksun ulusal devrimcili¤in egemen oldu¤u dünya ve ülke koflullar›nda ulusla-

raras› sovyet cumhuriyetine ba¤lanacak bir sovyetler iktidar›n› savunan TKP’nin programatik bak›fl›, komünistler için hala da güncelli¤inden bir fley kaybetmeyen bir k›z›l bayrak özelli¤ini tafl›yor. Bizler, dün oldu¤u gibi, bugün de devrimci hareketi etkisi alt›nda bulunduran ulasal devrimcilikle, ekonomist-aflamac› devrim kavray›fllar›yla hesaplaflma içinde, devrimci bir önderli¤i yaratma iddias›nda olan komünistler olarak, bu gelene¤i canland›rarak yaflatmay› boynumuzun borcu olarak görüyoruz. Kavgalar› kavgam›z, bayraklar› bayra¤›m›zd›r! J

TKP 1920 PROGRAMI’ndan fiEKL-‹ HÜKÜMET “1- Mutlaki idarelerde iflçi halk müstebit hükümdar ve memrlar›n zmü alt›nda ezildi¤i gibi demokratik denilen meflruti hükümetlerde de idare parlamentarizm ve halkç›l›k nam› alt›nda imtiyazl› tabakalar, yine vali ve hanlar›n temsil ettikleri zenginler elinde inhisar haline giriyor. Amele ve rençber s›n›flar, imtiyazl› sermayedarlar s›n›f›n›n menfaatine alet oluyorlar. 2- Amele ve rençber fluralar cumhuriyeti ise, emek sarf etmeksizin yaflayan tufeyli s›n›flar hariç olmak üzere halk›n çoklu¤unu etraf›nda toplayarak iflçilerin iflleticiler taraf›ndan soyulmas›na niyayet verecek her türlü çareleri temin eder. firalar cumhuriyeti hükümet ve k›z›l ord teflkilat›yla kapitalizm ve emperyalizmin proletarya s›n›flar›yla mazlum milletleri saran esaret zincirlerini k›rarak haricen milletler aras›ndaki kardeflli¤i geniflletmeye, dahilde ise bütün varl›¤›yla f›kara ve iflçi halk aras›nda medeni ve hayati yeni bir devir açma¤a liyakat ve iktidar gösteren, s›n›flar› ortadan kald›rarak her türlü harp ve k›tal gailelerini azat, münevver ve mesut bir istikbale do¤ru götüren kapitalizm ile komünizm aras›ndaki devr-i intikale ait, muvakkat bir flekl-i hükümettir. 3- F›rka, halkç›l›¤›n en yüksek bir flekli olan amele ve rençber fluralar cumhuriyetinin tesisi yolnda yorulmaks›z›n çal›flmak ve bunun için evvel emirde tebligat ve neflriyat› ile ma¤dur s›n›flar›n hakimiyetlerini temsil eden bu flekl-i hükümeti kendilerine sevdirme¤i vazife bilir.”

PROGRAM Üzerine Mustafa Suphi’nin Konuflmas›’ndan “F›rkam›z azatl›¤› yolunda beynelmilel itimai inkilap hareketine istinad zaruretin tenvir etti¤i iflçi halk›m›z aras›ndaki teflkilat›n› da beynelmilel esasta yapma¤a mecburdur. F›rkam›z Türk amele ve rençberlerini mütaass›p ‹ttihad ve ‹tilafç›lar veya hain Sosyalistler tesiri alt›ndan kurtarma¤a ne derece mecbur ise, Türkiye’de yaflayan Rum, Ermeni, Kürt milletlerinin ma¤dur s›n›flar›n› da Etniki Eterya, Taflnak veya Bedirhan teflkilatlar›ndan ay›rarak menfaat ve maksad› müttehid bir s›n›f halinde hem dahili tufeylilere, hem de istilac› harici kvvetlere karfl› birlefltirip ayakland›rmak vazifesiyle mahmuldür.(Alk›fllar) F›rkam›z ne nam alt›nda yaflarsa yaflas›n,bu idraka mazhar olmad›kça beynelmilel mübareze cephesinde ifl görme¤e ve ‘Enternasyonal’ muhitinde kuvvetli müteneffiz bir mevki tutma¤a liyakat kazanamaz. ‹çtimai inkilap gibi; inkilab›n bütün bütün dünya burjuvazyas›na galibiyetten ç›kan komünizm tatbikat› da beynelmilel mahiyeti haizdir. Bu istihsal›n geçirdi¤i son inhisar devrinin bir netice-i zaruriyesidir.... Bizim program›m›za mukaddeme olarak tavzih tetebbuuna muhtaç oldu¤umuz maddelerden biri de, Türkiye gibi Avrupa kapitalizminin pençesinde ezilen memleketlerin burjuvazya demokratl›¤› ile kurtulmaya muvvaffak olmayaca¤› meselesidir....”

Sömürgeler Sorunu Üzerine Hilmi O¤lu Hakk›’n›n Konflmas›’ndan “Sermayenin beynelminel karakterine ve beynelminel tahribat›na karfl› beynelminel bir cephe vücuda getirmek! ‹flte Komünizmin ilk fliar› ve temel tafl›. Türkiye’nin kurtuluflu, dünyan›n kurutuluflu ile, yani sermayenin mahvedilmesiyle kabil olabilir. Türkiye proletaryas›n›n dünya proletaryas› saflar›nda mevki almas›, yaln›z kapitalizme karfl› aç›lan cidalde zafere do¤ru at›lm›fl yeni bir ad›m say›lmakla kalmaz! O ayn› zamanda tarihi bir uyan›fl, yeni bir idrak de ifade eder.” J


15